{"url": "https://cokokuyancokgezen.com/1-gece-2-gun-midilli-gezi-rotasi", "text": "Midilli Adası, Ayvalık'ın hemen karşısında, Kuzey Ege'de, İstanbul'dan ulaşması kolay, Yunanistan'ın güzel adalarından biri. Biz de bir hafta sonu İstanbul'dan çıkıp Midilli'yi gezelim diyerek yola çıktık. Kısa olsa da çok güzel geçen 1 gece 2 gün Midilli gezi rotası bu yazıda sizi bekliyor. Midilli'ye gezmek için daha fazla zamanınız varsa Midilli'de gezilecek yerler yazıma göz atabilirsiniz. Yolculuğumuzun ilk bölümü İstanbul'dan Ayvalık'a ulaşmak idi. İstanbul'dan kendi aracınız ile gelebileceğiniz gibi otobüs ile de Ayvalık'a gidebilirsiniz. Biz gece araba kullanmak istemediğimiz için otobüs seçeneğini tercih ettik. Akşam 22:30 gibi İstanbul Alibeyköy'den kalkan otobüsümüz 05:30'de Ayvalık otogara ulaşmıştı. Bir sonraki otobüs ile de gelebilirsiniz, biz biraz erken geldik. Ayvalık otogarından Ayvalık Limanı'na minibüsler gidiyor. Sabah 06:00 gibi çalışmaya başlıyorlar. Biz de minibüse binip limana ulaştık. Minibüs biraz fazla dolaşıyor, mesafe kısa olmasına rağmen yolculuk yarım saati bulabiliyor, planlamanızı ona göre yapın. Otogardan taksi ile de limana geçebilirsiniz. Ayvalık Liman'a gelince tam karşıda Turyol ve Jalem Tur firmalarının ofisleri yer alıyor. Biletinizi bu ofislerden veya internetten alabilirsiniz. Turyol feribotu arabalı, Jalem Tur ise sadece yolcu alıyor. Ayvalık'tan Midilli'ye feribot ile kendi aracınız ile veya yaya olarak gidebilirsiniz. Feribot biletinizi; Turyolonline. com üzerinden veya Ayvalık Limanı ofisinden alabilirsiniz. Tek kişi bilet ücreti tek yön 20 , gidiş-dönüş 30 . Diğer fiyatlar için Turyolonline. com'a bakabilirsiniz. Biletinizi hallettikten sonra limana gelip, Türk Vatandaşları için geçerli olan 2022 yılı için 150 TL yurtdışı çıkış harcınızı ve bireyler için 15 TL liman vergi verginizi ödemeniz gerekiyor. Midilli'ye gitmek için; geçerli bir pasaportunuz ve şengen vizeniz olmalı. Eğer yeşil pasaportunuz varsa vizesiz gidebilirsiniz. 2019 yılına kadar geçerli olan kapı vizesi uygulaması şu an maalesef yok. Feribotun içinde kapalı alanda veya üst katında açık alanda seyahat edebilirsiniz. Arabalı feribot ile yolculuk yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Feribot sabah 09:00'da Ayvalık'tan; akşam 18:00'de Midilli'den kalkıyor. Daha fazla detaya ulaşmak için Midilli'ye Nasıl Gidilir? yazıma göz atabilirsiniz. - Adayı gezmek için otomobil veya motosiklet kiralamak en kolay ama en pahalı yol. Midilli'ye ilk gidişimde Golden Sun firmasından scooter kiralayarak, ikinci gidişimde ise Discovery firmasından araç kiralayarak gezdim. 2019'da 4 gün için scooter kirasına 70 Euro, 2022'de ise 2 gün araba kirasına 100 Euro verdim. - Ayvalık'tan Turyol feribotu ile kendi aracınız ile adaya gelebilir, böylece rahatça adayı gezebilirsiniz. - Adayı gezmenin bir başka yolu ise toplu taşıma kullanmak. Şehirlerarası otobüsler çok sık olmasa da var. KTEL LESVOS internet sitesinden saatlere ve fiyatlara bakabilirsiniz. Mesela Mitilini'den Molivos'a hafta içi günde 3, hafta sonu 2 otobüs var, 6,90 fiyatı. - Son seçenek ise Ayvalık kalkışlı turlara katılmak. Turyol internet sitesinden tur seçenekleri ve fiyatlarına bakabilirsiniz. Ayvalık'tan sabah 09:00 feribotu ile yola çıkıp ertesi gün akşam 18:00 feribotu ile döndüğümüz 1 gece 2 gün Midilli gezi rotası aşağıda detayları ile yer alıyor. Bizim adayı gezmek için tercihimiz araç kiralamak oldu. Feribottan indiğimiz yerden kiraladığımız araç ile hemen yola koyulduk ve adanın kuzeyine doğru ilerlemeye başladık. İlk durağımız kaplıcaları ile ünlü Thermi Kasabası'nın çıkışında bulunan ve terkeldilmiş bir otel olan Sarlitza Sarayı oldu. Feribottan indiğimiz Mitilini şehrine sadece 11 km mesafede bulunan otel, Osmanlı Dönemi'ne ve sonrasında lüks bir spa oteli imiş, Yunanistan'daki ekonomik kriz döneminde kapanmış ve terkedilmiş. Thermi limanına bakan manzarası ile eminim çok güzeldi. Thermi Kasabası'nda Roma Dönemi'nden kalan bir Artemis Tapınağı ve hamam kalıntılarına da rastlanmış. Bu bölge tarih boyunca kaplıca olarak kullanılmış. Sarlıca Oteli'nden sonra deniz kıyısından biraz içerilere doğru devam ediyor ve Midilli Adası'nda süt ve süt ürünleri ile meşhur köyü olan Mantamados'a gidiyoruz. Köy Mitilini'ye 35 km mesafede. Adını \"Manda\" dan alan köyün meydanı ve çevresindeki kafeler çok şirin. Buradaki mandıralardan peynir veya yoğurt alabilirsiniz. Adada çok popüler olan ballı yoğurt yemek için doğru adres. Meydandaki Aziz Vasili Kilisesi de çan kulesi ile meydanı güzelleştiriyor. Mantamados'un meşhur olmasının asıl sebebi ise Taksiyarhis Manastırı. Burası dünyada insan kanı ile yapılmış tek ikonaya ev sahipliği yapması ile meşhur. Acıklı bir hikayesi var. 10. yüzyılda ada sık sık korsan saldırılarına uğruyormuş. Rahipler korsan saldırılarından korunabilmek için denizden uzakta bir tepeye manastırlarını inşa etmişler ancak korsanlardan kaçamamışlar. Bir gece manastırı basan korsanlar 39 rahibi öldürmüş, sağ kalan tek rahip korsanlar gittikten sonra diğer rahiplerin kanı ile ıslanmış toprak ve mum kullanarak Baş Melek Mikail'in ikonasını yapmış. Taksiyarhis Kilisesi, dünyada Baş Melek Mikail'e adanmış 140 kilisenin merkezi kabul edilmesi nedeniyle de hristiyanlar için özel bir yere sahip. Nobel ödüllü yazar, gazeteci ve bilim adamı Stratis Myrivilis'in doğduğu köy olan Sikaminia dik bir yamaca kurulmuş, taş evlerinin ve arnavut kaldırımlarının güzelliği ile dikkat çeken bir köy. Sikaminia adını köydeki dut ağaçlarından almış. Köyde bulunan Folklor Müzesi ziyaret edebileceğiniz yerler arasında bulunuyor. Midilli Adası'nda pek çok yerleşim tepede ve sahil kıyısında olmak üzereye ikiye ayrılmış durumda. Köy isimlerinin önünde Skala yazıyorsa bilin ki orası köyün sahil kesimi. Bizdeki aşağı/yukarı gibi. Sikaminia köyünün sahil kesimi de Skala Sikaminia. Mitilini merkeze 49 km, yukarı köyden yaklaşık 4 km. lik dik inen bir yol ile ulaşılıyor. Sahilde yine taş evler, balıkçı teknelerinin sıralandığı küçük bir liman ve bir kaya üzerine kurulmuş küçük bir şapel bulunuyor. Stratis Myrivilis'in \"Panagia Gorgona\" kitabına ilham vermiş bu güzel köyün sahildeki restoranları da ünlü. Yanyana iki balıkçı restoranı var; biri Mouria tou Myrivili diğeri de Anemoessa. Ben ikisini de denedim, ikisinde de yemekler lezzetli, fiyatlar adanın geneli ile aynı. Özellikle sardalya, ahtapot ve kızarmış kabakçiçeği dolmasını öneririm. Midilli Adası'nın en popüler ve bana göre en güzel şehri Molivos, Mitilini'ye 60 km mesafede bulunuyor. Tepesindeki kalesi, kalenin çevresine yayılmış taş evleri, hediyelik eşya dükkanları, kafe ve restoranları ile her köşesi fotoğraf çekmelik bir yerleşim burası. Molivos'ta denize bakan teraslı kafelerinde oturup frappe içmeyi ihmal etmeyin. Molivos'ta kalenin ara sokaklarında dev bir çınar ağacının altında bulunan Tropicana Platanos, hemen devamında geleneksel bir fırın olan Aptofiyon Pastanesi, denize bakan mekanlardan Sokaki Cocktail Bar, geleneksel Midilli tatlıları yiyebileceğiniz The Blue Fox ve limanda bulunanThe Octapus Restaurant önerebileceğim yerler. Ama şunun altını çizeyim, Midilli'de herhangi bir yerde kötü birşey yemedim, yani bunlar dışındaki yerlerden de memnun kalırsınız. Biz 1 gece 2 gün Midilli gezi rotamızda konaklamamızı Molivos'ta yaptık. Kalenin içinde Machi Guest House, gecelik fiyatı 35,5 Euro idi. Bu otelde rezervasyon yapmak için tıklayın. Daha önce kaldığım yer \"The Schoolmistress With The Golden Eyes\" Molivos'un kaleye çıkan sokaklarından birinde, çok güzel deniz manzarası olan bir oteldi. İkisi de kahvaltı vermiyor, pansiyon hizmeti veriyor. Machi'de minik bir mutfak vardı, yakındaki pastaneden hamur işlerimizi alıp kahvaltımızı balkonumuzda yaptık. Molivos merkezde denize girmek için bir sahil var ama deniz çok güzel değil. Yine de bir plaja gitmek isterseniz Congas Beach en çok önerilen yerler arasında. Buradan gün batımı da harika olur. Biz denize girmek için Petra'yı tercih ettik. Molivos'a göre daha güzel ve geniş plajları var. Şezlong ve şemsiyeden faydalanmak istemiyorsanız havlunuzu serip herhangi bir ücret ödemeden denize girebiliyorsunuz. İkinci gün rotamız aynı zamanda dönüş rotamız idi. İlk gün Molivos'a kuzeyden gitmiş, ikinci gün ise güneyden Mitilini'ye döneceğiz. Molivos'a 4-5 km mesafede bulunan Petra'da güne başlıyoruz. Petra'ya plajlarından faydalanmak, muhteşem gün batımını izlemek veya yekpare kaya üzerine inşa edilmiş olan manastırı görmek için gelebilirsiniz. Taş evler, denize açılan arnavut kaldırımlı sokaklar, hediyelik eşya dükkanları ve kafe/restoranları ile bütün günü geçirebileceğiniz minicik bir köy burası. Petra'dan sonraki rotamız Agiasos Köyü. Eğer vaktiniz olursa yol üstünde Museum of Industrial Olive Oil Production in Greece ve Ancient Temple of Messon duraklarını da gezinize ekleyebilirsiniz. Bizim vaktimiz yetmediği için uğrayamadık. Agiasos Köyü benim Midilli'de en sevdiğim yer olabilir. Geleneksel Midilli dağ köylerinden biri olan köy, Mitilini'ye 25km mesafede, Olimpos Dağı eteklerinde yer alıyor. Başta kestane olmak üzere çeşit çeşit meyve yetişiyor köyün bereketli tepelerinde. Köy seramik ve ahşap işleri ile meşhur. Köyün meydanında yani merkezinde bulunan Panagia Vrefokratusa Kilisesi de ahşap işlemeleri ile süslenmiş. Kilisenin çevresindeki sokaklarda pek çok sokak kahvesi, pastane, taverna, mandıra bulunuyor. İster bunlardan birine oturun, ister dükkanlardan birşeyler alıp elinizde yiyin ama burada mutlaka birşeyler tadın, çünkü bu köyde ne yediysem çok güzeldi. Ara sokaklarına dalıp güzel mimarinin tadını çıkarmayı unutmayın! Feribotumuz kalkmadan birkaç saat önce Mitilini şehrine geri döndük. Mitilini'de pazar günleri tüm dükkanlar ve kafe/restoranların çoğu kapalı. Bu nedenle gezi planınızı hafta sonu yapıyorsanız Mitilini şehrini cumartesi günü gezmeyi düşünmenizi öneririm. Mitilini merkezde Hagios Therapondas Kilisesi, Ermou Caddesi, Hagia Athanasious Metropolitlik Kilisesi, Yeni Cami, Türk Hamamı ve Tarihi Roma Agorası gibi yerleri ziyaret edebilir, vaktiniz kalırsa Mitilini Kalesi'ni gezebilirsiniz. 1 gece 2 gün Midilli gezi rotası haritası için buraya tıklayın. Aşağıdaki görselde rotamızı net olarak görebilirsiniz. Biz bu rotayı araç kiralayarak yaptık. Araç kiralamak istemezseniz Turyolonline. com internet sitesindeki 2 günlük turlara da bakabilirsiniz. Bizim rotamız ile çok benzer bir rota yapıyorlar. Umarım Midilli gezi rotası yazım işinize yarar. Midilli seyahati planlıyorsanız çok keyifli olacağından eminim çünkü ben her gidişimde çok sevdim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/1-haftalik-meksika-gezi-plani", "text": "1 haftalığına kalk İstanbul'dan Meksika'ya git, olacak iş mi? Vallahi olacak iş, biz yapıyoruz. 1 haftalık Meksika gezi planı içinde neler var, hangi şehirleri göreceğiz, hangi aktiviteleri yapacağız, hepsini bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar. Air France'ın Black Friday indirimlerinden 543 USD'ye Paris aktarmalı İstanbul-Mexico City biletlerimizi aylar öncesinden almıştık. Yani gidiş ve dönüşümüz Mexico City'den olacak. Biz de rotamızı buna göre şekillendirdik. O zaman hazırsanız, 1 haftalık Meksika gezi planımızı anlatmaya başlıyorum! Meksika yolculuğumuz Cumartesi sabah 05:00'te İstanbul Atatürk Havaalanı'nda başlıyor. Atatürk Havaalanı'ndan son kez uçuyor olmanın burukluğu ile yola çıkıyoruz. Paris aktarmalı uçuşumuzda gidişte bekleme süremiz az olduğundan havaalanından çıkmayacağız. Transit uçuşlar konusunda buraya hemen soru geleceğini tahmin ettiğimden Transit uçuşlarda vize ile ilgili yazımın linkini bırakıyorum. Meksika Türk Vatandaşları'ndan vize istiyor, Meksika vizesi ile ilgili detaylar yazımda. Batıya doğru gittiğimiz için uçuş süremiz 20 saatten fazla olsa da aynı günün öğleden sonra Mexico City'ye ulaşıyoruz. Biz hemen Yucatan Yarımadası'na devam edeceğiz. Mexico City Merida uçuşu yaklaşık 2 saat. Hedefimiz Cumartesi akşamı 21:40'ta Merida'ya ulaşmak. Yucatan yarımadasında hızlı hareket edebilmek için Merida'dan araç kiraladık. Meksika'da araç kiralama deneyimlerimizi dönüşte detaylıca yazacağım. Meksika'da araç kiralama fiyatlarını görmek için tıklayın. Merida'ya indiğimize bakmayın, ikinci gün hemen yollara düşüyoruz ve Merida'ya yakın olan Uxmal Maya şehri ile Meksika kültür turumuz başlamış oluyor. Merida ile Valladolid arasındaki İzamal şehrini de rotamıza dahil ettik. Hedefimiz günü Valladolid şehrinde bitirmek. Valladolid, meşhur Maya şehri Chichen Itza 'ya yakın olduğundan ara durak olarak Valladolid'i seçtik. Oldukça yoğun bir gün bizi bekliyor olacak. Sabah Valladolid merkezini biraz gezdikten sonra Chichen Itza'yı gezip Meksika'nın meşhur obrukları olan cenoteleri görmeye başlayacağız. Listemize bolca cenote koyduk ama zamanımıza göre hangilerine gideceğimizi belirleyeceğiz, hayırlısı. Hedefimiz günü Tulum'da sonlandırmak. Er ya da geç Tulum'a ulaşacağız. Bugün tam olarak Meksika'ya gelme sebebim olan şeyi yapacağız, Cenote dalışı. Tulum yakınlarındaki Dos Ojos Cenote ve El Pit Cenote dalış yapılabilen cenoteler. Hedefimiz ikisine de dalmak. Tulum'da ayrıca yine Maya kalıntıları var, onları da ziyaret edip vaktimiz kalırsa belki plaja bile gideriz. Gezimizin ortasına geldik, çok yorulduk diye düşünerek bugün biraz dinlenip plajda uzanmak gibi bir niyetimiz vardı ama Tulum Harabeleri ve plajını görmeden Tulum'dan ayrılmak istemedik. Tulum Harabeleri ve Gran Cenote'de yüzdükten sonra akşam Playa Del Carmen'e ulaşıp ancak şehirde bir tur atıyoruz. Bu gün Merida'dan Mexico City'e döneceğimiz için, günü Merida'yı gezerek geçirmeyi planladık. Merida şehir merkezindeki eski çarşıları, koloniyel sokakları ile keşfetmeye değer. 19:15 uçağı ile Mexico City'e dönüyoruz. Mexico City'e döner dönmez önce Teotihuacan'ı görelim dedik. Günü birlik Mexico City'den gidip geleceğiz. Akşam üstü Mexico City'e dönüp şehri keşfetmeye başlarız dedik. Antik şehirde yorulmuş olacağımız için sadece Palacio Bella Artes Müzesi bugünki listemizde. Son 2 gün Mexico City'de müzeleri, parkları bahçeleri keşfetmeye ayırdık. Tam hafta sonuna geleceği için de hareketli olur, eğleniriz diye düşünüyoruz. Zocalo Meydanı, National Palace, Temple Mayor, Chapultepec, Atropoloji Müzesi ve Atatürk Heykeli sekizinci gün rotamızda. Dokuzuncu gün sabah Frida Kahlo Müzesi, öğleden sonra da Coyacan Pazarı'nı gezip artık dönüş için yola çıkıyoruz. Pazar günü 19:15 uçağı ile dönüş yolculuğumuz başlayacak. Ancak bu defa doğuya doğru gittiğimiz için gelirken kazandığımız gün avantajı bu defa dezavantaj olacak ve İstanbul'a varmamız Salı sabahını bulacak. Paris aktarma süremiz dönüşte biraz daha uzun, eğer çok yorgun olmazsak Paris'te çıkar dolaşırız diye düşünüyoruz. ÇIKAMADILAR Paris'te ne yapılır merak ederseni, Paris gezilecek yerler önerilerime de bakabilirsiniz. Meksika gezisi, beni en çok heyecanlandıran gezilerimden biri. Rota ile ilgili önerileriniz varsa bu yazıya yorum olarak ekleyebilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Bu rota ile eminim çok yorulacak, ama müthiş güzel bir gezi yapmış olacaksınız Sevilcim. Dönüşte yazılarını merakla takip ediyor olacağım. Sanırım bana da bir Meksika gezisi görünüyor. Eminim verdiğin bilgiler çok faydalı olacak. slm, araba kiralam fiyatları 13 usd den ( sizin yazınızda 2019 d fiyatı) şimdi 45 usd günlük ve sigorta hariç yani biz 10 günlük araç için 458 usd gibi bir fiyatla karşılaştık ve firma da MEX, çok kötü yorumlar almışlar. Fiyatların değişmiş olması, bütün dünyada fiyatlarda büyük artışlar var. Bir de pandemi döneminde heryer kapalı iken Meksika açık olduğundan talep arttı, talep artınca fiyatların da yükselmesi normaldir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/10-maddede-uygun-gezi-planlama", "text": "\"Ben de gezmek istiyorum ama gezmek çok pahalı değil mi?\", \"Zaten yılda bir kez tatil yapıyoruz, onda da ucuza kaçmak istemiyorum\", \"Tatili uyguna getireceğiz derken üniversiteli gençler gibi tren garlarında mı uyuyalım?\"... Tatili, geziyi, seyahati uygun fiyata çıkarmak deyince pek çoğunuzun aklına yukarıdaki sorular geliyor, itiraf edin. Halbuki \"sefalet çekmeden\" de gezilerinizi ucuza getirebilir, yılda bir yerinde üç-beş farklı yere gidecek bütçe çıkarabilirsiniz. Uygun gezi planlama konusundaki gizli formüllerimi bu yazıda sizlerle paylaşıyorum, okumaya devam edin. Öncelikle herhangi bir seyahat planlarken en yüksek kalemleri neler oluşturuyor bir düşünelim mi? İlk maddemiz ulaşım yani uçak, gemi, tren, kendi aracınız gibi her türlü ulaşım yöntemi. İkinci maddemiz konaklama. Gittiğiniz yerde nerede kalacağınıza göre seyahatiniz çok ucuza veya çok pahalıya gelebilir. Üçüncü maddemiz yeme-içme. Dördüncü maddemiz ise müze ve ören yerleri gibi görülmesi gereken yerler. Son maddemiz ise gittiğiniz yerde \"yapmadan dönme\" listesine girecek aktiviteler. Şimdi adım adım, seyahat planlarken bu beş ana harcama kalemini nasıl uyguna getireceğimizi anlatacağım. Hepsi kendimin yıllardır uyguladığı yöntemler bu nedenle gönül rahatlığıyla önerebiliyorum. Uygun gezi planlama konusunda sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, herhangi bir seyahati uygun fiyata mal etmek istiyorsanız kesinlikle planlamanızı son dakikaya bırakmamanızı, aylar öncesinden planlamaya başlamanızı öneririm. Erken planlama yapmanın pek çok faydası var. Ulaşım ve konaklama seçenekleriniz ne olursa olsun, ister uçakla gidin ister trenle, ister araba kiralayın ister gemi ile yolculuk edin, biletlerinizi erken alırsanız %40 ve hatta daha fazla tasarruf etme imkanınız olur. Üstelik istediğiniz tarih ve yer için kolayca yer bulursunuz. Özellikle yoğun sezonda bir yere gidiyorsanız her yerin hemen dolması, istediğiniz tarihte yer bulamama, istediğiniz otellerde yer bulamama gibi sorunları da bertaraf etmiş olursunuz. Gideceğiniz tarih yaklaştıkça yukarıda saydığım 5 maddeye tarih hemen hemen tüm kalemlerin fiyatlarının artacağını unutmayın. Sık seyahat etme ve uygun gezi planlama yapmanın gizli formüllerinin başında bütün havayolu firmaları, zincir oteller, tatile dair fiyat karşılaştırma siteleri gibi seyahatte yüksek maliyet oluşturan yerlerin e-bültenlerine abone olmak. Bültene abone olmanın yanında artık teknoloji gelişmesi ile birlikte mobil uygulamalarını indirip bildirimleri açmak da benzer bir çözüm. Bu yöntem ile herhangi bir indirim, kampanya, özel güne dair fırsat olduğunda ilk haberdar olan siz olursunuz. İlk haberdar olmanın faydası şu, kampanyalı fırsatlar her zaman sınırlı sayıdadır. Kalabalıklar bu fırsattan haberdar olup satın almaya karar verene kadar siz çoktan planınızı tamamlamış olursunuz. Ben o kadar çok firmanın bültenlerini, mobil uygulamalarını takip edemem diyorsanız, kampanya dönemlerini kendiniz takip edebilirsiniz. Mesela, pek çok firma her yıl \"Black Friday\" döneminde çok ciddi indirimler yapar, ben Meksika uçak biletimi bu dönemde almıştım. Yaz başlangıcı, kış başlangıcı gibi zamanlar pek çok firma kampanyalar yapar. Sevgililer Günü, Anneler Günü gibi özel günlerde bir alana bir bedava gibi kampanyalar görürüz. Hepsi maliyet kalemlerinizi ucuza getirmek için harika fırsatlardır. Havayolu firmaları, oteller, tatil siteleri, fiyat karşılaştırma siteleri, kredi kartları gibi pek çok firmanın bir ödül veya sadakat programı oluyor. Bu programlar sayesinde puan, mil, para biriktirerek seyahat masraflarınızın tamamı veya bir kısmını karşılama imkanınız var. Kimi tatil sitelerinde 9 gece otel konaklamasına 1 gece bedava gibi uygulamalar varken, kimi firmalarda o firma üzerinden satın aldığınız uçak bileti, otel, araç kiralaması gibi farklı yöntemlerden farklı katsayılar ile puan kazanabiliyor, sonra bu puanlarınızı bir sonraki seyahatlerinizde kullanabiliyorsunuz. Bu şekilde çok fazla uçak bileti aldığımı belirletmeden geçemeyeceğim. Özellikle eğer sık seyahat ediyorsanız bu yöntem çok işinize yarayacaktır. Uygun gezi planlama konusunda yukarıdaki yöntemleri en uygun fiyata uygulamanın pratik yolu, esnek olmak. Ben bu yıl illaki Japonya'ya hem de sakura zamanı gitmek istiyorum diyip son 10 gün kala program yaparsanız hayatınızın en pahalı seyahatini yapabilirsiniz. Ancak, her yıl kendinize birden fazla rota ve seyahate çıkmak için farklı tarih seçenekleri belirlerseniz yukarıda saydığım ilk dört maddeden birinden bir fırsat çıkarsa hemen değerlendirme imkanınız olur. Az önce Black Friday dönemi Meksika bileti aldığımı söylemiştim ya, asıl hedefim Japonya bileti almaktı, ancak kampanya kapsamında uygun Japonya bileti bulamayınca rotamı Meksika'ya çevirdim. Black Friday tek günlük bir kampanya olduğu için bir önceki gün, alternatif tüm tarih seçeneklerini bir dosyada listelemiştim, böylece en uygun fiyata bilet bulduğum tarihi satın alma imkanım oldu. Hazırlıklı olmasaydım belki çok daha yüksek fiyata alacaktım. Uygun gezi planlama için çok uyguladığım yöntemlerden biri uçuş günleri konusunda esnek olmak. Mesela bayram tatilinde bir seyahat planı yapıyorsunuz. Büyük çoğunluk Cuma veya Cumartesi günü gidip Pazar günü dönüş yapacak şekilde bir seyahat planı yaptığı için o günlerde hem uçak biletleri hem de otel fiyatları her zaman yüksek olur. Peki çözüm? Çözüm çok basit, Perşembe günü gidip Salı günü dönmek gibi ara günleri tercih etmek. Hem yoğun günlerdeki kalabalıktan kurtulacaksınız hem de çok daha uygun fiyata seyahatinizi gerçekleştireceksiniz. Çok seyahat edebilmemin, buna bütçe ve zaman yaratabilmemin en önemli sebeplerinden biri gideceğim yere yüksek sezonda gitmemek. Bu ne demek? Gidilecek olan yerin en popüler döneminde, hava koşullarının en iyi olduğu sezon yerine öncesi veya sonrasında gitmek. Mesela İzlanda'ya insanlar ya yaz aylarında hava sıcakken ya da kış aylarında kuzey ışıklarını görmek için gidiyor, ikisi de yüksek sezon. Biz Eylül ayında İzlanda'ya gittiğimizde hem hava henüz soğumamıştı, hem de kuzey ışıkları sezonunun başını yakalamıştık. Böylece kalabalıklardan ve yüksek fiyatlardan da kurtulmuş olduk. Tabii ki bunun istisnaları var; Brezilya'ya Rio Festivali zamanı gitmek, Japonya'ya sakura zamanı gitmek istiyorsanız bunlardan da vazgeçmeyin. Bu dönemlerde ekonomi yapmak için ilk 6 maddeden faydalanabilirsiniz. Seyahatlerinizde konfor arıyor ve çok yıldızlı otellerden vazgeçemiyor musunuz? Bu durum seyahat maliyetinizi oldukça yukarı çekebilir. Otel fikrinden biraz uzaklaşıp oda kiralama veya evin tamamı veya villa kiralama gibi seçenekleri değerlendirmeyi düşünebilirsiniz. Bu tarz bir konaklama şekli hem konaklama maliyetinizi aşağıya çekecek hem de yeme-içme maliyetinizi düşürecek. Kahvaltı gibi pek çok yabancı ülkede herhangi bir özelliği olmayan öğünleri kaldığınız yerde yapmak, çayınızı, kahvenizi, içeceğinizi kaldığınız yerde içmek bile özellikle euro, dolar bölgesindeki ülkelerde maliyetlerinizi aşağıya çekmenizi sağlayacak. Yeme-içme seyahatlerimizin bir diğer yüksek maliyet kalemi. Ben bunun için çok basit formüller çıkardım. Eğer pahalı bir ülkeye gidiyorsam sekizinci maddede belirttiğim gibi, bazı öğünleri kaldığım yerde hallediyorum, özellikle kahvaltıyı. Öğle yemeği için de şehrin içindeki marketlerden sandviç ve salata gibi şeyler alarak hafif ve ekonomik şekilde yemek konusunu çözüyor, akşam yemeğinde oraya özgü yemekleri yiyebileceğim yerleri tercih ediyorum. Böylece üç öğünün iki öğünü ekonomik bir şekilde hallediyorum, bu da yeme-içme masraflarımı çok aza indiriyor. Pahalı bir ülkede değilsem dahi, sokak yemeklerine mutlaka şans veriyorum. Asya ve Amerika kıtalarında sokak yemekleri başlı başına bir kültür. Meksika, Vietnam gibi ülkelere insanlar sadece sokak yemeklerini yemek için gidiyor. Üstelik çok da ekonomik. Her öğününüz olmasa da sokak yemeklerini denemenizi şiddetle öneririm. Ülkemizde seyahat denince akla hemen yurtdışında Avrupa-Amerika, yurtiçinde Çeşme-Bodrum gelir. Halbuki, çok farklı kültürlere sahip birbirinden güzel şehirler, ülkeler var. Seyahat planı yaparken onlara bir şans verin. Yurtdışı planları yaparken hem ulaşım maliyetleri açısında avantajlı hem de ülkelerin ekonomileri nedeniyle ucuz olan yakın komşularımızı tercih edebilirsiniz. İran, Gürcistan, Ermenistan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Yunanistan gibi ülkeler pek çok Avrupa ülkesinden çok daha ekonomik seyahat imkanı sunar, üstelik gezilip görülecek çok çeşitli yerlere sahipler. Yurtiçinde de popüler noktaların biraz dışına çıkarak hem ekonomik hem de muhteşem seyahatler yapabilirsiniz. Çeşme-Bodrum yerine Karaburun yarımadasında veya Datça yarımadasındaki yerleri tercih ettiğinizde dahi hem konaklama hem de yeme-içme maliyetinizi yarı yarıya indirebilirisiniz. Yukarıda saydığım 10 madde benim gerçekten yıllardır uyguladığım ve sık seyahat etmeme imkan sağlayan maddeler. Umarım bir veya birkaçını siz de uygular seyahat sayınızı artırır ve kulaklarımı mutlulukla çınlatırsınız. Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi Eylül 2020 sayısında yayınlanmıştır. Skyroad Dergisi'ne Havataş araçlarından ve Turkcell Dergilik uygulamasından ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/10-yunan-adasi-onerisi", "text": "Yaz sezonunun gelmesi ile deniz tatili planları yapılmaya başladı. Deniz tatilinin en güzel durakları şüphesiz ki dört tarafı denizlerle çevrili adalar. Komşumuz Yunanistan ise birbirinden güzel ve turistik seçenekleri ile ada sevenlere pek çok alternatif sunuyor. Yunan Adalarında romantik bir kaçamak isteyenlere de, çılgın gece hayatı arayanlara da, otantik Yunanistan hayali kuranlara da uygun ada tatili seçenekleri var. Size kalan nasıl bir tatil yapmak istediğinize karar vermek. İşte size birbirinden güzel 10 Yunan Adası önerisi! Çeşme'nin hemen karşısında, üstelik sadece 45 dakikada feribotla ulaşabildiğimiz yakın komşumuz. Homeros'un büyüdüğü, Kristof Kolomb'un ise doğduğu ve denizciliği öğrendiği yer olan ada, Yunanistan'ın da en büyük beşinci adası. Damla sakızı ve narenciye yetiştiriciliği ile geçinen adada ziyaret edebileceğiniz otantik köyler, birbirinden güzel plajlar, manastır ve kiliseler ziyaretçilerini bekliyor. Hafta sonu gidip gelmek için güzel bir seçenek. Çeşme, Alaçatı tatil planınız varsa bir iki günü Sakız adasına ayırmayı düşünebilirsiniz. Ayvalık'tan kolayca ulaşabileceğiniz Midilli adası Yunanistan'ın üçüncü büyük adası. Mutfağı ve ünlü şairleri ile dikkat çeken Midilli, büyük bir ada olması nedeniyle kısa kaçamaklar yerine biraz daha uzun tatilleri hak ediyor. Adanın Türkiye'ye yakın yerleşimleri daha kalabalık iken Yunanistan'a bakan taraflarını tercih ederseniz turist kalabalığından uzak keyifli bir tatil yapabilirsiniz. Seyahat planlarınız Midilli varsa Midilli gezilecek yerler yazıma mutlaka göz atın. Marmaris'ten bir feribot ile kolayca ulaşabileceğiniz, Simi, Kos gibi adalara feribot ile geçerek büyük bir Yunan Adaları turunun başlangıcı olarak planlayabileceğiniz bir ada Rodos. Rodos Şövalyeleri'ne ev sahipliği yapmış, Osmanlı İmparatorluğu'nun da izlerini taşıyan adayı gezmenin en güzel yollarından biri araç veya motosiklet kiralamak. Çok sayıda bakir koyu, antik kenti, manastırları ile 3-4 gün dolu dolu geçirebileceğiniz bir ada Rodos. Rodos'a gitmeyi düşünürseniz Rodos'ta gezilecek yerler yazıma mutlaka göz atın. Adını mitolojik bir Peri'den aldığı söylenen Simi Adası, bir peri kızı gibi dingin, sakin ve güzeller güzeli. Rodos ve Kos'tan feribot ile ulaşabileceğiniz ada bizim için tarihi öneme de sahip; On İki Adalar'ın Yunanistan'a bağlanması protokolünün imzalandığı yer burası. Rengarenk evleri ve dünyaca ünlü süngerleri en akılda kalan özellikleri olsa da bakir koyları ile de dikkat çekiyor Simi. 1-2 günde adanın tadını çıkarmak mümkün. Simi Adası'na gitmek isterseniz Simi'de gezilecek yerler ve Simi gezi rehberi yazıma göz atın. Yunanistan'ın en meşhur adalarından biri Santorini. Balayı adası olarak dünyaya ün salmış olsa da mimari yapısı, nefis yemekleri, volkanik plajları, şarap rotaları gibi pek çok aktiviteye de ev sahipliği yapıyor. Santorini içinde gezmek için de motosiklet kiralamak iyi bir alternatif. Birkaç gün veya bir hafta Santorini'de yapacak bir şeyler mutlaka bulursunuz. Santorini Adası'na gitmeyi düşünürseniz Santorini'de gezilecek yerler ve Santorini gezi rehberi yazımı mutlaka okuyun. Parti mi arıyorsunuz? Doğru adadasınız. Avrupa sosyetesinden Hollywood ünlülerine kadar herkes tatilini bu adada yapıyor. Beyaz badanalı evleri ile minik bir sahil kasabasına indiğiniz hissini verse de hava kararınca çılgın bir gece hayatı, plaj partileri Mikanos'u Mikanos yapıyor. Cruise gemileri veya uçakla Türkiye'den Mikanos'a ulaşabilirsiniz. Türkiye sınırını geç, 2 saat sonra Tasostasınız. Kavala'nın karşısında yer alan adaya feribot ile geçebiliyorsunuz. Kendi aracı ile Türkiye'den Yunanistan'a gelenlerin öncelikli tercihi olan ada tropik adaları andıran plajları ve yeşil doğası nedeniyle tercih ediliyor. Semadirek ile birlikte Kuzey Yunanistan'daki Türkiye'ye en yakın ada olması da Tasos'u cazip hale getiriyor. Adada 80'den fazla doğal plaj var, başka söze gerek yok sanırım. Turgutreis ve Bodrum'dan feribot ile 45 dakikada ulaşabildiğimiz Yunan Adaları listesine ilk sıralardan giriyor Kos adası. Günübirlik dahi ziyaret edebileceğiniz Kos, Bodrum'a yakın olması nedeniyle Türklerin en fazla ziyaret ettiği Yunan Adaları'ndan biri. Sakin bir ada gezisi için adanın diğer ucundaki Kefalos'u ziyaret edebilirsiniz. Kuşadası'ndan kalkan feribotlar ile 1 saatte ulaşabileceğiniz ada, uygun fiyatlı konaklama ve yeme-içme seçenekleri ve muhteşem plajları nedeniyle tercih ediliyor. Samos adasını gezmek için araç kiralamayı düşünebilirsiniz, böylece yüksek bölgelerdeki köyleri ve uzak plajları görme imkanınız olur. Listemizin onuncusu olsa da Yunan Adaları'nun sonuncusu değil Zakintos. Henüz adını fazla duymamış olmamızın nedeni ulaşımın biraz daha zor olması. Uçak enkazının yer aldığı plajı Zakintos'un en popüler noktası. Bu plaj bungee jumping sevenlerin de favori noktalarından biri. Buraya gelmişken Korfu ve Kefalonya adalarını da tatil planınıza ekleyebilirsiniz. Her yıl Türk Vatandaşları'nın Yunan Adaları'nı ziyaretini kolaylaştırabilmek için adalarda kapı vizesi uygulaması yapılıyor. Yaz sezonu başlamadan önce Yunanistan Dış İşleri Bakanlığı vize uygulamasının detaylarını yayınlıyor, takip etmekte fayda var. Farklı zevklere hitap etse de Yunan Adaları'nın ortak özellikleri güzel yemek ve harika plajlar. Tatilden beklentinizi fazlası ile karşılayacak olan Yunan Adaları bu yaz da misafirlerini bekliyor! Bu yazının kısaltılmış versiyonu Skyroad Dergisi Haziran 2019 sayısında yayınlanmıştır. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Santorini, Mikanos, Sakız, Meis, Girit ve Patmos'a gittim. Hepsi birbirinden güzel, keyifli. Bir de şu vize engeli olmasa."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/14-gun-11-sehir-avrupa", "text": "14 gün 11 şehir kapsayacak Avrupa gezimin rotasına bakacak olursak; Fransa vizesi aldığımız için ilk girişi Fransa'dan yapıyoruz. Basel'e inip hemen Stuttgart'a geçiyoruz. - Stuttgart Almanya - Nürmberg Almanya Uzun zamandır görmek istediğim Prag için Almanya'dan çıkıyoruz. - Prag Çek Cumhuriyeti - Dresden Almanya - Berlin Almanya - Hamburg Almanya - Bremen Almanya - Faro Portekiz - Lisbon Portekiz - Porto Portekiz - Madrid İspanya İspanya'dan Basel'e geri dönüp İstanbul'a oradan dönüş yapıyoruz. Kısa sürede planlanan bir gezi ve tam da taşınmamın üstüne geldiği için gezip görecek yerler için çok fazla hazırlık yapamadım, doğaçlama olacak birazcık. Tatil yapmayalı uzun zaman olmuştu. Çok güzel 14 gün beni bekliyor. Ne güzel bir blog, sizi kıskanmadım desem yalan olur. Ayaklarınıza, kollarınıza ve zekanıza sağlık, bütün paylaşımlara teşekkür ederim. Sevgilerrrr..... Süper, dolu dolu bir gezi olacak... İlk gördüğümde dedim \"kesin motorlar gidiyorlardır.\".. Senden bir isteğim var yalnız.. Eğer yerel haritalardan edinirsen benim içinde bir tane edinmeni, mümkün olmazsa edindiklerini blogun aracılığı ile paylaşmanı isterim.. Harika bir gezi olacak gibi gorunuyor, umarim cok iyi vakit gecirir cok seyler ogrenirsiniz yolda. Yolda olmak guzel birsey. Bir baska konu da avrupa ve gezmenin kolayligi, diger tatillerde bence zor yerlere gidin, gitmesi gormesi kolay olmayan, standartlari dusuk yerlere. bu ulkelere yas ilerleyince gitmek kolay olmayacak. Almanya ispanya italya bunlar hep yanimizda zaten. Ne guzel bir seyehat plani. Bu gezileri nasil yapiyorsunuz? Bir turla mi gidiyorsunuz yoksa kafaniza goremi takiliyorsunuz? Bu iki haftalik gezinin maliyeti size ne kadara geliyor? Bende dusunuyorum bu yaz boyle bir gezi. Bilgilendirirseniz memnun olurum. Bol eglenceler. selam ben porto'da karşılaştığınız Erasmus öğrencisiyim. Umarım geziniz zevkli bir şekilde devam ediyodur. bende burdan avrupa turu atmak istiyorum. ryan air şirketiyle ucuz oluyor uçuşlar:)) ilgilenenler varsa tabi.. Suanda barcelonadayiz. Volkanik patlama nedeniyle Turkiyeye donemedik. Cumaya kadar tatilimizi zorunlu olarak uzattik. Biz de ucuslarimizin bir kismini Rynair ile yaptik. hazir avrupadayken gezebildigin kadar gez, istanbula da bekleriz. Umarım hayalin gerçek olur. Tatil çok güzeldi gerçekten de. Volkanik patlama sayesinde 1 hafta daha uzattık ve hatta bu listede olmayan Barcelona'yı da uzun uzun gezmiş olduk. Bu gezinizin yorumunu bulabilmiş değilim:( Halbuki yakında ben de lizbona gideceğim.. Gözümden kaçmışsa yardımcı olabilirmisiniz.. Şengen'i Fransa'dan aldım. Basel havaalanın 3 ülkeye çıkışı var, dolayısıyla sorun olmuyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/15-gunluk-mogolistan-seyahati-maliyeti", "text": "Moğolistan'da 15 gün geçirdim ve bu süre içinde ülkenin kuzeyindeki Khövsgöl ve çevresi, orta Moğolistan'da Terkhi Gölü, Karakurum, Güney'de ise Gobi çölünde birkaç farklı noktaya gittim. Ulanbatur'da ülkeninin en önemli festivali olan Nadaam'ı izleyip yine Ulanbatur çevresinde 2 farklı Milli Parkı ziyaret ettim. Yola çıkmadan önce konuştuğum arkadaşlarım rotamın çok uzun olduğunu 15 günde bu rotayı bitiremeyeceğimi söylediler ama Moğol yol arkadaşlarım sayesinde görmek istediğim heryeri görebildim. 15 gün süren Moğolistan gezisi maliyeti ne oldu bu yazıda bulacaksınız. Moğolistan seyahatim için maddi manevi destek verenleri görmek için tıklayın. - Moğolistan'da oralı bir arkadaşımın jeepi ile seyahat ettik ve tüm benzin masrafını ben üstlendim. Bu nedenle bu en yüksek harcama kalemim benzin oldun. Harcamamın en büyük kalemi benzin, toplam 502usd. Çok kötü yollarda çok hızlı hareket etmemizi sağladı jeeple yolculuk bu nedenle bu rakama acımıyorum, bana çok zaman kazandırdı. - İkinci büyük kalem ise 204 usd ile konaklama. Aslında genellikle ger kamplarında kaldık ama bazılarına gecelik kişi başı 45usd bile verdik. Tahmin ettiğimden daha pahalı oldu. Bir de yabancılara yerlilerin 1,5 katı gibi bir fiyat uygulaması yaptıkları için de sıkıntı oldu. Sadece 1 gece kendi çadırımızda kaldık. Onda da çok üşüdüğüm için, ger kamplarını tercih ettik. - Üçüncü bütük kalem de yeme-içme 128usd, 17 güne bölünde günlük 7.5usd ediyor o yüzden pahalı diyemeyiz 🙂 Bir de bazı ger kamplarında fiyatın içine yemek de dahildi, bu nedenle yemek ortalaması biraz daha düşük kalıyor. Moğolistan ülke olarak ucuz bir ülke olsa da yabancılar için pahalı bir ülke. Ulaşım, rehberlik gibi maliyetler yabancılara 2-3 kat. Ufaktan planlamalara basladigim Mogolistan seyahatim icin cok yararli oldu. Kaleminize saglik. Gitmek istediğim yerler arasındadır. Mükemmel anlar geçirmiş olmalısın. Güzel yazı, tebrik ederim. Konakladığınız yerlerin fotoğrafları da olsa süper olacak. Merhaba Sevil hanım. Moğolistan yazılarınızı okudum. Ama detaylı bir Moğolistan yazısı bulamadım. Daha yazmadınız mı acaba yoksa ben mi göremedim. Moğolistanla ilgili yazılarıma http://cokokuyancokgezen. com/tag/mogolistan/ bağlantısından ulaşabilirsiniz. Detaylı bir Moğolistan yazmadım, gezdiğim yerlerin hepsini detaylı yazma fırsatı bulamıyorum. Moğolistan rotam göz atın, sorularınız olursa cevaplarım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/19-mayis-prag-tatili", "text": "Prag'a ne zaman gitmiştim, hatırlamıyorum bile. Düşünün üstünden o kadar çok zaman geçmiş. Prag'ı henüz görmediyseniz haftasonu ile bir resmi tatil ile birleştirip 3-4 günlük güzel bir yurt dışı programı olarak değerlendirebilirsiniz. Yurt dışı tatili için Avrupa'nın en büyüleyici merkezlerinden biri olan Prag, zengin tarihi ve mimari güzellikleri ile tam bir Orta Çağ kentini yansıtır. UNESCO listesinde yer alan Prag tarihi kent meydanı başta olmak üzere değerli, tarihi yapılara sahip olan Prag, her yıl milyonlarca turisti ağırlamaktadır. Geçmişten bugüne tarihi doku anlamında büyük bir titizlikle korunmuş, Avrupa'nın sayılı tarihi kentlerinden biri olan Prag, kültür ve sanatın da merkezi konumundadır. 2000'den fazla önemli mimari yapı, 70'e yakın saray, 80 kilise ve 35 tane manastıra ev sahipliği yapan şehir \"Yüz Kuleli Kent\" olarak bilinmektedir. Mozart ve Kafka gibi dünyaca ünlü sanatçılara yer vermesi de bu şehrin kültürel anlamdaki zenginliğini ortaya koymaktadır. Prag, birbirinden güzel meydanları, köprüleri, müzeleri ve kiliseleri ile gezginlere pek çok alternatif sunmaktadır. Unesco listesinde yer alan Eski kent meydanı başta olmak üzere Prag Kalesi, Hradcany meydanı, Karl Köprüsü, Astronomik saat ve Aziz Vitus Katedrali Prag'da görülmeye değer yapılardandır. Şehrin tarihi merkezi olarak bilinen Eski şehir, buram buram tarih kokan bir bölgedir. Orta Çağ'ın mimari dokusunu gözler önüne seren meydanda pek çok heykel, tarihi ve dini yapı yer almaktadır. Burada bulunan Yahudi meydanı ve St. Nicholas Katedralini gezerek keşfe çıkabilirsiniz. Prag'da dünyaca ünlü markaların yer aldığı pek çok sayıda alışveriş merkezi ve mağaza bulunmaktadır. Cerna ruze, Metropole Zlicin, Palac Flora kentte bulunan alışveriş merkezlerinden bir kaçıdır. Bunu yanı sıra Çek kültürüne özgü takılar, süs eşyaları ve mücevherlerin bulunduğu Eski Kent Meydanı'nı ziyaret edebilirsiniz. Şehrin bir diğer alışveriş noktası olan kent pazarlarını gezerek, keyifli ve ekonomik bir alışveriş yapabilirsiniz. Prag'a özgü olan Çek kristali, lal taşı, matruşka, Becherovka bitkisel likörü hem kendiniz hem de sevdikleriniz için güzel bir hediye olabilir. Çek mutfağından harika lezzetlerin yanı sıra çeşitli uluslararası tatların yer aldığı Prag, her damak tadına uygun zengin bir yemek kültürüyle öne çıkar. Şehrin geleneksel tatları arasında yer alan lahana turşulu et, özel patates salatası eşliğinde şinitzel, hamur köfteleri, beyaz peynir ve şekerle kaplanmış meyveli hamur tatlısı denemeye değer lezzetlerdendir. En sevilen yemekler arasında yer alan, kremalı soslu biftek yemeği olan Svickova'yı deneyebilirsiniz. Prag'da yemek yiyecek yer seçimi yaparken dikkatli olmakta fayda var. Turistik ana caddelerde fiyatların 2-3 kat olduğunu hatırlatmam lazım. Birkaç sokak arkasında hem daha otantik, hem de çok daha uygun fiyatlara yerel yemekleri yemeniz mümkün olacaktır. Prag'da yapılacaklar listesine \"Beer Tour\"da eklenmeli 🙂 Tabi bira sevenler için. Almanya'da da çokça rastlnan bir aktivite Beer Tour, katılmadım ama çok eğlenceli görünüyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/19-mayis-tatili-icin-ekonomik-yurtdisi-oneriler", "text": "Benim gibi beyaz yakalı bir çalışansanız en güzel tatil fırsatları resmi tatiller oluyor. Önümüzde de Perşembe gününe denk gelen nur topu gibi bir 19 Mayıs Tatili var. 20 Mayıs Cuma gününü 1 gün izin kullanarak 4 günlük bir tatil fırsatı yaratabilirsiniz. Beni bilenler biliyor, hafta sonu 2 gün bile benim için seyahat fırsatı iken, 19 Mayıs'taki 4 günlük tatil kaçırılmaz bir fırsat. Ben de hem yakın hem de kısa süreli gitmesi gelmesi kolay, hızlı olacak yerleri tercih ediyorum bu tarz 3-4 günlük tatillerde. Dünyanın en eski, en köklü medeniyetlerinden biri olan Mısır'a tabii ki uzun süreli gidip Kahire'den başlayıp Nil'i takip edip Aswan'a kadar inmek sonra da denizin tadını çıkarmak için Hurgada ya da Sharm el Sheikh'de rotayı deniz ve zengin deniz altı dünyası ile bitirmek şahane olur. Ama 4 günde de Mısır'da yapılabilecek pek çok aktivite var. Mısır'ı bölerek bu 4 günü değerlendirebilirsiniz. 19 Mayıs için Mısır'ı önerme nedenim ise yaz aylarında kabus gibi sıcak olması, bu nedenle sıcaklar bastırmadan gitmenizde fayda var. Mısır bizim için oldukça ucuz bir ülke, yeme & içme ve aktivite ücretleri kesenizi yormaz. - Kahire'ye gidip Mısır tarihini, Piramitleri, Nil'i görebilirsiniz. 4 gün rahat rahat yeter. Bir de çöl safarisi eklerseniz tadından yenmez 🙂 - Sharm el Sheikh'e gidip özellikle deniz ve dalış sporuna ilginiz varsa 4 günü dolu dolu geçirebilirsiniz. Dalış tutkunları için vazgeçilmez rotalardan biri Kızıldeniz. - Dalışla ilgilenenlerin bir diğer seçeneği de Hurgada, yine Kızıldeniz'in hızla yükselen dalış noktalarından biri de burası. 4 günde pek çok dalış yapabilir, araya yine çöl safarisi gibi aktiviteler sığdırabilirsiniz. - Bir diğer seçenek ise Hurgada'ya uçup oradan benim daha önce yaptığım gibi Krallar Vadisi ve Aswan'a gitmek. Bir Gürcü efsanesini paylaşayım, karar vermesi size kalsın... \"Tanrı insan topluluklarına yaşayacakları toprakları dağıtırken, Gürcüler ziyafette oldukları için geç kalırlar. Dağıtım bitmiştir ve Tanrının elinde insanlara ayırdığı toprak kalmamıştır. Gürcüler kendilerini affetirmek için Tanrıya bir ziyafet hazırlarlar. Tanrı ziyafetten o kadar memnun kalır ki, kendisi için ayırdığı toprakları Gürcülere verir...\" Gürcistan'a gitmek için ne vize ne de pasaporta ihtiyacınız yok, işin en güzel kısmı burası. Sadece kimliğinizin yanınızda olması yeterli. Ayrıca ülke genel olarak çok ucuz. Yemesi içmesi, konaklaması, yol ücretleri sizi zorlamayacak. En güzel kısmı için yemekleri muhteşem güzel. Gürcistan'a giderseniz önerim popüler destinasyon Bakü yerine; Tiflis, Kazbeg, Gori ya da Svaneti bölgeleri olur. Pek çok kişinin gezi rotaları arasına hiç girmese de özellikle doğa severler için Azerbaycan iyi bir gezi rotası. Kısa sürede de pek çok noktasını görebileceğiniz aynı zamanda ucuz da bir seyahat rotası. Bir Gürcü efsanesini paylaşayım, karar vermesi size kalsın... \"Tanrı insan topluluklarına yaşayacakları toprakları dağıtırken, Gürcüler ziyafette oldukları için geç kalırlar. Dağıtım bitmiştir ve Tanrının elinde insanlara ayırdığı toprak kalmamıştır. Gürcüler kendilerini affetirmek için Tanrıya bir ziyafet hazırlarlar. Tanrı ziyafetten o kadar memnun kalır ki, kendisi için ayırdığı toprakları Gürcülere verir...\" Gürcistan'a gitmek için ne vize ne de pasaporta ihtiyacınız yok, işin en güzel kısmı burası. Sadece kimliğinizin yanınızda olması yeterli. Ayrıca ülke genel olarak çok ucuz. Yemesi içmesi, konaklaması, yol ücretleri sizi zorlamayacak. En güzel kısmı için yemekleri muhteşem güzel. Gürcistan'a giderseniz önerim popüler destinasyon Bakü yerine; Tiflis, Kazbeg, Gori ya da Svaneti bölgeleri olur. Gürcistan'a gitmek için ne vize ne de pasaporta ihtiyacınız yok, işin en güzel kısmı burası. Sadece kimliğinizin yanınızda olması yeterli. Ayrıca ülke genel olarak çok ucuz. Yemesi içmesi, konaklaması, yol ücretleri sizi zorlamayacak. En güzel kısmı için yemekleri muhteşem güzel. Gürcistan'a giderseniz önerim popüler destinasyon Bakü yerine; Tiflis, Kazbeg, Gori ya da Svaneti bölgeleri olur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2-gunluk-israil-gezisi-maliyeti-ne-oldu", "text": "Zaman ve uygun uçak bileti bulduğumda hafta sonu yakın ülkelere gitmeyi seviyorum. İsrail uçakla 1,5-2 saat mesafede ve Kudüs çok merak ettiğim yerlerden biriydi. Yine bir uçak bileti kampanyası yakalayıp iki günlüğüne İsrail'e gittim. 2 günlük İsrail gezisi maliyeti bu yazımın konusu. Komşularımızdan ve yakın ülkelerden gitmediğim pek bir yer kalmadı. Halbuki yakın ülkeler benim can simidim. Şöyle hafta sonu ya da 3-4 günlüğüne gidip gelip enerji depolamamı sağlıyor. Tabii ülkenin adı İsrail olunca, insan biraz tedirgin olmuyor değil. Aylar öncesinden biletimi aldığımda oralar bu kadar karışık değildi. 7 kişi gidiyoruz diye yola çıkıp sonunda 3 kişi kaldık. İyi ki gerginlik durumlarına aldırmadan azimle gitmişiz. Çok güzel bir hafta sonu geçirdim. 2 güne sığdırabileceğim ne varsa sığdırmaya çalıştım. Cuma akşam gidip, Pazartesi sabah döndüğüm İsrail gezimin herşey dahil maliyeti 340 Usd tuttu. - 14 Mart'ta Pegasus'tan aldığım uçak biletine 243 TL vermişim gidiş-dönüş. - Kudüs'te kaldığımız otelin gecelik kişi başı ücreti 31,5USD idi, 2 gece için 63USd verdim. - Tel-aviv'de kaldığımız hostelin kişi başı ücreti 19USD idi ve Kudüs'teki otelimizden çok daha güzeldi. Yaşasın hosteller! - Ulaşıma biraz fazla para harcadık çünkü gece havaalanından Kudüs'e gitmek için kullandığımız shuttle ve sabah 03:00'te dönüş uçağı için taksi kullanmamız maliyetlerimi artırdı doğal olarak. - Yemeden içmeden kısmadık, hem Cumartesi hem Pazar akşam yemeklerim kişi başı 25-30 USD civarı tuttu. - Kendime sadece magnet aldım, onun dışında hiç hediyelik almadım her zamanki gibi 🙂 Uçak ve oteli hariç tutarsanız aslında yeme-içme masrafı kişi başı 145 Usd oldu. İsrail ucuz bir gezi rotası değil. Güney Amerika'dan sonra her yer bana çok pahalı geliyor 🙂 Cumartesi sabah gidip Pazar akşam dönmeli bir uçuş ayarlanırsa, çok daha ucuza gelebilir bu gezi. Hem 2 gece otel masrafından hem de havaalanına taksi-shuttle ile gitmek yerine toplu taşıma kullanarak maliyetler epeyce aşağıya çekilebilir. - İsrail vizesi ile ilgili daha fazla bilgi için; İsrail vizesi için gerekli belgeler yazıma da bir göz atın. - İsrail'e giderken yanıma neler aldım görmek isterseniz; İsrail gezisi için sırt çantamda neler var? - Mescid-i Aksa'ya giriş konusunda soru işaretleriniz varsa; Mescid-i Aksa'ya giriş - İsrail gezisi kaç liraya mal oldu diye merak ederseniz; İsrail gezisi maliyeti Vize ücretsiz mi? Hiç alışık değiliz yaw :)) Maliyetler de gayet uygunmuş. En kısa sürede bir ziyaret etmek gerek o zaman. İsrail gayet güvenli bir ülke, hiç tereddütün olmasın. Gidişte Tel-Aviv'e uğramadan direkt havaalanından Kudüs'e giden otobüsler var, onlarla gitmiştim. Dönüşte ise Kudüs-Tel-Aviv arası sık sık otobüs kalkıyor. Onlarla geçmiştim. Çıkışta ise 3 saat önceden alanda olmanız gerek. Çok arama var, aramalar nedeniyle de çok sıra bekleniyor. Merhabalar belirttiğiniz maliyet geçen seneye aitmiş ama şimdi okuyunca kısa bir fiyst araştırması yaptım uçak bileti hemen hemen yakın değerlerde çıktı mesela 1 ay sonrası için, yazınızı çok beğendim kısa öz, cesaretlendirici. Ben çok daha karmaşık bir süreç bekliyor diye düşünmüştüm, sizden ilham aldım, umarım kısa zamanda bende gerçekleştirebilirim. Teşekkürler. Bende gitmeyi planlıyorum 2016 için ama konaklama inanılmaz pahalı hosteller de aynı ucuz hostel bulamıyorum.. Biz Kudüs'te otelde ve Telaviv'de hostelde kaldık. Konsolosluk sitesinde yazan bilgileri dikkate alarak işlem yapmanızı öneririm. Yanımda çantam ve fotoğraf makinamla girdim, herhangi bir sorun yaşamadım. İsrail herhangi bir banka teminatı istemiyor. İsrail vizesi ve diğer İsrail yazılarıma ulaşmak için tıklayın. Gelirinizi bir şekilde belgelemeniz gerek. İşvereninizden bir yazı alabilirsiniz. İsrail Vizesi için Gerekli evraklar yazıma bakabilirsiniz. Biz Booking. com üzerinden rezervasyon yaparak vize almıştık, sorun olmaz. Biz de benzer bir şekilde Cumartesi sabah inip Pazar akşam dönmüştük Yahudilerin \"Şabat\" dedikleri dinlenme günü Cumartesi günü. Cumartesi akşamına kadar çalışmıyorlar, dolayısıyla pek çok yer kapalı oluyor. Etraf biraz sakin oluyor ama gezmek için bize engel olmamıştı."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2-gunluk-sinop-gezisi-maliyeti", "text": "Sinop'tan döner dönmez \"kaça mal oldu\" soruları gelmeye başladı bile. Hemen yazayım da yaz tatilinde Sinop'a gitmeyi planlayan varsa Sinop gezisi maliyetleri ellerinin altında bulunsun. Sinop'ta gezilecek yerler ve Sinop gezi rehberi yazıma da bir göz atın. Sinop gezisi maliyeti hangi kalemlerden oluşuyor, toplam maliyet ne çıkmış bir bakalım. Sinop'a gitmek için aylar aylar öncesinden uçak bileti almıştım. Ama bileti Sinop'a değil Samsun'a aldım. Ben biletleri aldığımda Sinop'a uçuş saatleri gün ortasıydı ve 2 günlük haftasonu seyahati için uygun değildi. O yüzden Samsun gidiş-dönüş bilet aldım. - Pegasus Havayollarından Cumartesi sabah 06:10 gidiş, Pazar akşam 21:55 dönüş İstanbul-Samsun uçak bileti 135TL. Sinop-Samsun arasında Bafra ve Erfelek Şelalerini, Sinop'ta da Hamsilos, Akliman ve İnceburun'u görmek istediğimiz için araç kiraladık. - Budget araç kiralamadan 2 günlük otomatik vites dizel araç kiralama bedeli 262TL, benzin parası da 105TL tuttu. İki kişi olduğumuz için bu masraf ikiye bölünmüş oldu, yani kişi başı 183TL ulaşım için harcamış olduk. - Otel ücretsiz 🙂 Gezilecek yerlerden sadece 2 yerde giriş ücreti ödedik. - Akliman giriş yaya kişi başı 2,5TL - Sinop cezaevi girişi 5TL, eğer müze kartınız ya da İşbankası kartınız varsa ücretsiz. - Yemek fiyatları ortalama kişi başı 10-15TL arası değişiyor. Biz biraz fazla yemiş olabiliriz, Bafranın pidesi, Sinop'un mantısı nokulu derken... Özetle; uçak, otel ve ulaşımı çıkarırsak 84TL harcamışız 2 günde. Bunun içinde kişisel aldığımız hediyelik eşyalar filan yok sadece. Sinop'a kesinlikle gidin, Karadeniz'in en ucunun yeşilin güzel insanların keyfini çıkarın. çok güzel bir yazı olmuş ya. Fiyat bilgisi çok önemli. Bende şehir dışına geziye vs. giden arkadaşlarıma hep sorarım ne kadar para harcadıklarını. Aslında İsttanbul, izmir, antalya vs gibi yoğun tatil yöreleri dışında yemekler ve otel daha uygun fiyatlı oluyorlar. Bende sizin gibi uçak biletimi şimdiden alayım bir kaç ay sonra eşimi de ikna edip bir sinop gezisi yapayım. Bileti de erken alıp ödeyince çok da bir maliyet olmaz. 5 sene gecikmeli olarak Sinop detayları geldi:) http://cokokuyancokgezen. com/sinopta-gezilecek-yerler/ bağlantıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2008de-nereleri-gezmistik", "text": "2008 yılı benim için bir yandan çok yoğun, çok stresli bir yandan da çok eğlenceli ve keyifli geçti. 2008 yılında nerelere gitmiştim, 2018'de gezdiğim ülkeler ve şehirler hangileri diye şöyle bir geriye dönüp baktığımda aşağıdaki liste ortaya çıktı. Herkese bol seyahatli bir yıl diliyorum, yolda kalın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2009da-nereleri-gezmistik", "text": "Çok Okuyan Çok Gezen'in 2009'da nereleri gezdiği bu blogda mutlaka olmalıydı. 2008'de bir arşiv yapmıştım ve 7 ülkede 19 şehri dolaşmıştım. 2009 yılında ise, 5 ülkede toplam 27 şehri gezmişim. Hepsinin ayrı bir tadı, ayrı bir keyfi vardı. 2009 yılı gezi arşivimi de aşağıda paylaşayım istedim. İsviçre için gezi ipuçları yazım ilginizi çekebilir. Gerçekten bunu nasıl başardınız? Maddiyat anlamında da soruyorum. Aslında bu sorunun cevabını http://cokokuyancokgezen. com/nasil-cok-gezilir/ yazımda anlatmıştım. Sizin için özetleyeyim. Her tatil arasını bir fırsat bilmek zaman kısmını çözmemi sağlıyor. Beni tanıyanlar bilir, hep overtime çalışırım, hatta haftasonlarına da sarkar çalışmalarım ama konu tatilse kesinlikle taviz vermem."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2010da-nereleri-gezmistik", "text": "Gezi blogumu, gezdiğim yerlerle ilgili bitmek bilmeyen sorulara cevap vermek için yazmaya başlamıştım. İlk yaş yazımda bu konuyu detaylı olarak anlatmışım. Şimdi ise blogumu takip edip, gezme şevki artan insanlarla tanıştıkça, beni profesyonel gezgin sananlarla karşılaştıkça bu blogun sadece bir gezdim, gördüm, anlatıyorum blogundan daha çok insanları gezmek konusunda yüreklendiren bir yer olmasına çalışıyorum. 2008 ve 2009'dan sonra 2010 yılı da bol gezmeli tozmalı bir yıldı. \"Nereleri gezmiştim\" diye toparlamam bile fotoğraf arşivimde yeni bir gezi oldu benim için. Almanya Stuttgart'tan başlayıp Almanya'dan Çek Cumhuriyeti sonra tekrar Almanya, arkasından Portekiz ve İspanya'yı kaplayan 3 haftalık, hayatımın en uzun tatilini yaptım. Rotamın planlanan kısmı burada, sonra patlayan volkanlar sayesinde İspanya'da bolca vakit geçirme fırsatım oldu. Bayram tatilini fırsat bilip motosiklete atlayıp Balkanların altından girdik üstünden çıktık. Gökhan Uçar arkadaşımızın sunumunu izlediğimde tanıştım Petra ile ve görür görmez vuruldum. Sonrası ise çorap söküğü gibi geldi. Yine bir bayram tatili, yine motosiklete atladık, rüzgarı peşimize kattık, Suriye, Ürdün ve Lübnan'da dolandık. 2011 bol gezmeli bir yıl olsun. Ne kadar güzel yerinizde olmak isterdik.. Hem okuyup hem gezmek için üniversitelilere kampanyalar yapan JetGenç sayesinde ben de buraların bir kısmına gitmek istiyorum, JetGenç yurtdışı kampanyası yapsa da gitsek.. Tam benim kafadansınız.28 şubat 2011 Makedonya gezimde tam 49 arkadaştık.19 Mayıs 2011 Atina gezimizde ilginçtir, ben dahil yine 49 kişiyiz. Bu sömestrede Makedonya, Kosova, Bosn-hersek, Hırvatistan, Balkanlar çok güzel bir alternatif olacak, keyif alacağınızdan eminim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2011de-nereleri-gezmistik", "text": "Söyleyin bakalım sevgili gezme sevdalıları, bu yıl yeterince gezdik mi? Gezdik, deneyimledik ve paylaştık mı? Artık klasikleşmiş olan yıl sonu seceremi 2011 için de hazırlayayım dedim 🙂 Karşınızda 2011'de gezdiğim ülkeler ve şehirler listesi! Bu yıl Türkiye'nin daha önce görmediğim pek çok şehrini görme fırsatını yakaladığım bir yıl oldu. Yıllardır görmek istediğim Mardin ile yılı bitirmek ise ayrı bir keyifti benim için. - Antakya - Harbiye - Vakıflı Köyü - Hıdırbey Köyü - Samandağı - Merkez - Muradiye - Akdamar - İzmir Merkez - Şirince - Karakayalar - Melen Çayı - Ballıkayalar - Cunda - Ayvalık - Foça - Bergama - Büyükada - Polonezköy - Garipçe Köyü - İğneada - Gökçetepe, Saros - Giresun - Artvin - Borçka - Karagöl - Batum - Tiflis - Kazbeg - David Graje - Ardahan - Kars - Ani antik şehri - Şavşat Sahara Milli Parkı - Elazığ - Ürgüp - Göreme - Mustafa Paşa Sinasos - Avanos - Ortahisar - Uçhisar - Hacıbektaş - Diyarbakır - Hasankeyf - Midyat - Mardin - Dara Köyü - Sultanahmet gezisi 2012 için küçük planlar yapmaya şimdiden başladım. - En kısa zamanda Pasaportumu yenilemek ve bir Schengen vizesi alıp Avrupa'da kalan birkaç yeri görmek istiyorum. - İngiltere 2012'de göreceğim yerler arasına girsin istiyorum. - Uzun zamandır hayalini kurduğum Uzakdoğu'ya artık bu yıl mutlaka gitmek istiyorum. Tayland listemin başında. Bunlar burada dursun, aklımı esen canımın çektiği başka yerler mutlaka olacaktır. 2012 hepimiz için bol seyahatli, bol gezmeli bir yıl olsun. - 2008 de Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2009 da Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2010 da Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2012-gezi-rotalari", "text": "Şöyle geriye dönüp bakınca çok güzel yerleri gezmişim, iyi ki de gezmişim. Zaman olsa daha da gezerdim diyorum. İstanbul Gezileri'nin 6. sını Kariye Müzesi ve çevresine yaptık. Muhteşem mozaikleri ile Kariye Müzesi İstanbul'un kesinlikle görülmesi gereken zenginliklerinden biri. Kurban bayramı tatilinden faydalanıp iki haftalık Tayland ve Kamboçya seyahati yaptım. İlk kez Uzakdoğu'ya gitmenin heyecanı çok güzeldi. Şimdiki aklım olsa Tayland yerine Kamboçya'da daha fazla vakit geçirir, bir de Laos'u görürdüm. - Bangkok - Ayutthaya - Phuket - Samui Adası - Phi Phi Adası - James Bond Adası - Siem Reap - Angkor Tapınağı - Chong Kneas İstanbul Gezileri organizasyonu ile Üsküdar'daki kiliseler, camiler ve önemli tarihi durakları gezdik. - Liverpool - Manchester İstanbul'u keşif gezilerimden biri de Heybeliada idi. Adayı bisikletle dolaşıp, daha önce görmediğim açılarından da hem İstanbul'un hem de Heybeliada'nın tadını çıkardım. - Santorini - Mykonos Afrika'ya gitme planı yaparken bayram tatili planım son dakikaya kaldı. Türkiye'de harika yerler gezdim. Bizim coğrafyamız öyle cömert ki... Tarih, doğa, kültür ne ararsanız var, daha fazla kıymetini bilmeli ve yabancılara anlatmalıyız. - Çorum - Amasya - Tokat - Kastamonu İstanbul'u keşif gezilerimden biri de Galata ve çevresine idi. Daha önce girmediğim sokaklara girip bildiğimiz Galata'nın arka sokaklarında pekçok bilinmezi keşfettim. İstanbul'u keşif gezilerinin bir başkası da Fener-Balat çevresi idi. İstanbul'un kesinlikle keşfedilmesi gereken yerlerinden biri. Memleketime bir ziyaret yapıp, babişkomun meyva bahçelerinin tadını çıkarma fırsatı buldum. Güneydoğu'nun tadını birkez alınca, her şehrini ayrı ayrı görmek istiyor insan. Beklediğimden çok daha güzel bir şehir, görülecek müthiş bir kültür var Urfa'da. - Urfa - Harran - Göbeklitepe İstanbul Gezileri organizasyonu ile İstanbul İslam Eserleri Müzesi, Eminönü ve Karaköy'ü gezdik. Afrika kıtasına ilk geçişimi Fas'a yapmış oldum. Arap va Afrika kültürünün Batı sömürgesiyle şekillendiği bu ülkeyi gerçekten çok beğendim. Vizesiz gidilebilecek, ucuz uçak bileti imkanı da olan bir yer. Fırsat bulursanız mutlaka görün. - Fes - Meknes - Kazablanka - Marakeş - Rabat İzmir'in güneyine, Selçuk ve çevresine haftasonu kaçamağı yapıp, daha önce gördüğüm ve görmediğim Ege şehirlerinin tadını çıkardım. Baharda tüm doğa çiçek açmış, beni karşılamıştı. - İzmir - Selçuk - Şirince - Efes - Bergama - Tire İstanbul Gezileri organizasyonu ile Beyazıt, Süleymaniye'den geçerek At Pazarı'nda son bulan harika bir gezi yaptık. - Gaziantep - Birecik - Halfeti Baharda İstanbul'dan kaçalım diyerek haftasonu için Köyceğiz, Dalyan, İztuzu gezdik. Henüz turist kalabalığı olmadan, son derece sakin, dingin bir haftasonu seyahatiydi. - Dalyan - Közceğiz - Göcek - Dalaman Kış bitmeden biraz kayak yapalım diyip, haftasonunu Uludağ'da kayak yaparak geçirdim. - Bursa - Uludağ İstanbul Gezileri organizasyonu ile Topkapı Sarayı ve Arkeoloji Müzesini gezik. 2008'den bu yana nereleri gezdiğimi merak edenler için eskiler aşağıdaki linklerde. - 2008 de Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2009 da Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2010 da Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2011 de Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler Tebrikler, hem gezdiğiniz hem de güzel fotoğraflarla belgelediginiz için. 2013'te daha çok ve daha farklı coğrafyalar görmek istiyorum. Umarım gerçekleşir. Güzel dileklerin için çok teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2013-te-gezdigim-ulkeler-ve-sehirler", "text": "2013'te 15 farklı gezi rotası, 5 ülkeyi gezmiş, çoooook şehre ayak basmışım. - Aralık 2013, Zirve Dağcılık ile Gökçedere, Yalova - Kasım 2013, Zirve Dağcılık ile İnönü Yaylası Kampı, İzmit - Kasım 2013, Kuzeni Evlendiriyoruz, Karamanlı, Burdur - Ekim 2013, Jambo Afrika, Güney Afrika - Eylül 2013, PepsiCo Hasatta, Kapadokya - Eylül 2013, 7. İstanbul Gezisi, Galata - Ağustos 2013, 6. Uğurböcekleri Festivali, Kahramanmaraş - Ağustos 2013, Dostlarla Bozcaada, Bozcaada - Ağustos 2013, Lviv ve Kiev, Ukrayna - Temmuz 2013, Saros Kampı, Çanakkale - Haziran 2013, Kuzeni Evlendiriyoruz, Karamanlı, Burdur - Mayıs 2013, Moskova, Rusya - Nisan 2013, Tahran, İsfahan, Kashan, İran - Mart 2013, Nemrut Gezisi, Adıyaman - Şubat 2013, Londra gezisi, İngiltere - Londra demişiz, oldu - Rusya demişiz, beyaz geceler demişiz, oldu - Avrupa'da ve Balkanlar'da gitmediğim birkaç yer kalmıştı, schengen alıp onları aradan çıkarmak demişiz, bu olmadı bunun yerine Ukrayna'ya gidildi. - Nemrut demişiz, oldu - Ağrı, İshakpaşa demişiz olmadı 🙁 2014'te gitmezsem çok üzüleceğim 🙁 - Afrika ya da Uzakdoğu'da bir yerler demişiz, Güney Afrika oldu 🙂 - İstanbul'a yakın yerler demişiz, eh fena değil - Doğa yürüyüşleri demişiz, o da fena değil - İstanbul gezileri demişiz, onu biraz ihmal ettik - Ek olarak İran'a gitmiş oldum 🙂 Bütün gezilerinize bayıldım. Ben de çok katılmak isterim. Bakış Açısıdır, Rengarenk Bir Bahçede, Güllerin Arasında, Görmektir Aslında Başka Pencerelerden, Tatmaktır Başka Biri Olmaktır, Seyehat Etmek Ve Gezmek. Bakış Açısıdır, Rengarenk Bir Bahçede, Güllerin Arasında, Aslında Başka Pencerelerden, Tatmaktır Başka Biri Olmaktır,"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2013un-en-iyi-seyahat-bloglarindan-biri-de-cok-okuyan-cok-gezen", "text": "2012 yılının en iyi seyahat blogları listesinde de bana yer vermişlerdi. Listede çok iddialı, bol ödüllü bloglar var. Onlarla aynı listede olmaktan mutluluk duydum. - Celebi Alper - Seyahatperest - Gümüş Pusula - Gezmek Güzel - Yolda Olmak - Adım Adım Seyahat - Gezip Gördüm - Gürkan Genç - Geziyorum. net - Çok Okuyan Çok Gezen Çok Okuyan Çok Gezen'i bugüne kadar Türkiye'nin en iyi gezi blogları arasında gösteren herkese sonsuz teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2014te-gezdigim-ulkeler-ve-sehirler", "text": "Yılın en sevdiğim yazısı bu 🙂 Bu yıl gezdiğim ülkeler ve şehirler! İşte İstanbul'da en fazla kaçtığım yerlerden bir diğeri daha. Aslında biraz yeşil, biraz oksijen bütün aradığım. Belgrad Ormanı da bunun için en uygun yerlerden biri. İstanbul Gezilerinden 8. sini kalabalıkça Belgrad Ormanına yapmıştık. İstanbul'a yakın, günü birlik gidip gelebileceğiniz bir başka seçenek de Kefken-Kerpe ikilisi. İstanbul'dan kaçamazsam İstanbul'a kaçarım. İstanbul'daki müzeler, sevdiğim semtler, daha önce gitmediğim yerler. Hepsi ayrı bir keyif benim için. Yine İstanbul'a yakın ülkemizin güzel şehirlerinden biri Edirne. Ciğer yemek, Meriç nehri kıyısında çay bahçesinde bira içmek ve tarihin izlenerini takip etmek için çok uygun bir rota. Sinop, Karadeniz bölgesinde Akdeniz'i yaşamak isteyenler için birebir. Doğası, insanları, yemekleri, hepsi harika! Her sene Türkiye'nin Güneydoğu'suna gidip güzel yemekleri, tarihi, kültürü görmeden edemiyorum. Nemrut'a çıkmak da ayrıca güzeldi. Hayallerimin yolculuklarından birini 3 hafta Güney Amerika'nın harika üçlüsü Şili, Peru ve Bolivya'ya yaptım. Sırasıyla; Santiago de Chili, Valparisio, Lima, Paracas, Ica, Huacachina, Nazca, Cusco, Ollantaytambo, Aguas Calientes, Machu Pichu, Coppacabana, La Paz, Rurrenabaque, Salar de Uyuni, San Pedro de Atacama şehirlerine ayak basıp rüya gibi bir yolculuk yaptım. Afrika'nın en popüler rotalarından ikisi Kenya ve Tanzanya. Kenya'da Masai Mara'da safari, Nakuru gölü; Tanzanya'da ise Zanzibar ve Dar es Salam'ı görme şansım oldu. Yılı farklı bir rota ile kapatmak ve herkesin öcü gibi gördüğü İsrail'i gezmek çok keyifli idi. - 2008 de Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2009 da Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2010 da Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2011 de Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2012 de Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler - 2013'te Gezdiğim Ülkeler ve Şehirler Urfa nere Tanzanya nere. Helal Seval."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2015te-gezdigim-ulkeler-sehirler", "text": "Bir yılın daha sonuna geldiğimize inanasım gelmiyor! Zaman nasıl da su gibi akıp geçiyor değil mi? 2015'te gezdiğim ülkeler ve şehirlere göz atınca 25 farklı zaman ve yere yolculuk yapmışım. - Bu yıl 25 kez yollara düşmüşüm, - 9 ülkede 36 şehirde bulunmuşum, - 52 günüm evimden uzakta ve bir o kadar da mutlu geçmiş 🙂 Bazı aylar hiç evde oturmamışım, aynı performansı diğer aylarda da bekliyorum seneye. - Tüm bunları yaparken sadece 7 iş günü yıllık izin kullanmışım. - En önemlisi, 2015'te toplam 52 gün tatil yapmışım! - 11 rota için toplam 2.646TL'yi gidiş-dönüş uçak bileti almak için harcamışım. 2016'daki resmi tatil günlerine göz atarak önümüzdeki yıl için plan yapabilirsiniz. Her yıl kendim için 5-6 yeni ülke görme hedefi koyuyorum. Bu yıl gezdiğim ülkeler listesi beklediğimden daha uzun oldu. Gezdiğim demek çok iddialı oluyor aslında, gördüğüm ya da bulunduğum demek daha doğru. - Azerbaycan - Mısır - Norveç - Yunanistan - Birleşik Arap Emirlikleri - Sri Lanka - Macaristan - Romanya - Tabii Türkiye 🙂 Biraz daha detaya girecek olursak, tarih detayında 2015 gezi rotalarımın detayını aşağıda görebilirsiniz. Bol fotoğraflı bu listeyi kaçırmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2016-resmi-tatil-gunleri", "text": "Bu yıl resmi tatiller bakımında 2015'e kıyasla biraz daha iyi durumda 🙂 O zaman haydi biraz ilham alalım! - Yılbaşı Tatili: 1 Ocak günü Cuma'ya denk geldiği için yılbaşı gecesini de dahil edecek 3-4 günlük bir plan yapmak için güzel bir zaman. Belki Noel Pazarları yazım seçim yapmanız için size fikir verir. - 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Tatili: Bu yıl ne yazık ki Cumartesi gününe denk geldiği için buradan ekmek çıkmadı 🙁 Geçen yıl 23 Nisan'da Azerbaycan'a gitmiştim, bu yıl buralardayız gibi görünüyor 🙁 - 1 Mayıs İşçi Bayramı Tatili: Bu yıl 1 Mayıs da güldürmedi. Pazar gününe denk geldiği için ne yazık ki onu da kullanamıyoruz. Geçen yıl 1 Mayıs'ta Mısır'da Krallar Vadisi'nin tadını çıkarmıştım oysa ki... - 19 Mayıs Atatürkü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Tatili: 19 Mayıs Perşembe gününe denk geldiği için Cuma'yı da birleştirip 4 günlük bir plan yapmak mümkün, mümkün demişken ben planımı yaptım bile 🙂 - Ramazan Bayramı Tatili: Geçen yıl Ramazan Bayramı hafta sonu ile birleşerek bizi çok üzmüştü, ben yine de Norveç'e kısa bir gezi yapmıştım. Bu yıl 4 Temmuz Pazartesi günü arifeden başlıyor, Perşembe günü bitiyor mübarek bayram. Pazartesi ve Cuma izinleriyle 9 güne kolayca çıkabilecek çoook güzel bir tatil fırsatı, kaçırmayın! - 30 Ağustos Zafer Bayramı Tatili: 30 Ağustos da Salı gününe geliyor, bu ne demek oluyor? Pazartesi izin al 4 gün kaç deniz-kum-güneş seni bekler 🙂 - Kurban Bayramı: 11 Eylül Pazar günü arife, Perşembe bayram biter, Cuma izin alınır 9 gün de buradan tatil çıkar. Bu yıl da Kurban Bayramı 9 gün tatil fırsatı veriyordu, ben de fırsatı kaçırmayıp Sri Lanka'ya bir yolculuk yapmıştım. - 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Tatili: Yine olmadı... 29 Ekim Cumartesi gününe geliyor. Yılı minik bir kaçamakla kapatmaya fırsat vermedi. Bu yıl ben 29 Ekim'i biraz uzatıp Macaristan ve Romanya'yı gezip gelmiştim. Şu hesabı bir özetleyelim mi? 4 gün yıllık izin kullanarak, 26 gün tatil yapma şansımız var! E o zaman ne duruyoruz? Hemen plan yapmaya başlayalım!!!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2016da-gezdigim-ulkeler-sehirler", "text": "2016 hem dünya için ve hem de ülkemiz için oldukça tatsız geçti, bu tatsızlıklardan uzaklaşmanın en iyi yollarından biri tabii ki seyahat etmek. Ben de öyle yaptım ve bu yıl bulduğum her fırsatta kendimi yollara vurdum. Beni yeni takip etmeye başlayanlar için bir hatırlatma yapayım. Beyaz yakalı bir çalışanım ve 5 yılımı doldurduğum için artık yılda 21 iş günü yıllık iznim var ve seyahatlerimi yıllık izinlerim dahilinde yapıyorum. - 2016'da 24 kez sırtçantamı alıp yola çıkmışım. Bunların kimisi hafta sonu kimisi yıllık izin, kimisi bayram. - 5 farklı ülkeyi görmüşüm. Planda olan Danimarka seyahatimi işlerimin yoğunluğu nedeniyle iptal etmek zorunda kaldım. - 13 gün yıllık izin kullanmışım - 2016'da toplamda 71 günüm yollarda geçmiş. - 24 seyahatin 15'inde uçak kullanışım ve toplam 2.920TL uçak bileti parası ödemişim. Hepsi birbirinden güzel yerler ancak No 15 en iyilerinden. Sağlıklı huzurlu 2017 dilerim sana. Çoook teşekkürler Ufuk, sana da harika bir yıl dilerim. Yazımda en çok ben gezdim gibi bir iddiada bulunmadım. Hafta sonu gazete ılavesi dolayı sizi tanıdım bundan sonra sizi takip edeceğim güzel resimler ve ulaşamıyacağımız yerler seyahatın devamını ve fotografların devamı dileğiyle saglıcakla kalın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2017de-gezdigim-ulkeler-ve-sehirler", "text": "Gezdiğim ülkeler ve şehirler yazısını hazırlamak artık gelenek haline geldi. Bir yandan yılın muhasebesini yaparken bir yandan da bir sonraki yılın hayallerini kurmaya başlıyorum. - 23 farklı gezi rotası yapmışım - 69 günüm yollarda geçmiş - 4 tanesi yeni olmak üzere 6 ülkeye gitmişim - tüm bunları yaparken 12,5 gün yıllık izin kullanmışım. - 2017 yılı içinde yukarıdakiler dışında 3 gezi planımı da iptal etmek zorunda kaldım. Bunlar iş yoğunluğu nedeniyle Lviv, sağlık sorunları yüzünden Belgrad ve yine iş yoğunluğu nedeniyle Likya Yolu. Bu sağlık meselesi yüzünden neredeyse bütün yazı da evde geçirdim ne yazık ki. Gezilerimi iptal edince gerçekten çok mutsuz oluyorum. İptal ettiğim seyahatlerim olsa da yılın geri kalanı güzel geçti, uzun zamandır görmek istediğim Etiyopya ve Endonezya gibi yeni ülkeleri görme şansım oldu. Hafta sonu gezileri benim en büyük motivasyon kaynağım. 2 gün İzmir çevresinde yaptığımız gezi Ege'den neden bir türlü vazgeçemediğimi tekrar hatırlattı bana. Farklı köyler, güzel koylar, sakin hayat... Ben deniz tatilcisi hiç olmadım bu nedenle Ege'ye yazın kalabalığı yerine diğer mevsimlerde gitmeyi tercih ediyorum. İznik gezilecek yerler yazısı blogumda en çok okunan yazılardan biri. İstanbul'a yakınlığı, harika doğası ve oradaki güzel dostları da görmek için her yıl uğrarız İznik'e. Bu yıl uğramamız İznik Kano Festivali zamanına denk getirdik, hem eğlendik hem gezdik tozduk. Endonezya balayı için tercihimiz olmuştu. Evet, ben bu yıl evlendim 🙂 Cennet ülke Endonezya'da Java, Bali ve Komodo adalarını gezdik. Java'da tapınak ve yanardağ yürüyüşlerine doyarken Bali adasında Ubud'a aşık olduk, Komodo'da ise hem Komodo ejderlerini gördük hem de dalış yaptık. Endonezya dünyadaki en iyi dalış noktalarına sahip. Balayı sarhoşluğu ile olsa gerek hiç Endonezya yazısı yazmamışım :/ En kısa zamanda telafi edeceğim. 19 Mayıs tatilini fırsat bilip Cumalıkızık, Gölyazı, Mudanya, Trilye, Yalova gibi Bursa çevresindeki görülecek yerleri ziyaret ettik. Ayrıca Bursa'da yaşayan teyzeme de uğrama şansımız oldu. Denizli eşimin memleketi, hem aile ziyareti hem biraz gezi oldu bizim için. Daha önce gidip görmediğim Buldan'ı bu gezide görme şansı yakaladım. İlk yaz kampımızı Bolu'da yapalım diyerek yola çıktık. Taraklı ve Göynük'ü de ziyaret ettikten sonra Sülüklü Göl'de bir gece kamp yaptık. Mudurnu Sülüklü Göl Milli Parkı doğayla iç içe olmak için iyi bir seçim. Burdur da benim memleketim. Aile ziyaretinin yanı sıra Salda Gölüne de bir gün ayırarak memleket gezimizi sonlandırdık. Kapadokya öncesi iş için önce Antep ve sonra Kayseri'deydim. Hafta içi Kayseri'de işim bitince hafta sonu Kapadokya'ya geçtim. Kapadokya'ya daha önce çok kez gittiğim için bu kez hedefimiz vadi yürüyüşü yapmaktı, yaptık ve de çok güzel oldu. Kapadokya her mevsim ayrı güzel. Gelibolu yarımadasında tarih odaklı bir seyahat yaptık. Bayram olması nedeniyle çok kalabalık olsa da Çanakkale çevresi ve şehitlikler mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Bolu ile başlayan yaz kamplarımız favori kamp yerimiz olan Gökçetepe ile devam etti. Saros Körfezinin en sevdiğimiz yerlerden biri burası. Orman içinde doğa ile içiçe bir kamp alanı, eski yıllara göre çok kalabalık olsa da hala güzel. İstanbul'a yakın ve bir o kadar da uzak Polonezköy'e gitmeyi severim. Bir hafta sonu kahvaltı ve yürüyüş için yine oradaydım. Bu yıl Kurban Bayramı tatilinde 10 güne 3 ayrı rota sığdırdım. Bunlardan ilki Didim idi. Burdur'dan İstanbul'a dönüp, oradan da Norveç'e uçtum. Doğa yürüyüşü yapmak için gittiğimiz Norveç'te kamp yaparak ve bol bol doğada vakit geçirerek harika bir tatil yaptık. Norveç gezi rotamızı buraya bırakıyorum. Didim'e bu kez antik kentleri gezmek için gittik çünkü sıcakta gezmek oldukça eziyetli. Antik kent gezimize taş evleriyle gönlümüzü çalan Doğanbey Köyünü de ekledik. Didim gezilecek yerler notlarım şurada. İstanbul'da kaldığımız zamanlarda İstanbul'u keşfetmeyi seviyoruz. Bu gün de o keşif günlerinden biriydi. İstanbul'un popüleritesi her geçen gün artan semtleri Fener Balat görmeye değer. Biraz iş biraz eğlence için 4 günüm Antalya Belek'te geçti. Bu yılın lezzet gezisi Hatay'a oldu. Türkiye'nin bence lezzet birincisi ödülü Hatay ilinin olmalı. Hafta sonu yurt içi gezilerini anladık ama yurt dışı nereden çıktı dediğinizi duyar gibiyim. Bu yıl Norveç'e gitmek için şengen vizesi aldım ve vizemin hakkını sonuna kadar vermek için daha önce görmediğim şengen ülkeleri listemde. Malta adası da görmek istediğim yerlerden biriydi, dolu dolu bir hafta sonu gezisiydi. Trenle komşuya kadar gidip geldik ve yılın son gezisini Bulgaristan'a yapmış olduk. Sofya hafta sonu gezmek için ideal bir şehir. Ama Bulgaristan'da görülecek bir çok yer var, onları görmeye ayrıca gideceğiz. Sevil Hanım bu ülkeleri yalnız başınıza doğaçlama mı geziyorsunuz. ben de gezmeyi değişik ülkeler gitmeyi çok istiyorum yeni başlayanlara şahsım da vereceğiniz tüyolar nelerdir, Teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2018-gezdigim-ulkeler-ve-sehirler", "text": "Blog yazmaya başladığımdan beri her yıl sonunda o yılın gezdiğim ülkeler ve şehirler listesini yayınlıyorum. 2018 yılında gezdiğim ülkeler ve şehirler listesi 11. listem! - 2018'de 29 kez evden biryerlere gitmek için dışarı çıkmışım. Kimisi İstanbul içinde bir keşif, kimisi Türkiye'de, kimisi de yurt dışında. - Bu 29 çıkışın 11 tanesi yurt dışı gezisi, 11 tanesi Türkiye içi gezisi, 7'si İstanbul gezisi olmuş. - Toplam 117 günüm yolda geçmiş. Yılın üçte birini sokaklarda geçirmişim 🙂 - En uzun yolculuğum 40 gün süren Doğu Karadeniz, Gürcistan ve Ermenistan'ı kapsayan Kafkaslar seyahatim olmuş. - Bu yıl benim için hayatımın dönüm noktası olması açısından da çok önemli bir yıldı benim için, çünkü Nisan ayında kurumsal hayatı bırakıp tam zamanlı blogger olarak yaşamaya başladım. İşten ayrılma hikayem için buraya bakabilirsiniz. - Bu yıl yine 3 gezi planımı iptal etmişim: Lapland, Beyrut ve Denizli biletlerimi aldığım halde iptal etmem gerekmiş. Artık hiçbir gezim iptal olmayacak diye çok seviniyorum 🙂 Geçmiş yıllara ait listelerime gezdiğim ülkeler listesi sonundaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz. Şimdi sırayla 2018'de gezdiğim ülkeler ve şehirler listesine, nerelere gitmiş, gezmişim beraber bakalım mı? Gittiğim yerlerle ilgili yazdığım yazıları yer isimlerine bağlantı verdim, tıklayıp kolayca okuyabilirsiniz. 2019'dan dileğim çok daha fazla gezmek, hayali gezmek olanlara ilham vermek, yola çıkmalarına vesile olmak. Siz de benimle birlikte gezmek isterseniz Çok Gezen Turları sayfasına bir göz atın! Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2019-gezdigim-yerler", "text": "2008'den beri, yani blogumu yazmaya başladığımdan bu yana her yıl gezdiğim ülkeler, şehirler, yerler listesi yapıyorum. 2019 yılı benim için biraz daha özel çünkü daha fazla seyahat edebilmek için kurumsal hayatımı bıraktıktan sonra tamamladığım ilk yıl. 2019'da gezdiğim yerler listemi bu yazıda bulacaksınız. Bir de bu yıl bir değişiklik yapıp \"2019'un Enleri\" şeklinde bir liste ekledim. Hadi biraz ilham, biraz motivasyon için 2019'da neler olmuş birlikte bir göz atalım. - 2019 yılında bir yerlere gitmek için 32 kere evden çıkmışım. Kimi zaman İstanbul içinde bir yerler, kimi zaman Türkiye, kimi zaman da yurt dışı ve uzak rotalar için. - 9 kez İstanbul içinde bir yerleri gezmeye gitmişim, Türkiye içinde 15 yere gitmişim, yurt dışında da 6 yere gitmişim. - Toplam gezindiğim gün sayısı 107 olmuş. - Bu yıl en uzun gezim toplam 21 gün kaldığım Mısır oldu. - Bir daha olmayacak demiştim ama yine oldu. Denizli ve Atina 2 uçağımı iptal ettim. Neyse ki ikisini de sonradan telafi ettim. 2008'den bu yana gezdiğim yerler yazılarıma yazının sonundaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz. Aşağıdaki listede 2019'da gezdiğim yerleri ve eğer o konuda bir yazı yazdıysam bağlantı linklerini göreceksiniz. İstanbul'u özellikle bu listeye yazıyorum çünkü bana \"gezmeye nereden başlayalım?\" diye soranlara ilk cevabım \"önce kendi şehrinizi keşfetmekle başlayın\" oluyor. Ben de hala her fırsatta İstanbul'da bir yerleri keşfetmeyi seviyorum. Gelelim benim için 2019'un enlerine... Blogumda en çok okunan yazılar, instagram hesabımda en çok beğenilen fotoğraflar, Youtube kanalımda en çok izlenen videolar ve benim gitmekten en keyif aldığım yerleri \"2019'un enleri\" listeme aldım. Bu yıl Çok Okuyan Çok Gezen takipçilerinin blogda en fazla okuduğu 5 yazı aşağıda yer alıyor. Hem gezilecek yerler hem yeme-içme önerileri hem de gezi tüyoları gibi farklı kategorilerden yazılarımın bu listede olmasından mutluyum. - İstanbul'da Gezilecek Yerler - İstanbul-Sofya Treni - Budapeşte'de Gezilecek Yerler - Burdur'da Ne Yenir? - Yurtdışında Para Bozdurma, ATM ve Kredi Kartı Kullanımı Bu yıl Youtube kanalımı biraz daha etkin kullanmaya ve düzenli video eklemeye başladım. - Safranbolu Gezilecek Yerler - İzlanda Gezisi - Lübbey Köyü - Midilli Adası - Yeni Istanbul Havalimanı İlk Deneyim Bu yıl hem daha önce gittiğim yerlere tekrar gitme, hem de daha önce gitmediğim yerleri görme fırsatım oldu. Enlerimi yurtdışı, Türkiye ve İstanbul olarak ayıracağım. - Yurtdışında gittiğim yerler arasında Meksika \"enler\" listeme üst sıralardan girdi kesinlikle. Hem kültür hem doğa hem yemekleri ile beni baştan çıkardı Meksika. - Türkiye'de daha önce deneyimlemediğim Van Gölü Ekspresi tren yolculuğu tren yolculukları listeme yine üst sıralardan girdi. Anadolu'yu karlar altındayken görmek çok güzeldi. Bir de baharda badem çiçekleri açınca görmek lazım. - İstanbul benim için her zaman gezmekten keyif aldığım bir şehir olacak. İstanbul'da en sevdiğim yer ise bu yıl da Fener-Balat olarak listemde yer buldu. 2019 benim için bol seyahatli, bol koşuşturmalı, bol yorulmalı bir yıl oldu. 2020'den beklentilerim daha yüksek. Uzak kıtalarda görmek istediğim yerlere yeni yılda daha fazla zaman ayırmak istiyorum. Siz de hayallerinizi bu yazının altına yorum olarak yazın, birbirimize ilham verelim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2019-resmi-tatilleri-2019-resmi-tatil-gunleri", "text": "2019 yılı resmi tatilleri ne zaman, 2019 Ramazan Bayramı, 2019 Kurban Bayramı ne zaman, tatillerimizi bu resmi tatillere göre nasıl planlayacağız gelin birlikte bakalım. Beyaz yakalı çalışırken her yıl başında resmi tatil günlerini çıkarıp ona göre yıllık seyahat planımı hazırlardım. Ben kurumsal hayatı bıraksam da takipçilerimin pek çoğu ve eşim hala resmi tatil günlerine göre seyahat tarihlerini belirliyor. Bu nedenle ben de geleneği bozmayıp resmi tatiller ve hangi tatil döneminde nerelere gidilebileceğine dair önerilerimi içeren yazımı hazırladım. Önce hızlıca 2019 resmi tatilleri ne zaman, hangi tatil hangi güne geliyor, bu tarihlerde izin kullanarak veya kullanmadan kaç gün tatil yapabiliriz bir bakalım. 31 Aralık yani yılbaşı gecesi Pazartesi akşamına denk gelinde 1 Ocak Salı günü de tatil oldu. Bazı işyerleri Pazartesi gününü de tatil ilan etti veya yarım gün çalıştılar. Tam gün tatil yapanlar hafta sonu ile birleşince 4 gün tatil yakaladı. Resmi tatilin en çok Cuma, Pazartesi gibi hafta sonu ile birleşenini sevsem de Salı günü olan resmi tatiller de bize, 1 gün izin kullanarak 4 günlük tatil fırsatı veriyor, işte bu o güzel tatillerden biri. Biz Çok Gezenler ile Ürdün'de olacağız, sizi de bekleriz! 1 Mayıs tam hafta ortasına gelen tek gün resmi tatil. Haftayı birleştirerek 1 hafta, Pazartesi, Salı veya Perşembe, Cuma izin kullanarak 5 gün tatil yapmak mümkün. Cumartesi veya Pazar gününe denk gelen resmi tatil günü olmaz olsun 🙂 Şaka bir yana bu yıl 19 Mayıs'tan hayır yok. Bu yıl hem Ramazan bayramı hem de Kurban bayramı yüzümüzü güldürecek. 3 Haziran Pazartesi arife günü, 4 Haziran Salı'dan 6 Haziran Perşembe'ye kadar Ramazan Bayramı. Sadece Pazartesi yarım gün ve Cuma tam gün izin alarak, tüm hafta tatil yapmak mümkün. Haziran ayı da tatil yapmak için güzel bir dönem, yılın uzun tatili buraya planlanabilir. Biz Çok Gezenler ile Fas'da olacağız, sizi de bekleriz! Ne demiştim, Pazartesi ve Cuma resmi tatillerini severim. İzin kullanmadan uzun hafta sonu seyahatleri için ideal. Hem de yaz ortası, nerelere gidilmez ki 🙂 Biz Çok Gezenler ile Burdur'da olacağız, sizi de bekleriz! 10 Ağustos Cumartesi günü arife günü ile bayram başlıyor ve Çarşamba günü sona eriyor. Perşembe-Cuma alınacak 2 günlük izin ile tam haftalık tatil yapmak için ideal bir dönem. Biz Çok Gezenler ile Gürcistan'da olacağız, sizi de bekleriz! İşte en sevdiğim resmi tatil tipi. Uzun hafta sonu 3 gün yakın yerlere, Türkiye içinde yapılacak geziler için ideal bir dönem. Bu yıl pek çok resmi tatil Salı gününe denk gelmiş. Demek ki bol bol 4 günlük seyahatler yapacağız. Yakın ülkeler veya Avrupa seyahatleri için ideal olabilir bu dönemler. 2019 resmi tatil günlerini kullanarak ve yıllık izninizden 8,5 gün kullanarak toplamda 38 gün tatil yapma şansınız var. Bu fırsatları sakın kaçırmayın! Resmi tatillerin yanı sıra bazı önemli dönemler bizim seyahat planlarımızı yakından ilgilendiriyor. Sömetr tatili, Ramazan Ayı, öğrencilerin yaz tatili gibi dönemler ne zaman başlıyor ve bitiyor, tatil planı yaparken onlara da bakmak gerek. Hadi gelin bakalım. Öğrenciler ve öğrenci velileri için tatil dönemleri resmi tatillerden ziyade çocukların eğitim dönemlerine göre belirleniyor. Bu nedenle sömestr yani yarı yıl tatili, 15 tatil ne zaman başlıyor, ne zaman bitiyor onlar için çok önemli. 2018-2019 eğitim öğretim yılı takvimine göre yarı yıl tatili 19 Ocak 2019 Cumartesi günü başlıyor ve 3 Şubat 2019 Pazar günü sona eriyor. Aslında bu dönem sadece öğrenci ve veliler için değil kış dönemi seyahat etmeyi seven herkes için önemli. Mesela ben özellikle sömestr döneminde yurt içi veya yurt dışı yakın yerlere plan yapmamaya özen gösteririm çünkü heryer çok kalabalık ve pahalı oluyor. O yüzden sömestr bittikten sonraki haftalara plan yaparım. Sömestr bittikten sonra Çok Gezenler ile Kars'a gidiyoruz, sizi de bekleriz. Öğrenciler ve veliler için diğer önemli dönem ise yaz tatili. O yüzden yaz tatili tarihlerine de bakalım. 2018-2019 eğitim öğretim yılı 14 Haziran 2019 Cuma günü sona erecek. Araya Ramazan Bayramı gireceği için muhtemelen okulun son haftası kimse okula gitmeyecek. 2019-2020 eğitim öğretim yılı ise 17 Eylül 2018 Pazartesi günü başlayacak. Okullar kapanır kapanmaz yazlık bölgelere bir akın başlayacağı için bu dönem de herkesi yakından ilgilendiriyor. Ben yine yaz tatili yapacaksam Haziran'da okullar tatile girmeden veya Eylül'de okullar açıldıktan sonra yapmayı tercih ediyorum. Böylece hem daha sakin hem de daha ekonomik tatil yapabiliyorum. Seyahat takvimimizi belirleyen etkenlerden biri de Ramazan ayı. 2019 Ramazan Ayı 6 Mayıs Pazartesi günü başlayacak ve 3 Haziran Pazartesi arife gününe kadar devam edecek. Eğer oruç tutuyorsanız bu dönem seyahat etmek için tercih edeceğiniz dönem olmayabilir. Umarım 2019 yılı seyahat planlarınızı yaparken 2019 resmi tatil günleri ve özel dönemlerle ilgili paylaştığım bilgiler işinize yarar. Haydi şimdi plan yapmaya! Yolda kalın! Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Gezi programlarınla bağlaman güzel olmuş. Hem özet bilgi, hem tur tavsiyesi. Ürdün'e mi gitsek diye düşünüyoduk zaten, Nisan da güzel dönem, hadi hayırlısı."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2020-de-gezdigim-yerler", "text": "2020 başlarken, pek çok uzunlu kısalı seyahat planım, alınmış uçak biletlerim, yapılmış programlarım vardı. Yılın neredeyse başında diyebileceğimiz korona virüsünün hayatımıza girmesi ile bütün planlarım alt üst oldu. Ne demiş John Lennon: \"hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir\". 2020 yılı tam anlamı ile böyle bir yıl oldu hepimiz, bütün dünya için. Blog yazmaya başladığımdan bu yana her yıl düzenli olarak hazırladığım gezdiğim yerler listesini hazırlamak içimden gelmemişti aslında, ta ki Instagram'da takipçilerime sorana kadar. Büyük bir oran \"geleneği bozma\" deyince bu yılın listesini hazırlamaya karar verdim. 2020'de gezdiğim yerler, kendi adıma 2020'nin enleri ve ilkleri ile sizleri baş başa bırakıyorum. Bugüne kadar gezdiğim ülkeler ve önceki yıllardaki gezi rotalarım için tıklayın. 2020 yılına geri dönüp bakınca; ülkemizde karantinanın başladığı gün olan 13 Mart'tan hemen önce 11 Mart'ta Malezya'dan dönmüş ve Haziran ayında seyahat yasakları kalkana kadar resmen evden çıkmamışım. Bu nedenle 3 ay seyahatsiz geçmiş. O sırada ben de kendimi örgüye verip el işi çantalar ördüm. Bu yıl, yılın başında korona çılgınlığı başlamadan hemen önce gittiğimiz Singapur ve Malezya dışında yurt dışı gezisi maalesef yapamadım. Hollanda ve Romanya biletlerimi iptal ettim, biletini almadığım ama planlarım içinde yer alan sonbaharda kuzey ışıkları için Norveç ve Almanya Noel Pazarları ve yaz dönemi için uzun süreli bir yurtdışı hayalim vardı, ancak olmadı. Türkiye içinde de pek çok seyahatimizi iptal etmek zorunda kalsak da, seyahat yasakları kalktıktan sonra Kütahya, Uşak, Burdur, Didim, İğneada, Ağrı, Assos, Cunda ve İstanbul içindeki gezilerimize mümkün olduğunca tenhadan tenhadan bütün önlemlere maksimum özen göstererek seyahat ettim. - Bu yıl sadece 48 günlüğüne evden biryerlere gitmek için çıkmışım. 2019 yılında bu süre 107 günmüş. - Bunun 13 günü yurt dışı, 7 günü İstanbul içi, 28 günü ise Türkiye içinde rotalar olmuş. - En uzun seyahatim 12 gün ile Malezya seyahatim olmuş, korona coşmasa idi Malezya'da 2 hafta daha kalacaktım. 2020'de ne umdum ne buldum konseptli bir de video hazırladım, izlemenizi öneririm. Videoumu beğendiyseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! 2020'de gezdiğim yerler listesini aşağıdaki tabloda göreceksiniz. Mavi gördüğünüz yerleri tıklarsanız ilgili yere ait gezi yazıma kolayca ulaşabilirsiniz. 2021'de umarım 2020'de gezemediğimiz yerlerin acısını sonuna kadar çıkarabiliriz. 2020'de blogda en çok okunan yazılar, instagram ve youtube'da en beğenilen içerikler gibi şeyleri de bu yazıda toparlamak istedim, belki sizin de ilginizi çeker. - İstanbul'da gezilecek yerler - Gaziantep'te gezilecek yerler - Adana'da gezilecek yerler - Yıldız Parkı - Türkiye'den Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi'ne giren yerler 2020'de instagram hesabımda en çok beğeni alan paylaşımlara bir bakalım. - Bu yıl en çok beğeni alan fotoğrafım, ilk yurt dışı seyahatim olan İtalya'yı anlattığım fotoğraf oldu. - İkinci sırada Malezya'nın en ikonik noktalarından biri olan Batu Caves var. - Üçüncü sırada 12 kitap verdiğim çekilişin paylaşımı - Dördüncü sırada yine Malezya'dan Petronas Kuleleri fotoğrafı - Beşinci sırada ise karantina döneminde başladığım örgü çantalarıma dair bir paylaşım var. Listedeki en çok beğenilen fotoğraflarda yurt dışı seyahatlerin fazla olması bir tesadüf değil sanıyorum. Biliyorum hepimiz çok özledik. Gittiğim yerlerde çok daha aktif şekilde Youtube içeriği üretmeye çalışıyorum, yine de bu yıl ilk beşe giren videolarımın dördü geçen yıldan kalma. Bu yılın en popüler videosu Ağrı videosu oldu. - Safranbolu'da gezilecek yerler - Giza ve Saqara Piramitleri - 4 Gün Midilli Gezisi - Ağrı'da gezilecek yerler - Ateşin ve Buzun Ülkesi İzlanda 2020 yılı hepimiz için gerçekten büyük bir şaka gibi geçti. 2021'de hepsini geride bırakıp normal hayatımıza dönebilmeyi diliyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2020-resmi-tatilleri-2020-tatil-gunleri", "text": "Nasıl bu kadar çok geziyorsun? Bu kadar gezmek için nasıl vakit buluyorsun? Kurumsal hayatta çalışırken bana en çok sorulan sorular idi. Şu an bir takvime bağlı çalışmasam da eşim hala kurumsal hayatta çalışıyor ve seyahat planlarımızı yaparken birlikte yapacağımız seyahatleri onun ajandasına göre ayarlıyoruz. İyi bir plan yapabilmek için ilk baktığım şey resmi tatil günleri. Ülkemiz resmi tatil cenneti olduğu için bu tatillerden istifade ederek normalde 14 iş günü olan izin süremizi çok daha fazla uzatmak mümkün. 2020 seyahat planlarımızı da yapmaya başladık. Seyahat planı yapıyorsak 2020 resmi tatilleri ne zaman, hangi günlere denk geliyor, hangilerinde seyahat planlaması yapabiliriz çalışmalarına başladık. Hadi gelin tarihlere ve neler yapabileceğimize birlikte bakalım. Öncelikle tarihlerle 2020'de resmi tatiller ne zaman, hangi tatil hangi güne denk geliyor ona bir bakalım. - 1 Ocak 2020 Çarşamba Yılbaşı Tatili - 23 Nisan 2020 Perşembe Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı - 1 Mayıs 2020 Cuma Emek ve Dayanışma Günü - 19 Mayıs 2020 Salı Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı - 23 Mayıs 2020 Cumartesi Ramazan Bayramı Arifesi - 24 Mayıs 2020 Pazar Ramazan Bayramı 1. gün - 25 Mayıs 2020 Pazartesi Ramazan Bayramı 2. gün - 26 Mayıs 2020 Salı Ramazan Bayramı 3. gün - 15 Temmuz 2020 Çarşamba Demokrasi Bayramı - 30 Temmuz 2020 Perşembe Kurban Bayramı Arifesi - 31 Temmuz 2020 Cuma Kurban Bayramı 1. gün - 1 Ağustos 2020 Cumartesi Kurban Bayramı 2. gün - 2 Ağustos 2020 Pazar Kurban Bayramı 3. gün - 3 Ağustos 2020 Pazartesi Kurban Bayramı 4. gün - 30 Ağustos 2020 Pazar Zafer Bayramı - 28 Ekim 2020 Çarşamba Cumhuriyet Bayramı Arifesi - 29 Ekim 2020 Perşembe Cumhuriyet Bayramı - 31 Aralık 2020 Perşembe Yılbaşı gecesi 2020 resmi tatil günlerinin tarihlerine bakarak hangi tatilde ne kadar izin kullanarak kaç gün izin yapabiliriz onu da aşağıdaki tabloda görebilirsiniz. Çok basit bir hesapla, 9 gün yıllık izin kullanarak toplam 41 gün izin yapmak mümkün. Üstelik bu yıl Ramazan ve Kurban bayramları yüzümüzü pek güldürmüyor, hafta sonuna geldikleri için toplam tatil sürelerini kısa tutabiliyoruz. - Herkes aynı dönemde tatile çıktığı için pek çok yer çok kalabalık oluyor. Yurtdışına da gitseniz, eğer Türklerin çok tercih ettiği bir yerlere gidiyorsanız her yerde kalabalığa hazır olun. - İkinci ve daha önemli sorun ise havayolu firmalarının, araç kiralama firmalarının, otellerin bu dönemleri indirim kampanyalarına dahil etmemeleri. Öğrenciler, öğrenci aileleri eğitim öğretim tarihlerine göre seyahatlerini planlıyor çoğunlukla. O yüzden bu yazıya 2020 yılındaki eğitim-öğretim takvimini de eklemek istedim. Şimdi plan yapma zamanı! Yolda kalın! Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2020-yaz-tatilinde-turkiyede-gidilecek-12-muhtesem-yer", "text": "Uzun bir kış sezonu, korona, pandemi derken sonunda yaz geldi, seyahat yasakları kalktı ve bütün yıl beklenen yaz tatili zamanı geldi çattı. Bu yıl bütün tüm hayatımız değiştiği gibi seyahat alışkanlıklarımız da değişti. Daha izole, kalabalıktan uzak butik oteller ve az bilinen yerler 2020 yazında gezilecek yerler listesinde üst sıralara hızlı bir giriş yaptı. Henüz nereye gideceğinize karar veremediyseniz 2020 yaz tatilinde gidilecek muhteşem yerler hazırladım. Kendi zevkinize en uygun olanları seçip tatil planınızı yapmaya başlayın! Türkiye'de 2020 yazında gezilecek yerler listesi seyahat planınızı yaparken çok işinize yarayacak, keyifli okumalar! Yaz tatili deyince çok az kişinin aklına Karadeniz Bölgesi'nin geldiğinin farkındayım. Kalabalıktan uzak, doğa ile iç içe bir tatil yapmak isteyenler, Karadeniz'in az bilinen güzellikleri Borçka ve Şavşat'ı değerlendirebilirsiniz. Doğanın bütün cömertliğini sergilediği ve yeşilin her tonunu görebileceğiniz göller, yaylalar ve şelalelerle dolu bir seyahat istiyorsanız Artvin ve çevresi tam size göre. Artvin'in Borçka ilçesine yolunuz düşerse Sahara Milli Parkı, Karagöl, Maçahel Yaylası, Camili Köyü'ndeki İremit Camii, Maral Şelalesi, Klaskur Yaylası görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor. Türkiye'nin sakin şehirleri arasında yer alan Şavşat tarafına giderseniz, Şavşat Karagöl, Şavşat Kalesi, Efkar Tepesi, Cevizli Köyü'nde yer alan Tibeti Kilisesi listenizde olması gereken yerler. Buraların pek çoğuna toplu taşıma yok, bu nedenle kendi aracınız ile gitmeniz veya araç kiralayarak gezmeniz gerekiyor. Artvin yaylaları hakkında daha fazlası için; Artvin'in En Güzel Yaylaları, Borçka ve Şavşat Gezi Rehberi yazıma göz atın. Doğu Karadeniz Bölgesi'nin en popüler yaylaları Rize'de yer alıyor. Bulut denizleri, otantik yayla evlerinde konaklama ve yeme-içme, yürüyüş rotaları gibi imkanlarıyla doğada zaman geçirmek isteyenler için tam bir cennet Rize. Rotanızı Rize'ye çevirecekseniz Ağustos ve Eylül ideal zamanlar. Rize'de yaylaları gezmek istiyorsanız pek çok yaylaya Ayder'den günübirlik kalkan minibüsleri kullanabilirsiniz veya yerel taksileri günlük kiralayabilirsiniz. - Çamlıhemşin tarafında; Pokut, Sal, Gito, Badara, Elevit Yaylaları; Çinçiva Deresi, Ortan Köyü, Palovit Şelalesi, Şimşir Ormanları ve Zilkale. - Ayder tarafında; Avusor Yaylası, Kemerli Kaçkar Buzul Gölü ve Huser Yaylası, Galler Düzü, Aşağı Kavrun ve Yukarı Kavrun Yaylaları ile Buzul Gölleri. Rize'ye gidip tek seferde her yeri görüp döndüm diyemezsiniz. Buraya bir kez yolunuz düştüyse artık hep düşer, kendimden biliyorum. Sinop, Karadeniz'de beni en şaşırtan şehirlerden biri. Karadeniz'de değil de Akdeniz'de gibi hissedebileceğiniz bir şehir burası. Uzun plajları, rahat ve mutlu insanları, güzel yemekleri ile seyahat planlarına pek girmeyen ama gezilecek görülecek çok yeri olan Sinop'u mutlaka yaz tatili rotalarınıza ekleyin. Sinop'a giderseniz uzun bir gezilecek yerler listesi sizi bekliyor: Tarihi Sinop Cezaevi, Diyojen Heykeli, Sinop Çarşısı, Aladdin Külliyesi ve Camisi, Pervane Medresesi, Sinop Arkeoloji Müzesi, Deniz Şehitleri Anıtı, Etnoğrafya Müzesi, Hal Sinop Buluşma Merkezi, Sinop Kalesi, Balatlar Kilisesi, Aşıklar Caddesi, Şahin Tepesi, Sinop Limanı, İnceburun Deniz Feneri, Hamsilos Koyu ve Tabiat Parkı, Akliman Tabiat Parkı ve Mesire Yeri, Erfelek Tatlıca Şelaleleri, Boyabat Bazalt Kayalıkları Tabiat Anıtı, Boyabat Kalesi. Türkiye'nin en mutlu insanlarının yaşadığı Sinop'a gitmeden önce Sinop gezi rehberi yazıma da bir göz atın. Karadeniz Bölgesi'nde gidilecek daha pek çok yer var elbette. Bu listeye aldıklarım daha sakin ve doğa ile iç içe bir tatil isteyenler için ideal olan yerler. İğneada'ya gittiğinizde Bulgar GSM operatörlerine geçmemeye dikkat edin. Bu uyarıdan da anlaşılacağı üzere Bulgaristan'a en yakın noktada yer alan şehir, dalgalı Karadeniz kıyısında uzun sahiller vadediyor. Karadeniz'i yüzmek için tercih etmeyenler Mert Gölü, Kıyıköy gibi yerlerde tatlı suda kano keyfi benzeri alternatifleri değerlendirebilirler. İğneada'ya gittiğinizde ülkemizin en önemli doğal varlıklarından biri olan Longoz Ormanları mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında yer alıyor. Dupnisa Mağarası, Demirköy Tarihi Dökümhanesi, Kıyıköy, Mert Gölü, Hamam Gölü, Sarpdere, Manyetik Yol gidip görebileceğiniz yerler. Ayrıca çok yakın zamanda Türkiye'nin en büyük glamping tesisi de İğneada'da açıldı. İğneada İstanbul'a yakınlığı nedeniyle bu listede en çok tercih edilebilecek yerlerden biri olacaktır. Ben İğneada'ya gitmek için otobüs yolculuğunu tercih ediyorum. Böylece yakın olduğu kadar hesaplı da oluyor. Otobüs biletimi almak için de farklı firmaları bir arada sunan Enuygun. com'u kullanıyorum. Yine İstanbul'a yakın, bu kez harika bir denize sahip bir yer önereceğim: Saros Körfezi. Ege Denizi'nin kuzeyine bakan ve yaklaşık 60 kilometrelik bir alanı kaplayan körfez boyunca pek çok mesire yeri, plaj, kamp ve piknik alanları yer alıyor. Gökçetepe Tabiat Parkı, Danişment Orman Kampı, Erikli Sahili en popüler olanları. İstanbul'dan bir hafta sonu gidip gelmek için bile çok uygun bir alternatif burası. Saros Körfezi'ne kadar gelmişken özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz şehitlerin ebedi ikametgahı olan Çanakkale Şehitlikleri de mutlaka gezilip görülmeli. Hem deniz hem de tarih turu yapmak isteyenler için harika bir alternatif. Çanakkale'ye kadar gittiyseniz, Gökçeada mutlaka listenizde olsun. Bozcada gibi kalabalık olmayan Gökçeada'da hala bakir koylar bulabilirsiniz. Eski Rum Köyleri, güzel yemekleri, uzun plajları, sörf ve dalış imkanları ile Gökçeada aradığınız izole tatili size sunabilecek yerler arasında. Gökçeada'ya feribot ile geçeceğiniz için hafta sonları uzun kuyruklarla karşılaşmamak adına hafta içi gitmenizi tavsiye ederim. Soğuk Ege Denizi'ni sevenler için plajlardan birinde dinlenmeli bir tatil yapıp akşam eski Rum Köylerinden birine yemeğe gidebilirsiniz. Ayrıca sakızlı muhallebisi, Dibek kahvesi ve bademli kurabiyenin tadına bakmadan adadan ayrılmayın. Ayvalık'ın Macaron Mahallesi'nde dolaşıp Ayvalık Tostu'nun tadına baktıktan sonra Türkiye'nin ilk boğaz köprüsünden geçerek Ali Bey Adası yani Cunda'ya geçebilirsiniz. Cunda'da deniz mahsüllerinden ot yemeklerine, dondurmadan ada çayına, papalina balığından kahvesine muhteşem Cunda lezzetlerinin tadını mutlaka çıkarmalısınız. Selim ve Necdet Kent Kitaplığı'na uğramayı unutmayın. Şeytan Sofrası ise güneşi batırmak için gitmeniz gereken bir yer. Bu listeyi uzatmak mümkün, ancak alacağınız tadın yanında bu liste çok yavan kalacak. İzmir'e gidip Çeşme ve Alaçatı gibi yerlerde kalabalıklara girmek istemeyenler için harika bir önerim var. Karaburun Yarımadası'nda denize girmek için pek çok bakir koy, sakin bir yemek yemek için kendi halinde restoranlar bulabilirsiniz. İzmir'in kuzeyinde olması ve rüzgara açık olması nedeniyle su biraz daha soğuk olsa da pırıl pırıl koylar suyun soğukluğunu unutturacaktır. Karaburun Yarımadası'na gitmişken Balıklıova Köyü'nde balıkçı Garibin Yeri'nde ya da Özbek Köyü'nde balıkçı Akın'ın Yeri'nde yemek yiyebilirsiniz. Saip Köyü'nde ise İstanbul'dan gelip buraya yerleşmiş çiftin Kır Kahvesi'nde bir kahve molası verebilirsiniz. Ayrıca yarımada boyunca terk edilmiş Rum Köyleri bulunuyor. Hem arabayla yol yapmak hem bakir koylarda denize girmek için yarımada çok güzel bir seçenek. Türkiye'deki sakin şehirlerden bir diğeri de Seferihisar. Seferihisar'ın popüler olması ile küçük bir balıkçı kasabası olan Sığacık'ın da çehresi değişmiş ve popüler hale gelmiş. Sığacık Kalesi ara sokaklarına kurulan ve artık meşhur hale gelmiş olan Sığacık Pazarı sayesinde ünü her geçen gün artıyor. Sığacık'ta bir tatil planladıysanız göreceğiniz yerler; Sığacık Kalesi, Sığacık Pazarı, Teos Antik Kenti, Teos Marina, Sığacık Kaleiçi Minyatürü, Sığacık Balık Hali, mavi bayraklı Akkum ve Ekmeksiz plajları, ayrıca günübirlik tekne turları ile ulaşabileceğiniz Papaz Boğazı, Taş Ada, Azmak, Aktaşlı ve Çamağız. Sığacık'ta kale içindeki butik otellerden birinde konaklayabilir, akşam taze deniz ürünlerinin tadına bakabileceğiniz restoranlarda yemeğinizi yiyebilirsiniz. İyi ki ulaşımın zor olduğu bir noktada, iyi ki çok yakınında havalimanı yok dediğim yerlerden biri Datça. Ulaşımın kolay olduğu yerler ne yazık ki çok hızlı bozuluyor ve kalabalık oluyor. İyi ki bu güzel kasaba uzaklarda... Taş evlerin ve begonvillerin süslediği dar sokakları, birbirinden güzel bükleri, Can Yücel'in şiirlerine verdiği ilham ve badem ağaçları Datça'yı Datça yapan özellikleri. Akdeniz ve Ege'nin ayrıldığı yerde kurulmuş olan Knidos Antik Kenti, denizin içinde kalan kısımları ile Türkiye'deki en güzel antik kentlerden biri. Datça'da gidilecek diğer yerleri sayacak olursak; Hızırşah Kilisesi ve Hızırşah Kültür Evi, Değirmen Deresi, su değirmenleri, Eveboynu yarımadası, Yazıköy, Kelebek Değirmeni, Mehmet Ali Ağa Konağı, Knidos Datça Su Sarnıçları, Datça kaleleri, Datça Yamaç Evleri, Kumyer Kalesi, Aslanlı Mezar, Kemerli Antik Köprü, Bizans yapıları, yel değirmenleri ve tabii ki Can Yücel Evi. Datça'nın birbirinden güzel koylarını da listeyecek olursak; Kumluk Plajı, Taşlık Plajı, Kargı Koyu, Kızlanaltı Plajı, Gebekum, Kızılbük, Hayıtbükü, Ovabükü, Palamutbükü. Fethiye, Türkiye'nin en popüler turistik noktalarından biri olsa da o kadar çok koya sahip ki sakin bir yer mutlaka bulursunuz. Benim Fethiye'yi sevme nedenlerim; güzelim denizin yeşil ile buluşması, Likya Yolu'nun en güzel yürüyüş rotalarının bu bölgeden geçmesi ve pek çok antik kente ev sahipliği yapması. Fethiye'yi sadece Ölüdeniz'den ibaret sananlar için Fethiye'de mutlaka gezilecek yerler listesini aşağıda paylaşıyorum. - Terk edilmiş Rum Köyü Kayaköy - Saklıkent Kanyonu - Kral Mezarları - Gemiler Adası - Çalış Plajı - Kelebekler Vadisi - Kabak Koyu - 12 Adalar Özellikle Kabak, Faralya, Kelebekler Vadisi gibi koylarda sakin, kafa dinleyebileceğiniz ve muhteşem manzaralara ev sahipliği yapan harika mekanlar yer alıyor. Bu listede benim favorim Salda Gölü çünkü çocukluğum boyunca yaz aylarım burada geçti. 1000 metre rakımda bulunan Salda Gölü, jeolojik yapısı nedeniyle dünyada Mars ile benzerlik gösteren iki noktadan biri. Göl kıyısına kadar inen çam ağaçları, mineralli yapısı nedeniyle bembeyaz kumsallara sahip plajları ve tertemiz suyu ile Türkiye'nin Maldivler'i olarak ünlenen göl Türkiye'nin en özel ve güzel yerlerinden biri. Salda Gölü kıyısında kalabileceğiniz otel, apart ve pansiyonlar bulunuyor. Salda Gölü Tabiat Parkı alanında piknik yapabilir, bu güzel gölün manzaralarını doya doya izleyebilirsiniz. Gölün manzaralarının bu kadar güzel olmasının nedeni, çevresinde yer alan tepelerin yarattığı akım ile pamuk gibi bulutların sürekli gölün üstünde dolanması. Günün her saati pırıl pırıl olan göl suyuna yansıyan bulutlar insanın aklını başından alıyor. Salda Gölü'ne gelirseniz; Haziran Temmuz aylarında Isparta Burdur arasında yer alan Lavanta Tarlalarını ziyaret edebilir, Pisidya'nın siyasi ve dini merkezi olan Sagalassos Antik Kenti'ni ve gladyatörleri ile ünlü Kibyra Antik Kenti'ni gezebilir, Türkiye'nin ziyarete açılan ilk mağarası olan İnsuyu Mağarası'nı, Burdur Arkeoloji Müzesi ve Doğa Tarihi Müzesi'ni görebilirsiniz. Ülkemiz tarihi, doğal ve kültürel zenginliklerle dolu için bu listeyi çok daha fazla uzatabiliriz tabii ama ben en sevdiğim yerleri yazmak istedim. Siz de kendi zevklerinize uygun yerleri seçerek planlamalara başlayabilirsiniz. Harika bir derleme, bilgi dolu bir yazı olmuş, elinize sağlık. Tek tek not aldım, değerlendireceğim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2021-de-gezdigim-yerler", "text": "Blog yazmaya başladığımdan bu yana, her yıl düzenli olarak hazırladığım gezdiğim yerler listesi, 2021 yılı için de hazır! Pandemi ile birlikte bütün dünya ile birlikte benim de bütün düzenim değişti ve her yıl 5-6 farklı ülkeye yaptığım ziyaretleri yapamasam da Türkiye içinde belki de hiç olmadığı kadar çok gezme imkanı buldum. 2021'de gezdiğim yerler, 2021'in benim ve blogum için ilkleri ve enleri bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Bugüne kadar gezdiğim ülkeler ve önceki yıllardaki gezi rotalarım için tıklayın. Ne yıldı be! Büyük umutlarla başladığım 2021 yılı; korona virüsünün hayatımızdan çıkmayacağını, bu yılı da onunla geçireceğimizi anlayarak ve dünyayı gezme hayallerimi bir yıl daha erteleyerek sona erdi. 2021 yılının ilk ayları bol seyahat yasaklı geçince yılın ilk ayları biraz daha sakin olsa da Türkiye içi rotalar yapmaya çalıştım. Her yıl hazırladığım \"gezdiğim yerler\" listesinde bu yıl sadece tek bir yurt dışı rotası bulunuyor, o da Beldrag. Yıllardır ilk kez bu kadar az sayıda yurt dışı ziyareti ile bir yılı kapatıyorum. Tayland ve Ukrayna bu yıl iptal ettiğim yurt dışı seyahatlerim. Özellikle aşı sıramız gelip de Haziran'da birinci, Ağustos'ta ikinci aşımı olduktan sonra en azından yurt içi seyahatlerimi daha rahat yapmaya başladım. - Bu yıl İstanbul içi, Türkiye ve yurt dışı dahil olmak üzere toplam 79 günü bir yeri keşfetmeye ayırmışım, yani yılımın dörtte biri yolda geçmiş. 2020'de sadece 48 gün imiş bu süre, onunla kıyaslayınca fena olmayan bir gelişme var diyebiliriz. - 79 günün 7 günü İstanbul içinde, 69 günü Türkiye genelinde, sadece 3 günü ise yurt dışında, Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da geçmiş. - En uzun seyahatim, Antalya ve Muğla sahillerini dolaştığım 3 haftalık yolculuk olmuş. Aşağıdaki 2021'de gezdiğim yerler listesinde ağırlıklı olarak İstanbul ve Türkiye rotaları yer alıyor. Mavi olarak gördüğünüz yerlerin üstüne tıklayarak o yerle ilgili blog yazıma ulaşabilirsiniz. 2021 Çok Okuyan Çok Gezen'in geri dönüş yılı oldu desek yalan olmaz. 2020'de inanılmaz düşen gezi blogu okuma rakamları, 2021'de, en azından benim için, pandemi öncesi seviyelerine geri döndü. Bu da beni yazmak konusunda çok daha fazla motive etti. Bu yıl toplam 83 gezi yazısı yayınlamışım. Yani 4-5 günde bir yazı yayınlamışım neredeyse. En çok okunan 5 yazıya bir göz atalım. - Milli Saraylar Resim Müzesi - Beşiktaş'ın Birbirinden Güzel Müze Kafeleri - Kaş'ta Gezilecek Yerler ve Kaş'ta Mutlaka Yapmanız Gerekenler - İstanbul'da Gezilecek Yer Önerileri Günübirlik İstanbul Gezi Rotaları - Mezopotamya'ya Tepeden Bakan Şehir Mardin'de Gezilecek Yerler Bu listeye bakınca, pandemi nedeniyle şehir dışına veya ülke dışına çıkamayan gezme sevdalıları İstanbul içinde veya ülke içinde seyahat etmiş ve buna uygun içerikleri okumuş diye yorumlayabiliriz. 2021'de instagram algoritması ile içerik üreticilerini biraz üzdü. Gösterimler azaldı, bu da açıkçası beni instagrama içerik üretmek konusunda biraz yavaşlattı. Yine de hem seyahatlerimi hem de günlük hayatımda yaptıklarımla görsel günlüğüm olarak paylaşmaya devam ettim. Eğer bu yazıyı okuyorsanız instagram hesabımı da takibe alırsanız çok sevinirim. En yüksek beğeni alan paylaşımım Datça gezimden iken, en yüksek erişime ulaşan reelsim Belgrad gezimin reels'i oldu. Yurt dışı seyahatleri ben de çok özledim, umarım yeni yılda size yurt dışından bol bol paylaşımda bulunabilirim. Son iki yıldır gezdiğim yerleri vlog olarak da paylaşmaya çalışıyorum. Benim için blog yazmaktan çok daha zor olduğunu itiraf edeyim. Yine de yetişebildiğim kadar video üretiyorum. 2021 yılında 24 adet video yayınlamışım yani, 2 haftada bir video diyebiliriz, tahmin ettiğimden daha iyiymiş performansım. - Safranbolu Gezilecek Yerler Safranbolu Gezisi - Midilli Adası 4 Gün Midilli Gezisi Midilli Gezilecek Yerler - İğneada Hakkında Merak Ettiğiniz Herşey! Trakya'nın Saklı Cenneti İğneada Gezi Rehberi - Antalya Merkezde Gezilecek Yerler Antalya Merkez Antalya Vlog 1 - Kars Boğateğe Köyü Peynir Müzesi Zümran Ömür Kanalıma abone olursanız, videolarımı beğenirseniz beni çok mutlu edersiniz. 2021 hepimiz için yine zor geçti. Pandemiye bir de ekonomik sorunlar eklendi. 2022'nin hepimiz için çok daha güzel, sağlıklı, huzurlu, üretken ve bol seyahatli geçmesini diliyorum. ciddi anlamda emek isteyen bir şey gezi notu çıkarmak. bazen gezmek 1 gün notları hazırlamak çok daha fazla zaman alıyor. Instagram beni de üzdü Sevil Hanım, maalesef seyahat içerikleri açısından doğru bir mecra olduğunu düşünmüyorum. 2022 de daha çok keşif dileği ile. Çok teşekkürler, yeni sene umarım hepimize umut olur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2021de-nasil-seyahat-edecegiz-2021-seyahat-trendleri", "text": "Ağlamak istiyorum sayın seyirciler! Pandemi bırakın seyahat etmeyi bizi evlerimize hapsetmişken tünelin ucunda bir ışık göründü, aşılamalar başladı. Tırmanış trendindeki vaka sayıları inişe geçmeye başladı. Bu gelişmeler biz seyahat severlerin bir nebze olsun yüzünü güldürmeye yetti. Mart ayının gelişi ile birlikte biz de kış uykusundan çıkıp yavaş yavaş seyahat planları yapmaya başladık. Akıllardaki en kritik soru ise 2021'de nasıl seyahat edeceğiz? Açık söylemek gerekirse ben de uzun zamandır bu soruyu kendime soruyordum, hem biraz dersime çalıştım hem de ben nasıl seyahat edeceğim diye kendime sordum ve sonunda bu yazı ortaya çıktı. Pek çok ulusal ve uluslararası yayında 2021 seyahat trendleri adı altında benzer konulara parmak basmış, ben hepsini toparlamış oldum. Lafı hiç uzatmayacağım, görünen o ki 2021 yılında seyahatlerimiz için yurt dışı değil yurt içi tatilleri tercih edeceğiz. Doğa ile iç içe tatiller, izole tatiller 2021'de de gündemde kalmaya devam edecek. Yazlıklar popülaritesini arttırarak sürdürecek. Bahar aylarından itibaren önce Akdeniz, sonra Ege kıyıları tatilci akınına uğrayacak. Yurt içi tatilinizde doğa yürüyüşleri, açık hava müzeleri, milli parklar gibi açık alanda gezebileceğiniz yerleri tercih ederseniz mesafenizi koruyarak son derece güvenli bir tatil yapmanız mümkün. Yurt dışına seyahat edebilmek için dünyada aşının yaygınlaşması ve vaka sayılarının azalmasının yanı sıra, sınırların açılması gibi konuları beklememiz gerekiyor. Özellikle Avrupa'ya tatil amaçlı gitmeyi düşünüyorsanız bu sene pek ümitlenmemenizi öneririm. Avrupa Birliği aşı karnesi uygulamasına geçmeyi ve Avrupa Birliği tarafından onaylanmış bir aşısı olmayan kişileri içeri almayı düşünmüyor. Ben yine de yurt dışına gideceğim derseniz, yönününüzü bize sınırlarını pandemi boyunca açık tutan Maldivler, Mısır gibi ülkelere dönebilirsiniz. Korona korkusu uzun süreli seyahatler konusunda tereddüt yaratmaya devam edecek ne yazık ki. Bu nedenle kendi ekosistemimizden fazla uzaklaşmadan birkaç saatlik araba yolculukları ile gidebileceğimiz yerler özellikle daha dikkatli tatilciler için en fazla tercih edilen seçenekler olacak. Özellikle kısa süreli, hafta sonu kaçamakları için uçak ile gidilecek yerler yerine araç ile gidilebilecek yakın yerler tercih edilecek. Bir haftalık yıllık izinlerini nasıl kullanacağına hala karar verememiş olanlar için en iyi seçeneklerden biri kendi araçları veya kiralayacakları bir araç ile çıkacakları uzun yolculuklar olacak. Tenhadan tenhadan fazla kalabalıklara girmeden, doğa ile iç içe yerleri ziyaret ederek, bungalov evler gibi doğanın içinde ve kalabalıklardan uzakta konaklayarak, antik kentleri, ıssız koyları ziyaret edilerek yapılacak bir tatil kendinizi güvende hissetmenizi sağlayacaktır. Bu tarz yolculuk planı yapmayı düşünenler rotaları nasıl planlayacağız derlerse Google Maps tam bir rehber bu konuda. Rotanız üzerinde gezilecek görülecek yerleri kolayca bulabilirsiniz. Hele bir de yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi araç üstü çadırınız da varsa, konaklama işini de kökten halletmiş olursunuz. Biz İzlanda seyahatimiz sırasında kiraladığımız aracı bu şekilde seçmiş ve çok rahat etmiştik. Birkaç yıl öncesine kadar pek çok insan için çadırda tatil yapmak marjinal bir seçenek idi. Önce, sosyal medyanın etkisi ile doğa tatilinin popüler olması sonra da pandemi sayesinde, biraz da mecburiyetten çadır kampı tercih edilen ben konaklama şekli haline geldi. Bundan 10-15 sene önce kamp malzemeleri pahalı ve az bulunuyordu ancak şimdi Decathlon, Nurgaz gibi markalar sayesinde daha uygun fiyatlara malzemelerinizi temin ederek ekonomik bir tatil yapabilirsiniz. Çadır kampı yaparken hazır kamp alanlarını veya ıssız yerleri tercih edebilirsiniz, özellikle doğada ıssız bir yerlerde kamp yapacaksanız gittiğinizde yeri temiz tutmaya özen gösterin. Bulduğunuz gibi bırakın demiyorum çünkü maalesef ülkemizde pek çok yer çöp içinde, bu nedenle gittiğinizde bir ön temizlik, dönerken de bir son temizlik yapmanız en iyisi olacaktır. Yine sabit kamp yerlerine gitmiyorsanız, ateş yakarsanız çok iyi bir şekilde söndürdüğünüzden emin olun. Türkiye'deki kamp alanları için hazırlanmış kollektif bir harita var, aşağıdaki haritaya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Pandemi ile hızla yükselen seyahat trendlerinin başında karavan tatili geliyor. 2020'nin başından itibaren pek çok kişi karavan aldı, aldığı aracı karavana çevirdi veya karavan kiralayarak bu deneyimi yaşamayı tercih etti. 2021'de karavancılığın artarak devam edeceğini öngörüyorum. Bir yere bağlı kalmamak, istediğiniz yerde yemeğinizi pişirip istediğiniz yerde uyumak özgür ruhlar için bulunmaz bir fırsat. Ülkemizde karavancılık henüz çok yeni yeni gelişmeye başladığından karavan kampı sayısı çok fazla değil, karavan seyahati yapmak isterseniz karavan kabul eden kamp yerlerini önceden araştırmanızda fayda var. Henüz kısıtlı da olsa karavan kamp alanları için bir arkadaşımın hazırladığı listeye bu linkten ulaşabilirsiniz. Amerika'daki mortgage krizinden sonra büyük evlerini satmak zorunda kalan Amerikalıların başlattığı bir yaşam şekli küçük evler, popüler adı ile Tiny House. Tekerlekli, bir yerden bir yere taşınabilen neredeyse bir ev konforunu 15-25 gibi metrekareler içinde yaşayabileceğiniz yerler bunlar. İsterseniz aşağıdaki fotoğraftaki gibi kendi araziniz içine yerleştirebilir, isterseniz yukarıdaki fotoğraftaki gibi aracınızın arkasında taşıyabilirsiniz bu evleri. Hem kalabalıktan uzakta kalmak hem doğada olmak hem de ev konforundan uzaklaşmak istemeyenler için harika bir çözüm. Biz de eşimle sık sık bir Tiny House yapma hayali kuruyoruz. Bu evlere illaki sahip olmanız gerekmiyor, küçük evleri kiralayabileceğiniz yerlerin sayısı her geçen gün artıyor. Madem 2021 seyahat trendleri altında konaklama kısmına geldik yine son yıllarda gittikçe popülerliğini artıran bungalov evlerden bahsetmemek olmaz. Küçüğü büyüğü, ağaçtan yapılanı metalden yapılanı, üçgeni karesi ile bungalov ev tipi konaklama seçeneklerinin sayısı her geçen gün artıyor. Pandemi ile birlikte birkaç kişi veya ailesi ile birlikte seyahat etmek isteyenler için biçilmiş kaftan. Çoğunlukla kendi mutfağı, banyosu, yatağı olan bu evler tam anlamı ile izole tatil imkanı sunuyor. Bolu'dan Ordu'ya Kaş'tan Urla'ya Kazdağları'na kadar pek çok yerde bulabileceğiniz bungalov evlerde özellikle kalabalık gruplar ile kalmak çok eğlenceli olacaktır. Glamping yine son yıllarda popüler olmaya başlayan bir konaklama şekli. Glamourous yani büyüleyici ve camping yani kampçılık kelimeleri bir araya getirilmiş ve glamping kavramı ortaya çıkmış. Çadır kampı yapmak istiyor ama lükslerinizden vazgeçemiyorsanız glamping izin aradığınız konaklama deneyimi olabilir. Beş yıldızlı otel konforu, lüks ve geniş çadırlarda king size yataklarda ancak doğa ile iç içe kalıyorsunuz. Doğa aktiviteleri gibi imkanların sağlanması da ekstrası oluyor. Yine kalabalıktan uzak, doğada hem de lüks bir konaklama imkanı, neden olmasın! Kalabalık otellerde kalmak bir süre daha mümkün görünmüyor. Güvenli turizm sertifikaları, sürekli dezenfekte edilmeler filan da olsa ben 1000 kişi ile aynı otelde kalamam diyorsanız, ki bence de haklısınız, gideceğiniz yerde ev kiralamak en iyi seçeneklerden biri. İsterseniz kendi nevresiminizi çarşafınızı havlunuzu, dezenfektanınızı götürüp gönül rahatlığı ile kalabilirsiniz. Eğer daha önce ev kiralamadıysanız dünya çapında çalışan Airbnb adlı siteden işlem yapabilirsiniz. Size verdiğim aşağıdaki bağlantı üzerinden kayıt olarak yapacağınız ilk rezervasyonda 61 USD'ye kadar indirimden faydalanabilirsiniz. Deniz tatilini çok seviyorum ama kalabalık plajlara gitmek istemiyorum diyenlerdenseniz, ki haklısınız, kendi organize edeceğiniz bir grup ile tekne kiralama çok iyi bir seçenek. 3-4 gün, bir hafta veya daha uzun süre, seçim size kalmış, istediğiniz rotada denizde olmak, sevdiğiniz arkadaşlarınız ile böyle bir tatil tahmin ettiğinizden çok daha keyifli olacaktır. Tekne mürettebatının sağlıklı olduğundan emin olduktan sonra güvenle seyahat edebilirsiniz. 2020'de olduğu gibi yazlığı olanlar yine yazlıklara akın edecek, hatta eş dost akraba da yazlığa çökecek. Yazlık yoksa memlekette bir köy evi olanlar varsa oralara gidilecek, hem köy hayatı tecrübe edilecek hem de herkesten uzakta ve doğaya olmanın tadı çıkarılacak. Hiçbiri yoksa yukarıda saydığım alternatifler hala geçerli, onlardan biri veya bir kaçını denemeyi düşünebilirsiniz. 2021 yılında seyahatlerimiz eski yıllardaki gibi olmayacak, artık hepimiz bunu kabul ettik sanırım. Kamp, karavan tatili hiç olmadığı kadar popüler olacak diye tahmin ediyorum. Bakalım zaman bize neler gösterecek. Sizin beklentileriniz, tahminleriniz, öngörüleriniz varsa yorumlara bekliyorum! Benım fethiye kayakoy kecıler mahallesinde \"misafir evi\" kucuk bır otelim var. 9 oda bırınde kendım kalıyorum 8 oda gecen sene sadece tekrar mısafırlerım ıcın actım koronadan fobi duzeyınde korkan ama cok bunaldıgı ıcın tatıl yapmak isteyen mudavimlerimiz arabalarına bındıler tuvalet ıcın bıle durmadan 2. evlerine geldiler bahcemız buyuk herkes kendıne ayrılan masada yemegını yedı kendılerıne ayrılan kosede havuza gırdı. Normal zamanda bıle temızlık ve hıjyene onem veren ben ve ekıbım bu donemde ısı dahada abarttık. Hep bırlıkte son derece guvenlı tatıl yaptık. Sabahları hep bırlıkte oglen ve aksam ne yıyecegımıZe karar verdık. Buyuk cogunlugu organık urunlerden odun atesınde geleneksel yemeklerı afıyetle hep birlikte yedık mıne kırıkkanat 2 ay boyunca 65 yas ustu kısıtlamalarını kafasına takmadan bızımle yasadı. guzel sohbetleeı ıle bızı bır sureliğine ıcınde bulundugumuz sıkıntılardan uzaklastırdı. Bu dönemde işiniz zor gerçekten, size kolaylıklar diliyorum. Yaşasın yazlıkçılık ve mavi yolculuk diyorum . Ayağınıza ve kaleminize sağlık! Şu kasvetli günlerde yine başka dünyalara götürdünüz bizi. Aşı ve normalleşme ile biraz umut doğdu gibi artık. Bu yaz için bavulları toplasak mı ve nereye gitsek bilemiyorum. Siz bize yol gösterirsiniz. Teşekkürler!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2022-tatil-gunleri-takvimi", "text": "Yeni yılın gelmesi ile birlikte ileri tarihli planlar yapılmaya, tatiller için uygun zaman ve destinasyonlar araştırılmaya başlandı. Ben de her yıl olduğu gibi bu yıl için de, 2022 tatil günleri takvimi hazırladım. Bu takvimde 2022 resmi tatil günleri, Ramazan ve Kurban Bayramı tatilleri, okulların 2022 ara tatil ve yaz tatili dönemleri yer alıyor. İyi bir planlama ile bu yıl sadece 7 gün izin kullanarak 40 günden uzun süre tatil yapabilirsiniz gibi görünüyor, üstelik bunları 2 tanesi de uzun denebilecek bir haftadan uzun tatiller. Tatillerin uzunluğuna göre size uygun destinasyon önerileri de ekledim. Şimdiden herkese iyi tatiller! 31 Ocak 2021 Cuma akşamı yeni yılın gelişi kutlanırken 1 Ocak 2022'de Cumartesi gününe denk geldi. Maalesef burada uzun bir tatil fırsatı yok. Ancak hafta sonu yaşadığınız şehre yakın yerlerde yeni yılın gelişini kutlayabilirsiniz. Cuma günü yarım gün çalışan iş yerlerinden birinde çalışıyorsanız şanslısınız, yılbaşı gecesi ve hafta sonunu birleştirecek bir plan yapabilirsiniz. 2022 resmi tatillerin yüzümü çok güldürmediği bir yıl dersek haksızlık etmiş olmayız sanırım. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 2022'de Cumartesi gününe denk geliyor. Maalesef burada da uzun soluklu bir tatil fırsatı yok. Hele ki çocuğunuz 23 Nisan törenlerine katılacaksa o zaman bir yerlere gitmek daha da zor. Ama Nisan seyahat etmek için en güzel aylardan biri. Bir hafta sonu uçağa atlayıp Antalya veya Fethiye taraflarına gidip Likya Yolu rotasının bazı bölümlerini yürüyebilir veya birkaç antik kenti ziyaret edeceğiniz bir plan yapabilirsiniz. Bizim de hafta sonu yaptığımız Antalya'da Çıralı, Olimpos, Gelidonya Feneri Rotası da ilginizi çekebilir. Dedim ya 2022 bizi resmi tatiller konusunda pek güldürmedi diye, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü de Pazar gününe denk geliyor. Ama üzülmeyin çünkü aynı gün Ramazan Bayramı arifesi ve hemen arkası bayram. Yani bayramla 1 Mayıs'ı birleştirerek uzun bir tatil yapma şansınız var. 2022'de Ramazan Bayramı 1 Mayıs Pazar günü arife ile başlayıp 4 Mayıs Çarşamba günü bitiyor. Bayram bitişindeki 2 gün için izin kullanarak toplam 9 günlük bir tatil yapabilirsiniz. Üstelik Mayıs ayı kültür ve doğa tatili yapmak için en güzel dönem. Nisan'da gidemediğiniz Likya Yolu'nu Mayıs başına planlayabilir ve büyük bir bölümünü yürüyebilirsiniz. Mayıs başı antik kentleri gezmek için harika bir zaman, hava bunaltıcı olmaz, günler artık uzamıştır, uzun yürüyüşlü planlar yapabilirsiniz. Antalya çevresinde denize girebilir, yine yaz aylarında sıcaktan gezmenin zor olduğu Hatay, Adana veya Gaziantep gibi gurme seyahatlerinizi planlayabilirsiniz. Mayıs ayında perşembe gününe gelen 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı tatilinden sonraki cuma günü izin kullanarak 4 günlük bir tatil yapabilirsiniz. Mayı ayının sonuna yaklaşırken artık denizler de havalar da ısınacağına göre yılın ilk deniz tatili planını Akdeniz veya Ege kıyılarına doğru yapabilirsiniz. İstanbul'dan fazla uzaklaşmayayım derseniz Kazdağları, Assos veya Bozcada için harika bir zaman olabilir. Yaz tatili sevenler bu tatili kaçırmasın! Temmuz ayında, Kurban Bayramı ile 15 Temmuz arka arkaya geliyor, sadece 2,5 gün izin kullanarak toplam 10 gün tatil yapabilirsiniz. 2022 yılında Kurban Bayramı 8 Temmuz Cuma günü yarım gün arife ile başlıyor, 12 Temmuz Salı günü bitiyor. Burada bile 4,5 günlük bir tatil fırsatı var. Cuma gününe gelen 15 Temmuz ile de birleştirirseniz sadece 2,5 gün izin kullanarak 10 gün tatil yapmanız mümkün. Eğer yazın sıcakları, güneşlenmeyi seviyorsanız yine Ege ve Akdeniz sahilleri sizin için ideal olabilir. Temmuz ayında Karadeniz Yaylaları da gitmek için güzel bir alternatif olur. Artvin'in En Güzel Yaylaları ve En Güzel Rize Yaylaları yazılarım biraz fikir verebilir. 2022 yılında Demokrasi Bayramı 15 Temmuz Cuma gününe denk geliyor. Kurban Bayramı ile birleştiremeseniz bile 3 günlük bir yaz tatili yapabilirsiniz. Kuzey Ege, Gökçeada, Trakya'da İğneada gibi İstanbul'dan kolay ulaşabileceğiniz rotaları tercih edebilirsiniz. ÇOK GEZEN TÜYOSU: Uzun süreli tatil yapma imkanınızın olduğu dönemlerde bu uzun tatilin başına veya sonunda 5-6 gün daha izin ekleyerek tatilinizi iki veya iki buçuk haftaya kadar uzatabilirsiniz. Ben iki hafta Moğolistan ve 23 gün Güney Amerika seyahatlerimi bu şekilde bayramlarla birleştirerek uzatılmış izin dönemlerimde yapmıştım, yapılabiliyor yani. Ağustos ayında salı gününe denk gelen 30 Ağustos Zafer Bayramı tatilinden önceki pazartesi günü izin kullanarak yine 4 günlük bir tatil yapabilirsiniz. 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı bayram yapan topraklarda bu dönemi geçirmeyi düşünebilirsiniz. Başkomutan Tarihi Milli Parkı ve Frigya'ya gezecek şekilde 4 günlük bir gezi planı harika olur. 2022 yılında Cumhuriyet Bayramı 29 Ekim Cumartesi gününe geliyor, 28 Ekim ise yarım gün resmi tatil. Yarım gün daha izin kullanarak 3 günlük bir gezi rotası yapabilirsiniz. Bu kez, tatilin sebebine de uygun olacak şekilde Çanakkale Şehitlikleri ve Tekirdağ tarafındaki Şarap Rotaları'nı gezebileceğiniz bir rota olabilir, zira bağ bozum zamanına denk gelmiş olacaksınız. Resmi tatil günlerinin öncesi veya sonrasında kısa izinler kullanarak tatillerinizi uzatmanız mümkün. Aşağıda yer alan tabloda hangi tatil döneminde ne kadar izin kullanarak kaç gün tatil yapabileceğinizi özetlemeye çalıştım. - Herkes aynı dönemde tatile çıktığı için popüle tatil beldeleri çok kalabalık oluyor. Yurtdışına da gitseniz, eğer Türklerin çok tercih ettiği bir yerlere gidiyorsanız her yerde kalabalığa hazırlıklı olun veya daha az tercih edilen destinasyonlar seçin. - İkinci ve daha önemli sorun ise havayolu firmalarının, araç kiralama firmalarının, otellerin bu dönemleri indirim kampanyalarına dahil etmemeleri. Bu dönemlerde tatil yapmak istiyorsanız mutlaka rezervasyonlarınızı erken yapmaya çalışın. Resmi tatil olmasa da 14 Şubat Sevgililer Günü 2022'de Pazartesi gününe denk geliyor. 1 gün izin alınarak 3 günlük bir uzun hafta sonu tatili planlanabilir. Takvime özellikle eğitim öğretim yılı tatillerini de eklemeye çalıştım ancak 2022-2023 takvimi henüz netleşmediğinden 2022 sonbahar dönemi ara tatili takvimde yer almıyor, açıklandığında tekrar bir güncelleme yaparım. 2022 yılında; 23 Nisan Cumartesi, 1 Mayıs Pazar, 19 Mayıs Perşembe, 15 Temmuz Cuma, 30 Ağustos Salı, 29 Ekim Cumartesi gününe denk geliyor. 2022 dini bayram tatilleri sırasıyla; Ramazan Bayramı mayıs ayında 1 Mayıs Pazar günü bayram arifesi ile başlıyor ve 4 Mayıs Çarşamba günü bitiyor, Kurban Bayramı ise temmuz ayında 8 Temmuz Cuma günü bayram arifesi ile başlıyor ve 12 Temmuz Salı günü bitiyor. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen Temmuz tatil bakımından şahaneymiş. Yapabilen dediğin gibi uzun bir yaz tatiline çevirebilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2022de-gezdigim-yerler", "text": "Sonunda, 2 yıldan uzun süre hayatımızı donduran pandemi 2022'de bitti, ben de pandemi öncesi seyahat tempoma geri döndüm! Her yıl olduğu gibi 2022'de gezdiğim yerler listemi hazırladım. Bu yıl Türkiye içinde ve dışında bol bol seyahat etme imkanı bulduğum, farklı seyahat biçimleri deneyimlediğim bir yıl oldu. Mesela; Türkiye'de farklı şehirlere koşulara katılmak için gittim. Yıllar sonra yeniden cruise ile seyahat ettim. Türkiye haricinde 5 farklı ülkede bulundum, hepsi daha önce gittiğim ülkeler olduğundan yeni ülkem yok bu yıl. 2022'de gezdiğim yerler, 2022'de blogum ve sosyal medya hesaplarım için ilkler ve enler bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! 2008 yılından beri her yıl sonunda gezdiğim yerler listesi hazırlıyorum. Bugüne kadar gezdiğim ülkele r ve önceki yıllardaki gezi rotalarım için tıklayın. \"Ne yıldı be!\" ifadesini hak eden yıllardan biri daha. Pandemi öncesinde yaptığım pek çok şeyi pandemi ile birlikte yapmayı bıraktım. Bunlardan biri de uzun vadeli plan yapmaktı. Normalde aylar öncesinden seyahat planlarımı yapar, biletlerimi alır, rezervasyonlarımı yapardım. 2022 yılında ise hep kısa vadeli, en fazla birkaç hafta ileriye dönük planlar yaptım. Ben plan yapmasam da evren benim için planlar yaptı. Yıllardır aklımda olan Türki Cumhuriyetler rotasında iki ülkeyi birden bu yıla sığdırdı, Temmuz'da Kırgızistan, Ekim'de Kazakistan rotaları bu yılın sürprizleri idi benim için. - Yıl boyu yurt içi ve yurt dışında toplam 36 destinasyonda 104 günümü seyahate ayırmışım. 2020'de 48, 2021'de 79 gün olan bu süre pandemi bitişiyle artış trendine girmiş. - 104 günün; 9 günü İstanbul içi keşifleri, 28 günü yurt dışı keşifleri, 68 günü ise Türkiye içindeki keşiflerde geçmiş. - 2022'de tek seferde en uzun seyahatim; Van'dan başlayarak İran'a devam eden 2 haftayı biraz geçen seyahatim oldu. Aşağıdaki listede 2022'de gezdiğim yerleri tarih sırası ile görebilirsiniz. Gittiğim yerlerin pek çoğunun blog yazısını yazmış olmaktan da çok mutluyum. Yer isimleri içinde mavi olarak gördüğünüz yerlerin üstüne tıklayarak o yerle ilgili blog yazıma ulaşabilirsiniz. 2022 yılında blogum için en güzel gelişme İngilizce versiyonun yayına geçmesi oldu diyebilirim. Henüz bebek adımları ile olsa da İngilizce yazılarım da okunmaya başlandı. 2022'de bloguma 74 yeni gezi yazısı eklemişim. - Antalya Merkezde Gezilecek Yerler ve Antalya Merkez Gezi Rehberi - Kaş'ta Gezilecek Yerler ve Kaş'ta Mutlaka Yapmanız Gerekenler - Türkiye'den Unesco Dünya Kültür Mirası Listesindeki Yerler - Belgrad'da Gezilecek Yerler & Belgrad Gezi Rehberi - Atatürk Kent Ormanı Nerede, Giriş Ücreti, Yürüyüş Rotaları, Göletler En çok okunan gezi yazıları listeme bakınca hem yurt içinden hem yurt dışından hem de İstanbul'dan gezi rotalarının listede olması beni mutlu etti. 2022 yılında reels videolarının instagramda yükselişi ile birlikte benim de instagram hesabım çok güzel bir ivme yakaladı. Milyonun üzerinde izlenmelere ulaşan birkaç videomdan sonra, takipçi sayım Ağustos ayı sonunda 100.000'i geçti. Takip eden, yorum ve beğenileri ile destek veren herkese buradan da teşekkür etmiş olayım. Hem seyahatlerimi hem de günlük hayatımda yaptıklarımla görsel günlüğüm olarak paylaşmaya devam ediyorum. Eğer bu yazıyı okuyorsanız Çok Okuyan Çok Gezen instagram hesabımı da takibe alırsanız çok sevinirim. Ekonomimiz her geçen gün kötüye giderken en çok etkileşim alan reelslerimin Ucuz Ülkeler ve Ucuz Uçak Bileti Tüyoları olması tesadüf değil elbette. Bu yıl Youtube'ın yeni formatı Shorts dahil olmak üzere sadece 18 video yüklemişim kanala. - Midilli Adası 4 Gün Midilli Gezisi Midilli Gezilecek Yerler - İğneada Hakkında Merak Ettiğiniz Herşey! Trakya'nın Saklı Cenneti İğneada Gezi Rehberi - Antalya Merkezde Gezilecek Yerler Antalya Merkez Antalya Vlog 1 - Mısır'ın İncisi Sharm El Sheikh - Adana Kazım Büfe'de Muzlu Süt Kanalıma abone olur ve videolarımı beğenirseniz beni çok mutlu edersiniz. Belki o zaman daha fazla motive olur, daha çok video üretirim. 2022 bana çok iyi geldi. Eve kapanmaktan kurtulup yeniden gerçek anlamda seyahat edebilmek, özgürce gezebilmek bana çok iyi geldi. Umarım 2023 çok daha güzel, çok daha özgür, çok daha mutlu bir yıl olur. Şimdiden herkese iyi seneler!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/2023-resmi-tatil-gunleri", "text": "Yıl sonu yaklaşıyor, kurumsal firmalarda çalışanlar, izin tarihlerini önceden belirlemesi gerekenler yavaş yavaş 2023 yılı için tatil planlarını yapmaya başlıyor. Minimum izin günü ile maksimum süre tatil yapabilmek için benim kurumsal hayatım boyunca kullandığım bir taktik var, o da resmi tatil tarihlerini çıkarıp seyahat planlarımı bu tarihlerin etrafında planlamak. Aynı taktiği uygulamak isteyen çok gezen okurlarım için de 2023 yılı resmi tatil günleri, özel günler ve eğitim öğretim yılı tatil dönemlerini hazırladım. Size sadece seyahat planını yapmak kaldı! Seyahat Planı Nasıl Yapılır & Seyahat Etmeye Nereden Başlamalıyım & Yurt Dışı Seyahatleri Ucuza Getirme Rehberi yazılarım planlarınızı yaparken çok işinize yarayacaktır, onlara da mutlaka göz atın! Öncelikle 2023 yılında hangi resmi tatil hangi güne denk geliyor tarih sırasıyla ona bir bakalım. - Yılbaşı 1 Ocak 2023 Pazar - Ramazan Bayramı 20 Nisan 2023 Perşembe Arife 23 Nisan 2023 Pazar - Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 23 Nisan 2023 Pazar - Emek ve Dayanışma Günü 1 Mayıs 2023 Pazartesi - Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 19 Mayıs 2023 Cuma - Kurban Bayramı 27 Haziran 2023 Salı Arife 1 Temmuz 2023 Cumartesi - Demokrasi ve Milli Birlik Günü 15 Temmuz 2023 Cumartesi - Zafer Bayramı 30 Ağustos 2023 Çarşamba - Cumhuriyet Bayramı 29 Ekim 2023 Pazar 2023 yılı resmi tatillerine baktığımızda toplam 14,5 gün resmi tatil nedeniyle izin kullanılabilir durumda. Bu sayıya hafta sonuna denk gelen günler de dahil maalesef. Ve 2023 bu açıdan oldukça cimri bir sene, resmi tatil günlerinin pek çoğu hafta sonuna geliyor. Yine de moralimizi bozmayalım. Ekstra sadece 4 gün izin kullanarak bu süreyi 30 güne çıkarmak mümkün. Aşağıdaki tabloda sadece 4 gün ekstra izin kullanarak toplam izin sürenizi nasıl 30 güne çıkarabileceğinize dair tabloyu bulacaksınız. Çalışkan bloggeriniz, sizi düşünerek çocuklu aileler için okulların tatil olduğu dönemleri de çıkardı. - Yarıyıl Tatil: 23 Ocak 2023 Pazartesi 3 Şubat 2023 Cuma arası - 2. Ara Tatil: 17 Nisan 2023 Pazartesi 20 Nisan 2023 Perşembe arası - 2022-2023 Ders Yılı Bitişi: 16 Haziran 2023 Cuma - 2023-2024 Ders Yılı Başlangıcı: 11 Eylül 2023 Pazartesi 2023-2024 Eğitim Öğretim yılı takviminin detayları henüz kesinleşmediği için 2023 için 1. Ara Tatil tarihleri henüz belli değil. Çocuksuz olanlar bu dönemlerde tatil yapmamayı planlayabilir, onlara da faydası olur, zira okullar tatile girdiğinde her yer ekstra kalabalık oluyor. - Ramazan Bayramı'ndan önceki 3 günü izin alarak Nisan tatilimi 9 güne çıkarırdım. O hafta aynı zamanda okulların da ara tatili, özellikle çocuklu aileler için güzel bir tatil imkanı olabilir. - Kurban Bayramı'ndan önceki veya sonraki hafta da izin alarak o tatili 15 güne çıkarabilirsiniz. Böylece yaz tatilinizi rahat rahat planlamış olursunuz. - Çarşamba gününe gelen Zafer Bayramı öncesi ve sonrasını izin alır 4 gün izin kullanıp 9 gün tatil yapardım. Özellikle uzun izin kullanmak istiyorsanız bu seçenekleri değerlendirin. - Ayrıca resmi bir tatil olmasa da Sevgililer Günü kutlaması yapmak isteyenler için 2023 yılında 14 Şubat Salı gününe denk geliyor. Pazartesi-Salı izin kullanarak 4 günlük romantik bir tatil kaçamağı yapmayı düşünebilirsiniz. Kars o tarihlerde gitmek için harika bir rota olur mesela! Kars'ta gezilecek yerler yazım size fikir verecektir. Resmi tatillerde izin kullanmanın en büyük dezavantajı herkesin aynı dönemde izin yapması nedeniyle özellikle yurt içinde gidilen yerlerin çok kalabalık olması, buna paralel olarak da ulaşım ve konaklama maliyetlerinin yüksek olması. Bu nedenle özellikle 9 gün gibi uzun seyahat planı yapacaklar için yurt içi yerine yurt dışı rotaları tercih etmelerini önerebilirim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/23-gunluk-guney-amerika-seyahati-maliyeti", "text": "Güney Amerika seyahatimin harcama detayları aşağıdaki tabloda. En büyük kalemi yaptığım 8 uçak seyahati tuttu. 3940USD'nin 2.294USD'si uçaklar. Uçakları hariç tutarsak aslında 23 günde sadece ve sadece 1.645USD harcamış oldum. Günlük 71USD gibi bir rakama geliyor yaklaşık. Benim kadar kısa zamanda çok yer göreceğim endişesi ile sürekli hareket halinde olmazsanız günlük bütçeniz çok daha aşağılara inecektir. Ortalama rakamlara bakacak olursak, kaldığım otellere aslında hostellere ortalama 8USD vermişim. Paket turlara kalma da dahil olduğu için otel rakamımım çok düşük görünüyor. Daha ucuza hostel bulmak da mümkün ama ben genellikle güzel/keyifli hostellerde kaldım, isteseniz ortalamayı 6USD'ye de indirebilirsiniz rahatlıkla. Güney Amerika'da kaliteli yemeği çok uygun fiyatlara yediğiniz gibi, sokakta 1-2 USD'ye de yiyebilirsiniz. Ben seyahatim boyunca en yüksek yemek faturası olarak 21USD ödemişim, onda da yemekten çok şarap ve kokteyllere verdim bu parayı 🙂 Yeme-içme diye gördüğünüz kalem içinde içecekler daha fazla yer kaplıyor aslına bakarsanız. Ortalama bir yemek için 5-6 USD rahat rahat yeterli. - Lima'dan Paracas-Huachichina Turu (2 gün) 100USD - Nazca'da Nazca Mumyaları Turu (4 saat ) 14USD - Cuzco'dan Kutsal Vadi-Machu Picchu Turu (2 gün) 200UD - Cuzco'dan Puno-Yüzen Adalar-Copacabana geçişi (1,5 gün)- 70USD - Death Road, Pampas Tur (3 gün), Jungle Tur ve Uyuni Tur (3 gün) için tek bir firma ile 380USD Daha az daha fazla harcamak her zaman mümkün. Ben hızlı hareket edebilmek için bazen ek maliyetleri görmezden geldim. Gereksiz hiçbir harcama yapmadım. Hediyelik kalemi altında orada kullandığım kazak, eldiven, bere gibi eşyalar da var. Kendime sadece ekstradan bir şal ve gittiğim yerlerden magnet aldım. İyi ki yapmışım, iyi ki bu sehayate çıkmış ve şartlarımı zorlamışım. Gülçin'in maliyetlerinde uzun uçuşlar yok diye hatırlıyorum. Zaten en büyük kalem onlar. Yazıda da belirttiğim gibi, hız için maliyete katlandığım durumlar oldu. O yüzden günlük bütçelerim daha yüksek Gülçin'e göre elbette. Çok teşekkürler Nahide abla. Teşekkür ederim Aylin 🙂 Heyecanımın size de geçmesine çok sevindim. Şu an yanlız ya da çok yakın arkadaşlarımla seyahat ediyorum. Merhaba! Geziniz ile ilgili rota detaylarını öğrenebilir miyim? Ben de bu yaz Güney Amerika turu yapmak istiyorum tek başıma. Şuan araştırmalarıma henüz başladım ve ilk okuduğum yazı sizinki oldu. Ayrıca şuralarda şunları kesin gör ya da dene dediğiniz şeyleri de yazarsanız çok sevinirim. BU TUR ŞİRKETİ ADRESİ VAR MI ? amazon jungle diye yazılan mı.. memnun kaldınız mı sevgiler. Yazının tarihine dikkat ettiyseniz 2014 tarihli. Rakamların çok değiştiğini benden sonra gidenler nedeniyle biliyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/23-nisan-2019-urdun-turu", "text": "2019 yılı için resmi tatil günleri netleşti, artık seyahat planı yapma zamanı! Sadece 1,5 gün izin kullanarak 4 gün Ürdün'de gezilecek, görülecek yerlerin en iyilerini göreceğimiz bir gezi tasarladık. Ürdün'ün başkenti Amman'dan başlayıp mozaik şehrini göreceğiz, Lut Gölü'nde kitap okuyup çamur banyosu yapacağız, Wadi Rum'da çöl hayatını tadacağız, Bedevi çadırında konaklayıp gün batımı keyfi yapacağız, Nebatilerin kayıp kenti Petra'yı keşfedeceğiz, Aqabe'de rengarenk balıklarla yüzeceğiz. Tüm bunları 4 güne sığdırıp dolu dolu bir tatil geçireceğiz. Gezi fiyatı uçak hariç, ekstra tur yok, kahvaltı ve akşam yemeği dahil, ören yeri girişleri dahildir. Sadece 15 kişilik kontenjanımız var! Kayıt yaptırmak için acele edin! Amman'da Queen Alia Uluslararası Havaalanı'nda buluşuyoruz. Rehberimiz kapıda vize işlemleri için bize yardımcı oluyor. Sabah kahvaltısının ardından Amman şehrini keşfetmek için sokaklara çıkıyoruz, eski şehir, kale, tiyatro, müze gezisi yaptıktan sonra otelimize yerleşiyoruz. İsteyenler otelde dinlenirken isteyenler şehri keşfe devam edebilir, serbestsiniz 😉 Amman konaklamamız Olive Otel veya muadili bir otelde olacak. Otelde yapacağımız kahvaltıdan sonra mozaik şehri olarak tanınan Mabada'ya gidiyoruz. Mozaik keşfimizin ardından kutsal sayılan Nebo dağına gidip oradan vadedilmiş topraklara bakacağız. Kültür gezisini tamamladığımıza göre artık eğlenceye geçebiliriz! Dünyanın deniz seviyesinin altındaki tek gölü olan Lut Gölü'ne gidiyoruz. Yüksek tuz oranı sayesinde kolayca suyun üstünde kalabileceğiniz gölde yüzmek için zamanımız olacak. Yanınızda gazete, kitap varsa mutlaka alın suda okuma keyfini tadacaksınız. Burada deniz kıyısında çamur banyosu yapma şansınız da var! Mayolarınızı, bikinilerinizi, havlularınızı seyahat çantanıza atmayı unutmayın! Lut Gölü'nden ayrılıp benim Ürdün'de en sevdiğim ikinci yer olan Wadi Rum'a yani ay vadisine gitmek için araç değiştiriyoruz. Bundan sonra yolumuz çölden devam edecek ve 4x4 araçlarla ilerleyeceğiz. Çölün güzelliğini, sonsuzluğunu, kızıla çalan rengini gördüğünüzde eminim bayılacaksınız. Bedevi çadırındaki kahvaltımızdan sonra Dünya'nın Yedi Harikası arasında sayılan, Nebatilerin kayıp şehri Petra'ya gidiyoruz. Petra giriş ücreti tur fiyatına dahil, neredeyse 127 Usd'ye denk gelen 90 JD cebinizde kalıyor. İşte burası benim Ürdün'de en sevdiğim yer, eminim siz de çok seveceksiniz. Bütün günümüzü Petra'yı gezmeye ayırıyoruz bugün çünkü devasa bir şehir, bol bol yürümeye hazırlıklı olun. En rahat ayakkabılarınızı, şapkanızı, güneş kreminizi alın çünkü gölge bulmak zor. Akşam konaklama için Aqabe'deki otelimizde günü bitiriyoruz, dinlenmek için can atacağınızdan eminim, bugün sizi epeyce yormuş olacağız. Aqabe, Kızıl Deniz'in Ürdün sınırlarında kalmış olan bölgesinde. Aqabe'nin bulunduğu körfeze Mısır, İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan'ın da kıyısı var. Bulunduğumuz yer çok özel bir bölge ve Ürdün'ün Kızıl Deniz'e tek erişimi olması açısından da stratejik öneme sahip. Ancak bizim burada olma nedenimiz farklı. Kızıl Deniz'in tadını çıkarmak, buradaki mercanlarda yaşayan deniz canlılarını yakından görmek ve Petra'nın yorgunluğunu atmak için deniz günü bugün! Akşam yemeğimizi yedikten sonra uçağımıza doğru yani Amman'a doğru yola çıkıyoruz. Ürdün turumuz 24 Nisan sabahı İstanbul'da sona erecek. Bir sonraki gezide buluşmak üzere! Aşağıdaki fiyat, 2 kişilik odalarda kahvaltı ve akşam yemeği dahil konaklama olacak şekilde belirlenmiştir. 10 Nisan 2019 öncesinde 3 taksidin ödenip tamamlanması gerekmektedir. Tek konaklama farkı 175 USD'dir. Hesap Sahibi: MEBEL TUR TURİZM SEYAHAT ACENTELİĞİ SAN. TİC. LTD. ŞTİ. Hesap Sahibi: MEBEL TUR TURİZM SEYAHAT ACENTELİĞİ SAN. TİC. LTD. ŞTİ. Ödemeyi yaptıktan sonra bana mutlaka bilgi vermenizi rica ederim. - Konaklama, - Sabah kahvaltıları, - Akşam yemekleri, - Ürdün içindeki tüm ulaşım ve transferler, - Ören yerlerine giriş ücretleri, 127 usd değerinde Petra giriş ücreti, - Rehberlik hizmetleri ücrete dahildir. Ürdün turunda fiyata dahil olmayan hizmetleri aşağıda dikkatlice okumanızı tavsiye ederim. - Türkiye-Ürdün gidiş-dönüş uçak bileti, - Öğle yemekleri, - İçecekler, - Kişisel harcama ve bahşişler fiyata dahil değildir. Geziye katılımcı sayısının 10 kişinin altında kalması durumunda önceden haber vermek kaydıyla gezinin iptali yapılabilir. Ürdün Gezisi, Sevil Mert Uzun rota danışmanlığı, gezi liderliği ve Türsab A Grubu 4393 Belge Nolu Turhande Turizm Seyahat Firması ile düzenlenmektedir. Ürdün'e bir gezi planlıyorsanız, aşağıdaki diğer Ürdün gezi yazılarıma da mutlaka göz atın. - Ürdün'e gitmeden önce bilmeniz gerekenler: Ürdün gezi rehberi - Yüzyıllara meydan okuyan şehir: Petra antik kenti - Ürdün'ün en iyileri turu: 23 Nisan Ürdün Turu - Ürdün gezilecek yerler"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/23-nisan-yurtdisi-tatili", "text": "Nisan ayının gelmesiyle birlikte baharı iyiden iyiye yaşamaya başladık. Havalar güzelleşmişken hafta sonu ya da kısa süreli kaçamaklar için Avrupa tatilleri ideal oluyor. Hem yakın hem de gezmesi pek keyifli. Bu yıl 23 Nisan bayramı Çarşamba gününe denk geliyor. Yani birkaç gün izin kullanarak 5 günlük bir seyahat planı yapmak mümkün. Siz sormadan, 23 Nisan'da önünü arkasına izin kullanarak 4-5 günlük Avrupa tatili için rota önerileri hazırladım. Barselona'da gezilebilecek yerler arasında tarihi yapılar, müzeler, meydanlar ve parklar liste başı. Dünyaca ünlü Mimar Antoni Gaudi'nin yapıları, Sagrada Familia Kilisesi, Park Güell, Casa Mila, Poble Espanyol, Casa Batllo ve La Rambla Caddesi görülmeye değer. Benim hiç ilgim olmasa da futbol meraklıları için F. C Barcelona Futbol Takımı'nın ünlü Nou Camp Stadyumu'nu ziyaret edilmesi gereken yerler arasında. İspanya'nın parlayan güneşi Barselona'ya 4-5 günlük bir seyahat çok keyifli, çok renkli ve tazeleyici olacaktır. Kültürel ve tarihi zenginliğiyle ünlü olan Londra'da saraylar, müzeler, köprüler ve parklar gezilebilecek yerler arasında. Londra gezinizde muhakkak görmeniz gereken, görmeden gelme denecek belli başlı yerler vardır: Buckingham sarayı, Hyde Park, Tower Bridge, Oxford Street, Trafalgar meydanı, St. Paul's Katedral'i bunlardan birkaçı. Ünlü saat kulesi Big Ben ile dünya'nın en büyük dönme dolaplarından biri olan The london Eye'ı listenizin ilk sırasını yazmayı unutmayın. Paris, birbirinden güzel ve çeşitli gezi duraklarıyla kesinlikle görmek isteyeceğiniz bir yer. Ünlü anıtlar, meydanlar, parklar, müze ve sanat galerileri Paris'te gezilebilecek yerler arasındadır. Paris'in en ilgi çeken ve mutlaka ziyaret edilen noktalarından biri olan Eyfel kulesi şehrin muhteşem manzarasını gözler önüne serer. Şehrin diğer önemli noktaları arasında Notre Dame Katedrali, Sacre Coeur Kilisesi ve Şanzelize Caddesi yer almaktadır. Mona Lisa'ya yer veren Louvre müzesi ise tüm ihtişamı ve sanatsal güzelliği ile görülmeye değer rotalardan. Tabii ki bunlar gezilecek yerler listesi, ama Paris'e gidip mutlaka sokaklarında kaybolmalı, zevkli kafelerinde şarap ya da kahvenizi yudumlayıp gelip geçenleri seyretmelisiniz. 4-5 gün Paris için az bile gelecek, tadı damağınızda kalacak. İtalyan rönesansının doğum yeri olan Floransa müze, klise, sanat galerisi gibi gezilebilecek pek çok kültürel ve tarihi mekana sahip. Floransa Katedrali şehrin en ünlü binalarından biri. Dünyanın en ünlü heykellerinin bir arada toplandığı meydan olarak öne çıkan Signoria Meydanı diğer önemli gezi duraklarındandır. Şehrin sembollerinden olan Ponte Vecchio ve Uffizi Müzesi ise görülmeye değer yerler arasındadır. Avrupa'ya 23 Nisan yurt dışı turları için gitmeyi düşünüyorsanız, yurt dışı seyahat rotaları önerilerim arasından seçim yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/3-gunluk-prag-gezisi-maliyeti", "text": "Gelelim fasülyenin faydalarına! 3 gece 3 gün (aslında gezme süresi olarak 2,5 gün) süren Prag gezisi maliyeti ne kadar olmuş merak edenler burada mı? Prag'a Noel Pazarları döneminde gittik ki, Prag'ın en güzel hallerinden biri olan Noel zamanı görelim istedik. Prag gezisi harcamalarımıza kalem kalem bakalım önce. Harcamaların hepsini kişi başı rakam olarak özellikle belirtiyorum, ancak 2 kişi seyahat ettiğimiz için bazı harcamalarda onun avantajını kullandığımız unutmamak gerekir. - Prag Yeme İçme Harcamaları: En fazla harcamayı yeme-içmeye yapmışız ve kişi başı 77 euro harcamışız. Yemek, kahve, tatlı, içki hepsi bu rakamın içinde. Prag'da yeme-içme Avrupa'nın diğer yerlerine göre çok daha ekonomik. Mesela bira heryerde 2-2,5 euro. Sokakta Noel Pazarı'nda da içseniz, bir restoranda da aynı rakamı ödüyorsunuz. Yemekler genel olarak doyurucu, büyük porsiyonlarda servis ediliyor ve lezzetli. Prag'da ne yenir? yazıma göz atarsanız daha fazla fikir verir. - Prag Konaklama Maliyeti: Booking. com üzerinden bir apartman tutmuştuk, 3 gece için toplam maliyeti 146 euro, kişi başı diye bakınca 73 euro oldu. Kaldığımız yer bir apartman dairesi idi. 1+0 denen tipte, küçük bir mutfak, yatak salonda geniş ve ferah bir yerdi. Ev sahiplerimiz bize hediye olarak 1 şişe Çek şarabı da hediye ettiler. - Uçak Biletleri: Mart ayında satın aldığımız uçak biletlerimiz için kişi başı 403TL ödemişiz. Toplam maliyeti euro cinsinden yazacağım için bugünün kurundan çeviriyorum, yani yaklaşık 66 euro. Kampanyaları takip ederek ucuz uçak bileti yakalamak seyahat maliyetlerimizi aşağıya çeken en önemli etkenlerden. Ucuz uçak bileti bulmanın püf noktaları yazımda daha fazla tüyo var. - Müze Giriş Ücretleri: Prag Kalesi'nde belli yerleri görmek için bilet almamız gerekiyordu, ona 10 euro vermişiz. Bu biletle girdiğimiz tek yer olmuş. Prag gezilecek yerler yazımda nerelere gittiğimizi görebilirsiniz. - Şehir İçi Ulaşım Maliyetleri: Havaalanından şehir içine ve şehir içindeki görece uzak noktalara gitmek için toplu taşıma kullandık. Kişi başı 6,5 euro biletlere ödemişiz. Prag'da ulaşım yazımda detaylarını bulabilirsiniz. Prag gezimiz için kişi başı 232,5 euro ulaşım, konaklama, yeme-içme, müze hepsi dahil ödediğimiz rakam. Bugünün kuru ile 1.415 TL civarında TL olarak bakarsak. Uçak biletini ucuza almamız, konaklamamızın uygun olması Prag'da bol bol yiyip içecek bütçeyi kolayca ayırmamızı sağladı. Yeme-içme ve konaklamayı çok daha ucuza getirmek elbette mümkün. Biz ne çok abarttık, ne de çok ucuza kaçtık. Restoranlarda yemek yerine sokak yemeklerini tercih ederek, konaklama için hostel veya daha uygun otelleri tercih etmek bütçenizin daha da düşmesini sağlayacaktır. Umarım Prag'a gitmeyi düşünenler Prag gezisi maliyeti yazım fikir verir. - Prag'a inince ne yapacağınız diyorsanız; Prag Vaclav Havel Havalanı ve Prag'da Ulaşım - Prag'da gezilecek yerler ve gezi rotası önerisine ihtiyacınız varsa; Prag gezilecek yerler - Prag'a gidince ne yeriz diyorsanız; Prag'da ne yenir, nerede yenir? - Kanlı canlı görseydik Prag'ı diyosanız; Prag gezi videosu - Prag Noel Pazarları'nı merak ediyorsanız; Prag Noel Pazarları - Prag gezisi kaça mal olur derseniz; 3 Günlük Prag Gezisi Maliyeti Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Paramızda yaşanan değer kaybına rağmen hala daha Türkiye içinde yapılacak bir tatilden çok daha uygun fiyatlara yurtdışına çıkabiliyoruz. Bu konuda şurada bir yazı yazmıştım. Umarım yazdıklarıma katılırsınız. Ben artık Türkiye'de yazlık yerlere yüksek sezonda hiç gitmiyorum. Gerçekten fiyatlar anormal yüksek ve heryer aşırı kalabalık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/4-gun-frigya-gezisi", "text": "Frigya gezimizi Anadolu'nun az bilinen, hala bakir, bir o kadar gizemli coğrafyası, doğası ile beni şaşırtan, yemekleri ile göbeğimi şişiren Frigya'ya yapıyoruz! Tarih, kültür, köy yaşamı, doğa yürüyüşü, kaplıca, leziz yemek, bol sohbet, muhabbet, keyif garantili Frigya gezisinin detayları için okumaya devam! Köy evlerinde konaklamalı, Frig Vadileri'ni adım adım arşınlamalı, Frigya aşığı yerel rehber ile yapacağımız Frigya gezisi program detayları aşağıda yer alıyor. 12 Ekim'i 13 Ekim'e bağlayan gece İstanbul'dan yola çıkacağız. Hedefimiz sabah Afyon'a yani Frigya'nın önemli şehirlerinden birine ulaşmış olmak. Ayazini Metropolisi ve çevresinde yer alan yerleşim, ibadethane ve Peri Bacalarını gezip öğle yemeği için Şefika Teyze'nin yerinde yöresel hamur işleriyle karnımızı doyuracağız. İlk gün biraz yol yorgunluğumuz olur diye, önce 2 km'lik bir yürüyüş parkurumuz olacak. Avdalaz Vadisi'nde doğanın ve tarihin içinde yürüyeceğiz ve Avdalaz Kalesi ile rotamızı bitireceğiz. Bir sonraki durağımız Göynüş Vadisi. Burası Frig Vadileri içinde benim favori rotalarımdan biri. Buradan Emre Gölü'ne 3 km'lik bir yürüyüş rotamız olacak. Gün batımını Emre Gölü'nde yapacağız. Konaklamamız Ayazini Köyü'ndeki köy evlerinde olacak. Köy kahvaltısı ile güne başlayacağız ki, enerjimizi toplayalım. Sarıcaova Köyü'nden orman içinden 5 km'lik bir yürüyüş rotamız olacak. Yürüyüş sonunda kumanyalarımızla hafif bir öğle yemeği yiyeceğiz. Yemekten sonraki rotamız Urumkuş Yaylası. Peri bacaları, kaleler, kaya yerleşimleri ile dolu dolu bir gün geçirip yeniden köyümüze geri dönüyoruz. Akşam yemeğimizi köy evlerinde, ev sahipleriyle birlikte oranın kültürünü hissederek yedikten sonra, ateş başında toplanıyoruz. Köy evlerinde yapacağımız kahvaltının ardından yine çok heyecan verici bir yere gidiyoruz: Yazılıkaya Bölgesi. Öğleden önce Gerdekkaya ve çevresini gezip öğle yemeğini Değirmen Kafe'de yöresel börekle yaptıktan sonra Frigya deyince belki de aklınıza ilk gelen görüntü olan Midas Anıtı'nın olduğu bölgeye gideceğiz. Yazılıkaya ve çevresinde keyifli bir tur atacağız. Fotoğraf makinalarınızın şarjlarının dolu olduğundan emin olun. 3. gün konaklamamız Afyon'un kaplıcalar bölgesi Gazlıgöl'de. Gazlıgöl Çınar Termal Otel'de konaklayacağız. Otelin büyük havuzundan ve spa hizmetlerinden faydalanmak isteyenler için vaktimiz olacak. Otelde yapacağımız kahvaltıdan sonra Sarıcaova Köyü'ne gidiyoruz. Buradan 12 kmlik bir yürüyüş ile Gökbahçe Köyü'ne ulaşacağız. Öğlen yemeği için yanımızda kumanyamız olacak. Yürüyüşümüzden sonra duş almak isteyenler için yeniden otele döneceğiz. Öğleden sonra dönüş yolculuğumuz başlayacak, akşama İstanbul'dayız. Kesin rezervasyon için; ödeme açıklamasına \"Frigya Gezisi\" yazarak ödeme yaptıktan sonra aşağıdaki iletişim bilgilerinden bana bilgi vermeniz gerekmektedir. İstanbul dışından gelmek isteyen katılımcıların ulaşımlarını kendileri çözerek ve tam ücret ödemeleri gerekmektedir. - Köy evlerinde ve Çınar Otel'de 3 gece 2 veya 3 kişilik odalarda konaklama fiyata dahildir. - 4 öğle yemeği, 3 akşam yemeği ve 3 kahvaltı fiyata dahildir. - İstanbul-Afyon ve Frig Vadilerinde yapılacak gezideki tüm ulaşımlar, klimalı 15 kişilik araçla yapılacaktır. - 4 gün Frig Vadilerinde rehberlik hizmeti fiyata dahildir. - Müze giriş ücretleri fiyata dahil edildir. Müze kartı olanlar ücret ödemeden müzelere girebilirler. - Termal otelde Spa/masaj/havuz hizmeti fiyata dahil değil, ekstra olarak otele ödenecektir. - Cumartesi sabah kahvaltısı ve Salı akşam yemeği fiyata dahil değildir. - Yemekler yanında içilecek içecekler fiyata dahil değildir. Seyahatimizi Ekim ayında yapacağımız için hava Frig Vadilerinde soğumaya başlamış olacak, yanınıza mutlaka yağmurluk ve kalın bir polar hatta gece ateş başında üşümemek için bir şal almanız harika olur. Gezimiz sırasında bol bol doğada olacağımız için doğa yürüyüşü için uygun, tercihen yüksek bilekli spor ayakkabı ve yürüyüşte rahat edeceğiniz kıyafetler getirmenizi öneririm. Doğa yürüyüşleri için gerekli ekipman önerileri yazıma göz atabilirsiniz. Gitmeden önce gideceğim coğrafyayı tanımak istiyorum derseniz, Hüseyin Sarı hocamızın Frig Yolu rehber kitabını satın alabilirsiniz. Frigya hakkında detaylı bilgi almak için tıklayın. Geziye katılımcı sayısının 10 kişinin altında kalması durumunda önceden haber vermek kaydıyla gezinin iptali yapılabilir. Gizemli Frigya Gezisi, Sevil Mert Uzun rota danışmanlığı, gezi liderliği ve Türsab A Grubu 4393 Belge Nolu Turhande Turizm Seyahat Firması ile düzenlenmektedir. - Telefon & Whatsupp: +90 530 315 62 28 - E-posta: - Instagram. com/cokokuyancokgezen Bekliyoruz. Farklı ve ilgi çekici bir program. Güzel bir coğrafyada, çok gidilmeyen rotalarda, biraz yorularak, güzel insanlarla çok harika bir dört gündü. İnşallah başka gezilerde tekrar bir arada olma şansım olur. Harika bir geziydi. Sevil'le her yere gidebilirim. Ayrıca geziye katılan diğer arkadaşlar da çok iyiydi. Onlarla tanıştığım için de mutluyum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/4-gun-lviv-gezisi-maliyeti", "text": "Türk Vatandaşları'ndan vize ve pasaport istemeyen, uçuş mesafesi kısa, gezmesi rahat, fiyatları uygun kaç ülke var ki dünyada? Ukrayna bu özelliklerin hepsini taşıyor. Sadece 2 saat uçuş mesafesinde, nüfus cüzdanı ile girebildiğimiz bu ülkenin görülmeye değer pek çok şehri var. Eşimle birlikte ona doğum günü hediyesi olarak aldığım Lviv uçak biletlerimizi çantamıza koyup 4 günlük bir Lviv gezisi yaptık. 4 gün Lviv gezisi maliyeti ne oldu, Lviv'de fiyatlar nasıl, yemek-içme kaça patlıyor, gelin birlikte bakalım! Normalde gezi maliyetleri yazılarımda uçak bileti dahil rakamları veririm ama bu kez biletler hediye olduğu için onun fiyatını yazmıyorum 🙂 Ancak biletleri 3 ay önceden aldığımı ve 30 Ağustos tatilinin birleştirilebilir olması nedeniyle kampanya kapsamında bilet bulamadığımı belirteyim, kampanya dönemlerini takip ederseniz Lviv'e uygun uçak bileti bulmanız mümkün. 4 günlük Lviv gezisi kişi başı maliyeti, uçak bileti hariç diğer herşey dahil 118 euro oldu. Şunu da belirtmeliyim ki, hem bir nevi doğum günü kutlaması hem de bütün yaz eşimle birlikte tatil yapmadığımız için biraz kendimizi şımartalım dedik ve yeme-içme konusunda sınır tanımadık. Biraz daha ekonomik hareket ederek bu bütçeyi çok daha aşağılara çekmek mümkün. Hadi gelin şimdi de neye kaç euro/grivna ödemeşiz, neyi kaça almışız bir bakalım. Lviv'de Opera'ya çok yakın minik bir dairede kaldık. Yeri merkeze yürüme mesafesinde, Lviv mezarlığı gibi tramwayla gidilmesi gereken yerler için ise, tramway durağına da çok yakında. 3 gece için daireye toplam 65 euro ödedik. Yani kişi başı 32,5 euro konaklama maliyetimiz oldu. Lviv'de pek çok konaklama seçeneği var. Lüks otellerden pansiyonlara, hostellere kadar. Ev/daire kiralama ise oldukça yaygın. Bizim kaldığımız yer: Apartment Shpytalna idi. Booking. com üzerinden ayarladık. Tek sorun kiralayan kişinin tek kelime İngilizce bilmemesi idi ama inanın bu anlaşmamıza engel olmadı. Bir de operaya gittik, opera biletimizi internetten satın almıştık. Bu arada internetten bilet alırken SMS doğrulama kodu gönderiliyor ve onun için Ukrayna GSM hattınız olması lazım. Bir arkadaşımız bize bu konuda yardımcı oldu. Lviv'e gittiğinizde gişeden de alabilirsiniz bileti, bizim gittiğimiz oyun tamamen dolu değildi. Opera için kişi başı 6,3 euro verdik. Eğer cadde üstü, meydanda bir yerlerde bira içmek isterseniz dolum bira 1 euro civarında, eğer özel bira içmek isterseniz de onlar 2 euro civarında maksimum. Lviv Croissant diye bir zincir kruvasancıları var, kahvaltınızı orada kahve ve kruvasan sandviç ile 1-2 euro civarında yapabilirsiniz. 3 gece 4 gün kaldığımız Lviv'de 4 akşam yemeği, 3 kahvaltı, 3 öğle yemeği, aralarda öğlen biraları, akşam şarapları derken kişi başı 68 euro yemeğe harcamışız. En yüksek harcamamız kişi başı 15 euro ile Churrasco restoranında sınırsız et yediğimiz yemeğimiz olmuş. Lviv gezisi maliyeti en yüksek kalemimiz yeme-içme oldu diyebiliriz. Lviv'de ulaşım için çok para harcamadık, zaten şehirde heryer yürüme mesafesinde. Sadece Lviv Mezarlığı ve Folk Architecture Müzesi'ne gidiş dönüşte tramway'a havaalanı gidişinde de taksiye para verdik. Şehir içi otobüs ve tramvay ücretleri tek yön sabit 5 grivna yani 0,15 euro cent gibi. Havaalanı ulaşımı için ise, Uber'den ayarladığımız taksi son dakikaya kadar 70-80 Grivna arası fiyat gösterirken son dakika \"şehirdeki yoğunluk nedeniyle taksi ücreti yaklaşık 2,5 kat pahalı olacaktır\" gibi bir uyarıyla bizi şaşırttı. Gece geç saatteki uçağımız için Uber'e güvendiğimizden ve başka taksi aramak için uğraşmayalım diye, taksiye razı olduk. Sonuçta 187 Grivna ödedik yani 6 euro bile değil 🙂 Kişi başı 3 eurodan az olmuş oldu. Bunun dışında 4 euro kadar da ufak tefek harcamalarımız olmuş. Biz Lviv'deyken euro 7,65 civarında idi, yani kişi başı 902TL gittiğimiz zamanının parasıyla harcama yapmışız. Çok daha ucuza mal edilebilir miydi? Evet, kesinlikle edilirdi. Biz bu tatili kendimize hediye olarak verdiğimiz için çok maliyet odaklı gitmedik. Lviv, kesinlikle görülmesi gereken, en az 3-4 gün ayrılması ve tadının çıkarılması gereken çok güzel bir Avrupa şehri. Döviz kurları bu kadar yükselmişken, kaliteli vakti uygun fiyata geçirebileceğiniz harika bir yer Lviv. Benim ikinci gidişimdi ama tekrar geleceğiz diyerek ayrıldık. Türk Vatandaşları için Hala Ucuz Ülkeler yazım da mutlaka ilginizi çekecektir. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Euro 7,65TL civarı gitmenize rağmen bence gayet başarılı bir bütçe ve gezi olmuş."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/5-gunluk-fas-gezi-rotasi", "text": "Resmi tatiller benim için en iyi seyahat fırsatları. 2012 yılında, 23 Nisan tatili fırsatından faydalanıp 5 günlük Fas gezisi planlamıştım. Air Arabia Havayolları ile Casablanca'ya inip, yine Casablanca'dan geri döneceğim bir rota çıkardım. 5 günlük fas gezi rotası içinde neler var, nereleri gördüm, Fas gezi rotası çıkarırken nelere dikkat ettim, bu yazımda bulacaksınız. Fas gezi rotası çıkarırken nelere dikkat ettiğimi tek tek sıralamak isterim. Bir ülkeye gitmeye karar verdiğimde öncelikle o ülkede görülmesi gereken yerlerin neredeyse tam listesini çıkarırım. Sonra da ilgi alanlarım ve süreme bağlı olarak listede eleme yaparım. Fas'a giderken de öyle yaptım. Hem yerli, hem de yabancı bloglardan nereleri görmem gerektiğine dair uzun bir liste çıkardım. Fas'ta görülmesi gereken yerler listesini sizinle de paylaşmak isterim. Liste herhangi bir öncelik sırası barındırmıyor, önden bilgi vereyim. - Kazablanka - Rabat - Fes - Meknes - Marakeş - Essouria - Agadir - Şafşafan - Tangier - Ifrane - El Jadida - Ourika Vadisi Atlas Dağları - Ait ben Haddou - Volubilis - Ve tabii ki Sahara Çölü Fas gezisi için süre belirlemeyi daha çok resmi tatil süresi ve kullanabileceğim izin günü sayısı belirlediği için, öncelikle 5 güne en çok ne sığdırabilirim diye bir yaklaşımla gezi rotasını çıkardım. Ancak Fas'ta görülecek belli başlı yerleri görmek için ideal süre en az bir hafta olmalı. Fas gezi rotası çıkarırken bir diğer değişken de şehirler arası ulaşım. Fas yüzölçümü olarak küçük bir ülke değil, gezilecek şehirler arası mesafeler 200 km üzerinde. Hal böyle olunca, gezi rotasının ana değişkenlerinden biri ulaşım oldu. Tren ve otobüs seçeneklerini incelediğimde hareket saatleri nedeniyle kısa sürede tren veya otobüs ile seyahat etmenin bana yeterli esnekliği vermeyeceğini düşünerek Fas'ta araç kiralamaya karar verdim. Tabii bu kararı vermeden önce 5 günde kabaca hangi şehirleri görebileceğimi belirlemiştim. Tüm tren ve otobüs opsiyonları, yaklaşık ulaşım süreleri gibi pek çok detaya tek tek bakmıştım. Aşağıda örnek olması açısından Fas tren yolu ulaşımına dair çalışmaya dair bir bölümü paylaşıyorum. Sonunda Fas'ta araç kiralamaya karar verdim. Bu kez de araç kiralama seçeneklerini araştırmaya başladım. Böyle durumlarda uluslararası araç kiralama firmaları her zaman önceliği oluyor. Hem farklı kampanyalarla uygun fiyata araç kiralama imkanı sunuyor, hem de herhangi bir güvenlik endişesi duymuyorsunuz. Üstünden çok zaman geçtiği ve o dönem şimdiki kadar düzgün gezi notu tutmadığım için fiyat bilgisini ne yazık ki hatırlamıyorum. Fas, Afrika kıtasında yer alsada coğrafi konumu nedeniyle İslam, Endülüs ve Fransız etkilerinin bir arada görülebileceği, farklı kültürlerin olağanüstü bir harmoni yarattığı eşsiz bir ülke. Başkent Rabat'ı, Atlas Okyanusu'nun kıyısında uzanan beyaz şehir Kazablanka'yı, Kuzey Afrika'nın en egzotik kentlerinden biri olan Marakeş'i, Sahra Çölü'nün kapısı olarak anılan Fes'i ve çok daha fazlasını Fas'ta düzenlenen rehberler turlar eşliğinde keşfedebilirsiniz. - Herşey Dahil Fas Turu - Marakeş Çöl Turu - Fas Kraliyet Şehirleri Turu 5 güne sığdırdığım, Fas gezi planı, aşağıda yer alan şehirleri içeriyor. \"Fas'ı gezmek için 5 gün yeterli mi?\" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Elbette yetmez, yukarıdaki Fas gezilecek yerler listesinin yarısını ancak görebildim. Ancak benim gezi felsefem \"hiç gitmemektense kısa süreli de olsa git\" mantığına dayanıyor. Bu nedenle yakaladığım fırsatları hiç kaçırmıyorum. O zaman gelin bir bakalım 5 günlük Fas gezi rotasına nereleri sığdırmışız! Fas'ın en modern şehirlerinden biri, liman kenti ve ülkenin giriş kapılarından biri olan Kazablanka çok fazla zaman ayırmanıza gerek olmayan bir şehir. Dünyanın en büyük camiilerinden biri olan Hasan II Camii ve Eski Şehir Merkezi'ni gezip hızlıca bir sonraki rotamıza devam ettik biz de. Rabat, Fas Krallığı'nın başkenti olmasına rağmen oldukça geri planda kalmış bir şehir. Deniz kıyısındaki şehrin eski merkezi ve kale bölgesi oldukça güzel. Ancak burası da küçük bir alan, o yüzden burayı da hızlıca görüp bir sonraki durağınıza devam edebilirsiniz. Fas'ın en ilginç şehirlerinden biri Fes. Tüm dünyanın Morocco dediği Fas'a bizim Fas dememizin sebebi olan şehir de burası. Labirent gibi sokakları, deri atölyeleri, rengarenk sokakları ile hiç çıkmak istemediğim şehirlerden biri. Fes, araç girişi olmayan en büyük şehir yerleşimi olması ile Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde de yer bulmuş. Bir dönem Fas Krallığı'na başkentlik yapmış olan Meknes şehir merkezi de Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Kısa bir gezi ile bu şehir de Fes'e giderken veya dönerken uğrayıp görebilirsiniz. İşte benim Fas'ta en sevdiğim şehir bu: Marakeş! Öyle bir keşmekeş, öyle bir hareketlilik, öyle bir renklilik dünyada kaç şehirde var ki? Şehrin kalbi olan Kıyamet Meydanı'ndaki hareketi izlemek için dahi gidilir bu şehre. Ben de en çok zamanımı burada geçirdim. Tabii ki bu meydan dışından da görülecek camiiler, bahçeler, saraylar, çarşılar Marakeş'i Marakeş yapıyor. Eğer planınızda Atlas Dağları'nı aşarak Sahara Çölü'ne ulaşmak varsa Marakeş'ten çıkarak çöle gitme planı yapabilirsiniz. Ayrıca eğer kendi imkanlarınız ile geldiyseniz buradan yerel tur da satın alabilirsiniz. Ben, Sahara Çölü'nü ve Atlas dağlarını görmeden geri döndüm, başka bir bahara artık. Afrika kıtasına ilk girişim olan bu gezi benim için çok özel gezilerden biri idi. Fas, hem Arap hem Afrikalı hem Berberi hem de Fransız sömürgesi nedeniyle avrupalı. Tüm bu kültürler bir araya gelince müthiş bir harmoni ortaya çıkmış. Bu renkli ve hareketli ülke tekrar tekrar gidilmeyi kesinlikle hak ediyor. - Fas'a 5 günlük bir gezi planlamayı düşünenler için; 5 günlük Fas gezi rotası - Fas'a gitmek için sebep arayanlara: Fas'a gitmek için 6 çok geçerli sebep - Fas'ın en ilginç şehirlerinden biri olan Fes'i merak edenler için; Fes'te gezilecek yerler - Fas'a gitmeden önce bilmeniz gereken için: Fas gezi rehberi"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/700binkm-basak-ve-marko-roportaji", "text": "Gezgin Röportajları'nın bu haftaki konukları 700binkm adlı blogları ile tanıdığımız Başak ve Rahman. Başak ve Rahman bilmez belki ama ben onları ilk İTÜ'deki bir sunumda dinlemiştim, ondan sonra da sosyal medyadan takip ediyordum bu çılgın çifti. Geçtiğimiz Kadınlar Günü'nde Gezgin Kadınlar platformunun düzenlediği etkinlikte Başak ile aynı sahneyi paylaşınca da birebir tanışma fırsatı buldum. Başak ve Rahman ne yapar, kimdir, nasıl gezer merak ediyorsanız bu röportajı mutlaka okuyun! \"Bakkala ekmek almaya diye evden çıkıp dünyayı 7 günlük planlarla yaşatan hayatı geleceğin oyunlarına kanmaması için heyecanlandıran gezgin Markoyum ben. \"1982 Kırşehir doğumluyum. Üniversite için İstanbul'a geldim ve buraya yerleştim. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun olduktan sonra pek çok genç gibi kurumsal bir şirkette çalışmaya başladım. Arkasından bisikletle tanıştım ve böyle gitmez deyip istifa ettim. Güneydoğu Asya'da 3 aylık bisiklet turunun ardından dönüp Türkiye'nin ilk tur bisikleti dükkanı Bisiklet Gezgini'ni açtım. Ve 2 yıl sonra böyle de olmayacak deyip, kendimi dinlenmeye aldım. Şu aralar kurumsal bir şirkette çalışmaya devam ederken 700binkm ile 'dünyada yaşamak' idealimiz için çalışıyorum. Türkiye'de ve Avrupa'da pek çok yeri uçak, tren ve otobüs ile turistik, kısa sürelerle gezdim. Daha sonra keşfettiğim bisiklet tutkumla bambaşka bir boyuta geçtim; bisikletle yolculuk! Yüzler ile başlayan yolculuklarım bin km'ler şeklinde devam etti. Sadece Türkiye değil Afrika, Asya ve Avrupa'da bisikletim ile 30binin üzerinde km yaptım. Dünyadaki karaları arşınlayacağım bisikletim Koçkar 'ı 3. denememde buldum. 30'un üzerinde ülkede pek çok şehirde izimi bıraktım. Dünyanın her ülkesine ayak basmak ve dünyada kaybolmak istiyorum. Güneydoğu Asya'da pedallamaya başlarken Marko sadece bizim olduğumuz yolculuklara 7 kıtanın hatırına 700binkm adını koyalım dedi. 3 ay devam eden yolculuğumun her gününde ben Güneş'le ne kadar kilometre pedalladıysam o da Ay'la Türkiye'de o kadar km pedalladı. Benimle çadır kurdu, benimle yolu yaşadı. 700binkm 2012 yılının Ekim ayında böylece yolda çıktı. Bu yüzden bizim logomuz yinyang, güneşle ayın yansıması, aslında biziz, zıt karakterlerimiz. 700binkm bizim için hayat boyu yolda olmanın ifadesi. Amacımız yapılan yolun seceresini tutmak değil, yolda ölümsüzlüğü yakalamak. Dünyanın etrafını defalarca dönmek, sıkılıp başka gezegenlere gitmek. Biz sadece yolda olmanın, her an farklı bir şey yaşamanın keyfine varan insanlarız. Bisikletle yavaş yol alıyoruz ama yavaşlığın içinde bir derinlik var. İnsana dokunmak! Yeni insanlar hayatımıza alıyoruz, onların hayatlarına giriyoruz. Neden tek bir buzdolabının kapağını açalım? Neden sadece bir koltukta oturalım ki? Dünyada milyarlarca buzdolabı var, içinde aklımızın almayacağı çeşitte yiyecekler var. Binbir türlü koku var, birbir türlü meslek var, ruh var. Her mesleğin sırrına ermek, çeşit çeşit yetenekler edinmek varken, her gün aynı yoldan gitmeyi ve aynı evde yaşamayı reddediyoruz. Sırt çantalı, motosikletli ya da karavanlı seyahatler de yapıyoruz. Ancak dönüp dolaştığımız, ruhumuzu ait hissettiğimiz yolda olma hali bisikletli yolculuklarımız. Sistemle ve insanlarla bağlarımızı en çok kırabildiğimiz yöntem. Hem herkesin kolay yapamayacağı aykırı bir durum, delilik belki. Doğada olmak, onunla yol almak, inmek, çıkmak, rüzgarın dostluğu ve akıl almaz, araç girmez yerlere ulaşabilmek. Ve sonunda birşey yapmak, kendine yeterek, sadece kas gücüyle, yiyecekle yol almak. Motosiklet, karavan ve araçlarla sürekli benzin, bakım, parça vs masrafları var. Sürekli iyi para kazanmaya devam etmek gerekiyor. Aynı zamanda hızlı seyahat şekli olduğu için pek çok şeyi kaçırıyoruz. Sınır geçişlerinde izinler sıkıntılı. Bir yerden bir yere taşımak sıkıntı. Sırt çantasında sürekli toplu taşımaya, otostopla birilerine bağımlı olmak var. Sadece araçların gidebildiği yerlere gidebilmek, doğada görece daha az yol alabilmek. Bisiklet sınır geçişlerinde araç olarak yok sayılıyor, herhangi bir izne gerek yok ve uçakla bile yanında ufak bir ücretle taşıyabiliyorsun. Yani özgürlüğü en çok yaşatan yöntem. Sürekli çalışan bedenlerimiz hasta olmuyor. Zamanla derdi olmayan insan için en iyi çözüm. Hem bisikletle yolculuk yapan biri ne kadar kötü olabilir ki? Gören herkes saygı duyuyor, hikayemizi dinlemek istiyor, destek oluyor. Az masraflı bir yöntem olduğu için az para kazanarak dünyayı tanımaya devam edebiliyoruz. Aslında bu soruya vereceğimiz yanıt dünya. Bize göre dünyanın her yeri muhteşem, görmeden gitme niyetimiz yok. Gelişmekte olan ülkelerde ya da az gelişmiş ülkelerde insanlarla daha sıcak ilişkiler kuruyoruz. Gelişmiş ülkelerde yol sormak için bile arabanın camına vurmak gerekiyor. Yine de bir ülke söylemek gerekirse; Fas'ı çok beğendik, Ortaçağ'a geri dönmüş gibi hissettik. Endüstri devrimi gelmemiş. Hala el işçiliğine dayalı zanaatler ufak atölyelerde devam ediyor. Yaşam, binalar, pazarlar geçmişe yolculuk yaptırıyor. Bir taraftan muhteşem ve çeşitlilik yaratan bir doğa var, çöl, okyanus, yüksek dağlar ve şehir hayatı. Hepsini tek bir ülke içinde yaşayabilmek heyecanlı. Hayır yok, sadece her ülkenin kendi dinamikleri var, onları gitmeden önce öğrenmek ve hazırlıklı olmak gerek. Güneydoğu Asya'da budizm inancı var, kadınlar sosyal hayatın fazlasıyla içindeler, ben kadın olarak kendimi o ülkelerde çok daha rahat hissetmiştim. Fas'ta ise İslam inancı var, kadınları sosyal hayatın içinde, sokaklarda pek göremiyorsun, erkek egemen bir ortam. Ona göre daha dikkatli davranmak gerekiyor. Ya da turistlerden daha çok para kazanma anlayışı yerleşmiş, sürekli üstüne atlayıp birşeyler satmak isteyenler ve yüksek fiyat söyleyenler var. Bu duruma adapte olmak, bundan nefret etmemek bununla yaşayabilmek, eğlenebilmek gerekiyor. Dünyanın her yeri güzel, farklı, keşfedilmek için bekliyor. Bugüne kadar seyahatlerinizde başınıza gelen en ilginç olay neydi? Belki birkaç hikaye anlatırsınız bize. İspanya'daki yolculuğumuzda Sevilla'yadan Cadiz'e doğru inerken havanın fırtınaya dönmesi sebebiyle yakındaki bir kasabaya sığındık. Kasabanın meydanında çocuk noeli etkinliği vardı. Kalacak yer bulmak için sokakları dolaştık, hepsi kalabalık nedeniyle dolu. Meydana döndük, tadını çıkaralım sonra bakarız dedik. Bisikletlerimizle sokağın bir kenarında gösterileri izledik, bir şeyler yedik, kalabalığın dağılmasını bekledik. Etkinlik bitip herkes evlerinin yolunu tutmaya başladı, biz yine sokaklara vurduk kendimizi, gözden kaçırdığımız bir yer var mı diye pansiyonlara bakıyoruz. Bir aile bize doğru yaklaştı, \"kalacak yer mi bakıyorsunuz\" dedi adam. Ben \"evet, her yer dolu, bir yer bulamadık, tavsiyeniz var mı?\" dedim. Kadın \"Grande casa\" diye bağırıyor, adam İngilizce olarak kadının bizi evine davet ettiğini söyledi, \"gelir misiniz\" dedi. Aldığımız hissiyat gayet iyi, takip ettik, birlikte evlerine gittik. Gerçekten de büyük bir ev. Kadın bizi hemen mutfağa soktu, birşeyler pişirmeye başladı ve Marko'ya bakıp dedi ki ispanyolca olarak, ben seni, bu gözleri bir yerden tanıyorum. Sanki seni geçmiş hayatımda bir zamandan biliyorum. Birbirlerinin dilini anlamıyorlardı, biz çeviri yapmadan telepatik olarak birbirlerinin ne dediklerini anlıyorlardı. Muhteşem bir gece geçirdik, Anadolu rockından Türkçe dersine kadar her konudan muhabbetler ettik. Bize bu ilk kez olmuyor ama çok gariptir, böyle sezgisel ilişkiler yolculukların en güzel süprizleri. Bu konuda Marko'nun bilgi vermesi daha güzel olacak. Çünkü ben sistemde büyümüş birisi olarak herşeyin parayla yapılabileceğini içselleştirmişim. Ancak dünya böyle değil, paranız olsa da çok farklı şeyler gerek yolculuk için. Marko'nun pek çok yeteneği var, bu yetenekler yolda gelişmiş. İnşaat işlerinden, ahşap işlerine, mekanikten, elektriğe, sosyal medyadan film yapıncılığına, bisiklet ve motor tamirinden, kemençe çalmaya kadar. Bunların hiçbirini para kazanmak için kullanmıyor ama yolda kalacağımız yerler ya da yemek ihtiyaçlarımız için pek paraya ihtiyaç duymuyoruz, çünkü insanların hayatına dokunuyoruz. Geçen yıl Türkiye'nin en tehlikeli yollarından Derebaşı virajlarını pedalladık, Uzungöl'ün hemen üzerinde Karaster Yaylası var orda bir villa apart vardı, turun son günlerindeyiz, 5 gecedir kamp yapıyoruz, hava inanılmaz soğuk ve yağmurlu. Gidelim bir fiyat soralım dedik, ramazan ayı. 150 lira dedi sahibi. Bize çok geldi devam edelim dedik. Oturun dediler, karı koca, mekanı gösterdiler, öyle bir dostluk doğdu ki, ben kızları oldum, Marko oğulları. Fotoğraflar çektik, sosyal medya hesaplarını düzenledik, nasıl kullanabileceklerini öğrettik. Yemekler yedik, türküler söyledik sahura kadar muhabbet. Sabah ayrılırken borcumuz yoktu. \"Yapman gerekenleri yapmazsan yapmak istediklerini yapamazsın! Ama sen hep yapmak istediklerinde kal çünkü yapman gerekenler hep başkasının yapmak istedikleridir.\" diyor Marko. Evrende ömrü 8 saniye olan ey insan, öleceğini çoktan unuttun. Ölüm var bu hayatta, yapmak istediklerimiz için fazla zamanımız yok. Bisikletle yolculuk için doğada olmayı istemek yeterli. Bisiklet ve teknik, malzeme seçimi gibi detay konulara burada girmeye gerek yok. Ancak biz Türkiye'nin ilk tur bisikleti dükkanını kurduk. Yeni başlayan birisini tura hazırlamak konusunda kendimizi naçizane uzman adledebiliriz. Bizimle sosyal medya hesaplarımız üzerinden iletişime geçebilirler. Her konuda destek oluruz. Ayrıca yolda bakım ve teknik konusunda eğitimler de veriyoruz. - Ağustos 2018'de Karadağ'ın zorlu, tehlikeli yollarında kendimizi zorlamak istiyoruz - Eylül'de Kanser Savaşçıları Derneği'yle ortak yürüttüğümüz Çernobil'e pedallama projemiz üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyoruz, detaylar çok yakında. - 7bölge7rota Türkiye bisiklet rotaları rehber kitabı çalışmalarımız devam ediyor, kitabımız yıl sonunda baskıya girecek. - Gelecek yılın başlarında planımız Dünya'nın sonundan başlayarak Panamerikan yolunu Alaska'ya kadar pedallamak ve dünyaya devam etmek, 7kıta7rotaDünya. Projelerimizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarından takip edebilir, iletişime geçebilirsiniz. - e-posta: - websitesi: www.700binkm. com - instagram: @700binkm - Facebook: 700thousandkm Hem okuyan hem gezen bilir, artık tek başına birisi yeterli değil. Gitmek istediğimiz yerlerle ilgili önden derinlemesine araştırma yapıyor, bolca okuyoruz. Gittiğimizde ise dolu dolu yaşıyoruz, okuduklarımızla çelişen ya da uyuşan durumlar görüyoruz, kendi gözlemlerimizi de websitemiz 700binkm. com'da yazıyoruz. Yani aslında hem okuyan, hem gezen, hem yazan, hem de fotoğraflayan bilir!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/8-gunluk-omo-vadisi-gezisi", "text": "Etiyopya'ya gidiş nedenim Omo Vadisi ve burada yaşayan kabileleri görmekti. Etiyopya'ya ucuz uçak bileti yakalayınca düşünmeden bilet almış, sonra Omo Vadisi tur fiyatlarını görünce \"bileti iptal mi etsem?\" diye düşünmüştüm çünkü Omo Vadisi Turu için 5000 Usd teklif veren firmalar dahi olmuştu. Bu yazıda 8 günlük Omo Vadisi gezisi rotası, 8 günlük Omo Vadisi gezisi maliyeti ve kabilelere dair bilgileri bulacaksınız! Medeniyetin henüz ulaşmadığı bu rotayı herkesin mutlaka görmesini isterim. Etiyopya'nın güneybatısında yer alan Omo Vadisi, halen ilkel kabilelerin yaşadığı bir bölge. Bu dönemde dünya üzerinde hala ilkel yaşayan kabileler olduğuna inanmakta zorlansam da Omo Vadisi'nde yaşanlar insanları görünce ne kadar gerçek olduklarını anladım. Kenya'da yaşayan Masai Kabilesi de çok ünlü ancak onları görünce bir çeşit tiyatronun içinde hissetmiştim kendimi, çünkü herşey turistler için tasarlanmış gibiydi. Ancak Omo Vadisi öyle değil, bizim anladığımız anlamdaki medeniyeti reddeden, gerçekten ilkel şartlarda yaşayan insanlardan bahsediyorum. İnsanlığın başladığı yer olan Etiyopya'da, o başlangıçtan bugüne çok az değişmiş kabilelerin yaşantısına şahit olmak inanılmaz etkileyici bir deneyim. Herşeyden önce bilmeniz gereken pek çok kaynakta yazdığı gibi Omo Vadisi'ne sadece tur ile gidebilirsiniz bilgisi kesinlikle doğru değil. Arba Minch şehrine gidip oradan kabilelerin yaşadığı köylere giden minibüslere giderek Omo Vadisi'ni gezebilirsiniz. Ancak bunu yapabilmek için zamanınızın geniş olması gerekli çünkü yollar çok bozuk, minibüs saatleri çok belli değil. Hemen her köyde bir turizm ofisi veya benzeri bir yer oluyor. Oralara giderek yerel rehber bulabilir, veya kendi rotanızı belirleyebilirsiniz. Bu yöntem muhtemelen çok daha ucuza gezmenizi sağlayacaktır. Ancak benim zamanım kısıtlı olduğu için tur satın almayı tercih ettim, aşağıda Omo Vadisi Turuna dair tüm detayları bulacaksınız. Omo Vadisi'ne giden turlar, Addis Ababa'dan araçla veya Arba Minch'e uçakla gitsin farketmez, mutlaka vardıkları noktadan itibaren 4x4 araç kullanıyor. Bu nedenle zaten bir araca en fazla 3 kişi alıyorlar. 1 şoför, 3 yolcu şeklinde. Bazı köylerde yerel rehber de aldıkları için zaman zaman arkayı üçlemek de gerekiyor. Omo Vadisi'nde 80'den fazla kabile yaşıyor ve her kabilenin kendine özgü kıyafet, kültür ve gelenekleri var. Bu nedenle plan yaparken bu kabilelerin hangilerini görmek istediğinizi belirlemeniz lazım. 80'den fazla kabilenin en ünlüleri; Mursiler, Konsolar, Bodiler, Suriler, Hamarlar, Dasaniler, Karolar, Bannalar ve Bumeler. Tur paketleri minimum benim aldığım 8 günlükten başlıyor, 12 gün ve 16 gün olacak şekilde devam ediyor. Omo Vadisi gezisi için tur alacaksanız hangi kabilelere gideceklerini ve kaç tane yerel pazara uğrayacaklarını mutlaka öğrenin. Kabileleri köylerinde ziyaret etmek de ilginç olsa da pazarlara tek tek köylerine gidemeyeceğiniz çeşit çeşit kabileden insan alışveriş için geliyor ve muhteşem bir çeşitlilik oluyor. En azından iki tane pazar göreceğiniz bir paketiniz olmasına dikkat edin. Ben turu Etiyopya'dan almayı tercih ettim ama siz Türkiye'den direkt bu rotayı yapan butik tur firmalarından birini de tercih edebilirsiniz elbette. Etiyopya uçak biletlerimi aldıktan sonra Omo Vadisi turlarını araştırmaya başlamış, ancak fiyatları görünce şaşkına dönmüştüm. Omo Vadisi için ilk araştırma yapmaya başladığımda 2 haftadan kısa turları kimse önermiyordu. Zaten çok az turun 7-8 günlük tur programları vardı ve fiyatlar çok yüksekti. İletişime geçtiğim firmalar hemen kişiye özel tur paketleri öneriyordu ve verilen fiyatlar 3000 Usd civarında idi. Etiyopya gitmiş tanıdığım kim varsa tek tek sorarak sonunda bir tur ayarladım. Addis Ababa'dan araçla gidip uçakla dönecek şekilde 7 günlük bir Omo Vadisi turu ayarlamıştım. Normalde tur 8 günlük idi ama ben uçakla döndüğüm için 1 gün kazanmış oldum. Böylece Türkiye'ye dönüş uçağıma yetişebilecektim. Omo Vadisi turu için 4x4 araç, şoför, rehber, tüm giriş ücretleri, tek kişilik odada konaklama ve kahvaltı dahil, 3 kişilik bir grupta kişi başı 1200 Usd ödedim. Aslında 8 günlük tur almıştım ama dönüşü uçakla yaptığım için 1 gün kazanmıştım. Benden de dönüş uçağı için ekstra para almadılar uçuş için. Fiyat gideceğiniz süreye, hangi kabileleri ziyaret edeceğinize, araçta kaş kişi olacağınıza göre değişiklik gösteriyor. Ayrıca; Omo Vadisi Turu aldığım için Addis Ababa'da iki gün şoförlü araç, iki gün konaklama, havaalanı transferi gibi ekstraları ücretsiz verdiler. Artık üstümden ne kadar çok para kazandılarsa. Turu aldığım firmanın adı Ethio Tour & Travel ETT, internet siteleri maalesef kapanmış, Trip Advisor veya bağlantı verdiğim Facebook sayfaları üzerinden ulaşmaya çalışabilirsiniz. Son derece güvenilir bir firma, ben hiçbir sorun yaşamadım. Yolda tanıştığım pek çok yabancıdan bu firmanın Etiyopya'nın en çok tur yapan firması olduğu ve fiyatlarının da bu nedenle uygun olduğunu duydum. Gitmeyi düşünenlere kesinlikle öneririm. 3 kişilik grubumuz bir İspanyol, bir Amerikalı ve bir Türk'ten oluşuyordu. Yol arkadaşlarımdan iki İspanyol Jose; Madrid'de özel bir şirkette kuryelik yapıyormuş. Yılda birkaç ayını seyahat ederek geçiriyor. Tazmanya'dan Nepal'e, Namibya'dan Kolombiya'ya çok yer gezmiş. Etiyopya'da da 25 günü vardı, Omo Vadisi ile başlamış Etiyopya'da gezmeye. İngilizcesi yok denecek kadar az olduğu için Tarzanca anlaştık kendisi ile. Diğer yol arkadaşım ise Amerika'dan Ciro. Amerika'da kendi rafting firması varmış. 3 ay turizmin ölü olduğu sezonda dünyayı geziyor. Etiyopya'ya, 24 gün ayırmıştı, Omo Vadisi ise son durağı. 2002 yılında Londra'dan Dar-es-salam'a Overlander ile seyahat etmiş. İspanyol'a göre daha sessiz ama tatlı bir adam. Bu üçlü olarak genelde seyahatimiz sanki geçti. Ancak Dorza Köyü'nde başka bir Amerikalı ile karşılaştık, rotamız aynı, aynı otellerde kaldığımız için sık sık karşılaştık. Çok gürültülü ve sürekli konuşan tam bir Amerikalı. Yolun güzel yanlarından biri dünyanın farklı köşelerinden farklı kültürlerinden arkadaşlar edinmek için harika fırsatlar yaratması! Omo Vadisi için 19 Şubat Pazar günü Addis Ababa'dan yola çıktık. İlk durağımız, Beyaz Meryem anlamına gelen ve Lalibela kralı tarafından yapılan ama bitmemiş olduğu için Lalibela kadar etkileyici olmayan Abadi Maryam Kilisesi oldu. Lalibela'yı gördükten sonra burayı görmenize gerek yok. Tabii ben bir gruba dahil olduğum için standart planda kalmak zorunda kaldığımdan ziyaret etmiş oldum. İkinci durağımız Tiya Antik Alanı oldu. Burada 700-900 yıllık taş mezarlar var, Etiyopya'daki Unesco korumasındaki alanlardan biri imiş burası. Öğle yemeğimizi Tajira şehrindeki bir otelde yedik. Etiyopya'ya geldiğim gün yerel yemeklerden ne varsa deneyip midemi bozduğum için yerel yemek ve etten uzak durunca yine pilava talim etmek zorunda kaldım. Ama Lalibela'da yediğim pilavı mumlu aradım, pek başarılıydı diyemem. Shashamane yol üstünde geçtiğimiz şehirlerden biri idi. Bob Marley'in buraya gelmesi ile popüler olmuş. Jamaika Kilisesi bile açılmış. Maruana bulmak için de uygun bir yermiş. Burada ayık kalmak için yedikleri Çad adında bir bitki var. Coca yaprağı gibi çiğniyorlar. Tadı ot gibi ama uyarıcı etkisi varmış. İlk gün son durağımız Awasa şehri oldu. Özetle aslında bütün günü yolda geçirmiş olduk. Yol üstünde de birkaç durağımız oldu. Awasa'da kahvaltımızı eder etmez Fish Market dedikleri balık pazarına geldik. Burada herşey son derece ilkel. Kolay kolay midem kalkmaz ama burada yapılan balık çorbası, balık kızartması bana bile çok geldi. Zaten geldiğimin ikinci gününden beri pilavla besleniyorum. Awasa Gölü'nde hipopotam da varmış, görmek için bot turları var ama çok uzaktan izlenebiliyormuş, daha önce yakından hipo gördüm nasılsa diye hiç düşünmedim ama aklınızda olsun diye yazıyorum. Alaba şehrinde bir kahve molası verdik. Buraya özgü tepesi yüksek şapkalarla fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedim tabii. Kahveye aroma vermesi için içine bir ot batırıyorlar. Oldukça güçlü bir kokusu var, otun ne olduğunu bilmiyorum ama kahveye yakışmıştı. Abaya gölü kıyısına indiğimizde toprak birden verimli hale geldi. Muz, mango, domates tarlaları Arba Minch'e kadar devam ediyor. Arba Minch'e gelmeden önce dağ yoluna saptık ve Dorze kasabasını görmeye gittik. Dorze kasabası file benzeyen evleri ile meşhur. Evleri, yerel dokuma atölyelerini gezip yerel içkileri ve ekmeklerini tadıp Arba Minch'e doğru yola koyulduğumuzda hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Dağ yolunda dans ederek yolumuzu kesen çocuklar bahşiş koparmak için kelimenin tam anlamıyla takla attılar. Dorze'ye Arba Minch'ten gelmek için yerel otobüsler var. Arba Minch Dorze arası sadece 17km. Ya da oradaki Lodgelardan birinde kalmak isterseniz sizi havaalanından yada istediğiniz yerden alıyorlarmış. Bizim konaklamamız Arba Minch Ezana Otel'de. Otel fena değildi, hatta beklentimin üstünde, tek sorunu çalışmayan internet. Akşam yemeğimi yiyip günün yorgunluğu ile uykuya dalmışım. Arba Minch'teki kahvaltıdan sonra 08:30'da hareket. Bu Etiyopyalıların rahatlığına hala alışamadım. Kahvaltı siparişi almaları için epey bekledim. Kahvaltı geldi çay gelsin diye bekledim. Hizmet sektöründe kat etmeleri gereken çok yol var. Lalibela'da söylediğim kahve 40dk sonra gelmişti. Burada normal yani. İlk durağımız Nec Sar Ulusal Parkı'nın içindeki Chamo Gölü. Gölde hipopatam ve timsahlar var. Ayrıca endemik pek çok kuş ve bitki de tabii. Uzun zaman sonra yeniden hipo görmek iyi geldi, özlemişim. Tabii burada Kenya ya da Güney Afrika'daki gibi sürüsüyle göremedik, en fazla 4 kişilik bir aile. Gölde 1,5 saatlik bir bot turundan sonra Omo Vadisi'ne doğru yola koyulduk. Konso şehrinde yemek molası verdik. Buranın özelliği teraslama yöntemi ile tepelik alanlarda tarım yapılması. Bu özelliği ile Unesco korumasına alınmış. Ayrıca burada tahtadan yapılan insan figürlü mezar taşları da yapılıyormuş, onları görmedik belki dönüşte. Yol kenarında artık kabile kıyafetli köylüleri görmeye başladık. Ulaştığımız bölgede kendine özgü 16 farklı kabile varmış. Omo'daki ilk pazarımızı görmek için Alduba köyünde durduk. Burası ağırlıkla Hamer kabilesinin olduğu bölge. Saçlarına kızıl topraktan minik rastalar yapan kabile kadınlarının yanı sıra erkekler de renkli boncuklardan yaptıkları vücut takıları ile dikkat çekiyor. Pazar yerinde birden bu farklı dünyaya adım atmış olmanın biraz şaşkınlığı içindeyim. Fotoğraflarının çekilmesinden aslında hoşlanmıyorlar. Ama her fotoğraf için de 5 Birr alıyorlar. Onlar nasıl bize farklı görünüyorsa biz de onlara farklı görünüyoruz. Özellikle çocuklar bu \"beyaz\" insanlara dokunmak için etrafımızı kaplıyor. Köyün birkaç erkeği 3.4. Eşleri olmam için evlenme teklif ediyor. Burada çok eşlilik var ne yazık ki. Köylüler pazar yerinde haftalık ihtiyaçlarını alıp satıyor. Ancak çeşit o kadar az ki... Gerçekten fakirlik ve yokluk içindeler. Biz ise onları seyretmeye gitmişiz, durum çok hoşuma gitmese de sonuçta onlara da belki biraz faydamız oluyordur diye düşünüp kendimi avutmaya çalışıyorum. Konaklama Turmi Köyü'nde Turmi Lodge otelde. Otel fena değil, savananın ortasında kuş/hayvan sesleri içinde. Ama odada ve heryerde çılgınca sivri sinek var. Yanınızda mutlaka sprey ya da sinek kovucu götürün. Yatağın üstünde cibinlik var ama cibinlikle yatmaya alışkın olmayınca bütün gece açıldı mı sinek girdi mi diye savaşıp durursunuz. Akşam bu güzel hava ve manzara şerefine birkaç şişe St. George birası içip kendimi uykunun ve sinek vızıltısının kollarına bırakıyorum. Omo nehrini geçmeden önce immigration ofisine kayıt yaptırmanız gerekiyor. Bir sürü sticker arasında Varuna Gezgin stickerini görüncek tanıdık birini görmüş gibi mutlu oldum, kendi stickerimi de hemen yanına yapıştırdım. Turmi'de kahve ve yemek molası verip biraz dinlendikten sonra günün diğer yarısını öküz atlama töreni izlemek için harcadık. Tören, evlilik öncesi damadın gücünü kanıtlamak için yapılıyor. Atlamadan önce köyün kadınları şarkılar ve danslarla damadı yüreklendiriyor. Bu sırada kadınlardan bazıları evlenmemiş erkeklerden kendilerini kırbaçlamalarını istiyor. Yerel rehbere de sordum neden böyle birşey yapıyorlar diye ama çok net bir açıklama alamadım. Ayrıca araştıracağım. Dans eden Kadınların sırtlarında derin kırbaç yaraları oluşmuş ve yeni kırbaç vuruldukça yeni yaralar oluşuyor. İzlemesi bile tüyler ürpertici, neden böyle birşey yapar ki insan kendine. Tören için kişi başı 600 Birr ~ 27usd ödedik. İstediğimiz kadar fotoğraf/video çekmek dahil bu fiyata. Normalde kişi başı 5 Birr istiyorlar. Kadınların danslarından sonra daha geniş başka bir alana yürüdük. Burası damatların öküzlerin üstünden atlayacakları yer. Önce damatları kutsamak için bir şeyler yaptılar, sonra da çocukları çırılçıplak soyup yan yana dizilmiş öküzlerin üstünden atlamalarını izledik. Düşmeden öküzlerin üstünden geçtiklerinde evlenmeye hazır sayılıyorlar. Gerçekten ilginç bir deneyimdi. Tören her zaman yapılmadığı için de çok şanslıydık. Tabii bizim gibi pek çok turist bu deneyimi izlemek için oradaydı. Köyün genç kızları beyaz kadın görünce peşimi bırakmıyor. Tişötten bilekliğe güneş gözlüğünden şala kadar üstümde ne varsa istiyorlar. Kızlardan biri bütün gün hiç yanımdan ayrılmadı, aynı dili de konuşamıyoruz ama sürekli iletişim kurmak için dokunuyor, elindeki sopa ile dürtüyor. O kadar da güzel ki... Bu arada gerçekten yokluk içindeler. O yüzden insanın yüreği kaldırmıyor. Keşke evde kullanmadığım yüzlerce şeyi buraya getirmiş olsaydım diye düşünmeden edemiyorum. Türkiye'de de ihtiyaç sahibi çok insan var, onlara dağıtmak en iyisi. Akşam yine Turmi Lodge'da konakladık. Otelin bahçesinde tırmanmalık bir tepecik vardı. Gün batımı için oraya tırmandık. Yol arkadaşlarımla iyice kaynaştık. Bulutlar yüzünden günü batıramadık ama muhteşem manzara, kuş sesleri ve hafif rüzgar günü bitirmek için harikaydı. Tepeden inerken dev bir yılanla karşılaştık. Otel görevlileri tehlikesiz olduğunu söylediler ama bu kadar büyük bir yılanı ilk kez gördüm. Akşam yemekte yerel ekmek Njera ve yemek sisha ile güne nefis bir kapanış yaptık. İlk gün midemi bozan şeyin ne olduğunu hala bulamadım ama bu kez Njera dokunmadı, mutluyum. Turmi'den 40-50 km uzaklıktaki bir köye yerel pazarı görmek için yola çıktık. Bugünki varış noktamız Jinka olacak. Keyafa pazar ziyareti günümüzün ilk aktivitesi oldu. Bana kabilesi evli ve bekar kadınları saçından ayrılabilirsiniz. Bekar kızların saçları erkeklerinki ile aynı oluyormuş. Bana kızları 15-19 yaşları arasında istedikleri erkekle birlikte olabiliyormuş. Böylece evlilik için tecrübe kazandıklarına inanıyorlar. Erkekler birden fazla kadınla evlenebiliyor. Kadınlar evlenmeden önce hamile kalırsa doğan çocuk kötü şans sayıldığı için öldürülüyormuş ve bunu çok normal buluyorlar. Eğer 6 aydan itibaren çocuğun dişleri alttan çıkmaya başlıyorsa bu da öldürülme nedeni. Rehberimiz 20 yaşında olmasına rağmen çok aklı başında. İnsanlara, olaylara, turistlere bakış açısı o yaştaki biri için çok olgun. Diğer yandan burada çocuklar çok küçük yaşta çalışmaya başladıkları için bizdekiler gibi 40 yaşında hala çocuk kalmıyorlar sanırım. Keyafa'dan sonra Jinka'ya doğru yola devam. Öğle yemeğinden sonra Ari kabilesinin köyüne gittik. Sıradan bir köy hayatı, son birkaç gündür gördüklerimizin üstüne pek ilginç gelmedi. İnjera pişirdim köyde, bayağı kolaymış. Bugün en önemli kabilelerden biri olan, dudaklarına taktıkları tabaklarla ünlenmiş ve hala göçebe yaşayan Mursi kabilesini görmek için Mago Ulusal Parkı'na yolculuk. Mursilerin agresif olduklarını okumuş, duymuştum. Ulusal Park'ta fotoğraf molası verdiğimiz yerde bir Alman turist grubu da vardı. Çırılçıplak yürüyen 3 Mursi'nin fotoğtafını çektiler. Sonra nedenini anlamadığımız şekilde bir itiş kakış başladı. Rehberimiz Mursilerin sarhoş olduğunu ve fotoğraf için daha fazla para istediklerini söyledi. Ne kadar doğru bilmiyorum. Mago Ulusal Parkı'nda aslan, fil, zürafa gibi hayvanlar da yaşıyormuş. Biz birkaç kuş ve babun dışında birşey görmedik. Mursi kabilesi ziyaretinden keyif aldığımı söyleyemem çünkü bunun turistik bir aktivite olmadığını anlatan rehberimize rağmen bütün kadınlar ve çocuklar bizim için vücut boyaları sürmüş, takılarını takmış bekliyorlardı. Sürekli fotoğraflarının çekilmesi için çekiştiren sinirli olmaları ile meşhur Mursi kabilesinin içinde pek mutlu olmadım. Zaten birkaç fotoğraf çekip gidip arabaya oturdum daha fazla tacize uğramamak için. Mursi Kabilesi kadınları dudaklarına taktıkları tabaklarla ünlüler. Bu tabakları \"güzel görünmek\" için takıyorlar. Tabağı olmayan kadınla hiçbir erkek evlenmek istemiyormuş, bu nedenle bütün kadınların dudaklarında tabak oturtmak için bir kesik var. Tabağı sürekli takmıyorlar tabii, tören zamanları, özel günlerde... Zaten o tabakla yaşamak eminim çok zordur. Öğle yemeğini Jinka'da yedikten sonra Konso'ya doğru yola koyuluyoruz. Konso bu gezideki son durağım. Konso'da kaldığımız Kanta Logde bu gezide kaldığımız en güzel oteldi. Geleneksel Konso evlerinden yapılmış, kocaman çiçeklerle dolu bir bahçesi var. Çalışanlar çok ilgi ve güler yüzlü, gecelik fiyatı 70 Usd civarında idi. Geleneksel Konso evlerini görmek için Gamole kasabasına doğru güne başladık. Konso teraslama sistemi ile Unesco Kültür Mirasları arasında. Köy dahi kendi içinde teraslanmış 3 kattan oluşuyor. Köylülerin buluşma ve depolama noktaları olan komün evleri ve törenler için kullandıkları meydanlar da oldukça ilginçti. Köyden çıktıktan sonra Konso Müzesi'ne gittik. Konso'nun önemli özelliklerinden biri de köyde kahraman saydıkları kişinin mezarı için Waka adı verilen totemler yapmaları. Totemler çalındığı için mezarlıklardan toplanıp müzeye getirilmiş. Addis Ababa'ya uçacağım Arba Minch benim için son durak. Türkiye'ye dönüş uçağına yetişmem gerektiği için Arba Minch'ten uçakla Addis Ababa'ya döneceğim. Grubun kalanı 1 gün daha yola devam edecek. Uçakla dönmek oldukça mantıklı çünkü yol bütün gün sürerken uçak 1 saatte yolu alıyor. Gelirken de aynı yolu kullandığımız için uçak çok işime geldi. Bu turu planlarken direkt Addis Ababa'dan Arba Minch'e uçakla gelerek bir gün daha kazanabilirsiniz, ancak o durumda, yukarıdaki listede 1. günde yer alan yerleri görmemiş olacaksınız. Arba Minch Addis Ababa uçağı 15:40'ta yol arkadaşlarımdan ayrılıp havaalanına geldim. Jose değil ama Ciro tekrar görmek isteyeceğim bir arkadaş olarak kalacak benim için. Etmediklerini bırakmamışlar kendilerine, modern hayatın ve bir dinin bir an önce oralara da ulaşması dileklerimle. Yazilarin cok guzel, tekrar okumaya geliyoruz. Etiyopya'da birinin fotoğrafını çekmek istiyorsan mutlaka izin alıp parasını ödemen lazım, aksi halde çok agresif olabiliyorlar."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/80-gunde-parasiz-devri-alem-gezi-kitaplari", "text": "80 günde parasız devri alem yapılır mı? Yapılır, yapılmış... İki maceraperest Milan ve Muhammer, hiç para harcamadan 80 günde Avrupa'dan başlayıp Asya, Amerika kıtalarını geçerek başladıkları nokta olan Paris'e geri dönmüşler. Bu maceralarını da 80 Günde Parasız Devri Alem kitabında anlatmışlar. 80 Günde Devri Alem kitabı iki arkadaşın birlikte yazdığı bir kitap. Yazarlardan biri Muammer Yılmaz. Muammer, Türk bir ailenin Fransa'da hayata gözlerini açmış çocuğu. Strasbourg Üniversitesi'nde sinema ve antropoloji eğitimi almış. Yönetmenlik ve fotoğrafçılık yapıyor. Aynı zamanda \"Bir Hayalim Var\" projesinin de yaratıcısı. Diğer yazar ise Muammer'in Alman arkadaşı Milan Bihlmann. Uluslararası ticaret eğitimi almasına rağmen profesyonel olarak jonglörlük yapıyor. Hem Muammer hem de Milan iflas olmaz birer iyimser! Kitaba konu olan yolculuk da böyle başlıyor zaten! 19 ülke ve 47.000 kilometre yol katediyorlar. İkili ilk kitapları olan 80 Günde Devri Alem'i önce Fransızca olarak yazmışlar ve yayınlanmış. Ardından İngilizce ve Türkçe'ye çevrilmiş kitap ve Türkiye'de Ephesus Yayınları tarafından yayınlanmış. Ayrıca birlikte kurdukları Optimistic Traveler isimli bir internet projeleri de var. Dünya üzerinde birinin hayalini gerçekleştirmek isteyen insanları bir araya getirmeye çalışıyorlar. Muammer ve Milan beş parasız yaptıkları ve dünyada iyi insanların olduğuna dair inançlarına güvenerek çıktıkları yolculuklarını anlattıkları bu kitap çok ilham verici. Param yok, zamanım yok, hayallerimi gerçekleştirmek için türlü mazeretlerim var diyenlere aslında tek ihtiyacımızın bir hayal olduğunu ispatlıyor! Kitap çok sürükleyici, Bursa ve Burdur seyahatlerim sırasında yolda hızla okudum. Her günü ayrı ayrı anlatmışlar. \"Acaba yarın başlarına neler geliyor\" diyerek göz açıp kapayana kadar okumuşum. Hikayedeki, bizim için, en üzücü bölüm İstanbul'a gelir gelmez ekipmanlarının çalınması. Farklı dillerde basılmış bu kitapta üstelik yazarı bir Türk iken yarattığı İstanbul imajı bizim adımıza çok üzücü. Çalınan ekipmanların akıbeti ve yerine yenilerini koyup koymadıkları kısmı da havada kalmış. Neyseki devamında Türkiye'deki deneyimleri hep pozitif ve ilk yaşadıklarını unutturur nitelikte. - Yolda tanıştıkları insanların isimleri onlar için önemli olsa da her gün bir sürü isim okuyucu için bir yerden sonra sıkıcı ve yorucu. O yolda tanıştıkları kişilerin ilginç hikayelerine daha fazla yer verilebilirmiş. Mesela 28. sayfada yer alan etkileşim ve hikayelerin detayını okumak istiyorum. - Biz çok pozitifiz, dünya da çok pozitif mesajının altı çok fazla çizilmiş. Her gün neredeyse aynı mesajla bitiyor. O mesajı aldık, başka ne var demeden edemiyor insan. - Bu arada kitap çevirisinin de çok iyi olmadığını söylemem lazım. Türkçe'de \"etkileşim\" lafını ne kadar az kullanırız değil mi? Kitabın her sayfasında neredeyse kullanılmış bu kelime. - Bazı hikaye kopuklukları da beni rahatsız etti. Pakistan geçişi sırasında ekibe dahil olan İlker nereden çıktı mesela? Benzer şekilde Optimistik Gezgin felsefesi Tayland'da birden ortaya çıkıyor. Halbuki o zamana kadar bu konudan hiç bahsedilmedi. - Kitabı okurken keşke bu anın bir fotoğrafı olsaydı dediğim pek çok sayfa oldu. Kitap okurken konunun geçtiği mekan veya insanların tasvir edilmesini seviyorum. Yazarqk anlatıl mayanları göstermenin iyi bir yolu ise kitaba fotoğraf eklemek olabilirdi. Pozitif olmak, iyimser olmak, dünyadaki tüm insanlara güvenmek ve onları sevmek yazması kolay uygulaması çok zor sözler. Muammer ve Milan'a bu yollarında başarılar diliyorum!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/9-gunluk-kenya-tanzanya-gezisi-maliyeti", "text": "Kenya'da Masai Mara'da safari, Tanzanya'da Zanzibar adasını içeren gezimize ait maliyet detaylarını bu yazıda bulacaksınız. Rotamın detayları Jambo Afrika gezi planı yazımda yer alıyor. Pek çok vahşi hayvanı doğal ortamında 4 gün boyunca gördüğüm safariden Afrika'nın en popüler adası Zanzibar'da 4 günlük aktivite dolu seyahatim beklediğimden de güzel geçti. 9 günlük Kenya-Tanzanya gezisi maliyeti kalem kalem bu yazımda sizi bekliyor. Bu gezi 2014 yılında yapıldığından maliyetleri değerlendirirken buna dikkat etmenizi rica ederim. Kenya-Tanzanya gezisi tüm maliyetlerini tabii ki tek tek hesapladım. \"Nasıl hesaplıyorsun?\" diye merak edenler için, harcadığım her bir kalemi tek tek üşenmeden yazıyorum, bunun için kullanabileceğiniz telefon uygulamaları var, onlardan faydalanabilirsiniz. Ben Payback veya Trip Expense uygulamarını kullanıyorum. Yani aşağıda göreceğiniz maliyetler eksiksiz attığımız her adım maliyeti dahil olarak hesaplandı. 9 Gün süren Kenya, Tanzanya ve Zanzibar'ı içeren 2,5 ülke, 3 uçak, 1 feribot, bolca minibüs yolculuğu yaptığım sehayatimin toplam maliyeti 2.287 USD oldu. Harcama rakamlarını olabildiğince dolar olarak vermeye çalışıyorum, böylece yıllar içinde fiyat değişimlerinden en az şekilde etkilenmiş oluruz. Uçak biletleri hariç diğer tüm harcamalar; 1.180 USD tuttu. Aşağıda tüm harcamaların detayları görebilirsiniz. Seyahati Eylül ayında yaptım, uçak biletlerimi önceki Şubat ayında almıştım. Gidiş İstanbul-Kenya, dönüş ise Tanzanya -İstanbul şeklinde. Arada Nairobi'den Zanzibar'a da uçak ile geçtik. Kişi başı gidiş-dönüş 910 Usd verdik. Nairobi'den Zanzibar'a da zaman kazanmak için uçak ile geçtik, Kenya Airways'den 197 USD'ye aldım. Toplam uçak bileti maliyeti olan 1107 Usd'ye tüm bu biletlerin fiyatı dahil. Kenya'da 3 gece 4 günlük bir safari yaptık. Safari programında Masai Mara ve Lake Nakuru var. Safarimizi African Breeze Tour üzerinden satın aldık, internet sitelerinden güncel rakamları görebilirsiniz. Safari'nin havaalanından alma ve bırakma dahil maliyeti 520 USD oldu. 20 USD'yi düşmediler 🙁 Bu arada, aynı turu aldığımız Yunan çift kişi başı 450 USD vermiş, o yüzden kazıklanmış fiyatlar bunlar. Çok iyi pazarlık ettiğinizden emin olun. Ulaşım kalemi için 40 USD Zanzibar-Darüselam feribotu, taksi ücretleri ve Zanzibar adasının tüm gün turlarken kiraladığım rehberli araç da dahil. Onu tur olarak mı yazsaydım acaba? Neyse böyle oldu bu defa. Zanzibar Dar-es Salaam arası bilet için Zanzibar'da Stone Town'da dolaşırken seyahat acentalarına uğrayın ve bilet sorun. İlginç bir şekilde internette daha ucuz olmasını beklediğiniz uçak fiyatları acentelerden alınca komisyon almalarına rağmen daha ucuz olabiliyor. Kenya ve Tanzanya Türk Vatandaşları'ndan vize istiyor. Vize almak son derece kolay, havalimanında kapı vizesi alıyorsunuz. Her iki ülkede de vize maliyeti 50 Usd. Kenya ve Tanzanya girişi için toplam 100 Usd ödemiş oldum böylece. \"Kenya-Tanzanya seyahati daha ucuza mal edilebilir miydi?\" derseniz tabii ki edilebilirdi. Pazarlık sınırlarını zorlayabilir, taksi kullanmayabilir, daha ucuz yerlerde yiyebilirsiniz vs vs... Ama ben tadını sonuna kadar çıkarıp gitmişken yapmadan dönmemeliyim dediğim herşeyi yaptım. Darısı gitmek isteyen herkesin başına! Hayal etmeye başlayın! Harika bilgilendirme olmuş. Heyecanla takip ediyorum teşekkürler. Sitenizi bugün keşfettim, her yazının altına yorum yazmadan sadece burada yazıyorum aam siz hepsi için değerlendirin lütfen. Bence harika bir site yapmışsınız. Çoğu turist şuraya gittim şunu yaptım şunu yedim diye eksik bilgilendirme yapıyorlar. Oysa siz özellikle gezginler için önemli olan fiyat bilgilerini vererek harika bir iş yapıyorsunuz. Gezmeyi seven herkes adına bu bilgileri bizimle paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Ben 3 günlük masai mara turuna 300 usd, 4 günlük tanzanya serengeti, tangiria, ngorongoro turuna 650 usd verdim. Klimanjaro tırmanışı dahil oraya özel yapacağım etkinlikler 2030 usd tuttu. Diğerleri yemek, ıvır zıvır vs. Ulaşım en büyük kalemlerden birisi. Havalanına gidip gelmek en pahalısıydı. 20 ila 30 dolar harcadım. Bundan sonra daha az yükle dolaşacağım. Her şey daha pratik oluyor. https://www. safaribookings. com sayfasından tur şirketlerini inceleyip e-mail yoluyla iletişime geçebilirsiniz. Fiyatların pazarlığa açık olduğunu da mutlaka dikkate alın. Çok önemsediğim bu çağdaş ve dikkatli tavrinizi tebrik ediyorum. Yazınız bana tur şirketlerinin sözde! Bilgilendirme yazılarından daha sıcak, samimi ve doyurucu geldi. Sizi tebrik ve teşekkür ediyorum. Med. Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için. Pasta dilim grafik beni benden aldı, çok profesyonelce:) Gezi planı aşamasında altın bilgiler vermişsin, teşekkürler! https://www. safaribookings. com sayfasından tur şirketlerini inceleyip e-mail yoluyla iletişime geçebilirsiniz. Fiyatların pazarlığa açık olduğunu da mutlaka dikkate alın. Türkiye'den giderken turla gitmedim kendim organize ettim. https://www. safaribookings. com adresinden bir firma bulup safariyi ayarladım. Araçlar 6-8 kişilik oluyor dolayısıyla sizi zaten bir gruba 2 kişi de olsanız dahil ediyorlar. Firmalarla yazışarak daha iyi fiyat alabilirsiniz. Çocuklarınızın standartlarını bilmediğim için yorum yapmam mümkün değil. Genel olarak risk doğuracak bir durum olmadığını söyleyebilirim. Aşılarla ilgili bilgileri Seyahat Sağlığı Merkezlerinden alabilirsiniz. Masai Mara'ya uçakla götüren bir tur hiç görmedim/duymadım. İnternette araştırabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/abu-simbel-tapinagi", "text": "Benim her yolculuğum bir hayalle başlıyor! Mısır'a gitme nedenim de yıllar önce taşınma hikayesini izlediğim Abu Simbel Tapınağı idi. Nil Nehri çevresinde gelişen Mısır Medeniyet'inin güney bölümü, Luxor ve Aswan şehirlerinin devamında yer alan, Aswan barajının suları altında kalmaktan son anda kurtulan Abu Simbel! Abu Simbel, Unesco'nun Dünya Kültür Mirası listesindeki yerlerden biri. II. Ramses ve karısı Nefartari için Kadeş Anlaşması zaferi şerefine inşa edilmiş 2 ana tapınaktan oluşuyor. Büyük olanı Ramses, küçük olanı eşi için. Nubian halkının yaşadığı bölgede yapılmış olan bu tapınaklar Sudan sınırına sadece 30km uzaklıkta. Biraz da Sudan'a göz dağı olsun diye yapılmış sizin anlayacağınız. Hikayenin asıl ilginç kısmı ise, Aswan barajı yapılırken yaşanıyor. Baraj gölünün doldurulması ile birlikte Nubian halkına ait onlarca tapınak sular altında kalıyor. Abu Simbel de tabii. 1968 yılında koruma altına alınan tapınağın kurtarılması için baraj gölünün içine bir set örülüyor, suyun çekilmesi bekleniyor ve tapınakları aynı açı ile 700 metre yukarıya baraj gölünün üstüne şuan bulundukları noktaya taşıyorlar. Muhteşem bir mühendislik çalışması ile büyük küplere bölünen tapınaklar yeniden birleştiriliyor ve her yıl, yılda 2 kez tapınağın içindeki Ramses heykelinin yüzüne vuran güneşi de tam açısı ile yerleştiriyorlar. Mısır tarihine ilginiz varsa bu taşıma işleminin belgeselini NatGeo'dan izleyebilirsiniz. Abu Simbel'e gitmenin en keyifli yöntemi Nil nehri üstündeki Cruise turları ile 4 günlük bir tur ile Luxor'dan buraya kadar gelip gezmek. Hem Luxor'un ve Nil'in de tadını çıkarmış olursunuz. Böylece tapınağı gece de görebiliyorsunuz, eminim gece de ayrı güzeldir. Tren ne yazık ki Abu Simbel'e kadar gelmiyor. Ama taaa Kahire'den Aswan'a tren yolu var. Tren ile Aswan'a gelip Aswan'dan Abu Simbel turlarına katılabilirsiniz. \"Tursuz gidemez miyiz kardeşim\" dersiniz, ne yazık ki gidemezsiniz. Aswan-Abu Simbel arası kara yolunu güvenlik gerekçesiyle ancak polis kontrolünde geçebiliyorsunuz. Aswan'dan her sabah 04:00'te hareketle tur araçları her araçta silahlı bir polis olacak şekilde konvoy halinde hareket ediyor ve yine konvoy halinde Aswan'a öğlen geri dönüyor. Trende olduğu gibi, otobüs ile de direk Abu Simbel'e geçiş yok. Mecburen önce Aswan, oradan da turla Abu Simbel. Yanlız bir uyarıda bulunayım, Luxor-Aswan arası Nil Yolu diye geçen yol hem çok kalabalık, hem de sürekli yerleşimlerin içinden geçtiği için yolda sürekli kasis var. Dolasıyla hızlı gitmeniz mümkün değil. Yani otobüs ya da minibüs zor bir ulaşım şekli. Tüm Mısır gezi yazılarıma ulaşmak için tıklayın. Baraj yüzünden sular altında kalması asıl üzücü olan, taşınıp su yüzüne çıkarılması bizler için büyük şans. abu simbel bittikten sonra hurgada ve ve geri dönüş için şarm el şeyh e geri dönmek. son gün sadece şarm el şeyh gezecem. kalan günlere dediğim yerleri gezebilir miyim? gece yolculuk yaparak hostel otel maliyetini düşürmeyi planlıyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/adana-portakal-cicegi-karnavali", "text": "Nisan ayında Adana'yı önce portakal çiçekleri sonra da portakal çiçeği kokuları kapladığında Portakal Çiçeği Karnavalı zamanı gelmiş demektir. Her yıl büyük coşku ile karşılanan portakal çiçekleri, karnavalın 10. yılında yani 2022'de, bir istisna ile Mart sonunda kutlandı. Ben de 10. yıl kutlamalarına katılmak üzere, Çukurova Kalkınma Ajansı'nın davetlisi olarak Adana'daydım. Portakal Çiçeği Festivali olarak da anılan, Türkiye'nin ilk karnavalı olan Adana Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı ile ilgili merak ettiğiniz tüm detaylar bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Portakal Çiçeği Karnavalı; Toyota Türkiye CEO ve Yönetim Kurulu Başkanlığı ile birlikte ALJ Holding CEO ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Adanalı iş insanı Ali Haydar Bozkurt'un fikir önderliğinde 2013 yılında, baharın gelişini kutlamak ve Adana'ya dünya çapında bir karnaval kazandırılmak amacı ile kutlanmaya başlanmış. Pandemi döneminde; 2020'de karnaval tamamen iptal edilmiş, 2021'de ise sokaklarda kutlama yapılamasa da çevrimiçi olarak etkinlik gerçekleştirilmiş. 2022 yılındaki karnaval, karnavalın 10. yılı olması ve 2 yıllık ayrılık sonunda yeniden bir araya gelinmesi nedeniyle; Adana içinden, Türkiye'nin dört bir yanından ve yurt dışından gelen katılımcılar ile 1 milyondan fazla kişiye ev sahipliği yaptı. Karnavalın sloganı \"Nisan'da Adana'da\" olarak belirlenmiş ve aynı isimle kurulan internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından karnaval iletişimi yapılıyor. Adana Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı ile ilgili program ve etkinlik detaylarına Nisan'da Adana'da adresinden ulaşabilirsiniz. Portakal Çiçeği Karnavalı, her yıl portakal çiçeklerinin açtığı 5 Nisan-20 Nisan tarihleri arasında kutlanıyor. Karnavalın kesin tarihleri Nisan'da Adana'da internet sitesi ve sosyal medya hesapları aracılığı ile duyuruluyor. 2022 yılı Nisan ayının Ramazan'a denk gelmesinden dolayı karnaval ilk kez portakal çiçeklerini beklemeden 23 Mart 27 Mart tarihleri arasında kutlandı. Karnaval coşku ve heyecanı tüm Adana'yı sarıp sarmalasa da konserler, yarışma ve standların yer aldığı asıl etkinlikler Merkez Park, Atatürk Parkı ve 01 Burada AVM'de gerçekleşiyor. Şehir içindeki hemen her park alanında standlar kurulup müzik yayını yapıldığını da belirtmeden geçmeyelim. Karnavalın en eğlenceli bölümü olan karnaval korteji ise İstasyon Meydanı'ndan başlayıp Ziya Paşa Bulvarı'ndan Atatürk Parkı'na kadar devam ediyor, Atatürk Parkı'ndan Atatürk Caddesine dönüyor, Cevat Yurdakul Caddesi'ne ulaştığında Seyhan Nehri'ne doğru dönüyor ve nehir kıyısına döndükten sonra Merkez Parkı'nın içinde son buluyor. Karnaval denince aklınıza ne geliyor? Aklınıza gelen ne varsa Adana'da hepsi var; Konserler, dans gösterileri, dj performansları, bando gösterileri, ödüllü yarışmalar, stand alanları, uluslarası standlar, çocuklara yönelik aktiviteler, tenisten koşuya kamptan motosiklete farklı zevklere uygun etkinlikler ve karnavalın zirve noktası olan karnaval korteji. Karnaval 5 gün sürüyor, ancak Cuma-Cumartesi-Pazar en yoğun programın olduğu günler. Eğer bir sonraki karnavala katılmak isterseniz programınızı ona göre yapmanızı tavsiye ederim. Adana'ya geldiğinizde şehir merkezinde gezilecek yerler listesi aşağıda yer alıyor. Şehir dışına çıkmak isterseniz liste daha da uzar. - Merkez Parkı - Sabancı Merkez Camii - Bayrak Parkı, - Zübeyde Hanım Parkı, - Ulus Parkı bunlar Seyhan Nehri kıyısındaki yeşil alanlar - Tarihi Taş Köprü - Sıra Konaklar - Adana Atatürk Evi Müzesi - Sinema Müzesi - İlter Uzel Tıp ve Diş Müzesi - Ramazanoğlu Konağı ve Medresesi - Ulu Camii ve Külliyesi - Büyük Saat - Kazancılar Çarşısı - Tarihi Bedesten - Yağ Camii - Bebekli Kilise - Tepebağ Mahallesi - Tepebağ Höyüğü - Tepebağ Ortaokulu - Gazi Paşa Okulu - Musabali Konağı - Ramazanoğlu Kadir Bey Konağı - Abidin Dino Sanat Parkı - Adana Arkeoloji Müzesi - Adana Etnoğrafya Müzesi - Atatürk Parkı - Gazi Paşa Caddesi - Ziya Paşa Caddesi - Atatürk Caddesi - Adana Tren Garı - Seyhan Barajı Kıyısı Adana şehir merkezinde gezilecek yerler konusunda daha fazla bilgi için; Adana Şehir Merkezinde Gezilecek Yerler ve Adana Gezi Rehberi yazıma göz atın mutlaka! Adana tam bir yeme-içme cenneti, yazılacak çok yemek, uğranması gereken çok restoran var. Hızlı bir özet yapmak gerekirse aşağıda listeyi yemekler, içecekler ve tatlılar olarak ayırdım. - Adana Kebap - İçli Köfte - Fellah Köfte - Analı Kızlı - Patlıcan Dolması - Ciğer Şiş - Kaburga Şiş - Mumbar Dolması - Şırdan - Börek - Sıkma - Muzlu Süt - Şalgam Suyu - Misis Ayranı - Boğma Rakı - Portakallı Lokum - Kerebiç - Taş Kadayıf - Kaymaklı Kadayıf - Halka Tatlısı - Bici Bici - Cezerye Daha fazla Adana yeme-içme önerisi için Adana'da Ne Yenir, Ne İçilir? yazıma bakmanızı öneririm. Adana konaklama seçenekleri açısından oldukça zengin. Sheraton, Hilton, İbis gibi zincir otellerden Seyhan Otel, Maya Otel gibi yerel otellere ve butik otellere kadar çok fazla seçenek var. Ancak karnaval zamanı Adana merkezdeki oteller çok hızlı dolduğu için mutlaka erkenden rezervasyon yaptırmanızı öneririm. Eğer Adana merkezde kalacak yer bulamazsanız Tarsus gibi merkeze yakın komşu ilçelerdeki otellere de mutlaka göz atmanızı öneririm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/adana-sehir-merkezinde-gezilecek-yerler-ve-adana-gezi-rehberi", "text": "Ülkemizin hem iklim hem de insanları açısından en sıcak şehirlerinden biri Adana. Ülkemize pek çok sanatçı yetiştirmiş, pamuk üretimi ile ekonomimize katkı sağlayan Adana şehir merkezinde gezilecek yerler, ne yenir, yapmadan dönülmemesi gerekenler gibi pek çok bilgi Adana gezinize yol gösterecek Adana gezi rehberi niteliğinde bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Ülkemizin yeme-içme konusunda iddialı şehirleri arasında ilk beşte yer alan Adana'ya sadece yemek yemek için değil, gezmek ve görmek için de gitmek lazım. Ama ne zaman? Adana'ya gitmek için en iyi zaman bahar ve kış ayları. Bu aylar hem gezmek ve hem de doyasıya yemek için ideal, yaz aylarında ise kesinlikle uzak durulması gereken bir şehir Adana. Yaz aylarında sıcak ve nemin birleşmesi ile sanki fön makinasıyla saç kurutuluyormuş gibi bir hava dalgası sizi karşılar burada. Adana'ya ilk gidişim iş içindi ve tam da yazın en sıcak günleri idi. Kaç litre su içtiğimi, aynı gün içinde kaç kıyafet değiştirdiğimi hatırlamıyorum bile. Neyseki sadece bir günlüğüne gitmiştim de hızlıca döndüm. Ondan sonra uzun süre Adana'yı gezi listeme almadım. Aradan geçen yıllardan sonra Adana'ya sonbaharda gidince, Adana'nın Türkiye'de bahar ve kış aylarında kültür ve gurme gezisi yapmak için en uygun yerler arasında olduğunu fark edip sonrasında pek çok kez gittim. Ayrıca kış aylarında gittiğinizde sokaklardaki meyve vermiş portakal ve turunç ağaçlarının güzelliğini görme şansınız olacak. Adana'ya gitmek için tarih belirlerken; mart ayında Portakal Çiçeği Festivali, ocak ayında Adana Kurtuluş Yarı Maratonu veya eylül ayında Adana Altın Koza Film Festivali dönemlerinden birini tercih edebilirsiniz. Adana'ya pek çok kez gittim ve her gidişimde farklı noktalarını gördüğüm şehrin tabii ki en çok şehir merkezinde zaman geçirdim. Bu nedenle Adana şehir merkezinde gezilecek yerler listesini başlı başına bir yazı olarak ele almak istedim. Aşağıdaki listede Merkez Parkı'ndan başlayarak şehir merkezinde gezilecek yerleri detayları ile anlatmaya çalıştım. Eksiklerim varsa yorumlar bölümüne eklerseniz bu yazıyı okuyan herkese ulaşmasını sağlayabiliriz birlikte. Adana şehir merkezi dışında, ilçeleri de dahil gezilecek yerler listesi arıyorsanız Adana'da Gezilecek Yerler Listesi yazıma göz atmanızı öneririm, ilçe ilçe önerilerimi bulacaksınız. Adana gezinize başlamak için en güzel nokta Merkez Park'tır. Seyhan Nehri'nin kıyısında bulunan yeşillikler içinde, güzel çevre düzenlemesi ve yürüyüş yolları ile Adanalılar'ın nefes aldığı 50 hektar büyüklüğünde bir alan. Parkın güney ucunda Sabancı Merkez Camii, kuzey ucunda ise Galleria Alışveriş Merkezi bulunuyor. Adana'daki meşhur ciğercilerden Ciğerci Mahmut da parkın karşısındaki sokaklardan birinde diye araya yemek bilgisi de sıkıştırmış olayım. Parkın içinde yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz dünya heykelli havuz, Japon Bahçesi gibi farklı düzenlenmiş alanlar da göreceksiniz. 2004 yılında hizmete açılmış olan park için Türkiye'nin en büyük parkı deniyor ama ben bu \"enler\"e pek güvenmiyorum. Park içindeki Japon Bahçesi'nin olduğu noktadan Sabancı Merkez Camii manzarası çok oldukça güzel, hemen aşağıdaki fotoğraf da oradan çekildi. Merkez Parkı'nın sonunda Sabancı Merkez Camisi'ne ulaşırsınız. 1998 yılında resmen açılmış olan cami, Ortadoğu ve Balkanlar'ın en büyük camilerinden biriymiş. Açık ve kapalı alanlarında toplam 28.000 kişi kapasitesi olan camii bugün Adana'nın simgelerinden biri haline gelmiş. Caminin genel görünümü Sultanahmet Camisi'ne, plan ve iç mekan tasarımı olarak ise Süleymaniye Camisi'ne benzetilerek yapılmış. 1988'de yapımına başlanan camii önce belediye, diyanet ve halkın bağışları ile tamamlanmaya çalışılmış ancak bitirilemeyince Sabancı Ailesi tarafından kalan ihtiyaçları karşılandığı için Merkez Camii olması planlanan adı Sabancı Merkez Camii olmuş. Sabancı Merkez Camii'den güneye Seyhan Nehri kıyısından devam ettiğinizde, yeşil alanların devam ettiğini göreceksiniz. Bu yeşil alanlar Bayrak Parkı, Zübeyde Hanım Parkı, Ulus Parkı adıyla arka arkaya devam ediyor. Zübeyde Hanım Parkı'nın içinde bir de eski okul binası bulunuyor. Adana'da gezilecek görülecek yer denince akla ilk gelen yer tabii ki Tarihi Taş Köprü. 385 yılında sevdiğim Roma İmparatorlarından Hadrianus tarafından yaptırılan köprü dünyanın hala aktif olarak kullanılan en eski köprülerinden biri. Taş Köprü korunma amacıyla 2006 yılında araç trafiğine kapatılmış olsa da yaya trafiğine açık, üstüne çıkıp Seyhan Nehri üzerinden geçerek Seyhan ilçesinden Yüreğir ilçesine ulaşabiliyorsunuz hala. Yapıldığı dönemde Asya ile Avrupa'yı bağlayan önemli köprülerden biriymiş ve 21 tane kemeri varmış. Bugün 21 kemerden geriye 14 kemer kalmasının başlıca sebebi, nehir çekildikçe nehir kıyısındaki yerleşim yerlerinin nehir yatağına doğru genişlemesi ve bu sırada da köprü ayaklarının toprak altında kalması. Köprünün kitabesi halen Adana Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Kitabede yazan bilgilere bakacak olursak 385 yılında yapılmış olan köprünün mimarı Auxentios adında bir mimar imiş. Düşünsenize bir köprünün kitabesinde adınız geçiyor ve 1700 küsur yıl sonra bir blog yazarı sizden bahsediyor, böyle şeyleri düşününce hep çok heyecanlanıyorum ve dünyaya kalıcı bir iz bırakmak istiyorum. Zübeyde Hanım Parkı'nın arka sokağında yan yana sıralanmış Tarihi Adana Evleri'ni göreceksiniz. Birbirine bitiş olarak inşa edilmiş olan beş konak, yapıldığı dönemde Seyhan Nehri kıyısında yer aldığından Seyhan Yalıları olarak da anılıyormuş. Sıra konakların ilki Balkan göçmeni Bosnalı Salih Efendi'ye ait olan konak, bugün butik otel olarak hizmet veriyor. Ona bitişik olan konak dünyada ünlü karikatüristimiz Turhan Selçuk ve kardeşi gazeteci yazar İlhan Selçuk'un Adana'da yaşadıkları dönemde kaldıkları ev imiş, restore edilerek Turhan ve İlhan Selçuk Kültür Evi olarak açılması planlanıyormuş, henüz ziyarete açık değil. En uçta yer alan konak ise bugün Sinema Müzesi olarak hizmet veriyor, ondan da ayrıca bahsedeceğiz. Sinema Müzesi'nin yanında Sıra Konaklar'dan bağımsız olarak 1882'de yapılmış olan Suphi Paşa Konağı ise Atatürk Evi Müzesi olarak kullanılıyor. Sıra Konaklar'ın sırasında bağımsız bir bina olarak yer alan ve Ramazanoğulları'ndan Suphi Paşa tarafından yaptırılmış olan konak Atatürk'ün Adana'yı ziyareti sırasında eşi Latife Hanım ile birlikte kaldıkları konak olduğundan Adana için büyük bir öneme sahiptir. 15 Mart 1923'te Adana'ya gelmiş olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Adana'ya gelişi halen her yıl 15 Mart'ta törenlerle kutlanıyormuş. Atatürk Evi Müzesi'nde, Kurtuluş Savaşımıza ve cumhuriyetin ilk yıllarına ait belgeler ve fotoğraflar sergileniyor. İki katlı müzenin giriş katında çalışma odaları, kütüphane, sofa, yatak odası, basın odası ve mücahitler odası; üst katta ise Hatay odası, silah odası, yaver odası ve Kuvay-i Milliye odası yer alıyor. Adana, yemekleri ve tarihi ile olduğu kadar Türk Sinema tarihine kazandırdığı pek çok oyuncu ile de bilinen bir şehir. Sıra Konaklar'ın ilk sırasında yer alan konak 2011 yılında restore edilerek Sinema Müzesi olarak hizmet vermeye başlamış. Yılmaz Güney'den Aytaç Arman'a Ali Şen'den Şener Şen'e pek çok ünlü oyuncunun yanısıra Abidin Dino gibi dünyaca ünlü ressamımız, Yaşar Kemal gibi kitapları milyonlara ulaşan bir yazarımız da Adanalı'dır. Ferdi Tayfur, Erol Büyükburç gibi şarkıcılarımızı da unutmayalım. Sinema Müzesi'ne dönecek olursak; hem Adana'nın sinema tarihi hem de ünlü sanatçılarının anlatıldığı farklı salonlar var müzede. Yılmaz Güney için ayrı bir oda olduğunu da belirtelim. Sinema Müzesi'nin 2022 giriş ücreti 2,5 TL. Sıra Konaklar'dan Büyük Saat'e yani Eski Adana'ya doğru ara sokaklara döndüğünüzde sizi restorasyon halinde olan pek çok bina karşılayacak. Restorasyonu bitmiş olan binalardan biri ise Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. İlter Uzel'in 1972 yılından beri biriktirdiği eserlerle donatılan İlter Uzel Tıp ve Diş Müzesi. Türkiye'nin ilk diş hekimliği müzesi olan müze 2 katlı ve 10 odalı bir konakta hizmet veriyor. Müzede görmeye değer şeylerin başında Mustafa Kemal Atatürk'ün üst çene kemiği kalıbının kopyası yer alıyor. Ayrıca, 1840'lı yıllarda kullanılan bir dişçiye ait dişçi koltuğu, eski tıp ve diş hekimlerinin kullandığı aletler, tıp tarihi kitapları ve makalelerden oluşan eserler, diş hekimliğine ait orijinal ve taş baskı kitaplar, gravür ve resimler müzede sergileniyor. Adana'nın eski şehir merkezine yaklaştıkça Ramazanoğulları'ndan kalan yapıların arttığını görüyoruz. Ulu Camii'nin hemen arkasında yer alan Ramazan Konağı da bunlardan biri. 1495 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından yaptırılmış olan konak haremlik ve selamlık olarak iki bölümden oluşuyor. Bu konakta Kanuni Sultan Süleyman ve IV. Murat'ın da konakladıkları biliniyor. Ünlü yazar, şair ve devlet adamı Ziya Paşa hayatının son iki yılını Adana Valisi olarak geçirmiş. Adana, sadece Cumhuriyet Dönemi'nde değil, öncesinde de sanat ve sanatçıya değer verirmiş. Ziya Paşa'ya bu kadar sahip çıkmalarının sebebi de bu olsa gerek. Ziya Paşa, 17 Mayıs 1880'de sirozdan hayatını kaybettikten sonra Adana'da defnedilmiş, 1881 yılında yerine atanan yeni Adana valisi Abidin Paşa tarafından Ziya Paşa için bir türbe yaptırılmış. Türbe Ulu Camii ile Ramazanoğlu Konağı arasındaki bahçede yer alıyor, bahçe 1960'larda park haline getirilerek Ziya Paşa Parkı adı verilmiş. Ziya Paşa, Adana'da sadece park ve türbesi ile anılmıyor, şehirdeki önemli caddelerden birinine de adı verilmiş. Ziya Paşa Parkı'nı arkanıza aldığınızda tam karşınızda Ulu Camii ve Külliyesi yer alıyor. Ulu Camii, tarihi geçmişi ve büyüklüğü açısından Adana'daki önemli eserlerden birisi. Selçuklu, Memluklu ve Osmanlılar Dönem'lerinden mimari parçalara sahip olan caminin üç farklı kitabesinden ilk kez 1513 yılında yapımına başlandığı ve 1541 yılında tamamlandığı anlaşılıyor. Eski şehrin merkezi sayılabilecek caminin sıcak havalarda kullanılabilmesi için bir de açık avlusu bulunuyor. Gitmişken caminin önündeki çay bahçesinde çay veya kahve içmeyi unutmayın. Sandalyelere oturup şehirdeki hareketi izlemenin tadını çıkarın. Eski Adana'nın en hareketli sokaklarına girmek üzere olduğunuzu gösteren yer 32 metre yükseklikteki Büyük Saat Kulesi. Kulenin yapımına 1881 yılında başlanmış ve 1882 yılında tamamlanmış. Kule yapıldığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki en yüksek saat kulesi imiş. Adana Tarihi Bedesteni, Büyük Saat Kulesi'nin tam karşısında yer alıyor. Bedesten Ulu Camii Külliyesi içinde yer alan bedesten ve arastadan oluşuyor. Yan yana küçük dükkanlardan oluşan bedesten 16. yüzyıla tarihleniyor. Bugün dükkanlar yenilendiği için tarihi bir dokusu olmasa da hareketli bir çarşı olarak yaşamaya devam ediyor. Bedestenin olduğu sokak trafiğe kapatılsa harika olurmuş, ben hep hafta sonları gittim ama eminim hafta için ciddi bir trafik sorunu oluyordur. Büyük Saat Kulesi'ni geçtikten sonra ara sokaklara dalarsanız bu sokaklar Kazancılar Çarşısı adıyla biliniyor. Gerçekten kazan üretildiği için adı Kazancılar Çarşısı olmuş. Bugün dahi pek çok zanaatkarın dükkanlarının olduğu çarşı gezmek, hediyelik almak ve fotoğraf çekmek için pek uygun. Tarihi Büyük Saat Ciğercisi Memet Usta'nın restoranı da çarşının sokakları arasında, ciğer kokuları ve dumanı takip ederek bulabilirsiniz. Burada sadece Memet Usta değil, pek çok ciğerci ustasının dükkanı yer alıyor. Birinde ciğer yemeden Adana'dan dönmeyin derim. Ciğerci Memet Usta'nın tam karşısında da tarihi bir kalaycı dükkanı var. Fotoğraf gruplarının kümeler halinde burada fotoğraf çekmeye çalışırken görebilirsiniz. Kazancılar Çarşısı'nın arka tarafına doğru devam ederseniz de cezerye üreticilerinin olduğu sokaklara ulaşırsınız. Tarihi Yeni Uğur Helvacısı cezerye almak için doğru adres. Kazancılar Çarşısı'ndan yeniden Büyük Saat Kulesi önündeki bedestenin olduğu sokağa çıkıp dümdüz devam ederseniz yol sizi Yağ Cami'nin önüne çıkaracak. Caminin ilk yapılışı aslında bir kilise, Haçlı Kilisesi. Kilise 1591 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından camiye çevrilmiş. Bir zamanlar önünde yağ pazarı kurulduğu için Yağ Camii olarak isimlendirilmiş. Taç kapısı Selçuklu mimarisinin güzel bir örneği. Yağ Camii'nin bahçe kapısından girerken başınızı yukarı kaldırıp bakmayı deneyin, bir baykuş silueti göreceksiniz. Bir de bahçede yer altındaki şadırvanı çok ilginç, bilinmediği için pek çok kişi görmeden dönüyor, mutlaka görün derim. Küçük Saat Meydanı ile Tepebağ Höyüğü arasında kalan bölgede ara sokaklarda 1880 yılında yapılmış bir İtalyan Katolik Kilisesi bulacaksınız. Kilisenin asıl adı St. Paul Kilisesi olmasına rağmen, çatısında bulunan 2,5 metre boyutundaki Meryem Ana Heykeli bebeğe benzetildiği için Bebekli Kilise olarak anılıyor. Kilise ziyarete açık. Kilisenin hemen arka sokağında Tatlıcı Gönül Kardeşler'in dükkanı var. Kiliseye gelmişken halka tatlısı ve taş kadayıf yemeden dönmeyin derim. Tepebağ Mahallesi, Adana'nın dönüşüme girmiş eski mahallelerinden biri. Tepebağ Höyüğü çevresinde; Tepebağ Ortaokulu, Gazi Paşa Okulu, Yeşil Mescit, Musabali Konağı, Ramazanoğlu Kadir Bey Konağı görebileceğiniz yerlerin bazıları. Sokak aralarında dolaşıp eski Adana'yı görmek için tam bir tarihi plato. Tepebağ Mahallesi ile eski Adana'yı bitirmiş oluyoruz. Gezimizin bundan sonraki durakları şehrin yeni kısımları olacak. Küçük Saat Meydanı'ndan dümdüz yukarıya doğru devam ederseniz Atatürk Caddesi'ne ulaşacaksınız. Cadde üstünde dikkatinizi ilk çekecek olan yer sağda Adana Büyükşehir Belediyesi binası olacak. Belediyeyi geçer geçmez ise Abidin Dino Sanat Parkı'nı göreceksiniz. Dünyaca ünlü ressamımız Abidin Dino, Adana'nın yetiştirdiği pek çok sanatçıdan biri. Dino, Adana'da yaşadığı dönemde Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi diğer sanatçı arkadaşları buluşup bu parkın olduğu yerde sanat sohbetleri yaparmış. Parkta bu sanatçıların heykellerinin yanısıra sizin de dostlarınız ile oturup sohbet edebileceğiniz banklar yer alıyor. Adibin Dino Parkı'nı geçtikten sonra bu kez solda kocaman ve yemyeşil Atatürk Parkı'nı göreceksiniz. Girişte sizi ihtişamlı bir Atatürk Heykeli karşılarken parkın içinde süs havuzları, çocuklar için oyun alanları ve ağaçların arasında yürüyüş yolları göreceksiniz. Eminim yazın sıcak havalarda bu ağaçların arasında olmak Adanalılar'a çok iyi geliyordur. 1924 yılında kurulmuş olan Adana Müzesi, Türkiye'nin en eski on müzesinden biridir. Adana Müzesi'nde Tarsus Gözlü Kule, Mersin Yumuk Tepe, Misis Antik Kenti, Karatepe, Soğuksu Tepe ve daha pek çok höyük ve antik kentte yapılan arkeolojik kazılarda çıkan eserler ile Adana ve çevresinde bulunan eserler sergileniyor. Adana Müzesi 2022 yılı giriş ücreti 15 TL. Adana Etnoğrafya Müzesi, \"eski müze\" adıyla biliniyor. Kuruköprü civarında bulunan eski bir kilise binası 1924 yılında müze olarak düzenlenmiş ve ilk Adana Müzesi olarak burada hizmet vermiş. 1972 yılında Adana Müzesi yeni binasına taşınınca bu bina Etnoğrafya Müzesi'ne dönüştülmüş. Çukurove Köyleri'nde ve Toroslar'da yaşayan yörüklere ait pek çok eşya müzede sergileniyor. Adana Etnoğrafya Müzesi giriş ücreti 12 TL, Müzekart ile ücretsiz. Adana'nın birbirine paralel üç büyük çaddesi, bulvarı bulunuyor. Bu caddeler yeni Adana'nın kalbinin de attığı caddeler. Atatürk Caddesi'nden yukarıda bahsetmiştim, Belediye Binası ve Atatürk Parkı'nın bulunduğu cadde idi. Atatürk Caddesi'nin sağ paraleli Gazi Paşa, sol paraleli ise Ziya Paşa caddeleri. Kafeler, restoranlar, mağazalar bu üç caddenin üzerinde yayılmış durumda. Osmanlı'nın ilk demiryolu projelerinden biri Adana-Mersin demiryoludur. 67 kilometre uzunluğundaki bu demiryolu hattı, 1886 yılında İngilizler tarafından kurulmuştur. Stratejik önemi ise Konya'dan gelen İstanbul-Bağdat demiryolu ile birleşiyor olmasıdır. Adana Tren istasyonu; garı, sosyal tesisleri, lojmanları ve bakım-onarım binalarından oluşmaktadır. Mimarisi; 20. yüzyılın başından 1930'ların sonuna kadar hakim olmuş olan Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'na güzel bir örnektir ve şehre güzellik katmaktadır. Adana Tren İstasyonu ile ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz Arkitera sayfasına göz atabilirsiniz. Adana'da gezmek için yeterince vaktiniz varsa Seyhan Baraj Gölü kıyısında kahvaltı yapmak, sıkma yemek, çay-kahve içmek için de zaman ayırmanızı tavsiye ederim. Şehir merkezinden 15 dakikada baraj gölü kıyısına ulaşmanız mümkün. 5 Ocak Adana'nın düşman işgalinden kurtuluş günü ve her yıl pek çok etkinlik ile kutlanıyor. Bu etkinliklerden biri de Adana Kurtuluş Yarı Maratonu. Eğer koşmayı ve yemek yemeyi seviyorsanız, ikisini birleştirip bu özel gün kutlamaları çerçevesinde bir Adana gezisi planı yapabilirsiniz. Her yıl Nisan ayında portakal çiçekleri açtığında Türkiye'nin ilk karnavalı olan Adana Portakal Çiçeği Karnavalı bir haftalık etkinlikler ile, eğlence ve bol turuncu ile kutlanıyor. Adanalılar eğlenmeyi ve eğlendirmeyi iyi bildikleri için karnaval da çok keyifli geçiyor. - Merkez Parkı - Sabancı Merkez Camii - Bayrak Parkı, - Zübeyde Hanım Parkı, - Ulus Parkı bunlar Seyhan Nehri kıyısındaki yeşil alanlar - Tarihi Taş Köprü - Sıra Konaklar - Adana Atatürk Evi Müzesi - Sinema Müzesi - İlter Uzel Tıp ve Diş Müzesi - Ramazanoğlu Konağı ve Medresesi - Ulu Camii ve Külliyesi - Büyük Saat - Kazancılar Çarşısı - Tarihi Bedesten - Yağ Camii - Bebekli Kilise - Tepebağ Mahallesi - Tepebağ Höyüğü - Tepebağ Ortaokulu - Gazi Paşa Okulu - Musabali Konağı - Ramazanoğlu Kadir Bey Konağı - Abidin Dino Sanat Parkı - Adana Arkeoloji Müzesi - Adana Etnoğrafya Müzesi - Atatürk Parkı - Gazi Paşa Caddesi - Ziya Paşa Caddesi - Atatürk Caddesi - Adana Tren Garı - Seyhan Barajı Kıyısı Adana şehir merkezinde gezilecek yerler Google Haritalar uygulaması üzerinde işaretlenmiş olarak aşağıda bulabilirsiniz. Görsele tıklayarak haritanın çevrimiçi versiyonuna kolayca ulaşabilir, gitmek istediğiniz yerleri belirleyebilirsiniz. Adana tabii ki herşeyden önce kebabı ile meşhur. Ancak Adana'ya gelince sadece Adana Kebap yiyeceğiz sanmayın. Adana Kebap'ın yanısıra ciğer şiş, kaburga şiş, mumbar ve şırdan dolması, içli köfte, fellah köftesi, sıkma, Adana böreği, binbir çeşit salatası mutlaka yenmeli. Tatlılara geçelim; bici bici, cezerye, halka tatlısı, taş kadayıf, katmer... Bir de içecekler var tabii; Kazım Büfe'de muzlu süt, şalgam suyu, misis ayranı... Vallahi ağzımın suları aktı, ben gideyim de Adana'ya uçak bileti bakayım. Adana'da Ne Yenir? yazımda Adana yemekleri ve nerelerde yeneceği ile ilgili detayları bulabilirsiniz. Adana'ya gitmişken aşağıdaki listedekileri yapmadan dönmeyin! - Sabancı Camii'sini görmeden - Tarihi Taş Köprü'yü görmeden - Atatürk Evi Müzesi'ni gezmeden - Sinema Müzesi'ni gezmeden - Eski şehir merkezini, Ulu Camii, Büyük Saat ve Kazancılar Çarşısı'nı görmeden - Tepebağ Mahallesi'ni gezmeden - Adana Kebap yemeden - Kaburga Şiş ve Ciğer Şiş yemeden - Kazım Büfe'de Muzlu Süt içmeden - Halka tatlısı ve taş kadayıf yemeden - Şalgam suyu ile simit yemeden - Hediyelik cezerye almadan - Portakal Çiçeği Festivali, Altın Koza Film Festivali, Rakı Festivali veya Kurtuluş Yarı Maratonu gibi özel bir dönemi Adana'da geçirmeden... 2014 yılında Adana Rakı Festivali için yaptığımız yolculuğun videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Bu yazıda kullandığım Adana şehir merkezi fotoğrafları toplu olarak aşağıda yer alıyor. Tüm fotoğrafların telif hakkının bana ait olduğunu ve izinsiz kullanılamayacağını belirtmek isterim. Adana otel konusunda çok fazla seçeneğin olduğu bir şehir. Herhangi bir otel rezervasyon sitesine girerek hem bütçenize hem de ihtiyaçlarınıza uygun oteller bulabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/adana-yemekleri", "text": "Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri olan Adana, doğal güzellikleri, tarihi yerleri ve renkli caddelerinin yanı sıra nefis lezzetleriyle insanı kendine çeken bir yer. Sadece yemek hatta kebap yemek için Adana'ya gitmek istiyor olabilirsiniz, bu son derece normal. Adana'ya gideyim, enfes lezzetlerinin tadına yerinde bakayım diyorsanız, Adana'ya ucuz uçak bileti bulup hemen yola çıkın, Adana yemekleri sizi bekliyor. Adana'da ne yenir, ne içilir sorularınızın cevaplarını bu yazıda bulacaksınız. Adana'da gezilecek yerler listesi yazıma da bir göz atın. Sizler için Adana'ya özgü tatları bir araya getirdim. Şehre gitmişken bunların tadına bakmadan sakın dönmeyin. Adana denilince akla ilk olarak kebap ve acı gelir. Nefis Adana Kebabı ve içli köftenin en güzeli burada yenir, en leziz şalgam suyu burada içilir. Adana yemekleri nasıldır diye diyenler için küçük bir liste hazırladım. Türkiye'nin hemen her yerinde severek yenilen Adana Kebabı, şehrin vazgeçilmez lezzeti. Satıra benzeyen bir bıçakla doğranmış kıymayla hazırlanan bu kebap, koyun etinden yapılıyor. Ete sadece biber ve tuz eklenerek yapılan bu kebap, Türkiye'nin her bir köşesinde yapılsa da en lezizi tabii ki yerinde yenileni. Şehirde Adana Kebabı yapan pek çok yer var. Ancak en güzelini nerede yerim derseniz Adana Yüzevler, Eco'nun Yeri, Eyvan Kebap ve Kebapçı Zeki tavsiye edebileceklerim. Adanalıların kahvaltılarından eksik etmediği lezzetlerin başında ciğer geliyor. Ciğerin kahvaltı için biraz ağır bir yiyecek olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak Adana'da durum böyle değil. Küçük küçük kesilen ciğerler şişte ızgarada pişiriliyor. Nefis bir lezzet ortaya çıkıyor, kahvaltıda da mis gibi yeniyor. Üzerine biraz kimyon, yanına soğan salatası ile yeme de yanında yat bir lezzet... Adana ciğer şişi yağda pişirilen Arnavut ciğerinden oldukça farklı bir tada sahip. Yeniliklere açıksanız, Büyük Saat civarındaki ciğercilerde sabah kahvaltısı niyetine Adana ciğeri yiyebilirsiniz. Ciğerci Mahmut, Ciğerci Memet, Ciğerci Edip Usta, Birbiçer Ciğer Kebap veya Kaburgacı Yaşar Usta ciğer şiş ve kaburga şişin tadını çıkarabileceğiniz yerler. Ciğer şiş yemem derseniz kaburga şiş de diğer alternatifiniz, hatta bence bir porsiyon ciğer bir porsiyon kaburga şiş söyleyin mideniz bayram etsin. Koyunun kalın bağırsağının doldurulması ile yapılan mumbar ve şırdan Adana'da birlikte yenen sakatatlardan. Şırdan, temizlenip içine baharatlı pirinç doldurulup dikilip pişirilmesiyle hazırlanır. Adana'ya özgü şırdan dolması kuzu etinden yapılır. Şehrin birçok noktasında şırdancılara rastlamak mümkün. Şırdancı Bedo tercih edebileceklerinizden sadece biri. Farkı yörelerde yapılsa da Adana'nın içli köftesi bir başkadır. Kıyma ve bulgurla hazırlanan bu köfteyi yapmak öyle kolay değildir. Ancak Adana'da bu köfteyi çok iyi yapan yerler var. Kıyma, bulgur, irmik, salça ve nar ekşisiyle hazırlanan bu nefis lezzetin mutlaka tadına bakın. Adana'nın yerel lezzetlerinden biri de analı-kızlı çorbası. Nohut büyüklüğünde ve golf topu büyüklüğünde hazırlanan pirinç köfteleri çorba içinde servis ediliyor. Küçük olanlar kızlar, büyük olanlar ise analar oluyor. Bir çorba kasesinde bir ana olması makbul. Biz Adana'nın yöresel yemeklerini Adana Köy Sofrası'nda yedik. Analı kızlı dışında kuru patlıcan dolması, sarma, içli köfte, şırdan, mumbar gibi yemekleri de burada bulabilirsiniz. Adana'da kebabın vazgeçilmez eşi soğan salatasıdır. Sumakla soğanın karıştırılarak hazırlandığı salata maydanoz ve tuz ile tatlandırılır. Bu nefis salata kebapla birlikte bambaşka bir lezzete bürünür. Adana denince akla gelen markalardan biri Kazım Büfe. Kazım Büfe'de muzlu süt içmeden bir Adana ziyareti kesinlikle tamamlanmış sayılmaz. Muzlu ve donmuş süt karıştırılarak yapılan muzlu süt blender haznesi ile satılıyor, görünce şaşırmayın. Adana mutfağı kebapları kadar tatlılarıyla da iddialıdır. Özellikle nişasta, şeker ve gül suyuyla hazırlanan Bici bici tatlısı oldukça meşhurdur. Benim pek favori tatlım değil. Cezerye konusunda Adana ile Mersin kapışır. Adana'da çok güzel taze ve lezzetli cezeryeler yiyebilirsiniz. Büyük Saat çevresinde pek çok üretici bulunur. Adana'da tatlı konusunda üzülmezsiniz. Künefeden tulumbaya pek çok şerbetli tatlıyı bulabileceğiniz ve istediğiniz kadar seçip seçip yiyebileceğiniz tatlıcılar var. Gönül Kardeşler ve İkizler halka tatlısı ile meşhur tatlıcıların en bilinenleri. Elinize kağıt alıp tepsiden tatlı seçme keyfi de bir başka. Kendinizi kaybetmeyin, dikkat edin. Tatlı yemek için İkizler Tatlıcısı veya Gönül Kardeşler'e giderseniz sadece halka tatlısı yiyip bırakmayın. Taş Kadayıf diye bir tatlı daha var. Görüntüsü bildiğiniz kadayıfa hiç benzemiyor. Dışı hamur, içi kaymaklı, cevizli veya fıstıklı yağda kızartılıp üstüne şerbet dökülerek yapılan bir tatlı, pek de güzel, yemelere doyulmuyor. Ayrıca Kadayıfçı Olcay katmer yemek için çok önerildi. Onu da listenize ekleyebilirsiniz. Defalarca Adana'ya gidip son gidişime kadar bu lezzetle tanışmamış olduğuma gerçekten çok üzüldüm, benim için büyük zaman kaybı olmuş. Doğan Kaymaklı'nın Adana'nın pek çok yerinde şubesi var, Birbiçer Kebap'a yakın olan şubesini denedim, abartmıyorum, Adana'da yediğim en iyi tatlıydı diyebilirim. Cevizli veya fıstıklı kadayıfın üzerine kaymak ile servis ediliyor, çok hafif ve çok lezzetli, kesinlikle öneririm. Adana denince ilk akla gelen lezzetlerden biri de şalgam suyu. Muhtemelen Adana'da nerede içseniz güzel olur ama eski şehir merkezindeki Doktorum Yılmaz Şalgam'da şalgam suyunu yanına sokak simidi ile içmenin tadı bir başka. Adana'nın marka olmuş yemeklerinden biri de börek. Özellikle Levent Börek Türkiye çapındaki restoranları ile adından söz ettirse de en güzel börek için Adana'ya gidip yerinde tadına bakmanız lazım. Levent Börek'in yeri sanayide salaş bir sokak tezgahı, öyle restoran filan beklemeyin. Adana denince aklına hemen portakal gelenler burada mı? Haberiniz yoksa bile, Adana sokaklarında gezerken türlü turunç ağaçlarını görünce canınız kesin portakal çekecek. Taze portakalın yanısıra portakal lokumu, portakal ve turunç çeşitlerinden yapılmış reçeller mutlaka dikkatinizi çekecek. Adana'nın mis gibi portakallarından yemeden dönmeyin sakın. Her yıl Nisan ayında düzenlenen Portakal Çiçeği Karnavalı'nı da programınıza eklemeyi unutmayın. Misis, Adana şehir merkezine 27 km mesafede, Yüreğir ilçesine bağlı bir köy. Misis Antik Kenti ve Misis Köprüsü'nün de bulunduğu yer. Misis'e gitmişken meşhur Misis Ayranı'ndan içmeden yanına peynirli sıkma yemeden dönülmezmiş, biz de dönmedik. Bu yaz Adana'ya gitmeyi düşünüyorsanız, bu birbirinden leziz yemeklerin tadına mutlaka bakın. Adana'ya uçakla gidecekseniz, uçak biletinizi şimdiden almanızda fayda var. Adana'ya uygun uçak bileti için Ucakbileti. com adresini ziyaret edebilirsiniz. Adana'da kaburga şiş diye bir lezzet deryası var. Daha önce duymamıştım ancak yerel bir arkadaşım götürdü. Şaşkınlık veren derece güzel bir tad. Gittiğinizde mutlaka kaburga şişi tavsiye ederim arkadaşlar. tahrayla kıyılan bol kuyruk yağlı koyun etine zırh kıyma denir. Ufuk Egemen; kaburga şiş yemiştim daha evvel Adana'da. Gerçekten harika bir lezzet. Adana kebap bu kadar meşhurken, kaburga şişi kimsenin bilmemesine çok şaşkınım. Yazınız için elinize sağlık Adana kebabı Elem ve Adil de iyidir eskiden Eyvana giderdim, ancak Adana kebabını Adana da yukarıdaki fotoğraftaki gibi sunan yer ben görmedim. Kebabı masaya uzunca bir tabakta tırnak pide üzerinde etrafında közde pişmiş domates ve biberle getirirler yanında olmazsa olmazları sumaklı soğan salatası ki yukarıda görüldüğü gibi değil, nane maydanoz ve 1 tam limon olan bir tabak, ezme salata gelir hepsi fiyatın içindedir bazı yerlerde çoban salata ve közde soğan tabakları da gelir. Pilav sunanı Adana da hiç görmedim Kebabın yanında pilav sunan kebapçıdan da kebap yemem. Adana kebabı acılı ve acısız olmak üzere iki çeşit olur son 15-20 yılda acısız kebabımızın ismini çalmaya çalışıyorlar.. Şiş denilince aklım hep memleketime gider her yerde yedim ama gerçekten bizim yöre bir farklı eline sağlık çok güzel yazı olmuş. Aynı fikirdeyim. Hatta ben Adana'ya gitmeden yazılmış bir yazı olduğunu düşünüyorum. Adana\"da doğmadım. Adnana\"da büyümedim. Üniversite eğitimim için geldim. İlk 3 ayın sonunda minübüste dinlemek zorunda kaldığım ağır arabeks şarkıdan sonra Adana hakkında yorumumu yaptım: İnsanı bunalıma sokan Bunalım Şehri! diye. Aradan üç ay daha geçti. Adana\"ya alıştım dedim. Yine üç ay geçti. Adana\"yı seviyorum dedim. Bir yılı doldurduğum zaman artık Adana\"da yaşamaya karar vermiştim. Aradan 11 yıl geçti hala buradayım. Adana\"dan da Adanalı\"dan da kopulmuyor. Öyleki kendine bağlıyor. İnsanı ömrünün sonuna kadar tutuyor, bırakmıyor. İşte Adana böyle garip ama kopulamaz bir şehir. Ah bir de kıymeti bilinse! Önereceğim yerler sizlere çok yardımcı olacaktır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/adanada-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Instagram ailem ile birlikte Türkiye'de gezilecek yerler listesi hazırlamak üzere yola çıktık. Bölge bölge listeler çıkarmayı hedeflemiştik önce ancak o kadar çok öneri geldi ki, gezilecek yerler listelerini il il yapmaya karar verdim. İlk bölgemiz Akdeniz Bölgesi ilk ilimiz ise Adana oldu. Farklı zamanlarda yaptığım kendi Adana seyahatlerim ve Instagram'dan gelen öneriler ile oluşturduğum, ilçe ilçe Adana'da gezilecek yerler listesi bu yazıda sizi bekliyor. - Adana'nın Nüfusu: 2.220.125 - Adana'nın Yüzölçümü: 13.844 - Adana'nın Plakası: 01 - Adana'nın İlçeleri: Seyhan, Yüreğir, Çukurova, Sarıçam, Ceyhan, Kozan, İmamoğlu, Karataş, Karaisalı, Pozantı, Yumurtalık, Tufanbeyli, Feke, Aladağ, Saimbeyli Sizlerin kolayca kullanabilmesi için Adana'da gezilecek yerler listesi hazırladım. Bu listenin çıktısını alarak Adana'ya gittiğinizde kolayca gezebilirsiniz. Adana'da önce şehir merkezinde gezeceğinizi düşünerek merkeze öncelik verdim. Bu listede yer alan yerler yürüyerek veya toplu taşıma ile ulaşabileceğiniz yerler. Adana şehir merkezinde gezilecek yerler yazıma da mutlaka göz atın. - Adana Merkez Park - Sabancı Merkez Camii - Bayrak Parkı, Zübeyde Hanım Parkı, Ulus Parkı bunlar Seyhan Nehri kıyısındaki yeşil alanlar - Tarihi Taş Köprü - Adana Atatürk Evi Müzesi - Sinema Müzesi - İlter Uzel Tıp ve Diş Müzesi - Ziya Paşa'nın Mezarı - Ramazanoğlu Konağı ve Medresesi - Ulu Camii ve Külliyesi - Büyük Saat - Kazancılar Çarşısı - Tarihi Bedesten - Yağ Camii - Bebekli Kilise - Tepebağ Mahallesi Ortaokulu Gazipaşa Okulu Musabali Konağı Ramazanoğlu Kadir Bey Konağı - Abidin Dino Sanat Parkı - Arkeoloji Müzesi - Etnoğrafya Müzesi Kuruköprü Anıt Müzesi ve Geleneksel Adana Evi - Ziya Paşa Caddesi - Gazi Paşa Caddesi - Atatürk Caddesi - Tren İstasyonu - Seyhan Barajı - Çatalan Köprüsü Adana şehir merkezi dışında; pek çok kanyon, yürüyüş rotası ve antik kente ev sahipliği yapıyor. Adana seyahatiniz sırasında bir araba kiralayıp şehir dışındaki yerlere gidecek şekilde bir plan yapmanızı öneririm. Toroslara doğru ilerlediğinizde muhteşem güzellikte bir doğa sizi bekliyor olacak, bunu kaçırmanızı istemem. Aşağıda ilçe ilçe Adana'da gezilecek yerler listesini görebilirsiniz. - Aladağ İlçesi - Küp Şelalesi - Ceyhan İlçesi - Yılan Kalesi - Tatarlı Höyük - Feke - Feke Kalesi - Karakilise - Karaisalı İlçesi - Varda Köprüsü / Alman Köprüsü - Alman yolu / Çakıt Vadisi - Kapıkaya Kanyonu - Yerköprü Şelalesi - Dokuzoluk Kanyonu - Kızıldağ Yaylası - Karataş İlçesi - Magarsus Antik Kenti - Akyatan Lagünü / Kuş Cenneti - Kozan İlçesi - Kozan Kalesi - Anavarza Antik Kenti - Karasis Kalesi - Kozan Çarşısı - Hopka Dağı ve Peribacaları - Dağılcak Mesire Alanı - Tarihi Roma Köprüsü - Pozantı İlçesi - Belemedik Tabiat Parkı - Şeker Pınarı - Saimbeyli İlçesi - Saimbeyli Kalesi - Obruk Şelalesi - Tufanbeyli İlçesi - Şar Komana Antik Kenti - Yumurtalık İlçesi - Ayas Antik Kenti - Yumurtalık Plajı - Yüreğir İlçesi - Misis Köprüsü - Misis Mozaik Müzesi Sizin de bu listeye eklemek istediğiniz yerler varsa bu yazıya yorum olarak ekleyebilirsiniz. Böylece önerilerinizle oluşan bu liste, dinamik olarak gelişmeye devam eder. Adana'da gezilecek yerler konusunda olduğu kadar, yeme-içme konusunda da iddialı. Şehir, Türkiye'nin yeme-içme başkentleri arasında yer alıyor. Ben o başkentleri sırasıyla; Hatay, Gaziantep, Adana ve Diyarbakır olarak sayarım. Adana'ya gittiğinizde Adana kebabı, ciğer şiş, fellah köfte, ciğer, mumbar ve şırdan mutlaka tadına bakmanız gereken yemekler. Tatlı olarak cezerye ve halka tatlısını mutlaka yiyin ve hediyelik olarak dönüşte alın. Bici bici adı verilen bir tatlıları var ama ben pek sevemedim. Bir de tabii ki, Kazım Büfe'de muzlu süt içmeden de dönmeyin. Çok daha fazla yemek önerisi için Adana'da ne yenir? yazıma da bir göz atın mutlaka. Adana'ya gitme planı yapıyorsanız sakın ola ki yaz aylarında gitmeyin, yüksek nem nedeniyle nefes alınamayacak kadar sıcak oluyor. Bahar veya kış aylarında gidip hem rahat rahat gezer, hem de doyasıya yersiniz. Adana'yı seyahat listenize mutlaka dahil edin. Ortadoğunun ve ülkemizin 3'cü büyüğü olan Sabancı camini görmelisin. Kazım Büfenin muzlu sütüyle tostunu yemelisin. Adana'nın portakal lokumu ve kolonyasını almalısın. Adana kalmayı düşünüyorsanız Saydam Oteli bulmalısın. Vakit tutarsa Portakal çiçeği festivaline katılmalısın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/adatepe-koyu", "text": "Ege denince aklına masmavi, pırıl pırıl denizi kadar Kaz Dağları gelenlerdenseniz, doğru yerdesiniz. Ayvalık, Assos, Küçükkuyu çevresine gidip Kaz Dağları'na doğru bir nefes almak için en güzel yerlerden biri Adatepe Köyü. Denize sadece 4 kilometre mesafede, çam ormanlarının içinde taş evleri, mis gibi Kaz Dağları havası, güzel yemekleri, engebeli sokakları ile Adatepe Köyü, ziyaret edilmeyi kesinlikle hak ediyor. Adatepe Köyü, Rum ve Türklerin birlikte yaşadığı bir köy iken mübadele ile Rumlar köyden ayrılmış ve zeytincilik, sabunculuk gibi faaliyetlerde bulunan köy kaderine terk edilmiş. Ta ki, 90'lı yıllarda sanatçı ve yazarlar tarafından keşfedilip eski taş evler restore edilip kullanılmaya başlayana kadar. Kaz Dağlarında bir entel köy deme sebebim de bu aslında. Köyde artık köylülerden çok sanatçılar, yazarlar, ressamlar yaşıyor. Sokakları bakımlı, pırıl pırıl, köy okulu sanat atölyelerinin düzenlendiği bir yer olarak kullanılıyor. Bu ilginç köyü gelin daha yakından tanıyalım! Adatepe Köyü, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı, Küçükkuyu sahiline sadece 4 kilometre mesafede, Kaz Dağlarının eteklerine kurulmuş bir dağ köyü. Köyün yüksek yerlerinden mesela okulundan baktığınızda Ege Denizi ve Midilli Adası'nı görebilirsiniz. Ayrıca Adatepe Köyü, bu bölgede mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olan Zeus Altar'ına sadece 1 kilometre mesafede yer alıyor. Assos çevresinde gezilecek yerler yazımda yakın çevrede görülecek diğer yerleri de detaylıca anlatmıştım. Mutlaka bir bakın derim. Assos yönünden geliyorsanız, sahil yolunda Küçükkuyu'da sağda Adatepe Zeytinyağı Müzesi'ni gördükten sonraki ışıklarda solda dağlara dönen köy yolu için, Adatepe tabelasını göreceksiniz. Dağa doğru çıkan yol kıvırıla kıvrıla çıkan asfalt ama tek gidiş, tek dönüş bir yol. Bu yüzden hız yapmamanızı özellikle tavsiye ederim. - İstanbul'dan Adatepe'ye kendi aracınızla gelmek istiyorsanız; İstanbul Adatepe Köyü arası yaklaşık 400 kilometre, Osmangazi Köprüsü'nü kullanarak 4.5 ila 5 saatte ulaşabilirsiniz. - İstanbul'dan Adetepe Köyü'ne otobüs ile gelmenin direkt bir yolu yok. Küçükkuyu'ya otobüs ile gelip Küçükkuyu'dan taksi ile köye çıkabilirsiniz. - Adatepe'ye uçak ile gitmek isterseniz en yakın havalimanı Balıkesir Koca Seyit Havalimanı. Farklı havayolu şirketlerinin uçuş saatlerini kontrol ederek size en uygun olanı seçebilirsiniz. - Balıkesir Adatepe Köyü arası 132 kilometre ve yaklaşık 2 saat sürüyor. - Çanakkale Adatepe Köyü arası 95 kilometre ve yaklaşık 1.5 saat sürüyor. - Balıkesir Koca Seyit Havalimanı'ndan bu bölgeyi gezmenin en güzel yolu ise araç kiralamak. Araç kiralama fiyatlarına bakmak için tıklayın. Adatepe Köyü için 1 saatte gezer bitirirsiniz yazan bloglara inat ben en az 4-5 saat hatta bir gününüzü ayırmanızı öneriyorum. Çünkü son gidişimde ben de 1 saatte çıkarım diye girip bütün günü köy ve çevresinde geçirmiştim. Köyün tadını çıkarmak için sokaklarında gezmek ve fotoğraf çekmek için uzun zaman ayırın, mutlaka Taş Mektep ve Zeus Altarı'nı ziyaret edin, köy meydanında manlama ve zeytinyağlı yöresel yemeklerin tadına bakın, otlu dondurma yiyin, Zeus Altarı'nda oturup körfezin muhteşem manzarasının doyasıya tadını çıkarın. Öyle koştura koştura gezince keyfini çıkarabileceğiniz bir yer değil burası. Adatepe'ye girdiğinizde yol sizi tam olarak köy meydanına çıkaracak. Aracınızı meydanda bulduğunuz bir yere park edip önce bir soluklanıp şu güzel köyün havasını içinize çekin. Zevkli bir şekilde restore edilmiş köy evlerine karşıdan bakın. Sonra yakından inceleyeceğiz zaten. Köy meydanında kocaman bir çınar ağacı sizi karşılıyor. Çınarın altında ise masa örtülerinin renklerinden farklı işletmecileri olduğunu anladığımız masalardan size en fazla göz kırpanına oturun. Ben Adatepe'de birkaç kez Türk kahvesi içtim ve beğenmedim, siz en iyisi çay söyleyin. Hatta Kaz Dağlarının canım adaçaylarından filan söyleyin, benim düştüğüm hataya düşmeyin. Köy meydanındaki işletmelerin tuvaleti yok. Meydanın hemen aşağısında arabanızı park edebileceğiniz yerde bir tuvalet var. Tuvaleti bir karı-koca işletiyor. Girişte ücret aldıkları bir masa var. Kadınlar tarafında kadın, erkekler tarafında adam oturuyor. Görüntüleri çok tatlı, vaktiniz olursa selam verip iki lafın belini de kırabilirsiniz. Ne boktan bilgiler veriyorsun demediniz umarım. Adatepe'ye gelince yapılacak en önemli aktivite budur. Bütün sokak aralarına girilir. Bütün evlerin, kapıların önünde fotoğraf çekilir. Köyde Rumlar ve Türklerin birlikte yaşadığından bahsetmiştim. Köyün yamaçlarında Türkler, meydana yakın olan kısımda ise Rumlar yaşarmış. Rum ve Türk evlerini mimari yapısından kolayca ayırabilirsiniz. Tamamen taş olanlar çoğunlukla Rumlardan, konak tipi sıvalı olan evler ise Türklerden kalmış. Köy Meydanı'ndan Hoca Kayasına doğru yukarıya yürürseniz Hüseyin Meral Zeytinyağı Evi ve Sanat Galerisi'nin bahçesi sizi karşılayacak. Binanın dışında Zeytinyağı yapımında kullanılan aletler ve iç mekanda da resimler sergileniyor. Herhangi bir giriş ücreti yok. Çok tatlı bir köye gelmişsin, sokakları gezmişsin, artık iyice kıvama geldiğine göre hediyelik eşya dükkanlarına girip turist fiyatı olduğunu bile bile alışveriş yapabilirsiniz. Köylüye faydam olsun diye düşünmeyin, köyde yaşayanların çoğu dışarıdan gelmiş. Adatepe'ye gerçekten faydamız olsun istiyorsanız hediyeliklerinizi, sabun veya zeytinyağı gibi ihtiyaçlarınızı Küçükkuyu'daki Adatepe Zeytinyağı Müzesi'nden alın. Köy meydanında mavi masa örtülü olan yere oturduysanız yemek için birkaç seçeneğiniz var. Gözleme, zeytinyağlılar ve manlama. Tabii ben daha önce adını duymadığım manlama ne diye sordum çünkü denemediğim birşeyler denemeliydim. Kıymalı gözlemenin üstüne yoğurtlu sos dökülerek yapılıyormuş. Tam aradığım lezzet deyip acımayıp sarmısaklısından söyledim, gerçekten beğendim. Benim gibi hamurişi sevenler için bir lezzet fırtınası, tamam birazcık abartmış olabilirim. 6. Adatepe'ye Gelip Otlu Dondurma Yemeyecek miyiz? Yiyeceğiz Tabii! Kimse manlamadan bahsetmemişti ama herkes otlu dondurmadan bahsetmişti. Otlu aşağı, otlu yukarı. Ben de çok isterdim otlu dondurma yemeyi, merak da ettim ama sezon dışında gittiğim için ne yazık ki yapmamışlardı. Ben de favorim karadutlu ve sakızlı dondurmanın tadını çıkardım. Bu arada Kuzey Ege'deyseniz karadut peşinizi asla bırakmaz, suyu, reçeli, dondurması, bir şeyini mutlaka yersiniz. Adatepe kedi nüfusu açısından zengin bir köy olunca, köyün muhtelif yerlerinde sere serpe uzanmış, beni sevmeyecek misin diyerek bakan kedilerden fazla uzak kalamıyorsunuz. Hele benim gibi kedi seven biriyseniz mutlaka biri ile yakınlaşacaksınız, direnmeyin, sevin onları. Köye entellektüel bir çıkarma yapıldığından bahsetmiştim. Taş Mektep, bu çıkarmanın bir parçası olarak hizmet veriyor. 1945'te açılmış olan köy okulu öğrencisizliğe çok uzun süre dayanamayıp kapanınca köye gelen yazar-çizer insanlar burayı sanat atölyelerinin yapıldığı bir merkeze dönüştürmüşler. Ben korona döneminde gittiğim için kapalı idi ama bir önceki senenin programı hala kapıda asılı idi. Sergiler, söyleşiler, film gösterimleri, eğitimler gibi pek çok sanatsal aktivite gerçekleştiriliyormuş burada. Ayrıca Taş Mektep'ten köyün manzarası da çok güzel. Mektep köye göre daha yukarıda konumlanmış olduğundan köye karşıdan bakabiliyorsunuz. Köye ve Ege Denizi'ne karşıdan bakabileceğiniz yerlerden biri de Hoca Kayası. Köyün sırtını dayadığı tepede ilginç kaya oluşumu ile dikkat çeken Hoca Kayası'ndan özellikle gece manzara çok güzel oluyormuş. Ben gece konaklamadığım için bir yorum yapamıyorum. Adatepe Köyü'nden Küçükkuyu istikametine 300 metre kadar yürüdüğünüzde Zeus Altarı'nın girişine ulaşıyorsunuz. Bu arayı araçla veya yürüyerek gelebilirsiniz. Ancak altarın bulunduğu alanın girişinde aracınızı bırakmanız gerekiyor, araç girişi yok. Girişten sonra 700 metre kadar altarın bulunduğu yere toprak bir patikadan çam ağaçları arasında yürüyorsunuz. Bu patikadan yürürken Adatepe Köyü'nün ve Ege Denizi'nin muhteşem manzaraları size eşlik ediyor. Antik dönemde Altar, tanrılara adak sunulan yer anlamında kullanılıyor. Bu sunağın da Zeus için yapıldığı tahmin ediliyor. Kuzey Ege'de pek çok yerde Osmanlı döneminde kazılar yapan Alman arkeolog Heinrich Schlieman bu altarın İda Dağı'nda yer alan ve Zeus'un Truva savaşını izlediği Gargara Tepesi olduğuna inanıyormuş, ancak bunu ispatlayacak herhangi bir bulguya rastlanmamış. Altarın kendisi çok etkileyici bir yapı olmasa da muhteşem Edremit Körfezi manzarası son derece etkileyici. Adatepe Köyü'nün içinde olmasa da hem yol üstünde hem de Adatepe Zeytinyağı Müzesi olduğu için listeye burayı da ekledim. Müze Küçükkuyu sahil yolu üstünde Adatepe'ye dönmeden hemen önce. Girişi ücretsiz. İki katlı eski bir taş bina müzeye çevrilmiş. Zeytinyağı ve zeytinyağı ürünlerinin nasıl yapıldığına dair aletler, küpler, tarihçe gibi pek çok bilgi var müzede. Müzenin kendi mağazasında hediyelik eşyalar hem uygun fiyatlı hem de çok şık şişelenmiş, paketlenmiş. Sabunlar, kremler, kolonyalar, zeytinyağları, mutfak malzemeleri gibi çeşitli ürünler bulabilirsiniz. Müzenin kafesindeki kurabiyeler de nefis, demedi demeyin. Küçükkuyu sahil yolundan Adatepe'ye döndükten 200-300 metre sonra Antik Sabunhaneyi göreceksiniz. Kocaman bir bahçe içindeki sabunhanenin kafeteryasında kahvaltıdan yemeğe pek çok seçenek var. İçeride çeşit çeşit sabun başta olmak üzere Zeytinyağı'ndan yapılan her türlü ürünü bulabilirsiniz. Bir de sabunhanenin bahçesinde çok sayıda kedi köpek var, gönüllü olarak besliyorlarmış. Yanınızda mama götürmeyi düşünebilirsiniz. 13. Keçi Sütünden Yapılmış Sütlaç Yemeden Dönemeyiz! Döndük mü yine Adatepe Köyü'ne, köy meydanına! Yemeğin üstüne tatlı birşey yemek isterseniz ve dondurma yemek istemiyorsanız keçi sütünden yapılmış olan sütlaçın tadına bakabilirsiniz. Açık söylemek gerekirse ben vurulmadım, daha iyi sütlaçlar yemiştim. Favorim hala Ağrı'da yediğim sütlaçlar. Adatepe Köyü, Kuzey Ege rotanıza mutlaka eklemeniz gereken, küçük ama çok şey vaadeden bir köy. Ne yazık ki ülkemizde güzel köy bulmak biraz zor, bulmuşken kıymetini bilelim. Güzel köy demişken Şirince köyünü anmamak olmaz. Gitmediyseniz, orayı da ekleyin listenize. Elbette çok gezen, ama hem okuyanın hemde gezenseniz tadından yenmez."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/addis-ababa-gezilecek-yerler-gorulecek-yerler", "text": "Addis Ababa klasik bir az gelişmiş ülke başkenti. Yüksek binalar, geniş caddeler ve düzensiz bir şehir. Dar es salam ya da Ulan Bator da ilk bakışta benzer bir görüntüye sahipti. Addis Ababa gezilecek yerler önerilerimi oradan henüz gelmişken hızlıca toparlayayım istedim. Addis Ababa Etiyopya resmi dili olan Amharik dilinde \"yeni çiçek\" anlamına geliyor imiş. Genelde kısaltıp Addis diye kullanılıyor ama, oralılar kısaltılmasını pek istemiyor. İstanbul'dan Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'ya gitmenin en kolay yolu tabii ki hava yolunu kullanmak. Ben de son dakika olmasına rağmen 350usd'ye Turna. com üzerinden Mısır Havayollarından aldığım Kahire aktarmalı Etiyopya'ya indiğimde gece 03:30 civarı idi. Addis Ababa Havaalanı'nda 3 saat kadar uyudum. Kolçaksız koltukları boş yakalarsanız uyumak için ideal. Ama her havaalanında olduğu gibi burası da soğuk. Biraz üşüdüm. Havaalanı şehre sadece 5km mesafede. Holy Trinity Katedrali, giriş ücreti 150Birr bence değmez. Ama burası için en önemli ibadet yerlerinden biri. Etnoğrafya Müzesi, girişi 100Birr. Eski kraliyet sarayı üniversiteye bağışlanmış ve müze haline getirilmiş. Çok ilginç bulmadım, gitmesem de olurmuş. Toto tepesi, şehre 2900 metreden bakmak için güzel bir yer. Burada da bir katedral var ama bir 100-150Birr daha vermek istemediğim için gitmedim. Manzaraya bakıp geri döndüm. Bu tepeye yıllar önce nedenini öğrenemediğim bir şekilde okaliptüs ağaçları dikilmiş ancak ekosisteme zarar verdiği için şimdi kontrollü bir şekilde söküp yerine buraya özgü ağaçlar dikiliyormuş. St. George Katedrali, burası da önemli dini merkezlerden. Bunun da girişi 100Birr arkasında da bir müze var bu ücrete dahil. Etkileyici hiçbirşey yok bence. Ama Addis'te vaktim var diyorsanız bi bakarsınız. Ben öyle yaptım. Marketo, bizim Mahmutpaşa gibi düşünebilirsiniz ama çok daha düzensiz ve karmaşık ve büyük olan versiyonu. Yatak döşeği de var, çiçek de var, demirciler de. Buranın girişinde büyük bir camii var, ticareti de daha çok müslümanlar elinde tutuyormuş. O camiiye girmek istedim ama kadınlar tarafına dahi almadılar beni. Hani camiiler herkese açıktı! Red Terör Müzesi, oldukça etkileyici bir müze. Terörün ülkeye verdiği zararı görmek için gitmek gerek. To. mo. ca kahvecisi, Addis Ababa'da açılan ilk kahveci dükkanı imiş ve İtalyanlar açmış. Geleneksel Etiyopya pişirme şekli ile değil, İtalyan kahve makinalarında kahveyi hazırlıyorlar. Marketo girişinde büyük bir camii var, ama beni içeri almadılar. Girmek isterseniz iyi şanslar. Tempolu ve uykusuz bir günün sonunda, takipçilerimden birinin arkadaşı olan Altan'la buluşup yerel Habeş yemekleri yiyebileceğimiz bir yere gittik. Yod Abysina adlı mekanda hem yerel yemek hem de yerel dans gösterisi vardı. Tej adlı yerel içkilerini de deneme şansım oldu. Bir de Tibs adlı et yemeğinin tadına baktık ama sadece baktık çünkü et o kadar sertti ki yiyemedik. Altan sağolsun çok ilgilendi benimle Addis'te. merhaba : yaklaşık 1 aydır Etiyopya'dayım. yaşadığımız yer kasaba niteliğindeki Kombolcha şehri. Addis Ababa'nın 360 km kuzeyinde. yolculuk esnasında görünen tek şey, İstanbul'daki araç trafiğinin yayan şeklindeki insan ve hayvan trafiği. yani bir yerden diğer yere sürekli yürüyenler. yolu paylaşan unsurlar araç, insan ve hayvanlar. Burası tamamen yokluklar şehri. market dediklerimiz köy bakkalları. ancak herşeye rağmen insanlar pozitif. şimdilik bu kadar...."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/afrika-travel-nihan-konak", "text": "Gezgin Röportajları'nın Nisan 2020 konuğu oğlu ve eşi ile birlikte Mauritius'ta yaşayan, seyahat etmeyi hayatının merkezi haline getirmiş olan Nihan Konak, nam-ı diğer Afrika Travel. Nihan, 2007'den bu yana ailesiyle birlikte Kenya, Kongo gibi Afrika'nın farklı ülkelerinde yaşamış, son durakları Mauritius olmuş. Bizim Nihan ile yolumuzun kesişmesi ise, az bilinen ada ülkesi Mauritius'un güzelliklerini ve Afrika deneyimlerini paylaştığı instagram hesabı sayesinde oldu. Dijital dünyada başlayan arkadaşlığımız Türkiye'ye geldiği zamanlarda kahve sohbetlerine dönüştü. Nihan, Afrika'ya seyahat etmek isteyenler için seyahat planlama konusunda destek veriyor, Mauritius başta olmak üzere turlar düzenliyor. Nihan'ın instagram hesabı @afrika_travel takibe almayı unutmayın. Gelelim, röportajımıza. Nihan'a gezme sevdası, Afrika ve pek çok konuda 10 soru sordum. O da bıkmadan cevapladı. Umarım okurken siz de bizimle birlikte bir yolculuğa çıkarsınız! Merhaba adım Nihan Konak. 2009 yılında eşime çalıştığı şirketten gelen bir teklif ile yurtdışına taşındık. 11 senedir Afrika'da 3 farklı ülkede yaşadık. Haziran ayında 13 yaşına basacak olan bir de oğlumuz var. 2009 yılına kadar Türkiye'de kurumsal bir firmada çalışıyordum. 2009-2018 arasında Kenya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde gönüllü işlerde çalıştım. Ağırlıklı olarak Afrika'da gezdim ve tekrardan üniversiteli oldum. Şu anda yaşadığım Mauritius'da turizm işiyle uğraşıyorum. Kendimi bildim bileli ailemle ağırlıklı olarak yurtiçinde gezerdik. Eşim de seyahat sevdalısı olunca yola birlikte devam ettik. Aslında bahsettiklerinin hepsinden biraz ama daha çok yeni yerler, yeni insanlar ve kültürler keşfetmek. Seyahat etmek ilk başlarda benim için sadece popüler olan ülkelere gitmek ve çok da uzun olmayan turistik geziler demekti. Yıllar geçtikçe farklı bir boyut kazandı: Gitmek istediğim ülkeler daha az gelişmiş, daha az bilinenler olmaya başladı. Tabii bunda Afrika'da yaşıyor olmamın da payı çok büyük. Artık seyahatlerimde benim için önemli olan \"Görülmesi gereken ilk 10 yer\" listeleri değil, gittiğim ülkenin benim seçtiğim bölgelerinde doyasıya yaşayarak olabildiğince şey keşfetmek. Seyahatlere genelde ayrılan 1 hafta 10 günlük sürenin yetmediğini hissediyorum. En büyük isteğim, tek bir ülkede aylarca gezebilmek. Bakalım ne zamana gerçekleştirebileceğim. Özetle seyahat etmek benim için bir bağımlılık. Her seyahat sonunda eve varmadan daha uçakta bir sonrakinin hayalini kurup planlar yapanlardanım. Bunu da hayatımın son 11 senesine borçluyum. Afrika içinde seyahat etmenin kolay olduğunu söyleyemem. Afrika oldukça maliyetli bir destinasyon. Biz Afrika sevdalısı olarak seyahat bütçemizin büyük kısmını bu kıtaya ayırıyoruz. Henüz de bitirebilmiş değiliz. Hepsinin yeri çok ayrı. Ama benim için her zaman Madagaskar ve Etiyopya'nın yeri bambaşka. Madagaskar'a iki kere gittim. Hala göremediğim yerleri var, tekrar gidebileceğim zamanı kolluyorum. Madagaskar'ın dünyanın ikinci büyük ada ülkesi olması zaten başlı başına bir sebep. Ada olduğu için de bitki örtüsü ve hayvanların neredeyse tamamı doğal ortamlarında sadece Madagaskar'da görülebiliyor. Ada insanlarının profili ise ayrı bir tez konusu olur. belgeselin içindeymişsiniz hissi veriyor. 21. yüzyılda insanların hala bu şartlarda ve geleneklerine bu kadar bağlı olarak yaşadıklarına inanmakta zorlanıyorsunuz. Bugüne kadar seyahatlerinde başınıza gelen en ilginç olay neydi? Belki birkaç hikaye anlatırsınız bize. Aklıma ilk gelen Kenya'da epeyce büyük bir babun tarafından saldırıya uğramış olmam. Neyse ki ne yapılacağını bildiğimden sıkıntı yaşamadım. Ama korkusu yetti valla. İkincisi de Madagaskar' a ilk gidişimizde sabah uyandığımda cibinliğin içindeki devasa hamam böceği ile göz göze gelişim. şeylerden vazgeçebiliyorsanız illa ki gezmeye bütçe çıkar. istemeyen ve kara yolu ile ulaşılabilecek ülkeler var, konaklamanızı Couchsurfing gibi uygulamalarla ücretsiz ayarlayabilirsiniz. Siz gezmek istedikten sonra illa bir başlangıç rotası çıkar. Samimi cevapları ve iç açan, enerji veren fotoğrafları için Nihan'a çok teşekkür ediyorum. Afrika'ya bir seyahat planlıyorsanız Nihan'ın mutlaka fikrini, desteğini almanızı öneririm. Kara kıtayı bu kadar iyi tanıyan birilerini bulmak kolay değil."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/agri-da-gezilecek-yerler", "text": "Ağrı; Türkiye'nin en yüksek zirvesi Ağrı Dağı, Nuh'un gemisinin izi, efsaneleri, doğası, İshakpaşa Sarayı gibi kültür varlıkları ile sadece ülkemizin değil dünyanın ilgisini çeken bir şehir. Türkiye'nin en yüksek şehri olması nedeniyle Türkiye'nin çatısı ünvanını elinde tutan, Nuh'un Gemisi'nin karaya yanaştığı yerin Ağrı'da olması nedeniyle Nuh'un kenti olarak anılan Ağrı nerede, nasıl gidilir, Ağrı'ya gitmek için en iyi zaman, Ağrı'da ne yenir, Ağrı'da gezilecek yerler ve çok daha fazlası Ağrı gezi rehberi niteliğindeki bu yazımda sizi bekliyor. Keyifli okumalar! Önce Ağrı nerede sorusunun cevabını vereyim: Ağrı, ülkemizin doğusunda Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alıyor. En kuzeyinden başlayarak Kars, Iğdır, İran, Van, Bitlis, Muş ve Erzurum ile çepeçevre sarıp sarmalanmış durumda. Iğdır ile birlikte ülkemizin en doğu ucunda yer alıyor. Ağrı şehir merkezi eskiden Karaköse adıyla anılan ilçe iken, merkez 1920'de Doğubeyazıt'tan Karaköse'ye taşınmış ve il merkezi burası olmuş. Şehir merkezi değiştirilmiş olsa da şehrin tarihi ve kültürel merkezi hala Doğubeyazıt bana göre. Ağrı'da gezilecek yerlerin büyük bir kısmı da Doğubeyazıt ve çevresinde yer alıyor. Ağrı'ya nasıl gidilir diye merak ediyor musunuz? Ağrı ulaşım açısından oldukça avantajlı. Bunu yazmamı beklemiyordunuz değil mi? Ama gerçek bu. Ağrı şehir merkezine çok yakın bir havalimanı var. Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı'na İstanbul, Ankara ve İzmir'den Türk Havayolları ve Pegasus'un her gün uçuşları var. Havayollarının internet sitelerinden uçuş saatlerine bakabilirsiniz. Ayrıca Ağrı'ya gelmek için çevre illerden birine de uçakla gelebilirsiniz. Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı'ndan Doğubeyazıt'a servisler var. Uçakların iniş saatinde havalimanı çıkışında servisleri bulabilirsiniz. Ağrı'ya gelme sebebiniz Ağrı Dağı'na tırmanmak veya Doğubeyazıt ve çevresini gezmek ise; Iğdır Şehit Bülent Aydın Havalimanı Doğubeyazıt'da 68 kilometre iken, Ağrı Havalimanı Doğubeyazıt'a 100 kilometre. Yani Iğdır üzerinden buraya gelmek daha pratik olabilir. Konuyu biraz dağıtacağım ama aşağıda eklediğim Iğdır Havalimanı açılış videosunu ne zaman izlesem gözlerim doluyor, paylaşmadan edemedim. Komşu illerden otobüs ile hem Ağrı merkeze hem de Doğubeyazıt'a kolayca ulaşabilirsiniz. Sadece kış aylarında yolların kar nedeniyle kapalı olabileceği veya zor geçit verebileceğini öngörmekte fayda var. Mesela Van ile arada Tendürek Dağları var, bazen geçit vermediği olabiliyormuş. Ağrı'da gezilecek yerler listesinde bulunan yerleri gezmek için en iyi yöntem araç kiralamak. İndiğiniz havalimanından araç kiralamak en pratik yol olacaktır. Mesafeler uzun, bazı yerlere toplu taşıma yok. Ağrı'ya gitmek için en iyi zaman ne yapmak istediğinize göre farklılık gösterecektir. Eğer doğal ve tarihi güzelliklerini gezip görmek istiyorsanız Mayıs, Haziran ayları doğanın uyandığı, çiçeklerin açtığı, karların eriyip derelerin çağladığı dönem. Eğer Ağrı'ya Ağrı Dağı'na tırmanış için gidiyorsanız, daha kuru sezon olan Temmuz, Ağustos, Eylül ayları en uygun zamanlar. Ağrı'yı karlar altında görmek istiyorum diyorsanız, ki o hali de çok güzel, o zaman Ocak, Şubat ayları en iyi zamanlar olacaktır. Ancak o tarihlerde heryere ulaşamayacağınızı göze almanız gerekir. Benim ilk Ağrı ziyaretim Şubat ayında idi, karlı manzaralar harika idi ancak sadece İshakpaşa Sarayı'na gidebilmiştim. Şansıma hava güneşli idi. Ancak İshakpaşa'ya yakın gezilecek yerlere dahi yollar kapalı idi. Eğer Ağrı'ya bir seyahat planı yapıyorsanız, aşağıda önereceğim yerleri görmek için en az iki güne ihtiyacınız olacak. Eğer dağda tırmanış planınız varsa onun için de 3-4 gün ayırmanız iyi olur. En sevdiğim konuya geldik: Ağrı'da ne yenir? Ağrı büyük ve küçükbaş hayvancılığın çok yaygın olduğu bir şehir. Bu nedenle et ve süt ürünleri çok lezzetli ve organik. Organik olduğu için lezzetli de olabilir. Mesela Ağrı'da yediğim sütlaç kadar güzel sütlacı Hamsiköy'de bile yemedim. Ama Hamsiköy meşhur olmuş, Ağrı sütlacını kimse duymamış. Ağrı'nın yüksek yaylalarında endemik bitkilerle otlayan hayvanların eti de sütü de mis gibi. Ağrı'ya gelirseniz Ağrı döneri, kavurma, tandır gibi et yemeklerini bulursanız affetmeyin. Ağrı merkezde Ağrı döneri yemek için Sultan Sofrası restoranı tercih edebilirsiniz. Biz ilk sütlacımızı da burada yemiştik, varsa kaçırmayın. Dönerin yapımında bir farklılık yok ama et lezzetli olduğu için döner de leziz. Doğubeyazıt çarşısının hemen girişinde bulunan Ergül'ün Mutfağı'nda Ağrı'nın meşhur et yemeği olan Abdigör Köftesi'ni yiyebilirsiniz. 1.5 saat dövülen ve bütün sinirleri alınan et soğanla haşlanıyor ve ortaya bu yemek çıkıyor. Yaklaşık 400 yıl önce midesindeki rahatsızlık nedeniyle et yemekleri yiyemeyen Doğubayazıt Sancak Beyi Çolak Abdi Paşa için yapılmaya başlamış Abdigör köftesi. Mideyi yormayan sağlıklı et yemeği olarak hala aynı yöntemle yapılmaya devam ediyor. Ağrı'nın yine doğal yollarla yapılmış otlu peyniri, tereyağu ve balı da meşhur. Restoranlarda bulamayacağınız pek çok yöresel yemeği de var ama biz tatlarına bakmadığımız için onlardan bahsetmiyorum, zaten arasanız da bulamayacaksınız. Bal ve peyniri ise satan dükkanlar var. Doğubeyazıt'ta Bizim Peynircilik önerilen yerler arasında idi. Ağrı merkezde birilerine \"Ağrı'da nerede yemek yenir?\" diye sorarsanız size millet bahçesi kenarında bulunan Nakkaş restoranı söylerler. Biz kime sorsak burayı söylediler, oradan biliyorum. Oldukça şık ve temiz bir restoran, sunumlar güzel. Ancak menüde geleneksel yemek ararsanız, bulamazsınız, çünkü yok. Ağrı'da gittiğiniz heryerde size çay ikram edecekler, itiraz etmeyin. Çay kaçak geldiği için midir, ikram olduğundan mıdır, havasından suyundan mıdır bilmem, Ağrı'da çayın tadı pek güzel. İçmeden dönmeyin, hatta Doğubeyazıt Kaçakçılar Çarşısı'ndan almadan da dönmeyin. Ağrı'da gezilecek yerler listesi, doğa, tarih, kültür ne ararsanız sunuyor. Ağrı'daki en popüler noktaları, kendi gittiğim yerleri, ilçeleri belirterek listelemeye çalıştım. 5137 metre yüksekliği ile Avrupa ve Türkiye'nin en yüksek zirvesi Ağrı Dağı'nda bulunuyor. Ağrı Dağı zirvesinde yer alan takke buzulu, dört mevsim erimez, belki de binlerce yıldır oradadır. Volkanik olan dağın ikinci bir zirvesi daha var, oraya da Küçük Ağrı adı veriliyor. Ağrı Dağı'nın en güzel manzaralarını Iğdır yönünden Doğubeyazıt'a doğru gelirken ve Ermenistan'ın başkenti Erivan'dan görebilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraf ise Nuh'un Gemisi İzi'nin bulunduğu yerden çekildi. Ağrı Dağı'na tırmanmak isterseniz 2 gün konaklama yaparak zirveye ulaşılıyor. Toplam 4 gün gibi bir zaman ayırmanız gerek. Dağ yasal olarak 2015'ten bu yana tırmanışa kapalı olasa da kaçak çıkışlar devam ediyor. Umarım en kısa zamanda yasal olarak da tırmanışa açılır da dağcılar bayram eder. Ağrı'nın en turistik noktası İshak Paşa Sarayı. Doğubeyazıt ilçesine 7 kilometre mesafede yer alan saraya yaz aylarında ilçeden servislerle ulaşılabiliyor. Kışın taksi ile ulaşabilirsiniz. Osmanlı İmparatorluğu Lale Devri'nde yapılan sarayın yapımı 99 yıl sürmüş. Sarayın inşasında bulunduğu bölgenin kültürel çeşitliliğinden faydalanılmış. Fars, Selçuklu, Osmanlı ve Türkmen mimarisinin en güzel örnekleri Ermeni taş ustalarının eşsiz işçiliği ile birleşmiş. Saray olarak inşa edilmiş olsa da İshak Paşa medrese, camii ve kütüphanesi ile külliye olarak kullanılmış. Osmanlı İmparatorluğu döneminde kalorifer sistemine sahip ilk saray olması da bir diğer önemli özelliği. İshak Paşa Sarayı ile ilgili daha fazla bilgi için Osmanlı'nın Son Sarayı İshak Paşa Sarayı yazıma göz atabilirsiniz. İshak Paşa Sarayı'ndan 1 kilometre kadar yukarıda, sarp kayaların üzerine kurulmuş olan kale, Urartu Kalesi veya Beyazıt Kalesi olarak anılıyor. Kalenin yapım tarihi tam olarak bilinmiyor, Urartu Dönemi'nde yapıldığı tahmin edildiğinden Urartu Kalesi denmiş. Kalenin üst bölümünde yer alan keçi deliği/geçidi adıyla anılan yer de görülmeye değer. Keçi deliğine çıkmak için Ahmed-i Hani Türbesi'nin oraya çıkmak gerek. Delik oldukça dar, deliği geçip kalenin içinden Eski Beyazıt Camii'ye inebilirsiniz. Ben deliğe sığamadığım için normal yoldan dönmek zorunda kaldım. Urartu Kalesi'nin hemen altında yapılmış olan Eski Beyazıt Camii, Doğubeyazıt'ın eski yerleşimi döneminde kullanılmak üzere İshak Paşa Sarayı'ndan çok daha önce inşa edilmiş. Namaz saatlerinde açılan camiyi ziyaret etmek için saate dikkat etmeniz iyi olur. Biz gittiğimizde kapalı olduğu için içeriye giremedik. Urartu Kalesi'ne çıkış caminin girişinde yer alan dik bir merdiven, dikkat etmezseniz merdiveni gözden kaçırabilirsiniz. Şeyh Ahmed-i Hani, Ağrı ve çevresi için önemli bir ilim adımı. İslam alimi, yazar, eğitmen gibi farklı konularda uzmanlığı olan biri. Ahmed-i Hani, Hakkari'den gelerek Ağrı'ya yerleşmiş. Ahmed-i Hani'nin en bilinen kitabı Mem ile Zin, bölgede geçen bir aşk hikayesini anlatıyor. Türbesi, Urartu Kalesi'nden 500 metre yukarıda yer alan caminin içinde yer alıyor. Keçi deliğine geçiş için türbenin bulunduğu yerden yürüyüşe başlayabilirsiniz. Ben gittiğim dönemde korona nedeniyle türbe ziyarete kapalı idi. İshak Paşa Sarayı'ndan Doğubeyazıt'a doğru ilerlerken solda küçük bir tepenin üzerinde Ahmed-i Hani Müzesi'ni göreceksiniz. Müzenin olduğu bahçede Ahmed-i Hani'nin hayatından kesitlerin yer aldığı Ahmed-i Hani Müzesi ve bölgenin yaşam tarzını, kültürünü anlatan Beyazıt Evi adında bir etnografya müzesi yer alıyor. Özellikle bu bölgenin eski evleri örnek alınarak yapılmış olan Beyazıt Evi benim çok hoşuma gitti. Bölgenin kültürüne ve günlük yaşamına dair pek çok kesit 2 katlı binada tanıtılmış. İran Gürbulak sınırına 2 kilometre mesafede yer alan meteor çukuru, 60 metre derinliği ve 35 metre çapı ile Alaska'da bulunan meteor çukurundan sonra Dünya'nın ikinci büyük meteor çukuru. Bazı bilimsel araştırmalar ise buranın bir obruk olduğunu gösteriyor. Ben gittiğim dönemde güvenlik nedeniyle Meteor Çukuru ziyarete kapalı idi, biz özel izin ile gezdik. Nuh tufanından sonunda Nuh'un Gemisi'nin karaya oturduğu yer olduğu tahmin edilen yer Telçeker ve Üzengili köyleri arasında yer alıyor. Türkiye-İran yolundan içeriye doğru 4 kilometre ilerlediğinizde silüet şeklinde bir gemi izi görünüyor. Geminin durduğu yerin adı halk arasında Cudi Dağı olarak geçiyor. Türk ve yabancı pek çok araştırmacı bu bölgede incelemeler yapmışlar. İzin bulunduğu yerin havadan fotoğraflarını ise ilk kez Ara Güler çekmiş. İzin bulunduğu yerden Büyük ve Küçük Ağrı'nın manzarası da çok güzel. Doğubeyazıt ilçesi oldukça hareketli, sosyal hayatı Ağrı merkezden daha canlı bir şehir. Sınıra yakın olması, sınır ticareti nedeniyle ekonomik olarak da canlı. Şehir merkezinde trafiğe kapalı bir cadde üzerinde restoran, mağaza ve kafeler yer alıyor. Bu çarşıya 200 metre mesafede ise pek çok kapalı çarşı yer alıyor. Büyük Çarşı gibi isimleri var. Buralar bildiğin kaçakçılar çarşısı. Kaçak her türlü mal bulabilirsiniz. Elektronikten kozmetiğe, çaydan tütüne herşeyi uygun fiyatlara bulabilirsiniz. Ağrı'nın Diyadin ilçesinde yer alan Diyadin Kanyonu, Murat Nehri'nin suları tarafından oyulmuş. Mesire alanı olarak güzel manzaralara ev sahipliği yapıyor. Diyadin merkezine 5 kilometre mesafede yer alan kaplıcalar ise geniş bir alana yayılmış sıcak su kaynaklarından oluşuyor, sıcak suyun oluşturduğu traverten ve köprü görüntüleri ilgi çeken yerler arasında. Kaplıcaların bulunduğu bölge yakın çevreden çok fazla ziyaretçi çekse de düzgün bir termal tesis olmadığı için biz sıcak sulara kendimizi bırakmaya cesaret edemedik. Diyadin ilçe merkezine 12 kilometre mesafede bulunan Günbuldu Köyü'nün yakınında bulunan Meya Mağaraları içinde kayalara oyulmuş tapınak, barınaklarda farklı inançlara ait izler bulunmuştur. Mağaralar kendi başlarına ilginç olsa da mağaralara giden yol benim daha çok ilgimi çekti, geniş düzlükler, menderesler oluşturan derelerle harika pastoral manzaralar yol boyunca eşlik ediyor. Doğubeyazıt ve Taşlıçay ilçe sınırlarında yer alan Balık Gölü, 2241 metre yüksekliği ile Türkiye'nin yüksek rakımlı gölleri arasında yer alıyormuş. Balık Gölü, kırmızı benekli alabalık türü ve pek çok vahşi hayvana ev sahipliği yapıyor, ayrıca gölün çevresinde kuş gözlemi yapabilirsiniz. Göl kıyısında piknik yapabileceğiniz yerler bulunuyor. Göle Doğubeyazıt ve Taşlıçay tarafından iki yol var, Doğubeyazıt yolu daha uzun olsa da yol gayet düzgün asfalt, diğer yol toprak olduğu için orayı tercih etmeyin derim. Diyadin tarafından Balık Gölü'ne doğru ilerlerken Seslitaş Köyü sınırlarında Halife Yusuf Türbesi yer alıyor. Halife Yusuf, Seslitaş Köyü'nün manevi lideri imiş, dini konularda alim, filozof bir kişi olarak biliniyormuş. Biz de yol üstünde bir mola verdik türbede. Özellikle yolunuzu buraya çevirmenize gerek yok. Ağrı'ya gidince beni en çok şaşırtan yerlerin başında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi geldi. Ağrı Valiliği'nin daveti ile turizmi geliştirme çalıştayı için Ağrı'ya gitmiştik ve bir tam günümüz üniversitede geçti. Hem profesyonel kariyerimde hem de gezgin olarak pek çok üniversiteye konuşmacı olarak gitmiş ve kampüslerini gezme şansı bulmuşumdur. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi kampüsü gördüğüm pek çok üniversiteden çok daha güzel bir kampüs. Her binası farklı konseptlerde inşa edilmiş, büyük bir yemekhanesi, kültür merkezi, uygulama oteli, İshak Paşa Sarayı örnek alınarak yapılmış olan kongre merkezi etkileyici binalardı. Yukarıda saydığım yerler Ağrı seyahatlerim sırasında ziyaret ettiğim yerler. Ziyaret ettiğimiz Taşteker Üç Kilise'yi de listeye eklemedim çünkü kiliseden geriye birşey kalmamış. Yazıyı okuyanlar gidip kiliseyi bulmaya çalışırsa mahçup olmak istemem. Yukarıda yer alan Ağrı'da gezilecek yerler listesi dışında; Buz Mağarası, Doğubeyazıt Sazlığı, Hamur Kümbeti, Eleşkirt Yaylası, Tendürek Dağı Lav Akıntıları, Şoşik Kalesi, Koçbaşı Kalesi listemde olan yerlerdi ancak gitmek için vaktimiz kalmadığından buraları ziyaret etmedik. Tekrar Ağrı'ya gitmek için mazeretimiz olsun buralar. Ayrıca Güneykaya ve Küpkıran Kayak Merkezleri Ağrı'da kış turizmi için gidebileceğiniz yerler. Ağrı'da gezilecek yerler haritası, google haritalar üzerinde işaretlenmiş olarak aşağıda yer alıyor. Aşağıdaki görsele tıklayarak çevrimiçi haritaya ulaşabilirsiniz. Ağrı gezinizi Kars ve Van ile de birleştirebilirsiniz. Kars'tan başlayıp Ağrı'ya oradan da Van'a geçebilirsiniz, ben ilk Ağrı seyahatimi öyle yapmıştım. Eğer böyle bir rota yapacaksanız Kars'ta gezilecek yerler ve Van'da gezilecek yerler yazılarım da ilginizi çekebilir. Ağrı hakkında merak ettiğiniz herşey Ağrı gezi videoumda sizi bekliyor, izleyip beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Yazımda da belirtmiştim, o bölge halk arasında Cudi Dağı olarak geçiyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/agri-dagi-zirve-tirmanisi", "text": "Türkiye'nin çatısı, ülkemizin en yüksek zirvesine, 5137 metre yükseklikliği ile göz alan Ağrı Dağı'na tırmanmak doğa yürüyüşü ve dağcılığa ucundan kıyısından bulaşmış hemen herkesin hayallerini süslüyor. Ben de yıllarca bu tırmanışın hayalini kurdum. 2023 yılının Ağustos ayında gezme tutkunu sekiz kişilik bir ekip ile Ağrı Dağı zirve tırmanışı yaptık. Ağrı Dağı zirve tırmanışı yapmak isteyen amatörler için gerekli malzemeler, dikkat edilmesi gerekenler, kimler tırmanabilir, en iyi zaman ve çok daha fazlası bu yazıda sizi bekliyor! Ağrı Dağı'na yaptığımız tırmanışı detayları ile izlemek isterseniz videosu aşağıda! Videoyu beğendiyseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Yıllar önce kurulmaya başlayan hayaller, bu hayalleri dostlarla paylaşmaya başlayınca yavaş yavaş şekillenen planlar, adını koymalar, tarih belirlemeler derken kendimizi sekiz kişilik şahane bir ekiple havalimanında bulma! Ağrı Dağı'na tırmanma hikayemiz tam olarak böyle başladı. İstanbul'dan Iğdır Havalimanı'na gelirken hepimizin içinde tatlı bir heyecan olduğu kadar zirveyi göremeyeceğimize dair bir endişe de vardı. Hele ben son bir haftayı hasta geçirmiştim ve burnum tıkalı halde 5137 metreye, oksijenin deniz seviyesinin çok altında olduğu zirveye tırmanma hayalleri kuruyordum. Sekiz kişilik bir ekiple İstanbul'dan Iğdır'a uçtuk. Zirve tırmanışı için anlaştığımız firma bizi Iğdır Havalimanı'ndan alıp Doğubeyazıt'ta kalacağımız Grand Ağa Hotel'e getirdi. Aldığımız pakete havalimanı transferi, otel ve kamp konaklamaları ile son gün kültür turu dahildi. Otelimiz temiz, derli toplu, Doğubeyazıt şehir merkezine 1.5 km mesafede idi. Doğubeyazıt'ta kısa bir tur ve akşam yemeğinin ardından ertesi sabah başlayacak olan tırmanışın heyecanı ile erkenden odalarımıza çekildik. Ağrı Dağı zirve tırmanışını yaptığımız firma bilgilerini özellikle yazı boyunca paylaşmayacağım çünkü verdikleri hizmetten memnun kalmadık. Aşağıda tırmanış günlerini belirtirken özellikle tam tarihi de verdim ki, hangi mevsimde bunlar yaşandı daha net anlaşılabilsin. Sabah otelde yaptığımız kahvaltının ardından çantalarımızı son kez kontrol edip servis araçları ile tırmanışı başlayacağımız noktaya doğru yola çıktık. Yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuktan sonra araçtan indik. Büyük sırt çantalarımız burada atlara yüklendi, biz sadece günlük ihtiyaçlarımızı taşıdığımız çantalarımızı yanımıza aldık. Zirve tırmanışımız 2200 metreden başladı. Her 45 dakikada bir mola veriyoruz. Yaklaşık 20 km incecik bir toza dönüşmüş volkanik toprak yol ve taşlık kayalık patikalardan geçerek 3200 metredeki ilk kamp alanımıza ulaştık. Kamp alanında bizi atıştırmalıklar karşıladı, masada karpuz görmek beni çok mutlu etti. Yemekler kampta yapılıyor, o akşam yediğim her şey bana çok lezzetli geldi. Hava açık, günlük güneşlik, ilk gece konaklamamızı burada yaptık. Çadırda kalıyoruz. Çadır, mat anlaştığımız firma tarafından sağlanıyor, biz uyku tulumunu da kiraladık yani neredeyse hiç kamp malzemesi taşımamıza gerek kalmadı. Yukarıdaki fotoğrafta kaldığımız çadır ve arkada el/yüz yıkamak için kullandığımız su deposu görünüyor. Aşağıdaki fotoğrafta da 3200 kampındaki derme çatma tuvaletimizi görebilirsiniz. Bu tuvaletten şikayet etmiştik ama 4200'e çıktığımızda hiç tuvalet olmadığını görünce bunu mumla aradık. Yürüyüşümüzün en zor günlerinden biri bana göre bu gündü. Henüz irtifaya alışmadan 20 km'lik 6 saatlik dik bir yürüyüş, tozlu yolda yürürken sürekli tıkanmak beni epey zorladı. Tırmanışın en kolay günü bu gündü. Yüksek irtifaya uyum için 3200 metreden 3700 metreye çıkış/iniş toplam 6 km'lik bir yürüyüş yaptık. Tıkalı olan burnum biraz açıldı gibi. İrtifaya alışmak biraz zor, her adımda oksijensiz kalıyor, her adımda nefes nefese kalıyorsunuz. Aklimitizasyon Nedir?: Rakım yükseldikçe havadaki oksiyen seviyesi ve basınç değişir. Vücudumuzun bu yeni duruma uyum sağlaması sürecine aklimatizasyon deniyor. Tırmanış sırasında baş dönmesi, mide bulantısı, nefes alma zorluğu gibi belirtiler görüldüğünde bulunduğunuz seviyeden aşağıya iniş/çıkış yapmak vücudunuzun uyum sağlamasına yardımcı olacaktır. Bizim de 3700 metreye çıkıp tekrar 3200 metreye inmemizin sebebi vücudumuzu yeni duruma hazırlamak. Çantalar, çadırlar toplandı yeniden yükselmeye başlıyoruz. 3200 metreden 4200 metreye yükseliyoruz. Arazi koşulları zorlaştı. 8 km sürecek olan patika; taş, kaya ve yine pudra gibi ince toz ile dolu bir patika. Yanımızdan sık sık yük taşıyan at sürüleri geçiyor, onlar her zaman öncelikli. 4000 metre civarına geldiğimizde Küçük Ağrı Dağı'nı gören bir noktada mola veriyoruz. Rehberimiz Küçük Ağrı'ya tırmanmanın Büyük Ağrı'dan daha zor olduğunu söylüyor, uzaktan el sallıyoruz. Yol boyunca zirveden dönenleri görmek inanılmaz motive ediyor. Yorgun ama mutlu yüzler görmek \"ben de başarabilirim\" duygumuzu artırıyor. 4100 metreden itibaren kamp alanları başlıyor. Kendi çadırları ile gelenler sabit kampların yakınlarına çadırlarını kurmuşlar. Çadırları görmeye başlayınca bir an sevinsem de bizim kampın daha 100 metre daha yüksekte olduğunu farkedince biraz moralim bozuluyor, tempom iyice yavaşlıyor, kocama \"sen çık, ben yavaş yavaş gelirim\" diyorum. 3200 metreden 4200 metreye çıkmamız 8 km yol ve 4 saatlik bir tırmanışa mal oluyor. Sadece 1000 metre çıkmak için 8 km patika, baya iddialı. 4200 kampına ulaştığımızda şartların 3200'den oldukça farklı olduğunu anlıyoruz. El, yüz yıkamak için su yok, tuvalet yok, elektrik yok. Taş devrine geri döndük. Çadırlarımız taşların arasında, uçurumun kıyısında, biraz deli yatsan aşağıya yuvarlanırsın, o derece. Kampta karnımızı doyurup 18:00 gibi çadırlarımıza çekildik. Uyuyabilenler uyuyacak, uyuyamayanlar bedenini dinlendirecek. Ben hiç uyuyamadım. Burnum yeniden iyice tıkandı, nefes almakta çok zorlanmaya başladım. İrtifadan değil ama nezleden mahfoldum bu tırmanışta. Gece 12:00'de uyanıyoruz, kahvaltılık bir şeyler yiyip gece 01:00'de yürüyüşe başlıyoruz. Uykusuzum, nefes alma zorluğu çekiyorum, yüzümden düşen bin parça. Aşağıdaki fotoğrafta suratsızlığımdan ne kadar kötü hissettiğim anlaşılıyor sanırım. Hava -15 civarı. Rüzgar geçirmez malzemelerimizi giydik ama ilk çıkış anında nefesimi dengeleyemeyince stresten bütün vücudumu ter bastı. 11 km'lik yürüyüşü içim sırılsıklam yapmak zorunda kaldım. Durduğumuz anda titremeye başlıyorum. Artık akan burnumu silmek için vakit harcamayı bıraktım, yüzüm gözüm saçım başım sümük içinde. Bir yanda yorgunluk bir yanda soğukla mücadele ederken güneş yükselmeye başlarken Doğubeyazıt'a doğru bakınca birden Ağrı Dağı'nın gölgesini gördüm. Hayatımda gördüğüm en etkileyici manzaralardan biriydi. Fotoğraf çekmek için eldivenlerimi çıkarınca ellerimin donacağını bilsem de bu anı ölümsüzleştirmek istedim. Krampon takarken zangır zangır titriyorum. Rehberimiz \"bekleme, yürümeye devam et, donacaksın\" diyor. Hiç durmadan buz zeminde yürümeye başlıyorum. Kocam da hemen arkamda. \"Geldik\" diyor, \"zirvedeyiz, sen önden devam et\". O anda gözlerim doluyor. Atatürk Zirvesindeyiz! Dönüp kocama sarılıyorum, \"başardık\" diyorum, \"sen olmasan, doğru dürüst nefes alamazken ve donmak üzereyken zirveye asla çıkamazdım\". Beraber gittiğimiz tüm ekip zirveye ulaşıyor, hiç firemiz yok. \"Bunu kutlamalıyız!\". Zirve -10 derece civarı, hava açık ama çok şiddetli bir rüzgar var. Zirvede olmanın şaşkınlığı ile birkaç fotoğraf çekilip görebildiğim arkadaşlarıma sarılıyorum. Zirvenin en uç noktasında fotoğraf çektirmek için bir de sıra beklemek gerekiyor, bekliyoruz. Amacımız zirvede Atatürk Bayrağı açmaktı, açtık, gururluyuz! Amacımız Atatürk Bayrağı'nı bütün ekip açmaktı ama hepimiz farklı dakikalarda zirveye çıkınca ve oradaki şaşkınlıkla bir araya gelip fotoğraf çekilemedik. 4900'de bir araya gelebildiklerimizle hemen bir ekip fotoğrafı çekildik. Ağrı Dağı zirvesini görmüş olmanın haklı gururu ve saatlerdir soğukta dik yokuşları tırmanmanın yorgunluğu yüzlere yansımış elbette. Titreye titreye geçen kısa dakikalardan sonra dönüşe geçiyoruz. Geldiğimiz 11 km'lik yolu gündüz gözü ile dönerken \"gelirken bu yolu görsem asla çıkamazdım, iyi ki karanlıkta çıktık\" diye düşünüyorum. 4200'den çıkış 6, iniş 5 saat sürüyor. İniş çıkıştan daha zor sanki. İniş yolu boyunca bayılan, kusan, yürümekte zorlanan pek çok yürüyüşçü ile karşılaştık, neyse ki biz ekip olarak sağlamdık. Zirvede birlikte açamadığımız bayrağımızı 4200 kampında açıyoruz sonunda! Sonunda tüm ekip yeniden bir aradayız! 4200 metreye varınca iş bitmiyor. Biraz dinlendikten sonra 8 km aşağıya 3200 kampına inişe geçiyoruz. Bütün ayak parmaklarım su toplamış durumda, iniş daha da zorlaşıyor. Döndükten sonra 6 tane ayak tırnağımın düştüğünüzü de söylemeden geçmeyeyim. 30 km'lik çıkış ve iniş toplamda 14 saat kadar sürüyor. Artık ayak parmaklarımı hissetmiyorum ama dağdaki en huzurlu uykumu burada uyuyorum. 3200 metrede uyandığımız sabah dağın zirvesini bulut kapladı. Bizden sonraki 2-3 gün hava muhalefeti nedeniyle zirve çıkışları yapılamamış. Şanslıydık! 3200 metreden 2200 metreye yine 20 km'lik bir yürüyüşümüz var. Artık önemi yok. Zirveyi görmüş, kilometrelerce yürümüş, burun çevrem silmekten ve sümükten tahriş olmuş, dudaklarım çatır çatır çatlamış, koca bir uçuk çıkarmış, ayak tırnaklarımın çoğunun düşeceğinden eminim ama çok mutluyum. Başardık! Yol arkadaşlarım, kocam, ben, hep birlikte başardık. Bir saniye dahi \"yapamazsak\" diye düşünmeden, birbirimizi destekleyerek, beraber üşüyüp beraber yorularak, \"harikasın, yaparsın\" diyerek başardık. Bu tırmanışı 2023 yılında yapmamızın bir nedeni var. Ağrı Dağı'nın zirvesi \"Atatürk Zirvesi\", Cumhuriyetimizin 100. yılı anısında Atatürk ve silah arkadaşlarını anmak, adlarını yaşatmak, cumhuriyetimizin sonsuza kadar Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda yaşamasına olan inancımızı göstermek için o zirveye çıktık. Başardık. Öğle saatlerinde zirveden indikten sonra aldığımız paket kapsamında İshakpaşa Sarayı ve Nuh'un Gemisi'nin İzi'nin olduğu yere gidiyoruz. Aşağıdaki fotoğrafta Nuh'un Gemisi'nin izi arkamızda, zirve tırmanışını yaptığımız grubun tamamını görebilirsiniz. Mekan edenler için; İshak Paşa Sarayı ve Ağrı'da Gezilecek Yerler yazılarımı okumanızı öneririm. Benim Ağrı Dağı'na tırmanışım 10 senelik bir hayalin ve zihnen hazırlanmanın sonucu. Ağrı Dağı'na çıkan firmalara bakarsanız; \"12/13 yaşının üstünde, herhangi bir sağlık sorunu olmayan herkes çıkabilir, herhangi bir dağcılık lisansı gerekmiyor\" diyorlar. Zirve tırmanışını deneyimlemiş, profesyonel dağcı olmayan, tamamen amatör biri olarak benim bakışım ise daha farklı. - Kesinlikle kondisyona ihtiyacınız var. Tavsiyem dağa gelmeden önce düzenli olarak dik iniş ve çıkışları olan doğa yürüyüşleri yapmanız. Ben şehirde 20 km rahat yürüyorum demeye benzemiyor. Bacak kaslarınızı geliştirmek için bisiklet ve/veya koşu gibi antremanlar da yapabilirsiniz. Konunun uzmanlarından fikir almanız iyi olur. - Sadece fiziksel hazırlık yetmiyor, zihinsel olarak zorlu bir tırmanış olduğunu kabul etmek ve bunu başarabileceğinize inanmanız çok önemli. - Dağda dirayet, hemen pes etmemek, yorulsanız da üşüseniz de nefessiz kalsanız da devam etme gücünü bulmanız çok önemli, bu güç sizde var mı, bunu iyi değerlendirin. - Bizim 8 kişilik arkadaş grubumuz 40, 43, 45, 53, 58, 63 yaşlarında insanlardan oluşuyordu. Hepimiz zirveye ulaştık. Ancak beraber çıktığımız 22 kişilik ekipten 4 kişi çok daha genç olmalarına rağmen zirveyi göremedi. Yaş kesinlikle bir kriter değil, önemli olan sizin fiziksel ve zihinsel performansınız. - Bizim grubumuzun tamamı gezginlerden oluşuyordu. Zor durumlarla başa çıkma, pes etmeme, sabır, azim, aza kanaat etme hepimizin ortak özellikleri idi. En önemlisi ise, hepimizin zirveyi göreceğine dair inancı tamdı. En büyük avantajlarımız bunlar oldu. Eğer arkadaşlarınız veya partneriniz ile çıkacaksanız yanınızdaki kişilerin sizi olumlu etkileyecek kişiler olması çok önemli. - Tansiyonunuz düşükse, koşu veya dalış gibi nefes kontrolü gerektiren sporlar yapıyorsanız, kilonuz az ise bunlar kesinlikle tırmanış için size avantaj sağlayacaktır. Biz, birlikte tırmandığımız kişiler açısından inanılmaz şanslıydık. Herkes pozitifti, herkes birbirini destekledi, en ufak bir olumsuzluk yaşamadık, bu dünya tatlısı insanları sizlerin de tanımasını isterim, hepsinin instagram hesaplarının bağlantılarını ekliyorum, lütfen takibe alın. - Tabii ki başta dağı katır gibi tırmanan Kocam Özgür Uzun - Gezgin dostum Şükran, Şükran'ın deneyimlerini aktardığı Pustoodunya. com adlı bloguna mutlaka göz atın. Ağrı Dağı notları da harika. - Şükran'ın kendisi kadar tatlı, tam bir Arnavut kızı olan ablası Türkan Abla, keçi gibi çıktı vallahi. - Dünyanın altını üstüne getirmesine rağmen mütevazilikte bir zirve olan Esra, kendisini Türkiye'de yakalayıp Ağrı'ya birlikte çıkabildiğimiz için çok şanslıyız. - Bir başka gezgin arkadaşım, sakin sakin kararlı adımlarla tırmanan sevgili Hanife. - Hem fiziksel hem de karakteristik olarak tam bir dağ keçisi olan canım Nazmiye, hiç vazgeçmedi! - Grubumuzun en enerjik üyesi Mustafa. Kendisini tırmanırken pek göremedik çünkü hep en öndeydi. Ağrı Dağı'na gitmeden önce bir sürü video izleyip, bir sürü insanla konuşup yanımıza almamız gereken malzemeler listesini ekip olarak hazırladık. Zirve yolculuğumuzun Ağustos ayının 3. haftası olduğunu da özellikle hatırlatmak istiyorum. Çıkış için en iyi ay, kar/buz/soğuk ve fırtınanın en az olduğu dönem. Malzemelerimizi de ona göre belirlediğimizi unutmayın! Gittiğimizde \"aaa bunu iyi düşünmüşsünüz\" laflarını çok duyduk. O yüzden size amatörler için Ağrı Dağı tırmanışı için gerekli malzemeler listesi hazırladım. - 4200'e kadar çıkarken giymek üzere ter tutmayan ince ve uzun kollu tişört. Hava güneşli olsa da uzun kollu tişört güneşten yanmanıza engel olacaktır. - Yürüyüşe uygun çorap. Her çorap aynı değil mi diye düşünebilirsiniz ama değil. Outdoor malzeme satan firmalardan doğa yürüyüşlerine uygun çorap almanızı öneririm. Bu kadar uzun ve dik bir yürüyüş için ayak konforu önemli. - Rahat, ter tutmayan iç çamaşırları. - Akşamları giymek için polar ceket. Bizim gittiğimiz tarih itibariyle gün içinde hava gayet iyiydi ancak akşam güneş gidince hava soğuyor. - Tedbir olarak yağmurluk/panço. Biz yürüyüş sırasında yağmura denk gelmedik ama gelebilirdik, tedbir amaçlı olarak yağmurluk taşıdım. - Bilekli yürüyüş ayakkabısı - Zirveye kadar olan günler için yürüyüş pantolonu - Güneş gözlüğü - Şapka - Kampta giymek için terlik - Boynunuzu korumak için Buff, zirve günü için balaklava olabilir. - Zirve günü için bere. - Zirveye çıkarken giymek için alt üst içlik. Zirve günü yürüyüşün en soğuk günü olacak. Termal içlik olmazsa olmaz. - Zirve yürüyüşü için rüzgar kesici özellikte teknik mont. Malzemelerinizin kesinlikle rüzgar kesici olması lazım çünkü 5000 metredeki rüzgar insanı mahfediyor, bu konuyu önemseyin. - Zirve çıkışı için varsa summit bot. Ağustos'ta çıkacaksanız bu tarz bir bot olmasa da bilekli sağlam bir bot işinizi görüyor. - Zirve yürüyüşü için rüzgar geçirmeyen Softshell pantolon - Zirve yürüyüşü için rüzgar kesici kar eldiveni. Evet, iki ayrı eldiven lazım. - Zirve yürüyüşü için polar eldiven - Kişisel bakım malzemeleriniz - Yarabandı - Tiger balm veya viks - Günes koruyucu - Kagit Mendil - Burun bandı nefes açıcı bant. - Kolonya - Dis firçasi & macunu & ipi - Havlu - Yürüyüş sırasında yemek için enerji veren atıştırmalıklar. - Koli Bandı. Hem çuvalların ağzını kapatmak hem de herhangi bir yırtık vs tamiri için kullanılıyor. - Çöp torbası - Kamp yerinde kullanmak üzere bardak - Uyku tulumu (-10 konfor derecesinde). Biz bunu firmadan kiraladık. - Cep ısıtıcısı. Hem gece uyurken hem de zirveye çıkarken ayakları ısıtmak için çok işe yarıyor. - Kulak tıkacı. Kampta gürültüden uyuyamayanlar için listede var, ben kullanmıyorum. - Yastık - Kafa lambası. Hem gece kampta hem de zirve yürüyüş gününde ihtiyacınız olacak, olmazsa olmaz. - Tuvalet kağıdı. Bizim kamp alanlarında tuvalet kağıdı yoktu, iyi ki yanımıza almışız. - Islak mendil - Ekipmanlariniz ve kıyafetler için duffle çanta veya sırt çantası - Ekipman çantası için çuval ve battal boy torba. Çantalar atlarla taşındığı için çok fazla toz ve at terine maruz kalıyor. Önce çöp torbasına sonra çuvala koyarak çantalarımızın temiz kalmasını sağladık. - Termos. Sıcak çay / kahve için gerekli. - Matara. Su için gerekli. - Baton - Günlük yürüyüş çantası (20-25 It yeterli) - Günlük çanta için yağmurluk - Her türlü elektronik aletiniz için 4 gün yetecek kadar powerbank almanız en önemlisi - Telefon, fotoğraf makinası gibi kişisel elektronikleriniz Liste uzun görünüyor ama gözünüz korkmasın, hazırlaması kolay. Ağrı Dağı, 5137 metre yüksekliği ile zirvesinde yılın her ayı buzul bulunan, Türkiye'nin çatısı olarak anılan koni şeklinde bir dağ. Ağrı Dağı'nın zirvesine çıkmak isteyen amatörler için en iyi zaman 20 Temmuz ile 20 Eylül arası deniyor. Bu tarih aralığı için yaptığım araştırmalar ve takip ettiğim zirve çıkışlarına bakarak Ağustos ayının en iyi dönem olduğuna kanaat getirmiştim. Havanın açık, yağışsız, rüzgarın daha az olduğu dönemde çıkmak biz amatörler için en iyisi. Ekip olarak Ağustos ayının 3. haftası çıkışımızı gerçekleştirdik. Çıktığımızda zirve güneşli, hava açıktı ama oldukça rüzgarlı ve sıcaklık -10 derece civarı idi. Bizden sonraki iki gün zirve bulutla kapandı ve gruplar güvenlik nedeniyle çıkış yapamadı. Yani en iyi zamanda da gitseniz dağ size sizin verirse zirveyi görebilirsiniz. Bunu da aklınızda tutmanızda fayda var. Bizden bir hafta önce çıkanlar ise zirvede +10 dereceyi görmüşler. - FİRMA SEÇİMİ: Ağrı Dağı'na; yerel firmalar, bulunduğunuz şehirdeki tur şirketleri ve/veya dağcılık kulüpleri aracılığı ile çıkabilirsiniz. Önerim bulunduğunuz şehirde tanıdığınız, güvendiğiniz dağcılık kulüpleri veya acenteler varsa onları tercih etmeniz. - PAKET İÇERİĞİ: Hangi yolla giderseniz gidin tur paketinize dahil olan ve hariç olan hizmetleri öncesinde mutlaka netleştirin. - DAĞ HASTALIKLARI: Gitmeden önce bu konuda mutlaka kendi araştırmanızı yapın. Yüksek irtifa, yorgunluk, ayak zedelenmeleri gibi pek çok konu hakkında fikriniz olsun. Kendinizi de buna göre değerlendirin. - TEMİZLİK: Dağda maalesef ciddi bir çöp/pislik sorunu var. Kamp alanlarının temizliği konusunda firmalar dürüst davranmayabilir, bu nedenle gideceğiniz firmanın yorumlarına bakmanız, gidenlerden fikir almanız iyi olur. - BANYO: Bazı kamp alanlarında duş ve sıcak su olabiliyor, eğer bu konuda hassasanız ona göre bir firma seçin. Çoğunlukla 4 gece 5 gün duş alma imkanı olmayan bir rota burası. - WC: 4200 kampında su ve wc olup olmadığını öğrenin. Dağda su ve wc aramayın diyebilirsiniz ama olan kamp yerleri varken neden olmayanı tercih edesiniz? Üstelik wc olmaması çok ciddi bir dışkı sorunu yaratmış ve mendil pisliğine neden oluyor. Bir yer gösterilmediği için her yer dışkı içinde. Gerçekten korkunç bir görüntü. Gelen dağcıların da bu pisliği yarattığı gerçeği daha da kötü. - ELEKTRİK: Kamplarda elektrik olup olmadığını sorun, ona göre yanınıza powerbank alın. - YEMEK: kampta sabah kahvaltısı ve akşam yemeği yeniyor, öğle yemeği genelde kumanya olarak taşınıyor. Aralarda da atıştırmalıklar oluyor. Bu konuda bir hassayetiniz varsa önceden firmaya bilgi vermeniz iyi olur. - ÇADIR: Çadırları ve diğer malzemeleri atlarla kamp alanlarına taşıyorlar. Bazı kamp alanları daimi iken, bazı kamplarda çadır kur/kaldır operasyonu yürüyüşçüye kalıyor. Yürüyüş yorgunluğu üstüne bununla uğraşmak gerçekten çok zor geliyor. Çadırları kim kuracak diye önceden teyit etmenizi öneririm. Ağrı Dağı tırmanışı zorlu bir tırmanış, sizi çıkaran firma ne kadar profesyonel olursa kendinizi o kadar rahat ve güvende hissedersiniz. Bu arada seçtiğiniz firmaya ne sorarsanız sorun \"hallederiz\" deme ihtimalleri yüksek. Bu nedenle iyi bir ön araştırma, gidenleri bulup bilgi alma, yorumları okuma kısmı çok kritik. Firma seçimi konusundaki tavsiyem; bulunduğunuz şehirdeki dağcılık kulüpleri ve/veya yürüyüş grupları/kulüpleri ile Ağrı Dağı zirve tırmanışını yapmanız. Ağrı Dağı'na gitmeden önce bu gruplar ile yürüyüşler yapıp kendi performansınızı da görme imkanınız olur böylece. Ağrı Dağı tırmanışını bizim gibi yerel bir firma ile yaparsanız; fiyatlar sezona, birlikte gittiğiniz kişi sayısına, seçtiğiniz firmanın sağladığı hizmetlere göre farklılık gösteriyor. 5 bin TL ile 20 bin TL arasında geniş bir aralıkta firmalar hizmet sunuyor. Bazı firmalar Türk gruplara hiç hizmet vermiyor. Yukarıda firma seçimi yaparken dikkat etmeniz gerekenleri belirttim, Ağrı Dağı kolay bir rota değil, fiyattan çok güvenliğinizi önceliklendirerek, güvendiğiniz, içinize sinan firma seçimi yapmanızı öneririm. Ağrı Dağı zirve tırmanışı ile ilgili sosyal medyada çok soru gelmişti, cevapların çoğu yukarıdaki yazıda yer alıyor. Eksik kalan kısımları aşağıda paylaşıyorum. Çift de çıksanız ekip olarak da çıksanız iki önemli konu var. Birincisi; birlikte tırmanacağınız kişilerin sizi destekleyecek, motive edecek, pozitif insanlar olması çok önemli. Bir anlık bir umutsuzluk dönmenize neden olabilir, bu noktada sizi toparlayacak birileri olması lazım. İkinci konu ise; dağa çıkmadan önce biriniz tırmanamaz, çıkamazsa diğeri ne yapacak senaryosunu öncesinde konuşmanız lazım. Tırmanış çok bireysel bir deneyim, biz kocamla \"birimiz çıkamazsa diğeri yola devam etsin\" diye anlaşmıştık tırmanıştan önce, neyse ki gerek kalmadı. 4200 metre yükseklikten 5137 metre yüksekliğe tırmanıyorsunuz, pek çok uçak bu seviyede uçuyor yani tabii ki soğuk ama doğru ekipman ve kıyafetlerle çok zor olsa da başa çıkabiliyorsunuz. Özellikle cep ısıtıcıları bizim çok işimize yaradı. Maalesef bizim kaldığımız kamplarda ekipmanlarımızı şarj edebileceğimiz elektrik kaynağı yoktu. Bu nedenle yanınıza 4 gün yetecek kadar powerbank almanız iyi olur. Genelde telefonlarımızı kapalı tutarak şarjını bitirmemeye çalıştık. Bazı firmaların 3200 kamplarında elektrik oluyor, bizimkinde yoktu. Bunun birkaç sebebi var; 1) gün doğumunda zirvede olmak, 2) öğle saatlerinden itibaren zirvede rüzgar ve tipi başlıyor, dönüşte tipide kalmamak için gece başlanıyor, 3) zirveden dönüşte 3200 kampına geri dönülüyor, zirve günü 15 saatlik bir yürüyüş yapılıyor, dönüşte geceye kalmamak için çıkışa gece başlanıyor. Bizim çıktığımız dönem Ağustos olduğu için ip geçişi olan herhangi bir yer yoktu, diğer aylarda nasıl olur bilmiyorum. Sevil Hanım merhaba, Çok bilgilendirici ve detaylı bir yazı olmuş. Nice zirveleriniz olsun, selamlar.. Böylesine zor bir tırmanışı seninle ve Özgürle birlikte başarmak çok güzeldi. Hele hele bunun Cumhuriyetimizin 100. yılında yapmamız unutulmaz bir anı olarak zihnimizde kalacak lması daha da güzeldi. İyi ki birlikteydik Şükrancım, asla unutulmayacak harika anılar kaldı geriye."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ahlat-ta-gezilecek-yerler-ahlat-gezi-rehberi", "text": "Ahlat, uzun zamandır görmek istediğim yerler listemde sessiz sakin bekleyen yerler arasında idi. İran gezim öncesi Van'a gitmeye karar verince, Van gezi rotama Ahlat'ı da eklemeye karar verdim. İyi ki eklemişim. Ahlat, adı az bilinen, pek gidilmeyen kendi halinde bir şehir olsa da Anadolu tarihi için çok önemli bir yeri var. Ahlat'a gidip Selçuklu eserlerini görünce bunu çok daha iyi anlıyor insan. Kısıtlı zamanda gittiğim Ahlat'ta gezilecek yerler, nasıl gidilir, ne yenir, tarihçesi gibi Ahlat seyahatinde ihtiyacınız olacak pek çok bilgi Ahlat gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Ahlat'ı gezmeye başlamadan önce kısaca tarihçesini öğrenmek iyi olur, böylece şehrin önemini ve buradaki yapıları çok daha iyi anlayabiliriz. Ahlat'ın geçmişi Neolitik Çağlara kadar dayanıyor. Çok eski bir yerleşim yeri olan şehirin geçmişi, M. Ö. 4000'li Hurriler ile başlayıo Osmanlı İmparatorluğu'na kadar uzanıyor. Anadolu'nun doğusu ile batısı arasında stratejik bir konumda bulunan Ahlat, 12. yüzyılda Selçukluların bir kolu olan Ahlatşahlar'ın başkenti olmuş, bu dönemde en güçlü dönemlerini yaşamış. Ahlat; İslamiyetin Anadolu'ya gelmesinden sonra Afganistan ve Özbekistan ile birlikte İslam dünyasının üç büyük ilim, kültür ve sanat merkezinden biri olmuş, \"Kubbet-ul İslam\" ünvanını almış. Van Gölü kıyısında yer alan Ahlat, stratejik konumu ve doğal güzelliklerine ek olarak çok sayıda kümbet, türbe, hamam, çeşme, kale ve meşhur Selçuklu mezarları ile bir açık hava müzesi. Sokaklarında dolaşırken her an karşınıza tarihten bir miras çıkabilir. Bir şehrin tarihini, kültürünü anlamak için en iyi yöntem o şehrin müzesini gezmek. Böylece gezdiğiniz yerlerde gördükleriniz ne zamandan kalmış, kimden kalmış, önemi neymiş kolayca yorumlayabilirsiniz. Bu nedenle Ahlat'a gittiğinizde ilk ziyaret edeceğiniz yer Ahlat Müzesi olsun. Ahlat'a Tatvan yönünden geliyorsanız solda iki katlı oldukça büyük müze binasını göreceksiniz. Bu yeni bina 2014 yılında hizmete açılmış. Müzenin önünden geçen çift şeritli yoldan maalesef müzeye girişi kaçırırsanız, dönüş için epey devam etmeniz gerekiyor çünkü kimse yakına tekrar bir dönüş koymayı akıl etmemiş maalesef. Müze dört bölümden oluşuyor; Arkeolojik Salon, Kentsel Bellek Salonu, Fuaye Alanı ve Bahçe. Her bölümde farklı dönemlere ait eserler sergileniyor. Müze; Yaz Döneminde; 08.00-19.00, Kış Döneminde; 08.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Müze giriş ücreti 2022 yılı için 15 TL. Ahlat Müzesi hemen Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı'nın yanıbaşında bulunuyor. Mezarlığın bulunduğu alan gerçekten devasa, tahmin edebileceğinizden çok daha büyük ve çok etkileyici. Giriş ücretsiz. Mezarlığın büyüklüğünü şöyle tarif edeyim, 210.000 metrekare bir alana yayılmış 9000 adet mezar taşı bulunuyor ve Türk-İslam mezarlıklarının en büyüğü ve Orhun Abideleri'nin Anadolu'daki temsilcileri kabul ediliyor. Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı; UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesinde yer alıyor, umarım en kısa zamanda daimi listeye girer. Ahlat Selçuklu Mezarlığı içinde üç farklı mezar tipi bulunuyor; Şahideli Sandukalı, Sandukalı ve Akıt. Mezar taşlarının doğu yüzünde yatan kişinin kimlik bilgileri, bazı mezarlarda mesleği ve nereli olduğu gibi bilgiler yer alıyor. Mezarın batı yüzünde ise, mezar taşını yapan zanaatkarın adı, Kuran-ı Kerim'den ayetler ve süslemeler yer alıyor. Yapılan araştırmalar sonucunda, mezar taşlarında 32 farklı zanaatkarın imzası tespit edilmiş. Mezarda yatan kişinin ünvanına göre mezar taşının büyüklüğü belirleniyormuş. Her bir mezar taşı bir sanat eseri güzelliğinde olduğundan tek tek mezarlara bakmak oldukça zaman alıyor. Mezarlık içinde ahşaptan yürüyüş yolları düzenlenmiş. Önemli kişilere ait mezar taşları veya belli bir özelliği olan mezar taşlarının bulunduğu noktalara açıklama tabelaları eklenmiş. Ahlat'ın en etkileyici, en önemli yeri olan Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Türkiye'de mutlaka görülmesi gereken yerler listenizde mutlaka bulunmalı. Ahlat'ta 30 tane kümbet varmış. Bu 30 kümbetten bugüne kadar gelebilen sayısı ise 15. Önce \"kümbet nedir?\" sorusuna açıklık getirelim. Selçuklu döneminde genellikle büyük devlet ve/veya din adamları için yapılmış olan anıt mezarlara kümbet deniyor. Kümbetlerin alt kısmında mezar odası, üstteki bölüm ise dua ve ibadet için yapılıyormuş. Her kümbette bulunan sütunlar ise farklı şeyleri temsil ediyor. Ahlat'ta bulunan kümbetler şekil olarak Orta Asya Türk Çadırı'na benzetilerek yapılmış. Ahlat'ta günümüze kadar kalan 15 kümbetin -bana göre\" en güzel olanı ise Emir Bayındır Kümbeti. Bu kümbet 1481 yılında vefat eden Bayındır Bey için yaptırılmış. Kümbetin hemen yanında küçük bir de mescit bulunuyor. Emir Bayındır Kümbet'inden 500 metre kadar devam ettiğinizde önce Emir Bayındır Köprüsü'nü, sonra da harabe şehri göreceksiniz. Neolitik Çağdan kalan mağaralara oyulmuş olan yerleşim yerlerinde Osmanlı Dönemi'ne kadar aktif yerleşim devam etmiş. Mağara evlerin üstüne yakın dönemde taş evler de inşa edilmiş, tarihle bugün birbirine karışmış. Emir Bayındır Köprüsü, Harabe Şehir ile Mezarlığı birbirinden ayıran derenin üzerine 15. yüzyılda inşa edilmiş. Akkoyunlular döneminde yapılmış olan köprü, o dönemin tipik mimari özelliklerini taşıyor. Kesme taştan yapılmış olan tek gözlü köprü üzerindeki tek işleme köprünün kuzey cephesine işlenmiş bir çarkıfelek motifi. Bu fotoğraf ve yazıda kullandığım birkaç fotoğraf Ahlat seyahatini birlikte yaptığımız arkadaşım Mehmet Altay'a ait. Mehmet, yurt içi ve yurt dışı farklı rotalara turlar düzenliyor ve harika fotoğraflar çekiyor, Mehmet Altay İnstagram hesabını takip etmenizi tavsiye ederim. Harabe Şehir'in hemen üst bölümünde vadinin yukarısında daha küçük bir mezarlık alanında bulunan bir diğer kümbet ise Hasan Paşa Kümbeti. 13. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen kümbet Ahlat Padişahı Hasan Aka'ya aittir. Vaktiniz olursa Ahlat'ta mutlaka görmenizi önereceğim kümbetlerden biri bu. Ahlat şehir merkezinde, evlerin hatta üretim tesislerinin arasında kalmış olan yan yana iki kümbet bulunuyor. İki kümbette ikişer kişinin gömülü olması nedeniyle Çifte Kümbet adıyla anılıyor. Fotoğraflardan da anlaşıldığı üzere kümbetlerin ana yapım şekilleri kare temel üzerine silindir yapı ve konik çatı olsa da hepsinin taş işlemeleri, silindir bölümdeki mimari birbirinden farklı ve eşsiz. Ahlat'ta Van Gölü kıyısında Yavuz Sultan Selim döneminde inşa edilmiş olan kale, konumu nedeniyle Sahil Kalesi olarak anılıyor. İç ve dış kale ile 13 burçtan oluşan kale dikdörtgen planda yapılmış. Ahlat'ın Kale Mahallesi'nde bulunan Sahil Kalesi, ben Ahlat'a gittiğim dönemde restorasyonda olduğundan görme şansımın olmadığı yerlerden biri. Hz. Ömer, El-Cezire Komutanı İyaz Bin Ganem'i Ahlat ve çevresini feth etmekle görevlendirmiş ve Peygamber Efendimiz sancaktarı Muaz Bin Cebel'in oğlu Abdurrahman Gazi İslam Ordusu ile sefere çıkmış. 641 yılında Ahlat'ın fethi sırasında Abdurrahman Gazi şehit düşmüş ve türbesi kümbet mimarisine uygun şekilde inşa edilmiş. Nemrut Krater Gölü kıyısına kadar gitmek istiyorsanız Mayıs ayı ve sonrasını tercih etmelisiniz. Krater gölünün olduğu tepede kar olduğu için karlar erimeden yolu tamamen açılmıyor, daha erken giderseniz göl kıyısına kadar gitme imkanınız olmayacak muhtemelen. Ahlat'ta gezilecek yerler listesini çok daha fazla uzatmak mümkün, ancak ben bu yazıda mutlaka görülmesi gereken yerleri sıralamak istedim. Aşağıdaki Google Haritalar uygulamasında yukarıda bahsettiğim Ahlat'ta gezilecek yerler listesinde bulunan yerleri haritada işaretlenmiş olarak görebilir, bu bağlantıyı kaydederek seyahatiniz sırasında kullanabilirsiniz. Ahlat'a giderken yolda karnım çok acıkmıştı, yemek konusunda herhangi bir ön araştırma yapmamıştım. Google'da kısa bir arama sonucunda Ahlat'ın kavurmasının meşhur olduğunu öğrendim ve en çok önerilen mekanlardan biri olan İsmail'in Yeri'ni telefonla aradım, açık olduklarını öğrenince de navigasyona İsmail'in Yeri yazıp direksiyonu oraya çevirdim. Ahlat kavurması yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi sade geliyor, yanında domates, salatalık ve pide ile servis ediliyor. Bir içecekle birlikte kavurmaya toplam 75 TL gibi bir rakam ödedim yanılmıyorsam (Nisan 2022 fiyatı). Kavurma dışında pide ve ızgara çeşitleri de vardı, ben kavurmayı tercih ettim. İsmail'in Yeri'nde çalışanlar çok ilgili idi, bol bol sohbet ettik, Ahlat'ta gezilecek yerler konusunda önerilerini aldıktan sonra Ahlat gezime başladım. Haaa \"buralara kadar geldik, Bitlis'in meşhur büryan kebabından yemeyecek miyiz?\" derseniz ben Ahlat'ta açık büryancı bulamadım. Ahlat'a kadar gelmeden Tatvan'da o işi halledebilirsiniz. Tatvan'da Meltem Büryan Salonu en meşhur yer, ancak ben hiç açık yakalayamadım. Daha önce Tatvan'a gittiğimde geç kalmıştım, bu kez Ramazan dolayısıyla kapalıydı. Büryan yemek için mecburen tekrar gideceğiz Bitlis'e. Ahlat, Doğu Anadolu Bölgemizde yer alan Bitlis iline bağlı bir ilçe. Van Gölü'nün kuzeybatısı kıyısında bulunan şehir Bitlis il merkezine yaklaşık 62 km mesafede bulunuyor. Ahlat her ne kadar Bitlis'e bağlı olsa da Van ve Tatvan çevresini gezmeye gelenlerin rotasına eklediği duraklardan biri. Van şehir merkezine 177 km mesafede bulunan Ahlat, Tatvan'a ise 42 km mesafede yer alıyor. Ahlat'ın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumunu görmek için tıklayın. Ahlat'a gitmek için havayolunu tercih edecekseniz en yakın havalimanı Muş, 117 km mesafede yer alıyor, Van Ferit Melen Havalimanı ise 174 km mesafede. Havayolu ile Ahlat'a gitmek için İstanbul-Ankara gibi noktalardan gelecekseniz dahi mutlaka bir ekstra araca ihtiyacınız olacak. Araç kiralamak veya aşağıdaki otobüs firmalarından biri ile Ahlat'a ulaşmak mümkün. - Van Erciş İtimat - Van Erciş Sema - Van Gölü Seyahat Van gezi yazılarıma da göz atmanızı öneririm. Ahlat'ı göresi. geldi bu yazıdan sonra. Van, Bitlis gezisi yapmak lazım ilk bahar ya da son baharda.. Gerçekten zor bir karar, 3 gün biraz hızlı hareket ederseniz yetebilir ama hız kazanmak adına araç kiralamak iyi bir seçenek. Ahlat ile Van arası epey var çünkü. Sayende Ahlat'ı listeme aldım. Ellerine sağlık çok detaylı ve güzel anlatmışsın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/aile-tatili-icin-ideal-konaklama-secenekleri-nasil-bulunur", "text": "ideal bir tatil beldesi belirlenmesinin ardından bölgedeki tesisleri tek tek incelemek gerekebilir. hakkında yapılan yorumlara göz atmak çoğu kez konaklama noktasına dair genel bir fikir verebilir. Bilet. com adresinden ailenizle birlikte ekonomik seyahat ve tatil seçeneklerini değerlendirebilirsiniz. bulabilirsiniz. Bu şekilde otelin hizmetlerini görebilir ve fiyat aralığını da öğrenebilirsiniz. Günümüzde birçok otel, çocuklu ailelere özel hizmetler veriyor. Özellikle lüks oteller; etkinlikler, partiler ya da çeşitli oyunlar ile çocuklu aileler için keyifli dakikalar vaat ediyorlar. Çocukları, İlk kez gidilen bir yerde, merkezi bir noktada konaklamak ulaşım konusunda ailelere kolaylık sağlar. fotoğraflarına bakabilirsiniz. Temiz ve donanımlı olduğunu düşündüğünüz otelleri telefonla arayarak, Aileler, senenin yorgunluğunu atmak için en iyi konaklama tercihini yapmaya özen gösterirler. Güvenlik açısından donanımlı olan oteller de pek çok ailenin severek konakladığı yerler olmaktadır. Küçük çocuklar ile yapılan tatillerde, güvenlik önlemleri büyük önem taşır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/aizanoi-antik-kenti-kutahya", "text": "Az bilinen antik kentler serimizin bir yenisine daha hoş geldiniz! Türkiye'de antik kent deyince akla Efes, Bergama, Aspendos gibi yerler geliyor elbette. Unutmamak gerekir ki Anadolu pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, bu yüzden hemen hemen her ilimizde köklü medeniyetlere dair izler bulmak mümkün. İkinci Efes olarak anılan Aizanoi Antik Kenti de o kıymetli antik kentlerden biri. Kütahya'nın Çavdarhisar ilçesinde yer alan antik kent, şimdilik az bilinse de yakın zamanda adından çokça söz ettirmeye aday. Aizanoi Antik Kenti nerede, nasıl gidilir, kentte neler var, Dünyanın en iyi korunmuş Zeus Tapınağı hakkında bilmeniz gerekenler ve fazlası bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Aizanoi Antik Kenti gezi videomu aşağıdaki görsele veya bu linke tıklayarak izleyebilirsiniz. Videomu beğenirseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Aizanoi Antik Kenti, Kütahya'da gezilecek yerler listesinin ilk sırasında yer alıyor. Aizanoi nerede, nasıl gidilir diye soracak olursanız; antik kent Kütahya-Uşak karayolu üzerinde, Kütahya şehir merkezine yaklaşık 58 kilometre mesafede Çavdarhisar ilçesi sınırları içinde yer alıyor. Aşağıda yer alan haritada Aizanoi Antik Kenti ile Kütahya arasındaki yolu görebilirsiniz. Google haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. İstanbul'dan Aizanoi Kenti yaklaşık 330 kilometre, Osmangazi Köprüsü'nü kullanarak giderseniz, 4,5 5 saatte gitmeniz mümkün. Ankara'dan ise 360 kilometre, Ankara'dan da benzer bir sürede ulaşmak mümkün. Aizanoi Antik Kenti'ne kendi aracınız ile gelmek istemezseniz, Kütahya'dan Çavdarhisar, Gediz veya Emet ilçelerine giden otobüs veya dolmuşlara binerek Çavdarhisar'a ulaşabilirsiniz. Antik kent Çavdarhisar merkezinden yürüme mesafesinde. Biz, Aizanoi'ye kendi aracımız ile ilk gidişimizde; İstanbul'dan gelirken yol üstünde Oylat Mağarası ve Topuk Yaylası gibi noktalara uğrayarak geldik. Siz de benzer bir rota belirleyebilirsiniz. Gece konaklamamızı ise Murat Dağı'nda yaptık. Kütahya, Uşak, Burdur illerini kapsayan gezi rotası için tıklayın. Aizanoi Antik Kenti giriş ücreti 2020 yılı için 10 TL. Biletinizi Zeus Tapınağı'nın hemen karşısında yer alan ziyaretçe merkezinden alabilirsiniz. Müzekartınız yoksa bu gişeden alabilirsiniz. Zeus Tapınağı dışındaki alanlarda herhangi bir bilet kontrolüne rastlamadım ancak korona nedeniyle kontroller azalmış olabilir, siz yine de biletinizi atmayın. Ziyaretçi merkezinde bir müze mağazası, çay kahve içebileceğiniz bir kafeterya, antik kentin güzel bir maketi, lavabo gibi imkanlar bulunuyor. Korona döneminde ziyaret saatleri değişiklik gösterebiliyor, gün ortasında gitmek iyi olabilir veya gitmeden telefonla görüşebilirsiniz. - Adres: Yukarı, Cumhuriyet Cad., 43710 Çavdarhisar/Kütahya - Telefon: 0 274 351 21 01 Aizanoi, ilklerin antik kenti olarak anılıyor. Dünyanın en iyi korunmuş Zeus Tapınağı, tapınağın altında yer alan Pagan tapınağı, dünyanın ilk borsası olarak kabul edilen Macellum, dünyada bir benzeri olmayan stadyum ve antik tiyatro kompleksi, Kocaçay üzerine kurulmuş antik köprüler, mozaikli hamam gibi pek çok değerli kalıntı bu şehirde yer alıyor. Mitolojik kaynaklara göre Aizanoi, Zeus'un kızı Su Perisi Erato ve Kral Arkas'ın oğlu Azan'ın birleşmesinden ortaya çıkar. Aizanoi adının da Azan'dan geldiği düşünülüyor. Azan halkı, Penkalas yani bugünkü adıyla Kocaçay Irmağı'nın yukarı kesiminde tanrıça Meter Steunene'nin kutsal mağarası civarında yaşayan Frigyalılar'ın öncüsü olmuştur, yani Friglerin ataları diyebiliriz. Şehirde M. Ö. 3.000'li yıllara tarihlenen kalıntılara rastlanmış. Frigya'ya bağlı olarak yaşayan Aizanilistler'in yerleşim yeri olan şehir, Roma döneminde Psikoposluk Merkezi olmuş. Selçuklu Dönemi'nde Çavdar Tatarları yaşadığı için buradaki yerleşim adını Çavdarhisar olmuştur. 1824 yılında Avrupalılar tarafından şehir yeniden keşfedilmiş, 1920'lerde kazı çalışmalarına başlanmış. Aizanoi Antik Kenti, 2012 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası geçici listesine girmiş, umarım en kısa zamanda kalıcı olarak listede hak ettiği yeri bulur. Aizanoi'yi pek çok antik kentten ayrıştıran özelliği ise antik kentin üstünde hala aktif yaşayan bir şehir olması. İnsanların evleri hala antik kalıntıların üstünde. Aizanoi hala içinde yaşamın sürdüğü, tarih ile günümüzün iç içe yaşadığı bir antik kent. Antik kent geniş bir alana yayılmış olsa da Kibele Sunağı dışındaki her yeri yürüyerek gezmeniz mümkün. Aizanoi Antik Kenti'nde gezilecek, görülecek yerleri sırasıyla aşağıda göreceksiniz. Kenti ziyarete Zeus Tapınağı'nın hemen karşısında yer alan ziyaretçi merkezi ile başlarsanız kendinize bir gezi rotası çıkarmanız daha kolay olacaktır. Aizanoi Antik Kenti'ne gittiğiniz ilk görmeniz gereken yer kesinlikle Zeus Tapınağı. Yol tabelalarını izleyerek şehre girdiğinizde solda ziyaretçi merkezi sağda ise Zeus Tapınağı'nı göreceksiniz. Kente giriş biletini de buradan alacaksınız. M. S. 1. yüzyılda yapılmış olan Zeus Tapınağı, dünyadaki en iyi korunmuş Zeus Tapınaklarından biri ve en sağlamı. Yaklaşık olimpik bir havuz büyüklüğü diyebileceğimiz 53x35 metrelik podyum üzerine inşa edilmiş. Kısa kenarlarında 8, uzun kenarlarında 15'er sütun yer alıyor. Tapınak Zeus'a adanmış olsa da önünde bulunan Kibele heykeli, sadece Zeus değil, Kibele'ye de adandığını göstermektedir. Tapınağın etrafını iyice dolaşın, eğer uygun saatte giderseniz harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Sütunların arasında tapınağın altına inen bir kapı göreceksiniz. Bu kapıdan girip aşağıya inin mutlaka. Burası Roma mimarisinde görülmemiş bir yapı. Ana tapınağın altında bir başka oda. Tonozlarla örtülmüş olan mekana müzik vermişler, aynı zamanda pencerelere yerleşmiş olan kuşların sesleri ile çok ilahi bir yer hissi yaratıyor girince. Bu yerin bir kehanet merkezi veya bir pagan tapınağı olduğu tahmin ediliyor. Tapınağın çevresinde Aizanoi Nekropolü'nden çıkarılmış pek çok mezar taşı ve lahit göreceksiniz. Hemen her mezartaşı birbirinden farklı işlemelere sahip. Hayvan ve bitki figürleri ön plana çıkıyor. Zeus Tapınağı'ndan sonra yürüyerek ulaşabileceğiniz mesafede şehrin stadyum ve tiyatrosu yer alıyor. 15 bin kişi kapasiteli tiyatro ve tiyatroya bitişik nizamda yapılmış 13 bin kişilik stadyum M. S. 1. yüzyıl ile 3. yüzyıllar arasında inşaa edilmiş. Bu bitişik nizamlı kombinasyonun dünyada bir örneği daha yok. Stadyumun büyük bir kısmı toprak altında, tiyatroda halen restorasyon ve kazı çalışmaları devam ediyor. Aizanoi Antik Kenti'nde iki adet hamam bulunuyor. Burada bahsedeceğim hamam tapınak ile stadyum arasında yer alan hamam. MS.2 yüzyıl civarında yapıldığı tahmin edilen hamamın içinde sıcak ve soğuk yıkanma alanları, palaestra gibi bölümler bulunuyor. Bu hamamda sağlık tanrıçası Higgia'nın heykeli bulunmuş, heykel Kütahya Hava Tugayındaki müzede sergileniyormuş. Palaestra: Eski Yunan'da güreş okuluna verilen ad. Stadyumdan çıktıktan sonra yolununuzu köyün merkezine doğru çevirebilirsiniz. Kocaçay'ın diğer tarafında bulunan Macellum yani antik borsa ve sütunlu yola ulaşacaksınız. Burası şehrin alışveriş ve ticaretinin döndüğü yer. M. S. 400'lerde yapıldığı tahmin edilen sütunlu cadde, şehrin alışveriş merkezi. Dükkan kapıları sütunlu caddeye açılıyormuş. Pazar yeri gibi de düşenebilirsiniz. Dünyanın ilk borsası olarak değerlendirilen Macellum, pazaryerindeki tahıl fiyatlarını düzenlendiği yer olduğu için antik borsa olarak kabul edilmiş. Dönemin imparatorunun enflasyon ile mücadele için böyle bir yönteme başvurduğu söyleniyor. Borsa ve sütunlu yol bahçe çiti ile çevrelenmiş, biz gittiğimizde kapısı açık idi. Bir kulübe var ama iki gidişimde de kimse yoktu. Zeus Tapınağı'nın olduğu taraf ile borsanın olduğu taraf Kocaçay'ın iki yakası ve şehrin iki yakası. Bu iki yakayı birbirine bağlayan 5 köprü varmış şehirde. Köprülerden biri yayalar için yapılmış ahşap köprü, diğer dördü ise kemerli taş köprüler imiş. Taş köprülerden sadece 2 tanesi günümüze ulaşabilmiş. Birini hemen borsanın yanında göreceksiniz. Borsadan 300 metre kadar ileride ise Roma Köprüsü olarak anılan ve restore edilmiş olan Roma Köprüsünü göreceksiniz. Roma Köprüsünden 100 metre ileride de yayaların kullanımında olan ahşap köprüyü bulacaksınız. Kocaçay üzerinde özgürce dolaşan kaz sesleri bütün kenti kaplaması sizi şaşırtmasın. Bütün bir gruplar halinde dolaşıp birbirlerine sataşmadan duramıyorlar. Tabii harika manzaralar sunduklarını söylememe gerek yok sanırım. Kocaçay çevresinin düzenlenmesine yönelik ciddi bir çalışma devam ediyor. Antik dönemde nehrin kenarına döşenmiş taşlar o dönemki haline uygun tekrar döşeniyor, bu düzenleme tamamlanınca Kocaçay üzerinde sandalların gezebileceği bir yer haline getirilecekmiş. Mozaikli Hamam tanıtım materyalleri içinde olsa da ben şehri ziyaret ettiğim dönemlerde ziyarete açık değildi. Bu nedenle sadece aldığım bilgileri paylaşacağım. M. S. 3. yüzyılda şehirde, kireçtaşlarından büyük bir hamam inşa edilmiş. Hamamın içinde Satyr ve Menad mücadelesini anlatan bir taban mozaiği yapılmış. Bu nedenle mozaikli hamam olarak anılıyor burası. Bu hamamın asıl önemi ise M. S. 4 veya 5. yüzyılda Hristiyan cemaati için psikoposluk merkezi olarak kullanılmış olması. Halk arasında Kibele Sunağı veya Meter adıyla anılan yer Aizanoi Antik Kent merkezinden 4 kilometre uzakta Kocaçay'a yukarıdan bakan bir tepede yer alıyor. Ana Tanrıça Kibele, Anadolu'da yeniden doğuşun, bereketin ve tabiatın anası kabul edilir. Frig döneminde kutsal sayılan Meter Steunene Kutsal Alanı kayalara oyulmuş mağaralardan oluşuyormuş. Ancak depremler nedeniyle mağaralar çökmüş. Roma döneminde bu kutsal alana girip Kibele'ye ulaşmak isteyenlerin boğa kurban ettikleri bir tören düzenleniyormuş. Ana tanrıça Kibele'nin uyanış vakti sayılan 22-27 mart tarihlerinde kutsal alana girmek isteyen kişiler yanlarında bir boğa getiriyorlarmış. Kibele'nin rahiplerinin yönlendirmesi ile külte girmek isteyen kişi kan çukuruna oturtulur, vücudu boynuna kadar kapatılır ve üstte kesilen boğanın kanı ile kişi banyo ettirilirmiş. Böylece günahlarından arınmış olurmuş. Kan çukurlarının olduğu yere gitmek için antik kentin içindeki sütunlu caddeden hemen önceki yol tabelalarından Kocacay'a paralel olarak 4 kilometre kadar ilerlemek gerekiyor. Yıkık bir kulübe gördüğünüz yerde çay yolu da kesmiş olacak, aracınızı oraya bırakıp 200-300 metre kadar tepeye doğru yürümeniz gerekecek. Yol zorlu değil ama düz olmadığını da söyleyeyim. Vardığınızda iki adet kan çukuru göreceksiniz. Meter'e giderken yol üstünde tarlaların içinde yine antik kalıntılar göreceksiniz, biz hepsine tek tek bakmaktan kendimizi alamadık. - Dünyanın En İyi Korunmuş Zeus Tapınağı - Dünyada Benzeri Olmayan Stadyum ve Antik Tiyatro Kompleksi - Hamam ve Palaestra Kompleksi - Dünyanın İlk Borsası: Antik Borsa Macellum - Sütunlu Yol - Antik Köprüler - Mozaikli Hamam - Meter Steunene Kutsal Alanı Kibele Sunağı Antik kentin olduğu yerleşim içinde dolaşırsanız pek çok kolon, sütun benzeri kalıntıların sokakları süslediğini göreceksiniz. Kazılara devam edildikçe eminim çok daha fazlası çıkarılacaktır. Aizanoi özellikle Zeus Tapınağı ile mutlaka görülmesi gereken bir değer. Yolunuz o taraflara düşerse direksiyonunuzu mutlaka bu şehre kırın. Aizanoi yakınlarında konaklamayı düşünenler için tavsiyelerimi paylaşayım. Aizanoi'ye ilk gittiğimde şehir içinde gezerken, sütunlu yolun hemen arkasında Anturia Çavdarhisar Evi adında bir otel görmüş ve \"keşke burada konaklasak\" demiştim. Burası; Anturia Arkeoloji ve Sosyal Çevre Etiği Okulu'nun konaklama yeri imiş. İlk gittiğimde açık yakalayamadım ama ikinci Aizanoi ziyaretimi sadece burada konaklama üzerine planladım. Gitmeden önce mutlaka arayıp rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Burası eski bir köy evinin restore edilmesi ile turizme kazandırılmış. Restoran, kafe, pansiyon ve yemek atölyelerinin yapıldığı bir yer olarak hizmet veriyor. İşletmesini yapan Murat Yıldız, hem akademisyen hem yemekleri yapıyor, hem doğa etikçisi, çok yönlü ve çok renkli bir karakter. Yemekler efsane. Konaklama yaptığınızda her türlü yeme içme konaklamaya dahil oluyor. Toplam 6 odası olduğu için özellikle yaz sezonunda mutlaka önceden rezervasyon yaptırmak şart. Bu çevrede çok yakın olmasa da kalabileceğiniz bir diğer seçenek de Murat Dağı'nda yer alan bungalovlar. Gediz Belediyesi tarafından işletilen bungalovlara aşağıdaki telefonlardan ulaşabilirsiniz. Gediz Belediyesi Murat Dağı Kaplıca Müdürlüğü olarak geçiyor işletmenin olduğu yer. - 0 274 412 73 14 - 0 274 412 74 96 - 0 537 572 97 35 Bungalovlar 4 kişinin rahat rahat kalabileceği şekilde dizayn edilmiş. Kombili, salonu, mutfağı, banyosu ve yatak odası bulunuyor. Ama, kadın-erkek arkadaşlar olarak tek bungalovda kalamıyorsunuz mutlaka evli olmanız gerek. Bu devirde hala bu yobazlığı görünce üzülüyor insan."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/akaretler-mustafa-kemal-muzesi", "text": "Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün bir süre Beşiktaş'ta Akaretler Caddesinde yaşadığını biliyor muydunuz? Beşiktaş'ta oturan biri olarak Beşiktaş'ın az bilinen yerleri tanıtmayı kendime görev bildim. Bu kapsamda bugün Akaretler'e, Atatürk'ün İstanbul'daki ilk evine gidiyoruz! Gazi Mustafa Kemal'in İstanbul'da kiraladığı ilk ev Beşiktaş Akaretler Yokuşunda yer alıyor. Atatürk'ün annesi, kız kardeşi ve manevi oğlu yaklaşık 7 yıl bu evde yaşamış. Ev, 2010 yılında Akaretler Mustafa Kemal Müzesi olarak hizmet vermeye başladı. Bu yazıda Akaretler Mustafa Kemal Müzesi olan Atatürk'ün Beşiktaş'taki Evi hakkındaki tüm bilgileri bulacaksınız, keyifli okumalar! Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, Beşiktaş Akaretler Yokuşu'nda bulunan bu evi 1912'de kiralamış ve annesi Zübeyde Hanım, kız kardeşi Makbule Hanım ve manevi oğlu Abdurrahim Tunçak'ı bu eve yerleştirmiş, 1919'da Bandırma Vapuru ile Samsun'a doğru yola çıkana kadar kendisi de zaman zaman, Balkan ve I. Dünya savaşları sırasında cephelerden ayrılıp İstanbul'a geldiği günlerde bu evde kalmış. Sürekli ikameti ise Şişli'deki Atatürk Evi olmuş. Mustafa Kemal'in Samsun'a doğru yola çıkmadan önceki hazırlıklarını Şişli'deki evde yaptığını biliyoruz. Kimi kaynaklar, Milli Mücadele'ye başlamak için yola çıkmadan önce annesi, kızkardeşi ve manevi oğlu ile vedalaşmak için Akaretlerdeki eve uğradığını, kimi kaynaklar ise ailesini Şişli'deki eve taşıdığını söylüyor. Ailesi ile vedalaştıktan sonra, Beşiktaş vapur iskelesinden kalkan bir motor ile 16 Mayıs 1919'da Kız Kulesi açıklarındaki Bandırma Vapuru ile yola çıkmış olduğunu biliyoruz. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ulaşan önderimiz, Milli Mücadele'nin ateşini orada yakacaktı. İstanbul'dan Samsun'a yapılan bu tarihi yolculuk için Türk Hava Yolları'nın hazırladığı projeyi incelemek için tıklayın. Beşiktaş'taki eve geri dönecek olursak; 3 katlı ve 540 metrekare boyutundaki bina, Dolmabahçe Sarayı çalışanları için yaptırılan sıra evler şeklindeki lojmanlardan biri. W şekilli bu toplu konut projesi içinde 133 tane bina yer alıyormuş. Atatürk'ün kiraladığı ev ise bugün Beşiktaş'tan Maçka'ya doğru çıkan Akaretler Yokuşu'nda 36 numarada yer alıyor. Atatürk'ün ailesinin 7 yıl yaşadığı, kendisinin de sık sık uğradığı bu bina Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından müze olarak düzenlendi. 2010 yılında açılan müzede Atatürk'e ait eşyalar ve dönemin tarihi eserleri sergileniyor. 3 kattan oluşan Akaretler Mustafa Kemal Müzesi'nde çeşitli video gösterileri, belgeseller ve filmlerle Balkan Savaşları, göç ve Milli Mücadele anlatılıyor. - Müzenin giriş katında Atatürk'ün vakıflara dair sözleri ve Akaretler'in tarihçesi anlatılmış. - Birinci katta, Balkan Savaşları, Çanakkale Savaşı, İstanbul'un işgali gibi dönemler, - İkinci katta ise Atatürk'ün fotoğrafları, yazdığı mektuplar ve İstanbul'daki son günleri anlatılmış. Beşiktaş'taki Mustafa Kemal Müzesi maalesef sadece hafta içi gün içinde ziyaret edilebiliyor. Hafta içi 09:00-12:00 ve 13:00-16:00 saatleri arasında müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Beşiktaş'a hafta içi yolunuz düşerse Akaretlerde bir kahve molası vermeden önce bu müzeyi görmenizi tavsiye ederim. Atatürkün anne ve kardeşi İstiklal harbi yıllarında bize hısım olan Diş Hekimi Hüseyin Mukbil Beyin Akaretlerdeki evinde misafir edilmiş. Bunu çocukken Hüseyin Mukbil beye yaptıkları ziyaretlerde iki defa Zübeyde Hanımın elini öptüğünü söyleyen anneannemden dinlemiştim. İlk paragraftaki belirsizliği gidermek için yazdım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/akcakoca-gezilecek-yerler", "text": "Kocamla birlikte İstanbul'dan araba ile çıktığımız Batı Karadeniz gezi rotamızın ilk durağı Akçakoca idi. Akçakoca'da gezilecek yerler, Akçakoca nerede, nasıl gidilir, Akçakoca'da ne yenir gibi soruların cevaplarını bu yazıda bulacaksınız. Keyifli okumalar. Akçakoca, Düzce iline bağlı Karadeniz sahil kenarında bir ilçe. Akçakoca, Karadeniz kıyısında İstanbul'a sadece 3 saat mesafede yer alıyor. Bizim gibi uzun bir Batı Karadeniz rotası yapmasanız da, hafta sonu İstanbul'dan gidip gelinebilecek mesafede. İstanbul Akçakoca arası mesafe 255 kilometre, yaklaşık 3 saatte arabayla rahatlıkla ulaşılabiliyor. Otobandan Karasu veya Düzce çıkışından çıkıp kuzeye Karadeniz yönüne ilerlerseniz Akçakoca karşınıza çıkacak. Ayrıca İstanbul'dan Akçakoca'ya otobüs seçenekleri de var, 85-90 TL arasında 5 saatlik bir otobüs yolculuğu ile Akçakoca'ya ulaşabilirsiniz. Ankara Akçakoca arası mesafe ise 275 kilometre civarında. 3-3,5 saat arası Ankara'dan Akçakoca'ya ulaşabilirsiniz. Akçakoca gezilecek yerler listesi çok uzun sayılmaz. Bir günde hemen hepsini kolayca görebilirsiniz. Akçakoca'da gezilecek yerler arasında ilk sırada şehir merkezine 3 kilometre mesafede yer alan Ceneviz Kalesi yer alsa da malesef yıllardır devam eden restorasyon çalışması bitmiş değil, kalenin içine girilemiyor, dışarıdan da görünen aşağıdaki fotoğraftaki kadar. Ceneviz Kalesi'nin hemen yanında Ceneviz Plajı var. Burası Akçakoca'nın mavi bayraklı plajlarından biri. Denize girmek veya güneşlenmek için tercih edilebilir. Kalenin diğer tarafında ise Kadınlar Plajı yer alıyor, orası da Akçakoca'nın popüler plajlarından birisi. Padişah 1. Ahmet zamanında (1602-1617) Akçasar, Rusyadan gemilerle gelen Kazaklar tarafından yağmalanır. Bunun üzerine Akçasar yöneticisi Keramettin Efendi Yukarı Köy, Aşağı Köy, Koç Köyü içine alan Divan-ı Keramattin'i kurar. Çevre köylerden varlıklı ailelerin buralara yerleşmesini teşvik eder. 30 Eylül 1925'te Yukarı Mahalle'de büyük bir yangın çıkar ve 62 ev yanar, bütün mahalle ortadan kalkar. Dönemin belediye başkanı M. Lütfi Gören, bir imar planlaması yaparak yeni bir mahalle kurulmasını sağlar. Yukarı Mahalle, yeni haliyle Akçasar'ın ticari, sosyal, siyasi hayatına yön veren mahalle olur. Yukarı Mahalle'de pek çok eski ev, sokak satıcıları, kafe ve restoran yer alıyor. İkbal Sofrası Sündüz'ün Yeri en ünlü olanları olsa da aynı sokak üzerinde çok sayıda mekan bulabilirsiniz. Akçakoca'dan sonra 10 kilometre mesafede Fakıllı Mağarası yer alıyor. Mağaranın tamamı yaklaşık 1 kilometre imiş, 350 metresi şu an ziyarete açık. Mağara özel işletme tarafından işletiliyor, giriş ücreti 3 TL, Müze Kart geçerli değil. Ben mağarayı çok ilginç bulmadım, vaktiniz varsa uğrayın ama özellikle burası için zaman ayırmayın derim. - Melenağzı plajı, - Karaburun plajı, - Çayağzı plajı, - Çuhallı plajı, - Edilliağzı plajı, - Değirmenağzı plajı, - Çınar plajı, - Ceneviz Kalesi plajı, - Limoncuk plajı, - Kalkın plajı - Kadınlar plajı. - Aktaş Şelalesi: Akçakoca merkeze 11 km mesafede yer alan şelale 50 metre yükseklikten düşüyor. Şelale çevresinde yürüyüş parkurları da mevcut. - Kurugöl Kanyonu: Akçakoca merkeze 14 km mesafede yer alıyor Kurugöl Kanyonu. 2011 yılından bu yana tabiat parkı statüsünde. - Orhangazi İlkokulu: Rıfat Ilgaz sevenlerdenseniz ilginizi çekebilir. Orhangazi İlkokulu Rıfat Ilgaz'ın ilk öğretmenlik yaptığı okul imiş. - Hemşin Camii: Akçakoca merkeze 15 km mesafede Hemşin köyünde yer alan Hemşin camii 150 yaşında ve ahşaptan yapılmış. Kimse kusura bakmasın ama Karadeniz mutfak açısından biraz zayıf. Bulabileceğiniz yerel yemekler de genellikle hamur işleri. Akçakoca'da da durum benzer. Akçakoca'da ne yenir diye bakınca neredeyse farklı olarak tek bulabildiklerim mancar böreği adını verdikleri bir gözleme ve melengüççeği adını verdikleri bir tatlı oldu. Biz de bu yemekleri denemek için Akçakoca Yukarı Mahalle'de bulunan ve Akçakoca'da nerede yenir sorusunun cevabı olarak karşımıza çıkan İkbal Sofrası Sündüz'ün Yeri Gizli Bahçem adlı mekana gittik. Mekan ismi neden bu kadar uzun ben de bilmiyorum. Yukarı Mahalle'de sokak tezgahlarının bulunduğu sokakta bulunan mekanın sırasında bir sürü yer var. Bence onlara da şans vermek gerek. İkbal Sofrası mahallenin dokusuna uygun olarak eski evlerden birinde açılmış. Arka bahçesinde servis veriyorlar. Bu mekan ile ilgili iki eleştirim var. Birincisi, ayranı plastik bardakta veriyor olmaları. Bu kadar popüler olmuş bir yerde artık plastik bardak olmamalı. İkincisi de çalan \"ergen\" müzikleri. Biraz daha yerel müzikler veya yemek yerken dinlemeye uygun müzikler çalabilir. Yemeklere gelecek olursak; mancar böreği denen yemek, pancar yapraklarının iç olarak kullanıldığı bir çeşit gözleme. Gözlemeyi elde açıyor olmaları işin güzel kısmı. Lezzeti de fena değil, ama bizim oralarda yapılan ot böreğinin yerini tutmaz. İkinci yiyecek ise melengüççeği adını verdikleri bir çeşit tatlı. Hayatımda yediğim en gereksiz ve kötü tatlı olabilir. Mekanda mı kötü yapmışlardı yoksa hepsi mi böyle bilmiyorum ama gerçekten çok tatsız tussuz bir tatlı idi. Yemek yediğimiz yerde bir de cevizli ev baklavası vardı, keşke onu yeseydik demekten kendimizi alamadık. Görüntüsü diğer tatlıya göre çok daha iyiydi, pişmanız. Biz Akçakoca'da konaklamadık, bu nedenle deneyip önerebileceğim bir yer yok. Ancak yukarı mahallede eski evleri restore edip otele çevirmişler, Gümüş Konak onlardan bir tanesi. Eğer Akçakoca'da kalmak istiyorsanız bu eski konaklar güzel bir seçenek olabilir. Akçakoca hafta sonu kaçıp denize girebileceğiniz, biraz tarihi doku görebileceğiniz bir Karadeniz şehri. Yolumuz üstünde olmasa gider miydik emin değilim. Karadeniz bölgesine ait tüm yazılarım için KARADENİZ GEZİ YAZILARI sayfama göz atabilirsiniz. Tarihi mahalle pazarına ben de gittim. İkbal sofrası Sündüz'ün yeri sizin anlattığınız gibi değil. Plastik bardak kullanımı ilçede yaşanan sel felaketi sonrası su kesintisi yaşandı. Bardak sorunu elbet olur. Bir de sizin adlandırdığınız \"ergen\" müzikler günümüz hit şarkıları ve bence gayet güzel. Radyodan çalıyorlar. Ve mancarlı börek değil mancarlı pide ve pancardan değil pazıdan yapılıyor. Melengüçceği tatlısı kaymaktan yapılıyor ve ben çok beğendim çok da tatlı. Bende sizi eleştiriyorum. Yanlış tanıtıyorsunuz. Burası benim kişisel blogum ve kişisel deneyimlerimi paylaşıyorum. Siz de kendinizinki yazarsınız, okuyanlar karar verir. Benim deneyimlerim yukarıda belirttiğim şekildedir. Teşekkürler. Sel felaketi ile benim yazdıklarımın hiçbir ilgisi yok, konuyu başka bir tarafa çekmeye çalışmanızın bir faydası olmaz. Ben gittiğim yerlerle ilgili gerçekten ne gördüm, ne yaşadıysam onu yazıyorum. Ayrıca \"kötü\" birşey yazdığımı da düşünmüyorum. Ceneviz Kalesi'nin durumunu yazdım, yıllardır restorasyonda olduğu ve içeriye girilemediği yanlış mı? İkbal Sofrası'ndaki plastik bardak ve kötü müzik benim deneyimlerim ve öyle bir yeri ben okuyucularıma tavsiye etmem, o yüzden o sokakta başka yerleri denemelerini önerdim, gitmeyin demedim. Son olarak Fakıllı Mağarası da \"bence\" çok zaman harcamaya değer bir yer değil. Bunlar benim kişisel deneyimlerim, siz farklı düşünüyorsanız siz de kendi blogunuzu açıp deneyimlerinizi paylaşabilirsiniz. Herkesin zevki farklı, ben Cehennem Ağzı'nın efsanelerini, tarihi düşünerek bir değerlendirme yapmışımdır, sizin bakış açınız farklı olabilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/akdamar-adasi-ve-akdamar-kilisesi", "text": "Akdamar Adası, Akdamar Kilisesi ve Akdamar efsanesi ile Van Gölü'nün ünlü adası. Van'a gidip de Akdamar Adasına gitmemek olmaz! Akdamar Adası hakkında bilgiler, Akdamar Kilisesi, Akdamar efsanesi, Akdamar Adası'na nasıl gidilir ve çok daha fazlasını içeren Akdamar gezi rehberi niteliğindeki bu yazım çok işinize yarayacak, keyifli okumalar! Akdamar Adası, Van Gölü üzerinde yer alan dört adanın ikinci büyük olanı ve tabii ki en popüler olanı. Akdamar Adası'nda yer alan Akdamar Kilisesi ve adaya adını veren Tamar Efsanesi, adayı popüler bir gezi noktası haline getirmiş. Akdamar Adası Van'ın Gevaş ilçesi sınırları içinde yer alıyor. Adanın toplam kıyı uzunluğu 3 metre, en yüksek noktası ise deniz seviyesinden 1912 metre yüksekte. Yani pek çok tepeden daha yüksekte. Akdamar Adası'nda Akdamar Kilisesi dışında bir de küçük kafeterya bulunuyor. Çayınızı kahvenizi içebilirsiniz burada. Aynı yerde hediyelik eşyalar da satılıyor, Akdamar Adası'ndan bir hatıra kalsın derseniz, alabilirsiniz. Adanın güney ucunda bir de gözlem noktası yer alıyor, sahile doğru bir açısı olan noktadan adaya baktığınız da hem Akdamar Kilisesi, hem adanın zirvesini görebiliyorsunuz. Sadece manzarayı izlemek için dahi adaya gelinir. Akdamar Adası, Van Gölü'nün, Gevaş şehrine yakın bölümünde yer alıyor. Van şehir merkezinden Gevaş İskelesi yaklaşık 45 kilometre. Kendi aracınızla gidiyorsanız 40 dakika, minibüs veya otobüsler ile gidiyorsanız yaklaşık 1 saat mesafede. Akdamar Adası'nın tam karşısında Artos Dağı yer alıyor, Artos Dağı'ndan Akdamar, Akdamar Adası'ndan ise Artos Dağı manzarasına doyum olmaz, tabii hava açıksa. Akdamar Adası'na hangi yönden geleceğinize ve mevsime göre Akdamar Adası ulaşım seçenekleri değişiklik gösterir. Van merkezden direkt feribot ile, Gevaş iskelesinden motor ile adaya ulaşmak mümkün. Van merkeze yakın olan Edremit Marina iskelesinden Akdamar Adasına Nisan-Ekim ayları arasında sadece hafta sonları deniz otobüsü çalışıyor. 70 kişilik kapasitesi olan deniz otobüslerinin ücreti 2018 yılında 12 TL imiş. Diğer seçeneklere göre oldukça ekonomik ve pratik bir çözüm olan deniz otobüsleri kış aylarında ne yazık ki hizmet vermiyor. 2018 yılında 14 Nisan'da hizmet vermeye başlamışlar. 2018 için geçerli sefer saatleri: Hafta sonları Akdamar Adası'na: 10:30, 12:00 ve 14.00 gidiş, Akdamar Adası'ndan Edremit İskelesi'ne 13:00, 15:30 ve 17:00 arasında da dönüş yapıyor. 2019 yılı için benim gittiğim dönemde ne zaman hizmete başlayacağı henüz belli değildi. Gitmeden önce Van Büyükşehir Belediyesi'nin internet sitesindeki duyuruları kontrol edebilirsiniz. Van veya Tatvan yönünden farketmez, Gevaş iskelesine gelirseniz buradan düzensiz motor seferleri gün boyu var. Düzensiz deme nedenim 10 kişinin altında ise gelen kişi sayısı motor kalkmıyor, kişi sayısının 10'a tamamlanmasını bekliyor. Yoğun sezonda belki sorun olmaz ama düşük sezonda gidiyorsanız ziyaretin en yoğun olduğu 12:00-14:00 saatleri arasında giderseniz, kendinize yol arkadaşı bulabilirsiniz. Biz dünya tatlısı bir öğrenci grubu ile karşılaştık, Şubat ayı olmasına rağmen fazla beklemeden motora binebildik. Gevaş İskelesi'ne eğer Van merkezden gelecekseniz, Van otogarına gidip oradan Tatvan yönüne giden herhangi bir minibüs veya otobüse binmeniz yeterli. Akdamar Adasına gideceğinizi söylediğinizde sizi motor iskelesinin bulunduğu Grand Deniz Restoran önünde bırakıyorlar. Van otogardan minibüs ile geldik, minibüs ücreti kişi başı 7 TL idi. Eksiden Van otogarına gitmeden şehir merkezinden kalkan minibüsler de varmış, ancak onlar da artık sizi otogara götürüyor, otogardan hareket ediyorlar. Van'dan Gevaş iskelesine ulaşmak yaklaşık 1 saat sürüyor. Eğer Tatvan yönünden geliyorsanız orada mesafe biraz daha uzun, bizim Tatvan'a dönmemiz iki saati buldu. Best Van firmasını motor kaptanı bizim için bekletti, ama iki saatlik yol için 30 TL kişi başı ücret aldılar, sanırım orada biraz kazıklandık. Gevaş İskelesinden Akdamar Adası'na gitmek için motor bizden kişi başı 20TL aldı. Belki kalabalık olunca fiyat daha uygun oluyordur. Bu ücret hem gidiş-dönüş ücreti, tek sefer ödeme yapıyorsunuz. Gevaş iskelesinden adaya gitmek 20-25 dakika kadar sürüyor. Adada yaklaşık 1,5 saat kaldık. Motor kaptanı geri dönüş saatini inerken haber veriyor. Van veya Tatvan'a dönmek için iskelenin önündeki ana yola çıktığınızda küçük büyük pek çok aracı durdurabilir veya otostop çekebilirsiniz. Akdamar Adası şu an ören yeri statüsünde olduğundan adaya giriş ücretli. Yetişkinler için 15 TL Akdamar Adası giriş ücreti. Müze Kartınız varsa ücretsiz girebiliyorsunuz. Akdamar Adası'na girişinde yer alan tabelaya bakılırsa giriş ücreti sık sık değişiyor gibi. Siz gittiğiniz dönemde son bilgiyi kontrol edin yine de. Adaya ulaşım bulabilirseniz sabah 08:00-akşam 19:00 saatleri arası Akdamar Adası ziyarete açık. En son adada çalışan görevliler için bir motor geliyormuş akşam, sonra adayı kapatıp çıkıyorlar. Bir zamanlar Akdamar Adası'nda yaşayan bir baş rahip/keşiş varmış. Efsane bu ya, keşişin Tamar adında bir kızı varmış ve kızının güzelliği ise dillere destanmış. Buralarda çobanlık yapan bir genç ile Tamar birbirlerine aşık olmuşlar. Genç çoban adada yaşamıyor, Tamar'ı görmek için her gece adaya yüzerek geliyormuş. Güzeller güzeli Tamar, çobana gece karanlığında yerini belli etmek için elinde bir fener ile bekliyormuş. Çoban fener ışığını takip ederek Tamar'ı buluyormuş. Gel zaman git zaman baş keşiş bu aşktan haberdar olur. Kızının bir çoban ile aşk yaşamasına razı olmaz. Fırtınalı bir gecede eline feneri alır kıyıya iner. Ama sürekli yer değiştirir, çoban fırtınalı sularda daha fazla dayanamaz, karanlık sulara gömülmeden önce son sözleri \"Ah Tamar\" olur. Çobanın feryadını duyan Tamar da kendini Van Gölü'nün sularına bırakır, iki sevgili birlikte can verirler. O günden sonra adanın adı Ah Tamar olarak anılır. Zamanla Ah Tamara ve Akdamar olarak değişmiş olsa da, hala Tamar ve aşkının hatırasını taşır.... Akdamar Kilisesi, Akdamar Adası'nın güneydoğusunda yani daha düzlük olan bölümde kurulmuştur. Kilise, Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından 915-921 yılları arasında Keşiş Manuel'e yaptırılmıştır. Kilisenin yapılış amacının; Kudüs'ten İran'a kaçırıldıktan sonra 7. yüzyılda Van yöresine getirildiği rivayet edilen Hakiki Haç'ın bir parçasını barındırmak olduğu sanılmaktadır. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde; batısındaki kilise girişi 1763 tarihinde; güneyindeki çan kulesi 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiştir. Kilisenin kuzeyinde yer alan şapelin ise, yapılış tarihi bilinmemektedir. İlk yapıldığında saray kilisesi olan yapı, Ermeni mimari sanatının en güzel eserlerinden biri sayılmaktadır. Ermeni Kralı Gagik'in bu kiliseyi yaptırmak için bütün çevre medeniyetlerden mimar ve ustalar getirdiği söylenmektedir. 1021 yılında Vaspuran Krallığı ortadan kalkınca kilise, manastır kilisesine dönüştürülmüştür. Manastıra dönüştürüldükten sonra Kutsal Haç Kilisesi adıyla anılmıştır. Akdamar Kilisesi, 2007 yılında geçirmiş olduğu restorasyon sonucunda Anıt Müze olarak hizmete girmiştir. Restoran çalışmalarını Ermeni mimar Zakariya Mildanoğlu yürütmüştür. Bugün kilise müze statüsünde olduğundan özel izinler dışında ibadete izin verilmemektedir. Akdamar Kilisesi, zengin iç ve dış süslemeleri ile dikkat çeker. Kilisenin dış cephelerinde, farklı yüksekliklilerde ve kuşaklar halinde binayı dolaşan kabartma olarak işlenmiş çeşitli konular mevcuttur. Alttan itibaren birinci kuşakta İncil ve Tevrat'tan alınan konular anlatılmaktadır. Dini konular arasında Ermeni tarihiyle ilgili kişiler, prensler, krallar ve azizler görülür. Dini konuların yanı sıra, dünyevi konular, saray hayatı, av sahneleri, insan ve hayvan figürleri tasvir edilmiştir. Bu kabartmalarda Orta Asya Türk sanatının yoğun etkilerini taşıyan 9. ve 10. yüzyıl Abbasi Sanatı'nın etkilerini görmek mümkündür. Kilisenin dış süslemeleri ile ilgili açıklamaları kilise bahçesindeki tabelalardan takip etmeniz mümkün, böyle açıklamaların yer alması çok faydalı olmuş. Kilisenin dış süslemeleri kadar iç süslemeler açısından da zengin olduğunu belirtmekte fayda var. Bir kısmı kaybolmaya yüz tutmasa da kök boyalarla yapılmış freskler bu bölgenin en zengin kilise süslemeleridir. Akdamar Adası ve kilise müze statüsünde olduğundan ibadete açık değil demiştim hatırlarsanız, ancak bu durumun bir istisnası var. Her yıl Eylül ayının bir Pazar günü, Ermeni Kiliseleri \"Haçın yeniden yüceltilmesi\" yani İsa Mesih'in çarmıha gerilmiş olduğu haçın Yeruşalim'e dönüşünü anmak amacıyla Kutsal Haç Yortusu yapıyorlar. 2010 yılında, 95 yıl aradan sonra Akdamar Kilisesi'nde ayin düzenlendi. 2011 yılında tekrarlanan ayinden sonra güvenlik gerekçesi ile kesintili olarak devam etti. 3 yıllık aradan sonra 2018 yılında tekrar ayin düzenlendi. Adadaki çalışanlar ile konuştuğumda resmi ayin olmasa da o tarihte Ermeni ve Hristiyan vatandaşların adaya gelip kilise dışında ibadet ettikleri bilgisini aldım. Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi hakkında öğrendiğim herşeyi tüm detayı ile aktarmaya çalıştım, umarım faydalı olmuştur. - Güzel insanlar şehri diye adlandırdığım Van'da gezilecek yerler yazıma da göz atın. - Tatvan'dan başlayıp Ankara'ya devam eden Van Gölü Ekspresi yazım da ilginizi çekebilir. - Yazı okumak yerine video izlemeyi sevenler için güzel bir Van Gölü Ekspresi videosu da hazırladım: Van Gölü Ekspresi videosu - Van'a gidince aç kalmamak için Van'da ne yenir, nerede yenir yazıma göz atın! - Van'a gelmişken mutlaka görülmesi gereken Akdamar Adası hakkında tüm detaylar için; Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi - Van'a gitmişken oradan İran'a geçmeyi düşünürseniz; Van-Tebriz Tren Seferleri"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/akdeniz-bolgesinde-sonbahar-tatili-devam-ediyor", "text": "Yaz mevsiminin heyecanı, coşkusu kayboldu diye üzülmeyin. Akdeniz Bölgemizde sonbaharda sakinlik içinde tatil yapmak isteyen ve kısa bir mola vermek isteyenler için, sezonun öne çıkan tatil yerlerinde kampanyalar başlıyor. Şehrin gürültüsünden bir süreliğine olsa bile uzaklaşmaya ailenizle ve sevdiklerinizle keyifli bir mola vermeye hazırsanız Akdeniz Bölgesi tam da size göre. Yoğun bir yaz mevsimi geçirdiyseniz ve kış mevsimi kapıya dayanmışken hala istediğiniz gibi dinlenemediyseniz ya da sonbaharın en güzel zamanlarını kaliteli bir şekilde değerlendirmek istiyorsanız, Akdeniz Bölgesinde sonbahar tatili fırsatlarını değerlendirmek için hala şansınız devam ediyor. Hava sıcaklığının hala yükseklerde seyrettiği Akdeniz'in gözde tatil beldelerinde stresten uzakta ve doğa ile iç içe tatil lokasyonları sizleri bekliyor. İster arkadaşlarınızla isterseniz tek başınıza veya aileniz ile stresten uzak, sakin ve huzurlu bir yer arıyorsanız, yorgunluğunuzu atmak için bir diğer alternatif de Fethiye, Antalya gibi Akdeniz'in cennet yerlerinde tatilinizi huzur içinde geçirebilirsiniz. Turizm cenneti olan Antalya'da bulunan oteller, pek çok avantajları, imkanları ve uygun fiyatları ile binlerce yerli ve yabancı turiste ev sahipliği yapmaktadır. Antalya'nın tarihi yapıları, doğal güzellikleri, eğlence mekanları, mutfağı, eşsiz doğal harikaları ile birbirinden renkli aktivite sağlama imkanlarıyla mükemmel bir tatil cenneti olarak kabul görmüş bir şehirdir. Her yaş grubuna göre tatilciye kusursuz tatil geçirme fırsatı sunuyor. Antalya'da tatil yapanlar bulunduğu konum itibarıyla hem tarihi değerlere hem de büyüleyici doğal güzelliklere aynı anda ulaşabiliyor. Sadece Türkiye'de değil, dünya çapında da çok büyük bir üne sahip Ölüdeniz, herkesin mutlaka görmesi gereken bir yer. Ancak yaz aylarında yerli ve yabancı turist akınına uğradığı için fethiye'ye adım atmak imkansız durumda. Ölüdeniz'de rahat bir tatil yapmak ve temiz suyun tadını çıkarmak istiyorsanız kesinlikle eylül ve ekim aylarını tercih etmelisiniz. Bölgenin iklimi bu aylarda da üşümeden yüzebilecek seviyededir. Aileniz ile huzurlu bir tatil geçirebileceğiz mükemmel bir yer. Küçük bir sahil kasabası Kaş... Turkuaz rengine sahip Kaputaş Plajı, her sene en çokta yaz aylarında ziyaretçi akınına uğruyor. Burada ki şans Kaş'ın Akdeniz bölgesinde yer alması. Çünkü Akdeniz bölgesi Ege bölgesine nazaran daha sıcak oluyor ve neredeyse kış mevsimine kadar denizde girilebiliyor. Tempolu ve kalabalık geçen yaz sezonunun bitmesi ile sonbahar aylarında da üşümeden denize girebilir ve daha sakin bir tatil geçirebilirsiniz. Üstelik Kaş'ta 29 Ekim kutlamaları da harika geçer, tatil planınızı o tarihlere denk getirmeyi düşünebilirsiniz. Akdeniz'e bağlı olan kemer en çok Rus turistlerin akın ettiği bir tatil beldesidir. Hem tarihi yapısı hem de doğal güzelliğiyle herkesin hayranlık duyduğu Kemer, bir yanda Olimpos Dağı'nın yeşilliği, diğer yanda Akdeniz'in maviliği ile ziyaretçilerine büyüleyici bir görsel şölen sunuyor. Akdeniz'in sıcak suyu sayesinde de sonbaharda da turistler tarafından gidiliyor. Denizin tadını birde sonbaharda çıkaran yerli yabancı turistler tarihi sevenler ve macerayı sevenler için birçok gezilecek yer ile tatillerini dolu dolu geçiriyorlar. Göynük Kanyonu, Olympos ve Phaselis Antik Kentleri gibi yerleri gezerek kaliteli bir tatil geçirebilirsiniz. Alanya her zaman en kalabalık tatil beldeleri arasında yer almıştır. Yerli ve yabancı turistlerin akın akın gittiği Alanya sonbahar aylarında da denize girme imkanı sunuyor. Türkiye'nin en güneyindeki yerinden biri olan Alanya'da sonbahar mevsiminde ki suyun ısısı yüzenleri asla üşütmez. Birçoğunun tatilini bu bölgeden yana kullanması da bu sebepten. Alanya'da hem gezilebilecek hem de yüzülebilecek çok fazla yer bulunmaktadır. Alanya Kalesi, Kızıl Kule, Syedra Antik Kenti gibi tarihi yapıları gezerek ve büyüsüne kapılarak birçok yeri keşfedebilir güzel bir tatil geçirebilirsiniz. - Kaputaş Plajı-Kaş - Damlataş ve Kleopatra Plajları-Alanya - Andrea Doria Koyu-Finike - Adrasan Plajı-Kumluca - Papaz Koyu-Kumluca - İncekum Plajı-Alanya - Alasu Cennet Koyu-Kemer Bu plajların çoğunda kamp ve piknik yapılabilmekte olup gündüzleri altın rengindeki plajında ve tertemiz denizinde vakit geçirerek geceleri de kamp ile keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. - Phaselis Plajları-Kemer - Olympos Plajı-Kumluca - Patara Plajı-Kaş Bunlar sadece ücretli olan plajlarıdır ve her biri doğanın muhteşem görüntüsü ile buluşmuş cennet koylarıdır. Ancak Antalya'da ücretsiz birçok plaj bulunmaktadır. Tüm dünya tarafından merak edilen ve gelenlerin hayranlık duyduğu ülkemizde bulunmak büyük şans. Tarih kokulu Akdeniz bölgesinde neredeyse her mevsim tatil yapılabilmektedir. Sonbaharda Akdeniz'de denize girmek, tatilinizi huzur ve sakinlik içinde geçirmek istiyorsanız hala geç kalmış sayılmazsınız. Akdeniz bölgesinde halen hizmet vermeye devam eden oteller ve tatil köyleri haricinde bir başka alternatifte villa kiralamak olur. Kiralık villa son dönemlerde oldukça popülerlik kazanmış bir tatil geçirme şeklidir. Özellikle kalabalık bir aileye sahipseniz ve sadece aileniz ile iletişim halinde olmak istiyorsanız kiralık villa ile tatil tamda size göre. Bunun yanı sıra daha muhafazakar bir tatil seçmek istiyor ya da kendinize ait özel bir alan olsun istiyor, kendinizi özel hissetmek istiyorsanız villa kiralamak sizler için doğru olur. Antalya bölgesinde kişiye özel tatil planı yapıyorsanız Antalya Kiralık villa sekmesinden kendinize ve ailenize uygun villa kiralayarak sakinlik ve konfor içinde tatilinizi geçirebilirsiniz. Aynı şekilde Fethiye kiralık villa arıyorsanız o bölgeden ailenize ya da taleplerinize uygun villa kiralayarak özel bir tatilin keyfini çıkarabilirsiniz. Villanızı denize yakın bir konumdan kiralarsanız gündüzleri Akdeniz'in ılık suyunun tadına vararak geçirebilir ve sakinliğin keyfini çıkarabilirsiniz. Villa kiralamak sadece sezonluk bir eylem olmayıp sadece hafta sonları için de villa kiralayabilir hafta sonunuzu doğa ile iç içe geçirerek ve Akdeniz'in sonbahar da bile ılık olan suyunda keyifli zaman geçirebilirsiniz. Villa kiralamak istediğiniz sitelerin güvenirliğine emin olmadan kiralamanızı tavsiye etmiyoruz. Güvenilir olduğunu anlamanız için Türsab üyesi olup olmadığına bakmanız yeterli. İyi tatiller!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/akhisar-gezi-rehberi-akhisar-gezilecek-yerler", "text": "Beş bin yıllık bir geçmişe sahip, Türkiye'nin en büyük zeytin üreticisi olan Akhisar beni gerçekten çok şaşırttı! Müthiş lezzetli yemeklerini; geleneksel havasını kaybetmemiş çarşısını; en çok da sıcacık, tertemiz insanlarını tanımak beni çok mutlu etti. Akhisar'ın sadece bir yol üstü durağı değil, gezilip görülecek, zaman geçirilecek bir yer olduğunu herkesler duysun, dünyalar tatlısı Akhisarlılar ile herkesler tanışsın istiyorum. Akhisar'da gezilecek yerler, Akhisar'da ne yenir, nerede yenir, Akhisar'a nasıl gidilir, Akhisar'da nerede kalınır gibi Akhisar seyahati için ihtiyacınız olan tüm bilgileri içeren bir Akhisar gezi rehberi hazırladım, keyifli okumalar! Akhisar'a gidişim; Pam Yeni Medya organizasyonu, Akhisar Belediye Başkanı Besim Dutlulu ve Akhisar Belediyesi'nin daveti ile düzenlenen Leziz Akhisar etkinliği vesilesi ile oldu. Açıkçası Akhisar'a giderken gezilecek yerler açısından bekletim pek yüksek değildi. Organizasyon daha çok Akhisar'ın yemek kültürü üzerine olunca gezilecek çok fazla yer yok diye düşünmüştüm. Ancak, hem gitmeden önce yaptığım araştırmalarda hem de üç gün süren Leziz Akhisar etkinliği süresince ne kadar yanıldığımı anladım. Akhisar'da gidip gördüğüm ve görmek istediğim yerleri aşağıda bulacaksınız. Akhisar lezzetlerini ve Akhisar kültürünü yakından görmek için Leziz Akhisar sosyal medya hesabına göz atmanızı öneririm. Her zaman derim ki, \"bir şehri tanımak, gezmek, görmek istiyorsanız önce müzesini gezin\". Bu durum Akhisar için de geçerli. Akhisar Müzesi, oldukça küçük bir müze, köklü bir tarihe sahip Akhisar'ın daha dolu dolu bir müzeye sahip olmasını isterdim. Müzede Arkeoloji, Etnoğrafya ve Arasta bölümleri bulunuyor. Thyateria Antik Kenti ve Akhisar'daki kazılarda çıkan buluntular, Akhisar'ın günlük yaşantısını ve kültürünü anlatan sunumlar ve Akhisar'ın kültürünü etkileyen ticari hayatına dair alanlar bulunuyor. Müzenin en fazla dikkat çeken bölümleri bahçesinde bulunan lahit mezar (1. fotoğraf) ve hemen giriş kapısında bulunan kehanet taşı (2. fotoğraf). Kehanet taşına dokunarak dilek tutarsanız açılamayan bütün kapılarınız açılıyormuş, ama ortasındaki delik kısmına değil üst kısmına dokunmanız lazım, yanlış yere dokunursanız dileğiniz gerçekleşecekse de gerçekleşmezmiş. Akhisar Müzesi ve Thyateria Antik Kenti için tek bilet geçerli, 2022 giriş ücreti 40 TL, Müzekart ile ücretsiz girebilirsiniz. Akhisar'ın tam şehir merkezinde muhteşem sütunların yükseldiği bir arkeolojik alan bulunuyor. Sütunları dışarıdan görünce dahi çok heyecanlandım çünkü bu sütunlar bana antik dönemde Akhisar'ın önemini anlatıyor aslında. Akhisar'ın ilk yerleşim yeri olan Thyateria Antik Kenti burası, bir antik Yunan kenti. Bu güzel sütunlar Lidyalılar ve Pergamon Krallığı döneminden kalma. Sütunların olduğu alan \"Tepe Mezarı\" adıyla anılsa da bu sütunlar antik bir yolun çevresine sıralanmış sütunlar. Ve bu yol hristiyanlığın Anadolu'ya yayılmasından sonra Aziz Pavlus tarafından Batı Anadolu'da kurulan hristiyanlığın ilk yedi kilisesinden birine giden yol. Akhisar bu özelliği ile hristiyanlık için önemli bir şehir, bu sayede çok sayıda yabancı turist de alıyor. Batı Anadolu'daki hristiyanlığın 7 kutsal kilisesini aşağıda görebilirsiniz, listeye bakınca Akhisar'ın stratejik önemini daha iyi anlayacaksınız. - Ephesus, - Smyrna, - Pergamon, - Thyateria, - Sard, - Philadelphia, - Laodikeia. Akhisar'ın tarihinde bir gezinti yaptıktan sonra şehrin yeni yüzünü keşfetmeye başlayabilirsiniz. Şehrin en büyük meydanı Akhisar Belediyesi'nin ve Atatürk Heykeli'nin bulunduğu Milli Egemenlik Meydanı. Meydan resmi bayramlar ve özel günler için de buluşma noktası olarak kullanılıyor. Tam belediye binasının önünde bulunan güzeller güzeli bir zeytin ağacı var, gitmişken onunla da bir fotoğraf çektirmeyi unutmayın. Akhisar'ı bisikletle dolaşmak isterseniz, ki bence isteyin, çok keyifli, Akhisar Belediyesi'ne kimliğinizi vererek ücretsiz olarak bisiklet kiralayabilirsiniz. Akhisar tarih boyunca zeytinden tütüne, farklı gıda ürünlerinden şaraba kadar pek çok ürün üretmiş. Akhisar Çarşısı içinde bulunan eski bir kasaphane binası bugün Zeytin Müzesi olarak değerlendirilmiş. Zeytin üretimi, zeytinyağı, sabun gibi farklı ürünlerin üretimine dair alet edevat bina içinde sergilenirken burası aynı zamanda kafe olarak hizmet veriyor. Kahvelerini deneme şansım oldu, gayet güzel, hamburger makarna gibi pek çok yemek seçeneği servis ediliyor. Akhisar ile ilgili sevdiğim şeylerden biri ulu çınar ağaçlarının süslediği meydanları. O meydanlardan birinde Arasta Çarşısı'nın yanında bulunan Paşa Camii ve Paşa Hamamı bulunuyor. Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde dahi yer bulmuş olan caminin nadir görülen iki ayrı namazgahı bulunuyor. 14. yüzyılda inşa edilen camiye gelir sağlaması için hamam inşa edilmiş. Akhisar'ın eski mahallelerinden biri olan Şeyhisa Mahallesi Akhisar Belediyesi öncülüğünde renklendirilmeye başlamış. Tek katlı ve iki katlı evler canlu renklerde boyanmış, üstlerine güzel desenler çizilmiş ve çok fotoğrafik bir mahalle ortaya çıkmış. Mahalleyi gezin, renkli binaların fotoğraflarını çekin, mahalle fırınından simit alın, kahvede oturup yaşayanlar ile sohbet edin. Şeyhisa Mahallesi yakında Akhisar'ın en popüler yeri olacak, demedi demeyin! Kütüphane, Hashoca Camii avlusunda 1797'de 923 el yazması kitap ile açılmış, Katip Çelebi'nin 'Keşfüzzünun' eseri de kütüphanede yer alıyor. İki küçük binada yer alan kütüphane bugün halen aktif olarak çocuk kütüphanesi olarak hizmet veriyor. Küçük Anadolu şehirlerini bilir misiniz? Şehirde bir çarşı bir arasta mutlaka bulunur. Akhisar Arastası'nda kalaycılardan köftecilere, urgancılardan nalıncılara, sepetçiden bakırcıya kadar pek çok zanaatçı bulunuyor. Akhisar'ın günlük hayatını, ekonomisini anlamak için mutlaka zaman ayırmanız gereken bir yer arasta. Arasta'da gezerken Akhisar'ın kendi gazoz markası olan Dört Mevsim gazozunun tadına bakmayı da unutmayın. Adına rağmen, Paşa Camii ile birlikte Akhisarı'ın en eski camilerinden biri olan Yeni Camii 1503 yılında inşa edilmiş. Camii II. Beyazıd'ın eşi Gülruh Sultan tarafından yaptırılmış. Külliye, cami, hamam, medrese, imaret ve bedesten kompleksi şeklinde inşa edilmiş ancak medrese, imaret ve bedesten bölümleri bu güne ulaşamamış. Akhisar Belediyesi'nin deprem yönetmeliğine uygun olmayan eski binası güçlendirilerek yeniden kullanılabilir hale getirilmiş ve bugün Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmet veriyor. Oldukça büyük olan bina içinde konferans salonu, sanat atölyeleri, dans salonu, çini kurs odası, müzik ve ses kayıt odası, engelsiz atölye ve çocuk atölyeleri gibi Akhisarlıların faydalanabileceğin pek çok alan bulunuyor. Kültür merkezinin bahçesinde çam ağaçları altında hizmet veren Kafe Koop bulunuyor. Bu kafenin özelliği Akhisar Kadın Kooperatifi'nin işletmesi olması, çalışan, üreten herkes kadın. Kooperatif erişte, zeytin, zeytinyağı gibi ürünler de üretiyor, bu bağlantıdan ürünlere ulaşıp satın alabilirsiniz. Akhisar şehir merkezinden 17 km mesafede yer alan Selvili Köyü, Türkiye'nin en büyük zeytin üreticisi olan Akhisar ovasında bulunan zeytin denizini görebileceğiniz en güzel noktalardan biri. Buraya sadece zeytin denizini izlemeye gelebileceğiniz gibi hafta sonları Seyir Cafe'de kahvaltı yapmak için gelebilirsiniz. Seyir Kafe'nin işletmecisi bir kadın, reçelinden salçasına kendi ürettiği ürünlerden oluşan mis gibi kahvaltı sunuyor. 2023 yılı Mayıs ayı itibarıyle serpme kahvaltı kişi başı fiyatı 140 TL. Ben manzaraya bakmaktan kahvaltıyı biraz ihmal etmiş olabilirim ama özellikle menemen çok güzeldi. Akhisar merkezine 18 km mesafede yer alan Zeytinliova Köyü, Akhisar'ı zeytin üretiminin önemli bir kısmını sağlayan bir göçmen köyü. Akhisar ve çevresinde bulunan en büyük tarihi taş sıkma yağhanesi Zeytinliova'da yer alıyor. Köyde çok sayıda butik zeytinyağı üreticisi bulunuyor. Köyün bir başka güzelliği ise köyden 2 km mesafede biraz tepelik bir alanda yer alan Zeytinliova Göleti. Suni bir gölet çevresinde piknik ve yürüyüş alanları, kafeteryalar bulunuyor. Hafta sonları yakın çevreden gelen aileler burada keyifli vakit geçiriyor. Gölet bölgesine giriş ücretli. Akhisar'dan Kırkağaç yönüne doğru ilerlerken, Kırkağaç sınırında 1653 yaşında bir anıt zeytin ağacı bulunuyor. Anıt ağaçlar ilginizi çekiyorsa bu ağacı ziyaret etmenizi öneririm. Akhisar'ı boşuna zeytin denizi diye anlatmıyorum. Akhisar merkeze 22 km mesafede bulunan Sindelli Köyü'nde 500 yaşından 1500 yaşına kadar 70'ten fazla zeytin ağacı bulunan bir anıt bahçesi bulunuyor. Bahçe ziyarete açık, dilediğiniz zaman gidip görebilirsiniz. Akhisar'da Keskinoğlu şirketler grubunun kurmuş olduğu bir klasik otomobil müzesi bulunuyor, benim gidip görme şansım olmadı. İnşallah bir sonraki ziyaretimde görme fırsatı bulurum. Müzede klasik otomobiller ile birlikte; klasik kamyon, otobüs, traktör, motor, itfaiye arabası ve bisiklet gibi farklı araçları da görebilirsiniz. Müzenin bir bölümünde Keskinoğlu şirketler grubuna hizmet veren araçlar da sergileniyor. Torbalı'da bulunan KEY Museum ile karışmasın, orası Özgörkey Ailesi tarafından kurulmuştu. Akhisar denince tabii ki ilk akla gelen Akhisar Köfte, ama Akhisar'ın farklı kültürlerin etkisi ile oluşmuş müthiş bir mutfağı var. Özellikle Akhisar Katmeri ve sakatat ürünleri mutlaka denemeniz gereken lezzetler. Akhisar'da farklı lezzetler deneyebileceğiniz hemen her yer yürüme mesafesinde hatta çoğu aynı cadde üzerinde, bu nedenle tavsiyem her şeyin tadına bakabilmek için hepsinden azar azar yemeniz olur. - Kahvaltı için Selvili Köyü Seyir Tepesi - Akhisar Köftesi için Köfte Ahmet, Köfteci Demo, Köfteci İmren - Yoğurtlu Akhisar Köftesi için Köfteci Özlem - Elde yapılan tahin helvası için Nursevcan Helva - Akhisar'a özgü tuzlu katmer yemek için Yıldız Katmer ve Uğur Katmer - Tuzlu katmerin yanında nefis giden turşular için Güven Turşu - Pideli paça çorbası için Paçacı Önder - Kokoreç sevenler için; Şölen Kokoreç, Şen Kardeşler Kokoreç, Öz Şen Kardeşler Kokoreç, Saray Kokoreç - Akhisar'da meyhane keyfini lezzetli yemekler ile çıkarmak için Baraka Mey - Kadın emeği ürünleri için Uğur Mumcu Kültür Merkezi Kafesi Kafe Koop - İçkili, orman içinde bir mekan için Çamlık Restoran - Mis gibi dondurma için Orkide Dondurma, Piramit Dondurma - Akhisar lezzetlerinin modern yorumu için Belediye Tesisi olan Kayalıoğlu - Bulabilirseniz, bayramlarda ve hıdırezllezde yapılan kuzu kebabı Sura, - Ödüllü zeytinyağı lezzetleri için Aspro Kastro Zeytinyağları. Akhisar'da gezilecek yerleri anlattıktan sonra Akhisar'a gitmek için en iyi zaman, Akhisar'a nasıl gidilir, nerede kalınır, Akhisar'a gitmişken yapmadan dönememiz gerekenler gibi bilgileri de vermek isterim. Akhisar'a ne zaman giderseniz gidin lezzetli yemekler ve yukarıda saydığım gezilecek yerleri görebilirsiniz. Ancak ben tam Hıdırellez zamanı (6 Mayıs) gittim ve piknik alanlarında insanlar bir araya gelip yaptıkları kutlamaları görme imkanım oldu. Beyoba Köyü'nün Dallıtepe piknik alanında çok keyifli kutlamalar vardı. Hıdırellez zamanı gitmeyi kesinlikle düşünün derim. Bir de tabii zeytin hasadı zamanı giderseniz, hasada şahit olmak da ayrı bir keyifli olur. Akhisar'a İzmir otogarından otobüs ile 1,5 saatte ulaşabilirsiniz. İzmir-İstanbul arası otobüsler ile Akhisar'a ulaşmak mümkün. Uçakla gelmek için en yakın havalimanı İzmir Adnan Menderes Havalimanı. Biz Akhisar'da Fayton Otel'de kaldık, Akhisar'daki en iyi seçenek burası. Hem sahipleri hem çalışanları çok ilgililerdi. - 5000 yıllık bir tarihinin izlerini taşıyan Thyateria Antik Kenti'ni görmeden, - Akhisar Belediyesi'nin ücretsiz bisikletlerini kiralayarak sokakları gezmeden, - Şeyhisa Mahallesi'nin rengarenk evlerini görmeden, - Çarşıda en az 3-4 yerde Akhisar lezzetlerinin tadına bakmadan, - Akhisar Köftesi yemeden, - Yıldız Katmer'in dünyalar tatlısı işletmecileri ile sohbet etmeden ve tabii katmer yemeden, - Paçacı Önder'de pideli kelle paça çorbası içmeden, - Nursevcan Helva'dan helva almadan, - Ulu çınar ağaçları altındaki çay bahçelerinden birinde oturup Akhisarlılar ile sohbet etmeden, - Egea Zeytin Müzesi'ni görmeden, - Selvili Köyü'nden zeytin denizi manzarasını görmenden, Akhisar'ın adını yakında bir gastronomi şehri olarak sık sık duyacaksınız, herkes gitmeden önce siz gidip görün derim! Yukarıdaki yazıda bulunan gezilecek yerler, yeme-içme yerleri, otel gibi tüm yerlere aşağıdaki Akhisar Gezi Haritası üzerinden ulaşabilirsiniz. Akhisar seyahatimi Pam Yeni Medya organizasyonu; Akhisar Belediye Başkanı Besim Dutlulu ve Akhisar Belediyesi'nin daveti ile gerçekleştirdiğimi başta belirtmiştim. Yazımı bitirirken; Leziz Akhisar organizasyonu planlayan ve beni davet eden Pam Yeni Medya'dan Deniz Sarıhanlıoğlu, Sare Akıcı, Buğra Tokmakoğlu, Sezgin Yusuf Üzen'e; bu muhteşem organizasyonun hayata geçmesine sağlayan Akhisar Belediye Başkanı Besim Dutlulu, başkan yardımcıları Ahmet Tınazlı ve Ekrem Kayserili'ye ve yardımı dokunan tüm belediye çalışanlarına, bizimle evlerindeki misafirleriymişçesine ilgilenen ziyaret ettiğimiz tüm esnaflara, ve bu geziyi eşsiz kılan Leziz Akhisar etkinliğinde zamanı paylaştığımız tüm influencer arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler! gerçekten güzel bir yazı olmuş. Yanlış bildiğimiz bir çok konu varmış. Teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/alanya-da-gezilecek-yerler-ve-alanya-gezi-rehberi", "text": "Alanya'da bir tatilden aradığınız ne varsa bulabilirsiniz; tarih, doğa, deniz, kültür, eğlence hepsi bu güzel şehirde sizi bekliyor! Alanya'nın tarihçesi, Alanya'ya gitmek için en iyi zaman, Alanya'ya ulaşım, Alanya'da gezilecek yerler, Alanya'da ne yenir, Alanya'da konaklama, Alanya gece hayatı, Alanya'da yapılacak aktiviteler, Alanya plajları gibi Alanya hakkında bilmeniz gereken herşeyi Alanya gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda bir araya getirdim, bu yazıyı okumadan Alanya planı yapmayın! Sizi Alanya'da gezdirmeye başlamadan önce kısaca Alanya'nın tarihçesinden bahsetmek istiyorum. Böylece Alanya'da gezilecek yerler listesindeki duraklarımız çok daha anlamlı olacak. Bugün Akdeniz Bölgesi'nin en önemli tatil beldelerinden biri olan Alanya'nın ilk kuruluş tarihi ve kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmemekle birlikte M. Ö. 20.000-17.000'li yıllara kadar geçmişinin uzandığına dair buluntulara ulaşılmış. Antik çağda Pamfilya ve Kilikya sınırında yer aldığından kimi zaman Pamfilya kimi zaman da Kilikya şehri olarak tarih sayfalarına geçmiş. Tarihçi Herodot'a göre bu bölgede yaşayan halk, Truva Savaşı sonrası Anadolu'ya dağılan kolonilerin soyundan geliyor. Doğu Roma Dönemi'nde Kalanoros ismini alan şehrin adı; 13. yüzyılda Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Alaaddin Keykubat'ın (1200-1237) kaleyi alması ile Alaaddin'in şehri anlamına gelen Alaiye olarak değiştirilmiştir. M. Ö.4. yüzyıl antik coğrafyacılarından Scylax, daha sonra ünlü antik çağ yazarı Strabon, Piri Reis, İbn-i Batuta ve Evliya Çelebi bu bölgeye gelmişler ve eserlerinde Alanya'dan bahsetmişler. Anadolu Selçukluların ikinci başkenti olan şehir o dönemde önemini artırmış. Şehrin önemli tarihi yerleri olan Tersane, Kızıl Kule, Tophane gibi yerler bu dönemde inşa edilmiş. Anadolu Selçukluları'nın dağılmasından sonra şehir önce Karamanoğullları sonra da Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına dahil olmuş. Alanya yaz tatilcilerinin gözde tatil rotalarından olsa da benim için Alanya'ya gitmek için en iyi dönem Nisan-Mayıs, Ekim-Kasım ayları. Sıcak ve nem ile mücadele etmek istemezseniz siz de bu dönemleri tercih edebilirsiniz. Ancak ben kemiklerim ısınsın istiyorum, deniz-güneş için gidiyorum Alanya'ya derseniz tabii ki yaz aylarını tercih edebilirsiniz. Yaz aylarından gidecekseniz yanınıza bol güneş koruyucu ve şapka almayı unutmayın tabii. Alanya, ülkemizin en sıcak bölgesi olan Akdeniz Bölgesi'nde Antalya il sınırları içinde yer alıyor. Alanya, kuzeyinde ihtişamlı Toros Dağları, güneyinde ise Akdeniz'in sıcak suları ile çevrili bir yarımada üzerine kurulmuş. Antalya merkezde gezilecek yerler yazıma da bir göz atın. - Alanya ile Antalya şehir merkezi arası yaklaşık 133 km, - Alanya ile Antalya Havalimanı arası 125 km, - Alanya ile Gazipaşa-Alanya Havalimanı arası yaklaşık 41 km. Alanya'ya havayolu ile ulaşmak için en iyi seçenek Gazipaşa-Alanya Havalimanı'nı kullanmak. Havalimanından araç kiralayabileceğiniz gibi Havaş servislerini de kullanabilirsiniz. Gazipaşa-Alanya Havalimanı ile Alanya merkez arası yaklaşık 1 saat sürüyor ve 2022 yılı Mayıs ayında fiyatı 45 TL. Taksi veya kalacağınız otelden alabileceğiniz transfer hizmeti ile de şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Kendi özel aracınız veya kiralık araç ile Alanya'ya gidiyorsanız; Antalya'dan sonra doğuya doğru sahil yolunu takip ettiğinizde yol sizi Alanya'ya getirecek. Ben şahsen bu yolda araç kullanmayı hiç sevmiyorum çünkü sürekli trafik ışığı veya radar var. Koca otobanda yavaş gitmek zorunda kalıyorsunuz, söylemedi demeyin. Toplu taşıma ile Alanya'ya gidecekseniz; Türkiye'nin pek çok büyük şehrinden bilindik otobüs firmalarının Alanya'ya direk otobüs seferleri bulunuyor. Size uygun saati bulamazsanız Antalya'ya gelip Antalya'dan Alanya otobüsleri ile devam etmek bir başka seçenek olabilir. Aşağıdaki haritada Alanya'da gezilecek yerler, Alanya'da konaklama seçenekleri, Alanya'ya yeme-içme mekanları ve Alanya Merkez Plajları listesini görebilirsiniz. Alanya'da gezilecek yerler listesi aşağıda özet olarak yer alıyor. Detaylarını yazının devamında bulabileceksiniz. - Alanya Kalesi - Ehmedek - Kızılkule - Tarihi Alanya Tersanesi - Tophane - Alanya Limanı - Damlataş Mağarası - Alanya Teleferik - Alanya Müzesi - Alanya Atatürk Evi Müzesi - Alanya Seyir Terası - Alanya Marina - Dim Mağarası - Dim Çayı - Sapadere Kanyonu - Cüceler Mağarası Gelelim muhtemelen bu yazıyı okuma sebebiniz olan Alanya'da gezilecek yerler listemizin detaylarına. Alanya'ya farklı zamanlarda çok kez gitmiş biri olarak kendi favori yerlerimi ve popüler noktaları bu listeye eklemeye çalıştım. Eksik olduğunu düşündüğünüz yerler varsa yorumlara eklerseniz bu yazıyı okuyan başkalarına da faydanız dokunur. Anadolu'da bu güne kadar korunarak gelmiş en güzel Ortaçağ kalelerinden biri olan Alanya Kalesi, 10 hektarlık bir yarımada üzerine kurulmuş 6 km uzunluğunda surlar ile çevrilmiş bir açık hava müzesidir. Alanya'nın simgesi durumundaki kale; 140 burç, 400 sarnıç, kiliseler, Kızılkule, Ehmedek, İçkale, Tophane ve Tersane, eski Alanya evleri ile gezip görülecek pek çok noktaya sahiptir. Kale surlarından içeriye giriş ücretli değil, ancak iç kalenin olduğu bölüm müze/ören yeri statüsünde olduğundan girişi ücretli ve ziyaret saati kısıtlaması var. Bu bölümde sarnıçlar, sultan sarayı, koğuşlar ve bir şapel ziyaret edilebilir. - Giriş Ücreti: 50 TL, Müzekart geçerli. - Ziyaret Saatleri: Açılış Saati: 08:30 Kapanış Saati: 20:30 Gişe Kapanış Saati: 20:00 - Ulaşım: Alanya merkezden teleferik veya dolmuş ile kaleye ulaşılabilir. Alanya Kalesi'nin bu bölümünden eskiden suya taş atardık, taş denize ulaşırsa dileklerimizin gerçek olacağına inanırdık. Ancak maalesef taş atmayı yasaklamışlar. Alanya Kalesi'nin üç tarafı deniz ile çevrili bir yarımada durumunda olduğundan kara tarafının güçlendirilmesi için bir iç kale daha inşa edilmiş, buraya Ehmedek deniyor. Ehmedek, üçer kuleli iki ayrı bölümden oluşuyor. Süleymaniye Camii, Kültür ve İpek Evi, Mecveddin Sarnıcı, Gemili mescit ve Pazar Kapısı bu bölgede görebileceğini yerler. Kalenin bu bölümüne giriş ücretsiz. Alanya merkezden teleferik ile ilk ulaşılan kısım burası. Ayrıca buradan gün batımı manzarası da muhteşem! Benim Alanya'da en sevdiğim yerlerin başında kalesi ve liman bölgesi geliyor. Kızılkule, liman bölgesinin bekçisi gibi bütün güzelliği ve ihtişamı ile limana gelenleri karşılıyor. Kızılkule, 1226 yılında Alaaddin Keykubat tarafından Alanya Limanı'nın korunması amacıyla yaptırılmış. Sekizgen planlı kulenin yüksekliği 33 metre, çapı 29 metre. Kuleye çıkmak için 85 basamaklı taş merdivene tırmanmayı göze alacaksınız, yazın sıcak günlerinde şansınızı zorlamayın derim. Ben Ekim'de gittiğimde dahi sıcaktan bayılan biriyle karşılaştım. Kulenin ortasında Alanya Kalesi'nin pek çok su sarnıcından biri yer alıyor. Kızılkule'nin birinci katından sur içine doğru uzanan bir yürüme yolu bulunuyor, şu an belli bir noktaya kadar gidilebiliyor, sonrası kapalı. Kızılkule'nin 2021 yılı giriş ücreti 12 TL idi ve Müzekart geçerli idi. Ancak 2022'de Müzekart sisteminden çıkacağı söylenmişti, gidip son durumunu öğrenenler haber verirse harika olur. Kızılkule'nin hemen önünde sahilde bir Atatürk Anıtı olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Alanya'nın Alanya olmasında önemli rolü olan yerlerden biri de bana göre Tarihi Alanya Tersanesi. Hem karadan hem denizden hala çok güzel görünüyor. Alanya'nın simgelerinden biri olan Tersane 1228 yılında Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış. Denize bakan kemerli beş gözden oluşan Tersane, 56,5 metre uzunlukta ve 44 metre derinlikte inşa edilmiş. Alaaddin Keykubat, Alanya'nın stratejik konumunu farkederek burada bir tersane inşa ettirmiş, daha önce Karadeniz kıyısında yaptırdığı tersane ile birlikte Akdeniz ve Karadeniz'e hakim olmuş ve \"iki denizin sultanı\" ünvanını almış. Bu dönemde Venedikliler ile ticaret anlaşmaları yaparak şehrin önemini artırmış. Bu güzel tersane 1960'lı yıllara kadar tersane olarak hizmet vermeye devam etmiş. Şu an ise müze statüsünde ziyaret edilebiliyor. İçeride eski gemi iskeletleri ve gemi yapımına dair malzemeler de sergileniyor. Tersane'nin 2021 yılı giriş ücreti 12 TL idi ve Müzekart geçerli idi. Ancak 2022'de Müzekart sisteminden çıkacağı söylenmişti. Tersane'ye gelirken belki mayonuzu getirmek istersiniz, çünkü Tersane'nin önünde denize girebileceğiniz pırıl pırıl bir de plaj var, adı da Tersane Plajı olarak geçiyor. Kızıllkule'den Tersane'ye doğru yürürken Tophane'den geçeceksiniz. Denizden 10 metre yükseklikte, Tersane'yi koruma amacıyla 1227 yılında inşa edilmiş olan Tophane bugün açıkhava müzesi olarak görülebilir, herhangi bir giriş ücreti ödemeniz gerekmiyor. Alanya'ya geldiğinizde yolunuzunda eninde sonunda düşeceği yerlerden biri de Alanya Limanı. Şu an Alanya'dan kalkan günübirlik tekne turları, dalış tekneleri ve balıkçı teknelerinin kullandığı liman tarihte önemli bir ticaret merkezi imiş. Liman çevresinde çok sayıdaki restoran ve kafelerden birinde mola verebilir ve burada hareketli günü izleyebilirsiniz. Türkiye'nin turizme açılan ilk mağaralarından biri olan Damlataş Mağarası 1948 yılında liman inşaatı sırasında tesadüfen keşfedilmiş. Alanya Kalesi'nin batı kıyısındaki mağaranın girişinde 15 metre yükseklikte 50 metrelik bir geçit var, bu geçittren sonra mağaranın içine doğru ilerlenebiliyor. Mağara içindeki sarkıt ve dikitlerin 15bin yılda oluştuğu tahmin ediliyor. Yaz kış mağara içinde sabit kalan 22.3 derece sıcaklık, yüzde 95 nem ve 760 mm basınç astım hastalarına iyi geliyormuş. Mağara 09:00-20:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor, 2021 yılı tam giriş ücreti 12 TL, öğrenci giriş ücreti 6 TL. Damlataş Mağarası'na iki dakika mesafede Alanya Kalesi'ne çıkabileceğiniz Alanya Teleferik'i bulunuyor. Çıkış manzarası özellikle gün batımı saatlerinde o kadar güzel ki bana çok kısa sürdü gibi geldi. Yukarıdaki fotoğrafı bu çıkış sırasında çekmiştim. Teleferik 09:30-23:00 saatleri arasında hizmet veriyor. 2022 yılı için tek yön ücreti 38 TL, gidiş dönüş ücreti 45 TL. Tüm güncel bilet fiyatları için Alanya Teleferik web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Damlataş Mağarası'na yürüme mesafesinde bulunan Alanya Müzesi; Anadolu Uygarlıkları, Gemi ve Denizcilik, Herakles, Alanya Kalesi, Sikke Salonu bölümlerinden oluşuyor. Müzede 12 bin yıl öncesinden başlayarak yakın dönem tarihine dair eserler sergileniyor. Müzenin en ünlü eseri ise Herakles Heykeli, genelde herkes bu heykeli görmek için müzeye geliyor. Alanya Müzesi giriş ücreti 15 TL, Müzekart geçerli. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün 1935 yılındaki Alanya ziyaretinde bir süre kaldığı geleneksel bir Alanya Evi, müze haline getirilerek ziyarete açılmış. Atatürk'ün kişisel eşyaları ve Alanyalılara yazdığı bir telgraf ile Alanya' nın yakın geçmişine ait gelenek ve görenekleri anlatan malzemeler müzede sergileniyor. Alanya Atatürk Evi Müzesi girişi ücretsiz. Alanya'yı denizden 650 metre yüksekten izlemek isterseniz, Alanya Belediye tarafından düzenlenmiş olan Alanya Seyir Terası'nı ziyaret edebilirsiniz. Piknik ve dinlenme alanı bulunan terasta büfe ve çay bahçesi de yer alıyor. Kahvaltı veya günbatımı için burayı tercih edebilirsiniz. Alanya şehir merkezine sadece 5 km mesafede bulunan Alanya Marina, yat limanı olarak hizmet veriyor. Burası gezilecek görülecek bir yer gibi gelmese de içinde bulunan restoranlar ve Illusion Event Hall ile Alanyalıların yollarının sık düştüğü bir yer. Alanya şehir merkezine 14 km mesafede bulunan Dim Mağarası, Alanya'nın popüler turistik noktalarından biri. Dim Çayı'nın oluşturduğu vadiye tepeden bakan bir noktada bulunan mağara yağmur sularının kireçtaşı kayaları aşındırması ile oluşmuş, tahmini yaşı ise 1 milyon. Dim Mağarası ve Dim Çayı hakkında merak ettiğiniz herşey için Dim Mağarası yazıma göz atabilirsiniz. Dim Mağarası'na giriş ücreti tam 60 TL, indirimli 20 TL. Dim Çayı, Alanya'nın sıcağından kaçmak için harika bir serinleme noktası. Yaz ve bahar aylarında çay kıyısında bulunan restoranlarda kahvaltı veya ana yemek için gelebilir, çayda yüzebilir, güneşlenebilir ve serinliğinin tadını çıkarabilirsiniz. Dim Çayı kıyısında çok sayıda restoran var, ben Pınarbaşı Restoran'da alabalık yiyip serinledim, yukarıdaki fotoğraf da oradan. Alanya'da en sevdiğim yerlerden biri de şüphesiz Sapadere Kanyonu. Alanya şehir merkezine 45 km mesafede bulunan kanyon, doğa ile iç içe olmak, Sapadere sularında serinlemek ve zor olmayan bir kanyon gezisi yapmak için harika bir seçenek. Kanyon girişindeki kafe ve restoranlarda çınar ağaçları altında vakit geçirmeyi de tercih edebilirsiniz. Sapadere Kanyonu'na sadece 9 km mesafede bulunan, Cüceler Mağarası'na kanyona gidiş veya dönüşte uğrayabilirsiniz. Mağara ziyarete 2012 yılında açılmış. Mağara içindeki yürüyüş mesafesi sadece 155 metre kadar, yürüyüş rotasında sarkıt ve dikitleri görebilirsiniz. Dışarıda ise güzel bir vadi manzarasına sahip. Alanya'ya gelmişken rotanızı uzatıp Gazipaşa'da Aytap Antik Kenti, Güney Kral Koyu ve Doğal Havuzları görebilirsiniz. Gazipaşa'da gezilecek 5 yer yazıma da bir göz atın. Alanya'da gezilecek yerleri bitirince ne yapacağız diye sorarsanız yapılacak aktivite çok, hiç merak etmeyin sıkılmazsınız. Alanya Yat Limanı'ndan kalkan tekneler ile günübirlik yüzmeli gezmeli turlara katılabilir, çevredeki güzel koyların, doğanın tadını çıkabilirsiniz. Tekne turları genelde tüm gün sürdüğünden bir gece önceden turunuzu ayarlamanızda fayda var. Ülkemiz sularında dalış yapılabilecek güzel noktalardan biri Alanya. Deniz altında canlı çeşitliliği çok fazla olmasa da yer üstünün güzelliği su altında devam ediyor, suyun altındaki farklı yer şekillerini görmek ve ılık suda dalmanın keyfini çıkarmak için Alanya güzel bir seçenek. Alanya kıyılarında uzun plajlar olsa da sırtını Toroslar'a dayamış bir şehir. Hal böyle olunca, dereler, kanyonlar, çaylar, mağaralar gibi görülecek pek çok doğal güzelliği var. Bu güzelliklere ulaşmak için seçeneklerinizden biri de jeep safarilerine katılmak. Başta Dim Çayı ve Sapadere Kanyonu olmak üzere Alanya çevresindeki safariler serinlemek için güzel bir alternatif. Her yıl bahar aylarında, Toroslarda çiçekler açtığında Alanya'da düzenlenen Alanya Ultra Trail, dünyanın farklı ülkelerinden pek çok koşucuyu bir araya getiriyor. \"Yörüklerin İzinde, Torosların Zirvesine\" sloganı ile yola çıkan koşu, farklı zorluk derecelerinde rotalara sahip: 76 km'lik Alanya Ultra Trail, 48 km'lik Toros Dağ Maratonu, 28 km'lik Keykubat Dağ Koşusu ve 15K Alaiye etabı. Koşuya, özellikle de ultra maratona merakınız varsa tarihleri takip edip önceden kayıt yaptırmayı unutmayın. Dünyanın en güçlü adamlarının seçildiği MLO Strongman Champions League Dünya Serisi'nin finalleri sonbaharda Alanya düzenleniyor. Güçlerini sergileyen yarışmacıları izlemek için Kleopatra Plajı ve İskele Şelale Meydanı'nda düzenlenen yarışları izleyebilirsiniz. Yarışmacı olarak katılmanız belki biraz zor olur ama Kasım ayında bir Alanya seyahati planlıyorsanız yarışmaları izlemek ilginç olabilir. Alanya Turizm & Tanıtma Vakfı Altav öncülüğünde 2022 yılı Mayıs ayında, dünyanın 10 farklı ülkesinden 15 sosyal medya fenomeni Alanya'yı tanıtmak üzere şehre davet edildi. 4 gün süren etkinlik boyunca Alanya'nın tarihi değerleri, doğal güzellikleri ve gastronomi zenginliği katılımcılara gösterildi. İlki 2022'de düzenlenen etkinliğin önümüzdeki yıllarda büyüyerek devam etmesi bekleniyor. Ben de davetliler arasında olmaktan ve Türkiye'den katılan tek sosyal medya fenomeni olmaktan mutluluk ve gurur duydum. Alanya'nın popüler bir tatil beldesi olmasının önemli sebeplerinden biri şüphesiz birbirinden güzel, uzun ve temiz plajları. Alanya'nın en bilinen, merkezde yer alan mavi bayraklı plajı Kleopatra Plajı, Kleopatra Plajı'nın sonunda Damlataş Mağarası önünde yer alan Damlataş Plajı, Tarihi Tersane'nin önünden denize girme imkanı sunan Tersane Plajı, Gazipaşa yönüne doğru sıralanan Keykubat ve Portakal Plajları Alanya şehir merkezinde denize girebileceğiniz ilk akla gelen plajlar. Bu plajlara havlunuzu alıp gidebileceğiniz için plajda hizmet veren beach cluplerden şezlong, şemsiye, yeme-içme gibi hizmetleri de alabilirsiniz. Alanya hem yöresel hem de dünya mutfağının pek çok örneğini bulabileceğiniz irili ufaklı restoran seçenekleri ile dolu. Alanya'da aç kalmazsınız, bu konuda içiniz rahat olsun! Alanya seyahatim sırasında deneyimlediğim yeme-içme seçeneklerini aşağıda yorumlarım ile birlikte sıraladım, siz de deneyip memnun kaldığınız yerler varsa yorumlara ekleyebilirsiniz. Alanya Kalesi'nin içinde, gün batımını izlemek için en güzel noktalardan birinde bulunuyor Gardenia Restaurant. İçki ve yemek menüsü var, yemekler lezzetli idi. Tabii konumu nedeniyle fiyatlar biraz yüksek. Asıl sorunu servis personelinin son derece ilgisiz ve kaba olması. Bu kadar güzel bir restorana yazık ediyorlar diyebilirim. Konumu için tıklayın. Alanya Kalesi içinde eski bir Alanya Evi restore edilerek Mutfak Kültürü Evi olarak hizmete açılmış. Evin üst katında Alanya mutfak kültürüne ait canlandırmalar var, mutlaka görün. Normal şartlarda kafeterya olarak hizmet veren Kültür Evi, isteyenler için Alanya'ya özgü yemeklerin yapıldığı yemek workshopları düzenliyor. Konumu için tıklayın. Alanya'da Alanya'ya özgü yemekler yemek istiyorsanız gideceğiniz yer burası. Öküz Helvası, Gülüklü Çorba, Ülübü Piyazı, İçli Pide ve daha hatırlayamadığım pek çok yöresel yemeğin tadına burada bakabilirsiniz. Bir de fıstıklı limonatayı başka bir yerde denemediyseniz burada mutlaka sorun. Konumu için tıklayın. Alanya'ya gittiğinizde güzel bir mekanda lezzetli yemek yemek istiyorsanız gideceğiniz yer kesinlikle Cilvarda Hisariçi. Burası açılalı henüz 2 ay olmuş ama müthiş bir mekan yapmışlar. Dar bir sokaktan girdiğinizde karşınıza böyle bir mekan çıkacağını hayal bile demezsiniz. Kocaman bir bahçe, kale surları manzarası, sade ve şık dekorasyon, çok nezih ve güzel bir ortam, güler yüzlü servis ve hepsinin üstüne bir de çok lezzetli yemekler. İçki ve yemek menüsü zengin. Daha ne diyebilirim ki, bu mekana bayıldım! Konumu için tıklayın. Deniz kıyısında şık bir mekanda yemek yemek, birşeyler içmek veya sadece plajdan faydalanmak isterseniz Occo Beach Club, Damlataş Plajı'nda gidebileceğiniz güzel bir mekan. Konumu için tıklayın. Her zevke her bütçeye göre yer önerisi bulunan bloggeriniz, sizin için dere kenarında serin serin alabalık yiyebileceğiniz bir yer önerisi ile geldi. Alanya merkeze 10 km mesafede, Dim Çayı kıyında çok sayıda mekan bulabilirsiniz. Hem kahvaltı hem yeme-içme hem de derede yüzmek için güzel bir seçenek, burası da listenizde bulunsun. Konumu için tıklayın. Alanya yöresel yemekleri veya lüks restoranlar istemezseniz şiş kebap ve meze yiyebileceğiniz bir mekan önerisi de yapmak istedim. Ben tadına bakmadım ama yiyenler Alanya'daki en iyi ciğer şiş olduğunu söylüyor. Konumu için tıklayın. Alanya'ya gelmişken mutlaka bir pazara gitmenizi ve çevrede yetişen birbirinden lezzetli, taze ve tropik meyvelerden alıp tadına bakmanızı tavsiye ederim. Alanya ve Gazipaşa muz ile tanınıyor olsa da burada kividen avokadoya pek çok tropik meyve ve sebze yetişiyor. Bunlar arasında ejder meyvesi en çok rağbet göreni, mutlaka tadına bakın. Alanya'da pansiyondan tatil köylerine, butik otellerden beach otellere kadar çok geniş bir yelpazede konaklama imkanı bulabilirsiniz. Aşağıda farklı özellikleri olan otelleri listeledim, bütçenize ve tatil türünüze göre birini seçebilirsiniz. Mayıs 2022'de Alanya'daki konaklamamı bu Sunprime C-Lounge Hotel'de yaptım. Herşey dahil sistemle hizmet veren otel şehir merkezine 10 dakika mesafede yer alıyor. Kendi plajı, havuzu ve hamamı olan 5 yıldızlı otelin odaları da rahat. Açık büfe menüsü ise çok doyurucu ve lezzetli. Konumu için tıklayın. 2022 yılı sonuna kadar geçeli Sunprime C-Lounge internet sitesinden işlem yapan Çok Okuyan Çok Gezen takipçilerine özel %5 indiriminiz var. INSTA15 indirim kodu ile bu linke tıklayarak işlem yapabilirsiniz. Cook's Club Hotels Kleopatra Plajı'nda deniz kıyısındaki 5 yıldızlı otellerden biri. Konaklamadım ama birşeyler yiyip içmek için restoran/beach kısmına gittim. Denize sıfır olması büyük avantaj, havuzu da hemen sahile paralel. Sahil barı da çok keyifli. Konumu için tıklayın. Birşeyler içmek için uğradığım bir diğer otel de Kalia Beach oldu. Sunprime C-Lounge Hotel ile aynı sıradalar, buranın da plajı ve havuzu var, 5 yıldızlı otel herşey dahil sistem ile hizmet veriyor. Konumu için tıklayın. Ben büyük otel sevmiyorum, butik otel olsun diyenler için de bir seçenek eklemek istedim. Alanya Kalesi içinde yer alan Villa Turka eski bir Alanya evinden otele dönüştürülmüş. Muhteşem bir Alanya Marina manzarası ve havuzu ile butik otel sevenleri mutlu edecek bir seçenek. Konumu için tıklayın. Şehir merkezinde olmasın, herşey dahil olsun, 5 yıldızlı olsun, ben zaten otelden çıkmam diyorsanız burası size göre. Konumu için tıklayın. Alternatifler arasına bir de tatil köyü ekleyeyim dedim. Yeşil ve mavinin iç içe olduğu, iki katlı evler şeklinde tasarlanmış bir otel burası. Ultra herşey dahil sistemi ile hizmet veren otel Kargıcak mevkiinde bulunuyor. Özellikle çocuklu aileler için güzel bir seçenek olabilir. Konumu için tıklayın. Alanya'nın sıcağından birazcık uzaklaşayım, portakal ve nar ağaçları arasında doğa ile içiçe bir tatil yapayım isterseniz Alanya Bungalov Evleri tam size göre. Alanya şehir merkezinden 12 km kadar Toroslara doğru yol aldığınızda bu güzel yere ulaşabilirsiniz. Konumu için tıklayın. Sen bize hep pahalı yerler söylüyorsun demeyin. Şehir merkezinde, Kleopatra Plajı'nın dibinde uygun fiyatlı bir apart Caligo. Heryere yürüme mesafesinde, gece hayatı, plaj, çarşı pazar herşey elinizin altında. Konumu için tıklayın. Ekim 2022'de Alanya'da konakladığım otel burası idi. Muz bahçelerinin arasında Marina'ya yürüme mesafesinde, şehir merkezine 5-6 km mesafede. Havuzlu, mütevazi ve keyifli bir otel. Konumu için tıklayın. İşte size ekonomik bir seçenek daha! Kleopatra Plajı'nda bulunan Alanya Öğretmen Evi, herhalde Türkiye'deki en güzel yere sahip öğretmen evlerinden biri. Yer bulmak oldukça zor olduğu için mutlaka erkenden rezervasyon yapmanızı öneririm. Konumu için tıklayın. Alanya'ya hem yabancı turistin fazla gelmesi hem de yerleşik yaşayan yabancının çok olması nedeniyle gece hayatı oldukça hareketli. Şehir merkezinde, yat liman çevresinde çok sayıda bar-gece kulübü seçeneği bulunuyor. Alanya, hatta Akdeniz Bölgesi'nin en kaliteli gece kulübü Alanya Marina'da bulunan Illusion Event Hall. Konumu için tıklayın. Burası sadece bir gece kulübü değil, konser ve etkinliklerin düzenlendiği bir yer. Devasa bir çadır şeklinde tasarlanmış mekanın işletmecisi eski Anadolu Ateşi dansçılarındanmış. Gece hayatı ve dans işini gerçekten iyi biliyor. Her gece farklı dans gösterileri ve DJ performansları sergileniyor. Güvenlik ise üst düzeyde, içip içip size sataşacak kişileri engellemek için çok sayıda görevli mekanı izliyor. Illusion Event Hall'a gitmeden rezervasyon yaptırmanızı öneririm. 05320151636 numaralı telefondan rezervasyon yaptırabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ali-eric-tur-afrika-kitabi", "text": "Hangimizin hayallerini süslemez ki, arabama atlayıp bir dünya turuna çıkayım veya 6 ay Afrika'yı baştan başa geçeyim. Bazıları ise bu hayalleri gerçeğe dönüştürür... Ali Eriç hayallerini gerçeğe dönüştürenlerden. İlk uzun seyahatini tek başına kendi aracıyla 186 gün süren İstanbul'dan Cape Town'a yaptı ve bu yolculuğunu Tur Afrika adlı kitabında anlattı. Dört tekerle baştan başa bir kıta diyerek yola çıktı. 1959 Ankara doğumlu olan Ali Eriç, 1994 yılında kendi işini kurmuş. 2001 yılında işindeki sorumluluklarını azaltıp hayallerinin peşinden koşmaya karar vermiş. 2004 yılından itibaren ilk uzun soluklu seyahati için hazırlık yapmaya başlamış ve 15 Ekim 2005 yılında tek başına kendi aracı ile 6 ay sürecek olan İstanbul'dan başlayan ve Cape Town'da sona eren Tur Afrika adını verdiği yolculuğa çıkmış. Bu yolculuktan döndükten 3 yıl kadar sonra ise bu kez 3 yıl sürecek olan dünya seyahatine yine aracıyla çıkmış. İkinci yolculuğuna ait İstanbul'dan İstanbul'a Bir Dünya Seyahati adlı bir kitabı daha var. Ben önce ilk yolculuğunu okumak istedim ama ilk basılan kitabı aslında dünya turunu anlattığı kitabı. Ali Eriç evli ve bir oğlu var, yani bu uzun yolculuklara ailesini arkada bırakarak çıkmış. Ali Eriç, Afrika kıtasına yaptığı seyahatinin günlüğü şeklinde yazmış Tur Afrika kitabını. Kendi aracı ile Afrika'ya gitmeyi düşünenler için değerli bir rehber kitap olmuş. - Tur Afrika kitabı edebi bir kitap değil, bir günlük hatta rehber. Bu gözle okunup değerlendirilmesinde fayda var. - Kitaptaki en büyük eksiklik yaşanan heyecan, umutsuzluk, coşku gibi duyguları okuyucuya geçiremiyor olması. Yaşadığı hırsızlık, sınır kapısından döndürülme, geziye son vermeyi düşünmesi gibi aslında önemli iniş çıkışlar yaşayan Ali Eriç, tüm bunları çok sıradan bir olaymış gibi anlatmış. Cape Agulhas'a varıştaki heyecanını, hedefe ulaşmış olmasının etkisi ile coşkusunu daha fazla hissettim. - Ali Eriç yaşadıklarını oldukça detaylı şekilde aktarmış. Kitabı kapattığımda en çok aklımda kalan otel bulma, seçme hikayeleri oldu. Çok zorlu bir coğrafyada 6 ay süren yolculuğun kitabını kapattığımda daha fazla iz bırakmasını isterdim. - Kitabın sevdiğim kısmı ise Afrika'nın yakın tarihi ve sosyolojik olaylara ilişkin bolca bilgi bulunması. Bu bilgiler benim \"çok okumayı seven\" tarafımı çok iyi besledi, herkes aynı tadı alır mı bilemem. Bu kitabı okurken önemli bir aydınlanma yaşadım. Yolculuğun süresi 10 gün de olsa 6 ay da olsa eğer bir zaman kısıtlamanız varsa istediğiniz her yeri göremiyorsunuz. Ali Eriç'in başına gelen aksilikler yüzünden iptal etmek zorunda kaldığı yerlere öyle içim acıdı ki, içimden sürekli \"1 ay daha uzatsana seyahatini\" demeden edemedim. Çok uzun bir hazırlık süreci sonunda bu yola çıkan Eriç'in imkanı olsa herhalde uzatırdı zaten yolculuğunu. Bir başka konu ise uzun bir yola çıkıyorsan kıtanın bir yerinde mutlaka kötü iklime yakalanacaksın kaçışın yok gibi. Yine zaman kısıtın varsa havanın açmasını bekleme lüksün yok. Aileni geride bırakıp bu kadar uzun yolculuğa çıkmak, herşeyi geride bırakmak ve bunu 2000li yıllarda yapmak... Afrika'da internet, telefon erişimi şimdi bile mükemmel değilken o yıllarda bu özlemin üstesinden gelmek kolay değil. Tur Afrika kitabını satın almak için tıklayın. Eriç'in diğer kitabı da okunacaklar listemde. \" Tur Afrika kitabı edebi bir kitap değil, bir günlük, hatta rehber. Bu gözle okunup değerlendirilmesinde fayda var.\" sozunuz ile \" Kitaptaki en büyük eksiklik yaşanan heyecan, umutsuzluk, coşku gibi duyguları okuyucuya geçiremiyor olması\" sozunuz kendiniz ile celistiginiz \"duygusu gecirdi\" bana. Ali Eric onceki kitabi ile ilgili roportajlarinda zaten kendisinin yazar olmadigini, kitabinin edebi olmadigini, \"bir kitap yazayim\" dusuncesi ile kitap macerasina baslamayip yolculuk sirasinda aldigi notlari, blogunda yazdigi yazilarinin begenilmesi uzerine bunlari kitap olacak seklinde derledigini ifade ediyor zaten. Yayimlanma maksadi ile yazilmamis gunlukler, notlar tam tersi bana daha dogal ve samimi yazildigi hissi veriyor. Derlenen yazilar kitap formatinda diye edebi olma ya da duygu gecirme zorunlulugu yok. Sehir rehberi de bir kitaptir ama heyecani okuyucuya gecirme gibi bir derdi yoktur. Yazma eylemi ozgur bir eylemdir, yazanin tarzidir tercihidir. Siz nasil fikrinizi yazdiysaniz ve yorum icin bolum actiysaniz ben de sizin yazdiklariniza yorum yaptim, umarim elestiriye aciksinizdir. Bu yazı bir kitap tanıtımı değil, benim kitapla ilgili hissettiklerimi aktarma yazım. Dolayısıyla benim kişisel yorumlarımı içeriyor. Pek çok gezi kitabı okuyarak bir kıyaslama yapıyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/amasra-gezi-rehberi", "text": "Amasra, Batı Karadeniz'in en gözde noktalarından biri. Yemyeşil doğası, denizi ve huzurlu atmosferiyle sıcak bir liman kenti. Fatih Sultan Mehmet'in dünyanın gözbebeği yani çeşmi cihan olarak nitelendirdiği bu kasaba, tarih kokan sokakları ve farklı coğrafi yapısı ile insanı kendine çekiyor. Amasra gezilecek yerler, Amasra nerede, nasıl gidilir, Amasra'da ne yenir gibi tüm sorularınızın cevapları, Amasra gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Amasra oldukça küçük bir şehir. Bu nedenle gezmek için iki gün yeter de artar bile. Eğer deniz tatili için Amasra'ya geliyorsanız, koy ve plajları gezmek için daha fazla vakit ayırabilirsiniz. Batı Karadeniz gezi rotası ve maliyeti yazım da ilginizi çekebilir. Amasra, Karadeniz bölgesinin batısında, deniz kıyısında, denize doğru uzanmış bir yarımadaya kurulmuş, Bartın iline bağlı bir şehir. Zonguldak ile Sinop'un arasında kalıyor. İstanbul Amasra arası mesafe 450 kilometre civarında yani 5-6 saat gibi bir sürede kendi aracınızla ulaşabilirsiniz Amasra'ya. Otobüs ile gitmek isterseniz İstanbul'dan Amasra'ya 7-8 saat süren bir yolculukla ulaşmanız mümkün. Bilet fiyatları 110 TL civarında. Amasra şehir merkezi ve yakın çevresinde keşfetmeye değer pek çok yer bulunuyor. Amasra Müzesi, Direkli Kaya, Göldere Şelalesi, Kemere Köprüsü, Gürcüoluk Mağarası, Amasra Kalesi, Delikli Şili, Amasra Kilisesi, Antik Tiyatro Amasra'da gezilecek yerler arasında sayabiliriz. Hadi gelin biraz daha derin dalalım. Amasra Kalesi Bizans döneminde inşa edilmiş, Kemere Köprüsü ile birbirine bağlanan iki bölümden oluşan kale üzerinde kurulduğu yarımada sayesinde çok güzel fotoğraf karelerine fırsat veriyor. Kemere Köprüsünden geçerek Amasra Feneri'nin olduğu tepeye tırmanarak tüm manzaraları görebilirsiniz. Ayrıca tepede bir de Ağlayan Ağaç var, oradaki çay bahçesinden hemen yakındaki Tavşan Adası manzarasına bakabilirsiniz. Çok rüzgarlı havalarda çıkmanızı önermem, fena esiyor. Kalenin iki yakasını birleştiren Kemere Köprüsü Bizans döneminde inşaa edilmiş. Tavşan Adası'nı bu köprünün üstünden izleyebilirsiniz. Amasra'nın meşhur ahşap işlerini alabileceğiniz Çekiciler Çarşısı kaleden çıkınca sizi karşılıyor. Ahşap işleri dışında yöresel pek çok ürünü de burada bulabilirsiniz, akşam saatlerinde oldukça kalabalık oluyor. Amasra sahilden Amasra Kalesi'ne doğru ilerlerken solunuzda kapalı bir pazar yeri kalacak, burası Kadınlar Pazarı. Amasralı kadınları kendi yaptığı çeşit çeşit reçeller, erişteler, ıhlamur, kekik gibi doğal ürünler bu pazarda satılıyor. Eğer tarihe meraklıysanız, Arkeoloji Müzesi'ne uğramayı ihmal etmeyin. Müzede Roma, Bizans, Ceneviz, Selçuklu ve Osmanlı eserlerini görebilirsiniz. Eski Bahriye Mektebi binası Amasya sahildeki güzel konumu ile de dikkat çekiyor. Müze girişinde Müze Kart geçerli, Müze Kartınız yoksa giriş ücreti 7 TL. Amasra sahilinde yürürken 2007 yılında trafik kazasında hayatını kaybeden Barış Akarsu'nun heykeli sizi karşılıyor, hemen arkasında da Barış Akarsu Kültür ve Yardımlaşma Derneği binası. Küçük Liman'daki Direkli Kaya mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Eskiden Kraliçe Amatris'in deniz hamamı olan bu antik havuz, mermer iskelesi ve kayaya oyulu basamaklarıyla öne çıkıyor. Göldere Şelalesi ve Amasra Feneri yakınında piknik yapabilirsiniz. Amasra Kuş Kayası Yol Anıtı, Amasra'ya gelirken yol üstünde görmeniz gereken yerlerden biri. Amasra-Çakraz arasında yaklaşık 120 adet mağara bulunuyor. Bunlar arasında en ünlüsü olan Gürcuoluk Mağarası'nda eski çağlardan izler bulabilirsiniz. Küçük Liman'daki çay bahçelerinde çayınızı kahvenizi içip manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Burası gündüzleri kadar akşamları da keyifli. Özellikle gün batımını seyretmek için ideal bir nokta. Yaz aylarında kasabanın her köşesinde seyyar midye dolma ve midye tavacılar bulunuyor. Midye seviyorsanız, ayaküstü ekmek arası nefis bir ziyafet çekebilirsiniz. \"Amasra'da ne yenir, nerede yenir?\" deyince akla ilk gelen yerlerin başında Mustafa'nın Yeri Canlı Balık adlı balık restoranı geliyor. Rezervasyonsuz yer bulmak sıkıntılı burada, ama bayram zamanı telefonla arayıp rezervasyon yapmak isteyince sesli yanıt sisteminin \"şu an yoğunluk nedeniyle size cevap veremiyoruz\" dediği bir mekan burası. Pek çok ünlü buraya gelmiş, hangi blogu okursanız burayı öneriyor. Telefonla rezervasyon yapamayınca kapıdan şansımızı deneyelim dedik ve 10 dakika bile beklemeden yer açıldı. Rakı, meze ve balık sipariş ettik, gelen yemekler vasat diyebilirim. Mezelerin hiçbir özelliği yoktu, herhangi bir mekanda bulabileceğiniz mezeler. Salatası meşhur buranın, o güzeldi, ona lafım yok. Bir de çok güzel manzarası var. Ama aynı sıradaki mekanlarda da bu manzara var zaten. Demem o ki, Canlı Balık'ta yer bulamazsanız üzülmeyin, çok birşey kaçırmadınız. Benim Amasra'da sevdiğim şeylerden biri sahildeki çay bahçesinde bira içilebiliyor olmasıydı. Bölgenin küçük ve sevimli bir çarşısı var, Çetikçiler Çarşısı. Amasra deyince akla ilk olarak ahşap hediyelikler geliyor. Burada kendinize ve sevdikleriniz çeşitli ahşap ürünleri alabilirsiniz. İsterseniz üzerlerine istediğiniz kişinin ismini yazdırabilir veya resmini yaptırabilirsiniz. Karadeniz bölgesine ait tüm yazılarım için KARADENİZ GEZİ YAZILARI sayfama göz atabilirsiniz. Amasra'da konaklama için pek çok otel ve pansiyon bulunuyor. Biz Batı Karadeniz seyahatimizde çadır kampı yapmayı tercih ettiğimiz için Amasra'da otel konaklaması yapmadık. Çadır kurmak isterseniz Amasra'dan önceki veya sonraki plajlardaki kamp alanlarını tercih edebilirsiniz. Ancak bizim gibi bayram döneminde giderseniz çok kalabalık olacağını ve yer bulamama ihtimaliniz olabileceğini belirtmek isterim. Çakraz bölgesinde birkaç tane kamp alanı var. Biz oralarda yer bulamayınca Akkonak Köyü'ndeki Akarsu Kamp Alanı'nda konakladık. Çadır için 75 TL verdik. Kamp alanında elektrik, mutfak, duş, tuvalet ve plaj olanakları var. İstanbul'a yakın tatil yerleri arasında olan Amasra'da yeşil ve mavi ile baş başa doğanın kucağında keyifli bir hafta sonu geçirebilirsiniz. Merhaba Sevil hanım harika yazınız için çok teşekkürler. Bende Bartın'da okuyan bir öğrenciyim Amasra'ya sürekli gidiyoruz gezmeye. Özellikle yaz sezonunda denize girilebilir yerleri harika oluyor büyük liman plajının haricinde. Şehir merkezindeki teknelerin bulunduğu yer çok pi ancak açık deniz tarafları harika... Eğer güzel bir havada yakalarsanız fotoğraf çekmek ya da yürüyüş yapmak için vazgeçilmez bir yer. Gerçekten çok değişim yaşamış yıllar içerisinde ancak halen o tatlı güzel coğrafyasını koruyor. Güzel yazınız için tekrar teşekkürler ve iyi gezmeler!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/amerika-vizesi", "text": "Türk Vatandaşlarının Amerika'ya giderken mutlaka vize alması gerektiğini de tekrar hatırlatmış olayım. Bu yazı göçmen olmayan, turistik vize başvuruları için geçerli öncelikle onu belirteyim. Aşağıdaki bütün yönergeler Amerika turist vize başvurusu ile ilgili yönergelerdir. Türkiye'den turistik vize başvurusu yapacaksanız Ankara ve İstanbul'daki Amerika Konsolosluklarından başvuru yapabiliyorsunuz. Ben İstanbul'da ikamet ettiğimden İstanbul'dan başvurumu yaptım. Amerika vize danışmanlık hizmeti veren firmalardan birinden destek almanız da mümkün. - DS-160 formunu doldurmanız gerekiyor. Bu formda İstanbul-Ankara seçimini yapmanız gerektiğini unutmayın. 2. www. usvisa-info. com adresine girerek sağ üst köşede bulunan Hesap Oluştur'a tıklayarak başvuru sahibinin pasaport numarasını, doğum tarihini ve uyruğunu girerek bir hesap oluşturuyorsunuz. 3. Vize bilgilerini inceleyip seyahat amacınıza göre bir vize türü seçtikten sonra başvuru sahibinin kimlik bilgilerini giriyorsunuz. 4. Pasaportun teslim edileceği PTT şubesini seçmeniz gerekiyor çünkü vize başvuru sonucunda pasaport PTT şubesine gönderiliyor. 5. MRV ödeme yöntemini seçiyorsunuz. 6. Size uygun randevu tarih ve saatini seçip randevu tarih ve saatini onaylıyorsunuz. Artık randevuya gelmek için hazırsınız. Bundan sonrası için evrak hazırlama sürecine geçiyoruz. - öncelikle mevcut olan en yakın tarihe normal bir vize randevusu alın. - Sonra hesabınıza giriş yapın, 'Devam'a tıklayıp 'Hızlandırma Talep Et' sekmesini seçin ve talimatları izleyin. - Seyahat edecek kişi talebinde seyahatin tarihini ve nedenini belirtmeli. - Geçerli pasaportunuz, varsa eski pasaportlarınız, - Şirket antetli kağıdına düzenlenmiş şirketteki görevinizi ve izinli olduğunuz tarihleri belirten kaşeli imzalı dilekçe, - İmza sirküleri fotokopisi, - Ticaret veya sanayi odasından faaliyet belgesi(6 aydan eski olmamalıdır), - Vergi levhası fotokopisi, - Sicil gazetesi fotokopisi, - Sigortalı işe giriş bildirgesi fotokopisi, - SSK hizmet dökümü, - Son 3 aylık maaş bordrosu aslı, - İçinde bakiye bulunan son 3 aylık hesap hareketini yansıtan banka hesap cüzdanı fotokopisi veya bankadan alınmış kaşeli imzalı hesap ekstresi, - 2 adet arka fonu beyaz 5x5 ebadında fotoğraf, - İnternetten yaptığınız başvuru formunun çıktısı, - Nüfus cüzdan fotokopisi Randevu tarihiniz ve saatinizde Amerikan Konsolosluğu'nda bireysel olarak randevudan yarım saat önce hazır bulunmanız gerekiyor. İstanbul'daki Amerikan Konsolosluğu İstinye'de. Randevuya hiçbir elektronik aleti almıyorlar, cep telefonunuzu aracınızda bırakabilir veya hemen konsolosluğun karşısındaki emanetçilere bırakabilirsiniz. Yukarıdaki listeye ek olarak, güvenlik personeli listede yer almayan herhangi bir gereci bekleme alanına almamayabilir. - öncelikle pasaport, başvuru formunuz, fotoğrafınız kontrol ediliyor ve size bir sıra numarası veriliyor, sıra numarası en son yapacağınız vize görüşmesi için lazım olacak. - sıra numarasına gerek olmadan önce vize kaydınızın yapılıyor - sonra parmak iziniz alınıyor - son olarak sıranız geldiğinde vize görüşmesi yapıyorsunuz. Yukarıdakilerin hepsi oldukça hızlı ilerliyor. Zaten randevulu aldıkları için sıra hızlıca eriyor. Gelelim asıl önemli konuya! Herkesin korkulu rüyası bu kısım sanırım. Öncelikle bir konuya açıklık getirmekte fayda var, eğer saklı gizli bir durumunuz yoksa ve herşeyiniz kitabına uygunsa korkulacak hiçbir şey yok. Vize görüşmesini yapanlar Amerikalı ama çoğu Türkçe biliyor, bilmeyenler de tercüman kullanıyor. - Görüşmeye Türkçe mi, İngilizce mi devam etmek istersiniz? İngilizce konuşabiliriz ama mümkünse Türkçe devam edelim. - Neden Amerika'ya gidiyorsunuz? Gezmeye gidiyoruz. - Nerede çalışıyorsunuz, hangi pozisyonda, ne kadar zamandır çalışıyorsunuz, bundan önce nerede çalıştınız? Çalıştığımız yerleri anlattık. - Eşim dalış için sık sık Kızıldeniz'e gittiğinden pasaportunda çokça Mısır Vizesi vardı. Ona özel olarak \"Neden bu kadar çok Mısır'a gittiniz?\" diye soruldu. O da dalış nedeniyle gittiğine dair açıklamasını yaptı. Vizeniz onaylandı bilgisini aldıktan sonra İstanbul içinde 3 iş günü, İstanbul dışı iller için 4 iş günü içinde pasaportunuz başvuruda belirttiğiniz PTT şubesine gönderilmiş olur. Fotoğraflı kimliğiniz ve başvurudan sonra e-posta adresinize gönderilen PTT takip numarası ile ilgili PTT şubesinden pasaportunuzu alabilirsiniz. Gerçekleştireceğiniz Amerika vizesi başvurusunu tamamlamak için Amerika vizesi harç bedellerinin yatırılması zorunludur. Turistik Amerika Vize Ücreti 2018 yılı için 160USD, ne yazık ki. Tek tesellimiz 10 yıllık vize veriliyor olması. Vizeniz onaylanmasa dahi bu ücreti geri alamadığınızı da hatırlatmak isterim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/amerikaya-turist-kisa-sureli-is-seyahati-vizesi-nasil-alinir", "text": "Amerika vizesi ülkeye gidiş amacınıza göre verilmektedir. Bu nedenle de ABD göçmenliği için ve kısa süreli ABD seyahatleri için farklı vize kodları oluşturulmuştur. B1/B2 kategorisindeki vize türü, kişilerin ABD'ye kısa süreli seyahatlerinde verilmektedir. Bu kodlar; iş seyahati, tedavi ve turistik seyahat amaçlarını kapsamaktadır. ABD'de hayat boyu oturma imkanı için Amerika greencard başvurusu yapılması gerekmektedir. B1/B2 kategorisindeki vize başvuru formunda, Amerika'ya hangi amaçla gideceğinizi net bir şekilde ifade etmeniz gerekmektedir. Bazen 3 ay, bazen de 10 yıl çok girişli uygun görülen bu vizede genel olarak ABD'ye girişte pasaportlara 6 ay kalma hakkı verilmektedir. Dileyen bu 6 aylık süreyi ABD'de başvurarak ve kanunlara uygun şekilde uzatabilmektedir. Amerika vizesi başvurusunda konsolosluk görevlileri için her bir başvuran \"ABD'de kalmayacağını kanıtlamak üzere gelmiş, kalacağı varsayılan\" kişilerdir. Yani görüşmedeki amacınız, konsolosu ülkenize döneceğiniz konusunda inandırmaktır. Mülakatta bunu başardığınız takdirde ve gerekli evraklarla da amacınıza destek çıkabildiğinizde, yüksek ihtimalle 10 yıllık çok girişli vize alınabilmektedir. Bundan sonra da Amerika'nın istediğiniz şehrine seyahat edebilirsiniz. Pasaportunuza basılacak damgaya Amerika'ya girişteki CBP görevlisi karar verir. Ve bu süre genellikle 6 aylık olur. ABD Büyükelçiliği'nin son yıllarda hızla \"evraksız vize\" hedefine doğru gittiği görülmektedir. Eskiden turist vizesi için doldurulan DS 156 ve 157 gibi formların yerini artık DS 160 formu aldı. Son derece detaylı olan bu formu doldurmak, oldukça büyük önem taşımaktadır. Tüm vize sürecini elektronik hale getiren ABD Büyükelçiliği, aynı zamanda seyahat yapmak isteyen kişilerden PTT kaydı yaptırmalarını ve randevu tarihini seçmelerini istemektedir. Tüm bu bilgiler ve dahası, formlarınızın doldurulması, evrak hazırlığınız, randevu alım süreci ve mülakatta kendinizi nasıl temsil etmeniz gerektiği konusunda B1/B2 vizesi danışmanlığı için www. amerikauzmani. com üzerinden profesyonel yardım alabilirsiniz. Eğer vizeniz reddedildiyse ve şansınızı tekrar denemek istiyorsanız ama tekrar aynı sonucu almaktan korkuyorsanız, yeni bir şansınız olup olmadığını Amerika Uzmanı ile birlikte değerlendirebilirsiniz. Amerikauzmani. com; üniversite öğrenimini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamlayan ve aynı bölümde yüksek lisans derecesini alan Gökçe Taşkıran tarafından kurulmuştur. Mesleğe Turkish Daily News gazetesinde muhabirlik ile başlayan Taşkıran, daha sonra Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nde Dış İlişkiler dairesinde devam etmiştir. Gökçe Taşkıran'ın Amerikauzmani. com'u hayata geçirmesine olanak sağlayan asıl iş tecrübesi ise 15 yılını geçirdiği, takım lideri konumuna yükseldiği ve her tür ABD vizesi konusunda geniş bilgi birikimi edindiği ABD Büyükelçiliği Konsolosluk Bölümü olmuştur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/amsterdam-gezi-rehberi", "text": "Amsterdam, kuzeyin Venedik'i, Dünyada en çok ziyaret edilen şehirlerden biri. Amstel nehrinin ağzındaki bataklığı kurutmak için yapılan yüzlerce kanalların etrafına yapılan 17. yüzyıldan kalma evleri ile tam bir masal şehir! Şehri sokak sokak, kanal kanal dolaşmanın tadına mutlaka varın. Amsterdam'ın tadına varmak için de hazırladığım Amsterdam gezi rehberi yazımı okumaya devam 🙂 Amsterdanmda gezilecek yerler, ne zaman gidilir, ne alınır gibi pek çok sorunun cevabı bu yazıda sizi bekliyor. Amsterdam'ın hemen göbeğindeki tren istasyonu ve istasyonun önünden kalkan tramvaylarla şehri dilediğiniz gibi dolaşmanız mümkün. Tren istasyonundan şehre girer girmez, hemen ilk kanallarla karşılaşırsınız. Yüzlerce bisikletin sürücülerini beklediği bisiklet otoparkları da ilk bakışta dikkat çekiyor. İstasyon çıkışından devam ettiğinizde Amsterdam'a da ismini veren Dam Meydanı'na ulaşırsınız. Bu yol üzerinde Amsterdam'ın meşhur külah patateslerinin tadına bakabilirsiniz. Yine Dam Meydanı'na ulaşmadan tatil planınızı yapmanıza yardımcı olacak turizm büroları yol boyunca karşınıza çıkar. Bu bürolardan müzelere giriş için toplu ve indirimli bilet alabilir, günübirlik turlara katılabilir, Amsterdam'da yapılabilecek aktivitelerle ilgili detaylı bilgi alabilirsiniz. Herşeyi alıp kendinizi programlara şartlamayın derim. Amsterdam'a gelmişken sokaklarında aylak aylak dolaşacak, coffee shoplarında mola verecek de vakit ayırın. Amsterdam diyince ilk akla gelen gece hayatı, Red Light ve sonsuz özgürlük. Halbuki Amsterdam gündüz de görülecek güzellikleri olan, insanın ruhunu dinginleştiren bir şehir. Ortaçağ'dan kalma bir yel değirmenin bahçesinde battaniyeye sarılıp kahve içmenin de tadını çıkarabileceğiniz bir şehir. Red Light'tan bahsedecek olursak, eskiden denizcilerin eğlenmek için geldiği bölge imiş burası. Vitrinlerde kendilerini sergileyen kadınlarla bir çeşit et pazarı. Bölgede fotoğraf çekmek yasak, fotoğraf çektiğinizi farkeden birileri hemen yanınızda bitebilir. Red Light sokağının hemen arkasındaki sokakta yer alan De Wagg binası şatoya benzeyen yapısıyla bana Red Light'tan daha ilginç ve güzel gelmişti. Sadece bu kadar mı? Elbette ki değil. Aynı zamanda sanata ilginiz varsa Van Gogh'undan Renoir'a, Rembrant'a büyük ressamların resimlerini görebileceğiniz Van Gogh Müzesi ve Rijsk Müzesini gezebilirsiniz. Ben daha modern şeylerden hoşlanıyorum derseniz de Madame Tussaud müzesinde mumdan heykellerle fotoğraf çektirebilir, Nemo isimli orijinal binalı bilim müzesinde deneylere şahit olabilirsiniz. Daha ilginç müzeler de var elbette. Sex müzesi, votka müzesi, Heinekein'in bira müzesi. Tüm müze listesi için Amsterdam. info sitesini ziyaret edebilirsiniz. Amsterdam'ın yemyeşil ve kocaman parklarından biri olan Vogel Park'ta piknik yapabilir, bisiklete binebilirsiniz. Heineken birasının yapımından geçmişine pek çok bilgi alabileceğiniz Heineken Experience'i deneyebilirsiniz. Farklı deneyimler yaşamak isterseniz Ice Bar gibi buzdan yapılmış bir barda içkinizi yudumlayabilirsiniz. Ice Bar, Amsterdam'a özgü değil başka şehir ve ülkelerde de rastlayabilirsiniz. Amstel nehrinin üzerindeki kanalları gezeceğiniz bir kanal turu yapabilirsiniz. Klasik turlara katılabileceğiniz gibi kendiniz bot kiralayarak da gezebilirsiniz. Amsterdam'ın kocaman parklarında uzun bir yürüyüle çıkabilir, sabah erken saatte çiçek pazarında renk cümbüşünü izleyebilirsiniz. Listeyi daha da uzatmak mümkün elbette. Önerim, gideceğiniz müzeleri önceden belirleyip birkaç müzeyi birlikte görebileceğiniz kombine biletlerden almanız. Amsterdam'a ilk gidişimi anlattığım Kız Kıza Amsterdam videoma da bir göz atın. Amsterdam'ı kuzeyin Venedik'i diye tarif ederken kuzeyin soğundan bahsetmeyi unuttum tabii. Amsterdam'a çok kez gittim, ikisinde de bizde sonbahar orada kış idi. Bulunduğu yer itibariyle Türkiye'ye göre soğuk olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ancak her şehrin olduğu gibi Amsterdam'ın da farklı mevsimlerde çok güzel olacağından eminim. Amsterdam'a kışın gitmenin avantajı ise yine aynı şekilde karlar altında şehri görmek. Evet soğuk, evet kat kat giyinmek gerek ama başa çıkılamayacak kadar değil. Amsterdam'a baharda gitmenin avantajları ise biraz daha fazla; öncelikle Nisan-Mayıs aylarında lale zamanı ve Amsterdam'a çok yakın mesafelerde lale bahçelerine gidip görme fırsatı bulabilirsiniz. Nisan sonunda çiçek festivali ve King's Day gibi ülkenin en eğlenceli etkinliklerinin olması da cabası. Gitmek istediğiniz zaman festival tarihlerini kontrol etmeniz iyi olur. Bu arada festival zamanlarında uygun fiyata konaklama bulmak için çok önceden rezervasyon yaptırmanız gerektiğini unutmayın. Amsterdam'a yazın gitmenin avantajı ise titremeden rahat rahat kanallarda gezebilmek tabii ki 🙂 Amsterdam'ı gezmenin en güzel yolu olan bisikletin tadını sonuna kadar çıkarabilir, yakın yerlere bisikletle gidebilirsiniz. Benim tercihim seyahat etmek için genelde baharlardır, henüz gidilen yer çok kalabalıklaşmamıştır, doğa uyanmaya başlamıştır, şanslıysanız güneş sık sık yüzünü gösterir. Amsterdam'ı da baharda görmek güzel olacaktır. Amsterdam hediyelik eşya açısından çok zengin seçenekler sunuyor, ünvanına yakaşır şekilde çok da eğlenceli alternatifler bulmak mümkün. Hollanda'nın meşhur tahta ayakkabıları, lale tohumları, seks içerikli ve eğlenceli hediyelikler, marihuana bitkisi görselleri içeren kupalar, tişörtler gibi hediyelikler alabilirsiniz. Amsterdam tam bir bisiklet şehri. Binlerce bisiklet trafikte öncelikli olarak seyahat ediyor. Bisiklet park alanlarında binlercesi çürümeye terk edilmiş, kanalların içinde yatan da binlercesi varmış. Amsterdam'da yapılacak en keyifli aktivitelerden biri bisiklet kiralayıp şehri gezmek. Günlük kiralama fiyatları da oldukça uygun! Amsterdam son derece güvenli bir şehir. Benim ilk Amsterdam'a gidişim kız kıza olmuştu ve hiçbir sorun yaşamadan rahat rahat gezdik. Coffee Shoplara da gittik, gece dışarıya da çıktık, Red Light'ta da dolaştık. Yani gönül rahatlığı ile gidebilirsiniz, gidin zaten. Amsterdam, sanılanın aksine her zevke uygun bir yerler bulamabileceğiniz gitmekten sıkılmayacağım şehirlerden biri. amsterdam! benim için! kendimi ben olarak adlandırdığım ruhsal ve coğrafi bi yapıt!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/amsterdam-gezilecek-yerler", "text": "Amsterdam gerçekten eşsiz bir şehir. Çok fazla ziyaretçisi olmasına karşın otantikliğinden bir şey kaybetmedi. Burada yapmak istediğiniz ne çılgınlık varsa yapabilirsiniz. İster müze gezip lezzetli yemekler yiyip alışveriş yapın ister eğlencenin dibine vurun. Liberalizmin ve hoşgörünün dünya üzerindeki merkezlerinden Amsterdam'ın tadını alabilmek için bir kafede oturup uzun uzun şehri ve geçenleri izlemeniz, bisiklet kiralayıp sokaklarını dolaşmanız ya da kanallarında gezmeniz yeterli. Ama yine de kaçırılmaması gereken yerler var. Kültürel olarak çok güçlü bir şehir olan Amsterdam'da Van Gogh Müzesi, Rijksmuseum, Heineken deneyimi, Kanal gezisi ve daha yapılacak birçok şey var. Tarihi şehir merkezi kanallarla çevrili ve sadece bu yüzden bile özgürlüğü ve huzuru hissedebiliyorsunuz. Bu kanalların etrafında yürüyebilir ya da daha iyisi bir bota atlayıp gezebilir ya da kendiniz bir bot kiralayabilirsiniz. Kuzeyin Venediğini gezmenin bir diğer yolu da bisiklet kiralamak. Rijksmuseum Hollanda'daki en büyük ve en etkileyici müze. Yılda bir milyondan fazla ziyaretçi alan müze 2013 baharında 10 yıllık bir bakımdan sonra nihayet açıldı. İçerisinde 17. Yüzyıla ait altın çağ başyapıtları yer alıyor. Meşhur Rembrandt'ın \"The Night Watch\", Vermeer'in \"The Milkmaid\" ve \"Woman reading a letter\", \"The Windmill at Wijk bij Duurstede\" gibi dünyaca ünlü büyük eserler yer alıyor. Bu muhteşem resimler Hollanda'nın tarihini ve karakterini yansıtıyor. Uygun uçak bileti bulup da Amsterdam'a giderseniz bu müzeyi mutlaka görün. Yenileme çalışmalarının ardından Denizcilik Müzesi mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer haline geldi, özellikle çocuklarla. Modern ve interaktif etkinlikler, sunumlar ve sergilerin yanında çok güzel tablolarında sergilendiği müzede olağanüstü gemi maketleri yer alıyor. Tüm bunlar Hollanda tarihini az çok anlamanız için çok önemli ve güzel bilgiler sunuyor. Küçücük bir ülke tüm dünyanın en güçlü deniz kuvvetlerine sahipti. Bu modern müzede 200 tablo ve 550 çizim yer alıyor. Hepsi de Van Gogh tarafından farklı ruh hallerindeyken çizilmiş. Dünyadaki en büyük koleksiyon olmasının yanında Van Gogh'un mektupları da müzenin sergilediği eserler arasında yer alıyor. Dar ve kemerli bir yoldan gelinen bu büyüleyici güzellikteki bahçe eski evler ile çevrelenmiş bir şekilde şehir merkezinde bulunuyor. Dindar bakire Beguine hemşirelerinin yerini yaşlı hanımlar almış. No. 34 Amsterdam'ın en eski evi. Giriş ise ücretsiz. Kenevir satan dükkanları, seks ticareti yapan işletmeleri ile ünlü Red Light District Bölgesi, Amsterdam gezilecek yerler arasında. Akşamları daha renkli olan bu bölgeden geçerken yanyana sıralanan camlı bölmeler içindeki kadınları izleyen tur gruplarını görebilirsiniz. Son yıllarda değişen ve daha da düzelen karakteriyle bölge daha kaliteli bar, restoran ve mağazalarla öğrenciler ve hipsterler tarafından oldukça rağbet görüyor. Amsterdam'ın en güzel kanalları, kanal kenarları boyunca dizilen, sizi adeta bir masalın içindeymiş gibi hissettirecek evleri ve en tatlı ara sokakları da bu bölgede bulunuyor. Bir söz vardır, \"hayattaki en güzel şeyler bedava olanlardır\" diye. İşte bu galerideki Hollanda'nın altın çağını yansıtan tüm tabloları ziyaret etmek de bedava. Belki Rijksmuseum'daki kadar büyük eserler yok ama yine de Amsterdam halkının ve Hollanda medeniyetinin yüzyıllardır süregelen kültürüne şahitlik edebilirsiniz. Anne Frank'in evi Amsterdam'ın meydanında bulunuyor. Meşhur II. Dünya savaşı günlüğünü burada saklanırken yazmıştı. Yaşadıkları gizli bölmeyi gördüğünüzde unutamayacağınız bir deneyim yaşayabilirsiniz çünkü bu küçücük odada iki aile tam 2 yıl boyunca Nazilerden saklanarak yaşadı. Günlüğün orijinali de sergide yer alıyor. Red Light District'in şaşalı bölgesinde bulunan bu eski ve büyük Protestan kilisesinin etrafı küçük evlerle çevrili ve inanılmaz huzurlu. Binalar, özellikle Gotik-Rönesans tarzı sekizgen çan kulesi denizciler için kullanılıyordu. Yetişkinler için gece vakti kilisenin etrafında yürümek ilginç bir tecrübe olabilir. Amsterdam'ı yılda yaklaşık 20 milyon turist ziyaret ediyor ve bu ziyaretlerin iyi geçmesi için de sayısız etkinlikler düzenleniyor. Heineken deneyimi, Madame Tussauds ve Amsterdam Zindanı gibi standart etkinliklere House of Bols Genever Deneyimi, Reypenaer Peynir Tadımı, Ekstra soğuk Buz barı ve çocukları için Tun Fun kapalı oyun salonu gibi yenilikler de eklendi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/anadolu-kavagi-istanbul", "text": "1997'den bu yana İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul'da görmediğim pek az yer vardır, bu konuda iddialıyımdır. Anadolu Kavağı da İstanbul'da kıymeti ve kendisi az bilinen, tatlı şirin, görülmeye değer bir vaha. \"Anadolu Kavağı'na nasıl gidilir?\" derseniz, birkaç farklı yoldan kavağa ulaşmak mümkün. - Anadolu Kavağı'na Üsküdar'dan otobüs ve/veya minibüs ile gideblirsiniz. Beykoz sahilden yola devam ederseniz sizi Anadolu Kavağı'na götürüyor. Beykoz'dan sonrası tamamen orman içinde bir yol. Yol asfalt olmasına rağmen oldukça kötü, bol virajlı. - Şehir Hatları vapuru ile Eminönü, Beşiktaş, Üsküdar, Emirgan, Sarıyer veya Rumeli Kavağı'ndan Anadolu Kavağı'na vapur keyfi yaparak gelebilirsiniz. Şehir hatları vapuru ile boğaz turu yazımda detaylarını bulabilirsiniz. - Ceneviz Kalesi / Yoros Kalesi: Anadolu Kavağı'na geldiğinizde Kaleye doğru tabelaları takip edin. Ceneviz Kalesi diye geçen bir kale var. Önemli olan kale değil manzara. Muhteşem bir boğaz manzarası göz doyuruyor. Rumeli Kavağına gitmiştim ama ikisi arasındaki manzara kıyaslanamaz. Kesinlikle Anadolu Kavağı görülmeli. Hatta yabancı misafirler buraya getirilmeli ve boğaz-manzara ikilisi akıllara kazınmalı. - Anadolu Feneri: Anadolu Kavağından Anadolu Feneri'ne doğru giden ıssıza yakın bir yol var. Orada devam edip manzaranın en güzel yerinde durup sessizliğin sesini dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. İstanbul' da gidebildigim bikac yerden biri. Gercekten cok güzel seyirlik bi yolu var. Yol kenarında satılan meyvalardanda almıstık. Turistik bi yer havası var. Görmeye değer gercekten."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/angkor-wat-tapinaklari", "text": "Kamboçya'nın göz bebeği, Güneydoğu Asya'nın en önemli dini ve mimari yapısı, 400 kilometrekareye yayılan alanıyla dünyanın en büyük tapınaklar topluluğu muhteşem Angkor Wat; tarih, kültür ve doğa sevenler için mutlaka görülmesi gereken yerler listesinde en üst sıralarda. Meru Dağını simgeleyen lale biçimli kubbeleri, tapınakların çatılarından koridorlarına kadar heryerini süsleyen heykel ve taş oyma işleri ile tapınaktan çok sanat eserini andıran Angkor Tapınakları, tam anlamıyla bir çekim merkezi, Kamboçya ulusal bayrağına da ilham olmuş. Kamboçya'nın kuzeyinde yer alan Angkor şehri, Kimer Krallığının başkenti idi. Krallığın gücünün göstergesi olarak 12. yüzyılda çok geniş bir araziyi kapsayacak şekilde, tapınaklar topluluğu olan Angkor Wat inşa edildi. Angkor şehri Sanayi Devrimi'ne kadar dünyanın en büyük şehri olma ünvanını elinde tutmuştu, 1 milyona yakın insan yaşıyordu. Angkor Wat ise dünyanın en büyük tapınaklar topluluğu. Angkor Tapınakları, Hindu Tapınağı olarak inşa edilmiş olsa da sonradan Budist Tapınağı'na dönüştürüldü. Yapının 30 yıl sürdüğü ve inşaatında yüzlerce insanın çalıştığı biliniyor. Kimerlerin başkenti Phnom Penh'e taşınmasından sonra unutularak yıllarca toprak altında kaldı, taa ki 1858'de Fransız bir doğa bilimci olan Henri Mouhut tarafından yeniden keşfedilene kadar. 1900'lü yıllarda temizlenerek yeniden ortaya çıkarıldı ve Hollywood filmleri sayesinde birden popülaritesi arttı. 1992 yılında Angkor Thom şehri ile birlikte tapınaklar topluluğu Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girdi. Angkor Tapınakları ana girişi, Siem Reap şehrine sadece 5,5 km uzaklıkta. Şehir veya ülke dışından gelip Angkor Tapınakları'nı görmek isteyenlerin ana durak noktası olan Siem Reap şehri tam anlamıyla bir turist şehri. Çok fazla konaklama seçeneği, hem Kamboçya hem de Batı mutfağından örnekler bulabileceğiniz çok sayıda kafe ve restoran, gece turistlerin eğlenmesi için bol bol bar, kulüp şehri doldurmuş durumda. Siem Reap'ten tuktuk kiralayarak, taksi kiralayarak veya bisiklet kiralayarak Angkor Wat girişine ulaşmanız mümkün. Burası bir tapınaklar topluluğu ve tapınaklar çok geniş bir alana yayılmış olduğundan içeride gezmeniz için mutlaka bir araca ihtiyacınız var. Size rehberlik de edebilecek bir tuktuk şoförü ile anlaşırsanız hem tapınak gezisi sırasında rehberlik almış hem de ulaşım konusunu çözmüş olursunuz. Kendim gezmek istiyorum derseniz, zaten size girişte bir harita veriyorlar. Yürüyerek heryeri gezmeniz mümkün olmadığı için bisikletle gezmek bir seçenek olabilir. Ancak naçizane önerim bisiklet konusunda ısrarcı olmamanız, çünkü Kamboçya genel olarak sıcak ve nemli iklime sahip. Tapınakları gezeyim derken başınıza güneş geçmesin 🙂 Sabah erken saatlerde alana gelip bol su tüketmek iyi bir çözüm olabilir. Bangkok'tan Angkor Wat Tapınakları'na ulaşım yazıma da bir göz atın. Angkor'a gelmeden önce gezi planı yaparken göz önünde bulundurmanız gerekenleri bir başlık altında toplamak istedim. Angkor Wat girişi için, günlük, 3 günlük veya 7 günlük bilet satın alabiliyorsunuz. Bu kadar büyük bir alanı bir günde gezmek mümkün olmadığından önerim 3 günlük bilet almanız olur. 7 gün gerçek anlamda tüm alanı gezmek için iyi bir süre olsa da, eğer tarih ve arkeoloji ile ilgilenmiyorsanız 7 gün biraz fazla gelebilir. 2018 yılı için bilet fiyatları; 1 gün 37usd, 3 gün 62usd, 7 gün 72usd. Biletleri sadece girişteki bilet ofisinden alabiliyorsunuz. Angkor Tapınaklar Topluluğu'nu anlamak için birkaç ön bilgi vermek iyi olacaktır. - Angkor diye bahsettiğim bölge 400 kilometrekare alanı ve 150'den fazla yapıyı kapsayan bir tapınaklar ve şehir topluluğu. - Angkor Wat, bu tapınak topluluğu içindeki en büyük ve en iyi korunmuş tapınak. Suyun üzerine kurulmuş olması, ve her biri 55 metreyi aşan kuleleri ile Angkor fotoğraflarında en fazla gördüğünüz yer burası. - Angkor Thom ise bu bölgenin en büyük şehri, anlamı da büyük şehir demek. Kimer Krallığı'nın başkentliğini yapmış olan şehir, bölgenin tarihi merkezi. Angkor'a gezi planı yaparken elinizde mutlka bir harita olmasında fayda var. Haritadan sırayla görmek istediğiniz tapınaklara karar vererek rotanızı ona göre belirleyebilirsiniz. Harita linkini örnek olması için buraya koyuyorum. Angkor'a gelecekseniz iklim açısından en iyi zaman Kasım ile Mart ayları arasında. Kuru, serin sezon olan bu dönem aynı zamanda herkesin de bölgeyi görmek için tercih ettiği dönem. Bu nedenle çok kalabalık olacağını önceden kabul etmeniz gerekir. Benim böyle durumlarda taktiğim yüksek sezon başlamadan veya bittikten 1 ay önce/sonra bu tarz yerlere gitmek oluyor. Ne havadan dolayı çok sıkıntı yaşıyorum ne de o anormal kalabalıkla uğraşmak zorunda kalıyorum. Sabah erken saatler bölgeyi görmek için en uygun saatler. Zaten Angkor Wat'ın gün doğumunda fotoğrafını çekmek isteyeceğiniz için erken derken gerçekten erken gelmenizi öneriyorum. Hava çok ısınmadan ana tapınakları da görebilirsiniz böylece. Burada gezeceğiniz yerlerin çoğunun ibadethane olduğunu da unutmamak gerek, bu nedenle kıyafetlerinizin fazla açık olmamasına da özen göstermelisiniz. Kıyafetlerinizin omuz ve dizleri kapatan kıyafetler olması gerekiyor tapınaklara girebilmeniz için. Uzun uzun tapınaklar ve binalar arasında yürüyeceğiniz, taş tapınaklara tırmanacağınız için rahat bir spor ayakkabıyla gitmenizi kesinlikle öneririm. Siem Reap ve Angkor'da gezerken çok sayıda kolu, bacağı sarılı turist gördüm. Nedenini ise bölgeyi gezmeye başlayınca anladım. Tapınaklara tırmanırken veya aralarda yürürken çok fazla düşen oluyor. O yüzden kaymayan bir ayakkabı tercih edin mutlaka. Şapka, güneş gözlüğü ve güneş koruyucu yine mutlaka yanınızda olsun. Bütün gün güneş altında dolaşmak gerçekten hiç kolay değil. 400 kilometrekare bir alanı gezmek için mutlaka görülmesi gerekenler listesi yapmakta fayda var. Tapınak, şehir, göller derken bu bölgede keşfedilmeyi bekleyen çok fazla yer var. Bölgeye adını veren, her yıl 2 milyondan fazla insanı buraya çeken en büyük ve en iyi korunmuş tapınak olan Angkor Wat hemen girişte sizi karşılayacak. Yapımında Mısır piramitlerinden daha fazla taş kullanılmış olan Angkor Wat, her bir taşındaki taş işçiliği ile de dikkat çekiyor. Duvarlara işlenmiş rölyefler, simetrik işlemeler, lotus çiçeği formuna benzetilmiş olan kuleleri ile tam bir sanat eseri. Hele bir de içeride dolaşan rahiplere de rastlarsanız, görüntü tamamlanmış oluyor. Angkor Wat'ı ziyaret etmek için en güzel zaman gündoğumu. Her gün yüzlerce insan güneş doğarken bu mimari şaheseri fotoğraflamak için buraya geliyor. Etrafını çevreleyen hedek ve içndeki suya yansıyan Angkor Wat silüeti kesinlikle görülmeye değer. Bu kocaman arkeolojik alanın merkezi Angkor Thom şehri. Şehrin kapısından girerken geçeceğiniz köprü, köprünün üstündeki heykeller, şehri çevreleyen duvarlar ve ortasında yer alan Bayon Tapınağı ile muhteşem bir eser sizi bekliyor. Şehir duvarlarının ortasında yer alan Bayon Tapınağı kulelerinde yer alan insan yüzleri ile ünlü. İnsan yüzü derken taşlara oyulmuş devasa yüzlerden bahsediyorum. 216 tane gülümseyen devasa yüz size bakıyor ve hepsi birbirinden farklı! İşte Angkor Tapınakları'nın en meşhurlarından biri daha! Onu Angelina Jolie'nin oynağını Tomb Rider filminden tanıyoruz. Bu tapınağın özelliği ağaç köklerinin tapınağı yutmuş olması. Yutmuş olması diyorum çünkü ağaçlar tapınağın üzerinde öyle büyümüşler ki kökler binaları sarıp sarmalamış, restorasyon sırasında da ağaçların bırakılması uygun olanlarını öylece bırakmışlar ve ortaya harika görüntüler çıkmış. Yukarıdaki üçlüyü tamamladığınızda Angkor Wat'ta küçük tur denen kırmızı hattı tamamlamış oluyorsunuz. Eğer bir günlük biletiniz varsa ancak bunu yapabilirsiniz. Belki buna bir de Banteay Srei Tapınağı'nı ekleyerek günü tamamlayabilirsiniz. Angkor şehrinin duvarlarından çıkıp girişte olduğu gibi harika heykellerin süslediği bir köprüden çıkarak Preah Khan Tapınağı'na ulaşıyorsunuz. Burası Kimer zamanında eğlencelerinin yapıldığı yer imiş. Ayrıca burada gelişmiş Kimer su sisteminin nasıl işlediğini görebileceğiniz havuzlar yer alıyor. Angkor Tapınaklarının bulunduğu konum itibarıyle en güzel tapınağı Neak Pean olabilir. Göl veya hendek ile çevrelenmiş olan tapınağa uzun bir köprüden geçerek ulaşabiliyorsunuz ve bu köprünün ve çevresinin manzarası muhteşem. Bu tapınak ve üzerinde bulunduğu adacık hastane gibi kullanılıyor imiş Kimerler zamanında. Gün doğumunu Angkor Wat'ta karşıladık, peki ya gün batımı diyenler için işte harika bir tapınak. Tapınak yukarıya doğru tırmanış gerektiren bir tapınak ancak yönü nedeniyle gün batımında Angkor Wat'ın muhteşem manzarası buradan çok güzel izlenebiliyor. Yukarıdaki grubu da tamamlarsanız bu kez büyük tur olan mavi turu tamamlamış oluyorsunuz. ilk gün küçük, ikinci gün büyük turu yapmak oldukça mantıklı. Tonle Sap Gölü, Sieam Reap'e yakınlığı ve göldeki yüzen evlerinin ünü ile hafızalara kazımış. Gölde yüzen evleri görmek için tekne turları düzenleniyor, ancak bu tekne turlarında görülen yerlerin tamamen turistik olduğu, gerçek olmadığına dair o kadar çok şey okudum ki tekne turu yapmaktan vazgeçtim. Ancak gölü görmek, göre doğru ilerlerken köy yaşamını görmek ve yol üstündeki tapınaklara uğramak kısmı çok daha güzeldi. Bu yolculuğu birlikte yaptığımız tuktukçu bizi; timsah çiftliğinden, deri atölyesine kadar bütün turistik atraksiyonlara sokmak istese de başarılı olamadı. Sadece tapınaklar ve göl kıyısında bir gezinti ile gezimizi tamamladık. Tapınak bölgesine 37 kilometre uzakta olan Banteay Srei Tapınağı \"Kadınlar Tapınağı\" olarak biliniyor. Kızıl kumtaşından yapılmış olan tapınak, bu bölgenin en güzel tapınaklarından biri. Başta da belirttiğim gibi Angkor Tapınakları çok geniş bir alana yayılmış durumda, tüm tapınakları görmek isterseniz 1 haftanızı ayırmanız gerek. Mimari, dini, sanatsal olarak büyük öneme sahip Angkor Tapınakları'nı mutlaka seyahat planlarınıza ekleyin! Bu yazı Skyroad dergisi Eylül 2018 sayısında kapak konusu olarak yayınlanmıştır. Gün doğumu görmeye değer. Havalimanı çıkışında tuktuk kiralamıştım. İçeriyi gezmek çok daha mantıklı. Çünkü Sevil'in dediğin gibi içerisi büyük. Gitmeyenler bucket list ekleyin mutlaka. Bence de en iyi yöntem tuktukla gezmek."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/antalya-gezilecek-yerler", "text": "Türkiye'nin en popüler tatil yeri olan ve Akdeniz'in turizm başkenti Antalya, doğal güzellikleri, antik kentleri ve sınırsız konaklama seçenekleri ile hem yerli hem de yabancı turistler için tam bir tatil cenneti. Antalya, stratejik konumu, önemli antik yollar üzerinde yer alması, Toroslara dayadığı sırtı ve yüzünü döndüğü Akdeniz ile farklı tatil zevklerine pek çok seçenek sunuyor. Bu yazımda Antalya'nın tarihi yerleri, doğal güzellikleri ve Antalya otelleri hakkında bilgilere ulaşabileceksiniz. Önümüz yaz, eğer yaz tatili planı yapıyorsanız bu yazı çok işinize yarayacak. Antalya'nın bir diğer güzel yanı ise sadece deniz tatili değil; kültür, aktivite tatili yapmak isteyenler için de çok fazla alternatif sunması. Bu yönüyle de yılın her mevsiminde Antalya için seyahat planı yapabilirsiniz. Antalya tarihi Likya Yolu üzerinde olduğundan neredeyse her ilçesi hatta köyünde bir antik şehre rastlamak mümkün. Aynı zamanda Torosların Akdeniz'e doğru uzanan kolları üzerinde muhteşem güzellikte kanyonlara da ev sahipliği yapıyor. Birbirinden güzel plajlarından bahsetmeye gerek dahi yok. Bu nedenlerle Antalya'da gezilecek tarihi yerler ve doğal güzellikleri merkez, Manavgat, Alanya, Kemer, Kaş ilçeleri detayında Antalya'da gezilecek yerler listesine bakmak faydalı olacaktır. Gezi planı yaparken de bu sıralamada plan yapmak pratik bir gezi planı yapmanıza yardımcı olur. Antalya merkezini gezmek için bir hafta sonunuzu ayırmanız yeterli olmayacaktır. Antik kentlerin her biri yarım gününüzü alacaktır, gezi planınızı mesafelerin yakın olmadığını dikkate alarak yapmanızda fayda var. Kale içi, Yivli Minare ve Düden Şelalesi'ni görüp bir gün de Konyaaltı Plajı'nda yüzerek hafta sonu gezinizi organize edebilirsiniz. Ancak Antalya'da gezilecek yerlerin tamamını görmek için daha fazla zamana ihtiyacınız olacaktır. - Antalya Kale İçi - Yivli Minare - Düden Şelalesi - Konyaaltı Plajı - Güver Uçurumu & Kanyonu - Karain Mağarası - Perge Antik Kenti - Termessos Antik Kenti - Kurşunlu Şelalesi Manavgat; tarih, doğa, deniz, kültür hepsini bir arada sunuyor. Manavgat Şelalesi'nde serinleyip Side Antik Kenti ve Aspendos'u sıcaktan etkilenmeden gezmek için bahar aylarını tercih etmeniz zamanlama açısından daha iyi olabilir. Köprülü Kanyon ve Ormana Köyü ise sıcak yaz günlerinde serinlemek için harika seçenekler olabilir. Denize girmek için Side'yi tercih edebilirsiniz. - Manavgat Şelalesi - Side Antik Kenti - Köprülü Kanyon - Ormana Köyü ve Düğmeli Evleri - Altın Beşik Mağarası - Aspendos Antik Kenti ve Tiyatrosu Alanya dünyaca ünlü Damlataş Mağarası ve Kleopatra plajına ev sahipliği yapıyor. Uzun Kleopatra plajı deniz tatili yapmak isteyenler için harika bir plaj. Ayrıca sıcak havadan bunaldığınızda; Dim Çayı kıyısında serinleyip, dağ havası alabilir, ayaklarınızı soğuk çay suyuna bırakıp gözlemenizi yiyebilirsiniz. - Alanya Kalesi - Kleopatra Plajı - Damlataş Mağarası - Dim Çayı ve Dim Mağarası - Syedra Antik Kenti Kemer Antalya tatil köyü ve Antalya her şey dahil otel turizminin en fazla olduğu ilçe olmasına rağmen, Phaselis ve Olimpos Antik kentleri ile tarihe doyabileceğiniz; Olimpos, Çıralı ve Adrasan plajları ile kafanızı dinleyebileceğiniz, doğa ile iç içe olabileceğiniz, bakir ve uygun fiyatlı tatil yapabileceğiniz bir bölgedir. - Göynük Kanyonu - Phaselis Antik Kenti - Olimpos Antik Kenti - Çıralı Yanartaş - Adrasan - Olimpos Plajı - Tahtalı Dağı Kaş, Antalya'nın en batıdaki ilçesi ve aynı zamanda ulaşımı en zor ilçesi olduğundan bugüne kadar doğallığı bozulmadan korunabilmiştir. Çok sayıda antik kente ev sahipliği yapan Kaş, bir kez gidip gezip bitirebileceğiniz bir yer değildir. Zaten bir kez gidince tekrar tekrar gitmek için plan yaparken bulursunuz kendinizi. Kekova'da tekneden batık bir şehre tanık olurken, Limanağzı'ndaki gün batımına aşık olur, Saklıkent Kanyonu'nda kendinizi soğuk sulara bırakırken Patara plajında kendinizi kumlarda güneşlenirken bulursunuz. Ben daha fazla anlatmayayım, siz en iyisi ilk fırsatta Kaş planı yapın. - Batık Şehir Kekova - Kaş Antik Kenti, Kaya Mezarları ve Limanağzı - Kaputaş Plajı - Patara - Letoon Antik Kenti - Xanthos Antik Kenti - Saklıkent Kanyonu - Gelidonya Feneri - Demre & Noel Baba Müzesi Antalya tarihi ve doğal güzellikleri saymakla bitmese de ben en bilinen ve benim de gidip görüp tavsiye edebileceklerimi yazmak istedim. Listeye eklemeleriniz olursa, yazıya yorum olarak ekleyebilirsiniz. Antalya'daki konaklama seçeneklerine de yukarıdaki gezilecek yerlere benzer bir ayrımda bakmak yerinde olacaktır. Gezilecek yerlere göre Antalya otelleri, Antalya uygun oteller, Antalya tatil köyleri, Antalya her şey dahil oteller için seçim yapmak yerinde olacaktır. Antalya merkezinde Kale İçi'ndeki butik otellerden, şehir merkezine çok yakın mesafede Ramada, Hilton, Akra Barut gibi büyük zincir oteller gibi farklı zevklere uygun otel alternatiflerine kadar geniş yelpazede seçenekler bulmanız mümkündür. Antalya otel fiyatları seçiminize göre farklılık göstermektedir. Butik oteller, şehir otelleri veya zincir oteller fiyat skalaları açısından oldukça farklılık göstermektedir. Antalya uygun oteller için de pek çok seçenek sunmaktadır, özellikle erken rezervasyon dönemlerini yakalayabilirseniz sezonun yarı fiyatına uygun oteller bulmanız mümkündür. Manavgat, Side tarafında her şey dahil tatil köyleri seçenekleri sunarken Ormana Köyü'nde butik hizmet veren düğmeli evlerde butik konaklama imkanı sunar. Tabii Side deniz tatili vadederken Ormana doğal hayatla iç içe hem doğa hem de kültür tatili yapmak isteyenler için biçilmiş kaftandır. Antalya tatil otelleri için en popüler bölgelerden birisi Alanya. Tatil köyleri ve her şey dahil oteller açısından Alanya pek çok seçenek sunarken, pansiyon, butik otel gibi seçeneklerle de uygun oteller bulmanıza da imkan sağlıyor. Eğer her şey dahil oteller arıyorsanız o zaman Antalya merkezi yerine Kemer tarafını tercih etmeniz daha uygun olur. Sahil şeridini kilometrelerce kaplayan her şey dahil oteller, dünyanın en ünlü otel zincirlerinden uygun fiyatlı her şey dahil seçeneklerine kadar pek çok alternatif mevcut. Eğer hem Antalya uygun oteller bulmak hem de tarih ve doğa ile iç içe olmak istiyorsanız Olimpos, Çıralı, Adrasan bölgelerinden birini tercih edebilirsiniz. Bungalov evlerden pansiyonlara kadar uygun oteller bulmanız mümkün. Kaş, Antalya'nın ulaşım açısından en uzak noktasında bulunuyor. Bu özelliğiyle bugüne kadar daha bakir kalmayı da başarabildi. Ancak yeni yapılması planlanan havaalanı ile muhtemelen bu özelliğini kaybedecek. Kaş, Antalya tatil otelleri içinde en fazla küçük otele sahip bölgelerden bir tanesi. Büyük oteller inşa edilmeye fırsat vermeyen coğrafyası sayesinde her şey dahil oteller ve tatil köyleri konusunda zayıf iken, küçük oteller, butik oteller konusunda bolca alternatif sunuyor. - Tahtalı Dağı, Phaselis, Çıralı, Olimpos, Gelidonya Feneri Rotası ile Antalya Gezisi - Ormana Köyü - Antalya'da bir hafta sonu kaçamağı"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/antalya-gitmek-icin-5-neden", "text": "Türkiye'de yaz tatili denince akla gelen ilk yerlerden biri Antalya olur her zaman. Mükemmel havası ve benzersiz sahil şeridiyle yılın 9 ayı tatil yapabileceğiniz Antalya, popülerliğini asla kaybetmez. Tüm şehri saran büyüleyici Akdeniz kokusunu bir kez içinize çektiniz mi etkisinden asla kurtulamazsınız. Dünyanın en çok turist çeken 5 şehrinden biri olan Antalya için ne dense yetersiz kalır aslında. Maviyle yeşilin buluştuğu cennetten bir köşe olan Antalya, sadece bu özellikleriyle değil, birçok muhteşem özelliğiyle de tatilinizi masal gibi bir ortamda geçirmenizi sağlıyor. Yaklaşık 640 km'lik sahili bulunan Antalya'da yıllık ortalama hava sıcaklığı 18 derece. Mart ayından Aralık ayına kadar 9 ay boyunca güneş alıyor ve bu da yıl boyunca tatil için turizme açık olduğu anlamına geliyor. Antalya'ya özel ince kumlu plajları ile dünyanın en özel yerlerinden biri ve deniz-güneş-kum üçlüsü ile bir marka. Kleopatra Plajı, Kemer Plajı, Doğu Plajı, Konyaaltı Plajı, Ulaş Plajı, Sorgun Plajı ve daha birçok dünyaca ünlü plajı ile Antalya, kıyı turizminde marka. Ön ödemesiz erken rezervasyon fırsatlarıyla Otelz. com size en gözde Antalya otellerinde konaklama imkanı sunuyor. Dünyanın en çok turist çeken birkaç şehrinden biri olan Antalya, süper lüks otellerinde ağırlıyor konuklarını ancak her zevke ve her bütçeye göre birçok otel ve pansiyon seçeneği de yok değil. Aslında Alanya otelleri, Kaş otelleri, Kemer otelleri, Konyaaltı otelleri, Manavgat otelleri, Kepez otelleri, Finike otelleri şeklinde araştırma yapmak daha doğru olur. Çünkü bu bölgelerin hepsinde hem en lüks her şey dahil tatil köyleri hem de sizin zevkinize uygun farklı seçenekler bulmak mümkün. Ülkenin en kozmopolit şehirlerinden biri olan Antalya'nın eğlence hayatı da çeşitli. Barlar, tekne turları, doğa sporları, kültür-sanat etkinlikleri festivaller, yarışlar ve daha fazlası ile Antalya'da zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Özellikle gece hayatını seviyorsanız Kaleiçi'ndeki barlarda dünyanın en iyi DJ'lerinin performanslarıyla müziğin ritmine bırakabilirsiniz kendinizi. Plajlarında da müziğin hiç susmadığı Antalya'da eğlence 7/24 kesintisiz devam eder. Eğlencenin gece gündüz devam ettiği bir bölgede konaklamak istiyorsanız Kaleiçi otelleri sizin için doğru tercih. Antalya otellerinde birkaç gün geçiren bütün turistler için yapılması gereken şeylerin başında doğal güzellikleri ve tarihi eserleri görmek gelir. Binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapan şehirde; Osmanlı dönemine ait eserleri yanı sıra Termessos Antik Kenti, Attaleia Antik Kenti, Hadrianus Kapısı, Karatay Medresesi, Olimpos Antik Kenti, Aspendos Antik Tiyatrosu, Perge Antik Kenti, Side Antik Tiyatrosu gibi tarihi eserler de bulunuyor. Ayrıca Olimpos Milli Parkı, Düden Şelalesi, Kurşunlu Şelalesi, Manavgat Şelalesi, Konakaltı Mağarası, Karain Mağarası, Damlataş Mağarası gibi doğa harikası yerler de insana yaşadığını hissettiriyor. Binlerce yıllık Akdeniz kültürü ile Türkmen kültürünü harmanlayan Antalya'ya gitmişken özel lezzetleri tatmamak olmaz. Lüks otellerde dünyaca ünlü aşçıların dünya mutfağından en leziz yemeklerini yiyebileceğiniz gibi susam ve tahinin bolca kullanıldığı özel Antalya yemeklerini denemelisiniz. Toros salatası, Finike tatlısı, kabak çiçeği dolması, hibeş, laba, çiğirdik tatlısı, bergamotlu çay ve saymakla bitmeyecek birçok özel lezzetle Antalya mutfağının eşi benzeri yok. muhteşem bi site ve çok güzel yorumlar. antalya için birde piyazı ekleyebiliriz. cumhuriyet meydanına çok yakın bi lokanta piyazcı samide piyazı tavsiye edebilirim. lüks bi yer değil ama piyaz budur diyeceğiniz bir yer."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/antalya-hafta-sonu-kacamagi", "text": "Çocukluğum Burdur'da geçti. Burdur'un yeri pek bilinmez ama Antalya ve Fethiye'ye 1,5 saat mesafede Toros Dağlarının hemen arkasındayızdır biz... Hal böyle olunca hem Antalya hem de Fethiye'ye sık sık giderdik. Sonraları da çocuklukta çok gittim nasılsa diye oralara pek yolum düşmez oldu. Oralar benim için gezilecek yerler değil de ev gibiydi bir nevi... Onun için bir türlü gezi rotalarımın arasına giremiyorlardı. Ta ki, Akra Barut Otel Sevgililer Günü için beni Antalya'ya davet edene kadar. En büyük aşkım seyahat etmekti ama Sevgililer Günü için hiç bir seyahat programı yapmamıştım. O yüzden bu güzel daveti düşünmeden kabul ettim. Hem uzun zamandır yolumun düşmediği Antalya'yı görmek hem de Sevgililer Günü'nü keyifli bir şekilde geçirmek güzel olacaktı. 14 Şubat sabahı Sabiha Gökçen Havaalanından 08:40 uçağı ile Antalya'ya uçarken 4 kişiydik. Yanımda benim gibi blog yazarı 3 arkadaşım daha vardı. Ben yolda doğum günü hediyesi olarak gelen Yıldırım Büktel'in yazdığı Moğolistan Günlüğü kitabını okurken yol arkadaşlarım uykuya dalıverdiler. Akra Barut Otel'in aracı bizi havaalanından alıp otele getirdi. Biz otele geldiğimizde bütün personel bizi bekliyor gibiydi. Herkes son derece yardımcı, ilgili, güler yüzlü... Misafir İlişkilerinden sorumlu Hatice hanım bizimle özel olarak ilgileneceğini belirtip kahvaltı için otelin restoranlarından biri olan Akra Bistro'ya bizi bıraktı. Kuş sütü eksik kahvaltımızı harika bir Antalya manzarası eşliğinde yapınca bitmek bilmeyen bir kahvaltıya dönüştü tabiii 🙂 Otelin İK Müdürü eski iş arkadaşlarımdan biri olan Özgür Keskin çıkınca kahvaltımıza o da katıldı ve sohbet uzadıkça uzadı... Yetmedi, İki Gezginiz çifti de Antalya'da olduğumuzu duyunca bizi ziyarete geldi. Keyifli \"misafirlerimiz\"i uğurladıktan sonra Hatice Hanım bize oteli gezdirdi. Akra Barut Otel, Antalya'nın en eski otellerinden Dedeman'ın yerine otel tamamen yenilerek Temmuz 2014'te açılmış. Barut Otellerinin Antalya'nın farklı yerlerinde başka otellleri de varmış, yanılmıyorsam 10 tane. Akra ise aileye en son katılan otel olmuş. Açık büfe restoranı dışında bir giriş katında bir de çatı katında Antalya körfezinin muhteşem manzarasına bakan restoranları var. Bu arada mutfağın çok başarılını olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle akşam yemeğinde yediğimiz ahtapotun tadı hala damağımda, sanırım bugüne kadar yediklerim arasında en iyisiydi. Tam bir şehir oteli burası. Antalya'nın merkezinde, Kaleiçi'ne sadece yarım saat yürüme mesafesinde. Üstelik yürüyüş yolu da deniz kıyısından Karaoğlan Parkı'nın içinden geçtiği için hem manzarası hem de çevresi çok güzel. Otelin bir katı tamamen spor/sağlık aktivitelerine ayrılmış durumda. İstanbul'da da şubesi olan Life Co. sağlık ve spa kısmında hizmet veriyor. Ayrıca bir spor salonu, kapalı ve açık havuzları var. Benim çok sevdiğim yerlerden biri kapalı havuzdan açık havuza geçiş olması ve açık havuzda dışarısı soğukken sıcacık suda, dışarıda yüzme şansımız olması idi. Böylece Şubat ortasında dışarıda yüzme keyfini yaşayabiliyorsunuz. - Karacaoğlan Parkı - Yat limanı biraz kalabalık - Kale içi restore edilmiş evleriyle ara sokakları mutlaka arşınlayın - Karatay Medresesi - Antalya Müzesi - Yivli minare - Kesik Minareli Camii - Tekeli Mehmet Paşa Camii - Tarihi saat kulesi - Dönerciler çarşısında döner yemeyi de unutmayın! Antalya şehir merkezinde gezilecek yerler yazıma da bir göz atın. Sabah yine uzun ve keyifli bir kahvaltı. Kahvaltıdan sonra otelin bahçesinde yürüyüş. Yediklerimizi sindirdikten sonra açık havuza bağlanan kapalı havuzda bir açıkta bir kapalıda yüzmenin sona kadar tadını çıkardık. Akra Bistro'da yediğimiz öğle yemeğinden sonra ise Lifeco'nun masözlerimize kendimizi bıraktık. Seyahatlerimde lüks otellerde kalma imkanım olamıyor ama bu hafta sonu keyfinden sonra ara sıra böyle kaçamaklarla kendimi şımartmaya karar verdim. İnsan kendisini prenses gibi hissediyor. Güler yüzlü, son derece ilgili personel, iştah açan yemekler, masaj, havuz, biraz da lüks. Sevgililer günü için daha iyisi olamazdı herhalde. her zaman bekleriz, sen yarı Antalya'lı sayılırsın.. Uzun zaman sonra senide görmüş olmak güzeldi. Hepinize sevgiler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/antalya-merkez-de-gezilecek-yerler", "text": "Türkiye'nin en turistik, hatta turizm denince ilk akla gelen şehri Antalya. Kilometrelerce uzayan plajları, birbirinden önemli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan antik kentleri, doğanın cömert davrandığı kanyonları, şelaleleri, dereleri, vadileri ile Antalya tam bir cazibe merkezi. Antalya'nın popülerliği şehir merkezinden ziyade ilçeleri, plajları, antik kentleri, kanyonlarından geliyor. Halbuki Antalya şehir merkezinde de gezilecek pek çok yer, yapılacak pek çok aktivite var. Antalya'nın tarihçesi, Antalya'ya ulaşım ve en önemlisi Antalya merkezde gezilecek yerler listesi ve çok daha fazlası Antalya merkez gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Antalya şehir merkezinde gezilecek yerler için hazırladığım videoyu aşağıda göreceksiniz. İzleyip yorumlarınızı paylaşırsanız çok sevinirim. Antalya şehir merkezinde gezilecek görülecek pek çok yer var ve çoğu birbirine yürüme mesafesinde. Şehir merkezinde, Kaleiçi'nde veya Kaleiçi'ne yakın bir yerde kalırsanız yürüyerek hemen her yere ulaşabilir, şehrin gece hayatı hareketli olan Kaleiçi'nin tadını da çıkarabilirsiniz. Antalya'ya farklı zamanlarda pek çok kez gittiğim için gezilecek yerler listesi oldukça uzun, her gidişimde listede yer alan her yeri gezmedim elbette. Ancak mutlaka görmeniz gerektiğini düşündüklerimin yanına yıldız ekledim, oradan ayrıştırabilirsiniz. Gelin, Antalya şehir merkezinde gezilecek yerler listesine birlikte bakalım. Antalya şehir merkezinde Karaalioğlu Parkı'nın batı girişinin solunda Atatürk Evi ve Müzesi bulunuyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında Antalya Valiliği'ne ait olan bina 6-12 Mart 1930 tarihinde Antalya'yı ziyaret eden Mustafa Kemal Atatürk'e tahsis edilmiş ve sonraki iki gelişinde daha bu binada kalmış. Atatürk'ün Antalya'ya farklı tarihlerde geldiğinde konakladığı bu bina 1986'dan bu yana müze olarak hizmet veriyormuş. Çalışma odası, yatak odası, salonu, kişisel eşyaları ile Türkiye ve dünyada üzerinde Atatürk'ün fotoğrafları bulunan pulların sergilendiği bir oda bulunuyor. İki katlı bina, güzel mimarisi ile Işıklar Caddesi üstüne hemen ayrışıyor. Atatürk Evi ve Müzesi girişi ücretsiz. Aynı cadde üzerinde bir güzel bina daha göreceksiniz, orası da Öğretmen Evi olarak hizmet veriyor, yeme-içme, çay-kahve molası için uğrayabilirsiniz. Antalya merkeze gidip de Karaalioğlu Parkı'na uğramamak olmaz. Benim çocukluğumda biz buraya Karaoğlan Parkı diyorduk, şimdiki adı Karaalioğlu. Kaleiçi'nin hemen yanıbaşında, yemyeşil bir park. İçinde yürüyüş yolları, çocuk parkları, banklar, dondurmacılar, kafeler, ne ararsanız var. Parkın Batı köşesi Kaleiçi'ne çıkıyor. Karaalioğlu Parkı'nın sonunda veya girdiğiniz yere göre başında Antalya surlarından geriye kalan Hıdırlık Kulesi yer alıyor. 2. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen kule 14 metre yükseklikte, alt kısmı kare, üst kısmı ise yuvarlak olarak yapılmış. Bazı kaynaklar güvenlik ve savunma amaçlı yapıldığını, bazı kaynaklar ise deniz feneri ve gözlem kulesi olarak kullanılmış olabileceğini söylüyor. Roma döneminde yapılmış olan kule sonrasında beylikler ve Osmanlı döneminde de kullanılmaya devam etmiş. Yat Limanı'na yukarıdan bakan kule ve çevresi Mart 2021 itibarıyle restorasyonda, bu nedenle ziyarete kapalı. Antalya şehir merkezinde gezilip görülecek en keyifli yer neresi derseniz, kesinlikle Kaleiçi derim. Burası eski Antalya'nın merkezi ve şehirdeki ilk yerleşim olan bölge. Surlar ve deniz tarafından çevrelenmiş olan Kaleiçi, Yat Limanı, Tarihi Saat Kulesi, Hadrian Kapısı ve Hıdırlık Kulesi ile süslenmiş durumda. Kaleiçi'nde adı üstünde kale kalıntılarının yanısıra Yivli Minare, Karatay Medresesi, Etnoğrafya Müzesi gibi Antalya'nın önemli turistik noktaları da bulunuyor. Çoğu restore edilerek otel, butik otel, restoran veya kafeterya, hediyelik eşya dükkanı haline getirilmiş olan eski Antalya evleri Kaleiçi'ne ayrı bir doku kazandırıyor. Gece gündüz hareketli olan bölgede canlı müzik dinleyebileceğiniz çok sayıda mekan var. Kaleiçi'ne sadece gezmek için geliyorsanız birkaç saat ayırmanız yeterli olur, ama biraz keyif yapayım tüm müzeleri gezeyim derseniz bir gün ancak yeter. Kaleiçi'ndeki gezinize Etnoğrafya Müzesi'nden başlayabilirsiniz. Böylece Antalya'yı gezmeye başlamadan önce Antalya'nın kültürüne dair pek çok bilgiyi almış olursunuz. Her odasında farklı bir konunun canlandırması yapılmış. Örnek bir yatak odası, baş oda denen salon, yemeklerin yapıldığı yer, halı dokuma tezgahları gibi Antalya'ya özgü pek çok konunun işlendiği odaları gezebilirsiniz. Ayrıca bahçesinde Osmanlı mezar taşı örneklerinin yer aldığı büyük bir sergi bulunuyor. Antalya Etnoğrafya Müzesi girişi ücretsiz. Kış döneminde 08:30-17:30 arası ziyarete açık. Hıdırlık Kulesi'nin yanından Kaleiçi'ne girdiyseniz Etnoğrafya Müzesi'nin alt kapısından çıkıp önde gördüğünüz yeşillik alana doğru ilerlerseniz falezlerin üzerine kurulmuş, Yat Limanı'nı yukarıdan gören bir parka ulaşacaksınız. Parkta yörük kültürünün önemli bir parçası olan keçilerin şerefine yapılmış olan ağaçtan keçi heykeli sizi karşılayacak. Burada isterseniz banklara oturarak isterseniz falez kıyısındaki kafede oturarak manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Kaleiçi sokaklarında dolaşırken Yat Limanı'na inen en yoğun sokaklardan birinde sizi ana yoldan saptıracak \"Karatay Medresesi\" tabelasını göreceksiniz. Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus zamanında ve 1250-51 yılları arasında inşa edilmiş yapının taç şeklindeki kapısı en dikkat çekici kısmı. Şu an içeride bir kafeterya bulunuyor. Büyük bir beklenti ile gitmemenizi öneririm. Yivli Minare Antalya'nın simgelerinden biri. Hatta İstanbul Eyüp'te bulunan ve Türkiye'nin pek çok yerinden önemli eserlerinin minyatürlerinin sergilendiği Miniatürk'te de Yivli Minare'nin de minyatürü sergileniyor. Anadolu Selçuklu Hükümdarı 1. Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında inşa ettirilen Yivli Minare Camii, Anadolu Türk Mimarisinde benzeri olmayan yivli minaresi ile örneklerinden farklılaşıyor. Minare çevresinde mavi taşlarla yapılmış işlemeler de varmış ancak günümüze ulaşamamış ne yazık ki. Ayrıca bu yapı Antalya'daki ilk Türk islam yapılarından biri. Yivli Minare Külliyesi, pek çok Anadolu Selçuklu yapıtından oluşan bir külliye. Külliyede, Yivli Minare, Yivli Camii, Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, Selçuklu Medresesi, Mevlevihane, Zincirkıran Türbesi ve Nigar Hatun Türbesi bulunuyor. Yivli Cami'nin altı kubbeli ibadet mekanı Anadolu'daki çok kubbeli cami tipinin günümüze ulaşan en eski örneği olduğu kabul ediliyor. Yivli Minare'nin karşısında bulunan İmaret Medresesi, Yivli Minare Külliyesinin de bir parçasıdır. Tipik Selçuklu mimarisine sahip olan medresenin kitabesi tahrip olduğundan tam olarak ne zaman yapıldığı ve kullanım nedeni bilinmiyor. Şu an çarşı olarak hizmet veriyor imiş ama ben gittiğimde kapalı idi, muhtemelen pandemi nedeni ile. Kaleiçi'ne Karaalioğlu Parkı'ndan girip Cumhuriyet Caddesi tarafından çıkarsanız, benim gibi, karşınıza Antalya'nın simgelerinden bir diğeri olan Tarihi Saat Kulesi çıkacak. Saat Kulesi, dış surların kuzeye bakan burcu üzerine yapılmış. Kaidesi beşgen, saatin bulunduğu kule kısmı ise kare formda yapılmıştır. Saatin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yapılan ekleme ve düzeltmelerle günümüze ulaşmış. Eski saatten günümüze sadece çan kalmış, çanın üzerinde çarmıha gerilmiş İsa, Meryem ve Aziz kabartlamaları ve Grekçe yazılar bulunuyor ve çan Kaleiçi'ndeki Oyuncak Müzesi'nde sergileniyor. Saat Kulesi tam çarşı girişinde olduğundan çevresindeki taksi durağı, tramvay durağı, teller, ve daha bir sürü şey ile çevrelenmiş. Keşke biraz daha iyi bir çevre düzenlemesi olsa demeden edemiyor insan. Kaleiçi'nin çevresinde bir daire çizer gibi Dönerciler Çarşısı tarafından Karaalioğlu Parkı'na doğru ilerlerken Kaleiçi'ne giren üç kemerli ihtişamlı bir kapı göreceksiniz. Bu Kapı Hadrian Kapısı veya Üçkapılar olarak biliniyor. Antik dönemde Side, Aspendos ve Perge üzerinden gelen yolun bittiği yermiş burası. Meşhur Roma İmparatoru Hadrian'ın Antalya'yı, o zamanlar Attaleia, ziyareti şerefine yapılmış. Kapının üzerinde Hadrian'a ithaf edilen iki yazıt varmış ve bronz harflerle yazılmış, bu harfler Berlin ve Oxford Müzesinde sergileniyor şu an. Suna & İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi, Türk gelenek ve kültürünü yansıtmak amacıyla kurulmuş bir müze. Kaleiçi'nde kültür varlığı olarak tescil edilmiş olan eski bir Antalya Evi ve Aya Yorgi Kilisesi'nin satın alınarak restore edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Suna-İnan Kıraç Müzesi, dini bayramların birinci günü, yılın ilk günü ve Pazartesi günleri kapalıdır. Ancak Sağlık Bakanlığı ve YÖK'ten alınan Koronavirüs ile ilgili uyarılar ve Koç Üniversitesi'nin tedbir amacıyla almış olduğu karar gereğince 31 Mart 2021 tarihine kadar geçici olarak ziyarete kapalı. Ben gittiğimde de kapalı olduğundan ziyaret edememiştim. - Tam: 5 TL - İndirimli: 2,5 TL (14 yaş üstü öğrenciler, öğretmenler, akademisyenler, 10 kişi ve üstü gruplar) - Ücretsiz: Engelliler ve refakatçileri, 14 yaş ve altı çocuklar, KoçAilem üyeleri, ICOM kart sahipleri, MMKD üyeleri, basın mensupları, müze personeli, 65 yaş ve üstü kişiler) Antalya'nın simgelerinden bir diğeri daha Kesik Minare. Kaleiçi'nde yer alan Kesik Minare adıyla bilinen Şehzade Korkut Camii'nin minaresine 123 yıl sonra 2009 yılında külah takılmış ve ciddi tepki çekmişti. Selçukluların şehri almasından sonra kiliseden camiyi çevrilmiş olan yapıda 1896 yılında çıkan yangında kubbesi ve minaresin ahşap külahı yanıyor, büyük hasar alan yapı yenilenmiyor ve Kesik Minare olarak anılmaya başlanıyor. Ben gittiğimde hala çevresi kapalı idi. Okulumuz, 1905 yılında Rum Kız Mektebi olarak yapılmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında hastane ve Doktor Burhanettin Onat tarafından idare odası, ameliyathane olarak kullanılmıştır. . 1927-28 yıllarında ticaret okulu olarak kullanılmış ve 1929 da ismi Mader-i Vatan İlkokulu olarak öğretime başlamış, 1929 yılında da Dumlupınar İlkokulu adını almıştır. Bu notu okuyunca birkaç konu beni etkiledi. İlki; bir yerin tarihinin saklanabilmesi için kişilerin kendi arşivlerinin, bilgilerinin ne kadar önemli olduğu. İşte bu yüzden bu blogu yazmaya başlamış olmaktan dolayı çok mutluyum. İkincisi ise bu okulda öğrenim gören öğrencilerin ne kadar şanslı olduğunu düşündüm, tarihle iç içe, bir tarihin içinde okuyorlardı. Üçüncü ve sonuncusu ise bu okulun tarihi değerinin biliniyor ve korunuyor olması beni çok mutlu etti. Tüm bunlar yüzünden Dumlupınar Ortaokulu'na bu yazıda yer vermek istedim. Antalya Oyuncak Müzesi, Kaleiçi'nden yat limanına doğru inerken bahçesinde üç palmiyenin bulunduğu bir handa yer alıyor. İstanbul ve İzmir'den sonra Türkiye'nin üçüncü oyuncak müzesi olan müze, İstanbul Oyuncak Müzesi'nin kurucusu Sunay Akın danışmanlığında kurulmuş. Müzede, 1860'lardan 1980'lere dek antika değeri taşıyan 3 bine yakın yerli ve yabancı üretim pek çok oyuncak sergileniyor. Özellikle çocuklu aileler ve içindeki çocuğu yaşatanlar için görülmesi gereken bir yer. Kaleiçi denizi sarmış sarmalamış ve ortaya Antalya Yat Limanı ortaya çıkmış. 1000 tekne kapasiteli limanı Antalya Belediye işletiyor. Limandan kalkan özel tekne turları ile falezleri, Antalya kıyı şeridini ve aşağı Düden Şelalesini görmeye gidebilirsiniz. Hem Antalya'ya gelen turistlerin hem de bu bölgede yaşayanların Yat Limanı'na kolayca inip çıkabilmesi için Cumhuriyet Meydanı'na kolayca ulaşabilmeleri için Tophane Parkından Yat Limanına inen bir asansör yapılmış. Yukarıdaki Yat Limanı fotoğrafında en solda görebilirsiniz. 20 kişi kapasiteli olan asansör iniş-çıkışlarda liman manzarasının keyifle izlenebilmesi için camdan yapılmış. Antalya Kaleiçi'nde gidebileceğiniz müzelerden bir diğeri de batık korsan gemisi olarak tasarlanmış olan Deniz Biyolojisi Müzesi. Deniz canlıları ile ilgili sergiler, Akdeniz'in ve Türkiye'nin biyolojik çeşitliliğini görebileceğiniz salonlar bulunuyor. Müze Pazartesi günleri hariç her gün 09:00-18:00 arası ziyarete açık. - Giriş ücreti: Tam: 6 TL Öğrenci: 3.5 TL Öğretmen: 3.5 TL Emekli: 3.5 TL - Anne, baba ve çocuk : 6 TL ( diğer her çocuk için ekstra 1 TL ücret alınıyor) - Grup indirimleri: 10 kişi ve üzerindeki öğrenci grupları: Kişi başı 2 TL. Likya, Pamfilya ve Pisidya gibi önemli antik medeniyetlerin kesişme noktasında bulunan Antalya'ya ait buluntular Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Bu kadar büyük medeniyetlere ait kalıntıların sergilenmesi için 30.000 metrekare alan ve 14 ayrı sergi salonu bulunuyor. Arkeoloji Müzesi öğretmen Süleyman Fikri Erten'in 1. Dünya Savaşı sırasında tarihi eserleri işgal güçlerinden korumak istemesi ile ortaya çıkmış. 1922'de Kaleiçi'ndeki Alaeddin Cami'de kurulan müze ve 1972'de bugünkü binasına taşınmış. Müze, yaz döneminde 08:30-19:00, kış döneminde 08:30-17:30 saatleri arasında her gün ziyarete açık. Müzeye giriş ücreti 45 TL, Müzekart geçerli. Müzenin hemen yanında bulunan Atatürk Kültür Parkı'nın bir ucu Konyaaltı sahiline uzanıyor. Karalioğlu parkı gibi bu parkta da pek çok yeşil alan, kafe ve restoran bulunuyor. Parkın içinde; büyük bir yapay göl, açık hava tiyatrosu, cam piramit, Atatürk Kültür Merkezi ve aquapark var. Antalya'nın sıcağından bunaldıysanız burası kaçış noktalarından biri olmaya aday. Konyaaltı Plajı Antalya'nın velinimeti olabilir. Şehir merkezinde bu kadar uzun ve güzel bir plaj olması ne büyük bir şanstır bir büyükşehir için. İşten çıkıp kendinizi denize atma fikri kulağa çok iyi gelmiyor mu? Konyaaltı Sahil, şehir merkezinin yani Kaleiçi bölgesinin batısında kalıyor. Yaklaşık 7 kilometre uzunluğundaki sahil halk plajı statüsünde ve mavi bayraklı. Havlunuzu alıp bir ücret ödemeden denize girebilirsiniz, dilerseniz şezlong kiralayabileceğiniz, yeme-içme imkanlarından faydalanabileceğiniz yerler de bulunur.. Antalya'nın Sarısu ilçesinde bulunan Tünektepe'ye Sarısu sahilinden çıkan bir teleferik bulunuyor. Tünektepe Teleferiği adı verilen teleferiğe çıkarak, 10 dakikalık bir yolculuk ile deniz seviyesinden 605 metre yüksekte yer alan zirveye ulaşıyorsunuz. Tepeden geniş bir panoramadan Konyaaltı Plajı, Sıçan Adası, liman, falezleri izleyebilirsiniz. Teleferikten çıktığınız noktada Sosyal Tesisler bulunuyor. Burada birşeyler yiyip, içip manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Tünektepe Teleferik ve Sosyal Tesisleri hafta içi her gün 10:00-18:00, 18:30 saatleri arasında hizmet veriyor. Teleferik ücreti kişi başı 20 TL. Eğer Antalya'da birkaç günden fazla vaktiniz varsa, Antalya merkezde gezilecek yerler listenize merkeze yakın yerleri de ekleyebilirsiniz. Güver Uçurumu ve kanyonu, Termessos Antik Kenti, Karain Mağarası, Perge Antik Kenti, Aspendos Antik Kenti, Düden Şelalesi, Kurşunlu Şelalesi listenize eklenebilecek yerlerden bazıları. Yukarıdaki listelerde saydığım Antalya'da gezilecek yerler listesinde yer alan yerleri ve yeme-içme yerlerini aşağıda yer alan Antalya'da gezilecek yerler haritası üzerinde görebilirsiniz. Görsele tıklayarak Google Haritalar üzerinde haritayı görüntüleyebilirsiniz. Antalya merkez dışında, ilçe ilçe gezilecek yerlere dair bir listeyi daha önce hazırlamıştım. Listeyi görmek için Antalya gezilecek yerler yazıma göz atın. Antalya'da gezilecek yerler listesinin üstünden geçtik ama Antalya'nın tarihçesi, ulaşım, gitmek için en iyi zaman, konaklama, yeme-içme konusunda da bilgilere ihtiyacınız olduğunu biliyorum. Çünkü ben bir yere gittiğim ihtiyacım oluyor. Yapılan araştırmalar ve son dönemde kazılarda ortaya çıkarılan buluntular gösteriyor ki Antalya'nın geçmişi paleolitik çağa kadar uzanıyor. Antalya merkeze 27 kilometre mesafede yer alan Karain Mağarasında M. Ö. 50.000 yıl öncesinde yaşam olduğu tespit edilmiş. 50 bin, söylerken bile insanın inanası gelmiyor. Antalya'nın geçmişi bu kadar eskilere dayanmasına rağmen pek çok kaynak ancak M. Ö. 14. ve 15. yüzyıl Greek efsanelerini referans almaktadır. Antalya ismini, kurucusu II. Attalos'tan alır ve anlamı Attalos Yurdu'dur. Güçlü Bergama Krallığı'nın sona ermesinden sonra Antalya şehri bir süre bağımsız kalmış ve sonrasında korsanların eline geçmiş. M. Ö. 77'de Komutan Servilius Isauricus tarafından alınarak Roma topraklarına dahil edilmiş. M. S. 130'da Hadrianus Attaleia'yı ziyaret etmiş, onuruna kapılar inşa etmiş, bu ziyaret şehrin gelişmesini ve önem kazanmasını sağlamış. Doğu Roma egemenliği sırasında ise Attaleia piskoposluk merkezi olmuş. 1207'de Selçuklular tarafından ele geçirilerek Türk topraklarına katılmış. Selçukluların dağılmasının ardından Anadolu'da beylikler dönemi başlamış, Antalya ise Teke Aşireti'nin bir kolu olan Hamitoğulları'nın egemenliğine girmiş. Teke Türkmenleri, 11. yüzyılda Türklerin eski yurdu bugünkü Türkmenistan'dan buraya gelmiş olan bir aşiret. Antalya'nın kuzeyi ile Isparta ve Burdur'un bir kısmı olan Göller Bölgesi, bugün Teke Yöresi olarak anılır. Osmanlı döneminde güçlenen şehir, Cumhuriyet'ten sonra turizm, tarım, dokumacılık ve hayvancılık sayesinde ülkemizin en önemli şehirlerinden biri haline gelmiştir. Antalya, ülkemizin güneyinde, Akdeniz kıyısında bulunan en popüler turizm şehrimizdir. Kuzeyinde; Burdur, Isparta, Konya, doğusunda; Karaman, Mersin, batısında ise Muğla bulunuyor. Ve şehrin güneyi 630 kilometreyi bulan Akdeniz sahil şeridinden oluşmaktadır. Antalya ülkemizin en popüler şehirlerinden biri olduğundan ulaşım seçenekleri de çok fazla. Uçakla hem yurt içinden pek çok şehirden, hem de yurt dışından direk uçuş bulabilirsiniz. Yaz tatilinin en çok tercih edilen tatil beldelerinden biri olduğu için Antalya uçak bileti fiyatları, yaz mevsiminde özellikle resmi tatil ve bayramlarda yükselebiliyor. Antalya'da yaz tatilinizi erkenden planladığınızda uygun fiyatlı uçak bileti bulmanız kolaylaşır. Antalya Havalimanı şehir merkezine 20 km mesafede ve raylı sistem yani metro ile ulaşım imkanı var. Antalya merkezinde ulaşım için raylı sistem oldukça uzun bir hatta hizmet veriyor. Havayolu ile Antalya'ya ulaşım için Antalya Havalimanı'na ek olarak Alanya Gazipaşa Havalimanı'nı da tercih edebilirsiniz. Büyük şehirler ve yakın illerin tamamından ise otobüs ile ulaşabilirsiniz. Antalya ülkemizin gün ışığını en fazla alan şehirlerinden biri. Yılın 9 ayı güneş yüzünü gösteriyor. Antalya'ya gitmek için en kötü dönem Aralık-Ocak-Şubat. Bu aylar dışında ne zaman giderseniz gidin yapacak bir aktivite bulabilirsiniz. Eğer benim gibi sıcak ile aranız iyi değilse Temmuz ve Ağustos aylarında Antalya sıcaklığına ek olarak yüksek nem görülen bir yer. Bu da hissedilen sıcaklığın artmasına neden oluyor. Bu yüzden deniz tatili dahi yapmak için Temmuz-Ağustos iyi bir dönem olmayabilir. O tarihlerde giderseniz de öğle saatlerinde ve güneşin tepede olduğu saatlerde dışarıda olmamaya çalışın. Antalya'ya benim gibi doğa ve tarih için gidiyorsanız ilkbahar ve sonbahar ayları en iyi dönemler. Hem güneş çok yakıcı değil, hem de hava ılık. Hiç gölgenin olmadığı antik kentlerde güneşin yakıcılığı olmadan dolaşmak için ideal dönemler. Antalya merkezde konaklamak için önerim Kaleiçi'ne yakın bir noktada konaklamanız olur. Kaleiçi'nde çok sayıda eski Antalya evi restore edilmiş ve butik otel olarak hizmet veriyor. Ben Antalya merkezdeki konaklamalarımda Best Westen Khan Otel ve Akra Barut Otel'i tercih etmiştim. Hafta Sonu Antalya Kaçamağı yazıma da bir bakın. - Yanık kokulu dondurma: Ne yazık ki Antalya Kaleiçi'nde veya şehir merkezindeki turistik noktalarda yanık dondurma bulma imkanınız yok. Maraş dondurması var, İtalyan dondurması var, Amerikan dondurması var ama Antalya'nın meşhur yanık dondurması yok. Kime sorsanız Akdeniz Pastanesi'nde bulursun diyecektir. Biraz yolunuzu değiştirip Akdeniz Pastanesi'ne gitmeye değer mi derseniz, daha önce tadına bakmadıysanız kesinlike değer. - Tahinli piyaz: Antalya'nın en meşhur yemeği tahinli piyaz desek yalan olmaz. Kaleiçi'ne yakın Piyazcı Sami veya Piyazcı Ahmet, Perge Antik Kenti'ne giderken Aksu Şimşek Köftecisi Köfteci İsa tahinli piyaz yemek için sadece birkaç isim. Ama piyazı yapması basit, eminim nerede yeseniz belli bir lezzeti yakalarsınız. Aksu Şimşek Köftecisi Köfteci İsa'nın fiyatları çok uygun, ayran, yeşillik, çay ve tatlı ikram, sadece köfte ve piyaz için ödeme yapıyorsunuz. - Antalya döneri: Antalya'nın döneri meşhur ama Kaleiçi'nin hemen çıkışındaki Dönerciler Çarşısı'nda önerilen bir dönerci maalesef yine yok. Hatta Dönerciler Çarşısı'nda iki tane Berlin Dönercisi gördüm, ama iyi bir Antlaya dönercisi yok. Döner için Antalyalılardan aldığım isim Arzum Döner. - Turunç Reçeli: Antalya'nın başta turunç reçeli olmak üzere reçelleri de meşhurdur. Yenigün markası ile hem Antalya içinde hem de Türkiye'nin pek çok yerinde bu reçelleri bulabilirsiniz. Yukarıda paylaştığım haritada önerdiğim yerlerin hepsinin konumları işaretli durumda. Antalya şehir merkezinde akşam birşeyler içmek, müzik dinlemek, şehrin akşam saatlerinde de tadını çıkarmak isterseniz yine en uygun yer Kaleiçi veya Yat Limanı bölgesi olacaktır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/antalyada-tatil-icin-5-otel-onerisi", "text": "Yazın sıcaklığını yaşamaya çoktan başladık bile. Yaz tatili deyince aklına deniz-kum-güneş gelenler için ise ülkemizdeki en güzel yerlerden biri Antalya. Antalya'da deniz tatili yapmak isteyenler için otel önerilerimi bu yazıda bulacaksınız. Antalya, yanlızca Akdeniz sahili boyunca yer alan plajları ve masmavi denizi ile değil, görülmesi gereken tarihi bölgeleriyle de tatil yapmak için harika bir destinasyon. Akdeniz'in kıyısında Kızılot bölgesinin doğal güzellikleriyle çevrelenmiş 5 yıldızlı otelin ana restoranında zengin menülerin tadını çıkarırken, İtalyan ve Osmanlı mutfağının en özel lezzetlerini otelin A'la carte restoranlarında bulabileceksiniz. Gün boyunca özel kum plajda denizin ve güneşin tadını çıkartırken farklı su sporlarını da deneyebilirsiniz. Sultan of Dreams'in eğitimli ve kaliteli animasyon ekibi daha eğlenceli bir tatil yaşamanız için gün boyunca süren aktiviteleriyle sizlerle birlikte olacak. Çocuklara özel tasarlanmış mini kulüpte sayısız aktivite, yarışma ve gösterilerilerle çocuklarınız eğlenceli bir tatili deneyimi yaşayacak. Alanya'da denize birkaç adım mesafede bulunan otelin restoranlarında Selçuklu, Osmanlı, Çin ve Akdeniz mutfaklarından en güzel lezzetlerin tatma olanağına sahip olacaksınız. 80 metre uzunluğunda mavi bayraklı özel plaj alanına sahip otelde Akdeniz'in masmavi suyuna ve muhteşem manzarası sizi bekliyor. Aquapark havuzunda serinleyip eğlenceli anlar geçirebilirsiniz. Çocuklarınız için hazırlanmış mini club, teenage club, çocuk animasyonu, çocuk oyun parkı ve çocuk havuzu sayesinde onlar da keyifli ve eğlenceli tatil geçirecek. Manavgat şehir merkezine 12 km mesafede olan Hotel Sultan Of Side, her şey dahil konseptiyle 5 yıldızlı bir hizmet veriyor. Bölgeye özgü enfes lezzetlerin sunulduğu Ala Carte restoranlarında doyumsuz bir ziyafet yaşayabilirsiniz. Sauna, hamam, ısıtmalı kapalı havuzu, özel masaj bölümlerinin bulunduğu otelin Spa merkezinde rahatlayabilirsiniz. Side Sorgun'da 140 dönüm arazi üzerine kurulu olan 5 yıldızlı otel, herşey dahil konseptinde hizmet veriyor. Denize sıfır konumda olan tesisin standart, aile ve suit odaları dışında Göl Evleri'nden oluşan toplam 761 odası bulunan tesisteSPA Wellness Merkezi ile yetişkin misafirlerine rahatlatıcı ve dinlendirici dakikalar bekliyor. Lunapark, Aquapark ve Gençlik Merkezi ile çocuklarınıza doyumsuz bir eğlencenin kapılarını açıyor. Özel plajında jet ski, ringo, rafting gibi seçeneklerden birini deneyerek heyecanlı anlar yaşayabilirsiniz. Manavgat Kızılağaç merkezinde denize sıfır konumda, lüks odaları, güleryüzlü personeli, enfes mutfağıyla beş yıldızlı bir hizmet sunan Selge Beach Resort Hotel ultra her şey dahil konseptiyle Türk ve dünya mutfağının en güzel lezzetlerini bir araya getiriyor. Doğayla iç içe, her yaşa ve zevke hitap eden tatili tek bir yerde buluşturan Selge Beach Resort&Spa Hotel'in denize sıfır plajında masmavi denizin ve güneşin tadını çıkarırken, Aquapark'da eğlenceli vakit geçirebilirsiniz. Otelde gün boyu devam eden animasyonlar ve aktiviteler ile keyifli anlar yaşayabilir, çocuklarınıza özel park ve mini club hizmetlerinden faydalanarak onların da keyifli bir tatil geçirmesini sağlayabilirsiniz. Geceleri ise sahildeki discoda eğlenceye hız kesmeden devam ediyor. Antalya'da tatil için farklı otel seçenekleri sunan Otelz'de otel rezervasyon fırsatları devam ediyor. Otelz'nin son dakika indirimli otel fırsatları tatilini henüz planlamamış olanları bekliyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/antalyada-tatil-yapmak-icin-en-guzel-5-rota", "text": "Ülkemiz yaz tatili yapmak için birbirinden güzel seçeneklere sahip. Yaz tatili deyince Akdeniz Bölgesi'ndeki liste başı destinasyon ise şüphesiz Antalya. Yaz tatili için seçiminizi Antalya'dan yana kullanırsanız, birbirinden güzel beldelerde eşsiz bir tatil yapabilirsiniz. Deniz, güneş, doğa, tarih arayan herkese farklı alternatifler sunan Antalya'da tatil yapabileceğiniz beldeler adeta saymakla bitmez. Sizler için Antalya'da tatil yapmak için en güzel 5 rota belirledim, gelin birlikte bir göz atalım. Türkiye'de en sevdiğim deniz rotalarından biri Kaş. Her yıl yolumu bir kez düşürmeye çalıştığım bu güzel şehir ülkemizin en iyi dalış noktalarına ev sahipliği yapıyor. Kaş'a gittiğinizde keşif dalışlarından günübirlik dalışlara, uzun süreli konaklayabileceğiniz dalış teknelerine kadar pek çok seçenek bulacaksınız. Ben dalışla ilgilenmiyorum diyenler için Kaş merkezinde sadece yürüme mesafesinde birbirinden güzel plajlar bulabilir, Türkiye'nin en ünlü plajlarından biri olan Kaputaş Plajı'nı ziyaret edebilirsiniz. Kaş'a gitme sebebiniz deniz ise günübirlik veya daha uzun süreli tekne turları ile muhteşem güzellikte el değmemiş koyları da ziyaret etmenizi öneririm. Bitti mi? Tabii ki hayır! Tarih ve kültür gezilerini sevenler için Kaş merkezden başlayarak yakın mesafede pek çok antik kenti ziyaret edebilirsiniz. Kaş'ta gezilecek yerler listesi uzun, siz zamanınızdan haber verin. Kaş'a bir kez gidince benim gibi her yıl ziyaret edeceğiniz bir rota haline gelir, müdavimi olursunuz. Kaş'ta ev rahatlığında tatilinizi geçirmek isterseniz kiralayabileceğiniz lüks ve konforlu villaların da olduğunu unutmayın! Kaş'a giderken yanından geçip gittiğimiz Kalkan her yıl popülerliğini artıran bir yer oldu. Kaş ve Patara'ya yakınlığının yanısıra Akdeniz'e tepeden bakan konumu ile turistleri kendisine çekiyor. Kalkan ve çevresi de tıpkı Kaş'ta olduğu gibi pek çok güzel koya ev sahipliği yapıyor. Bu koyların bir kısmı tekne bir kısmı ise yürüyüş ile ulaşabileceğiniz bakir koylar. Kalkan merkez, yat limanı ve dik yamaçlara inci gibi dizilmiş Rum evleri ile şirin bir tatil köyü duygusu bırakıyor. Ayrıca şehir merkezinde uzun bir halk plajı da deniz sevenleri bekliyor. Sıcaktan bunalanlar için yaylaları, İslamköy gibi turistik noktalara yakın mesafede sakin bir tatil yapabileceğiniz köyleri ile Kalkan Kaş'a güzel bir alternatif. Patara, döneminin en önemli antik kenti Likya Birliği'nin başkenti ve Türkiye'nin en uzun plajlarından birine sahip olması ile ülkemizin en kıymetli seyahat rotalalarından biri. Küçük bir belde olan Patara, Patara Antik Kenti ile iç içe geçmiş durumda. Beldenin merkezinden yürüyerek antik kente ve plaja ulaşmanız mümkün. Antik kent sevenler için yakın çevrede Letoon ve Xantos Antik Kentleri yer alıyor. Patara'nın bir avantajı ise çevresindeki popüler tatil rotalarına göre daha sakin bir tatil vaad etmesi. Kaş ve Kalkan gibi rotalara da yakın olması en büyük avantajı. Popüler rotalardan biraz daha uzaklaşmak, denizin yanısıra doğa ve tarih ile iç içe bir tatil yapmak istiyorsanız Kalkan'dan yolunuza devam ederek Demre'ye ulaşın. Antalya'nın gizli cennet köşelerinden biri olan Demre, eski adı ile Myra Antik Kenti, Likya medeniyetinin önemli şehirlerinden biri idi. Tüm dünyanın Noel Baba olarak kabul ettiği Aziz Nicholas Kilisesi Demre'nin bir başka önemli değeri. Demre'de benim en çok sevdiğim yer ise Kekova Adası ve Kaleköy. Türkiye'nin turizm tanıtım fotoğraflarında mutlaka yer alan bu tarihi ve doğal güzellik mutlaka seyahat listenizde olması gereken bir cevher. Antalya'da tatil yapmak için en güzel 5 rota arasında sürpriz bir isim var: Finike. Türkiye'nin en önemli narenciye depolarından biri olan Finike, bir turizm merkezi olmaya yeni yeni alışmaya başlıyor. Bu nedenle kentin diğer tatil beldeleri gibi çok hareketli ve kalabalık değil. Eğer huzur dolu sakin bir tatil yapmayı planlıyorsanız rotanızı rahatlıkla Finike yönüne çevirebilirsiniz. Bu tatil beldelerinde gezilecek yer kadar çok konaklama seçeneği bulunuyor. Butik otellerden büyük otellere, pansiyonlardan villa kiralama seçeneklerine kadar... Eşsiz bir tatil deneyimi, tatilde ev rahatlığı ve yazlık konforu yaşamak için villa kiralamayı deneyebilirsiniz. Her bütçeye hitap eden Antalya villa kiralama seçeneklerini gözden geçirmek için Villareyonu. com adresine tıklayabilirsiniz. Bu sitede sıraladığımız beldelerin yanı sıra Antalya'nın diğer tatil beldelerinde konaklamanızı sağlayacak villalar da bulacaksınız."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/arac-kiralamak-icin-7-neden", "text": "Herkesin zamanla yarıştığı bu dönemde araç kiralamak bazen büyük kolaylık. İş, tatil ya da farklı bir nedenle gerçekleştirilen seyahatlerde araç kiralama, hem zaman hem de bütçe açısından büyük avantaj sağlayabiliyor. Her geçen gün artan araç kiralama oranlarına rağmen hala bu duruma tedirginlikle yaklaşan çok kişi var. Araç kiralama konusuna \"ne gerek var\" düşüncesiyle yaklaşan, her yere kendi aracıyla gitmeye çalışan ya da günün büyük bölümünü taksi kullanarak geçirenlere araç kiralamak için 6 neden listesi hazırladık. Uzun süre araç kullanmayı sevmeyenler ve gittiği şehirde uygun maliyetli bir seçenekle işlerini halletmek isteyenlerin imdadına araç kiralama yetişiyor. Uçaktan iner inmez kiralanabilen araçla, taksi ya da toplu ulaşım aracına bağlı olmadan, istenilen yere kısa sürede gitmek mümkün. Bazen arkadaş gruplarıyla seyahat etmeyi tercih ediyoruz. Grupla gerçekleştirilen seyahatlerde kişi sayısına uygun araç kiralayarak, hem grup dinamiğini bozmamak hem de maliyetleri aşağıya çekmek mümkün. Kiralanan büyük bir araçla herkes tek seferde, bir noktaya götürülebiliyor. Özellikle Avrupa'da gençleri çok sık yaptığı bir kiralama bu. Uzun yolculuklarda kendi aracınızla seyahat etmek yerine araç kiralamak, aracınızın yıpranmasını ve aşınmasını engelliyor. Kilometreyi gereksiz yere artırmadan, uzun yolda yorgunluk hissi yaşamadan, gidilen yerde araç kiralamak tasarrufa dönüşüyor. Hem bakım masraflarından hem de aracınızın kilometresi arttığı için değer kaybından korunmuş oluyorsunuz. Özellikle zorlu ve kötü yollarda akılda tutulmalı. Artık herkes, ister iş ister tatil için gidilen noktada uçaktan iner inmez kiralık araca binerek özgürlüğüne kavuşuyor. Özellikle kalabalık aileler ve arkadaş grupları için çok uygun. Antalya'yı araçla gezmek en güzeli örneğin; Antalya Havalimanı araç kiralama sayfalarına göz atın. Özellikle uzun mesafeler arası seyahat edecekler için havalimanında araç kiralamak artık çok kolay. Mezuniyet baloları, düğünler, yıl dönümleri gibi özel etkinlikler ve günler güzel bir araba ile taçlanmayı hak ediyor. İyi bir izlenim bırakmak ve bu özel günleri daha da özel kılmak adına hakkını verecek bir araç kiralamayı unutmayın. Bunu her ne kadar sünnetlerde üstü açık arabayla yapıyor olsak da, diğer günler de önemli hani. Önemli bir görüşme ya da ilk buluşmada psikolojik etkileyicilik bırakmak önemli olabilir bazen. Karşınızdakinin sizinle ilgili düşüncelerini önemsiyorsanız, onunla ilk karşılaşacağınız yere kiraladığınız son model bir araç ile gitmek iyi bir fikir mesela. Bunu daha çok iş görüşmeleri, müşteri ziyaretlerinde uygulamak daha mantıklı olabilir. Günümüzde ulaşım ağının ve imkanlarının gelişmesi ile her yere gitmek kolaylaştı. Kişinin özgürlüğüne katkı sağlayan araçla istenilen her saatte, istenilen her yere gidilebiliyor. Bu özgürlüğün tadını farklı araçlara binerek ve araç kiralayarak çıkarmak mümkün. Kendi aracımız gibi kullanırsa çok makbule geçecek, daha sonraki kiralamalarda çok kötü kullanılmış araçlarla karşılaşılabiliyoruz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/arkeolojik-kaziya-gonullu-olarak-katilmak", "text": "Türkiye'de tarih ve arkeolojiye meraklı hemen herkesin hayalleri arasında bir arkeolojik kazıya katılmak vardır, benim de hayallerimden biri idi bir kazıda aktif olarak yer almak. Ancak arkeoloji, sanat tarihi ve/veya restorasyon eğitimi almadığım için bir kazıya katılamayacağımı düşünüyordum. Halbuki katılabilirmişim... Ağustos 2023'te Eskişehir'de bulunan Küllüoba Höyüğü kazısına iki hafta gönüllü olarak katıldım. Bir arkeolojik kazıya gönüllü olarak katılmak mümkün mü, şartları neler, isteyenler nasıl katılabilir sorularının cevapları bu yazıda sizi bekliyor! Benim kazıya katıldığım Batı Anadolu'nun bilinen en eski şehir yerleşimi olan Küllüoba Höyüğü yazıma da mutlaka göz atmanızı öneririm. Öncelikle akıllardaki o çılgın sorunun cevabını vererek başlayayım: Evet, arkeolojik kazıya gönüllü olarak katılmak mümkün. Türkiye sınırları içinde, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı bağlı olarak yapılan herhangi bir arkeolojik kazıya katılabilmek için arkeoloji, restorasyon veya sanat tarihi bölümlerinden birinde öğrenci olmanız veya bu bölümlerden birinden mezun olmanız gerekiyor. Eğer bu bölümlerde öğrenci veya mezun değilseniz kazı başkanının katılımınızı onaylaması durumunda kazıya gönüllü olarak katılabilirsiniz. Türkiye'de aktif kazı yapılan ve gönüllü kabul eden kazı alanlarına gonulluyuzbiz. gov. tr adresinden ulaşabilir ve ilgilendiğiniz kazı ve/veya kazılara başvuru yapabilirsiniz. Kazı başvurunuz kazı başkanının onayına düşeceğinden kazı başkanı ile önceden iletişime geçmeniz ve kendinizi tanıtmanız, neden kazıya katılmak istediğinizi belirtmeniz diğer başvurular arasından sıyrılabilmeniz için faydalı olacaktır. Kazı başkanları listesine kolay bir Google araması ile ulaşabilirsiniz. Gonulluyuzbiz. gov. tr adresinden yapacağınız başvuru için öncelikle siteye e-devlet şifreniz ile giriş yapmanız gerekiyor. Başvuru formunda eğitim geçmişiniz, kişisel bilgileriniz gibi bilgileri doldurmanız, kazıya katılabileceğiniz zaman dilimini de belirtmeniz gerekiyor. Ben Küllüoba Kazısı'nda 2,5 hafta kadar kaldım, en az 5 gün kalmanız hem kazıdan keyif almanız hem de ortamı anlamanız için tavsiye edilen minimum süre. Bir arkeolojik kazıya katılmak, arkeolojiye merakı olanlar için müthiş bir deneyim ancak çok zorlu ve yorucu olduğunu belirteyim. Fotoğraflarda görüldüğü gibi sadece fırça ile toprak temizlemeyeceksiniz, gerektiğinde kazma ile toprak açacak, gerektiğinde kürekle toprak atacak, gerektiğinde el arabası ile toprak taşıyacaksınız. Ülkemizdeki kazıların pek çoğu yaz aylarında yapıldığı için güneş altında bu işleri yapacaksınız. Çok ciddi bir fiziksel efor ve dayanıklılık gerektirdiğini belirtmeden edemeyeceğim. \"Arkeolojik kazıda bir gün nasıl geçiyor?\" diye merak ediyorsanız instagram hesabımda paylaştığım Kazı Günlüğü videoma göz atabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/artik-yat-kiralama-ile-ege-akdeniz-kiyilarinin-tadini-cikartmak-cok-daha-kolay", "text": "Deniz bütün insanların en büyük tutkularından biridir ve denize yakın olmak hatta izlemek bile herkese keyif, huzur ve zevk verir. Türkiye de dünyanın en güzel üç denizi, Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi ile çevrili bir ülke olarak deniz tutkunlarının tabi ki vazgeçilmez destinasyonlarından biri konumunda. Özellikle ülkemizin Akdeniz ve Ege kıyısındaki tüm illeri dünya turizminin gözde tatil merkezleri arasında ilk sıralarda yer alıyor ve tüm yıl boyunca dünyanın dört bir köşesinden yüz binlerce turist tarafından ziyaret ediliyor. Ancak söz konusu yaz ayları olduğunda elbette ülkemiz turist yoğunluğu açısından en üst seviyeye ulaşıyor ve bu turist yoğunluğunun büyük bir kısmı da yat turizmi için ülkemize geliyor. Uzun yıllar boyunca yat kiralamanın çok lüks olduğu düşünülüyordu ve bu sebeple yat turizmine daha çok yabancı ve özellikle de Avrupalı turistler ilgi gösteriyordu. Son yıllardaysa yat kiralama şirketlerinin artması ve fiyatlarda büyük bir düşüş yaşanması sayesinde artık yerli turistlerin de ilk tercihlerinden biri haline gelmiş durumda. Artık çoğu kişi tatilde otellerde kalıp denize gitmek yerine tekne kiralamayı yani denizde kalmayı ve tüm tatili denizle iç içe şekilde geçirmeyi tercih ediyor ve böylece her zamankinden çok daha keyifli bir tatil yaşamanın tadını çıkartıyor. Yat kiralama hizmeti ülkemizin neredeyse tüm tatil merkezlerinde ve özellikle de Ege ve Akdeniz kıyısında yer alan dünyaca ünlü tatil beldelerinde sunuluyor ve bu da yat kiralamak isteyenlerin işini büyük ölçüde kolaylaştırıyor. Aynı zamanda farklı büyüklüklerde, farklı özelliklere sahip onlarca alternatif sunuluyor ve bu da her bütçeye uygun sayısız tekne anlamına geliyor. Yani eğer yat kiralamayı hayal ediyorsanız yapmanız gereken tek şey tatil tarihlerini belirlemek, tatile kaç kişi çıkacağınıza karar vermek ve kapasitesi grubunuza, fiyatı bütçenize uygun bir yat seçerek kolayca kiralamak. Ege'nin Akdeniz ile buluştuğu noktada yer alan Marmaris Türkiye'nin hem yerli hem de yabancı turistlerce en fazla ziyaret edilen tatil beldelerinden biri. Yaz aylarının başlaması ile on binlerce kişi Muğla'nın Marmaris ilçesine akın ediyor ve bunda Marmaris'in tarihi, doğası kadar her biri ayrı güzellikteki onlarca koyunun da büyük rolü olduğu yadsınamaz bir gerçek. Marmaris Ege'nin de Akdeniz'in ruhunu taşıyor ve yeşilliği ile olduğu kadar maviliği ile de büyülüyor, tüm bunlar Marmaris koylarının yeşille mavinin eşsiz bir ahenkle buluştuğu birer cennet olarak algılanmasını sağlıyor. Marmaris yat kiralama alternatiflerinin de en geniş olduğu yerlerden biri tabi ki. Eğer yaz tatili için plan yapmaya başladıysanız ve Marmaris'e gitmeyi planlıyorsanız size tavsiyemiz yat alternatiflerini değerlendirmeniz. Emin olun ki tatil için ayırdığınız bütçeyi aşmadan yat kiralayabilir ve böylece hayatınızın en keyifli tatilini yaşayabilirsiniz. Bu arada Marmaris tekneleri içinde mütevazı bütçeli alternatiflerin yanı sıra lüks olarak tanımlanabilecek, her türlü konforun düşünüldüğü yatlar da bulabilmek mümkün. Yani, aslında yat kiralamak için ayıracağınız bütçeyi belirleyecek olan sizin hayalleriniz, tatil için ayırdığınız zaman ve kaç kişilik bir tatil planladığınız. Tüm bu unsurları kesinleştirdikten sonra tekne seçeneklerini incelemeye başlayarak şimdiden kendiniz için uygun olanı seçip kiralayabilirsiniz ve böylece her anının tadı damağınızda kalacak, Marmaris'in mavisiyle, yeşiliyle bütünleşerek muhteşem zaman geçireceğiniz bir tatil yapmayı garantileyebilirsiniz. Şunu da eklemeden geçmeyelim, bir kez bu deneyimi yaşadıktan sonra bir daha başka bir yerde tatil yapmak istemeyeceksiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/artvin-yaylalari-borcka-savsat", "text": "Doğu Karadeniz seyahatimin Giresun, Gümüşhane, Trabzon ve Rize'den sonraki durağı Artvin oldu. Aslında Artvin demek haksızlık olur, Artvin'in ilçeleri olan Borçka ve Şavşat desem daha doğru. Artvin Yaylaları, Borçka ve Şavşat, gördüğüm göller, yaylalar ve köylerle ilgili notlarımı bu yazıda bulacaksınız. Artvin hikayemin başlangıcı biraz enterasan oldu. Doğu Karadeniz seyahatime başladığımdan bu yana yazıştığım Tülay ile Artvin tarafına beraber gideriz diye konuşmuştuk. Ayder'den inerken Tülay'a \"otellere para vermek istemiyorum, direkt Hopa'ya oradan da Artvin tarafına geçeceğim\" deyince, Tülay'ın \"gel, bizde kal\" teklifi ile planım tamamen değişmiş oldu. Zaten bu seyahatimde rüzgar nereye eserse oraya gitmeye alışmıştım. Bu kez rüzgar beni Rize'nin Fındıklı ilçesine doğru savurdu. Fındıklı otogarına indiğimde Tülay ile birlikte Erkan abi de beni bekliyordu. Tülay esasında Ankara'da yaşıyor, yaz tatilini geçirmek için memleketine gelmiş; Erkan abi ise Çaykur'dan emekli olduktan sonra kendisini fotoğraf çekmeye adamış, ikisi de doğa sevdalısı. Artvin yaylalarını keşfe üçümüz gidecektik. Hemen Artvin'e nasıl gideceğimizle ilgili plan yapmaya başladık. Ulaşım Artvin tarafında biraz sıkıntılı olduğundan araç kiralamaya karar verdik, ancak araba kullanan tek ben varım, ben de sadece otomatik araba kullanıyorum. Artvin'den Rize'ye neredeyse bütün oto kiralamacıları aradık ama otomatik kiralık araç yoktu. O taraflara gidip araç kiralamak isterseniz aklınızda olsun, otomatik araç bulmak neredeyse imkansız. Erkan abi imdadımıza yetişti; Borçka tarafına bizi bir arkadaşı götürecekti, Şavşat'ta ise başka bir arkadaşı bize yardımcı olacaktı. Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Tülay, Erkan abi, Erkan abinin bizi Borçka'ya götürecek arkadaşı Osman abi ve ben. Normalde rotamda Mençuna Şelalesi ve İkiz Köprü de vardı ama Osman abinin bize ayırdığı zaman kısıtlı olduğundan buraları pas geçtik, başka bir zaman görmek üzere. Burayı baharda karlar eridikten sonra görmek daha iyiymiş, şelalenin daha coşkulu aktığına şahit olabiliyormuşuz böylece aklınızda olsun. Vaktimizi iyi değerlendirebilmek için Hopa üzerinden Borçka'ya oradan da Borçka Karagöl'e çıktık. Borçka merkezden 20 kmlik bir çıkışla Borçka Karagöl'e ulaşılıyor. Ormanların arasında küçük bir göl burası. Araç ile gölün yakınına kadar gidebiliyorsunuz, bir noktada aracı park edip yürüyerek devam ediyorsunuz. Araç girişi 11TL (Temmuz 2018 rakamı). Gölün çevresinde yürüyerek tam bir tur atılabiliyor. Yürüyüş patikası aşağıdaki fotoğrafta yer alıyor. Tamamını yürümeniz en fazla yarım saatinizi alır. Borçka Karagöl kıyısında çay, kahve içebileceğiniz bir kafeterya var. Kamp yapmak yasak ama kamp yapılmaz tabelasının altında çadırlar vardı, sanırım sorun olmuyor. Erkan abi buranın en güzel zamanının sonbahar olduğu söylüyor, \"farklı ağaç türleri renkten renge bürünmüşken görmek gerek\" burayı deyip duruyor. Benim ilk Karagöl'e gelişim Eylül ayı idi ama o kadar çok yağmur vardı ki ne renkleri ne de gölü görememiştim çünkü göz gözü görmüyordu. Ekim ayı Borçka Karagöl ve çevresine gelmek için en iyi zaman olabilir. Borçka merkeze kadar geldiyseniz ve Borçka Karagöl'e çıkmak için aracınız yoksa belediyenin Karagöl'e çıkan servisleri var, Borçka Belediyesinin sosyal tesislerinin önünden kalkıyor. Çok iyi bir hizmet olmuş. Borkça Karagöl'den sonra bu bölgede asıl görülmesi gereken yerler; Maçahel Yaylası, Camili Köyü'ndeki İremit Camii, Maral Şelalesi, Klaskur Yaylası. Bizim aracımız alçak olduğu için buralara giremedik. Buraları görmek için tekrar gelmek üzere sözleşip yolumuza Şavşat'a doğru devam ediyoruz. Borçka merkezden Şavşat'a 10:00'da ve 12:30'da otobüs var sadece. Osman abi bizi Borçka'da bırakıp Fındıklı'ya geri döneceği için 12:30 otobüsüne yetişmek üzere hızlı hareket ediyoruz. Otobüs Artvin otogarına uğrayıp Şavşat'a devam ediyor, öğleden sonra Şavşat'a ulaşmış oluyoruz. Sakin Şehir neymiş merak ediyorsanız; Citta Slow İtalyan merkezli bir oluşum. Belli kriterler üzerinden şehirleri değerlendirip sakin şehir kategorisine alıyor. Türkiye'de Sığacık, Halfeti, yanılmıyorsam on kadar şehir, bu kategoride yer alıyor. Şavşat'ta Şavşat merkezdeki Gökçe Pansiyon'da konaklıyoruz. Ev sahibimiz Cemil Gökçe, Şavşatlı ve bizim gibi gezmeyi seviyor, buraların doğasına, dağına, taşına sevdalı. Pansiyonu tam şehir merkezinde, bizim gibi lüks aramayıp temiz bir yatak arayanlar için uygun. Yatak ücreti 30TL idi yanlış hatırlamıyorsam. Öğleden sonra Şavşat'a vardığımızda kurt gibi açız 🙂 Cemil Bey bizi Şavşat'a yukarıdan bakan Şavşat Evi'ne bıraktı. Burada yöresel yemekler bulacağımızı düşünüyordum ama mantı, kuymak gibi artık görmeye alışık olduğumuz yemekler var. Değişiklik olsun diye hıngal sipariş ediyorum ama içi neredeyse boş bir hamur geliyor. Yol arkadaşlarım alabalık yiyorlar, hallerinden bana göre daha memnunlar. Burada yemek fiyatları Rize'ye göre oldukça ekonomik, kişi başı 20TL'ye 2 adet balık yiyebiliyorsunuz, Rize tarafında 1 balık 20TL genelde yani porsiyonu 40TL oluyor. Şavşat Evi'nden sonraki durağımız Şavşat Kalesi ancak artık saat geç olduğu için kaleden içeriye giremiyoruz. Kapısına kadar çıkıp bir bakıp geri dönüyoruz. Bu satırları tüylerim diken diken olarak Efkar Tepesi'nde bir kez daha okuyorum. Şimdi tabii ki Fakir Baykurt'un yazdığı dönemki gibi değil durum, Şavşat oldukça toparlanmış olsa da ülkemizdeki türlü çelişkileri düşünmeden edemiyor insan. Efkar Tepesi'nde günü bitirip dinlenmek üzere pansiyonumuza geri dönüyoruz. Bu arada zaman zaman yağan deli yağmur bizi korkutsa da ıslatmayı başaramıyor. Karadeniz insanında en çok dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi 5 dakika içinde bütün hayatını özetleyivermesi... Yolda tanıştığım, sokakta \"merhaba\" dediğim bir sürü insanda bunu gördüm, çok da hoşuma gitti. Biz olsak iki saat ballandıra ballandıra anlatacağız diye uğraşır dururuz. Cevizli Köyü'ne gelmemizin asıl nedeni buradaki Tibeti Kilisesi'ni görmek, tabii ki bakımsız ve yıkılmaya yüz tutmuş, duvarlarındaki işlemeler define avcıları tarafından patlatılmış... Yine de çok güzel, yine de görülmeye değer. Kilise 800'lerin sonu 900'lerin başında inşa edilmiş, bölgede yaşayanların İslamiyeti kabul etmesi ile birlikte camiye çevrilmiş ancak birkaç kez yaşanan yıldırım çarpmalarında ciddi hasar görünce camii olarak da kullanılmamaya başlanmış. Cevizli Köyü'nden sonraki durağımız Şavşat Karagöl. Bu kadar yol gelmemizin asıl nedeni de burası idi. Çam ormanlarının arasındaki bu göl yine bize çok güzel manzaralar sunuyor. Gölün çevresini tam tur yürüyerek dolaşabileceğiniz bir patika var yine. Araç girişi yine 11TL (Temmuz 2018 fiyatı). Göl kıyısındaki kafeteryanın işletmesi özel. Burada çadır konaklaması var, çadır başına 25TL. Bir de bungalov evler var, içinde 4-5 kişi kalabiliyormuş. Ev başına 500TL imiş, bana biraz fazla geldi. Şavşat Karagöl yakınlarında konaklamak isterseniz Veliköy'de Veliköy Pansiyon; Meşeli Köyü'nde (göle 1,5km) Sıla Pansiyon ve Özgür Pansiyon var. Fiyatların tamamı Temmuz 2018'e aittir. Kafeterya aynı zamanda gölde deniz bisikleti ve sandal kiralaması da yapıyor. Fiyatlarını sormadım. En çok sorulan sorulardan biri: \"Borçka Karagöl mü, Şavşat Karagöl mü?\". Vaktiniz varsa ikisini de görün. Birini seçmeniz gerekiyorsa sanırım benim gönlüm Şavşat Karagöl'den yana. Şavşat Karagöl'den sonra Cemil Bey'in de köyü olan Kocabey Köyü'ne uğruyoruz. Buraya uğramamızın nedeni ise köydeki ahşap camii. Minaresi tek parça ağaçtan yapılmış bu camii bölgedeki nadir ahşap camiilerden biri imiş. Karadeniz'de yayla geleneği köyden çıktık tek bir yerde konakladık şeklinde işlemiyor. Kışı köyde geçiren köylü, önce aşağı yaylaya çıkıyor, orada ot bitip hava ısınınca biraz daha yukarıdaki yaylaya çıkıyor. Bu nedenle her köyün bir aşağı bir yukarı olmak üzere iki yaylası var. Amaç hayvanların sürekli taze ot bulabilmesi. Biz de Kocabey Köyü'nün yukarı yaylasına çıkıyoruz, yayla o kadar yukarı ki Ardahanla Şavşat yer alan 2470 metre rakımlı Çam geçidine kadar uzanıyor. Dönüşte yıllar önce yağmurdan kaçıp sığındığım Laşet Otel & Restoran'a giriyoruz. Mekan yenilenmiş ama lezzetler hala güzel. Laşet'e yaklaşırken yine gökten boşalmış gibi yağmur başlıyor... Ben yine yağmurda Laşet'e sığınmış oluyorum. Buranın otel kısmı dışında biraz daha aşağıda bungalovları da var, bu bölgede konaklamak için güzel bir alternatif. Yemeğimizi de yedikten sonra artık yeniden Fındıklı'ya dönme zamanı geliyor, hatta benim için artık Türkiye'den çıkma vakti. Artvin'de görmeyi planladığım ancak gidemediğim; Gorgit Yaylası, Beyazsu Yaylası, Ciritdüzü Yaylası, İşhan Köyü ve Sugören Köyü bir sonraki gelişimde ziyaret etmek üzere notlarımda yerini alıyor. Fındıklı'da beni evlerinde misafir eden Tülay ve ailesi, bütün arkadaşlarını seferber eden Erkan abi Anadolu'da ne kadar güzel insanlar olduğunu bana tekrar hatırlatıyor. Tekrar sonsuz teşekkürler. - Kafkaslar Seyahati Hazırlıkları - Adını Kirazdan Alan Şehir Giresun, Giresun'da gezilecek yerler - Gizli Kalmış Cevher Santa Harabeleri - Gizemli Trabzon Manastırları - En Güzel Rize Yaylaları - Artvin Yaylaları Gideceğin zaman haberim olsun, Erkan Abi ile sizi tanıştırayım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/asiklar-sehri-paris", "text": "Şehrin her yerine yayılmıştır romantizm; sokaklara, nehir boyuna, parklara... Sanki tüm şehir el ele verip size bir aşk şarkısı söyler. Fransızca dili bile başlı başına romantik bir ezgiye sahiptir. Bu sebeple aşk bu şehre fazlasıyla yakışır. Paris'in güzel olduğu zaman mevsimlerden bağımsızdır. Kışı ayrı romantik, baharı ayrı duygu doludur. Hele ki sizin için anlamlı bir günde Paris'te bulunuyorsanız; işte o zaman Paris sizin için dünyanın en duygu dolu noktası olur o andan sonra. Sevgilinizle Paris'e neden gitmeniz gerektiğiniz konusunda hala aklınızda soru işaretleri varsa biraz daha detaylı açıklayalım size. 1- Çünkü sevgilinize Montremartre'de baktığınızda bir kez daha aşık olursunuz. Montmartre Tepesi, vaktiyle Pablo Picasso, Claude Monet gibi ünlü ressamların da çalışmalarını yaptığı ressamlar tepesidir. Paris'in en yüksek olduğu bu bölgede sevgilinize bir kez daha aşık olmamanız söz konusu bile değil. 2- Çünkü Paris her kadına çok yakışır. Paris her kadına en çok yakışan kıyafettir. Paris'in kadınları gibi Paris'e adım atan her kadın kendi güzelliğini derinlerinde hisseder. Bu şehrin atmosferi ile alakalıdır. 3- Çünkü sadece Paris sokaklarında yürümek bile tek başına romantik bir eylemdir. Herhangi bir romantik plan yapmasanız dahi Paris sokaklarında yürümek romantik bir anıdır. Kendinizi izlediğiniz Fransız filmlerinde hissetmenizi sağlar. Köşe başlarında filmlerde gördüğünüz yerleri veya oraya benzeyen yapıları görür; kendinizi o filmin bir kahramanı gibi hissedersiniz. 4- Çünkü Paris'te aşk sarhoşu olmak için şarap içmeniz gerekmez. Paris'in atmosferinden az önce bahsetmiştik. Bu şehirde aşık olmak ve aşk sarhoşu olarak dolaşmak için ünlü şaraplarından içmenize gerek dahi yok. Sadece Paris sokaklarında sevdiğinizle el ele saatlerce dolaşmak bile sizi tarifi zor hislere kapılmaya itecektir. 5- Çünkü adı \"Romantizm Müzesi\" olan bir yere dünyanın her yerinde rastlamanız pek mümkün değildir. 6- Çünkü sabah uyandığınızda pencereden Eyfel Kulesini görüyorsanız gününüzün kötü geçmesi mümkün değildir. Hayatınızda kaç sabah uyandığınızda Eyfel Kulesi manzarası sizi karşılar ki? Eyfel oldukça büyük ve görkemli bir yapı olarak tasarlanmış. Paris'in hemen her bölgesinden Eyfel'i rahatlıkla görebilirsiniz. Yani güzel bir Eyfel manzaralı fotoğraf çektirmek için illa yüzlerce kişinin uzaklaşıp ortalığın sakinleşmesini beklemenize gerek yok. 7- Çünkü Seine Nehri kenarında bir parkta yapılacak romantik bir piknik bir ömür unutulmayacaktır. 8- Çünkü sevgiliniz yanınızda değilken Paris gözünüze bu kadar güzel görünmeyecektir. 9- Çünkü Paris her mevsimde aşkı doğasında yaşatan bir şehirdir. Paris'in her mevsimi romantizme damgasını vurur. Karlar içerisinde beyaz kürkünü giyen bir kraliçe gibi çıkar karşınıza; çiçekler içerisinde bir peri kızı gibi de. 10- Çünkü Paris'te geçireceğiniz her gün aşkınızı katlayacak ve daima güzel anılar olarak hafızalarınızda yerini alacak. Sevgilinize verebileceğiniz en romantik ve anlamlı hediyelerden biri onun için bir Paris gezisi planlamaktır. Doğum günü, evlilik yıldönümü ve hatta tanıştığınız günün yıldönümü Paris'te olmak için benzersiz günler arasındadır. Her mevsimin romantik diyarı Paris size benzersiz birkaç gün yaşatmak için daima hazır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/asiyan-muzesi", "text": "Serveti Fünun edebiyatının öncülerinden meşhur sanatçımız Tevfik Fikret'in tasarımını kendi yaptığı ve ölene kadar yaşadığı evi Aşiyan, yani kuş yuvası, Türkiye'nin ilk edebiyat müzesi olarak Aşiyan Müzesi adıyla hizmet veriyor. İstanbul Boğazı'nın en güzel noktalarından birinde muhteşem bir manzaraya bakan yapı, doğanın bir parçası olarak tasarlanmış. Müzeyi gezerken \"bu evin tasarımını ancak bir sanatçı yapmıştır\" dememek mümkün değil. Serveti Fünun edebiyatının öncü isimlerinden Tevfik Fikret, bugün müzenin bulunduğu binayı 1905-1906 yılları arasında kendisi tasarlayarak yaptırmış. 1906-1915 yılları arasında, hayata gözlerini kapatana kadar bu evde eşiyle birlikte yaşamış. Tevfik Fikret'in ölümünden sonra eşi Nazmiye Hanım ekonomik sıkıntılar çekmeye başlamış. Bu durumunu haber alan Hasan Ali Yücel'in araya girmesi ile 1940 yılında bina İstanbul Belediyesi tarafından satın alınmış. Belediye, yaptığı düzenlemelerden sonra 1945 yılında Türkiye'nin ilk edebiyat müzesi olan Edebiyat-ı Cedide Müzesi'ni ziyarete açmış. 1961 yılında Tevfik Fikret'in Eyüp Mezarlığı'nda bulunan naaşı, müzenin bahçesine taşınmış. Aşiyan, Farsça \"kuş yuvası\" demek ve bu eve \"Aşiyan\" adını veren Tevfik Fikret. Tevfik Fikret'in mezarının müze bahçesine gelmesi ile birlikte ruhunu da müzeye yansıtmak amacıyla müzenin adı Aşiyan Müzesi olarak değiştirilmiş. Şair olarak tanıdığımız, şiirlerinin yanı sıra resimleri ile de sanat dünyasına katkılar sunmuş olan Tevfik Fikret, bugün Boğaziçi Üniversitesi'nin bulunduğu, Robert Koleji'nde öğretmenlik yaptığı sırada eşi Nazime Hanım ile birlikte bu araziye yapacakları evin hayallerini kurmuş. Babasından kalan Aksaray'daki konağı satarak hayallerindeki evi kendisi tasarlayarak 1905-1906 yılları arasında inşa ettirmiş. Tevfik Fikret, sanatın, tasarımın doğadan bağımsız olmaması, doğa ile uyumlu olması gerektiği felsefesine dayanarak bu evi tasarlamış. Bu nedenle binanın zemin katındaki taşların çoğu doğal halleriyle bırakılmış, bahçe peyzajındaki havuz, bank, yürüyüş yolları tamamen doğal taşlar kullanılarak yapılmış. Evin boğazın muhteşem güzellikteki manzarasına tepeden bakan konumu nedeniyle, şair evine Farsça \"kuş yuvası\" anlamına gelen \"Aşiyan\" adını vermiş. 1906-1915 yılları arasında hayata gözlerini kapatana kadar eşiyle birlikte bu evde yaşamışlar. Aşiyan Müzesi'nin bahçesinin en güzel yerinde Tevfik Fikret'in mezarı yer alıyor. Vefatından sonra Eyüp Mezarlığı'na gömülen şairin naaşı, vasiyeti doğrultusunda, 1961 yılında Tevfik Fikret Vakfı'nın girişimleri ile müzenin bahçesine taşınmış. Yemyeşil bahçenin içinde boğaza bakan konumu ile şairin mezarı da evi gibi doğa ile uyumlu şekilde yerini almış. Aşiyan Müzesi, Tevfik Fikret'in sağlığındaki gibi düzenlemiş ve sergiler buna göre şekillendirilmiş. Üç katlı binanın giriş katında karşılama salonu, Edebiyat-ı Cedide Odası ve Abdühak Hamit Tarhan Odaları yer alıyor. Bodrum katında yemek odası, çamaşırhane ve mutfağın yanında Şair Nigar Hanım Odası bulunuyor. Evin en güzel manzarasına sahip birinci katında ise şairin yatak odası ve çalışma odası konumlandırılmış durumda. Binanın giriş kapısının hemen önünde şairin bir büst heykeli sizi selamlıyor. Girişte güvenlik size galoş veriyor, içeride fotoğraf ve video çekmenin yasak olduğunu sadece yatak odasının penceresinden manzarayı çekebileceğiniz bilgisini veriyor. Müze içinde sesli rehber uygulaması var, telefonunuzdan barkodları okutarak gezdiğiniz alanlarla ilgili bilgi alabiliyorsunuz. Kapıdan girdiğinizde karşınıza çıkan alan Tevfik Fikret'in misafirlerini ağırladığı salon. Kapıdan girişte sola döndüğünüzde şairin balmumu heykeli sizi selamlıyor, çok gerçekçi bir heykel olunca insanın gidip elini sıkası geliyor. Balmumu heykelin yanında ise son Halife Abdulmecit Efendi'nin Tevfik Fikret'in \"Sis\" şiirinden etkilenerek yaptığı ve şaire hediye ettiği \"Sis\" tablosu sergileniyor. Salon bölümünde bir şömine ve şömine kenarında sedefli bir sedir bulunuyor. Şairin çok sevdiği babasına ait anılar bu bölümde sergileniyor. Giriş katta, salonun yanında yer alan küçük oda şairin dinlenme odası imiş. Bugün ise Tevfik Fikret'in kurucusu olduğu Edebiyat-ı Cedide akımının fotoğraflarının sergilendiği oda olarak kullanılıyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Tevfik Fikret hayranı olduğu biliniyordu. Atatürk, bir konuşmasında ''Ben devrim ruhunu ondan aldım.'' demiştir. Hatta şairin \"Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim.\" satırlarını Atamız'ın da sık sık kullandığını biliyoruz. Atatürk'ün şair hakkında yaptığı açıklamaların yer aldığı küçük bir sergi alanı müzede bulunuyor. Giriş katta Edebiyat-ı Cedide akımının şairlerinden olan Abdühak Hamit Tarhan'a iki oda ayrılmış. Bu odalarda sergilenen eşyalar Tarhan'ın ölümünden sonra eşi tarafından İstanbul Belediyesi'ne bağışlanmış. Evin birinci katına çıktığımızda şairin çalışma odası ve yatak odası bizi karşılıyor. Çalışma odasında şairin kendi tasarımı olan oldukça büyük bir çalışma masası ve kütüphanesi bulunuyor. Çalışma odasından direk yapının üst bahçesine, şairin yaşadığı dönemde Robert Koleji'ne, çıkan beyaz köprüye açılan bir kapı bulunuyor. Kot farkından dolayı burası bahçenin üst kısmından birinci kat gibi durduğundan minik bir köprü ile evden bahçeye bağlantı yapılmış. Evin en etkileyici ve en güzel manzaraya sahip olan odası şüphesiz şairin yatak odası. Şair 19 Ağustos 1915'te daha 48 yaşında iken hayata gözlerini bu odada yummuş. Yatak odasında sergilenen ilginç parçalardan biri şairin ölümünden sonra yapılmış olan yüz maskesi. \"\"Ölüm maskı\" geleneğinin Türkiye'deki ilk örneği olan maskenin kalıbını ilk kadın ressamımız olan Mihri Müşfik, şairin ölümünden hemen sonra yüzünden almış. Kalıbı şairin ölümünden sonra alındığını bilince maskeyi görünce insanın içi bir tuhaf oluyor. Bodrum katına ahşap merdivenlerden indiğimde ilk gözüme çarpan yerdeki parkelerin güzelliği oldu. Parkeleri takip edince yemek odasına ulaştım. Dolaplarından masasına, yemek takımlarından sandalyelere kadar hepsi o kadar zarif ve o kadar zevkliydi ki, yasağa rağmen dayanamayıp burada bir fotoğraf çektim. Duvarlarda sergilenen natürmort resimler yine Tevfik Fikret tarafından yapılmış. Yemek odasının boğaza bakan penceresine şair, filozofa olan hayranlığını göstermek için \"Sokrat Penceresi\" adını vermiş. Bodrum katta evin ihtiyaçları doğrultusunda oldukça geniş bir mutfak ve çamaşırhane bulunuyor. Mutfaktan bahçeye açılan bir başka kapı daha var. Sıcak su kazanları, çamaşır yıkama teknesi sanki az sonra çamaşır yıkanacakmış kadar canlı ve sağlam olarak korunmuş. Bu kattaki kapı ile birlikte evin toplam 4 kapısı var. Biri salona açılan ana giriş, biri çalışma odasından üst bahçeye, biri mutfaktan bahçeye, son kapı ise yine giriş katta bahçenin diğer tarafına açılıyor. Yemek odasının karşısında yer alan küçük oda Şair Nigar'a ayrılmış olan bölüm. 1856-1918 yılları arasında yaşamış olan Şair Nigar'ın eşyaları, kitapları ve bazı fotoğrafları yakınları tarafından 1959 yılında müzeye bağışlanmış. Müzenin binası kadar bahçesi de çok güzel. Bahçe kapısından girdiğiniz andan itibaren hem göz alıcı boğaz manzarası hem de harika bahçe peyzajı sizi etkisi altına alıyor. Bahçede oturup manzarayı izleyebileceğiniz banklar, minik bir çardak bulunuyor. Bahçede yer alan Tevfik Fikret'in mezarı, şairin kendi tasarladığı taş havuz ve taş masa, oturma alanları ve merdivenleri de mutlaka görmenlisiniz. Aşiyan Müzesi, İstanbul'un Beşiktaş ilçesi Bebek semti sınırları içinde yer alıyor. Aşiyan deniz kıyısına ulaştıktan sonra Aşiyan Yokuşu'nda yapacağınız 5 dakikalık bir yürüyüş ile müzenin bulunduğu güzeller güzeli bahçeye ulaşabilirsiniz. - Taksim, Kabataş, Beşiktaş yönünden İstinye yönüne giden otobüslerin tamamı Aşiyan Durağı'ndan geçiyor. - Anadolu Yakası'ndan gelenler için Küçüksu'dan Aşiyan'a motor severleri var. Kadıköy veya Üsküdar'dan motor veya vapur ile Beşiktaş'a geçip Beşiktaş'tan otobüse binmek de bir seçenek. - Etiler tarafından gelecek olanlar ise yeni açılan finiküler hattını kullanarak sahil yoluna inebilirler. Böylece Boğaziçi Üniversitesi metro hattı üzerindeki her noktadan buraya raylı sistem ile ulaşabilirler. En güzel haberi sona bıraktım, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin himayesinde bulunan Aşiyan Müzesi girişi ücretsiz. Dileyen herkes herhangi bir ücret ödemeden müzeyi gezebilir. Eğer müzeye hafta sonu gidecekseniz sabah erken saatlerde gitmenizi öneririm, biz pazar günü sabah 10:30 gibi gittiğimizde son derece sakindi ancak güvenlikten aldığımız bilgiye göre özellikle öğleden sonra epey kalabalık oluyormuş. Müze, pazartesi günleri hariç her gün 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor, daha önce kapanış 16:00 imiş, 17:00'ye uzatılmış. Çok tatlı ve yardımsever çalışanları var, müze hakkındaki sorularınızı onlara sorabilir, yardım alabilirsiniz. Hayır, Aşiyan Müzesi ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Eğer Aşiyan'a boğaz kıyısından geliyorsanız Aşiyan durağında inebilirsiniz. Eğer metro ile geliyorsanız Boğaziçi Üniversitesi durağında inip finiküler ile sahile inebilirsiniz. Müzede başta Tevfik Fikret'in günlük yaşantısında kullandığı eşyalar, çalışma odası, kitapları, banyosu, mutfağı gibi yerler olmak üzere Serveti Fünun Edebiyatı'nın sanatçılarına dair de sergi salonları var. Ayrıca Tevfik Fikret'in mezarı da müzenin bahçesinde yer alıyor. Tüm bunların yanında muhteşem bir boğaz manzarası var. Müzekart kullanılmıyor çünkü müze girişi ücretsiz. Ülkemizin önemli sanat ve düşün insanlarının naaşlarının bulunduğu Aşiyan Mezarlığı, Rumeli Hisarı ve Bebek, Perili Köşk adıyla bilinen Borusan Sanat gelmişken ziyaret edebileceğiniz diğer yerler. Aşiyan Müzesi, Türk Edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Tevfik Fikret'in kendi tasarladığı ve ölümüne kadar yaşadığı evi. Müze pazartesi günleri hariç her gün ziyaret edilebiliyor. - Aşiyan Mezarlığı'na da uğrayabilirsiniz. Ülkemizin önemli düşün, sanat ve siyaset insanlarının pek çoğunun burada naaşı yatıyor. İlhan İrem, Atila İlhan, Özdemir Asaf, Abidin Dino, Orhan Veli Kanık, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar ilk aklıma gelen isimler. Mezarlık oldukça büyük ve çok sıkışık olduğu için özellikle ziyaret etmek istediğiniz bir mezar varsa girişteki güvenlikten mezar yerleri konusunda yardım alabilirsiniz. - Rumeli Hisarı'nı ziyaret edebilirsiniz. - Rumeli Hisar'ındaki kahvaltıcılardan kahvaltı edebilirsiniz. Hatta bir değişiklik olsun derseniz Küçüksu motoruna atlayıp kahvaltınızı karşı yakada yapabilirsiniz. - Hisar'dan Bebek'e sahil yürüyüş yolunda keyifli ve manzaralı bir yürüyüş yapabilirsiniz. - Eğer müzeye hafta sonu geldiyseniz, Perili Köşk adıyla bilinen ve hafta sonları sanat galerisi olarak hizmet veren Borusan Holding yönetim binasını ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/aspendos-antik-kenti-serik-antalya", "text": "Akdeniz'in en iyi korunmuş ve dünyanın en iyi akustiğine sahip Roma Tiyatrosu, 20.000 kişilik yerleşimi, şimdi portakal bahçelerine bakan muhteşem manzarası ile Aspendos Antik Kenti, Antalya'nın en bilinen ve en önemli antik kentlerinden biri. Aspendos Antik Kenti nerede, nasıl gidilir, efsaneleri, hikayeleri, tarihçesi, gezilecek görülecek yerleri ve fazlası bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Bugün Antalya şehrinin bulunduğu bölgenin orta kesimleri antik dönemde \"Tüm Kavimlerin Ülkesi\" anlamına gelen Pamfilya olarak biliniyordu. Antalya'nın ve Pamfilya bölgesinin en önemli ve bilinen antik kenti ise Aspendos Antik Kenti'dir. Aspendos, tüm Akdeniz çanağının en iyi korunmuş Roma tiyatrosuna sahip olmasıyla haklı bir üne sahiptir. Aspendos'u Aspendos yapan ise çok yakınından geçen Köprüçay, antik dönemdeki ismiyle Eurymedon nehridir. Aspendos'u Akdeniz'e bağlayan nehirdeki ticaret trafiği sayesinde şehir bölgenin en işlek ticaret merkezi haline gelmiştir. Aspendos gezi planınıza Köprüçay, Köprülü Kanyon ve Tazı Kanyonu'nu dahil etmeyi sakın unutmayın, zaten mesafeleri birbirine oldukça yakın. Aspendos kentinin ana yapıları nehir yatağından metre yüksekte yer alan Akropol yani yukarı şehirde bulunuyor. Yani antik kenti gezerken yine tepe tırmanılacak. Bu yüzden antik kenti özellikle yaz aylarında ziyaret ediyorsanız, yanınıza şapka, su almayı ve rahat bir ayakkabı giymeyi unutmayın. Antik kentin girişinde bir müze mağazası bulunuyor, yanınızda getirmediyseniz buradan suyunuzu alabilirsiniz. Antik dönemde yukarı şehrin olduğu bölüme 3 anıtsal kapıdan girilirmiş. Bugüne o kapılardan sadece bir tanesi kalmış. Antik Tiyatro'nun yanındaki yoldan yukarıya doğru tırmanmaya başladığınızda ilk olarak bu kapıyı göreceksiniz. Kapının altından geçen yol ise şehre giren ana yollardan biri. Yolun altına döşenmiş olan kanalizasyon sistemini de açıkça görebilirsiniz. Antik dönemde insanlar şehirlere yerleşirken su ve kanalizasyon konusunu çözmeye çok önem vermişler. Aspendos, dönemdaşı olan diğer Pamfilya kentleriyle birlikte pek çok savaşa şahitlik etmiş. Sırasıyla Büyük İskender, Bergama Krallığı, Roma İmparatorluğu idaresinde yönetilmiş olan şehir, 20.000 kişilik nüfusu ile önemli bir ticaret merkezi olmuş. Şehrin en zengin dönemlerinde Bazilika, Stadyum, Tiyatro ve su yolları inşa edilmiş. Roma İmparatorluğu yıkıldıktan sonra deprem, salgın hastalıklar ve korsan hücumlarına daha fazla dayanamayan şehrin 7. yüzyıldan sonra tarih sahnesinden çekildiği tahmin ediliyor. Aspendos sadece ticaretten değil, çevresindeki verimli topraklar sayesinde tarımdan da ciddi şekilde beslenmiş bir şehir. Zeytinlikler, üzüm bağları, tuz yatakları, at yetiştiriciliği yapılır, el dokuması halı ve kilimler, zeytin ağacından yapılmış mobilyalar ve yüksek kaliteli Aspendos Şarabı üretilirmiş. Aspendos'ta basılan gümüş sikkeler, Akdeniz Bölgesi'nin en geçerli parası sayılırmış. Aspendos antik tiyatrosu, antik dönemin en iyi korunmuş Roma tiyatrosu olması iyi ünlüdür. Meşhur Roma İmparatoru Marcus Aurelius döneminde (M. S. 161-180) yapılmış olan tiyatro onarım görmeden günümüze kadar gelebilmiştir. 15-20 bin kişi kapasiteli tiyatro akustiği ile de ünlüdür. 1930 yılında vizyonu ile kendisine her defasında hayran bırakan Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından ziyarete açılan tiyatro her yıl Opera ve Bale Festivali'ne ev sahipliği yapmaktadır. Yani binlerce yıllık tiyatroda bugün dahi canlı gösteriler izleme imkanı bulunmaktadır. Antik dönemde tiyatroların üstü kapatılabilir şekilde inşa ediliyormuş. Aşağıda Aspendos Tiyatrosu'nun üstü kapalı olarak resmedilmiş bir ilüstrasyonunu görüyorsunuz. İnstagram'da Sanatromi hesabı paylaşmıştı, ben de ondan aldım. Aspendos'a gittiğinizde uğramadan geçmemeniz gereken 2 önemli nokta var. - Birincisi tiyatro tepesi denen ve antik tiyatroyu tepeden görebileceğiniz seyir noktası. Buraya çıkmak için birazcık tırmanmanız gerekecek ama siz yine de pes etmeyin çünkü göreceğiniz manzara harika sizi bekliyor. - İkincisi ise girişe 1.5 kilometre mesafede bulunan ve aşağıdaki efsaneye de konu olan su kemerleri. Yürümek için biraz uzak olabilir ama araç ile gidilebilir durumda. Yunan efsanelerine bakacak olursak; Aspendos, Truva Savaşı'ndan sonra Pamfilya'ya gelen kahraman Mopsos liderliğindeki Argive kolonicileri tarafından kurulmuştur. Aspendos'un ilk adı basılan sikkelerden anlaşıldığı hali ile Esivediiys imiş. Bugünkü Aspendos sözcüğü ise Persçe At ve Kutsal Yer anlamlarına gelen Aspa ve Spanta sözcüklerinin birleşmesi ile oluşmuş. Dünyanın en iyi atlarını yetiştirmekle ünlü bir şehrin adının attan gelmesi kulağa yanlış gelmiyor. Aspendos Kralı, şehre kimin en fazla hizmet sunabileceğini görmek için bir yarışma düzenleyeceğini ve kazananın kızı ile evlenebileceğini ilan eder. Bunu duyan sanatkarlar son hız çalışmaya koyulurlar. Nihayet karar günü geldiğinde, kral herkesin çabasını bir bir inceler ve iki aday seçer. Bu adaylardan birincisi, şehre su kemerleri yolu ile çok uzak mesafelerden su getiren bir sistemi kurmayı başarmıştır. İkinci aday ise tiyatroyu inşa etmiştir. Kral birinci adaydan yana karar vermek üzere iken tiyatroya bir daha bakması istenir. Tiyatronun en üst galerisi civarında gezinirken nereden geldiği belli olmayan bir sesin derinden ve defalarca 'Kralın kızı bana verilmeli.' dediğini duyar. Büyük bir şaşkınlık yaşayan kral, sesin nereden geldiğini arar ancak kimseyi bulamaz. Bu kişi, tabii ki, yarattığı şaheserin akustiği ile övünen ve sahnede çok kısık bir sesle konuşan tiyatronun mimarının ta kendisidir. Sonunda güzel kızı mimar kazanır ve düğün töreni de bu tiyatroda yapılır. Antik tiyatroya girince siz de bir akustik denemesi yapmayı unutmayın! Aspendos, Antalya şehir merkezine 46 kilometre mesafede bulunuyor. Antalya-Alanya karayolunun 44. kilometresindenden kuzeye döndükten sonra 2 kilometre daha devam ettiğinizde Antik Tiyatro'nun bulunduğu giriş kapısına ulaşırsınız. Yol üzerinde tabelalarını göreceksiniz zaten. Aspendos Antik Kenti, Antalya'nın Serik ilçesinin sınırları içinde yer alıyor ve Serik merkezden sadece 8 kilometre mesafede. Toplu taşıma ile gelmek isterseniz, Serik'ten kalkan minibüsler ile Aspendos'a ulaşabilirsiniz. Antik kentin giriş ücreti 60 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Aspendos Antik Kenti yaz döneminde 09:00-19:00, kış döneminde ise 08:30-17:30 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Yaz aylarında Antalya'nın çok sıcak olacağını hesaba katarak sabah erken veya akşamüstü saatlerinde antik kenti gezmenizi öneririm. Günün sıcak saatlerinde Tazı Kanyonu veya Köprülü Kanyon'da serinlemeyi düşünebilirsiniz. Aspendos kent planı aşağıda kabaca yer alıyor. Antik kentin girişindeki bilgi panosunda Aspendos haritası bulacaksınız. Kente girerken bir fotoğrafını çekerseniz, gezerken faydasını görürsünüz. Kente giriş Antik Tiyatro'nun hemen yanındaki gişeden yapılıyor. Yukarıdaki haritada yer almayan su kemerleri ise girişten yaklaşık 1.5 kilometre ileride bulunuyor. - Antalya Merkezde Gezilecek Yerler - Uçansu Şelalesi - Sillyon Antik Kenti - Tazı Kanyonu - Köprülü Kanyon - Antalya İlinde Gezilecek Yerler Aspendos Antik Kenti ve aynı gün gittiğim Tazı Kanyonu ve Köprülü Kanyon'u anlattığım gezi videomu aşağıda görebilirsiniz. - Anlık paylaşımlarım için instagram hesabımı takibe alın. - Daha fazla video izlemek için youtube hesabıma abone olun. Çok faydalandım. kapanmanin olduğu bu günlerde paylaşımlarınız bizim gibi çok gezenlere en iyi rehber olacak. Elinize emeğinize sağlık. Sizi tebrik ederim. Binlerce yıllık kültürleri gezmek bilen insanlara mutluluk verir. Her fırsatta gezmek gerek dünyada. Ölmeden daha çok yer görmek gerekli. Tarihi, kent planı, görselleri ve net anlatım dili birleşince son derece başarılı bir makale çıkmış ortaya. Elinize sağlık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/assos-gezilecek-yerler", "text": "Ülkemiz tarih yani kültür ve deniz turizmi açısından çok şanslı. Binlerce yıllık antik kentler, pırıl pırıl plajlar ayrı ayrı çok güzelken, denize bakan antik kentler, yukarı şehir veya antik tapınaklardan denizi izlemenin keyfi bambaşka. Bu tarife uyan, Ege ve Akdeniz'de pek çok yer olması da cabası. Kuzey Ege'de yukarı şehirden, Athena Tapınağı'ndan denize bakan, efsaneleri ve savaşları ile tarihe adını yazdırmış olan favori yerlerimden biri Assos Antik Kenti. Assos ve çevresinde gezilecek yerler, yeme-içme, konaklama ve daha fazlası Assos gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Bu yazıda Assos ve çevresinde gezilecek yerler listesinin yanı sıra Assos'ta denize girilecek yerler, Assos'a ulaşım, Assos'a gitmek için en iyi zaman, Assos'ta kalınacak yerler, Assos kamp yerleri gibi seyahat planlarken ihtiyaç duyacağınız tüm bilgileri bulabileceksiniz. Böylece kaç günlük bir seyahat planlayacağınızı kolayca belirleyebilirsiniz. Assos ve çevresine hafta sonu kısa bir seyahat de yapabilirsiniz, uzun süreli bir tatil planı da. Siz plan yapmaya başlamadan, gelin detaylara bir bakalım! Gitmeden önce \"Assos nerede?\" diye soracak olursanız; Assos, muhteşem plajları, antik kentleri, fırça ile çizilmiş gibi güzel dağ köyleri ile Kuzey Ege'nin en sevdiğim bölgesinde yer alıyor. Edremit Körfezi ile Babakale burnu arasında bulunan bölgede yer alan Assos, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine 17 kilometre mesafede yer alan Behramkale Köyü'nün antik dönemdeki adı. Buradaki antik şehir ve liman Assos adını taşıyor. Assos Antik Kenti, Antik Çağda, Troas olarak bilinen bölgenin ucunda yer alan bir tepe ve yamaçlarına kurulmuş. Şimdi ise, Behramkale Köyü'nün içinden antik kentin girişine yürüyerek ulaşılıyor. Kent geniş bir alana yayılmış olduğundan tiyatroya ulaşmak için tepenin yamacından aşağıya bir yürüyüş yapmayı göze almalısınız. Assos'un tam karşısında, Athena Tapınağı'ndan bakıldığında ise, benim çok sevdiğim güzeller güzeli Midilli Adası yer alıyor. Midilli'de gezilecek yerler ve Midilli'ye nasıl gidilir yazılarım da ilginizi çekecektir. Assos'un nerede olduğunu öğrendiğimize göre artık \"Assos'a nasıl gidilir?\" sorusuna da cevap verelim. Assos'a kendi özel aracınızla, uçakla veya otobüs ile ulaşmanız mümkün. Her bir seçenek için detaylar aşağıda. Assos'a eğer aracınız varsa özel araç ile gitmek en mantıklısı çünkü, Hasan Boğuldu, Mıhlı, Adatepe Köyü gibi pek çok yere gitmek için araca ihtiyacınız olacak. \"İstanbul Assos arası arabayla kaç saat sürer?\"diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Eğer O5 otobanını kullanarak giderseniz İstanbul Assos arası 423 kilometre ve yaklaşık 5 saat sürüyor. İstanbul'dan Assos'a eğer yeni otobanı (O5) ve Osmangazi Köprüsünü kullanarak giderseniz, Ekim 2020 fiyatları ile 207 TL yol masrafınız olacak. Bir diğer seçenek İstanbul'un batısından Gelibolu üzerinden Çanakkale Boğazı'nı geçerek Assos'a gitmek. Mesafe açısından çok radikal bir fark yok, burası 439 kilometre ancak, daha yavaş bir hat kullanılacağı ve boğaz geçişinde feribot kullanılacağı için 6 saatten fazla sürüyor bu yol. İzmir yönünden Assos'a gelecekseniz, İzmir Assos arası 263 kilometre, 3.5 saatten fazla sürüyor. Küçükkuyu Assos arası 27 kilometre, Altınoluk Assos arası 40 kilometre, Edremit Assos arası 65 kilometre. Sahil boyunca devam eden yol oldukça işlek. İstanbul'dan Assos'a eski yoldan giderseniz Susurluk çıkışında Yörsan Tesisleri mutlaka yolda bir tost-ayran molası vermeniz gereken bir yer. Ben bu tostun tadını seviyorum. Yörsan Tesislerini de temizliği, otoparkta arabayı ücretsiz yıkaması sebepleri ile seviyorum. Ancaaakkkk yeni otobanı kullanıyorsanız maalesef otobana gir çık yapmak gerekiyor Yörsan'a ulaşmak için. Onun yerine otobanda Susurluk civarında Yasa tesisleri var. Burada da ayran-tost yapıyorlar. Bir Yörsan olmasa da fena değil. Yine yol üstünde İvrindi civarında çok sayıda meyve-sebze, karadut suyu bulabileceğiniz tezgahlar var. Fiyatlar İstanbul fiyatları, ama Çanakkale mahsülleri almak için son dakikaya kaldıysanız durup taze meyve, sebze alabilirsiniz. İstanbul'dan otobüs ile Assos'a gitmek isterseniz direk ulaşım ne yazık ki yok. Altınoluk veya Küçükkuyu'ya gelip oralardan ilçeler arası minibüslere binerek Assos'a ulaşabilirsiniz. İstanbul'dan Küçükkuyu yaklaşık 7,5 saat sürüyor. Çanakkale otogardan veya Gelibolu'dan Assos'a gelmek için yine Küçükkuyu veya Ayvacik otobüslerine binmeniz gerekiyor. Direk Assos'a otobüs veya minibüs ne yazık ki bulunmuyor. Assos'a havayolu ile gitmek isterseniz Edremit'te yakınında yer alan Balıkesir Koca Seyit Havalimanı veya Çanakkale Havalimanı'nı kullanabilirsiniz. Koca Seyit Havalimanı ile Assos arası 72 kilometre, Çanakkale Havalimanı ise 85 kilometre mesafede yer alıyor. Toplu taşıma imkanı olmadığı için havalimanından araç kiralayarak Assos'a gitmek en hızlı yöntem olacaktır. Biz bir seyahatimizde bu şekilde ulaşımı tercih etmiştik. Assos, minicik bir yer aslında. Assos Antik Kenti etrafında görülecek yerleri 1 günde görüp bitirebilirsiniz. Antik kent dışında, yani o bir günlük görülecek yerler dışında, bu bölgeye geldiğinizde gezip görebileceğiniz yakın yerleri de listeye ekledim. Assos ve çevresinde gezilecek yerler listemizde yer alan yerleri sırayla gezelim. Assos denince akla tabii ki ilk gelen yer Assos Antik Kenti. Sönmüş bir volkanın üzerine kurulmuş olan şehir, M. Ö. 6-7. yüzyılda kurulmuş. Şehrin yapımında volkanik andezit taşı kullanılmış, işlenmesi zor olan bu taş aynı zamanda çok da dayanıklı imiş. Antik dönemde lahitler bu taştan yapılır ve \"insan yiyen lahit\" adıyla anılırmış. Bu taşlar Anadolu'daki pek çok antik şehirde lahit taşı olarak görmeniz mümkün. Assos Antik Kenti, 2017 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası geçici listesine alındı. Umarım en kısa zamanda kalıcı listeye de girer. Assos, aynı zamanda antik dönemin felsefe dünyası için önemli bir rol oynamış. Dünyanın en ünlü filozoflarından biri olan Aristoteles 3 yıl burada yaşamış ve bir felsefe okulu kurmuştur. Antik Şehrin bulunduğu ören yeri sınırları içinde Athena Tapınağı, Antik Tiyatro, Hüdavendigar Camii, Nekropol, Agora, Gymnasium, surlar bulunuyor. Şehri gezmek için akşam üstü saatlerini tercih ederseniz Athena Tapınağı'ndan çok güzel bir gün batımı manzarası yakalayabilirsiniz. Yine şehrin tamamını gezmek gibi bir planınız varsa 2-3 saat ayırmanız iyi olur. Gün batımı olmasa da Edremit Körfezi manzarası da harikadır. - Assos Antik Kenti Giriş Ücreti: 25 TL, Müzekart'a ücretsiz. - Assos Antik Kenti Ziyaret Saatleri: Yaz Dönemi 10:00-19:00 arası, Kış Dönemi 08:30-17:00 Antik kentteki ilk kazı çalışmaları Amerikan Arkeoloji Enstitüsü tarafından 1881'de başlatılmış ve 3 yıl süren kazılar sonunda ortaya çıkan önemli eserlerin pek çoğu Osmanlı İmparatorluğu'nun izni ile Amerika'ya götürüldü. O yıllarda tarihi eserlerimiz ve kültür varlıklarımıza sahip çıkılmıyordu ne yazık ki. Sonraki dönemde ise Osman Hamdi Bey'in girişimleri ile yabancıların yaptığı kazılarda ortaya çıkarılan eserlere sahip çıkılmış ve yurt dışına çıkarılması engellenmişti. Assos Antik Kenti'nin en yüksek noktasında Athena Tapınağı yer alıyor ve Anadolu'da inşa edilmiş olan ilk ve tek DOR düzenindeki tapınak olarak biliniyor. Athena, Zeus'un kızı ve 12 Olimpos tanrısından biri ve Assos'un koruyucu tanrıçası. Tapınak da adını tanrıça Athena'dan almış. Tapınak 14x30 metre ölçülerinde yapılmış, şu an bazı sütunları ayakta görülebilir durumda. Tapınağın bazı frizleri İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Tapınak karşısında Midilli, sol yanında Edremit Körfezi ile tanrıça Athena'ya layık bir muhteşem bir manzaraya bakıyor. Minicik bir yer nasıl bu kadar güzel olabilir dedirten yerlerden Assos Antik Liman. Behramkale'nin içinden \"Antik Liman\" tabelalarını takip ederek çok dik ve dar bir yoldan limana inebilirsiniz. Eğer büyük bir araç, karavan veya otobüs ile iniyorsanız çok ama çok dikkatli olun çünkü yol tek şerit ve döne döne inen arnavut kaldırımlı bir yol. Sahil boyunca balık restoranları, otele dönüştürülmüş eski taş binalar, arnavut kaldırımlı dar sokaklar, balıkçı tekneleri, limanın sağında ve solundaki plajları, dondurmacıları ile bütün bir günü keyifle geçirebileceğiniz bir yer burası. Çok turistik olmasına rağmen kötü yolu ve toplu taşıma imkanı olmaması nedeniyle gerçekten ilgisini çeken insanların geldiği bir yer. Otel olarak kullanılan büyük taş binalar eskiden palamut deposu olarak kullanılıyormuş. Bir zamanlar buradan palamut ticareti yapılıyormuş. Limana indiyseniz, sahildeki balık restoranlarında balık yemeden ve mis gibi sakızlı dondurmanın tadına bakmadan sakın dönmeyin. Yaz aylarında liman içine araç ile girişe izin verilmiyor. Limana 50 metre mesafede yer alan bir otopark var, aracınızı oraya bırakıp limana inebilirsiniz. Aslında baştan beri anlattığımız Assos, Behramkale Köyü'nün ta kendisi. 30 yıldır Sit Alanı olduğundan eski taş evler korunmuş, Assos Ören Yeri girişine kadar yol boyunca gözlemeciler, hediyelik eşyacıların yan yana dizildiği taş döşeli yolu ile şirin bir köy burası. Ayrıca konaklamak isterseniz pansiyon, otel seçenekleri de var. Yaz aylarında çılgınca kalabalık olmasına rağmen bizim gittiğimiz Eylül sonunda sezonu kapatmış, bazı dükkanlar kapalı, son derece sakin ve sessizdi. Behramkale Köprüsü ve Hüdavendigar Camii, köyün Osmanlı dönemine ait eserleri. Assos Antik Kenti, köyü, limanı gezdikten sonra yarım saat mesafede yer alan güzeller güzeli Kazdağları'nın yamaçlarına yerleşmiş köyleri ziyaret etmemek olmaz. Bu köylerden ikisi çok meşhur; Adatepe ve Yeşilyurt. Biz önce Adatepe'ye gidelim, bakalım neler varmış. Küçükkuyu'dan 4 kilometre dağa doğru çıktığınızda karşınıza bu güzel köy çıkacak. Geçmişi antik çağlara dayanan köyde mübadele öncesi Rumlar ve Türkler bir arada yaşıyormuş. 1989'da sit alanı ilan edilen köy, 80'lerden itibaren yazar, çizer, sanatçıların akınına uğramış ve gelenler buradaki taş evleri restore ederek yerleşmeye başlamışlar. Köy meydanında sizi 400 yaşında bir çınar ağacı karşılıyor. Çınarın etrafında yöresel yemekler diyebileceğiniz, çay-kahve içebileceğiniz, dondurma yiyebileceğiniz çok sayıda kafeterya var. Renkli örtülerle ayrıştırılmış mekanlarda manlama ve sütlaç en popüler yemekler. Ayrıca zeytinyağlı tabağı gibi sağlıklı şeyler de yiyebilirsiniz. Adatepe Köyü içinde yapılacak en önemli aktivite köyün ara sokakları arasında dolaşıp güzel taş evlerin fotoğraflarını çekmek. Biz Adatepe'ye 1 saat gezer çıkarız deyip saatlerce vakit geçirdik. O yüzden planlamanızı yaparken siz de bizim gibi tutucu olmayın. Köyün içinde dolaşırken Hüseyin Meral Zeytinyağ & Sanat Evi & Cafe dikkatinizi çekecektir, bir uğrayın. Köyden hediyelik eşya almanızı çok önermeyeceğim, zira köy çok turistik olduğu için hediyeliklerin fiyatları da biraz şişirme. Hatta köy meydanındaki sabuncudan aldığımız sabunu Migros'ta çok daha ucuza satıldığını fark edince biraz sinirlenmiş bile olabiliriz. Köye tepeden bakan eskiden köy okulu olan Taş Mektep ise artık sanat faaliyetlerinin sürdürüldüğü bir yer. Pandemi nedeniyle biz gittiğimizde kapalı olsa da köy okulunun bahçesinden Adatepe manzarasını görmek için dahi uğrayabilirsiniz. Adatepe'nin kuzeyinde, sanki köyün üstüne uzanmış gibi duran bir kaya var, adı Hoca Kayası. Buraya çıkarsanız köyden sahile kadar güzel bir manzara ile karşılaşırsınız. Küçükuyu'dan Adatepe yönüne saptığınızda solda Antik Sabunhane tabelasını göreceksiniz. Burası da eski bir sabunhane, şimdi hediyelik eşya satılan, kahvaltı ve yemek servisi yapılan büyük bir mekana dönüştürülmüş. Aynı zamanda çok sayıda kedi ve köpek için de bakım evi. Giderken yanınızda mama götürseniz çok mutlu olurlar. Adatepe Köyü ile ilgili daha fazla bilgi için yazıma göz atın. Adatepe'den dönüşte Küçükkuyu'da yer alan Adatepe Zeytinyağı Müzesi mutlaka uğranması gereken duraklardan bir diğeri bence. Burada zeytinyağı üretiminin tüm süreçleri gereken ekipmanlarla birlikte anlatılmış. Müze girişi ücretsiz. Müzenin güzel bir kafeteryası var, taze kurabiye yakalarsanız affetmeyin. Bir de kendi ürettikleri zeytinyağı ürünlerinin olduğu bir müze mağazası var ki, ben girince kendimi kaybettim. Kokular, paketler şahane! Üstelik fiyatları da uygun. Buradan birşeyler alırsanız müzeye de katkınız olur. Müzenin logosunda yer alan Refika'nın hikayesini sorduğumda acıklı bir hikaye ile karşılaştım. Refika, Adatepe'de yaşayan bir Rum kızı. Kendi güzel, sesi güzel, köyde herkes ona hayran. Ancak mübadele döneminde ailesi ile birlikte köyden ayrılmak zorunda kalıyor. Girit'e yerleştiği ve Yunanistan'ın güzellik kraliçesi seçildiğine dair hikayeler anlatılıyor. Bu fotoğraf bir antikacıda bulunuyor ve köyün yaşlılarından biri onun Refika olduğunu teyit ediyor. Böylece bu fotoğraftaki güzel kız müzenin amblemi haline geliyor. Gelelim en güzel yerlerden birine. Zeus Altarı'na gidip, \"amaaaannnn burası mıymış?\" diye dudak bükenleri de gördü bu gözler, altardan manzaraya bakmaya doyamayanları da. Eğer iyi ışıkta giderseniz muhteşem bir Edremit Körfezi manzarası Zeus Altarı'nda sizi bekliyor. Altar deyince çok büyük birşey düşünmeyin, buraya hem tarihi değeri hem de manzarası için geleceksiniz. Girizgahı yine kısa tutamadım, uzattım. Zeus Altarı, Adatepe Köyü'ne yaklaşık 1 kilometre mesafede, köye giderken sağda kalıyor. Demir kapılı bir girişi var, mutlaka fark edersiniz. Kapının olduğu yerden sonra araç geçişi yok, 700 metrelik çam ormanı içinden devam eden bir yürüyüşten sonra altara ulaşıyorsunuz. Toprak yol ama yürümesi kolay. Girişi ücretsiz. Ayrıca bu yürüyüş yolu üzerinden Adatepe Köyü'nün manzarası da pek güzel. Kısaca altar yani sunak nedir, onu anlatayım: Eski çağlarda tanrılara kurban veya adak sunulan, çoğunlukla taştan yapılmış veya taşlara oyulmuş yüksekçe yerlere verilen ad. Zeus Altarı da, Yunanlıların en yüce tanrısına adaklarını, kurbanlarını sundukları yer imiş. Bu bölgede kazılar yapan Alman arkeolog Heinrich Schlieman buranın İda Dağı'nda yer alan ve Zeus'un Truva savaşını izlediği Gargara Tepesi olduğuna dair iddiaları olsa da buna dair bir kanıta rastlanamamıştır. Osmanlı döneminde, altarın bir yatır olduğu ve Erdem Baba isimli bir saygın kişinin mezarı olduğuna inanılmış. Kazdağları'ndaki meşhur ve turistik köylerden bir diğeri de Yeşilyurt Köyü. En az Adatepe kadar popüler olsa da ben ikisini de görmenizi ve seçiminizi yapmanızı tavsiye ederim. Benim favorim açık ara Adatepe. Yeşilyurt Köyü, renkli kafeteryaları, çok sayıda kahvaltı mekanı, taş evleri, hediyelik eşya dükkanları ile sokaklarında dolaşmalık bir köy. Dilerseniz konaklama imkanı da var. Buralara kadar gelip de Kazdağları'nın güzelliklerine yakından bakmamak olmaz. Mıhlı Deresi üzerinde yer alan Başdeğirmen Köprüsü bu güzelliklerin başında geliyor. Buraya ilk gelişim kış sonu idi, dere suları yüksek olduğu için ne yazık ki köprüyü göremeden yani ulaşamadan dönmüştük. Yaz sonunda gidince ise, bütün güzelliği ile karşımızda idi. Köprüye ulaşmak için 100 metre kadar yakınına kadar arabayla gidebiliyorsunuz. Konum için tıklayın. Dere kenarında çay bahçeleri ve restoranlar bulunuyor. Bizden otopark ücreti alan olmadı ama sezonda otopark ücretli imiş aklınızda olsun. Dere kıyısında çok da ergonomik olmayan kısa bir yürüyüş ile köprüye ulaşılıyor. Manzara muhteşem, köprünün üstüne de çıkış var. Hemen köprünün solunda bir değirmen varmış ama şu an çalışmıyor. Burada restoran olarak hizmet veren bir yer var. Dilerseniz yemeğinizi şu manzaraya karşı yiyebilirsiniz. Daha da güzeli, burada suya girebiliyorsunuz. Su soğuk ama girince alışıyor insan. Muhteşem berraklıktaki bu suda yüzmenin tadı kesinlikle bir başka. Assos'tan biraz daha ileri gitmek isterseniz, 1 saat uzaklıktaki Hasan Boğuldu Göleti ve Sütüven Şelalesi'ni rotanıza ekleyebilirsiniz. - Kızılkeçili Köyü üzerinden - Zeytinli Köyü üzerinden Biz Kızılkeçili Köyü üzerinden gittik, burada yolun sonu Sütüven Şelalesi. Girişte sadece 8 TL aldılar bizden. Ancak Zeytinli Köyü üzerinden gelirseniz Milli Park Giriş Ücreti olarak 20 TL alıyorlarmış. Neden böyle bir fark var bilmiyorum. Bizim geldiğimiz bu rotadan gelirseniz şelalenin önünden geçen köprüyü geçerek milli park tarafına ulaşıyorsunuz. Sütüven Şelalesi'nin olduğu yerden aşağıda derenin seviyesine merdivenlerle inebiliyorsunuz. Burada sezonda piknik yapan çok insan oluyor. Ayrıca şelaleye bakan bir de kafeterya var. Dilerseniz burada bir çay, kahve veya kahvaltı molası verebilirsiniz. Sütüven Şelalesi'nden 200-300 metre kadar yürüyerek Hasan Boğuldu Göleti'ne giden patikanın girişine ulaşabilirsiniz. Burada çok sayıda yöresel ürün satan tezgah sizi bekliyor. Buradan 200 metrelik bir patikadan ilerleyerek de Hasan Boğuldu Göleti'ne ulaşabiliyorsunuz. Gölete giden yol üstü de yaz aylarında çok kalabalık oluyormuş. Ancak biz sezon sonu gittiğimiz için son derece sakindi. Harika bir ormanın içinden ilerleyen patikanın sonunda gölet yer alıyor. Buraya kadar gelmişken Hasan Boğuldu hikayesini anlatmamak olmaz. Emine ile Hasan birbirlerine aşık olurlar. Ancak Emine Obalı, Hasan ise Ovalıdır. Oba geleneğine göre Hasan'ın Emine ile evlenebilmesi için köyden obaya hiç dinlenmeden sırtında bir çuval tuz getirmesi gerekir. Hasan şartı kabul eder, çuvalı sırtlanır. Emine de Hasan'ın peşi sıra gider. Önceleri hafif gelen tuz çuvalı güneş ve yorgunluğun etkisi ile gittikçe ağırlaşır, tuzlar Hasan'ın sırtını yakmaya başlar. Bir süre sonra Hasan'ın hiç dermanı kalmaz ve olduğu yere yığılır kalır. Emine Hasan'la evlenebilmek için çuvalı sırtına alır, Hasan'a arkamdan gel diye tembihleyerek yoluna devam eder. Ancak o günden sonra Hasan'ı gören olmaz. Hasan'ın gömleğinin bir parçası dere kenarında bulununca Emine umudunu keser ve o gömlek parçası ile kendini asarak hayatına son verir. Hasan gerçekten boğuldu mu, yoksa çuvalı taşıyamamanın verdiği utançla ortadan mı kayboldu bilinmez. Ama sevenler kavuşamadan hikaye sona erer. Bu acıklı hikayeyi anlatan Hülya Avşar'ın oynadığı bir film de var. Sabahattin Ali bu hüzünlü hikayeyi anlatan bir şiir yazmış. İlk paragrafını aşağıda görebilirsiniz. Yukarıda saydığım yerlere ek olarak vaktiniz uygunsa aşağıdaki yerleri de Assos'ta gezilecek yerler listenize ekleyebilirsiniz. Biz eklemediğimiz için buralarla ilgili detaylı bilgi veremiyorum maalesef. - Kazdağı Müzesi, - Tahtakuşlar Etnoğrafya Müzesi, - Babakale Kalesi, - Şahinkaya Kanyonu, - Küçükçetmi Köyü ve kaplıcaları Assos ve çevresinde gezilecek yerler listesinin tamamını Google Haritalar üzerinde işaretledim. Bu linke veya aşağıdaki haritaya tıklayarak canlı haritaya ulaşabilirsiniz. Assos çevresinde hemen hemen her yerden denize girebilirsiniz. Kuzey Ege'nin pırıl pırıl denizi kucaklamak için sizi bekliyor. Ben Assos'ta iken en çok gelen sorulardan biri \"Assos'ta deniz suyu soğuk mu?\" idi. Assos'ta denizin pırıl pırıl olduğu kadar buzzz gibi olduğunu da hatırlatmadan geçmeyeyim, benim Kuzey Ege sahillerini sevme sebeplerinden biri ölüyü dirilten soğuklukta suyu. Soğuk deniz sevdiğim anlaşılmıştır sanırım. Buralarda denize girmeyi planlayanlar için önerim deniz ayakkabısı getirmeleri olur, çünkü plajlar çoğunlukla taş veya çakıl, ilk girişte çıplak ayakla yürümek sıkıntı olabiliyor. Bir de deniz kestanesi olabiliyor, deniz ayakkabısı hem taştan hem de kestaneden ayaklarınızı korur. - Assos Limanı - Kadırga Koyu - Yeşil Liman Koyu - Sivrice Plajı - Sokak Ağzı Sahili Assos'a hangi ayda gidilir, Assos'a gitmek için en iyi zaman nedir gibi sorularınız varsa bu sorularınızı hemen cevaplayayım. Tabii ki Kuzey Ege'ye gitmek için, özellikle de denize girmek istiyorsanız Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları en güzel zamanlar. Ancak herkes sizin gibi düşündüğü için bu aylarda çok kalabalık olacağını da öngörmenizde fayda var. Eylül sonu, Ekim başı giderseniz hem deniz henüz çok soğumamış, hala denize girilebilir seviyede olur, hem okullar açılmış olacağı için çocuklu aile kalabalığı olmaz. Ayrıca Ekim ayı zeytin hasadını da yakalayabilirsiniz buralarda, gezinize bir renk katmış olursunuz. Bir yeri gezmek için kaç gün ayırmak gerek sorusu genelde bana anlamsız geliyor. Bu soru çok sorulduğu için blog yazılarıma ekliyorum. Yukarıda uzun bir Assos ve çevresinde gezilecek yerler listesi sıraladığımı gördünüz. Hızlı bir tempo ile buraları 2 günde gezebilirsiniz. Ama tadını çıkara çıkara, her plajda denize gire gire gezeyim, bizim gibi sadece Adatape'de yarım günden fazla zaman harcayayım, isterseniz en az 4-5 gün gerekli derim. Assos'ta ne yenir, nerede yenir konusunda ayrı ve daha detaylı bir yazı yazacağım için buraya sadece özet bilgi geçiyorum. - Assos'a gittiğinizde özellikle sakızlı ve karadutlu dondurmanın tadına bakmadan dönmeyin. - Adatepe Köyü'nün de benzer şekilde dondurması meşhur. Otlu dondurmayı çok önerdiler ama biz gittiğimizde ne yazık ki yoktu, yiyip beğenirseniz haber verin. - Bu bölgede deniz mahsüllerini güzel yapan pek çok mekan var. Bir isim önermek gerekirse, Küçükkuyu'dan sonra Filinta. Deniz kıyısında, farklı yorumlanmış mezeleri, et veya balık seçenekleri var. Dilerseniz plajı da var. - Türk Kahvesi sevenler için sakızlı Türk kahvesi içmeden dönmeyin. - Adatepe Köyü'nde mutlaka manlama yiyin ama sarmısaklı yoğurtlu olsun. - Assos Antik Liman'da çok sayıda balık restoranı var, biz İskele Restoran'ı tercih ettik. Ama eminim diğerleri de güzeldir. Assos konaklama açısından biraz kafa karıştırıyor çünkü gezilecek yerler geniş bir alana yayılmış durumda. Oteller, kamp alanları, pansiyonlar, sahil boyunca devam ettiğinden yer seçmekte zorlanabilirsiniz. Birkaç otel ve kamp alanı önerimi aşağıda paylaşıyorum. Assos'ta antik liman bölgesinde kalmak isterseniz, limanın en eski otellerinden biri Kervansaray Oteli. Denize sıfır, bizim yemek yediğimiz İskele restoran da otelin restoranı aslında. Liman bölgesinde eski taş evlerin çoğu otele çevrilmiş ve hepsi birbirinden güzel görünüyor. Ancak burası ulaşım açısından çok kolay değil, o yüzden Assos-Küçükkuyu arasında bir yerde kalmak ulaşım açısından daha mantıklı olabilir, en azından uzun süreli ve bol gezmeli bir seyahat planlayanlar için. Assos ve çevresinde kamp yapılacak çok fazla kamp alanı var. Assos-Küçükkuyu arasında sahil yolunda ilerlerseniz onlarca kamp yeri tabelası göreceksiniz, bu nedenle aralarından seçim yapmak biraz zor. Biz internet araştırmalarımız ile bir kısa liste yaptık, sonra da hepsine bir bakıp kalacağımız yere karar verdik. İnternette bulacağınız önerilerin bir kısmı maalesef gidilmeden görülmeden yazılmış, o yüzden dikkatli olmakta fayda var. Öz Kamping: Assos Antik Kenti'ne en yakın kamp alanı arabayla dahi zor ulaşılabilen bir noktada Antik Liman'ın sonunda yer alıyor, Öz Kamping. Plaj kısmı güzel olsa bir çılgınlık yapıp burada kalabilirdik ama denize girmek için çok uygun olmadığından burayı tercih etmedik. Judith Glamping: En çok önerilen yerler arasında burası vardı ancak hem deniz kıyısında değildi hem de bir yamaçta olması nedeniyle dik merdivenlerle çıkılması nedeniyle burayı pas geçtik. Bizim için ana kriter deniz kıyısında olması idi. Gargara Kamp: Assos'a ve Küçükkuyu'ya 15 dakika mesafedeki kamp yeri konum olarak bizi çok rahat ettirdi. Yoldan tabelasını son anda görüp birkaç kez kaçırmışlığımız var, ona dikkat edin. Gargara Kamp'a kendi çadırınızla gelebilir veya buranın çadırlarını kiralayabilirsiniz. Sezonda sabah kahvaltısı ve akşam yemeği almak zorunlu, kampta kendi yemeğinizi yapamıyorsunuz, bu kısım oldukça garip geldi bana. Kahvaltı ve akşam yemeği dahil kişi başı 100 TL. Yemekler \"eh işte\" seviyesinde. Buradan çadır kiralarsanız 140 TL. Bu fiyatlar 2020 Eylül sonunda geçerli fiyatlar. Kamp alanı temiz, tuvaletler kamp alanının girişinde o yüzden duş ve tuvalete gitmek için biraz yürümeniz gerekiyor. Denizi pırıl pırıl ve çok çok güzel. Deniz taşlık, o yüzden deniz ayakkabısı çok iyi olur. Muhteşem güzellikte bir gün doğumu olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Bir de Assos gezi videosu hazırladım. Videomu izleyip, yorumlarınızı iletirseniz çok sevinirim. Eğer videoyu beğenirseniz beğen butonuna basmayı ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Assos, Türkiye'nin en güzel yerleri arasında tartışmasız yer bulur bana göre. Umarım oralara seyahat planı yapmayı düşünenler için güzel bir rehber olur bu yazı. Siz de Assos deneyimlerinizi yorumlara eklemeyi unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ataturk-kent-ormani", "text": "Atatürk Kent Ormanı, İstanbul Sarıyer'de yer alıyor. 19 Mayıs 2020 yılında ziyarete açılmış olan, şehir içinde minik bir orman. Yürüyüş yapmak, koşmak, temiz hava almak, kuş gözlemi, oryantiring gibi farklı aktiviteler yapabileceğiniz, içinde 3 ayrı yürüyüş rotası ve 3 gölet bulunan harika bir kaçış noktası. Atatürk Kent Ormanı nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti, yürüyüş rotaları, göletler gibi merak ettiğiniz herşeyi bu yazıda bulacaksınız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işletmesi ve bakımı yapılan Atatürk Kent Ormanı, İstanbul'un Sarıyer ilçesinde yer alıyor. Darüşşafaka ile Hacıosman arasında bulunan orman yaklaşık 1000 hektarlık bir alanı kaplıyor. İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü'nün tam karşısına denk geliyor. Maslak'tan Sarıyer'e inerken sağda desem en kolay tarif olur sanırım. Atatürk Kent Ormanı'nın nerede olduğunu Google haritalar üzerinde görmek için tıklayın. İBB Atatürk Kent Ormanı'na kendi aracınızla veya toplu taşıma ile gidebilirsiniz. Burası toplu taşıma ile ulaşım için en elverişli ormanlardan biri olsa gerek. - Kendi aracınız ile ulaşım; Büyükdere Caddesi üzerinden Maslak'tan Sarıyer yönünde devam ederken Darüşşafaka durağını geçer geçmez sağda \"Atatürk Kent Ormanı\" tabelasını göreceksiniz. Burası ormanın batı kapısı. Aracınızı buraya park ederek ormanı gezebilirsiniz. - Metro ile ulaşım; Yenikapı-Hacıosman hattı olan M2'yi kullanmanız lazım. Ormanın hem Darüşşafaka hem de Hacıosman Metro duraklarında girişi var. Her iki duraktan çıktığınızda da ormanın giriş kapılarını göreceksiniz. - Otobüs veya Minibüs ile ulaşım; Beşiktaş'tan kalkan Sarıyer veya Tarabya minibüslerine binerek veya aynı hattı takip eden 25, 25A, 25S1, 29M1, 29M2, 42A, 42HM, 47L, 48D, 59HS, 59RH, 62H, 150, 151, 154 numaralı otobüslerle numaralı otobüslere binerek ormana kolayca ulaşabilirsiniz. Otobüs veya minibüs için de Darüşşafaka veya Hacıosman duraklarında inerek birkaç dakikalık yürüyüş ile ormanın girişine ulaşabilirsiniz. Bu güzel orman şu an ücretsiz. Atatürk Kent Ormanı'nda yayalar ve dahi arabalar için herhangi bir giriş ücreti talep edilmiyor. Orman 19 Mayıs 2020'de açıldı, o günden beri ücretsiz. İlerleyen dönemde ücretli hale gelir mi bilmiyorum, ama şimdilik öyle bir durum görünmüyor, ne mutlu bize! Orman, normal zamanda her gün sabah 05:00 ile akşam 22:00 saatleri arasında ziyarete açık. Tüm yürüyüş parkuru güneş enerjisi ile çalışan aydınlatmalarla kaplandığı için karanlıkta yürümek için de son derece elverişli. Pandemi döneminde pandemi yasaklarına uyacak şekilde saatler düzenleniyor elbette. Önce bu güzel orman hakkında biraz bilgi vereyim. Burası eskiden Hacıosman Korusu adıyla bilinen bir ormanlık alanmış. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu öncülüğünde koru yeniden düzenlenerek kent ormanı olarak hizmet vermek üzere 19 Mayıs 2020'de ziyarete açılmış. O günden bu yana İstanbulluların doğayla yeşille iç içe olmalarına olanak sağlıyor. Atatürk Kent Ormanı'nda neler olduğunu anlatırken ormanın coğrafi yapısından da bahsetmekte fayda var. Orman Hacıosman ve Darüşşafaka yükseltileri arasında bir vadide yer alıyor. İki tarafı yükseltiler, vadinin dibinde ise göletler yer alıyor. - farklı uzunluk ve özelliklerde 3 farklı yürüyüş rotası, - farklı büyüklüklerde 3 gölet, - çocuk oyun alanları, - sporcular için soyunma odaları, - belli aralıklarla tuvalet ve çeşmeler, - iki tane kafeterya, - yürüyüş ve koşu dışında spor yapmak isteyenler için spor aletleri, - Batı Kapısı ve Hacıosman Metro Kapısı'nın olduğu yerlerde otoparklar, - Ormanın instagram noktası haline gelmiş olan seyir terası, - Bir adet festival alanı eklenmiş, belki pandemi sonrası burada güzel etkinlikler düzenlenir. Ayrıca ormanda çok sayıda kuş ve ağaç çeşidi var. Bilgilendirme panolarında hem ağaç hem de kuş türleri hakkında bilgiler verilmiş. Mazı meşesi, Macar meşesi, kızıl ağaç, titrek kavak, kızılçam, ceviz, erik, fıstık çamı, servi, kiraz, incir, elma ağacı sayabileceğim başlıca ağaç türleri. Ormanın hem ağaç çeşitliliği hem de su imkanı nedeniyle de kuşlar için bir çekim merkezi. Orman bölgesi kızılgerdan, karatavuk, çit kuşu ve bülbül cinslerine ev sahipliği yaparken göletlerde yalıçapkını, yeşilbaş, su tavuğu ve gri balıkçıl görebilirsiniz. Bu ormana geliyorsanız ana amaçlarınızın yürüyüş veya koşu olduğunu varsayıyorum. Bu nedenle yürüyüş rotalarını ayrı ayrı açıklamak istedim. Park içinde 3 ayrı yürüyüş rotası bulunuyor. Parkurların toplam uzunluğu 12 kilometreyi buluyormuş. - Çıtkuşu Parkuru: 1.8 kilometrelik parkur ormanın içinden geçiyor, parkın en güzel parkuru olmaya aday. - Su Parkuru: gidiş-dönüş 2.8 kilometre, gidiş-dönüş özellikle belirtilmiş çünkü aynı rotadan git-gel yapıyorsunuz. Bu rota parkta yer alan 3 göletin kıyısından geçen yani vadinin dibinden geçen bir rota ve düz bir rota. Özellikle çocuklu aileler için daha uygun bir rota. Ve diğer rotalara göre kalabalık. - Orman Parkuru: 3 kilometrelik parkur vadinin yüksek kesimlerinde tam bir daire çiziyor. - Erişilebilir Yol: Bu yol Darüşşafaka Metro Kapısı ile Hacıosman Metro Kapısı arasında engelli vatandaşlarımızın da kullanabileceği bir yol. Ben, Batı Kapısı'ndan girdiğim için önce Erişilebilir Yol üzerinden Hacıosman Metro Kapısına doğru gidip, oradan en sakin olan Çıtkuşu rotasından girip zor rota olarak anılan Orman parkurundan çıktım. Gölet Kapısının oradan yeniden erişilebilir yola bağlanarak çıkışa ulaştım, benim rotam yaklaşık 6 kilometre oldu böylece. Yolumu uzatarak daha fazla orman içinde vakit geçirmiş oldum. Su parkuru rotası ise daha kolay, düz ve göletleri takip eden bir rota olduğundan ve seyir terasına kolay erişim sağladığından en fazla tercih edilen rota, ben o rotayı hızlıca geçmeyi tercih ettim. Ormanın içinde üç adet gölet var. Özellikle göletlerin olduğu bölge kuşların beslenme alanları olduğundan burada kuş gözlemi aktiviteleri de yapılıyormuş. - Küçük Gölet: Hacıosman Metro Kapısı'ndan girip Su Parkuru'nu takip ederseniz karşınıza ilk çıkacak olan gölet Küçük Gölet. - Büyük Gölet: Aynı Su Parkuru'ndan devam ettiğinizde sağda ikinci göreceğiniz ve parkın en büyük göleti olan yer Büyük Gölet. - Vadidibi Göleti: Büyük Gölet sağınızda iken, seyir terasına çıkan merdivenleri geçince solda kalan gölet ise Vadidibi göleti. Göletlere girmek tabii ki yasak, ancak tadını çıkarmak, manzarasını seyretmek herkese serbest! Atatürk Kent Ormanı'nın alameti farikası haline gelmiş, instagram noktası olmuş yeri ise seyir terası. Seyir terasından Büyük Gölet'in güzel bir manzarası olsa da arkadaki Hacıosman kondularının muhteşem göründüğünü söylemek zor. Burası parkın en popüler noktası olduğundan aynı zamanda ne kalabalık noktası. Ancak terasın çevresi oldukça geniş bir şekilde ormana uyumlu ahşap bir balkonla çevrelendiği için kendinize manzarayı seyredecek yer bulmanız mümkün. Seyir terasına gelmenin en kolay yolu Su Parkuru'nu takip etmek. Ahşap merdivenleri tırmanarak terasa ulaşabilirsiniz. Ben Çıtkuşu rotasını takip ederek daha sakin ve orman içinden olan yolu takip ederek terasa ulaşmayı tercih ettim. Atatürk Kent Ormanı'nda yaşayan canlıların ekolojik dengesinin zarar görmemesi amacıyla piknik yapılmasına izin verilmiyor. Bu benim ormanla ilgili en sevdiğim kısım olabilir. Böylece gerçekten doğaya vakit geçirmek veya spor yapmak isteyen insanlar gelebiliyor buraya sadece. Dilerseniz termosunuza çayınızı kahvenizi, çantanıza sandviçinizi koyup gelebilir ve orman içinde yer alan pek çok banktan birine oturarak tüketebilirsiniz. Ancak kuşları beslemeden! Ormanın 6 farklı giriş kapısı bulunuyor. İçeride dolaşırken ben bir an hangi kapıdan gelmiştim acaba diye endişelendim. - Hacıosman Metro Kapısı - Kuzey Kapısı - Doğu Kapısı - Gölet Kapısı - Güney Kapısı - Darüşşafaka Metro Kapısı - Batı Kapısı Metro kapıları ve araç girişinin olduğu Batı Kapısından bahsetmiştim, diğer kapılar sanki daha çok orada yaşayanların kolay erişimi için yapılmış gibi. Veya ben o bölgeyi çok bilmediğim için bana öyle geldi. Ormanın pek çok yerden ulaşılabilir olması bence harika olmuş. Atatürk Kent Ormanı içinde pek çok noktada nerede olduğunuzu, ormanın planını ve bulunduğunuz noktada neler bulunduğunu gösteren harita ve yönlendirme tabelaları bulunuyor. Aşağıda yer alan haritanın da bulunduğu tabela Hacıosman Metro Kapısı'nda bulunuyor. Eğer yazı okumak yerine video izlemeyi seviyorum diyenlerdenseniz, Atatürk Kent Ormanı'na ilk ziyaretimde detaylı bir video çektim, videoyu izleyip yorumlarınızı paylaşırsanız çok sevinirim. Bu yazıda kullanmış olduğum Atatürk Kent Ormanı fotoğrafları aşağıda toplu olarak yer almaktadır. Fotoğrafların telif ve kullanım haklarının bana ait olduğunu ve izinsiz kullanılamayacağını hatırlatmak isterim. Umarım bu yazı İBB Atatürk Kent Ormanı ile ilgili aklınızdaki sorulara cevap olmuştur. Eğer ormanları seviyorsanız Belgrad Ormanı yazım da mutlaka ilginizi çekecektir. Başlığı okuduğum ilk saniyede aklımdan \"ah yanmasa bari..\" geçmesi 🙁 Çok güzel gerçekten.... Büyük şehirlerin akciğerlere çok ihtiyacı var!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/atina-da-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Atina, Yunanistan'ın kalbinin attığı şehir. Yunan mutfağının en güzel örnekleri, dünya mutfağı ve çok daha fazlasını Atina'da bulmak mümkün. Atina'ya gitmeden önce sosyal medyada Atina önerileri istediğimde en fazla öneri Atina'da yeme-içme konusunda gelmişti. Merak edenler için, Atina'daki kendi deneyimlerimi içeren \"Atina'da ne yenir, nerede yenir?\" listesi oluşturdum, keyifli okumalar! \"Atina'da ne yenir? yazımı aç karna okumayın\" önerisi ile başlayalım! Atina'da gezilecek yerler önerilerime de bir göz atın. Atina'da yeme-içme için ilk önereceğim yer, önce sevgili Yeşer, sonra da Atina'da yaşayan sevgili Ayfer'in gidip çok beğendiği Karamanlidika restoran. Aslında burası restorandan ziyade şarküteri gibi, gidip peynir ve et çeşitleri alabileceğiniz gibi, oturup yemek de yiyebilirsiniz. Sucuk ve pastırma asıl uzmanlıkları. Atina'ya zamanında Türkiye'den, Kapadokya'dan gelmişler. Et yemekleri dışında balık seçenekleri de var. Burada ne yiyeceğiz derseniz menü çok kalabalık değil, az ama öz ve çok lezzetli yemekleri uzo veya Yunan şarabı eşliğinde yiyebilirsiniz. Yemek fiyatları 5-7 euro civarında. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz yemekler için, yanında uzo ile birlikte, 4 kişi toplam 52 euro ödedik. Yani kişi başı 12-13 euro'ya çok lezzetli yemek ve alkol alarak kalkabiliyorsunuz. Rezervasyonsuz yer bulmanız, özellikle de hafta sonları neredeyse imkansız, bu nedenle mutlaka önceden şu linkten rezervasyon yaptırın. İkinci bir mekan daha açmışlar, biz ilk yerlerine gitmiştik. Çok sıcak kanlı bir de işletmecisi var, çıkarken bütün müşterilerini öperek uğurluyor. Türkiye'den geldiğinizi söylerseniz ekstra ilgi garantili. Karamanlidika'nın lokasyonu için tıklayın. A for Athens Rooftop bar, hemen hemen bütün Atina rehberlerinde göreceğiniz, bütün blogların önerdiği mekanlardan biri. Sebebi Monastraki Meydanı'nda yer alan mekanın çok güzel bir Acropolis manzarası olması. Kokteylleri meşhur diyorlar ama biz o kadar yorgunduk ki sadece manzarayı görmek için içeriye girdik. GEZGİN NOTU: Özellikle haftasonları çok kalabalık olduğu için sadece manzara izlemeye gelenlerden pek hoşlanmasalar da bir fotoğraf çektirip çıkmak mümkün. Atina'da eğlence denin akla gelen yerlerin başında Plaka Bölgesi geliyor. Atina'ya gidiyorum dediğimde bu bölge için de çok sayıda mekan önerisi gelmişti. Biz seçimimizi Yunanlı bir bloggerin önerisi ile Psaras restorandan yana yaptık. Psaras'ta yediğimiz yemek Atina'da diğer bütün yediğimiz yemeklerden farklı olarak vasat ve sıradan idi, o yüzden tavsiye etmiyoruz. Ayrıca turistik bölge olmasının da etkisi ile yemek ve şarap için 2 kişi 55 euro ödedik. Atina için oldukça yüksek bir rakam. Yunanistan'a gelince mutlaka yemeniz gereken yiyeceklerin başında souvlaki yani dürüm geliyor. Bizdekinden farklı olarak kalın tırnak pide ile yapılıyor, içine yoğurt ve caciki konuyor. Et, tavuk seçenekleri var, isterseniz köfteli isterseniz dönerli yaptırabilirsiniz. Atina'ya gidiyoruz deyince pek çok \"Kosta\" ve \"Kostas\" dürüm önerisi geldi. Hatta karıştırmayın, ikisi farklı diye de uyardılar, biz Kostas'ı ararken Kosta'yı bulduk, bulmuşken de orada yedik. Dürüm fiyatları 2,20 euro, içecekler 1 euro. 1 dürüm doyurmaz ama açlık bastırır. Acropolis Müzesi'nin oldukça büyük bir kafeteryası var. Müzeyi gezerken dinlenmek veya Acropolis manzarasına karşı bir kahve molası vermek için bence çok güzel bir seçenek. Burayı atlamanızı istemem. Adrianou Sokağı, Monastraki Meydanı'ndan Thissio bölgesine doğru ilerlerken tren yolunun kenarında kalan sokak. Bu sokak üzerinde ve bir iç paralelinde çok sayıda taverna ve restoran bulunuyor. Sirtaki yapılan mekanlar da var bu sokak üzerinde. Atina'da sokak yemeği var mı derseniz, dürüm dışında bir de simit var. Hemen hemen her yerde 0,50 euro cente simit bulabilirsiniz. Bizdekinden biraz daha ince ve halkası büyük yapılıyor. Monastraki Meydanı'ndan Plaka Bölgesi'ne doğru yürürken geçeceğiniz sokak üzerinde çok sayıda turistik restoran göreceksiniz. Turistik diye korkmayın, en kalabalık anında dahi hızlı servis ve lezzetli yemek bulabileceğiniz O Thanasis Restoran'ı tavsiye ederim. Biz burada öğle yemeği niyetine yine dürüm yedik. Oldukça zengin bir menüsü var. Dürüm fiyatları etine göre 2.20 ile 2.50 euro arası değişiyor burada da. Atina'nın yeni popülerleşmeye başlayan bölgelerinden biri Psyri. İstanbul'daki Karaköy'e benzetiliyor ama ben Karaköy'den daha hareketli buldum. Kahveciler, restoranlar, taverneları ile akşam saatlerinde cıvıl cıvıl iken gündüzleri uykuya dalıyor. Burada çok popüler olmuş, konsept mekanlar da var. Benim çok ilgimi çekmese de Little Kook ve Kings Theater buranın en popüler mekanı olmuş. İlk önerdiğim Karamanlidika da bu bölgede yer alıyor. Ayrıca bu bölgede çok önerilen Avlu adında bir mekan var, bir sonraki Atina seyahatimiz için orayı not aldık, mutlaka gideceğiz. Atina'nın en meşhur likörcüsü Plaka Bölgesi'nde yer alan Brettos. Gündüz saatlerinde şarap tadımı da yapabileceğiniz mekanda akşamları iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık oluyor. Likörleri ile ünlü olsa da bence onu asıl meşhur eden şu renkli şişeli dekorasyonu, instagram sağolsun. Brettos'ta içki fiyatları içki türüne göre çok değişken tabii 5 euro'dan başlıyor yukarı doğru devam ediyor. Atina tam bir yemek cenneti, bu nedenle 3-4 günlük bir gezi ile yeme-içme listesi hazırlamak oldukça zor. Yaz aylarında gelirseniz, Pire limanındaki mekanlara deniz mahsüllerinin tadını çıkarmaya gidebilirsiniz. Atina'da Psyri gibi popülaritesi her geçen gün artan yeni bölgeler var, onları da ziyaret edebilirsiniz. Hızlı bir gezi planlıyorsanız bizim listemiz fena değil, önermediğim mekanı da yazdım. Sizin de Atina için başka yeme-içme önerileriniz varsa bu yazıya yorum olarak ekleyebilrsiniz. Atina seyahatimizi izlemek isterseniz, Atina gezi videomuz ilginizi çekebilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/atinada-gezilecek-yerler-ve-gezi-rehberi", "text": "Yunanistan'ın kalbinin attığı yer, mitolojik Atena'nın şehri Atina! Atina, tarih, kültür, eğlence, yeme-içme ne ararsanız sunuyor. Atina'da gezilecek yerler başta olmak üzere, Atina'ya ne zaman gitmeli, Atina'da ulaşım, Atina'da yeme-içme gibi pek çok faydalı bilgiyi bir arada bulabileceğini Atina gezi rehberi niteliğindeki bu yazımda bir araya getirdim. Keyifli okumalar! Atina ne kadar bir yer ki, bir günde gezilir diyen blog yazıları okudum, ilk anda da inanamamıştım zaten ama gidip gördükten sonra daha da şaşkınlığım arttı. Atina çok büyük bir şehir olmasa da gezilip görülecek pek çok yeri, müzeleri, sokakları, meydanları ile kesinlikle 2 günden fazlasını hak ediyor. Yaz aylarında geliyorsanız bu süre daha da uzayacaktır. Deniz kıyısındaki Pire, Pire'den adalar gibi pek çok seçenek var. Bizim Atina'da 3 günümüz vardı, 3 günlük Atina gezilecek yerler önerileri ve gidemediğimiz ama aklımızda kalan yerleri de bu yazıda toparlamaya çalıştım. Atina'da gezilecek yerleri anlattığım Atina gezi videoma da bir göz atın. Kanalıma abone olmayı da unutmayın! Bana göre, Atina'nın kalbinin attığı 2 meydan var biri Monastraki diğeri Sintagma meydanı. Biz Atina seyahatimize Monastraki Meydanı'ndan gezmeye başladığımız için öncelikle oradan anlatmaya başlayacağım. Monastraki Meydanı'na Atina Havaalanı'ndan direkt tren ile ulaşım var. Trenden inince tam olarak meydanın kalbine çıkıyorsunuz. Meydana çıkınca simitçisinden kestanecisine sanki Türkiye'de bir meydana çıkmış gibi hissediyor insan. Meydanda Osmanlı zamanından kalma bir camii var, şu an cami olarak hizmet vermiyor olsa da görüntüsü aynen korunmuş. Monastraki meydanından Acropolos'e, Sintagma Meydanına, Arkeoloji Müzesine yürüyerek gidebilirsiniz. Üstelik bu yürüme sırasında geçeceğiniz bütün sokaklar da çok keyifli. Meydanı kesen sokaklardan biri de Bit Pazarı'nın kurulduğu yer. Antikalar, ikinci el eşyalar için Pazar günleri kurulan pazarı tercih edebilirsiniz. Acropolis'e girmeden önce mutlaka önce Acropolis Müzesi'ni gezmenizi öneririm. Müze Acropolis'teki Pantheon Tapınağı referans alınarak yapılmış, yukarı şehirde göreceğiniz pek çok yapının içinden çıkan parçalar veya heykellerin orijinalleri burada sergileniyor. 3 katlı binayı gezmek için en az 3 saat ayırmanız lazım, biz Acropolis giriş saatini kaçırmayalım diye biraz hızlı gezdik. Binadan çıksanız da binanın zemininde yer alan ve eski şehrin kalıntıları olan alana aynı bilet ile girip gezebiliyorsunuz, orayı da atlamayın. Acropolis Müzesi'nin Acropolis manzaralı çok güzel bir kafeteryası var. Müzeyi gezmekten yorulursanız burada bir mola verebilirsiniz. Acropolis Müzesi bilet fiyatları yaz ve kış döneminde değişiyor, daha doğrusu Atina'daki hemen hemen bütün müze ve ören yerlerine giriş fiyatları yaz ve kış olarak değişiyor. - 1 Kasım-31 Mart tarihleri arası 5 Euro - 1 Nisan-30 Ekim tarihleri arası 10 Euro Acropolis Müzesi bileti, Atina'daki arkeolojik alanlara giriş için satılan kombine bilete dahil değil, buraya bileti ayrıca almanız gerekiyor. Atina denince benim aklıma ilk gelen görüntü kesinlikle Acropolis ve ne kadar haklı olduğumunu Atina'ya gidince daha iyi anladım. Atina imar planı gereği yüksek bina yapılmıyor, çünkü hiçbir binanın Acropolis'ten yüksek olması istenmiyormuş. Tarihi korumak ve saygı duymak diye buna derim işte. Darısı bizim antik şehirlerimizin, kültür varlıklarımızın başına. Acropolis kelime anlamı olarak yukarı şehir demek. Eskiden şehirler genellikle güvenlik amacıyla yüksek yerlere veya tepelere kurulurmuş, en önemli tapınaklar ise o tepeninde en yüksek yerine kurulurmuş. Atina'daki Acropolis de öyle, Zeus Tapınağı, tiyatro binası, müzik evi gibi pek çok binaya ev sahipliği yapıyor. Acropolis'in bulunduğu tepenin bir tarafından çıkıp diğer tarafından inebilirsiniz. Biz Plaka bölgesi tarafından çıkıp Agora tarafından indik. Böylece tepenin etrafında tam bir tur atmış oluyorsunuz. Hem çıkışta hem inişte güzel sokaklar, 2 katlı Rum evlerinin bulunduğu mahallelerden geçerek yol almak çok keyifli oluyor. Biz Acropolis'e öğleden sonra çıktık. Gittiğimiz Kasım ayında günler de kısalmaya başladığı için güneşin batımına yakın zamanlarda bölgeyi gezdik, ışık harika oluyor tavsiye ederim. Ancak Acropolis'e son giriş 16:30'da ve 17:00'de kapatıyorlar, dolayısıyla çok da geçe kalmamanız iyi olur. Acropolis'ten çıktığınızda küçük bir tepecik göreceksiniz, oradan da Acropolis'in çok güzel bir manzarası var. Tepenin adı Areopagus Tepesi, zaten çıkınca üstünde bir sürü insanın toplandığı tepeyi gözden kaçırmanıza imkan yok. Acropolis girişi için bilet aldığınızda Acropolis alanı içinde yer alan yukarıda saydığım yerlere girebiliyorsunuz. - 1 Kasım-31 Mart tarihleri arası 10 Euro - 1 Nisan-30 Ekim tarihleri arası 20 Euro ÇOK GEZEN NOTU: 1 Kasım-31 Mart tarihleri arasında Atina'da her ayın ilk Pazar günü bütün müze ve ören yeri girişleri ücretsiz. Atina seyahatinizi planlarken buna dikkat edebilirsiniz. Atina'ya eğer yaz sezonunda gitmeyi düşünüyorsanız, 6 farklı arkeolojik alanı içeren bir kombine bilet var, 30 Euro'ya o bileti alabilirsiniz. Yaz ayları giriş fiyatları indirimli olmadığı için kombine almak daha mantıklı. Kış aylarında ise biletleri ayrı ayrı almak daha ekonomik oluyor. Yeri geldikçe ilgili yerlerin fiyatlarını yazarım. Acropolis'ten indiğinizde Monastraki meydanı ve Plaka bölgesi arasında çok sayıda arkeolojik alan göreceksiniz. Bunlardan biri Antik Agora yani pazar yeri. Agora ile çok yakın mesafede Hadrian Kütüphanesi, Roman Agorası, Rüzgarlar Kulesi görülecek diğer arkeolojik alanlar. Biz bu saydıklarımın içine girmeden dışarıdan bakmakla yetindik, hepsini detaylı gezmek için en az birkaç güne daha ihtiyacımız vardı. Plaka Mahallesi, Atina'nın en turistik noktalarından biri. Monastraki Meydanı ile Acropolis Müzesi arasında oldukça geniş bir alanı kaplayan mahalle kafe, restoran, hediyelik eşyacılar, barları ile gece de gündüz de çok hareketli. Lysiou sokağı, Minissikleous sokağı bu bölgede mutlaka görmeniz gereken sokaklar. Plaka ile Acropolis arasında kalan daha küçük bir mahalle Anafiotika. 1800lerde Anafi Adası'ndan gelen yerliler bu bölgeye yerleştirilmiş ve Yunan Adaları gibi beyaz taş evler inşaa etmişler. Atina'nın iki kalbi var biri Monastraki diğeri de Sintagma meydanı demiştim. Biz ilk gün yukarıda saydığım yerleri gezip ikinci günümüze Sintagma Meydanı'ndan başladık. Gerçi Sintagma'ya yine Monastraki üzerinden geldik, Ermou Caddesi bu iki meydanı birbirine bağlayan, mağazalar ve kafe-restoranlarla dolu bir cadde. Ermou'nun paralel caddeleri de en az Ermou kadar yoğun. İstanbul'daki İstiklal Caddesi'ne benziyor ama trafiğe açık olanı. Ermou, Sintagma arasında Atina Katedrali de yolunuzun üstünde olacak, ona da bir bakabilirsiniz. Sintagma Meydanı kocaman bir meydan ve park. Dolasıyla meydana dair söylenecek çok söz yok. Genellikle turistler bu meydan çevresindeki otellerde konaklıyor. Havaalanından bu meydana otobüs çalışıyor. Parlamento Binası tam olarak Sintagma meydanına bakıyor, kocaman bir meclis binası diye düşünebilirsiniz. Burayı asıl meşhur yapan Efsun Askerleri'nin nöbet değişimi töreni. Pek çok ülkede askerlerin nöbet değişimi önemli bir turistik aktivite. Burada da öyle olmuş. Saat başı nöbet değişimi oluyor, ancak Pazar günleri 11:00'de olan değişim daha geleneksel kıyafetli yapılıyormuş. Milli Park, Ulusal Park adına ne derseniz, Parlamento binasının hemen yanında Atinalıların nefes alabilecekleri yürüyüş yapabilecekleri, kocaman bir yeşil alan var. İçinde hayvanat bahçesi de varmış ama biz hayvanat bahçesine girmedik. Yürüyüş yapmak için çok güzel bir alan. Milli Park'ın sınırları içinde yer alan bir kongre salonu Zappeio, geleneksel mimarisi ile hemen dikkat çekiyor. Avlusuna kadar girip bakmanıza izin veriyorlar. Dünyanın en eski stadyumlarından biri olan Panatenik Stadyum, ilk olimpiyat oyunlarına da ev sahipliği yapmış. Tamamı mermerden yapılmış stadyuma giriş ücretli, 5 euro. Burada yaz-kış tarifesi ayrımı yok, kombine bilete de dahil değil. 5 Euro verip bileti alınca bir de sesli rehber veriyorlar, Türkçe seslendirmesi yok, İngilizcesi ile idare edebilirsiniz. Stadyum içinde bir de müze var, aynı bilet ile girebiliyorsunuz. Bu müzede yıllar boyunca Olimpiyat oyunlarında kullanılan meşaleler, tanıtım afişleri gibi pek çok malzeme var. Mutlaka görmenizi öneririm. Stadyum'dan sonraki durağımız Zeus Tapınağı'nın olduğu arkeolojik alan idi ancak buraya da dışarıdan bakmakla yetindik. Giriş ücreti 8 Euro, kombine bilet alırsanız burası da dahil. Zeus Tapınağı'nın hemen önünde de Hadrian Kapısı yer alıyor. İmparator Hadrian, Atina'nın sanat ve kültür alanında gelişmesine çok ciddi katkılar sağlamış, bu nedenle de çok sevilirmiş. Kapı açık alanda, zaten kapıdan başka birşey de yok çevresinde. Atina'da ücretsiz bir yürüyüş turuna katılmak isterseniz de genelde o turlar buradan başlıyor. Atina'da çıkıp Atina manzarası izleyebileceğiniz çok sayıda tepe var. Çoğunlukla turistler, teleferik ile Lycabettus Tepesine çıkıp Atina, Acropol ve Pire limanı manzarasını oradan izliyor. Biz farklı bir yol deneyelim dedik ve Monastraki Meydanı'ndan yürüyerek ulaşabileceğiniz Filopappou Tepesi'ne çıkmayı tercih ettik. Acropolis'e yakınlığı nedeniyle çıkış yolu üzerinde de çok sayıda arkeolojik kalıntı görmeniz mümkün. Yürüyüş yolunu takip ederek tepedeki Filopappou Anıtı'na ulaşıyorsunuz. Buraya ulaştığınızda yüzünüzü denize dönerseniz önünüz Pire limanı arkanızda ise Acropolis kalıyor. Atina'nın yeni yeni hareketlenen bölgelerinden biri olan Psyri Bölgesi gece yemek yemek, kahve ve içki içmek için tercih edebileceğiniz bölgelerden biri. Renkli sokakları, her zevke uygun mekanları ile Atina'ya gelirseniz mutlaka uğramanızı önereceğim yerlerden biri de burası. Benim gibi pazar, pazar yeri seviyorsanız Psyri bölgesinin çok yakınında kapalı bir pazar yeri var. Aslında burası bir balık pazarı, çevresinde de baharatçılar, meyve-sebze satanlar ile renkli bir yer. Biz tam kapanışına doğru gidebildik, daha erken gidebilirseniz eminim çok daha renklidir. Atina'da 3. günümüze Arkeoloji Müzesi ile başladık. Müze sevenlerden misiniz bilmem ama konu Yunan medeniyeti olunca müze gezmeden olmuyor bence. Sergilenecek çok şey, anlatılacak çok malzeme var. Arkeoloji Müzesi de öyle, labirent gibi 2 katlı bir bina ama iç içe salonlarda çok fazla eser var. Yine 2-3 saat en az ayırmalık bir müze burası. Müze girişi için 6 euro verdik, burası da kombine bilete dahil değil. Arkeoloji Müzesi'nin iki sokak yan tarafındaki mahalle olan Exarhia, Atina'nın isyan bölgesi. Mahalleye girer girmez bütün duvarları kaplayan duvar resimleri sizi karşılıyor. Sokaklarda ot kokusu, marjinal grupların toplandığı parklar ile ilginç bir bölge. Bu bölgede polis tarafından öldürülen Yunanlı bir çocuk olan Alexandros Grigoropoulos ile birlikte Berkin Elvan için de duvar resimleri yapılarak bir anma duvarı oluşturulmuş. Bizim üç günlük gezimiz bu rotayı yaparak tamamlanmış oldu. Yediğim içtiğim kısımları başka bir yazıda paylaşacağım için şimdilik onlara yer vermedim. Atina'da gezilecek yerler listemizde olan yerleri google haritasında işaretlemiştim. Aşağıdaki haritada işaretlli yerleri görebilir veya Atina gezilecek yerler listesi linkine tıklayarak haritaya ulaşabilirsiniz. Aşağıdaki haritada ise Atina gezi rotası şeklinde gezilecek yerleri görebilirsiniz. Yürüyerek veya otobüs ile bu rotaları gezebilirsiniz. Atina'ya gitmek için en iyi zaman, ulaşım, konaklama gibi konulardan da bahsedelim bir miktar. Atina'ya eğer bizim gibi kültür gezisi yapmak istiyorsanız pek çok müzenin %50 indirimli olduğu 1 Kasım-31 Mart arasında gitmenizi öneririm. Ama oraya kadar gitmişken denize de gidelim derseniz İlkbahar veya sonbahar dönemini tercih edebilirsiniz. Yazın sıcaklıkların genel olarak yüksek olması nedeniyle Acropolis'i gezmek epey zor olur, Atina'ya gitmişken Acropolis'e gitmemek olmaz, ben olsam yaz aylarında gitmezdim. Atina'ya giderken, daha doğrusu Yunanistan'a giderken dikkat etmeniz gereken hususlardan bir tanesi pasaportunuzda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'ine giriş-çıkış damgasının olmaması. Eğer damga varsa sizi ülkeye almıyorlar, Türkiye'den uçağa dahi binemiyorsunuz. Zaten KKTC'ye gitmek için pasaporta ihtiyacınız yok, nüfus cüzdanınız ile gidebiliyorsunuz, pasaport verip böyle bir risk almaya hiç gerek yok. Türk Vatandandaşlarının pasaportsuz gidebildiği ülkeler listesine de göz atın. Türkiye'den Atina'ya direk uçuşlar çok sayıda bulunuyor. Atina'da çok yaygın bir metro ağı var, pek çok noktaya bu hatları kullanarak kolayca ulaşabilirsiniz. Şehir merkezinde bir konaklama ayarlarsanız ulaşıma bile ihtiyaç duymadan yürüyerek hemen her yere ulaşabilirsiniz. Atina havaalanında şehir merkezine ulaşmak için ise, otobüs, tren ve metro seçenekleri bulunuyor. Metro Monastraki, otobüs ise Sintagma Meydanı'na geliyor. Bu arada Atina şehir merkezindeki metro duraklarında antik şehir kalıntıları sergileniyor açık olarak, metroya inince etrafınızı kolaçan etmeyi unutmayın. Atina'dan hediyelik eşya almak isterseniz hiç zorluk çekmezsiniz, takılar, Yunan stili tekstil ürünleri, zeytin ürünleri, sabunlar gibi pek çok seçenek Monastraki ve Plaka bölgelerindeki hediyelik eşya satan dükkanlarda sizi bekliyor. Atina'da biz bir arkadaşımızın evinde konakladık. Bu nedenle belirli bir otel önerim olmayacak. Ancak bölge olarak merkezi olması ve her yere yürüyerek ulaşabilmeniz için önerim Sintagma Meydanı veya Monastraki Meydanı çevresinde bir yerlerde kalmanız olur. Şehrin yeni hareketlenmeye başlayan bölgeleri daha ekonomik ve güzel oteller bulmanız için bir alternatif olabilir. Mesela Filopappou Tepesi'ne çıkarken Monastraki Meydanı ile tepe arasında kalan Thissio Bölgesi iyi bir alternatif olabilir. Booking. com'dan Atina otelleri bulmak için tıklayın. Atina, hem Yunan hem de dünya mutfağından pek çok seçeneği, Avrupa'ya göre uygun fiyatlarla bulabileceğiniz bir yeme-içme cenneti. \"Atina'da ne yenir, nerede yenir?\" önerilerimi paylaştığım detaylı yazım ilginizi çekecektir. Cuma sabah gidip Pazar akşam döndüğümüz tam 3 gün süren Atina gezimizin maliyeti ne kadar oldu derseniz, gelin bir bakalım. - Öncelikle konaklama ve kahvaltı masrafımız yok çünkü arkadaşlarımız bizi misafir etti. Harika ev sahiplikleri ve dostlukları için tekrar teşekkürler. - En fazla harcamayı yeme-içmeye yapmışız. Şaşırdık mı, tabii ki hayır. 2 akşam 3 öğle yemeği için kişi başı 64 euro harcamışız. Öğle yemeklerini dürüm+bira şeklinde 5 euro civarında yedik. Akşam yemeklerini ise daha zengin olacak şekilde kişi başı 15-20 euro civarı ödedik. - Uçak biletimizi 62 euroya almışız. Birkaç ay önce Pegasus'un bir kampanyasından almıştık. - Müze ve ören yeri girişleri için kişi başı 26 euro ödemişiz. Kasım ayından itibaren Yunanistan'da müze ve ören yeri girişlerinin çoğu yarı fiyatına. Hatta her ayın ilk Pazar günü ücretsiz. - 3 günlük metro biletine 22 euro ödedik. Havaalanı gidiş dönüş ve şehir içi sınırsız ulaşım almış olduk böylece. - Yurt dışı çıkış haracımızı yaklaşık 8 euro karşılığı ödedik. - Bizim 1 yıllık şengen vizemiz olduğu için buraya özel şengen masrafımız olmadı. - Toplam kişi başı 182 euro ödemişiz. Atina, defalarca gidilebilecek, her seferinde keyif alabileceğiniz, rahat ve güzel bir şehir. Şengen vizeniz varsa listenize mutlaka alın derim. google haritasi cok guzel olmus, yazi da gayet aciklayici ve Atina icin nokta atisi... Eline, diline saglik.... Merhaba, Atina ya 3 günlük bir gezi ayarladım gezilecek yerleride iyice araştırdım. Ama antik tarih ve şehir hakkında detaylı bilgi için ve gezdiğim yerleri anlayabilmek için Türkçe bir rehbere ihtiyacım var. Bir öneriniz var mı. Ben çok aradım ama bulamadım. Tüm rehberler konaklama ve ulaşım içeriyor. Oysa ben sadece anlatım için bir rehbere ihtiyaç duyuyorum. Selamlar, instagram'dan \"Yunanistandan Notlar\" hesabı veya \"Yunanistan'da Yaşam\" hesapları ile iletişime geçebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/atinayi-selaniki-kesfetmek-isteyenlere-ruya-gibi-yunanistan-turlari", "text": "Yurt dışında tatil yapmayı sevenlerin sayısı oldukça fazla. Yılın her mevsimi birbirinden güzel şehirleri ziyaret edip keşfetmek ve keyifli bir tatil geçirmek isteyenler için düzenlenen birçok yurt dışı turu bulunuyor. Yurt dışı turları arasında yer alan ve oldukça tercih edilen ülkelerden biri de Yunanistan. Yaz tatili kadar, sonbahar ve kış aylarında tatil yapmayı sevenler için düzenlenen Yunanistan turları oldukça cazip. Tarihiyle, deniz ürünleriyle, farklı ve keyifli gece hayatıyla gidenlerin tekrar gitmek isteyeceği Yunanistan, sizin de tatil tercihleriniz arasında yer alabilir. Yunanistan'ı görmek ve gezmek isteyenler için Benkactim. com'da birbirinden güzel turlar mevcut. Bu turlardan en yakın tarihli olanı 18-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek olan Selanik-Kavala-Kalambaka turu. Her şey dahil olarak hazırlanan bir konsepte sahip olan bu turda en güzel mekanlarda seçilmiş en zengin yemekler eşliğinde eğlencelerle zamanı dolu dolu geçirebilirsiniz. Tur sırasında tarihi ve doğal güzellikleri de keşfederek huzurlu ve keyifli bir tatil geçirebilirsiniz. İlk güne Selanik ile başlanacak olan bu turda, Selanik Kalesi, Atatürk Evi, Beyaz Kule, Fuar Meydanı, Kordon, Osmanlı ve Bizans eserleri, Yunanistan'ın en büyük Katedrali olan Aya Dimitros Katedrali, Büyük İskender Heykeli görülecek yerler arasında yer alıyor. 2. gün \"Tarihi Manastırlar\" bölgesi \"Kalambaka\"ya gidecek, geçireceğiniz keyifli bir günün ardından akşam Yunan mezelerinin tadına bakıp, doyasıya eğleneceğimiz taverna Sirtaki gecesine katılacaksınız. 3. gün ise, Kavala'yı keşfedeceksiniz ve Kavala Kalesi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın evi, günümüzde otel olarak kullanılan imaret, su kemeri ve kale içindeki eski şehir görebileceğiniz yerler arasında yer alacak. Benkactim. com'un düzenlediği bir diğer Yunanistan turu ise, 1- 4 Aralık Atina/Selanik Turu. Kasım ayındaki tura katılamayanlar için bu tur da oldukça cazip. Her şey dahil olarak hazırlanan konseptte ilk gün Atina yer alıyor. Acropolis Parthenon ve müze gezisi sonrası, sırası ile Syntagma meydanı, Parlemento, Antik akademi, Antik Kütüphane, Güzel Sanatlar Üniversitesi, Arkeoloji müzesi, Omonia Meydanı ve son olarak Monastraki meydanı gezeceğiniz yerler arasında olacak. Yunanistan'ın ilk üniversitesini ve Antic Agora'yı da görebileceksiniz. İkinci gün Atina'ya veda ederek, Yunanistan'ın en ilginç coğrafyalarından birisi olan Tarihi Manastırlar bölgesi Kalambaka'ya geçeceksiniz. Meteora ismi ile anılan bölge aynı zamanda 1998'den beri UNESCO'nun dünya mirası listesinde yer alıyor. 4-5 saat sürecek meteora gezisinin içinde öğle yemeğiniz de olacak. Sonrasında ise yolculuğunuz Yanya'ya doğru devam edecek. Üçüncü gün Kastoria'ya doğru yola çıkacak, burada göl kenarında kahve keyfi yapabileceksiniz ve öğle yemeği için Edessa'ya doğru yola çıkacaksınız. Dördüncü gün ise Selanik sizi bekliyor. Selanik'in görülecek yerleri için serbest zamanınız olacak. Selanik Kalesi, Atatürk Evi, Beyaz Kule, Fuar Meydanı, Kordon, Osmanlı ve Bizans eserleri, Yunanistan'ın en büyük Katedrali olan Aya Dimitros Katedrali, Büyük İskender Heykeli görülecek yerler arasında. Benkactim. com'un 9-11 Aralık Selanik-Kavala-Kalambaka Turu ve 16-20 Şubat 2017 Yunanistan Turu-Patras Karnavalı da ilginizi çekebilir. Yunanistan turları hakkında daha detaylı bilgi almak için http://www. benkactim. com adresini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/atlarin-denizi-mogolistan-yolculugu", "text": "Yıllar önce Fas'a gitmeden önce Özcan Yurdalan'ın Fas'ta Yolculuk adlı kitabını okumuştum. Bu bir gezi kitabı değildi, hayatı, duyguları, kokuları, yaşamları anlatıyordu... Moğolistan hayalleri şekillenmeye başlayınca da ilk okunacak kitaplardan biri yine Özcan Yurdalan'ın Atların Denizi Moğolistan Yolculuğu kitabı oldu. Kitaba geri dönecek olursak, Özcan Yurdalan Fas'ta Yolculuk kitabında olduğu gibi bir rehber kitap değil, bir hayat kesiti anlatmış. Kitap Sarı Otobüs ile İstanbul'dan karayolu ile Moğolistan'a gidiş hikayesi ile başlıyor ki bu kısım çok sürükleyici. Heyecanla bir sonraki sayfada kahramanların başına ne gelecek diye bekliyorsunuz. Moğolistan'a girene kadar devam eden Sarı Otobüs hikayesinden ayrılıyor ve Özcan Yurdalan'ın Moğolistan seyahatini, bu seyahat sırasında yaşadıklarını, hissettiklerini okumaya başlıyoruz. Burada tempo biraz düşüyor ancak her sayfada sizi oralara götüren, gözünüzde imgeler yaratan bir kitap haline geliyor. Bir Şaman ayininde, bozkırda yıldızları izlerken, tarihin sayfalarında gezerken buluveriyorsunuz kendinizi. Özellikle çöller benim zaafım olan coğrafyalar olduğu için çöl betimlemelerini çok keyifle okudum. Özcan Yurdalan'ın dünyanın pek çok farklı köşesinden deneyimleri ve bu deneyimleri ile Moğolistan deneyimini birleştirmesi ise kitaba ayrı bir tat katıyor. Sadece dünyanın farklı noktaları değil, geçmiş Moğolistan gezilerine de göndermeler var ki, bazı yerlerde 9 yılda hiçbir şeyin değişmediği ya da pek çok şeyin değiştiğini öğreniyoruz. Özcan Yurdalan'ın Moğol kültürü, tarihi hakkındaki geniş bilgi dağarcığı; Moğol sanatçıları, sanatı hakkındaki paylaşımları ise çok bilgilendirici ve etkileyici, bir gün kitap yazarsam böyle zengin olmasını çok isterim. 1- Sarı Otobüs'ten Moğolistan seyahatine geçişteki kopukluk beni rahatsız etti, sanki 2 ayrı kitap okurmuş gibi hissettim. 2- Kitabın sonundaki fotoğraf keşke yazının ilgili kısmında olsaymış. Bir de gezi rotası görsel olarak yer alsa tadından yenmezmiş. Moğolistan'a gidin gitmeyin, güzel bir kitap okumuş olmak için mutlaka kütüphanenizde bu kitaba yer verin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/atlasjet-jetlife-dergisi-roportajim", "text": "Atlasjet Havayolları'nın uçak içinde dağıttığı Jetlife Dergisi Nisan 2014 sayısında röportajım yayınlandı. Röportaja verdiğim cevapları aşağıda görebilirsiniz. Burdurluyum, üniversite için İstanbul'a geldim ve 18 yaşımdan beri çalışma hayatı içimdeyim. Beni besleyecek herşeyi deniyorum. Dağcılık, motosiklet, fotoğraf, dans, dalış aklınıza gelen-gelmeyen pekçok hobim var. Sigortam. net'te Pazarlamadan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışıyorum. CRM, pazarlama eğitimleri veriyorum, Yeditepe Üniversitesi'nde CRM dersleri verdim. \"ÖĞRENMENİN SONU YOK, YENİ YERLER GÖRMEK, YENİ İNSANLAR TANIMAK, YENİ BİLGİLERE ULAŞMAK, ARAŞTIRMAK, KENDİNİ GELİŞTİRMEK HİÇ BİTMEYECEK BİR YOLCULUK. BEN DE BU YOLCULUKTA BİR GARİP SEYYAH...\" mottosu ile yaşayan sıradan biriyim. Her yılın başında o yıl gezmek istediğim rotaları alternatifli olarak belirliyorum. Hayallerim oluyor, uzak rotalar, yakın yerler gibi... Sonrasında da hayallerim için uygun uçak biletleri veya seyahat fırsatları araştırıyorum. Çoğu zaman da planlarımdan fazlasını gerçekleştirmiş oluyorum. Bugüne kadar Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar, Uzakdoğu, Afrika ve Asya'da 36 ülke gezdim. Liste oldukça uzun. Bütün komşularımızı gezdim, yakın yerleri bitirdim diyebilirim. Gözüm artık hep uzaklarda. - MART 2014 EDİRNE - NİSAN 2014 SİNOP - MAYIS 2014 BODRUM - MAYIS 2014 BAKÜ, AZERBAYCAN - HAZİRAN 2014 SAMSUN - TEMMUZ 2014 NEMRUT - TEMMUZ 2014 ŞİLİ, PERU, BOLİVYA - EKİM 2014 KENYA, TANZANYA - YILIN 2. YARISI için PLANLAMA DEVAM EDİYOR.... Gittiğimde yerlerde önceliğim kültür gezileri olur, müzeler, tarihi mekanlar. Sonra doğa aktiviteleri varsa onları yapmaya çalışırım. Oraya özgü yemekleri tadabileceğim yerel halkın gittiği restoranları bulmak, orada yaşayan insanlarla sohbet etmek için fırsat yaratırım. Blog yazmamdaki ana motivasyon insanları seyahat etmeye teşfik edebiliyor olmak. Sayemde yola çıkan insanlardan yorumlar alıyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Ayrıca Çok Okuyan Çok Gezen buluşmaları yapıyor ve takipçilerimle biraraya geliyorum. Pekçok güzel insanla tanıştım blogum sayesinde. Eğer seyahat etme hayalleri varsa, kesinlikle ertelemesinler. Ne kadar erken yola çıkarsanız, o kadar yeni bir hayat sizi bekliyor olacak. Herkesin yoğurt yiyişi farklı, sihirli bir formül de yok. Tek formül, yola çıkmak. Aslında seyahat etmek için olmazsa olmazım yok. Genellikle çok küçük çantalarla yola çıkıyorum. Afrika'ya 37 litrelik bir sırtçantası ile gittim. Çoğu insan evden ofise giderken daha büyük çantalar taşıyor. Her seyahatimde çantamdakiler biraz daha azalıyor. Bu da benim bağımlılıklarımı azaltıyor. Her gezginin sanırım böyle bir hayali var. Ama benimki yıllarca gezmek şeklinde değil. Hayalim yılda 7-8 ay çalışıp 4-5 ay gezebileceğim bir çalışma modeline geçebilmek. Böylece her yıl yeni hayallerim olacak. Geziyorum, bir sürü hobim var onlara vakit ayırıyorum, gezilerimi ve hobilerimi ayrı bloglarda, dergilerde yazıyorum, bu arada da çok yoğun bir iş hayatım var. Enerjimin hareketten geldiğine inanıyorum. Hareket ettikçe daha fazla şey yapacak enerjiyi buluyorum kendimde. Bir de hayallerimi gerçekleştirmek enerjimi daha da artırıyor. Seyahatlerimden önce genellikle çok iyi bir ön hazırlık yapıyorum. Kısa zamanda maksimum verimi sağlayabilmek için. Bu nedenle de büyük sürprizler yaşamıyorum. Beni genel olarak en çok etkileyen, sırtçantasıyla herşeyini geride bırakıp uzun süreli dünyayı gezen pekçok gezginle tanışmak ve onların hayat hikayeleri ya da yola çıkış hikayelerini dinlemek oluyor. Dünyayı gezen ama Türkiye'ye gelmemiş çok insanla karşılaşmak ise beni en çok üzen konu oluyor genelde. Türkiye'nin turizm elçisi gibi, ülkemizi uzun uzun anlatıp Türkiye'ye gelmeye ikna ettiğim çok insan oluyor. \"KENDİNİ GELİŞTİRMEK HİÇ BİTMEYECEK BİR YOLCULUK. BEN DE BU YOLCULUKTA BİR GARİP SEYYAH\" Geride bıraktığın izler çok güzel be Sevil.... Röportaj için tebrik ederim, daha nice yollara."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/avrupa-ruyasi-kuzey-avrupa-turu", "text": "Türkiye'nin en kapsamlı Kuzey Avrupa turu denilince akla ilk gelen firma olan Avrupa Rüyası olduğunu biliyor muydunuz? En uygun fiyata, tek seferde Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya ve Almanya'yı gezmeyi düşünüyorsanız doğru yerdesiniz! Aradığınız İskandinav turu, Baltık turu, Kuzey ülkeleri turu, Norveç fiyortları turu mu? Avrupa Rüyası hepsini tek bir turda toplamışlar desek yeridir! 12 günde 9 ülke 15 şehir turlayarak İskandinav ve Baltık ülkelerini gezmek ister misiniz? Evet, ben bu tura varım diyorsan; işte bu sorunun cevabı Avrupa Rüyası! Norveç fiyortlarını, Flam kasabasını, Stavanger'i, Polonya ve Almanya'nın eşsiz kasabalarına kadar bütün Kuzey Avrupa'yı baştan sona tek seferde Avrupa Rüyası ile gezmeniz mümkün. Kuzey Avrupa Turu yapan Avrupa Rüyası, yurtdışı turları arasında en çok tercih edilen firma. Türk Hava Yolları'nın Vilnius uçuşu ile başladığınız yolculuğunuz Baltık ülkeleri başkentleri Vilnius, Trakai, Riga, Tallinn ve Helsinki şehirlerini gezerek devam edecek. Sonrasında İskandinav ülkeleri bölgesine ulaşacağız. Tarihte önemli yeri olan Vikinglerin hikayeleriyle ün salmış Stockholm, Oslo, Flam kasabası, Bergen, Stavanger ve Norveç fiyort turu ile tüm Kuzey Avrupa bölgesini gezeceksiniz. Vikinglerin anavatanı Norveç'te turunuzu tamamladıktan sonra Danimarka'da Kopenhag, Almanya'da Rostock, Anklam, Polonya'da Szczein, Torun, Gdansk, Augustow şehirlerini gezeceksiniz. Avrupa Rüyası'nın yurtdışı turlarında tüm ekstra turlar bedava! Ücret ödemeden daha fazla yer gezeceksiniz. Norveç fiyortlarını gezdikten sonra turunuzu en özel kılan özelliklerden biri de benzer Kuzey Avrupa turlarında olmayan Almanya ve Polonya kasabalarını keşfetme imkanı buluyorsunuz. Turun en sonu günü ise Vilnius'tan THY uçağı ile Türkiye'ye, İstanbul'a dönüyorsunuz. İşte tüm bu Kuzey Avrupa ülkeleri macerasının adı İskandinav Turu! Adından anlaşıldığı gibi 12 gün boyunca size mükemmel bir rota vaad ediyor. - Norveç, Letonya, - Polonya, İsveç, - Danimarka, Finlandiya, Estyonya, - Litvanya, - Almanya 10 gece konaklamalı, Avrupa Rüyası turu ile Gdansk, Bergen, Oslo, Tallinn, Riga, Rostock, Augustow ve 2 gece konforlu gemilerde konaklayacaksınız. 12 gün boyunca 9 ülke 15 şehir göreceğiniz 10 gece konaklamalı, Türk Hava Yolları uçuşu ile gerçekleşen turunun ücreti ise 1695 . Üstelik tüm ekstra turlar fiyata dahil! Gezme tutkusuna sahip olanlar için bir diğer güzel haber de bu! Bu tura katılmak için karar verdiniz ve ne yapmalıyım mı diyorsunuz? Kayıt olmanız için ilk ödemeniz gereken ücret 245 . Bu ödeme ile rezervasyonunuzu garanti altına alıyorsunuz. Geriye kalan tur ücretini ise taksitler halinde de tur tarihine kadar ödeme imkanınız oluyor. Ayrıca kredi kartıyla ödeme seçeneği bulunuyor. - 3 14 Temmuz 2019 - 17 28 Temmuz 2019 - 29 Temmuz 10 Ağustos 2019 - 10 21 Ağustos 2019 Avrupa Rüyası güvenilir bir firma mı diye soranlara yanıtımız: TÜRSAB A Sınıfı Seyahat Acentası. 10058 Belge Numarası ile Türsab websitesinden sorgulatabilirsiniz. Avrupa Rüyası, katılımcılarının en uygun fiyata, minimum bütçeyle çok daha fazla ülke, şehir gezmesi için turlar düzenler. Diğer tur firmaları gibi şehir turlarını, ülke turlarını tek tek satmak yerine; katılımcıların tek seferde Avrupa kıtasını gezmesini amaçlar. Gerçek anlamda İskandinav turu yaparak; Baltık ve İskandinav ülkelerini, Norveç fiyortlarını ve Kuzey Avrupa ülkelerini görürsünüz. İskandinav Rüyası turumuzla 12 günde 9 ülke 15 şehir gezersiniz. Avrupa Rüyası turlarının rotaları, yine kendi operasyon ekibi tarafından oluşturulur. Özgün, eşsiz rotaları ile İskandinav Rüyası turumuz, katılımcılarının alışılmışın dışındaki şehirleri, kasabaları ve doğal güzelleri görmesini amaçlar. Avrupa Rüyası'nın ile doğa harikası Norveç fiyortlarında konaklamalı gemi yolculuğu yaparak eşsiz güzellikteki Norveç'in en uzun fiyordunu görecek, Flam kasabasında doğa yolculuğu yapacaksınız. Almanya'nın Kuzey kasabaları Anklam'ı, Polonya'nın Sczcein, Augustow gibi rüya kasabaları gezeceksiniz. Litvanya'nın doğa harikası Trakai Gölü ve Kalesi'ni göreceksiniz. Baltık ve Kuzey Denizi'nde toplamda 4 gemi yolculuğu yaparak gün doğumuna ve gün batımına elinizde kahvenizle, Kuzey'de tanık olacaksınız. Avrupa Rüyası, katılımcılarımızın gerçek anlamda Kuzey Avrupa, Baltık ülkeleri ve Norveç fiyortlarını gezebilmesi için turlarını gidiş dönüş uçakla organize etmektedir. Kaliteden ödün vermeden Türk Hava Yolları ile İstanbul Vilnius uçuşu ile İskandinav Rüyası turu gerçekleşmektedir. Ankara'dan ya da İstanbul'dan otobüsle Kuzey Avrupa turlarının aksine; Avrupa Rüyası ile yorulmadan, gerçek anlamda İskandinav turu yaparsınız. Otobüsle ucuza İskandinav ve Baltık ülkeleri turu yapacaksınız diye yollarda kaybettiğiniz zamanı; Avrupa Rüyası turu ile şehirlerde bol bol gezerek, ekstra yeni yerler keşfederek ve Norveç fiyortlarında 16 saat gemi yolculuğu yaparak geçirirsiniz. Avrupa Rüyası, tüm turlarında profesyonel rehberler kullanmaktadır. Avrupa Rüyası, otobüsle Avrupa turlarındaki \"şehre geldik, hadi gezin, şu saatte burada buluşuruz\" anlayışının karşısındadır. Şehirlerin gezilmesi gereken yerlerini profesyonel rehberlerimizle adım adım gezeceksiniz. Nereden ucuz alışveriş yaparım, nerede uygun fiyata lezzetli yemekler yiyebilirim gibi sorularınız için profesyonel rehberlerimiz size yol gösterici olacaktır. Kuzey Avrupa turu hayali kuranların en büyük korkusu \"ekstra turlar ücretli mi acaba\" oluyor. Müjdeee! Avrupa Rüyası'nda tüm ekstra turlar bedava! İskandinav Rüyası turumuzda, sizlere 500 Euro değerindeki ekstra turları hediye ediyoruz. Norwegian Line Cruise gemisi ile Bergen Hirtshals arasında konaklamalı gemi yolculuğu yaparak; Norveç fiyortları adım adım gezeceksiniz. Çocukluğunuzda resmini yaptığını Flam kasabasını ve Litvanya'nın doğa harikası Trakai Gölü ve Kalesi'ni 1 Euro dahi ekstra ücret ödemen gezeceksiniz. Avrupa Rüyası rotasının en özel yolculuğu Baltık ve Kuzey Denizi'nde konaklamalı gemi yolculuğudur. İskandinav Rüyası turu ile iki tanesi konaklamalı olmak üzere toplamda 4 gemi yolculuğu yapacaksınız. Güvertede kahvenizi yudumlarken gün doğumunu ve gün batımını izleyeceksiniz. En önemlisi de Norveç fiyortlarını gemi ile yolculuk yaparken keşfedeceksiniz. Dağların tepesinden akan şelaleler boyunca Norveç'in en uzun fiyordunu göreceksiniz. Ayrıca gemi yolculuğu sayesinde yorulmadan, keyifli bir yolculuk yapacak ve şehirleri gezmek için daha çok zaman kazanacaksınız. Avrupa Rüyası katılımcılarının konforunu düşünerek 3 ve 4 yıldızlı otellerde konaklamaktadır. İskandinav Rüyası turumuzun otelleri websitemizde katılımcılarla paylaşılmıştır. Tura gitmeden önce katılımcılar, konaklayacakları otelleri inceleyebilmektedir. Avrupa Rüyası, daha fazla tur satmak amacıyla ucuz hostel, apart gibi yerlerde konaklamamaktadır. 10 gece konaklama yapacağınız İskandinav Rüyası turumuz, Kuzey Avrupa turları içerisinde en konforlu, en fazla konaklamaya sahip turdur. Riga, Tallinn, Oslo, Bergen, Rostock, Gdansk, Augustow gibi Kuzey Avrupa'nın en popüler şehirlerinde konaklıyorsunuz. Ayrıca, üstüne üstelik Helsinki Stockholm arasında konaklamalı gemi yolculuğu, Bergen Hirtshals arasında konaklamalı gemi yolculuğu yapıyorsunuz. Polonya'nın en güzel şehri Gdansk'ta 2 gece konaklama yapmak da işin en güzel yanı! Avrupa Rüyası, katılımcıların deneyimlerini sizlerle paylaşmaktadır. Daha önce turlarımıza katılanların tecrübelerini, websitemizdeki \"ne dediler\" sayfasından okuyabilirsiniz. Avrupa Rüyası Youtube kanalımızdaki katılımcı deneyimi videolarını izleyebilirsiniz. Facebook'taki \"Avrupa Rüyası Katılımcıları\" grubumuzdaki yorumları inceleyebilirsiniz. Yola çıkmadan önce alacağınız tavsiyelerle doğru tur planı yapmanız için Avrupa Rüyası katılımcıları yanınızda! Avrupa Rüyası'nın otobüsle Avrupa turlarına www. avruparuyasi. com. tr sitesinden başvuru formunu doldurarak hemen başvurabilirsiniz. Web sitelerinde yer alan canlı sohbet hattından yol danışmanlarıyla birlikte başvuru adımlarını takip ederek de başvurunuzu Avrupa Rüyası'na iletebilirsiniz. 0850 840 18 06 iletişim numarasından Avrupa Rüyası yol danışmanlarıyla iletişim kurarak size uygun Avrupa turunu ve uygun tarihi seçerek tura katılımınızı gerçekleştirebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/avrupadaki-trenyolu-sirketleri", "text": "- Belçika: www. b-rail. be - Hollanda: www. ns. nl - İngiltere: www. nationalrail. co. uk - Fransa: www. tgv. com, www. sncf. com - Almanya: http://bahn. hafas. de/bin/query. exe/en - İspanya: http://horarios. renfe. es/hir/ingles. html - İsviçre: www. sbb. ch/en/index. htm - Avusturya: www. oebb. at - İsveç: www. sj. se - Thalys: www. thalys. com - Eurostar: www. eurostar. com - İtalya: www. trenitalia. com/en/index. html Tren yolu şirketleri sadece kendi ülkeleri ile sınırlı değil, Avrupa Birliğinde sınırlar olmadığı için illaki gittiğiniz ülkenin trenyolu şirketi kullanmak zorunda değilsiniz. Tren bileti arıyorsanız hepsine göz atmanızı öneririm. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/avrupanin-6-farkli-ulkesinden-6-ilginc-kural", "text": "Avrupa ülkeleri arasında yer alan İtalya, Ukrayna, Yunanistan, Fransa ve İspanya'da bazı durumların hoş karşılanmadığını biliyor muydunuz? Bu kurallara uymayanlara her zaman para cezası kesilmiyor elbette ama toplumda da hoş karşılanmadığını belirtmekte fayda var. İtalya'nın tarihi ve turistik olarak en önemli şehri olan Venedik'te gezerken özellikle ünlü San Marco Meydanı'nda kuşlara ekmek gibi şeyler atmanız yani kuşları beslemeniz yasak. Bunun nedeninin çevrede bulunan tarihi eserleri korumak olduğu söyleniyor. Kuşlar yiyeceğe geldikçe daha fazla dışkı bırakacaklar ve kuş dışkısı da asidik yapısı nedeniyle eserler üzerinde ciddi tahribata yol açabiliyor. Ukrayna, Macaristan, Romanya ve Rusya gibi ülkelerde kamu binalarının ve askeri alanların fotoğrafını çekmek yasak. Aslında bu yasak ülkelerinde güvenlik sorunu olan pek çok üke için de geçerli. Turistik amaçlarla bile olsa bu yerleri fotoğraflamak ciddi anlamda sorun doğuruyor. Güvenlik güçleri gelip fotoğraf makinanızdan çektiğiniz fotoğrafları silmenizi isteyebilir, hatta turist olduğunuza inanmazsa sorguya dahi alınabilirsiniz. Bu nedenle kamu binaları ve askeri alanlar ve asker/polis fotoğrafı çekerken dikkatli olmakta fayda var. Atina'da tarihi yapıyı korumak için gezdiğiniz tarihi bölgelerde topuklu ayakkabı giyilmemesine dikkat edilmesi gerekiyor. Zaten taşın toprağın içinde neden topuklu ayakkabı giyilir onu anlamış değilim ama siz yine de giymemeye özen gösterin. İlginç bir kural olarak karşımıza çıkan mayo ile dolaşmanın Barcelona gibi bir şehirde yasak olması bilmeyenler için tuhaf karşılanıyor. Tatil şehirlerinden olan İspanya'nın Barselona şehrinde ve Palma de Mallorca'da mayoyla gezmek yasak. Bu yasağa uymayanlara 100-500 euro ceza kesildiği biliniyor. Bu kural gezginlerin dikkat ettiği kurallardan biri. İtalya'nın başkenti Roma'da veya Venedik, Milano, Floransa gibi diğer turistik şehirlerinde gezerken özellikle tarihi eserlerin çevresinde bir şeyler yerken dikkat edilmesi gerektiği ve yenilmemesinin bir kural olduğu biliniyor. Ayrıca İtalya'da özellikle kültürel miras olarak kabul edilen yerlerin ve yapıların yakınlarında yemek ve içmenin yasaklanmış olduğu vurgulanıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/avrupanin-en-iyi-noel-pazarlari", "text": "Öncelikle ilk paragrafta yazdığım şeyler sizi yanıltmasın. Noel ve yılbaşı birbirinden farklı şeyler ve farklı tarihlerde kutlanıyor. Noel, Hristiyanların İsa'nın doğum günü olan 25 Aralık tarihinde kutladığı bir bayram. 24 Aralık arifesinde başlayıp 26 Aralık'a kadar devam eden kutlamalar, tüketim toplumunun gelişmesi ile karşılıklı hediyelerin verildiği, Noel Baba figürlerinin etrafta kol gezdiği, Hristiyan olmayanlar tarafında da kutlanmaya başlayan bir bayram haline gelmiş durumda. Noel Pazarları, soğuk ve uzun kış gecelerini eğlenceli hale getirmek için kurulmaya başlanmış. İlk Noel Pazarı'nın 13. yüzyılda Viyana'da kurulduğu, sonra Almanya'da yaygınlaştığı söyleniyor. Bir süre sonra ekonomiye hareket gelmesi için tüm Avrupa'da \"kış pazarları\" kurulmaya başlanmış. Zamanla Noel'e yakın dönemde kurulan bu pazarların adı Noel Pazarı olarak değişmiş. İlk kez Noel Pazarı olarak geçen pazar ise Almanya'nın Dresden şehrinde kurulmuş. Her yıl tarihi değişmekle birlikle Noel Pazarları genellikle Kasım'ın son haftası kurulmaya başlar ve Ocak ayı başına kadar sabit kalır. Pazarlara ilgi arttıkça kalma süreleri de uzuyor haliyle. Aslında Aralık Pazarı olarak bilinen pazarlar Noel bayramı ile birlikte kaldırılırmış eskiden. Noel'de Avrupa'nın büyük meydanlarına kurulan pazarlarla sıkıcı Avrupa akşamlarına büyük bir hareket ve eğlence gelir. Türlü türlü hediyelik eşyalar, sıcak şarap, tatlılar, atıştırmalıklar derken tüm meydanlar kırmızıya bürünür. Kendi önerilerimi ve gezi yazarlarının önerilerini birleştirince Avrupa'nın en iyi Noel Pazarları, Avrupalıların tabiri ile Christmas Marketleri listesi ortaya çıktı. Siz de gittiğiniz ve beğendiğiniz Noel Pazarlarını yazının altına yorum olarak ekleyin, listeyi uzatalım. Bu listede sıraladığım şehirlerin hepsinde farklı zamanlarda bulundum. En eğlenceli pazarın Barselona Noel Pazarı olacağına kendi adıma garanti verebilirim. Barselona'da gezilecek yerler yazıma bir göz atmak isteyebilirsiniz. Viyana'nın ihtişamına Noel'in çok yakışacağına eminim. Viyana'ya bir Şubat ayında en soğuk zamanında gitmiştim. Meydanlarda kurulmuş buz patenleri çok hoşuma gitmişti, yıl 2015. Viyana'da herşey çok ihtişamlı ve gösterişli, eminim Noel Pazarları da öyle geçiyordur. İhtişamın ve Müziğin Başkenti Viyana yazım da ilginizi çekebilir. Adı Noel Pazarı olarak geçen ilk pazarın Dresden'de kurulduğunu söylemiştim, bu da şehri bu dönemde çok daha özel bir yer haline getiriyor. Dresden küçük bir şehir olmasına rağmen sanat ve tarih dolu. Noel zamanı görmek için sabırsızlanıyorum. Listedeki tek soru işaretim ise Prag, \"ciddi Çek halkı acaba Noel'i hakkıyla eğlenerek geçiriyor mudur?\" diye kendi kendime sormadan edemiyordum. 2018 yılı Kasım'ında Prag Noel Pazarları'nı görmek için oradaydık ve bu soru işaretlerime cevap aradım. Her meydana ayrı ayrı özenilmiş pazarlar ile bu dönemde mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında Prag. Prag Noel Pazarları yazıma mutlaka göz atın! En iyi sekiz şehirden üçünün Almanya'da olması beni şaşırtmıyor. İlk kez Almanya'ya gittiğimde ne kadar hareketli olduğunu görüp çok şaşırmıştım. Sokaklar renkli, insanlar eğlenmeyi seviyor, bira sabah saatlerinde içilmeye başlanıyor, sudan daha çok tüketiliyor. Avrupa'nın en iyi Noel pazarının Nürmberg olduğu söylenir. Paskalyada oradaydım, bu minik kalenin içinde çok renkli bir dünya vardı. Bir de Noel'de görmek güzel olurdu. Bir Kasım ayında Brüksel'de bulunmuştum ancak Noel Pazarları henüz yeni yeni kuruluyordu. Brüksel'in merkezindeki en ünlü meydanı olan Büyük Meydan Noel Pazarı için muhteşem bir yer, Avrupa gördüğüm en güzel meydanlardan biriydi. Strasburg'da Noel'i ve Noel pazarlarını deneyimleme şansım oldu, Strasburg kendi başına çok romantik bir şehir. Noel'i de yanına katınca etkileyiciliği bir kat daha artıyor. Noel her ne kadar bizim kültürümüzde kutlanmasa da kutlanan yerlere gidip bu eğlencenin tadına bakmaktan geri kalmamalı. Önemli olan mutluluğu paylaşmak, herhangi bir ayrım olmadan sadece insan olduğumuz için mutluluğu paylaşmak. Avrupa'nın ya da dünyanın neresinde olursanız olun, kültürünüzde yeni yıl nasıl karşılanırsa karşılansın, yeni yılı umutla ve sevgiyle karşılayın. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ayasofya-muzesi", "text": "Ayasofya, önce kilise sonra camii sonra da müze olarak yüzlerce yıldır İstanbul'un kültür varlıklarından biri olarak ayakta duruyor. Mimarisi, dini önemi, efsaneleri ile her dönemde önemini sürdürmüş bir değer Ayasofya. Ayasofya ne zaman yapıldı, kim yaptı, anlamı ne gibi Ayasofya Müzesi hakkında merak edilenler bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu'nun İstanbul'da inşa ettiği en büyük kilisedir. Mimari yapısı, tarihteki önemi ve efsaneleri ile bütün dünyanın ilgisini çeken bu ihtişamlı yapı pek çok kez inşa edilmiş ve revizyonlar geçirmiştir. - 360 yılında, İmparator Konstantios tarafından Megale Ekklesia olarak yapıldı. - 415 yılında, İmparator II. Theodosis'in yeniden inşa ettirdi ancak bu kilise halk ayaklanmaları ile yıkıldı. - Yapımına 532 yılında İmparator Justinianus tarafından başlandı. 1000 usta ve 10.000 işçinin çalıştığı inşaat beş yıl gibi bir sürdü, 537'de büyük bir törenle ibadete açıldı ve Hagia Sophia adı verildi. Fatih Sultan Mehmet'in 1453'te İstanbul'u fethi ile kilise camiye çevrildi. 16'ncı ve 17'nci yüzyıllarda, Ayasofya'nın içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenerek camii olarak kullanmaya daha uygun hale getirilmiştir. Ayasofya, Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile 1935 yılında müze olarak hizmet vermeye başlamıştır. Ayasofya yapıldığı dönemdeki en büyük kubbeye sahip bina idi. Bu nedenle mimari bir deha olarak değerlendirildi. Fil bacağı denen kalın 4 sütun üzerine yerleştirilen 55 metre yüksekteki devasa kubbenin çağı 30,31 metredir. Ayasofya'nın iç mekanı,100 x 70 metre ölçüsünde. Ayasofya içinde yer alan orijinal tavan mozaikleri, Osmanlı döneminde eklenmiş olan 8 adet yuvarlak hat levha, çiniler, mermer işçiliği gibi pek çok güzelliği görebileceğiniz çok kıymetli bir mimari eserdir. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sonra camiye çevrilen kilise, 1935 yılında Atatürk'ün talimatı ile müzeye çevrilmişti. O gün bugündür müze olarak hizmet vermeye devam ediyor. Müze, Türkiye'nin en çok ziyaret edilen ilk 3 müzesi arasında yer alıyor. Müze, yaz dönemimde 09:00-19:00 (Yaz Dönemi 01 Nisan-31 Ekim) saatleri arasında, kış döneminde 09:00-18:00 (Kış Dönemi 31 Ekim-01 Nisan) saatleri arasında açıktır. Yaz döneminde 7 gün açık olan müze, kış döneminde ise Pazartesi günleri kapalıdır. Bilet Satış Saatleri: Ayasofya bilet gişeleri, yaz dönemi 17:30, kış dönemi 16:00'a kadar açıktır. Zaten o saatten sonra girerseniz, gezmek için yeterli vaktiniz kalmayacağı için gezinizi bu saatlere bırakmamanızı öneririm. Ayasofya Müzesi giriş ücreti 2020 yılı için 100 TL olarak belirlenmiştir. Müzekart geçerli olduğu için kart alıp gitmek çok daha mantıklı. Müzekartınız yoksa Ayasofya girişinde satış noktası bulunuyor. Önerim bu bölgeyi gezecekseniz ilk iş buradan Müzekartınızı alıp geziye başlamanızı öneririm. Müzekart ile bu müzeyi bir yıl içinde ücretsiz olarak 2 kez ziyaret edebilirsiniz. Ayasofya nerede derseniz, Sultanahmet Meydanı'nda yer alıyor. Sultanahmet Camii ile karşılıklı olarak meydanı selamlıyorlar. Tam konumu için tıklayın. Aşağıda açık adres, telefon ve e-posta adresinin bulabilirsiniz. Ayasofya Müzesi'nde her daim kediler olur. Bir tanesi ise oldukça meşhur olan ise hafif şeyla olan Gili. Müzeye gelen yabancıların müze içinde \"burada bir kedi varmış, onu nerede bulabiliriz?\" diye sorduklarını bile gördüm. Gili'yi instagram'da takip edebilirsiniz: @hagiasophiacat. Gili dışında da pek çok kedi var ama Gili şaşı suratı ile aşırı sevimli olduğu için ekstra dikkatini çekiyor ziyaretçilerin. Ayasofya Müzesi'ni gezerken mutlaka ikinci kata çıkmanızı öneririm. İkinci kattan hem binanın ihtişamı daha net anlaşılıyor, hem de sizi bekleyen bir sürpriz var. Mermer korkuluk üzerinde, ilk bulunduğunda çatlak sanılan ancak daha sonra bir Viking komutanına ait olduğu anlaşılan Runik yazıları göreceksiniz. Eskiden bulmak için uğraşmak gerekiyordu, artık önünde bir tabelası var, o yüzden gözden kaçırmazsınız. Bu Runiklerin 9. yüzyılda Ayasofya'yı ziyaret eden saray muhafızı, bazı kaynaklarda Viking komutanı olarak geçiyor, Halvdan tarafından yazıldığı tespit edilmiş. Komutan çok etkilendiği Ayasofya'ya bir iz bırakmak istemiş ve \"Halvdan buradaydı\" yazdırmış. - Efsaneye bu ya, Doğu Roma İmparatoru Lustinianos, dayanılmaz bir baş ağrısı çekiyor ve ağrısını unutmak için kilisede dolaşmaya başlıyor. Dolaşırken başını bu sütuna yaslıyor ve hemen sonra ağrısının geçtiğini fark ediyor. Olay duyulunca halk sütunun şifa verdiğine inanmaya başlıyor. Sütunda yer alan oyuğa parmağınızı sokup 360 derece döndürdüğünüzde elinize gelen ıslaklığı hasta olan yere sürerek şifa bulacaklarına inanmışlar. - Bir başka efsaneye göre, delikteki ıslaklığın Hz. Meryem'in gözyaşları olduğuna inanılır. - Başka bir efsane ise, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettikten sonra ilk namazını kılmak için Ayasofya'ya gelir. Ancak Ayasofya'nın yönü Kabe'ye dönük olmadığı için namaza başlayamazlar. Ne tarafa doğru namaz kılacaklarına karar vermeye çalışırlarken Hızır Aleyhisselam gelip terleyen sütundaki deliğe parmağını sokup binayı Kabe'ye doğru döndürmeye çalışır. Ancak biri tarafından görülünce çeviremeden ortadan kaybolur. Bu efsanenin günümüze yansıması olarak deliğe başparmağınızı sokup tam tur attığınızda parmağınız ıslanıyorsa dileklerinizin gerçek olduğuna inanılıyor. Siz efsanelerin istediğiniz birine veya hiçbirine inanmakta serbestsiniz. İnanın veya inanmayın, delikte başparmağınıza bir tur attırmak eğlenceli oluyor. Ayasofya'yı gezmek için eğer ön araştırma yapmak için vaktiniz yoksa rehberli bir tura katılmanızı öneririm, ki genelde pek tur önermem biliyorsunuz. Ayasofya derin tarihi ile pek çok gizemi barındırdığından kuru kuru gezmek yerine önemli noktalarını öğrenerek gezmek faydalı olacaktır. Müze hakkında bilmeniz gereken bir diğer önemli konu ise içeride veya dışarıda sürekli restorasyon çalışmasının olması. Müzeye her gittiğimde mutlaka bir köşesinde iskele kurulu oluyor. Bunun nedeni bir tarafa bakım yapılırken diğer taraflarının eskimeye devam etmesi imiş. Ayasofya Müzesi'ni geziyorsanız sadece iç mekanı değil bina dışında yer alan binaları da görmenizi öneririm: Sultan II. Selim, Sultan III. Murad, Sultan III. Mehmed ile Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim türbeleri, Şehzadeler Türbesi. Ayrıca Ayasofya'nın ikisini Mimar Sinan'ın yaptığı dört minaresi, Sıbyan Mektebi şadırvanı, muvakkithanesi, sebilleri, payandaları, hazine binası ve imarethanesi, kütüphanesi Ayasofya'yı Ayasofya yapan özellikleri. Ayasofya ile ilgili merak ettiğiniz başka noktalar varsa yorumlara yazabilirsiniz. İstanbul'da gezilecek yerler konusunda ilham almak için yazıma göz atın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ayfer-onur-seyahatnamesi-roportaji", "text": "Gezgin Röportajlarında bu haftanın konukları Ayfer ve Onur! Seyahat blogu yazmaya başladıktan sonra benim gibi pek çok blog yazarı ile yollarımız kesişti, çoğu ile arkadaş hatta dost olduk. Ayfer ve Onur çifti de bu süreçte yollarımızın kesiştiği ve beraber vakit geçirmekten çok keyif aldığım dünya tatlısı bir çift. Çoğunlukla motosikletleriyle, zaman zaman ise sırt çantaları ile yaptıkları seyahatlerini Ayfer Onur Seyahatnamesi adlı bloglarında paylaşıyorlar. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Ayfer ve Onur'u biraz tanıyalım. Her ikimiz de seyahat etmekten çok büyük keyif alıyoruz. 20 yıldır birlikte dünyanın farklı coğrafyalarına seyahat ettik, bazılarında yaşadık ve yaşarken gezdik. Gezimizi bitirdikten sonra, Onur iş hayatına geri dönüş yaptı. Atina İstanbul arası sık seyahatli, yumuşak bir geçiş oldu. Yunanistan'da günlerimizi mümkün olduğunca en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz ve bol gezili geçiyor. Mesleklerimizi merak edenlere not düşelim; Ayfer istatistikçi, Onur ise mühendis. Keşfetme duygusu! Farklı kültürleri tanıma, yeni dostluklar kurma, dünyanın güzelliklerini görme merakı her an içimizi kıpır kıpır ediyor ve yollara düşme isteği uyandırıyor. Biraz da macera yanı çekiyor galiba, sınırlarımızı zorlamak hoşumuza gidiyor. Yolda olmaktan her şekilde büyük keyif alıyoruz, ama sanki motosiklet ile gezerken kendimizi daha özgür hissediyoruz. Yol ile bütünleşip bir parçası oluyoruz. Doğanın içinde yol almak ve bunu 5 duyumuzla hissetmek ise ayrı bir keyif veriyor. Planlama süreci hem uzun hem de kısa sürdü diyebiliriz. Beyaz yakalı çalışanlar olarak yıllardır izinlerimizde fırsat buldukça yeni yerler görmeye, keşfetmeye ayırıyoruz. 2001 yılından beri de Türkiye dışında yaşadığımız için izinlerimizin çoğunu ailelerimizle geçirmeye çalıştık. İstediğimiz gibi dünyayı görmeye daha fazla vakit ayırmamız zor oluyordu. Sınırlı izin günlerinin verdiği esnek olmayan hızlı geziler ise hem yorucu hem de istediğimiz kadar doyurucu gelmemeye başladı. 2009 yılında, Güney Amerika'ya yaptığımız gezimiz esnasında kendimize daha fazla vakit ayırarak uzun süreli bir gezi yapma düşüncesi olgunlaştı. Her ikimizde de bu yönde yeşeren düşünce dünya seyahati yapalım diyerek gelişti. 2013 yılından sonra motosiklet ile yaptığımız gezilerden aldığımız keyif karşısında bu planımıza motosikleti de dahil ettik. ABD'de yaşadığımız için Kuzey, Orta ve Güney Amerika'dan başlayıp daha da fazlasını umut ettiğimiz bir macera fikri oluştu. Bu sırada benzer rotayı yapan veya yapacakları da izlemeye aldık. Çeşitli gruplara üye olarak bilgiler topladık. İş ile ilgili şartların uygun duruma gelmesi ve sağlık ile ilgili bir sorunumuzun olmaması bizi daha fazla gecikmeden bu planı devreye almaya itti. 2015 yılının ortalarında verdiğimiz karar ile 2016 Temmuz ayında yola çıkmayı hedefleyip planladığımız tarihten 1 hafta sonra yola çıktık. Gezi öncesinde; sağlık, aşılar, sigortalar, ev eşyaları, araba satışı, seyahat için gerekli malzemeleri temin etme, banka hesaplarını ayarlama, motosikletin eksiklerini giderip bakımını yaptırma, gezi esnasında düşündüğümüz sosyal yardım projesi ve Onur'un iş yerinden ayrılması gibi birçok konuyu organize etmemiz gerekti. Bloğumuzda bu gezi için yaptığımız bütün hazırlık aşamaları ile ilgili \"Hazırlıklar\" diye bir bölüm var, orada uzun uzun anlattık. Daha detaylı bilgi sahibi olmak isteyen arkadaşlara bu yazıları okumalarını tavsiye ederiz. Sevil, bu soruyu cevaplamak zor olacak. Her yerin kendine has bir dokusu var, geçtiğimiz her ülke bize bir şekilde dokunmayı başarıp hafızalarımızda güzel izler bıraktılar. İnsanları, doğası, kültürü ile Meksika, Guatemala, Nikaragua, Peru, Kolombiya, Ekvador, Brezilya, Alaska, Avrupa'da İrlanda beklentimizin çok daha fazlasını sundu. Bugüne kadar seyahatlerinizde başınıza gelen en ilginç olay neydi? Eminim çok vardır, belki birkaç hikaye anlatırsınız bize. İkinci kişi ise; Kuzey Carolina'da yaşayan ve bizimle aynı rotayı yapan Ken. Onur, motor bloglarında kendisi ile tanışmış ve gezinin bir bölümünde bir şekilde denk geleceğimizi tahmin ediyorduk. Ken, bazı aksilikler yüzünden gezisine bizden biraz geç başlamak zorunda kaldı. Maalesef aksilikler yol boyunca da peşini bırakmamış. Dawson şehrine geldiğimizde Watson Lake'de olduğunu ve iç lastiğe ihtiyacı olduğunu öğrendik. Olduğu bölgede istediği iç lastik bulunmadığından, Whitehorse şehrinde bulunan bir motor mağazasından sipariş vermiş ve onun için uğrayıp alıp alamayacağımızı sordu. Tabii ki neden olmasın, Watson Lake zaten dönüş yolumuzda bir gece de orada kalırız hem de Ken'e yardımımız dokunur diye hiç tereddüt etmeden kabul ettik. Bu arada Ken ile iletişimimizin sadece yazışarak olduğunu belirtelim, hiç telefonda konuşmamıştık. Karşılaştığımızda ikinci sürpriz de Ken oldu. 10 gün içinde ikinci sağır motorcu ile tanışmış ve ufkumuzu açan yeni dostlar edinmiştik. Her ikisini de yürekten takdir ediyor ve sorunsuz geziler diliyoruz. Gezimizin bir diğer güzel sürprizi de Türkiye'den çıkmış en uzun süreli bisikletle yolda olan Gürkan Genç ile tanışmamız ve onunla itfaiyede kalışımız oldu. Şili'nin Temuco şehrine yaklaştığını öğrenince biz de sırf onu görmek için rotamızı biraz değiştirip Temuco şehrine çevirdik. Gürkan ile haberleşmek için durduğumuz benzin istasyonunun önünden birkaç dakika sonra Gürkan'ın geçmesi güzel denk geldi. Biraz ayak üstü sohbetten sonra \"nerede kalacağız\" dedik, kamp yapacak yer yakında yok. O zaman itfaiyede şansımızı deneyelim diye Gürkan fikir attı. Orta ve Güney Amerika'da özellikle bisikletli gezginleri itfaiyelerin lojmanlarında veya bahçelerinde yer olması halinde ağırladıklarını biliyorduk ama motosikletli gezginlere konaklama konusunda her yerde yardımcı olmuyorlar. Takıldık Gürkan'ın peşine, şansımıza yer yoktu . Ayrıca diğer binalarından izin almak gerektiğini söylediler. Aslında gittiğimiz itfaiyedeki görevli ekip o kadar sıcak karşılayıp kalmamızı istediler ki izin konusunda yapacakları bir şey yoktu. Gürkan bu konuda biraz ısrarcı davranıp merkezden izni kopardı. O arada diğer taraftaki ekip kendi odalarını boşaltıp bize yer ayarlamışlar. Akşam yemeği ve Gürkan'ın doyamadığımız keyifli sohbeti sonrası \"hadi artık yatalım\" dediğimiz sırada itfaiyenin sinyalleri çalmaz mı. Ekipten biri geldi hadi aşağıya diye, biz bu arada ne oluyor anlamadık. Bir yerde yangın mı çıktı derken meğerse itfaiye ekibine kabul edilen yeni elemanlara hoş geldin kutlaması varmış. Tabii sulu birazcık 😊 gecenin bir vakti hava iyice serinlemiş ve yeni elemanlar itfaiye hortumları ile ıslatılarak ekibe kabul edildi. Yeni itfaiyecilere hoş geldin deyip biz de uykuya çekildik. Hem Gürkan ile çok keyifli bir akşam geçirdik hem de hayatımızdaki ilk itfaiyede kalış deneyimimizi yaşadık. Bizi misafir eden Temuco itfaiyesindeki ekibe de çok teşekkürler. Bambaşka ve güzel bir deneyim oldu. Ön yargılarından ve korkularından sıyrılıp ilk adımlarını atmalarını tavsiye ederiz. Gezdikçe özgürleşecekler... Eğer uzun süreli bir geziye çıkmayı düşünüyorlarsa; neden yola çıkmak istediklerini tartıp kafalarında birkaç plan yapmayı unutmasınlar. Yolda her şey istediğiniz gibi olmayacak. Yol şartları bazen zorlayacak, bazen umduğunuzdan kolay geçecek. Kendimizden örnek verecek olursak; ilk defa uzun süreli bir motosiklet gezisine çıkacaktık ve yolun bize neler getireceğini tahmin edemiyorduk. Ya motosikletle yolda olmaktan düşündüğümüz gibi keyif almazsak ya da motosiklette giderilemeyen bir sorun olursa ne yapacaktık? Sağlık sorunu olmadığı sürece gezimizden vazgeçmeye niyetimiz yoktu. O yüzden sırt çantası ile yola devam ederiz diye B planımızı baştan belirlemiştik. Her zaman birkaç plan iyidir. Motosikletli gezginlere tavsiyemiz; doğa ile daha fazla içiçe olmaları ve motosikletiniz küçük büyük demeden yanınıza kamp malzemelerinizi alarak kendilerini doğaya bırakmaları. Eminiz bir süre sonra çok daha uzun gezileri planlıyor olacaksınız. Bizi en iyi motive eden Paulo Coelho'nun iki sözü umarız sizi de motive eder 😊. Bu soruya bizim de klasik cevabımız; ikisini birlikte yapan en iyi bilir 😊. Önce okuyup sonra okuduklarınızı yerinde gözlemlemek ve kendi deneyimlerinizi de katarak paylaşmak daha da faydalı olmaz mı? Okuyalım, gezelim, görelim ve paylaşalım! Ayfer ve Onur'a samimi cevapları, cesaretleri ve dostlukları için tekrar teşekkür ederim. Onları takip etmek isterseniz aşağıdaki hesaplarını takibe alabilirsiniz. - www. ayferonurseyahatnamesi. com - www. facebook. com/ayferonurseyahatnamesi - www. instagram. com/ayferonurseyahatnamesi - www. youtube. com/channel/ayferonurseyahatnamesi Bu röportajdan keyif aldıysanız diğer gezgin röportajları sayfalarına da bir göz atın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ayvalik-macaron-konagi-butik-oteli", "text": "Blogumu sürekli takip edenler bilir, hafta sonu kaçamaklarını çok severim. Yine aylar öncesinden Turna. com üzerinden Edremit'e kampanyalı ucuz uçak bileti almıştım. Hedefim Kuzey Ege'de güzel bir hafta sonu geçirmekti. Uzun zamandır sosyal medya üzerinden tanışıklığımız olan Ayvalık'taki Macaron Konağı işletmecisi sevgili Serap Tuncay'a \"biz geliyoruz\" deyince, o da \"misafirimiz olun\" dedi sağolsun. Gitmeden önce \"Macaron\" adının şu Fransız kurabiyesinden geldiğini zannettiğim için kendi cehaletimden utanmadım desem yalan olur. Dil alışkanlığı ile makaron diye okuyordum zaten. Ama Macaron aslında konağın bulunduğu mahallenin eski adı imiş. Rumca Marjoram kelimesinden gelen Macaron'un Türkçesi kekikgillerden bir bitki olan mercanköşk imiş. Macaron Konağı bu mahallenin eski ve en büyük konaklarından biri imiş. Serap ve Yavuz Tuncay çifti, Ayvalık'a yerleşmeye karar vermişler, bu eski konağı restore ederek Ayvalık'ı ziyaret etmek isteyenlere çok keyifli bir konaklama fırsatı sağlamışlar. Konak aslına uygun olarak restore edilmiş 9 odalı, kocaman bahçeli, zevkle döşenmiş bir yuva. Yani siz kendinizi orada yuvanızda gibi hissediyorsunuz. 5 yıl önce açılmış Macaron Konağı, keyifli bir ortamda konaklamak isteyenler, Ayvalık ve çevresiyle ilgili tatlı bir sohbet arayanlar, buraların tarihini de merak edenler için doğru adres. Ayvalık'a ulaşmak için Edremit Havalimanı'na inmiştik. Edremit Koca Seyit Havaalanı'ndan Ayvalık'a ücretsiz servisle 40 dakika gibi bir sürede geldik. Ayvalık'ta herkesin Tansaş diye bildiği şimdinin Migros'unun önünde servisten indik. Macaron Konağı Migros'a sadece birkaç dakika yürüme mesafesinde. Zaten her sokak köşesinde de tabelası var, dolayısıyla elimizle koymuş gibi bulduk bu güzel butik oteli. Ayvalık'a bizim gibi uçarak değil de kendi aracınızla veya otobüsle geliyorsanız da tarif değişmiyor. Ayvalık merkeze 100 metre mesafedeki Macaron Konağı'nı kime sorsanız gösterirler. Migros'un iki arka paraleli gibi düşünebilirsiniz. - Hayrettin Paşa Mah. 13 Nisan Cad. 18. Sok. No:54, Ayvalık/Balıkesir - +90 266 312 77 41 veya +90 530 110 22 41 Macaron Otel'in Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Macaron'un kahvaltısına özellikle değinmek istiyorum. Malum boğazına düşkünüm, kahvaltı en sevdiğim öğün... Hal böyle olunca cumartesi sabahı kurt gibi acıkmış olarak uyandım. Macaron'un bahçesine inince beni Cookie karşıladı ama benim gözler kahvaltıda tabii. Ayvalıktaysanız, çeşit çeşit peynir ve zeytin bulmayı beklersiniz. Bu beklentiniz ziyadesiyle karşılanıyor. Onun yanında ev yapımı reçeller, bizim İstanbul'da arasak da bulamadığımız tazecik domatesler, salatalık, biber, maydanoz illaki menüde var. Bunların yanında fırından henüz çıkmış börekler, gözlemeler, tartlar, kekler derken kendimi kaybetmişim. Pek çok otelde bile iyisini bulmakta zorlanacağınız filtre kahve ise beni tavlayan bir diğer noktası oldu kahvaltının... Yoksa yanındaki elmalı tarttan mıydı, emin değilim. Macaron Otel'de sadece kahvaltı için gelebiliyorsunuz ama önceden rezervasyon yaptırmanız lazım. Onun için, yukarıda telefon numaralarını vermiştim. Bahçe neden bu kadar önemli ki dediğinizi duyar gibiyim. Ben sokak insanıyım, gittiğim yerlerde kaldığım yerlerde dışarıda vakit geçirmeyi seviyorum. Eğer bunu sağlıyorsa daha çok seviyorum. Dahası bahçede çay, kahve içmek için de gelebilirsiniz buraya. Benim gibi eski konaklar, taş evler, tarih kokan yerleri seviyorsanız Macaron Konağını da seversiniz. - Web adresi : www. macaronotel. com - Instagram: @macaronotel Ayvalık'a uçak, otobüs veya özel aracınızla ulaşabilirsiniz. Eğer Ayvalık'a otobüs ile geliyorsanız, Ayvalık otogardan şehir merkezine ulaşım taksi, dolmuş veya otobüs ile sağlanıyor. Migros'un önünden geçen minibüslere binerek Macaron Konağı'na kolayca ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ayvalik-ta-gezilecek-yerler", "text": "Kuzey Ege'de en sevdiğim şehirlerden biri Ayvalık. Tarihi dokusu, güzel yemekleri, hiç bitmeyen hareketi, güzel denizi, muhteşem manzaraları ile Ayvalık her gittiğimde beni mutlu eden yerlerden. Ayvalık denince ilk akla gelen yerler Cunda ve Şeytan Sofrası olsa da benim favorim eski Ayvalık sokakları ve Macaron Mahallesi. Ayvalık'ın tarihçesinden Ayvalık'ta gezilecek yerler listesine, Ayvalık'ta yeme-içme önerilerinden Ayvalık'ta konaklama seçeneklerine kadar Ayvalık ile ilgili merak ettiğiniz herşey Ayvalık gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Ayvalık, Antik Çağ'da bir tür yabani ayva anlamına gelen Kidonia adı ile anılıyordu. Ayvalık'a gelen ilk yerleşimcilerin Midilli veya Girit'ten buraya geldikleri tahmin ediliyor. Yunan Adaları'ndan gelen bu yerleşimciler, Edremit Körfezi'ndeki adalarda koloniler kurmuşlar. Ayvalık'ın tarihçesi deyince, sadece Ayvalık ilçe merkezine değil, önünde bulunan 22 adası ile birlikte bakmamız gerekiyor. Ayvalık'ın önünde yer alan adalar grubuna şu an Ayvalık Adaları diyoruz, Antik Çağ'da ise \"Hekatonnesoi\" denilmekteydi. Hekatonnesoi ismi, 22 adanın en büyüğü olan Nesos Antik Kenti'nin baş tanrısı olan ve Hekatos olarak da anılan Apollon'dan geliyor. Ayvalık ve çevresi M. Ö. 330-30 yılları arasında Makedonyalıların, M. Ö. 30 M. S. 395 arası Romalıların, M. S. 395 1453 arasında Doğu Roma İmparatorluğunun hakimiyetinde kalmış. Osmanlı Dönemi'ne geldiğimizde; Osmanlı İmparatorluğu, Alibey Adası'nda bir deniz üssü kurunca Doğu Roma İmparatorluğu da Ayvalık ve çevresine Rumları yerleştirerek, Rum nüfusunu artırmış. Bölge bir dönem gayrı müslimlerin yaşadığı özerk bir bölge olarak kalmış taa ki 1821'deki Yunan ayaklanmasına kadar. Ayaklanma bastırıldıktan sonra 1840'te Ayvalık Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanmış. Kurtuluş Savaşı dönemine geldiğimizde ise İzmir ile birlikte Cunda ve Ayvalık 29 Mayıs 1919'da Yunan ordusu tarafından işgal edilmişti. 172. Alay Komutanı Kaymakam Ali Bey İstanbul hükümetinin kararını dinlemeyerek işgale karşı koymuş ve Askeri İlk Kurtuluş mücadelesi burada başlamıştır. Cunda Adası'na Ali Bey adı verilmesinin nedeni budur. Büyük Taarruz'un ardından 1922 yılında askeri birliklerin Ayvalık'a girmesi ile birlikte Yunanistan'ın işgalinden bölge tamamen kurtulmuştur. Büyük Taarruz'un geçtiği yerler olan Başkomutan Tarihi Milli Parkı yazıma da mutlaka göz atın. Tarih boyunca farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan Ayvalık, 2017'den beri UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alıyor. Umarım en kısa zamanda kalıcı listede yer almaya başlar. Türkiye'den Unesco Dünya Kültür Mirası Listesindeki Yerler yazım da ilginizi çekebilir. Ayvalık' tarihçesini kısaca öğrendikten sonra gelelim Ayvalık'ya gezilecek yerler listemize. Ayvalık, Kuzey Ege'nin en turistik şehirlerinden biri olmasına rağmen Cunda ve Şeytan Sofrası ile Sarmısaklı Plajı dışındaki yerleri pek bilinmez. Size Ayvalık'ta görmeye değer bilinen, bilinmeyen neresi varsa anlatacağım. Ben Ayvalık'ı severim, her gittiğimde ara sokaklarında dolaşır, sokak arasındaki kafelerinde çay/kahve içer, aylaklık etmenin tadını çıkarırım. Özellikle sabah erken saatlerde sakinken gezmeyi çok severim. Ancak bu yazıyı yazarken fark ettim ki gidişlerim hiç içerik üretme odaklı olmamış. O yüzden pek çok yerin fotoğrafı yok. Olsun, gittikçe eksikleri tamamlarım. Ayvalık'ta gezilecek yerler listesinde bulunan yerlerin konumlarını yazının devamındaki gezi haritası üzerinde görebileceksiniz. Böylece Ayvalık gezisi planlamak son derece kolay olacak. Yazıda yer alan ziyaret saatleri ve giriş ücreti gibi bilgilerin döneme ve yıla göre değişeceğini de dikkate alarak bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Özellikle Türkiye'de müze ve ören yeri giriş ücretleri ve yeme-içme maliyetleri her yıl arttığından okuyucularımı yanlış yönlendirmek istemem. Ayvalık'ta gezilecek yerler listemize Ayvalık merkezden gezmeye başlayıp yakın yerlerde gezilecek yerler ile listemize devam edeceğiz. Ayvalık Limanı'nı arkanıza alıp yukarıya doğru baktığınızda çam ağaçları ile kaplı tepede bir kule görecekseniz. Bu tepe Cennet Tepesi veya İlk Kurşun Tepesi adıyla anılıyor. Kurtuluş Savaşı'nda Ali Bey tarafından düşmana atılan kurşun anısına tepeye bu ad verilmiş. Korunun içinde bir de kule bulunuyor. Ayvalık Adaları'nın güzel manzarasını izlemek için burayı ziyaret edebilirsiniz. Yorgola Hanı olarak bilinen bina, Rum asıllı Yorgola isimli bir iş adamı tarafından yaptırılmış. Bir dönem hastane, bir dönem de vergi dairesi olarak kullanılan bina, yakın zamanda restore edilerek 2020 yılından bu yana Ayvalık Belediyesi tarafından kullanılmaya başlamış. Ayvalık Limanı ile çarşısı arasında, ana cadde üzerinde bulunan bina Yorgola'nın Ayvalık'tan demiryolu geçeceğine dair bir öngörüsüne istinaden inşa edilmiş ama yol hiç yapılmamış. Ayvalık'ta cami olarak inşa edilmiş nadir yapılardan biri Hamidiye Camii. Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılan camii kırmızı kesme taştan yapılmıştır. Yorgola Han'dan tepeye doğru kısa bir yürüyüş ile camiye ulaşabilirsiniz. Ayvalık merkezinde bulunan Portaitissa Kilisesi yükseklik ve kapladığı alan itibariyle Ayvalık'ın en küçük kilisesi olma özelliği taşıyormuş. Ancak ben kiliseyi bulamadım, bulur da giderseniz yorumlara konumunu paylaşırsanız çok sevinirim. Taksiyarhis Kilisesi, Ayvalık'ın ilk kilisesi. 15. yüzyılda küçük bir kilise olarak inşa edilmiş, 18. yüzyılda büyütülmüş ve 19. yüzyılda bugünkü görüntüsüne kavuşmasını sağlayan eklemeler yapılmış. 16 ve 17. yüzyılda Ayvalık bu kilise çevresinde büyümüş, gelişmiş. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra bir süre tekel deposu olarak kullanılmış olan yapı, restore edilerek 2013 yılında müze statüsünde ziyarete açılmış. Cunda ve Midilli'de de birer Taksiyarhis Kilise olduğunu belirteyim. Kilisenin adı Baş Melek Mikail'e ithaf edildiğini gösteriyor bize. Müze, Pazartesi günleri hariç her gün 09:00-19:00 saatleri arasında ziyarete açık. Müze Ayvalık merkeze çok yakın, aşağıdaki haritada tam konumunu görebilirsiniz. Giriş ücreti 20 TL, Müzekart ile ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Ayvalık merkezde yer alan Saatli Camii, önceki adıyla Ayos Yannis Kilisesi, 19. yüzyılda Rumlar tarafından inşa edilmiş olan bir kilise. II. Abdulhamit döneminde ihtiyaç doğrultusunda camiye dönüştürülmüş olan kilisenin çan kulesi saat kulesine çevrilmiş ve adını da buradan almış. Camii içinde kilise döneminden kalan ikonalar boyanarak kapatılmış olmasına rağmen mimarisindeki detaylardan eski bir kilise olduğu çok belli. 19. yüzyıldan kalma eski bir Rum Ortodoks Kilisesi olan Çınarlı Camii, Ayvalık'ta kiliseden camiyi çevrilen yapılardan bir diğeri. Caminin arka bölümünde bulunan ulu bir çınardan adını alan caminin sonradan eklenen minaresine rağmen mimari olarak kilise olduğu her detayından belli oluyor. Pembeye çalan dış cephesi ile Ayvalık'ın en ihtişamlı yapılarından biri Çınarlı Camii. Ayvalık'ın en eski kiliselerinden biri olan Kato Panaya Kilisesi 1850 yılında inşa edilmiş. Kilise, Cumhuriyet Dönemi'nde camiye dönüştürülerek bulunduğu mahalle ile aynı adı taşıyan Hayrettin Paşa Cami olarak ibadete açılmış. Yapı kilise olarak kullanıldığı dönemde bahçe içerisinde kilise papaz evleri ve iki eğitim binası varmış. Eğitim binaları bugün ilkokul olarak kullanılıyor. Kilise camiye çevrilirken duvarlarda bulunan ikonalar sıva ve boya ile kapatılmış. 1845 yılında inşa edilen Aya Triada Kilisesi, Ayvalık'taki Rum Ortodoks Kiliseleri arasında yer alıyor. Mübadeleden sonra camii ve tütün deposu olarak kullanılmış olan kilise binası şu an kaderine terk edilmiş bir halde. 2020 yılında çıkan haberlere bakarsak restorasyon kararı alınmış ve müzeye dönüştürülecekmiş ancak şu an herhangi bir çalışma yok. Umarım en kısa zamanda restorasyon çalışmalarına başlanır. Ayvalık'ın en önemli dini yapılarından biri Panagia Phaneromeni Ayazması yani bugünkü adı ile Ayvalık Ayazması. Panagia, Ortodoksların Meryem Ana'ya verdiği isimdir. Yani ayazma Meryem Ana'ya adanmış. Ayazma, genellikle Ortodoks Kiliseleri'nin altında veya yanında bağımsız ya da müstakil olarak bulunan, şifalı bir su akan ve hastalıklara şifa dağıttığına, isteklerin gerçekleşmesine yardımcı olacağına inanılan yapılara verilen addır. Anlamı kutsal yerdir. Ayvalık Ayazması bir dönem zeytinyağı fabrikası olarak kullanılmış, 2016 yılında başlayan restorasyon sonrasında müze olarak ziyarete açılmış. Müze statüsündeki yapı Pazartesi günleri dışında her gün 10:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Bana \"Ayvalık'ta en sevdiğin yer neresi diye?\"sorarsanız cevabım kesinlikle \"Macaron Mahallesi\". Eski Rum Evleri, arnavut kaldırımlı sokaklar, lezzetli yemekler bulabileceğiniz kafe ve restoranlar, tasarım mağazaları, antika dükkanları, geleneksel terzi ve berber dükkanları ile bütün gün dolaşmaktan vakit geçirmekten keyif aldığım bir yer Macaron Mahallesi. Sabah saatlerinde sakin akşam saatlerinde ise oldukça kalabalık olan mahallenin her hali güzel. Makaron değil, Macaron olduğunun da altını çizeyim. Macaron, mercanköşk bitksinin Rumca adı. Evlerde çok yetiştirildiği için mahalle de ismini bu bitkiden almış. Macaron Mahallesi'ne giderseniz; Şeytanın Kahvesi, Macaron Muhallebisi, Macaron Fırını ve Artizan Bakkal'a mutlaka uğrayın. Ben konaklamak için de hep bu bölgeyi tercih ediyorum. Favori otelim Macaron Konağı. Ayvalık'ın canlı, hareketli noktalarından biri de şüphesiz Ayvalık Çarşısı. Günün her saati hareketin eksik olmadığı çarşıda yöresel süt ve zeytin ürünleri alabileceğiniz pek çok dükkanın yanı sıra giyim, yeme-içme, ne arasanız var. Bir de tatlıcıları var ki eyvah eyvah! Çarşının en popüler tatlıcıları İmren ve Güler, ben İmrenciyim! Ayvalık herşeyden önce bir sahil kasabası. Sahil boyunca yürümek, sahildeki çay bahçelerine oturup birşeyler yiyip içmek buranın en popüler aktivitesi. Ayvalık sahili boyunca yan yana pek çok kafeterya, yolun karşısında ise restoran ve alışveriş için mağazalar bulunuyor. Özellikle akşam saatlerinde volta atıp Ayvalık'ın meşhur esintisinden faydalanabilirsiniz. Kuzey Ege'de tatil denince çoğunlukla akla ilk gelen yerlerin başında Ayvalık değil de Cunda geliyor. Eski Rum Evleri'nin süslediği sokakları, Taş Kahvesi, yeldeğirmenleri, Selim ve Necdet Kent Kitaplığı, rengarenk hediyelik eşya dükkanları, birbirinden güzel deniz ürünleri ve mezeler yapan meyhaneleri, kafeleri, muhteşem manzarası ve pırıl pırıl denizi ile Cunda bu ünü hak ediyor. Benim favorim daha mütevazi olan Ayvalık olsa da Cunda da sık sık yolumun düştüğü yerlerden. Yaz aylarında sokaklarında yürünemeyecek kadar kalabalık olabildiği için rezervasyonunuz olmadan restoranlarda veya otellerde yer bulmak oldukça zor. Bu nedenle ben Cunda'ya Ekim gibi sezonun bittiği dönemlerde gitmeyi tercih ediyorum. Cunda'nın bir diğer adı da tarihçe bölümünde anlattığım düşmana ilk atılan kurşunu sıkan Ali Çetinkaya anısına Ali Bey Adası. Cunda aslında ana karadan bağımsız bir ada, ancak ana karaya yakın olunca bir köprü ile bağlanmış. Bu köprüye Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü deniyor. Ayvalık merkeze 10 km mesafede Küçükköy yakınında bulunan Şeytan Sofrası, Ayvalık Adaları'nı geniş bir perspektifte izleyebileceğiniz bir manzara noktası. Özellikle gün batımında karşı adaların muhteşem manzarasını izlemek için yerli ve yabancı turistler buraya akın ediyor. O saatlerde inanılmaz bir kalabalık ile karşılaşacağınızı hatırlatmak isterim. Burada bir restoran işletmesi bulunuyor, birşeyler yiyip içebilirsiniz. Rivayete göre Osmanlı'nın ilk dönemlerinde Ayvalık ve çevresinde yaşayan Rumlar ve Türkler arasında ciddi bir kıtlık baş göstermiş. İnsanlar açlıkla başa çıkmaya çalışırken papazlar, hocalar bir araya gelip çözüm bulmaya çalışıyorlarmış. Sonunda kıtlığa sebep olan kişinin dağda yaşayan Panelope adında biri olduğuna kanaat getirmişler, çünkü bu isim şeytanın isimlerinden biri imiş. İnsanlardan uzakta yaşayan Panelope hakkında konuşulanları bir çobandan öğrenmiş. Hemen hazırlıklarına başlamış ve devasa bir sofra hazırlamış, sofrada kuş sütü bile varmış. Panelope'yi cezalandırmaya gelen halk, bu sofrayı görünce, uzun zamandır aç olmalarının da etkisi ile yemeklere hücum etmiş. Herkes sofrada oyalanırken Panelope kaçıp hayatını kurtarmış. O günden sonra buraya Şeytan Sofrası denmeye başlanmış. Bitti mi bitmedi! Şeytan Sofrası'nın olduğu yerde bir de ayak izi var. Bu ayak izinin şeytana ait olduğu söyleniyor. herkes o ayak izine bozuk para atıp dilek tutuyor, yetmiyor hemen yanındaki bir demire de bez bağlayarak dilek diliyorlar. Şeytan Sofrası'nın kuzeyinde İda Dağları bulunuyor. İda; Zeus'un Truva Savaşları'nı seyrettiği, karısı Hera'yı baştan çıkardığı ve Hera, Afrodit ve Atena arasındaki güzellik yarışmasının yapıldığı yer. Ayrıca, cennete giden kapının da burada olduğuna inanılıyor. Zeus, şeytanı kovma görevini ay tanrıçası Selene'ye verir. Cennetten kovulan şeytan bir ayağını buraya, diğer ayağını Midilli adasına basarak kaçar. İşte bu ayak izinin o ayak izi olduğuna inanılıyor. Kuzey Ege'nin birbirinden güzel köyleri arasına yeni giren bir yer var. Ayvalık'a 5 km mesafede bulunan Küçükköy eski bir Rum Köyü. Yakın zamana kadar kaderine terk edilmiş bir köy iken büyük şehirden gelen bir grup entellektüelin köyü keşfetmesi ile Küçükköy'ün kaderi değişiyor. Akıllı köy konsepti ile şekillendirilen köyde Küçükköy Kent Müzesi, Artura sanat galerisi, Küçükköy Kültür Merkezi görülecek yerler arasında. Ayvalık'a gelmişken, Ayvalık Limanı'ndan hızlı feribot ile 45 dk, arabalı feribot ile 1,5 saatte geçebileceğiniz Midilli Adası'nı ziyaret edebilirsiniz. Midilli'de ne yapacağız derseniz, Midilli gezi rehberi yazıma göz atın. Sizin Ayvalık'ta favori yerleriniz nereler, yorumlara yazmayı unutmayın! Ayvalık'ta gezilecek yerler listesi özet olarak aşağıda yer alıyor. - Ayvalık Kalesi - Cennet Tepesi - Eski Vergi Dairesi - Hamidiye Camii - Taksiyarhis Müzesi - Eski Karakol Binası - Saatli Camii - Çınarlı Camii - Hayrettin Paşa Camii - Ayvalık Ayazması - Macaron Mahallesi - Ayvalık Çarşısı - Cunda Alibey Adası - Şeytan Sofrası - Küçükköy - Gömeç Atatürk Kayaları - Midilli Adası Ayvavlık'ta gezilecek yerler, Ayvalık'ta yeme-içme noktaları, konaklama ve ulaşım seçenekleri gibi Ayvalık seyahati için ihtiyacınız olacak bütün bilgiler aşağıdaki haritada yer alıyor. Haritaya tıklayarak yakınlaştırabilirsiniz. Ayvalık denince aklıma gelen iki içecek var; birincisi koruk soyu, ikincisi karadut suyu. Koruk suyu ve karadut suyu bulabileceğiniz, adaçayı, kekik çayı gibi bitki çayları, sakızlı kahve içebileceğiniz geleneksel bir kahvehane Şeytanın Kahvesi. Çocukken çok yaramaz olduğu için \"şeytan\" lakabını alan kahvenin sahibi nedeniyle böyle ilginç bir adı var kahvenin. Ayvalık'a gelince mutlaka tadına bakmanız gereken tatlıların başında Lor Tatlısı ve yanına sakızlı dondurma geliyor. Ayvalık Çarşısı'nda Lor tatlısını yiyebileceğiniz iki tane meşhur tatlıcı var. Bunlardan ilki İmren Pastanesi. Lor Tatlısı'nın yanısıra çeşit çeşit kurabiyeler, ağdalı tatlılar ve dondurma da bulabileceğiniz pastane benim favorim. Lor Tatlısı için Ayvalık Çarşısı içindeki diğer seçenek ise hemen İmren Pastanesi'ne iki adım mesafedeki Güler Tatlıhanesi. Menü aynı, Tatlılar, kurabiyeler ve dondurma. Şüphesiz Ayvalık'a gelip de Ayvalık Tostu yememek olmaz. Ayvalık tostunun orijinalinin tulum peyniri ve sucuk ile yapılması makbul imiş. Ben genelde Tostçular Çarşısı'nda yemeyi tercih ediyorum, yanına da yayık ayranı ile mis. En son gidişimde çok tavsiye edilen Aşkın Tost Evi'nde yedim ve açıkçası beğenmedim. Çok kuru ve malzeme miktarı açısından zayıf geldi bana. Sizin favori tostçunuz varsa lütfen yorumlara yazın. Macaron Mahallesi'nde yan yana sıralanmış 4 tane kafe var; Macaron Muhallebicisi, Tarihi Macaron Fırını, Mor Salkım, Macaron Çikolata & Kahve. Macaron Muhallebicisi'nde bademli muhallebi veya damla sakızlı muhallebi yemek, Macaron Fırını'nın kurabiyelerinden almak, Mor Salkım'da mahalleli amcalarla çay içmek ve Macaron Çikolata&Kahve'de kahve molası vermek için uğrayabileceğiniz yerler. Macaron Mahallesi'ni seviyorum diye boşa söylemiyorum. Ayvalık'a gidince rakı-balık yapmadan dönmek olmaz. Ayrıca güzelim Rum mezelerinin tadına bakmak, deniz mahsüllerinin keyfini çıkarmak için bir meyhaneye oturmak lazım. Tamam Meyhane ve Takı&Rakı Meyhane Ayvalık merkezde önerebileceğim yerler. Ayvalık'ta konaklama için tercihim Macaron Mahallesi'nde bulunan Macaron Konağı son yıllarda tercih ettiğim butik otel. Macaron Konağı eski bir Ayvalık evinin aslına uygun şekilde restore edilmesinden sonra hizmet vermeye başlamış bir otel. Yıllar önce Ayvalık'a geldiğimde Şato Pansiyon'da kalmıştım, orası daha mütevazi bir yer. Ayvalık merkeze yakın, eski bir Ayvalık evinin restore edilmesi ile pansiyona çevrilmiş. Ayvalık'ta pek çok konaklama seçeneği göreceksiniz. Benim gibi Ayvalık'a kültür gezisi için geliyorsanız merkezde, eski konaklardan birinde kalmak ve Ayvalık ruhunu hissetmek en güzel konaklama alternatifi. Ayvalık otel fiyatları merkezdeki eski konaklarda bir tık daha yüksek olabilir ama buna değeceğini göreceksiniz. Ayvalık'ta yapılacak şeylerin hemen hepsi elbette deniz ile ilgili. Ayvalık merkez veya Cunda'dan kalkan tekneler ile günübirlik veya daha uzun süreli tekne turlarına katılabilir, çevredeki plaj ve koyların, pırıl pırıl Ege Denizi'nin tadını çıkarabilirsiniz. Ayvalık'ta yapabileceğiniz aktivitelerden bir diğeri de dalış. Ayvalık'ta tam teşekkülü dalış tekneleri bulunuyor. Dalış tecrübeniz yoksa keşif dalışı yapabilir veya dalış eğitimi alabilir; tecrübeniz varsa farklı dalış rotalarında dalış yapabilirsiniz. Ayvalık ve Cunda plaj açısından çok zengin bir coğrafya. Bu güzel plajları aşağıda liste olarak görebilirsiniz. - Sarımsaklı Plajı - Badavut Plajı - Altınkum Plajı - İğdeli Plajı - Çataltepe Plajı - Ortunç Koyu - Duba Plajı - Patriça Koyu - Paşa Koyu - Kapri Plajı - Sobe Plajı - Altınova Plajı - Tabii ki Ayvalık Tostu yemeden, - Lor tatlısı yemeden, - Macaron Mahallesi'nde sakızlı muhallebi yemeden, - Eski Ayvalık Sokaklarını keşfetmeden, - Sahilde denize karşı çay içmeden, - Şeytan Softası'nda gün batımı izlemeden, - Cunda'da sakızlı dondurma yemeden, - Akşam sahil boyunca yürüyüş yapmadan, - Vaktiniz ve şengen vizeniz varsa Midilli Adası'na geçmeden, - Rakı-balık yapmadan dönmeyin! Ayvalık, Ege Denizi'nin kuzeyinde Balıkesir iline bağlı bir ilçe. Kuzeyinde Edremit, Akçay ve Altınoluk, güneyinde ise Dikili ve daha aşağıda Foça bulunuyor. Ayvalık'ın hemen karşısında ise Yunan Adası Midilli Adası bulunuyor. - İstanbul'dan Ayvalık'a Osmangazi köprüsünü kullanarak gelecekseniz, mesafe 409 km, - İstanbul'dan Ayvalık'a uçakla gelmek isterseniz Edremit Havalimanı'na uçabilir, oradan servis ile Ayvalık'a ulaşabilirsiniz. Uçuş yaklaşık 1 saat sürüyor. - Ayvalık, Çanakkale arası mesafe 166 km, - Ayvalık, Balıkesir arası mesafe 128 km, - Ayvalık, Edremit arası mesafe 48 km, - Ayvalık, Bergama arası mesafe 64 km, - Ayvalık, Dikili arası mesafe 41 km, - Ayvalık, Foça arası mesafe 136 km, - Ayvalık, İzmir arası mesafe 156 km. Yukarıdaki destinasyonların hepsinden Ayvalık'a otobüs ile ulaşabilirsiniz. Ayvalık'tan Midilli Adası'na feribot ile geçebilirsiniz. Detaylar için Midilli'ye Nasıl Gidilir? yazıma göz atabilirsiniz. Ayvalık'a gelme amacınız Ayvalık merkez ve Cunda'ya gitmek ise araç kiralamadan minibüs ile ulaşımını sağlayabilirsiniz. Ayvalık merkez ve Cunda'da yollar oldukça dar olduğu için araçla gitmek zor bile olabilir. Ancak yakın yerleri de göreyim, farklı plajları da göreyim derseniz bir araç kiralamanız iyi olur. Ayvalık'a deniz için gidiyorsanız şüphesiz en iyi dönem yaz ayları. Ancak kültür ve doğa turu yapmak istiyorsanız ilkbahar, sonbahar ve kış ayları da Ayvalık'ı gezmek için uygun olur. Ayvalık'a kültür gezisi için gidiyorsanız en az bir gün Ayvalık merkez, bir gün de Cunda için ayırmanızı öneririm. Deniz için gidiyorsanız seyahatinizi bir haftaya kadar uzatabilir, her gün başka bir plaja gidebilirsiniz. Bu yazıda kullandığım Ayvalık fotoğrafları toplu olarak aşağıda yer alıyor. Benim iznim ve onayım olmadan hiçbir yerde kullanılamayacağını belirtmek isterim. 2016 yılında eşimle yaptığımız Ayvalık gezisinden küçük bir hatıra olarak aşağıda eşimin hazırladığı videomuzu izleyebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/az-gezmis-ailesi-ile-gezgin-roportaji", "text": "Azgezmiş blogunu kuran ve bu günlere getiren çift ile hem seyahatlerinden hem de fotoğraf sevdalarından konuştuk. Az Gezmiş blogunun kuruluş hikayesinden başlarına gelen ilginç olaylara, gezmek için değirmeni nasıl döndürdüklerinden ev beğendikleri ülkelere kadar pek çok sorunun cevabını aradığımız bir röportaj yaptık. Röportajımızı aşağıda izleyebilirsiniz. Azgezmiş ailesine vakit ayırdıkları, beni ofislerinde misafir ettikleri ve keyifli sohbet için çok teşekkürler. Seyahatlerimi anlık takip etmek isterseniz instagram hesabıma göz atabilir, videolu içeriklerim için youtube kanalıma abone olabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/azerbaycan-gezilecek-yerler", "text": "Azerbaycan'a gideceğimi duyan \"neden?\" diye sordu, pek bilinen popüler bir seyahat noktası değil sonuçta. Sizi sıkmadan kısaca hikayesini anlatayım. Bir yıl önce almıştım biletlerimi ve aslında hedefim Özbekistan ya da Kazakistan'a gitmekti. Merak ediyorum oraları, Türki Cumhuriyetler olmasının dışında oralarda beni çeken birşeyler var, henüz nedenini bilmiyorum, gidince öğreneceğiz... Neyse konuya dönecek olursak; uçak bileti bakıyorum oralara ama hem biletler pahalı hem de vize konusunda sıkıntılar olduğunu okuyorum. Üstelik Özbekistan vizesi 160USD. Gittikçe haritadan daha yakındaki Türki Cumhuriyetlere bakmaya başladım, yaklaşa yaklaşa Azerbaycan'a kadar geldim. Azerbaycan'da ilgimi çeken bir yer vardı o da Kafkaslar... Gürcistan'da tanıştığım Kafkas Dağları ile belki yolum Azerbaycan'da da kesişir dedim. Üstelik Azerbaycan vizesini kapıda sadece 10 USD'ye alabiliyorduk. Azerbaycan'da, Türkiye'ye olan hayranlık ve minnettarlığı görmek son derece farklı bir deneyimdi. Türkiye onlar için bir ütopya; ulaşmak istedikleri, benzemek istedikleri, hatta yaşamak istedikleri bir ülke. Sürekli Türkiye kanalları ve tabii ki dizileri izliyorlar. Halbuki bir çok açıdan umarım bize benzemeler dedirten bir ülke. Sanat ve sanatçıya olan düşkünlükleri, samimi ve içten halleri umarım hiçbir zaman değişmez. Sürekli Türkiye televizyon kanalları izledikleri için bizim Türkçemizi çok iyi anlıyorlar, ancak eğer onlar dikkat etmez ve hızlı konuşurlarsa sizin onları anlama ihtimaliniz düşük. Benim adım \"Sevil\" orada da aynen isim olarak kullanılıyor, bu benim için avantaj oldu tabii. Türkiye'den geldiğinizi duyunca çok yakın davranıyorlar ve genel olarak çok sıcak kanlı ve samimiler. Konuştuğum herkes ya kendisi bir dönem Türkiye'ye gelmiş ya da bir yakını Türkiye'de. İnsanlar varlıklı olmasa da görüntülerine çok özen gösteriyorlar. Her zaman üstbaşları tertemiz pırıl pırıl. Kilolu insan nadiren var. Fakir de olsalar giyimlerine çok dikkat ederlermiş. Bir çok yer 24 saat açık. Market, eczane, cafeler gibi.. Yani şehir 24 saat yaşıyor. Şiir, sanat, resim, heykel, tiyatro heryerde... Sanırım benim en sevdiğim kısım da bu oldu. Azerbaycan'da gezilecek şehirlerle için önerilerimi aşağıdaki haritada işaretledim takip etmesi kolay olsun diye. Benim bir kısmını görme şansım oldu, aşağıda detaylarını göreceksiniz. Azerbaycan'da gezilecek yerler deyince akla ilk gelen yer elbette Bakü. Öyle olması da normal tabii. Hem ülkenin başkenti hem de en gelişmiş şehri. Ayrıca uçuşlar da ağırlıklı olarak Bakü'ye. Bakü benim tahmin ettiğimden çok daha düzenli, ciddi bir yeniden yapılanma geçirmekte olan, sanat dolu bir şehir. Komizm ve Rus etkisi ile etkileyici binaları, sanatın bütün şehre yayılmış olması, kocaman parkları ile yaşamak için ne kadar da güzel bir şehir dedirtti bana. Ayrıca Hazar denizi kıyısında yapılmış çevre düzenlemesi ile, uzun yürüyüşler ya da kafa dinlemek için uygun bir şehir. Detaylar için Bakü'de Gezilecek Yerler yazıma göz atabilirsiniz. Bakü'den yaklaşık 40km uzaklıkta bir tarihi yer burası. Taşlara çizilmiş olan figürlerin ilk insanlardan kalan resimler olduğu sanılıyor. Gobustan Rock Art Cultural Landscape müzesini de gitmişken görmelisiniz. Buradan itibaren Kafkas dağlarının güzelliği sizi karşılamaya başlıyor. Bakü'den 185 km uzaklıktaki bu şehre Bakü'den otobüs ile ulaşım mümkün. Azerilerin yanı sıra pek çok etnik grubun yaşadığı bu bölge lezgiler, malakanlar, yahudiler gibi farklı gruplar yaşamaktadır. El sanatları ise çok yaygındır. İsmayıllı'nın Lahiç köyü en bilinen köylerinden biridir, koruma altındaki köy Kafkas vadileri arasında doğal güzelliği ile de dikkat çekiyor. Benim gezi rotamın içinde bu köy de vardı. Köyde 17 ve 18. yüzyıldan kalma camii ve çeşmeler bulunuyor. Kamp alanları, otel ve pansiyonlar da var, gidip kalmak ve trekking yapmak için son derece uygun. Şeki, 2500 yıllık tarihi ile Kafkaslardaki en eski yerleşim birinden biri. İpekyolu üzerinde olan bu şehir, sanatkar ve zanaatkarlar için de önemli bir üretim noktası konumunda. Şeki ipeği, çam işlemeleri, kervansarayları ile kesinlikle görülmesi gereken, sırtının Kaskaflara dayamış, çok güzel bir şehir. Ayrıca gitmişken Şeki mutfağının da mutlaka tadına bakmalıısnız. \"Şeki Pitisi\" benim favori yemeğim. Azerbaycan mimarisinin en güzel örneklerini de burada görebilirsiniz. Bakü'den 385 km mesafedeki bu şehre otobüs ve tren ile gelmek mümkün. Gence, Bakü'den sonra ülkenin ikinci büyük şehri. İstanbul'dan buraya direkt uçuşlar da var. Bakü'den 375 km mesafedeki Gence şehrine Bakü'den tren ve otobüsle de ulaşmak mümkün. Benim rotamda bulunmayan Gence, ünlü Azeri şairi Nizami'nin ve pek çok sanatçının da vatanı olarak biliniyor. Quba şehri doğal güzellikleri ile dikkat çeken Azeri şehirlerinden biri. Şelaleler, vadiler, şifalı su kaynakları gibi doğa severleri kendine çekecek bir merkez burası. Pegasus Havayolları henüz çok yeni İstanbul'dan direkt Quba şehrine uçmaya başladı. Quba, Bakü'ye de sadece 170 km mesafede. Quba'nın bir önemli özelliği de Hınalık Köyü'nün Quba sınırları içinde olması. Kınaliq, Dünyanın en yüksek yerleşim yerlerinden biri ve 5000 yıllık tarihi ile kadim bir köydür. Kendilerine özgü dilleri de bölgeyi farklılaştıran özelliklerinden biridir. 7. yüzyıla kadar ateşperest olan bu köyde halen bir Ateşgah bulunmakta. Benim görme fırsatım olmadı ama zamanınız olursa planlarınıza alın derim. Lenkeren İran sınırına en yakın şehirlerden biri. Buranın da güzel bir doğası, kaplıcaları ve tarihi hamam, cami ve türbeleri ile bilinen bir şehir. Benim yolun Lenkeren'e düşmedi. Azerbaycan'da para birimi olarak Manat kullanılıyor, kısa kodu ise AZN. Umarım Azerbaycan'a gitmeyi düşünenler için biraz olsun merak uyandırabilmişimdir. Azerbaycan'ı Bakü'den ibaret düşünmeyin, Kafkaslar ve Hazar Denizi sayesinde muhteşem bir doğa, İpekyolu etkisi ile gelişmiş zanaat örnekleri, güzel yemekler sizi bekliyor olacak. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Azerbaycan için güzel bir inceleme olmuş yazılarınızı dikkatle takip ediyorum, güzel yazılar paylaşıyorsunuz, umarım bu tür paylaşımlara devam edersiniz. Henüz görme fırsatım olmadı ama gitmişken Azerbeycan'dan ilerleyip Kazakistan, Tacikistan, Moğolistan'a kadar uzanasım var. O zaman size genel bir tüyo gelsin, Avrupa yönüne giderken euro, diğer tüm yönlenlerde ise usd götürmenizi öneririm. Kudüs yazımın işinize yaramasına çok sevindim, sevgiler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/azerbaycan-havayollari-azal-ile-uculur-mu", "text": "Azerbaycan Havayolları Azal ile Uçulur mu? Sorunun cevabı evet uçabilirsiniz ama Bakü biletine Güney Amerika parası ödeyerek! Bu kadar sık uçan biri olarak havayolu şirketleri ile nadiren sorun yaşarım. En son Bakü sehayatimde ise Azal Havayolları ile yaşadığım ve hiçbir çözüme kavuşmayan bir sorun yaşadım. 28.01.2014 tarihinde Azal 'dan İstanbul-Bakü gidiş-dönüş 19.05.2014 tarihli uçak biletini 798 TL ödeyerek internet sitelerinden satın aldım. İşlerimin yoğunluğu nedeniyle uçuş tarihimi ertelemem gerekti ve İstanbul'da görünen kontak telefonları olan 0 212 296 35 30 numaralı telefondan biletimi açığa aldırdım. Açığa alınmış olan biletimi 1 yıl içinde, 19.05.2015 tarihine kadar cezasını ödeyerek kullanabileceğimi ilettiler. Bir yıl sürem dolmadan önce Nisan 2015'te aynı telefon numarasından arayarak biletim için yeni tarihimi ilettim. 23.04.2015 gidiş-27.04.2015 dönüş olacak şekilde. Çağrı merkezinden bilet numaramı havaalanındaki bilet satış ofisinden 103euro cezasını ödeyerek uçabileceğim bilgisini aldım. Sabah 09:45'te olan uçuşum için 08:30'a kadar biletleme işlemini yapmam gerekiyordu. 23.04.2015 tarihinde saat: 07:45 gibi Sabiha Gökçen havaalanındaki Azal ofisine gittim. Elimdeki bilet numaramı uzattım. \"Sevil Mert\" olarak oradaki personel ismimi teyit etti ve biletleme işlemini yaptı. Sorun burada başladı, kesilen yeni bir biletti ve benden 798TL bilet ücreti talep ediliyordu. Benim elimde bilet numaram olduğu ve sadece aradaki farkı ödeyeceğimi söyledim. Personel bu şekilde bir işlemi ekranlarından görmediğini kestiği bileti iptal etse de ceza ödemeli bir bileti sistemde görmediğini söyledi. Ama defalarca çağrı merkezi ile konuşmuş ve işlemi teyit etmiştim. Personel ya bilet ile uçmam gerektiğini ya da bileti iptal ederse uçamayacağımı başka bir bilet görmediğini söyledi. Orada ya bütün seyahat planımı iptal edecektim, ya da parayı ödeyip uçacaktım. Çağrı merkezini aramak istedim ama o saatte telefona cevap veren kimse yoktu. Uzun tartışmalar sonunda, Azal Personeli telefonla çağrı merkezine ulaştığımda işlemimi kolayca yapabileceğimi ve ceza üstünde kalan ücretin iadesini kredi kartıma yapabileceklerini iletti. Bunu bana yazılı olarak verin dediğimde böyle bir yetkisinin olmadığını söyledi. Uçağa sadece 1 saatim kalmıştı ve seçimimi uçmaktan yana kullandım. Döndüğümde nasılsa fazladan ödediğim parayı iade edecekler diye düşünmek istedim. Döndüğümde yine aynı telefonu aradığımda Azal biletlerinin sadece satışını yaptıklarını, Azal ile görüşmek için azal. az sitesinden iletişim formu doldurmam gerektiğini söylediler. Azal'dan gelen cevap: 1 yıllık sürenin bilet tarihi değil biletleme tarihinde başladığı ve bu nedenle açığa alınmış olan bileti zaten kullanamayacağımı ve herhangi bir para iadesine hakkım olmadığını ilettiler. - Bu biletd , tarif m lumatı kitabçalarında, daşıma ş rtl rind v ya müvafiq qaydalarda dig r hallar qeyd olunmadıqda, biletin qüvv d olma müdd ti onun verilm tarixind n etibar n bir il mü yy n olunur. Bu müqavil il yerin yetiril n daşıma üzr tarif daşıma başlanana q d r d yişdiril bil r. Mü yy n edilmiş tarif öd nilm dikd , daşıyıcı daşımadan imtina ed bil r. Yaklaşık 500TL zarar, bir dolu telefon görüşmesi ve e-postadan sonra geriye tek seçeneğim sosyal medyadan şikayetlerimi iletmek kaldı.28 Ocak'a kadar vaktim olduğunu bilseydim en başta programımı buna göre yapardım ama artık bunu tartışmak için çok geç. Talebim bana yapılan yanlış yönlendirme nedeniyle gereksiz yere aldığım biletin ücretinden ceza rakamımın düşülerek bana iade edilmesi. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Tesadüfen girdim sayfanıza. Bu yazıyı görünce sinirim bozuldu. Sizin sorununuza çok benzer bir sorunda ben yaşadım. Koskoca hava yolu şirketi olmasalar bilerek kasten yapıyorlar diyeceğim. Azerbaycan zaten turistik amaçlı az gidilen ülkelerden bir tanesi. Senin gibi gezgin insanlar sayesinde ülke tanıtımı yapacaklarken, bi de üzerine lanet ettiriyorlar, şaşıyorum. Hava yolu firmaları globalleşen dünyada; seyahati ucuzlatmanın ve kolaylaştırmanın sorumluluğu altında olduklarının bilincine varırlar umarım. Sevil hanim. Merhabalar. Bence bu durumda Azal. az sitesinden gelen cevap gayet açık. ... biletin qüvv d olma müdd ti onun verilm tarixind n etibar n bir il mü yy n olunur... neden mağdur olduğunuzu ben şöyle anladım: Azalın İstanbul temsilciliğinden size verilen bilgide eksiklik varmış. Size baştan bahsi geçen 1 yılın ne zaman başladığını ikaz etselerdi siz ona göre haraket ede bilirdiniz fakat mağduriyyetiniz anladıklarının karşılığı olarak size 230 TL indirim sözü vermişler. Ben Azerbeycan vatandaşıyım ve Azala müraacat ede bilecek bir konumda çalışımaktayım fakat bu konuda şirket haklı durumda. Eğer haklı olduğunuzu düşündüğüz bir nüans varsa hukuki süreç başlatmanız en doğru olanı. Ben hayatımda bundan daha karaktersiz bir firma görmedim..! Biletimin azala 1000 tl ye aldım beni bakü dönüşü buda diye yan kuruluş bir uçakla yolladılar istanbula 1 bardak su 5 tl! Onu geçiyorum 23 kg bagaj hakkım varken hakkınız yok 100 manat verin bagaj için dediler ben öfkelenince pasaportumu yere fırlatıp attılar almıyorum sizi uçağa diyen şerefsiz bir sözde kardeş..! Ben hayatımda böyle rezillik görmedim! Onursuz gurursuz paraya tapan aç ve sahtekar, dolandırıcı bir firma! Üç kuruş ucuz diye sakın tercih etmeyin!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/azerbaycan-vizesi", "text": "Kardeş ülke Azerbaycan ile önce kapı vizesi, sonra 90 günlük vize muafiyeti derken sonunda Azerbaycan ile Türkiye arasında vize uygulamasının tamamen kaldırılması konuşuluyor. Peki Azerbaycan ile son durum ne, Azerbaycan Türk Vatandaşlarından vize istiyor mu? Azerbaycan vizesi uygulaması ile ilgili merak ettiğiniz güncel bilgiler bu yazıda! ÇOK GEZEN TÜYOSU: Herhangi bir kaynaktan vize uygulamaları hakkında bir yazı okurken yazının tarihine mutlaka dikkat edin, uygulamalar sık değişebiliyor! Türk vatandaşları; Azerbaycana vizesiz gidebilir ve her gidişde 90 gün kalabilirler. 90 günü aşacak süreler için gitmek isteyenler ise ikamet izni başvurusu yapmak zorundalar. 3 Haziran 2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki vize uygulaması kaldırılmıştı. Türk Vatandaşları, 30 güne kadar olan ziyaretlerini vizesiz olarak yapabiliyorlardı. 10 Aralık 2020 tarihinde ise \"Türkiye ile Azerbaycan Cumhuriyetleri Vatandaşlarının Karşılıklı Ziyaretlerinde Kimlikle Seyahat İmkanı Tanıyan Protokol\" imzalandı ve bu protokol 1 Nisan 2021 itibarıyle uygulanmaya başlandı. Protokole göre Türk Vatandaşları yeni kimlikleri ile pasaportları olmaksızın Azerbaycan'a gidebilecekler ve 90 güne kadar kalabilecekler. 1 Nisan'da kanunlaşan uygulamanın pandemi nedeniyle 1 Haziran 2021'de başlayacağı duyuruldu. Türk Vatandaşlarının pasaportsuz Azerbaycan'a girebilmeleri için ülkeye havayolu ile giriş yapmaları gerekiyor. Türkiye'den THY, Azal Havayolları ve Pegasus'un uçuşları bulunuyor. Eğer karayolundan Azerbaycan'a giriş yapılacaksa Türk Vatandaşlarının pasaport bulundurması gerekiyor. Vize uygulamalarındaki son durumu Dış İşleri Bakanlığı'nın internet sitesinden kontrol etmenizi öneririm. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Hiç bir fikrim yok, konsolosluğu arayıp bilgin almanızı önerebilirim. Çıkış harcı 15TL, havaalanında ödeme noktaları var orada ödeyebilirsiniz. Veya pek çok bankadan da ödeme yapabiliyorsunuz. Sorunuz cevabı bende yok, konsolosluğu arayıp bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bafa-golu", "text": "Aydın ve Muğla il sınırları içinde yer alan, Bafa Gölü hakkında merak ettikleriniz, Bafa Gölü nerededir, nasıl gidilir Herakleia Antik Kenti ve Latmos Dağı hakkındaki tüm detaylar bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Bafa Gölü'nün bulunduğu yer 2000 yıl önce Ege Denizi'nde bir liman idi. Zamanla Büyük Menderes Irmağının alüvyonları limanın önünü doldurdu ve deniz ile buradaki körfezin bağlantısını kopardı, böylece Bafa Gölü oluştu. Bafa Gölü, Ege Bölgesinin en büyük gölü. Halk arasında Çamiçi Gölü olarak da bilinir. Deniz ile az da olsa bağlantısı bulunduğundan hafif tuzlu bir göldür ve gölün zengin bir sualtı canlı yaşamı vardır. Bafa Gölü'nde kefal, levrek, yılan balığı bulunmaktadır, çevre köylerde balıkçılık yapılır. Sualtı yaşamının yanı sıra kuş göç yolları üzerinde yer alan gölde yoğun kuş varlığı gözlemlenebilir, özellikle su kuşları açısından kıymetli bir doğal alandır. Küçük batağan, bahri, kara boyunlu batağan, karabatak, küçük karabatak, boz ördek, elmabaş patka ve sakarmeke Bafa Gölü'nde kışı geçiren kuş cinsleri arasında sayılabilir. Ayrıca Bafa Gölü çevresinde yaşı 2000'i bulan zeytin ağaçları bulunuyor. Bu bölge zeytin üretimi açısından da bereketli. Bu bereketli coğrafyası ile Bafa Gölü, 1994 yılında Bafa Gölü Tabiat Parkı Koruma alanı ilan edilmiştir. Bafa Gölü ve göl kıyı kenar çizgisinden itibaren 250 metrelik kıyı bandı 1. Derece Doğal Sit Alanı'dır. Ayrıca, alan içerisinde Heraklia ve Latmos Antik Kentleri yer almaktadır. Bu antik kentler 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı kapsamındadır. Bafa Gölü üzerinde irili ufaklı 5 adet ada bulunmaktadır: İkiz Ada, Menet Adası, Kapıkırı Adası, Kahve Asar Adası ve Uyuz Ada. Bu adalarda Bizans Dönemi savunma yapıları ve manastırlar bulunmaktadır. Gölde sandal/motor ile ada gezileri yapılıyor imiş ama biz gittiğimiz dönemde kimseler yoktu. O yüzden bu konuda detaylı bilgi veremiyorum, deneyimleyenler bu yazıya yorum olarak eklerse herkesin faydalanması için harika olur. Beşparmak Dağları'nın eteklerinde yer alan Bafa Gölü, hem doğal güzellikleri hem de tarihi varlıkları ile doğa ve kültür turizmi sevenlerin ilgisini çekmeye başladı son yıllarda. Bafa Gölü'ne gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler doğa yürüyüşü, foto safari, olta balıkçılığı, kampçılık, kuş gözlemi gibi aktiviteleri yılın her mevsiminde yapabilirler. Bafa Gölü'nün bir liman olduğu dönemlerde önemli bir liman şehri olan Heraklia bu bölgede kurulmuş. Bölgede yetişen incir, zeytin gibi ürünlerin bu limandan ticareti yapılıyormuş. Heraklia aynı zamanda ünlü felsefeci Heraklit'in memleketi olması ile biliniyor. Heraklia Antik Kenti kalıntılarını görmek için Bafa Gölü kıyısında yer alan Kapıkırı Köyü'ne ulaşmanız lazım. Kapıkırı köyü girişinde bir \"gişe\" kulübesi bulunuyor. Sağdan yukarıya doğru devam ederseniz eski köy okulunun olduğu yere ulaşacaksınız. Bu noktada aracınızı park edip eski sur kalıntılarının olduğu yere çıkabilir ve köye, göle tepeden bakabilirsiniz. Gişe kulübesinin hemen solunda aracınızı bırakıp, yürüyerek \"Kaya Mezarları\" tabelasını takip ederseniz patika yoldan bir manastıra, manastırın içinden geçip göle doğru devam ederseniz kaya mezarlarına ulaşırsınız. Burayı mutlaka görmenizi öneririm. Gişe kulübesinin solundan aşağıya göl kenarına devam ederseniz, göldeki adalardan üzerinde Heraklia şehir kalıntılarından biri bulunan adayı yakından görebilirsiniz, buradaki manzara da çok güzel. Antik Kent muhteşem taş işçilikleri ile dikkat çekiyor. Gölün etrafında başınızı kaldırdığınızda pek çok yerde sur kalıntılarını görmeniz mümkün. Bafa Gölü'nün eteklerinde yer aldığı Beşparmak Dağları'nın antik dönemdeki adı Latmos idi. Bafa Gölü kenarındaki Gölyaka köyünden Latmos dağının zirvesi olan Tekerlek Zirvesi'ne (1.375 metre) çıkan patikalar üzerinde yürüyüş yapabilirsiniz. Yüzyıllardır kullanılan 2,5 kilometre uzunluğunda bir patika ile 45 dakikalık bir yürüyüşten sonra M. Ö. 7-8 bin yıllara tarihlenen prehistorik kaya resimlerinin bulunduğu bir mağaraya ulaşılır. 45 dakikalık ikinci bir yolculuktan sonra bölgenin birçok Bizans manastırları ve keşiş mağara ve barınaklarının içinde bulunan Yediler Manastırı'na varılır. Bu bölgenin en bilinen yeri bu manastırdır. Gölyaka Köyü'nden Yediler Manastırı'na çıkan yolun 2 kilometrelik kısmı araç ile de çıkılabilir, son 500 metrelik bölümünü yürümeniz gerekir. Bafa Gölü, Aydın ve Muğla il sınırının kesiştiği noktadır. İzmir-Bodrum resmi adı ile Söke-Milas karayolunun kenarında yer alır. Bafa Gölü'nün kıyısında bu ana yol üzerinde restoranlar yer alır, ancak yukarıda saydığım Heraklia ve Latmos çevresindeki yerlere ulaşmak için ana yoldan ayrılarak köy yollarına sapmanız gerekir. Bafa Gölü'ne en yakın havaalanı Bodrum-Milas Havalimanı buraya yaklaşık 40 dakika mesafede yer alıyor. Havaalanından İzmir yönüne doğru devam ederseniz, gölü sağınızda göreceksiniz. Göl kıyısından geçerken yol kenarında \"tilki geçiş alanı\" uyarıları var. Hayvanlara zarar vermemek için yavaşlamakta fayda var. Bafa Gölü'ne ulaşmak için Didim, Söke veya Milas'tan kalkan otobüs ve minibüsleri kullanabilirsiniz. Bu bölgeye geldiyseniz Didim'de gezilecek yerler yazım da ilginizi çekecektir. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Bafra gölü ayrı bir güzel ya hemen hemen her açıdan baktığımda beni kendine hayran bırakan bir göl olmaktadır. Geçen yıl kaldığımda bir kayıkçı abi beni kayığa bindirerek gezdirmişti hem balık tuttuk hemde mükemmel bir sohbete eşlik ettik."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bahar-aylarinda-istanbulda-gezilebilecek-5-tarihi-mekan", "text": "İstanbul, tarih kokan birbirinden güzel sokakları, binaları ve müzeleriyle keşfetmeye doyamayacağınız bir şehir. Kış mevsiminin yavaş yavaş geride bırakıldığı bahar aylarının gelişiyle birlikte yeni gezi rotaları arayışları başlıyor. Bu günlerde birçok yerde olduğu gibi İstanbul da soğuk ve karlı havaları geride bırakmanın baharı karşılamanın heyecanını taşıyor. Havaların yavaş yavaş ısınmaya başladığı zamanlar için şehrin ziyaret edebileceğiniz birçok keyifli lokasyonu bulunuyor. Tarih severler için gezi önerilerimize geçmeden önce küçük bir uyarı yapmakta fayda var. Baharın gelişi ile birlikte mevsim geçişlerinde yaşanan hastalık riskini de beraberinde getirdiğini unutmayalım. Keyifli gezi planınız esansında boğazınızı rahatlatmak için yanınızda bir adet boğaz pastili taşımanızı tavsiye ederiz. Dünyanın en büyük müzeleri arasında yer alan bu harikulade müzede çeşitli kültürlere ait bir milyonu aşkın eseri görebilirsiniz. Oldukça eski bir tarihi olan müze, ilk kez 1891 yılında ziyarete açıldı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde; Eski Şark Eserleri, Çinili Köşk Müzesi ve Arkeoloji Müzesi olmak üzere toplam 3 ayrı bölüm yer alıyor. Müze öyle büyük ve kıymetli eserlerden oluşuyor ki detaylıca ziyaret etmek için bir gününüzü ayırmanızı öneriyoruz. Baharın gelişiyle birlikte çok daha kalabalık ve keyifli bir hale gelen tarihi mekanlardan biri de Kapalıçarşı. Dünyanın en büyük ve en eski çarşısı olarak bilinen Kapalıçarşı'nın toplamda 24 farklı kapısı bulunuyor. Kitaplara, filmlere ve dizilere konu olan bu popüler çarşı, sizi adeta tarihte bir yolculuğa çıkaracak. Eğer Kapalıçarşı'ya yolunuz düşerse mutlaka baharatçılara, kuyumculara ve tarihi dükkanlara uğrayın deriz. Kapalı bir alanda kurulu olduğu için yağmurlu ve rüzgarlı günlerde de rahatlıkla gezebilirsiniz. Çarşı içinde bulunan çay dükkanlarına da uğrayıp şifalı bitkisel çayları deneyebilirsiniz. Tantunatura pastil ürünleri hakkında detaylı bilgiye bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz. Ayasofya, Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında inşa ettirilen bazilika planlı bir kiliseydi. 1453 yılında Osmanlı İmparatorluğu İstanbul'un fethettikten sonra padişah II. Mehmed tarafından camiye dönüştürüldü. Ayasofya, görkemli kubbesi, oyma mermer sütunları ve eşi benzeri olmayan mozaikleriyle sanat ve mimarlık tarihinin en önemli eserlerinden biri. Bu nedenle İstanbul'da baharda gezilebilecek tarihi mekanlar arasında mutlaka görmeniz gereken yerler arasında bulunuyor. Farklı ve güçlü mimarisiyle Beyoğlu'nun ortasından kendini gösteren Galata Kulesi, İstanbul'un tarihi simgelerinden biri. Her mevsim yerli yabancı birçok turisti ağırlayan bu tarihi yapıdan İstanbul'un eşsiz manzarası seyretmeniz mümkün. Kışın bitişiyle yavaş yavaş canlanmaya başlayan şehrin görüntüsünü kulenin tepesinden seyrederek kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Galata Kulesi'nin 528 yılında inşa edildiğini ve aynı zamanda 2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil edildiğini de hatırlatmak isteriz. İstanbul'da bahar aylarında gezilecek tarihi yerler listesinde ilk akla gelenlerden biri de şüphesiz mistik havasıyla büyüleyen Yerebatan Sarnıcı. Ayasofya'ya oldukça yakın bir noktada yer alan Yerebatan Sarnıcı aynı zamanda şehrin en büyük kapalı sarnıcı unvanına sahip. Sarnıç, yılın bu zamanlarında etkileyici ve tarihi bir deneyim yaşamak isteyenler için oldukça keyifli bir alternatif. Bizans döneminde 532 yılında inşa edilen Yerebatan Sarnıcı, şehrin ve sarayın su ihtiyacını karşılamak için kullanılmış. Uzun mermer sütunları ve sarnıcın kuzeybatı yönünde yer alan çift Medusa başı ise ziyaretçiler tarafından oldukça ilgi görüyor. Medusa başı eski Bizans'ta kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine ters ve yan olarak işlenmiş bir figür. Ters Medusa başının büyüden ve diğer kötülüklerden koruyacağına inanıldığını da belirterek listemizi sonlandıralım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bakude-gezilecek-yerler", "text": "Bakü'ye gittiğimde bir arkadaşımın evinde misafir olarak kaldım ve Bakü'yü 1,5 gün gezme fırsatı buldum. Bakü'de gezilecek yerler konusundaki önerilerimi aşağıdaki listede detaylarıyla görebilirsiniz. Bakü Azerbaycan'ın en büyük şehri ve ticari merkezi. Bakü havaalanından şehir merkezine 116 numaralı minibüs ile ulaşabilirsiniz. 30 dakikada bir seferleri var. Eğer taksi ya da araç kullanmak isterseniz ben 20 Manat verdim (yaklaşık 12tl). Tarihin Nisan 2015 olduğunu hatırlatayım, kur zaman içinde değişebilir. Bakü şu an çok büyük bir değişim geçiriyor. Türk mütahitlerin favori destinasyonlarından biri olmasının nedeni de bu. Petrol zenginleri ve petrol kaynaklı geliri olanların yaptırdığı ihtişamlı binalar şehrin yeni yüzünü oluşturuyor. Şehir merkezinde ciddi bir restorasyon çalışması var. Rus-Baltık mimarisinin etkilerini burada görmek mümkün. Bakü'yü 3 ana bölüme ayırmak mümkün; İçeri Şehir, Sovyet Rusya zamanından kalan Bakü ve yeni şehir. Bu yazım daha çok İçeri Şehir ve Sovyet Rusyasından kalan kısımlardan bahsediyor olacak. Aşağıda yer alan Bakü'de gezilecek yerler önerilerim içinden Ateşgah ve Yanardagh dışındakileri 1-2 günde kolayca gezmeniz mümkün, ben de öyle yaptım zaten. - Quz Qalasi : Kuleye tırmanabilir, Hazar denizine yukarıdan bir bakış atabilirsiniz. - Şirvan Şah Sarayı: Ben sarayın içine girmedim, girenlere sormak lazım 🙂 - Minyatür Kitap Müzesi: Ben gittiğimde tadilat yüzünden kapalı idi. Bakü'nün ve hatta Azerbaycan'ın sembolü haline gelmiş olan gökdelenler. Hem gündüz hem gece görmenizi öneririm. Nizami Azerbaycan'ın en ünlü şairi ve onun heykeliyle süslenmiş büyük bir cadde burası. Şehrin kalbinin attığı yer de diyebiliriz. Trafiğe kapalı, çok sayıda kafe, restoran ve alışveriş yerini de bulabileceğiniz bir cadde. İçinde Türk şehitliği de var ve çok etkileyici, mutlaka görülmeli. Ben gittiğimde şehitliğe çıkan finükiler ücretsizdi. Azerilerin kendi kurtuluş savaşları sırasında 1000 kişilik bir Osmanlı taburu destek için Azerbaycan'a gönderiliyor. Ancak Rusya ile Osmanlı arasında kriz çıkmaması için bu 1000 asker Osmanlı ordusundan istifa ediyor. Askerlerin tamamı şehit oluyor. Ancak bu fedakarlık nedeniyle Azeriler hala bize çok büyük minnet duyuyorlar. Bakü'deki şehitlik dışında bir de Gobustan yakınında bir şehitlik var ve o şehitliği düzenli olarak ziyaret eden, gittiklerinde bizim İstiklal Marşımızı okuyan Azeriler ile tanıştım. Devasa bir Azerbaycan bayrağı Hazar kıyısında salınıyor. Hazar denizi kıyısında geniş bir çevre düzenlemesi yapılmış, yürüyüş, çay kahve molası için çok uygun ve çoook sakin. Müze binasının dış cephesi ülkenin ünlü şair, yazar, sanatçılarının heykelleri ile süslenmiş, son derece güzel. Benim orada olduğum dönemde restorasyon çalışması nedeniyle kapalı idi. Sürekli yanan bir ateşin olduğu bir dağ. Bizim Olimpos gibi düşünebilirsiniz. Bakü'de beni rahatsız eden tek şey ekonomik olarak toplumun farkının ciddi şekilde gözler önünde olması. Bir yanda büyük, şık ve ihtişamlı binalar hemen arka sokakta derme çatma gecekondular. Şehrin imajını değiştirmek için derme çatma binaları mümkün mertebe görünmez hale getirmeye çalışmışlar. Gecekondular görünmesin diye otoyolların kenarlarına yüksek duvarlar çekilmiş. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen 20 manat hiç bir zaman 12 TL olmamış. 1 manat = 2.48 TL şu an böyle hatta. Ve Ulusal Müze yazmışsınız. O da Ulusal Edebiyat Müzesi. Bakü mimarisi 4 parça: iç ri ş h r, Rusya İmparatorluğu zamanı inşa edilmiş binalar, Sovyetler zamanı inşa edilmiş binalar ve 91 yılından sonra bağımsızlık zamanı inşa edilenler. İmparatorluk zamanı inşa edilmiş binaları 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın SSCB işgalinedek Bakü petrol zenginleri yaptırmış. Bazı binalar Avrupa şehirlerinden hemen aynı kopyalanmış. Ve tamamına yakını yabancı, avrupalı mimarlara yaptırılmış. Sovyetler zamanı inşa edilmiş binalar sadece copy paste. Diğer SSCB ülkelerinde de aynılarını göre bilirsiniz. En sonda 91 yılından sonra bağımsızlık devri. Bu binalar en kalitesiz olanları. Mimari falan yok. \"Basmemmed\" usuli ile inşa edilmiş."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/balkanlardaki-akrabalarimiz", "text": "Atatürk'ün, Nazım Hikmet'in, Marco Polo'nun, Emir Kustarica'nın, Goran Bregoviç ve daha nicelerinin memleketlerini gezdim geldim. Giderken akrabalarımıza gidiyorum demiştim. Oraya gidince bunu daha da derinden, çok içlerde hissettim. Atatürk'ün aynı kitaplardakine benzeyen evini gördüğümde, bizim dilimizde bize özlemle bakan, Türkiye'deki akrabalarını anlatan Makedonyalıların iftar saatini beklemesinde, Mustafa Kemal Atatürk adını bir okulun levhasında gördüğümde, her köyde bir minare ile karşılaşınca, bayram sabahı erken saatte bayram namazından çıkanlarla dolan sokaklarda, burek de deseler bizim kol böreğinin tadına bakınca, anadilimiz Türkçe bizim derken gözlerde gördüğüm hasrette, bildiğimiz köftenin yanında yoğurt ikram edildiğinde, hep bizden birşeyleri gördüm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bangkok", "text": "Güneydoğu Asya'nın en hızlı gelişen şehri Bangkok, Tay dilindeki karşılığı Melekler Şehri... Uzakdoğu kültürüyle Batı ekonomisini bir arada sunmaya çalışan koca bir şehir Bangkok. Bangkok gezilecek yerler, Bangkok'ta ne yenir gibi pek çok bilgiyi Bangkok gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda bulacaksınız. Bangkok'a indiğimde havaalanında o karmaşa, herkesin biryerlere koşuşturması bana çok tanıdık geldi. Sonra şehir merkezine gitmek için bindiğimiz tren, trenden inip alt geçitlerden üst geçitlerden labirent gibi yollardan geçerek kendimize yön bulmamız, kendimi İstanbul'da gibi hissetmemi sağladı. Trafiğe girince, İstanbul trafiğinden de beter bir trafik keşmekeşiyle karşılaşınca \"daha kötüsü de varmış\" demekten kendimi alamadım. Trafik öyle sıkıntılı ki, alttan geçen metro yetmemiş, şehrin üstünden geçen bir tren hattı daha yapmışlar, adını da Skytrain koymuşlar. Trafikte elbette bazı farklarımız da yok değil; İstanbul'dakinden daha fazla motosiklet var, hatta moto taksiler dahi var. Bangkok'un eski şehir merkezinde ulaşım Tuk Tuk adında arkasında taşıma selesi olan motosikletlerle yapılır. Alışveriş ve iş merkezlerinin toplandığı yerler Maslak'ı anımsatırken, şehrin dışına doğru çıktıkça varoşlar İstanbul ile oldukça benzerlik gösteriyor. Bangkok günün her saati hareketli bir şehir. Her zevke hitab edecek farklı atraksiyonları da var. Alışveriş, tarih, kültür, din, vahşi yaşam, seks... Ne ararsanız elinizin altında. Bangkok'a bir yabancı olarak gittiyseniz ve sakin bir seyahat geçirmeyi planlamıyorsanız, eski şehrin yaşayan merkezinde Khaosan Caddesi veya Rambuttri Caddesi çevresinde kalabilirsiniz. Özellikle bu sokaklar gece de son derece hareketli. Bu bölge hem tapınaklar bölgesine hem de Bangkok'un içinden geçen nehire yürüme mesafesinde. Nehir turuna çıkmak da, otobüs veya tren terminallerine gitmek için de pekçok seçenek sunuyor. Ayrıca turizm danışma bürolarına da çok yakın. Yani ne ararsanız elinizin altında. Khaosan çevresinde her türlü Thai yemeği, hediyelik eşya mağazaları, taklit ürün satan mağazalar, barlar, gece kulüplerini bulabilirsiniz. Ayrıca batı yemekleri yapan restaurantlar, dünyaca ünlü fastfood zincirlerini de bulmanız da mümkün. Thai yemeklerini içiniz kaldırmazsa, seçeneğiniz çok. Khaosan'ın solunda kalan bölgeye Khaosan'dan yürüyerek ulaşmak mümkün. Eğer tapınaklar bölgesine Khaosan tarafından geliyorsanız, karşınıza önce Ulusal Müze çıkacak. Benim Bangkok'ta olduğum dönemde restorasyon nedeniyle kapalı olduğundan gezme şansım olmadı. Müzeden devam ettiğinizde turist kafilelerini görmeye başlayacaksınız. İşte burası içinde Büyük Saray'ın da bulunduğu Phra Kaeo Tapınağı. Oldukça büyük bir yerleşke, girişi 400 Baht yani yaklaşık 13 Usd, Tayland için oldukça pahalı. Saray bölgesine şort, tayt, askılı tshirt gibi kıyafetlerle giremiyorsunuz. Girişte uygun kıyafet kiralayabiliyorsunuz, çıkışta da aldıkları depositoyu geri veriyorlar. Phra Kaeo Tapınağı, Tayland'da gördüğüm en büyük tapınaklardan biri. Çok ama çok ihtişamlı. Animasyon filmlerinde görmeye alıştığınız bütün ilginç karakterlerin Uzakdoğu kültüründen beslendiğine kalıbımı basabilirim. Bu tapınakta da pek çok örneğini görmek mümkün. Pho Tapınağı iki özelliği ile meşhur. Birincisi 50 metre uzunluğundaki yatan altın Budha, ikincisi de yetiştirdiği masörlerle. Tapınağın bahçesindeki masaj okulunun Bangkok'daki en iyi masajı bulacağınız yer olduğu söyleniyor. Dışarıdakilere kıyasla biraz daha pahalı. Nehrin karşı kıyısındaki Arun Tapınağı benim Bangkok'a en sevdiğim tapınak oldu. Wat Pho'dan çıkıp nehrin karşı kıyısına sık sık geçen teknelerle Wat Arun'a ulaşım çok kolay. Tırmanma kısmı biraz zor olabilir, dizlerinize güvenmiyorsanız tırmanmayın. Ayrıca tapınağın tepesine tırmandığınızda Tapınaklar bölgesinin harika manzarası ile karşılaşacaksınız. Tapınağın bahçesinde bir kahve olası da verebilirsiniz. Arun Tağınağı'nın oradan yeniden tekneye binip China Town yakınındaki durakta inebilirsiniz. Buradan yürüme mesafesindeki Çin Mahallesi size minik Çin'e bir gezi yaptıracak. Gece ve gündüz ayrı görmenizi tavsiye ederim. Gündüz çin malı ürünler satan dükkanlar açıkken gece bütün kaldırımları Çin yemek standları kaplıyor. Kokular sizi rahatsız edebilir, yiyip içmeseniz bile görmesi-izlemesi çok eğlenceli. Bangkok'a altın tapınaklarda çokça gösteriş amaçlı kullanılıyor. Bu tapınakta da tırmanmanız gereken minik bir tepe var. Tepeciğin zirvesinde de altın bir kule yer alıyor. Bangkok manzarasını görebileceğiniz yüksek yerlerden biri de burası. Tuktuk gezinizi eski şehrin dışında kalan yerleri görmek için tercih edebilirsiniz. Wat Intharawihan, Wat Makut gibi... Oraları gezerken şehrin arka sokaklarını da görme şansını yakalamış olursunuz. Bangkok'un ortasından geçen Chao Phraya Nehrine açılan yüzlerce kanal şehrin hayat damarları. Kanallarda ve nehirde gezinti için çeşitli alternatifler var. Bir saatlik, yemekli, günbatımı gibi farklı tur seçenekleri var. En ekonomik alternatif ise nehirde şehir hatları vapuru gibi çalışan teknelere binip, özellikle her durakta duranları tercih etmeye çalışın, ana hattı gezmiş olursunuz. Açıkçası nehir çok karanlık ve pis göründüğü için ben en kısa olanı tercih ettim, tercih sizin. Chatuchak pazarı, Bangkok'daki en meşhur haftasonu pazarı. Sadece Cumartesi ve Pazar günleri tamamı açık olan bu pazarda aklınıza gelen herşey var. Mobilyadan iç çamaşırına kadar çok fazla seçenek var. Khaosan yakınından 3 nolu otobüse binerseniz hemen pazarın girişindeki durağa kadar gidebilirsiniz. Bangkok'a giderken en fazla adını duyduğum yerlerden biri Patong pazarı idi. Akşam 19:00'dan sonra açılmaya başlayan seyyar tezgahlar, gece geç saatlere kadar açık. Pekçok imitasyon ürünü burada bulmanız mümkün, açıkçası Tayland'dan Türkiye'ye sahte ürün taşımak bana çok mantıklı gelmediği için birşey almadım. Siam Meydanı ve çevresindeki alışveriş merkezleri dünyanın heryerinden ziyaretçi çekiyor. MBK alışveriş merkezi özellikle elektronik almak isteyenlerin uğrak yeri haline gelmiş. Elektronik dışında da aklınıza gelebilecek herşey burada da var. Tek fark burada hem gerçeği hem de sahtesi birarada, ayırtetmek için oldukça dikkatli olmak gerek. Tayland'a gideceğimi söylediğim herkes aç kalacağımı söylemişti. Hiç de abartıldığı gibi bir durum yok. - Erişte ve sebze ile yapılan pekçok yemek çeşitleri var, - Pilav her ne kadar alıştığımız gibi olmasa da mutfaklarında önemli bir yer kaplıyor, - Deniz ürünlerini sevenler için tam bir cennet, - Egzotik meyveleri heran ve çok ucuza bulabilirsin, aç kalırsanız meyve ile beslenin 🙂 - Baharat kokularından rahatsız olabilirsiniz, Hint mutfağından da etkilenmişler, - Her türlü batılı yemek seçeneğini bulma şansınız var. Bangkok ve Tayland'ın genelinde sokakta çeşit çeşit, daha önce adını dahi duymadığınız egzotik meyve satıcılarını bulabilirsiniz. Hem meyvaları hem de meyva sularını mutlaka deneyin. Tayland'da aç kalmanızın tek nedeni porsiyonların küçük olması olabilir, onun dışında çok fazla yemek seçeneği var. Ve tabii ki, Bangkok yapılacak en güzel aktivitelerden biri de masaj yaptırmak. Sokakta 3-4 dolara yarım saat ayak masajı yaptırarak günün tüm yorgunluğunu atabilirsiniz. Pekçok masaj salonu var, Wat Pho'daki masaj salonu en meşhur olanı. Sokakta oturup masaj yaptırmak önce komik gelse de sonra alışıyorsunuz. Hayvanat bahçesi, yılan çiftliği, gece şovları gibi aktiviler de Bangkok seyahatinize hareket katacaktır. Eğer Bangkok'a bir hafta zaman ayırdıysanız, yakın yerlere sehayat etmenizi tavsiye ederim: Ayuthaya, Floating Market ya da Tiger Temple günübirlik gezilerine katılabilirsiniz. Bangkok beklediğimin aksine Uzakdoğu egzotizmini kaybetmiş, dev bir metropol. Eski şehir bile büyük oranda batılılaşmış. Beklediğiniz egzotik bir uzakdoğu şehri ise Bangkok yanlış adres. Şehrin Taycadaki tam resmi ismi \"Krung Thep Mahanakhon Amon Rattanakosin Mahinthara Yuthaya Mahadilok Phop Noppharat Ratchathani Burirom Udomratchaniwet Mahasathan Amon Piman Awatan Sathit Sakkathattiya Witsanukam Prasit\"tir. Uluslararası alanda şehrin ismi olarak Bangkok kullanılırken, halk arasında şehrin ismi Krung Thep olarak kullanılır. Resmi alanlarda ise, mesela otomobil plakalarında Krungthep Mahanakhon olarak kullanılmaktadır. Şehrin çok ağır bir havası ve ağır bir kokusu var gerçekten de. Bangkok, insana huzur veren ve insanların her şeye rağmen mutluluk içinde yaşadığı ender metropolllerden biri. Bangkok avrupada gördüğüm tüm şehirlerden daha güzel ve daha temiz. eskisi gibi de aşırı yemek kokmuyor. gerçekten dünyada yaşanabilecek en büyük metropollerden biri. müthiş eğlenceli."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bangkok-angkor-tapinagi-ulasim", "text": "İlk uzakdoğu seyahatimden henüz dönüştüm ki, Facebook'tan bir mesaj aldım: \"Bangkok'tayım, yapmadan dönme diyeceğiniz ne var?\". \"Mutlaka Angkor Tapınağı'nı görmelisin\" oldu cevabım. Ancak Bangkok ve Angkor Wat arasında ulaşımla ilgili fazla bilgi yok. Ben de Bangkok'tan Angkor Tapınağı'na gidiş yolunu yazayım dedim. Bangkok'tan Angkor Wat'ı yeteri kadar gezebilmek için 3 tam gün ayırmanızı öneriyorum. Bu 3 günü en iyi şekilde değerlendirmek için önerilerimi de adım adım yazıyorum. Bangkok'tan Angkor'a yani Tayland'dan Kamboçya'ya gitmenin birkaç yolu var. Angkor Tapınağına gidebilmek için Kamboçya'nın Siem Reap şehrine gitmek gerekiyor. Tapınak buraya 3-4 km mesafede. - Bangkok- Siem Reap arası uçaklar ile Siem Reap'a gitmek. Bu hatta sadece Bangkok Airways uçuyor. Ancak son dakikaya kalırsanız bilet fiyatları oldukça yüksek. - Benzer şekilde Bangkok'tan Kamboçya'nın başkenti Phom Pehn'e uçakla gidebilirsiniz. Pohm Pehn'den otobüsle Siem Reap'a gidebilirsiniz. Buradaki şeçenekleri araştırmadığım için yanlış yönlendirme yapmamak adına detay yazmıyorum. - Bangkok'tan minivanlar ile Siem Reap'a gitmek. Pek çok turizm ofisinde sabah 07:00 ya da 07:30'dan itibaren Siem Reap'a giden minivan biletlerini yaklaşık 10 dolara alabilirsiniz. - Otobüs ile sınıra gitmek. Dördüncü ve son seçenek zamanı maksimum, maliyeti minimum tutacak seçenek. Bunun detaylarını anlatacağım. Bangkok'tan otobüs ile Siem Reap'e en hızlı ve ucuz ve kısa geçişi araya araya bulduk. 12go. com sitesi üzerinden uçak, otobüs gibi tüm seçenekleri kolayca bulabilirsiniz. Tayland-Kamboçya sınırındaki Aranyaprathet'e sabah 03:30'da başlayan otobüsler var. 03:30-04:30-05:00-06:00-06.30 şeklinde devam ediyor saatleri. Mümkün olan en erken saatte bu otobüse binerseniz, öğleden önce Angkor Tapınağı'nı gezmeye başlayabilirsiniz. Otobüs sınıra yaklaşık 4 saatte gidiyor. Otobüse Bangkok Mo Chit 2 otobüs terminalinden biniliyor. Meşhur Chatuchak pazarının hemen arkasında bu terminal. Eğer Khosan'a yakın biryerde kalıyorsanız, 3 nolu otobüs direk terminale gidiyor. Başka bir yerde kalıyorsanız, turizm danışmaya sorarsanız doğru otobüsleri söylüyorlar. 3 nolu otobüs 20 dakikada bir geçiyor. Sabah 03:00'ten itibaren çalışıyor. Mesafe uzun 45 dakika filan sürüyor gitmek. Khosan Mor Chit 2 termimali otobüs ücreti 6.5 baht. Terminalde danışmanın arkasında 31 ya da 34 nolu banko idi yanlış hatırlamıyorsam, zaten orada herhangi birine yer sorunca gösterirler. 230 baht. Biz 04:30'dakine bindik sabah 08:30-09:00 arası sınıra ulaştık. Zaten sınır sabah 8'de açılıyor. Sabah erken saatte sınırda olacağınız için hiç sıra beklemeden sınırdan geçiş yapabiliyorsunuz. Bu otobüs öğlene kadar sınıra bırakıyor, öğleden sonraya kalırsan şehirde bırakıyor, oradan sınıra tuktukla geçmeniz lazım. Kamboçya Türk vatandaşlarına vizeyi sınırda veriyorlar. 20usd+100baht vize bedeli alıyorlar. a. kendinize yol arkadaşı bulup taksi ile Siem Reap'e gidebilirsin. Biz 30 dolara gittik taksi ile. Tamamen pazarlık gücüne bağlı. Kişi başı 15 usd civarı oluyormuş genelde. 2-2,5 saat sonra Siem Reap'tesiniz. b. sınırdan yaklaşık 10 km uzaktaki otobüs terminaline ücretsiz servis kalkıyor. Otobüs terminaline gidip oradan da Siem Reap'e gidebilirsiniz. Otobüs 9 usd imiş. Bu şekilde öğlen 11:00-12:00 gibi Angkor'da olacaksınız. Angkor Tapınağı için günlük ve 3 günlük biletler satılıyor. Günlük bilet kişi başı 20 usd, 3 günlük bilet 40 usd. Önereceğim plan için 3 günlük bilet almalısınız. Tapınaklar sabah 05:30'dan akşam 05:30'a kadar ziyaret edilebiliyor. Bu yazıda 3 günde görülebilecek yerleri ve zaman planının en optimum nasıl yapılacağını anlatacağım. Angkor Tapınağı hakkında detayları daha sonra 🙂 Angkor bölgesi yaklaşık 400 kmlik bir alana yayılmış o yüzden gerçekten hakkını vermek istiyorsanız belki de 7-10 gün ayırmak gerekir. Ben 3 günlük gezi planını sizin için yapmaya çalıştım. Öğlen Siem Reap'te olunacağı için günün 2. yarısını en verimli şekilde kullanabilecek şekilde bir plan yapmaya çalıştım. Bakong, Preah Ko ve Lolei Tapınakları Roluos Group olarak geçiyor. Yüzer köy hariç ya da dahil, 1. gün bu tapınakları görebilirsiniz. Yukarıdaki haritada mor ile işaretli olan hat küçük tur, kırmızı ile işaretli olan bir büyük tur. İkinci gün için önerim küçük tur. Küçük turda meşhur olan ana tapınaklar var: Angkor Wat ve Angkor Thom en büyükleri... Onları mutlaka görmelisiniz. Bir de 37 km uzakta olan, Banteay Srey tapınağı var. Bir güne küçük tur+banteay srey sığıyor. Tuktuk ile 2 kişi 25 usd verdik bu rota için. Angkor tapınağında gün batımı ile günü biterebilirsiniz. Biz muson yağmuruna yakalandık, gün batımını kaçırdık. 3. güne Angkor Tapınağında güneşin doğuşunu seyrederek başlayın. Sizi otelinizden 04:30 gibi alıyor tuktuklar. Sonra da önceki gün yapamadığınız büyük turu yaparsınız. Sabah çok erken çıkıp 10 civarı turunuzu bitirmeniz lazım. Saat 11:00 ya da 11:30'da direkt Bangkok'a giden 10usd'ye minivan'lar var. Bangkok'ta günübirlik tur yaptıysanız görmüşsündür. O otobüsle çıkarsanız sınırda hiç sıraya girmeden öğleden sonra sınırdan geçmiş olursunuz. Biz sınıra tam öğlen vakti gittik ve 2 saat bekledik. Bütün turlar ve otobüsler ağırlıklı o saatte geliyor. Bu şekilde akşama da Bangkok'a dönmüş olursunuz. Bize yol gösteren olmadığı için biz zamanı kötü kullandık, umarım yazdıklarım benden sonra gidecekler için faydalı olur. Bizim kaldığımız otel tuktuk ve minivan için ayarlamaları yaptığı için çok rahat ettik. Sanırım oradaki bütün otellerde de benzer bir mantık var. En favori iki ülkem hakkında yazmışsınız. Yazdıklarınız çok doğru. tşklr. Bizim de sıra Tayland Kamboçya'ya geldi Sevil'cim. Bangkok-Siem Reap arası Bangkok Air dışında Cambodia Angkor Air de uçuyor, fiyatı daha uygun. Ben Bangkok'tan minivanlar ile Siem Reap'a gittim. Minubus rahatti ama siniri yuruyerek gecmek tam bir curcuna. Sinirda arac degistirdim, taksi dolmus ile devam ettim. Toplam 50 usd civarinda odeme yaptim. Ama Angkor Watt icin kesin degerdi.. . Siem Reap'te otobüs-minibüs bileti satanlarla ilgili duyduğumuz bi sürü dolandırıcılık hikayesinden sonra, masaj yaptırdığımız kızdan yardım istedik; 25 usd'ye Poipet'e taxi ayarladı bize. Şoför 09:00'da otelimizden aldı ve 11:30'da Poipet'e vardık. Sınırda yoğunluk yoktu; Kamboçya+Tayland sınırlarını 30 dakikada geçtik ve Air Aran'ın Gateway Park içindeki ofisinden biletimizi alıp, 12:15 otobüsüne bindik. 921-12 sefer sayılı klimalı otobüs 12:15 14:00 15:15 18:00 da border market-sınırdan kalkıyor. Diğer saatlerde tuktukla Aranyaprathet merkeze gitmemiz gerek, 05:30'dan 18:30'a kadar çeşitli saatlerde otobüs var. 225 Baht kişibaşı. Favorim ağaçlarla kaplanmış Ta Prohm tapınağı. Küçük turdan sonra halimiz kalmadığı için Bantaey Srey'e gitmedik. Dolayısıyla Tuk tuk günlük 15 usd'ye düştü. vAkşamları Night Market ve Pub Street gezdik, yedik, içtik, masaj yaptırdık ve çok eğlendik. Cambodian BBQ'da timsah, deve kuşu, kanguru eti, kurbağa bacağı deneyebilirsiniz. Tapunak gezisi için mutlaka şemsiye alın yanınıza, Eylül'de çooook sıcak. Bi de Air Asia Ekim'2013'te Bangkok-Siem Reap uçuş başlatıyor, her yere reklamlarını asmışlar. Air Asia'yı tanıyorsam fiyatı daha ucuz olacaktır kesinlikle. Ben Siam Reap'te bir pansiyonda kalmıştım. Süre rotayı nasıl yapacağınız ve ne yapacağınıza göre değişir. Bu nedenle yeter-yetmez yorumu yapmam çok mümkün değil. Chaing Mai'ye gitmedim, oradan Siam Reap'e geçiş için alternatifleri araştırmanızda fayda var. Merhabalar mükemmel bir site olmuş siz değerli arkadaşlarmızı istanbul ve çevresine ziyaretlerinde üye firmalarımıza konaklamaları için bekleriz. Oooo daha ucuza 🙂 Keyifle gezin. Tayland üzerinden oraya geçiş yapmıştım. Air Asia veya Cambodia Angkor Air ile transfer ucuz ve mümkün. Ben Air Asia ile oldukça ucuz bir rakamla transferimi gerçekleştirmiştim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/barkin-lacin-ozdemir-antarktika-herkesin-antarktika-kimsenin", "text": "Yedi kıtaya ayak basan en genç Türk olma ünvanını elinde bulunduran Barkın Laçin Özdemir, son kıtası olan Antartika'ya gitmek için açtığı kitlesel fonlama kampanyasından yolculuk sırasında yaşadıklarına kadar tüm macerasını Antarktika Herkesin Antarktika Kimsenin kitabında anlattı, ben de kitap piyasaya çıkar çıkmaz sipariş ettim. Hem Antartika'yı hem kitlesel fonlama kampanyasını detaylarını çok merak ediyordum. Barkın'ın Antartika günlükleri tadında tuttuğu notlardan oluşan kitap hem yazım dili hem de ilham verici olması nedeniyle benden tam not aldı, ki bilenler bilir notum biraz kıttır. Tanımayanlar için önce Barkın Laçin Özdemir kimdir, onu tanıyalım, sonra da Antarktika Herkesin Antarktika Kimsenin kitabından bahsedelim. Barkın Laçin Özdemir: 7 Kıtaya Ayak Basan En Genç Türk! Barkın Laçin Özdemir, 1995 doğumlu, genç yaşında 7 kıtaya ayak basan en genç Türk ünvanını kazanmış maceracı bir ruh. Üniversite yıllarında İnterrail ile başlayan gezme serüveni, okulu dondurup yaklaşık 1.5 yıl süren dünya turu yapması ile devam etmiş ve dünya turunun sonunda \"6 kıtaya gittim, neden 7. kıtaya da gitmeyeyim\" diyerek bir crowdfunding kampanyası başlatarak, hayallerine pek çok kişiyi dahil ederek Antarktika seyahatini tamamlamış bir Türk genci. Kendisi gibi gençlere ilham olmayı, küresel ısınma konusunda farkındalık yaratmayı kendisine hedef seçmiş olan Barkın, şimdi dijital pazarlama stratejisti olarak çalışıyor ve \"dijital nomad\" yani dijital göçebe olarak hayatına devam ediyor. Ben Barkın'ı biraz geç keşfettim. Antartika dönüşüydü sanırım. Barkın'ı sosyal medyadan takip edince tam bir \"Party Boy\" izlenimi bırakmıştı bende. Ancak kitabını okuyup vizyonunu görünce bu çocukla tanışmam lazım diyerek kendisini röportaj yapmaya davet ettim, o da sağolsun hemen kabul etti. - Instagram: @barkinozdemir - Twitter: @barkınozdemir Barkın ile kitabını ve seyahatlerini konuştuğumuz videomuzu izlemeyi, hikayesini kendisinden dinlemeyi ihmal etmeyin! Biraz kitabın künyesinden de bahsedelim. Kitabın ilk baskısı Aralık 2020'de raflarda ve internet satış sitelerinde yerini aldı, umarım devamı da gelir. 186 sayfadan oluşan kitap Epsilon Yayınevi'nden çıktı. Editörlüğünü Burcu Arman, düzeltisini ise Filiz Tülek Erdurak yapmış. Benim gezgin kitaplarında çok dertli olduğum yazım hataları, bilgi hataları gibi okumama engel olan şeyler bu kitapta yok. İyi bir editöryel elden geçtiği hemen hissediliyor. Keşke herkes bu özeni gösterse kitaplarına. Kitabın beni baştan çıkaran yanlarından biri de muhteşem güzellikteki kapak tasarımı oldu, bayıldım. Bu güzel kapak tasarımı Seth Anderholm tarafından yapılmış. Gelelim bu güzel kapaklı kitabın içeriğine. Antarktika Herkesin Antarktika Kimsenin kitabı Barkı Özdemir'in Antarktika'ya gitmeyi hayal ettiği dönemden yani dünya turunun bittiğini düşündüğü yer olan Brezilya'da başlıyor. Antarktika hayali filizlenmeye başlayınca bu geziyi finanse etmek için oluşturduğu kitlesel fonlama kampanyasının nasıl ortaya çıktığı, hiç beklemediği insanlardan hayalinin gerçekleşmesi için gelen destekler, diğer yandan destek göreceğini düşündüğü kişiler nedeniyle planlarının sarkması gibi tüm süreci Barkın'ın ağzından okuyoruz. Yola çıktıktan sonraki süreç ise bir Antarktika güncesi şeklinde devam ediyor. Neredeyse her gün yazdığı anıları, duyguları, yaşadıklarına şahit oluyor. Onunla birlikte sevinip onunla birlikte üzülüyoruz zaman zaman. Barkın'ın kendini tanıma sürecini iç hesaplaşmalarını da okuyoruz bu yolculuk sırasında. Belki de gençler için en zor olan konulardan biri Antarktika'ya gitmek için bindiği gemide 20 gün boyunca internetsiz, telefonsuz, iletişimsiz, tanıdığı kimse olmadan geçen günler. Zamanla Barkın'ın yalnızlıktan da ne kadar keyif aldığını da görüyoruz. Barkın kitapta ve pek çok röportajında kendisi gibi sıradan bir üniversite öğrencisi 7 kıtaya gidebildiyse herkesin yapabileceğini göstermek istediğini, gençlere ilham olmak istediğini söylüyor. Bu kitap kesinlikle amacına ulaşmış bence. Sürükleyici ve samimi yazım dili, Barkın'la sohbet edermiş gibi hissettiren kitap gezmeyi seven, özellikle gençlerin, mutlaka kütüphanesinde bulundurması gereken bir kitap. Antarktika Herkesin Antarktika Kimsenin kitabını almak isterseniz pek çok kitap evi ve internet sitesinde 25-35 TL aralığında bulabilirsiniz. Yazıda ve tabii bu yazının konusu olan kitapta pek çok kez bahsi geçen kitlesel fonlama, İngilizcesi crowdfunding, kavramının ne olduğunu açıklayayım. Kitlesel fonlama veya kitle fonlaması olarak duyabilirsiniz Türkçede bu kavramı. Kitlesel fonlama, Çok sayıda bireyin küçük miktarlarda bağış yaparak toplamda ihtiyaç duyulan fonun toparlandığı bir yatırım şekli. Ülkemizde pek yaygın olmasa dünyada çok kullanılan bir yöntem. Özellikle bir hayali, gerçekleşmesini istediği bir fikri olan kişiler online platformlar üzerinden bağış kampanyaları düzenleyerek ve ihtiyaç duydukları yatırım tutarını belirterek kendilerine fon sağlayabiliyorlar. 20 bin liraya ihtiyaç duyan bir kişi bir kişiden 20 bin lira istediğinde alması mümkün olmayabilir ancak 1000 kişiden 20'şer lira aldığında istediği tutara ulaşabilir, işin en basit açıklaması bu. Fona yatırım yapan kişiler ister 10 lira ister 1000 lira verebilir, burada bir alt veya üst sınır yok."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/barselona-gezilecek-yerler", "text": "Sıcak kanlı, cıvıl cıvıl, tam bir Akdenizli şehir, İspanya'nın gözde şehirlerinden Barselona iki kez gittiğim nadir şehirlerden. Barselona'da gezilecek yerler ile ilgili deneyimlerimi bu yazıda topladım, keyifli okumalar! Barselona'ya gittiğinizde kendinizi sıcak kanlı, eğlence düşkünü, esmer tenli insanları, güneşi ve doğası ile tam anlamıyla bir Akdeniz şehrinde hissedersiniz. Olimpiyat oyunları nedeniyle güzelleşmiş ve \"ihya\" olmuş şehirler arasındadır Barselona... Ayrıca bu şehir güzelliğini Gaudi'nin muhteşem sanat eserlerine borçludur. Şehri neredeyse Gaudi süslemiştir ve bu konuda ne kadar başarılı olduğunu gidip görebilirsiniz. Barselona için, benim gittiğim dönemde (2007), çok fazla güvenlik uyarısı vardı. Metro, tren gibi yerlerde \"kapkaça karşı çantalarınıza dikkat edin\" uyarıları yapılıyordu sürekli. Kapkaç özellikle çok yaşanıyordu, o yüzden ben \"değerli eşyalarımı\" yine çaprak çantama, diğer eşyalarımı sırt çantama atıyordum. Madrid gezilecek yerler yazım da ilginizi çekebilir. Barselona'da gezilecek yerler listenizde mutlaka olması gereken yerleri aşağıda sıralıyorum. Pek çok şehirde bulabileceğiniz devasa akvaryumlardan biri burası. Barselona'ya ilk gidişim ilk yurtdışı seyahatlerim arasında olduğu için görülecek yerler listesindeki hiçbir yeri kaçırmayaya çalışıyordum, şimdi olsa gitmem. Akvaryum, hayvanat bahçesi gibi yerleri artık seyahat listeme almıyorum. Gaudi'nin eserlerinden Palau Güell, Barselona'yı yukarıdan izleyip Gaudi'ye bir kez daha hayran olmak için gidilmesi gereken yerlerin başında. Devasa bir park alınında Gaudi'nin dehasına dair izler bulacaksınız. Sabah erken saatlerde giderseniz daha tenha yakalama şansınız olacaktır. İspanyolların haklı gururlarından biri de kuşkusuz Saldavor Dali. Figueres Köyü'ndeki devasa müzesine gitme şansınız olmazsa Barselona şehir merkezindeki Dali Müzesi görmenizi öneririm. Dali'nin deli dehasına bir kez daha hayran olmak için birebir. La Boqueria, kıpır kıpır bir pazar yeri. La Rambla üzerinde yürürken görecek ve ister istemez içeriye gireceksiniz zaten. Gittiğiniz şehirlerden pazar yerlerine uğramayı sakın ihmal etmeyin. Palau, saray anlamına geliyor. Burası eski bir bina içeride muhteşem tavan işlemeleri var. Ben Barselona'ya ikinci gidişimde burada bir flamenko gösterisi izlemiştim, muhteşemdi, kesinlikle tavsiye ederim. Dali, Gaudi ve Joan Miro. Barselona deyinde ilk akla gelen sanat adamları. Joan Miro hayranlarının ilgisini çekebilecek güzel bir park yapmışlar. Burayı da listenize ekleyebilirsiniz. Yine Gauidi'nin inşa ettiği 2 ev, içerisi müze olarak gezilebiliyor. VE tabii ki Sagra da Familia. Barselona deyince belki de ilk akla gelen, Gaudi'nin bitmemiş kilisesi ve büyük şaheseri. Sadece dışını gezip bırakmayın, sırayı göze alabilirseniz mutlaka çatısına da çıkın. Sagra da Familia, bana göre Katalanların ne kadar tembel olduğunun göstergesidir, 250 yıldır bitirememişler. Font Magica klasik müzik eşliğinde su gösterisi kaçırılmamalı, gösteri 19:00 dan sonra yapılıyor. Futbola ilgisi olanlar için Barselona Stadyumunu görmek ve hatta seyahatiniz maç zamanına denk geliyorsa bir maç izlemek fena fikir olmayabilir. Şehri yine yukarıdan izlemek için marinadan çıkan teleferikle Mont Juic'a çıkabilirsiniz. Ayrıca tepede bulunan kaleyi de gezebilirsiniz. Vaktiniz varsa güzelim parkları ve Barselona sahil şeridi vakit geçirmek için güzel seçenekler. En kaçırılmaması gereken deneyim ise, bir gününüzü ayırın ve Salvador Dali'nin köyü Figueres'a mutlaka gidin. Onun dehasını içinize çekin, ilham alın. Köyün küçük meydanında İspanyol yemekleri yiyin. Barselona'da aç kalmazsınız diyerek lafa gireyim. Şehrin merkezi La Rambla, bizde İstiklal Caddesine karşılık gelir. Özellikle öğleden sonra kalabalıklaşır. Turistler, hediyelik eşya satanlar ve çiçekçiler... Bu caddeye yürüme mesafesinde pek çok yeri görebilir, marinaya inip çeşit çeşit deniz mahsüllerinden yapılan Tapas barlarda karnınızı doyurabilirsiniz. Tapas bizdeki mezeye karşılık geliyor diyebiliriz. Daha çok ekmek üzerine servis edilen deniz mahsülü ağırlıklı minik atıştırmalıklar. Tabi Barcelona deyince Sagrea denen limonlu şarapları ve meşhur Paelaları denememek olmaz. Paela bir çeşit pilav. Her zevke uygun, sebzeli, tavuklu, deniz mahsüllü, etli paelalardan ayrı ayrı denemelisiniz. Paela'nın yanına koca bir sürahi bol limonlu Sangrea içmelisiniz... Sangrea şarabın içine eklenen meyveler ile şarabın daha tatlı olmasını sağlıyor. İçine de buzu dolduruyorlar, böylece sıcak günlerde serin bir içecek oluyor. Genellikle sürahi ile sipariş ediliyor. Zaten bir kadeh asla yetmez! Keyifli Avrupa şehirlerinden biri, yaz dönemi sıcak sorun olabilir. İlkbahar yada sonbahar gezmek ve denizin de tadını çıkarmak için daha iyi alternatifler olabilir. Barcelona'nın gece hayatı da hiç fena değil. Genç nüfus, özellikle bayan sayısı çok fazla. Büyük gece kulüplerinde geç saatlere kadar eğlence devam ediyor. La Sagrada Familia, 1882 yılında halkın yardımlarıyla yapılmaya başlanmıştır. Ve bitmemesinin sebebi hala sembolik olarak halkın yardımlarıyla yapımına devam edilmesidir. Bitirilirse değerini kaybedeceği düşünülür. Ve de o dediğin Barcelona Stadyumunun adı da; Camp Nou dır. Selamlar. Barcelona'da hangi otelde kalmıştınız hatırlıyor musunuz ismini? Merkezde tavsiye edebileceğiniz otel var mı? Teşekkürler. Otelleri booking. com üzerinden ayarlıyorum. Merkeze yakın olması en önemli kriterim oluyor. Siz de oradan bulabilirsiniz. İsmen hatırlayamıyorum. Barselona'da metro ile bu saydığım pekçok yere ulaşılabilir. Hop-on hop-offları da kullanabilirsiniz. Scooter ya da bisiklet de kiralayabilirsiniz. Merhaba çok güzel bir enerjiniz var benim de hayallerimden biri Güney Afrika gezisi. Burada Barcelona yazısına denk geldim. Vakit varsa eğer biz yürüyerek Tibidabo'ya çıkmıştık 🙂 Orası muhteşem ve burdaki kiliseye 2 euro vererek çıkabilirseniz eğer güzel bir Barcelona Manzarası görürsünüz. Burada aynı zamnada bir de lunapark var. Şehir manzaralı ve Barcelonanın en yüksek rakımına sahip. Yolda çıkarken yanınıza yiyecek içecek bişeyler almanızı öneririm çünkü uzun bir yol bazen kaybolabilirsiniz 🙂 İyi gezmeler dilerim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/basit-frappe-tarifi", "text": "Bugüne kadar hiç yiyecek tarifi yazmamıştım blogda! Ama Yunanistan'da içip bayıldığımız sonra da evde kendimize yapmaya başladığımız Frappe'yi sosyal medya hesaplarımdan paylaşınca herkes tarif istedi. Madem öyle ben de basit frappe tarifi yani soğuk kahve tarifi yazayım dedim. Soğuk kahve yapması gerçekten çok kolay ve evde bulunan malzemeler yeterli. - 1 tatlı kaşığı eriyebilir kahve - Soğuk su - Buz - Soğuk süt - Tercihen toz şeker - Bir de küçük kavanoz Öncelikle 1 tatlı kaşığı eriyebilir kahveyi ve bir shot bardağından biraz daha az miktara karşılık gelecek olan soğuk suyu küçük boy bir kavanoza koyup 30 saniye boyunca çalkalıyoruz. Eğer çayı kahveyi şekerli içiyorsanız, istediğiniz kadar toz şekeri de çalkalamadan önce kavanoza koyun mutlaka. Bence şekersiz için, yine de siz bilirsiniz. Köpürmüş kahveniz 30 sn sonra aslında hazır. Büyükçe bir su bardağına istediğiniz kadar buz ekleyip köpürmüş kahvenizi üstüne ekleyin. Espresso sevenler için aslında bu haliyle bile içilebilir. Ama bu oldukça sert bir kahve oldu. Eğer evde espresso makinanız varsa 1 shot espresso da aynı işi görecektir. Buradan sonrası biraz keyfinize kalmış, üstüne 1-2 shot soğuk su, 1-2 shot soğuk süt ekleyerek en sevdiğiniz kıvamı kendiniz bulabilirsiniz. Ben bol sütlü seviyorum. Yunanistan'da sipariş alırken sütlü mü sütsüz mü istersiniz diye soruyorlar. Sütsüz biraz daha sert oluyor. - çikolata sosu, - dondurma, - baileys - amarula ya da sevdiğiniz içkilerden ekleme yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/baska-turlu-bir-sey", "text": "Özcan ve İsmail birlikte çıkıp birlikte döndükleri yolculuk sonrasında hayatlarını sanırım yeniden çizdiler. İsmail Japonya'da yaşamaya başlamışken Özcan da 13 aylık seyahatini anlatan bir kitap yazdı. En son gördüğümde \"Başka Türlü Bir Şey\" kitabı D&R'da çok satanlar arasında idi. Kitabı aldım alıyorum derken, bana şimdi Orta Amerika'yı gezen Gezi Tozu'ndan hediye geldi. 13 ay boyunca sürekli aynı insanla seyahat etmek ise ayrı bir konu. Anan, baban, kardeşin olsa çekilmez o kadar zaman dipdibe. Netekim kavgaları, sorgulamaları, fikir ayrılıkları hatta bazen fiziksel ayrılıkları ve yeniden biraraya gelişleri kitapta yine çok doğal bir dille anlatılmış. Çok sayıda gezi-seyahat kitabı okudum, çok beğendiklerim de yarım bıraktıklarım da oldu. Ama bu kadar bir çırpıda okuduğum ikinci bir gezgin kitabı hatırlamıyorum. Kesinlikle okuyun, ilham vermek istediğiniz dostlarınıza hediye alın. İyi günler. Siteniz çok güzel, takip etmeye başladım. Ancak yukarda tanıtımı yapılan kitap ideefixe adresinden baktım da 45 lira görünüyor. indirimli olarak 38 lira. 392 sayfalık bir kitap olarak çok geldi. Alıp okumayı çok isterdim. Cidden pahalı, indirimli olarak 15 20 tl bandında olması gerekir bu kitabın. Sahibini madem tanıyorsunuz acaba ulaşıp neden bu kadar pahalı olduğunu öğrenebilir misiniz ? Teşekkürler. Kitap baskı kalitesi çok yüksek ve oldukça kalın bir kitap. Eminim gereksiz pek çok harcamanız vardır. Onlardan tasarruf edip bir gezgine destek olmak için bu bedel ödenebilir. Kitabı aldım ve incelediğimde çok pahalı olmadığı kanaatine vardır. En dandik baskı kitaplarının bile 2. ellerini minimum 10 lira olduğunu düşündüğümüzde bu kitap değerini muhafaza ediyor diye düşünüyorum. Her zaman ön yargılı olduğum bir durum. Bir insan onca zaman ( 13 ay ) ailesini vb şahısları özlemez diyorum ama bir çok kişinin, yemeğin ve mekanın değerini anlamaya birebir bence. Özlem mutlaka vardır ama herhalde eninde sonunda dönecek olmak tesellisidir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/baskomutan-milli-parki", "text": "Başkomutan Tarihi Milli Parkı; Kurtuluş Savaşımız'ın en önemli çatışmalarının yaşandığı, Türk milletinin cesaret ve yenilmezliğinin tüm dünyaya gösterildiği, işgal kuvvetlerinin Anadolu'yu terk etmesinin önünü açan savaşların yaşandığı ve binlerce şehidimizin kanları ile sulanmış olan kutsal bir yerdir. Başkomutan Tarihi Milli Parkı, Ulu Önder Atatürk önderliğinde; 26 Ağustos 1922'de Afyon Kocatepe'de başlayan ve 30 Ağustos 1922'de Kütahya Dumlupınar'da zafer ile sonuçlanan Büyük Taarruz Harekatı'nın yaşandığı bölgedir. Başkomutan Tarihi Milli Parkı; Büyük Taarruz'un planlama aşamasından itibaren her adımın, her savaşın yaşandığı, ülkemizin kurtuluş mücadelesinin savunmadan saldırıya yani taarruz aşamasına geçtiği, İzmir'in kurtuluşuna kadar devam eden milli mücadelenin en zorlu çatışmalarının yaşandığı yerdir. Afyon, Kütahya ve Uşak illerimizin belli bölümlerini içine alan bölge 1981'de milli park ilan edilmiş. Başkomutan Tarihi Milli Parkı, Ayfonkarahisar ilimizde bulunan Kocatepe'den başlayarak Kütahya ilimizde bulunan Dumlupınar'ı içine alan 34.834 hektar (348.340 dekar) alanı kapsıyor. Milli parkın iller bazında alan dağılımını aşağıda görebilirsiniz. - 17 bin 120 dekarı Uşak, - 151 bin 720 dekarı Kütahya, - 179 bin 500 dekarı Afyonkarahisar. Uşak ilimizde çok az bir bölümü bulan park iki ana bölümden oluşuyor; Afyon Kocatepe Bölümü ve Kütahya Dumlupınar Bölümü. Milli park alanı içinde; Kurtuluş Savaşımız sırasında cesurca mücadele etmiş 137.000 şehidimiz yatıyor. Parkta kanlarının son damlasına kadar savaşmış Mehmetçiklerimiz'in anısını yaşatmak ve onlara olan minnetimizi gösterebilmek adına çok sayıda Anıt ve Şehitlik ile Kurtuluş Savaşımız'a dair önemli tarihi yerler bulunuyor. Yukarıda bulunan Başkomutan Tarihi Milli Parkı haritası, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmış. Dumlupınar Müzesi veya Şuhut Atatürk Karargah Evi'nde milli park broşürü ile birlikte ücretsiz olarak dağıtılıyor. Başkomutan Tarihi Milli Parkı Kitapçığı için tıklayın. Başkomutan Tarihi Milli Parkı, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları'nın istisnasız tamamının bu toprakların ne mücadelelerle, ne fedakarlıklarla kazanıldığını anlaması için mutlaka ziyaret etmesi gereken bir yer olduğunu baştan hatırlatmak istedim. Ben de çok geç gittiğim için kendimi eleştirdim. İlkokul, ortaokuldan itibaren tüm gençlerimizin burayı kesinlikle görmesi, yaşaması, hissetmesi gerektiğini düşünüyorum. Başkomutan Tarihi Milli Parkı'nı ziyaret etmeyi planlıyorsanız; Büyük Taarruz Harekatı'nın tarih sıralamasına göre rotanızı planlamanızı öneririm. Büyük Taarruz'un planlandığı nokta olan Şuhut'taki Büyük Taarruz Karargahı 'nden başlayıp Zafer Yolu, Kocatepe rotasına devam edip Afyon'daki diğer şehitlikleri tamamladıktan sonra Kütahya tarafına geçip Zafertepe Çalköy üzerinden Dumlupınar'a devam ederek, Dumlupınar Şehitliği'nde rotanızı bitirebilirsiniz. Google Haritalar uygulaması üzerinde işaretlenmiş yerlerin konumlarını görmek için tıklayın. Başkomutan Tarihi Milli Parkı giriş ücreti olduğuna dair bilgiler olsa da milli park belli bir giriş kapısı olan bir yer değil, pek çok Şehitlik, Müze, Anıt içeren ve çok geniş bir alana yayılmış bir milli park. Bu alanın büyük bir kısmını dolaşmış biri olarak hiçbir yerde giriş ücreti ödemediğimi belirtmem gerek. İnternette bulunan giriş ücretlerinin nereye ait olduğunu da bulamadım. Özetle; bu yazıda aksi belirtilmedikçe, milli park içinde bulunan yerlerin herhangi bir giriş ücreti yok. Milli parkı gezerken taarruz sırasında yaşananları bilmek ve tarih sırası ile gezmek önemli. Afyon'un güneyinde 40-50 kilometrelik bir hat oluşturmuş olan işgal kuvvetlerine yönelik bir taarruz yapılmasına karar veren Gazi Mustafa Kemal Paşa, 17 Ağustos 1922'de gizlice Ankara'dan yola çıktı. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya 20 Ağustos'ta Akşehir'e ulaşan Paşa 26 Ağustos'ta taarruza başlanacağını bildirdi. Büyük Taarruz'un ilk karargahı Kocatepe'de kuruldu. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Mareşal Fevzi Paşa ve İsmet Paşa yönetimindeki komuta grubu, 25 Ağustos'u 26 Ağustos'a bağlayan gece Afyon ili Şuhut ilçesi Çakırgözü Köyü'nden Kocatepe'ye hareket etti. Büyük Taarruz Harekatı, 26 Ağustos 1922'de sabah saat 05:30'da 200 top atışı ile başladı. Taarruzun ilk günü, Yunan ordusunun hatlarına çok güvendiği Büyük Kaleciktepe'den Çiğiltepe'ye kadar olan 15 km'lik bölge ele geçirildi. İkinci gün, Türk birlikleri tüm cephelerde yeniden taarruza geçti ve Afyonkarahisar'a girdi. 29 Ağustos günü tekrar saldırı kararı alındı ve 30 Ağustos günü taarruz harekatı zafer ile sonuçlandı. Büyük Taarruz'un son bölümü Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak tarihe altın harflerle yazıldı. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa, dağılan Yunan Ordusu'nun İzmir'e kadar takip edilmesi kararı verdi. Cesur Türk Ordusu, 15 günde 450 kilometre yol kat ederek düşmanı Anadolu'dan temizleyip 9 Eylül sabahı İzmir'e girdi. Bugün 450 kilometre kulağa çok gelmiyor olabilir ama ordunun kısıtlı imkanları, ayağında çarıkla yürüyen, kağnılarla eşyalarını taşıyan, günlerce doğru düzgün kumanyası olmadan sahada savaşan ve ilerlemesini sürdüren kahraman Türk askerlerini düşünün. Bugünün şartları ile değil o günün şartları ile durumu değerlendirin lütfen. Başkomutan Tarihi Milli Parkı'nın Kocatepe Bölümü, Afyonkarahisar ilimiz sınırları içinde yer alıyor. 17.950 hektar alanı kapsayan milli parkın içinde bulunan görülecek yerler, Anıt ve Şehitlikleri aşağıda detaylıca anlatmaya çalıştım. Başkomutan Tarihi Milli Parkı'nın Afyon Kocatepe Bölümü videosu aşağıda yer alıyor. İzlemeyi, beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın. Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz emrini verdikten sonra, taarruz planlarını son haline getirmek için, 24 Ağustos 1922'de Akşehir'den Afyon'un Şuhut ilçesine geldi. Şuhut'un Yalı Mahallesi'nde bulunan Hacıveli Oğulları'na ait evi karargah olarak kullandı. Silah arkadaşları ile birlikte son planlama ve toplantılarını bu evde yapan Mustafa Kemal, 25 Ağustos'u 26 Ağustos'a bağlayan gece sabaha karşı Kocatepe'ye hareket etti. Mustafa Kemal Paşa'nın çalıştığı ve istirahat ettiği oda ile konağın tamamı ziyaret edilebiliyor. 30 Ağustos ve öncesindeki günler her yıl Zafer Haftası olarak kutlanıyor. 25 Ağustos günü Şuhut'a giderseniz Zafer Yürüyüşü için şehre gelen kalabalıkları görebilir ve kutlamalara katılabilirsiniz. Zafer Yolu, Şuhut'un Çakırözü Köyü'nden başlayıp Kocetepe'de biten 18 kilometrelik yola verilen ad. Bu rota 25 Ağustos gecesi Kahraman Türk Ordusu'nun 11 tümen, 3 süvari tümeni, 210 arabalı topu ile yürüdüğü rota. Türk askerleri bu yolu izleyerek; düşmana belli etmemek için ayaklarına keçe sarılmış at, katır ve merkeplerle; gece karanlığında, sessizlik ve gizlilik içinde Kocatepe'ye çıktılar. Her yıl Zafer Haftası kutlamaları kapsamında 25 Ağustos gece 23.00'te aynı rota yürünerek Kocatepe'ye ulaşılan Zafer Yürüyüşü düzenleniyor. Yol üzerinde pek çok dinlenme noktası, toplanma alanında bir anfi tiyatro, çeşmeler bulunuyor. Kocatepe Anıtı, Büyük Taarruz Harekatı'nın Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından sevk ve idaresinin yapıldığı Zafer Yolu'nun bitiş noktasında bulunuyor. Anıt, Afyonkarahisar'ın Büyükkalecik Kasabası sınırları içinde yer alan, 1874 rakımlı Kocatepe'de yer alıyor. Afyon merkeze 20 km, Şuhut ilçesine ise 18 km mesafede. Tepeye çıkınca Büyük Taarruz'a başlamak için neden bu tepenin seçildiğini çok daha iyi anlayacaksınız. Yüksek rakımı sayesinde tepeden çevredeki daha alçak tepeleri ve Afyon ovasının büyük bir kısmını görmek mümkün. Kocatepe Anıtı'nın bulunduğu tepeden aşağıya indiğiniz yer Büyükkalecik Köyü. Anıta yaklaşık 7.5 kilometre mesafede yer alıyor. Köyün içinde bulunan Yüzbaşı Agah Efendi Şehitliği görülmesi gereken yerlerden biri. Kocatepe Karargahı'nı korumak için görevlendirilmiş olan 150 kişilik asker Büyükkalecik Köyü Kurtkayası mevkisine yerleşmişti. Yüzbaşı Agah Efendi Komutası'ndaki birlik, Yunan başkomutanı Hacı Anesti'nin \"Ben o mevzileri gezdim, Türkler o tel örgüleri değil aşmak, asla yanına bile yaklaşamaz\" dediği tel örgülerini aşarak Yunan askerleri ile savaşmıştır. Maalesef ki, Agah Efendi 27 Ağustos günü Kurtkaya Tepesi'nde şehit düşmüş. Bayburtlu Ziver Bey oğlu Yüzbaşı Agah Efendi ve o bölgede şehit düşen 100 Mehmetçik adına yapılan şehitlik 26 Ağustos 1972'de yapılmış. Yunan komutanının yanına bile yaklaşamazlar dediği tel örgüleri aşarak belki de savaşın kaderini değiştiren cesur Mehmetçiklerin mezarlarını temsilen 100 mezar taşı şehitlik bahçesinde sıralanmış durumda. Anadolu'nun başka başka köşelerinden gelmiş ve burada canını vatanı uğruna feda etmiş Mehmetçiklerin temsili mezar taşları.. Zafer Müzesi, Afyonkarahisar merkezinde, Zafer Anıtı ve Afyon Kalesi'nin karşısında yer alıyor. Bu güzel binanın çok önemli bir yeri var; Afyıon 8. Tümen 189. alay tarafından 27 Ağustos 1922 günü düşmanın elinden alındıktan sonra Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa Kocatepe'den inerek Afyon'a gelip bu binada konaklamışlar. Bu bina karargah ilan edilmiş ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin planları burada yapılmış, taarruz emri bu binada verilmiş. Müze binası, şu an kullanılmakta olan Belediye binası yapılana kadar, yani 1930'lu yıllara kadar \"Afyon Belediye Binası\" olarak hizmet vermiş. Belediye yeni binaya taşınınca da \"Emniyet Müdürlüğü\" binası olarak kullanılmış. 1985 yılında ise; \"Zafer Müzesi\" yapılması için, Başkomutan Tarihi Milli Park Müdürlüğü'ne tahsis edilmiş. Bu kadar önemli bir binada yer alan Zafer Müzesi şu an maalesef ziyarete kapalı, restorasyon çalışması yapıldığı söyleniyor ve ne zaman açılacağına dair bir bilgi de yok. Umarım en kısa zamanda yeniden ziyarete açılır. İstanbul veya Ankara yönünden gelip Antalya tarafına giderken Büyük Taarruz Şehitliği solunuzda kalıyor. Mutlaka önünden geçtiniz ama büyük ihtimalle fark veya dikkat etmediniz. Tüm şehitlikleri gezemeseniz bile buraya sapıp Mehmetçiklerimiz için yapılmış olan şehitliği ziyaret etmenizi öneririm. Şehitlik Afyonkarahisar merkezine sadece 17 km mesafede yer alıyor. Büyük Taarruz Şehitliği, 26-29 Ağustos 1922 tarihleri arasında şehit düşen 275 subay ve 2150 Mehmetçik için 1993 yılında yapılmış. Rakamları yazarken bile elim titriyor... Şehitlik girişinde bir namazgah, sağda bir şadırvan, arka bölümünde ise Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk Anıtı yer alıyor. Şehitliğin giriş bölümünde 500 şehit için sembolik mezar taşları bulunuyor. Kurtuluş Savaşımız büyük fedakarlık ve kahramanlık hikayeleri ile dolu. Bu vatan uğruna savaşmış ve şehit düşmüş olan Mehmetçiklerimiz sayesinde bugün özgür ve bağımsız bir ülkede, özgür ve bağımsız bireyler olarak yaşayabiliyoruz. O kahramanlardan biri de Reşat Çiğiltepe. 27 Ağustos 1922 günü Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e verdiği sözü yerine getirememenin üzüntüsü sonucu intihar ederek hayatına son vermişti. -\"Niçin hedefinize vasıl olamadınız?\" dedim. -\"Yarım saat sonra hedeflere vasıl olacağız\" dedi. Halbuki maatteessüf yarım saatte bu hedefler elde edilememişti. Tekrar sorduğum zaman telefonda Reşat Bey'in son bir veda namesini okudular. Orada diyordu ki: \"Yarım saat zarfında size o mevkileri almak için söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam.\" On beş dakika sonra Çiğiltepe alınmış ancak şehit komutan Miralay Reşat Bey bu müstesna anı görememiştir. Şehitlik Afyonkarahisar'a 43 km mesafede Çiğiltepe'de yer alıyor. Ana yoldan ayrılıp toprak yoldan kısa bir sürüş ile şehitliğe ulaşabiliyorsunuz. Şehitlikten 1 km kadar devam ederseniz, Çiğiltepe siperlerini görebilirsiniz. İstiklal Tanıtım Merkezi, sözde Büyük Taarruz ve Kurtuluş Savaşı'nı anlatan panoramik bir müze olarak inşa edilmiş. Ancak koskoca bir bina, öğle arası tatilinde kapalı ve içeride Kurtuluş Savaşı'na dair çok az bilgi yer alıyor. Dışarıdan bakınca bütün savaş burada canlandırılacak sanıyorsunuz ama içerisi tam bir hayal kırıklığı. Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi benzeri bir yer bekliyordum, gerçekten bu, müze demeye dilim varmıyor, binaya harcanan paraya yazık olmuş. Üstelik biz öğle saatinde kapalı olunca iki kez gittik ve büyük zaman kaybettik. Girişi ücretsiz. Benim ziyaret etmediğim ancak Afyonkarahisar çevresinde bulunan birkaç şehitlik daha var; Anıtkaya Şehitliği, Çalışlar Şehitliği, Akdeğirmen Şehitliği, Giresunlular Şehitliği. Eğer vaktiniz uygun olursa bu şehitlikleri de rotanıza dahil edebilirsiniz. Başkomutan Tarihi Milli Parkı'nın Dumlupınar Bölümü Kütahya ilimiz sınırları içinde yer alıyor. 16.884 hektar alanı kapsayan milli parkın içinde bulunan görülecek yerler, Anıt ve Şehitlikleri aşağıda detayları ile anlatmaya çalıştım. Başkomutan Tarihi Milli Parkı'nın Kütahya Dumlupınar Bölümü videosu aşağıda yer alıyor. İzlemeyi, beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın. İstanbul yönünden Başkomutan Tarihi Milli Parkı'na geliyorsanız; ilk milli park tabelasından saparak ana yoldan ayrıldığınızda karşınıza çıkacak olan ilk anıt Zafertepe, Çalköy'de yer alan Zafer Anıtı olacak. Zafertepe, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın 30 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutanlık Meydan Muharebesini yönettiği, karargahının bulunduğu 1.181 metre rakımda bulunan tepedir. Çalköy'de bulunan Zafertepe üzerinde uzaktan bakınca çatılmış silah veya alev alev yanan meşale gibi görünen Zafer Anıtı, Kurtuluş Savaşı'nı temsil etmesi için yapılmış. Otopark tarafından anıta yaklaştığınızda Zafer Anıtı'nın hemen önünde Başkomutan Meydan Muharebesi'nin taarruz planını anlatan bir tablo bulunuyor. Anıt çevresinde taarruz sırasında kullanılan uçak ve silahlar da sergileniyor. Zafertepe'deki Zafer Anıtı, aynı zamanda resmi 30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerinin de düzenlendiği yer. Biz de tören provalarına denk gelmiştik. Yıldırım Kemal Şehitliği, Zafer Anıtı'ından sonra devam ettiğinizde eski adı Küçükköy olan Yıldırım Köyü'nde yer alıyor, şehitlik ile aynı adı taşıyan Yıldırım Kemal tren istasyonunun hemen yanında. Yıldırım Kemal, pek çok cephede savaştıktan sonra Konya'da yattığı hastanede Büyük Taarruz'un başlayacağı haberini alır. Hastaneden kaçıp Fahrettin Altay Paşa'nın bulunduğu cepheye gelir. Paşa, Yıldırım Kemal'i Küçükköy tren istasyonunu ele geçirmiş olan Yunan birliklerini yok etme görevinde olan 2. alaya gönderir. İstasyonu alma görevindeki 4 subay ve 30 er şehit olur ama istasyon ele geçirilir. Şehitlik ziyaretimiz sırasında orada bulunan köylü teyzelerden biri annelerinden, ninelerinden dinlediği bir hikayeyi anlattı: \"Şehit düşen askerleri köy mezarlığına taşıyacak tek bir erkek hatta genç kadın yokmuş köyde, çünkü hepsi cephede. Köyde kalan yaşlı kadınlar şehitleri tek tek mezarlığa taşıyıp gömmüşler.\" Teyze anlatırken de bu yazıyı yazarken de göz yaşlarıma engel olamadım. Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun. Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldıktan bir gün sonra 31 Ağustos 1922 günü, Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa savaş alanında dolaşırken Berberçam Tepesi'nde Yunan top mermilerinin açtığı çukurda şehit olmuş bir sancaktar görürler. Sancaktarın toprağın üzerinde kalmış ve katılaşmış kolu sancağı hala dimdik tutmaktadır. Bu görüntüden çok etkilenen Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, savaş sonrasında buraya yapılacak anıt için Şehit Sancaktar'ın sembol alınmasını ister ve anıtın temelini 30 Ağustos 1924'te bizzat kendisi atar. Yüzbaşı Şekip Efendi Şehitliği ben gittiğim dönemde bakım çalışmasında idi. Umarım şimdi çalışma tamamlanmıştır. Zafertepe'ye yakın şehitliklerden biri burası, ana yoldan sadece birkaç yüz metre içerde. Yüzbaşı Şekip Efendi, 14. Süvari Tümeninin 3. Alayı subaylarından. Büyük Taarruz sırasında Türk Süvari Birliklerinin başarıları başlı başına bir destandır. Şekip Efendi, başında olduğu 20 kişilik süvari birliği ile 2000 kişilik Yunan askerini esir almayı, düşman toplarını ele geçirmeyi başarmış ancak çatışma sırasında şehit olmuştur. Buradaki şehitlik Yüzbaşı Şekip Efendi ve Türk Süvari Kolordusunu şehitleri adına 1972 yılında yapılmış. Büyük Aslıhanlar Şehitliği, 30 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutanlık Meydan Muharebesi sırasında Büyük Aslıhanlar Köyü'nde şehit olan Mehmetçiklerin anısına 1995 yılında yapılmış, şlk yapılan anıt yıkılınca 2006 yılında bugün bulunan Kahraman Mehmetçiği sembolize eden anıt dikilmiş. Büyük Aslıhanlar Köyü'nün devamında Ağaçköy'de iki adet Şehitlik bulunuyor. Yoğun duygular içinde gezdiğim Başkomutan Tarihi Milli Parkı içinde bulunan yerler arasında beni hayal kırıklığına uğratan iki yerden biri de Dumlupınar şehir merkezinde yer alan ve 30 Ağustos 1997'de ziyarete açılmış olan Dumlupınar Kurtuluş Savaşı Müzesi. Müze binası çok eski olsa da içeriği zengin olabilirdi, ancak ne yazık ki değil. Koskoca binayı ziyan etmişler desem yeri var. Kurtuluşu Savaşı'na ait silah, kılıç gibi malzemelerin sergilendiği bir salon, bir kağnının canlandırıldığı bir salon, bir de savaş günlerine ait fotoğrafların bulunduğu bir salon bulunuyor. Ancak dediğim gibi yüksek bir beklenti ile gitmeyin. Dumlupınar Kurtuluş Savaşı Müzesi'nden birkaç yüz metre ileride Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın \"Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz'dir, İleri\" emrini verdiği karargahın bulunduğu yere bugün İlk Hedef Anıtı yapılmış. Anıt 26 Ağustos 1972 tarihinde ziyarete açılmış. Dumlupınar şehir merkezindeki İlk Hedef Anıtı'nın hemen arkasındaki bahçenin içinde \"Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz'dir, İleri\" emrinin verildiği karargah evi bulunuyor. Mustafa Kemal Paşa, Sakallı Nurettin Paşa ve Halide Edip Adıvar bu evde kalmışlar. Atatürk'ün kendisi için ayrılan odayı Halide Edip'e vererek kendisinin damda kaldığı söyleniyor. Ev bugün, Atatürk Karargah Evi olarak ziyarete açık, giriş ücretsiz. Evin ilk katında Büyük Taarruz'a dair bilgiler, fotoğraflar sergilenirken ikinci kat orjinaline uygun şekilde döşenmiş. Bu vatanın evlatları, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde; 1919-1922 yılları arasında köylüsü, kentlisi, işçisi, askeri, kadını, erkeği, hatta gencecik öğrencileri ile özgürlük mücadelesi verdi, adına \"Kurtuluş Savaşı\" dendi. Kurtuluş Savaşımız sırasında cephede ve cephe gerisinde binlerce şehit verdik. Sayıları 137.000 ile ifade edilen şehitlerimiz için Kütahya Dumlupınar'da yer alan Cafer Gazi Tepesi'nde bulunan Dumlupınar Şehitliği inşa edildi ve 1992 yılında ziyarete açıldı. Tüm kahraman Mehmetçiklerimizin Ruhları Şad Olsun. Dumlupınar Şehitliği içinde birkaç tane de anıt bulunuyor. Bunlardan biri Kurtuluş Savaşı sırasında şehit düşen sivilleri sembolize eden Milis Anıtı. Milli Mücadele sırasında orduya destek vermek için bir araya gelen milislerin anısına Şehitlik'te yerini almış. Dumlupınar Şehitliği içinde yer alan ve beni ağlatan bir başka anıt ise Şehit Baba-Oğul Anıtı. Çetmili Kara Ali Çavuş, 1912 yılında daha oğlu 8 yaşındayken Balkan Savaşı'na katılmak için evinden, köyünden, eşinden, çocuğundan ayrılır. Balkanlardan sonra Galiçya, Hicaz, Yemen, Kafkasya cephelerinde yıllarca savaşır. Anadolu'da Milli Mücadele başlayınca doğu cephesinden Dumlupınar'a gelir. Cephede artık 19 yaşına gelmiş olan oğlu Sancaktar Mehmet Onbaşı ile karşılaşır. Ancak kavuşmaları uzun sürmez, 31 Ağustos 1922'de Mehmet Onbaşı babasının kollarında can verir, şehit olur. Bu anıt, bu vatan uğruna canlarını veren baba ve oğulları anısına yapılmış. Başkomutan Meydan Muharebesi sırasında omuz omuza savaşan orduları yöneten üç büyük kahramanımız; Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Paşa ve Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa'yı savaş alanında sembolize eden anıt Dumlupınar Şehitliği içinde yer alıyor. Şehitliğin bahçesinde bir büfe/kafeterya ve büyük bir piknik ve kamp alanı da bulunuyor. Kütahya Dumlupınar Bölgesindeki Anıt, Müze ve Şehitlikleri de böylece tamamlamış olduk. Milli parkı gezerken beni en çok mutlu eden şeyin Şehitlik ve Anıtların son derece bakımlı olması oldu. Turgut Özakman'ın Şu Çılgın Türkler kitabından senaryolaştırılmış olan ve yönetmenliğini Ziya Öztan'ın yaptığı ve TRT'de yayınlanmış olan Kurtuluş Dizisi, Büyük Taarruz Harekatı'nı anlatıyor ve tam da milli parkın bulunduğu bölgede geçiyor. 6 bölümden oluşan dizinin film versiyonu da var. Başkomutan Tarihi Milli Parkı'na gitmeden önce dizi veya filmi izlerseniz yaşananların gözünüzde canlanması çok daha etkileyici olacaktır. Milli parka gitmeseniz dahi kitabı okumadıysanız okumanızı veya en azından diziyi izlemenizi mutlaka tavsiye ederim. Biz milli parka gitmeden önce tekrar izledik, izlerken göz yaşlarıma hakim olamadığımı hatırlatmış olayım. Dizi eski tarihli, Youtube'da kolayca bulabiliyorsunuz. Görüntüler biraz kötü ama lütfen ona takılmadan izlemeye çalışın. Milli parkı sınırları oldukça geniş, gezerken acıkmamak mümkün değil. Başkomutan Milli Parkı rotasında yemek yiyip memnun kaldığımız birkaç yeri de bu yazıya eklemek istedim. Kuzu Tandır ile başlayalım; Afyon merkezde çok meşhur iki tandırcı var. İlki Aşçı Bacaksız, ancak tandır bitince dükkanı kapatıyor, ben yetişmeyi başaramadım, erken gitmeniz gerek. İkincisi ise Salim Usta. Ancak pandemi döneminde Salim Usta aşırı kalabalık olunca biz daha sakin olan İkbal Restoran'ı tercih ettik. Tandır da ekmek kadayıfı da güzeldi. Mekanın nostaljik havasını da seviyorum. İkbal Lokantası'nın Google Haritalar uygulamasındaki konumu için tıklayın. Afyon Lokumu almak için ise İkbal Lokantasına 50 metre mesafede bulunan Öztaylan Yayla Şekerleme en popüler lokumcu. Her zaman önünde sıra olur, sırayı görünce doğru yere geldiğinizi anlarsınız. Millet Caddesi üzerinde çok sayıda Afyon Sucuğu satan dükkan da var ama sucuk için önerebileceğim belli bir yer yok. Cumhuriyet, Ahmet İpek en bilinenleri. Gölbaşı Restoran'ın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Yazıyı sonuna kadar okuduğunuza göre Başkomutan Tarihi Milli Parkı sizin de planlarınız arasında yer alıyor. Başkomutan Tarihi Milli Parkı her Türk Vatandaşı'nın mutlaka görmesi, ziyaret etmesi gereken yerlerin ilk sıralarında yer alıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bati-karadeniz-gezi-rotasi-ve-gezi-maliyeti", "text": "Karadeniz Bölgesi'nin pek çok yerini farklı zamanlarda parça parça gezmiştim ancak Batı Karadeniz kısmının henüz çok az yerini görmüştüm. Bayram tatilini fırsat bilip biraz da son dakika planı, hatta plansızlığı ile İstanbul'dan çıkıp Sinop'a kadar gidecek şekilde bir arabayla Batı Karadeniz gezi rotası çıkardık. Kocam ile birlikte gittiğimiz 7 günlük arabayla Batı Karadeniz turu ve Batı Karadeniz gezi maliyeti ile ilgili tüm detayları bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar. Karadeniz bölgesine ait tüm yazılarım için KARADENİZ GEZİ YAZILARI sayfama göz atabilirsiniz. Eşimin izin durumu son dakika belli olduğu için Batı Karadeniz gezi rotası üzerinde çok detaylı çalışma şansımız malesef olmadı. Batı Karadeniz haritasını önümüze açıp görmek istediğimiz yerleri harita üzerinde işaretledik önce. Genellikle gezi rotası planı yaparken bu yöntem ile ilerlerim, önce tüm görmek istediğim yerleri işaretlerim sonra da zamanım ve bütçeme uygun olarak eleme yaparım, bu kez de aynı yöntemi uyguladık. 7 günlük Batı Karadeniz gezi rotası için gün gün gezdiğimiz yerleri aşağıda görebilirsiniz. 7 gün boyunca toplamda 2000 kilometre üzerinde yol yaptık. 7 günlük rotamızda uğradığımız yerleri aşağıda görebilirsiniz. Ana durakları listeye yazmaya çalıştım. - Akçakoca - Ereğli Cehennemağzı Mağaraları - Zonguldak - Bartın Güzelcehisar Lav Sütunları ve İnkumu Plajı - Amasra - Kastamonu Gideros Koyu - İnebolu - Sinop - Sinop Boyabat Bazalt Kayalıkları - Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu - Dönüşte > Kastamonu Taşköprü - Kastamonu Ilıca Şelalesi Arabayla Batı Karadeniz rotamızın tüm detayları aşağıdaki haritada yer alıyor, haritayı Google Haritalar üzerinde görmek için tıklayın. Biz bu yolculuğa eşim ile birlikte çıktık, bir gece hariç bütün konaklamalarımızı da çadırda yaptık. Maliyetleri değerlendirirken lütfen bu bilgileri dikkate alın. Bu gezi Ağustos 2019'da yapıldı, maliyetler zaman içinde değişebilir, unutmayın. Biz İstanbul'da araba kullanmıyoruz bir süredir. Hem maliyet hem de trafik kabusu ile uğraşmak istemiyoruz. Bu nedenle Türkiye içinde araç ile gideceğimiz yerler için araç kiralıyoruz. Batı Karadeniz seyahatimiz için de bir araç kiraladık. Ford Tourneo model, minivan tipi aracımızı Carrentals. com sitesi üzerinden 7 günlük 200 usd maliyet ile kiraladık yani 2019 Ağustos kuru ile bakarsak 1.115 TL araç kiralama maliyetimiz oldu. 2000 kilometreden fazla yol yaptık, çoğunlukla ana yollar yerine dağ yollarını, sahil yollarını kullanmayı tercih ettik. Bu nedenle de yakıt tüketimimiz biraz artmış olabilir. Toplamda 740 TL benzin masrafımız olmuş. Birkaç yerde otopark kullandık, toplam 25 TL de otopark maliyetimiz oldu. Toplamda gezimizin tüm ulaşım maliyeti diye bakacak olursak; 1.880 TL. Ben bütün seyahat hesaplamalarımı kişi başı yaptığım için yarısı 940 TL. Bizim seyahatlerimizde genellikle en yüksek kalemlerden biri yeme-içme oluyor. Karı koca ikimiz de hem yemeyi hem de içmeyi seviyoruz. Bu seyahatimizde çadırda konakladığımızı belirtmiştim. Akşam yemeklerimizin bazılarını ve sabah kahvaltılarımızın tamamını kendimiz hazırladık, bu hazırlıklar için yaptığımız market alışverişleri de yeme-içme maliyeti içinde yer alıyor. - En yüksek yemek ücretini Amasra sahilde yediğimiz Mustafa'nın Yeri Canlı Balık'ta ödemişiz, toplam 250 TL. İçinde mezelerimiz, rakımız, balığımız var. İki kişi diye bakınca çok değil aslında. Yeri önerir misin derseniz, bence o sırada günbatımı izleyebileceğiniz başka yerler de var. Burada rezervasyonsuz zor yer bulunuyor. Yemeklerin ekstra hiçbir özelliği olmadığını belirtmem lazım, kötü değil ama muhteşem de değil. Ama günbatımı harika. - İkinci yüksek ödemeyi Sinop sahilde yer alan Cem's Kitchen'da yapmışız. Burada yine alkol olması nedeniyle iki kişi toplam 150 TL ödedik. Pub tarzı keyifli bir mekan. - Üçüncü en yüksek ödemeyi ise İnebolu sahildeki Hanımeli Restoran'a yapmışız, 92 TL. Burada alkol yoktu. Ama uzun zamandır yediğim en güzel çoban kavurmayı burada yedim. Sahilde alelade görünen bir mekan, tavsiye edilir. - Fiyattan bağımsız olarak Boyabat çıkışında tesadüfen durduğumuz Çorbacı Veysel de çok güzel çorba yapıyor. 3 çorbaya 27 TL ödemişiz. Yolunuz düşerse uğrayın. - Bunlar dışında market alışverişlerimiz, çay, kahve, bira molalarımız, öğle yemeklerimiz ile 1107 TL'ye ulaşmışız. Yemek maliyetini yine kişi kişiye bölecek olursam, kişi başı 553 TL yeme-içme masrafımız olmuş. Bayram dönemi yola çıkınca, otellerde yer bulmakla uğraşmak istemedik. İkimiz de bu yıl istediğimiz kadar kamp yapamamış olmaktan şikayet ediyorduk, ülkemizin en güzel coğrafyalarından birine gidiyorsak kamp yapalım dedik, iyi ki demişiz. Aşağıda gün gün kaldığımız yerler ve maliyetlerini görebilirsiniz. Tas Gölü Kamp Alanı, Zonguldak Ereğli'ye 21 kilometre mesafede yer alan özel işletmeye ait bir kamp alanı. Mesafe kısa görünse de yol biraz bozuk, o yüzden ulaşmak en az yarım saati buluyor Ereğli'den. Kamp alanında çadır kurabileceğiniz 3 farklı alan var: dere kenarı, şelale kenarı ve orman içi. Lavabolar, tuvalet, ortak alanda elektrik ve buzdolabı bulunuyor ücretsiz olarak faydalanabileceğiniz. Bayramın ilk günü gittiğimizde çok sakindi ve çok sevdik. Tas Gölü Kamp Alanı'nda çadır için 40 TL ödedik. Amasra içinde kamp yapmaya uygun alan bulunmuyor. Bu nedenle 15-20 km mesafede bulunan koylardaki kamp alanlarından faylanmak en iyisi. Önce Bozköy mevkiinde yer alan kamp alanlarına baktık ancak çok kalabalıktı ve yer yoktu, biz de bir sonraki koya doğru devam ettik. Akarsu kamp alanı da çok kalabalıktı ama bize bir yer buldular. Zaten gece geç vakit varmıştık ve sabah erken ayrılacaktık, sorun etmedik. Ama zaman geçirecek olsaydık kesinlikle tercih etmezdik. Kamp alanında çadırların yakına kadar çekilmiş elektrik, mutfak, banyo, tuvalet ve plaj yer alıyor. İsterseniz mekan 25 TL karşılığında kahvaltı veriyor. Akarsu Kamp Alanı için 75 TL verdik, bence bu kadar kalabalık bir alan için oldukça yüksek bir ücret. Martı Kamp Alanı, Sinop'a en yakın kamp alanı. Sonradan Sinop şehir merkezinde de çadır kurulmuş yerler gördük ancak kamp alanı değil de insanların münferit çadır kurduğu yerler gibiydi daha çok. Martı Kamp Alanı, Sinop'a 12 kilometre mesafede yer alıyor. Kamp alanı içinde elektrik, mutfak, banyo, çay ve plaj hizmetlerinden ücretsiz faydalanabiliyorsunuz. Burada fiyatlama kişi başı. Kişi başı 65 TL dediler, biz 2 kişi için 100 TL'ye anlaştık. Çok düzenli ve büyük bir kamp alanı burası, uzun süre konaklamak için oldukça elverişli. Üç gün çadır kampı yaptıktan sonra bir gün hem dinlenmek hem de rahat rahat banyo yapmak için bir otel konaklaması yapalım dedik. Sinop merkezden 4,5 kilometre dışarıda yer alan Uğur Apart Pansiyon'da kaldık. Odalar gayet temiz, kahvaltı tatminkar, fiyat performasına göre iyi bir seçenek. Uğur Apart Pansiyon'da iki kişi oda+kahvaltı 185 TL ödedik. Şahinkaya Kanyonu'nu görmek için Samsun sınırlarına geçtik, Kızılırmak kıyısında yer alan kanyon çevresinde şu an kamp yapılabilecek uygun alan yok. Piknik alanları yapılmış, muhtemelen yakın zamanda kamp alanı da açılır. O zamana kadar Vezirsuyu Tabiat Parkı oldukça iyi bir seçenek. Burası çok büyük bir park. İçinde futbol, basketbol sahalarından yürüyüş yollarına, kır gazinosundan kamelyalara, büfelere kadar pek çok olanak var. Biz gittiğimizde çadır kuran bizden başka kimsecikler yoktu, görevli istediğimiz yere çadır kurabileceğimizi söyledi. Bizden birkaç saat sonra 4-5 çadır daha geldi. Koca park gece bize kaldı. Vezirsuyu Tabiat Parkı içinde çadır için 40 TL ödedik. Kastamonu'nun kanyonlar bölgesinde kamp yapmak için en güzel yeri bulduk sanırım. Pınarbaşı ilçesine 12 kilometre, Ilıca Şelalesi'ne ise sadece 1 kilometre mesafede yer alan Park Ilıca kamp alanı. Kamp alanında mutfak, elektrik, tuvalet, çay ücretsiz olarak faydalanabilecekleriniz. Aynı alanda bungalovlar da var, isterseniz kahvaltı dahil kişi başı 125 TL vererek bungalov evlerde de kalabilirsiniz. Parkılıca kamp alanında çadır için 50 TL ödedik. Konaklama için toplam 490 TL ödemişiz, kişi başı 245 TL. Seyahatimiz sırasında, mağara, ulusal park, kale gibi yerler için ödediğimiz toplam miktar 90 TL olmuş, kişi başı müze ve ören yeri giriş maliyeti 45 TL. Müzekart geçen yerlerde onu kullandık sanırım o da yaklaşık 20 TL tasarruf etmemizi sağladı. - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen 7 günlük bir rotada heryeri keşfetmemiz mümkün değil tahmin edeceğiniz gibi. Cide'den geçtik ancak vakit geçirmedik bu nedenle orayla ilgili birşey yazmam doğru olmaz, çünkü hakkıyla gezdiğimi düşünmüyorum. Cide ile ilgili bilgilerinizi siz biryerlerde paylaşırsınız, biz de okuruz, bilgileniriz. Cide sevginizin kaynağını da daha iyi anlarız bu sayede. Batı Karadenizde Safranboluya uğramadan geçilmez diye biliyorum keşke orayı da ekleseydiniz. Safranbolu'ya daha önce birkaç kez gittiğim için rotama eklemedim ama ilk kez gidenlerin mutlaka görmesi gerek, katılıyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/batum-gezilecek-yerler", "text": "Batum, Gürcistan'ın Bodrum'u diyebileceğimiz, gece hayatı, uzun plajları, kumarhaneleri ile eğlence arayanlar için tam bir cennet. Vizesiz, hatta pasaportsuz olarak Türkiye'den Batum'a gidebilmek de cabası. Batum'da gezilecek yerler, Gürcistan hakkında kısa bilgiler, Batum'da ne yenir, Batum'da nerede kalınır, Batum'a gitmek için en iyi zaman nedir gibi bilgileri bulabileceğiniz Batum gezi rehberi niteliğindeki bu yazıya hoş geldiniz, keyifli okumalar! Türkiye'den Batum'a gitmek yani Gürcistan'a gitmek çok kolay. Türkiye'den Batum'a gitmek için vize almanıza gerek yok, Batum'a daha doğrusu Gürcistan'a sadece nüfus cüzdanınız ile giriş yapabiliyorsunuz. Nüfus cüzdanınızın yeni, çipli kimlik olması yeterli. Pasaporta ihtiyaç duymasanız da Türkiye'den Gürcistan'a geçebilmek için yurt dışı çıkış harcı ödemeniz gerekiyor. Sınır kapısındaki harç pulu gişelerinden ödeme yaparak pulunuzu alabilirsiniz. Türkiye'den Batum'a kara yolu ile gitmek için Hopa'ya yakın Sarp sınır kapısından çıkış yapmanız gerekiyor. Bu sınır kapısı, 1989 yılında açılmış ve o tarihten bu yana hizmet veriyor. Yüksek sezonlarda hafta sonlarında özellikle sınır geçişi çok yoğun olabiliyor. Ben geçtiğim zaman sınırda bir de inşaat vardı ve tam bir arap saçı idi. Türkiye'den Gürcistan'a kimlik ile geçiş yapılabilmesi daha pratikmiş gibi görünse de eğer pasaportunuz varsa geçiş çok daha hızlı oluyor. \"Güvenlik gerekçesi ile kimlik ile geçenleri çok sorguya çekiyorlar\" dedi çıkış harcı gişesinde çalışan görevli, ben de direkt pasaport ile geçtim beklememek için. Bu kalabalık ve kaosun bir sebebi de bu aslında. Kimlik ile geçmek mümkün ama kimlik ile geçenleri ekstradan sorguluyorlar. Sınırı geçtiğinizde Gürcistan tarafı çok daha düzenli ve sakin, bu taraftaki yerleşimin adı Sarpi. Herhangi bir güvenlik kontrolünden geçmeden elimi kolumu sallayarak çıktım Sarpi sınır kapısından. Çıkış noktasında bir turizm bilgi standı var. Batum veya Gürcistan ile ilgili harita ve broşürleri buradan temin edebilirsiniz. Sınırdan çıkınca dışarıda sizi bir sürü minibüs bekliyor. Minibüsler çok ucuza sizi Batum'a ulaştırıyor. Ben gittiğimde 1-1,5TL gibi birşeye denk geliyordu. Minibüslerin olduğu yerde döviz büroları, sınır çıkışında ise ATM'ler var. ATM'den bozuk para çekemiyorsunuz, bu nedenle döviz bürolarından az bir para bozdurmanızı öneririm çünkü minibüsler bozuk para istiyor, kağıt para kabul etmiyor. Ben ATM'den para çektiğim için minibüsten indiğim yerde bozdurup verdim minibüsçüye ücretini. Bu minibüsler yarım saat bile sürmeden Batum'un merkezine ulaşıyor. Gürcistan'a ilk gittiğimdeki gezi notlarımda \"Yeni Gürcistan çok hızlı bir değişim içinde. Bütün yollar yeniden yapılıyor, şehirlerde büyük inşaatlar ve eskileri yenileme çalışmalarına büyük yatırımlar yapılmış. 5 sene sonra yeniden gidersem çok farklı bir Gürcistan göreceğimden eminim. Avrupa Birliği ve Amerika'dan sürekli destek fonları geliyor.\" demişim. 5 sene sonra yeniden gittiğinde gerçekten çok ciddi bir değişim ile karşılaştım. Yol çalışmaları büyük oranda bitmiş, şehirlerdeki çalışmalar tamamlanmış. - Karadeniz kıyısında Batum'un da içinde bulunduğu Adjara bölgesi yeşillik ve deniz kıyısında, - Kuzeyde Rusya sınırı çok yüksek dağlarla korunuyor. Hatta Kazbegi Avrupa'nın en yüksek noktası kabul ediliyor. Kuzeydeki Rusya sınırı kış sporları ile ünlü, - Ülkenin güney doğusunda yer alan Azerbaycan sınırı ise yarı çölleşmiş bölgelerden oluşuyor. - Ülkenin orta doğusunda ise muhteşem Gürcü şaraplarının da üretim yeri olan üzüm bağları yer alıyor. Çok kısa mesafeler içinde farklı iklimleri bir arada görebiliyorsunuz. Bu nedenlerle de iyi bir mutfağı ve renkli bir kültürü var. Gürcistan'ın çok büyük bir kısmını gezip gördüm. Diğer Gürcistan gezi yazılarım da ilginizi çekebilir. Batum Türkiye sınırına yakınlığı nedeniyle Türklerin yoğun ilgisi altında. Buradaki inşaatların çoğunu da Türkler yapıyor. Batum, kumarhaneleri ile yakın gelecekte o bölgenin Las Vegas'ı olmayı hedefliyor. \"O zaman sizi tanımayacağız\" diyorlarmış Türklere, ben kumarhanelere gitmediğim için bu konuda bir yorum yapamıyorum. Batum, Karadeniz'e kıyısında olmasına rağmen bizim Karadeniz sahil şeridinden çok farklı olarak geniş düzlüklere ve plajlara sahip, deniz turizmi sayesinde bölgenin ilgi merkezi olmuş durumda. Plajları son derece taşlı-çakıllı, uzun plajlar eğlence severler için çok davetkar. Ege sevdalısı biri olarak Karadeniz'den denize girmek beni cezbetmedi ama tabii ki o bölgeye yakın yaşayanlar için bulunmaz bir nimet. Sınırdan geçer geçmez coğrafyanın değişmesi sizi şaşırtsa da zamanla alışıyorsunuz. Batum tam da bir sayfiye şehri havasında. Şehrin ana merkezinde büyük uluslararası otel zincirlerinin kumarhaneli dev büyüklükte yüksek otelleri görüntü kirliliği yaratıyor. Deniz kıyısı ve denize paralel oteller bölgesi yeniden inşa edilmiş. Pırıl pırıl, iyi organize edilmiş ve oldukça şık. Merkezden birkaç sokak uzaklaşınca ise eski Batum sizi karşılıyor. Eski Batum'da mimarisi güzel olmasına rağmen binalar çok eski, yıkık dökük. Ancak restorasyon ve yenileme çalışmaları hemen hemen her yerde. Çok kısa zaman sonra Batum'un yepyeni bir yüzü olacağı kesin. Gürcistan sınırından girdiğimizde bizi karşılayan bu hareketli şehir gözümüze ayrı bir güzel görünmüştü. Önceden hazırladığım Batum gezilecek yerler listesi içinde yer alan yerleri görmek için kendimizi sokağa attık. Batum şehir merkezi oldukça küçük. Bir gün içinde tamamını gezebilirsiniz görülecek yerlerin. Zamanınızın geri kalanını da denizde ya da kumarhanelerde geçirebilirsiniz. Batum'da gezilecek yerler listesinde neler var, bir bakalım! Avrupa Meydanı Batum'un ana meydanı, şehrin tam göbeği diyebiliriz. Batumi Bulvarı, Batum sahili, kafe ve restoranların bulunduğu caddelerin hepsine yürüme mesafesinde. Fıskiyeli havuzunda ne zaman gitsem çocuklar çılgınca oyun oynuyor. Meydanın çevresini de kafeteryalar sarmış. Avrupa Meydanı'nda elinde altın bir post bulunan bir heykel göreceksinizç Bu heykel Medea'ya ait, Yunan mitolojisinde bir prenses imiş. Elinde altın koyun postu olan bu heykel 6 Temmuz 2007 tarihinde Gürcistan Cumhurbaşkanı Mikheil Saakashvili tarafından açılmış. Batum'un yeni sembollerinden biri sayılan heykel, Kafkaslar'ın mitolojik yüzünü temsil ediyormuş. Old Food Shop, eski ismi olsa da Batumi bulvarı üzerinde dışında harika işlemeleri olan bir bina göreceksiniz, bu bina o bina 🙂 Bu bina içinde şu an bir kitapçı var, içeriye girip gezebilirsiniz. Binanın dikkat çekici kulesinde ise bir de astronomik saat bulunuyor. Batum'un en dikkat çekici binalarından biri şüphesiz Batum Tiyatrosu. Pembe rengi sütunlu girişi ile hemen dikkat çekiyor. Tiyatronun başında bulunduğu meydanın adı Tiyatro Meydanı, meydanın tam ortasında bir de Neptün heykeli bulunuyor. Tiyatro Meydanı'nın denize bakan Rustaveli Bulvarı tarafındaki Sovyetler zamanından kalan eski binalar, Batum'da en çok fotoğrafı çekilen noktalardan biri haline gelmiş. Palmiyeler ve kırmızı, mavi balkonları gözden kaçırmanız mümkün değil. Batumi Bulvarı, şehrin merkezindeki sahile doğru devam eden cadde. Büyük oteller ve sahil parkı bu cadde üzerinde ya da yakınında yer alıyor. Bol fıskıyeli havuzlar, bambu ağaçları bile bulunan parklar, yürüyüş yolları kafeteryalar ve daha fazlası bu bulvar çevresinde yer alıyor. Burası şehrin can damarı diyebiliriz. Batum'un sahil şeridinin başlangıcı diyebileceğimiz yer Miracle Park. Miracle Park'ın içinde dönme dolap, Alfabe Kulesi, Ali ve Nino Heykeli, İzmir'deki saat kulesinin ikizi olan Çaça Kulesi, Deniz Feneri gibi görülecek pek çok yer var. Bu nedenle burası özellikle akşam üstü saatlerinde çok kalabalık oluyor. Ferris Wheel, Batum sahil şehirinde yer alan parkın içindeki büyük bir dönme dolap. Yukarıdan Batum manzarası izlemek için tercih edebilirsiniz. Dönme dolabın olduğu parkta bir kule var, Alfabe Kulesi. Uzaktan görüntüsü güzel olsa da yakından etkileyici olduğunu söyleyemem. Batum sahilinde birbirine kavuşamayan iki aşığı anlatan bir Azeri efsanesinin kahramanlarının heykeli yer alıyor ve iki aşığın adı Ali ve Nino. Birbirine kavuşamayan aşıkları anlatan bu hareketli heykeli mutlaka gidip görün, Batum'da en beğendiğim şeylerden biri idi. Gürcistan'daki tek durağınız Batum ise buradaki Stalin Müzesi'ni ziyaret edebilir Gürcistan'da bir dönem yaşamış olan Stalin'in yaşamı ve yaptıklarına dair bilgi alabilirsiniz. Eğer Gürcistan'ın tamamını gezmeyi planlıyorsanız Gori'deki Stalin Müzesini tercih etmenizi öneririm. Batum'da farklı dinlerin ibadethanelerini yakın mesafelerde görebilirsiniz. Cami, ortodoks kilisesi, katolik kilisesi gibi... Orta Camii şehir merkezine en yakın camii. Ermeni Kilisesi, Aziz Nikola Kilisesi ve Tanrının Annesi Kilisesi görülmeye değer yerlerden. Argo Teleferiği Batum merkezden çıkabileceğiniz bir teleferik. Batum'u yukarıdan seyretmek için güzel bir deneyim. Tepede hediyelik eşya satan dükkan ve kafeterya bulunuyor. Ancak Batum'u yukarıdan görmek çok ilginç mi derseniz, bence değil. Türkiye'de ters ev çılgınlığı başlamadan önce önce Batum'da başlamıştı. Tepetaklak tasarlanmış bir bina, içerisi restoran olarak işletiliyor imiş. Ben gitmedim, bu tarz yerler bana fazlasıyla turist tuzağı gibi geliyor. Ve tabii ki Batum'da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında sahil şeridi ve oradaki büyük park ve bahçeler yer alıyor. Güneşin etkisini azaltmaya başladığı saatlerde gidip uzun yürüyüşler yapabileceğiniz Miracle Parkı ve parkın bitiminde plajlar sizi bekliyor. Sokak şarkıcıları, ailecek dolaşanlar, sahilde kendi müziğini yapanlar, piknik yapanlar, denize girenler, burası çok hareketli. Batum içinde bir akvaryum bir de hayvanat bahçesi var ancak ben hayvanların bir yere tıkılmasını doğru bulmadığım için gitmedim, gidilmesini de önermiyorum. Batum merkezde gezilecek yerleri bir gün içinde rahatlıkla gezip görebilirsiniz. Bir gününüzü de Batum'a yakın yerlere ayırabilirsiniz. Batum Botanik Bahçesi, gördüğüm en büyük botanik bahçelerinden biri. Dünyanın her yerinden bitki örnekleri göreceğiniz ve gezmekten zevk alacağınız bir yer. Minimum 2-3 saat ayırmalısınız. Bahçe içinde shuttle ile gezmezseniz 1 gün bile yetmeyebilir. Bahçeye Batum'dan tren ile veya otobüs ile ulaşabilirsiniz. Sarpi ve Gonio Kaleleri Türkiye sınırına yakın küçük kaleler. Eğer kendi aracınız ile geliyorsanız bu kalelere uğrayarak Batum'a gelebilirsiniz. Kvariati, denize girmek için tercih edebileceğiniz Batum'a yakın küçük bir şehir. Batum, en ucuzundan en pahalısına pek çok konaklama seçeneği bulabileceğiniz bir şehir. Hem sırt çantalılar için hostel seçenekleri hem de lüks sevenler için büyük kumarhanelere sahip zincir oteller. Ben Batumi Surf Hostel'de kalmıştım. Konumu çok iyiydi, merkeze sadece 5 dakika mesafesinde ve fiyat olarak da çok uygundu. Rustaveli Caddesi'ne veya sahil şeridine yakın bir otel seçerseniz merkezi bir konumda kalmış olursunuz. Batum'da tüm Gürcistan'da olduğu gibi Gürcüce konuşuluyor. Ancak Türkiye'ye yakınlığı, Gürcülerin Türkiye'de gelip çalışması ve Batum'a çok Türk turist gitmesi nedeniyle yaşayanların bir kısmı Türkçe konuşuyor. Heryerde Türkçe konuşan birilerini bulursunuz demek çok iddialı olur ama Türkiye'den geldiğinizi söyleyince sizinle Türkçe konuşmaya başlayan insanlarla karşılaşırsanız şaşırmayın. Yaz sezonu tabii ki Batum için uygun mevsim, eğer denize girmek için gidiyorsanız Batum'a gitmek için yaz aylarını tercih etmek mantıklı. Ancak tam hasat zamanı giderseniz hem havalar biraz daha serinlemiş olur hem de her türlü meyvanın tadına bakabilirsiniz. Benim gibi boğazınıza düşkünseniz Gürcistan'a gitmek sizi çok mutlu edecektir. Söylemedi demeyi; Gürcistan yakında çok turistik bir yer olacak. Gürcistan ile ilgili yazdığım diğer gezi yazılarının listesi aşağıda yer alıyor. merhaba ben batum u çok merak ediyorum nasıl nerden gidebilirim yardımcı olurmusunuz eylül de iznim başlıyor uygunmudur. Artvin'den sınırdan ya da uçakla gidebilirsiniz. sevil hanım sizden haber bekliyorum. nerden gidebilirim. Geçerli Türk ehliyet, 15 lira vermen şart ama araçtan para almıyorlar. ihotel. ge adlı site çalışmıyor. Başka önerebileceğiniz site var mıdır acaba? Yardımınız için teşekkürler. Bayram tatilinde Karadeniz turu yapıp bir günlüğüne de kendi aracımızla batuma gitmeyi düşünüyoz. Uluslararası ehliyetimiz yok. İngilizce dil olarak da yok. Sıkıntı yaşarmıyız. Batumun içerisinde rahatlıkla gezebilirmiyiz. Dil konusunda da Batum'da Türkçe konuşulma oranı yüksek ama İngilizce olsa iyi olur. Gidin sıkıntı yok ehliyet konusunda Trafik Kurallarını uyun yeter. Dikkatli olun batumda Skoda Polis aracına denk geldiğinizde araçtan inen polislere itiraz etmeyin sakın. Orada TL kullanamazsınız, döviz bürosundan ya da bankalardan dönüştürmeniz gerekir. Kullanırsın tabikide ama lari yap, uyanık çok orda para üstünü eksik verirler anlamazsınız. Bir de yanınızdaki TL'yi kolayca bozdurabilirsiniz sıkıntı olmuyor. merhabal ben muhammed ogustos ayında bir kaç günlüğüne gitmeyi düşünüyorum. sizce ortalama bin tl yeterli olurmu batumu cok merak ediyorum cvb verirseniz sevinirim. birkaç gün için yeter artar bile. Gezmeyi cok seviyorum. Bu güzel yerler ve Bilgiler icin tesekür ederim. 3yıldır gidip geliyorum batuma ama allah belasını versin şerefsizler. . . Abi gel inturist disko çok güzel galip öztürkün bilmem ne ama bahadır diye ailesinin adını çok andığım şerefsiz görürseniz selamımı söyleyin. Hesabın resmini çektim sildirdi piçler. Bu ne kardeş diyorum abi sevgililer gününün ertesi diyo. Loca parası 1000lari. Allah belanızi versin. Bağıra çağıra İNTURİST DİSKOYA GİTMEYİN. Heryde anlatcam şerefsizliklerini. Öncelikle adminime verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ederim. Merhaba arkadaşlar Batum'u bir bütün olarak ele aldığımızda ; Batum planını netlestirmiş arkadaşlarım ulaşım için eğer kendi araçlarıyla gelmeyecekse. İstanbul Batum yada İstanbul Hopa olarak biletlere baksınlar. Batum'a olan uçuş rahatlık anlamında daha iyi direkt olduğu için fakat fiyat bağlamında bazen bayağı masraflı olabiliyor. Ama Hopa'ya alırsanız yaklaşık 3te 1i desek yeridir fiyat bağlamında. Aynı uçak fakat siz Batum'da indiğiniz zaman otobüsle Hopa'ya götürüyorlar bu da zaten yarım saat 45 dakika zamanınızı alıyor mantıklı olabilir. Ama yine manevi olarak bir başka alternatifte Trabzon uçuşları, Hopa biletinin pahalı olduğu zamanlarda en mantıklı alternatiftir. Direkt Trabzon havaalanı çıkışında havaş otobüsleri vasıtasıyla yaklaşık 2 saat içinde sınır kapısında olabilirsiniz. Batum'a girişlerinizde ne olur nolmaz yanınızda ilaç vs varsa ceplerinize koyabilirsiniz. Çünkü bavulda vs olursa xray sıkıntısından dolayı göz altına alabilirler sizi. Bunun sebebi de yine bizim milletimizin ilaç diye uyuşturucu getirip, Batum'da bunun ticaretini yapması. Ohalden dolayı memur girişlerindeki sıkıntı şuanda yok. İstediğiniz gibi giriş yapabilirsiniz ama tavsiyem pasaport ya da yeni kimlik ile giriş yapın. Çünkü bazen gümrük polisleri keyfi olarak eski kimliği kabul etmeyebiliyor. Son olarak gece hayatına gelecek olursak ; herkesin bir zamanlar övdüğü Diskorium şuanda patron değiştirdiğinden dolayı herkesi sömürmekte. Sector 'a gelirsek zaten yazın faaliyetle olan bir gece klubu ve de orantılı olarak müşterisi turistler ama tercih edilebilir. Bunun dışında diğer gece klupleri yada striptiz klup diye kakaladıkları ama 50m2 lik alanlardan tamamen uzak durun şuanda Metro Turizm'in yaptırdığı Garage Night Club en mantıklı seçenek diyebilirim hem turist hem de Batum'un odağı olan gece hayatı konusunda. Girişler ücretli ama şöyle bir tüyo verebilirim. Mert İnan'ın misafiriyiz dediğiniz takdirde kapılar sonuna dek açılır giriş ücreti ödemezsiniz bunu da aklınızda bulundurabilirsiniz. Nerde kalırım ne yaparım vs konularda ise booking biçilmiş kaftan zaten ama birinci ağızdan tavsiye isterseniz. Bütçeniz yeterli değilse yani 5 yıldızlı otelleri tercih edemiyorsanız, normal otellerle hiç uğraşmayın hepsi yamyam. Ev ve rezidans seçenekleri şanda en mantıklısı. Güncel anlamda adminimin makalesinde yer almayan aklıma gelen bilgiler şuanda bunlar. Batum hakkında herhangi bilgilendirme yada vip tur ve organizasyonlarınız için yada 05373961727 whatsapptan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/batumda-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Gürcistan mutfağı tam benim damak tadıma göre. Hamur işleri ve et yemekleri yanında da nefis şarap. Batum'da ne yenir, nerede yenir bir bakacak olursak; haçapuri ve hınkal en çok göreceğiniz yemekler. Şarap, çaça ve gazlı meyve suları ise içecekler olarak onlara eşlik ediyor. Haçapuri, Karadeniz pidesine benzeyen bol hamurlu, bol tereyağlı Gürcistan pidesi. Adjara usulü ve Gürcü usulu farklı pişiriliyor, ikisini de denemelisiniz. Aşağıdaki fotoğraftaki şekilde açık olan Adjara usulü olarak geçiyor. Haçapuri yemek için Batum'da binlerce seçenek bulabilirsiniz. Benim ilk denediğim yer hostelimin sokağında yer alan Lurji Sufra adlı bir restoran idi. Lurji Sufra'nın yanındaki Mamaparuri'yi de önermişlerdi. Lurji Sufra Restoranın Haritadaki Yeri için tıklayın. Mamapapuri Restoranın Haritadaki Yeri için tıklayın. Hınkal, yumruk büyüklüğünde mantı, menülerde Khingali olarak görebilirsiniz. Etlisi, sebzelisi çeşit çeşit... Aşağıdaki fotoğraftaki gördüğünüz sap kısmından tutulur, tepesinden ısırılır, önce suyu içilir sonra ısırılarak yenir. Biraz baharatsız yapıyorlar, karabiber ekleyince çok leziz oluyor. Geleneksel yemekler yemek için bir başka önerim Shemoikhede Batumi Restoran olacak. Buraya ilk Löplöpçüler'in önerisi ile gelmiştim. Dışarıdaki tabelası Gürcüce olduğu için bulmam epey zor olmuştu, sonraki gelişimde ise elimle koymuş gibi buldum. Armut suyu ve aklınıza gelebilecek farklı meyve sularından yapılmış rengarenk gazozları ve muhteşem şarapları Gürcistan'da mutlaka denemeniz gereken lezzetler. Bira seviyorsanız Gürcü biraları da lezzetli ve bize göre çok ucuz. Bir de Gürcistan votkası diyebileceğimiz Çaça var ki, deneyin desem bir türlü, denemeyin desem bir türlü. Çaça alkol oranı çok yüksek bir içki, siz içerseniz de dikkatli için şişede durduğu gibi durmuyor. Borjomi sodası Gürcistan'da üretiliyor, tüm ülkede her yerde bulabilir ve tadına bakabilirsiniz. Batum'da kahvaltı kültürü pek yok. Kahvaltıda da haçapuri yeniyor genelde. Eğer kahvaltıya benzer birşeyler yemek isterseniz ben bir Alman restoranı bulmuştum, adı Munich Restoran. İçerinin çok güzel bir dekorasyonu var, tam bir Alman bira evi. Kahvaltı için omlet ve kahve bulabileceğiniz bir yer. Munich Restoran Haritadaki Yeri için tıklayın. Gürcistan ve dolayısıyla Batum bize çok benziyor, bu nedenle aç kalmazsınız oralarda. Batum'da gezilecek yerler ve daha fazlasını bulacağınız yazıma da mutlaka bir göz atın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/belgrad-da-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Belgrad seyahati planlarken yeme-içme ve gece hayatının çok renkli ve hareketli olduğunu, pek çok yere rezervasyon gerektiğini, her bütçeye göre seçenekler olduğunu dikkate almanızı öneririm. Belgrad'a kış ve yaz olmak üzere iki kez gittim. Bu seyahatlerimde denediğim ve bana önerilen yerleri Belgrad'da ne yenir, nerede yenir yazısında bir araya getirdim, umarım size de bir fikir verir. Belgrad'da gezilecek yerler yazıma göz atmayı da unutmayın! Öncelikle iyi bir haber ile başlayayım. Belgrad yemek kültürü bize çok yakın. Kebaplar, hamur işleri, türlü et yemekleri mutfağın ana kemiğini oluşturuyor. Reçel, turşu, zeytin gibi yiyecekler ise bizdekilerle çok benzer. Bu nedenle Belgrad'a gidip aç kalmanıza imkan yok. Sadece Sırp yemekleri de değil, dünya mutfağından da pek çok seçenek bulabiliyorsunuz Belgrad'da, üstelik en üst kalitede. Önce Sırp mutfağının meşhur yiyeceklerini tanıyalım, sonra mekanlar ile devam edeceğiz. Belgrad'da hemen her sokakta, Pekara adındaki küçük dükkanlar göreceksiniz. Bazılarında oturmak yeri yok, sadece alıp gidebiliyorsunuz, bazılarında ise ayakta yiyebileceğiniz yüksek masalar oluyor ama çoğunda uzun süre oturmak için uygun yer olmuyor. Pekaralarda börek, poğaça benzeri hamur işinin her çeşidi, taze ve lezzetli oluyor, üstelik uygun fiyatlara. Yemeklerin yanına gelen mısır ekmeği ve sarmısaklı ekmekler benim en karşı koyamadığım şeyler, hamur işleri gerçekten güzel. Balkan ülkelerinin hemen hepsinde olduğu gibi Sırbistan'da da kuru et çok yapılıyor ve yeniyor. Normalde pastırma filan pek sevmememe rağmen bu kuru et olayı beni benden alıyor. Balkanlara gittiğimde bulduğum her yerde yiyorum ve eve dönerken yanıma da alıyoruz. Sırbistan'da özellikle Uzice bölgesinden gelen kuru etleri bulabilirseniz kaçırmayın. Kilosu 37 Usd civarı, pek uygun diyemem. İlla bir kilo almanız gerekmiyor tabii, marketlerde 100 gr gibi küçük paketlerini bulabiliyorsunuz. Eğer acuka gibi ekmek üstüne sürülen sosları seviyorsanız bence Ayvar'a bayılacaksınız. Kırmızı biberden acılı veya acısız yapılıyor. Yemeklerden önce genelde yanında kaymak ve sarmısaklı ekmek ile birlikte geliyor, zaten karnınızı bunla doyuruyorsunuz. Buraya bir parantez açayım, Sırbistan'da kaymak bizdekinden biraz daha tuzlu ve hemen hemen her yemeğin yanında geliyor. Balkanlarda pek çok ülkede karşınıza çıkan cevapçiç Belgrad'da da var. Parmak boyunda köftelerden oluşan bir çeşit kebap diye düşünebilirsiniz. Genellikle pide, kaymak ve soğan ile servis ediliyor genelde. Yukarıdaki fotoğraftaki tabakta yanında tavuklar da olduğu için biraz karışık gibi görünse de köfteler anlaşılmıştır sanırım. Söylemesi zor bir ismi olduğu için ben kendisine Sırp Burger'i diyorum. Kocaman bir pide içine kaymak sürülür, üstüne de kıyma halindeki et pişirilerek eklenir, afiyetle yenir. Hem kaymak hem yağlı et biraz ağır gelebilir, o yüzden akşam yemekleri yerine öğle saatlerinde yemenizi öneririm. Restoran Velika Skadarlija'da Sırp Baklavası diye bir tatlı yedik. Görüntüsü Laz Böreği ile Kürt Böreği arasında. Ama tadı ikisine de tam benzemiyor. Açık söylemek gerekirse ben pek beğenmedim. Yufkaya sarılmış ceviz, üstüne biraz şerbet ve pudra şekeri. Şerbetli tatlı seviyorsanız denemek istersiniz belki. Yine bir Balkan lezzeti Trileçe. Belgrad'da birkaç yerde yedim ve yediklerimin hepsi de çok lezzetli idi. Normalde de sütlü ve hafif tatlıları çok sevdiğim için Trileçe favorilerimdendir. Belgrad'da da karşınıza çıkarsa hayır demeyin. Önce şunu söylerek başlayayım, Belgrad'da herşey bol bol içilir ama su çok içilemez çünkü diğer içeceklere kıyasla epey pahalı maalesef. Mekanlarda su istediğinizde 15-20 TL'ye karşılık gelecek rakamlar ödüyorsunuz, insanın biraz canı sıkılıyor. Neyse güzel şeylerden bahsetmeye devam edelim, okumaya devam! Belgrad'da en çok içilen içki herhalde biradır. Pek çok farklı marka bira bulunuyor. Helen, Sırbistan'da en çok gördüğüm yerel marka, Helen'den sonra en çok karşıma çıkan bira markası ise Zajecarsko. İkisi de içimi kolay biralar, ama sanırım Helen'i biraz daha fazla sevdim. Sırbistan'ın en meşhur içkisi Rakija, yine pek çok Balkan ülkesinde bulunuyor. Çeşitli meyvelerden yapılan bu likör biraz sert, votka kıvamında. Erik, ayva, kayısı gibi hemen her meyveden yapılıyor. Ballı olanlarını tercih ederseniz biraz daha tatlı. Ama bana çok sert geldiği için sevdiğimi söyleyemem. Likör bardaklarında servis ediliyor ve yavaş yavaş içiliyor genelde. Adı rakija olunca insan bizim rakıya benzediğini düşünüyor ama değil, daha çok votkaya benzetiyorum. Sırbistan'ın rakijası kadar şarapları da meşhur aslında ama pek bilinmiyor. Belgrad dışına çıkarsanız üzüm bağları ve şarap üretim tesislerini görebilirsiniz. Pek çok farklı yerel üretici var. Seçim yapmak için bir bilene sormak en iyisi. Belgrad hem yerel yemekler bulabileceğiniz hem de dünya mutfağından tatlar bulabileceğiniz çok sayıda mekana ev sahipliği yapıyor. Sırp yemeklerinden sıkılanlara Japon, Meksika gibi farklı mutfak seçenekleri var. Belgrad hem turist yoğunluğu hem de yerellerin restoranları doldurması nedeniyle rezervasyonsuz yer bulmakta sıkıntı yaşayabileceğiniz bir şehir, o yüzden gözünüze kestirdiğiniz yerlere mutlaka rezervasyon yaptırın, özellikle akşam saatleri, akşam yemekleri için. Belgrad'da nerede yenir listemizin ilk sırasında en turistik yerlerden biri var. Birden fazla şubesi olan Boutique Cafe Restaurant'ın Knez Mihailova şubesi çok merkezi, Kalemegdan'a gelmeden önceki sokağın köşesinde. Dışarıda oturduğunuzda caddenin bütün hareketini izleyebileceğiniz bir yer. Biz 2016'da gittiğimizde fotoğraftaki gibi ilginç bir pizza söylemiştik, tadı da epey güzeldi. Belgrad'a ilk gidişimde sık sık ziyaret ettiğim mekanlardan biri idi Cafe & Factory. Hem merkezi, yine Knez Mihailova Caddesi'nin üzerinde hem de kahve ve benzeri içecekler için güzel bir seçenek. 2016'da duvarında koacaman bir dünya haritası olması da burayı sevmeme sebep olmuş olabilir. Manufactura, geleneksel Sırp yemekleri yiyebileceğiniz bir mekan, ben gitmedim ama bana gelen öneriler arasında çokça yer almıştı. Knez Mihailova'nın ara sokaklarından birinde, Kalemegdan'a yakın bir noktada. Şehrin en eski meyhanesi olan Kafana Question, Osmanlı döneminden kalma bir binada hizmet veriyor. Köftesinin çok iyi olduğunu söylediler. Yemek yemek için fırsatım olmadı ama bir daha Belgrad'a gidersem uğramak istediğim yerler arasında. Belgrad'ın meşhur meyhanelerinin olduğu cadde, Skadarjia bölgesi diye geçiyor. Belgrad'a gittiğinizde bu bölgede mutlaka geleneksel Sırp gecesi deneyimini yaşayın. Sesir Moj, Tri Sesira, Dva Jelena bölgedeki en meşhur kafanalar yani meyhaneler. Restoran Velika Skadarlija ise son gittiğimizde ilk akşam yemeğimizi yediğimiz kafana idi. Canlı geleneksel müzik eşliğinde yemeğinizi yiyebileceğiniz şık bir restoran. Ancak yemekleri müthişti diyemem, ortalama. Ada Ciganlija bölgesinde çok sayıda restoran ve plaj işletmesi var. Plaj işletmelerinin de mutfakları var ve yemek yiyebiliyorsunuz genelde. Ada Ciganlija'da çok leziz yemekleri olan bir mekan arıyorsanız önereceğim yer Kafanica Na Adi Bakara. Biz 8 saatte pişirilmiş bir kuzu tandır yedik, parmaklarımız ile birlikte. Mekanın sahibi Türkiye'yi çok seviyor, her yaz tatile geliyormuş. O yüzden masada Ayvalık'tan zeytinyağı ve zeytin de bulunuyor. Burada yediğim trileçe de çok güzeldi, fotoğraf çekecek vaktim olmamış. Giderseniz benden selam söyleyin. Belgrad'ın en güzel dondurmacısı! Keçi sütünden mis gibi dondurmaları var. Fotoğrafta gördüğünüz dondurma 180 Dinar'dı. Aldığınız kabın boyuna, kornet olmasına göre fiyatlar değişiyor. Süt ürünleri tüketmeyenler için de özel dondurmaları var. Sakin bir sokakta takılayım, güzel bir kahve içeyim, bir de Türkiye'den gelip Belgrad'a yerleşmiş sahipleri ile sohbet edeyim derseniz, orası burası. Öğrenci Meydanı'na yakın, tam bir mahalle kahvesi Eklektika 40 Kırk Merdiven. Şehir merkezinden biraz dışarda olsa da yolunuzu değiştirmeye değecek bir mekan Lorenzo Kakalamba. İçeride çılgın bir dekorasyon var. Renkler, heykeller, dekorasyon aklınızı alıyor. Restoran ve kafe bölümleri kendi içinde ayrı. Sadece birşeyler içmek istiyoruz derseniz ayrı bir bölüme alıyorlar. Biz tesadüfen trileçe söyledik ve çok güzeldi. Zemun, Belgrad'ın yan komşusu desek yeridir. Uzun yıllar Avusturya toprakları olduğu için eski şehir merkezinden farklı bir yapısı ve kültürü var. Zemun Bölgesi'ndeki en güzel balık restoranlarından biri Şaran Restoran, özellikle ahtapot ile yaptıkları yemekler çok güzeldi. İlk Belgrad ziyaretimizde Vedat Milor'un öneri listesinde olduğu için gitmiş ve çok beğenmiştik. Size Sırp Hamburger'inden ilk bölümde bahsetmiştim. Prava Pljeskavica, işte o hamburgeri tamemen geleneksel olarak yiyebileceğiniz, son derece salaş ama yiyebileceğiniz en iyi yerlerden biri. Kalemegdan'dan Sava nehri ile Tuna nehrinin buluştuğu noktaya doğru inerseniz karşınıza çıkacak olan bölgenin adı Beton Hala. Burada yan yana bir sürü mekan var. İsterseniz sadece birşeyler içebilir, isterseniz yemek yiyebilirsiniz. Gün batımı civarında manzarası pek güzel oluyor. Bu bölgedeki mekanlardan biri olan Ambar arkadaşlarım tarafından test edildi onaylandı. Tam karşısından da tekne turları kalkıyor. Sava kıyısından kuzeye doğru devam ettiğinizde bu kez Sava Mala bölgesine ulaşıyorsunuz. Burada da geniş bir sahil şeridi ve nehir kıyısında restoranlar bulunuyor. Burada bir mekan denemediğim ve gelen önerilerde olmadığından bir önerim yok ama manzaranın güzel olduğunu söyleyebilirim. Sadece merdivenlere oturup manzarayı da izleyebilirsiniz, ücretsiz. Belgrad'da dünya mutfağının önemli örnekleri var demiştim, Angry Monk onların en ünlülerinden biri, Knez Mihailova Caddesi'nin paralel sokağında bir Japon restoranı. Çok iyi sushiler yedik diyebilirim. 8'li bir Sushi 14-15 Usd civarında. Yani ekonomik bir seçenek değil, fikriniz olması için paylaştım. Rezervasyon şart. Gece hayatı ile pek ilgisi olmayan ben bir de size akşam mekanı önereyim: Kucica Navodi. Nehir kıyısındaki hatta nehrin içinde kurulmuş mekan yer olarak çok iyi, ancak ben bir mojito içtim, 770 Dinar ödedim (neredeyse 8 usd) ve buzlu su içmiş gibiydim. Kokteyl yerine bira gibi birşeyler içmeyi düşünebilirsiniz. Yukarı saydıklarım Belgrad'daki restoran ve kafelerin çok az bir bölümü. Özellikle nehir kıyısında ve Knez Mihailova Caddesi üzerinde çok fazla sayıda mekan var. Bu listede olmasa da gözünüze kestirdiğiniz birkaç tanesine oturup deneyin derim. Sizin de önerileriniz varsa yorumlara ekleyin! Lezzetli et Yemek için walter i tek geçerim. Havaalanı için kalkan otobus (72 no) son duragında durak kafe var. çay kahve ve her konuda genel bilgilendirmeye yardımcı olan türk sami abimizin. tam gider ayak denk geldik doya doya 6 cay içtik 🙂 zira hiçbir yerde türk çayı yok."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/belgrad-gezilecek-yerler", "text": "Belgrad, hem kilometre hem de kültür olarak Türkiye'ye yakın olması, uygun fiyatlı olması ve vizesiz seyahat edilebileceğimiz ülkelerden Sırbistan'da olması, renkli gece hayatı ve daha pek çok sebeple Balkanlar'ın en çok ilgi çeken destinasyonlarından biri. Belgrad'a ilk seyahatimi 2016'nın Ocak ayında 50. ülkem olarak yapmıştım, ikinci seyahatimi ise Belgrad Turizm Ofisi'nin davetlisi olarak 2021'in Ağustos ayında yaptım. Bu seyahatlerimde Belgrad'da gezilecek yerler hakkında aldığım notlar, Belgrad'a gitmek için vize gerekli mi, pandemi koşulları nasıl, nasıl gidilir, ne yenir gibi pek çok bilgiyi Belgrad gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda bulacaksınız. Keyifli okumalar! Belgrad'da gitmek için en iyi zaman, Belgrad'ı gezmek için kaç gün gerekli gibi Belgrad'a gitmeden bilmeniz gerekenler ve bana Belgrad ile ilgili gelen tüm soruların cevaplarını yazımın Belgrad gezi rehberi bölümünde bulacaksınız. Belgrad'ın başkenti olduğu Sırbistan Türk Vatandaşları'ndan vize istemiyor. Haziran 2022 itibariyle pasaport da istemiyor. Sadece Türkiye Cumhuriyeti çipli/yeni kimlik kartınız ile Sırbistan'a, dolayısıyla Belgrad'a kolayca gidebilirsiniz. Belgrad'a İstanbul'dan Türk Havayolları, Air Serbia ve Pegasus Havayolları'nın uçuşları bulunuyor. Uçuş sadece 1 saat 45 dakika sürüyor. Ayrıca yaz döneminde Antalya gibi tatil beldelerinden charter uçuşları gerçekleşiyor. Uçuşlarla ilgili tek sorun Belgrad çok tercih edilen bir seyahat rotası olduğundan ucuz bilet bulmak biraz zor olabiliyor, onu yakalamak için kampanyaları yakından takip etmek gerek. Belgrad sakin, gezmesi kolay, rahat bir şehir. Belgrad'da gezilecek yerler listesindeki yerleri birkaç gün ayırarak gezebilirsiniz. 2 gün fena olmaz, 3 gün harika olur, daha fazla zamanınız olursa, Novisad, Karlofça gibi yakın yerlere gitmek için de zamanınız olur. Ben Ocak ayının soğuk günlerinde Belgrad'da idim. Yaz ya da bahar aylarında çok daha hareketli, gece hayatı capcanlı bir şehir sizi karşılıyor olacak. Belgrad'a gitmek için en iyi dönem kış ayları yerine yaz ve bahar ayları. Yaz aylarında Tuna ve Sava kıyıları cıvıl cıvıl oluyor, kışın bu hareketliliği görmek pek mümkün değil. İkinci Belgrad seyahatim sırasında en çok sorulan sorulardan biri \"Belgrad eskisi kadar ucuz mu?\" oldu. Maalesef cevabım hayır. Türk Lirasının hızla değer kaybetmesi ve Sırbistan'da neredeyse sıfır enflasyon olması gibi nedenlerle 4-5 sene önce 1 TL 48 Dinar iken, şimdi 1 TL 12 Dinar yani, paramız neredeyse 4 kat Dinar karşısında değer kaybetmiş durumda. Dolayısıyla eskiden çok ucuz olan herşey şu an İstanbul fiyatlarında veya biraz daha pahalı. Türkiye'den gelirken yanınızda döviz getirecekseniz; Euro kuru Usd kurundan daha iyiydi, Euro getirmenizi öneririm. Knez Mihailova Caddesi çevresinde çok sayıda döviz bürosu bulunuyor. Bu arada Belgrad'da bazı yerlerde kredi kartı geçmiyor, bu yüzden mekanlara girerken sormanız ve yanınızda nakit Dinar bulundurmanızı öneririm. Yurt Dışında Para Bozdurma, Para Taşıma, ATM ve Kredi Kartı Kullanımı yazıma göz atın. - Belgrad Havalimanı'ndan şehir merkezinde \"Aero Bus\" adında bir otobüs geliyor. - Şehir içinde yaygın bir otobüs, tramvay ağı var, herhangi bir yere gitmek istediğinizde Google Haritalar uygulamasından toplu taşıma seçerek rota oluşturursanız otobüs numarası gibi bilgileri görebiliyorsunuz. - Otobüs biletiniz yoksa şoföre nakit olarak ödeme yapabiliyorsunuz. - Şehir merkezinden Zemun Bölgesi'ne şehir içi otobüsler ile gidebiliyorsunuz. - Şehirde taksi biraz problem. Uber Bitaksi benzeri bir yerel taksi uygulamaları var, adı Cargo. Uygulamayı kullanabilmek Sırbistan telefon hattınız olması gerekiyor. Eğer Cargo uygulamanız yoksa, Pink veya Naxis markalı taksileri tercih edin, bunlarda kredi kartı ile ödeme yapabiliyorsunuz ve fiyatları uygun. Bunlar dışında bir taksiye bindiğinizde kazıklanma riskiniz var, bu nedenle tavsiye edilmiyor. Belgrad'da her bütçeye göre konaklama seçeneği bulunuyor. İlk gittiğimde Mosaic Hostel'de 12 Usd gibi bir paraya kalmıştım, ikinci gidişimde ise Central Point Hotel'de kaldık, gecelik fiyatı 99 Euro'dan başlıyor. Herhangi bir şehirde konaklama aramalarımı Booking. com üzerinden yapıyorum. İstediğim konumu, özellikleri ve fiyat aralığını belirleyip yüksek puanlı olan yerlerden birini seçiyorum, nadiren pişman oldum. Siz de benzer bir yol ile kalacak yere karar verebilirsiniz. Belgrad'a gidince sürekli internete bağlı kalabilmek için 5GB internet paketi, 7 gün geçerli olan bir GSM hattı satın aldık ve 300 Dinar ödedik. Bizim operatör kaynaklı mıydı bilmiyorum ama sadece 3G vardı ve internet çekim gücü oldukça zayıftı. Mekanların hemen hepsinde wifi bulunuyor, internet paketi almak istemezseniz wifi kullanmak da bir seçenek. ÇOK GEZEN TÜYOSU: Gideceğim yerlere Google Haritalar veya Maps. me üzerinden bakmak için internete ihtiyacım var, diye düşünebilirsiniz. Aslında yok, her iki uygulamada da haritayı \"offline\", çevrimdışı olarak indirebiliyorsunuz, böylece internetiniz olmasa dahi kullanabiliyorsunuz. Belgrad'ın hamur işlerini tadarak yeme-içme konusuna giriş yapabilirsiniz. Pekara \"bakery\"nin Sırpçası. Çeşit çeşit hamur işlerini, gayet ekonomik fiyatlara alabilirsiniz. Buralar hep ayak üstü yemelik yerler, hemen hepsinde bar tipi tabure ve dar masalar var. Uzun uzun oturmadan hemen yiyip devam etmelik yerler. Birkaçını denedim ve hepsi çok taze ve lezzetli idi. Damak tadı olarak çok yakınız tabii. Pekaralarda Boşnak börekleri bulmanız da mümkün. Hamur işleri dışında kuru et, ayvar, Sırp köftesi, Pljeskavica hamburgeri Belgrad'da mutlaka tadına bakmanız gereken lezzetler. Belgrad'da ne yenir, nerede yenir yazım Belgrad yeme-içme rehberi tadında, mutlaka bir bakın. - Pek çok yerde kapalı alanda sigara içiliyor, kafeler ve restoranların bir kısmı sigara içilen alanlar ayrıştırılmış durumda ama aynı ortam yarısında sigara var yarısında yok. - Avrupa'nın pek çok şehrinde olduğu gibi Pazar günleri şehir neredeyse tamamen ölü. Pazar gününe önemli bir program yapmamaya çalışın. - The Times'a göre Belgrad Avrupa'nın gece hayatı şehri. Bu yazıda gece hayatına dair bir bilgi olmayacak, ama eğer gece hayatı ilginizi çekiyorsa kışın değil bahar ya da yaz aylarında gitmenizi öneririm. - Sırp kızları gerçekten güzel. Başka söyleyecek birşeyim yok. - Türklere karşı hiçbir olumsuz yaklaşım yok, burası Türkiye'den çok fazla ziyaretçisi olan bir şehir. Rahat olun, siz negatif olmadıkça kimse durduk yere size sataşmayacak. Aksine Türkiye'den gelenlere son derece sıcak yaklaşıyorlar. Belgrad'a Türkiye'den çok sayıda turist gittiğinden hem Türk Vatandaşlarına karşı çok pozitif bir tavır var, hem de ihtiyacınız olması durumunda Türkçe rehberlik hizmeti alabiliyorsunuz. Bizim rehberliğimizi yapan Veljko Antonijevic çok iyi Türkçe konuşuyor, Belgrad'ı da avucunun içi gibi biliyor. Üstelik sadece rehberlik değil, her konuda çok yardımcı oldu bize, ihtiyacınız olursa eminim size de yardımcı olacaktır. Instagram hesabını ismine bağladım, kendisine oradan ulaşabilirsiniz. Belgrad'da gezilecek yerler listesi aşağıda sıralanmış şekilde ve aşağıda Belgrad haritası üzerinde işaretlenmiş olarak bulabilirsiniz. Yazının devamında detaylı açıklamaları göreceksiniz. - Cumhuriyet Meydanı - Knez Mihailova Caddesi - Kalemegdan - Öğrenci Meydanı - Aziz Sava Katedrali - Sveti Sava Pazarı - Nicola Tesla Müzesi - Tajmegdan - Aziz Mark Kilisesi - Sırp Tarih Müzesi - Skadarjia Bölgesi - Zemun - Gardos Kulesi - Avala Tepesi & Avala Kulesi - Ada Ciganlija - Beton Hala - Sava Mala - Tekne Turu - FK Crvena Zvezda Stadyumu Haritaya tıklayarak Google Haritalar uygulaması üzerinden çevrimiçi olarak haritayı görebilirsiniz. Belgrad gezilecek yerler listesi için kendi tecrübelerimi aktarmak istiyorum. Bu listede yer alan Zemun Bölgesi, Avala Tepesi ve Ada Ciganlija hariç heryeri yürüyerek gezebilirsiniz. Yürümeyi sevenler için harika bir şehir, sokakları keşfetmek. ayrı bir keyif. Belgrad'ı gezmeye başlamak için en iyi nokta Cumhuriyet Meydanı. Meydandaki at heykeli aynı zamanda Belgrad için buluşma noktası imiş, biriyle buluşacaksanız burayı söyleyebilirsiniz. Meydanda Ulusal Tiyatro ve Ulusal Müze de bulunuyor. Eğer müze gezmeyi seviyorsanız buraya uğrayabilirsiniz. Cumhuriyet Meydanı'ndan Belgrad Kalesi 'ne doğru uzanan cadde Belgrad'ın en popüler alışveriş caddesi Knez Mihailova Caddesi. Her zaman haraketli bu caddenin ara sokaklarına girip çıkıp güzel cafe ve restoranlar bulabilirsiniz. Kalemegdan'a yaklaştıkça kafe ve restoran seçenekleri artıyor. Sokak sanatçıları, pasajlar, seyyar satıcılar ne ararsanız bulabileceğiniz renkli bir cadde burası. Belgrad'ın İstiklal Caddesi diyebiliriz kısacası. Knez Mihailova'dan doğru devam edince Kalemegdan karşınıza çıkacak. Kalemegdan adnı Osmanlılardan almış, Belgrad Kalesi aslında. İsmi de Kale Meydan'dan geliyor, zaman içinde Sırpça'ya yaklaşmış. Askeri müze, kilise, saat kulesi, kale burçlarından izleme kulesi, büyükçe yeşil alan içeren şehrin en turistik yeri. Turistler kadar yerellerin de hafta sonu yürüyüşü yapmak için geldikleri Tuna ve Sava nehirlerinin birleşme noktasını yukarıdan görebileceğiniz, yeni Belgrad'a karşıdan bakan manzarası ile herkesi kendine çeken bir yer. İstanbul Kapısı'nı görünce tabii ki çok hoşuma gitti, bizden izler görünce yurt dışında hep hoşuma gidiyor 🙂 Kale içindeki müzeler kış dönemi kapalı, sadece özel grup olarak önceden rezervasyonla girebiliyorsunuz. Gitmeden önce bilgi almak için Belgrad Kalesi'nin sitesini incelemenizi öneririm. Eğer bahar ya da yaz dönemindeyseniz Kalemegdan'dan nehir kıyısındaki Beton Hala'ya inebilir, bisiklet kiralayıp nehir kıyısında gezebilirsiniz. Knez Mihailova Caddesi'nden iki dakikalık bir yürüyüş ile Öğrenci Meydanı'na ulaşabilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraftaki kırmızı pencereli bina dekanlık binası. Bu bölge daha çok öğrencilerin takıldığı bir bölge. Çok sayıda kafe ve restoran, ara sokaklarda bol bol fotoğraflık köşeler bulabileceğiniz şehrin hareketli semtlerinden biri. Aziz Sava Katedrali, Belgrad'ın en büyük kilisesi. 2016'da geldiğimde içeride çok sayıda iskele varken 2021'de gittiğimde iskelelerin çoğu kalkmış ve içerisi çok gösterişli duvar süslemeleri ile donatılmış. Bu kilisenin bir özelliği de İstanbul'daki Ayasofya ile benzerliği. Aziz Sava Katedrali'nden çıkıp katedralin arkasına dolaşırsanız, sabit pazar yeri göreceksiniz. Belgrad'da pek çok yerde bu sabit pazarlardan var. Bunun adı Sveti Sava. İçeride meyve-sebzeden balığa, ikinci el eşyalardan nalburiyeye kadar herşey var. Ev yapımı reçeller, ballar, turşular... \"Komşi komşi\" diye arasında konuşan pazarcılarla benim görmekten keyif aldığım yerlerden biri, bir şehirde en çok görülmesi gereken yerler pazar yerleri bana göre. Sveti Sava'dan çıkıp artık Nicola Tesla Müzesi'ne doğru devam edebilirsiniz. Nicola Tesla Sırplar için tam bir gurur kaynağı. Öyle de olmalı zaten. Tam bir dahi olan Tesla'nın keşiflerinin bir kısmı hala hayata geçirilememiş. Gitmeden önce Nicola Tesla Müzesi sitesine göz atmanızı öneririm, müzede mutlaka rehberli tura katılın bu sayede bazı minik deneylere şahit olabileceksiniz. Rehberli turlar 2 saatte bir oluyor, eğer zamanında gitmezseniz çok beklemeniz gerekebilir. Müze giriş ücreti nakit alınıyor ve 2021 fiyatı 800 Dinar, yaklaşık 10 Usd. Müze ziyaret saatleri aşağıda yer alıyor. Nicola Tesla Müzesi'nden çıkıp Belgrad'ın en güzel parklarından biri olan Taj Megdan'ı görebilirsiniz. Tahmin ettiğiniz gibi Taş Meydan'ın Sırpçası. Taj Magdan parkının bitişinde Aziz Mark Kilisesi yer alıyor, bana sorarsanız mimari olarak Aziz Sava'dan daha güzel. Taj Megdan'ın önünden devam ederseniz Sırp Tarih Müzesi'ni göreceksiniz. Biz gitmedik, müzeler ilginizi çekiyorsa uğrayabilirsiniz. Şehrin eskiden en bohem, bugünlerde en turistik yerlerinden biri olan Skadarjia bölgesi'ne gelirken artık akşama yaklaştıysanız akşam yemeği ve gece eğlencesi için buradaki Kafana denilen meyhanelerden birine oturabilirsiniz. Yoğun dönemlerde rezervasyonsuz yer bulunmuyor diyorlar ama ben kışın gittiğimde sezon düşük olduğu için mekanlar bomboştu. Kafanalarda canlı müzik, türlü mezeler, Sırp şarap ya da rajikaları eşliğinde keyifli bir akşam geçirebilirsiniz. En popüler olan kafanalar; Sesir Moj, Tri Sesira, Dva Jelena. Skadarjia bölgesinin girişinde yine bir açık pazar yeri var, Sveti Sava'ya uğramadıysanız buraya uğrayabilirsiniz. Zemun Bölgesi eskiden balıkçı barınaklarının olduğu, şehrin belalı tiplerinin yaşadığı bir bölge imiş. Şimdi ise o balıkçı barınakları restore edilip şık restoranlara dönüştürülmüş. Eski şehir merkezinden Zemun Bölgesi'ne giden çok sayıda otobüs var. Zelenivenad meydanından Zemun'a otobüs sorarsanız en fazla yarım saat içinde Zemun'a ulaşırsınız. Zemun Bölgesi'ne öğleden sonra gidip Avusturya mimarisi taşıyan sokaklarında gezip fotoğraf çekmenizi, gün batımında tepedeki Gardoş Kulesi'ne çıkıp gün batımını izlemenizi ve akşam nehir kıyısındaki restoranlardan birinde keyifli bir yemek yemenizi öneririm. Şaran Restoran bizim ilk gidişimizde tercih ettiğimiz yer olmuştu, balık restoranı olarak kesinlikle önerilen bir yer. Zemun bölgesini görmeden sakın Belgrad'dan dönmeyin. Zemun'dan nostalji kokan sokaklar arasından tepeye doğru tırmanırsanız Gardoş Kulesi'ne ulaşacaksınız. Kulenin çok güzel bir Belgrad manzarası var. Tepeye tırmanıp bu manzarayı mutlaka izlemenizi öneririm. Belgrad'ın bir başka tepesine geçiyoruz şimdi de. Avala Tepesi, Belgrad merkeze yarım saat mesafede bulunuyor. Minik köyler ve üzüm bağlarını geçerek tepeye ulaşıyorsunuz. Tepenin en uç noktasında Meçhul Asker Anıtı şeklinde bir anıt yer alıyor. Anıttan biraz aşağıda ise 204 metre yüksekliğindeki Avala Kulesi yer alıyor. Burası bir televizyon kulesi imiş. Şu an tepeden Belgrad'ı izleme kulesi olmuş. Kuleye çıkış ücreti 2021 yılı için 300 Dinar. Belgrad'da gezilecek yerler listesinde beni en çok şaşırtan yerleden biri Ada Ciganlija oldu. Sava nehrinin içinde bir adacık oluşturmuşlar. İçeride tenis kortlarından, koşu parkurlarına, çok sayıda plajdan, çeşit çeşit restoranlara kadar ne ararsanız var. Nehir suyu olduğu için bulanık olur diye düşündüğüm su da gayet güzel görünüyordu. Ada Ciganlija içinde uğramadan geçmeyin diyeceğim bir restoran var, Kafanica Na Adi Bakara. Mezeler, et yemekleri şahane. Yerel mutfağa dair pek çok yemek bulabilirsiniz, ayrıca restoranın sahibi tam bir Türkiye hayranı. Zeytinyağları, zeytinleri Ayvalık'tan getiriyor. Belgrad'a yaz aylarında gitmek için çok önemli bir sebebiniz var. Sava nehri kıyısında bulunan ve Kale Megdan'ın hemen aşağısında yer alan Beton Hala bölgesi. Eski depolar yeni restoranlar ve barlar olmuş. Dünya mutfağından yerel restoranlara, kokteyl barlara kadar ne ararsanız var. Sadece yürüyüş yapıp gün batımınde yürüyüş yapmak için de gelebilirsiniz. Beton Hala'dan Tuna'ya doğru değil de Sava'nın içlerine doğru devam ederseniz ulaşacağınız yer bu kez Sava Mala bölgesi. Nehir kıyısında bisiklete binebilir, yürüyüş yapabilir, basamaklara oturup manzarayı izleyebilir veya güzel mekanlardan birinde yemek yiyebilirsiniz. İçinden nehir geçen bir şehirde tekne turu yapmamak mümkün mü? Biz gün batımı saatlerinde kalkan bir tekneyi tercih ettik. Beton Hala bölgesinden kalkan tekne Sava ile Tuna'nın birleştiği noktaya kadar gidip Sava Mala'nın iç kısımlarına kadar gidip başladığı noktaya geri dönüyor. Yaklaşık 1.5 saatlik bir aktivite. Yemekli, yemeksiz farklı seçenekleri var. Yemeksiz turlar 15 Euro. Sava ile Tuna'nın birleştiği noktada bir duba var, o dubanın orada dilek tutarsanız gerçek. oluyormuş. Yugoslavya, en güçlü olduğu dönemlerde pek çok spor dalında başarılıydı. Kızıl Yıldız Takımı da bu başarı sembollerinden, Orta ve Doğu Avrupa'nın en eski ve aynı zamanda da en başarılı futbol kulüplerinden biriydi. Futbol ile az çok ilgisi olan herkesin bildiği bu takımın efsanevi stadyumu ise turistik bir nokta olarak ziyaret edilebiliyor. Sırbistan'a vakit ayırdıysanız; Novisad, Karlofça, Emir Kusturica'nın önce film seti olarak kullandığı şimdi de turizme açılan Drvengrad köyü, kayak merkezleri, trekking aktivitleri için farklı rotalar gibi çok fazla seçenek bulabilirsiniz. Belgrad'a uygun uçak bileti bulmak için tıklayın. Bu yazıda yer alan fotoğrafları aşağıda toplu olarak görebilirsiniz. Tüm fotoğrafların telif hakkının bana ait olduğunu tekrar belirteyim. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/belgrad-ormani-nerede-nasil-gidilir", "text": "İstanbul'da nefes almak, doğa ve yeşil ile iç içe olmak için ilk akla gelen yer Belgrad Ormanı. Kalabalıktan şikayet de etsek, herkes çöpünü bırakıyor da desek İstanbul'da orman denince ilk akla gelen yer burası. Şehrin içinde olmasına rağmen sanki bambaşka bir dünyaya gitmişsiniz hissi yaratan bu güzel orman İstanbul'un Sarıyer ve Eyüp ilçeleri arasında içinde yer alıyor. Belgrad Ormanı nerede, nasıl gidilir, piknik alanları nereler, tarihçesi, kamp yapılıp yapılamayacağı gibi pek çok bilgiyi bir yazıda topladım, keyifli okumalar. - İstanbul içinde gezilecek turistik yer önerileri için İstanbul'da gezilecek yerler yazıma da mutlaka göz atın! - İstanbul'da yaşıyor ve İstanbul ormanları ilginizi çekiyorsa, Atatürk Kent Ormanı yazıma da bir göz atın. Belgrad Ormanı İstanbul'un kuzeyinde yer alan geniş bir alanı kapsıyor. Orman, İstanbul'un Sarıyer ve Eyüp ilçeleri arasında bulunuyor. Kemerburgaz'dan Sarıyer'e Bahçeköy'den Karadeniz kıyısına kadar İstanbul haritasında gördüğünüz yeşil alanının büyük bir bölümü Belgrad Ormanı. Bizim Belgrad Ormanı olarak bildiğimiz ve pikniğe, yürüyüşe gittiğimiz yer ise Neşet Suyu Tabiat Parkı adıyla anılıyor. Ormanın içinde çok sayıda mesire yeri ve tabiat parkı olduğu için sizi yanıltmamak adına hepsini aşağıdaki Belgrad Ormanı haritasında işaretledim. Belgrad Ormanı sınırları içinde yer alan görülecek yerlerin hepsine bu linkten veya aşağıdaki görsele tıklayarak ulaşabilirsiniz. Belgrad Ormanı'na kendi aracınızla veya toplu taşıma ile ulaşabilirsiniz. Ormanın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Belgrad Ormanı'na en hızlı ve pratik yöntem elbette kendi özel aracınız ile gitmek. Navigasyonunuza Neşet Suyu Tabiat Parkı olarak işaretlerseniz herkesin Belgrad Ormanı diye bildiği yere ulaşırsınız. Aksi halde yukarıda bahsettiğim gibi geniş bir alandan bahsettiğimiz için navigasyon sizi başka yerlere yönlendirebilir. İstanbul Avrupa Yakası'nda Bahçeköy üzerinden gitmek en pratik yol. Eğer İstanbul'un daha batısında oturuyorsanız Kemerburgaz yönünden de gelebilirsiniz. Kemerburgaz yolunu kullanırsanız Belgrad Ormanı içinde yer alan pek çok mesire yeri ve tabiat parkını da göreceksiniz. - Bahçeköy -Taksim 42T nolu hat, - Bahçeköy Sarıyer 153 nolu hat, - Bahçeköy Zincirlikuyu Metrobüs 42 nolu hat, - Bahçeköy Hacıosman Metro 42HM nolu hat, - Bahçeköy Zincirlikuyu Metro 42M nolu hat. - Beşiktaş Bahçeköy D2 nolu hat. Belgrad Ormanı'na giden otobüs seferleri listesinden de anlayacağınız gibi bir çok hat üzerinden buraya toplu ulaşımla gelmeniz mümkün. Ancak otobüsün son durağı olan Belgrad Ormanı araç girişi ile koşu parkurunun bulunduğu Neşet Suyu Tabiat Parkı arasında yaklaşık 3 kilometrelik bir yolu yürümeniz gerektiğini hatırlatmak isterim. Neşet Suyu'na gitmeniz gerekmiyor elbette, ana girişten girdiğiniz Sultan Mahmut Bendi'nin olduğu yerde de zaman geçirebilirsiniz, orada da piknik masaları ve yürüyüş yapabileceğiniz rotalar mevcut. Belgrad Ormanı'na Bahçeköy girişinden girdiğinizde geçerli giriş ücretlerini aşağıdaki tabloda görebilirsiniz. Bu fiyatlar Ağustos 2020 itibariyle geçerli fiyatlardır, 2020 fiyatlarına dair internette pek çok farklı fiyat var, onlara itibar etmeyin. Belgrad Ormanı 24 saat açık, bir saat kısıtlaması bulunmuyor. Bu sayede sabah erken spor yapmaya gelenler kolayca giriş yapabiliyor. \"Kamp yasağı var mı?\" kısmı çok net değil, 24 saat açık olduğu için kamp yapmak da mümkün. 20:00'den sonra ateş yakarak piknik yapmak yasak. İstanbul Ormanları içinde en büyüğü ve içinde en fazla mesire yeri bulunanı olan Belgrad Ormanı içinde pek çok gölet bulunuyor. Bu göletler, önce Bizans ve sonra Osmanlı döneminde İstanbul'un önemli içme suyu kaynakları imiş. Şu an nüfusu 20 milyona dayanmış İstanbul şehrine yetmesi mümkün değil ancak o zamanlar yetiyormuş. Bu nedenle Belgrad Ormanı'na giden yollar üzerinde su kemerleri göreceksiniz. Büyük kemerlerden biri Bahçeköy, biri de Kemerburgaz'da yer alıyor. Su Kemerleri'nin Mimar Sinan tarafından yapıldığına dair bir bilgiye ulaştım. \"Belgrad Ormanı ismini nereden almış?\" diye soracak olursanız: Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman Belgrad Seferi dönüşünde Belgrad'dan getirdiği Sırplı oduncuları bu bölgeye yerleştirmiş. Bu bölgede yaşan Belgradlı ormancılar sayesinden bölge Belgrad Ormanı adıyla anılmaya başlanmış. Oduncular sayesinde Batı'dan gelen mesire yeri kültürü ile Belgrad Ormanı piknik alanı olarak kullanılmaya başlanmış. Hatta orman içinde bir kilisenin de kalıntıları bulunuyor. Çevredeki mesire yerleri ve tabiat parklarının isimleri ise yaptıran veya emeği geçen kişilere göre belirlenmiş. Neşet Suyu Tabiat Parkı adını, Müderris Neşet Bey'den almış mesela. 1881 yılında Resne'de doğan Neşet Bey, Orman Mektebi Alisi Rektörlük görevi yani İstanbul Üniversitesi Orman Fakultesi Rektörlüğüne kadar yükselmiş, ormana ve doğaya olan sevgisi, idealist bakış açısı ile iş çevresinde saygınlık kazanmış 1929 yılında vefat etmiş. Neşet Bey'i anmak için mesire yerine onun adı verilmiş. Belgrad Ormanı'nında yapılacak pek çok aktivite olması, orman içinde, doğa ile iç içe bu aktiviteleri yapabiliyor olmak bu kadar popüler olmasının en önemli sebebi. Haydi, ormanda neler yapabileceğinize birlikte bir bakalım. Belgrad Ormanı deyince aklınıza ilk gelen şeyin piknik veya mangal yapmak olduğunu biliyorum. Dolayısıyla \"Belgrad Ormanı'nda ne yapılır?\" sorusuna verilecek ilk cevap piknik ve mangal. Belgrad Ormanı sınırları içinde çok sayıda mesire alanı yer alıyor ve hepsinde piknik yapabiliyorsunuz. Yani, evet, burası bir piknik cenneti. Mangal konusunda herhangi bir yasaklama da yok, hafta sonları epey duman altı oluyor. Ormana Bahçeköy yönünden girdiğinizde sağ tarafa giderseniz bentler 1 kilometre kadar ileride ve burada bir piknik alanı var. Sol tarafa yani Neşet Suyu yönüne giderseniz 2,5-3 kilometre mesafede geniş piknik alanları ve yürüyüş parkuruna ulaşırsınız. Önemli bir hatırlatma daha yapalım, mangal yakacaksanız kendi mangalınızı getirmeniz gerekiyor, yerde ateş yakmak yasak. Neşet Suyu Tabiat Parkı girişinde birkaç büfe var, oralarda mangal satılıyor, yanınızda getirmediyseniz oradan da alabilirsiniz. İtiraf etmeliyim ki Belgrad Ormanı'na defalarca gitmeme rağmen hiç mangal yapmadım. Piknik için ise basit sandviçleri tercih ettim, çünkü ben buraya yürüyüşe geliyorum. Yürüyüş parkuru Büyük Baraj olarak adlandırılan göletin çevresinde bir tam tur atıyor. Neşet Suyu'nda yer alan 6.5 kilometrelik koşu ve yürüyüş parkuru farklı türde ağaçlar arasında gölet manzaralı harika bir yürüyüş rotası, özellikle de hafta içi sakin saatlerde gelebiliyorsanız harika bir seçenek. Neşet Suyu yürüyüş ve koşu parkurunu kullanacak olan sporcular için hemen otoparkın yanına soyunma odaları yapmışlar, çok düşünceli bir uygulama olmuş. Ama ben genelde fotoğraf çektirmeye gelen gelinlerin kıyafet değiştirmek için kullandıklarına şahit oldum. Belgrad Ormanı düğün fotoğrafçıları için oldukça popüler bir nokta. Neşet Suyu Tabiat Parkındaki piknik alanına doğru yürürseniz bu ahşap binayı göreceksiniz. Bu alan çit ile ayrılmış ve \"ücretli fotoğraf çekim alanı\" şeklinde bir tabela asılmış. Evin etrafında fotoğraf çekmeye uygun pek çok dekor var. Belgrad Ormanı sadece doğa ile iç içe olacağınız bir yer değil, aynı zamanda sınırları içinde 1600-1800 yılları arasında yapılmış 7 tane bent bulunuyor. Bu bentler o zamanlarda İstanbul'un su ihtiyacını karşılıyormuş, şu an aktif olarak kullanılmıyor olsalar da görülmeye değerler. - Topuzlu Bendi - Sultan Mahmut Bendi - Valide Sultan Bendi - Büyük Bent - Kirazlı Bent - Kömürcü Bendi - Ayvat Bendi Bentlerin en bilinenleri; Belgrad Ormanı Dinlenme Tesisleri girişine sadece 1 kilometre mesafede bulunan Sultan Mahmut Bendi ve Valide Sultan Bentleri ve Neşet Suyu Tabiat Parkı yürüyüş parkuru içinde görebileceğiniz Büyük Bent. Belgrad Ormanı içinde yapılan bentlerde biriken suyu şehir merkezine taşımak için kullanılan su kemerleri şehrin süsleri halinde şimdi. - Evvelbent Kemeri: Kemerburgaz içinde göreceğiniz bu etkileyici kemer ana su taşıma noktalarından biri. - Bahçeköy Su Kemeri: Belgrad Ormanı'na Bahçeköy tarafından geliyorsanız Bahçeköy Su Kemeri'nin yanından geçeceksiniz. Görmemeniz imkansız. Bu kemeri görünce bilin ki 2 dakika sonra tesis girişindesiniz. - Bozdoğan Su Kemeri : Listede Unkapanı'nda yer alan kemeri görünce şaşırdınız değil mi? Valens Su Kemeri yapıldığı Roma dönemde Marmara Denizi'nden su taşımak için kullanılırken Osmanlı Döneminde Belgrad Ormanı'ndan su taşımak için de kullanılmıştır. Orman içinde olmasa da bu listede yer vermek istedim. Belgrad Ormanı bir piknik cenneti demiştim, orman içinde piknik ve mangal yapabileceğiniz 10 farklı mesire yeri ve tabiat parkı bulunuyor. Mesire yerleri ve tabiat parklarını ayırmadan tek bir liste halinde aşağıda sıraladım, şu linke tıklayarak hepsinin yerini görebilirsiniz. - Bentler Mesire Yeri - Neşet Suyu Tabiat Parkı - Ayvad Bendi Milli Parkı - Binbaşı Çeşmesi Mesire Alanı - Kömürcübent Tabiat Parkı - Kirazlıbent Tabiat Parkı - Irmak Mesire Alanı - Mehmet Akif Ersoy Tabiat Parkı - Falih Rıfkı Atay Tabiat Parkı - Fatih Çeşmesi Mesire Alanı Belgrad Ormanı Piknik Alanı olarak bildiğiniz tesislerin girişi Bentler Mesire Yeri'ne 1 kilometre mesafede. Koşu ve yürüyüş parkuru ise Neşet Suyu Tabiat Parkı içinde yer alıyor. Diğer mesire yeri ve piknik alanlarını henüz deneyimleme şansım olmadı. Bu haberi çok sevmeyecekseniz ama Belgrad Ormanı'nda kamp yapmak yasak. Burası koruma altında ve belirlenmiş bir kamp alanı olmadığı için kamp yapamazsınız. Ancak başta da söylediğim gibi orman alanı çok geniş, pek çok mesire alanı yer alıyor. Bu mesire alanları içinde özel işletmelere ait olanlar da var, belki izin alarak onlarda kamp yapma imkanınız olabilir. Şehir dışından İstanbul'a geldiyseniz; Belgrad Ormanı'nda kamp yapmak yerine Beşiktaş otelleri veya İstanbul otelleri için farklı seçenekleri de değerlendirmeyi düşünebilirsiniz. Belgrad Ormanı'na eğer orman içi dinlenme tesisi olan yere geliyorsanız burada Neşet Suyu Tabiat Parkı girişinde bir büfe var, tost yapıyor sadece. Daha önce park içinde birkaç restoran vardı, hatta çok güzel otlu omlet yapıyorlardı ama şu an öyle bir yer yok maalesef. Karnınızı doyurup gelmeniz lazım. Kemerburgaz yönünden gelirseniz yol üstünde açık büfe kahvaltı veren bahçe içinde mekanlar var, kahvaltı için oraları tercih edebilirsiniz. Bahçeköy yönünden geliyorsanız ise Bahçeköy merkezinde birkaç yer var kahvaltı edebileceğiniz. Bana sorarsanız en güzeli evde kendinize küçük bir kahvaltı çantası hazırlayıp piknik alanında yiyebilirsiniz. Büfelerden çay kahvenizi de alabilirsiniz. Belgrad Ormanı yılın her mevsimi birbirinden güzel manzaralar sunuyor. Kış ortasında kar altında, sonbaharda renkler sarıya dönmüşken, yazın sıcaktan kaçmak için gelinir. Eğer imkanınız varsa Belgrad Ormanı'na hafta sonu gitmenizi önermiyorum çünkü mangal yapan, piknik yapanlar nedeniyle çok kalabalık olabiliyor. Bu kalabalık ormanın güzelliğini gölgeliyor. Özellikle yaz aylarında kalabalık daha fazla olduğu için hafta sonu gelecekseniz kış aylarını tercih edebilirsiniz. Belgrad Ormanı'nda bisiklete binmek için kendi bisikletinizi getirmeniz gerekiyor. Bisiklete binebileceğiniz hem asfalt hem de toprak yollar bulunuyor. Ancak bisiklet kiralayabileceğiniz bir yer bulunmuyor. Bisiklete binmek için harika bir yer olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım. Biz de bisikletlerimizi aracımıza yükleyip Belgrad Ormanı'nda gezmiştik bir zamanlar, çok da keyif almıştık. Belgrad Ormanı'na gelmişken mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden biri de Atatürk Arboretumu. Arboretum, bilimsel araştırma ve gözlemler için oluşturulmuş ağaç koleksiyonları bulunan, güzel düzenlenmiş bir park alanı. Pazartesi günleri dışında 08:30-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilen parkın yetişkinler için giriş ücreti hafta içi 7.5 TL, öğrenciler için 2,5 TL, hafta sonu yetişkin 20 TL, öğrenci 7.5 TL. İstanbul'un keşmekeşinden uzaklaşmak, orman içinde zaman geçirmek, spor yapmak, yürüyüş yapmak, piknik yapmak için Belgrad Ormanı harika bir yer. Belgrad Ormanı'nı anlattığım videomu da izlemeyi unutmayın. Kanalıma da abone olursanız tadından yenmez. Bu yazıda kullandığım Belgrad Ormanı fotoğrafları aşağıda sıralanmış durumda. Yazıda yer alan tüm fotoğrafların ve içeriğinde telifinin tarafıma ait olduğunu ve izinsiz kullanamayacağınızı hatırlatmak isterim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/belgrad-ormani-pazar-yuruyusu", "text": "İstanbul'da nefes almak, doğa ve yeşil ile iç içe olmak için ilk akla gelen yer Belgrad Ormanı. Kalabalıktan şikayet de etsek, herkes çöpünü bırakıyor da desek İstanbul'da orman denince ilk akla gelen yer burası. Şehrin içinde olmasına rağmen sanki bambaşka bir dünyaya gitmişsiniz hissi yaratan bu güzel orman İstanbul'un Sarıyer ve Eyüp ilçeleri arasında içinde yer alıyor. Belgrad Ormanı nerede, nasıl gidilir, piknik alanları nereler, tarihçesi, kamp yapılıp yapılamayacağı gibi pek çok bilgiyi bir yazıda topladım, keyifli okumalar. - İstanbul içinde gezilecek turistik yer önerileri için İstanbul'da gezilecek yerler yazıma da mutlaka göz atın! - İstanbul'da yaşıyor ve İstanbul ormanları ilginizi çekiyorsa, Atatürk Kent Ormanı yazıma da bir göz atın. Belgrad Ormanı İstanbul'un kuzeyinde yer alan geniş bir alanı kapsıyor. Orman, İstanbul'un Sarıyer ve Eyüp ilçeleri arasında bulunuyor. Kemerburgaz'dan Sarıyer'e Bahçeköy'den Karadeniz kıyısına kadar İstanbul haritasında gördüğünüz yeşil alanının büyük bir bölümü Belgrad Ormanı. Bizim Belgrad Ormanı olarak bildiğimiz ve pikniğe, yürüyüşe gittiğimiz yer ise Neşet Suyu Tabiat Parkı adıyla anılıyor. Ormanın içinde çok sayıda mesire yeri ve tabiat parkı olduğu için sizi yanıltmamak adına hepsini aşağıdaki Belgrad Ormanı haritasında işaretledim. Belgrad Ormanı sınırları içinde yer alan görülecek yerlerin hepsine bu linkten veya aşağıdaki görsele tıklayarak ulaşabilirsiniz. Belgrad Ormanı'na kendi aracınızla veya toplu taşıma ile ulaşabilirsiniz. Ormanın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Belgrad Ormanı'na en hızlı ve pratik yöntem elbette kendi özel aracınız ile gitmek. Navigasyonunuza Neşet Suyu Tabiat Parkı olarak işaretlerseniz herkesin Belgrad Ormanı diye bildiği yere ulaşırsınız. Aksi halde yukarıda bahsettiğim gibi geniş bir alandan bahsettiğimiz için navigasyon sizi başka yerlere yönlendirebilir. İstanbul Avrupa Yakası'nda Bahçeköy üzerinden gitmek en pratik yol. Eğer İstanbul'un daha batısında oturuyorsanız Kemerburgaz yönünden de gelebilirsiniz. Kemerburgaz yolunu kullanırsanız Belgrad Ormanı içinde yer alan pek çok mesire yeri ve tabiat parkını da göreceksiniz. - Bahçeköy -Taksim 42T nolu hat, - Bahçeköy Sarıyer 153 nolu hat, - Bahçeköy Zincirlikuyu Metrobüs 42 nolu hat, - Bahçeköy Hacıosman Metro 42HM nolu hat, - Bahçeköy Zincirlikuyu Metro 42M nolu hat. - Beşiktaş Bahçeköy D2 nolu hat. Belgrad Ormanı'na giden otobüs seferleri listesinden de anlayacağınız gibi bir çok hat üzerinden buraya toplu ulaşımla gelmeniz mümkün. Ancak otobüsün son durağı olan Belgrad Ormanı araç girişi ile koşu parkurunun bulunduğu Neşet Suyu Tabiat Parkı arasında yaklaşık 3 kilometrelik bir yolu yürümeniz gerektiğini hatırlatmak isterim. Neşet Suyu'na gitmeniz gerekmiyor elbette, ana girişten girdiğiniz Sultan Mahmut Bendi'nin olduğu yerde de zaman geçirebilirsiniz, orada da piknik masaları ve yürüyüş yapabileceğiniz rotalar mevcut. Belgrad Ormanı'na Bahçeköy girişinden girdiğinizde geçerli giriş ücretlerini aşağıdaki tabloda görebilirsiniz. Bu fiyatlar Ağustos 2020 itibariyle geçerli fiyatlardır, 2020 fiyatlarına dair internette pek çok farklı fiyat var, onlara itibar etmeyin. Belgrad Ormanı 24 saat açık, bir saat kısıtlaması bulunmuyor. Bu sayede sabah erken spor yapmaya gelenler kolayca giriş yapabiliyor. \"Kamp yasağı var mı?\" kısmı çok net değil, 24 saat açık olduğu için kamp yapmak da mümkün. 20:00'den sonra ateş yakarak piknik yapmak yasak. İstanbul Ormanları içinde en büyüğü ve içinde en fazla mesire yeri bulunanı olan Belgrad Ormanı içinde pek çok gölet bulunuyor. Bu göletler, önce Bizans ve sonra Osmanlı döneminde İstanbul'un önemli içme suyu kaynakları imiş. Şu an nüfusu 20 milyona dayanmış İstanbul şehrine yetmesi mümkün değil ancak o zamanlar yetiyormuş. Bu nedenle Belgrad Ormanı'na giden yollar üzerinde su kemerleri göreceksiniz. Büyük kemerlerden biri Bahçeköy, biri de Kemerburgaz'da yer alıyor. Su Kemerleri'nin Mimar Sinan tarafından yapıldığına dair bir bilgiye ulaştım. \"Belgrad Ormanı ismini nereden almış?\" diye soracak olursanız: Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman Belgrad Seferi dönüşünde Belgrad'dan getirdiği Sırplı oduncuları bu bölgeye yerleştirmiş. Bu bölgede yaşan Belgradlı ormancılar sayesinden bölge Belgrad Ormanı adıyla anılmaya başlanmış. Oduncular sayesinde Batı'dan gelen mesire yeri kültürü ile Belgrad Ormanı piknik alanı olarak kullanılmaya başlanmış. Hatta orman içinde bir kilisenin de kalıntıları bulunuyor. Çevredeki mesire yerleri ve tabiat parklarının isimleri ise yaptıran veya emeği geçen kişilere göre belirlenmiş. Neşet Suyu Tabiat Parkı adını, Müderris Neşet Bey'den almış mesela. 1881 yılında Resne'de doğan Neşet Bey, Orman Mektebi Alisi Rektörlük görevi yani İstanbul Üniversitesi Orman Fakultesi Rektörlüğüne kadar yükselmiş, ormana ve doğaya olan sevgisi, idealist bakış açısı ile iş çevresinde saygınlık kazanmış 1929 yılında vefat etmiş. Neşet Bey'i anmak için mesire yerine onun adı verilmiş. Belgrad Ormanı'nında yapılacak pek çok aktivite olması, orman içinde, doğa ile iç içe bu aktiviteleri yapabiliyor olmak bu kadar popüler olmasının en önemli sebebi. Haydi, ormanda neler yapabileceğinize birlikte bir bakalım. Belgrad Ormanı deyince aklınıza ilk gelen şeyin piknik veya mangal yapmak olduğunu biliyorum. Dolayısıyla \"Belgrad Ormanı'nda ne yapılır?\" sorusuna verilecek ilk cevap piknik ve mangal. Belgrad Ormanı sınırları içinde çok sayıda mesire alanı yer alıyor ve hepsinde piknik yapabiliyorsunuz. Yani, evet, burası bir piknik cenneti. Mangal konusunda herhangi bir yasaklama da yok, hafta sonları epey duman altı oluyor. Ormana Bahçeköy yönünden girdiğinizde sağ tarafa giderseniz bentler 1 kilometre kadar ileride ve burada bir piknik alanı var. Sol tarafa yani Neşet Suyu yönüne giderseniz 2,5-3 kilometre mesafede geniş piknik alanları ve yürüyüş parkuruna ulaşırsınız. Önemli bir hatırlatma daha yapalım, mangal yakacaksanız kendi mangalınızı getirmeniz gerekiyor, yerde ateş yakmak yasak. Neşet Suyu Tabiat Parkı girişinde birkaç büfe var, oralarda mangal satılıyor, yanınızda getirmediyseniz oradan da alabilirsiniz. İtiraf etmeliyim ki Belgrad Ormanı'na defalarca gitmeme rağmen hiç mangal yapmadım. Piknik için ise basit sandviçleri tercih ettim, çünkü ben buraya yürüyüşe geliyorum. Yürüyüş parkuru Büyük Baraj olarak adlandırılan göletin çevresinde bir tam tur atıyor. Neşet Suyu'nda yer alan 6.5 kilometrelik koşu ve yürüyüş parkuru farklı türde ağaçlar arasında gölet manzaralı harika bir yürüyüş rotası, özellikle de hafta içi sakin saatlerde gelebiliyorsanız harika bir seçenek. Neşet Suyu yürüyüş ve koşu parkurunu kullanacak olan sporcular için hemen otoparkın yanına soyunma odaları yapmışlar, çok düşünceli bir uygulama olmuş. Ama ben genelde fotoğraf çektirmeye gelen gelinlerin kıyafet değiştirmek için kullandıklarına şahit oldum. Belgrad Ormanı düğün fotoğrafçıları için oldukça popüler bir nokta. Neşet Suyu Tabiat Parkındaki piknik alanına doğru yürürseniz bu ahşap binayı göreceksiniz. Bu alan çit ile ayrılmış ve \"ücretli fotoğraf çekim alanı\" şeklinde bir tabela asılmış. Evin etrafında fotoğraf çekmeye uygun pek çok dekor var. Belgrad Ormanı sadece doğa ile iç içe olacağınız bir yer değil, aynı zamanda sınırları içinde 1600-1800 yılları arasında yapılmış 7 tane bent bulunuyor. Bu bentler o zamanlarda İstanbul'un su ihtiyacını karşılıyormuş, şu an aktif olarak kullanılmıyor olsalar da görülmeye değerler. - Topuzlu Bendi - Sultan Mahmut Bendi - Valide Sultan Bendi - Büyük Bent - Kirazlı Bent - Kömürcü Bendi - Ayvat Bendi Bentlerin en bilinenleri; Belgrad Ormanı Dinlenme Tesisleri girişine sadece 1 kilometre mesafede bulunan Sultan Mahmut Bendi ve Valide Sultan Bentleri ve Neşet Suyu Tabiat Parkı yürüyüş parkuru içinde görebileceğiniz Büyük Bent. Belgrad Ormanı içinde yapılan bentlerde biriken suyu şehir merkezine taşımak için kullanılan su kemerleri şehrin süsleri halinde şimdi. - Evvelbent Kemeri: Kemerburgaz içinde göreceğiniz bu etkileyici kemer ana su taşıma noktalarından biri. - Bahçeköy Su Kemeri: Belgrad Ormanı'na Bahçeköy tarafından geliyorsanız Bahçeköy Su Kemeri'nin yanından geçeceksiniz. Görmemeniz imkansız. Bu kemeri görünce bilin ki 2 dakika sonra tesis girişindesiniz. - Bozdoğan Su Kemeri : Listede Unkapanı'nda yer alan kemeri görünce şaşırdınız değil mi? Valens Su Kemeri yapıldığı Roma dönemde Marmara Denizi'nden su taşımak için kullanılırken Osmanlı Döneminde Belgrad Ormanı'ndan su taşımak için de kullanılmıştır. Orman içinde olmasa da bu listede yer vermek istedim. Belgrad Ormanı bir piknik cenneti demiştim, orman içinde piknik ve mangal yapabileceğiniz 10 farklı mesire yeri ve tabiat parkı bulunuyor. Mesire yerleri ve tabiat parklarını ayırmadan tek bir liste halinde aşağıda sıraladım, şu linke tıklayarak hepsinin yerini görebilirsiniz. - Bentler Mesire Yeri - Neşet Suyu Tabiat Parkı - Ayvad Bendi Milli Parkı - Binbaşı Çeşmesi Mesire Alanı - Kömürcübent Tabiat Parkı - Kirazlıbent Tabiat Parkı - Irmak Mesire Alanı - Mehmet Akif Ersoy Tabiat Parkı - Falih Rıfkı Atay Tabiat Parkı - Fatih Çeşmesi Mesire Alanı Belgrad Ormanı Piknik Alanı olarak bildiğiniz tesislerin girişi Bentler Mesire Yeri'ne 1 kilometre mesafede. Koşu ve yürüyüş parkuru ise Neşet Suyu Tabiat Parkı içinde yer alıyor. Diğer mesire yeri ve piknik alanlarını henüz deneyimleme şansım olmadı. Bu haberi çok sevmeyecekseniz ama Belgrad Ormanı'nda kamp yapmak yasak. Burası koruma altında ve belirlenmiş bir kamp alanı olmadığı için kamp yapamazsınız. Ancak başta da söylediğim gibi orman alanı çok geniş, pek çok mesire alanı yer alıyor. Bu mesire alanları içinde özel işletmelere ait olanlar da var, belki izin alarak onlarda kamp yapma imkanınız olabilir. Şehir dışından İstanbul'a geldiyseniz; Belgrad Ormanı'nda kamp yapmak yerine Beşiktaş otelleri veya İstanbul otelleri için farklı seçenekleri de değerlendirmeyi düşünebilirsiniz. Belgrad Ormanı'na eğer orman içi dinlenme tesisi olan yere geliyorsanız burada Neşet Suyu Tabiat Parkı girişinde bir büfe var, tost yapıyor sadece. Daha önce park içinde birkaç restoran vardı, hatta çok güzel otlu omlet yapıyorlardı ama şu an öyle bir yer yok maalesef. Karnınızı doyurup gelmeniz lazım. Kemerburgaz yönünden gelirseniz yol üstünde açık büfe kahvaltı veren bahçe içinde mekanlar var, kahvaltı için oraları tercih edebilirsiniz. Bahçeköy yönünden geliyorsanız ise Bahçeköy merkezinde birkaç yer var kahvaltı edebileceğiniz. Bana sorarsanız en güzeli evde kendinize küçük bir kahvaltı çantası hazırlayıp piknik alanında yiyebilirsiniz. Büfelerden çay kahvenizi de alabilirsiniz. Belgrad Ormanı yılın her mevsimi birbirinden güzel manzaralar sunuyor. Kış ortasında kar altında, sonbaharda renkler sarıya dönmüşken, yazın sıcaktan kaçmak için gelinir. Eğer imkanınız varsa Belgrad Ormanı'na hafta sonu gitmenizi önermiyorum çünkü mangal yapan, piknik yapanlar nedeniyle çok kalabalık olabiliyor. Bu kalabalık ormanın güzelliğini gölgeliyor. Özellikle yaz aylarında kalabalık daha fazla olduğu için hafta sonu gelecekseniz kış aylarını tercih edebilirsiniz. Belgrad Ormanı'nda bisiklete binmek için kendi bisikletinizi getirmeniz gerekiyor. Bisiklete binebileceğiniz hem asfalt hem de toprak yollar bulunuyor. Ancak bisiklet kiralayabileceğiniz bir yer bulunmuyor. Bisiklete binmek için harika bir yer olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım. Biz de bisikletlerimizi aracımıza yükleyip Belgrad Ormanı'nda gezmiştik bir zamanlar, çok da keyif almıştık. Belgrad Ormanı'na gelmişken mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden biri de Atatürk Arboretumu. Arboretum, bilimsel araştırma ve gözlemler için oluşturulmuş ağaç koleksiyonları bulunan, güzel düzenlenmiş bir park alanı. Pazartesi günleri dışında 08:30-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilen parkın yetişkinler için giriş ücreti hafta içi 7.5 TL, öğrenciler için 2,5 TL, hafta sonu yetişkin 20 TL, öğrenci 7.5 TL. İstanbul'un keşmekeşinden uzaklaşmak, orman içinde zaman geçirmek, spor yapmak, yürüyüş yapmak, piknik yapmak için Belgrad Ormanı harika bir yer. Belgrad Ormanı'nı anlattığım videomu da izlemeyi unutmayın. Kanalıma da abone olursanız tadından yenmez. Bu yazıda kullandığım Belgrad Ormanı fotoğrafları aşağıda sıralanmış durumda. Yazıda yer alan tüm fotoğrafların ve içeriğinde telifinin tarafıma ait olduğunu ve izinsiz kullanamayacağınızı hatırlatmak isterim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/beneluks-gezisi-otel-secimi", "text": "Kurban Bayramı tatilinde gezdiğim dört şehir için dört ayrı otel bulmam gerekiyordu. Aşağıda anlattığım yollardan geçtim ve hem tren istasyonları ve hem de şehir merkezine yakın, uygun fiyatlı ve temiz otellerden rezervasyon yaptırdım. Strasbourg, Luksemburg, Bruksel ve Amsterdam şehirlerini kapsayan Beneluks ülkeleri gezimiz sırasında seçtiğim oteller ve yorumlarımı aşağıda bulabilirsiniz. Booking. com üzerinden ayarladığımız Strasbourg'daki otelimiz Victoria Garden tren istasyonuna 5 dk., şehir merkezine 10 dk. yürüme mesafesinde, temiz ve rahat bir otel. Strasbourg'a gidecekler için hem ekonomik hem de güzel bir otelde kalma imkanı sağlıyor Victoria Garden. Tek bir negatif nokta var, oda sayısı fazla olduğu için resepsiyonda beklemeniz gerekiyor. İkinci durağımız Luksemburg'da bir sürpriz bizi bekliyordu. Otel rezervasyonunu yanlış güne yapmışım 🙁 Yasha Otel resepsiyonunda bir koca tabak lokum görünce oteli işletenlerin müslüman olduğunu anlamıştık. Brüksel'deki otelimiz Hotel Barry beni hayal kırıklığına uğrattı desem yeri var. Yukarıda, kullanıcı yorumları her zaman sizin değerlendirme kriterlerinizle uymuyor derken bunu kastediyordum. Otelin kahvaltı salonu ilk girişte beni rahatsız etmişti zaten. Odaya girince de sigara kokusu hemen sizi rahatsız etmeye başlıyor, halbuki rezervasyon yaptırırken özellikle sigara içilmeyen oda şeklinde belirtmiştim. Bu oteli kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ve son durağımız, benim aşık olduğum şehirlerden biri Amsterdam. Amsterdam merkezindeki küçük oteller, daracık merdivenleri ve küçük odaları ile meşhurdur. Merkez küçük olduğu için oteller çoğunlukla gürültülüdür. Amsterdam'a giderken otelden tek beklentim şehrin merkezinde hatta göbeğinde olmasıydı. Otelimiz bunu sağlıyordu. Sadece bunu 🙂 Damrak-Inn Booking. com da yoktu. HRS. com'dan ayarlamıştım, eğer böyle birşey yaparsanız alternatif yerlerden mutlaka otel hakkında kullanıcı yorumları bulmaya çalışın, mesela benim en sevdiğim site Tripadvisor. com. Şehir merkezinde olması beni fazlasıyla cezbetmişti. Amsterdam'a gidenler bilerler, en popüler fast food kocaman külahlarda satılan patates kızartmasıdır. Koca bir kağıt külahta kızarmış patates, mayonez, ketçup, ne sos isterseniz. Kulağa çok hoş geliyor değil mi? Otelinizin altında önünde uzun kuyruklar olan bu kızartma büfelerinden biri olunca o kadar da iyi gelmiyor. Otele patates kızartması hakim. Bununla beraber otelde kalırken kolumda boynumda birtakım kızarıklar ortaya çıktı. Sandım ki yediğim içtiğim birşey alerji yaptı. Döndüğümde otelle ilgili araştırma yaparken bu sorunu benden başka otel misafirlerinin de yaşadığını öğrendim. Otel temiz bir oteldi ama temizlik bizi böceklerden kurtaramamış. Benelüks ülkeleri gezimizde kaldığımız oteller bu kadar. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/benimlegez-com-oya-yildiz-roportaji-gezgin-roportajlari", "text": "Oya Yıldız'ın blogu olan Benimlegez. com'da girdiğinizde klasik rotaların biraz daha dışında, güzel fotoğraflarla dolu bir sayfa ile karşılaşırsınız. Biz de Oya ile bu kez biraz blogundan biraz seçtiği rotalardan biraz da seyahatten konuştuk. Umarım röportajı okurken siz de Oya'nın muhteşem enerjisini hissederseniz. 20 yılı aşkın süre sigortacı kimliğimle seyahat ederek çalıştım bir sigorta şirketinde. Türkiye'nin dört bir yanındaki acentelerimizi ziyaret ettim, eğitim verdim, motive ettim. Bu süreçte dijital fotoğraf makinaları yeni çıktığı bir dönemde fotoğraf da çekmeye başlamıştım ama tamamen amatörce, bir gün evime hırsız girdi ve fotoğraf makinamı, bilgisayarımı, fotoğraflarımı götürdü benden... Yeniden bir fotoğraf makinası almak için yola çıktığımda bu sefer bir tık daha ötesini yapmak istedim ve aynı zamanda bir de fotoğrafçılık kursuna kaydoldum. 10 yıldır fotoğraf çekiyorum. İnsan fotoğraf çekmeye başlayınca bu sefer seyahat şekli de konusu da buna göre şekilleniyor. Başlangıçta fotoğraflarımı sergileyebileceğim bir web sitesi kurmuştum, aynı zamanda Facebook'ta da fotoğrafların altına bir kaç cümle yazarak paylaşıyordum. 2012 yılında ilk yazımı paylaştım blog üzerinden, 2014 yılında ise \"Benimlegez\" e dönüştürdüm bloğumu. İnsanlara yola çıkma cesareti verdiğimi gördükçe yazmaya devam ettim, bilgi paylaştıkça çoğalıyor. İnsanın ise gezdikçe ufku açılıyor, birbirini besleyen bir olgunun içinde olmak bana keyif veriyor. Bu sorunun cevabı her ikisi de 🙂 Fotoğraflamak için de geziyorum, ama gezdiğim bir yerde fotoğraf çekmeden döndüğüm yer yok denecek kadar az, sadece kısmen daha az fotoğraf çekmiş olabilirim. Fotoğrafla beraber olayın hikayesi de önemli elbette... Fotoğrafa fazla takıldığımda kaçırdığım çok şey olabiiyor, saatlerce bir fotoğrafı beklemek yerine görülmesi kesinlikle gerekli bir müzeye giremiyorum mesela. Yazmaya başladığımdan beri fotoğraf ikinci planda diyebilirim bu nedenle. Tam 20 sene önce İngiltere'ye dil okuluna gitmiştim. Londra'ya uçup, trenle Brighton'a gitmiştim. Bugün olsam ahh keşke diyeceğim bir şey yok çünkü 6 haftada İskoçya'dan Stone Henge'a kadar her yeri gezdim. Türkiye'de Gölyazı diyebilirim, fotoğraf çekmek ya da trekking yapmak için o bölgeye gitmiyorsanız sakın gitmeyin... Çok ciddiyim, inanılmaz bir toz, pis, kalabalık bir yer. Belli bir amacınız yoksa \"bir de ben gideyim göreyim\" denilecek bir yer yok, acı ama öyle. Ta ki belediye hizmetleri gelişir ve temiz bir alt yapıya sahip olur, o zaman gidilebilir. Değirmenin suyu aylık kazancımdan geliyor elbette. En ekonomik uçuşları takip ediyorum, çünkü seyahatlerde bütçeyi en zorlayan gider kalemi uçak bileti. Ayrıca benim bir manifestom var; yeter ki iste her yer yakın sana... İnsan kafaya takarsa o bileti alır, o seyahati yapar, gerisi bahane bana göre... Miles&Smiles Uçuş mili topluyorum, Turna. com gibi sitelerden puan topluyorum, tüm kampanyaları takip ediyorum. 19 Mayıs'ta Isparta'ya gül hasadına gidiyorum, uçak biletim gidiş dönüş 78 TL. İstanbul'da kalsam kesin daha fazla para harcarım. Ayrıca öncelikler de değişiyor seyahat edince. Her seyahatten para arttırarak dönüyorum, ama bu demek değil ki gittiğim yerde yemiyorum içmiyorum, her keyfi de yaşıyorum. Bankada bir euro hesabı açtı her ay az az da olsa birikim yapıyorum. Belki klasik bir cevap olacak ama, okuyarak çıkmak lazım yola, gezerken de okumalar devam etmeli, sadece gezmek için gezmek yeterli değil. Dünya yol gittiğin bir yerden görülmesi gereken bir yeri görmeden dönmek insana acı verir, o nedenle okuyarak bilerek gitmek avantajdır ama gezerken de biraz kaybolmak lazım sokaklarda, şehirde, çok rutine bağlı kalındığında yeni bir şey keşfetme şansın olmaz, bu da sıradan bir gezi olur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/besiktas-gezilecek-yerler", "text": "Beşiktaş, İstanbul'un gözde ilçelerinden biri. Taksim ve İstiklal Caddesi'nin eski popülaritesini kaybetmesi ile gece ve eğlence hayatı Beşiktaş'a kaymaya başladı. Her gün yeni bir kafe/restoran açılıyor. Benim yazımızın konusu ise Beşiktaş gezilecek yerler! Beşiktaş'ta gezilecek tarihi yerler nereler, Beşiktaş'taki saraylar, müzeler, parklar, kasırlar ve çok daha fazlası bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Dolmabahçe Sarayı, Beşiktaş deyince ilk görülmesi gereken yer. Saat Kulesi, Haremi, Selamlığı, arkasındaki Saray Koleksiyonları Müzesi ile yarım gününüzü ayırmanızı öneririm. 10 Kasım günü gelirseniz Atatürk'e saygı ve sevgilerini göstermek isteyen binlerce insan Dolmabahçe Sarayı'na akın ediyor. 10 Kasım dışında da gelerek Atamızın hayata gözlerini yumduğu odayı ziyaret edebilirsiniz. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesindeki kafenin deniz tarafında çok güzel bir manzarası var, oraya girmek için bilet almanıza da gerek yok. Çay içmeye de gidebilirsiniz. Saray Koleksiyonları Müzesi içinde de güzel bir kafe var. Gizli saklı, güzel manzaralı, hem müzeyi gezip hem de kafeden faydalanabilirsiniz. Dolmabahçe Sarayı Pazartesi ve Perşembe günleri ziyarete kapalı, gitme planı yaparken buna dikkat edin. Pazartesi ve Perşembe hariç her gün 09:00-16:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. 15:00'ten sonra Harem'e ziyaretçi almıyorlar, girdikten sonra gezmek 1 saat sürüyor çünkü. Ziyarete gitmek için geç kalmamakta fayda var. - Selamlık 40 TL - Selamlık 20 TL - Harem-Camlı Köşk-Saat Müzesi 30 TL - Harem-Camlı Köşk-Saat Müzesi 15 TL - Selamlık-Harem -Camlı Köşk-Saat Müzesi 60 TL - Selamlık-Harem-Camlı Köşk-Saat Müzesi 30 TL - Saray Koleksiyonları Müzesi 10TL - Saray Koleksiyonları Müzesi 5TL Türk Vatandaşları için biletler %50 indirimli satılıyor. Dolmabahçe Camii olarak bilinen Bezmialem Valide Sultan Camii, hemen Dolmabahçe Sarayı'nın girişinde yer alan camii. Yakın zamanda geçirdiği restorasyon ile zaten güzel olan cami daha da bakımlı bir görüntüye kavuştu. Bu caminin mimarı, Balyan ailesinden Garabet Balyan'dır. Eğer futbola ilginiz varsa, Vodafone Park içinde yer alan Beşiktaş JK Müzesi mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri. 11 Aralık 2001 tarihinde İnönü Stadyumu içinde Türkiye'nin ilk özel spor müzesi olarak açılmış olan müze stadyumun yenilenmesi sırasında yenilenerek 2017'te tekrar hizmete açıldı. - Ekim-Mayıs dönemi, 10.00-18.00 saatleri arasında Pazartesi hariç her gün. - Haziran-Eylül dönemi, 10.00-19.00 saatleri arasında Pazartesi hariç her gün. Müze, Pazartesi günleri ve dini bayramların 1. günü ve 1 Ocak günü kapalıdır. Maç günleri, taraftarın stadyuma girişinden iki (2) saat önce kapanır. - Tam: 25 TL - İndirimli: 15 TL (6-14 yaş çocuklar, öğrenci ve öğretmenler, 65 yaş üstü, 15 kişi üstü gruplar) - Ücretsiz: 6 yaş altı çocuklar, Sarı Basın Kartı, FIFA ve TFF kartı, MMKD kart sahipleri, engelli ziyaretçiler, gaziler, şehit ve gazi yakınları Dolmabahçe Sarayı'ndan Saray Koleksiyonları Müzesi tarafından çıkarsanız 100 metre sonra Deniz Müzesi var. Türkiye'nin denizcilik alanında en büyük müzesi olan Deniz Müzesi, içerdiği koleksiyon çeşitliliği açısından dünyanın sayılı müzelerinden birisidir. Çok güzel bir müze, müze içinde bazen sergiler de oluyor. - Deniz Müzesi; yılbaşı, dini bayramların ilk günü ve Pazartesi günleri kapalı. Hafta içi 09:00-17:00, hafta sonu 10:00-18:00 saatleri arasında müze ziyarete açık. - Hafta içi 16.00, hafta sonu 17.00 saatlerinden sonra müzeye ziyaretçi alınmıyor. - Hediyelik Eşya Reyonu Pazartesi ve Salı günleri dışında her gün 09:00-12:30 ve 13:30-17:00 saatleri arasında açık. - Yetişkin Giriş Ücreti: 10 TL - Öğrenci Giriş Ücreti: ÜCRETSİZ - Müze Kart geçerli değil. Ayrıca Beşiktak JK Müzesi ile Deniz Müzesi arasındaki anlaşma ile JK Müzesi biletinizi ibraz etmeniz durumunda %10 indirimden faydalanabilirsiniz. Deniz Müzesi girişinde de Bord adlı bir restoran var, müze giriş ücreti ödemeden buraya geçebiliyorsunuz. Beşiktaş'ın kalbinde ama Beşiktaş'ın kalabalığından uzakta olması ve müzenin içinde keyifli bir mekan olması nedeniyle tavsiye ederim. Meşhur denizci Barbaros Hayrettin Paşa'nın Türbesi ise Deniz Müzesi'nin yanında iskeleye inen park içinde bulunmaktadır. Türbe hafta için her gün 10:00-12:00, 14:00-16:00 saatleri arasında ziyarete açıktır. Beşiktaş'a gelince Akaretler Caddesi'ne bir göz atmamak olmaz. Son zamanlarda açılan çok sayıda güzel mekanı ile popülaritesi artan bölge eskiden Dolmabahçe Sarayı'nın çalışanlarının yaşadığı tarihin ilk lojmanları olarak diyebileceğimiz bir yer imiş. Sıralı evleri ile tarihin ilk toplu konut projesi olarak da adı geçiyor. Akaretler Sıraevler, 1875 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Dolmabahçe Sarayı'nın önde gelen ağalarının lojmanı olarak kullanılmak üzere, Sarkis Balyan tarafından inşa edilmiştir. Yine Balyan ailesinden bir mimar konuya el atmış, Beşiktaş'a çok emekleri geçmiş. Güzel binalarla çevrili cadde çok sayıda kafe ve restorana ev sahipliği yapıyor, her geçtiğimde yeni bir mekan daha açılmış oluyor, hızına yetişemiyorum. Akaretler Mustafa Kemal Müzesi, Atatürk'ün annesi, kız kardeşi Makbule hanım ve manevi oğlu Abdürrahim Tuncak'ın 1912-1919 yılları arasında kaldığı ev imiş. Akaretler caddesi üzerindeki evde, Atatürk'ün Samsun'a çıkmadan önce bir süre konakladığı söyleniyor. Evin bir özelliği de Atatürk'ün İstanbul'da kiraladığı ilk ev olması. 3 katlı ev bugün müze olarak hizmet veriyor. Müze hafta içi 09:00-16:00 saatleri arasında ziyarete açık, hafta sonları kapalı. Beşiktaş'ın kalbinin attığı, günün her saati insan kalabalığının eksik olmadığı, balıkçılar, kafeler, restoranlar, barlar, züccaciyeler, mobilyacılar aklınıza ne gelirse bulabileceğiniz yer Beşiktaş Çarsısı. Beşiktaş Çarşısı'nın da merkezi Köy İçi denilen meydanın ortasındaki Kartal Heykeli. Beşiktaş maçları öncesinde taraftarın önünde toplanıp tezahurat yaptığı, Beşiktaş Çarşısı'ndaki yolların kesiştiği nokta burası. Deniz Müzesi'nden sonra Beşiktaş Çarşısı'na uğrayıp bir kahve veya yemek molası verebilir, çarşılardan alışveriş yapabilirsiniz. Beşiktaş'a gelince ne yenir ayrı bir yazı konusu olsa da Beşiktaş'ta gezilecek yerlerin arasına Kahvaltıcılar Sokağı'nı eklemesem olmazdı. Uzun zamandır Beşiktaş'ı bilenler eskiden Beşiktaş'ta bir kahvaltı sokağı olmadığını da hatırlayacaktır. Eskiden bir Çakmak Kahvaltı Salonu, bir de artık ayakta kalamayan Pando vardı. Çakmak Kahvaltı Salonu ucuza öğrenciye kahvaltı verir, Pando ise bal-kaymak ile meşhurdu. Şimdi pişi modasının alıp yürüdüğü, çeşit çeşit kahvaltı menülerinin havada uçuştuğu bir sokağımız var. Kahvaltıya gelecekseniz, özellikle hafta sonları tavsiyem biraz erken gelmeniz, yoksa oturacak yer bulmak oldukça zor. Ben kahvaltıcılar sokağında ortamını, dekorasyonunu sevdiğim için genelde Limos'a gidiyorum. Aşağı yukarı yiyeceğiniz kahvaltı içerik ve kalitesi benzer. Beşiktaş Çarşı içine girip o kalabalığa daldıysanız biraz oksijen almayı hak ettiniz demektir. Üşenmeyip Fulya yönüne doğru yürürseniz, Ihlamur Kasrı'na ulaşacaksınız. Ihlamur Vadisi içinde iki tane köşk olan, güzel bir bahçe sizi bekliyor. İsterseniz kafeteryasında bir çay/kahve molası verebilir, isterseniz Merasim Köşkü Müzesi'ni gezebilirsiniz. Özellikle bahar aylarında manolyalar çiçek açmışken gitmenizi öneririm. Ihlamur Kasrı, Pazartesi günleri ziyarete kapalı, diğer günler 09:00-17:00 saatleri arasında ziyarete açık. - Yetişkin: 20 TL, - Öğrenci: 10 TL, - Bahçe girişi: 5 TL. - Müze Kart geçerli değil. Bahçe girişi hariç, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları yetişkin ve öğrenci biletlerini %50 indirimli almaktadır. Hep Balyan Ailesi'nin yaptığı yerler mi var Beşiktaş'ta? Elbette, hayır. Sinan Paşa Camii, Osmanlı Kaptanı Deryası Sinan Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmış, bir Sinan eseri olarak Beşiktaş'ı süsler. Aynı zamanda semte de adını vermiştir. Barbaros Caddesi'nden yukarıya doğru çıkarken sağda gördüğünüz camii Ertuğrul Tekke Camii'dir. Geç Osmanlı döneminde yapılmış olan camiye ek olarak tekke, misafirhane, türbe, çeşme ve kütüphaneden oluşan bir külliye olarak inşa edilmiştir. Beşiktaş sahilden Barbaros Bulvarı'na doğru çıkmaya başlarsanız, sağda kalan semt Yıldız'dır. Yıldız Teknik Üniversitesi'nin ilk binası da buradadır. Yıldız Sarayı, Yıldız Hamidiye Camii, Yıldız Saat Kulesi, Büyük Mabeyin Köşkü bu bölgede yer alır. Mabeyin Köşkü şu an restorasyonda. Hamidiye Camii ve Yıldız Saat Kulesi ise yeni restorasyondan çıktı, gidip ziyaret edebilirsiniz. Beşiktaş'tan Ortaköy'e doğru devam ederseniz, Yıldız Parkı ve içinde yer alan Malta Köşkü ile Çadır Köşkü orman içinde vakit geçirebileceğiniz, sizi birden İstanbul'dan koparacak yerler. Yıldız Parkı'nın Çırağan Caddesi girişinde yer alan Küçük Mecidiye Camii, barok üslupla yapılmıştır. Caminin mimarları saray Baş mimarı Garabet Amira Balyan ve Nigoğos Balyan'dır. Yani yine Balyan Ailesi'nin Beşiktaş'a bıraktığı eserlerden biri daha! Feriye Sarayı, Beşiktaş ile Ortaköy arasında Çırağan Caddesi boyunca uzanan Osmanlı saraylarının eski adıdır. Bugün restoran olarak hizmet veren Feriye Lokantası, Denizcilik Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi binaları Feriye Sarayları'nın 3 parçasını oluşturmaktadır. Feriye Sarayları da pek çok eser gibi, Balyan ailesi tarafından yapılmıştır. Beşiktaş'taki bir diğer önemli saray olan Çırağan Sarayı, turistik olarak ziyarete açık değil malesef. Otel olarak hizmet veren binanın bulunduğu yerde yaklaşık 2 kilometreyi bulan uzunlukta bir saray kompleksi yer alıyordu. Beşiktaş ile Ortaköy arasında, içinde haremi, selamlığı, müştemilatı, harem ağaları ve çalışanları için ayrı bölümlere sahip bir kompleksten bahsediyoruz. Çırağan Sarayı inşa edilirken bir mevlevihane yıkılmış, bu nedenle halk ve din alimleri bu sarayın yapımının uğursuzluk getirdiğine inanırlarmış. Üniversiteye geldiğim ilk yıllarda İstiklal Caddesi'nden sonra en çok geldiğim yer sanırım Ortaköy idi. Sahilde okey oynar, incik boncuk satan tezgahları bilmem kaçıncı kez arşınlardık. Bu arada üniversiteyi Avcılar okuduğumu da söyleyeyim, İstanbul'un bir ucundan buraya gelirdik nedense. Ortaköy'e gelip seyyar tezgahları gezmek, Ortaköy Camii önünde bir fotoğraf çektirmek, kumpir yemek hala İstanbul'a gelen turistlerin gözde aktiviteleri. Bir de Boğaz Turu'na çıkıldı mı tadından yenmez. Benim gibi pazar gezmeyi seviyorsanız, Cumartesi günleri Evlendirme Dairesi'nin arkasında Beşiktaş Pazarı kuruluyor. Üst katı giyim, alt katı meyve/sebze pazarı. Hem kıyafet hem de sebze kısmını ayrı seviyorum. Pazarda çok sayıda yabancı da oluyor, onlar da keşfetmiş burayı. Beşiktaş'ta elbette daha pek çok görülecek yer var. En önemli olanlarını bu yazıda toparlamak istedim. Sizin de eklemeleriniz varsa yazıya yorum olarak ekleyebilirsiniz. - Beşiktaş'ta gezilecek yerler ile ilgili tüm önerilerim: Beşiktaş gezilecek yerler - Dolmabahçe Sarayı ile ilgili tüm detaylar için: Dolmabahçe Sarayı - Beşiktaş'ta bir vaha: Ihlamur Kasrı - Beşiktaş'ın akciğeri olan ve doğa ile iç içe olabileceğiniz: Yıldız Parkı Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/besiktasin-birbirinden-guzel-muze-kafeleri", "text": "Beşiktaş, İstanbul'un kalbi olmasa da ciğerleri sayılabilir. Taksim'in popülaritesini kaybetmesiyle birlikte İstanbul eğlence hayatının yükselen yeni semti. Her gün Beşiktaş'ta birbirinden güzel kafeler, restoranlar, lokmacılar, kahveciler açılıyor. Ancak her geçen gün kalabalıklaşan nüfusu ile bu açılan mekanların çoğu tıklık tıklım dolu. Beşiktaş'ta arkadaşlarımla sohbet edeyim, denizi izleyeyim, biraz da sakin sessiz olsun dediğinizde, istediğiniz gibi bir mekan bulmanız çok zor hale geliyor. Neyse ki Beşiktaş'ta oturan bir blog yazarınız var da, Beşiktaş'ın gizli saklı yerlerini sizinle paylaşıyor. Bu güne kadar hiç yazılmamış, Beşiktaş'ın birbirinden güzel müze kafeleri bu yazıda sizi bekliyor! İstanbul'un gözbebeği Beşiktaş'ta çok fazla kafe ve restoran alternatifi var. Tabii ki İstanbul derya deniz ve İstanbul'daki mekanları Beşiktaş ile sınırlayamayız. Özellikle çocukla gitmek için mekan önerileri isterseniz çocuklu aileler için kafe ve restoran önerileri yazısına göz atın! İster Beşiktaş'a gezmeye gelmiş olun, ister arkadaşlarınızla bir şeyler içmek için buluşmaya aşağıda listelediğim müze kafelerinden biri mutlaka sizin zevkinize hitap edecek. Ben kendimi bildim bileli Dolmabahçe Sarayı'nın girişinde yer alan bu kafeterya burada var. Üniversitede iken gelir burada çay içerdik. Gelinleri de buraya getirirlerdi o zamanlar, hala bu gelenek devam ediyor mu bilmiyorum. Dolmabahçe Sarayı'nın önündeki otoparkın denize bakan tarafında bu kafeterya. Yeri çok iyi, deniz kıyısında, boğaza nazır. Alkolsüz sıcak ve soğuk içecekler ve tost gibi basit yiyecekler bulabiliyorsunuz. Sarayın dışında olduğu için kafeteryadan faydalanmak için ekstra bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Dolmabahçe Sarayı'nın girişindeki güvenlik kontrol noktasından içeriye girdiğinizde saray girişine doğru değil de saat kulesi tarafına doğru devam ederseniz yine deniz kıyısında bir kafeterya göreceksiniz. Burası dışarıdaki kafeteryaya kıyasla daha az bilindiği ve insanlar giriş ücreti ödenerek girildiğini zannettikleri için biraz daha sakin oluyor. Buranın manzarası da en az dışarısı kadar iyi. Hem kapalı hem açık alanı var, güzel günlerde açık alanda boğaz havası almak için de birebir. Buradada alkolsüz sıcak ve soğuk içecekler, tost, köfte gibi basit yemekler ile tatlılar oluyor. Fiyatları da Beşiktaş'taki herhangi bir kafeden daha ucuz. Yine sarayın dışında olduğu için kafeteryadan faydalanmak için ekstra bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Dolmabahçe Sarayı'na bilet alıp girdikten sonra hem haremlik hem selamlık bölümlerini gezecekseniz arada mutlaka dinlenmeye ihtiyacınız olacak. Deniz tarafında değil, bu kez iç bahçe tarafında bir kafeterya var Dolmabahçe Sarayı'nın içinde. Burada da alkolsüz sıcak ve soğuk içecekler, tatlı, kurabiye gibi basit atıştırmalıklar bulabiliyorsunuz. Bu kafeteryanın manzarası yok ama tarihi bir binanın içinde kahvenizi yudumlamak ve sarayda gördüklerinizi sindirip bir sonraki bölüme devam etmeye enerji toplamak için güzel bir yer. Burası sarayın içinde olduğundan Dolmabahçe Sarayı giriş ücretini ödedikten sonra bu kafeteryaya ulaşabiliyorsunuz. Beşiktaş'ta Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde yer alan kafelerden bir diğeri de Limonluk Cafe. Kafe 2021 yılında, pandemi sırasında hizmete açıldı. Limonluk Cafe'ye gitmek için; Dolmabahçe Sarayı'na Milli Saraylar Resim Müzesi tarafından girin. Limonluk Cafe'nin dışarıda herhangi bir tabelası yok, bu nedenle takip etmeniz gereken tabela \"Resim Müzesi\". Girdiğiniz bahçe Dolmabahçe Sarayı'na ait olsa da girişte herhangi bir giriş ücreti ödemeniz gerekmiyor. Güvenlik kontrol noktasını geçip Dolmabahçe Sarayı bahçesine girdikten sonra; Resim Müzesi'ne varmadan önce ağaçlı yolun sonunda sağda bir bahçe kapısı göreceksiniz, o kapıdan girin. Girdiğiniz kapı sizi Resim Müzesi'nin arka bahçesine çıkaracak, burada içinde kuğuların yüzdüğü bir havuz, manolya ağaçları ile dolu güzel bir bahçe karşılayacak. Bahçenin arka köşesinde eskiden atölye binası olarak kullanılan yer şimdi kafeteryaya çevrilmiş ve ismi de Limonluk Cafe olmuş durumda. İç dekorasyonu göz alıcı, bahçesi zaten çok güzel bir havuz ve binaya bakıyor. Limonluk Cafe menüsü çay-kahve, atıştırmalıklar ve yemek açısından zengin sayılır. Ancak fiyatlar biraz yüksek. Fikir vermesi için Limonluk Cafe menüsünden bazı fiyatları aşağıda görebilirsiniz. Fiyatlar 2021 yılına ait. - Sandviç Çeşitleri 35 TL, - Salatalar 45-60 TL arası, - Tatlılar 18-22 TL arası, - Ana yemekler 28-95 TL arası. Benim size tavsiyem; termosunuza çay veya kahvenizi doldurun, çantanıza sandviç veya atıştırmalık atın, saray bahçesindeki banklarda bahçenin keyfini çıkarın, üstelik ücretsiz. Dolmabahçe Sarayı'nı gezip bitirdiniz ve Beşiktaş tarafından çıkmaya karar verdiyseniz Resim Müzesi ile karşılaşacaksınız. Eskiden sarayın veliaht dairesi iken şu an sarayda bulunan resimlerin sergilendiği bir müzeye çevrilmiş burası. Resim Müzesi'nin girişinde ise Şeker Ahmet Paşa Çay Salonu yer alıyor. Salonda çay, kahve, meşrubat gibi alkolsüz içecekler ile kurabiye, tatlı gibi atıştırmalıklar bulunuyor. Buraya Dolmabahçe Sarayı'ndan bağımsız olarak Beşiktaş tarafından girebiliyorsunuz ve kafeteryadan faydalanmak için müze giriş ücretini ödemeniz gerekmiyor. Milli Saraylar Resim Müzesi yazımda daha fazla detay alıyor, mutlaka bir göz atın. Beşiktaş veya Nişantaşı'na geldiniz ve \"şöyle havadar, bahçe içinde aynı zamanda da tarih kokan bir yer olsa da orada çayımızı kahvemizi içsek\" dediyseniz Ihlamur Kasrı içindeki kafeterya tam aradığınız yer olabilir. Tarihi kasrın bahçesinde yer alan iki binadan birini kafeterya olarak hizmete açmışlar. Burada da alkolsüz sıcak ve soğuk içecekler ve basit atıştırmalıklar var. Sabahları açık büfe veya serpme kahvaltı da veriyorlar, kahvaltı için de burayı tercih edebilirsiniz. Kafeye girebilmek için Ihlamur Kasrı'nın bahçe giriş ücreti olan 5 TL'yi ödemeniz gerekiyor. Beşiktaş'ın hatta İstanbul'un ciğerlerinden biri olan Yıldız Parkı içinde dört farklı kafe/restoran var. Hepsi birbirinden güzel olsa da benim favorim Malta Köşkü. Tarihi köşk şu an Beltur tarafından restoran olarak işletiliyor. Çok güzel bir boğaz manzarasına sahip olan köşkte açık büfe kahvaltıdan dondurma barına kadar hemen herşey var. Belediye işletmesi olduğu için alkol yok. Giriş için herhangi bir ücret vermeniz gerekmiyor. Hem açık hem kapalı alanları ile yaz/kış gitmeye uygun. Köşkün dışında dahi otursanız, mutlaka içeriye girip köşkün güzelliğine bir bakmanızı öneririm. Yıldız Parkı'nın bir diğer köşkü Çadır Köşkü. Burada nişan, düğün gibi organizasyonlar da yapılıyor. Çadır Köşkü'nün önünde bir de havuzu var, içinde kuğuların ördeklerin yüzdüğü havuz kıyısı yaz aylarında çok keyifli oluyor. 2020-2021 döneminde yenileme çalışması yapıldığında köşk kapalı. Açıldığında yazıyı tekrar güncelleyeceğim. Burası da Beltur tarafından işletiliyor. Kahvaltı, yemek, dondurma herşey var, alkol hariç. Buraya da giriş için bir ücret vermeniz gerekmiyor. Yıldız Parkı'na geldiğinizde köşkler dışında da oturup birşeyler yiyip içebileceğiniz biraz daha ekonomik bir kafeterya daha var: Kır Kahvesi. Burası kış aylarında kapalı oluyor. Köşklerdeki gibi serpme veya açık büfe kahvaltı fazla gelirse burada gözleme gibi seçenekler mevcut. Yıldız Parkı'nda son birkaç yıldır çevre düzenlemesi var, dünya standartlarında çok güzel bir koru oldu. Yeni düzenlenen alana yeni bir kafeterya yaptılar, adını Haveran koymuşlardı, yakın zamanda Beltur olarak değişti. Kapalı ve açık alanı, önündeki kocaman yeşillik alanı ile oturduğunuz yerden ağaçlarda gezinen sincapları izleyebiliyorsunuz. Burası 18:00'de kapanıyor, buradan hizmet almak için erkenci davranmanız gerekiyor. Yıldız Parkı her geçen gün biraz daha güzelleşiyor. Yıldız Parkı nerede, nasıl gidilir gibi sorularınızın ve çok daha fazlası için: Yıldız Parkı yazıma göz atın. Beşiktaş tam bir kafe cenneti olsa da müze kafelerinin yeri başka. Tarih, kültür ile iç içe bu kafelere mutlaka uğrayın! Beşiktaş'ta gezilecek yerler ile ilgili tüm önerilerim için Beşiktaş gezilecek yerler yazıma da göz atmayı unutmayın! Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bestami-kose-ve-interrail-turkiye-roportaji", "text": "Bestami Köse, Plansız Gezgin blogunun yazarı ama çoğumuz onu İnterrail Türkiye'nin kurucusu olarak tanıyoruz. Üniversite son sınıfta çıktığı İnterrail ile hayatı değişen, İnterrail Türkiye grubunu kurarak Türkiye'deki en aktif Facebook gruplarından birini hayata geçiren Bestami hayatını seyahat üzerine kuruyor. Seyahatin ulaşılabilir birşey olduğunu, herkesin istediği takdirde seyahat edebileceğine inanıyor ve bunu da kitlelere anlatmaya çalışıyor. 5 sene önce \"bu kadar ülke gezeceksin\" deseler ben bile inanmazdım diyen Bestami ile İnterrail Türkiye'nin Beşiktaş'taki ofisinde bir araya geldik ve hem seyahatleri hem de İnterrail Türkiye üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bestami ile yaptığımız röportajın tamamını aşağıdaki görsele ve bu linke tıklayarak izleyebilirsiniz. Bestami Köse, 25 yaşında 70'e yakın ülkeyi otostop ile, workaway gibi çalışma yöntemleri hatta bileklik satarak gezen, İnterrail Türkiye grubunun da kurucusu. Seyahatleriniz Plansız Gezgin adlı blogunda ve sosyal medya hesaplarında paylaşıyor. Bir grup arkadaşın seyahat temalı paylaşımlar yapmak üzere bir araya geldiği, şimdi ise Türkiye'nin en aktif Facebook gruplarından biri haline gelmiş bir grup. İnterrail Türkiye ile başlayan ve devamında Motorrail, Camprail, Düğünrail gibi altındaki bir sürü başka grubu da barındıran, ağırlıklı olarak gençlerden oluşan gezi ve festival organizasyonları ile varlığını sürdüren bir grup İnterrail Türkiye. Sırtçantası ile otostop yapan, 2000 kişinin beraber kamp yaptığı, evleniyorum dediğinizde 1000 kişinin halaya girdiği paylaşım odaklı bir grup."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/beylerbeyi-sarayi-uskudar", "text": "Beylerbeyi Sarayı, İstanbul Anadolu Yakası'nda yer alan en önemli Osmanlı eserlerinden biri. Yazlık saray olarak kullanılmış olan saray ve bahçesindeki diğer yapılar ile birlikte büyük bahçe içinde ve boğazın en güzel manzaralarından birine ev sahipliği yapıyor. 1863-65 yılları arasında bugünkü hali ile yapılmış olan saray özellikle yabancı misafirleri konuk etmek için kullanılmış. Beylerbeyi Sarayı hakkında merak ettiğiniz herşey, saray nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti nedir, kahvaltı yapılabilir mi, tarihçesi, ve çok daha fazlası bu yazıda! Keyifli okumalar! Dolmabahçe Sarayı ve İstanbul'da gezilecek yerler yazılarım da ilginizi çekebilir, mutlaka bir göz atın. Saray, tam birinci köprünün ayağında Üsküdar ile Çengelköy arasında Beylerbeyi semtinde bulunuyor. - Eğer Anadolu Yakası'ndan kendi aracınız ile geliyorsanız; Boğaziçi Köprüsü'ne gider gibi gidip köprüden önceki son çıkıştan Çengelköy yönüne doğru indiğinizde sahilde, saray tam karşınıza çıkacak. - Avrupa Yakası'ndan kendi aracınız ile geliyorsanız; köprüden sonraki ilk çıkıştan çıkıp yine Çengelköy yönüne devam ettiğinizde sarayın önüne çıkacaksınız. - Toplu taşıma ile geliyorsanız Beylerbeyi'ne gelmenin en kolay yolu Üsküdar'dan sahil yolunu kullanan herhangi bir otobüs veya minibüse binmek. Saraya 50 metre mesafede bir otobüs durağı bulunuyor. - Üsküdar Vapur İskelesi'nden Beylerbeyi Sarayı 3.3 kilometre mesafede, eğer benim gibi yürümeyi sevenlerdenseniz, yürüyerek 40-45 dakikada ulaşabilirsiniz. Sarayın Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. \"Beylerbeyi Sarayı'nı görelim\" deyip plan yapınca aklıma ilk gelen şey \"kim bilir bu yıl giriş ücreti kaç lira oldu?\". Çünkü tarihi ve kültürel varlıkların giriş ücretlerine yüksek oranlarda zamlar yapılmıştı. Ama kapıda bizi bir sürpriz bekliyordu. Size harika bir habereyim! Milli Saraylar'a bağlı saraylarda da Müzekart geçerli hale geldi. - Tam 30 TL - Öğrenci 10 TL - Bahçe Bileti 5 TL - 65 Yaş üzeri T. C. Vatandaşları için ücretsiz. - Müzekart ile ücretsiz. - Yabancılar için tam 60 TL, öğrenci 20 TL. Saray Pazartesi günleri hariç hafta içi her gün ziyarete açık. 1 Ocak ve dini bayramların ilk günü de ziyarete kapalı. 09:00-17:30 arası sarayı ve bahçesini ziyaret edebilirsiniz. Sarayın, ana saray binasının yanısıra bahçe içinde farklı işlevlere sahip yapılara sahip ve toplamda 3000 metrekare alana yayılmış durumda. Yukarıdaki haritada sarayın kapladığı alan, hangi alanda hangi yapı olduğuna dair bilgileri görebilirsiniz. Şu an sadece Mabeyn ve Harem bölümlerinin yer aldığı ana saray binası ziyarete açık. Sahilde yer alan deniz köşkleri, tarihi tüneli, set bahçeleri, büyük havuzun kenarındaki Sarı Köşk, Mermer Köşk ve saltanat atlarını barındırmak amacıyla inşa edilmiş olan Ahır Köşk ziyarete kapalı maalesef, hatta bahçenin üst bölümüne dahi çıkış yok. Yani ben köşklere girmeyeceğim sadece bahçede bir tur atayım diyemiyorsunuz. Yukarıdaki fotoğrafta saray bahçesine girişte sağda yer alan Deniz Köşkü'nü görüyorsunuz. Bu köşkler biri Mabeyn biri Harem köşkü olmak üzere çift olarak yapılmış. Bahçe Kameriyesi şeklinde yapılmış olan bu küçük köşklere eski resmi belgelerde \"çadır köşkü\" \"nevres köşk\" gibi isimler verilmiş. Sarayın boğaza açılan iki tane kapısı bulunuyor. Deniz ile saray bahçesi arasına örülmüş bahçe duvarlarını boğaza açan bu kapıların yapı ve işlemeleri de oldukça etkileyici. Saraya giriş bileti aldığınızda ücretsiz olarak sesli rehber hizmetinden de faydalanabiliyorsunuz. Kimliğinizi bırakarak aşağıda gördüğünüz cihazı alıyorsunuz. Sarayın içinde açıklama gerekli görülen alanlara numaralı tabelalar yerleştirilmiş. Siz o tabelalara yaklaştığınızda cihaz otomatik olarak anlatmaya başlıyor. Tekrar dinlemek isterseniz ilgili numarayı tuşlamanız yeterli oluyor. Gezdiğim yerlerle ilgili detayları öğrenmekten keyif aldığım için bu sesli rehber uygulamalarını seviyorum. Ancak artık bu koca cihazları vermek yerine bir mobil uygulama üzerinden dinleyebilsek, hem hijyen açısından hem de güncelleme kolaylığı açısından çok daha verimli olur diye düşünüyorum. Saray binasına girmeden önce bahçeyi mutlaka gezmenizi öneririm. Küçük bir bambu bahçesi, heykeller, güzel bir peyzaj ile düzenlenmiş çiçekler, etrafta gezinen ördekler ve kedilerle, keyifi bir bahçesi var. Sarayın bulunduğu bölge Bizans Dönemi'nden itibaren yerleşim yeri olarak kullanılmış. Bizans Dönemi'nde, içinde yer alan büyük bir haç nedeniyle, İstavroz Bahçeleri olarak anılan bir koruluk varmış burada. 17. yüzyıla kadar burada bir kilise ve ayazma bulunduğu kayıtlara girmiş. Osmanı Dönemi'nde ise, buraya yapılan ilk saray II. Selim'in kızı Gevher Sultan'ın Sarayı imiş. Sonrasında Şevkabad Kasrı, Ferahabad Yalısı, Ferahfeza Kasrı gibi yapılar bölgede yapılmış. III. Mustafa bu bölgedeki bütün binaları yıktırıp araziyi halka satmış. II. Mahmud satılan arsaları geri alıp buraya ahşap bir saray yaptırmış. Ancak 1851'de çıkan bir yangında bu saray büyük ölçüde zarar görmüş. Abdulaziz yanan sarayın yerine 1863-65 yılları arasında mevcut sarayı ve ek yapıları yaptırmış. Saray yazlık saray ve devlet konukevi olarak kullanılmış. Saray daha çok yabancı devlet misafirlerinin ağırlanmasında kullanılmış. Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph, Fransız İmparatoriçesi Eugenie, Karadağ Prensi Nikola, Alman İmparatoru II. Wilhelm bu sarayda ağırlanmış. Beylerbeyi'nin bir özelliği de Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra 1918 yılında ölümüne kadar bu sarayda tutulmuş. Hatta ailesi ile sadece bayramlarda görüşmesine izin verilmiş, o görüşmelerin yapıldığı oda da ziyarete açık. Sarayın mimarı, meşhur mimar Sarkis Balyan ve kardeşi Agop Balyan. Bodrumu ile birlikte 3 katlı olan saray binası, Harem ve Mabeyn-i Hümayun dairelerinden oluşuyor. Sarayın üç girişi, altı büyük salonu ve 24 odası bulunuyor. Rönesans, Barok ve doğu-batı üslubunun kaynaştırılması ile yapılmış olan saray mimarisi, Türk evi planına benzetilerek inşa edilmiş. Sarayda benim ilgimi çeken noktalardan biri taban döşemeleri oldu. Yazlık saray olması ve deniz kıyısında olmasından dolayı sarayın iç zeminlerinin neredeyse tamamı hasırlarla kaplanmış. Bu hasırlar Mısır, İskenderiye'den getirtilmiş. Sarayın iç dekorasyonu çok ihtişamlı. Her köşeye, her detaya bakmaktan kendini alamıyor insan. Fransız kristalinden avizeler; İngiliz, Fransız ve Haliç Tersanesinde yapılmış saatler; Çin, Japon, Fransız, Alman ve Türk porseleni vazolar; Hereke halıları ve daha neler neler. İçeride fotoğraf çekmek yasak. Fotoğraf makinası veya cep telefonu farketmiyor. Sarayın içinde sürekli dolaşan çok sayıda güvenlik görevlisi var, yani \"ben çeksem olmaz mı?\" derseniz yakalanabilirsiniz. Sarayın saray bölümüne girmeden sadece bahçesinden faydalanmanız mümkün. Bahçe giriş ücreti 5 TL, Müzekartınız varsa ücretiz olarak girebilirsiniz. Sarayın bahçesinde saraylara layık olacak kadar büyük olmasa da bir kafeteryası var. Kış ayları için yukarıdaki fotoğrafta görülen kış bahçesi tarzında alan kullanılırken yaz aylarında sarayın önündeki havuzun çevresine masalar atılıyor ve yemyeşil ağaçların gölgesinde boğaz manzarasına karşı çayınızı, kahvenizi, dondurmanızı, yemeğinizi, kahvaltınızı yapabiliyorsunuz. Biz oturduğumuzda bir menü verilmediği için tüm fiyatları öğrenemedim ama Türk Kahvesi ve soda için 19 TL ödedik. Yani normal kafe fiyatları diye tahmin ediyorum. Beylerbeyi'ne gelmişken, Beylerbeyi'nin içine doğru da bir yürüyüşe çıkmayı ihmal etmeyin. Sabah saatlerinde geldiyseniz Beylerbeyi İskelesi çevresindeki mekanlarda kahvaltı edilebilir, öğlen-öğleden sonra geldiyseniz kahve veya biranızı içebilir, akşam saatlerinde ise mükellef rakı sofraları kurabilirsiniz. Ayrıca Beylerbeyi Profiterolcüsü de oldukça popülerdir, tatlı ihtiyacınızı da orada karşılayabilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bezirgan-koyu-tarihi-ambarlari-kas", "text": "Bazı yerler vardır, bir fotoğrafını görmüşsünüzdür, bir yerde hakkında bir makale okumuşsunuzdur ve aklınızın bir köşesine yazılmıştır. Antalya'nın Kaş ilçesine bağlı, Kalkan'a sadece 12 kilometre mesafede bulunan Bezirgan Köyü de benim için öyle bir yerdi. Farklı zamanlarda farklı mecralarda karşıma çıkmıştı. Pandemi sayesinde 2020 ve 2021 yıllarında yurt dışında seyahat edemeyince yurt içinde daha önce görmediğim saklı cevherleri bulma imkanı yakaladım. Kaş seyahatimin duraklarından biri olan, Likya Yolu rotası üzerinde bulunan Bezirgan Köyü ve tarihi Bezirgan tahıl ambarları Türkiye'de az bilinen ve keşfedilmeyi bekleyen yerler arasında. Gelin bu gizli cevheri birlikte keşfedelim! Kaş'a denize gidiyorum ben, yaylada ne işimiz var diyenlerdenseniz bu yazı size göre değil, en baştan söylemiş olayım. Kaş, Kalkan, Patara'ya yukarıdan bakayım, manzaranın tadını çıkarayım, sonra da yaylaya çıkıp tarihi tahıl ambarlarını göreyim, böyle şeyler benim çok ilgimi çeker derseniz o zaman doğru yerdesiniz, okumaya devam! Kaş'ta gezilecek yerler yazıma da mutlaka göz atın. Bezirgan Köyü nerede derseniz; Kaş merkeze 40 kilometre, Kalkan'a ise yaklaşık 15 kilometre mesafede bulunuyor. Kalkan'dan sonra deniz seviyesinden hızla yükselen, kıvrıla kıvrıla çıkan bir bir yol sizi 500 metre yüksekteki Bezirgan Yaylası'na götürüyor. Yukarıdaki fotoğraf Kalkan'dan Bezirgan'a çıkan yol üstünde bir seyir noktasından. Çok geniş bir açı ile muhteşem bir Akdeniz manzarası izleyebiliyorsunuz buradan. Bu noktadan sonra dağların içine doğru devam ediyor ve Bezirgan Ovası ile karşılaşıyorsunuz. Ovadan köye döndüğünüzde köy kahvesi ile karşılaşacaksınız. Devam ettiğinizde muhteşem güzellikte, köy evi demeye dilinizin varmayacağı taş evler, ulu çınar ağaçları arasından Tarihi Bezirgan Ambarları'na ulaşacaksınız. Yolu şaşırırsanız köy kahvesine soruverin. Yolun tamamı asfalt ve gayet iyi durumda. Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. - Bezirgan Köyü'ne gitmenin en pratik yöntemi kendi aracınız ile gitmek. Aracınız yoksa Kaş veya Kalkan'dan araç kiralayabilirsiniz. - Bir diğer yöntem ise tur firmalarının günübirlik gezi rotalarında olabiliyor Bezirgan, onları araştırıp günübirlik bir geziye katılabilirsiniz. - En güzel ve zor olanı ise; Bezirgan, Dünyanın en güzel yürüyüş rotalarından biri olan Likya Yolu rotası üzerinde yer alıyor. Yani Bezirgan Köyü'ne yürüyerek gidebilirsiniz. Biraz iddalı ama güzel bir alternatif. Bezirgan Köyü 2010 yılında İngiliz The Times Gazetesi tarafından \"Türkiye'de Gizli Kalmış 6 Yer\" arasında gösterilince birden popülerliği artan bir köy. Haberde Bezirgan köyünün yanı sıra Fethiye Ölüdeniz'deki Faralya köyü, Selimiye ve Söğüt, Akyaka, Fethiye'deki Şövalye Adası, Bodrum'daki Ortakent de yer alıyor. Haberin tamamına şuradan ulaşabilirsiniz. Bezirgan'ın kelime anlamı \"pazar yeri\" imiş. Burası bereketli bir ovaya sahip, muhtemelen binlerce yıl önce bir göl yatağı idi çünkü ova dümdüz. Köyün bölgenin en eski yerleşimlerinden biri olduğu tahmin ediliyor ancak net bir kanıt malesef yok. Bilinen geçmişi 250 yıl öncesine dayanıyor ve Urfa/Birecik yöresinden gelen Karakeçili aşireti üyeleri tarafından Kışla Dağı sırtlarında kurulmuş bir Türkmen köyü burası. Eski adı Pirha, köye 20 dakika mesafede Pirha Antik Kenti bulunuyor. Tarihi Likya Yolu üzerinde olmasının yanısıra Osmanlı Döneminde Elmalı ile Kalkan arasında ticaret yapılan kervan yolu Bezirgan'dan geçiyormuş. O dönemlerde de tahıl üretimi ve ticareti aktif olarak yapılmış. Tarihi tahıl ambarları da bu tahılları korumak üzere inşa edilmiş. Temiz dağ havası, ova manzarası ve bereketli ovası ile turistlerin ilgisini hak ediyor. Ayrıca sıcaktan bunalan Kalkanlılar için de bir kaçış noktası. Bezirgan'dan bahsedip de tarihi tahıl ambarlarından bahsetmemek olmaz. Benim Bezirgan'a asıl gitme nedenim bu ambarlar idi. Tarihi zahire ambarları olarak da anılan ambarların geçmişinin 350 yıla dayandığı söyleniyor. Ambarlar su baskınlarından etkilenmemesi için köyün yerleştiği ovadan biraz daha yukarıya yerleştirilerek tahılların uzun süre nemden uzak olarak korunması amaçlanmış. Likya mimari yapısından esinlenilerek inşa edilmiş olan ambarlar 4 metre yüksekliğinde, içinde ambar depolamak için dört bölme bulunuyor. Farklı tahıl türlerinin ayrıştırılabilmesi için farklı bölmeler yapılmış, nohut, buğday, arpa gibi... Sedir ağacı kullanılarak ve çivisiz, geçme yöntemi ile yapılan ambarlar tipik Likya mimarisi örneği. Günümüze 125 adet kalmış olan ambarların 200-300 adet arası olduğu tahmin ediliyor. Kimisi bakımsızlıktan kimisi ise turistik yerlere dekor olarak taşındığından ambarların sayısı 125'e kadar düşmüş. 2012 yılında ambarlar kültür varlığı olarak koruma altına alınmış. Böylece hem yıkılmaları hem de götürülmeleri engellenmiş. Özellikle ambarların çatı kısımları çok zarar gördüğü için saç ile kaplanmış. Saç görüntüsü dahi otantik bir hava vermiş. Bu tahıl ambarlarına bölgede başka köylerde de rastlamak mümkün ancak Bezirgan Köyü'nün özelliği bu kadar çok sayıda ambarın bir arada olduğu tek yerleşim olması. Tahıl ambarlarının hemen yanında evi olan Yusuf Amca ile karşılaşırsanız selam vermeden geçmeyin. Bezirgan Köyü'ndeki o güzel taş evlerden bazıları pansiyon olarak hizmet veriyor. Özellikle Likya Yolu'nu yürüyenler için pansiyon alternatifi olması güzel. Ben herhangi birinde konaklamadım ama bilgi almak isterseniz diye Bezirgan Köyü'nde bulduğum otel ve pansiyonları aşağıda sıralıyorum. Telefonla arayarak müsaitlik ve fiyat bilgisi alabilirsiniz. - Villa Sultan Mosaicci Art Otel 0242 844 31 58 - Owlsland Otel 0242 837 52 14 - Ambar Lodge 0532 202 22 69 Bezirgan Köyü'nde kamp yapılır mı, kamp yapacak yer var mı derseniz; Tarihi Bezirgan Ambarları'na gelmeden büyük ulu bir çınar ağacı ve ağacın altında sedirini göreceksiniz. Bu çınar çevresi kamp yapmak için çok uygun bir alan. Hemen yakınında halka açık tuvalet ve tuvaletin dışında çeşme de var. Biz gittiğimizde tuvaletler son derece temizdi. Burası halka açık bir alan, tesis değil, dolayısıyla karavanınız ile de burada konaklayabilirsiniz. Aşağıda bu yazıda kullanılan Bezirgan Köyü ve Tarihi Bezirgan Tahıl Ambarları fotoğrafları yer alıyor. Bezirgan Köyü tarihi tahıl ambarlarını anlattığım vlogumu aşağıda izleyebilirsiniz. Videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Bezirgan'dan sonra nereye devam edelim derseniz İslamlar Köyü bir alternatif olabilir. Ancak büyük beklentileriniz olmasın. İslamlar Köyü kaya mezarları ve değirmenleri ile meşhurmuş. Bezirgan Köyü'nden 15 kilometre mesafede bulunan İslamlar Köyü'ne gelmeden bir tepeye oyulmuş kaya mezarlarını yolda ilerlerken göreceksiniz. Köyde eskiden su değirmenleri varmış ancak şu an aktif bir değirmen yok. Köy meydanında yol kenarından akan suyu ve eski bir değirmene ait su çarklarını görebiliyorsunuz sadece. İslamlar Köyü villa turizmi ile ihya olmuş. Köy meydanında inip etrafa bakınmaya başlayınca hemen yanımıza birileri gelip \"villa mı arıyorsunuz?\" diye sordu. Köyden çok güzel bir Patara-Kalkan manzarası var, villa kiralamacılar bu manzarayı kaçırmamış. Yayla gibi yüksek bir yerden muhteşem bir manzarada tatil yapmak eminim keyiflidir. İslamlar Köyü'nün çifte kavrulmuş tahini meşhurdur, bulursanız ondan almayı unutmayın. Kaş'a gelmişken mutlaka görmeniz gereken yerler listesine Bezirgan Köyü ve Tarihi Tahıl Ambarlarını mutlaka alın. Görmeden dönmeyin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/binlerce-yillik-tarih-sagalassos-antik-kenti", "text": "Sagalassos Antik Kenti, önce antik dönemde Pisidya olarak bilinen, sonrasında ise Roma'nın en önemli şehri ve dini merkezi idi. 1000 yıllık çeşmeleri, göz alıcı manzarası, sarp kayalara yerleşmiş konumu ile Akdeniz'in en etkileyici antik kentlerden biri. Sagalassos Antik Kenti gezimi anlattığım videomu aşağıdaki görsele tıklayarak izleyebilirsiniz. Videomu beğenirseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Burdur'un Ağlasun ilçesine 7 kilometre mesafede, Torosların arasında Akdağ Yamaçlarında 1700 metre yükseklikte bir antik şehir Sagalassos. Ağlasun ile arasındaki mesafe kilometre olarak kısa olsa da tırmanarak yükselen dar yol nedeniyle çıkış yarım saate yakın sürüyor. Sarp tepelere tırmanırken aşağıdaki Ağlasun ovası ve ilerideki dağların muhteşem bir manzarası var. Sagalassos'taki ilk yerleşimin M. Ö. 12.000 yıl öncesine dayandığı tahmin edilse de en yakın kalıntı M. Ö. 3000'li yıllara ait. Antik dönemde Doğu Akdeniz'in en önemli şehirlerinden biri imiş Sagalassos. Likyalılar, Karyalılar, Frigler gibi Burdur ve çevresinde hüküm sürmüş olan medeniyet Pisidler, bölgenin adı ise Pisidya olarak geçiyor. Pisidya'nın en önemli şehri ve dini merkezi olan Sagalassos, Roma döneminde de önemini sürdürmüş. Şehirde şu an bulunan yapıların hemen hepsi Roma dönemine ait. 1990'lı yıllarda başlayan kazılarda ortaya çıkan 5.5 metre civarında boyu olabileceği tahmin edilen İmparator Marcus Aurelius ve İmparator Hadrian'a ait heykeller ile çıkarılan diğer eserler Burdur Müzesinde sergileniyor. Burdur Müzesi'ni de mutlaka görmenizi öneririm. Sagalassoslular M. Ö. 3. bin yılın sonlarında Batı ve Güney Anadolu'da yaşayan Luvi kabilelerinin bir kolu olan Pisidya halkından imiş. M. Ö. 333 yılında Büyük İskender, bu şehri ele geçirmiş, M. Ö. 25 yılında ise şehir Roma kentleri arasına katılmış. Yakın zamanda bu bölgede bulunan insan kemikleri analiz edildiğinde bugünkü Ağlasun halkı ile birebir aynı özelliklere sahip oldukları tespit edilmiş. Şehir M. S. 590 yılında yaşadığı büyük bir depremle yerle bir olmuş ve zamanla önemini yitirmiş. Selçukluların 13. yüzyılda bölgeyi işgal etmesi ile şehirdeki yerleşim tamamen sona ermiştir. Belçikalı arkeolog Marc Waelkens Sagalassos'u ziyaret ettiğinde çok etkilenir. Öğretim üyesi olduğu Belçika-Leuven Katolik Üniversitesi kendine maddi ve teknik destek sağlar ve kazılar 1990 yılında üniversite adına başlar. 10 yıl gibi kısa bir sürede antik kentten pek çok önemli bölüm toprak yüzüne çıkarılır. Sagalassos'un bulunduğu bölgede Düzen Tepe, İskender Tepe gibi pek çok irili ufaklı tepe var ve o tepelerde de yerleşim olduğu biliniyor. Henüz buralarda hiç kazı yapılmamış, hala toprak altında pek çok cevher yatıyor. Sagalassos Antik kentine çıkarken insanın aklına ilk bu soru geliyor, \"insanlar neden bu sarp yamaçlara yerleşmiş?\" Bu sarp yamaçlar, şehri doğal surlarını oluşturuyor ve güvenlik sorununu ortadan kaldırıyor. Bir diğer nedeni de şehirde suya kolayca ulaşılabiliyor olması. Şehrin içindeki çok sayıda büyük çeşme de bunun en iyi ispatı. Antik çağlarda, bugün bile yemyeşil olan vadiler, bugün olduğundan daha da verimli imiş. Ayrıca Sagalassos'un önemli bir ticari ürünü olan yüksek kaliteli seramik kap-kacak ve tuğla yapmaya uygun kil, kaliteli yapı taşı ve metal eşya üretmek için maden cevheri de bulunmakta imiş. Sagalassos Antik Kenti'ni gezmek için 3 farklı rota çizilmiş. Aşağıdaki fotoğrafta rotaları görebilirsiniz. Sarı rotanın gezi süresi 1 saat, mesafesi ise 1,5 kilometre olarak belirlenmiş. Eğer Sagalassos'ta gezmek için zamanınız kısıtlı ise, sarı rotayı takip ederek şehrin en güzel noktalarını görebilirsiniz. Sarı rota üzerinde, Sagalassos'un alemeti farikası olan Antoninler Çeşmesi, Odeon, Yukarı Agora, Kent Konağı, Roma Hamamı, Gıda Pazarı, Meclis Binası, Aziz Mikael Bazalikası ve Dor Tapınağı bulunuyor. Antoninler Çeşmesi, M. S. 150-180 yılları arasında inşa edilmiştir. Yedi farklı renk taş kullanılarak yapılan çeşme 29 metre uzunluğunda ve 9 metre yüksekliğindedir. Çeşmenin tam ortasında 4,5 metre yükseklikten şelale şeklinde düşen çeşme su ve şarap teması ile yapılmıştır. Çeşme depremler sonucunda yıkılmış olmasına rağmen 1998-2010 yılları arasında yapılan restorasyon çalışması ile antik dönemde aktığı şekilde yani 1000 yıl önce olduğu hali ile akar hale getirilmiştir. Nişler arasında bulunan heykellerin orijinalleri Burdur Müzesi'nde sergilenirken replikaları orijinal yerinde sergilenmektedir. Sarı ve kırmızı rotanın birlikte gezi süresi 2 saat, mesafesi ise 2,5 kilometre olarak belirlenmiş. Biraz daha uzun zaman ayırmak isterseniz, sarı rotaya kırmızı rotayı da ekleyebilirsiniz. Eklenen yerler; Sütunlu Cadde, Tiberius Kapısı, Aşağı Agora, Severuslar Çeşmesi, Hadrian Çeşmesi ile yukarıda Helenistik çeşme, Neon Kütüphanesi ve tiyatro. Sagalassos'un ilk ziyaretçilerinden Charles Fellows, yazdığı 1839 Küçük Asya'da bir Seyahatin Güncesi'ndei \"Yükselen tepenin yamacında, bugüne dek gördüğüm veya duyduğum tiyatroların en zarifi ve en güzeli yer alır...\". diye anlatmıştır Sagalassos'un antik tiyatorsunu. Tiyatro henüz restore edilmemiş olmasına rağmen basamakların olduğu bölüm hala sağlam, sahnenin olduğu bölüm ise ciddi hasar görmüş. Tiyatro'nun konumu ve İskender Tepesi'ne doğru sunduğu manzara bugün dahi çok etkileyici. Sarı, kırmızı ve mavi rotanın gezi süresi 4 saat, mesafesi ise 4 kilometre olarak belirlenmiş. Zaman sorunumuz yok diyenler için bu en uzun rota uygun olacaktır. Diğer rotalara ek olarak Hadrian ve Antonius Kült Alanları, erken Bizans sur duvarı, kaya mezarları, stadyum ve çömlekçiler mahallesi bulunuyor. Sagalassos şehri inşa edilirken bu kaya mezarlarının bulunduğu tepe taş ocağı olarak kullanılmış. Bu dağlardan Burdur beji olarak bilinen mermer cinsi çıkıyor ve şehrin inşaasında bu mermer çoğunlukla kullanılmış. Biz en uzun rotanın Stadyum ve Çömlekçiler Mahallesi hariç heryerini yaklaşık 3 saatte dolaştık. Gezinizi tamamladığınızda ziyaretçi merkezini de mutlaka görün. Ziyaretçi merkezinde şehrin bir maketi bulunuyor, maketi görünce insanın gözünde daha da bir canlanıyor. Ziyaretçi merkezinin yanında bir de kafeterya var, buranın manzarası muhteşem, fiyatlar da çok uygun. Çayınız kahvenizi içip Ağlasun ovasının yemyeşil bahçelerini ve geride Torosları izleyebilirsiniz. Altı yüzyıl boyunca Sagalassos önemli bir seramik üretim merkezi olarak kalır. Augustus döneminden başlayarak ( MÖ 27-MS 14), Sagalassos bölgenin kaliteli killerinden ürettiği ince ve kırmızı astarlı seramikleri ile tanınır. Bu dönemde nüfus arttığı gibi, kent kara ve deniz yollarıyla imparatorluğun geri kalanına da bağlanır. Bu gelişme ortamında Sagalassos'un seçkin aileleri seramik üretimine yatırım yapar. Çömlekçiler Mahallesi'nde büyük ölçekli üretim yapabilen atölyeler kurulur. Bunlar zamanla neredeyse endüstriyel bir nitelik kazanır. Sagalassos'un kırmızı astarlı çömlekleri imparatorluk genelinde ihraç edilir. Sagalassos yapımı şarap mataraları Anadolu'nun başka kentlerinde, Mısır'da ve Kartaca'da kazılarda bulunmuştur. Bu başarının sırrı nedir? Sagalassoslular hem geleneksel olarak tercih edilen kap kacak formlarını korumuşlar, hem de üretimin kapasitesini artırmaktan çekinmeyecek kadar yenilikçi olmuşlardır. Yani gelenek ve yeniliği birleştirebilmişlerdir. Sagalassos, antik dönemlerdeki en uzun süreli seramik üretimi merkezi olması özelliği ile 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştır. Sagalassos Antik Kenti, Burdur'un Ağlasun ilçesinde yer alıyor. Ağlasun'dan 7 kilometrelik dar ve tırmanışlı bir yol ile kente ulaşılıyor. Burdur şehir merkezinden ise 40 kilometre mesafede yer alıyor şehir. Burdur Antalya otoyolunun 14. kilometresindeki dönüşte Ağlasun yönüne dönüp dağ yolundan önce Ağlasun'a sonra Sagalassos'a tabelaları takip ederek ulaşabilirsiniz. - Kendi aracınız veya kiralık araç ile gelebilirsiniz. Burdur, Isparta şehir merkezi, Isparta Havaalanı veya Denizli Havaalanı'ndan kiralayacağınız araçlar ile buraya ulaşabilirsiniz. - Tur şirketleri ile gelebilirsiniz. - Ağlasun'a Burdur, Isparta ve Antalya'dan ilçe minibüsleri ile ulaşabilirsiniz. Ancak Ağlasun'dan Sagalassos'a bildiğim kadarıyla bir araç yok, ilçeden antik kente çıkmak için taksi tutabilirsiniz. - Sagalassos Antik Kenti giriş ücreti 2020 yılı için 14 TL. - Müze Kart ile ücretsiz girebiliyorsunuz. Sagalassos Antik Kent ziyaret saatleri yaz ve kış döneminde farklılaşıyor. Antik Kenti gezmek için minimum 1,5 saat sayırmanızı ve geliş planınızı ona göre yapmanızı öneririm. Biz en son ziyaretimizde 3 saat harcadık ve stadyumun olduğu yere gitmedik mesela, oraya da gitsek en az yarım saat daha eklememiz gerekecekti. Aşağıda yaz ve kış dönemi için antik kentin ziyaret saatlerini görebilirsiniz. Eğer Sagalassos'ta konaklamak istiyorsanız en iyi seçenecek Sagalassos Lodge & Spa. Ağlasun'dan Sagalassos'a tırmanan yolun kenarında bulunan otel Burdur'daki en düzgün otellerden bir tanesi, gecelik fiyatları 300-400 TL civarı. Ağlasun ve çevresinde benim görebildiğim bir kamp alanı yok, internet aramalarımda da bulamadım. Sagalassos henüz yeni yeni turizme açıldığı için hem konaklama hem de yeme-içme seçenekleri çok zengin değil. Aşağıda yeme-içme önerilerimi bulabilirsiniz. - Sagalassos Antik Kenti içinde bir tane kafeterya var, burada basit yiyecekler bulunuyor. Çay, kahve, bisküvi, tost gibi. - Ağlasun şehir merkezinde Burdur Şiş yiyebileceğiniz bir kaç restoran var. Ağlasun merkezindeki tarihi çınarı bulun, restoranlar da o bölgede. - Burdur- Antalya yolundan Ağlasun yönüne saptıktan sonra yol üzerinde alabalık yiyebileceğiniz restoranlar göreceksiniz. Buralarda alabalık, çoban kavurma, köfte gibi yiyecekler bulabilirsiniz. Onur Balık, bizim alabalık yemek için tercih ettiğimiz yer oldu. Sagalassos'u ziyaret ederseniz, Burdur ve çevresinde yer alan diğer antik kent ve ören yerlerini de mutlaka görmenizi öneririm. - Burdur'a gidince nereleri gezelim diyorsanız; Burdur gezilecek yerler - Az bilinen antik şehir; Kibyra Antik Kenti - Türkiye'nin Maldivleri diye meşhur olan; Salda Gölü - Burdur yemekleri için; Burdur'da ne yenir, nerede yenir? Yakınındaki Adam Kayaların görünümü beni etkilemişti."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bir-hafta-sri-lanka-seyahati-kaca-mal-oldu", "text": "Bileti alırken Dubai'de gidiş ve dönüşte 12-15 saatlik beklemeler vardı. Ama ben bu beklemelerde de Dubai'yi de gezmiş olurum diye mutlu oldum. Bu nedenle bu yazımda Dubai masraflarım dahil değil. Ancak söylemeliyim ki Dubai vizesi oldukça masraflı oldu. Bir haftalık Sri Lanka gezimin maliyeti -uçak hariç- kişi başı 645 usd tuttu. - Sri Lanka vizesi 30 usd - Şoförlü araç kiralama bedeli kişi başı 250usd. Şoförden memnun kalmadığım için iletişim bilgilerini yazmıyorum ama Tripadvisor üzerinden kolayca alternatifler bulabilirsiniz. - Tarihi Turistik yerlere giriş ücretleri 132 usd > Sri Lanka'da beni en hayal kırıklığına uğratan kısım burası idi. Hayat çok ucuz olmasına rağmen giriş ücretleri bütçemi sarstı diyebilirim. - Anuradhapura 25 usd - Golden Temple 10 usd - Sigirya 30 usd - Polonaruwa 25 usd - Botanik Bahçesi 8 usd - Tooth Relic Tapınağı 7 usd - Kandy Dans Şovu 7 usd - Pinnawale Fil Yetimhanesi 20 usd - Oteller 85 usd > Aracımız olduğu için otelleri şehir merkezinde olmayan daha ekonomik otelleri tercih ettik. Kaldığımız oteller genelde hostel seviyesinde özel odalı yerlerdi. Bol böcekli olan biri dışında hepsinden memnun kaldık. - Sim kart 12 usd kişi başı 6 usd > Turist paketi diye sattıkları hem konuşma hem sms hem de internet olan bir paket aldık. Özellikle araç şöforüyle iletişim için ihtiyacımız olacağı için almayı tercih ettik. 4. günden sonra internet paketimiz çalışmadı 🙂 - Sri Lanka'ya gitmişken 20 usdlik çay almışım. - Geri kalan 92 usd ise yemek, hediyelik eşya, market gibi harcamalar. Günlük diye bakarsanız, 13 usd günlük. Yemek için ilk birkaç gün \"turistik\" yerlere gittik, sonrasında yerellerin gittiği yerlerde öğünlerimizi geçirdik. Daha da ucuza çıkabilirdik yemek kısmında. Gördüğünüz gibi en yüksek harcama kalemi araç kiralama ve giriş bileti ücretleri. Sri Lanka'ya gitmişken listedeki herhangi bir yeri görmesem çok üzülürdüm, dolayısıyla giriş ücretlerine hiç acımadım. Araç kiralama konusuna gelince, yoğun tempolu Sri Lanka gezimiz için toplu taşıma tercih etsek hem çok yorucu olacaktı, hem istediğimiz her yere bu sürede gidemeyecektik, hem de otel maliyetlerimiz artacaktı, çünkü şehir merkezlerini tercih edecektik. 2015 yılı içindeki en uzun seyahatim olan Sri Lanka gezim için bu fiyat değer miydi derseniz, kesinlikle değerdi. Benim büyük şansım uçak biletine para ödememek oldu. Cennet ülke Sri Lanka'ya umarım bir gün sizin de yolunuz düşer. - Sri Lanka Gezi Rotası - Okyanus'ta Bir Damla Sri Lanka - Sri Lanka'da Şoförlü Araç Kiralama - Sri Lanka Yemekleri - Sri Lanka Vizesi - Colombo Havaalanı Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Merhaba, Aşağıdaki bağlantıdan otelleri görebilirsiniz ama sanırım geç kaldım. Yazıyı okuduysanız ben 1 hafta gezmeye gittim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bir-kadin-olarak-seyahat-etmek", "text": "Seyahatlerime 50-60 litrelik sırtçantalarıyla çıkıyorum. Bana en çok sorulan sorulardan biri, o kadar az eşya ile nasıl seyahat edebildiğim 🙂 Pek tabii zamanla çantamı küçültmeyi ve az eşya ile yola çıkmayı öğrendim. Az yer kaplayan kıyafetler, tek ayakkabı ile tüm seyahati çıkarmalar, kozmetik ihtiyaçları en aza indirmeler, gereksiz parçaları geride bırakmayı öğrenmeler, ve daha bir sürüsü... İlk uzun seyahatlerime ben de 4 çift ayakkabı ve ona uygun çanta ve ona uygun elbiselerle gittim. Halbuki şimdi bir sandalet, bir de outdoor botum yetiyor da artıyor bile... Artık seyahatlerde çantamdaki bütün kıyafetler; az yer kaplayan ütü sorunu olmayan, mümkünse birden fazla işlevi olan kıyafetler. Bir de en kötü ihtimalle gittiğim yerden alırım bakış açısını da kazandıktan sonra çanta hazırlamak benim için çok daha kolay bir iş haline geldi. Yüklerinizden kurtulun, basit ve mutlu yaşayın! Seyahatlerim için yaptığım bu sadeleşme çalışması zamanla hayatıma da sirayet etti; çok çok daha az alışveriş yapmaya, hayatımı basitleştirmeye başladım. Seyahat etmenin hayatıma kattığı güzelliklere biri daha eklenmiş oldu. Basit yaşayın, daha çok seyahat edin, daha mutlu olun! Sırtçantamı alıp kimi zaman tek başıma, kimi zaman yakın bir arkadaşımla, kimi zaman da sevgilimle düştüm yollara. İlk yurtdışı seyahatimi İtalya'ya yalnız yapmıştım, yanıma yol arkadaşı bulamamış ve tek başıma gitmeye karar vermiştim. Ama öyle gözümü karartıp gidemedim, acemiydim ve turla gittim. İkinci gün turu bırakıp kendim gezmeye başladım. O gün anladım ki, seyahat etmek için hiç kimseye ihtiyacım yok. Ben kendi rotamı belirliyorum, zamanımı belirliyorum. Beraber seyahat etmekten keyif aldığım sınırlı sayıdaki arkadaşıma gelmek ister misiniz diyorum. İsteyen geliyor, kimse istemezse alıp çantamı gidiyorum. Ve itiraf edeyim yaln ız seyahatlerimde çok daha fazla eğleniyorum. Seyahat etmek için hiç kimseye ihtiyacınız yok! Beklemeyin, ertelemeyin! \"Yalnız bir kadın olarak seyahat etmek güvenli mi? Korkmuyor musunuz?\" Gibi soruları duyar gibiyim. Bu güne kadar tek başıma Afrika'ya da Güney Amerika'ya da gittim. Siz kendinizi bildiğiniz sürece, önlemlerinizi aldığınız, çevrenize kötü enerji vermediğiniz sürece herşey yolunda gidiyor. Kadın olmanın avantajları burada da devreye giriyor. Empati, güçlü sezgiler gibi... Kötü havayı hızlıca sezip onu kendi lehimize çevirebilme kabiliyeti gibi... Ayrıca kadın olduğunuz için size yardımcı olmak konusunda herkes daha istekli oluyor. Yine bizim açımızdan bir avantaj, gerçekten yanlız kalmıyoruz aslında. Kolay sosyalleşebildiğimiz için her seyahatte yeni bir çok arkadaş edinebiliyorsunuz. Erkeklerin tercih ettiği, özellikle Türk erkeklerinin tercih ettiği yerlere giderken \"bu kızın burada ne işi var\" bakışları tabii ki oluyor. İki kız Ukrayna'ya gitmiştik ve koca uçakta tek \"dişi\"ler bizdik. Uçağa binince \"eyvah\" demedim desem yalan 🙂 Ama sonra bu durumdan eğlence çıkarmayı da başardık. Ukrayna'ya iyi ki de gitmişim. Hem çok güzel, hem vizesiz, hem yakın, hem de çok ucuz bir ülke. Nereye giderseniz gidin, ön yargılarınızı evinizde bırakın! Gittiğiniz yerde insanların inanışlarına yaşam biçimlerine uyum sağlamak seyahat konforunuz için çok kritik. Ben İran'a giderken bir hata yapıp uygun kıyafetler götürmediğim için biraz zorlandım ama hemen oradan birşeyler alıp hatamı telafi etmeye çalıştım. Aykırı olmak dış görünüşle olmaz, aksine seyahat ettiğiniz yeri turist gibi değil yerel biri gibi gezerseniz aykırı olursunuz. Yoksa turistten farkımız kalmaz. Seyahat ederken en çok duyduğum sözlerden biri \"ilk kez bir Türk kadını yolda görüyorum\". Halbuki artık o kadar da az değiliz, ama hala çok azız. Türkiye'nin güzelliklerini, Türkiye'de kadın olmayı bıkmadan usanmadan anlatıyorum. Ne yazık ki pek çok insan Türkiye'de güvenlik sorunları olduğu, kadınlar için çok tehlikeli olduğu görüşündeler. Evet ne yazık ki sorunlarımız var. Ancak bu sorunları aşmak için bizim gibi dünyayı gezen insanların da sorumluluğu var. Bu ülkenin insanları, bu ülkenin kadınları çok daha iyi yaşamayı, iyi anılmayı, iyi bir imajı hak ediyor. Umut etmekten vazgeçmeyin! Hep gez, hep anlat, hep örnek ol. Ayaz adlı arkadaşın dediği gibi \"kullan at\" formülü ile bagajsız 14 gün 4 ülke gezdim. İnanılmaz büyük rahatlık. Darısı başına Sevil. Heyecanlı olman çok normal ve çok tatlı bir heyecandır o 🙂 Benim de 2. ülkemdi İspanya ve ben de yanlız gitmiştim. Avrupa yanlız bir kadın için çok rahattır, için rahat olsun. Kendine gereksiz yük olacak eşya alma, ne kadar hafif olursan o kadar rahat edersin. Mümkün olduğunca yerel insanlarla sohbet etmeye çalış, seyahatin asıl keyfi öyle çıkar."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/birbirinden-guzel-20-gezi-kitabi", "text": "Son 5-6 yıldır, daha az eşya ile yaşamaya, daha sade yaşamaya, ihtiyacım olmayan tüm eşyalarımı ihtiyacı olan kişilere dağıtmaya çalışıyorum. Bu yıl kendime her hafta bir kitap okuma hedefi koyduğumda ise, biriktirdiğim eşyaların büyük bir bölümünü kitapların oluşturduğu ve her hafta yenisi eklendikçe kitaplıkların büyümesi gerekeceğini farkettim. Hal böyle olunca, kitaplıktaki kitaplarımı benim kadar sevecek, kıymetini bilecek insanlarla paylaşmaya karar verdim ve blogumun instagram hesabı olan @cokokuyancokgezen üzerinden kitaplığımda yer alan gezi kitapları arasından bir kısmını dağıtmaya karar verdim. Gezi kitaplarının bir kısmını bir kampanya yaparak dağıttım ama merak edenler için bu birbirinden güzel gezi kitabı listesini de blogumda paylaşmak istedim. Instagram üzerinden #18gün18kitap etiketi ile hergün bir kitap paylaştım ve o kitabı neden istediğine dair yorum yapanlar arasında her gün bir kişiye o kitabı hediye ettim. Ben kampanyaya başlayınca bazı yazar ve yayın evlerinin dikkatini çekti ve başta 18 olarak başladığım kitap sayısı 26'ya çıktı ve 19 günde 26 kitap dağıtmış oldum. Bundan sonra da zaman zaman yapacağım kampanyalarla gezi kitapları dağıtmaya devam etmek istiyorum. - Hayata Yolculuk: Hasan Söylemez'in yazdığı ve Türkiye'de bisikletle yaptığı geziyi anlatan bu kitabı paylaştığımda Hasan 3 kitap da kendisinin hediye etmek istediğini söyledi. Böylece bir yerine dört tane Hayata Yolculuk kitabı hediye etmiş olduk. Sevgili Hasan Söylemez'e destekleri için çok teşekkür ediyorum. Hayata Yolculuk kitabını satın almak için tıklayın. - Sırt Çantalı Gezginlere Latin Amerika: Şeref Pınarcı tarafından yazılmış olan bu kitabı Güney Amerika seyahatim öncesinde satın almış ve Şeref abinin rotası ile benimki çok paralel olduğu için kendisine ulaşıp Güney Amerika gezi rotası hakkında fikirlerini almıştım. Latin Amerika'ya gitmek isteyenler için güzel bir kaynak. - Pigmelerle Dans: Meltem Yaşar'ın Afrika'ya taşınma ve taşındıktan sonraki ilk yıl yaşadıklarını konu alan bu kitap sadece bir gezi kitabı değil, keyifli bir roman aynı zamanda. Pigmelerle Dans kitabı hakkında yazdığım değerlendirme yazısına da göz atmanızı öneririm. Pigmelerle Dans kitabı değerlendirme yazısı Pigmelerle Dans kitabını satın almak için tıklayın. - Moğolistan Günlüğü: Yıldırım Büktel'in Moğolistan seyahatini anlattığı Moğolistan günlüğü kitabı, Moğolistan'a gitmeden önce bana hediye gelen kitaplardan biriydi. Kitaptan daha güzel hediye olabilir mi? Moğolistan Günlüğü kitabı değerlendirme yazısı Moğolistan Günlüğü kitabını satın almak için tıklayın. - Yaşamımdan Süzülen Afrika: Figen Gündüz Letaconnoux'un 6 kitabından biri olan Yaşamından Süzülen Afrika, Afrika seyahatlerim öncesinde aldığım kitaplardan biri idi. 18 gün 18 kitap kampanyası sırası sevgili Figen bana 3 kitabını hediye göndererek çok güzel bir jest yaptı. Kitapları okuduktan sonra onları da yeni sahiplerine ulaştırmaktan mutluluk duyacağım. - Evsiz Bir Göçebe Kadar Özgür: Paivi Kannisto ve Santeri Kannisto çiftinin işlerini bırakıp yola çıkma hikayelerinin yanı sıra kendileri gibi evsiz yaşayanların hayatlarından da izler bulacağınız bu kitap sırt çantalı gezginler için birebir, tek sorunu çevirisinin çok kötü olması. Evsiz kitabını satın almak için tıklayın. - Rüzgara Karşı: Dünyayı bisikletle en kısa sürede dolaşarak Guiness Rekorlar Kitabına giren Juliana Buhring'in kendi hikayesini anlattığı kitabı Rüzgara Karşı kitabını vermek istediğimde yayın evi olan Garaj Kitaplar, 5 kitabı hem de yazarından orijinal imzalı olarak vermek istediklerini iletti. Böylece Rüzgara Karşı çok daha fazla kişiye ulaşacak. Kitaplar İtalya'dan geleceği için biraz zaman alacak sadece 🙂 Rüzgara Karşı kitabı değerlendirmesi Rüzgara Karşı kitabını satın almak için tıklayın. - Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 1: Mehmet Genç'in Güney Amerika seyahati sırasında yazdığı ilk kitabı olan Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 1 kitabı, uzun zaman çok satanlar listelerinde kalmış, Mehmet'in seyahati gibi bildiğimiz gezi rehber kitaplarından farklı, kabilelerin hayatlarına dokunabileceğiniz bir kitap. Çok sürükleyici ve bir solukta okunabilecek bir kitap. Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 1 kitabını satın almak için tıklayın. - Latin Amerika Alternatif Bir Gezi Rehberi: Okan Okumuş'un Alternatif Bir Gezi Rehberi kitap serisinin Latin Amerika'yı anlattığı kitabı Brezilya, Arjantin, Patagonya, Kolombiya, Küba, Meksika, Guatemala, Honduras, Nikaragua, Peru ve Bolivya'da turist gibi değil gezgin gibi gezmek isteyenlere tüyolar içeriyor. Latin Amerika kitabını satın almak için tıklayın. - Bir Gezi, Bin Renk: Hep yabancı ülkeleri anlatan gezi kitapları yok elbette. Hüseyin Şengül tarafından yazılmış olan ve Türkiye'nin İç ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini anlatan bu kitabı ben de ilk Güneydoğu seyahatlerimden önce almıştım. - Elia ile Yolculuk: Zülfü Livaneli'nin kaleminden ünlü sinema ustası Elia Kazan'ın memleketi olan Kayseri'ye yaptığı yolculuğu anlatan bu kitap, Livaneli'nin lezzetini taşıyan bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitap. Elia ile Yolculuk kitabını satın almak için tıklayın. - Nepal Dünyanın Çatısına Yolculuk: Melih Eriş'in yazdığı Nepal, Dünyanın Çatısına Yolculuk Kitabı Nepal'e gidecekler için bir gezi rehberi niteliğinde hazırlanmıştır. - 5 Kıtadan: Timur Özkan'ın 5 farklı kitadaki gezdiği yerlerden kolaj yaptığı bu kitap, aynı zamanda Türkiye'den de gezi rotalarını içeriyor. Timur abinin daha sonra 6 Kıtadan ve 7 Kıtadan isimli kitapları da basıldı. 5 Kıtadan kitabını satın almak için tıklayın. - Başka Türlü Bir Şey: Özcan Bostancı'nın yazdığı kitap, Özcan ve arkadaşı İsmail'in dünya turlarını anlatıyor. Onları dünya turlarına çıktıklarında takip etmeye başlamıştım. Döndükleri ve kitaplarını yazdıkları zamanları da dün gibi hatırlıyorum. Bir dönem çok satanlar listesinde yer alan bu kitapla ilgili notlarım Başka Türlü Bir Şey kitabı değerlendirme yazısında yer alıyor. - Katmandu'da Ev Hali: Elif Köksal'ın Katmandu'da Ev Hali kitabı, Katmandu'da yaşayan Elif'in hikayesini anlatıyor. Katmandu'da hayat nasıl merak ediyorsanız bu kitap size göre. Katmandu'da Ev Hali kitabını satın almak için tıklayın. - Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 2: Mehmet Genç'in ikinci kitabı Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 2 kitabı bizi bu kez İran, Pakistan, Afganistan gibi az gidilen yerlere götürüyor. Mehmet'in dilini çok sevdiğim için bu kitabı da tek solukta okudum. Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 2 değerlendirme yazısı ilginizi çekebilir. Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 2 kitabını almak için tıklayın. - Şapkanın Altındaki Kıta Latin Amerika: Güney Amerika seyahatim öncesinde aldığım pek çok kitaptan biri de Oya Ayman'ın bu kitabı idi. Latin Amerika'yı farklı gözlerden okumak, farklı yazarların kendi dünyalarına yolculuk etmek isteyenlere tavsiye ederim. - Tur Afrika: Ali Eriç'in kendi aracı ile tek başına çıktığı Afrika yolculuğunu anlattığı bu kitabı, Afrika'ya uzun seyahat etmeyi planlayanlara ilham verecek bir yol kitabı. 18 gün 18 kitap kampanyasının son kitabı idi Tur Afrika. Tur Afrika kitabı değerlendirme yazıma göz atabilirsiniz. Tur Afrika kitabını satın almak için tıklayın. - 4 Kıtadan: 18 gün 18 kitap kampanyasının son günü Gezgin Zirvesi vardı ve orada katılımcılardan biri gezi kitaplarını bulabileceğimiz bir kütüphane var mı diye sordu. Kütüphane yoktu ve benim kampanya dışında gezi kitaplarını toparlayan başka bir etkinlik de olmamıştı. Soruyu soran kişiye birkaç kitap hediye etmek istedim. Bu vesile ile Timur Özkan'ın 4 Kıtadan kitabını kampanyadan bağımsız olarak hediye vermiş oldum. 4 Kıtadan kitabını satın almak için tıklayın. - Gezgin Gözüyle Hindistan ve Yakın Asya: Gezgin Zirvesi'nde hediye etttiğim bir diğer kitap da kolektif yazarlı, editörlüğünü yine Timur Özkan'ın yaptığı Gezgin Gözüyle Hindistan ve Yakın Asya kitabı oldu. Hindistan, Sri Lanka, Nepal, Bhutan, Bangladeş, Moğolistan gibi pek az yazarın kitabına konu olan ülkelerle ilgili bilgiler bulabileceğiniz bir kitap bu. Gezgin Gözüyle Hindistan ve Yakın Asya kitabını satın almak için tıklayın. Bu kitap kampanyası yazarlarla, yayın evleri ile kitap ihtiyacı olan okullarla, kitaplarını dağıtmak isteyen benim gibi blog yazarlarlarıyla pek çok bağlantı kurmama vesile oldu. Gezi kitapları ile ilgili kampanyalara devam etmeyi planlıyorum, kampanyaları takip etmek için sosyal medya hesaplarımı takibe alabilirsiniz. Oya Ayman'ın ve Ali Eriç'in kitapları oldukça başarılı."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/birbirinden-guzel-ve-guvenli-tatil-rotasi-onerileri", "text": "Covid-19 tüm hayatımızı derinden etkiledi. Her yıl heyecanla yaptığımız tatil planları bu yıl son dakikaya kaldı. Sonunda hasretle beklediğimiz günler geliyor. Kısmi normalleşme ile kısmen, 1 Haziran'dan itibaren ise muhtemelen tamamen yeniden seyahat etmeye başlayabileceğiz. Peki bu yeni dönem için seyahat rotalarınızı belirlediniz mi? Korona döneminde içiniz rahat bir şekilde seyahat edebileceğiniz güvenli ve birbirinden güzel tatil önerileri ile geldim. Korona virüsü bize kalabalıklardan uzak durmayı, Türk insanının karakteri ile oldukça zıt olan sosyal mesafemizi korumayı zorla da olsa öğretti. Size vereceğim öneriler de kalabalıklardan uzak kalabileceğiniz, doğa ile içiçe olabileceğiniz, insan sayısının fazla olmadığı yerlere öncelik vermeye çalıştım. Göller Yöresi, Antalya'nın bir kısmı ile Burdur ve Isparta'yı içine alan bir bölge. Son yıllarda adını duymaya başladığınız bu bölge özellikle Haziran-Temmuz aylarında gezmek için çok uygun. Bu rotada Lavanta Tarlalarını, Sagalassos Antik Kenti'ni, Eğirdir, Burdur ve Salda Gölleri'ni görebilirsiniz. Antalya, Isparta veya Denizli Havalimanı'na yapacağınız uçuşlar ile bölgeye ulaşabilirsiniz. Gezmek için ise en ideal yöntem ise araç kiralamak olacaktır. Bu rotayı Antalya ile birleştirebileceğiniz bir plan da yapabilirsiniz. Tarih, doğa ve kültür ile içiçe olabileceğiniz bu rotada kalabalıklardan izole bir tatil yapabilirsiniz. Ülkemiz antik yürüyüş rotaları ile dolu bir coğrafya. Henüz kıymeti yeni yeni bilinmeye başlasa da salgının da etkisi ile bu rotalara her geçen gün talep artıyor. Ülkemizin en popüler yürüyüş rotası olan Likya Yolu, en uzun yürüyüş rotası olan Karya Yolu havalar çok ısınmadan planlarınıza alabileceğiniz rotalar arasında. Bu rotalarda isterseniz kendi çadırınız ile isterseniz rota üzerinde bulunan pansiyonlarda konaklayarak ve sadece yürüyüş yolunu yürüyen kişiler ile temas ederek son derece izole bir tatil yapabilirsiniz. Tek başınıza yürümeye cesaret edemiyor veya tecrübeniz yeterli değilse, bu bölgelerde tur yapan firmalar ile de yürüyüşünüzü planlayabilirsiniz. İstanbul'dan fazla uzaklaşmayayım ama doğa ile başbaşa olayım diyenler için en güzel seçeneklerden biri Kuzey Ege. Kazdağları, Assos, Ayvalık ve civarına yapacağınız bir tatil planı ile doğa ile içiçe olma imkanı yakalayabilirsiniz. Güvenli turizm sertifikasına sahip oteller, pansiyonlar, deniz kıyısı veya Kazdağları'nda yer alan kamp alanları ile çok sayıda konaklama imkanı sunan bölge bayram gibi yoğun dönemlerde kalabalık olsa da yılın diğer zamanlarında sakin köşeler barındırıyor. Size az bilinen, henüz değeri ortaya çıkmamış bir başka rota önerisi ile geldim: Kütahya ve Uşak. Kütahya Çavdarhisar'daki Aizonai Antik Kenti'nden başlayıp Uşak'daki Blaundus Antik Kenti'nden çıkabileceğiniz bir az bilinen antik kentler rotasının yanı sıra; dünya sıralamasına girmiş Taşyaran ve Ulubey Kanyonları, tertemiz havası ve kaplıcaları ile Murat Dağı gibi pek çok doğal güzelliği ile bu rota sizi çok şaşırtacak. Az bilinmesinin avantajı ile gittiğiniz yerler kalabalık olmayacak, rahat rahat gezebileceksiniz. Ülkemizin en güzel yerleri arasında sayabileceğim, coğrafyasına aşık olduğum bir bölgeden Karadeniz'den bahsetmesem bu yazı eksik kalırdı. Özellikle Doğu Karadeniz'de Rize ve Artvin tarafındaki yaylalar yazın sıcak günlerinde serin rotalar arayanlar için harika alternatifler. Trabzon veya Giresun-Rize havalimanlarına gidip oralardan kiralayacağınız araçlar ile kendi özgür rotanızı yaparak, isterseniz çadırda tamamen izole konaklayarak Karadeniz'in muhteşem doğası ile içiçe ve az sayıda insan görerek bir tatil planlayabilirsiniz. Ülkemizin en güzel ve bakir koylarının, en etkileyici antik kentlerinin, en etkileyici vadilerinin bulunduğu, Likya ve Karya yollarının da bir kısmının geçtiği Güney Ege rotasını bu listeye dahil etmemek olmazdı. Özellikle Çeşme, Bodrum gibi kalabalık tatil beldelerine gitmek istemeyen, daha sakin ve insandan uzak bir deniz tatili yapmak isteyenlerin bu yıl listelerinin başında olacak rotalardan biri Güney Ege. Dalaman veya Bodrum-Milas Havalimanı'na indikten sonra araç kiralayarak haritada gördüğünüz tüm koylar ve antik kentleri geze geze bir rota yapmak muhteşem olurdu. Türkiye'de rota seçenekleri biter mi? Bitmez. 2021 yaz tatili rotaları diye başladığım için yazın en güzel rotalarına yer vermeye çalışırken Akdeniz'in Alanya, Side gibi kalabalık ve çok yıldızlı tatil beldelerinden uzak, biraz daha kendi halinde, çok daha fazla doğa ile içiçe olan Batı Akdeniz kıyılarına gitmemek olmaz. Kimi zaman sarp kayaların denizle buluştuğu, kimi zaman çam ormanlarının deniz kıyısına kadar indiği, antik kentlerin denizin içinde kaybolduğu muhteşem bir başka coğrafya burası. Büyük oteller yerine yine çadır, pansiyon veya butik otel seçenekleri ile az sayıda insan ile temas ederek deniz tatili yapabileceğiniz harika bir rota. Yurt dışı seyahatleri konusunda herkesin hala çok temkinli olduğunun farkındayım, ben de öyleyim. Ancak artık uluslararası uçuşlarda uçağa binmeden önce PCR testi yaptırma zorunluluğu olması bir miktar içimi rahatlatıyor. Hal böyle olunca şu an Türk Vatandaşları'nı PCR testi ile kabul eden ülkelere gitmek için plan yapmak çok uzak bir fikir gibi gelmiyor. Ukrayna, Karadağ, Mısır, Maldivler, Amerika Birleşik Devletleri, Meksika şu an Türk Vatandaşları'nın gidebildiği ülkelerden bazıları. Türk Vatandaşlarına uygulanan Seyahat kısıtlamaları yazımdaki önerilerle gitmeyi planladığınız ülkeleri kontrol edebilirsiniz. Seyahat planlarınızı pek çok kez iptal etmek zorunda kaldığınızı biliyorum, ben de bu dönemde pek çok seyahatimi iptal etmek veya ertelemek zorunda kaldım. Bu konuda içinizi rahatlatmak için Türk Hava Yolları'nın esnek seyahat uygulaması konusunda kısaca bilgi vereyim. Türk Hava Yolları, 31 Aralık 2021 tarihine kadar yapacağınız biletlemeleriniz için 31 Mart 2022 tarihine kadar sınırsız değişiklik hakkı sağlıyor. Böylece ücretsiz değişiklik hakkını kullanabilme imkanı da sunmuş oluyor. Vakalar yeniden artışa geçer ve seyahatinizi ertelemek zorunda kalırsanız biletinize açığa alıp daha sonra uygun bir zamanda yolculuk yapabiliyorsunuz hatta alınan biletlerde destinasyon değişikliği de yapabiliyorsunuz. Maddi bir zarara uğramadan esnek seyahat uygulaması sayesinde seyahat planlarınızı gönül rahatlığı ile yapabilirsiniz. Gönül rahatlığı ile demişken, korona hayatımızda iken uçağa binme konusunda endişeleriniz varsa Türk Hava Yolları, Havayolu Yolcu Deneyimi Derneği ve dünyanın lider havacılık pazarlama danışmanlık firması SimpliFlying tarafından yapılan değerlendirmede; salgın döneminde sunulan güvenli seyahat deneyimi ve alınan hijyen tedbirleri sayesinde, sağlık ve güvenlik kategorisinde en yüksek seviye olan \"Diamond\" statüsünü ödülünü aldı. İsterseniz, Türk Hava Yolları güvenli seyahat standartları detaylarına da göz atabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/birbirinden-guzel-yilbasi-hediyesi-onerileri", "text": "Bir yılın bitişi yeni bir yılın başlaması herkes için heyecan verici bir dönem. Kimse inkar etmesin, heryerin kırmızılara bürünmesi, ışıl ışıl olması kimin hoşuna gitmez ki? Ben de yılın en kırmızı zamanı olan yılbaşı dönemini çok seviyorum. Yılın son aylarında Avrupa'da harika Noel Pazarları kurulduğu için mutlaka bir plan yapardık ancak bu yıl korona nedeniyle kelimenin tam anlamı ile evimizde geçiriyoruz bu dönemi. Geçen yıllarda olduğu gibi yılbaşını da arkadaşlarımız veya ailemiz ile kutlayamayacağız gibi görünüyor. Olsun, önce sağlık. Önümüzde kutlamak için nice yıllarımız olacak. Bu yazıda yılbaşı hediyesi almayı düşünen ama henüz karar verememiş olanlarınız için birbirinden güzel yılbaşı hediyesi önerileri vereceğim. Bazıları çok klasik, bazıları \"neden benim aklıma gelmedi\" diyeceğiniz türden uzun bir yılbaşı hediyesi öneri listesi aşağıda sizi bekliyor. Beni eskiden tanıyanlar bilir, yılın son ayı, yılbaşına kadar olan dönemi gerçekten çok severim. Ben kutlamaları doğum günüm olan 8 Ocak'a kadar uzatıyorum, böylece daha da uzun süre yeni yılı ve yeni yaşımı kutlamış oluyorum. Birlikte çalıştığım arkadaşlarım hatırlar, yıllarca yılbaşına son 10 gün kala sadece kırmızı kıyafetler giyerdim. Evet, o kadar çok kırmızı kıyafetim var, şaşırdınız mı ki? Boşuna bana kırmızılı kadın demiyorlar. Başlamadan bir konuya daha değinmek isterim ki, birine hediye alacaksanız ona özel olduğunu hissettirmeniz, onu düşünerek almanız çok önemli. Hediyenin fiyatından daha çok ince düşünülmüş olması, kişiye özel seçilmiş olması kıymetini artıracaktır. Hediye seçerken hediyeyi alacağınız kişinin sevdiği şeyleri dikkate almayı unutmayın. Yine lafı uzattım. Hediye listesinin başına yılbaşı temalı olan hediyelikleri ekledim, çünkü konseptimiz bu. Sonrasında diğer önerilere geçeceğim. Her bir hediye grubu için minimum fiyatları paylaşacağım. Böylece yılbaşı hediyeleri kaç lira sorusuna da cevap bulacağız. Yılbaşı ruhunu tam anlamı ile yaşayanlar için; üzerinde geyikler, Noel Babalar olan kazaklar, hırkalar en eğlenceli hediyeler. Bu hediyeler yılbaşı dönemi için çok eğlenceli olsa da sadece bu dönemde giyildiğinde anlamlı olacağı için sürekli kullanmaya uygun hediyeler değil. Böyle bir hediye alacağınız kişinin bu dönemi çok önemsediğini ve bu döneme özel giyinmeyi sevdiğinden emin olun, aksi halde en az kullanılan hediyeler arasında kaybolabilir bu hediyeniz. Yılbaşı temalı kazaklar ve/veya kıyafetler almayı düşünüyorsanız minimum 70-80 liradan başlayıp yukarıya doğru fiyatları olacağını öngörmelisiniz. Bütçenizi ona göre ayarlayabilirsiniz. Hem sevdiklerinizi mutlu ederek yılbaşı hediyeleri konusunu çözmek istiyorsanız çikolata ve şekerlemeden daha uygun bir hediye olabilir mi? Baston şeklinde kırmızı beyaz çizgilerle süslenmiş şekerlemeler, Noel Baba, çam ağacı veya kar tanesi şekilleri verilmiş çikolatalar biraz ağzımızı tatlandırmaya yeter. Zencefilli kurabiyeleri de unutmamak lazım. Baston şekerlerin 10 tanesini 15 TL'ye bulabileceğiniz gibi şeker ve çikolatalardan oluşmuş özel kutulara 100 TL de verebilirsiniz. Burada fiyat aralığı oldukça geniş ama çok uygun fiyata kendi hediye kutularınızı da yapmanız mümkün. Benim yılbaşı hediyeleri önerileri içinde en gereksiz bulduğum kısım burası olabilir. Sadece yılın 1 ayı kullanabileceğimiz dekoratif malzemeler hiç benlik değil. Ama eminim arkadaşlarınız arasında bunları sevenler vardır, ben çok sevdiğim arkadaşlarım var. Bayılır yılbaşı konseptli herşeye ve her yıl Aralık ayı gelince sandıktan bu ürünleri çıkarıp evini süsler. Kar küreleri, amerikan servisler, mumlar, çerçeveler, biblolar, ve daha neler neler var bu kategoride. 10 TL'den başlayıp yüzlerce lira harcayabilirsiniz, limit yok. Yılbaşı hediyesi önerileri içinde en çok hediye edilen kategori burası olabilir. Yılbaşı konseptli çoraplar, veya renkli desenli çoraplar ile sevdiklerinizi sevindirmeniz mümkün. 10-15 TL civarında renkli çoraplar bulabilirsiniz. Yılbaşı denince asıl aklımıza gelen ise bütün yıl şans getirmesi için aldığımız kırmızı iç çamaşırları. Tabii bu hediyeyi alacağınız kişilere dikkat edin, bu samimiyetinizi anlayacak insanlara almaya dikkat edin. İç çamaşırları da yine 10-15 TL'den başlayan fiyatlarla bulabilirsiniz. Ön koşul alınacak olan çamaşırın yılbaşına layık olacak şekilde kırmızı olması. Eskiden de pijamalar bu kadar güzel miydi? Son zamanlarda pijamayı hediye olarak almayı da vermeyi de seviyorum, yılbaşı temalı olsa da her zaman giyerim sanki. En az 60-70 liradan başlayarak renk renk desen desen pijamalar bulabilirsiniz. Bu hediye grubu daha çok kadınlar için gibi görünse de erkekler için de çok seçenek var artık. Erkekleri hediyesiz bırakmayalım. Kadınlara da erkeklere de alınabilecek hediye grubu atkı, şal, bere, şapka, eldiven. Üstelik artık o kadar çok renk ve model seçeneği var ki, her bütçe, her cinsiyet, her zevke uygun bir alternatif bulmak mümkün. Sadece tek parça almak yeterli üstelik, illa ki tam takım alınması gerekmiyor. Bu kategorinin de uzun soluklu kullanılacak bir hediye olabilmesi için yılbaşı temalı olmayan alternatifleri seçebilirsiniz, yine buradaki önemli kriteriniz hediyeyi alacağınız kişinin ne kadar yılbaşı temasını sevdiği olsun. 9-10 TL'den başlayan fiyatlarla atkı, bere, eldiven, şal, şapka bulabilirsiniz. Ekonomik hediyelerden biri de bu kategorinin ürünleri. Yazının başından beri kişiye özel hediye seçmekten bahsediyorum. Bu hediye grubunu biraz derinleştirelim. Hediye alacağınız kişinin adı veya o kişiye özel bir mesaj içeren ürünleri bu kategoriye alabiliriz. Bazen bir ajanda kupa da olabilir, bazen bir amerikan servis de, bazen bir duvar süsü de. Seçenekler derya deniz, bütçesi diğer seçeneklere göre biraz daha yüksek kalabilir ama özel birşey yaptırıyorsunuz. Bir de bu işi son güne bırakmayın, özellikle isme özel birşey yapılacaksa zaman gerekebilir. Kitap her zaman, her durumda en iyi hediyedir. Hediye alacağınız kişinin ilgi alanlarına, sevdiği konulara uygun bir kitap alırsanız tadından yenmez. Bana genelde hep gezi kitapları hediye gelir mesela. Bu kategoride de fiyatlar 10 TL'den başlayıp eğer sınırlı sayıda basılmış özel seri bir kitap alıyorsanız bir servet ödemeye kadar bütçe çıkabilir. Yılbaşı hediyesi için alacağınız kitap insanda güzel duygular uyandıran bir kitap olursa günün anlam ve önemine uygun olur. Mesela Hyge kitabı tam yılbaşı hediyesi olmalık bir kitap. - Tema'dan ağaç sertifikası alabilirsiniz, - Aynebilim'in Kamboçya'daki aşevine bağışta bulunabilirsiniz, - Ülkemizde SMA hastası olan ve yüksek tedavi masrafları devlet tarafından ödenmeyen çok sayıda bebek var, onlardan birine sevdikleriniz adına bağış yapabilirsiniz, - Gönüllü olarak hizmet veren çok sayıda sivil toplum kuruluşu var, onlardan birine destek verebilirsiniz. Ah ah ahhhhhh. Seyahat edemiyoruz ki dediğinizi duyar gibiyim. Ben de aynı dertten muzdaribim ama en sevdiğim hediye kategorisine bu kısım girdiği için yazmadan edemedim. Şu an plan yapmak zor olsa da hediye çeki olarak uçak bileti veya tatil hala hediye olarak alınabilir, nasılsa normal hayatımıza döneceğiz o zaman kullanırız. En çok alınan yılbaşı hediyelerinden biri de kupa olsa gerek. Artık kupalar, bardaklar renk renk, boy boy, desen desen. Bu hediyeye biraz seyahat dokunuşu yapalım. Termos bardaklar da harika hediyeler bence. Matara da bir seçenek olabilir. Kupa, termos ve kahve veya bitki çayından oluşan çok şık setler de yapılabilir. Bana gelse çok hoşuma giderdi mesela. Hediye alacağınız kişi kahve seviyorsa kahveli, çay seviyorsa çaylı paketler güzel olur. Kupa, 20 TL'den başlayan fiyatlarla uygun fiyatlı bir hediye olabilir ama termos, matara veya setler için 200 TL civarında bütçe ayırmanız gerekecektir. Online kahve sipariş edebileceğiniz yerler yazıma da bir göz atın. Herkesin kullandığı takıları takmayı sevmeyen, tasarım ürünler seven arkadaşlarınız mutlaka vardır. Onlara yılbaşı hediyesi olarak tasarım bir takı hediye etseniz, en sevdikleri arkadaş olabilirsiniz. Tasarım deyince fiyatlar tabii ki biraz yükseliyor ama 100 TL civarında şık alternatifler bulmak mümkün. Özel tasarım takılar için Just. by. G hesabına bir göz atabilirsiniz. Bir zamanların vazgeçilmez yılbaşı hediyeleri idi ajandalar. Özellikle kurumsal bir yerde çalışıyorsanız her yerden ajanda hediyesi gelirdi, birbirinden kurumsal birbirinden sıkıcı. Neyseki artık ajandalar da çağ atladı. İlgi alanlarına göre tasarlanmış birbirinden şık ve yaratıcı ajandalar veya biraz daha uygun fiyatlı olsun isterseniz not defterleri hala favori yılbaşı hediyeleri olmaya aday. Sıradan bir ajandayı 20 TL'ye dahi bulabilirken, güzel kaliteli kişiselleştirilmiş bir ajandaya 80-90 TL verebilirsiniz. Biz Evde Yokuz 2021 Ajandası epey güzel hazırlanmış, gezmeyi sevenler için güzel bir hediye olabilir. Renkli kırtasiyeleri sevenler burada mı? Rengarenk kalemler, post-itler, etiketler, boyalar büyükler için keyifli oyuncaklar olabilir. Özellikle içindeki kız çocuğunu hala yaşatan kadınlar tüylü, ponponlu, oyuncaklı, renkli kalemlere bayılabilir. 15 TL'den 150 TL'ye kadar geniş bir yelpazede bu kategoride hediyeler bulabilirsiniz. İşte bana bunlarla gelin! Dijital ortam abonelklerinin arkadaşlara hediye edilebilir hale gelmesi sizce de şahane olmadı mı? Bunları hediye kuponları şeklinde satın alabiliyorsunuz, 3 aylık 5 aylık olanları var, 75 TL, 100 TL gibi sabit rakamlı olanları var. Hediye alacağınız arkadaşınızın zevkine göre bir paket seçebilirsiniz. Özellikle büyümeyen erkek çocukları için elektronik her zaman vazgeçilmez bir hediyedir. Ancak döviz kuru bu kadar almış yürümüşken telefon, tablet, bilgisayar gibi oyuncaklar biraz fazla maliyetli olabilir. Bunlar yerine bu oyuncakları tamamlayacak kulaklık, hoparlör gibi yan ürünleri hediye olarak değerlendirebilirsiniz. Elektronik işine girince 100 TL altına güzel bir hediye bulamayacağınızı bilerek yola çıkmakta fayda var. Yılbaşına en yakışan hediyelerden biri içki. O gece bir kutlama varsa hemen tüketilecek bir içecek veya saklanacak kaliteli bir içki hediye olarak alınabilir. İkea'nın hazır alkolsüz sıcak şuruplarından alıp tam yılbaşı ruhunu yaşatabilirsiniz, sadece 20 TL. Yanına kutu da zencefilli kurabiye olursa tadından yenmez. Bir içki sepeti hazırlayabilirsiniz. Çerez, içki, kadeh gibi malzemelerden oluşan bir set çok da şık olur. Alacağınız içkinin türü ve fiyatına göre sepetin fiyatı değişir. Burada net bir rakam veremedim. Yine benim asla hayır diyemeyeceğim hediyelerden biri: çiçek. Ama lütfen yapma çiçek olmasın. Hediye alacağınız kişinin baktıkça sizi hatırlayacağı, sürekli yeşil kalacak bir hediye harika olmaz mı? Çiçek yetiştirme tecrübesi olmayan birine alacaksanız sukulent veya kaktüs gibi bakımı daha kolay çiçekler alabilirsiniz. Çiçek yetiştiren biriyse sevdiği çiçek türlerine uygun bir çiçek alabilirsiniz. Çiçek de fiyat aralığı çok geniş bir hediye. 15-20 TL'ye de bulabilirsiniz 200-300 TL'ye de. Hediye almayı düşündüğünüz kişinin bir hobisi var mı? Resim, müzik, seramik, örgü, doğa yürüyüşleri, ebru, ne bileyim herhangi birşey. Onun sevdiği, hobisi için kullanabileceği bir hediye alsanız harika olmaz mı? Sizin çok aşina olduğunuz bir hobi değilse gidip bir hobi malzemeleri dükkkanından yardım alabilirsiniz. Çok pahalı bir hediye olması gerekmiyor, özel düşünülmüş olduğunuzu gösterin yeter. Son yıllarda hepimiz biraz daha yüzümüzü doğaya döndük. Kullandığımız sabunlar, kremler, deodorantlar gibi pek çok üründe doğal, el yapımı ürünlere yöneldik. Özellikle küçük girişimcilere ait bu tarz çok fazla seçenek var. Özellikle bu konularda hassasiyeti olduğunu düşündüğünüz arkadaşlarınıza doğal yollarla yapılmış ürünler arasından hediye seçebilirsiniz. 15-20 liralık sabunlar ve mumlardan başlayan fiyatlara hediyeler bulabilirsiniz. Benim en klasik bulduğum kategorilerden biri. Ben ortaokul, lisedeyken de hediyelik krem setleri veya parfümler üzerinde düşünülmemiş, en kolay hediye olarak alınırdı, hala devam ediyor sanıyorum. Kozmetik markaları özel günlerde/dönemlerde hemen hediyelik paketlerini çıkarıp vitrinlerine koyuyor. Bu kategoride uygun fiyata hediye bulmak biraz zor, 100 TL'den başlayan fiyatları göze almanız gerek. Eskiden kalabalık gruplarla yılbaşı kutlaması yapardık ve herkese piyango bileti alırdık. Gece saatler 12:00'yi gösterirken yapılan büyük ikramiye çekilişini de heyecanla izler, her yıl olduğu gibi amorti bilete razı olurduk. Ne güzel, ne naif mutluluklarmış. Milli Piyango özelleştirilip kuruma eskisi gibi güven kalmayınca, yıllardır devam eden bilet ritüelleri de yavaş yavaş hayatımızdan çıkmaya başladı. Yine de hem uygun biletli hem de içinde yüksek umut taşıyan bir hediye olması açısından fena bir seçenek değil. Bu yıl Milli Piyango yılbaşı bilet fiyatları tam 100 TL, yarım 50 TL ve çeyrek bilet 25 TL olacakmış. Yılbaşında dağıtılacak toplam ikramiye tutarı, 563 milyon 400 bin TL. Bak rakamı duyunca yine bir heyecan kapladı içimi. Bu arada yazmadan edemeyeceğim bu yazıyı hazırlarken fotoğraf seçmek için daha önce gittiğim Noel Pazarları fotoğraflarıma baktım. Ancak pazarlarda sadece yiyecek ve içecek fotoğraf çekmişim. Hediyelik eşyaların fotoğraflarını pek çekmemişim. Yeni yıl hepimize başta sağlık, umut, mutluluk, huzur, başarı getirsin. 2020 çık hayatımızdan 2021'den çok ümitliyim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/birgi-gezilecek-yerler-birgi-koyu-odemis-izmir", "text": "Bozdağ'ın eteklerine kurulmuş, yemyeşil bahçeleri, birbirinden güzel taş evleri ve tarihe iz bırakan geçmişi ile, bugün Ödemiş'in bir mahallesi olan Birgi Köyü, İzmir'in güneyine yaptığımız seyahatin duraklarından biri idi. Birgi gezilecek yerler, Birgi tarihi, Birgi'de konaklama, Birgi'de yeme içme ve çok daha fazlasını içeren Birgi gezi rehberi niteliğindeki yazıma hoş geldiniz! Birgi gezi videoma da mutlaka bir göz atın, videomu izleyip beğenmeyi ve kanalımı takip etmeyi de unutmayın. Birgi, M. Ö. 3000'lere dayanan geçmişi, Aydınoğulları'nın başkenti olması ve Kurtuluş Savaşı'nda ilk kurşunu atarak sivil hareketi başlatması ile tarihi olarak önemli bir yere sahiptir. Bugün İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı bir köy konumunda olmasına rağmen, düzgün şehirleşmesi ile de dikkat çekmektedir. Lidya, Pers, Bergama Krallıklarının, Roma ve Bizans İmparatorluklarının egemenliğinde kalmış; sırasıyla Dioshieron, Pyrgion ve Christopolis isimlerini almıştır. Aydınoğulları'na başkentlik yapan Birgi, 1426'da tamamen Osmanlı egemenliğine girmiş. Birgi tarihte önemli medeniyetlere ev sahipliği yaparken, önemli bilim adamları yetiştirmiş. İlk Türk denizcilerinden, Bizanslılar'ı İzmir'den çıkaran Aydınoğlu Umur Bey, Anadolu'nun ilk müslüman doktorlarından Celaleddin Hızır El Aydini ve İslam bilgini İmam-ı Birgivi bunların bazıları. Hepsinin anılarını Birgi içinde gezerken görmek mümkün. Tarih boyunca ipek böcekçiliği ve ipek üretimi yapmış olan Birgi'de hemen meydana yakın büyükçe bir yöresel ürünler pazarı var ve ipek ürünlerini burada bulmanız mümkün. Şu an ipek böceği yetiştiren kimse yokmuş ne yazık ki, ipek dışarıdan alınıp burada işleniyormuş. 1996'da Birgi sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış. Anadolu'da gördüğüm en bakımlı eski şehirlerden biri burası. Binaların çoğunun ya tamamı ya da dışı restore edilmiş, restorasyonu devam eden binalar da var çok sayıda. 2012 yılında da UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listeye girmiş Birgi, kalıcı listeye girmesi için çalışmalar ise devam ediyormuş. Son derece turistik bir köy haline gelmiş olan Birgi, Unesco listesine girerse çok sayıda yabancı turisti de çekecektir, umarım çalışmalar sonuç verir en kısa zamanda. - İstanbul'dan kendi aracı ile gelenler için; Akhisar' dan sonra Gölmarmara Salihli Bozdağ Gölcük Birgi rotası izlenebilir. - Aydın istikametinden araçla gelenler için; Selçuk Tire Beydağ Birgi rotası kullanılabilir. - Bizim gibi İzmir'den veya Adnan Menderes Havaalanı tarafından aracınızla geliyorsanız; Torbalı Ödemiş yolu uzatarak Gölcük Birgi rotasını izleyebilirsiniz. - Kendi aracınızla gelmiyorsanız Ödemiş veya Salihli'ye otobüs ile ulaşarak, Ödemiş'ten minibüsler ile Birgi'ye ulaşabilirsiniz. Birgi'nin tarihçesi ve ulaşımını çözdüğümüze göre artık Birgi'yi gezmeye başlayabiliriz. Tarihi İpek Yolu üzerinde olan Birgi'de çok sayıda tarihi hamam, camii, medrese, çeşme bulunuyor. Bir kısmı restore edilmişken bir kısmı kurtarılmayı bekliyor. Aşağıdaki harita Ödemiş Belediye tarafından hazırlanmış olan Birgi Gezilecek Yerler haritası. Birgi'de pek çok restoran, kafe veya görülecek yerde yer alan Birgi turizm rehberi kitapçıklarının arka kapağına ve köy meydanına bu haritayı yerleştirmişler. Birgi, bütün sokaklarını yürüyerek gezebileceğiniz bir açık hava müzesi. Geleneksel Osmanlı mimarisini taşıyan pek çok ev ve konak Birgi sokaklarını süslüyor. Evler, killi topraktan üretilen kerpiç ve kiremit, bölgenin taşları ve yine bölgenin ağaçlarından temin edilen keresteler ile yapılmış. Zaten eskiden mimari o bölgenin coğrafi koşullarına göre şekillenirmiş, ağaç çoksa ağaç, taş çoksa taştan yapılırmış evler. Birgi'nin şansı hem orman hem de taş bulunabilmesi olmuş. Birgi'nin meşhur konaklarından aşağıda bahsedeceğim ama sokak aralarında gezip henüz meşhur olmamış, ev ve sokaklarını gezmek Birgi'nin en keyifli kısmı. Biz gezmeye köy meydanından yani Aydınoğlı Meydanı'ndan başladık, siz de benzer bir rota takip edebilirsiniz. Meydan çevresinde tarihi köy kahvesi, İmam-ı Birgivi medresesi, Aydınoğlu Mehmey Bey Camii ve Sultan Şah türbesi yer alıyor. 1312 yılında yapılmış olan Aydınoğlu Mehmet Bey Camii, Ulu Camii veya Arslanlı Camii olarak da bilinir. Ahşap minberi kündekari denilen bir geçme tekniği ile yapılmıştır. Caminin güneydoğu köşesinde arkaik bir arslan heykeli bulunmasından dolayı Arslanlı Camii olarak da anılmaktadır. İslam sanatında yeri olmayan bu aslan heykelinin M. Ö. 1500 yılında Lidyalılardan kalma olduğu biliniyor. Bu mermer heykelin, yerden yaklaşık 2 buçuk metre yükseklikte konumlandırılarak, Aydınoğlu Beyliği'nin gücünü ve hükümdarı Mehmet Bey'in erkini sembolize ettiğini düşünülüyor. Bir rivayete göre; aslanın Osmanlı'ya muhalefet etmek için buraya yerleştirdiği söyleniyor. Aydınoğlu Mehmet Bey, oğulları Gazi Umur Bey, İsa Bey ve Bahadır bey'in sandukalarının bulunduğu türbe 1334 yılında yapılmış. Sultan II. Selim'in hocası olan Birgili Ataullah Efendi tarafından yaptırılmış olan medrese burada müderrislik yapmış olan İmam-ı Birgivi adı ile anılıyor. Bugün medreseye giriş yok, dışarıdan bakabiliyorsunuz, zaten geriye çok küçük bir parçası kalmış. 15. yüzyıldan kalan meydana bakan bir de hamam var ancak hamam şu an oldukça bakımsız durumda, önündeki tabela olmasa orada bir hamam olduğunu keşfetmek biraz zor. Umur Bey, tam adı ile Aydınoğlu Gazi Umur Bey, Aydınoğulları Beyliği'nin ikinci ve en ünlü beyidir. Denizci olarak büyük şöhret kazanmış bir Türk askeri ve devlet adamıdır. Şair Enveri tarafından \"Düstur-Name\" adlı eserde hayatı destanlaştırılmış bir şekilde anlatılır. Umur Bey'in Fatih'ten önce gemileri karadan yürüttüğü ve Fatih'e ilham olduğu da söylenir. İzmir'i Bizans'ın elinden alan da Umur Bey oldu. Bu nedenle hem Birgi hem de Türk tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Birgi meydanında Umur Bey anısına yapılmış yeni bir anıt bulunuyor. Bu anıtın olduğu yerden Birgi manzarası da güzel görünüyor. Meydanın hemen aşağısında yolun ortasında diyebileceğimiz bir noktada Aydınoğlu Mehmet Bey'in kız kardeşi için yaptırdığı türbeyi göreceksiniz. Asıl adı Hanzade olan kızkardeş, Sultan Şah olarak anıldığından türbe de bu isimle anılıyor. Benim için ilginç olan ise, türbenin kapısındaki tabelada Fransızca olarak da türbe adının yazıyor olması. Umur Bey anıtının yanından aşağıya inen küçük sokaktan ilerlerseniz yıkılmaya yüz tutmuş Kerim Ağa konağı sizi karşılayacak. 18 veya 19. yüzyılda yapılmış konak, geleneksel Türk mimarisinin özgün örneklerinden biri. Dışarıdan dahi etkileyici görünen bina ne yazık ki yıkılma tehlikesi altında ve ziyarete açık değil. Konağın yanındaki sokaktan yukarıya doğru çıkarsanız tipik Birgi evlerinden oluşan güzel bir sokak sizi karşılayacak. Tarihin arka sayfalarında dolaşıp U çizerek meydana geri dönebilirsiniz. Kerim Ağa Konağı'nın biraz ilerisinde yer alan Sandıkoğlu Konağı 19. yüzyılda yapılmıştır. Sandıkoğulları'nın konağı iken bugün belediyeye aittir. Üst kattaki oda duvarlarındaki İstanbul manzarası ile dikkat çekmektedir. Ancak biz gittiğimizde burası da ziyarete kapalı idi. Sultan Şah Türbesi'nin önünde yer alan cadde Fatih Mehmet Bey Caddesi, Aydınoğlu Meydanı ile Cumhuriyet Meydanı arasında yer almaktadır. Bu cadde genişliği ve çevresindeki evlerin düzenlemesi ile Birgi'ye gelişmiş bir şehir havası katıyor. Cadde üzerinde pek çok kahvaltı mekanı, yöresel ürün satan tezgahlar da görmeniz mümkün. Fatih Mehmet Bey caddesinden Karaoğlu Camii'ye doğru saparak ara sokaklardan Cumhuriyet Meydanı'na doğru inmenizi öneririm. Karaoğlu Sülalesi tarafından yaptırılmış olan camiinin bahçesindeki şadırvanı da görebilirsiniz. Derviş Ağa, çok fakir bir adammış. Bir gün rüyasında bir derviş gezmesini gitmesini öğütlemiş. Derviş Ağa kendini yollara vurmuş. Birgi'ye geldiğinde rüyasına aynı derviş girmiş ve burada kalmasını öğütlemiş. Birgi'ye yerleşen fakir bir gün rüyasında bu kez bir gömünün yerini öğrenmiş aynı dervişten. Kazdığında bir küp altın bulduğu rivayet ediliyor. Birgi'ye medrese, hamam ve camii yaptırarak bulduğu altınlar için Birgi'ye bir çeşit teşekkür etmiş. Karaoğlu Camii'nden Birgi deresine doğru ilerlediğinizde Derviş Ağa Hamamı ve Medresesi'ni göreceksiniz. Her ikisi de restore edilmiş ve ziyarete açık binalar. Halk arasında Çukur Hamam ve Çukur Medrese olarak anılırlar. Birgi Deresi kıyısında devam ettiğinizde Derviş Ağa Camii'ye ulaşırsınız. Derviş Ağa tarafından 1663'te yaptırılmış olan camii yakın zamanda restorasyon geçirmiş, Asma dalları ve üzümlü boya süslemeleri ile dikkat çekiyor. Derviş Ağa Camii'nin bahçesinde erken dönem Osmanlı mağazacılığın ilk örneklerinden olan Demirli Mağaza bulunuyor. Halen Sem İpekçiliğin satış mağazası olarak hizmet veriyor. Osmanlı'dan bugüne mağaza olarak kullanılmaya devam ediyor olması açısından çok güzel bir örnek. Demirli Mağaza'dan Cumhuriyet Meydanı'na doğru çıkarsanız Küp Uçuranlar Kulesi'ni göreceksiniz. Kule şu an restorasyonda olduğu için etrafı iskele ile kaplı. Birgi'ye adını veren Ortaçap'dan kalma bir gözetleme kulesi burası. Birgi Cumhuriyet Meydanı'nda Çekül'ün bir binası var, ev bilgi amaçlı ziyaretlere açık. Derviş Ağa Camii'den Birgi Deresi kıyısında ilerlediğinizde dere kıyısında geniş bir park bulacaksınız. Zeytinlik Parkı diye geçiyor burası. Burada piknik yapabilir, çayınızı kahvenizi içebilirsiniz. Sanırım yaz aylarında Birgi oldukça kalabalık oluyor, biz Kasım'da gittiğimizde park oldukça sakindi. Birgi Deresi'den karşıya geçtiğinizde Birgi'nin diğer büyük caddesi olan Şehit Gürol Madan Caddesi'ne çıkacaksınız. Köy meydanından aşağıya doğru yürümüştük şimdi de dere kıyısından yukarıya doğru yürüyoruz. Derenin karşısındaki yerlerden biri Güdük Minare; Aydınoğulları döneminde yapılmış olan camiiden geriye kalan minaresi. Dervişağa Camii'nin hizasından baktığınızda eski Birgi evleri ile birlikte güzel bir manzara veriyor. Minaresnin olduğu ara sokaklara çıkıp Birgi sokaklarında keşfinizi sürdürebilirsiniz. Yukarıya doğru yürürken solda bir mağaza göreceksiniz. Birgi işi ipek ürünler ve çeşitli hediyelikleri bulabileceğiniz Ödemiş Kadın Kooperatifi tarafından işletilen bir yer burası. Giysiler, şallar, incik, boncuk, magnet gibi çeşitli Birgi hediyelikleri bulabilirsiniz burada. Birgi'de gezilecek yerler listesinin ilk sırasında yer alan ancak şu an ziyarete kapalı olan Çakırağa Konağı. Kapısında yıkılma tehlikesi nedeniyle ziyarete kapalı olduğuna dair bir bilgi var sadece, ne kadar süreceği, tekrar ne zaman açılacağını bilmiyoruz ne yazık ki. Yeniden köy meydanına dönmeden önce son uğrayacağınız yer Yöresel Ürünler Pazarı. Yöre halkının kendi ürettiği oya işleri, hediyelik eşyalar, kestane, patates, üzüm gibi bölgeye ait ürünler bu pazarda ziyaretçiler ile buluşuyor. İslam bilim adımı İmam Birgivi'nin mezarının da bulunduğu Böken Mezarlığı'dır burası. Osmanlı döneminden kalmıştır. Başta da söylemiştim, Birgi'de çok sayıda kültür varlığı bulunuyor. Yukarıdaki listede olmasa da köy içinde gezerken; Sübyan Mektebi, Koca Çeşme, Sasalı Hamamı, Hafsa Hatun Çeşmesi, Kale Medresesi gibi pek çok kalıntıyı görecek; şehrin çıkışında ise Su Kemeri'ni göreceksiniz. Konaklama konusuna çok fazla değinmiyordum ama çok soru geldiği için artık yazılarımda bu kısma biraz daha geniş yer veriyorum. Birgi konaklama seçenekleri açısından benim beklentimin üstünde çıktı. Restore edilmiş eski taş konaklarda konaklayabileceğiniz gibi, daha ekonomik fiyatlara kalabileceğiniz pansiyonlar da var. - Saliha hanım Taş Konak Birgi Otel: Sanırım Birgi'de ilk hizmet vermeye başlayan butik otellerden biri bu imiş. Bizim gittiğimiz dönemde yer olmadığı için kalamadık. - Kadılar Paşazade Konağı: Bizim de konakladığımız bu konak, Birgi'ye gelen ilk \"kadı\"nın kaldığı evmiş, o yüzden adı Kadılar.. şeklinde. Restore edilmiş, bahçesinde masaları da olan, tarihten kopup gelmiş konaklardan biri burası. Kış döneminde gitmenin dezavantajı bu tarz taş evlerde odaların klima ile ısınması. Isındık sorun olmadı ama ilk odaya girdiğimizde oldukça soğuktu. Ayrıca sabah kahvaltısından da memnun kaldık. Kahvaltı için bahçede bir kış bahçesi yapmışlar ve içeride soba kurmuşlar. Sobada kızaran köy ekmeğinin tadı günümüzü şenlendirmeye yetti 🙂 Oda tiplerine göre fiyatlar değişiyordu, bizim kaldığımız oda+kahvaltı fiyatı 245 TL idi. - Birgi Yeni Gelin Evi: Burası sanırım yeni açılmış. Bizim otelden farklı olarak merkezi ısıtma sistemi varmış, kış aylarında gidecek olanlar için avantaj olabilir. - Birgi Ata Konağı: Büyükçe bir bahçesi olan yenilenmiş konaklardan biri de burası. Diğer konaklardan bir miktar daha pahalı idi, o yüzden burayı tercih etmedik. Birgi Çınaraltı Pansiyon, İzzet Paşa Konağı, Cemile Sultan Butik Otel gibi başka seçenekler de mevcut. Birgi'ye gelmişken imkanınız varsa taş konaklardan birinde kalmak gerçekten güzel bir deneyim. Kalmasanız dahi bazıları dışarıdan kahvaltı için misafir kabul ediyor, o da bir alternatif olabilir. Bu arada Birgi'de her yerde kredi kartı geçiyor, otelleri de kart ile ödeyebiliyorsunuz. Öncelikle biz akşam saatlerinde Birgi'ye ulaştık. Bu nedenle hedefimiz akşam yemek yiyebileceğimiz, içkili de bir yer olması idi. Tam istediğimiz gibi bir yer bulduk. Birgi Ocakbaşı pek çok kişi tarafından önerilmişti. Zaten Birgi'ye gelen turistler de yakın çevreden akşam dışarı çıkanların da tercih ettiği bir yer olduğunu gördük gidince. Hem yediğimiz mezelerden hem de etlerden çok memnun kaldık. Biz de gitmeyi düşünenlere tavsiye ederiz. Kişi başı 150TL gibi bir hesap ödedik. Birgi'de kalınca fark ettik ki buraya gelenler genellikle kahvaltı için geliyor. - Birgi Papaz Deresi Kafe - Birgi Nar Deresi: kahvaltı veya kahve molası için tercih edilebilir - Birgi Elif Hanım Konağı: kahvaltı için tercih edilebilir - Aydınoğlu Meydanındaki Köy Kahvesi: çay, kahve molası ve meydandan gelip geçeni izlemek için çok güzel bir yer. Kahvaltılık olarak otlu gözleme, bizim pişi dediğimiz, oralarda lokma da denen yağda kızarmış hamur çok tercih ediliyor. Ayrıca bu bölgede yapılan nohut ununda köy ekmekleri var, ben çok sevdim. Gittiğiniz yerde ısrarla isteyin. - gün > Torbalı Key Museum, Ödemiş gezilir akşam Birgi'ye gelinir. - gün > Birgi gezilir, Lübbey Köyü gezilir, güneş Gölcük'te batırılır ve havaalanına geri dönülür. Tire başka bir gezinin rotasına dahil edilir 😉 Umarım önerilerim işinize yarar. Hafta sonu gidip gezmek için ülkemizde çok fazla seçenek var. Bizim yukarıdaki rotamızın kişi başı maliyeti 670TL oldu. Neden olmasın. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Gerçekten ülkemizde çok çok güzel yerler var. Keşke kıymetini daha fazla bilsek."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/biryere-gidiyorum-nereleri-gezeyim", "text": "Gidilecek yer için en zor sorulardan biri budur: \"Nereleri gezeyim?\". Bu sorunun cevabını sizden daha iyi kimse bilemez. - Gittiğiniz şehir turistlerin yoğun olarak geldiği bir yerse pekçok günübirlik tur bulabilirsiniz. Tourist infolar bunun için. İster yürüyerek, ister bisikletle, isterseniz de otobüsle. - Ya da en kolaycılardansanız bir tur firması ile gider kendinizi rehberin ellerine bırakırsınız. - Diğer alternatif ise biraz daha başına buyruklar için. Ne istediğinize karar verir, gitmeden önce kendinize bir gezi programı çıkarabilirsiniz. İşte bu en eğlenceli kısmı. Hele ki daha önce gitmediğiniz bir şehre ya da ülkeye gidiyorsanız hakkında öğrenmek isteyeceğiniz çok fazla şey olacaktır. Bu alternatiflerden herhangi birine karar vermeden önce ne istediğinize karar vermelisiniz. Ben yeni bir yere gidiyorum ve tek istediğim sabaha kadar içmek diyorsanız barlar sokağının adresini bulmanız yeterli 🙂 Aradığınız pek çok şey olabilir. O şehrin yemeklerini merak edenler, o şehrin içkilerini merak edenler, o şehrin kızlarını merak edenler, o şehrin tarihini merak edenler, o şehrin kültürünü merak edenler, o şehirdeki insanları tanımak isteyenler... bu liste uzar gider. Listenize göre araştırma yapacağınız yerler de değişiklik gösterebilir. 14 Şubat'ta Viyana'ya gidiyorum. Her zaman fikir aldığım birkaç siteye baktıktan sonra da internette genel bir araştırma yapıyorum. Klasik yöntem 🙂 Farkı gösterebilmek için size 2 sitenin gitmek için önerdikleri 10 yeri listeliyorum. Bu ay Viyana'ya gidiyoruz. Yazdığınız tüm yazıları okudum, hepsi gerçekten işime yarayacak bilgiler :] Fakat yine de belirtmediğiniz, dikkat etmem gereken şeyler ve önereceğiniz başka yerler var mı? Ayrıca eğer gittiyseniz Salzburg'u önerir misiniz? Trenle oraya da geçmeyi düşünüyoruz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bkm-express-ile-ucmaya-hazir-misiniz", "text": "Online alışveriş yaparken kredi kartı bilgilerinizi girmek sizi rahatsız ediyor mu? Kart numaramı verdim ama sonrası ne olacak diye online alışveriş yapmakta tereddüt ediyor musunuz? Bu sıkıntılarınızın çok kolay bir çözümü var: Türkiye'nin dijital cüzdan uygulaması BKM Express ile kredi kartı bilgilerinizi girmeden online alışveriş yapabilirsiniz. Benzer endişeleri olan ve BKM Express uygulamasını kullanan 1 milyondan fazla insan var. Uygulamayı henüz denememiş olabilirsiniz, henüz geç değil! Üstelik müthiş bir kampanya başladı: Ekim ayı boyunca tam 1 milyon Mil BKM Express'ten hediye olarak dağıtılıyor. Türkiye'nin dijital cüzdanı BKM Express'e ilgi çığ gibi büyüyünce Bankalararası Kart Merkezi bu ilgiyi benzersiz bir kampanyayla ödüllendirmeye karar verdi. Ulaşımdan akaryakıta, tekstilden gıdaya onlarca sektörde alışveriş deneyimine farklı bir boyut katan BKM Express şimdi de 10 kişiye 100 bin Mil hediye ediyor. 1 milyonu geçen üye sayısını tam 1 milyon Mil ile kutlamak isteyen BKM Express bu kampanya için Miles&Smiles ile iş birliğine gitti. Ayakları yerden kesecek bu kampanyada, üye işyerlerinden BKM Express ile alışveriş yapan kullanıcılar her alışverişlerinde bir çekiliş hakkı kazanıyor. Kampanya 31 Ekim 2015'e kadar sürecek. BKM Express ile henüz tanışmayanlar için uygulamadan kısaca bahsetmekte yarar var. BKM Express basit, hızlı, güvenli ve kolay bir ödeme sistemi. BKM tarafından 2012'de hayata geçirilen bu uygulama sayesinde internet üzerinden kart bilgisi paylaşılmadan alışveriş yapılıyor. Kart bilgisi paylaşılmadığı için güvenlikle ilgili endişeler tamamen ortadan kalkıyor. Üstelik BKM Express'in iPhone ve Android uygulamaları üzerinden para transferi de yapılabiliyor, hem de 7 gün 24 saat... Dijital cüzdan uygulaması BKM Express'i ücretsiz olarak akıllı telefonuna indirip kartlarını dijital cüzdanına ekleyenler hem kartlarını yanında taşımak zorunda kalmıyor hem de ödemelerde daha yüksek hıza kavuşuyor. Şimdi uygulamayı indirmenin ve kampanyada çekilişe katılmanın tam zamanı."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/blaundus-antik-kenti-usak", "text": "Türkiye'nin her köşesi antik kent kaynıyor demiş miydim? Kültür ve Turizm Bakanlığı'na kayıtlı 280 kadar antik kent var ülkemizde, henüz keşfedilmemiş olanlar da vardır mutlaka. İç Ege'nin pek gezi rotalarına girmeyen şehri Uşak'ta bulunan Blaundus Antik Kenti, az bilinen antik kentlerimiz arasında yer alıyor. Ben ilk fotoğraflarını gece yıldız pozlayan fotoğrafçılardan görmüş, \"bir gün giderim\" diyerek listeme eklemiştim. Türkiye'nin Stonehenge'i olarak anılan Blaundus Antik kenti nerede, nasıl gidilir, antik kent hakkında genel bilgi, tarihçesi ve fazlasını bu yazıda bulacaksınız. Keyifli okumalar! Stonehenge: İngiltere'nin en önemli anıtlarında biri olan Stonehenge, Neolitik Taş Devri ile Bronz Çağı arasında 900 farklı boyutta taştan yapılmış dünyanın en çok bilinen yerlerinden biri. Biz Blaundus Antik Kenti'ne Murat Dağı yönünden geldik. Siz de Pamukkale'den Aizanoi Antik Kenti'ne bir rota yaparak arada Blaundus Antik Kenti'ni ve Ulubey Kanyonu'nu ziyaret edebilirsiniz. Blaundus Antik Kenti, Uşak'ın Ulubey ilçesi, Sümenli Köyü sınırları içinde, Uşak şehir merkezine yaklaşık 40 kilometre, Ulubey Kanyonu Tabiat Parkı'na ise yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alıyor. Antik Kent, İstanbul'dan gelecekler için yaklaşık 510 kilometre yani 6,5 saatlik bir sürüş mesafesinde yer alıyor. Aizanoi Antik Kenti yazım da ilginizi çekebilir, bir göz atın. Blaundus Antik Kenti girişi ücretsiz, kent girişinde herhangi bir gişe bulunmuyor. Şu an kent pek koruma altında gibi görünmüyor. Biz korona döneminde gittiğimizde bekçi dahi yoktu. İnternetten ziyaret saatlerinin 15 Nisan 2 Ekim arası 09:00 ve 19:00 arası ile 3 Ekim 14 Nisan arası 08:00 17:00 arasında olduğuna dair bir bilgi aldım, ancak resmi bilgi değil. Kentte gece fotoğraf çekimleri yapıldığını bildiğim için -eğer özel izinle girilmiyor ise- bir giriş-çıkış sınırlaması varmış gibi görünmüyor. Ayrıca antik kentin içinde veya yakınında herhangi bir tesis de bulunmuyor. Su veya benzeri ihtiyaçlarınızı mutlaka yanınızda getirmenizi öneririm. Antik kentlerin pek çoğunda olduğu gibi kenti gezerken korunabileceğiniz bir gölgelik alan da yok, bu nedenle yanınıza şapka almanız ve güneş koruyucusu sürmeniz yararınıza olacaktır. Blaundus Antik Kenti, Ulubey Kanyonu'nun dik vadilerinin üstündeki yarımada şeklinde bir tepeye kurulmuş, bol rüzgar alan bir şehir. Şehir, Büyük İskender'in seferleri sırasında Makedonyalılar tarafından kurulmuş, bu yüzden Makedonyalı Blaundus Şehri olarak da anılıyor. Makendonlar tarafından kurulan şehir önce Bergama Krallığı, sonra da Roma İmparatorluğu egemenliğine girmiş. Kentin en önemli yapıları olan stadyum, tiyatro, agora Romalılar döneminde yapılmış, tıpkı pek çok Roma şehrinde olduğu gibi. - Helenistik dönemde inşa edilen, kentin şu an en sağlama yapısı kuzey surlarının giriş kapısı, - su kemeri, - darphane, - idari binalar, - sur duvarları, - kentin ortasında yer alan, İon tarzında yapılmış olan Roma İmparatoru Claudius'un mabedi, Ceres Tapınağı, - yalnızca bir tarafında oturma kademeleri olan stadyum, - kentin güney yamacında bulunan tiyatro kalıntıları, - kaya mezarları. Kentin tek girişi olan kuzey girişine doğru ilerlerken sağda bir kemer göreceksiniz, o kemer şu an ayakta kalan tek su kemeri. Bizim gibi nasılsa içeride devamı vardır diye düşünüp pas geçmeyin diye hatırlatmak istedim. Vadinin yamaçlarına inşa edilmiş olan stadyum ve tiyatro kalıntıları ise otların arasında kaybolmuş durumda. Antik kentte 2019 yılında yeniden kazı çalışmalarına başlandığına dair bir haber okudum, ancak muhtemelen korona nedeniyle, ben gittiğimde görünen bir çalışma yoktu. Umarım kazılar devam eder ve bu gizemli şehirle ilgili daha fazla bilgi-belge ortaya çıkar. Şehrin en etkileyici yeri, tapınak veya mabed olduğu tahmin edilen, bu bölgede yaşayan hiçbir medeniyette benzeri olmayan, benim Türkiye'nin Stonehenge'i diye adlandırdığım farklı şekillerde yerleştirilmiş taş kalıntıları. Hala tam olarak hangi amaçla yapıldığı çözülememiş olan yapının açıklamasında kamu binası yazıyordu, bana biraz komik geldi. Yolunuz Uşak'a düştüyse, Blaundus Antik Kenti ile birlikte Ulubey Kanyonu ve Clandras Köprüsü de Uşak'ta gezilecek yerler listenizde mutlaka olsun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/blog-yazarak-para-kazanmak-mumkun-mu", "text": "Zaman zaman katıldığım etkinlikler, canlı yayınlar, sosyal medyada yaptığım soru cevaplarda en çok sorulan soruların başında \"tam olarak ne iş yapıyorsun\" sorusu geliyor. Bu soru, blog yazarlığının bir iş olarak algılanmamasından kaynaklandığı için \"blog yazarıyım\" deyince de hemen arkasından ikinci soru geliyor: \"blog yazarak para kazanmak mümkün mü?\". 12 yıldır blog yazan ve son 2.5 senesini tam zamanlı blogger olarak geçiren biri olarak bu soruya uzun ve detaylı bir cevabı bloguma yazayım da soranlara bu yazının bağlantısını göndereyim dedim ve bu yazı ortaya çıktı. Umarım sorularınızın cevaplarını bulursunuz, bulamazsanız lütfen yorumlar kısmına sorunuzu yazın, cevaplayayım. Öncelikle bu yazıya google'da \"blog yazarak paza kazanmak\" veya \"blog yazarak nasıl para kazanılır\" yazarak geldiyseniz, kendi yolculuğumu anlattığım \"19 yıllık kurumsal hayatı bıraktığım için pişman mıyım?\" videomu izlemenizi öneririm. Böylece bu blog yazarları kimmiş, bu noktaya nasıl gelmişler konusunda biraz fikir edinmiş olursunuz. Blog, en basit tanımı ile, teknik bilgiye ihtiyaç duymadan, herhangi bir kimsenin kendi istediği şekilde, kişisel bilgi ve deneyimlerini yazmasına olanak sağlayan bir çeşit internet sitesidir. Bireysel olarak, istediğiniz herhangi bir konuda kolayca kayıt tutmanıza olanak sağlayan, günlük yerine de kullanabileceğiniz ortamdır. Benim de 12 yıl önce blog yazmaya başlama hikayem böyle başlamıştı. Hafızam kötü olduğu için gittiğim ülke ve şehirlerde hatırlamak istediğim yerleri not almak ve benden sonra gidecek arkadaşlarımla kolayca paylaşabilmek için blog yazmaya başlamıştım. Yıllar sonra benim işim olacağı gerçekten hiç aklıma gelmezdi, zaten 12 yıl önce ülkemizde blog yazarlığı bir iş olarak kabul görülmüyordu. Belki de bu doğal tavır blogumun bu günlere gelmesine ortam hazırladı. Blog yazarı, kendi uzmanı olduğu ve/veya bildiği konuda okuyucuları bilgilendirmek, eğlendirmek, veya kendi fikirlerini paylaşmak için yazan kişilerdir. Kendi deneyimleri, deneyimlerinden çıkarımları, bildikleri ve/veya yeni öğrendiklerini makaleler şeklinde paylaşarak okuyucularına ulaşırlar. Gelişen teknoloji ve sosyal medya araçları ile birlikte, eğer bu işi para kazanmak amacıyla yapıyorsanız, blog yazarının bloguna yazı yazmak dışında hem blogun teknik ihtiyaçlarını çözmesi hem de tanıtım faaliyetlerini yürütmesi gerekir. Bu bölümün detayına bir sonraki bölümde gireceğiz. Blog yazarlığı bir iş midir, derseniz, zamanınızı harcadığınız ve karşılığında para kazandığınız bir aktivite olduğu için bence iştir. Blog yazarlığını tabii ki hobi olarak da yapabilirsiniz, ben yıllarca kurumsal işim ile birlikte götürdüm, o dönem benim için hobi idi. Ama işin içine para kazanma, daha doğrusu hayatını sürdürebilecek kadar para kazanma girince bu artık hobi değil iş haline geliyor. Evden çalışmak konusunda soru işaretleriniz varsa, Evden Çalışmanın İncelikleri yazım ilginizi çekebilir. Blog yazarlığının bir iş olarak görülmesi konusununda hala sıkıntılarımız var maalesef. Ülkemizde pek çok insan evden çalışarak yapılan işlere iş gözüyle bakmadığı ve blog yazarlığını zaten bir iş olarak görmediği için, hala bana \"ne işin var ki\" diye soran çok insan olabiliyor. Halbuki blog yazarak para kazanmak istiyorsanız tam zamanlı bir işten daha fazla blogunuz ile uğraşmanız gerekir. Özellikle bu işi bireysel olarak yapıyorsanız, blogun tasarımcısı, yazılımcısı, pazarlamacısı, editörü, sosyal medyacısı hepsi sizsiniz. Dolayısıyla en az 5 kişilik bir efor harcamanız gerekecek. Her işte olduğu gibi, blogunuz için de ne kadar sağlam çalışırsanız o kadar hızlı istediğiniz yere ulaşırsınız. Bu arada blog yazarlığını bir iş olarak yapmaya başladığınızda yerden bağımsız olarak çalışmaya başlayabilir ve pek çok insanın rüyasını yaşarken bulabilirsiniz kendinizi. Bu yüzden \"hayat sana güzel\" gibi sözlere alışmak da blog yazarlığının bir parçası. Çünkü pek çok insan, neredeyse hiçbir şey yapmadan hayalindeki hayatı yaşadığını düşünecek, bu yorumlara hazır olun! Blog yazarak para kazanmak, hayatınızı idame ettirmek istiyorsanız, size aslında herkesin bildiği ama duymaktan da hoşlanmadığı gizli tarifi vereceğim. Yazı yazmayı seviyorum, blog açayım mı? Ben de sizin gibi çok gezdim, blog açsam mı? gibi pek çok soru geliyor bana. Tabii bu soruların devamında da ne kadar süre sonra \"bu iş para kazandırır mı?\" diye devam ediyor. Giriş kısmında söyledim, burada da tekrar edeyim, blog yazarı olmak ve bu işi paraya çevirmek dışarıdan göründüğü kadar kolay bir iş değil. Kan, ter ve gözyaşına hazır değilseniz bu işi hobi olarak yapmaya devam edin. Ama ben fazlasını istiyorum diyorsanız, okumaya devam edin! \"Blog yazmak istiyorum, nereden başlayayım?\", hatta artık gençler \"youtuber olmak istiyorum, nereden başlayayım\" diye soruyor ama o başka bir yazının konusu olsun. Öncelikle hakkında yazabilecek kadar sevdiğiniz, ilginizi çeken, araştırmaktan zevk aldığınız bir konu belirleyin. Kendimden örneklerle anlatayım. Ben seyahat etmeyi çok seviyor, seyahatlerimi bir tura bağlı kalmadan yapmayı seviyor ve bir yere gitmeden önce oldukça detaylı araştırma yapıyordum. Bir yere gidecek olan eş, dost arayıp \"ne yapalım, ne yiyelim, nereye gidelim\" diye sık sık sormaya başlayınca, ben en iyisi bunları bir yere düzenli şekilde yazayım de herkes faydalansın diye düşünerek blogu yazmaya başladım. Yani benim kategorim; tursuz, kendi araştırmaları ile gezen birinin seyahat blogu oldu. Seyahat deneyimlerimin yanında, araştırmalarımı yaptığım kitaplara, ilham aldığım gezginlere de blogumda yer vererek bu alanı tam olarak sahiplenmeye çalıştım. Siz de yazmak istediğiniz konuyu seçerken; yazmaktan keyif alacağınız ve sokaktaki herhangi birinden daha fazla bilgiye sahip olduğunuz bir alan seçmeye çalışın. Aksi halde birbirine benzeyen blog yığınları içinde kaybolup gidersiniz. Alanınızı belirledikten sonra da bir alan adı belirlemeniz gerekiyor, yani blogunuzun adı. Benim için yukarıda tariflediğim özellikleri iyi anlattığını düşündüğüm \"Çok Okuyan Çok Gezen\" alan adım, blogumun adı, markam oldu. Şimdi bir blog açıyor olsam bu ismi almayabilirdim. Daha kısa, Türkçe karakter içermeyen, içinde gezi, seyahat, yol gibi kelimelerden biri geçen daha hap gibi bir isim seçerdim. Blog yazmaya hobi olarak başlayınca bunların üzerinde fazla düşünmüyor insan. Yazmak istediğiniz konuyu belirlediniz, alan adını aldınız, peki şimdi ne olacak? Blogunuzu yayınlayacağınız bir ortama ihtiyacınız var. En basit versiyonu blogspot, daha profesyonel versiyonu WordPress olacak şekilde pek çok blog altyapısı sunan platform var internet dünyasında. Ben blogu ilk açtığımda blogspot üzerinde idi, birkaç ay sonra onun çok basit kaldığını düşünerek WordPress'e taşıdım ve yıllardır orada tutuyorum blogumu. Blog açmak için önce bir alan adı, sonra altyapı sağlayıcı, sonra da hosting firması bulmanız ve bunları birbiri ile konuşur hale getirmeniz gerekecek. Daha sonra da yazılarınızın arama motorları tarafından sevilmesi yani arama sonuçlarında üst sıralarda çıkması için SEO öğrenmeniz gerekecek. Bu konuları araştırıp biraz kendinizi geliştirmeden blog işine girişmeyin, veya başladıktan sonra hızlıca bu eksiklerinizi tamamlayın derim. Başta, uzaktan davulun sesi hoş gelir, demediysem şimdi diyeyim, özellikle teknik biri değilseniz tüm bu konuları öğrenmeniz ve doğru şekilde uygulamanız zaman alacaktır. Ben eksik kaldığım konularda Türkiye'nin en iyi wordpress okulu olan Wpokulu. co 'dan destek alıyorum, siz de eğitimlerini ve WP Kulüp üyeliğini inceleyebilirsiniz. İşte bu noktada \"ben yazı yazmayı seviyorum, blog açayım mı?\" sorusuna tekrar cevap vereyim. Teknik konularda kendinizi geliştirmeye niyetliyseniz, bu konulara ilginiz varsa blog açmayı düşünün. Ben teknik konuları sevdiğim halde, hala, keşke sadece yazı yazsam da şu teknik işlerle hiç uğraşmasam diyorum. Blog yazmak sadece bilgilerinizi aktarmakla sınırlı bir iş değil. Kaliteli ve özgün içerik hazırlamanız, iyi yazı yazmanız, yazdıklarınızın anlaşılması ve düzenli bir okuyucu kitlesine sahip olmanız gerekiyor. Bunların hepsi için iyi bir anlatım diline sahip olmanız, ve o anlatım dilinin özgün olması gerekli. Eğlenceli, bilgilendirici veya sürükleyici... Bu seçimleri yapabilmek ve aynı dili koruyup geliştirerek yıllar boyu düzenli olarak yazabilmek, blog yazarı olmak için önemli şartlardan biri. Peki bu yazım dilini nasıl geliştireceksiniz? Tabii ki çok okuyarak! İyi bir okur olmadan iyi bir yazar olamazsınız. Ama sakın gezi/seyahat kitapları okuyarak iyi bir okuyucu olacağınızı düşünmeyin, zira o gezi kitaplarının pek çoğu edebi bir dille yazılmamıştır. Yazım dilinizi geliştirebilmek için önce kendi tarzınıza yakın yazarları keşfetmelisiniz, yani farklı tarzlarda yazılmış kitapları okumalısınız. Sonra da hangi tarza kendinizi yakın hissediyorsanız o tarzda yazılmış, size yazım dili açısından ilham vereceğini düşündüğünüz yazarları okuyabilirsiniz. Sizden ilk gün yazar olmanız beklenmiyor elbette, doğal bir dille yazabilirsiniz. Ancak anlatım bozukluğu olmaması, dilbilgisi ve imla kurallarına uymanız bir blog yazarından beklenen özellikler. De-da eklerini düzgün kullanmanız olmazsa olmaz! Yalın ve halk dilinde yazayım, bunu yaparken de doğayı ve insanları muhteşem bir dilde betimleyeyim derseniz Yaşar Kemal'in kitaplarını okuyun mesela. İnce Memed serisinde Çukurova'nın nasıl anlatıldığını özümseyin. İşin içine tarihten hikayeler katmak isterim derseniz Amin Maalouf kitaplarını Semerkant'ı, Doğu'nun Limanları'nı okuyun. Zamanda bir ileri bir geri gitmek, basit bir hikayeyi merak uyandıracak bir hale getirmek isterim derseniz Gabriel Garcia Marquez okuyun örneğin. Yüzyıllık Yalnızlık, Kolera Günlerinde Aşk kitaplarını okuyun. Sürekleyici bir dilim olsun, bir solukta okunsun derseniz Ahmet Ümit'i okuyun. Bu örnekleri yüzlercesi ile artırmak mümkün elbette, ben şu an aklıma gelenleri yazıverdim. İyi yazarların iyi kitaplarını okumak, onlardan ilham almak kendinize yapabileceğiniz en iyi yatırım olacaktır. Şu ana kadar söylemediysem söyleyim, iyi bir blog yazarı olmak çok yönlü olmayı gerektirir. Kurumsal hayatta \"multi task\" denen, Türkçe'de 10 parmağında 10 marifet dediğimiz kişilerden olmanız lazım. Blog yazarlığı sadece yazarak yaptığınız bir iş değildir. Siz bir içerik üreticisi olmak üzere yola çıktığınızın farkına varmalısınız. Bu ne demek; bloga yazdığınız yazıları mutlaka görsel ögelerle desteklemeniz gerekecek. Türk insanının aklı gözündedir, yazdıklarınızdan çok yazıya eklediğiniz görsellerle ilgilenecekler. Bu nedenle yazıya eklediğiniz görsel malzemelerin kaliteli olması gerekecek. Fotoğraf ekleyecekseniz fotoğraflarınızın kalitesi, bloga uygun şekilde düzenlenmesi için mutlaka bir fotoğraf düzenleme programı öğrenin. Photoshop veya Lightroom işinizi görecektir. Blogunuz sizin ana mecranız olacak, ancak destek mecralara da ihtiyacınız olacak. Yani instagram, youtube, gerektiğinde tiktok gibi... Bu mecralara içerik üretebilmek için de hem fotoğraf hem de video konusunda bilgi ve ekipmana ihtiyacınız olacak. Ekipman derken bazen sadece iyi fotoğraf ve video çeken bir telefon dahi işinizi görebilir ama özellikle görsel yoğun yani seyahat, yemek, sağlık, güzellik, fotoğrafçılık gibi kategorilere yoğunlaşacaksanız daha iyi bir fotoğraf makinası edinmeniz, mikrofon, tripod almanız, drone almanız gibi ihtiyaçlarınız da ortaya çıkacak. Blogunuzun kısa sürede yüksek okuyucuya sahip olmasını istiyorsanız istikrarlı bir şekilde bıkmadan usanmadan içerik üretmeniz gerekecek. Üstelik sadece blogunuz için değil, bir önceki maddede bahsettiğim sosyal medya kanalları için de. Haftada en az 2-3 yazı yazacak şekilde bir düzen oturtabilirseniz blogunuzdan para kazanmak için bir altyapı oluşturmaya başlayabilirsiniz, daha fazlasını yapabilirseniz ne ala, ama kaliteli içerik söz konusu olduğunda daha fazlası gerçekçi olmayabilir. Kaliteden taviz vererek daha kısa içerikler üretmeye kaçarsanız bu kez blogunuzun içerik kalitesi düşecek, yapmayın. Gerekli ön araştırması yapılmış, teknik olarak optimizasyonları tamamlanmış, tamamıyla özgün ve kaliteli bir içerik üretmeniz gerek çünkü bu artık sizin işiniz! Unutmayın, bu yazıyı okuyorsanız bu işi artık hobi olarak yapmıyoruz! Kurumsal hayatı bırakıp blog yazmayı artık iş olarak sürdürmeye karar verdiğimde aylarca daha önceki yazdığım yazıları güncelledim. İçime sinmeyenleri tamamen sildim, potansiyeli olanları güncelledim, geliştirdim. Kimsenin okumadığı, ilgisini çekmeyecek, benim günlüğe not tutar gibi yazdığım içeriklerin neredeyse tamamını yeniden yazdım, fotoğraflarını değiştirdim, özgün ve kaliteli bir içerik haline getirmeye çalıştım. 1000 küsur yazının tek tek elden geçmesi demekti bu. Düzenli çalışmadan bunu bitirmek mümkün değil. İş hayatında nasıl iş planları, yapılacaklar listesi yapıyorsanız blog yazarı olarak da planlı bir çalışma düzeni oturtmanız gerekiyor. İçeriğinizi hazırlarken sadece kendi yazmak istedikleriniz değil, sizin yazınızı okuyacak kişileri dikkate alarak içerik üretmelisiniz. Bir yazı yazmadan önce ana konuya karar verdiyseniz insanların Google'da bu konuda neler araştırdıklarına bakmak, sosyal medyadan takipçilerinize, \"XYZ konusunda merak ettiklerinizi sorun\" şeklinde onlardan bilgi toplamak gibi bunu yapabileceğiniz pek çok araç ve pek çok yöntem var. Bu yazıda bunların hepsini yazmaya kalkarsam yazı bitmeyecek, o yüzden hedef kitlenizi, okuyucu ve takipçilerinizi tanıyıp onların ilgisini çekecek içerikler üretmelisiniz diyip bırakıyorum. Ben blog yazmaya başladıktan sonra pek çok Çok Gezen buluşması organize edip okuyucularımla yüz yüze tanışma ortamları da yaratmıştım. Hatta o buluşmalara ilk gelenlerin pek çok şimdi yakın arkadaşlarım oldu. Veya, elektrikli scooter kullanımı giderek artıyorsa ve şehir içi seyahatler için de elektrikli scooterlar kullanılmaya başladıysa, bu konuda detaylı bir araştırma yazısı hazırlamak fena fikir değil! İstikrar ve düzen dedik ama bir olmazsa olmazımız daha var: Sabır! Blog yazmak da, blogun belli bir okuyucu kitlesine ulaşmasını sağlamak da, blogdan para kazanmaya başlamak da zaman alan işler. Bir blog yazısına bazen günlerce zaman harcayacaksınız, dünyanın en kaliteli yazısını yazdığınızı düşüneceksiniz ancak o yazıyı sadece 3 kişi okuyacak; sen, nişanlın ve annen. Bunlar yaşanacak, hazırlıklı olmalısınız. Herhangi bir iş fikrinin, girişimin para kazanmaya başlaması için 2-3 yıla ihtiyacı olduğu gibi blogunuzdan para kazanmaya başlamanız da zaman alacak. Sabır göstermeli, düzenli olarak üretmeye, içeriklerinizi ilgi çekici hale getirmeye devam etmelisiniz. Unutmayın, sabrın sonu selamettir. Ben girişimciler ile çalışırken çok söylediğim bir laftı bu: \"önce ateş edin, sonra nişan alın\". Genellikle bu laf negatif yorumlanır. Dijital dünya her gün değişiyorken, bir projeniz, bir fikriniz varsa bir an önce hayata geçirin. Siz bütün planlarınızı yapıp harekete geçtiğinizde sizinkiyle benzer hatta aynı fikre sahip biri çoktan işe başlamış olabilir. Blog yazmak mı istiyorsunuz, bir an önce kendinize bir alan adı alın. Çünkü Google'a göre alan adı ne kadar eskiyse o kadar değerli oluyor. Bunun dışında sizin düşündüğünüz ismi birileri çoktan almış olabilir. Vakit kaybetmeden isminizi bulun, alan adınızı alın. Yazılarımı mükemmel hale getireceğim diye bekleyip durmayın. Yazınızı yayınlayın, gelen yorum, eleştiri ve önerilere göre o yazıyı geliştirebilir veya insanların ilgisi başka yönde ise o konuda başka bir yazı yazabilirsiniz. Benim bütün yazılarım çok mu iyiydi? Hayır, tabii ki. Ama yazdıkça daha iyi yazmayı öğrendim. Yazdığınız her yazı dijital dünyada bir iz bırakıyor, ne kadar erken başlarsanız o kadar çok iz bırakma şansınız olacak. Benim belki de en büyük avantajlarımdan biri 12 yıldır blog yazıyor olmam. Blog yazarak para kazanmak istiyorsanız, parayı kazanabileceğiniz kişi veya kurumlar ile tanışıklığınızın olması gerekir. Onlar sizi bilecek, blog yazarı listelerine ekleyecek, iş gönderecek ki siz para kazanabilin. Marka işbirlikleri, sponsorluklar gibi işlerden para kazanmak istiyorsanız bu konu kritik. Peki ya yazmak istediğiniz kategoride hiç tanıdığınız yoksa? \"Üstüne bir bardak su için\" demeyeceğim tabii. Bulunduğunuz kategoride çevre edinmek için biraz zaman ve emek harcamanız gerekecek. Blog yazdığınız konu ile ilgili fuar, konferans gibi etkinliklere katılabilirsiniz. Bu konulardaki fikir liderlerini takip edip onlarla tanışmak için çaba harcayabilirsiniz. Gençliğimde CRM konusunda çok beğendiğim bir hoca ile tanışmak için o dönem popüler olan bir sosyal medya sitesinde \"Uğur Hoca beni takip etsin\" kampanyası başlatmıştım. Benim kampanya kendisine ulaştı ve sonra aramızda güzel bir dostluk oluştu. Gördüğünüz gibi çok da zor değil. Ulaşmak istediğiniz kişi veya kurumun bir temsilcisini blogunuzda röportaj yapmak için davet edebilirsiniz. Ortak tanıdıklarınızın sizi tanıştırmasını isteyebilirsiniz. Diğer blog yazarlarını takip edip onların işbirliği yaptığı marka, firma temsilcilerine ulaşarak kendinizi tanıtabilirsiniz. Pek çok marka artık direk içerik üreticileri ile çalışmak yerine ajanslar ile çalışıyor. Bu ajansları araştırarak bulmanız artık çok kolay. Bu ajanslara ulaşıp onların blog yazarı listelerine girmeye çalışabilirsiniz. Hedef kitlenizi tanıyın maddesinde bahsettiğim buluşma organizasyonları da çevre kazanmanın bir yolu olabilir. Yani etkinliği başkalarının organize etmesini beklemeyip kendiniz de planlayabilirsiniz. Çevre edinmek için yöntem çok ama bu konuda ciddi emek harcamanız gerektiğini söylemiştim. Değil hiç tanımadıklarınız, bazen çok yakından tanıdıklarınız dahi size günlerce, haftalarca cevap vermeyebilir. Bu gibi durumlarda motivasyonunuzu kaybetmemeli, azimle çalışmaya devam etmelisiniz. Bir noktadan sonra, blogunuzun okuyucu sayısı veya sosyal medyadaki takipçi sayısı belli seviyelere geldiğinde artık markalar veya ajanslar size ulaşmaya başlayacak. Ama bunu beklemeden kendinizin ilk adımı atmanızı tavsiye ederim. Ne demiştik, önce ateş edip sonra nişan alıyoruz. - Alan Adı : Satın aldığınız alan adının yıllık bir ücreti var, genelde USD cinsinden. - Barındırma : Hosting yani blogunuzu barındırmak için bir yer kiralamanız gerek, bunu da yıllık alabilirsiniz. - Blog Teması: WordPress'in ücretsiz temalarını kullanabilirsiniz ama daha özgün bir tasarım ve teknik destek alabilmek için ücretli bir tema alabilirsiniz. Tek seferlik ödeme yapmanız yeterli olacaktır. - Gerekli Programlar: Photoshop, lightroom gibi fotoğraf düzenleme programlarını lisanslı almak isterseniz onlara bütçe ayırmanız gerekecek. Bu programların ücretsiz deneme paketleri ile başlamak maliyetinizi düşürmenizi sağlacaktır. - Gerekli Ekipmanlar: Fotoğraf makinası, mikrofon, tripod gibi malzemeleriniz yoksa onlara bütçe ayırmanız gerekecek. - Tanıtım: Bunlar dışında blogunuzun veya sosyal medya hesaplarınızın tanıtımı için reklam yapmayı düşünürseniz buna bir bütçe ayırmanız gerekecek. Ben hosting hizmeti için uzun yıllardır Türkiye'nin lider hosting platformu olan Natro Hosting ile çalışıyorum. Natro Hosting üzerinden blogunuz için ihtiyacınız olan; domain alımı, hazır websitesi kurma, hosting, e-mail servis sağlama, SSL gibi pek çok hizmeti tek bir noktadan alabilirsiniz. İlk aklıma gelen harcama kalemleri bunlardı. Tüm bu yatırımları blogdan anlamlı, yani hayatınızı idame ettirmeye yetecek bir para kazanmaya başlayana kadar karşılıksız olarak harcamanız gerekecek. İyi ihtimalle 2 yıl kadar hem bu yatırımları fonlayacak hem de sizin geçiminizi sağlayacak bir gelir kaynağı yaratmanız lazım. Siz de benim gibi kurumsal işinizde çalışırken blogunuzu şekillendirip ilk 2 yılı başka bir yerden maaş alırken geçirebilirsiniz. Bu durumda çifte mesai yapmayı da göze almalısınız. Gündüz maaşlı işinizde geceleri blogunuzda çalışacaksınız. Bu yazıya blog yazarak para kazanmak umudu ile gelmiş olan sevgili okuyucu, işte çok merak ettiğin kısma geldik. Umarım ilk bölümü okumuşsundur çünkü o kısım olmadan para kazanamayacağını baştan söyleyeyim, hala vaktin var, geri dönüp okuyabilirsin. \"Tamam ya, hala para kazanmaya başlamadı\"k diyorsunuz biliyorum. Artık başlıyoruz. - Google Adsense Reklamları: Bir yayıncı olarak en az çaba ile yayınlayacağınız reklam türü Google Adsense reklamları. Aynı zamanda da muhtemelen en az para kazanacağınız yöntem bu. Adsense reklamlarından anlamlı bir para kazanabilmek için aylık blog trafiğinizin 100.000 üzerinde olması iyi olur. Çok az bulunan bir kategoride yazıyorsanız belki bu rakam 50.000'e kadar düşebilir. Mesela benim blogumda Adsense reklamı yok, oradan gelecek para yerine blogumun temiz olmasını tercih ediyorum. - Görüntülü Reklamlar: Adsense dışında, siz direkt markalar ile çalışarak onların görüntülü reklamlarını blogunuzda yayınlayabilir, aylık, yıllık, gösterim başına, tıklama başına gibi farklı modellerle çalışabilirsiniz. - Gelir Ortaklığı Programları : Yabancı blog yazarlarının en fazla para kazandıkları alanlardan biri bu gelir ortaklığı programları olsa da ülkemizde henüz çok kıymeti bilinmiyor. Son zamanlarda Trendyol linkleri ile bir çılgınlık başlamasa kullanan olmayacaktı. Gelir ortaklığı programı nedir derseniz, siz yayıncı olarak bir marka veya ürünü tanıtırısınız, ilgili marka veya ürüne gönderdiğiniz trafik, o trafikten gelen satış, uygulama indirme gibi farklı aksiyonlardan para kazanırsınız. Booking. com, Carrentals. com, Amazon. com gibi dünyanın önde gelen dijital markaları bu yöntemi yıllardır kullanıyor, siz de yayıncı olarak bu sistemlere dahil olabilirsiniz. - Sponsorlu İçerikler: Blogunuz belli bir okuyucu sayısına ulaştıktan sonra markalar kendi ürün veya hizmetlerini sizin blogunuz veya sosyal medya kanallarınız üzerinden tanıtmak isteyecekler veya siz onlara bu tarz proje fikirleri sunacaksınız. Bu gibi durumlarda, yazı başına, paylaşım başına, yönlendirme yaptığınız bağlantı başına gibi farklı modeller ile para kazanabilirsiniz. - Ürün ve Hizmet İncelemeleri / Tanıtım Yazısı: Bir ürün veya hizmeti deneyip, bu deneyiminizi blogunuz ve sosyal medya kanallarınızda paylaşarak o ürün veya hizmete ücretsiz olarak sahip olabilir veya üstüne para alabilirsiniz. Bu tamamen anlaşmanıza bağlı olmakla birlikte blog okuyucunuz az iken sadece ücretsiz ürün ile yetinirken okuyucunuz arttıkça üstüne para kazanmaya başlayabilirsiniz. - Bağlantı Yönlendirmesi: Blogdan para kazanma konusunda en popüler yöntemlerden biri budur. Blogunuzun belli bir kalite ve trafiği varsa, arama motorlarında üst sıralarda çıkmak isteyen firmalar belli kelime ve/veya kelime gruplarından kendi sitelerine yönlendirme yapmanızı isterler ve yine bağlantı başına bir para öderler. Türkçesini yazmak istediğim için bağlantı yönlendirmesi dedim ama bilinen adı Backlink satışıdır. - Ürün veya Hizmet Satışı: Blogunuz üzerinden kendi özel markalı ürünleriniz, yazdığınız kategori ile uyumlu ürünler, kendi ürettiğiniz özgün ürünler gibi ürünleri satarak blogunuzdan para kazanabilirsiniz. Seyahat kategorisinde pek çok blogger okuyucu/takipçelerinin katıldığı turlar düzenleyerek gelir yaratıyor kendine mesela. - İçerik: Blogunuz ve kendi markanız belli bir bilinirlik seviyesine ulaştıktan sonra başka firmaların internet siteleri, dergi veya gazeteleri için içerik üretmeye başlayabilirsiniz. Burada ürettiğiniz içerik başına bir ücretlendirme ile para kazanabilirsiniz. Yukarıdaki dışında; çekilişler, blogu büyütüp satmak, premium içerikler yani bazı içerikleri ücretli olarak satmak gibi farklı modellerle de blogdan para kazanmak mümkün. Benim yöntemlerim reklam & sponsorluk sayfamda yer alıyor, orada çalıştığım markalardan örnekler de görebilirsiniz. Yukarıdaki sorular bana farklı zamanlarda gelen soruların bir kısmı. Önce en kolay olanından başlayayım, blog yazarak zengin olmak gibi bir hayaliniz varsa blog yazarak zengin olmak çok zor. Bazı trafiği çok yüksek bloglar bir noktadan sonra zaten artık o işi blog olmaktan çıkarıp başka iş modellerine dönüştürüyorlar. Webrazzi, Gezimanya gibi örnekleri inceleyebilirsiniz. \"Ne zaman blog yazarak anlamlı yani hayatımı idame ettirecek para kazanmaya başlarım?\" sorusuna ise biraz genel bir cevap vereyim. Yukarıda yazıda bahsettiğim gibi haftada 2-3 zengin blog içeriği, aktif sosyal medya paylaşımları ile belli bir kitleye ulaşabilirseniz içerik ürettiğiniz kategoriye göre değişse de en kötü 2 yıl içinde anlamlı para kazanmaya başlarsınız. Piyasada 1 yıl içinde para kazanmaya başlayanlar da var 4 yıldır kazanamayanlar da. Kurumsal hayattaki işinizden daha fazla kazanır mısınız? Açık açık söyleyeyim, ben kurumsaldaki kadar kazanmıyorum. 19 yıllık kurumsal hayat, iyi bir markanın iyi bir pozisyonunda çalışıyordum, haliyle de çok kazanıyordum. Zaten hayatımı değiştirme amacım çok para kazanmak değil, hayal ettiğim hayatı yaşamaktı, ona da epey yaklaştım. Yani blog yazarlığı işine soyunurken hedeflerinizi ve ne istediğinizi iyi belirlemenizde fayda var. Bu yazıyı okuyanlardan bazıları \"blog yazmanın modası geçti, artık Youtube var diyor\" olabilir. Ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim: Blog benim ana yayın kanalım, ana mecram. Dün Facebook, bugün İnstagram, Youtube, yarın başka bir mecra. Bu mecralar hep değişecek. Youtube bir gün ben bütün videoları kaldırıyorum, dükkanı kapatıyorum derse ne yaparsınız mesela? Bu platformlar kendi sistemleri içinde yayın yapma imkanı sağlıyor size, blog ise tamamen size ait. Youtube'a eklediğiniz bir videoyu güncellemek istediğinizde güncelleyemezsiniz ama blog yazınızı istediğiniz zaman güncelleyebilirsiniz. Siz istediğiniz sürece yayın yapmaya devam edebilirsiniz, başka bir platforma bağlı değilsiniz. Blog yazmak bir moda değil, gelip geçmeyecek, daha uzun yıllar okunmaya devam edecek. Okuyan kitleler değişir, içeriklerin şekli değişir ama blog baki kalır. Youtuber mı olsak sorusunun muhattabı maalesef ben değilim, bu soruya o konuda iddiası olan birileri cevap verse daha iyi olur. Blog yazmaya bugün başlamak için hala geç değil. Özgün ve kaliteli bir blogun her zaman şansı var bana göre. Daha ne bekliyorsunuz, hadi başlayın, blogunuzu açınca bana da haber verin, bu yazının altına ekleyin blogunuzu! Uzun uzun yazmanıza çok sevindim, sırayla sorularınıza cevap vereyim. İlham aldığım gezginlerin popüler veya ünlü olmaları gerekmiyor. Hatta özellikle çok popüler olmayan insanlara yer vermeye çalışıyorum. Ben kimi zaman bir seyahat için araştırma yaparken kimi zaman da gezgin buluşmalarında bu insanlarla tanıştım. Yazımda bahsettiğim \"çevre\" meselesi burada devreye giriyor işte. Gezmek çok öznel bir kavram, herkes gezdiği yeri kendi deneyimlerine göre aktarır. Benim çok yakın arkadaşlarımla bile aynı yerden bahsederken bambaşka şekillerde yorumladığımızı görebiliyoruz. Gezen insanın bu farklılıklara açık olması gerektiğini düşünüyorum. Herkes her şeyi aynı yapsa veya aynı şekilde aktarsa hayat çok sıkıcı olurdu. İyi bloglar diye bahsettiğiniz blogların isimlerini verirseniz belki sonraki röportajlarda onlara da yer veririm. Ben de sizin nelerden hoşlandığınızı da anlamış olurum böylece. Sevgiyle kalın. Üniversitelerde ders notu olarak dağıtılmalı bu yazı nokta net! Emeğine sağlık. Sanırım yarın sabah ilk işim; Çok Okuyan Çok Gezen Kadın beni sosyal medyadan takip etsin kampanyası başlatmak olacak:-) Tabi bu işin şakası. Yazınız teknik detaylarla boğan birçok yazıdan çok daha yararlı, öncelikle bunun için teşekkürler. Eğer blogunuzun markanız olmasını istiyorsanız evet, kendinize ait domaininiz olmalı. Blogspotun basit görüntüsü ve kısıtlı teknik kapasitesi benim için yeterli olmadı, tabii 10 küsur sence öndeden bahsediyorum. WordPress plugin dünyası ile çok fazla imkan sunuyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bn-hotel-mersin", "text": "Mersin'de termal kaynaklar olduğunuz biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız üzülmeyin, yalnız değilsiniz, ben de bilmiyordum. Mersin şehir merkezine 19 km mesafede yer alan İçmeler Mevki, Mersin'de bulunan kaynaklardan birine ev sahipliği yapıyor. Mineral açısından Türkiye'nin en değerli termal kaynağının 1,5 km uzağında bulunan BN Otel ise bu kaynaktan gelen suya herhangi birşey karıştırmadan misafirlerine sunuyor. Türkiye'nin ilk \"Lifestyle Thermal\" oteli olan BN Hotel nerede, nasıl gidilir, otelde neler var, termal ve SPA olanakları, oda çeşitleri, ne yenir gibi merak ettiğiniz her türlü bilgi bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! BN Hotel Thermal & Spa, Mersin'in yaylarına doğru giden yolda zeytin ve narenciye bahçeleri arasında pandemiden önce hizmete girmiş olan beş yıldızlı bir termal otel. Kahramanmaraşlı sanayici Balsuyu ve Narlı ailelerinin yatırımı ile kurulmuş olan otel adını da ailelerin ilk harflerinden almış. Türkiye'de bir ilki hayata geçiren BN Hotel, resort konforunu termal ile birleştirerek \"lifestyle thermal\" otel konseptini hayata geçirmiş. Ailelerin rahat ve konforlu bir tatil geçirmesini hedefleyen otelin 7 farklı tipte 249 odası ve 3 adet de özel villası bulunuyor. Çocuklu ailelerin tatil keyfini üst düzeye taşımak için otelde çocuklara özel pek çok aktivite ve çocuk kulübü bulunuyor. Okulların tatil dönemleri olan ara tatil, sömestr gibi dönemlerde ise rengarenk festivaller ile hem aileler hem de çocuklara eğlenceli bir tatil vaadediyor. BN Hotel, Mersin şehir merkezine 19 km mesafede bulunan İçmeler mevkisinde bulunuyor. Adana Şakirpaşa Havalimanı'na 77 km, Tarsus merkeze ise 42 km mesafede yer alıyor. BN Hotel'e kendi aracınız ile gelmek isterseniz; otelin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu takip ederek kolayca ulaşabilirsiniz. BN Hotel'e havayolu ile gelecekseniz; en yakın havalimanı Adana Şakirpaşa Havalimanı, havalimanı ile otel arasındaki yolun büyük bir kısmı otoban, yolculuk 1 saat civarı sürüyor. Otelden havalimanı transferi hizmeti alabilir veya havalimanından araç kiralayabilirsiniz. Transfer hizmetinden faydalanacaksanız rezervasyon sırasında netleştirmeniz iyi olur. Beş yıldızlı bir otelde aradığınız herşey ve çok daha fazlası BN Hotel'de misafirlerin kullanımına sunuluyor. Başta termal ve spa alanları ile çocuklara özel etkinlik alanları olmak üzere bir lüks otelden beklediğiniz bütün imkanlar bu otelde var. BN Hotel bünyesinde irili ufaklı termal ve normal olacak şekilde 35 farklı havuzu, 249 odası ve 3 özel villası, aquaparkı, sineması, çocuk kulübü, oyun salonu, restoran ve barları, tenis, voleybol, basketbol sahaları, 350 dönümde narenciye ve zeytinlikleri, yürüyüş ve bisiklet parkuru, özel günlerde veya etkinlikler için kullanabileceğiniz farklı boyutlarda üç balo salonu bulunuyor. Otel içinde pek çok bilgilendirme panosu ve dijital ekranda günlük aktiviteler haftalık plan şeklinde duyuruluyor. Böylece otele yerleştiğiniz gün ve sonrasında katılacağınız aktiviteleri kolayca planlayabiliyorsunuz. BN Hotel Spa'sı 11.500 metrekarelik alanı ile Türkiye'deki en donanmlı SPA alanına sahip. Termal jakuziler, açık ve kapalı havuzlar ile 35 farklı havuz ile hizmet veriyor. BN Hotel'de kullanılan kaynak suyu mineral açısından Türkiye'nin en değerli suyu imiş. Mide, bağırsak, böbrek, cilt gibi pek çok rahatsızlığa iyi geliyormuş. Otelde hamamdan masaja, cilt bakımından vücut bakımına kadar kendinizi şımartabileceğiniz pek çok seçenek bulunuyor. Islak alan kullanımları oda ücretinize dahil. Hamamda kese, köpük; SPA'da masaj, cilt veya vücut bakımı almak isterseniz ekstra ücretlendiriliyor. Otelde konaklamasanız dahi termal ve spa alanlarını günübirlik kullanabiliyorsunuz. +90 324 422 52 42 numaralı telefonu arayarak fiyatları öğrenebilirsiniz. - Birinci katta; kadın, erkek ve karma termal havuzlar, hamam, sauna, spor salonları bulunuyor - İkinci katta; içme kürü çeşmeleri bulunuyor. Düzenli olarak termal suyu içtiğinizde mide, bağırsak ve böbrek rahatsızlıklarına iyi geliyormuş, ödem atmanıza da faydası oluyormuş. - Üçüncü katta; VİP Spa alanları bulunuyor. Havuzlar sabah 07:30 ile akşam 21:00 arası açık. Özellikle yemek saatleri, sabah erken saatler ve akşam kapanmadan önce havuzlar çok tenha oluyor. Sakin sakin havuzlardan faydalanmak istiyorsanız bu saatleri tercih edin. Termal havuzlara gelen su, herhangi bir ekleme yapılmadan kaynaktan geldiği gibi havuzlara veriliyor. Havuzlarda su sıcaklığı 38 derece ve 41 derece. İlk girişte haşlanacağınızı sanıyorsunuz ama zamanla alışıyor vücut. Türkiye'de bir benzeri olmayan BABY SPA ile 0-18 ay arasındaki bebeklere banyo ve masaj hizmeti veriliyor. Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim, termal alanları kullandıktan saçımız ve cildimiz o kadar yumuşacık oldu ki, karı-koca biz de bebek gibi olduk. BN Hotel'de tüm odalar beş yıldızlı otel konforunda tasarlanmış. Otelde 8 farklı oda tipi bulunuyor. Odalar dağ manzarası ve doğa manzarası olarak ayrışıyor. Çocuklu aileler için odalar özel olarak tasarlanmış. - Deluxe Corner Room 37 metrekare büyüklüğünde, çift kişilik yataklı köşe oda - Deluxe Double Plus 29 metrekare büyüklüğünde, iki yataklı oda - Family Room 40 metrekare büyüklüğünde, iki tek kişilik ve bir büyük çift kişilik yataklı oda - Deluxe Double Room 25 metrekare büyüklüğünde, çift kişilik yataklı oda - Dublex Room 53 metrekare büyüklüğünde, bir sofa yatak ve bir büyük çift kişilik yataklı oda - Dublex Family Room 78 metrekare büyüklüğünde, büyük çift kişilik yatak, iki tek yatak ve sofa yataklı oda - King Suit 115 metrekare büyüklüğünde, 1 adet King Size çift kişilik, 1 adet Twin Size 2 kişilik yataklı oda. Bu odanın balkonununda jakuzi bulunuyor. - Villalar 200 metrekare büyüklüğünde, 6 kişilik, 3 adet villa bulunuyor. BN Hotel, yarım pansiyon konaklama imkanı sunuyor. Yani konaklamanıza ek olarak kahvaltı ve akşam yemeği ödediğiniz ücrete dahil. Sabah kahvaltısı 07:30-10:00, akşam yemeği 19:00-21:00 saatleri arasında. Ayrıca her gün 15:00-16:00 saatleri arasında çay saati servisi yapılıyor. Yemekler ve çay saati Defne Restoran'da servis ediliyor. Eğer arada birşeyler yiyip içmek isterseniz bir alakart İtalyan restoranı, lobi barı, oda servisi ve havuz başlarında atıştırmalık ve içecek bulabileceğiniz barlar bulunuyor. Açık büfede her gün hem yöresel yemekler, hem Türk yemekleri hem de dünya mutfağından seçenekler bulabiliyorsunuz. Tavsiyem sakin olmanız, yoksa birkaç kilo almadan otelden çıkmak çok zor. Sabah kahvaltısında Çukurova'ya özgü sıkmalar, gözlemeler, börekler; akşam yemeğinde tantuniler, kebaplar derken insanın biraz gözü dönebiliyor. BN Hotel'in 350 dönümlük arazisinde meyve, sebze, narenciye, zeytin gibi pek çok ürün yetiştiriliyor, \"Tarladan Sofraya\" felsefesi ile kendi arazisinde yetişen ürünleri misafirlerine taze taze sunuyor. Dilerseniz bahçelere veya bostana gidip siz de dalından meyve, sebze toplayabilirsiniz. BN Hotel, Çok Okuyan Çok Gezen takipçilerine Özel %10 indirim imkanı sağladı. İndirimden faydalanmak için +90 324 422 52 42 numaralı telefonu arayarak ÇOKGEZEN10 indirim kodunu söylemeniz veya Çok Okuyan Çok Gezen'den duyduk otelinizi demeniz yeterli. BN Hotel ile ilgili söylemem gereken önemli bir konu ise bütün çalışanların çok güler yüzlü ve ilgili olması. Resepsiyondan restorana, spa ve termal alanlardan oda servisine, güvenlikten ulaşıma kadar göz göze geldiğiniz herkes hemen gülümsüyor ve selam veriyor. Öğrendiğime göre çalışanların büyük bölümü bölgenin insanları imiş, Anadolu'nun güzel insanlarının sıcaklığını bu otelde hissedebiliyorsunuz! Bizimle ilgilenen tüm personele çok teşekkür ederiz. BN Hotel'e gelmişken, ben sizin yerinizde olsam aracımla geldiysem kendi aracım ile, havayolu ile geldiysem havalimanından araç kiralayarak; bir gün Mersin merkeze bir gün de Tarsus'u gezmeye ayırırdım. - Mersin Merkez Yumuktepe Höyüğü - Mersin Merkez Soli-Pompeiopolis Antik Kenti - Mersin Arkeoloji Müzesi - Deniz Müzesi - Mersin Marina - Mersin Atatürk Evi Müzesi - Mersin Su Müzesi - Açık Hava Müzesi - Mersin Devlet Resim Heykel Müzesi Ve Galerisi - Mersin Gastronomi Müzesi - Mersin'e İz Bırakanlar Müzesi - Kushimoto Sokağı - Aziz Antuan Latin Katolik Kilisesi - Hz. Muğdat Camii - Aziz Mikail Rum Ortodoks Kilisesi Tarsus için; Tarsus'ta gezilecek yerler yazıma göz atabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bodrum-ve-cesmede-nasil-bir-tatil-gecirebilirsiniz", "text": "Havaların ısınmasıyla kendinizi hemen deniz, kum ve güneş üçlüsünü bir araya getiren tatil yerlerine atmak isteyebilirsiniz. Turkuaz renk sularda yüzerek güneşin tadını çıkarabileceğiniz pek çok destinasyon bulunur. Bunlar arasında eşi benzerine az rastlanan doğasıyla ziyaretçilerini adeta büyüleyen Bodrum ve Çeşme ön plana çıkar. Bodrum ve Çeşme hem eğlenceli hem huzurlu bir tatil geçirmek isteyenlere hitap eder. Tarih, doğa ve eğlence hayatını buluşturan bu konumlarda unutulmaz bir tatil deneyimi yaşayabilirsiniz. Her yıl yerli ve yabancı turistlerin akınına uğrayan Muğla, en güzel tatil yerlerine ev sahipliği yapar. Tatil için beyaz evleri ve çiçeklerle süslenen sokaklarıyla Bodrum'u tercih edebilirsiniz. Bu tatil yerinde günün her anında keyifli zaman geçirmeniz mümkün olur. Bodrum tatili sırasında gündüz berrak sularda doyasıya yüzebilir, akşam saatlerinde eğlencenin nabzını tutabilirsiniz. Üstelik Bodrum, tatil yerleri ve imkanları açısından zengin olduğu için farklı beklentileri karşılar. İster merkezdeki Bodrum otellerinde ister nispeten daha sakin konumlarda tatil yapabilirsiniz. Farklı bir deneyim yaşamak isteyenler için de Bodrum, tekne tatiline ve mavi yolculuklara son derece uygundur. Çeşme, Ege'de en güzel tatil yerleri denildiğinde ilk akla gelen destinasyonlar arasındadır. Tarih kokan sokaklarıyla sizi adeta zamanda yolculuğa çıkaran bu yerde hayalinizdeki tatili gerçekleştirme şansınız olur. Çeşme tatilinde el değmemiş koylarda yüzebilir ve bölgedeki turistik konumları ziyaret edebilirsiniz. Çeşme tatil yerleri, konaklama sürecinde heyecan dolu su sporlarını denemek isteyenler için son derece idealdir. Arzu ederseniz Çeşme'ye bağlı tatil cenneti Alaçatı'da rüzgar sörfü yapabilirsiniz. - Zeki Müren Sanat Müzesi - Halikarnas Mozolesi - Myndos Kapısı - Bodrum Antik Tiyatro - Pedasa Antik Kenti - Bardakçı Yel Değirmenleri Yaz tatili için Çeşme'yi tercih ettiğinizde sizi, bölgede hüküm sürmüş farklı medeniyetlerden izler karşılar. Çeşme tatiliniz sırasında ziyaret edebileceğiniz pek çok antik kent ve tarihi yapı bulunur. Aşağıdaki maddelerde Çeşme gezilecek yerlerinden bazılarını görebilirsiniz. - Erythrai Antik Kenti - Ayios Haralambos Kilisesi - Çeşme Kalesi ve Müzesi - Germiyan Köyü - Hacı Memiş Ağa Camisi Çeşme ve Bodrum tatili sırasında bu bölgelerde yer alan doğa harikalarını gezip görebilirsiniz. El değmemiş koylar ve plajlarda gün boyu özgürce yüzme şansınız olur. Bu sayede doğayla iç içe zaman geçirebilir, günlük hayatın karmaşasından bir süreliğine uzaklaşabilirsiniz. - Çökertme kebabı - Sebzeli döner - Sarmaşık kavurması - Turp otu salatası - Ebegümeci kavurması - Kabak çiçeği dolması Çeşme tatilinize taze deniz ürünleri ve İzmir'in simge tatlarıyla keyif katabilirsiniz. Çeşme'de konaklarken tadabileceğiniz lezzetlerden bazıları aşağıdaki gibidir. - Kumru - Boyoz - Gevrek - Midye - Sakızlı dondurma - Kenger yemeği Çeşme ve Bodrum tatilinizi unutulmaz hale getirecek detayları öğrendikten sonra hiç vakit kaybetmeden otel rezervasyonu yaptırmak isteyebilirsiniz. Setur, sunduğu avantajlarla bu benzersiz konumlarda bütçeniz dahilinde tatil yapmanıza destek verir. Üyelere özel kampanyalar ve erken rezervasyonda %50 varan indirim sağlar. Ayrıca yaz otellerinde 72 saate kadar iptal hakkınız da bulunur. Setur'un 444 28 22 numaralı çağrı merkezinden iptal iade paketine dair detayları öğrenmeniz mümkün olur. Eğer siz de \"Tatilin keyfi özlendiyse Setur!\" diyorsanız rezervasyon işlemlerine başlayabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bogatepe-koyu-kars", "text": "Boğatepe Köyü, Kars'ın meşhur peynirlerinin ilk yapılmaya başlandığı yer. Kars şehir merkezine yaklaşık 50 kilometre mesafede olan köy 2300 metre üzerindeki rakımı ile aslında yayla! Binbir çeşit bitkinin yetiştiği, özel cins ineklerinden üretilen kaşar ve gravyer peyniri ile ün salmış olan Boğatepe Köyü nerede, nasıl gidilir, Boğatepe Köyü Peynir Müzesi, Boğatepe'de kahvaltı ve çok daha fazlası bu yazıda, keyifli okumalar! Boğatepe Köyü Kars'a 50 kilometre mesafede, 2344 metre üzerindeki Boğatepe geçidi geçilerek ulaşılan eskiden yayla olan şu an yerleşik köy olan, Kars'ın meşhur peynirlerinin ilk yapılmaya başlandığı yer. Kars'tan Boğatepe Köyü'ne araçla ulaşmak yaklaşık 1 saat sürüyor. Köy yüksek olduğu için kış aylarında yolun karlı veya buzlu olması riski olabileceğini göz önüne alarak yola çıkmanızı öneririm. Boğatepe Köyü'nün Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Boğatepe Köyü ile Kars arasındaki yolun tamamı asfalt. Kars şehir merkezinden özel araçlarla veya turlar ile Boğatepe Köyü'ne ulaşmak mümkün. Kars'ta şehir merkezindeki ilçeler otogarından sabah saatlerinden itibaren Boğatepe Köyü'ne kalkan minibüs bulunuyor, saatlerini öğrenmek için 0 474 212 43 83 numaralı telefondan bilgi alabilirsiniz. 93 Harbinden sonra Rus hükümeti Rusya'da yaşayan bir etnik topluluk olan Malakanlar'ı Kars'a gönderiyor, aslında sürüyor. Çarın pek çok dayatmasını ve süt orucunu reddeden, süt içmekten vazgeçmeyen Malakanlar, bu bölgeye gönderiliyor. Dünyanın en tanınmış Malakanı, \"Savaş ve Barış\"ın yazarı meşhur Rus yazar Tolstoy. Malakan, Rusça'da \"süt içenler\" anlamına geliyor imiş. Malakanlar'ın bu bölgeye gelmesi ile birlikte Boğatepe Köyü ve civarında peynir üretiminin hikayesi başlıyor. Köyün eski adı Zavot, Rusça'da mandıra anlamına geliyor, yani peynir üretilen yer. Sadece peynir de değil, kaz yetiştirme, tarım ve hayvancılıkta Rusya'da öğrendiklerini bu bölgede uygulama başlıyorlar ve bölgede yaşayan insanlara büyük fayda sağlıyorlar. Ruslar Kars'ı terk ettikten sonra Malakanlar bu bölgede kalmaya devam ediyorlar, ta ki 1921'de düzenli ordu kurulup vatandaşlar askere alınmaya başlayana kadar. Çünkü Malakanlar her türlü savaşa karşı olduklarından askerliğe de karşılar. Büyük bir kısmı o tarihten itibaren Kars'ı terk ediyor. Şu an geriye kalan bir kaç Malakan var sadece. 1910 yılında, İsviçreli bir peynir üreticisi olan David Moser bu bölgeye geliyor. Bölgenin İsviçre Alpleri ile benzerliğinden etkilenmiş olsa gerek burada bir mandıra kurarak gravyer peyniri yapımını başlatıyor. Meşhur Kars Gravyeri'nin hikayesi de böyle başlıyor. Malakanlar bölgeden ayrıldıktan Karapapaklar yerleşiyor Kars çevresindeki köylere. Peynir üretimi bu dönemde devam ediyor. Cumhuriyet Döneminde ise Atatürk, Balkanlar'dan Filibeli Fehmi Bey'i bu bölgeye gönderiyor ve kaşkaval peyniri yapımının öğrenilmesine öncülük ediyor ve Kars Kaşarı da böyle doğuyor. Malakanlar hakkında biraz daha fazla fikir sahibi olmak isterseniz, Tarık Akan ve Şerif Sezer'in başrollerinde oynadığı, DELİ DELİ OLMA adlı filmini izleyebilirsiniz. Boğatepe Köyü'nün hikayesi böyle bitmiyor, buradan sonrası biraz daha hazin. 2000 yılında köye yolcu taşıyan otobüsün kaza yapması ile köyden 23 kişi hayatını kaybediyor. Bu büyük kayıp köyde yaşayanları küstürüyor, köy büyük göç veriyor. Üretim, hayvancılık, peynircilik, herşey duruyor. İlhan Koçulu, bu kazada abisini kaybediyor. Köye 3 yıl sonra geldiğinde köyün artık yok olmaya yüz tuttuğunu görüyor. Geride kalan az sayıda insanın göç etmesine engel olmak için bir dernek kurmaya karar veriyor. Birleşmiş Milletlere bir proje sunuyorlar, Birleşmiş Milletler \"işin içinde kadın olmazsa biz size fon sağlamayız\" diyor. 2007 yılında 45 kadın, 15 erkek üye ile Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği kuruluyor. Dernek sayesinde köyde yeniden üretim başlıyor, köye geri göç başlıyor ve köye mandıralar kurularak eski usül peynir üretimine başlanıyor. Köyde 650 çeşit bitki yetişiyor, bu endemik türlerin anlaşılması için köye uzman hekimler getiriliyor ve köy halkı eğitim alıyor. Bitki kurutma atölyeleri kuruluyor. Kadınların gelen uzmanlarla iletişim kurabilmesi için iletişim kursu, bitkileri anlayıp doğru kullanabilmek için sağlık kursu, beslenme kursu gibi kurslarla kendilerini geliştirmesi sağlanıyor. Küçük seralarda sebze yetiştiriciliğine başlanıyor. Fransa'dan gelen bir dernek ile kardeş dernek oluyorlar, ancak Fransızlar \"Fransızca öğrenirseniz size misafirler göndeririz\" deyince köyün kadınları bu kez de Fransızca öğreniyor ve Eko turizme başlıyorlar. Yürüyüş parkurları, at turları, çadır kampları gibi doğa ile iç içe vakit geçirilebilecek aktiviteler düzenliyorlar. Hedefimiz: \"Kırsaldaki kadının toplumda yer alması, aile içinde söz hakkı olması, eşinin arkasında önünde değil yanında yer alması ve gelecek nesillere doğru yaşam bırakmak\" diyorlar. Derneğin kurulmasından sonra yok olmaya yüz tutmuş olan köye tersine göç başlıyor. 7 ayrı mandıra kuruluyor, köy nüfusu yeniden artıyor ve bugün köy okululnu dolduracak kadar öğrencisi var. Artık bunların üstüne bana diyecek hiçbir şey kalmıyor. Tüm bunları bize anlatan Zümran Ömür'ü hayranlıkla izlemekten başka.... Cumhuriyet Dönemi peynirciliğin başlatılması ve geliştirilmesinde öncülük eden Boğatepe Köyü'nde, bölgedeki peynir çeşitliliğini yaşatılması ve korunması amacıyla 2010 yılında, Türkiye'nin ilk peynir müzesi olan Peynir Müzesi kuruluyor. Boğatepe Köyü'nde pek çok köy evinde yöresel yemek ve yöresel kahvaltı sunuluyor. Köyde yapılan gravyer, kaşar, küflü ve küfsüz çeçil peynirinin yanı sıra reçeller, ballar, keteler, pişilerle zenginleştirilmiş mis gibi kahvaltınızı hane halkı ile sohbet ederek yiyebiliyorsunuz. Biz de Zümran Ömür ve ailesinin evine konuk olduk. Bizi misafir ettikleri için tekrar teşekkür ederiz. Köye kahvaltıya gitmeden bir gün önce arayıp geleceğinizi haber vermeniz lazım, sonuçta eve misafir oluyoruz, misafirliğe nasıl gidiyorsak, buradaki kahvaltıya da önceden haberli gitmek lazım. Zümran Ömür internet sitesinden veya sosyal medya hesapları üzerinden iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz. Zümran Ömür dışında Koçulu Çiftliği de serpme köy kahvaltısı alabileceğiniz yerlerden biri. Evin bahçesindeki binalardan birini de ürün satış noktası haline getirmişler. Zümran Hanım'ın evinin hemen altında mandrası var, mandrada çeçil peyniri, Kars Taze Kaşarı, Kars Eski Kaşarı, Kars Gravyeri, Malakan Peyniri, Tulum Peyniri ve Tereyağı üretimini kendisi yapıyor. İsterseniz, burada geldiğinizde satın alabiliyorsunuz, isterseniz telefonla veya internetten sipariş verebiliyorsunuz, Türkiye'nin her yerine gönderiyorlar. Zümran Ömür ve Boğatepe Köyü videomu da mutlaka izleyin! Bu arada, Zümran hanım ve eşi ile ayrı ayrı sohbet etme imkanımız oldu. Bu kadar aydın, bu kadar kültürlü insanlarla tanışmak büyük bir zevk ve ayrıcalık. Kendilerini böyle geliştirdikleri için onlarla gurur duydum. Kars ile ilgili diğer gezi yazılarıma da mutlaka göz atın. - Kars'ta gezilecek yerler hakkında bilgi almak için; Kars gezilecek yerler - Kars'a gidince ne yeriz derseniz; Kars'ta ne yenir, nerede yenir? - Kars şehir merkezinde yeni açılan; Kars Peynir Müzesi - Kars'a Doğu Ekspresi ile gitmek isterseniz; Doğu Ekspresi'ne nasıl bilet alınır? - Kars'a gitmişken İshak Paşa Sarayı'na da uğramak isterseniz; İshak Paşa Sarayı Video ve yazı harika olmuş. Emeğine sağlık. Çok beğendim. Aslında blog yazısında internet sitesi adresi vardı ama site kapalı idi o yüzden kırık linki kaldırdım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bolivya-olum-yolunda-bisiklet-yolculugu", "text": "Tam olarak ne zaman bilmiyorum ama Youtube'de bir video izlemiş ve \"mutlaka görmem gerekenler\" listeme eklemiştim Bolivya Ölüm Yolu rotasını. Benim izlediğim videoda bir motosikletli döne döne dağdan inen bozuk yoldan ilerliyor, arada tepesine şelaleler iniyor, daracık toprak yolda aniden karşıdan bir kamyon geliyor ve burun buruna geliyorlardı. O gün o yoldan bir gün ben de geçmeliyim dedim. Aradan zaman geçti, Ölüm Yolu'nun alternatifi ana bir yol yapıldığını ve o yolu kullanan araç sayısının azalmasıyla yolun bisiklet turlarına açıldığını öğrendim. Güney Amerika'ya gitmeye karar verdiğim anda da \"mutlaka görülecek yerler\" listemin tozlu sayfalarından çıkardım Ölüm Yolu'nu. Adının Ölüm Yolu olmasının nedeni, Şeytanın Köşesi dedikleri bir kıvrımdan çok sayıda aracın aşağı uçması... Rivayete göre orada şoförler yolun devam ettiği halüsülasyonunu görür ve uçurumdan aşağıya uçarlarmış birkaç saniye içinde. Bolivya rotamın ilk gününe Ölüm Yolu'nu almıştım. Gece La Paz'a gelmiş, ertesi sabah erkenden yola çıkmak üzere yapmıştım planımı. Benim Bolivya programımda çokça tur olduğu için hepsini aynı şirketten almış ve oldukça ekonomik bir program çıkarmıştım. Ölüm Yolu için bisikletin tipi, sizin sürüş deneyiminize göre tur grubunuzu belirliyorlar. Aldığımız toplam yol 67 km. Bol bol fotoğraf molası ile 4-5 saatte alıyoruz yolu. Yolun sonunda yağmur ormanı içinde bir köyde önce soğuk içecek molası, sonra da yemek molası. Aldığınız tur paketine göre, yemek yediğiniz yerde havuza girmek de opsiyonlar arasında. Ben daha ekonomik bir paket tercih ettiğim için sadece sıcak duş vardı. Ama onda toz, çamur ve yol sonunda duş da gayet iyi geldi. Dönüş için yeni yapılan ana yolu kullanıyoruz. Ama La Paz'a dönmemiz 4 saati buluyor. Tabii La Paz'ın akşam trafiği bunun başlıca nedeni. Dönüşte fotoğraf ve videolarımızdan oluşan bir CD ile, Ölüm Yolu tshirtlerimizi de alıyoruz. Yolunuz Bolivya'ya düşerse ve bu deneyimi yaşamazsanız çok ama çok pişman olursunuz! Tabii bisiklet kullanabiliyor olmak ana şart J Benim grubum tamamen Avrupalılardan oluşuyordu ve hepsi çok iyi dağ bisiklet bisikleti kullanıyordu, 8 yaşında bir çocuk ve 60larında bir kadın da vardı turda, yani biraz cesareti olan herkes yapabilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/boluda-gezilecek-yerler-ve-bolu-konaklama-secenekleri", "text": "Yemyeşil ormanları, birbirinden güzel gölleri ile Bolu her mevsim doğa severlerin tercih ettiği seyahat rotalarından biri. Stresten uzaklaşmak ve doğa ile iç içe olmak isteyenler için Bolu otelleri farklı konaklama seçenekleri ile misafirlerini ağırlıyor. Bolu'da gezilecek yerler, Bolu konaklama seçenekleri arasında neler var, Bolu otel fiyatları açısında nasıl alternatifler sunuyor gibi sorularınızın cevapları ve Bolu merkez otelleri hakkında çok daha fazlası bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar. İstanbul ve Ankara'dan hafta sonu gezileri için rahatlıkla gelinebilecek olan Bolu'da gezilecek yerler konusundaki önerilerimi de paylaşayım, böylece Bolu'da nerede konaklayacağınıza daha kolay karar verebilir, Bolu otelleri veya Bolu termal otelleri arasında seçim yaparken gezeceğiniz yerleri konaklamanıza göre belirleyebilirsiniz. - Bolu'da mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında Yedigöller Milli Parkı geliyor. Her mevsim ayrı güzellikler sunan milli park konaklama seçenekleri açısından en zayıf bölge. - Bolu'nun bir başka popüler noktası ise Abant Gölü. Muhteşem doğası, yılın her dönemi yürüyüş yapmak isteyenler için harika manzaralar sunuyor. - Bolu şehir merkezine 5 kilometre mesafede bulunan Karacasu Beldesi ise termal sevenler için harika bir alternatif. Sağlık turizmi açısından en değerli bölge burası. Burada çok sayıda termal otel bulmanız mümkün. - Bolu şehir merkezinde ise tarihi Bolu evleri, Bolu Müzesi gibi görebileceğiniz yerler var. Bolu merkez otelleri arasından birini seçerek hem Bolu merkezi hem de yakın yerleri görme imkanınız olabilir. - Kış turizmi sevenler için vazgeçilmezlerden biri Kartalkaya Kayak Merkezi. Kayak veya snowboard için uygun pistlere sahip olan merkezde çok sayıda otel alternatifi de bulunuyor. - Taraklı, Göynük gibi İpek Yolu üzerindeki eski Osmanlı şehirleri de Bolu'da gezilecek yerler arasında sayabiliriz. Tarihi dokusu ve güzel doğası ile hafta sonu kaçamağı için değerlendirebilirsiniz. - Akkaya Travertenleri, Bolu merkeze 10 kilometre mesafede yer alan ve çok az bilinen bir doğal güzellik. Bolu'nun Pamukkalesi diye anılan travertenleri görenleri şaşırtıyor. - Gölcük Tabiat Parkı, Bolu fotoğraflarında Abant'tan sonra en fazla görülen yer olabilir. Set gölü olan gölün çevresi yürüyüş ve piknik için çok güzel. - Bolu deyince aklımıza ilk gelenlerden biri tabii ki yemekleri, yemek deyince de Mudurnu. Mudurnu'yu sadece yemek yemek için değil, tarihi değerlerini görmek için de ziyaret etmenizi öneririm. - Yukarıdaki liste dışında Sünnet Gölü, Karagöl, Sülüklügöl, Karamurat Gölü gibi pek çok göl Bolu'da ziyaret edebileceğiniz doğal güzellikler arasında yer alıyor. Bolu konaklama seçenekleri, doğa ile iç içe olmak isteyenler, doğa sporları ile ilgilenenler veya tarih, kültür gezisi yapmak isteyenler için farklılaşıyor. Bungalovlardan 5 yıldızlı otellere, termal otellerden ucuz otellere kadar geniş bir yelpazede Bolu otelleri bulmak mümkün. Bolu'da uygun otel konaklaması için apart otelleri veya küçük otelleri tercih edebileceğiniz gibi, eski Bolu evlerinin otele çevrilerek hizmet verdiği konaklarda kalabilirsiniz. Bolu ve çevresi 100'den fazla otel seçeneği ile bölgeye gelmek isteyenlere hizmet veriyor. Bütçeniz ve ihtiyacınıza uygun bir Bolu oteli mutlaka bulursunuz. Bolu konaklama alternatiflerinin çeşitliliğinden bahsedince Bolu otel fiyatları konusunda bilgi vermemek olmaz. Bolu'da herkesin bütçesine uygun otel alternatifleri bulmak mümkün. - Bolu ucuz oteller olarak bakacak olursak 2 kişilik oda fiyatları 150 TL'den başlıyor. - 5 yıldızlı veya Resort otellerde konaklamak isterseniz 2 kişilik oda fiyatları 500 TL'den başlıyor. - Bolu uygun otelleri arasından butik otelleri tercih edecek olursanız 350 TL'den başlayan fiyatlarla bulabilirsiniz. - Bolu merkez otelleri fiyat olarak kayak ve termal otel seçeneklerinden daha uygun. Bolu merkez otellerinde 200 TL'den başlayan fiyatlarla uygun bir konaklama ayarlayabilirsiniz. - Bolu termal otellerinde ise 2 kişilik oda fiyatları 320 TL'den başlıyor. Bolu'da, merkezinden göllerine, milli parklarından kasabalarına kadar hepsine ayrı ayrı zaman ayırmalı, mümkünse farklı tip otellerde konaklayarak doğanın tadı çıkarılmalı. Bolu'ya hafta sonu veya daha uzun süreli plan yapanlar ve doğa ile iç içe zaman geçirmek isteyenler için Bolu'da gezilecek yerler ve Bolu konaklama seçenekleri hakkında fikir vermeye çalıştım, umarım faydalı olmuştur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/brunei-baskenti-bandar-seri-begavan", "text": "Kuzey Borneo'ya bir gezi planı yapınca, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan ve Türk Vatandaşları'ndan vize istemeyen Barışın Ülkesi Brunei'yi de görmek istedik. Borneo Adası'nın güzelliklerini görmek için iki haftamız olduğundan sadece Brunei'nin başkenti Bandar Seri Begavan'ı ziyaret edecek şekilde bir gezi planı yaptık. Bu yazıda kısaca Brunei hakkında bilgiler ve Bandar Seri Begavan'da gezilecek yerler listesindeki yerleri bulacaksınız, keyifli okumalar! Brunei, Güneydoğu Asya'daki Borneo Adası'nda bulunan 3 ülkeden biri. Ülkenin resmi adı Brunei Darüsselam yani Barışın Ülkesi Brunei olarak geçiyor, sultanlık ile yönetildiği için Türkiye'de Brunei Sultanlığı olarak biliniyor. Dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alması ile adından söz ettiren ülkenin ana gelir kaynakları gaz ve petrol. Brunei islami monarşi ile yönetiliyor, kendilerine ait bir billeri yok, resmi dilleri Malayca. Ülkenin tek sınır komşusu Malezya. Bu zengin ülkenin dili yok ama kendi para birimi var; Brunei Doları. Ülke ekonomisinin sultanın ve Shell'in elinde olduğu söyleniyor. Zaten bağımsızlıklarını ilan etmelerinde İngilizlerin oldukça fazla etkisi olmuş. Ülke dünyanın en zengin ülkeleri arasında gösterilse de zenginlik sultan ve çevresi ile sınırlı kalmış gibi çünkü gezerken halkın refah seviyesinin yüksek olduğuna dair herhangi bir göstergeye rastlamadım. Ülkenin başkenti bu yazıda bahsedeceğimiz, Bandar Seri Begavan. Ülke dört bölgeden oluşuyor: Başkentin bulunduğu Brunei & Muara, deniz tatili yapmak isteyenler için uygun olan Tutong, Belait ve yağmur ormanları turizmi ile tanınmış olan Temburong. Brunei, Türk Vatandaşları'ndan 30 güne kadar vize istemiyor, sadece pasaportunuzu alıp gidebilirsiniz. Bandar Seri Begavan, Güneydoğu Asya'nın bakir adası Borneo Adası'nda Brunei Ülkesi'nin dört bölgesinden biri olan Brunei & Muara içinde yer alıyor. Türkiye'den Bandar Seri Begavan'a direkt uçuş bulunmuyor. Türkiye'den Singapur Havayolları, Türk Hava Yolları veya Air Asia ile Malezya veya Singapur'a uçup oradan Brunei'nin başkenti Bandar Seri Begavan'a ulaşabilirsiniz. Brunei'nin \"Royal Brunesi\" adında kendi havayolu firması da var, ağırlıklı olarak Malezya'ya uçuşları var. Bandar Seri Begavan havalimanından şehir merkezine 06:00-20:00 saatleri arasında otobüs ile ulaşım var. Ancak pek çok otelin ücretsiz havalimanı servisi olduğundan yabancılar genelde servisleri tercih ediyor. Şehir merkezinde zincir otellerden ev konaklamasına kadar pek çok konaklama seçeneği bulunuyor. Biz şehir merkezinde görülecek yerlere yürüme mesafesinde olması nedeniyle The Capital Residence Suite oteli tercih ettik. Odaları temiz ve rahattı, kahvaltı dahildi. Ama kahvaltı deyince bizimkiler gibi düşünmeyin, pilav, noddle gibi asya yemekleri genellikle servis ediliyor. Omlet ve karpuz olması bana yetti gerçi. Otelin bizim için en iyi yanı ise havalimanından otele ve otelden gezilecek yerlere ücretsiz servisleri olması idi. Bandar Seri Begavan'da otel seçerken bu ekstralarının olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm çünkü otellerin çoğu bu hizmeti veriyor. Aşağıda göreceğiniz Bandar Seri Begavan'da gezilecek yerler listesi ağırlıklı olarak şehir merkezinde bir-iki gün içinde kolayca gezebileceğiniz yerlerden oluşuyor. Ülkenin çok kadim bir tarihi olmadığından daha çok yeni camii ve saray gibi yapıları ve müzeleri listede göreceksiniz. Ayrıca aşağıdaki Bandar Seri Begavan'da gezilecek yerler haritasında bu yazıda bahsi geçen her yeri bulabilirsiniz. Camii tam şehir merkezinde, deniz kıyısında güzel bir çevre düzenlemesi yapılmış olan Taman Mahkota Jubli Emas parkının içinde yer alıyor. Oldukça yeni bir camii. Camii içinde en çok dikkatimi çeken üst kata çıkan yürüyen merdiven oldu, daha önce camide yürüyen merdiven görmemiştim. Camii girişlerinde hem kadın hem de erkeklerin bacak ve kollarını kapatması, kadınları başörtüsü kullanması zorunlu. Eşimi şortla almayıp kendisine bir etek verdiler. Namaz saatlerinde yabancıları camiye almıyorlar, ancak biz Türkiye'den geldik, müslümanız deyince içeriye aldılar. Caminin önündeki park Taman Mahkota Jubli Emas, eskiden yüzen evlerin bulunduğu bir yer imiş. Islah edilerek parka dönüştürülmüş. Güzel bir çevre düzenlemesi ve camiyi gören manzara izleme noktası ile mutlaka görülmesi gereken bir yer. Sultan Ömer Ali Seyfeddin Camii'den nehir kıyısına doğru çıkmak isterseniz Yayasan Sultan Haji Hassanal Bolkiah Alışveriş Merkezi'nin içinden geçeceksiniz. Burası hem açık hem kapalı alanları olan, yemek ve alışveriş için ziyaret edebileceğiniz bir yer. Biz yerel yemek için içerideki restoranlardan birini tercih ettik, oldukça lezzetli idi. Brunei Nehri şehrin hemen yanından geçiyor ve şehre sanki deniz kıyısındaymış gibi bir hava veriyor. Nehir kıyısında geniş bir alanda çevre düzenlemesi yapılmış, yürüyüş yapmak için güzel bir yer. Ayrıca Kampong Ayer yani yüzer köye geçmek için buradan kalkan botlara binmeniz gerekiyor. Bandar Seri Begavan'da birkaç saatiniz var ve yapacak tek bir aktiviteniz varsa, tavsiyem kesinlikle doğunun Venediği olarak da anılan Kampong Ayer'i görmeniz ve nehir turu yapmanız. 30.000 kişiye varan nüfüsu ile Güneydoğu Asya'daki en büyük yüzer köy yerleşimi burada bulunuyor. Nehir kıyısından otobüs gibi çalışan botlara binerek veya nehir kıyısında turist avlamak için bekleyen botlara binerek Kampong Ayer bölgesine ulaşabilirsiniz. Biz 1,5 saatlik Kampong Ayer ve nehir turu için iki kişi 30 BND ödedik. Okul, camii, itfaiyesi ile bir köyden hiçbir eksiği olmayan yerleşimde pek çok yer birbiri ile bağlantılı, yani evlerin arasında dolaşabilirsiniz. Biz şiddetli yağmura denk geldiğimiz için maalesef köyün içinde gezmedik, sadece sudan görmekle yetindik. Kampong Ayer'e gitmek için; nehir kıyısındaki botlarla gideceğiniz yer ve süre için pazarlık etmenizi öneririm. Sadece Kampong Ayer'e gidip dönmek daha ucuz iken, Brunei nehri içinde yarım saatlik bir tur daha yaparsanız fiyat biraz daha artıyor. Bence kesinlikle nehir turunu da programınıza ekleyin. Eğer Brunei'de herhangi bir milli parkı ziyaret etmeyecekseniz nehir turunu kesinlikle yapmanızı öneririm. Turda hem nehir yaşamını hem de sadece Borneo Adası'nda görebileceğiniz uzun burunlu maymunları çok yakından görme imkanı bulabilirsiniz. Nehir turu sırasında Kampong Ayer bölgesinin dışına çıkarak nehirde yağmur ormanlarına doğru devam eden bir rota çiziliyor. Timsahlar, çeşit çeşit kuş türleri, maymunlar yolculukta bize eşlik ediyor. Yakından fotoğrafının çekilmesi yasak olan Istana Nurul Iman nehirde oldukça güzel bir şekilde görülebiliyor. Brunei'nin en büyük camisi. Gece ışıklandırması ile de güzel olduğu söyleniyor, bizim vaktimiz kalmadığı için gitmedik. Müze girişinde çantalarınızı emanet dolaplarına bırakmanız gerekiyor, yanınıza sadece cep telefonunuzu alabiliyorsunuz. Cep telefonu ile çekim yapmak pek çok alanda serbest, sadece birkaç salonda yasak. Ayrıca müzeye girerken ayakkabılarınızı çıkarmak zorundasınız, hiç ayakkabısız müze gezmemiştim, bu da oldu. Müzeye giriş daha önce ücretsizmiş ancak biz 2023 yılı Haziran ayında gittiğimizde 5 BND idi. Müze içinde kraliyete dair hemen her şey var, kralın çocukluk fotoğraflarına varana kadar var. Tören arabaları, krala diğer ülkelerden gönderilen hediyeler gibi pek çok şey müzede sergileniyor. Açık söylemek gerekirse ben müzeye bayılmadım ama zamanınız varsa ve gün içinde sıcakta şehirde dolaşmak yerine serin bir yer arıyorsanız müzeyi programınıza alabilirsiniz. Brunei'de nüfusun çoğunluğu müslüman olsa da göçmenler nedeniyle budist ve hindular da var. Brunei'deki tek Çin Tapınağı hemen şehir merkezinde, yüksek binaların arasında kalmış, nehir kıyısına yakın bir noktada yer alıyor. Çin tapınaklarının pek çoğunda olduğu gibi harika süslemeleri ile insanın aklını başından alıyor. Dünyanın en büyük ve en lüks sarayları arasında yer alan sultanlık sarayı olan Istana Nurul Iman, şehir merkezine 5 km mesafede yer alıyor. İçeriye giriş ve fotoğraf çekmenin yasak olduğu binaya vakit ayırmak istemedik, nehir turu sırasında uzaktan yukarıdaki fotoğrafını çekmek yeterli oldu bizim için. Güneydoğu Asya denince şüphesiz gece ve gündüz pazarları olmazsa olmazlar. Bandar Seri Begavan'da da pek çok yerde gece ve gündüz pazarları kuruluyor. Kianggeh Pazarı sabah erken saatlerde daha çok meyve/sebze ağırlıklı bir pazarken Yenyen Gece Pazarı ve Gadong Gece Pazarı akşam 17:00'den sonra kurulan ve akşam 22:00'ye kadar hareketliliğini devam ettiren pazarlar. Gadong Gece Pazarı şehir merkezinin 5 km kadar dışında olmasına rağmen kaldığımız otelden servis ile ücretsiz gitme imkanımız olması çok iyi oldu. Pazardaki tezgahların neredeyse tamamı yeme-içme tezgahları. Asya yemeklerinin hemen her türlüsü oldukça uygun fiyata burada bulma imkanı var, üstelik pazar tezgahları da yemek yeme alanları da pırıl pırıldı. Pazarda yediğimiz yemek ve tatlılar 1/3 BND arası değişiyordu. Brunei'ye birkaç gün daha ayırmak isterseniz; Ulu Temburong Milli Parkı yağmur ormanları içinde keşif yapmak için güzel bir alternatif olacaktır. Biz yağmur ormanları gezimizi Sabah'ta bulunan ve Borneo'nun en zengin eko turizm rotalarından biri olan Kinabatangan Nehri'nde yaptığımızdan Brunei'ye sadece 1,5 gün ayırdık ve yeterli oldu açıkçası. Malezya gezi yazılarıma da mutlaka göz atmanızı öneririm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bu-somestr-tatili-icin-bir-rota-onerisine-ne-dersiniz", "text": "Bu sömestr tatilinde yurt dışına seyahate çıkmayı planlıyorsanız Sömestre Yurtdışı Turları size fikir verebilir. Bu sene bir farklılık yapıp dünyanın bir diğer ucuna gitmeye ne dersiniz? Öyleyse Güney Amerika'nın en gözde ülkelerini gezeceğiniz sürükleyici bir tatil sizi bekliyor. Buenos Aires, Uruguay'ın UNESCO Dünya mirası listesindeki Colonia, Dünyanın En Güney ucundaki şehir Ushuaia, Dünyaca ünlü Perito Moreno Buzulu'na ev sahipliği yapan El Calafate, Güney Amerika'nın İsviçre'si San Carlos de Bariloche'yi gezip göreceğiniz harika bir tatile hazır olun. Arjantin'in en büyük kenti olan ve güzel hava anlamına gelen Buenos Aires farklı bir atmosfere sahiptir. Leziz et yemekleri ve kaliteli üzümleriyle ünlü şehirde damaklarınız bayram eder. Şehirde gezilecek pek çok önemli nokta vardır. Eva Peron'un Mezarı, Recoletto, Gemiciler Semti La Boca, Palermo Parkı ve Katedral bunlardan birkaçıdır. Arjantin ile özdeşleşen, aşk ve tutkunun dansı Tango'yu anavatanında izleme keyfini yaşayın. Yerlilerin dili olan Guarani'de \"Boyalı Kuşlar Irmağı\" anlamına gelen Uruguay, Güney Amerika anakarasının en küçük ikinci ülkesidir. Arjantin'in komşusu olan Uruguay, doğal güzellikleri ve kültürü ile etkileyici bir ülkedir. Sömürge döneminden kalma olan Colonia kenti Uruguay'ın en güzel bölgelerinden biridir. Mimarisiyle UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Colonia, eski Arnavut kaldırım taşlı yolları, alçak binaları, yemyeşil ağaçlarla çevrili sokakları ile gezginleri kendine çeker. Burada Uruguay'ın koloniyel mazisi, kültürü ve yaşam tarzı hakkında aydınlatıcı bir keşif yapabilirsiniz. Merkezi oldukça küçük olan şehir, ufak bir müzeye ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca merkezde bulunan fenere tırmanarak şehri tepeden seyredebilirsiniz. Hediyelik eşya dükkanları ve kafe, restoranlarla dolu sokaklarında keyifli vakit geçirebilirsiniz. Hediyelik eşya dükkanlarında özel parçalara rastlamanız mümkün. Tierra del Fuego Eyaletinin başkenti ve Dünya'nın en güney ucundaki şehri olan Ushuaia, Ateş Toprakları'nın güney yakasında, Beagle Kanalıkıyısında yer alır. Şehirde iki önemli müze bulunmaktadır. İlki zamanında hapishane olarak kullanılan Presidio isimli yapıdır. Hapishane 1947 yılında kapanarak içinde birkaç müze barındıran bir yapıya dönüşmüştür. Bunlardan biri olan Museo Presidio, hapishane tarihini anlatan bir müzedir. Dünyanın Sonu Müzesi ise İspanyollar öncesi yerli yaşamı ve kültürünü, İspanyolların bölgeye nasıl yerleştiklerinden bugüne kalanları göreceğimiz bir müzedir. Şehre gitmişken bu önemli tarihi yapıları mutlaka görmenizi öneririz. Liman ve şehir kenti haline gelen Ushuaia'da güzel bir şehir turu yapmayı da ihmal etmeyin. Şehri gezerken dünyanın Güney Ucundaki doğal yaşamın ve güzelliklerin farkına varacaksınız. Dilerseniz daha da güneye inerek büyük bir bölümü Patagonik ormanlar ile kaplı olan, sıra dağlar ile buzul vadilerinden oluşan Tierra del Fuego Ulusal Parkı'nı ziyaret edebilirsiniz. Burada doğal hayatı ve yaşamı daha yakından inceleme fırsatı bulursunuz. İsterseniz Dünya'nın Sonu Treni'ne binerek doğayla iç içe bir gezinti yapabilirsiniz. Farklı yerler keşfetmeyi seviyorsanız, tekne ile Kurtlar ve Kuşlar Adasına doğru bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Bu adada 300 kilonun üzerinde etrafındaki haremi ile dikkat çeken Deniz Aslanı, Kuşlar ve Penguen sürülerini yakından görüp fotoğraf çekme imkanı bulabilirsiniz. Arjantin'in güneybatısında bulunan şehir, Patagonya'daki Lago Argentino gölünün güney kıyısında yer alır. Şehrin simgelerinden biri olan Perito Moreno Buzulu turistlerin uğrak noktasıdır. Deniz seviyesinden 1500 metre yükseklikteki Perito Moreno Buzulu, Antarktika ve Grönland dışında sayılı buzullardan biridir. UNESCO İnsanlık Mirası listesinde de yer alan buzul, And Dağlarından gelen yağış nedeniyle büyüyerek senede 1 metre öne doğru sürüklenmektedir. Bu sürüklenme, sudan 60 metre yükseklikteki koca bir duvarda kırılma çatırdama sesleri ile birlikte suya düşen bina büyüklüğünde buz parçaları gibi eşsiz doğa olaylarına yol açar. El Calafate'ye gitmişken bu eşsiz buz kütlesini görmeden dönmek olmaz. Bu buzulu milli park üzerinden görebileceğiniz gibi, tekne turu ile göl üzerinden de inceleyebilirsiniz. Arjantin'in gözalıcı göller bölgesinde yer alan ve küçük İsviçre olarak adlandırılan bu şehir mavi ile yeşilin buluştuğu huzur dolu yerlerden bir tanesi. Almanya, İsviçre ve Kuzey İtalya'dan aldığı göç sebebiyle bu aileler bölgenin yerlileri olmuş durumda. Kentin simgelerinden biri olan Campanario Tepesi şehri kuşbakışı seyretmek için harika bir nokta. Güzel bir şehir turunun ardından bu tepeye çıkarak eşsiz manzarayı yukardan izleyebilirsiniz. Tekne gezisi ile yakınlarda bulunan Viktorya Adası'nı keşfe çıkabilir, Arrayanes Ulusal Parkı'nda temiz havayı içinize çekeceğiniz, doğayla iç içe huzurlu saatler geçirebilirsiniz. Sömestre tatilini Güney Amerika'da geçirerek farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. Bunun için Setur'un yurt dışı turları arasından seçiminizi yaparak bir an önce yerinizi ayırtın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/buca-da-gezilecek-yerler-izmir", "text": "GEZGİNİN NOTU: Bir yeri gezmeye başlamadan önce tarihi, kültürü, ekonomisi ile ilgili kısaca bilgi edinmek çok önemli. O yeri gezerken öğrendiğiniz bu bilgileri cebinize koyduğunuzda gördüklerinizin çok daha anlamlı hale geldiğini farkedeceksiniz. Buca'da gezilecek yerler listesine geçmeden önce Buca hakkında bilmeniz gerekenlerden bahsedelim. - Anadolu'daki ilk banliyö treni Alsancak Paradiso ve Buca arasında hizmet vermeye başlamıştır. İngiliz Levanten Ailesi Reesler tarafından 1860'larda yaptırılmıştır. - Türkiye'deki ilk at yarışları Buca'da Şirinyer Hipodromu'nda yapılmıştır - Türkiye'deki ilk tenis kulübü Güzel Hava Kulübü adıyla Buca'da kurulmuştur. - İzmir'de ilk golf ve tenis müsabakaları ile atletizm yarışları Buca'da yapılmıştır. - 1925 yılında İzmir 'de ilk elektrik ruhsatını alan yerdir Buca. - Türkiye'deki ilk köy enstitülerinden biri olan Kızılçullu Köy Enstitüsü Buca'da kurulmuştur. - Protestan, Ortodoks, Katolik kiliselerin aynı sokakta yan yana olduğu nadir Anadolu kentlerinden biridir. - Tarih boyunca İzmir'in su ihtiyacı Buca'dan karşılanmıştır, Buca ve İzmir'de pek çok su kemeri olmasının sebebi budur. - Türkiye'nin ilk milli bayrak müzesi olan Dokuz Eylül Üniversitesi Bayrak Müzesi de Buca'dadır. Buca'da ne yenir, nerede yenir? ve Buca'yı keşfetmek için 10 sebep yazılarıma da mutlaka göz atmanızı öneririm. Buca'nın geçmişi antik döneme kadar uzanıyor. Buca'nın kuzeydoğusunda 1868 yılında antik döneme ait bir kadın büstü bulunduğu ve British Museum'a taşındığı biliniyor. Müzenin sergilenen eserleri arasında olmasa da depolarında bulunduğu biliniyor. M. Ö. 630 yıllarında Lidyalıların İzmir'e saldırdığı ve bu saldırıdan sonra halkın Buca, Dereköy, Kangölü, Kozağacı bölgelerine dağılıp yerleşmiş. Paradisoda, Kançeşme, Kangölü, Meles Çayı çevresinde Romalılardan kalma kale, su kemelerleri, mezar taşları gibi kalıntılara rastlanmış. Buca adının nereden geldiğine dair net bir kaynak maalesef bulunmuyor. Buca adı ilk kez, 1688 yılında İzmir'de yaşanan depremden sonra Fransız Konsolosluğu'nun buraya taşınması ile resmi kayıtlarda görülüyor. Buca bir Rum Köyü iken, Rumlar, Yahudiler ve Türkler bir arada yaşamışlar. Bu kozmopolit yapısı sayesinde Avrupa'dan gelen Levanten Aileler'in pek çoğu Buca'ya yerleşerek bölgenin hem ekonomik hem de kültürel olarak zenginleşmesini, gelişmesini sağlamış. Osmanlı Dönemi'ne gelindiğinde Buca'nın meşhur üzümlerini Alsancak Limanı'na taşıyabilmek için Buca Tren İstasyonu inşa edilmiş. Türkiye'nin ilk banliyo tren hatta böylece hayata geçmiş. İngiliz, Hollandalı, Belçikalı, Alman, İtalyan pek çok levanten ailesi Kurtuluş Savaşı'nı kazanmamızın ardından Buca'dan ayrılmışlar. Rum nüfus ise mübadeleler ile Yunanistan'a giderken onların yerine gelen göçmen Türkler Buca'ya yerleşmiş. Buca merkezinde yer alan Göç ve Mübadele Müzesi bu dönemi çok başarılı bir şekilde gözler önüne seriyor, mutlaka görmenizi öneririm. Buca'da gezilecek yerler listesini takip etmesi kolay olsun diye Buca merkezde gezilecek yerler, Buca'daki köşkler ve Buca köyleri başlıkları altında topladım. Tabii ki köşklerin hemen hepsi Buca merkezde, ama bu şekilde hem okuması hem takip etmesi daha kolay olacak diye düşündüm. Buca'yı hakkıyla gezmek istiyorsanız en az üç güne ihtiyacınız olacak. Üç günde hem köylerini hem farklı kültürlere sahip mahallelerini hem de tarihi güzelliklerini ancak bitirebilirsiniz. Buca tam olarak çok okuyan çok gezenlere göre bir destinasyon. Eğer Buca ile ilgili yeterince okuma yapmaz veya bir rehber eşliğinde gezmezseniz tarihini, kültürünü öğrenmezseniz sokaklarda boş boş dolaşıp geri dönebilirsiniz. Bu nedenlerdir ki, bu yazı Buca'yı gezerken elinizin altında olsun. Buca'da gezilecek yerler deyince, özellikle İzmir'de yaşayanlar için, akla daha çok köyleri veya piknik alanları geliyor. Halbuki Buca merkez çok kültürlü yapısı ile tarih ve kültür meraklıları için pek çok seçenek sunuyor. Buca merkezini gezmeye başlamak için bir merkez nokta belirlemeniz gerekirse Kasaplar Meydanı doğru nokta. Meydanın çevresinde eski Buca yapılarını görebilir, Dumlupınar Mahallesi'ne Yaylacık Mahallesi ve bu mahallerde gezilecek yerlere yürüyerek ulaşabilir, Buca'nın kültür miraslarına kolayca ulaşabilirsiniz. Kasaplar Meydanı'nda her Perşembe kurulan üretici pazarından çevre köylerden gelen üreticilerin taze meyve, sebze, bal gibi ürünlerini de uygun fiyatlara alabilirsiniz. Buca Köyleri'nde kirazdan armuta, bamyadan lavantaya kadar pek çok tarım ürünü üretiliyor. Buca üzümleri ile meşhurmuş, üzüm ticareti önemli bir gelir kaynağı imiş eskiden. Eskisi kadar çok olmasa da üzüm yetiştirmeye devam eden bağlar var. Mevlana Karası, Pembe Gemre, Osmanca ve Kozak Siyahı, Buca Rezakisi ile Sultaniye çeşitleri Buca'da yetiştirilen üzüm cinsleri. Üretici pazarında mevsimine göre üzümleri veya henüz üzüm olmamış koruklardan alma şansınız da olabilir. Kasaplar Meydanı'ndaki eski Rum evlerinden biri Göç ve Mübadele Anı Evi olarak düzenlenmiş, çok da güzel olmuş. Bahçesindeki asmanın altından geçerek girilen binanın içi tamamen mübadele ile değişen hayatları anlatan hikayelerle donatılmış. Düşünsenize, iki devlet arasında anlaşıyor ve bir gecede yanınıza alabileceğiniz bavul kadar eşyanızı alarak doğup büyüdüğünüz, köklendiğiniz yerden ayrılmanız isteniyor. Yaklaşık 2 milyon insan, Anadolu'da yaşayan 1 milyon 200 bin gayrimüslim ve Yunanistan'da yaşayan 500 bin müslüman yer değiştiriyor, anılarını, sevdiklerini, komşularını geride bırakıp hiç bilmedikleri bir yere gidiyorlar. Anı evinde gezerken her odada insanın tüyleri diken diken oluyor. Göç ve Mübadele Anı Evi'nin bir odasında bir bavula sığdırabileceklerinize dair bir oyun hazırlanmış, başka bir odada ise mübadil ailelerin çocuklarının yazdıkları anıları duvarlara aktarılmış. İlk katta Gülcemal Gemisi'nin anlatıldığı interaktif bir salon bulunuyor. Gülcemal Gemisi'ni bilmeyenler, duymamış olanlar için kısaca bahsedeyim; Gemi, Yunanistan ve Türkiye arasında yapılan nüfus mübadelesinde aktif görev aldı. Selanik ve Girit'ten Türkiye'ye gelen mübadilleri İstanbul, İzmir ve Karadeniz limanlarına taşıdı. Ve tabii ki mübadilleri taşıdığı bu seferler sırasında acı tatlı pek çok olaya tanıklık etti. Bu tanıklıkların bir kısmı anı evine taşınmış. Mübaillerden kalan giysiler, eşyalar, pasaportlar, mübadeleye dair belgeler, göç ile gelenlerin salgın hastalıklara karşı muayene edilip bekletildiği yerlerin similasyonları gibi insanı derinden etkileyen pek çok oda var görülmeye değer. Göç ve Mübadele Evi girişi ücretsiz. Pazar günleri hariç her gün 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Eğer müze hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak ve grup olarak müzeyi ziyaret etmek isterseniz, önceden randevu alarak gelebilirsiniz, müze yetkilisi Hazal Hanım size eşlik ederek detaylı bilgi verebilir. Anı evinin hemen arkasında Kasaplar Meydanı'nda Mübadele Anıtı, 2021 yılında buraya yerleştirilmiş. Anı evini görmeye gittiğinizde anıtı da görebilirsiniz. - Göç ve Mübadele Anı Evi Adresi: Menderes, Kasaplar Meydanı, 132. Sokak. No:41 Buca İzmir - Göç ve Mübadele Anı Evi Telefonu: 0232 293 92 86 Kasaplar Meydanı'ndan sadece 4 dakikalık yürüme mesafesinde Dumlupınar Mahallesi tarafında Vatikan'a bağlı Latin Katolik Kilisesi bulunuyor. Kilise 1815'te yapılmış, 1840'ta ibadete açılmış. Kilise yapılırken iç süslemeleri zanaatkar cemaat tarafından yapılmış ve hiçbiri bu iş için para almamış. İçeriye girince kendinizi Vatikan'a girmiş gibi hissettiren bu güzel süslemelere fakir sanatı adı verilmiş. Kilise duvarları depreme dayanıklı olacak şekilde ve 1.5 metre kalınlığında Horasan harcı kullanılarak yapılmış. Kilisede bulunan org İzmir Enternasyonel Fuarı'nın düzenlendiği ilk yıl (1927) yurt dışından getirilmiş, hala çalışır durumda. Orgun bulunduğu kata çıkarak hem orgu yakından görme hem de kiliseye yukarıdan bakma imkanı da var. Kiliseyi ziyaret etmek, turistik olarak gezmek isterseniz arayıp randevu almanız iyi olur. İtalyan Pederi Dondy Marko veya kilise görevlileri içeriyi gezme konusunda size yardımcı olacaktır. - Buca Latin Katolik Kilisesi Adresi: Dumlupınar Mahallesi 81 Sokak No:23 Buca Protestan Baptist Kilisesi, Dumlupınar Mahallesi'nde, Kasaplar Meydanı'da sadece 500 metre mesafede Erdem Caddesi üzerinde yer alıyor. Kilise, 1834 yılında Protestan Anglikan kilisesi olarak kurulmuş. Bağımsız bir Protestan kilisesi iken daha sonra Baptist Kilisesi adını almış. 1961 yılına kadar ibadethane olarak kullanılan bina, cemaatinin azalması ile birlikte 1965 yılında Buca Belediyesi'ne devredilmiş. 2001 yılına kadar nikah, düğün salonu ve kültür merkezi olarak hizmet vermiş. 2001 yılında restore edilerek tekrar kilise olarak hizmet vermeye başlamış. Buca'nın nüfuzlu Levanten Ailelerinden Rees Ailesi'nin desteği ile kilise çatısında kullanılan malzeme Galler'den getirilmiş, kilise orgu ise yine Rees Ailesi tarafından kiliseye bağışlanmış. Kilisenin bahçesinde önemli ailelerin ferdlerine ait mezarlar bulunuyor. Bu ailelerden en meşhur olanı dünyaca ünlü Forbes dergisinin kurucusu olan Forbes Ailesi'nin atalarına ait mezarlar. Sherlock Holmes karakterini oynayan ünlü aktör Benedict Cumberbatch'in büyük dedesinin mezarının da burada olduğuna dair rivayetler ama sadece isim benzerliği mi yoksa gerçekten bir kan bağı var mı net değil. - Buca Protestan Baptist Kilisesi Adresi: Adatepe, 35390 Buca/İzmir - Buca Protestan Baptist Kilisesi Telefonu: 0232 440 22 22 Yine Kasaplar Meydanı'na çok yakın bir noktada, Tarihi Buca Eczanesi'ndeyiz. Burası Buca'nın ilk eczanesi. Eczacı Mehmet Kamil Ergen 1925 yılında eczaneyi işletmeye başlamış olmasına rağmen eczane laboratuvarında bulunan mermer banko üzerinde 1906 tarihi kazılı. Bu nedenle ilk kuruluş tarihinin 1906 olduğu tahmin ediliyor. Eczaneden içeriye girdiğinizde eski dolapları ve şu an sergi halinde bulunan eski ecza malzemelerini görebilirsiniz. Şu an eczane \"Eczane Buca\" adıyla hizmet veriyor. - Tarihi Buca Eczanesi Adresi: Vali Rahmi Bey, Uğur Mumcu Cd. No:2, Buca İzmir - Tarihi Buca Eczanesi Telefonu: 0232 420 05 72 Dumlupınar Mahallesi Buca'nın eski merkezlerinden biri. Mahalledeki evlerin pek çoğu restorasyondan geçerek otel, kafe, restoran, şarap evi, sahaf olarak hizmet vermeye başlamış. Sadece sokaklar arasında dolaşmak dahi çok keyifli iken sokak aralarında karşınıza çıkacak olan Levanten Köşkleri, kiliseler gibi sürprizler de gezinize lezzet katacak. Mahalledeki sokaklardan biri Buca Belediyesi tarafından trafiğe kapatılarak Barış Manço Kültür Sokağı adı verilmiş. Sokakta el emeği ürünler bulabileceğiniz seyyar tezgarlar da bulunuyor. Dumlupınar Mahallesi'ndeki tarihi duraklarınızdan biri de Muradiye Camii olmalı. Çevresindeki sokakların pek keyifli olması dışında bahçesindeki ulu ağaçlar sayesinde serin bir mola vermek için de harika bir yer. Muradiye Camii, 1950 yılında, 1797 yılında inşa edilen Buca Agios Ioannis Prodromos Ortodoks Kilisesi'nin arazisine inşa edilmiş. Ortodoks kilisesinden geriye kalanlar ise; su kuyusu, 2 korint sütun başlığı, neoklasik giriş-çıkış kapıları. - Buca Muradiye Camii Adresi: Dumlupınar Mahallesi, 97. Sokak Buca İzmir Buca'da gezilecek yerler arasında neden Şirinyer Tren İstasyonu var diye merak ediyor olabilirsiniz, haklısınız. Şu an bu istasyon çalışmıyor, tren yanaşmıyor, istasyonun bulunduğu yerin altından İZBAN metrosu geçiyor. Şirinyer Tren İstasyonu'nun bu listede yer almasının nedeni yine tarihi bir öneme sahip olması. İzmir Alsancak ile Aydın arasında ticaretin gelişebilmesi, maden ve tarım ürünlerinin taşınabilmesi için levanten ailelerin ön ayak olması ile 1858'de Osmanlı Demiryolu Şirketi tarafından yapılmış bir tren yolunun duraklarından biri Şirinyer. O zaman durağın adı Paradiso, 1935'te ORC feshedilerek tüm hatlar ve duraklar TCDD'ye geçiyor ve durak ismi Kızılçullu oluyor, en son 1950'lerde Şirinyer adı veriliyor. Şu an hizmet vermiyor olsa da eski istasyon binası ve ek binaları hala ayakta. Şirinyer tarafına yolunuz düşerse bir zamanların hareketli tren istasyonuna uğrayıp birkaç fotoğraf çekmeyi çok görmeyin ona. İlk hikaye bir Rum Beyi'nin kızı ile ilgili. Rum beyinin kızı ölümcül bir hastalığa yakalanır. Rum beyi kızının iyileşmesi için her yolu dener, pek çok hekime götürür ancak çare bulamaz. Rum Beyi, son çare olarak havası temiz, hastalara şifa veren Buca'ya yerleşirlerse kızına şifa bulacağına inanır. Paradiso Ovası'nı yukarıdan gören taştan bir kule yaptırır ve kızını buraya yerleştirir. Ancak Buca'nın temiz havası dahi kıza şifa olamaz ve kız bu kulede ölür. Bu nedenle kulenin adı Kız Kulesi olmuştur. İkinci hikaye ise Rum Beyi'nin kızı ile rahibin oğlunun aşk hikayesidir. Rum Beyi'nin kızı ile papazın oğlu birbirlerine aşık olur. Ancak babaları arasında anlaşmazlıklar vardır. İki genç haberleşebilmek için arazilerine birer kule inşa ettirirler. Rum Beyi'nin kızının kulesi Kız Kulesi, papazın oğlunun kulesi ise Oğlan Kulesi olarak anılır. İki kule arasında boş araziler olduğundan kulelere çıktıklarında birbirlerini görürler. İkinci hikaye bana daha güzel geldiği için ona inanmak istiyorum. Şu an maalesef kulenin içine girilemiyor olsa da durumu iyi. - Buca Kız Kulesi Adresi: Barış Mahallesi, 152. Sokak. 7 A, Buca İzmir Kızılçullu Paradiso Su Kemerleri, Buca'ya Konak yönünden gelirken yol üstünde Meles Çayı üzerinde bulunuyor. Buca havası ile olduğu kadar bol su kaynakları ile ünlü imiş. Buca'nın kaynak sularını İzmir merkezine taşımak için Roma Dönemi'nde yapılmış bu kemerler. Buca'da başka su yolları ve kemerler de görmek mümkün. Şirinyer'in tarihte ilk adı Paradiso yani cennet, sonraki adı ise Kızılçullu imiş. Daha sonra semtin adı Şirinyer olmuş. Bu nedenle buradaki kemerlerin ismi de Kızılçullu Paradiso Su Kemerleri diye geçiyor. Kemerlere kırmızı yönlendirme tabelalarını takip ederek ulaşmanız mümkün. Ardarda iki kemerin görüntüsü oldukça etkileyici. Bu kemerlerin yapımında Anadolu'daki pek çok sağlam yapıda olduğu gibi yumurta akı kullanıldığı söyleniyor. Kemerlerin bulunduğu yer, Meles çayının sularından faydalanmak isteyen kervanların da durak noktası imiş, burada panayırlar kurulur, eğlenceler yapılırmış. Bir başka gizemli soru da Buca'da neden bir Mevlana Heykeli olduğu. Mevlana Heykeli'nin yapımına dair bazı tahminler olsa da bu tepenin adını aldığı Petros Tıngıryan'ın hikayesine odaklanalım derim. 1799'da İstanbul'da Ermeni Katolik ailesinde doğan, Viyana'ya Katolik eğitimi alması için gönderilen Petros Tıngıryan, eğitimi sırasında yaşadığı olumsuz bazı tecrübeler nedeniyle İstanbul'a geri döner, İstanbul'da da huzur bulamayan Tıngıryan, pek çok kişinin şifa bulamaya geldiği Buca'ya gelir ve bu tepede kendine bir kule ve bir ev yaptırır. 40 yıl Buca'ya yaşayan Tıngıryan 9 dili iyi derecede konuşuyormuş. Dünya barışının sağlanabilmesi insanlığın tek dil altında birleşmesi gerektiğine inanan Tıngıryan \"Sahleray\" adını verdiği kendi dilini geliştirir. Bu dilde bir sözlük ve müzik notaları geliştirir. Mevlana Heykeli 75 metre yüksekten Buca'ya tepeden bakıyor ve ağaçlar içinde bir parkın içinde yer alıyor. Parkın içinde Buca Belediyesi'nin işletmesi olan Neva Kafe kahvaltı, yemek, içecek alabileceğiniz güzel bir mekan. Bu kafede oturup Tıngıryan'ın gördüğü manzaraya bakarak düşüncelere dalmayı düşünebilirsiniz. Kurtuluş Savaşı'nda kahramanlıklarıyla bilinen Yörük Ali Efe, Cumhuriyet'in ilanından sonra Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün talebi ile Buca'ya yerleşmiş ve ömrünün sonuna kadar burada yaşamış. Onu onurlandırmak için Koşutepesi diye geçen yerdeki parka bir heykeli dikilerek parka da adı verilmiş. Park içinde bir de kule bulunuyor. Kimileri bu kulenin eski bir değirmen olduğunu söylerken bu kulenin hemen yanında eskiden bir Papaz Okulu bulunduğu ve kulenin de Papaz Okulu'nun kulesi olduğu biliniyor. Kız Kulesi hikayesinde geçen Oğlan Kulesi'nin de bu kule olduğu söyleniyor. Yerleri açısından bakınca etrafta binaların olmadığı dönemde iki kule birbirini görebilecek açıdaymış. - Yörük Ali Efe Parkı Adresi: Efeler Mahallesi, 306/1. Sokak. No:10, 35380 Buca İzmir Ülkemizdeki ilk at yarışları Buca'da Şirinyer Hipodrumu'nda düzenlenmişti. Yarışlar şerefine Sultan Abdülaziz Buca'yı ziyaret etmiş ve bir gece ünlü Baltazzi köşkünde ağırlanmış. Bucalı Levantenler, Sultan Abdülaziz'in yarışlara katılması onuruna Asparuk meydanında bulunan Dokuz Çeşmeler Çeşmesi'ni yaptırmışlar. Çok okuyan mı çok gezen mi bilir sorusuna hep hem okuyan hem gezen cevabı vermemin sebebi böyle hikayeler. Bu hikayeleri bilmezseniz bu çeşmenin önünden geçip gidersiniz. Dokuz Çeşmeler Çeşmesi'nin hemen yakınında yer alan Cumhur Asparuk Meydanı'nda yer alan Su Değirmeni bu bölgede su taksiminin yani dağıtımının yapıldığı yermiş. İstanbul'daki Taksim Meydanı ne ise Buca'daki Asparuk Meydanı oymuş yani. 2021 yılında Buca Belediyesi'nin çalışmaları ile yeniden çarkları çalışır hale getirilmiş. Dokuzçeşmeler meydanına çok yakın bir Ortodoks Kilisesi varmış, ancak şu an kiliseden geriye sadece kapısı kalmış ve oldukça metruk durumda. Gezi listenize eklemeseniz de olur. Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde, İzmir'in kurtuluş günü olan 9 Eylül 2020'de açılan müze Dokuzçeşmeler'de bulunuyor ve çok genç bir müze. Levanten Ailelerinden Barff Ailesine ait köşk müzeye dönüştürülmüş. Hem köşk hem de müze kesinlikle görülmeye değer. Müzede 4 ayrı salonda geçmişte yaşamış olan Türk Devletlerinin ve dünya medeniyetlerinin bayrakları sergileniyor. Çocuklar için de bir bölüm bulunan müzenin düzenlemesi de çok güzel olmuş. Müzeyi gezebilmek için önceden randevu almanız gerekiyor. Giriş ücretsiz. - Bayrakbilim ve Türk Bayrağı Müzesi Adresi: Adatepe Mahallesi, 24. Sokak. No: 2, 35400 Buca İzmir - Bayrakbilim ve Türk Bayrağı Müzesi Telefonu: 0232 301 04 48 Buca'nın tarihi mahallelerinden biri de Yakacık Mahallesi. Selanik göçmenlerinin yerleştirildiği mahalle sakinleri buraya Selanik'teki evlerinin birebir aynılarını yapıp yerleşmişler. Tek veya iki katlı evlerin alt katının yarısına kadar kırmızı tuğla örülmüş, bazılarının önünde bank şeklinde çıkmalar yapılmış, arkasında bahçeleri olan evlermiş bunlar. Herkes evinde kendi hayvanını yetiştirirmiş. Zamanla şehirleşme ile birlikte bu evlerin çoğu yıkılıp yerlerine yeni apartmanlar dikilmiş, yukarıdaki fotoğrafta yer alan evlerin olduğu ada geriye kalan son ada parseli imiş. Bunlar da yıkılırsa bir tarih yok olup gitmiş olacak, ne yazık ki. Buca ve Konak ilçe sınırlarının birleştiği noktadaki tepede 40 metre yüksekliğinde bir Atatürk Heykeli yer alıyor. 15 mühendis, 350 ton çelik profil kullanarak ve üstüne beton püskürterek yapmış bu heykeli. Yeşildere Caddesinden geçerken görünen heykeli ehr görüşümde içimi bir heyecan kaplıyor. Heykelin fotoğrafını çekmek pek kolay değil, ana yolda durmak veya uzaktan çekim yapmak gerekiyor. O yüzden ben de Buca Belediyesi'nin sayfasından bir fotoğraf kullanmak zorunda kaldım. Buca'da merkezde Üçkuyular ile Dokuz Çeşmeler Meydanları arasında bulunan en büyük park Hasan Ağa Bahçesi. Bahçe eski bir levanten köşkünün bahçesi iken bugün yürüyüş ve bisiklet yolları ile burada yaşayanların nefes aldığı bir yer. Yok artık Sevil, hipodromun gezilecek yerler listesinde ne işi var demediniz değil mi? Aslında hipodromun bu listede olmasının nedeni Buca için kültürel bir önemi olması ve de yemek yiyip içkinizi içerek at yarışı izlemenin de seyahat deneyiminin bir parçası olması. Burası Türkiye'de ilk at yarışlarının yapıldığı yer olmasının yanısıra gece yarışlarının da ilk yapılmaya başlaması ile at yarışı dünyasında özel bir yere sahip. Hayvanların yarıştırılması ve bunun bir eğlence aracı olması bana çok ters olsa da pek çok kişi için ilginç bir tecrübe olabilir. De Jongh Köşkü, Buca'ya ilk yerleşen Levanten Ailelerinden biri olan Felemenk asıllı İngiliz De Jongh Ailesi tarafından 1877'de yaptırılmış. De Jongh Ailesi İzmir'den ayrılınca köşk önce İtalyan Sperco Ailesi'ne daha sonra ise Aliberti Ailesi'ne geçmiştir. 1930 yılında istimlak edilen köşk bugün SGK Hizmet Binası olarak hizmet veriyor. Köşkün bahçesinde tenis müsabakaları yapıldığı ve bir dönem tenis kulübü olarak hizmet verdiği biliniyor. SGK binası olmadan önce ise sanatoryum olarak kullanıldığı düşünülüyor. Köşk bodrum üstüne iki kat şeklinde tasarlanmış. Bodrum katı mahsen ve sığınak olarak kullanılmış, De Jongh Ailesi'nin burada saklanmak zorunda kaldığı daha sonra da İzmir'den ayrıldıkları söyleniyor. Bodrum bugün sergi salonu olarak hizmet veriyor yani orayı de görebilirsiniz. Atatürk'ün hayatını anlatan Veda filminin bazı sahneleri bu köşkte çekilmiş. Atatürk'ün Latife Hanım'dan boşanma kararı almasına neden olan olayın geçtiği sahneyi hatırlarsanız, o sahne burada çekilmiş. De Jongh Köşkü turistik ziyarete açık değil, SGK'de bir işiniz varsa girebiliyorsunuz veya içeriye girip gezmek istediğinizi belirtirseniz gezebilirsiniz ancak bir ofis binası olduğunu ve çalışanların olduğunu unutmadan, gürültü yapmadan gezmekte fayda var. - De Jongh Köşkü Adresi: SGK Buca Yerleşkesi, Menderes Cd. No:20, Buca İzmir Dumlupınar Mahallesi'nde bulunan Davut Fargoh Köşkü veya halk arasında bilinen adıyla Pembe Köşk, bugün Buca Belediyesi Kültür Sanat Merkezi olarak hizmet veriyor. Hıristiyan Süryani kökenli Fargoh ailesi feribot hatlarının işletmesini yapıyorlarmış. Kaynaklara göre Fargoh Köşkü 1903 yılında yapılmış, 1925 ve 2000 yılları arasında Buca Belediyesi Hizmet Binası olarak kullanılmış. Buca Belediyesinin 2000 yılında yeni binasına taşınmasının ardından Davut Fargoh Köşkü, Buca Belediyesi Kültür Sanat Merkezi ve Kütüphane olarak hizmete açılmış. Binanın bahçesindeki hamam bugün kütüphane, müştemilat kısmı ise Buca Belediyesi'nin işletmesi olan Boudja Gastro Pub olarak hizmet veriyor. Tarihin korunması ve yaşatılması adına güzel hareketler bunlar. Boudja Gastro Pub hem yemek hem de çay-kahve molası vermek için çok şık bir mekan. Giderseniz, ayran frozen denemeyi unutmayın! - Davut Fargoh Köşkü Adresi: Dumlupınar, Uğur Mumcu Cd. No:29, Buca İzmir Dumlupınar Mahallesi'nde bulunan 1838 yılında inşa edilmiş olan Manoli Oteli, Buca'nın bilinen en eski oteli. Rum kökenli Defterigo Ailesi tarafından yaptırılmış. Defterigo Ailesi 1922 olaylarından sonra Mısır'a göç etmiş ve Buca'ya gelen levantenlerin burada konakladığı beziki poker gibi oyunlar oynadıkları biliniyor. Buca'da kitabesi bulunan en eski konut olan Manoli Otel, eski olmasına rağmen mimari olarak üst düzeyde yapılmış. Bina son olarak huzurevi olarak hizmet vermiş ancak şu an kullanılmıyor ve ziyarete açık değil. Otel ile aynı sokakta İtalyan Latin Katolik Kilisesi bulunuyor. - Manoli Oteli Adresi: Dumlupınar Mahallesi 81 Sokak Buca İzmir Russo Köşkü, mimari açıdan Buca'daki diğer köşklerden farklılık gösteren bir köşk. Tam yapım tarihi bilinmese de mimarisine bakarak 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başlarında yapıldığı tahmin ediliyor. Köşkün adı Russo Ailesi'nden gelse de yapım tarihinde olduğu gibi konutun asıl sahipleri de bilinmiyor. Russo Köşkü şu an ziyarete açık değil, sadece dışarıdan görebiliyorsunuz. Bulunduğu sokakta dış cephesindeki süslemelerden hemen farkedersiniz. Russo Köşkü de İtalyan Latin Katolik Kilisesi ile aynı sokakta bulunuyor. - Russo Köşkü Adresi: Dumlupınar Mahallesi 81 Sokak Buca İzmir İngiliz Rees Ailesi, İzmir'in önde gelen Levanten Aileleri arasında yer alıyor ve Bucalı oldukları biliniyor. Buca'daki Rees Malikanesi'ni inşa ettirip buraya temelli yerleşmişler. Rees Ailesi Buca'da sosyal ve kültürel yaşama pek çok katkı sağlamışlar. At yarışlarına olan merakları nedeniyle bugün Şirinyer Hipodromu'nun bulunduğu yeri yaptırıp Türkiye'deki ilk at yarışlarına ön ayak olmuşlar. Rees Ailesi Protestan Kilisesi için renkli cam vitraylar yaptırarak kiliseye hediye etmiş, bu vitraylar daha sonra Alsancak'taki St. John Evangelist Kilisesi'ne taşınmış. Rees Köşkü'nün tam yapım tarihi bilinmiyor olsa da dönem olan Fargoh Köşk ile aynı dönemde yani 1890-95 yılları arasında yapıldığı tahmin ediliyor. Kraliçe Victoria'nın yazlık evinin kopyası olarak yapılmış. Köşke dışardan bakıldığında ağırbaşlı bir görünümü var. İç mekanlar ise son derece görkemli ve etkileyici. Hemen her salonda bulunan ve her biri birbirinden güzel şömineler ise benim en çok ilgimi çeken detay oldu. I. Dünya Savaşı sırasında köşke el konmuş ve yatılı kız öğretmen okulu olarak hizmet vermiş. Savaş bitince köşk yeniden sahiplerine verilse de 1930'ların sonunda İzmir'den ayrılan Rees Ailesi'nden sonra istimlak edilerek tekrar eğitim amaçlı olarak kullanılmaya başlanmış. Rees Köşkü şu an Buca Eğitim Fakültesi Dekanlığı olarak hizmet veriyor. Biz Buca Belediyesi'nin davetlisi olarak köşkü ziyaret ettiğimizden özel izin alarak gezdik. Normal şartlarda ziyarete/turizme açık değil. Köşkün salonları dekanlığın ofis odaları olarak kullanılıyor. - Rees Köşkü Adresi: Buca Eğitim Fakültesi Kampüsü Uğur Mumcu Cad, 135. Sokak. No: 5, Buca Baltazzi veya Baltacı Köşkü, Buca'nın ilk köşklerinden biri olarak biliniyor. Köşkün sahibi Demostanis Baltacı, ünlü müzeci, arkeolog ve ressam Osmanlı Hamdi Bey ile çalışmış, arkeoloji konusunda çalışmaları olan biriymiş. Baltacı Köşkü bahçe ve bina mimarisine bakınca arkeolojiden anlayan birinin dokunuşları olduğunu görmek mümkün. Baltazzi Köşkü, 1856'da Sultan Abdülmecit'i, 1863'de de Sultan Abdülaziz'i ağırlamış, bu sayede Buca'nın en prestijli köşkü haline gelmiştir. Osmanlı geleneğinde sultanın kullandığı kapı tekrar kullanılmaması için kullanıma kapatılırmış. Baltazzi Köşkü'nde de sultan, Aliotti Bahçesi'ne bakan kapıdan köşke girmiş ve geleneklere uyularak kapı kapatılarak bir daha kullanılmamış. Köşkün Baltacı Ailesi'nden sonraki kısmı biraz belirsiz. 1890'larda Ispartalıyan adlı İzmirli bir zengin tüccarın köşkü satın aldığı, 19. yüzyılda ise köşkün Yunan Milli Bankası adına satın alındığı biliniyor. Venizelos bu köşkü, savaşta ölenlerin çocukları için bir yetimhane yapılmak üzere İzmir Rum Toplumuna bağışlamış. 1922'de buradaki yetimler, Amerikan Kızılhaçı tarafından Yunanistan' a nakledilmiş. 1922'den sonra Türk Devleti'ne geçen malikane Mustafa Kemal Paşa'ya bağışlanmış. Paşa köşkün okul olarak kullanılmasını istemiş ve o zamandan beri köşk binası okul olarak kullanılmaya devam etmiş. Dimostanis Baltacı Malikanesi, bugün Mehmet Akif İnan Anadolu Lisesi binası olarak kullanılıyor. Okul olduğu için hem bahçeyi hem de binayı ziyaret edebiliyorsunuz. Köşkün bahçesindeki sarnıç artık virane durumda olsa da havuzu, havuz başındaki Afrodit Heykeli hala güzelliğini koruyor. Buca'nın en ünlü levanten ailelerinden biri dünyaca ünlü Forbes Dergisi'nin kurucularının olan İngiliz Forbes Ailesi. Buca'ya hakim bir tepe üzerinde, geniş bir bahçe içinde inşa edilmiş Forbes Köşkü, kapısında yer alan armaya göre, 1908 yılında inşa edilmiş, 1909 yılında bir yangın geçirmiş, 1910 yılında ise yeniden yapılarak bugünkü haline ulaşmış. Forbes Ailesi'nin ticaretle uğraştığı, antimuan madeni, meyan kökü ihracatı ile zengin olduğu biliniyor. Bu zenginlik sayesinde Buca'nın ve hatta İzmir'in en görkemli köşklerinden birini yaptırmış olsalar da bir süre sonra İzmir'den ayrılmışlar. Forbes Ailesi İzmir'den ayrıldıktan sonra Whittall Ailesi köşkü kullanmış. Forbes Köşkü bugün boş duruyor ve içi ziyarete kapalı. Ancak Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi bahçesinde bulunduğundan bahçeye girerek köşkü dışarıdan görmeniz mümkün. Köşkü görmeye gidecek olursanız etrafında mutlaka tam tur dolaşın arka taraftaki eskiden kış bahçesi olduğunu tahmin ettiğim yer de çok güzel. Bir dönem düğün fotoğrafçılarının çekim için kullandığı bir mekan imiş ancak şu an yıkılma tehlikeli nedeniyle bu tarz fotoğraf çekimlerine izin verilmiyor. - Forbes Köşkü Adresi: Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kozağaç Mahallesi, Özmen Cd. No:147, Buca İzmir Buca, Levanten Köşkleri açısından çok zengin. Burada yer veremediğim, ziyarete kapalı olan köşkler de bulunuyor. En bilinen ve tarihi önemi olan köşkleri sıralamaya çalıştım. Sizin de gidip gördüğünüz ve bu listede olması gerektiğini düşündüğünüz Buca köşkleri varsa yorumlara yazmayı unutmayın. Sıra geldi, Buca'nın en bilinen yerleri arasında olan yeşili ile, doğası ile, meyve-sebzeleri ünlü köylerine. Köylerde benim en sevdiğim şey, her köy meydanında bizi karşılayan, dallarının altına alıp serinleten ulu bir çınar ağacı ve bize yüreklerini açan misafirperver köylüler oldu. Kaynaklar Köyü, Kasaplar Meydanı'na sadece 12 kilometre mesafede bulunan Buca merkeze en yakın köyü. Köy meydanında bulunan ve 1000 yaşını aşmış olan Kunduracı Çınarı Tabiat Anıtı köyün en meşhur noktası. Çınarın altında çay kahve içebilir, serinleyebilirsiniz. Kangölü veya Manavur Su Yolu olarak bilinen bölge de Kaynaklar Köyü civarında bulunan ve Roma Döneminden günümüze ulaşmış su yollarından biri. Burası Buca'nın su kaynaklarının çıktığı yer. Bölge piknikçiler ve doğa yürüyüşü yapmayı sevenlerin de uğrak noktası. Belenbaşı Köyü, Kasaplar Meydanı'na sadece 15 kilometre mesafede, Buca'nın iki yörük köyünden biri. Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte yerleşik hayata geçen köy hala yörük kültürünü yaşatmaya çalışıyor. Köyün hemen dışında \"Goca Yörük\" adında bir yörük çadırı yapmışlar. Çadırı ziyaret edebilir, yörük yaşantısına dair eşyaları görebilir, fotoğraf çektirebilir, şanslıysanız yörük ayranı içebilirsiniz. Döneminde giderseniz mis gibi üzüm, incir, kiraz gibi yöresel ürünleri de bulabilirsiniz. Kırklar Köyü de Buca'nın diğer yörük köyü. Kasaplar Meydanı'nda 18 kilometre mesafede bulunan köyün en dikkat çekici yanı köy mezarlığındaki Osmanlı mezarları. Mezar taşlarında bulunan yazıtlar henüz çözülememiş olsa da bölgedeki en eski mezarlık, bir başka deyişle yerleşim olduğunu bize gösteriyor. Mezar taşlarında kullanılan desenlerin Türkmen, hatta Şaman desenlerine benzediği söyleniyor, hatta halk arasında Şaman mezarları deniyormuş bu mezarlara. Doğancılar Köyü, Buca merkez yani Kasaplar Meydanı'ndan yaklaşık 22 kilometre mesafede bulunuyor. Burası Buca'nın en yüksek yerlerinden bir tanesi, bu nedenle hem havası güzel hem de doğası, üstelik kadın muhtarı var. Doğancılar Köyü son yıllarda bir özelliği ile daha öne çıkıyor, o da Lavanta Bahçeleri. Artık Türkiye'nin pek çok yerinde görmeye alıştığımız lavanta tarımı Doğancılar'da da yapılmaya başlanmış, salıncakları, havuzları ile İzmirlilerin Isparta veya Burdur'a gitmesine gerek bırakmamış. Lavanta tarlalarına gittiğinizde bal sormayı da unutmayın, balları da pek güzel. Yukarıda bahsettiğim yerleri Google Haritalar üzerinde Buca gezilecek yerler haritası olarak işaretledim. Buca merkez, Buca köşkleri, Buca köyleri, Buca'da yeme-içme ve Buca'da konaklama olarak kategorize edilmiş şekilde Buca gezi haritası aşağıda yer alıyor. Haritaya Google Haritalar uygulaması üzerinden çevrimiçi ulaşmak için tıklayın. Buca, az bilinmesine, gezmeye pek gidilmemesine rağmen aslında İzmir merkeze çok yakın. Şirinyer metro istasyonu Konak Meydanı'na sadece 5 kilometre mesafede iken Buca'nın merkezi sayılabilecek Kasaplar Meydanı sadece 7 kilometre mesafede. Konak Meydanı'ndan kendi aracınız ile 15 dakikada Kasaplar Meydanı'na gidebilirsiniz, otobüs ile yaklaşık yarım saat sürüyor. Buca'ya gitmek için en iyi zaman ne için gideceğinize göre değişse de her mevsim gezebileceğiniz, seveceğiniz bişeyler bulacağınız bir yer olduğunu tekrar hatırlatatım. - Buca'ya kültür gezisi için gidecekseniz yılın her mevsimi gidebilirsiniz, ancak uzun yürüyüşler yapmayı seviyorsanız yazın sıcak ayları yerine ilk veya sonbahar daha güzel olur. - Buca'nın köylerine gidecekseniz ve hem taze meyve sebze bulayım, hem de lavanta göreyim isterseniz Haziran sonu Temmuz başı en güzel zamanlar. Buca şehir merkezinde güvenle konaklayabileceğiniz iki otel var. Biri Çaba Hotel, diğeri de Diasos Otel. Bunlar dışında da oteller var elbette ama benim gönül rahatlığı ile önerebileceklerim bunlar. Şehirden biraz uzaklaşayım derseniz de Buca Belediyesi'nin İzcilik ve Doğa Sporları Merkezi içinde bulunan bungalovlarda doğa ile içiçe kalabilirsiniz. Çaba Otel, Buca'nın tek \"business\" oteli olarak kendisini konumlandırmış, biz de gittiğimizde orada kaldık. 63 Standart ve 14 Suite olmak üzere toplamda 77 oda ve yapım aşamasında olan 2 toplantı salonu var otelde. Bizim kaldığımız odalar standart odalardı ve son derece temiz ve rahattı. Otel, Kasaplar Meydanı'na 2.2 kilometre mesafede, yani tam merkezde diyemeyiz. Oda fiyatları için aşağıdaki telefondan arayarak bilgi alabilirsiniz. - Buca Çaba Otel Adresi: Yenigün Mh, Gazeteci Yazar İsmail Sivri Blv No:184-B, Buca İzmir - Buca Çaba Otel Telefonu: 0232 520 29 30 2017'de açılmış olan Diasos Otel, Buca'nın en bilinen otellerinden biri. Standart, Double Suit ve Single Suit olmak üzere 3 farklı oda tipi bulunuyor. Otel, Kasaplar Meydanı'na 4 kilometre mesafede bulunuyor, yani tam Buca merkezde diyemeyiz. Oda fiyatları için aşağıdaki telefondan arayarak bilgi alabilirsiniz. - Buca Diasos Otel Adresi: Kuruçeşme, 1409. Sk. No:54, Buca İzmir - Buca Diasos Otel Telefonu: 0232 453 75 97 Buca Belediyesi İzcilik ve Doğa Sporları Merkezi, doğa ile içiçe olmak isteyenler, izci ve kampçılar için ideal bir yer. Ağaç evi, bungalov, çadır gibi konaklama seçeneklerinin bulunduğu merkezin içinde ayrıca tırmanma duvarı, zipline gibi aktivite alanları da var. Merkezin içindeki Dere Kafe'de ise uygun fiyatlara yeme-içme ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz. Merkezde konaklayabilmek için önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Bungalovlar ise sadece gruplara tahsis ediliyor, bu nedenle gitmeden önce mutlaka bilgi almak için aramanızı öneririm. - Buca İzcilik ve Doğa Sporları Merkezi Adresi: 29 Ekim Mahallesi Gazi Feyzullah Sokak No:2 Kaynaklar Buca - Buca İzcilik ve Doğa Sporları Merkezi Telefonu: 0537 303 03 04 Buca'nın köyleri kamp yapmak için oldukça uygun. Köylere gittiğinizde tavsiyem köy kahvesine gidip \"buralarda nereye çadır kurabilirim\" diye sormanız. Muhtemelen köyden birkaç kişi sizi evinde misafir etmek isteyecektir. Yine de kamp yapmaya uygun yerlere de yönlendirirler. Hem köyde yaşayanları rahatsız etmeden, hem de sizin rahat edeceğiniz bir yer mutlaka bulabilirsiniz. Özellikle Kaynaklar Köyü çevresinde müsait yerler var. Ben bir kamp alanı arıyorum derseniz de Kaynaklar Köyü civarındaki Dere Kafe Buca İzcilik ve Doğa Sporları Merkezi'nin bahçesine çadır kurulabiliyor. Önceden arayıp yer durumunu sormanızda fayda var. - Buca İzcilik ve Doğa Sporları Merkezi Telefonu: 0537 303 03 04 3 gün süren Buca'yı Keşfet etkinliğine ait videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. Bu yazıda kullandığım Buca fotoğrafları toplu olarak aşağıda yer alıyor. Buca'da çok güzel bir değişim, dönüşüm başlamış. 6 ay sonra tekrar gitsem belki çok daha güzel bir Buca ile karşılaşacağım. Güncel gelişmeleri Bucayikesfet. com adresinden de takip edebilirsiniz. Siz yine de vakit kaybetmeden gezi planlarınıza Buca'yı ekleyin. 8 yıldır Buca'da yaşıyorum, birkaç yer harici bildiğim yer yok açıkcası, ilgi çekici bir yazı olmuş, dönüşte keşfetmeye başlayacağım. Burası daire almak için öneri bulabileceğiniz bir sayfa değil. Emlak sitelerine bakınız. Harika bir yazı ve video olmuş Sevil hanım paylaştığınız için teşekkür ederiz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/buca-yi-kesfetmek-icin-10-sebep", "text": "Lidyalılardan Romalılara, Levantenlerden Mübadillere kadar çok kültürlü yapısı, doğası, köşkleri, tarihi mahalleri, parkları ile Buca, İzmir gezinizde mutlaka rotanıza eklemeniz gereken yerlerden. Buca'yı keşfetmek için çok geçerli 10 sebep bu yazıda detaylarıyla sizi bekliyor! İzmir'de gezilecek bir sürü yer varken \"neden Buca'ya gideyim ki?\" dediğinizi duyar gibiyim, demeyin. Neden Buca sorusunun cevabını madde madde bu yazımda anlattım, okumaya devam! Bu bana yetmez derseniz; Buca'da ne yenir, nerede yenir? ve Buca'da Gezilecek Yerler ve Buca Gezi Rehberi yazılarıma mutlaka göz atın. İzmir'in sıcağından bunalanlar için Buca, İzmir şehir merkezinden sadece 100 metre kadar daha yüksekte olmasına rağmen birkaç derece daha İzmir'e göre serin oluyor. İzmir'e gelen Levantenler ailelerinin bir çoğu hem serin hem de temiz havası için Buca'yı tercih etmişler. Hatta Buca'da kurdukları tenis kulübüne Güzel Hava Kulübü adını vermişler. Buca tarih boyunca İzmir'e su sağlama noktası olmuş. Kızılçullu Paradiso Su Kemerleri ve Manavur Su Yolu üzerinden İzmir'e su taşınmış. Buca'da çok sayıda su kemeri olmasının nedeni de suyun İzmir'e taşınabilmesi. Buca merkezden kısa bir araç yolculuğu ile boyut değiştirir gibi yemyeşil köylere ulaşıyorsunuz. Belenbaşı ve Kırklar yörük köyleri Cumhuriyet'in ilanından sonra yerleşik hayata geçmiş olan köyler iken Kaynaklar, Karacaağaç, Doğancılar köyleri ise köklü tarihleri ile zamana meydan okuyorlar. Bu köylerin hepsinde meyve sebze yetiştiriliyor. Kirazdan bamyaya, lavantadan üzüme kadar pek çok ürünü mevsiminde taze taze bulabilirsiniz. Buca merkezde bulunan Kasaplar Meydanı'nda Perşembe günleri kurulan üretici pazarına da bu köylerden taze meyve sebze getiriliyor, doğrudan köylüden alabilirsiniz. Haziran sonu, Temmuz başı köylere giderseniz lavanta tarlalarının mora dönmüş çiçekleri arasında inanılmaz güzellikte fotoğraflar çekebilirsiniz. Kaynaklar Köyü meydanındaki 1000 yaşını aşmış anıt çınar ağacını da görmeyi ihmal etmeyin. Dünyaca ünlü Forbes Dergisi'nin kurucularının ataları Buca'da yaşamış. Levantenler 19. yüzyılda Akdeniz Havzası'na gelmiş, ağırlıklı olarak ticaretle uğraşan Avrupalı Hristiyanlara verilen ad. İngiliz, Hollandalı, Fransız ve Belçikalı levantenler geldikleri bölgelerde hem ticari hayatı hem de sosyal hayatı hareketlendirmiş, Batı'nın kültürel yaşantısını Buca'ya taşımışlar. Buca, temiz ve serin havası ile levanten ailelerinin yerleşmeyi tercih ettiği yerlerden biri olmuş. Bugün Buca'da ziyarete açık veya halen kamu binası olarak kullanılan çok sayıda levanten köşkü bulunuyor. Bu köşkler arasında en popüler olanları; Buca Anadolu Lisesi binası olarak kullanılan Baltazzi Köşkü, Hasan Ağa Bahçesi içinde yer alan Aliotti Köşkü, 9 Eylül Üniversitesi Rektörlüğü binası olarak kullanılan Rees Köşkü, dünyada ünlü Forbes dergisinin atalarına ait olan Forbes Köşkü, Buca Belediyesi Kültür Sanat Merkezi olarak hizmet veren Fargoh Köşkü, Russo Köşkü, Milli Bayrak Müzesi olarak hizmet veren Barff Köşkü, De Jongh Köşkü, Blackler Köşkü, Balladur Malikanesi, Sponza Köşkü, Manoli Otel, Gavrili Köşkü, Köşk 1857 bugün içeriden veya dışarıdan görebileceğiniz köşkler. Atatürk'ün hayatını anlatan \"Veda\" filminin bazı bölümleri Buca'da çekilmiş. Atatürk'ün Latife Hanım'dan boşanma kararı vermesine sebep olan hikayenin geçtiği sahne Buca'nın meşhur köşklerinden biri olan De Jongh Köşkü, bugün SGK hizmet binası olarak hizmet veriyor. Veda filmini izlemediyseniz mutlaka izlemenizi öneririm. Levantenler gittikleri yerde sosyal yaşamı da etkilemiş demiştim. Önce şehir merkezine ulaşmak sonra da yük taşımak için levanten aileler Buca'ya tren hattı yapılmasına öncülük yapmışlar. Böylece Anadolu'daki ilk banliyö treni Alsancak Paradiso ve Buca arasında hizmet vermeye başlamıştır. Bu hat halen Buca'da köşkleri de bulunan İngiliz Levanten Ailesi Reesler tarafından 1860'larda yaptırılmış. Buca deyince pek çok kişinin aklına ilk gelen yerlerin başında Şirinyer Hipodromu gelir. Türkiye'deki ilk at yarışları Buca Şirinyer Hipodromu'nda yapılmış. Türkiye'deki ilk gece koşuları da Şirinyer Hipodromu'nda düzenlenmeye başlamış. Gece koşularını dilerseniz tribünde yer alan restoranlardan yeme-içme eşliğinde izleyebiliyorsunuz. Buca spor faaliyetlerindeki ilkleriyle öne çıkıyor. Hala faaliyet göstermeye devam eden Buca Tenis Kulübü, 1900'lerin başında İzmir'deki ilk tenis kulübü olarak Güzel Hava Kulübü adıyla Buca'da kurulmuş. İzmir'deki ilk golf ve tenis müsabakaları ile atletizm yarışları da Levanten ailelerin öncülüğünde Buca'da yapılmış. Buca, Protestan, Ortodoks, Katolik kiliselerin aynı sokakta yan yana olduğu nadir Anadolu kentlerinden biridir. Farklı ülkelerden gelen levanten ailelerin pek çoğu farklı mezheplere mensup olduklarından Buca'ya yerleştikten sonra kendi kiliselerini inşa etmişler. İtalyan Katolik Kilisesi Dom, Vatikan'a benzerliği ile dikkat çeken, burada yaşayan İtalyan ailelerin kendi çabaları ile inşa edip iç süslemelerini yaptıkları bir kilise. Gidip görmek isterseniz önceden arayıp randevu almanız gerekiyor. Bugün Muradiye Camisi olarak hizmet veren camii Müjdeci Yahya adına Eski Ortodoks Kilisesi imiş. Camii olduğundan, saygı çerçevesinde dilediğiniz gibi ziyaret edebilirsiniz. 120 kişilik cemaati olan Azizler Protestan Kilisesi bugün aktif olarak hizmet veren bir kilise, önceden aramak kaydı ile kilisenin papazı ile görüşebilirsiniz, kilisenin tarihçesini zevkle anlatıyor. Dokuzçeşmeler Meydanı'na çok yakın bir kilise daha var ancak günümüze sadece kapısı kalmış. Türkiye'deki ilk köy enstitülerinden biri olan Kızılçullu Köy Enstitüsü Buca'da kuruldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, köylere giden öğretmenlerin köy hayatını öğrenmesi ve ona uygun yetiştirilebilmesi için kurslar açıldı ama kurslar tek başına yeterli değildi. 1937 yılında Köy Enstitüleri'nin çekirdeklerini oluşturacak olan Eskişehir, Çifteler, İzmir ve Kızılçullu'da \"Köy Öğretmen Okulları\" kuruldu. Bu ilk 4 okul, deneme amacıyla kurulmuştu. 17 Nisan 1940 tarihinde meclisten Köy Enstitüleri Kanunu çıktı ve bu okullar enstitü statüsüne alındı. 1954 yılında ise 6234 sayılı kanunla ülke çapındaki tüm Köy Enstitüleri kaldırıldı. Kısaca bu hikayeyi anlattıktan sonra Buca Kızılçullu Köy Enstitüsünden de bahsedeyim. Kültür Bakanlığı 1937 yılı Ocak ayında, öğretmen okulu açmak amacıyla 1934 yılında kapatılan ve atıl durumda bulunan Kızılçullu Amerikan Koleji binasını satın aldı. 1940'lı yıllarda Kızılçullu Köy Enstitüsünün 36 yapı ve 4 baraka olmak üzere 40 binaya ulaşmıştı, 200 dönümlük arazideki okulda daha sonra bina sayısı 46'ya kadar çıktı. Okulun içinde bulunduğu arazi, Türkiye'nin 1952 yılında NATO'ya girişinin ardından NATO'nun kullanımına verildi. Bina halen NATO'nun kullanımında, Şirinyer'deki Vecihi Akın Kışlası içinde yer alıyor ve askeri bölge içinde kalan arazi ve binaları maalesef ziyaret etmek mümkün değil. Buca merkezde mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında Levanten kültür ve mimarisinin devam ettiği Dumlupınar Mahallesi geliyor. Tarihi evlerin pek çoğu restorasyondan geçmiş. Restoran, kafe, otel, şarap evi, sahaf olarak hizmet veren eski binaları hem içeriden hem dışarıdan görmek ve fotoğraf çekmek için ara sokaklar çok müsait. Dumlupınar Mahallesi içinde yer alan eski Rum evlerinin ağırlıklı olarak bulunduğu Yanıkkahveler mevkiini de mutlaka rotanıza dahil edin. Burada mahalle kültürü hala yaşatılıyor, bakkalından ayakkabıcısına kadar küçük dükkanlar yıllardır değişmeden müşterilerini karşılıyor. Buca'nın görülmeye değer bir diğer mahallesi ise mübadele zamanında Selanik'ten gelen göçmenlerin yerleştiği Yaylacık Mahallesi. Selanik'teki evlerine benzer evler yaparak buraya yerleşen göçmenler uzun yıllar bu mimariyi korumayı başarmış ancak şu an geriye sadece bir ada kalmış, o evler kentsel dönüşüme kurban gitmeden Yaylacık'ı görmelisiniz. Buca, İzmir merkezinden 100 metre kadar daha yüksekte bulunduğundan daha serin ve havası çok daha temiz. Ayrıca hem merkezde hem de köylerinde bulunan kocaman parkları ile burada yaşayanların ve ziyaretçilerin yeşil ile iç içe olmasına imkan sağlıyor. - Buca merkezde bulunan en büyük park Hasan Ağa Bahçesi. Bahçe eski bir levanten köşkünün bahçesi iken bugün yürüyüş ve bisiklet yolları ile burada yaşayanların nefes aldığı bir yer. - Buca merkezden Yaylacık Mahallesi'ne doğru çıktığınızda tüm Buca'yı ayaklarınızın altında görebileceğiniz Mevlana Heykeli'nin bulunduğu Tıngır Tepe, çam ağaçları arasında manzara izleyebileceğiniz harika bir nokta. Burada belediyenin işletmesi olan Neva Kafe'de çok uygun fiyatlara kahvaltı yapabilir, yemek yiyebilir veya çay-kahve içebilirsiniz. Tıngır Tepe'nin adını aldığı Petros Tıngıryan, Buca'da 40 yıl yaşamış, dünya barışı için tüm insanlığın tek dil konuşması gerektiğine inanarak kendi dilini geliştirmiş ve hayatının sonuna kadar bu tepedeki evinde inzivada yaşamış bir fizilof. - Efeler Mahallesi'nde bulunan Yörük Ali Efe Parkı, yine şehir içinde yeşillikler içinde vakit geçirebileceğiniz bir park. Yörük Ali Efe, Mustafa Kemal Atatürk'ün isteği ile Cumhuriyet kurulduktan sonra Buca'ya yerleşmiş, mahallenin adı da buradan geliyor. Park içinde bir de Papaz Kulesi bulunuyor, eskiden burada bir de Papaz Okulu varmış ancak şu an geriye kalan birşey yok. - Buca merkezden Kaynaklar Köyü'ne doğru giderken nefes alabileceğiniz bir diğer nokta ise Buca Göleti. Göletin bulunduğu yer yeşil alan olarak tasarlanmış. Gelenlerin piknik yapabileceği, çocukların oyun oynayabileceği alanların yanısıra Ada Kafe ve Göl Restoran adında belediyenin işletttiği iki tane de restoranı bulunuyor. - Kaynaklar Köyü civarında bir tesis daha var: Buca İzcilik ve Doğa Sporları Merkezi. Kadim çınar ağaçlarının altında yeşillikler içinde duvar tırmanışı, çocuklar için zipline, mini bir deresi, bungalov evler ve ağaç evlerin olduğu bir tesis burası. Yine belediyenin işletmesi olan Dere Kafe burada bütçe dostu şekilde hizmet veriyor. Buca'da mahalleleri, köşkleri, parkları gezdik, peki ya müzeleri? Buca'da mutlaka görmenizi önereceğim iki müze var: İlki Göç ve Mübadele Anı Evi. Kasaplar Meydanı'nda yer alan eski bir bina müzeye dönüştürülmüş. Mübadele döneminde yaşananlar interaktif bir şekilde anlatılmış, çok etkileyici hikayeler, mübadeleden kalan eşyalarla birleştirilmiş. Özellikle ailenizde göçmenler varsa mutlaka görmenizi öneririm, müze girişi ücretsiz. Bir diğer müze ise Türkiye'de bir ilk olan Bayrakbilim ve Türk Bayrakları Müzesi. Eski bir levanten köşkü müze binası olarak hizmet veriyor. Türk bayrağının hikayesi yine interaktif olarak anlatılmış, hem bina hem de müze çok güzel ve etkileyici. İzmir'in az bilinen ilçesi Buca'ya bir şans verin, eminim pişman olmayacaksınız!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bucada-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Buca'da yapılacaklar, kültür ve doğa gezileri ile sınırlı değil. Buca, farklı milletlerin bir arada yaşadığı, geçmişi binlerce yıl öncesine dayanan bir yerleşim, bu da çok kültürlülük demek, çok kültürlülük de iyi bir mutfak geleneği demek. Buca'da ne yenir, nerede yenir sorusunun cevabını kendi deneyimlediğim yerleri anlatarak vereceğim. Yoksa bu liste çok daha uzun, çok daha zengin olurdu elbette. Hatta Buca'ya sadece gurme turu için tekrar gitmem lazım. Buca'yı Keşfetmek için 10 Sebep ve Buca'da Gezilecek Yerler ve Buca Gezi Rehberi yazılarıma mutlaka göz atın. Buca, Lidyalılara kadar uzanan tarihi ile Levanten kültürünün yanısıra Balkanlardan mübadele ile gelen pek çok göçmene ev sahipliği yapmış, farklı kültürlerin bir arada yaşaması zengin bir mutfak kültürüne sahip olmasını sağlamış. Buca'da ne yenir, nerede yenir listem ise kendi deneyimlerimi içeriyor. Buca'da geleneksel olarak ne yenir derseniz; oğlak en bilinen yemek. Ayrıca Buca üzüm bağları ile meşhur olduğundan üzüm zamanı giderseniz üzümlerin tadına bakmayı da unutmayın. Buca'nın bereketli köylerinde çeşit çeşit meyve sebze yetişiyor. Buca Kasaplar Meydanı'nda Perşembe günleri kurulan üretici pazarına köylülerin getirdiği koruktan bamya tohumuna kadar başka yerlerde bulması zor ürünleri bulabilirsiniz. Bir de köy düğününe denk gelir de keşkek yapanları görürseniz o gün şanslı gününüz olur! Gelelim Buca'da kahvaltı, öğle veya akşam yemeği yemek veya birşeyler içmek için benim gittiğim mekanlara. Boudja Gastro Pub, Buca'nın en merkezi yerlerinden birinde Buca Kültür Sanat Merkezi'nin bahçesinde ve müştemilat binalarında hizmet veriyor. Tarihi bir yapıda, güzel bir bahçede yemek yemek için harika bir yer. Henüz çok keşfedilmemiş olması ise avantajı, çok kalabalık olmuyor. Burada hem yemek seçeneği çok hem de içecek seçenekleri fazla. Ayran frozenını mutlaka denemenizi öneririm, serin serin mis gibi. Hep hüp diye içtiğim için fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. Boudja Gastro Pub, Buca Belediyesi'ne ait bir işletme olduğundan fiyatları da son derece makul. İstanbul'da böyle bir mekana vereceğiniz hesabın üçte birine buradan kalkabilirsiniz. Boudja Gastro Pub Menüsü'ne buradan ulaşabilirsiniz. - Adres: Boudja Gastro Pub Dumlupınar Mah. Uğur Mumcu Cad. No:29 Buca-İzmir - Telefon: 0542 280 56 84 - Instagram: @boudjagastro Buca'nın Kaynaklar Köyü'ne doğru diğerken sağda bulunan Buca Gölet'inde belediyenin işletmesi olan iki farklı tesis var. Bu tesislerden ilki gölün içinde yer alan ve kıyıya bir köprü ile bağlanmış olan Ada Kafe. Gölet içindeki adada ağaçların altındaki bahçesi hem çevreyi izlemek hem de yemek yiyip birşeyler içmek için harika. Ada Kafe de Buca Belediyesi'ne ait bir işletme olduğundan fiyatları da son derece makul, mesela tek kişik kahvaltı 30 TL. Bira-patates veya bira-pizza gibi menüleri de çok uygun. 2 bira 1 çıtır sepeti 52 TL şeklinde bir menüsü vardı mesela. Ada Kafe menüsüne buradan ulaşabilirsiniz. - Adres: Buca Gölet Tesisleri 29 Ekim, 2205. Sk. No:2205, 35395 Buca/İzmir - Telefon: 0542 280 56 84 - Instagram: @bucagolettesisleri Buca Gölet'indeki diğer tesis de Göl Restoran. Göl Restoran, göle birazcık yukarıdan bakan güzel manzarası ile başka bir açı sağlıyor. Burası akşamları canlı müziğin de olduğu, ailecek akşam yemeğine gelebileceğiniz şık bir restoran. Meze çeşitleri, ara sıcaklar gibi meyhane menüsüne yakın bir menüsü var. Böyle şık bir restoranda dahi 20 TL'ye bira içebiliyorsunuz, belediye işletmelerinin gözünü seveyim demeden edemiyorum. Mezeler ve et yemeklerinin tadına bakma imkanım oldu, gayet güzeller. Göl Restoran menüsüne buradan ulaşabilirsiniz. - Adres: Buca Gölet Tesisleri 29 Ekim, 2205. Sk. No:2205, 35395 Buca/İzmir - Telefon: 0542 280 56 84 - Instagram: @bucagolettesisleri Buca İzcilik ve Doğa Sporları Merkezi içinde yer alan Dere Kafe, kadim çınar ağaçlarının altında yemek yiyebileceğiniz, şehrin kalabalık ve gürültüsünden uzaklaşıp doğa ile iç içe olacağınız bir mekan. Sabah kahvaltısı için çok uygun bir yer olsa da günün her öğünü için yemek ve içecek seçenekleri var. 1 kişilik serpme kahvaltı 35 TL, 2 kişilik serpme kahvaltı 70 TL olan mekanda tost, omlet gibi kahvaltı için başka seçenekler de var. Dere Kafe menüsüne buradan ulaşabilirsiniz. - Adres: Dere Kafe 29 Ekim, Hasan Saka Sk. No:4 Buca/İzmir - Telefon: 0533 207 04 06 - Instagram: @derekafebuca Mevlana Heykeli'nin altında, Buca'ya yukarıdan bakan, tüm Buca'yı ayaklarınızın altına seren manzarası ile Neva Kafe Buca'da havadar bir yer arayanlara ilaç olacak bir mekan. Bahçesinde çam ağaçları olan mekanın hem açık hem de kapalı alanı bulunuyor. Neva Kafe'nin fiyatları diğer mekanlardan da ucuz. Serpme kahvaltı 30 TL mesela, porsiyon et yemekleri 20-24 TL filan. Bu fiyatlar merdiven altı yerlerde bile yok. Neva Kafe menüsüne buradan ulaşabilirsiniz. - Adres: Yaylacık, Mevlana Tesisleri, 35400 Buca/İzmir - Telefon: 0506 056 52 40 - Instagram: @nevakafebuca Buca'nın eski şehir Dumlupınar mahallesinin merkezi Yanıkkahveler mevkii olarak biliniyor. Kıraathanesi, bakkalı, tostçusu, ayakkabıcısı ile sanki 1980'lere ışınlanmış gibi hissedeceğiniz bir yer burası. Sokak aralarında dolaşmaktan büyük keyif alacağınız bir semt. Tost yiyin yemeyin ama Buca'ya, Yanıkkahveler mevkiine veya Dumlupınar Mahallesi civarına yolunuz düşerse Buca Tostcusu İsmail Amca'ya mutlaka uğrayın çünkü bu yüce gönüllü adam ile herkes tanışmalı, sohbet etmeli. İsmail Amca tost satarak kazandığı para ile ihtiyaç sahibi öğrencilerin eğitimine katkıda bulunuyor. Gelen öğrencilere kitap hediye ediyor. Herkesin okumasını, okuyup ufkunu genişletmesini istiyor. Ne güzel ki, bu misyonunu duyan bazı yazarlar hediye vermesi için kitaplarını ücretsiz olarak İsmail Amca'ya gönderiyorlarmış. İsmail Amca'nın iyi yaptığı bir şey daha var ki, o da tost yaparken peynirin iyisini Ödemiş'ten sucuğun iyisini özel bir kasaptan, ekmeğini karafırın ekmeğinden, içine sürdüğü salçasına ise 17 çeşit baharat karışımından koyuyor. Tostu gerçekten çok lezzetli, çeyrek yetmez yarım söyleyin, şimdiden söyleyeyim. Bir de yayık ayranı var ki, Buca'nın sıcağında süper güzel gidiyor, demedi demeyin. Aşağıdaki videoda Çağlar Abi pek güzel anlatmış, sohbet etmiş İsmail Amca ile. - Çalışma Saatleri: Hafta içi 09.00 21.00 Pazar Günleri 09.30 19.00 - Adres: Dumlupınar mahallesi 83. sokak 41/A Buca-İzmir - Telefon: 0507 690 25 25 - Instagram: @buca_tostcusu Buca at yarışları ile meşhur çünkü ilk yarışlar burada Şirinyer Hipodromu'nda yapılmış. Hipodrom içinde yemeğini yiyip içkinizi içip at yarışlarınızı izleyebileceğiniz mekanlar var, Cinoğlu Restoran da onlardan biri. 1'nci tribün, 2'nci katta yer alan restoranda mezeler, ara sıcaklar ve et yemeklerini bulabilirsiniz. Oldukça popüler bir mekan olduğunu belirtelim, gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız lazım. Buradaki fiyatları hiç bilmiyorum, misafir olarak ağırlandığımız için fiyatları öğrenemedim. - Adres: Akıncılar, TJK Şirinyer Hipodromu, Aydın Hatboyu Cd, 1'nci tribün, 2'nci kat, Buca / İzmir - Telefon: 0546 235 35 50 - Instagram: @cinoglurestaurant Yaylacık Mahallesi'ni gezmeye gittiğiniz ve güzel bir kahve içmek istiyorsanız Caffe Castro uğramak için doğru yer. Dünyanın en iyi kahvelerini seçip taze kavuruyor ve servis ediyorlar, ne tarz kahve sevdiğinizi söylerseniz işletmecileri Özkan Bey ve Betül Hanım size en iyi kahveyi öneriyor. Sadece mekanda içmek için değil, kendiniz evde demlemek için de çekirdek kahve alabilirsiniz. Instagram hesaplarını takip ederseniz zaman zaman kahve eğitimleri, atölyeleri de düzenliyorlar. İnternetten kahvelerinden çekirdek olarak veya çekilmiş olarak satın alabilirsiniz. - Adres: Caffe Castro Yaylacık, Başarı Cd. No:77, 35400 Buca/İzmir - Telefon: 0532 490 30 10 - Instagram: @caffecastro Başta da dediğim gibi ben Buca'nın yeme-içme mekanlarının çok kısıtlı bir kısmını deneyimleme imkanı buldum ve deneyimlediklerimi bu yazıda paylaştım. Sizin de önereceğiniz yerler varsa yorumlara eklemeyi unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/budapeste-brasov-bukres-gezisi-maliyetler", "text": "Elimde hazır schengen vizesi vardı, 29 Ekim tatili için plan yapmamıştım ve bir havayolu firmasından kampanya e-postası geldi. İşte herşey o zaman başladı! Bize yakın, Avrupa'ya göre ucuz bir süredir aklımda olan ama bir türlü plan yapmadığım Macaristan ve Romanya için, Budapeşte gidiş Bükreş dönüş uçak biletlerimi 250TL'ye aldım. Son günlere kadar doğru dürüst hiç plan yapamadım işlerimin yoğunluğu yüzünden. Hatta niyetim Budapeşte > Belgrad > Bükreş rotasını yapmaktı önce. Sonra hiç bir yere hakkını veremeyeceğim diye düşünerek Belgrad'dan vazgeçtim. Macaristan'ın gözbebeği güzeller güzeli Budapeşte'de 2 gün geçirmek için başladığımız yolculuk, Budapeşte'yi çok sevince 3 gün Budapeşte ile başladı. Böylece başta gitmeye niyetlendiğimiz tuz madenlerinden vazgeçtik. Gece treni ile 15 saat süren bir yolculukla Budapeşte'den Romanya'da Transilvanya'nın merkezi Braşov'a geçtik. Braşov'dan Dracula şatosunun bulunduğu Bran şehrini de gördükten sonra Bükreş'te rotamız son buldu. Sonunda 6 gün için rotam Budapeşte > Braşov > Bran > Bükreş olarak şekillendi. Neyse ki sadece ilk gün hostel için sadece yerimi ayarlamıştım. Böylece kolayca rotamda değişiklik yapabildim. 6 gün süren Budapeşte > Braşov > Bran > Bükreş rotasını içeren #selamdracula etiketli gezim herşey dahil kişi başı 430 euro'ya geldi. Avrupa'nın hemen kıyısındaki bu ülkeler, Avrupa'dan çok daha ucuz ve Avrupa'ya benzer deneyimler sunuyor. Dolayısıyla seyahat planlarına mutlaka almak gerek. Tek sorun bizim para birimimizin sürekli değer kaybetmesi. - Uçak bileti 250TL demiştim. Pegasus'tan kampanyalı olarak Budapeşte gidiş, Bükreş dönüş olarak aldım. Hem de yola çıkmama 2 aydan kısa zaman kala. Kampanyaları takip ederek siz de kolayca bu fiyatlara bilet bulabilirsiniz. - Zaten yaz aylarında Norveç'e gitmek için schengen vizesi almıştım, bu nedenle tekrar vize masrafı yapmam gerekmedi. Bu da 80-90 euro kurtarmak demek. Bir kez schengen alınca en az 3-5 kez kullanmak lazım ki masrafını çıkarsın 🙂 - Kalacak yerleri çoğunlukla tercih ettiğim gibi hostellerden seçtim. Budapeşte'de kaldığım Amazing Hostel kişi başı ilk gece 9 euro, ikinci gece 6.5 euro idi. İlk gece hem Booking. com'dan ayarladığım için hem de Cumartesi gecesi olduğu için daha çok ödedik. İkinci geceyi ise hafta içi fiyatı olan 6.5 euro'ya halletmiş oldum. Braşov'da kaldığım Centrum House Hostel ise 10 euro idi. Bükreş'te kaldığım Pura Vida Sky Bar & Hostel ise 9 euro idi. Yani konaklama masrafımı epey düşük tuttum. - Yılın son gezisi olduğu için özellikle yemek konusunda biraz müsrif davrandım. 10 euro altında yemek harcamam yok gibiydi. Masraflarımın büyük bir kısmı yemek 🙂 Tabii bu benim müsrifliğim yüzünden yoksa çok ucuza sokak yemekleri ile maliyetleri çok düşürmek mümkün. - Budapeşte > Braşov trenine 4 kişilik kompartmanda yataklı tren ile gitme maliyeti 66 euro oldu. Bu en fazla para harcadığım kısım. Ama trenin manzaları herşeye değerdi 🙂 - Magnet, minik tabak bebek gibi şeyler aldım ama hepsi toplam 12-13 euro tutmuyor. - Buradaki en keyifli harcama 15euro Budapeşte'deki termal havuza girmek için verdiğim paraydı. 7 euro da Dracula'nın şatosuna girmek için verdim. Bunun dışında müzeler gibi yerlere giriş için çok fazla para harcamadım. Tren ve uçak bileti harcamalarına genel ulaşım diye bakarsak, günlük harcamam 48 euro olmuş. Ben Avrupa'da genelde günlük 50 euro maksimum günlük harcama limiti koyuyorum kendime. Yani bana göre fena harcamamışım. Romanya'ya özellikle Transilvanya bölgesini daha detaylı gezebilmek için mutlaka tekrar gidilecek! Budapeşte ise henüz gitmemiş olanlara kesinlikle önerilir! - Budapeşte'ye gidince nereleri gezelim derseniz; Budapeşte gezilecek yerler - Budapeşte'de ne yenir, nerede yenir öğrenmek için; Budapeşte'de ne yenir? - Budapeşte'yi canlı canlı görelim derseniz; Budapeşte gezi videosu - Budapeşte Havaalanı'na inince ne yapacağız derseniz; Budapeşte Havaalanı - Budapeşte'den Romanya'ya gittiğim seyahatin maliyetleri; Budapeşte > Braşov > Bran > Bükreş Gezisi Kaça Mal Oldu? Onceki yoruma katiliyorum. Maliyet konusunda bu denli detay vermeniz cok bilgilendirici. Tesekkurler!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/budapeste-gezilecek-yerler-ve-gezi-plani", "text": "Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri Macaristan'ın başkenti Budapeşte! Tuna Nehri'nin ayırdığı Buda ve Peşte'nin birleşmesi ile oluşmuş bu harika şehir için Budapeşte gezilecek yerler listesi ve 3 günlük Budapeşte gezi rotası hazırladım. Ayrıca bu yazıda Budapeşte para birimi, Budapeşte vize ihtiyacı, Budapeşte döviz bozdurma gibi Budapeşte turu yapacağınız zaman ihtiyaç duyacağınız tüm bilgiler yer alıyor. Keyifli okumalar! Budapeşte gezimizin videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Budapeşte'yi Buda ve Peşte olmak üzere iki bölüm olarak değerlendirmek lazım. Nehrin bir yani Buda bir yanı Peşte. Buda'yı kalenin olduğu taraf diye de tarif edebiliriz. Buda, tarih derslerinde okuduğumuz, Osmanlı döneminde Budin olarak bildiğimiz yer. Budapeşte çok büyük bir şehir değil. Budapeşte gezilecek yerler listesinde yer alan hemen her yerini yürüme temponuza güveniyorsanız yürüyerek dolaşabilirsiniz. Yürümeyi sevmiyorum diyorsanız tramvay ya da metro ile pek çok yere ulaşım var. Bu arada ben yine de yürümenizi öneririm, çünkü şehrin her köşesinde konsept kafeler restoranlar, galeriler, özel müzeler ve keyifli sokaklar birden karşınıza çıkıyor. Budapeşte'de eğer benim gibi sadece 3 gününüz varsa, ilk gün Peşte, ikinci gün Buda, üçüncü gün ise Kahramanlar Meydanı ve çevresini gezeceğiniz şekilde Budapeşte gezi rotası belirleyebilirsiniz. Yazının bundan sonraki bölümü gün gün gezilecek yerler önerilerimi ve kendi rotamı paylaşıyorum. Hadi gelin, birlikte gezelim. Şehrin kaldığınız yakasına göre başlama noktasını Peşte yerine Buda olacak şekilde terse çevirebilirsiniz. Ben Peşte tarafında kaldığım için gezime Deak Ferenc Meydanı'ndan başlamış oldum. Buradan hızlıca Buda tarafına geçerek gezimize o yakada devam edeceğiz. Hani her şehirde bütün yolların kesiştiği bir meydan vardır ya, Deak meydanı orası. Gezilecek yerler, gece hayatı ne ararsanız önce bu meydana yolunuz düşecek. Deak Meydanı'ının nehir tarafında büyükçe bir park yer alıyor. Bu parkın içinde kocaman bir dönme dolap bulunuyor. Eskiden Budapeşte'deki turistik aktivitelerden biri olsa da son zamanlarda popülerliğini yitirmiş. Budapest Eye adı verilmiş olan bu dönme dolap binip Budapeşte manzarası ile çocukluğunuza dönmek isterseniz neden olmasın! Şehrin en büyük ve etkileyici katedrali burası. Dilerseniz St. Stephen Katedrali'nin çan kulesine tırmanıp Budapeşte manzarası seyredebilirsiniz. Kule çıkışı tabii ki ücretli. Kiliseye giriş de 1 euro. Deak Ferenc sokağından devam ederek nehre ulaştığımızda Buda Kalesi'ne gitmek için Zincir Köprüsü'ne doğru dönüyoruz. Budapeşte'nin pek çok yerinde sokak köşelerinde sokak başlarında pek çok heykele rastlayacaksınız. Küçük Prens Heykeli de bu heykellerden biri. Bulunduğu yerden Buda Kalesi'nin güzel bir manzarası da mevcut. Şehir merkezindeki 3 ana köprüden biri Zincir Köprüsü. En popüleri ve en güzeli de bu köprü. Budapeşte'yi gezerken bu köprüden birkaç geçeceksiniz muhtemelen. Teleferik 07:30-22:00 saatleri arasında her 5-10 dakikada bir hareket ediyor. Tek yön 1200 HUF, gidiş-dönüş 1800 HUF. Fiyatlar oldukça yüksek. Biz kaleye yürüyerek çıkıp inmeyi tercih ettik. Kalenin Gellert tepesine bakan tarafından çıkıp Sziget adasına bakan tarafından indik, böylece hem farklı yerleri gördük hem de para ödememiş olduk. Buda Kalesi'ne Gellert tepesi tarafından girmemizin bir sebebi de o tarafta Yeniçeri Mezarları olduğunu öğrenmemiz idi. Bu mezarlar tesadüfen bulunmuş ve etrafı çevrilerek koruma altına alınmış. Mezarlığın önünde bir plaka üzerinde Türk askerlerinin mezarı olduğuna dair bir bilgi var sadece. Mezarlığın hemen altından geçen bir patika var, bu patikaya da Mustafa Kemal Atatürk Caddesi adını vermişler. Buda Kalesi'ne çıktığınızda pek çok farklı bina sizi karşılayacak. Ulusal Sanat Galerisi, en etkileyici binalardan biri. Buraya çıkınca asıl güzel olan ise Tuna nehri ve karşıdaki Parlamento Binası'nın manzarası. Ulusal Galeri'nin arka bölümüne mutlaka geçin, binanın dışında bir av hikayesinin anlatıldığı devasa bir heykel göreceksiniz, çok güzel ve etkileyici bir eser. Kraliyet Sarayı, Buda Kalesi içindeki binalardan bir diğeri. Saray önündeki askerler ve askerlerin değişim töreni pek çok yerde olduğu gibi burada da ilgi çekiyor. Kalenin içindeki enterasan noktalardan biri de Houdini'nin evi. Houdini'yi hatırlamayanlar için kısa bir hatırlatma, kendini bir yerlere kilitleyip, zincirleyip belli bir sürede oradan kurtulmak üzerine bir sihirbazlık gösterisi vardı. Giriş ücreti 8 euro, içeride Houdini'nin gösterilerinden parçalar yer alıyor. Buda Kalesi'nin içindeki en ihtişamlı ve güzel kilise St. Mathias Kilisesi. Kilise girişi ve kulesine çıkış ücretli. Kilise girişi 1800 HUF, kule çıkışını hatırlayamadım ama 2 euro civarındaydı diye aklımda kalmış. Balıkçı Tabyası Budapeşte'nin en çok fotoğrafı çekilen yerlerinin başında geliyor. Tabyadaki sütunların arasından parlemento binasının fotoğrafları en çok gördüklerimiz. Burası sadece estetik bir yapı olsun diye yapılmış. Hem Buda Kalesi'nin karşıdan görüntüsü hem de kaleden karşı yakaya bakarken çok güzel göründüğü kesin. Buda Kalesi içinde devam ederseniz sizi birbirinden güzel, rengarenk binalarla süslenmiş sokaklar karşılayacak. Bu nedenle kale bölgesinde bol bol vakit ayırın ki, bu sokakların tadını çıkarabilesiniz. Caddenin sonunda Ulusal Arşiv binası St. Mathias Kilisesi'nin çatısına benzeyen çatısı ile çok güzel görüyor. Arşivleri geçtikten sonra Askeri Müze yine görülebilecek yerler arasında. Eskiden kilise olan ancak şu an sadece geriye kulesi kalmış olan Buda Kulesi yine kale bölgesinde görülebilecek yerler arasında. Kuleye çıkış da var. Biz Buda Kalesi'nin kuzey kapısından çıkıp Gül Baba Türbesi'ne doğru devam ettik. Gül Baba, bir Bektaşi Dervişi iken burada yaşamış, bulunduğu tepede gül yetiştirildiği için Gül Baba lakabını almış, şimdi de türbesinin olduğu yer restore edilerek turizme açılmış. Türbenin alt katında ücretsiz ziyaret edebileceğiniz bir de müze var. Müzede hem Gül Baba hem de Budapeşte'deki Osmanlı hayatı hakkında bilgiler yer alıyor. Mutlaka görün derim. Gülbaba Türbesi'ne biz alt girişten girmiştik, yukarıdan çıkarsanız Gül Baba sokağı eski bir yerleşim ve o bölgedeki evler restore ediliyor, zamanla daha güzel olacak bir sokak gibi görünüyor. Türbeden yeniden nehre doğru inmeye başladığınız bölge aslında yoğun Osmanlı yerleşiminin de olduğu alan. Türk Hamamı kalıntıları da burada sizi bekliyor. Tuna kıyısına indiyseniz önünüze çıkan Margeret köprüsünden yeniden Peşte tarafına geçebilirsiniz. Solda kalan ada Sziget adası, meşhur müzik festivali Sziget her yıl bu adada düzenleniyor. Ayrıca ada üzerinde termal kaplıcalar da bulunuyor. İlk günü daha çok Buda tarafında gezerek geçirdikten sonra ikinci gün daha düz yürüme rotasına sahip olan Peşte tarafını geziyoruz! Hazırsanız başlayalım! Parlemento Binası içinde rehberli turlar düzenleniyor. Ancak tur fiyatı bize biraz yüksek geldiği için girmemeyi tercih ettik, giden varsa söylesin içerisi çok mu güzel? Tur fiyatı; Avrupa Birliği üyesi ülke vatandaşı iseniz 2400 HUF, değilseniz 6000 HUF giriş ücreti, yaklaşık 20 euro diyebiliriz. Her yıl 23 Ekim, Macar Devrimi günü Parlemento Binası'na giriş herkes için ücretsizmiş. Eğer bu tarihe denk gelirseniz, şansınızı deneyin. Parlemento binası girişinde bir kafeterya var, kahvaltı veya kahve için buraya gelebilirsiniz. Parlamento binasının arkasında parlemento binası kadar güzel bir başka bina yer alıyor. Burası da Etnoğrafya Müzesi. Giriş ücreti 1400 HUF. Parlamento binasını gördükten sonra Tuna nehri kıyısından Zincir Köprüsü'ne doğru yürürseniz, nehir kıyısında demirden ayakkabılar göreceksiniz. Bu ayakkabılar 2. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybedenler anısına yapılmış. 1944'te binlerce Yahudi, ayakkabılarını çıkarıp Tuna nehrine atlamaya zorlanmış. Holokost Anıtı, bu katliamın unutulmaması için Tuna kıyısında sizi bekliyor, mutlaka görün. Nehir kıyısı soğuk olduğundan yeniden şehrin içine doğru dalıyoruz. Ara sokaklar soğuğu biraz kesiyor neyse ki. Bir sonraki durağımız Büyük Sinagog. Mezarlığı da bulunan sinagog oldukça büyük. Soğan kubbeleri ile dışarıdan da epey dikkat çekici. Adı üstünde Avrupa'nın en büyük sinagogu, benim de gördüğümde ilk tepkim \"hiç bu kadar büyük bir sinagog görmedim\" olmuştu. Buranın girişi de ücretli, yetişkenler için giriş ücreti 16 euro. Mezarlık, müze, sinagog gezisi bu ücrete dahil. Büyük Sinagog'dan Yeşil Köprü'ye doğru devam ederseniz solda Ulusal Müze'yi göreceksiniz. Budapeşte ve Macar tarihi hakkında bilgi edinmek için müzeye girebilirsiniz. Giriş ücreti 1600 HUF yani 5 euro. Ulusal Müze'den nehir yönüne devam ettiğinizde sağda hareketli sokaklar göreceksiniz. Vaktiniz olursa bu sokakların aralarına girip çıkın. Sokak başında seyyar bir kitaplık gördüğünüz sokağın devamında güzel bir kütüphane binası var. Aşağıdaki fotoğraftaki sarı bina kütüphane, içeri dışından daha güzelmiş, biz gittiğimizde kapalı olduğu için giremedik. Pazar günleri kapalı oluyormuş. Avrupa'nın en sevdiğim özelliklerinden biri sürekli açık olan kapalı pazar yerleri. Budapeşte'nin büyük pazar yeri de pek çok Macar ürünü bulabileceğiniz, hediyelik eşya alabileceğiniz, Macar yemekleri yiyebileceğiniz, güzel bir pazar yeri. Bu Pazar yeri de Pazar günleri kapalı, eğer geziniz o güne denk geliyorsa dikkat edin. Zincir Köprüsü'nün gölgesinde kalsa da Yeşil Köprü de Budapeşte'nin iki yakasını birleştiren güzel köprülerden biri. Köprüden yürüyerek geçebilirsiniz, çok güzel fotoğraf veriyor. Yeşil Köprü'den Buda tarafına geçtiğinizde solda Gellert Oteli'ni göreceksiniz. Burası Budapeşte'deki 3 ünlü termal tesisten biri. Sağda ise Gellert Tepesi bulunuyor. Hava güzel ise tepeye çıkmak güzel bir seçenek, yukarıda hem manzara hem de Liberty Heykeli yer alıyor. Yukarı tırmanmak istemezseniz birkaç metre çıktığınızda bir mağara kilise göreceksiniz. Kilise önünde de bir azizin heykeli yer alıyor. Buradan Yeşil Köprü'nün manzarası oldukça güzel. Yeşil Köprü'den tekrar geri dönüp bu kez Budapeşte'nin en hareketli ve uzun sokağı olan Vaci Utka Caddesi'ne gidiyoruz. Trafiğe kapalı uzun bir cadde, sağlı sollu kafeler, restoranlar, hediyelik eşyacılarla dolu bu cadde kesinlikle yaz aylarında daha hareketli oluyor. Budapeşte sokaklarını keşfetmenin ne kadar keyifli olduğunu, şehirde pek çok konsept mekan olduğunu söylemiştim Gozsdu Udvar Pasajı, Vaci Utka kadar olmasa da uzunca bir pasaj, birkaç binanın içinden geçiyor ve pasaj boyunca farklı konseptlerde çok sayıda kafe ve restoran yer alıyor. Jamie Oliver'in meşhur pizzacısı da bu mekanlardan biri. Ayrıca Pazar günleri pasajda ikinci el eşyalar ve hediyelik eşyalar satılan bir pazar da kuruluyor. Pasajın bir ucundan çıkınca Budapeşte'nin gece hayatının hareketli bölgelerinden birine ulaşıyoruz. Kiraly Caddesi ile Rakoczi Caddesi arasında kalan pek çok sokak çeşit çeşit mekana ev sahipliği yapıyor. Gece yemek yemek veya bir şeyler içmek için bu bölgeye gelebilirsiniz. Budapeşte'nin meşhur Ruin Barları, bu bölgede bolca bulabilirsiniz, en ünlüsü Szimpla Kert'e uğrayıp bir bira için. Budapeşte'de üçüncü günümüzü kaplıca için ayırdık. Şehrin en büyük ve en popüler kaplıcası olan Szechenyi Kaplıcası ve çevresi son gün gezi planı için ideal. Üç günün yorgunluğunu atıp mutlu mutlu şehre veda edebilirsiniz. Bu bölgeye Deak Meydanı'nda metroya binerek kolayca ulaşabilirsiniz. Hösök Tere durağında inerek aşağıda bahsettiğim yerlere yürüyerek ulaşabilirsiniz. Kahramanlar Meydanı'ndan başlayan ve kocaman bir alanı kaplayan, içinde Vajdahunyad Kalesi ve Szechenyi Kaplıcasını barından bir şehir parkı var. Güzel havalarda yürüyüş yapan, spor yapan insanlarla dolup taşan park kış aylarında oldukça sakin. Park içinde bir gölet ve kaleyi çevreleyen hendek içinde minik sandallarla da gezmek mümkün yaz aylarında. Kışın ise kalenin arkasında hendeğin olduğu bölüm buz pisti olarak değerlendiriliyor. Parkın içinde bir mezarlık ve mezarlığın yanında da bir camii yer alıyor. Caminin adı sanına dair bilgi bulamadım, bilgisi olan yorum bölümüne yazarsa harika olur. Budapeşte'deki bir diğer kale Vajdahunjad Kalesi. Buda Kalesi kadar etkileyici olmasa da geniş bir alana yayılmış güzel bir kale. Kalenin kulesine çıkabilir veya müzesini gezebilirsiniz. İki yanında iki büyük müzeye ev sahipliği yapan, ortasındaki büyük meydanda Macar kahramanlarının heykellerinin yer aldığı Kahramanlar Meydanı heykelleri ve müzeleri ile oldukça ihtişamlı. Budapeşte'ye sadece kaplıcalarını görmek için dahi gelinebilir. Şehrin her yerinde çeşitli büyüklüklerde termal tesisler yer alıyor. Bunların en eski ve en popülerlerinden biri ise Szenhenyi Kaplıcası. Açık havuzlarının olması bence en büyük avantajı. Giriş ücreti 20 euro, eğer kabin isterseniz 1 euro da onun için ödüyorsunuz. Sonrasında istediğiniz kadar kalabiliyorsunuz. Hem kapalı hem açık havuzları var ama ben iki gidişimde de açık havuzlarını tercih ettim. Eski binaya girip hazırlandığınızda havuzların olduğu bölüme geçebilirsiniz. 3 ana havuz var dışarıda. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz havuz en sıcak olan havuz, ortada olimpik bir havuz var orada yüzüyor insanlar. Olimpik havuza girmek için boneniz olması gerek. Son havuz da eğlence havuzu, içinde dönme dolap gibi dönen bir havuz, jakuzi gibi kaynayan bir havuz ve bol bol çeşme var. Budapeşte gezi videomuzda görüntüleri var, mutlaka göz atın. Szechenyi'de pamuk gibi olduktan sonra yürümek isterseniz Andrassy Caddesi yürümek için güzel bir cadde, hatta bulvar. Sağlı sollu batok binalar ile süslenmiş olan cadde bizim Bağdat Caddesi'ne benzer. Şık mağazalar, güzel oteller, sanat galerileri cadde boyunca devam ediyor. Budapeşte Opera Binası 'da Andrassy Caddesi üzerinde yer alıyor. Budapeşt'ye ilk gidişimde içeriye girme imkanım olmuştu, ancak son gidişimde restorasyon nedeniyle dış cephesi dahi kapalı idi. Miniversum yine Andrassy Caddesi üzerinde bir müze. Ancak bildiğimiz müzelerden değil. Lego boyutlarında Budapeşte'nin bütün ikonik binalarının yapıldığı, sergilendiği bir yer. Miniatürk'ün daha da küçüğünü hayal edin. Özellikle çocuklar için eğlenceli olabilir. Yetişkinler için girişi 3000 HUF, çocuklar için ise 2100 HUF. Bu 3 günlük plan içinde mutlaka 2 Numaralı Tramway'a binip kısa bir şehir turu yapmanızı öneririm. Şehirdeki pek çok önemli binanın önünden geçmesi nedeniyle bir çeşit sight-seeing tur oluyor. Tuna Nehri'nde yapılan gündüz ve gece turlarına katılmayı da düşünebilirsiniz. Ben uzaktan yerine yakından görmeyi sevdiğim için bu tarz aktiviteleri çok tercih etmiyorum, seviyorsanız özellikle gece Budapeşte pek güzel görünüyor. - Budapeşte'deki en iyi bar: Szimpla ya da Kazincy Caddesi'ndeki barlar - Budapeşte'deki en iyi gece kulübü: Otkert - Budapeşte'deki en iyi yemek mekanları: Gozsdu Udvar - Budapeşte'deki en iyi kafe: Cafe Newyork ya da Gerbaud - Budapeşte'nin alışveriş caddesi: Vaci Utka - Budapeşte'deki en iyi kaplıca: Szechenvi, Rudas ve Gellert Kaplıcaları Doğu Avrupa'da yer alan Macaristan'ın başkenti olan Budapeşte'ye Türkiye'den pek çok uçuş seçeneği var. Pasaportunuzda schengen vizesi varsa, çok ucuza uçak biletini Pegasus, THY 'den uygun fiyata uçak bileti bulabilirsiniz. Hemen bakmaya başlayın bence 🙂 Havayolu şirketleri sık sık indirim kampanyaları yapıyor ve Budapeşte genellikle bu kampanyalara dahil oluyor. Eğer küçük çaplı bir Doğu Avrupa gezisi yapmak isterseniz; Budapeşte'ye Prag, Viyana, Bükreş, Bratislava, Belgrad gibi yakın başkentlerden otobüs ve tren ile ulaşım da mümkün. Benim ilk Budapeşte seyahatim Budapeşte'den başlayıp oradan Romanya'ya geçecek şekilde bir rota idi. O seyahatimin rota ve maliyetleri için Macaristan-Romanya gezimin maliyetleri yazıma da göz atabilirsiniz. Budapeşte'ye uçak ile ulaştığınızda şehir merkezine ulaşım önerileri için, Budapeşte Havaalanından şehir merkezine ulaşım yazım da işinize yarayacaktır. Budapeşte'de para birimi olarak, tüm Macaristan'da olduğu gibi Macar Forint'i kullanıyor. Budapeşte'de para birimi olarak kullanılan Macar Forint'inin uluslararası kısaltması HUF. Budapeşte'ye veya Macaristan'a bir seyahat planlıyorsanız, XE Currency gibi uygulamalar üzerinden euro ve TL karşısında HUF'un değerini kolayca öğrenebilirsiniz. Euro'nun TL karşısında değer kazanması yetmezmiş gibi Forint de Euro karşısında değer kazanmış son yıllarda, bu nedenle paramız Budapeşte'de epey değersizleşmiş. İki gidişim arasında bu farkı çok net şekilde görebildim. Budapeşte'da para bozdurma konusunda dikkatli olmanızı öneriyorum. Döviz kurları her bir döviz bürosunda birbirinden farklı, sadece kur farkı değil komisyon rakamları da önemli bir konu. Döviz bürolarının bir kısmı komisyon almazken bir kısmı farklı oranlarda komisyon alıyor. Öncelikle turuncu renkli döviz bürolarından kesinlikle uzak durun. O bürolarda alış-satış arasında ciddi bir uçurum var. Kur çok düşük. Budapeşte havaalanında veya tren istasyonlarında sakın para bozdurmayın, kur çok düşük oluyor. Budapeşte'de en iyi döviz kuru Deak Meydanı'nın hemen karşısındaki Kiraly Utca Caddesi 1 numaradaki döviz bürosunda denk geldim. Hem komisyonu düşük, hem de kur iyi. Zaten önünde uzun kuyruklar oluyor. Budapeşte'de nerede kalınır derseniz, Budapeşte 23 ana bölgeden oluşuyor. Bu bölgeler şehir merkezinden başlayarak dışa doğru 1'den 23'e büyüyor. Budapeşte'de konaklama için şehir merkezini tercih ediyorsanız; 1, 2, 3, 5 veya 7 numaralı bölgeleri tercih edebilirsiniz. Biz ikinci bölgede bir dairede kaldık. Kaldığımız daireyi Booking. com üzerinden ayarlamıştık. Budapeşte vize alarak gitmeniz gereken şehirler arasında yer alıyor. Budapeşte, şengen bölgesinde yer alan Macaristan sınırları içinde bulunduğundan Budapeşte'ye gelirken şengen vizesi almanız gerekiyor. - Budapeşte'ye gidince nereleri gezelim derseniz; Budapeşte gezilecek yerler - Budapeşte'de ne yenir, nerede yenir öğrenmek için; Budapeşte'de ne yenir? - Budapeşte'yi canlı canlı görelim derseniz; Budapeşte gezi videosu - Budapeşte Havaalanı'na inince ne yapacağız derseniz; Budapeşte Havaalanı - Budapeşte'den Romanya'ya gittiğim seyahatin maliyetleri; Budapeşte > Braşov > Bran > Bükreş Gezisi Kaça Mal Oldu? Budapeşte Orta Avrupa'nın en güzel rotalarından. Bilgiler için teşekkürler. Sadece bir kaç saat gezmeme rağmen aşık olduğum ve o günden beri hep gitmek istediğim şehir Budapeşte... Harika bir şehirdi. Geçen ay Viyana'daydım. Geçen haftada Prag ve bu perşembe de Roma ve civarı olacak. Planımda Budapeşte vardı önümüzdeki haftalarda. Faydalanacağım kesin. 3 gün yeterli yazdığımı sanmıyorum, benim gezi rotam 3 günlüktü. Aslında Macaristan Avrupa'da en az İtalya kadar turist çekebilecek bir yapıya sahip ancak Viktor Orban adında aşırı sağcı başbakanları yüzünden turizme yönelik yatırımları durdurdu. İsviçre, İtalya, İspanya, Avusturya ve Macaristan kuzey-güney-doğu-batı her karış görülmesi gereken yerler. Güzel anlatımın için teşekkürler Sevil. Budapeşte 3-4 günü en az hak ediyor. Ben oradan Romanya'ya Bükreş'e trenle geçmiştim ama çok pratik değil. Benim zaten 1 yıllık şengen vizem vardı Hollanda'dan aldığım, onunla gitmiştim. Budapeşte için özellikle vize almadım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/budapeste-havaalani", "text": "Macaristan'ın başkenti Budapeşte'nin havalanının adı Budapeşte ile aynı adı taşıyor yani Budapeşte Havaalanı olarak geçiyor. Bu yüzden hatırlaması pek kolay 🙂 Kısaltması da BUD, o da pratik. Budapeşte Havaalanı hakkında genel bilgiler ve Budapeşte şehir merkezine ulaşım ile ilgili detayları bu yazıda bulacaksınız. Küçük şirin bir Avrupa Havaalanı Budapeşte havaalanı. Döviz bürosu, turizm danışma ofisi, araç kiralama, marketi yani ana ihtiyaçlarınızı karşılayabilecek hemen herşey var. Budapeşte havaalanı'nda eğer uçağınızı bekleyecekseniz, giden yolcu bölümünde kapılara doğru geçtiğinizde çok sayıda koltuk, telefonunuzu şarj edebileceğiniz prizler yer alıyor. Budapeşte Havaalanı'nda uyuyabilir miyim derseniz, giden yolcu kapılarından sonraki bekleme alanındaki koltuklarda uyuyabilirsiniz ancak gelen yolcudan çıktıysanız ve o alanda beklemeniz gerekiyorsa bekleyebileceğiniz veya uyuyabileceğiniz uygun alan malesef yok. Budapeşte'de kalacağım hostele rezervasyon yaptırdığımda bana gönderdikleri mesajda aşağıdaki not vardı. Do not change money at train station / airport Because the rate is very bad there. You here can pay in euro, if that's better for you. The normal rate of EUR 1 = HUF 300-315, is 0.3% commission You find good exchange offices nearby, at Astoria, Deak Ferenc, Blaha Metro Stations. Özetle; \"sakın havaalanında ya da tren istasyonunda döviz bozdurmayın\" diyordu. Ne kadar fark olabilir ki, şehir merkezine gitmek için de otobüse bineceğim diyerek bozdurduğum USD nedeniyle neredeyse %20 zarar ettiğimi şehir merkezindeki kuru görünce farkettim. Neyse ki fazla bir para bozdurmamıştım. Siz siz olun, havaalanında para bozdurmayın. Peki otobüse nasıl bineceğim derseniz, her yerde kredi kartınızla bilet alabileceğiniz kiosklar var. Bankanın kuru bile havaalanınkinden daha iyi. - Otobüs (100E ve 200E) - Tren - Minibüs www. airportshuttle. hu adresinden detaylarına bakabilirsiniz. - Taksi şehir merkezine yaklaşık 24 euro tutuyotmuş. 200E Numaralı Otobüs: Havaalanında hemen çıkışta 200E numaralı otobüsü kullanabilirsiniz. Yanlız bu otobüsten Kobyana Kispet durağında inerseniz, 2 numaralı otobüs terminali (Terminal 2) ve 3 numaralı Metro hattının da başlangıç noktası. Kalacağınız yere yakın bir durak ya da bir aktarma noktasından diğer Metro hatlarına geçiş yapabilirsiniz. Her bir bilet Macaristan para birimi ile 350HUF yani Macar Forinti. Uçağınızın iniş saatine göre 200E'nin son durakları değişkenlik gösteriyor. - Sabah 04:30'ten 23:50'e kadar 200E numaralı otobüs Kobyana Kispet durağına kadar hizmet veriyor. - Gece 00:00 ile 04:30 arası ise 200E numaralı otobüs Hatat Ut otobüs durağına kadar hizmet veriyor. Budapeşte'de ulaşım gece ve gündüz saatlerinde değişiyor. Havaalanına indiğinizde ulaşım ile ilgili bilgi alabileceğiniz bir danışma bürosu var, oraya uğrayarak \"Budapest Transport\" kitapçığından alırsanız, tüm detaylar o kitapçıkta yer alıyor. 100E Numaralı Otobüs: Havaalanı çıkışındaki otobüs duraklarından bir diğeri de 100E numaralı otobüs. 100E Kalvin Ter, Astoria Avm ve Deak Ferenc Meydanı'nda duruyor. Deak Ferenc zaten şehrin en merkezi noktası. 100E Havaalanı Shuttle'ı olarak kullanılıyor ve bilet fiyatı 900 Forint. Hem gidiş hem dönüşte bu otobüsü kullandık ve ikisinde de çok kalabalıktı, ayakta 40 dakika kadar yolculuk edeceğinizi düşünerek plan yapmanızı öneririm. Her iki otobüs için de biletleri mutlaka otobüse binişte valide etmeniz lazım. Tren ile de ulaşım varmış ama ben denemedim, ama Budapeşte Havaalanı'nın internet sitesinden okuduğum kadarıyla tren ile de ulaşım mümkün. Budapeşte havaalanına en yakın tren durağı Ferihegy durağı. Günde 100 kadar tren bu duraktan geçiyormuş ve şehir merkezine yarım saatten kısa sürede ulaşabiliyorsunuz. - Budapeşte'ye gidince nereleri gezelim derseniz; Budapeşte gezilecek yerler - Budapeşte'de ne yenir, nerede yenir öğrenmek için; Budapeşte'de ne yenir? - Budapeşte'yi canlı canlı görelim derseniz; Budapeşte gezi videosu - Budapeşte Havaalanı'na inince ne yapacağız derseniz; Budapeşte Havaalanı - Budapeşte'den Romanya'ya gittiğim seyahatin maliyetleri; Budapeşte > Braşov > Bran > Bükreş Gezisi Kaça Mal Oldu? Havalimanından şehre gitmek için ayrıca Uber'i kullanabilirsiniz. http://www. uber. com Türkiye'de de faaliyet gösteren bir çeşit taksi hizmeti. Türkiye deki hizmeti özel sürücü ve lüks araçlar ile normal taksi ücretinden daha pahalı. Ancak yurtdışında UberX ile insanlar kendi şahsi arabalarını taksi gibi kullanarak size taksi ücretinden daha ucuza istediğiniz yere götürüyor. Eğer akıllı telefonunuz varsa ve yurtdışında data paketi kullanıyorsanız, Uber uygulaması ile taksi çağırabilir ve kredi kartı ile uygulama üstünden ödeme yapabilirsiniz. Bizim havalimanı şehir arası seyahatimiz 4.000 Huf tuttu. Yaklaşık 13-15 . Eğer kalabalık ve çok valiz ile gidiyorsanız iyi bir alternatif. Ayrıca şehir içerisinde otobüs ya da metronun olmadığı yerlerde de faydasını gördük. Yazıdaki otobüs saatini 11 yerine 23:00 olarak yazarsanız daha net olur. Bende kızım ve eşimle 25 Kasım'da bir haftalığına Budapeşte'de olacağım. Ayrıca 4 yaşında kızım ve onun çocuk arabasıyla hangi vasıtayı tercih etmemiz doğru olur sizce. Ayrı bilet attık diye hatırlıyorum ama inan hatırlayamadım. Havaalanında turizm danışmaya sorsanız harika olur. Makinadan günlük bilet aldım 1650 huf. Doya doya metro, tram ve oyobüse bindim. Sadece metro girişlerinde kontrol var. Memur geçerlilik saatine bakmıyor bile, akşam 9'dan sonra memurda kalmıyor. Tramvay ve otobüslere rahat rahat binebilirsiniz, zaten istediğiniz kapıdan inip binebiliyorsunuz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/budapestede-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Budapeşte, konsept kafe ve restoranları, Macar mutfağından dünya mutfağına açılan geniş bir yelpazede yeme-içme seçenekleri ile yemek konusunda sizi üzmeyecek şehirlerden biri. Budapeşte'ye gitmeden önce Budapeşte'de ne yenir, nerede yenir hazırlık yapmak istiyorsanız, bu yazı tam size göre! Bu yazıda size hem Budapeşte'de yeme-içme konusunda denediğim yerleri, hem de gitmeden önce Budapeşte yemekleri konusunda öneri istediğimde gelen önerileri paylaşacağım. Budapeşte'de gezilecek yerler hakkında bilgi almak için yazıma göz atın. - Budapeşte'de gittiğiniz herhangi bir mekanda gelen menüde fiyatlara vergi dahil mi diye kontrol etmenizde fayda var. - Ayrıca %10-15 civarında bahşiş bazen faturalara eklenebiliyor, onu da düşünerek fiyatları değerlendirmenizi öneririm. Bu yazıda yer alan fiyatları euro cinsinden vermemdeki sebep Macar Forint'inin size birşey ifade etmeyecek olması, bu nedenle fiyatları yazarken çoğunlukla \"yaklaşık\" ifadesini kullandım. Budapeşte'de ne yenir deyince herkesin aklına ilk gelen yemek Gulaş olabilir. Evet, gulaş Macarların geleneksel yemeklerinden biri olsa da Macar mutfağını sadece gulaş ile kısıtlamak haksızlık olur. Gelin, önce Budapeşte'de ne yenir, Budapeşte yemekleri neler onlara bakalım. Budapeşte'nin meşhur sokak yiyeceği Langos. Bizdeki pişinin aynısı aslında. Altında tabak büyüklüğünde pişi, üstüne kaymak ve kaymağın üstüne peynir rendesi ile klasik langos servis ediliyor. Dilerseniz ek malzeme de koydurabiliyorsunuz. Sokaklarda gezerken pek çok yerde langos görmeniz mümkün. Geleneksel Macar baharatı ne derseniz, kurutulmuş kırmızı biber yani paprika cevabını alırsınız. Paprika ile yapılan yemeklere de paprikalı tavuk, paprikalı et gibi isimler veriyorlar. Bize çok tanıdık bir lezzet. Aşağıdaki ilk fotoğraf baharat, ikinci fotoğraf ise yemek olarak sunulan paprika. Geleneksel Macar yemeği gulaş demiştik. Doğu Avrupa'da hemen her ülkede menülerde gulaşı görebilirsiniz, ancak asıl menşei Macaristan'dır. Esasında çorda diye geçse de doyurucu bir yemek, içinde sebze ve et bulunuyor. Daha turistik bir görüntü yakalamak isteyen yerlerde ekmekten yapılan kaselerde servis ediliyor, biz Most Bistro'da gulaş yedik, sunumu aşağıdaki şekilde ve lezzeti de çok güzeldi. Gulaş çorbasını pek çok yerde 6-7 euro civarında bulabilirsiniz. Budapeşte'de vitrinlerde en çok göreceğiniz iki şeyden biri salam, diğeri de paprika. Macar salamı gerçekten meşhur. Çoğunlukla domuz etinden yapılıyor, ararsanız inek etinden yapılmış olanlarını da bulmanız mümkün. Budapeşte ve yine Doğu Avrupa ülkelerinde ördek yemeklerine sıkça rastlamanız mümkün. Aşağıda yine Most Bistro'da yediğimiz ördek sunumunu görüyorsunuz. Ördeğin farklı pişme şekillerinde yapıldığını ve menülere girdiğini göreceksiniz. Budapeşte kahvaltı mekanları konusunda diğer pek çok Avrupa ülkesine göre çok daha zengin seçenekler bulabileceğiniz bir şehir. Kahvaltıda yumurta çeşitleri, sosis, kruvasan gibi malzemelerle yapılmış zengin seçenekler sunuyor pek çok mekan. Biz Budapeşte'de kahvaltı için ilk gün Anna Cafe'yi tercih edip, sonraki günler daha ekonomik ve sağlıklı olması için, kaldığımız dairede kahvaltımızı hazırlamayı tercih ettik. Anna Cafe, Budapeşte'nin en merkezi noktalarında birkaç şubesi olan bir kafe zinciri. Budapeşte'nin en turistik caddesi olan Vaci Utca'nın hemen başı ve sonunda birer şubesi bulunuyor. Ben daha önce Budapeşte'ye geldiğimde Anna Cafe'de kahvaltı edip memnun kaldığım için kahvaltımızı yine burada yapmak istedik. Ancak bu kez Budapeşte yemek fiyatları bizi bir miktar üzdü. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz, omlet, sosis ve kahveden oluşan kahvaltıya iki kişi bahşiş ile birlikte 25 euro ödedik. Yumurtalar da, kahve de oldukça güzeldi, ancak euro kuru ile çarpınca, bu basit kahvaltı için ödediğimiz rakam bize yüksek geldi. - Kahve: 2.80 euro x 2 - Yumurta: 7.80 euro x 2 - Servis ücreti: 3 euro Anna Cafe'de kahvaltı fiyatı bize yüksek gelince, gözüm girdiğimiz yerlerdeki fiyatları daha yakından incelemeye başladı. Parlemento binası içinde bir kafeterya bulunuyor, burada benzer şekilde yumurta, sandviç, kruvasan gibi alternatifler var. Fiyatları da Anne Cafe'ye göre oldukça uygun. Sabah gelip burada kahvaltınızı yapıp sonra Parlemento Binası'nı gezebilirsiniz. Aşağıda yer alan mekanları, yarı zamanlı Budapeşte'de yaşayan bir arkadaşım olan Yeşer Sarıyıldız önerdi. Onun yazdığı şekli ile paylaşıyorum direkt. - Solinfo Cafe: Wesselenyi Utca'da, French toast'u baya iyi. - Blue bird: Gozsdu Udvar'da, her şeyi iyi. - A Table: Wesselenyi Utca'da, Egg benedict'leri güzel. - Fat Mama Budapeşte'de her zevk ve bütçeye uygun restoran bulabilirsiniz. Benim denediğim veya bana önerilen Budapeşte restoranları listesini aşağıda bulabilirsiniz. Biz gittiğimiz yerlerde sabah ve öğlen öğünlerimizi ayak üstü geçiştirip akşam yemeğinde gittiğimiz yere özgü yemekleri tadabileceğimiz güzel bir mekana gitmeyi tercih ediyor. Budapeşte'de hem güzel bir mekan olsun, hem de kaldığımız yere yakın olsun diye arayınca Most Bistro'yu bulduk. Yemekler, servis ve mekandan çok memnun kaldık. Mekanın bahçesi de var, sıcak aylarda eminim bahçesi de çok keyifli oluyordur. 3 çeşit yemek, 4 bira için kişi başı yaklaşık 20 euro ödedik ki, böyle bir mekan için fena olmayan bir fiyat. İstanbul'da benzer kaliteye çok daha fazlasını öderdik muhtemelen. Budapeşte'ye gittiğimiz dönem oldukça soğuk bir döneme denk geldiği için sık sık sıcak birşeyler içmek için mola vermek zorunda kaldık. Büyük Sinangog'un yakınındaki Mon Cheri Kahvecisi'ni de böyle keşfettik. Mon Cheri de zincir kafelerden bir tanesi imiş. Çeşit kahveleri ve tazecik tatlıları ile bizim gönlümüzü kazanmayı başardı. Yaklaşık 2 euro kahve, 1,5 euroya tatlıları alabiliyorsunuz. Kesinlikle tavsiye ederim. Budapeşte'ye giderken bana gelen yemek önerilerinde en çok adı geçen yer Retro Langos Büfe idi. Deak Meydanı'na çok yakın bir yerde olan büfe sadece langos ve içecek yapıyor. Meşhur olmasının da hakkını veriyor, yediğimiz klasik langos gerçekten çok lezzetli idi. Klasik langos için yaklaşık 2,5 euro ödedik. Geleneksel Macar yemeklerinden sıkıldıysanız Budapeşte dünya mutfakları açısından da çok zengin. Biz de bir akşam Amerikan tarzı bir barbekü yiyelim dedik. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz servis 2 kişilik bir fiks menü. Barbeküde pişmiş etlerin yanına almak istediğiniz garnitürleri menüden seçebiliyorsunuz. Bu yemek ve yanında içecekleri için toplam 37 euro ödemişiz. Budapeşte'nin en meşhur gece kulübü Szimpla Kert. Budapeşte'de eski metruk, yarı yıkık dökük binaları bar ve gece kulübüne çevirmek oldukça popüler, bunlara ruin bar deniyor. Szimpla Kert arka arkaya birkaç binanın birleşmesi ile oluşmuş, içeride yüksek perdeden müzik, içki, nargile, yemek bulabileceğiniz, Budapeşte'ye giden herkesin mutlaka uğradığı bir mekan. Standart 50 cc, bira fiyatı 2,2 euro civarında. Szimpla Kert'in olduğu sokakta, sokak yemeği karavanlarının bir avluda toplandığı bir mekan Street Food Karavan Budapest. Bir önceki Budapeşte seyahatimde kaldığımız yer de buraya çok yakın olunca birkaç öğünümü burada geçirmiştim. Ancak son gidişimde kapalı idi, kış sezonunda kapatmışlar. Bahar ve yaz aylarında buraya uğrayabilirsiniz. İçeride Macar yemeklerinden Meksika yemeklerine, sandviçlere kadar geniş yelpazede yemek seçenekleri ve alkol var. Dünyaca ünlü şef ve televizyon programcısı Jamie Oliver'in adını duymuşsunuzdur. Bir dönem İstanbul'da Zorlu'da da bir restoran açmış ama kendi restoranına hiç gelmemesi nedeniyle tepki toplamıştı. Gozsdu Udvar Pasajı içinde Jamie Oliver'ın bir pizza restoranı var. En basit olan Margarita pizza 7 euro'dan başlıyor. Euro cinsinden düşünürsek fiyatlar fena değil. Budapeşte'nin en turistik yerlerinden biri de kapalı pazar yeri olan Central Market Hall. Burada hem yerel yiyecekler, hem de çok sayıda hediyelik eşyacı bulabilirsiniz. Üst katının bir kısmı ise tamamen yemek yerlerine ayrılmış. Geleneksel yemeklerin tamamını burada bulmanız mümkün. Pazar günleri kapalı oluyor, ona göre planınızı yapın. Ve yemek bölümü çok kalabalık oluyor, sıra beklemeye hazır olun. Budapeşte'nin yerel hamburger zinciri Zing Burger. Son gün yola çıkmadan önce hızlıca karnımızı doyuralım deyip buraya girdik. Hamburgerleri gerçekten çok lezzetli idi, bizdeki gurme burgerler seviyesinde, burgerci deyip geçmeyin. Biz patates ve içeceği ile birlikte bir menüye kişi başı yaklaşık 8,5 euro ödedik. - Getto Gulyas: Wesselenyi Utca üzerinde. Macar yemeği denemek için müthiş. Dolu oluyor, geçerken uğrayıp rez yaptırın. Beef stew in red wine'ı yiyin derim. - Epic Burger: Dohany Utca üzerindeki Epic Burger'da her şey lezzetli, ama servis biraz yavaş. - Bbz bar&grill: çok güzel mekan. akşam kokteyl ve yemek için tercih edilebilir, yine Macar yemekleri güzel. Tavuk deneyin derim. - Budapest Mrkt: Kiraly Utca'da. İçinde hamburgerci ve tacocu var. - Gringos Amigos: Yine Meksika restoranı, lokal ve lezzetli. - Buddha Original: Thai mutfağı, çok başarılılar. - Drum Cafe: Esnaf lokantası, çok dolu oluyor ama yer bulursanız gidilebilir. Eğer gittiğiniz yerlerde Türk Restoranı arayanlardansanız, ben kesinlikle değilim, Budapeşte sizin için bir cennet. Adım başı Türk Restoranı var. Török Etterem tabelası görüyorsanız, Türk restoranı demektir. Budapeşte'de Türk Restoranları; dönerci, kebapçı, ev yemekleri gibi pek çok seçenek sunuyor. - Budapeşte'ye gidince nereleri gezelim derseniz; Budapeşte gezilecek yerler - Budapeşte'de ne yenir, nerede yenir öğrenmek için; Budapeşte'de ne yenir? - Budapeşte'yi canlı canlı görelim derseniz; Budapeşte gezi videosu - Budapeşte Havaalanı'na inince ne yapacağız derseniz; Budapeşte Havaalanı - Budapeşte'den Romanya'ya gittiğim seyahatin maliyetleri; Budapeşte > Braşov > Bran > Bükreş Gezisi Kaça Mal Oldu?"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bulgaristan-vizesi-hakkinda-bilmeniz-gerekenler", "text": "Kapı komşumuz Bulgaristan vizesi hakkında bilmeniz gerekenler, Bulgaristan vizesi kalktı mı, Bulgaristan'a vizesiz gidilir mi, Schengen vizesi ile Bulgaristan'a gildilir mi gibi tüm sorularınızın cevapları bu yazımda yer alıyor. Edirne'den çıkın 20 km sonra Kapıkule Sınır Kapısındasınız. Orayı da geçince artık Bulgaristan. Bulgaristan mesafe olarak çok yakınımız olsa da önümüzdeki vize engeli nedeniyle yeterince sıkı fıkı olamadığımız komşularımızdan biri. Bulgaristan'a vizesiz gidilir mi? sorusunun cevabı olumsuz. Bulgaristan ne yazık ki bizden, yani Türk Vatandaşlarından vize istiyor. Bulgaristan, Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen şengen ülkeleri arasına girmemiştir. Buna rağmen eğer geçerli bir schengen vizeniz varsa Bulgaristan'a bu vize ile giriş yapabilirsiniz, ben geçerli şengen vizem ile farklı zamanlarda iki kez Bulgaristan'a giriş yaptım. Herhangi bir sorun ile karşılaşmadım. Schengen vizesi başvurusu konusunda detaylar için tıklayın. Eğer geçerli bir schengen vizeniz yoksa schengen ülkelerinden birinden başvuru yapabilirsiniz. Ancak o vize ile mutlaka başvuru yaptığınız ülkeye girmeye özen gösterin. Eğer schengen vizesi almak istemiyorsanız bir seçeneğiniz de Bulgaristan vizesi almak. Bu vize ile sadece Bulgaristan'a giriş yapabilirsiniz, diğer şengen ülkelerine giriş yapamazsınız. - Turistik Vize - Ticari Vize - Özel Ziyaret Vize - Transit Vize - Vatandaşlık İşlemleri Bu yazının konusu ise turistik vizedir. Turistik vize bedeli 60 euro, eğer bir aracı firma üzerinden işlem yaparsanız ona ekstra ödeme yapmanız gerekir. Bulgaristan'dan vize almak için aşağıdaki belgeleri hazır etmeniz gerekiyor. - Son 6 ay içinde çekilmiş fotoğraf - En az 6 ay geçerliliği olan pasaport - Banka hesap dökümleri - Vize başvuru dilekçesi - Bulgaristan vize başvuru formu - Seyahat süresini kapsayan seyahat sigortası - Seyahat süresini kapsayan otel rezervasyonu Belgelerle birlikte seyahatinizden tercihen 30 gün önce başvurunuzu yapmanız öneriliyor. Bulgaristan'dan vize alınınca ilk durak Sofya olabilir. Sofya gezilecek yerler konusundaki önerilerime de göz atın. Derleyici ve güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık Sevil Hanım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/bungalov-otel-onerileri", "text": "Hangi mevsim olursa olsun, doğanın kalbinde, en huzurlu tatilleri deneyimlemeniz için bungalov oteller yapacağınız en keyifli seçimlerden biri olacaktır. Yemyeşil ormanların, uçsuz bucaksız yaylaların ya da bir dağ eteğinin en güzel noktasına konumlanan bu oteller, doğa aşıkları için konforlu bir seçim olacaktır. Denize sıfır konumda yer alan bungalovlar yaz tatillerinde kendinizi masmavi sulara bırakmanıza olanak sunarken, Karadeniz'in eşsiz yaylalarında konumlananlar size bol oksijen ve yeşilin tüm tonlarını yaşatacaktır. Farklı bir balayı için ya da şehrin tüm stresinden uzaklaşmak için bu otelleri inceleyebilir, ülkemizin en güzel doğa otellerine https//otelleri. net adresinden ulaşabilirsiniz. 3 tarafı denizlerle çevrili Türkiye'de yaz ayları denince akla ilk gelen tatil seçeneği deniz kenarında gerçekleştirilecek tatillerdir. İhtişamlı binaların yanı sıra tatilini daha sade yaşamak ve doğayla bütünleşmek isteyenlerin tercihi ise bungalov otellerden yana olmaktadır. Kamp yapmayı tercih etmeyen ancak binaların içerisinde sıkışmaktan da hoşlanmayanlara, birbirinden konforlu odaları ile hizmet veren bu oteller, ahşap mimarileri, güne kuş sesleriyle uyanacağınız atmosferleri ve denize sıfır konumları ile bir yaz tatilinden beklediklerinizin ötesini sizlere yaşatacaktır. Kabak Koyu'nun engin denizi ve yemyeşil doğası eşliğinde kusursuz bir tatil için Sea Valley Bungalows, yapacağınız en doğru tercihlerden biri olacaktır. Konuklarını 19 adet ağaç evde ağırlayan tesis, oda kahvaltı konseptinde hizmet vermektedir. Güne doğanın eşsiz manzarası ve tertemiz bir hava eşliğinde başlayacağınız tesiste, gün boyu denizden ve havuzdan yararlanmanız mümkündür. Öğlen ve akşam yemeklerinde ise sizleri a la carte restoranın eşsiz lezzetleri beklemektedir. Türkiye'nin oksijen deposu Altınoluk'ta yemyeşil ağaçların ve eşsiz bir denizin size eşlik edeceği eksiksiz bir doğa tatili için tercihinizi Kervan Tatil Köyü'nden yana yapabilirsiniz. Konuklarına farklı kapasiteye sahip bungalovlarında kusursuz bir tatil deneyimi yaşatan tatil köyü, denize sıfır konumu ve özel plajı ile dikkat çekmektedir. Oda kahvaltı konseptine sahip tesiste, misafirler güne lezzetli ve sağlıklı bir kahvaltı ile başlarken, öğlen ve akşam yemekleri için a la carte restoran hizmet vermektedir. Kaş'ın turkuaz denizi ve yemyeşil ormanları sizin de tatil hayallerinizi süslüyorsa, Nuri's Beach Bungalow, orada hayallerinizi gerçeğe dönüştürmeniz için sizleri beklemektedir. Meyve ağaçlarının arasında konumlanan 27 adet bungalovu ile konuklarını ağırlayan tesis, bahçenizde hamak keyfi yapacağınız bir dinlenme deneyiminin yanı sıra eğlence olanaklarıyla da dikkat çekmektedir. Denize sıfır konumda hizmet veren tesisin özel plajında, şemsiye ve şezlongların yanı sıra özel localar sınırsız bir konfor sağlamaktadır. Şanslıysanız caretta carettalarla da tanışacağınız tesis, en güzel doğa deneyimlerine ev sahipliği yapmaktadır. Antalya'nın doğa harikası Side'de kusursuz bir konaklama deneyimi için tercih edebileceğiniz Sedir Park Bungalow, doğanın kalbinde lüksü yaşamanıza olanak sunmaktadır. Oldukça şık bir şekilde tasarlanmış olan konaklama birimleri standart odalardan, taş evlere kadar pek çok olanağa sahip olup toplam 38 adettir. Yarım pansiyon konsepti sunan tesiste konukları sabah ve akşam zengin açık büfe hizmetleri beklerken, denize sıfır konumda yer alan tesiste misafirler gün boyu masmavi denizin, ipek gibi kumların ve açık yüzme havuzlarının keyfine varmaktadır. Akdeniz'in gözde şehirlerinden Mersin Silifke'de konuklarını ağırlayan Akçakıl Camping, kamp alanının yanı sıra bungalov evleriyle de konaklama olanağı sunmaktadır. Sadece oda konseptinde hizmet veren tesiste 1 adet a la carte restoran dilerseniz tüm öğünlerde sizin için en özel lezzetleri hazırlamaktadır. Denize sıfır konumlanan tesisin, özel plajı bulunmaktadır. Antalya Kemer'de Akdeniz'in eşsiz doğasını en güzel şekilde yaşamak için tercihinizi Mercan Bungalow'dan yana yapabilirsiniz. Ahşap evlerinde size doğanın en bakir halini yaşatacak olan tesis dileyen konukları için betonarme yapısı içerisinde şık otel odalarıyla da hizmet vermektedir. Çıralı ve Olimpos Plajı'na 10 dakika yürüyüş mesafesinde yer alan tesisin, özel plajı da bulunmaktadır. Muğla'nın eşsiz koylarına ev sahipliği yapan turizm beldelerinden Marmaris'te konforlu bir konaklama deneyimi yaşamanız için Orhaniye İncir Bungalow sizlere en güzel hizmetleri sunan tesisler arasında yer almaktadır. Hüzünlü bir aşk hikayesine ev sahipliği yapmış olan Kızkumu Plajı mevkiinde yer alan tesisin, konuklarına özel ayrılmış plaj alanı bulunmaktadır. 7 bungalov evde hizmet veren tesis, oda kahvaltı konsepti sunarken, Lobi Bar ve Plaj bar serinletici içecekleri ile hizmet vermektedir. Avşa Adası'nda hem lüks hem de doğa ile iç içe bir konaklama hizmeti sunan Ayanya Beach Bungalows, birbirinden özel seçeneklere sahip 50 konaklama birimi ile eşsiz bir doğanın keyfine varmanıza olanak sunmaktadır. Denize sıfır konumlanan tesiste, özel kum plajın yanı sıra 1 adet açık yüzme havuzu ve çocuk havuzu bulunmaktadır. Şehir hayatına kısa bir mola vermek istediğinizde tercih edebileceğiniz Bungalov oteller, İstanbul'un çevre ilçelerinde ya da İstanbul'a yakın şehirlerde konuklarını beklemektedir. Yorucu bir haftanın son iş gününde aracınızla kısa bir yolculuğun ardından ulaşabileceğiniz bu tesisler, doğanın huzurunu sınırsızca deneyimleyebileceğiniz seçenekleri ile kusursuz bir atmosfer yaratmaktadır. Yılın dört mevsimi doğanın en güzel manzaralarına tanıklık ederek, şehrin kalabalığını geride bırakacağınız bu huzur noktalarını sizin için hazırladığımız bu başlıkla keşfedebilirsiniz. İstanbul'un hem romantik tatiller hem de doğa tatilleri için en çok tercih edilen ilçesi Şile Ağva'da hizmet veren Ağva Nirvana Dream Garden Otel, şehir sınırlarından çıkmadan, şehirden uzaklaşacağınız konumu ile harika bir dinlenme deneyimi vadetmektedir. Karavan Bungalow, Garden Bungalow, Cozy Süit, Princess Süit, Quenn Süit, Dubleks Prestige Süit, Imperial Süit, Magestic Süit ve Royal Süit seçenekleri ile kusursuz bir konaklama deneyimine sizleri davet eden tesis, oda kahvaltı konseptinde hizmet vermektedir. Geniş bahçesinde her mevsim huzur bulacağınız tesisin 1 adet açık yüzme havuzu bulunmaktadır. İstanbul'a en yakın şehirlerden biri olan Kocaeli'nin Başiskele mevkiinde hizmet veren Karaaslan Kamping, gerçek bir doğa deneyimi için sizleri beklemektedir. Yemyeşil bir ormanın içerisinde hizmet veren tesis, kamp alanlarının yanı sıra bungalov odalara sahiptir. Yılın dört mevsimi tercih edebileceğiniz tesiste konuklara Atv Safari, Offroad Safari, Yuvacık Zipline, Trekking, Paintball olanaklarının yanı sıra kış aylarında Aytepepark Kızak Evi hizmet vermektedir. İstanbul'un içinde saklı kalmış bir cennet olan Beykoz'un sırtlarında konuklarını ağırlayan Kulindağ Dağ Evi, tamamen doğal malzemelerle inşa edilmiş ahşap bungalovlarda hizmet vermektedir. Şehirde olduğunuzu tamamen unutacağınız konuma sahip tesis, oda kahvaltı sunarken, öğlen ve akşam yemekleri içinse a la carte restoran bulunmaktadır. Avrupa Yakası'nın gözde tatil merkezlerinden Silivri'de hizmet veren Semizkum Mocamp, denize sıfır konumu ile özellikle yaz aylarında yoğun ziyaret alan tesislerden biridir. 300 çadır ve karavan kapasitesinin yanı sıra konuklarına bungalovlarda konaklama olanağı sunan tesisin plajı ve yüzen iskelesi bulunmaktadır. Bahçe, mangal, piknik alanı gibi bölümlere sahip tesis konuklarına sadece oda konseptinde hizmet vermektedir. Kocaeli Başiskele mevkiinde eşsiz bir doğa deneyimi yaşatan bir diğer tesis ise Gazi'nin Yeri'dir. Çadır ile konaklama olanaklarının yanı sıra 70 kişi kapasiteli bungalov alanına da sahip olan tesis, doğanın tüm renklerinin size eşlik edeceği bir tatil vadetmektedir. Oda kahvaltı konsepti sunan tesiste ayrıca 1 adet a la carte restoran bulunmaktadır. İstanbul'un hala bakir kalmış ilçelerinden Şile'nin huzurlu atmosferini doyasıya yaşamak ister misiniz? Şehir merkezinden kısa bir yolculuk sonrasında ulaşacağınız Bungalow Koyu, size bu el değmemiş doğayı, birbirinden güzel ahşap evlerinde yaşatacaktır. 46 konaklama birimine sahip tesis, konuklarını yarım pansiyon konseptinde ağırlamaktadır. Sabah kahvaltılarında en güzel lezzetleri tatmanıza olanak sunan tesiste, akşam yemeklerinde ise konukları gündüz tutulan taze balıkların yanı sıra en güzel et ve tavuk seçenekleri beklemektedir. Denize sıfır konumda hizmet veren tesisin, özel plajı bulunmaktadır. Doğa tatillerinin vazgeçilmez noktaları arasında yer alan Sapanca'da konuklarını ağırlayan Gönül Sofrası Bungalov Otel de hafta sonu tatilleri için en çok tercih edilen tesislerden biridir. Oda kahvaltı konsepti sunan tesis, dört mevsim konuklarını eşsiz bir doğa manzarasına karşı bungalovlarında ağırlamaktadır. Huzurlu bir doğa tatilinin yanı sıra eğlenceli bir yaz tatiline de olanak sunan tesis bünyesinde 1 adet açık yüzme havuzu bulunmaktadır. Karlar altında, doğanın uyanışına şahit olacağınız ilkbaharda, rengarenk çiçeklerin açtığı yaz aylarında ya da doğanın kırmızın ve turuncunun tüm tonlarını yapraklarına yansıttığı sonbahar aylarında kusursuz bir doğa tatili için tercihinizi Karaca Dağ Evleri'nden yana yapabilirsiniz. Kocaeli'nde hizmet veren tesiste, konforlu bir tatilin keyfine varabilir, kış aylarında kuzinede patates közlemenin, şömine başında içeceğinizi yudumlamanın, sobada demlenen çayın keyfine varabilir, bahar ve yaz aylarında doğanın kalbinde keyifli yürüyüşler yapabilirsiniz. Karadeniz'den Nevşehir'e, Abant'tan Pamukkale'ye ülkemizin dört bir yanında birbirinden özel doğal güzelliklerin içerisinde unutulmaz tatiller yaşamanız mümkündür. Dört bir yanı yeşil cennet ülkemizin, saklı cennetlerini keşfetmek ve daha önce yaşamadığınız bir doğa deneyimi yaşamak için önerilerimizi değerlendirebilirsiniz. Rize'nin cennet köşesi Ayder'de konuklarını ağırlayan Ayder Şelale Dağ Evleri, kusursuz bir doğa tatili yaşamanız için hem lokasyonu hem de tasarımı ile dikkat çekmektedir. 15 adet bungalova sahip tesis, oda kahvaltı konsepti sunmaktadır. Tesiste gün boyu yeme içme hizmetleri Karadeniz mutfağından seçeneklere sahip restoranda sunulurken, yürüyüş turları, canlı müzik, balık tutma, kayak ve kano seçenekleri ile burada sizleri dolu dolu bir tatil beklemektedir. Ayder'de doğayı lüks olanaklarla deneyimlemek isteyenlerin ilk tercihi ise Ayder Doğa Resort'tan yana olmaktadır. Ahşap mimarisi ile büyüleyen tesis, balayı süitlerinden, özel ahşap villalara kadar pek çok konaklama olanağına sahiptir. Oda kahvaltı konsepti sunan tesiste, konuklar için hizmet veren 1 adet a la carte restoran bulunmaktadır. Kapadokya'da bungalov evleri ile eşsiz bir doğa deneyimi yaşatan Garden of Cappadocia, unutamayacağınız kadar özel bir tatile ev sahipliği yapmaktadır. Doğa sporları için de elverişli alanı ile dikkat çeken tesis, oda kahvaltı konseptinde hizmet vermektedir ve tesis bünyesinde ayrıca 1 adet a la carte restoran bulunmaktadır. Denizli'de bir tabloyu andıran orman manzarasının arasına konumlanmış olan küçük ahşap evleri ile harikalar yaratan Denizli Bağbaşı Yaylası ve Bungalov Evleri, gerçek bir yayla tatili yaşamanız için sizleri beklemektedir. 30 adet bungalovun hizmet verdiği tesis konuklarını yarım pansiyon konseptinde ağırlamaktadır. Güne serpme kahvaltı ile başlayacağınız tesiste, diğer öğünler için Kebap Evi ve Kıl Çadırı hizmet vermektedir. Çanakkale'nin el değmemiş cenneti Bayramiç'te hizmet veren Hilal Doğa Oteli, 25 ahşap evi ile yılın dört mevsimi birbirinden özel doğa manzaraları ile konuklarını ağırlamaktadır. Tesiste 4 adet aile havuzu ve 4 adet SPA merkezi bulunmaktadır. Aile havuzlarının suyu termal özelliğe sahip olup, SPA alanlarında ise birbirinden özel masaj seçeneklerinin yanı sıra konukları Türk hamamı, sauna gibi hizmetler beklemektedir. Bursa'nın kış aylarında kayak severlere hizmet veren eşsiz noktası Uludağ, yıl boyu doğa aşıklarına da en güzel konaklama seçeneklerini sunan bölgeler arasında yer almaktadır. Uludağ Orman Köşkleri, 4 ve 6 kişilik bungalovları ile hem arkadaş grupları hem de aileler için eşsiz bir doğa tatili deneyimi yaşatmaktadır. Sadece oda konseptinde hizmet veren tesis, kayak merkezine de yakın konumda olması ile avantaj sağlamaktadır. En güzel doğa tatillerine ev sahipliği yapan bungalov evi otelleri hakkında sizler için hazırladığımız yazının yanı sıra web sitemizden Türkiye'nin tüm doğa otellerine erişebilir, hem kendiniz hem de sevdikleriniz için şehrin stresinden tamamen arınacağınız mükemmel bir tatil planı yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/burdur-belediyesi-gezginler-burdurda-etkinligi-ile-influencerlari-agirladi", "text": "Burdur Belediyesi, Burdur'un tanıtımı için, 10-11 Nisan 2021 tarihlerinde \"Gezginler Burdur'da\" etkinliği ile farklı kategorilerde içerik üreten influencerları Burdur'da ağırladı. Salda Gölü, Lavanta Yolu ve Sagalassos Antik Kenti'nin adını duyurmasıyla turizm konusunda yıldızı her geçen gün parlayan Burdur, 10-11 Nisan 2021 tarihlerinde, aralarında benim de bulunduğum, seyahatten yogaya, hayat tarzından yeme-içmeye kadar farklı kategorilerde içerik üreten influencerlar'ı Burdur'da ağırladı. Influencerlar, Burdur'un pek çok tarihi ve turistik yeri arasından en önemlilerini gezme fırsatı yakaladı. - @aybukeakyazi - @cokokuyancokgezen - @dogakonaoglu - @efsaneterlik - @gezginastrolog_ - @gezginkereviz - @gezginyogini - @helloalpi - @hurremakyazi - @karakurt. ummuhan - @maviigezgin - @neslininobjektifinden - @tugba. uzunogluu Sosyal medya etiketi #burdurukeşfet olarak belirlenen Gezginler Burdur'da etkinliği Pisidya Bölgesi'nin en önemli şehirlerinden biri olan Sagalassos Antik Kenti ile başladı. Türkiye'nin turizme açılan ilk mağarası olan İnsuyu Mağarası ile devam etti. Burdur ve çevresindeki arkeolojik buluntuların sergilendiği Burdur Müzesi, Burdur Gölü'nün manzarasını izlemek için en güzel nokta olan Serenler Tepesi ilk gün rotasında yer aldı. İkinci gün, Tarihi Burdur Çarşısı, Burdur Gölü, Lisinia Doğa, Lavanta Yolu ve Salda Gölü gezginlerin Burdur'u keşfet rotasındaydı. Burdur'da gezilecek yerler yazıma da göz atın. Etkinlik sırasında gezginler Burdur'un tarihi ve kültürel yerlerinin yanı sıra birbirinden güzel lezzetlerinin başında yer alan Burdur Şiş, Ceviz Ezmesi, Kıymalı Tost ve süt ürünlerinin tadına bakma fırsatı yakaladı. Burdur'da Ne Yenir, Nerede Yenir? Yerlisinden Önerilerle! yazıma da göz atın. Konuyla ilgili açıklama yapan Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz \"Sadece Türkiye'nin değil dünyanın dört bir yanını gezen ve bu deneyimlerini paylaşıp gezilecek görülecek yerlere ilgi çeken önemli gezginleri hafta sonu Burdur'da misafir ettik. Burdurumuzun tanıtımına katkılarından ötürü kendilerine teşekkür ediyorum\" dedi. Burdur memleketim olunca Burdur gezi yazım oldukça fazla, yukarıda yazı içinde bağlantı verdiğim yazılar dışındaki yazılarımı aşağıdaki listede görebilirsiniz.. - Kibyra Antik Kenti, Gölhisar, Burdur - Saklı Cennet Karanlıkdere Kanyonu Altınyayla, Burdur - Mürseller Köyü Kültür Evi, Karamanlı, Burdur Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/burdur-gezilecek-yerler", "text": "Burdur, Akdeniz Bölgesi'nde olmasına rağmen Toros Dağları'nın arkasında kaldığı için karasal iklim yaşayan, yakın zamana kadar haritadaki yeri bilinmeyen küçük illerimizden biri idi. Burdur gezilecek yerler, Burdur'da ne yenir, Burdur'da nerede kalınır, Salda Gölü, Sagalassos Antik Kenti gibi adını duyduğunuz yerler, ve Kibyra Antik Kenti gibi adını duymadıklarınız Burdur gezi rehberi niteliğindeki bu yazımda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Çocukluğum Burdur'un 6 bin nüfuslu ilçesi Karamanlı'da geçti. Ortaokul ve liseyi ise Burdur merkezde Anadolu Lisesi'nde okudum. Üniversite için İstanbul'a gelip burada kaldım. Ancak ne zaman ki İstanbul'a geldim, farkettim ki Burdur Türkiye'de haritada yeri en az bilinen şehirlerin başında. Ayrıca Antalya ve Denizli'ye yakın olduğundan sadece oralara göç vermiş ve İstanbul'da çok az Burdurluya rastlanıyor. Kiminle tanışsam ve memleket muhabbeti olsa \"Hayatımda tanıdığım ilk Burdurlu sensin\" lafını duymaya başladım. Burdur küçük bir yerdir, yakın zamana kadar \"meşhur\" hiçbir şeyi olmadığı için kimsenin yerini dahi bilmediği bir şehir idi. Ben de uzun zamandır aklımda olan Burdur gezilecek yerler yazımı yazıp, memleketime olan vefa borcumu ödeyeyim istedim 🙂 Belki Burdur'un tanınmasında benim de çorbada tuzum bulunur. Burdur son zamanlarda birkaç önemli yeri ile gündeme gelmeye başladı. Biri Türkiye'nin Maldivleri diye anılan Salda Gölü, diğeri ise önemli bir restorasyon sonrası akar durumdaki antik dönemden bugüne ulaşan Antoninler Çeşmesi ile Sagalasos Antik Kenti. Çok Okuyan Çok Gezen takipçileri ile birlikte oluşturduğumuz Türkiye'de gezilecek yerler listesinde Burdur için de bir liste hazırladık. Aşağıdaki bağlantıdaki dosyayı kaydederek Burdur'a gittiğinizde listenizi kolayca takip edebilirsiniz. Burdur'da gezilecek yerler listesi dosyasını indirmek için tıklayın. - Burdur Müzesi - Burdur Etnoğrafya Müzesi Taş Oda Konağı - Doğa Tarihi Müzesi - Yukarı Pazar Tarihi Burdur Pazarı - Ulu Camii ve Saat Kulesi - Aşağı Pazar Salı Pazarı - Susamlık Tepesi - Serenler Tepesi - Yeşil Tepe - Burdur Gölü - Kuş Gözlem Evi - Teke Sarayı - Hacılar Höyüğü - Kuruçay Höyüğü - Lisinia Doğa - Lavanta Yolu - İnsuyu Mağarası - Salda Gölü Beyaz Adalar - Salda Gölü Tabiat Parkı - Salda Gölü Doğanbaba Plajı - Salda Gölü Kayak Merkezi - Akçaköy Lavanta Tarlaları - Yarışlı Gölü - Sagalassos Antik Kenti - Susuz Han - İncir Han - Kremna Antik Kenti - Kibyra Antik Kenti - Muallim Mustafa Sırrı Özkan Kültür Evi - Karanlıkdere Kanyonu Burdur'da gezilecek yerler listesinde yer alan her yeri görmek isterseniz en az 3 güne ihtiyacınız olacaktır çünkü Burdur'un ilçeleri arasında mesafeler oldukça uzun. Mesela Burdur merkez ile Salda Gölü arası 76 kilometre. Kibyra Antik Kenti ile Burdur merkez arası ise 110 kilometre. Toplu taşıma ile antik kentlere ve görülecek heryere ulaşmanız oldukça zor, bu nedenle kendi özel aracını ile gelmenizi veya araç kiralamanızı öneririm. - Burdur'u tanımak için Burdur gezinizde merkeze mutlaka yer vermenizi tavsiye ederim. Burdur Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, Osmanlı Konakları'ndan biri, Yukarı Pazar, Burdur Belediyesi El Sanatları Merkezi, Burdur Gölü ve İstasyon Caddesi Burdur merkez rotanızda mutlaka olmalı. - İnsuyu Mağarası, Sagalassos Antik Kenti, Susuz Han, İncir Han ikinci gün rotanızı dolduracaktır. Doldurmadıysa Burdur merkezde görülecek yerlerden birkaçını ekleyebilirsiniz. - Lavanta zamanı geldiyseniz; yola erkenden çıkın. Lavanta Yolu, Lisinia Doğa, Salda Gölü ve hala vaktiniz varsa Kibyra Antik Kenti ile günü bitirebilirsiniz. Daha fazla vakti olanlar yukarıdaki Burdur'da gezilecek yerler listesinden kendisine başka yerler bulabilir. Yukarıdaki Burdur gezilecek yerler listesinde yer alan tüm noktaları Google haritalar üzerinde işaretledim. Aşağıdaki \"Burdur Gezilecek Yerler Haritası\" görseline tıklayarak çevrimiçi versiyonununa da kolayca ulaşabilirsiniz. Burdur şehir merkezi ben orada yaşarken pek gezilecek görülecek yerlere sahip değildi. Burdur gezi rehberi de o yüzden bu kadar gecikti. Son belediye seçimlerinde başkan seçilen Ali Orkun Ercengiz'in çabaları ile Burdur'un çehresi her geçen gün güzelleşiyor. - Burdur Gölü kıyısı düzenlendi ve güzel bir yürüyüş alanına sahip oldu. Ayrıca gölde su sporları da yapabilirsiniz. Bimtaş tesisleri, Halk plajı, Kuş Gözlem evi Burdur Gölü kıyısında güzel vakit geçirebileceğiniz yerler. - Burdur'da Osmanlı konakları restore edildi ve ziyarete açıldı, bir çay kahve içmeye uğrayabilirsiniz. Taş Oda Etnoğrafya Müzesi bu konakların en güzeli, içinde bir kafesi de var. - Burdur tek bir cadde üzerine kurulu bir şehir, caddenin üst kısmı yukarı pazar, alt kısmı ise aşağı pazar. Yukarı Pazar da çehresi değişen yerlerden, Burdur halkı ne yapıyor görmek için sokaklarda dolaşın. Ayrıca Ulu Camii ve Saat Kulesi de Yukarı Pazar'da görmeniz gereken yerler. Cuma günleri kurulan pazar da gezmek için çok keyifli olacaktır. Bir de dondurmacı var orada Kayımoğlu, uğramadan gelmeyin 🙂 - Ulu Camii, Hamitoğulları zamanında yapılmış olan caminin 1914 depreminde yıkılan minaresindeki kitabenin tarihi 1300'ü işaret etmektedir. - Saat Kulesi, Ulu Camii'nin hemen aşağısında yer alan kule 1936'da yapılmış. - Burdur Müzesi, çok önemli eserlere ev sahipliği yapıyor, mutlaka yolunuzu düşürüp ziyaret edin derim. Hacılar Höyüğü'nden çıkan pek çok eser, Kibyra ve Sagalassos Antik Kenti'nden çıkarılan muhteşem heykeller ve çok daha fazlası müzede sergileniyor. Burdur Müzesi, 2008 yılında \"Gezilip Görülmeye Değer Müze Ödülü\" alan müze, Bulguroğlu Medresesi'nin kalan son binası kullanılarak yapılmış ve daha sonra genişletilmiş. Burdur Müzesi giriş ücreti 10 TL, Müzekart geçerli. - Burdur Doğa Tarihi Müzesi, Burdur merkezinde yer alıyor. Burdur Belediyesini kendinize referans noktası alırsanız yürüyerek en fazla 10 dakikada ulaşabilirsiniz. Müzenin bulunduğu bina eski bir kilise, Kavaklı Rum Kilisesi. Uzun zaman terk edilmiş halde kaldıktan sonra restore edilerek 2016 yılında Doğa Tarihi Müzesi olarak kapılarını ziyarete açtı. Müzede Anadolu Mamutlarının iskeletini görebilirsiniz. Burdur, mamutların Anadolu coğrafyasında yaşadıklarının kanıtlanması nedeniyle Anadolu tarihinde önemli bir rol oynuyor. Doğa Tarihi Müzesi giriş ücreti 10 TL, Müzekart geçerli. - Gençliğimin geçtiği İstasyon Caddesi şimdi trafiğe kapandı ve kafeler açıldı, dinlenmek için uğrayabilirsiniz. Tren istasyonuna kadar inerseniz, Burdur'a özgü lezzetli yemekler yiyebileceğiniz İstasyon Restoranı bulabilirsiniz. - İlk gençlik yıllarımın geçtiği bir başka yer ise Öğretmen Evi, bahçesinde kocaman çam ağaçları ile Burdur'un ana sosyalleşme yeri idi o zamanlar. Yine bir çay içmeye uğrayabilirsiniz. - Salı günleri aşağı pazarda kurulan Salı Pazarı, Burdur'un çevre köylerinden gelen taze meyve sebze, süt ürünleri ile görülmeye değer. Günü tutturabilirseniz çok taze ve lezzetli meyve, sebzeler alabilirsiniz. - Kuş Gözlem Evi, Burdur gölü kuş göç yolları üzerinde yer aldığından göl kenarında gözlem evi yer alıyor. Aynı zaman çay, kahve de içebileceğiniz güzel bir bahçesi var. - Burdur merkez gezilecek yerler arasında son olarak, Burdur manzarasını tepeden görmek için Susamlık Tepesi, Yeşil Tepe ve Serenler Tepesi'nde kahve keyfi yapabilir veya yemek yiyebilirsiniz. Özellikle Serenler Tepesi'nden Burdur Gölü manzarası ve günbatımı manzarası çok güzeldir. Aslında hepimizin ilkokulda tarih derslerinde adını duyduğumu bir yer Hacılar Höyüğü. M. Ö. 8000'e dayanan tarihi ile Hacılar Höyüğü, Batı Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri. Dünya arkeolojisi için de önemli yer taşıyan Hacılar Höyüğü Burdur merkeze 24 km mesafede yer alıyor. Hacılar'da aynı zamanda harika üzüm olur. Yazın üzüm zamanına denk gelirseniz mutlaka tadına bakın. Siyah üzüm benim favorimdir. Burdur'un kurak ve kireçli toprağının üzümlere bu lezzeti verdiği söylenir. Burdur'da üzüm yetiştiriciliği Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde başlamıştır. Cumhuriyet kurulduktan sonra her bölgede yetiştirmeye uygun tarım ürünleri tespit edilmiş ve üretime geçilmiştir. Karadeniz'de fındık, çay yetiştirilmesi de buna örnektir. Ülkemizin turizme açılan ilk mağarası olma ünvanı taşıyan İnsuyu Mağarası, 597 metre uzunluğu ve derin dehlizleri ile görmeye değer bir mağara. Karbonatlı maden suyularından oluşan sarkık ve dikitler son derece güzel manzaralar oluşturuyor. Mağara uzun süre kapalı kaldıktan sonra yeniden ziyarete açıldı, ancak içeride epeyce inşaat yapılmış ve eski doğal görüntüsünden oldukça uzaklaşmış. Mağara içindeki göller ne yazık ki tamamen kurumuş. Çocukluğumdan aklımda kalan göllerden geriye derin çukurlar kalmış. Küresel ısınma, Burdur çevresindeki yanlış sulama, hunharca yapılan barajlar, tektonik hareketler, kötü restorasyon derken mağara eski ihtişamını kaybetmiş. Burdur'a sadece 13 km mesafedeki mağara yaz aylarında dahi oldukça serin oluyor, içeri girerken ona göre tedarikli olmanızı öneririm. Sagalasos'a ilk gittiğimde sanırım 5-6 yaşlarında idim. Belki de antik kentlere olan sevgim o zamanlar bu muhteşem antik kent sayesinde başlamıştı. Bir dağın zirvesine yakın, kocaman taş parçaları, tiyatrosu ile ne kadar etkilendiğimi dün gibi hatırlıyorum. Son 10 yılda ise kazılar sayesinde bu muhteşem antik kentte belki de dünyanın en sağlam antik çeşmesi olan Antoninler Çeşmesi açığa çıktı. Sagalassos Antik Kenti, kurulduğu tepenin özellikleri, Büyük İskender'e yenik düşmesi ve muhteşem mermer işçiliği ile mutlaka Burdur rotanızda olması gereken yerlerden biri. Sagalassos Antik Kenti yazımda tüm detayları bulabilirsiniz. Türkiye'nin Maldivleri olarak son yıllarda birden popülerite kazanan, benim ise çocukluğumun yazlarının geçtiği yer Salda Gölü. Sodalı suyu, su kenarına kadar inen çam ağaçları, beyaz kumları ile Maldivler'i aratmasa da yayla havası ile oraya fark atar bence 🙂 Salda sadece yaz turizmi değil kışın kayak turizmine de açık. Salda Gölü hakkındaki detaylı yazım için tıklayın. Lisinia Doğa'nın kurucusu Öztürk Sarıca önderliğinde Yeşilova İlçesi Akçaköy Köyü'nde bir lavanta vadisi yapıldı. Haziran ortasından Temmuz ortasına kadar lavantaların açtığı dönemde buraya uğramayı ve muhteşem güzellikteki manzaraları görmeyi unutmayın. Öztürk Sarıca tarafından Burdur Gölü kıyısında kurulan bir vaha desem yeri var Lisina için. Burdur Gölü kıyısındaki bu bölgenin eski çağlardaki adı olan Pisidya'nın en önemli şehirlerinden biri Lisinia'dır, vaha da adını buradan alıyor. Ülkemizin ilk yaban hayat merkezi diyebiliriz Lisinia için. Özellikle kansere karşı farkındalık yaratma amacı ile kurulmuş olan Lisina'da, Burdur'a has ürünler doğal yöntemlerle üretilip yağı, suyu çıkarılarak Lisinia'nın masrafları için kullanılıyor. Burası aynı zamanda bir gönüllü çalışma kampı, dilerseniz gelip burada üretime katkıda bulanabilirsiniz. Anadolu'daki en sağlam yer mozaiklerinden birine ev sahipliği yapan Kybra Antik Kenti, yeni keşfedilen kültür varlıklarımızdan bir tanesi. Kazıların hala devam ettiği Kibyra Antik Kenti hakkında detaylı bilgi almak için tık tık. Burdur merkeze biraz uzak, ancak Fethiye planınız varsa yol üstünde uğrayabileceğiniz bir durak. Az bilinen, ancak potansiyeli çok yüksek yerlerden biri. - Dirmil'de doğa ile iç içe olabileceğiniz bir kanyonumuz var, adı Karanlıkdere Kanyonu. Orta zorluk derecesindeki kanyonda yürüyüş yapmayı düşünürseniz Burdur'daki dağcılık kulübünden destek isteyebilirsiniz. - Burdur'un Bucak ilçesinde bulunan ve uçurum anlamanına gelen Kremna Antik Kenti rotanıza ekleyebileceğiniz bir diğer antik kent. Kremna'dan çıkan eserleri Burdur Arkeoloji Müzesi'nde görebilirsiniz. - Yine Bucak'ta Susuz Han Kervansarayı ve İncirli Han'ı görebilirsiniz. Susuz Han restore edilmiş olsa da ben gittiğimde kilitli idi, kilidi muhtardaymış. Burdur'un nerede olduğunu Google haritası üzerinde görmek ve rota çizmek için tıklayın. Göller Bölgesi'nde olması nedeniyle il sınırları içinde irili ufaklı pek çok göl bulunur. En meşhuru Salda Gölü olsa da Burdur şehir merkezi Burdur Gölü kıyısına kurulmuştur. İl sınırları içinde başka pek çok göl bulunur. - Özel araç ile: Kendi aracınız veya kiralayacağınız araç ile Burdur'a Antalya veya Fethiye rotasını takip ederek kolayca ulaşabilirsiniz. - Otobüs ile: Antalya ve Fethiye'ye giden otobüs firmalarının neredeyse tamamı Burdur otogarına uğruyor. Ayrıca yakın iller ve kendi ilçeleri arasında minibüs seferleri düzenleniyor. - Uçak ile: Burdur'un kendi havalimanı yok ancak Isparta Havalimanı Burdur Gölü'nün kıyısında yer alıyor. Burdur merkeze sadece yarım saat mesafede. Ancak uçuş sayısı az ve gün ortasında olduğu için gezmek için gelenler için çok uygun değil. Salda Gölü'ne gitmek için ise Denizli Havalimanı çok daha uygun bir seçenek. Denizli Havalimanı'ndan 1 saatlik bir yolculuk ile Salda Gölü'ne ulaşabilirsiniz. Ancak servis yok, araç kiralamanız gerekli. - Tren ile: Burdur'dan daha önce İstanbul'a kadar tren ile gitmek mümkündü. Denizli'den kalkan Pamukkale Ekspress'ine bağlanan bir vagon Burdur şehir merkezindeki tren istasyonundan kalkıyordu. Ancak bildiğim kadarıyla şu an bu seferler yapılmıyor. İzmir-Isparta arasında çalışan Göller Ekspresi ile Burdur'dan İzmir'e gitme imkanı var. Göller Ekspresi'ni kullanacak olan Burdur yolcuları, Gümüşgün durağı ile Burdur arasını otobüs ile gelip, Gümüşgün'de trene aktarma yapmaları gerekiyor. Burdur'dan direkt İzmir otobüsleri ile gitmek çok daha mantıklı bir alternatif. Burdur gezisi yapmadan önce, biraz Burdur hakkında bilgi sahibi olmakta fayda var. Antalya Körfezi ile Fethiye Körfezi arasında kalan, Burdur Gölü Havzası ve Dalaman Çayı havzasını kapsayan alan Teke Yöresi olarak geçmektedir. Adını da Türkmen Yörüklerinden olan Teke Beyliğinden alır. Burdur, Teke Yöresinin başkenti olarak kabul edilir. Burdur'un az bilinen özellikleri; ülkemizde yıl boyu güneş alma oranı en yüksek illerden biri olmasının yanında oksijen miktarı en yüksek illerden biri olmasıdır. Yani güneş, oksiyen, ne ararsanız var. Burdur aslında tam bir memur şehridir. Küçük bir şehir merkezi, üniversitenin gelmesi ile hareketlenen bir sosyal hayatı vardır. İl genelinde hayvancılık ve tarım ana geçim kaynaklarıdır, süt kalitesi olarak Türkiye'de ilk sıralardadır. Yakın zamana kadar Burdur ili, sadece bedelli askerlik yapanlar nedeniyle bilinen bir yer iken, Salda Gölü ve Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz'in çabaları ile popüleritesinin her geçen gün artması mutluluk verici. - Burdur şehrini kuran Türkmen boylarından Kınalı aşireti burayı bulduğunda, bölgenin güzelliği karşısında \"Cennet buradadır. Burda dur!\" demişler ve \"Burda dur!\" sözü zamanla halk arasında \"Burdur\" haline dönüşmüştür. Bu en bilinen ve yaygın olarak anlatılan efsanedir. Kimse sorsanız anlatır. Bu arada Kınalı aşireti nedeniyle Burdur merkezde yaşanlara \"Kınalı Burdurlular\" denir. Meşhur türkücümüz Sümer Ezgü de o kınalı Burdurlulardan biridir. - Daha eskiye gidicek olursak; Eski Yunan Mitolojisindeki kahramanlardan Aşil, tanrıların gazabına uğrar ve Yunanistan'dan kovulur. Yolu Antalya yakınlarına düşer. Geceleri kutup yıldızına bakarak, kuzeye doğru ilerler, Torosları aşar, karşısına muhteşem güzellikte bir göl çıkar, o göl bugünün yok olmaya yüz tutmuş Burdur Gölü'dür. O sırada gaibten bir ses ona Latince \"Ezostas! \" diye seslenir. Aşil burada durur ve yerleşir. Selçuklular Anadolu fetihleri sırasında Burdur'u feth ederler. O zamanlar küçük bir yerleşim olan köyün ismini \"Ezostas\" olarak öğrenirler. Anlamını sorduklarında \"Burada dur\" anlamına geldiğini öğrenirler. Buraya yerleşen Türkmen aşiretleri \"Burada dur\" kelimesini zamanla \"Burdur\" olarak telaffuz etmeye başlarlar ve şehrin yeni ismi Burdur olur. Burdur yemek çeşitliliği bakımından bir Ege mutfağı, bir Doğu Anadolu mutfağı vaat etmese de doğal malzemelerden üretilmiş, yöreye özgü yemekleri bulabilirsiniz. En popüler yemekler Burdur Şiş ve tatlı olarak da ceviz ezmesi meşhurdur. İlçelerin kendilerine özgü popüler yemekleri vardır. Burdur'da ne yenir, nerede yenir yazımda detayları ile yemekler ve nerede yenebileceklerini bulabilirsiniz. Burdur, Akdeniz Bölgesi'nde olmasına rağmen İç Anadolu Bölgesi'nin karasal iklimine sahiptir. Bu nedenle kışlar ve hatta bahar ayları soğuk geçer, gece-gündüz sıcaklık farkı yüksektir ve özellikle geceleri daha soğuk olur. Bu nedenledir ki, Burdur'a gitmek için en iyi zaman Haziran sonu, Temmuz başı lavantaların açtığı dönemdir. Isparta Kuyucak Köyü'nden Burdur Gölü kıyısını takip ederek Lisinia Doğa ve Yeşilova'nın Akçaköy köyüne kadar devam eden yol boyunca mora boyanmış ovalar ve tepeleri görebilirsiniz. Ayrıca bu dönemde Salda Gölü'nde, eğer yüzmeye açık ise, yüzebilirsiniz. Ayrıca Gladyatörler Şehri Kibyra Antik Kenti'nde bulunan Medusa Mozaiği yaz aylarında açılıyor, kış ve bahar döneminde üstü kapatılıyor. Kibyra Antik Kenti'ne gittiğinizde kendisine bakanları taşa çeviren Medusa'yı da bu dönemde görebilirsiniz. Mozaik Haziran ayında genellikle açılıyor. Burdur henüz yeni yeni turizme açıldığı için konaklama seçenekleri çok fazla değil. Burdur merkez, Salda Gölü ve Sagalassos çevresinde konaklayabileceğiniz otelleri aşağıda paylaşıyorum. Burdur merkez çok turistik olmadığından konaklama için de çok farklı seçenekler bulamayabilirsiniz. - Serenler Oteli: Serenler Oteli Burdur Gölü kıyısında yer alıyor ve işletmesi Burdur Belediyesi'ne ait. - Hotel Özeren: Özeren Otel, Burdur şehir merkezinde yer alan Burdur'un en eski otellerinden biri. - Lago di Salda: Salda Gölü kıyısında harika bir günbatımı manzarası olan bir otel Lago di Salda. - Sagalassos Lodge & Spa Burdur, Teke Yöresi kültürünün bütün özelliklerini taşıyor demiştim. Kabak kemane, sipsi, cura çalgı olarak yöresel müzik aletleridir. Teke Yöresi müzik kültürünün bir özelliği de dünyada sadece Moğolistan ve Teke Yöresinde söylenen gırtlak müziği. Memleketim diye uzun uzun yazdım. Umarım memleketim Burdur'un haritadaki yeri daha fazla kişi tarafından bilinir ve ziyaret edilir. - Az bilinen antik şehir; Kibyra Antik Kenti - Türkiye'nin Maldivleri diye meşhur olan; Salda Gölü - Burdur yemekleri için; Burdur'da ne yenir, nerede yenir? - Binlerce yıllık tarih Sagalassos Antik Kenti Askerlik yerim 🙂 Son zamanlarda Salda gölü oldukça ilgi çekiyor ancak kış sezonu dikkat ciddi bir soğuk var Burdur ve çevresinde. \"İlk defa Burdur'lu birisiyle tanışıyorum.\" ifadeniz tebessüm ettirdi ki benim de çok defa başıma gelen bir söylem. Gerçekten başka illere kıyasla yaşadim ve gördüm Burdur başta görülecek sonra yaşanılacak bir il. Burdur'umuza katkı sunan yazılarınız için teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/burdur-merkez-gezilecek-yerler", "text": "Burdur, Akdeniz Bölgesi'nin en az bilinen, belki de en az gezmeye gidilen şehri. Son yıllarda Salda Gölü, Lavanta Yolu ve Sagalassos Antik Kenti'nin popülerliğini artırması ile adını duyurmaya başlayan Burdur'a gelenler ne yazık ki şehir merkezine uğramadan yollarına devam ediyorlar. Halbuki Burdur merkez gezilecek yerler listesi, Anadolu tarihi ve kültürü için çok önemli yerleri içeriyor. Burdur merkeze en az bir gün ayırmanızı önererek Burdur merkez gezilecek yerler yazıma başlıyorum, keyifli okumalar! Burdur şehir merkezinde gezilecek pek çok yer var. Arkeoloji, Doğa Tarihi ve Etnoğrafya Müzeleri, Tarihi Osmanlı Konakları, pazarlar, tepeler, göl çevresi derken Burdur tahmin ettiğinizden çok daha fazlasını sunuyor. Burdur Müzesi, Hacılar, Kuruçay, Höyücek Höyükleri, Boubon, Kibyra, Kremna ve Sagalassos Antik Kenti kazılarından çıkarılan 60 binden fazla esere ev sahipliği yapıyor. Türkiye'nin en zengin müzeleri arasında yer alan Burdur Müzesi, 2008 yılında \"Gezilip Görülmeye Değer Müze\" ödülü almış. Burdur Müzesi ana binaları, müze bahçesinde yer alan Bulguroğlu Medresesi'nin kütüphanesinden esinlenerek inşa edilmiş. Burdur Müzesi, Hacılar Höyüğü kazılarını takiben, oradan çıkan buluntuları sergilemek amacıyla 1963 yılında kurulmuş, teşhir salonları ise 1969'da ziyarete açılmış. Müze üç ana bölümden oluşuyor, ayrıca müzenin bahçesinde de zengin bir sergi vardır. - Bölüm: Müzenin ikinci katında yer alan Neolitik, Erken Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı buluntuları sergileniyor. - Bölüm: Müzenin giriş katında Sagalassos Antik Kenti, Kibyra Antik Kenti ve Kremna Antik Kenti kazılarından çıkarılan buluntular sergileniyor. Özellikle Sagalassos Antik Kenti'nden çıkarılan İmparator Hadriani ve Marcus Auralius'a ait dev heykeller ile Kibyra Antik Kenti'nden çıkarılan Gladyatör Freskleri müzenin en dikkat çeken parçalarını oluşturuyor. - Bölüm: Bulguroğlu Medresesi'nin kütüphanesi olarak hizmet veren binada Türk-İslam eserleri sergilenmektedir. Burdur Müzesi yaz döneminde 10:00-19:00, kış döneminde 08:30-17:30 saatleri arası ziyarete açık. Burdur Müzesi giriş ücreti : 10 TL, Müzekart geçerli. Burdur şehir merkezinde Osmanlı döneminden kalma geleneksel mimariye sahip çok sayıda konak ve ev restore edilerek turizme kazandırılmıştır. Aşağıda bu konakların tam listesini görebilirsiniz. Etnoğrafya Müzesi olarak da hizmet veren Taş Oda Konağı, 17. yüzyılda inşa edilmiş. Osmanlı sivil mimarisinin güzel örneklerinden biri olan konak iki katlı ve geniş bir bahçeye sahip. Burdur Gölü'nün yanısıra Burdur'da düğün fotoğrafları çektirmek için tercih edilen yerlerin de başında geliyor. Müzenin alt katı çay kahve içebileceğiniz bir kafeterya olarak hizmet verirken üst katı geleneksel Osmanlı ve Burdur günlük hayatına uygun olarak döşenmiş. Özellikle sofa ve odalardaki ahşap işlemeleri görmeye değer. Müzeye giriş ücreti yok, ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Burdur merkezde köprü başından yukarıya doğru dereyi takip ettiğinizde sağınızda kalacak. Burdur merkezde Oluklaraltı denen mevkide yer alan konak 17. yüzyıl Osmanlı mimarisini yansıtır. Ahşap ve kerpiç kullanılarak inşa edilmiş olan konağın özellikle baş odasındaki ahşap ve vitray işlemeler göz alıcıdır. Burdur'daki en süslü ve güzel konaklardan biridir. Bakibey Konağı'nın bahçesinde yer alan Çelikbaşlar Evi erken Cumhuriyet döneminde yapılmış. İki katlıdır. İstiklal Marşımızın yazan Mehmet Akif Ersoy Burdurlu olduğundan bu bina da ona ithaf edilmiştir ve şaire dair eşyalar ve bilgiler sergilenmektedir. Burdur merkezde yine Oluklaraltı mevkiinde yer alan konak, iki katlı ve kerpiçten yapılmış. 19. yüzyılda yapılmış olan ve taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenmiş olan konak 2019 yılında Öğretmenevi'nin işletmesinde halka açık konukevi olarak hizmet vermeye başladı. Yer olarak da ulaşımı en kolay konaklardan biri. Oluklaraltı mevkiinde yer alan bir diğer konak da Piribaşlar Kültür ve Sanat Evi'dir. Burdur Belediyesi tarafından restore edilmiş olan yapı kültür ve sanat evi olarak değerlendirilmektedir. Burdur merkezde görülmesi gereken en önemli yerlerden biri Doğa Tarihi Müzesidir. Şehir merkezinde Zafer Mahallesi'nde yer alan müze, 19. yüzyılda inşa edilmiş olan Kavaklı Rum Kilisesi'nin restore edilerek müzeye dönüştürülmesi ile ortaya çıkmıştır. Müzenin alameti farikası ise; Burdur'un Kemer ilçesi Elmacık Köyü'nde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan ve günümüzden milyonlarca yıl öncesinde yaşayan, dünyada nadir bulunan, Mammuthus meridionalis yani bilinen adıyla Mamut iskeletinin sergileniyor olması. Mamut dışında tarih öncesi dönemden başka hayvanlara ait iskeletlerin de sergilendiği müzede öğrenciler için sinevizyon gösterileri de düzenleniyor. Doğa Tarihi Müzesi yaz döneminde 08:30 17:30, kış döneminde 08:30 17:30 saatleri arasında ziyarete açık. Burdur Müzesi giriş ücreti : 10 TL, Müzekart geçerli. Burdur şehir merkezini kısaca anlatacak olursak, şehrin tam ortasında Cumhuriyet Meydanı bulunur, Cumhuriyet meydanını kesen Atatürk Caddesi ise şehir merkezini ortadan ikiye böler. Atatürk Caddesi'nin üstünde kalan ve biraz daha tepelik olan bölüme Yukarı Pazar, caddenin altında kalan bölümü ise Aşağı Pazar olarak anılır. Aşağı Pazar'da eskiden daha çok hayvan pazarları ve halı pazarları kurulurken yukarı pazarda küçük esnaf yani terzi, tatlıcı, derici gibi kendi imalatlarını yapıp satan dükkanlar bulunurmuş. Bu nedenle Yukarı Pazardaki dükkanlar küçük ve sokaklar dardır. Aşağı Pazar'da ise dükkan yerine açık pazar yerleri ve daha geniş sokaklar bulunur. Bugün Yukarı Pazar'da en güzel ceviz ezmelerini ve şehrin en güzel dondurmasını bulabilirsiniz. Pazar yeri olur da camisi olmaz mı, Yukarı Pazar'ın en üst bölümünde Ulu Camii ve önünde 1936'da yapılmış olan Saat Kulesi bulunur. Ulu Camii, Hamitoğlu Dündar Bey tarafından 1300'de yaptırmıştır. Beylikler döneminde yapılan Ulu Cami mimarisine uygun olarak caminin üç giriş kapısı vardır. Bu caminin önünde Cuma günleri Cuma Pazarı kurulur. Günü tutturabilirseniz Burdur'da bir pazara gitmenizi şiddetle tavsiye ederim, köylerden gelen taze ve doğal ürünleri bulabilirsiniz Burdur pazarlarında. Yukarı Pazarı anlatırken Aşağı Pazarı da büyük oranda anlatmış oldum ancak burada değinmem gereken bir yer daha var. Burdur Müzesi'ne 200 metre mesafede yer alan ve Salı günleri kurulan Salı Pazarı. Salı Pazarı, Burdur'un çevre köylerinden gelen tazecik ürünlerin yanısıra, kıyafetten dokumaya pek çok ürünü bulabileceğiniz devasa bir pazar yeri. Burdur ziyaretinizi Salı gününe denk getirmeye çalışmanızı şiddetle öneririm. Burdur merkezdeki Cumhuriyet Meydanı ve Atatürk Caddesi'nden bahsetmiştim Cumhuriyet Meydanı'ndan Burdur Tren İstasyonu'na inen ve Atatürk Caddesi'ni dik kesen caddenin adı İstasyon Caddesi'dir. Burası özellikle kahvecilerin çokça bulunduğu, yürüyüş yapmaya uygun, geniş ve yeşil bir cadde. Cadde üzerinde yürürken Burdur Belediyesi'nin yaptırdığı eğlenceli heykellere de dikkat etmeyi unutmayın. Caddenin sonunda İstasyon Restoran'ı bulacaksınız, buranın pide ve pizzaları da çok güzeldir. Tabii yanında Bur-süt marka ayran istemeyi unutmayın. Burdur'un Fethiye veya Salda Gölü'ne doğru giderken çıkışa doğru sağda Burdur Belediyesi El Sanatları Merkezi'ni göreceksiniz. Burdur'a özgü el dokuması olan Alaca Dokumaları, ceviz ezmesi, Burdur süt ürünleri, kapari gibi Burdur'a özgü pek çok ürünü satın alabileceğiniz bir mağazası ve Alaca Dokumaları'nın yapıldığı tezgahları ziyaret edebilirsiniz. Güzel bir restoranı da var, yine Burdur'un meşhur Burdur Şiş'ini burada yiyebilirsiniz. Burdur'a ve Burdur Gölü'ne tepeden bakmak istiyorsanız çok güzel seçenekleriniz var. Susamlık Tepesi bunlardan biri. Daha çok Burdur şehrini daha az da Burdur Gölü'nü gördüğünüz manzarasının yanında burada bir restoran var. Manzaraya karşı yeme-içme keyfi yapmak için güzel bir seçenek. Düğün yemekleri için de çok tercih edilen bir mekan. Burdur'a ve Burdur Gölü'ne tepeden bakabileceğiniz bir diğer tepe de Serenler Tepesi. Yukarıdaki fotoğraf şehir manzarasını aşağıdaki fotoğraf ise göl manzarasını gösteriyor. Burası aslında bir tabiat parkı, yürüyüş ve piknik alanları da bulunuyor. Tam tepede ise restoranı var. İster çay kahve isterseniz yeme-içme için buraya gelebilir, özellikle gün batımında bu harika manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Burdur'un gölü var plajı yok mu? Tabii ki var. Son yıllarda Burdur Belediyesi'nin çabaları ile Burdur Gölü Halk Plajı derli toplu bir hale geldi. Yakın zamana kadar gölde tekne turları da düzenleniyordu ama maalesef göldeki aşırı çekilme nedeniyle şu an devam etmiyor. Halk Plajına yakın mesafede belediyenin işletmesi olan Bimtaş veya özel işletmeye ait Sofra Restoran göl kenarında yeme-içme için en uygun yerler. Göl kıyısı denemez ama Fethiye yolunun kenarında oldukça büyük bir çamlık alan var, burası piknik alanı. Yol kenarında piknik yapmak isteyenler için ideal. Burdur Gölü'nde yüzülür mü sorusu çok geldi, 40 yıllık Burdurluyum gölde hiç yüzmedim. Gölün dibinin balçık olması ve sanayi atıklarının göle dökülmesi nedeniyle temiz olmaması yüzünden biz hiç yüzmedik. Burdur Gölü, derinliği ve yüzölçümü ile Türkiye'nin en büyük gölleri arasında yer alıyor. Göl aynı zamanda kuşların göç yolları üzerinde. Burdur Gölü yüze yakın kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Dünyada nadir görülen bir tür olan Dikkuyruk kuşunun ise kış aylarını geçirdiği yer burası. Burdur Halk Plajı'nı geçtikten sonra göl kıyısında Kuş Gözlem Evi'ni göreceksiniz. Burası büyük bir bahçe olarak tasarlanmış. İçinde kuş gözlem kulesi ve kafeteryası bulunuyor. Göl manzarasının da harika olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Burdur şehir merkezinde olmasa da kısa araç yolculukları ile ulaşabileceğiniz tarihi ve doğal kültür varlıklarını da bu listeye eklemek istedim. Burdur'da en az bilinen yerlerden biri Teke Sarayı. Askeriye köyü ile Günalan Köyü arasında bir kanyon var. Günalan Köyü'nden başlayıp Askeriye'den çıkıyor kanyon. Yaklaşık 2 kilometrelik bir yürüyüş rotası. Sonunda ise Askeriye Göleti var. Kanyonda boyunca Teke Sarayı denen, kayalara oyulmuş mağara görünümlü yerler var. Kayalara oyulmuş bu yerleşimlerin yazının bulunmasından önceye dayandığı söyleniyor. Yazı M. Ö.3500'lerde bulunduğuna göre buradaki kalıntılar daha da eski. Hacılar Höyüğü, Burdur-Fethiye yolunun 24. kilometresinde Hacılar Köyü içinde bulunuyor. Biz bu höyüğü aslında ilkokul veya ortaokuldaki tarih derslerimizden hatırlıyoruz. Çünkü höyük Batı Anadolu'nun bilinen en eski yerleşim yeri kabul ediliyor. 1957-1960 yılları arasında Prof. J. Melaart ve 1985-1986 yıllarında İstanbul Üniversitesi adına Prof. Dr. Refik Duru başkanlığında ve Prof. Dr. Gülsün Umurtak'ın yaptığı kazılarda höyükte üç ana kültür evresinde 12 tabaka belirlenmiştir. Kazılarda ortaya çıkan buluntular Burdur Müzesi'nde sergileniyor. Kuruçay Höyüğü, Burdur-Fethiye yolunun 15. kilometresinden 1.5 kilometre kadar içeride Kuruçay Köyü sınırları içinde yer alıyor. Hacılar Höyüğünden sonra kazılıp araştırılmış olan ikinci tarih öncesi yerleşimdir. Buradan çıkan buluntular da Burdur Müzesi'nde sergileniyor. Lisinia Doğa, Burdur Gölü'nün karşı kıyısında Karakent yakınlarında, antik dönemde Lisinia olarak bilinen antik şehrin olduğu bölgede, kansere karşı farkındalık kazandırmak için kurulmuş olan bir yaşam alanı. Yakınlarını kanserden kaybeden veteriner hekim Öztürk Sarıca, önce bölge halkı, sonra ülkemiz, sonra da tüm dünyaya mesajını vermek için bu merkezi kurmuş. Lisinia Doğa bünyesinde 8 ana proje ve çok sayıda alt proje ile bu farkındalık geliştirilmeye çalışılıyor. Daha fazla bilgi için Lisinia Doğa yazıma göz atın. İnsuyu Mağarası, Burdur-Antalya yolunun 15. kilometresinde yer alan Türkiye'nin turizme açılmış ilk mağarasıdır. 1965'te ziyarete açılan mağara içinde çok sayıda sarkıt, dikit yer alır. Eskiden mağara içinde göller bulunuyordu ancak Burdur bölgesindeki hatalı sulama ve tüm dünyayı etkileyen iklim krizi nedeniyle sular tamamen çekilmiş durumda. Mağaranın şu an 330 metrelik kısmı ziyarete açık olsa da devamında pek çok galeri olduğu biliniyor. İnsuyu Mağarası giriş ücreti 10 TL. Burdur şehir merkezinde gezilecek yerler listesini özet olarak aşağıda görebilirsiniz. - Burdur Müzesi - Osmanlı Konakları - Burdur Etnoğrafya Müzesi Taş Oda Konağı - Bakibey Konağı - Mısırlılar Evi - Çelikbaşlar Evi Mehmet Akif Ersoy Kültür Evi - Piribaşlar Kültür ve Sanat Evi - Doğa Tarihi Müzesi - Yukarı Pazar Tarihi Burdur Pazarı - Aşağı Pazar Salı Pazarı - İstasyon Caddesi - Burdur Belediyesi El Sanatları Merkezi - Susamlık Tepesi - Serenler Tepesi - Yeşil Tepe - Burdur Gölü Halk Plajı - Kuş Gözlem Evi - Burdur Merkeze Yakın Gezilecek Yerler - Teke Sarayı - Hacılar Höyüğü - Kuruçay Höyüğü - Lisinia Doğa - İnsuyu Mağarası Yukarıdaki listede yer alan yerlerin tamamını, Burdur'a özgü yemekleri yiyebileceğiniz restoranları ve otel seçeneklerini aşağıdaki haritada görebilir, haritaya tıklayarak, çevrimiçi olarak Google Haritalar uygulaması üzerinde görebilirsiniz. Burdur'da ne yenir diye soracak olursanız en başta Burdur Şiş yenir. Kıymalı ve peynirli pide yenir. Süt ve süt ürünleri genel olarak çok kalitelidir, Bur-süt ayranının tadına mutlaka bakın. Ayrıca Burdur'un ceviz ezmesi meşhurdur. Ceviz, şeker, irmik ve pudra şekeri ile yapılan tatlı tam bir enerji bombasıdır, bir dilim yeseniz yeter zaten. Burdur'da ne yenir, nerede yenir yazıma mutlaka bir bakın. - Ceviz ezmesi almadan - Alaca dokuması almadan - Kapari almadan - Süt ürünleri almadan - Lavanta ürünleri almadan sakın dönmeyin. Bu ürünlerin hepsini Burdur Belediyesi El Sanatları Merkezinde bulabilirsiniz. - Serenler Oteli: Burdur Gölü kıyısında Belediye'nin işletmesinde olan otelin odalarından sabah uyandığınızda göl manzarası sizi bekliyor olacak. - Özeren Otel: Burdur şehir merkezinde konaklamak için en iyi seçenek ise uzun yıllardır hizmet veren Özeren Oteli. Otel fiyatları genellikle uygundur. Önceden rezervasyon yaptırmayı ihmal etmeyin tabii. Özellikle Lavanta zamanı yer bulmak zor olabilir. - Burdur'da gezilecek yerler: Burdur gezilecek yerler ve Burdur gezi rehberi - Burdur yemekleri için; Burdur'da ne yenir, nerede yenir? - Binlerce yıllık tarih Sagalassos Antik Kenti - Türkiye'nin Maldivleri diye meşhur olan; Salda Gölü - Az bilinen antik şehir; Kibyra Antik Kenti"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/burdurda-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Burdur'a gelip Burdur'a özgü yöresel yemeklerin tadına bakmadan geri dönmek düşünülemez. Burdur, yemek çeşitliliği bakımından bir Ege mutfağı, bir Doğu Anadolu mutfağı vaat etmese de doğal malzemelerden üretilmiş, yöreye özgü, başka hiçbir yerde yiyemeyeceğiniz lezzetli mi lezzetli yemekleri Burdur'da yersiniz. Burdur Şiş ve ceviz ezmesi başta olmak üzere Burdur'da ne yenir, nerede yenir, en güzel Burdur Şiş nerede yenir, en iyi ceviz ezmesi nereden alınır, gelin yerlisinden önerilerle birlikte bakalım. Burdur, siyasi olarak Akdeniz Bölgesi'nde yer alsa da Akdeniz ile arasında yüksek bir sınır çizen Toros Dağları nedeniyle karasal iklimin hüküm sürdüğü bir yerdir. Hal böyle olunca üretilen tarım ürünleri çoğunlukla tahıl ve bakliyattır. Nohut, fasülye gibi ürünler sofraların ana yemekleridir, sebze yemekleri pek yapılmaz, hayvancılık, süt ve süt ürünleri konusunda ise çok iddialıdır. Türkiye'nin en kaliteli süt ürünleri Burdur'da üretilir. Ayrıca ceviz, badem, haşhaş gibi hem lezzeti hem de ekonomik değeri yüksek besinler de Burdur ovalarını, bahçelerini ve pek tabii ki sofralarını süsler. Burdur'da yemekle ilgili okuyucuları mutlu edecek birşey söyleyeyim, et ve balık yemekleri de dahil fiyatlar kesinlikle sizi üzmez. Turistlere özel şişirilmiş fiyatlar yoktur, çünkü aşağıda saydığım yerlerin hemen hepsi orada yaşayanların gittiği yerlerdir. Şimdi en ünlüsünden başlayarak Burdur'da ne yenir bir bakalım! Burdur'un maalesef sadece Burdur'da meşhur olan yemeklerinden biri Burdur Şiş'tir. Baharatsız sossuz kıymalar 10 santimlik köfteler halinde şişe geçirilerek yapılır. Sadece et yersiniz ve Burdur'un eti lezzetli olduğundan etin mis gibi tadını alırsınız. Burdur Şiş yanında herhangi bir pilav veya salata ile servis edilmez. Yanında yine Burdur üretimi olan Bur-Süt'ün ayranından da içmelisiniz. - Şişci Hasan: Burdur Sanayi'nin içinde salaş bir mekandır ama müdavimleri buraya gelir. Konumu için tıklayın. - Mudul Bey Restoran: Kaliteli, temiz, şık bir yer olsun derseniz Mudulbey'i tercih edebilirsiniz. Buradan ceviz ezmesi de alabilirsiniz. Şehrin dışında araçla ulaşılacak bir mesafede. Konumu için tıklayın. - Altay Pide: Tam şehir merkezinde hem Burdur Şiş, hem de pidelerini afiyetle yiyebileceğiniz bir yer. Cumhuriyet Meydanı'na 2-3 dakika yürüme mesafesinde yer alıyor. Konumu için tıklayın. - İstasyon Restoran: Burdur Belediyesi'nin işletmesi olan İstasyon Restoran hem şık eli yüzü düzgün hem de lezzetli yemek yiyebileceğiniz bir yer. Yaz aylarında geniş bahçesinde de yemek yiyebilirsiniz. Burdur Şiş'i kadar pide ve pizzaları da çok lezzetlidir. Konumu için tıklayın. - Muhtarın Yeri: Burdur'un en meşhur kahvaltıcısı Muhtar'ın Yeri'dir. Burası Burdur'un Fethiye çıkışında, bahçe içinde bir mekandır. Garip plastik sandalyelerine rağmen çok rağbet görür. Burdur Şiş ve tüm et yemeklerini burada deneyebilirsiniz. Konumu için tıklayın. - Bizim Şişçi: Burdurluların Köprübaşı dediği yerde bulunan Bizim Şişçi, yıllardır kalitesinden ödün vermeden hizmet vermeye devam ediyor. Burdurluların gittiği, iyi Burdur Şiş yiyebileceğiniz yerlerden biri burası. Konumu için tıklayın. - Sofra Restoran: Burdur'da göl manzarasına karşı yemek yemek isterseniz Belediye Halk Plajı'na gideceksiniz, orada belediyenin yeri olan Bimtaş var, hemen yanında bir kaç restoran da var. Sofra Restoran sahildeki restoranların en meşhur olanı. Alkollü müessemiz mevcut. Konumu için tıklayın. Burdur Şiş yapan restoranların çoğunda pide de yapılır ve Burdur Pidesi de malzeme kalitesi iyi olduğundan çok lezzetli olur. Kıymalı veya peynirli pideyi mutlaka denemenizi öneririm. Burdur iklim olarak ceviz yetiştirmeye uygun bir yer, cevizden badem ezmesine benzer şekilde ceviz ezmesi yapılır. Şeker, irmik, pudra şekeri ve ceviz ile yapılan ezme oldukça katı formdadır. Ceviz ezmesi maalesef sadece Burdur'da meşhurdur ama çok güzel ve sağlıklıdır. Taze yapılmışını bulursanız kaçırmayın alın. Ceviz ezmesi satan yerlerden genelde haşhaş helvası ve kenevirli haşhaş helvası da bulabilirsiniz, onların da tadına bakın. - Ensar Kuruyemiş: Burdur'da ceviz ezmsi almak için en iyi adreslerden biri Ensar Kuruyemiş'tir. Burdur merkezde birkaç şubesi var Ensar'ın. Burdur Müzesi'nin tam karşısında bir tane var, müzeye gittiğinizde hemen yolun karşısına geçip buradan ceviz ezmesi alabilirsiniz. Konumu için tıklayın. - Kayımoğlu Dondurma: Burdur Merkez'de tarihi Burdur Çarşısı'na çıkarsanız hem dondurma yemek hem de ceviz ezmesi almak için Kayımoğlu Dondurma'ya uğrayabilirsiniz. Kayımoğlu Burdur'un en eski dondurmacısı, süt güzel olunca dondurma ne kadar güzel oluyor siz düşünün artık. Konumu için tıklayın. - Remzi Kanaat Şekercisi: Yine Yukarı Pazar'da Kayımoğlu Dondurma'nın karşı çaprazında Remzi Kanaat Şekercisi bulunuyor. 160 yılı aşkın, babadan oğula geçen bir işletme. Gönül rahatlığı ile buradan da ceviz ezmesi alabilirsiniz. Ayrıca Türkiye'nin heryerine gönderim de yapıyorlar, sipariş de verebilirsiniz. Konumu için tıklayın. Konumu için tıklayın. - Mudul Bey Restoran: Burdur'un içine girmeyeceğim, çevre yolundan devam edeceğim derseniz, Burdur çıkışında yer alan Mudul Restoran'da yemek molası verebilir, oradan da ceviz ezmesi alabilirsiniz. Konumu için tıklayın. Yukarıdaki seçeneklerin hepsi de ceviz ezmesi yemek ve almak için doğru adresler. Kimseler bilmez ama çocukluğumda yediğim o tostların tadı hala damağımdadır. Hatta İstanbul'a ilk gittiğimde tost diye önüme koyduklarında büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım, çünkü Burdur'da tost denince; salçalı, tereyağlı, soğanlı, maydanozlu yapılırdı tostlar. Köprübaşında Bizim Tostçu'da Burdur tostunun tadına bir bakmalısınız. Salda Gölü'nü görmeye gittiğinizde içinden geçeceğiniz ilçenin adı Yeşilova. Yeşilova'ya kadar gelmişken mutlaka tadına bakmanız gereken lezzet ise Kıymalı Tost. Kıymalı tost mu olur dediğinizi duyar gibiyim ama bu bildiğiniz tostlardan değil. İçinde maydanoz, soğan, salça ve kavrulmuş kıyma oluyor. İsterseniz yumurta da kırdırabilirsiniz içine. Hayatınızda böyle bir tost yemediğinize adım gibi eminim. Yanında yine Bur-süt ayranı veya Denizli'nin Zafer Gazozu iyi gider. Yeşilova çarşısında Gül Tost Salonu en popüler olanı. Çok tatlı bir karı-koca işletiyor. Konumu için tıklayın. Sagalassos Antik Kenti'ne gitmek için içinden geçeceğiniz ilçenin ismi Ağlasun. Ağlasun yolu üzerinde pek çok balık restoranı var ve tatlı su balığı yapıyorlar. Onur Balık ilk aklıma gelen yer. Bahçesinde sedirlerin üzerinde küveçte, ızgara veya tavada pişmiş olarak balığınızı yiyebilirsiniz. Konumu için tıklayın. Burdur'un en büyük ilçesi olan Bucak salebi ile meşhur. Toros dağlarının yükseklerinde yetişen bir çeşit orkide olan salep bitkisinden elde edilen salep Türkiye genelinde meşhur olma yolunda ilerliyor. Ayrıca Bucak'a giderseniz Kestel'de alabalık yiyebilirsiniz. Yazımın bundan sonraki bölümü restoranlarda pek bulamayacağınız, daha çok yerel halkın evlerinde veya etkinliklerde yediği yiyecekleri anlattığım bölümü. Bazılarının satış noktaları var, onları ilgili yiyeceğin altında belirttim. Türkiye'nin pek çok yerinde kömbe adını taşıyan çörek ve tatlılar var. Burdur'da yapılan haşhaş ve pekmez ile yapılan bir çeşit hamurlu çörek. Puf puf kabaran, sıcakken ayrı, soğukken ayrı güzel, çayın yanında yemek için nefis bir çörektir. Görüntü olarak Afyon'un haşhaşlı ekmeğine benzetilse de şeker yerine pekmez kullanılması en belirgin farkıdır. Restoran veya pastanelerde bulamazsınız, evlerde yapılır. Burdur'da özellikle yol üstü restoranların çoğunda saç kavurma bulursunuz. Yine et ve içine konan ürünler doğal ve lezzetli olduğundan saç kavurma da çok lezzetli olur. Saç kavurma Burdur'da daha çok piknik yemeğidir, mangaldan daha çok saç kavurma tercih edilir. Keşkek de Türkiye'nin pek çok yerinde yapılan yemeklerden bir tanesi. Burdur'da keşkek düğün yemeği olarak yapılır. Haşlanmış buğday yatağında haşlama et olarak servis edilir. Burdur'a gittiğinizde yemekli bir düğüne denk gelirseniz gidip yemeğe dahil olabilirsiniz, \"bu da kim\" demezler, aksine izzet ikram ederler. Mercimek, fasulye, bulgur, nohut karışımından oluşan, adı çorba olmasına rağmen yemek kıvamında ve doyucu olan Alaca çorba gibi yerel yemeklerimiz de vardır ancak maalesef dışarıda yeme şansınız yok, birinin evine misafir olmanız gerek. Burdur'da sadece evlerde yiyebileceğiniz bir diğer yemek Yaş Tarhana. Bildiğimiz kuru tarhana yapılırken tarhana çamur kıvamında iken ayran ve kavrulmuş tereyağı ile yenir. Geleneksel olarak tarhana yapma işine \"tarhana karma\" denir ve mahalleli, eş dost hep birlikte tarhana karılır, tarhana kurutulmak için serilmeden önce de yaş olarak yenir. Sadece sıcakken yenen bir yiyecek olduğu için restoranlarda bulma şansınız yoktur. Yörük, göçebe kültürümüzün en önemli yiyeceklerinden biri yufka ekmek Burdur'da da çok yapılır ve tüketilir. Elde açılan yufkalar odun ateşinde pişirilir, kıtır kıtır formda olan yufkalar çok sayıda alınarak evlerde serin bir yerde saklanır, yenmek istendiğinde üzerine su serpildikten sonra bir sofra bezine sarılarak yumuşaması sağlanır. Katmer de tereyağlı ve tahinli yapılır. Yufka ekmek ve katmeri Burdur merkezde bulunan Bahçeli Köy Yufkası'ndan alabilirsiniz, biz de ailecek oradan alıyoruz. Türkiye'nin her yerine gönderim de yapıyorlar. Konumu için tıklayın. Ot ekmeği, gözlemenin yöresel otlar ile yapılanıdır. Yufka hamuru elde açılır, evlerde komşu ve eş dost ile birlikte yapılır, soğan, pırasa, ısırgan otu ve yöresel otlar önceden kavrulur, sonra da gözlemenin içine konularak yine odun ateşinde pişirilir. Ot ekmeğini de maalesef restoranlarda bulamazsınız. Ceviz ezmesinin ünlü olduğu yerde cevizin ünlü olmaması mümkün değil elbette. Cevizi en ünlü ilçelerin başında benim de memleketim olan Karamanlı gelir. Pandemi öncesinde Karamanlı'da ceviz festivali de yapılıyordu. Havasından suyundan Burdur'un cevizi lezzetli olur. Burdur'un ürünleri lezzetli olur diyip durduğumun farkındayım ama gerçekten öyle. Burdur'da haşhaş, çörek otu ve tahin imalatı yapan yerlerden gönül rahatlığı ile alışveriş yapabilirsiniz. Özellikle Duru'nun çifte kavrulmuş tahininin tadını unutamazsınız. Duruorganik. com adresinden veya Trendyol gibi sitelerden sipariş verebilirsiniz. Burdur'un az bilinen bir diğer ürünü ise Kapari. Faydalı saymakla bitmeyen kaparinin tomurcuğundan marmelatına, tozundan çayına binbir çeşit ürününü Aşçı Murat internet sitesinde ve Burdur Belediyesi'nin el sanatları merkezinde bulabilirsiniz. Bu listede unuttuğum birşey kalmadı artık diye düşünüyorum ama yine de olduğunu düşünüyorsanız yorumlara eklemeyi unutmayın! Burdur memleketim olunca Burdur gezi yazım oldukça fazla, aşağıda en çok okunanları görebilirsiniz. - Burdur'a gidince nereleri gezelim diyorsanız; Burdur gezilecek yerler - Türkiye'nin Maldivleri diye meşhur olan; Salda Gölü - Binlerce yıllık tarih Sagalassos Antik Kenti - Az bilinen antik şehir; Kibyra Antik Kenti Bir Burdurlu olarak Burdur'da Burdur şiş, ceviz ezmesi, Yeşilova kıymalı tostunu tek geçerim. Hepsi kendine özgü ayrı bir tadı var. Yalnız ceviz ezmesi işin şu uyarıyı yapmak istiyorum. Özellikle dinlenme tesislerinde, otogarlarda görüyorum, Burdur ceviz ezmesi adı altında satılıyor. Maalesef hiç alakası yok, bayatlamış, içinde koruyucu madde kullanılmış renklendirici kullanılmış. Orijinal ceviz ezmesinde hiç katkı maddesi yoktur. Mutlaka bildiğiniz yerlerden alın. Benim tavsiye edeceğim ve test ettiğim cevizezmesi. com sitesinden orijinalini güvenle alabilirsiniz. Ayrıca Bucak salebini de öneririm. Eğer bir gün bir yerde köy düğünüyle karşılaşırsanız mutlaka uğrayın yemeklerinden yiyin. Çekinmeyin kimse niye geldiniz demez. Akdeniz insanı sıcak kanlıdır aç olanı doyurur. Burdur'u tanıttığınız için de ayrıca teşekkür ederim. Yazınız çok faydalı oldu. Burdur hakkında bu denli detaylı bilgiye erişim imkanı sağladığınız için teşekkür ederim. Bulabileceğiniz Burdur hakkındaki en detaylı blog yazısını yazmaya çalıştım, çünkü ben de Burdurluyum 🙂 Memleketimi güzel anlatmak istedim. Burdur'dan geçerken Burdur'da ne yenir diye bakmadan edemezdik. Burdur Şiş için Mudul Bey tavsiyen yol üstü olduğu için tam bize göreydi. Teşekkürler Sevil'cim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/buyuk-britanya-turu", "text": "Gezmeyi tutku haline getiren tüm yol aşıklarına merhaba! Eşsiz doğasıyla, Orta çağdan Sanayi Devrimi'ne kadar uzanan tarihi izlerine tanık olabileceğimiz bir Büyük Britanya turu hep hayalim olmuştur. Yüksek uçak bileti fiyatları, konaklama masraflarının tuzlu olması sebebiyle sürekli ertelediğim İngiltere, İskoçya, Kuzey İrlanda, Galler, İrlanda coğrafyasındaki gezi hayalimi, bu yıl gerçekleştirmek için yeniden araştırmaya koyuldum. Önce İngiltere turlarına baktım. Sonrasında İskoçya, İrlanda, Galler turlarına baktım. Araştırdığım tüm turlar arasında önem verdiğim özellik tek seferde tüm Britanya'yı gezmek düşüncesi oldu. Bu düşünceyle gezmek istediğim yerleri hayal ederek kendime uygun, özgün rotayı ve turu seçmek için kendimi bir tercih çarkının içinde buldum. İngiltere'nin ve Britanya'nın olmazsa olmazı Londra, parkları, sokakları ve tarihi eserleriyle görenlerin imrendiği Birmingham, etkinlikleriyle ve festivalleriyle turistlerin eğlence diyarı Liverpool, sanatın, basının ve eğitim dünyasının kalbi Manchester, Orta çağ hikayeleriyle ve kaleleriyle Kuzey'in önemli şehri York, Sanayi Devrimi'nin önemli şehirlerinden Bristol, İngiltere'nin doğal güzelliklerden açısından önemli şehri New Castle, Shakespeare'in şehri olarak anılan Stratford-upon-Avon, İngiltere'de eğitimin kalbi olan Oxford, mistik tarihi atmosferiyle büyüleyen Edinburgh, gaydanın memleketi İskoçya'nın halici Glasgow, sahiliyle gemi yolculuklarının önemli limanlarından Cairnryan, Kuzey İrlanda'nın kalbi Belfast, yemyeşil doğasıyla görenleri büyüleyen Dublin, İrlanda'nın liman şehirlerinden Rosslare, Galler Krallığı'nın başkenti mimari şehir Cardiff, Galler'in güneyinde yer alan Atlatik'e kıyısı olan Swansea şehirlerini gezme fırsatı sunan tek tur çıktı karşıma! Büyük Britanya turuna çıkıp Birleşik Krallık topraklarında yolculuğa çıkmak gibi fikriniz varsa Britanya Rüyası ile hayalleriniz gerçekleştirebilirsiniz. Dünyanın sayılı hava yolu firmalardan British Airways ile İstanbul'dan Londra'ya uçarak başlayacağınız yolculuk 10 gün sürecek ve 5 ülke 20 şehir geziyorsunuz. Her gece konaklamalı turun en güzel yanı da tüm ekstra turların ödediğiniz ücrete dahil olması. Yani tura çıktıktan sonra 1 Euro dahi ekstra ödemiyorsunuz. Britanya Rüyası ile çıktığımız Büyük Britanya turunda İngiltere, İskoçya, Kuzey İrlanda, Galler ve İrlanda ülkelerini görme şansı yakalıyorsunuz. Tek seferde bütün Birleşik Krallık ülkelerini ve Britanya'yı görme şansı sunması oldukça güzel! Avrupa Rüyası'nın turlarından biri olan Britanya Rüyası'nda ilgimi çeken özelliklerden biri de İngiltere'de yaşayan bir profesyonel rehber eşliğinde şehirlerin gezilecek olması. İngilterede yaşaması ve o coğrafyaya hakim olması, kültürü yakından tanıması çok önemli bir özellik. Rotayı incelediğimde İstanbul'dan Londra'ya uçuş, iki gemi yolculuğu ve şehirler arasında otobüs yolculuğu olması açısından güzel planlanmış bir rotada 9 gün konaklama yer alıyor. Britanya coğrafyası gibi pahalı bir destinasyonda 4 yıldızlı otellerde konaklama yapıyor olmakta güzel bir ayrıcalık. Otellerin şehir merkezlerinde olması ve Londra, Dublin, Belfast, Liverpool, Glasgow, Cardiff, Birmingham gibi rüyalarımı süsleyen şehirlerde olması ise beni cezbetti. Bildiğiniz pastada çilek oldu. Tarih severlerin tarih, doğa severlerin doğa, maceraperestlerin maceraya bulacağı güzellik tariflere sığmayan bu film karesi gibi Birleşik Krallık coğrafyasını, Büyük Britanya'yı gördükten sonra sömestr tatilde de Güney Afrika'ya gitme hayalleri kuruyorum. Sürekli filmlerde görüp hayran olduğum sokaklarda çekeceğim fotoğrafları ve tanışacağım yeni arkadaşlarla biriktireceğim anıları düşünce heyecan kat sayım katlanıyor. Yolda buluşmamız dileklerimle, yol ile kalın! Avrupa Rüyası 3 yıldır en büyük hayalim inşallah birgün kısmet olacak. Brave Heart ve Harry Potter filmlerini izledikten sonra İngiltere, İskoçya, İrlada'ya aşık olduğum coğrafya. inanılmaz bir rota ve bu rotayı anlatan bir yazı olmuş soluksuz okudum. Özellikle planlamanın çok özgün olması çok hoşuma gitti ekstra turların dahil edilmesi çok iyi. Biz bu yıl katıldık eşimle iki eczacı. Oteller 4 yıldız vadedilmesine rağmen 5 yıldızdı. Güzel bir rotaydı. Özellikle Edinburg muhteşemdi. Sadece Edinburg için defalarca gidilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cadir-kosku-yildiz-parki", "text": "Yıldız Parkı, İstanbullular ve en çok benim gibi Beşiktaş'ta yaşayanlar için tam bir vaha. Beşiktaş'ın kalabalık ve kaosundan uzaklaşıp doğada vakit geçirilebilen, tarihi köşkleri, yürüyüş parkurları ve piknik alanları ile her zevke seçenekler sunan bir vaha üstelik. Yıldız Parkı'nın içinde, az bilinen gizli bir cevher olan Çadır Köşkü tarihçesi, ziyaret saatleri, ulaşım, otopark seçenekleri, çevresinde neler var, ne yenir gibi pek çok sorunuzun cevabını bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Köşk 1871 yılında, Sultan Abdülaziz döneminde, Çırağan Sarayı'nın bahçesinde bulunan Seyir Köşkü olarak dönemin meşhur mimarları olan Balyanlar'a yaptırılmış. Sultan II. Abdulhamit'in Yıldız Sarayı'na taşınmasından sonra Çırağan Sarayı'na ait bazı bölümlerle birlikte Çadır Köşkü de Yıldız Sarayı'na eklenmiş. Tanzimat reformlarını gerçekleştiren kuşağın önde gelen temsilcilerinden biri olan ve Abdülaziz suikasti nedeniyle tutuklanan Mithat Paşa ve arkadaşlarının sorguları bu köşkte yapılmış, paşa 66 gün boyunca köşkün bodrumunda hapis tutulmuş. Bu olaydan sonra köşk kapatılmış ve kullanılmadığından virane hale gelmiş. Yukarıdaki fotoğrafta binanın sol köşesinde bu olaya dair bir açıklama tableti bulunuyor. - 1949-1960 yılları arasında Avadis Çakır isimli pastane sahibi tarafından \"Markiz Pastanesi\" olarak kullanılmış. - 1960 yılındaki askeri yönetim sonrasında Tanzimat Müzesi olarak hizmet vermiş. - 1982 yılında Yıldız'daki diğer köşklerle beraber Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'na devredilmiş. - 1995 yılında köşkleri devralan İstanbul Büyükşehir Belediyesi esaslı bir restorasyondan geçirdikten sonra, köşkün işletmesini iştiraki olan Beltur A. Ş. 'ye devretmiş. - 1997 yılından itibaren Beltur tarafından restoran olarak hizmet veriyor. Bu tarihten sonra da köşk birkaç kez restorasyon geçirdi. Yıldız Parkı, her gün 07:00-22:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Park içinde bulunan Çadır Köşkü, Pazartesi günleri hariç her gün 12:00-22:00 saatleri arasında yeme-içme servisi veriyor. Çadır Köşkü, fazla ihtişamlı olmayan mütevazi bir köşk olsa da, önünde yer alan büyük fıskiyeli havuzu, havuz içinde yüzen kuğu ve ördekleri, ön ve arka bahçesinden farklı görünen mimarisi ile dikkat çekici bir köşk. Köşkün girişi havuza bakan tarafında. İçeriye girdiğinizde minik bir holden geçerek orta salona ulaşıyorsunuz, bu salonun önünde birkaç masa sığacak büyüklükte bir balkon bulunuyor. Salonun sağında ve solunda ise iki oda yer alıyor. salon ve odaların büyüklükleri neredeyse aynı. Eğer köşke yemek için geliyorsanız ve balkon müsaitse köşkün en güzel boğaz manzarasını buradan izleyebilirsiniz. Köşke girince sadece göz hizanıza bakıp bırakmayın, başınızı kaldırıp tavan süslemelerine mutlaka göz atın, çok güzeller. Köşkün açık olduğu saatlerde havuza bakan kısmına masalar atılıyor, böylece yemeğinizi veya kahvenizi havuz kenarında alabilirsiniz. Özellikle sıcak yaz günlerinde bu kısım çok keyifli oluyor. Köşkün havuza bakan tarafı değil de boğaza bakan tarafında bir otopark bulunması ise araç ile gelenler için büyük bir avantaj. Otoparkın hemen altında çocuk parkı ve boğazı gören piknik masaları bulunuyor. Malum Çadır Köşkü aslında Yıldız Sarayı içindeki pek çok köşkten biri imiş aslında. Çadır Köşkü'nü arkanıza alıp saraya doğru bakarsanız bağdadi tekniği ile yapılmış, parkın duvarları üzerinden uzanan ahşap bir yapı göreceksiniz. Bu yapının adı Cihannüma Köşkü. Boğaz, Haliç ve Marmara denizini gören manzarası nedeniyle bu adı almış köşk. Maalesef uzun zamandır Yıldız Sarayı'na giriş yok, geçici olarak kapalı deniyor ama yıllardır kapalı, açılış tarihine dair bir bilgi de bulunmuyor. Yıldız Sarayı'nın içinde Yıldız Şale Köşkü, Kaşkat Köşkü, Kuşluk Köşkü, Yaveran Köşkü, Büyük Mabeyn Köşkü, Çit Kasrı gibi başka köşkler de var. Çadır Köşkü, Beltur tarafından işletiliyor ve Beltur'un yaratıcı çalışmaları doğrultusunda köşkteki yemek menüsü sürekli değişiyor. Çadır Köşkü restorasyondan çıktıktan sonraki dönem sadece aşağıdaki gibi basit ama lezzetli kahvaltı servisi vardı ve ben sık sık gidiyor, hatta pek çok toplantı ve dost buluşmamı burada yapıyordum. Ancak 2023 yılı Ocak ayı itibariyle köşkte kahvaltı servisi yok, sürekli değişen farklı mutfakların tadına bakabileceğiniz menüler birkaç ayda bir yenileniyor. Birkaç ayda bir değişen Kastamonu mutfağı, Osmanlı deniz mutfağı, Kilis lezzetleri gibi farklı mutfaklardan hangisinin serviste olduğunu Beltur İstanbul'un instagram hesabından takip edebilirsiniz. Özel menülerin tadını çıkarmak için 444 66 44 numaralı telefondan rezervasyon yaptırmanız gerektiğini de unutmayın. Çadır Köşkü'ne gün içinde sadece çay-kahve içmek için de uğrayabilirsiniz. Çadır Köşkü, Beşiktaş ile Ortaköy arasında, Çırağan Sarayı'nın karşısında yer alan Yıldız Parkı içinde, parkın batı köşesinde, Yıldız Sarayı ile Yıldız Parkı'nı ayıran duvarın karşısında yer alıyor. Çadır Köşkü'ne ulaşmak için şüphesiz öncelikle Yıldız Parkı'na ulaşmanız gerekiyor. - Yıldız Parkı'nın alt girişi olan Çırağan girişine gelmek için Beşiktaş'a gelen herhangi bir toplu taşıma aracını kullanabilirsiniz. Beşiktaş İskelesi'nden park girişi sadece 1 km yani en fazla 15 dakikalık bir yürüyüş ile iskeleden parkın Çırağan Caddesi girişine ulaşabilirsiniz. - Yıldız Parkı'nın bir diğer girişi, Yıldız'dan Ortaköy'e inen Palanga Yokuşu üzerinde. Yeni açılan Yıldız metrosundan indikten sonra 10 dakikalık bir yürüyüş ile Palanga girişine ulaşabilirsiniz. Yıldız Parkı içinde bulunan büyük havuzun kenarında bulunan köşke, parkın alt girişinden veya üst girişinde 10 dakikalık bir yürüş ile ulaşmanız mümkün. Köşke aracınız ile gelecekseniz; alt girişten parka girdikten sonra ana yolun sonuna kadar devam edip sola dönerek kolayca bulabilirsiniz. Park içinde yönlendirme tabelaları bulunuyor. Çadır Köşkü'nün hemen altında bir otopark bulunuyor. Yıldız Parkı'na aracınız ile giriş yapacaksanız 2023 yılı otopark ücreti 48TL. Parkın neresine park ederseniz edin, girişte bu park ücretini ödemeniz gerekiyor. Özellikle hafta sonu gibi yoğun günlerde parka ve köşke gelecekseniz tavsiyem araç ile gelmek yerine toplu taşıma ile gelmeniz. Yoğun günlerde parkın içindeki araç kalabalığı rahatsız edici seviyeye ulaşabiliyor. Yıldız Parkı'nın içinde Çadır Köşkü'nün dışında üç tesis daha bulunuyor. İşletmelerin tamamı İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işletiliyor. Bu nedenle Beşiktaş'taki pek çok mekana göre hem daha lezzetli hem çok daha ucuza yiyecek ve içecek bulabileceğiniz mekanlar. Yıldız Parkı içindeki tesislerin en bilineni şüphesiz Malta Köşkü. Malta Köşkü'nün bahçesi ve üst katı yaz/kış kahvaltı ve yemek servisi için kullanılıyor. Yıldız Parkı içinde yürüyüş yaparken yeşillikler arasında karşınıza çıkacak olan yeşil kafeterya Beltur Kafe. Kafede çay-kahve ve atıştırmalıkları bulabilirsiniz. İç mekanı, bahçesi olduğu gibi çay veya kahvenizi kağıt bardakta veya termosunuza alarak yürüyüşünüze devam edebilirsiniz. Kış aylarında kapalı olan Kır Kahvesi, bahar ve yaz aylarında açık alanda kahvaltı yapabileceğiniz, yemek yiyebileceğiniz veya sadece çay/kahve içmek için gidebileceğiniz bir yer. Yıldız Parkı içindeki araç yoluna yakın olduğu için yokuşlu park içinde uzun süre yürümek istemeyenler için güzel bir seçenek. Bu yazıda kullandığım Çadır Köşkü fotoğrafları, aşağıda toplu olarak yer alıyor. Bütün fotoğrafların telifi bana aittir, iznim ve onayım olmadan kullanılamaz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/canakkale-de-gorulmesi-gereken-15-yer-onerisi", "text": "Türkülere can vermiş bir şehir Çanakkale. Akdeniz ile Karadeniz ve Anadolu ile Avrupa arasındaki bağlantıyı sağlayan iki önemli noktadan biri. Uzaktan bakıldığında Mehmetçik'in M harfini andıran Şehitler Anıtı kentin simgelerinden biridir. Dünya Savaşı'nda destan yazan Türk askerlerinin anısına yaptırılmıştır. Vatanseverler için mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasında ilk sıralarda yer alır. Burada çok farklı duygular yaşayabilirsiniz. Çanakkale Şehitlikleri hakkında daha fazla bilgi almak için Çanakkale Şehitliği Gezi Rehberi yazıma göz atın. Homeros'un destanlarında adı geçen Truva Antik kenti 3500 senelik bir tarihe ev sahipliği yapıyor. Dünya Kültür Mirasları listesinde yer alan Truva Atı da burada bulunuyor. Truva, savaşlar ve doğal felaketlerle çok defa yıkılsa da yeniden inşa edilmiş. Bu antik kent farklı dönemlere ait 50'den fazla katman sunan tarihi bir değerdir. Meşhur türküde adı geçen Aynalı Çarşı, eski zamanlarda sadece atlar için malzemelerin satıldığı bir yermiş. Günümüzde ise şehre özgü hediyelik eşyaların satıldığı birçok dükkan burada yer alıyor. Aynalı Çarşı ismi ise atlar için satılan, ayna denen at gözlüklerinden geliyor. Aynalı çarşı da birçok kez harap olmuş ama yeniden gücünü kazanmıştır. Günümüzde çarşının girişine aynalar yerleştirilmiştir. Kilitbahir denizin kilidi anlamına geliyor. Kilitbahir Kalesi boğazı kontrol edecek şekilde inşa edilmiş. Kale üç yapraklı yonca şeklinde inşa edilmiş. Fatih Sultan Mehmet kaleyi yaptırırken geometrik olmasını istemiş. Gelibolu yarımadasında bulunan Kilitbahir Kalesi ve köyü gezilip görülecek yer arasında yer alıyor. Athena Tapınağının kalıntılarının yer aldığı Assos Antik kenti sönmüş bir volkanik tepe üzerinde kurulmuş. Surlar, Nakrapol, Athena Tapınağı, Amfi Tiyatro, Agora ve Ören Yeri gezilecek antik kent kalıntıları. Antik kent tarihi MÖ.6. yüzyıla kadar uzanıyor. Athena kentin koruyucusuymuş. Dünya çapında merak uyandıran antik kentlerden biri Assos. Conkbayırı onlarca muharebeye tanıklık etmiş bir yer. Konumu itibariyle tüm şehre hakim olunabilecek bir yer olduğu için savaşta önemli bir noktaymış. Mustafa Kemal'in ne kadar iyi bir komutan olduğunu tüm dünyaya gösterdiği yer de burasıdır. Ayrıca burada muharebelerde Mustafa Kemal'in göğsüne bir şarapnel parçası saplanmıştır. Ancak şarapnel saatine denk gelmiştir. Siz de Conkbayırında bu efsanelerin ruhunu hissedebilirsiniz. Çanakkale'de çağlar boyunca yaşamış medeniyetlerin kalıntılarını bu müzede görebilirsiniz. Lahitler, tanrıça figürleri gibi birçok ilgi çekici tarihi eser burada sergileniyor. Çanakkale arkeolojik değerler açısından oldukça zengin bir şehir. Bu zenginliği keşfetmek için Arkeoloji Müzesine uğramalısınız. Nusret Mayın gemisi, Çanakkale Savaşları İhtisas Kütüphanesi, Deniz Müzesi Hediyelik Eşya Binası ve Resim ve Fotoğraf Galerisi gibi bölümlerden oluşan müzede, Çanakkale tarihine başka bir yerden bakma şansınız oluyor. Müze içinde bir Çimenlik Kalesi var. Kalede birçok tarihi eser bulunuyor. Çanakkale'de birçok muharebe olmuş. Bu muharebelerde şehit olan askerler için şehirde anıtlar yapılmış. 57. Alay Yarbay Hüseyin Avni Bey'in komutasında savaşmış bir alay. Bu alaydan 628 kişi şehit olmuş. Tüm askerler için burada anıtlar bulunuyor. Milli mücadele ruhunu yakından yaşayabileceğiniz yerlerden biri de burası. Ülkemizin en büyük adası olan Gökçeada tatil için harika bir yer. Masmavi denizi ve tertemiz kumsallarıyla büyülüyor. Adadaki birçok koy keşfedilmemiş cennetler gibi. Rum köyleri, Aydıncık plajı, Yıldız koyu görmeniz gereken yerler arasında. Rüzgar sörfü turizminin burada popüler olduğunu da söyleyelim. Farklı bir şey denemek istiyorsanız rüzgar sörfü yapabilirsiniz. Çanakkale savaşında hayatını kaybeden askerler için bu alanda anıtlar, şehitlikler ve müzeler var. Doğa ve tarihi bir arada yaşamak için çok özel bir atmosfer sunuyor. Eceabatilçesinde bulunan milli park çok geniş bir alana yayılmış durumda. Kamp alanları, piknik alanları gibi alanları var. Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi yazım da ilginizi çekebilir. Tarihçi Ahmet Uslu'ya ait olan müzede savaş sırasında kullanılan eşyaları görmek mümkün. Askerlerin kullandığı mermiler, mataralar, kaşıklar, çatallar, madalyalar, ayakkabılar müzede sergileniyor. Müzede savaş esnasında yaşananların canlandırıldığı bölümler de bulunuyor. Saat Kulesi estetik mimarisiyle şehrin merkezinde yer alan etkileyici bir yapıdır. 1896'da inşa edilmiş olan yapı görülmeye değer mimari özelliklere sahip. Kulenin yüksekliği 20 metre. Kule beş katlı bir de çeşmesi var. Çanakkale'nin doğal güzelliklerini yaşayabileceğiniz bir alan Kazdağı Milli Parkı. Doğa yürüyüşü yapmak için ideal bir yer. Kamp alanları ve piknik alanları da bulunuyor. Bir tema parkı olarak yeşil alanlarıyla huzurlu zaman geçirebileceğiniz yerlerden biri. Yeni Zelandalı askerlerin anısına dikilmiş olan bir anıttır. Kesme taştan köşeli bir anıt olan yapı oldukça heybetlidir. Etkileyici anıtlar arasındadır. Yeni Zelandalılar için de önemli bir yerdir. Her yıl yeni Zelandalı turistler tarafından ziyaret edilir. Çanakkale ülkemizin tarihi değerlerini yaşatan bir şehirdir. Çanakkale'ye mutlaka gitmelisiniz. Burada keşfedeceğiniz birçok güzellik sizi bekliyor. Metro Turizm, Çanakkale seyahatlerinizi konforlu ve ekonomik şekilde yapmanızı sağlıyor. Rahat bir yolculuktan sonra şehri istediğiniz gibi gezebilirsiniz. Her tarihte ve saatte Metro Turizm'den Çanakkale için bilet alabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/canakkale-destani-tanitim-merkezi", "text": "Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı pek çok şehitlik, müze, tabya, kale, anıt gibi tarihimizin en önemli parçalarından biri olan Çanakkale Savaşı'nın izlerini taşıyor. Bu bölgenin tanıtımı için, Kabatepe Limanı ile Eceabat arasında yani şehitliklerin en yoğun olduğu bölgede 2012 yılında Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi açıldı. Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, 11 salonda üç boyutlu ve hareketli salonlarda Çanakkale Savaşlarını canlı canlı yaşayabilmemiz için tasarlanmış. Teknolojik salonların tek dezavantajı her seferinde sadece 50 kişilik gruplara gösterim yapılabilmesi. Bu nedenle gittiğinizde eğer içeride gösterim varsa bir sonraki grubu beklemeniz gerekiyor. Çanakkale Şehitlikleri gezisine başlamadan önce tanıtım merkezindeki yaklaşık 1 saat süren bu gösterimi izlemenizi öneririm. Böylece Çanakkale Savaşlarında, Tarihi Milli Park bölgesinde yaşananları tekrar hatırlamış olarak gezinize taze bilgilerle başlamış olursunuz. Tanıtım Müzesi 11 Salondan oluşuyor demiştim, salonları kısa kısa anlatmak istiyorum. Girişte 3 boyutlu gözlük veriliyor, böylece yapılan gösterimleri canlı canlı hissetmeniz mümkün oluyor. Salonlarda fotoğraf çekilmesi yasak, bu nedenle aşağıda anlattığım salonlara dair fotoğraf kullanmadım. Harbe Giriş Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı'na giriş nedenleri, savaşın başlaması ve ilk savaşların anlatıldığı salon burası. Nursat 7/8 Mart gecesi Çanakkale Boğazı'na mayınların nasıl döşendiği ve tarihin akışını değiştiren Nusret Mayın Gemisi bu salonda anlatılıyor. İtilaf Devletlerinin Muharebe Planları Bu salonda biz izleyiciler bir gemi güvertesinden tabyaları ve 19 Şubat 1915'te yapılan ilk saldırıyı izliyoruz. Rumeli Mecidiye Tabyası Seyid Onbaşı'nın top mermisini tek başına topa sürüşü bu salonda anlatılıyor. Kara Muharebelerine Hazırlık İtilaf devletlerinin ve Türk savunma hatlarının Çanakkale Boğazı çevresine yerleşmelerini bu salonda 3D kabartmalı harita üzerinde görüyoruz. Dönüm Noktası Anzak çıkarmasına karşı Mustafa Kemal'in Conk Bayırında verdiği \"Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum\" emri ve Anzaklara karşı savunmasını hologram teknolojisi ile izliyoruz. Siper Muharebeleri Bu salon siper şeklinde tasarlanmış, zikzak siperlerde Mustafa Kemal'in askerlerle sohbetlerini dinliyoruz, salona giriş ise Aynalı Çarşı türküsü ile. Çanakkale Geçilmez Artık bu salonda müttefik devletlerin geri çekilişlerine şahit oluyoruz. Hatıralar Savaş hatıralara, asker ve aile mektupları ile savaşın duygusal boyutunu bu salonda görüyoruz. 1915'ten Günümüze 1915'ten bugüne Türkiye'deki gelişmeleri bu salonda izliyoruz. Müzeden çıktıktan sonra artık Şehitlikleri görmeye hazırsınız demektir. Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, Kabatepe Limanı ve Eceabat arasında yer alıyor. Kabatepe veya Eceabat'a aracınız ile geldiyseniz, tanıtım merkezi tabelalarını göreceksiniz. Her ikisine de aracınızla 5 dakika mesafede. Kabatepe veya Eceabat'a toplu taşıma ile geldiyseniz, karşı yöne giden minibüslere binerek tanıtım merkezine ulaşabilirsiniz. İstanbul yönünden geliyorsanız Gelibolu üzerinden, Çanakkale üzerinden geliyorsanız Eceabat'a feribotla geçerek tanıtım merkezine ulaşabilirsiniz. Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, haftanın 7 günü 08:30'dan itibaren hizmet veriyor. Merkezin günlük 2000-2200 kişi hizmet kapasitesi var, her seansta en fazla 50 kişi aldıkları için randevu sistemi ile bilet uygulaması yapıyorlar. Gittiğinizde beklememek için:0286 810 00 50 / 51 numaralı telefonlardan önceden rezervasyon yaptırabilirsiniz. Biz herhangi bir rezervasyon yaptırmadık, sadece 15 dakika bekledik. Rezervasyonunuzdan 30 dakika önce merkezde bulunmanız gerekiyormuş. Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi 2017 giriş ücreti: yetişkin için 13TL, öğrenci için 3TL. Müze kart geçerli değil."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/canakkale-sehitligi-gezi-rehberi", "text": "Çanakkale Şehitlikleri bu ülkedeki herkesin mutlaka gidip görmesi gereken yerlerin başında geliyor. Bugün özgür yaşayabiliyorsak, imkansızlıklar içinde Çanakkale'yi savunan ve büyük çoğunluğu bu uğurda şehit olan Türk askerlerinin fedakarlıkları sayesinde olduğumuzu bir kez daha hatırlamak, ve sahip olduklarımızın kıymetini bilmek için bir hafta sonunuzu ayırıp mutlaka Çanakkale Şehitliği ziyareti planlayın. Eğer nasıl plan yapacağınıza dair soru işaretleriniz varsa, Çanakkale Şehitliği nerede, nasıl gidilir, Çanakkale Şehitlikleri isimleri nelerdir, nasıl gezilir gibi aklınızdaki pek çok sorunun cevabını bu yazımda bulabileceksiniz. İstanbul'u işgal etmek isteyen itilaf kuvvetleri Çanakkale Boğazı'nı geçerek İstanbul'a ilerlemeyi planlamaktadır. 1. Dünya Savaşı sırasında 1914-1916 arasında Gelibolu Yarımadasında yaşanan mücadeleye Çanakkale Savaşı adı verilmiştir. 18 Mart'ta Nusrat Mayın Gemisi'nin durdurduğu itilaf devletleri donanması kan kaybetmiş ve itilaf devletlerinin ilerlemesinin durdurulması 18 Mart Çanakkale Zaferi olarak tarihe geçmiştir. İtilaf devletleri Çanakkale'yi geçememiş, İstanbul'u alamamış, Rusya'da güçsüz kalan çarlık rejimi devrilmiş ve bu zafer 1. Dünya Savaşı'nın uzamasına neden olmuştur. Dünya tarihinde de büyük önem taşıyan bu zafer, hem Türklerin gücünü ve kahramanlığı dünyaya bir kez daha göstermiş hem de Mustafa Kemal'in askeri başarısını göstermesine ve iyi bir önder olarak ön plana çıkmasına olanak sağlamıştır. Çanakkale Savaşları'nın yaşandığı asıl bölge Gelibolu Yarımadasıdır, bu nedenle şehitlikler de savaşların yaşandığı Çanakkale Boğazı'nın Marmara Bölgesi tarafında yer almaktadır. Sadece Nusrat Mayın Gemisi bugün, Çanakkale şehir merkezinin olduğu Ege tarafında yer almaktadır. Çanakkale Şehitlikleri, Çanakkale Savaşlarının yaşandığı her tepe, her düzlük, her geçitte yer almaktadır. Bu nedenle Gelibolu Yarımadası'na yayılmış vaziyette ve geniş bir alana yayılmış durumdadır şehitlikler. Yerleşim yerleri olarak değerlendirecek olursak Kuzeyde Küçük Anafarta Köyü'nden başlayarak; Küçük Anafarta ve Büyük Anafarta Köyleri, Bigalı Köyü, Akbaş Koyu ve Limanı, Eceabat, Kilidbahir, Behramlı Köyü, Seddülbahir Kalesi, Tekke Koyu, Alçıtepe Köyü, Kabatepe Limanı ve Arıburnu ile geniş bir yuvarlak çizilebilecek bir alanı kapsar. Çanakkale Şehitliği olarak anılan yerin adı ise aslında Çanakkale Şehitler Abidesi'dir. Çanakkale Savaşlarında ölen tüm şehitlerin anısına Çanakkale Boğazına bakan, rüzgarlı bir tepeye dikilen bu anıt, hem boğazdan geçen gemileri selamlamakta hem de şehitlerimizin anısını yaşatmaktadır. Bu yazıyı okurken oradaki ruhu anlamanız mümkün değil, mutlaka gidip orada yaşanan mücadeleyi hayal ederek o tepeden bakmanız gerek. Necmettin Halil Onan tarafından yazılmış olan \"Bir Yolcuya\" şiiri Kilitbahir'den Çanakkale Boğazı'ndan geçenleri selamlıyor. Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın, Çanakkale Şehitliklerini görmek için öncelikle Gelibolu Yarımadası'na ulaşmanız gerekiyor. Burası Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı bölgesi, Eceabat ve/veya Kabatepe ulaşım açısından en bilinen noktalar. Şehitlikler tek bir noktada olmadığından eğer şehitlikleri gezmek istiyorsanız Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi'nden başlamanızı öneririm. Böylece öncelikle Çanakkale Savaşları ve bölge hakkında bilgi edinip ondan sonra da şehitlikleri gezmiş olursunuz. Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi Eceabat Feribot İskelesi'ne sadece 14 km mesafede. Kendi aracınızlaysanız 10 dakikadan az zamanda ulaşabilirsiniz, eğer aracınız yoksa Eceabat'tan Kabatepe minibüslerine binerek tanıtım merkezine ulaşabilirsiniz. Çanakkale Şehitlikleri geniş bir alana yayılmış olduğundan şehitlikleri gezmek için kendi aracınızla gelebilir, Gelibolu veya Çanakkale'den araç kiralayabilir veya rehberli Şehitlik Turlarına katılabilirsiniz. Biz uzun uzun gezmek istediğimiz için kendi aracımızla İstanbul'dan gelip her bir şehitliği ziyaret etme imkanı bulduk. - Akbaş Şehitliği: İstanbul yönünden kendi aracınızla geliyorsanız ilk göreceğiniz şehitlik burası, ilk olunca oldukça etkileyici. - Kilitbahir Kalesi ve Namazgah Tabyaları: biz gittiğimiz dönemde kale restorasyon nedeniyle kapalıydı, umarım en kısa zamanda açılır. - Seyid Onbaşı ve Mecidiye Şehitliği: Tek başına topu sırtlayıp savaşın seyrini değiştiren Seyid Onbaşı'nın anısına mutlaka görülmeli. - Soğanlıdere Şehitliği - Şahindere Şehitliği - Şehitler Abidesi: Burası bütün şehitler için yapılmış olan anıt mezar ve mutlaka görülmesi gereken yer. - Seddülbahir Kalesi - İlk Şehitler Anıtı - İngiliz Helles Anıtı - Anzac Koyu ve Anıtı: Her yıl Avusturalyalılar kendi şehitlerini anmak için burada buluşuyor. - Mehmetçiğe Saygı Anıtı - Kanlısırt Kitabesi - Tüneller ve Siperler: Yer altı tünellerini açık olarak görebildiğiniz bu bölgede savaşın acımasızlığını net olarak görebilirsiniz. - Mehmetçik Anıtı ve Atatürk'ün Gözletleme Yeri - Conk Bayırı - Büyük Anafarta Şehitlikleri Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı ve ÇanakkaleŞehitliği Haritası üzerinde yazan şehitlikleri aşağıdaki şekilde sıraladım, umarım eksik kalmamıştır. Eksik varsa yorum olarak ekleyebilirsiniz. - Çanakkale Şehitler Abidesi - Kaymakam Yarbay Hasan Bey Şehitliği - Şahindere Şehitliği - Soğanlıdere Şehitliği - Sarıtepe Şehitliği - Zığındere Sargıyeri Şehitliği - Gözetleme Şehitliği - Kocadere Hastane Şehitliği - Kireçtepe Jandarma Şehitliği - Kesikdere Şehitliği - Karayörük Deresi Şehitliği - Çataldere Şehitliği - Seyid Onbaşı ve Mecidiye Şehitliği - Büyük Anafarta Şehitliği - Çamburnu Şehitliği - Ağadere Şehitliği - Akbaş Şehitliği - Yahya Çavuş Şehitliği - 57. Piyade Alayı Şehitliği Çanakkale Savaşlarının olduğu alanı bir harita ile gezmenizde fayda var. Aşağıdaki harita veya benzerini Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi'nde bulabilirsiniz veya şehitlikler çevresinde harita satan pek çok kişi oluyor, onlardan alabilirsiniz. Şehitlikler halka açık ve herhangi bir ücrete tabii değil. Şehitlikler dışında bu gölgede, Tabyalar, Kaleler, Müzeler yer alıyor. Çanakkale Şehitliklerinde Gelibolu Yarımadası sınırları içerisinde yer alan müze, sanat galerisi, savaş eserleri sergisi ve diğer sergi ve galerilerin giriş ücretleri aşağıda 2017 ücretleri yer alıyor. Ne yazık ki yukarıdaki müzeler özel işletmelere ait olduğundan hiçbirinde Müze Kart geçerli değil. Şehitlikler açık alanda yer aldığından giriş-çıkış saati gibi bir sınırlama yok, istediğiniz şehitliği istediğiniz saatte ziyaret edebilirsiniz. Sadece eğer önerdiğim şekilde Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi'nden gezinize başlamak istiyorsanız haftanın 7 günü 08:30'da hizmete açıldığını hatırlatmak istedim. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı ve içinde yer alan Çanakkale Şehitlikleri bu ülkenin tarihinin çok önemli bir parçasına tanıklık etmiştir. Mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler listesine eklemenizi tavsiye ederim. Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi yazım için tıklayın. Sevil hanım benim hazırladığım bir haritayı kullanmışsınız sitenizde izin isteseydiniz çok daha hoş olurdu. ama sitenizi inceledim topluma faydalı bir site iyi niyetinizi gördüm helal olsun. Ticari amaçlı firma ve şahıslarda hiç sormadan program, foto, haritalarımı alıyorlar kimse telefonum var sitemde kimse emeğe saygı diyerek izin talep etmiyor. Ama söz konusu Çanakkale Şehitlerimizse hiç problem değil. canakkalesehitliklerirehberi. com isimli sitemi link verip yada sitenizde zikrederseniz Çanakkale şehitliklerine ziyarete gelecek olan insanlarımız çok daha samimi doğru bilgi edinebilirler. Saygılarımla. Ertekin Köse Alan Kılavuzları ve Çanakkale Şehitlerine Vefa Derneği Başkanı. Çok güzel bir harita hazırlamışsınız, elinize sağlık. Sitenizin linkini referans olarak ekledim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cehennemagzi-magaralari-eregli", "text": "Batı Karadeniz yolculuğumuzun duraklarından biri de Zonguldak Ereğli şehir merkezinin çok yakınında yer alan Cehennemağzı Mağaraları idi. Hem Ereğli'yi hem de bu mağaraları çok sevmiş olduğumdan Cehennemağzı Mağaraları özelinde bir yazı yazmak istedim. Cehennemağzı mağaraları nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti ne kadar, mağaraların hikayeleri ve efsaneleri neler hepsi bu yazıda sizi bekliyor. Cehennemağzı mağarası değil de mağaraları denmesinin sebebi aynı bölgede yanyana üç tane mağara olması. Mağaraların adları: Cehennemağzı Mağarası, Kilise Mağarası ve Ayazma Mağarası. Bu üç mağara bir araya gelince Cehennemağzı Mağaraları olarak anılıyor. Cehennemağzı mağaraları ziyaretimizin videosunu aşağıdaki görsele tıklayarak izleyebilirsiniz. Videomu beğenirseniz kanalıma abone olmayı unutmayın. Cehennemağzı Mağaraları, Zonguldak'ın Ereğli ilçesinde yer alıyor. Ereğli şehir merkezine yürüme mesafesinde yer alan mağaraların bulunduğu mahallenin antik dönemki adı Ayazma yani Kutsal Su imiş. Mağaraların bulunduğu vadinin içinden bir dere akıyormuş eskiden. Şimdi pek su kalmamış. Cehennemağzı Mağaraları'na gitmek için Ereğli'ye ulaşmanız lazım. Ereğli İstanbul arası mesafe 280 kilometre civarında. 3,5-4 saatlik bir sürüş ile İstanbul'dan Ereğli'ye ulaşmanız mümkün. Yol üzerinde dura dura gelirseniz süre uzayabilir tabii. İstanbul'dan otobüs ile gitmek isterseniz, 5-6 saat sürüyor ve 80-90 TL arası bilet fiyatı. Ereğli Ankara arası mesafe 300 kilometre civarında, yine 3,5-4 saatlik bir sürüş ile Ereğli'ye ulaşabilirsiniz. Mağaralar, Karadeniz Ereğli Müzesi'ne bağlı bir ören yeri olarak hizmet veriyor. Müze Kart sahibiyseniz ücretsiz olarak girebiliyorsunuz. Müze Kartınız yoksa 2019 yılı giriş ücreti 7 TL. Mağara girişinde aynı zamanda Ereğli yöresine ait el sanatları ürünlerinin, hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar da bulunuyor. Karadeniz bölgesine ait tüm yazılarım için KARADENİZ GEZİ YAZILARI sayfama göz atabilirsiniz. Bu mağaraları'nın popüleritesinin kaynağı barındırdığı pek efsaneye dayanıyor. Aşağıda bu efsanelerin bilinenlerini paylaşıyorum. Kral Eurystheus, Herkül'e gücünü göstermesi için 12 görev verir. Bu 12 görevin en zor olanı ve sonuncusu Cehennem Köpeği Kerberus'un Ölüler Ülkesi'nden kaçırılması görevidir. O zamana kadar hiçbir ölümlü Ölüler Ülkesinden geri dönememiştir. Herakles bu görevi yerine getirmek için Ereğli'ye gelir, Hermes ve Athena'nın yardımıyla Cehennem Köpeği Kerberus'u yeryüzüne çıkarır. Ancak kral köpeği görünce çok korkar, Herkül köpeği yeniden Ölüler Ülkesi'ne bırakır. Herkül'ün Kerberus'u Ölüler Ülkesinden çıkardığı yere Cehennemağzı denmiştir. İlkçağın en önemli iki kehanet merkezinden birinin bu mağaralar olduğu bilinmektedir. Diğer kehanet merkezi ise Yunanistan'ın Delphoi kenti olarak kabul edilir. Mağaralarla ilgili bir diğer söylence ise bir aşk hikayesi. Şehir tekfurunun kızı evdeki hizmetkara aşık olur. Tabii ki babası bu aşka izin vermez ve birlikte evden kaçarlar. Cehennemağzı Mağaraları'na gelerek burada saklanırlar. Cehennem zebanisi de dışarıdan gelecek olan tehlikelere karşı bu iki aşığı korur. Tekfur mağaraya giremez ancak dışarıdan iki aşığa \"taş olun\" diye seslenir ve aşıklar taş kesilir. Bu mağaralar uzun süre dini amaçlarla kullanılmış, paganizmin yaygın Hristiyanlığın ise yasak olduğu dönemlerde ilk Hristiyanlarca burası ibadet yeri olarak kullanılmış. Cehennemağzı Mağaraları, üç mağaradan oluşuyor diye belirtmiştim. Ören yeri girişinden girdiğinizde ilk karşınıza çıkan mağara Kilise Mağarası. Yukarıdaki efsanelerde bahsi geçen ibadethane olarak kullanılan mağara burası. Mağara içindeki zemin mozaiklerinin bir kısmı hala sağlam. Herhangi bir derinliği bulunmayan bu mağaranın içinde vaftiz için kullanılan bölüm hala sağlam. Kilise Mağarasından kısa bir yürüyüş ile bu kez Herkül Efsanesi'ne konu olan ve bu mağaralara adını veren Cehennemağzı Mağarası'na ulaşıyoruz. Mağara giriş oldukça dar, gerçekten cehennem köpeğini buradan çıkarmak zor olmuş olmalı. Mağara içinde büyük bir havuz yer alıyor. İnsan eliyle şekillendirildiği belli olan duvarlar ve Meryem Ana silüeti ise bu mağaranın dikkat çeken kısımları. Yukarıdaki efsaneye ek olarak bu bölgede yetişen eğrelti otlarının Cehennem Köpeği Kerberos'un havlarken çıkardığı köpüklerden oluştuğu söyleniyor. Cehennemağzı Mağarası'ndan kısa bir yürüme ile Ayazma Mağarası'na ulaşılıyor. Burası doğal bir mağara olsa da tavanın el ile şekillendirildiği anlaşılıyor. Mağaranın içinde büyük bir gölet yer alıyor. Roma ve Bizans döneminde kullanılan mağaradaki suyun kutsal olduğuna inanıldığından burada özel törenler yapılıyormuş. Karadeniz Ereğli'sine gelirseniz bu mağaralara mutlaka uğrayın, ben gezmekten keyif aldım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/celebi-alper-alper-metinden-gezi-tuyolari", "text": "Çelebi Alper'i ne zaman takip etmeye başladığımı hatırlamıyorum ama bir yarışma vesilesiyle önce internetten sonra da birlikte yazdığımız İ-dergi'nin partisinde yüz yüze tanışma fırsatı bulmuştum. Güler yüzü ve samimiyetiyle çok kısa zamanda en sevdiğim arkadaşlarım arasına katılıverdi birden. Tanıdığım pek çok gezgin gibi o da sıra dışı bir adam. Kimselerin gitmediği ülkelere gider, oradaki yerel hayatı sonuna kadar yaşar ve deneyimlerini okumaya doyamayacağınız bir şekilde blogunda paylaşır. www. celebialper. com adlı blogunu bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum 🙂 Hala ziyaret etmediyseniz hemen bir göz atın, bir başlayınca bırakamayacaksınız zaten. Saydıklarının tamamı. En önemli hedefim bir turist gibi yüzeysel gezmek değil yaşamın içine girmek. Otelde değil evlerde kalmak, arka sokakları görmek, yerel arkadaşlar edinmek, turistik olmayan kafe ve lokantalarda yeyip içmek. Tek ülke söyleyemem, en sevdiklerim Küba, Uruguay, Moğolistan ve Makedonya diyebilirim. Buralarda bambaşka yaşamlar, ıssız topraklar, iyi insanlar gördüm. Hayır yok. Ama çok sevdiğim Uruguay'da güpegündüz silahlı soyguna uğramam, Moğolistan'da yankesicilerin cüzdanımı çalmasına üzüldüm tabii, ama yine de \"keşke gelmeseydim\" demedim. Bu ülkelerde dikkatli olunmasını tavsiye ederim. Yeni başlayacak olanlara önerim ucuz, güvenli, eğlenceli ve yakın Balkanlar. Birçoğu vize istemiyor. İkinci hedef Kafkaslar olmalı. Önce komşuları görmek iyi bir başlangıç olur bence. İkisi de bilebilir. \"çok okuyan bilir, çok gezen yaşar\" demek daha doğru bence. Gideceğim ülkeler hakkında önceden aylarca araştırma yapsam da gittiğimde bir çok şey öğreniyorum, sürprizlerle karşılaşıyorum. Alper'e samimi cevapları için teşekkür ediyor, seyahatler diliyorum. Alper'i takip ediyorduk da tanışmamız senin sayende oldu. Birçok gezi öncesi AAA acaba Alper yazmış mıdır diye bir kere bakıyor ve yazılarını kaçırmadan takip etmeye çalışıyorum.. alper bey kendi promosyonu yapmak yerine adam gibi bir gezi rehberi hazirlasa daha iyi olur. o kadar guzel yazilmis seyahat bloglari var bir Kuzey Koreye gitti geldi diye heryerde reklami yapiliyor. gina geldi artik. ne kadar hazircisiniz canim gidin kim ne yazmis, nasil gezmis, neler yapmis bir arastirin. Gezi blogu yazan alper beyin kullandigi kimi gorseller googledan alinti. birde en iyi gezi blogu secilmis. Yuh demeden edemeyacegim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cenevre-gezilecek-yerler", "text": "Cenevre, 2008 yılında yaptığım dört günlük İsviçre gezisi duraklarımdan biri idi. Cenevre'de gezilecek yerler ve Cenevre gezi notlarımı, Cenevre nerede, Cenevre'ye ucuza nasıl gidilir, Cenevre'de ne yenir ve çok daha fazlası Cenevre gezi rehberi niteliğinde bu yazıda bulacaksınız. Cenevre hakkıda en fazla aklımda kalan, şehrin bir yarısının İsviçre'de diğer yarısının Fransa'da olması ve Fransa kısmının İsviçre'ye göre yarı yarıya ucuz olması. Cenevre'nin dikkat çekici özelliklerinden biri de pekçok uluslararası kuruluşun merkezinin burada olmasıdır. Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü bunların başında geliyor. Dünyaca ünlü Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN de Cenevre'nin çok yakınında yine Fransa sınırında yer alıyor. Fransa ile içiçe olması ve uluslararası kuruluşlara ev sahipliği yapması Cenevre'nin İsviçre'nin en kozmopolit şehri olmasına sebep olmuş. Nüfusun yarısına yakınını yabancılar oluşturuyor. İsviçre'nin Fransa'ya yakın şehirlerinin çoğunda olduğu gibi burada da ağırlıklı olarak Fransızca konuşuluyor. Bir araştırmaya göre Cenevre (araştırma şirketi Mercer'in 2010 yılına ait Kaliteli Yaşam Anketi) yaşam standartları göz önüne alındığında dünyanın en kaliteli ve en yaşanılır şehirleri arasında 3. sırada yer alıyor. Cenevre nerede derseniz, İsviçre'nın batı ucunda Cenevre Gölü'nün kıyısında, sırtını Fransa Alpleri'ne vermiş, Rhonae Vadisi'nde yer alıyor. Fransa-İsviçre sınırında yer alan şehrin yarısı Fransa, yarısı İsviçre tarafında. Fransa'nın Lyon şehrine 150 kilometre mesafede. İsviçre'nin Lozan şehrine ise 60 km mesafede yer alıyor. Cenevre'ye THY, Swiss Air ve Pegasus havayollarının direkt uçuşları bulunuyor. Seyahati daha ucuza mal etmek için Pegasus ya da Easyjet havayollarının Almanya, Fransa, İsviçre'ye kapısı olan Basel havaalanına ucuz uçuşlarını yakalayıp, Basel'den trenle Cenevre'ye geçebilirsiniz. Tren seyahati İsviçre'nin muhteşem manzaları eşliğinde oldukça keyifli geçecektir. Cenevre, göl gezintileri, büyük alışveriş merkezleri, temiz sokakları, lüks kafeleri, tasarım harikası otelleri ve tarihi gotik binalarıyla ünlüdür. Sakin bir seyahat planlayanlar için uygun bir rota olabilir. Özellikle kış turizmi ilginizi çekiyorsa buradan pekçok kayak noktasına da kolayca ulaşabilirsiniz. - Quai du Mont Blanc, Mont Blanc Rıhtımı gezinin başlangıç noktası olabilir. - Cenevre'yi ikiye bölen nehirlerden birinin üzerinden geçen ve şehrin ikisini birbirine bağlayan Mont-Blanc Köprüsü'nden bakınca Fransa Alplerinin en yüksek noktası Mont Blanc'ı görebilirsiniz. - Mont Blanc köprüsünün batısında Rousseau Adası yer alıyor, burada Jean-Jacques Rousseau'nun bir heykeli yer alıyor. - Köprünün karşı yakasına geçtiğinizde lüks mağazaların bulunduğu şehrin alışveriş merkezine ulaşmış olursunuz. Geniş bulvarlarda büyük oteller ve şık mağazalar burada sizi bekliyor. Büyük Tiyatro ve Konservatuar binaları da bu bölgede ve görülmeye değer binalar. - Cenevre'de tabii ki en popüler aktivite Cenevre Gölü kıyısında keyifli bir yürüyüş ya da göl turu olacaktır. - Cenevre'nin sembolü haline gelen Jet d'Eau Fıskiyesi, neredeyse 40 katlı bir binanın yüksekliği kadar su fışkırtır. Şehrin neredeyse her yerinden fıskiyeyi görebilirsiniz. - Kızıl Haç ve Kızıl Ay Müzesi, Cenevre'de mutlaka görmeniz gereken etkiliyeci Müzelerden biridir. - Eski Şehir Bölgesi güzel binaları ve bu eski binalarda hizmet veren cafe ve restaurantları ile görülmeye değerdir. Reform müzesi, Şehir müzesi ve belediye binası da bu bölgededir. - Eski şehir'de yer alan Aziz Pierre Katedrali önce Katolik sonra Protestan Kilisesi olarak hizmet vermiştir. Kilisenin kulesine tırmanarak tüm Cenevre'yi ve Cenevre Gölü manzarasını görme şansını yakalayabilirsiniz. - Eski şehirden aşağıya inerek ulaşacağınız İngiliz Bahçeleri ve Çiçek Saati İsviçre'nin diğer şehirlerinde olduğu gibi burada da çok meşhur olmuştur. - Carouge bölgesi, Nice'den esinlenerek oluşturulmuş, bohem bir semttir. Sanatçıların eserlerini sergilediği, sokak gösterileri yaptığı pekçok yerin yanısıra kafeleri de ünlüdür. Cenevre mutfağı, Fransız ve İsviçre mutfağının karışımından oluşmuş, ikisinin de etkisi altında kalmış. Gölden tutulan balıklara eşlik eden şarküteri ürünleri ve şaraplar en belirgin yemek şekli. Göl çevresindeki üzüm bağları Cenevre'de kaliteli şarap üretilmesini de sağlamış. Şarap olunca yanında yine meşhur İsviçre ineklerinin sütlerinden yapılan peynirler olmazsa olmazlar. Tartlar ve çikolata ise, tatlı olarak en çok göze çarpanlar. Cenevre aktivite açısından çok zengin değil. Gece hayatı da gündüz gibi sakin. Gündüzleri ise şehirde yapılacak en güzel aktivite göl kenarında yürüyüş ya da gölde tekne turlarına katılmak. En güzel aktivite sezonu uzun süre devam eden ve teleferikle ulaşılabilecek mesafede olan Alpler'de kaymak. Her yıl 11 Aralık'ta Cenevre'nin kurtuluş günü gibi, Sur Kuşatması'ndan kurtuluşlarını geçit törenleri ve maskeli balolarla kutluyorlar. İsviçre'nin tamamı gibi, Cenevre de çok pahalı bir şehir. Günlük alışverişleriniz için şehrin Fransa tarafına tramwayla ulaşabilirsiniz. Neredeyse üçte bir fiyata günlük alışveriş yapabilir ya da yemek yiyebilirsiniz. Plain Palais'ta kurulan bit pazarı ucuza alışveriş yapmak için bir alternatif olabilir. Cenevre'den ne alınır derseniz, eğer bütçe ayırabiliyorsanız İsviçre çakısı veya İsviçre saati alabilirsiniz. İşviçre'ye schengen vizesi ile girebiliyorsunuz. Direkt İsviçre vizesi almanızı tavsiye etmem. Daha önce hiç schengen vizesi almadım. En fazla 12 günlük bir avrupa gezisi yapmak istiyorum gideceğim ülkeler sırasıyla İsviçre-Hollanda-Fransa-Almanya. \"Schengen vizesi\" ücreti hakkında bilgi vermeniz mümkün mü. avrupada gezeceğimiz ülke sayısı bu vizenin fiyatına etkisi var mıdır? Bu vize hakkında bilgi verebilirseniz benim için çook iyi olur. Teşekkürler. biz Fransa'da öğretim gören 2 genç kızız. Bir geceliğine Cenevre de konaklamak istiyoruz. Cenevre'nin Paris tarafında kalın mutlaka, zira İsviçre tarafı gerçekten çok pahalı. Merhaba Ben 13mayis -23 mayis tarihlerinde avrupada olacam. Seyahetime 13-16 mayis tarihlerinde Parisde is konfransi ve toplantiyla baslayacam. İsviçre yerine Fransa dan vizeyi tavsiye etmişsiniz. Bende aynı düşüncedeyim. Pasapotumuzda çok fazla schengen var ama hep 6 aylık. Bu parayı ve bunca evrak uğraşını 10- 15 günlük isviçre vizesine vermek istemediğimiz için bu sefer Fransadan 1 sene almaya çalışacağız."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cesur-gezgin-ailesinden-gezi-tuyolari", "text": "Uzun zamandır ara verdiğim gezgin röportajlarına yeniden başladım. Bulgaristan'da yaşayan Cesur Gezgin ailesi ile gezileri hakkında yaptığımız röportajı aşağıda okuyabilirsiniz. Cesur Gezgin çifti ile yaptığımız röpottaj ve samimi cevapları aşağıda yer alıyor. Aslına bakarsanız ülke olarak böyle kötü bir ülkeyle hiç karşılaşmadık. Sadece başımıza gelen kötü tecrübeler yüzünden Saraybosna için bir daha gitmeyi en azından biz düşünmüyoruz. Güzel bir şehir fakat taksiciler veya oteller ile biz dolandırıcılık anlamında çok uğraştık 1 yıl kadar süren uzun davalarımız olmuştu. Sorunda otele verdiğimiz nakit parayı aynı zamanda bizden kredi kartımız aracılığı ile çekmiş olmalarıydı. Herkes gibi internetten rezervasyon yaptık ve gittiğimizde de parayı nakit olarak alabilecekleri söylediler. Kredi kartını da biz otelden ayrıldıktan sonra çektiler. Bu yüzden paramızı geri alana kadar 1 yıl beklemiştik. Cesaret! İlk adımı atmak! Cesur olun! 🙂 Para biriktirin. Plan yapın. En çok görmek istediğiniz yerden başlayın bu size her zaman daha fazlasını görme hissi verecektir. Çalışırken olmuyor? Diye bir şey yok. Zaman yaratmak diye bir şey var. Çalışırken planlı olmak daha kolay. Her zaman ne yapacağınızı zaten bilirsiniz. Bu yüzden de gezi planlamak için zorlanmazsınız. Buket için, Ben bu konu için orta okulda münazara yarışmasına katılmıştım. 😀 Ve sonuç olarak çok okuyan bilir kazanmıştı ve ben o zaman da çok gezen bilir tarafındaydım. 🙂 Ama anladım ki ne benim tarafım nede karşı taraf gerçekten kazanandı. Kazanan her iki taraftı. Çünkü zamanla anlıyorsunuz okuyarak gezmenin sizi daha bilgin yapacağını. 🙂 Sonuç olarak ikimizinde aslında bir fikri okuyarak gezmenin size daha fazla şey katması. Okumak ve gezmek etle tırnak gibi bizim düşüncemizde. Gezmek için hiç olmazsa en azından bir pusula yada haritaya ihtiyacınız olur ve onu nasıl kullanacağınızı bilmezseniz yanlış yola girersiniz. 🙂 Güzel sorular ve sohbet için teşekkür ederiz. Size de iyi seyahatler dileriz. 🙂 Buket Cesur ve Serdar Cihan Cesur www. cesurgezgin. com Ben de Buket ve Serdar Cesur ailesine cevapları için çok teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cirali-olimpos-gelidonya-feneri-rotasi-ile-antalya-gezisi", "text": "Antalya, Türkiye'nin tartışmasız turizm başkenti, gezilecek görülecek o kadar çok yer var ki öyle kısa bir zamanda hepsini göreyim demek mümkün değil. Siz de benim gibi hafta sonu kaçamaklarını seviyorsanız hafta sonu bir Antalya rotası çıkardık. Geyikbayırı ile başlayıp teleferikle Tahtalı Dağı'na çıkıp sonra Phaselis Antik Kenti'ne inip ilk günü Çıralı'da bitirdik. İkinci gün Olimpos Antik Kenti ve sahili, Adrasan ve Gelidonya Feneri yürüyüşü ile taçlandırdık. Bu seyahatimizin detaylarını bu yazımda bulabileceksiniz. Eğer daha geniş zamanınız varsa Antalya'da gezilecek yerler için tüm önerilerimi bu yazıda bulabilirsiniz. Antalya havaalanına indiğimizde daha önceden organize ettiğimiz kiralık aracımızı hemen alıp yola koyulduk. Hedefimiz Antalya şehir merkezine hiç uğramadan doğrudan kahvaltı için gözümüze kestirdiğimiz Geyikbayırı yolu üzerindeki Çakırlar Köyü idi. Bu köyde yol üzerinde bir sürü kahvaltıcı olduğunu okumuştuk bloglardan ve karnımız da iyiden iyiye acıkmıştı. Antalya Havalimanı'na Çakırlar Köyü'ne ulaşmamız yaklaşık 1 saat sürdü. Doğa sporları, alternatif yaşamlar ve kaya tırmanışı deyince Türkiye'de akla gelen birkaç yerden biri olan Geyikbayırı'na bu kadar yaklaşmışken uğramadan dönmeyelim dedik. Akdeniz'i tepeden gören bu köy, Türkiye'nin en önemli yürüyüş yollarından biri olan Likya Yolu'na da ev sahipliği yapıyor. Kaya yapısı ve harika doğası ile de dünyanın pek çok yerinden kaya tırmanışçılarını ve doğa yürüyüşü severleri buraya çekiyor. Biz de güzel manzaranın tadını çıkarıp yeniden denize doğru yolumuza devam ettik. Geyikbayırı'ndan sonra deniz kıyısına tekrar indik ve Olimpos yönüne doğru yolumuza devam ettik. Bu yol da 1 saatten biraz fazla sürdü. Tahtalı Dağı Teleferik tabelasını görünce de yoldan dağa doğru saptık. Yine çam ormanlarının arasından tırmana tırmana teleferiğe ulaştık. Teleferiğe biniş noktasından da manzara çok güzel ama asıl güzel manzara teleferikle Tahtalı Dağı'nın 2365 metredeki zirvesine çıkınca sizi bekliyor. Yazının sonunda göreceğiniz videoda ne kadar etkileyici olduğunu daha net göreceksiniz. Bu teleferik dünyanın ikinci en uzun teleferiği imiş. Yabancılara 25 euro, Türk Vatandaşlarına 50TL, 1 Nisan'dan itibaren 70TL olacakmış. Teleferiği İsviçreliler yapmış diye gönül rahatlığı ile bindik. Çıkarken bulutları geçtik, manzara muhteşem, çıkış çok dik ve heyecan verici. Tek kelimeyle BAYILDIM! Buralara yolunuz düşerse kesinlikle deneyimleyin. Zirve biz Mart ayında çıktığımızda karlı idi, yazın buradan yamaç paraşütü gibi aktiviteler de yapılıyor imiş. Tahtalı Dağı çevresinde pek çok yürüyüş patikası da işaretlenmiş durumda, ben bu kadar para vermek istemiyorum zamanım da var diyorsanız yürüyerek de çıkmanız mümkün. Olimpos Teleferikten deniz kıyısına doğru indiğimizde bu kez Phaselis Antik Kenti tabelalarını takip ettik. Zaten teleferik ayrımından sonra 5 dakika bile değil antik kent. Girişte Müze Kart geçerli, zaten buralarda geziyorsanız Müze Kartınız mutlaka olsun. Phaselis Antik Kenti önemli Likya şehirlerinden biri imiş zamanında. Deniz kıyısında çam ormanlarının içinde benim bu güne kadar gördüğüm antik kentler için en beğendiğim antik kentlerden biri olabilir. İç limanı, tiyatrosu, agorası ile kesinlikle görülmeye ve vakit geçirmeye değer. Hava güzel ise antik kentin plajlarından denize girmek, yanınızda malzemelerinizi getirerek piknik yapmanız da mümkün. Yanartaş'ı ile meşhur Çıralı'da günü biritip bir keyif birası içmek için mola verdik. En son yıllar yıllar önce gittiğim Çıralı'daki değişim beni oldukça şaşırttı. Ana yoldan sahile doğru inen yol sağlı sollu dolmuş çoktan, sahil kısmı pansiyon ve otellerle dolmuş taşmış. Güzel bir yer bulunca hiç fırsat kaçırmıyoruz tabii. Ben daha önce Yanartaş'a çıktığım ve artık günün sonunda epey yorgun olduğumuz için uzun Çıralı sahilinde kısa bir yürüyüş yapmakla yetindik. Yanartaş doğal bir ateş kaynağı, deniz seviyesinden 230 metre yükseklikteki bu ateş Olimpos'un sönmeyen ateşi olarak bilinir. Homeros'un metinlerinde yer alan bu ateş, tarih boyunca alevini hiç söndürmeden yanmaya devam etmiş. Çıralı sahilden 3 km gibi bir yürüme mesafesinde olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Harika bir manzarası olduğunu da söylemeden geçmeyelim, hava kararmaya yakın giderseniz karanlıkta ateşi daha keskin görebilirsiniz. Olimpos'ta yaşayan ve bizi misafir edecek olan arkadaşımıza doğru yeniden yola koyulduk. Çıralı sahilden Olimpos'a yürüyerek geçmek kolay ama araçla dik yolu çıkıp sonra tekrar inmek gerektiği için ve ana yol şu an heyelan nedeniyle kapalı olduğu için Olimpos'un Yazır Köyü'nde yaşayan arkadaşımıza ulaşmamız yarım saatten fazla sürdü. Gezginin Notu; Seyahat ederken ayın durumunu takip eder misiniz bilmiyorum ama takip etmek işinize yarayacaktır. Eğer çöl gibi ışık kirliliğinin az olduğu yerlerde geceleyecekseniz ve yıldız gözlemi yapmak istiyorsanız ayın parlak olmaması işinize yarayacaktır. Bazı yerlerde de yakamozu görmek için dolunay zamanı gitmek gittiğiniz yeri büyülü bir hale getirebilir. Biz Olimpos'a gittiğimizde ay dolunaya çok yakında ve evinde kaldığımız arkadaşımızın evinden ay doğumunu izleyebildik. Olimpos sahiline inmek ve Olimpos Antik Kenti'ni görmek için aynı rotayı takip ediyorsunuz. Sahile bir noktadan itibaren de araç girişi yok ki bence Olimpos'u Olimpos yapan en önemli özelliklerden biri de bu. Olimpos da son gelişimden bu yana (15 yıl filan olabilir) çok değişmiş. Bir zamanlar toz toprak olan ana yoldan iniş yolu asfalt, asfalt boyunca heryer yine kafe, gözlemeci, pansiyon, otel vs. Kadir'in Yeri ve Türkmen'in bungalowları eskiden kalan iki kale gibi ayaktalar. Olimpos'a giriş de ücretli, burada da Müze Kart geçerli. Dediğim gibi buralarda gezmek için Müze Kart şart. Araç girişinin son noktasında büyükçe bir otopark yapmışlar, aracınızı park edip buradan yürüyerek devam ediyorsunuz. Olimpos'ta değişen ama bu kez hoşuma giden kısım ise antik kentte ciddi bir restorasyon yapılmış olması. Eskiden taş yığınlarından ibaret görünen kentte artık ayağa kalkmış epeyce yapı var ve bu da çok sevindirici. Sahilde deniz ve güneşin tadını çıkarıp antik kentte taşlar arasında ve tabii yine çam ormanları arasında gezerek bu kez bir sonraki durağımız Adrasan'a doğru yollanıyoruz. Adrasan'a gelme nedenimiz bir yemek molası vermek. Burada göreceğimiz pek birşey yok. Yaz aylarında tekne turları ile koyları gezmeniz mümkün. Hatta tekne turlarının da duraklarından biri olan Suluada'ya direkt gidip oranın tadını daha fazla çıkarabilirsiniz. Beyaz kumsalları ile dikkat çeken bu ada çok popüler olacak, demedi demeyin. Bir sonraki gideceğimiz yer ise uzun zamandır görmek istediğim, Türkiye'nin en güzel manzaraları arasında yerini almış olan ve Likya Yolu'nun da önemli noktalarından biri olan Gelidonya Feneri. Gelidonya Feneri'ne Adrasan'dan 10 km. lik bir yürüyüş rotası üzerinden ulaşmanız mümkün. Gidiş-dönüş 20 km yürümekle zaman kaybetmemek için araçla gidilebilen en yakın nokta olan Karagöz Köyü'ne gidip oradan fenere yürümeyi tercih ediyor, böylece zamandan tasarruf ediyoruz. Hedefimiz gün batımına doğru Gelidonya Feneri'ne ulaşmış olmak. Karagöz Köyü'nden Gelidonya Feneri tabelalarını göreceksiniz, araçla gidilebilen son noktaya kadar devam edebilirsiniz. Bir noktada \"Gelidonya Feneri\" tabelası artık toprak yolu değil patikayı göstermeye başlayacak, buradan hafif bir eğimle tırmanmaya başlayabilirsiniz. Eğim fenere yaklaştıkça dikleşecek buna hazırlıklı olun. Yanınızda mutlaka suyunuz da olsun. Fenere yürümek yaklaşık 45 dakika sürüyor, eğer bu tarz yürüyüşlere alışık değilseniz veya bir sağlık sorununuz varsa daha uzun sürebilir. Fenere ulaştığınızda manzara gerçekten çok güzel, kaşıki adalar ve feneri bir kareye almak için tepeye doğru biraz daha yürümenizi öneririm. Tahtalı Dağı, Phaselis, Çıralı, Olimpos, Gelidonya Feneri Rotası ile Antalya gezimizin videosunu bu bağlantıdan izleyip anlattıklarımı daha canlı görebilirsiniz. Tahtalı Dağı, Phaselis, Çıralı, Olimpos, Gelidonya Feneri Rotası ile yaptığımız Antalya gezisi bize kişi başı 530TL'ye mal oldu. Bu maliyetin içinde yeme-içme, Müze Kart geçmeyen yerlere ödediğimiz giriş ücretleri ve araç kiralama, benzin maliyetimiz yer alıyor. Arkadaşımız bizi misafir ettiği için konaklama maliyeti yok. Rakamların Mart 2018 için geçerli olduğunu da hatırlatmak isterim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/clandras-koprusu-usak", "text": "Uşak ilimizin az bilinen güzelliklerinden bir diğeri de Clandras Köprüsü. Cılandıras Köprüsü, Clandras Su Kemeri, Clandras Mesire Yeri hatta Clandras Şelalesi diye farklı kaynaklarda adı geçen köprü aslında Pepuza Antik Kenti'ne su taşımak için su kemeri olarak inşa edilmiş, şu an ise çevrede yaşayanlar için serin bir mesire yeri olmuş. Ben de kısa Uşak yolculuğumda Clandras Köprüsü'ne uğradım, sağanak yağmura yakalandığımız Clandras Köprüsü maceram bu yazıda sizi bekliyor. Keyifli okumalar! Uşak'ın bilinmeyen cevherlerini anlattığım video da ilginizi çekebilir. Videomu beğenirseniz; beğen butonuna basmayı ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Uşak Clandras Köprüsü nerede, nasıl gidilir, diye soracak olursanız; Clandras Köprüsü'ne ulaşmanın en kolay yolu kendi aracınız ile gitmek. Uşak şehir merkezinden yaklaşık 40 kilometre mesafede yer alan köprü Karahallı ilçesi sınırlarında bulunuyor. Uşak'tan Karahallı yolunu takip ederek ilerlediğinizde köprünün tabelalarını göreceksiniz. Eğer bizim gibi önce Ulubey Kanyonu'na uğradıysanız, kanyondan köprüye mesafe yaklaşık 30 kilometre. Avgan yolunu takip ederek köprüye ulaşabilirsiniz. Uşak Ulubey Kanyonu yazım da ilginizi çekebilir, bir göz atın. Clandras Köprüsü'ne toplu taşıma yoluyla ulaşmak isterseniz; Uşak'tan Karahallı yönüne giden otobüs veya minibüslere binebilirsiniz, ancak bir noktadan sonra, yaklaşık 2 km, ulaşım yok. O kısmı yürüyerek veya otostop ile katedebilirsiniz. Clandras Köprüsü, Uşak il sınırları içinde bulunan ve yaklaşık 1 kilometre mesafede yer alan, Pepuza Antik Kenti'ne su taşımak için su kemeri olarak inşa edilmiş. Bazı kaynaklarda Frigyalılar tarafından inşa edildiği bazı kaynaklarda ise Romalılar tarafından yaptırıldığı söylenen köprünün tarihinin 2000-2500 yıl öncesine dayandığı tahmin ediliyor. Pepuza Antik Kenti'ne su taşımak için, kayalar oyularak açılmış olan su kanallarını antik kente kadar takip etmeniz mümkün. Biz yağmura yakalandığımız için bu yolu yürüyemeden dönmüş olduk. Ulubey Kanyonu'nun içinde bulunduğu Banaz Çayı'nın üzerine kurulmuş olan kemer tarihi Lidya Kral Yolu üzerinde bulunuyor. Bu bölge Lidya ve Frigyalılar döneminde zengin sıcak ve soğuk su kaynakları bulundurması nedeniyle stratejik bir önem taşıyormuş. Clandras Köprüsü, 27 metre uzunluğunda, 17 metre derinliğinde ve sadece 1.75 metre genişliğinde bir köprü. Köprünün en önemli özelliği kalemle işlenmiş taşların zıvanalı olarak birbirine kenetlenmiş olması imiş. Kasnak biçiminde inşa edilmiş olan kemerin kilit taşlarından birinin yerinden oynaması nedeniyle betonarme eklemeler yapılarak köprü güçlendirilmiş. Clandras kelimesinin tam olarak anlamı çözülmemiş olsa da birkaç tahmin var. Frig Krallarından Kral Andreas isminin zamanla Kılandıras olarak değişmesi bu tahminlerden biri. Bir diğer tahmin ise; Kala-Adras, yani Adra'nın Kıyısı olabileceği yönünde. İkisinin de net bilgi olmadığını tekrar belirtmekte fayda var, tarihçilerin tahminleri. Pepuza Antik Kenti'nin önemi, Hristiyanlığın kaybolmuş mezheplerinden biri olan Montanizim'in başkenti olması. M. S. 165 M. S. 550 yılları arasında yaşamış olan bu mezhebin mensupları yöreyi kutsal bir bölge olarak kabul etmiş ve buraya yerleşmişler. Burayı Hristiyanlığın yeni Kudüs'ü olarak adlandırmışlar. Hatta, öyle ki, Hz. İsa'nın gökten bu kente ineceğine ve ona inananların bu olayı Ömerli Dağı'ndan izleyebileceklerine inanmışlar. Kentin bulunduğu yerde ulaşması zor bir noktada, mağaranın içinde halen ayakta olan küçük bir kilise bulunuyor imiş. Kente araç ile ulaşım olmadığı için kısmen sağlam kalmış diyebiliriz. Sağanak yağmur yüzünden bizim görme şansımız olmadı, görenler yorumlara kendi deneyimlerini eklerse çok sevinirim. Clandras Köprüsü'nün bulunduğu alan bir mesire yeri. Çevre köy ve şehirlerde yaşayanlar buraya doğa ile iç içe piknik yapmak için geliyorlar. Öncelikle bir konuya açıklık getirelim: Clandras Köprüsü'nün bulunduğu yerde doğal bir şelale yok. Şelale olarak adlandılan ve yüksekten dökülen su Karahallı Hidroelektrik Santrali'ne ait bir su tahliye borusu. Ancak şelale gibi bir görüntü verdiği için halk arasında Clandras Şelalesi olarak anılmaya başlanmış. Clandras Köprüsü'nün bulunduğu alan aynı zamanda bir mesire yeri ve piknik alanı. Banaz Çayı'nın kıyısında oldukça büyük bir alanda piknik masaları, otopark alanı, restoran, havuz, mangal ve kamp yapabileceğiniz yerler bulunuyor. Clandras Köprüsü Mesire Alanı'na araç girişi 10 TL. Otopark giriş ücreti gibi de düşünebilirsiniz bu rakamı. Clandras Su Kemeri'ne gelince ne yenir derseniz; Karahallı'nın ciğeri meşhurmuş. Bizim kendi piknik malzemelerimiz olunca ciğere sıra gelmedi ama siz tadına bakarsanız haber verin. Uşak yolculuğunuzda Clandras Köprüsü'ne ek olarak; Blaundus Antik Kenti, Ulubey Kanyonu, Taşyaran Vadisi ve Karun Hazineleri'ni görmek için Uşak Arkeoloji Müzesi'ni de rotanıza ekleyebilirsiniz. Uşak, beklenmedik sürprizlerle dolu ve görülecek pek çok yeri var. Umarım seyahat rotanızı bir gün Uşak yönüne çevirirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cocukla-gezmek-mumkun-mu", "text": "Bu yazıyı evli ve çocuklular için yazıyorum ve sanırım ilk kez sizler için bir yazı yazıyorum. 🙂 \"Bekarsın gezersin tabii, biz çocuklarla sahile yürüyüşe bile gidemiyoruz\" diyen o kadar çok arkadaşım ya da takipçim var ki! Çocukla gezmek gerçekten imkansız mı? Benim çocuğum yok, elbette bunu deneyimleyemem ama seyahatlerim sırasında 2-3 çocuğuyla gezen o kadar çok insan gördüm ki, \"çocukla gezemiyoruz\" diyenlere, \"Kusura bakmayın, sorun sizde\" diyorum. Bu yazıda ise çocukla gezen Türk Gezginler ve benim gözlemlediğim birkaç ilham hikayesi yer alıyor! İlk örneğim Fas seyahatim sırasında tanıştığım bir kadın. Fransız bu kadın, yemek yediğimiz yerde 3 çocuğu ile yanlız bir şekilde yemek yiyordu. Çocuklardan biri 2-3, biri 5-6, diğeri de 9-10 yaşlarındaydı. Sohbet etmeye başladık... Eşi izin alamamış, bizim hanım 3 çocuğunu alıp 10 gün Fas'ı gezmeye gelmiş. En küçüğü dahi masada kendi yemeğini kendi yiyor, hiçbiri mızmızlanmıyordu. Ben hikayeyi duyunca şoka girmiştim, \"nasıl yani 3 çocukla Fas'ı mı gezeceksiniz?\" diye merakla sorunca Fransız kadın dünyanın en doğal şeyini yapıyormuşçasına \"ne olacak ki, onlar da gezmeyi seviyor, birlikte çok güzel vakit geçiriyoruz\" dedi. Fas Avrupa ülkelerine benzemiyor, otantik, kaotik, düzensiz... Ama tabii bu Fransız anneyi durdurmamış. Tek avantajı bir zamanlar Fransız sömürgesi olması nedeniyle Fransız kültüründen etkilenmiş olması ve Fransızca bilinme oranının yüksek olması. Sonunda otobüs geliyor, biletli yerime oturunca bir de farkediyorum ki o dokuz çocuğun ortasında kalmışım. Önce içten içe homurdanıyorum, \"günlerdir yoldayım, ya bu çocuklar uyutmazsa\" diye endişeliyim. Yol uzun ve gece yolculuğu. Buna benzer pek çok örnek var ama bunlar beni en çok etkileyen ve aklımda kalanlar olduğu için paylaştım. 2 erkek çocuğuyla dünyayı gezen bu tatlı çifti daha yakından tanımak için Loplopculer röportajıma bir göz atabilirsiniz. Tanıdığım en bilinçli annelerden biri Esra. İstanbul Gezileri vesilesi ile tanışmıştık. Artık boyunu aşan bir kızı bir de oğlu var. Çocuklarını da alıp seyahatlere çıkıyorlar ailecek. Doğa gezileri, yurtiçi ve yurtdışında çocukla yaptıkları gezileri keyifle takip edeceğinizden eminim. Sadece gezilerini değil, çocukları ile hafta sonları yaptıkları kültür sanat etkinlikleri ile de örnek bir anne Esra. İki çocuğuyla dünyayı gezen ve yazan Esra'nın blogu Cocuklagezerizbiz. wordpress. com mutlaka takip edilmesi gereken çocukla seyahat bloglarından biri. Ayrıca sosyal medya hesaplarına da blog üzerinden ulaşarak takip edebilirsiniz. Her fırsatta ailecek seyahat etmeye devam ediyorlar, hatta gezmek isteyenler için alternatif turizm yaptıkları İbex Adventure Club adında bir şirket kurdular. İnci ve Soner, sanırım çocukla gezmek konusunda Türkiye'nin en ünlü ailesi. Belki ben yakın takip ettiğim için ben öyle sanıyorumdur kim bilir 🙂 Onlar doğayı, doğada bisikletleri ile olmayan seven, çocuklarını da bu şekilde yetiştirmeye çalışan bir çift. İznik'te yaşayan öğretmen çift Soner ve İnci önceleri baş başa bisikletle dünyayı keşfe çıkarlarken, ailelerine katılan Tibet Çınar ile birlikte şimdi 3 kişi olarak bisikletle seyahat etmeye devam ediyorlar. Bisikletle 24 ülke gezdiler. Tibet Çınar de yollarda büyüyen, doğayla iç içe yaşamaya alışan bir birey olarak büyüyor. Pedalımla 5 Ülke ve Minik Gezgin Yolda Büyümek isimli iki tane yayınlanmış kitapları var. Hala almadıysanız en kısa zamanda okumanızı öneririm. Onları hayranlıkla izliyorum, siz de Minikgezgin. com adresinden takip edebilirsiniz. İkiz annesi Özlem'in enerjisini blogunu takip etmeye başlayınca hemen farkedersiniz. Hem gezi hem yemek hem de çocukla gezmek konusunda blogunu sürekli güncelleyen bir anne o. Profesyonel iş hayatını bırakıp İngiltere'ye yerleşti. Fotoğraflarını da çok beğeniyorum, eminim sizin de hoşunuza gidecektir. Özlem'in ikizleriyle seyahatlerini Gezentianne. com adresinden takip edebilirsiniz. Canan Demiray, iki çocuğu ve eşi ile birlikte dünyanın altını üstüne getiriyor. Çocukla gezmek için farklı rotalar arayanlar Canan'ın yazlarını veya sosyal medya hesaplarını mutlaka bir gözden geçirmeli. Gezmediği zamanlarda Hürriyet Seyahat ve Parents dergisinde çocukla gezmek konulu yazılar yazıyor ve Baby Joy Radyo'da program yapıyor. Canan da enerjisini çok sevdiğim insanlardan. Sevgili İpek eşinin işi nedeniyle Panama'ya taşınmaları ile birlikte kurumsal hayatı bıraktı. Önce Panama, şimdi ise Amsterdam'da taşıyorlar, Efe ile birlikte her fırsatta dünyanın farklı noktalarına seyahat ediyor ve deneyimlerini paylaşıyor. \"Çocukla gezemiyoruz ki\" diyenler İpek'in instagram profiline bir göz atsın mutlaka! İpek'in enerjik fotoğrafları içinizi ısıtacak. Deniz Tarhan, eşi ve oğlu ile Gürcistan'da yaşıyor son yıllarda. Biz onu oğlu Ada ile baş başa çıktığı uzun seyahatleri ile tanıyoruz. Ailecek gezmek bir yana, 3 yaşında çocukla aylarca Asya'da gezdiği dönem beni gerçekten çok şaşırtmıştı. Çocukla seyahat et ve düzenli olarak içerik üret gerçekten çok zor olmalı, Deniz'i tekrar tebrik ediyorum. Bu arada Deniz'in fotoğraflarına da bayılacaksınız. Çocukla gezen Türk gezginler listesine kadın gezginler listemde yer alan Ayağımın Tozuyla Melike ve Bavulumdaki Hikaye Melek'i de eklemek gerek aslında ama onlara diğer listede yer verdiğim için burada tekrar uzun uzun anlatmadım. Tabii ki Türkiye'de, çocukları seyahat etmeye engel görmeyen, çocuklarıyla seyahat eden pek çok aile var. Ben yakından takip ettiklerimi sizlerle tanıştırmak, cesareti olmayanlara birazcık cesaret vermek istedim. Sizin de takip ettiğiniz çocuklarıyla gezenler varsa yorum olarak yazıya ekleyebilirsiniz. Önümüzde doğru örnekler olması çok önemli! Biz de Geziyorum Öyleyse Varım ailesi olarak çocukla gezenlerdeniz. Küçük Gezgin Çakıl ile birlikte yeni maceralara da devam ediyoruz. Kolay mı? Zor mu tartışılır. Kimi zaman partnerinle bile zor olabiliyor gezmek. Çocukla gezerken onun size ayak uydurmasını sağlarken bir taraftan da siz ona ayak uydurmak zorundasınız bu denge için de tüm yıl beklediğiniz tatilin tadını çıkarmaya çalısmak ekstra efor. Tabii gece hayatı tamamen bitiyor o yüzden gittiğimiz pek çok şehrin gece hayatına dair birşey bilmediğimizi söyleyebilirim. Haaa küçük bir dipnot. Çocuk küçükken gezmek her zaman daha kolay oluyor ve bu duruma alıştıkları için büyüdüklerinde seyahatlerinize daha kolay uyum sağlayabiliyorlar. Biz de 3 küçük çocukla her fırsatta geziyoruz. Aslında cocuklar için gezi öncesi extra hazırlık da yapmıyoruz hatta valizimizi hep son bir kaç saat hazırlıyoruz. Yazınız ıcın teşekkürler, cocuk engel değildir.... Yeni tasarımlı web sayfan hayırlı olsun Sevil. Açık ve net olmuş. Sizi İnstagramda bulamadım :/ Bakacağım tekrar, yolunuz açık olsun! Biz anne baba olarak işitme engelliyiz, iki cocuğum işitsel ve işaret dili ile iletişim kuruyoruz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cok-okuyan-cok-gezen-momondo-roportaji", "text": "Uçak bileti arama sitesi Momondo \"ilham veren kadınlar\" başlığı altında bir yazı dizisi yapmaya başlamış. Geçtiğimiz günlerde beni bloglarına misafir ettiler, onlar sordu ben cevapladım. Aşağıda Momondo ile seyahatler üzerine yaptığımız röportajın tam metnini görebilirsiniz. 1980 yılında Türkiye'nin haritadaki yeri en az bilinen şehri Burdur'da dünyaya geldim. Üniversite için İstanbul'a gelip dönemeyenler kervanına katıldım. Şu an Hürriyet Emlak ve Hürriyet'in Pazarlama Koordinatörü olarak çalışıyorum. Her yıl yeni ülkeler görmeye, yeni kültürler tanımaya ve yeni bir hobi denemeye çalışıyorum. Seyahatlerimi uzun yıllardır Çok Okuyan Çok Gezen adlı bloğumda, farklı dergilerde paylaşıyorum. Hobilerim için Hobi Delisi, dekorasyon zevkim için Dünyanın Dekorasyonu isimli bloglarım var ama tabii en sık güncellediğim ve favorim Çok Okuyan Çok Gezen. Bir de öncelik meselesi var tabii. Benim önceliğim her zaman keşif oluyor. Arkadaşlarıma veya aileme vakit ayırmak yerine yeni bir şehre ya da ülkeye gitmeyi tercih ediyorum. Tabii ki doğamadığım, doyamayacağım ülkeler var! Gitmediğim görmediğim yerler seyahat planı yaparken önceliğim oluyor çoğunlukla. Ancak Güney Afrika ve Moğolistan sanırım her yıl gitsem sıkılmayacağım ülkeler. İkisinde de yaşayabilirim. Norveç'e daha doğa sporları odaklı gittiğim için her sene gidebilir ve yeni bir rotasını keşfedebilirim. Bazen bir fotoğraf, bazen bir blog yazısı, bazen de bir belgeselde izlediğim bir yer aklıma düşer. O hayal büyür ve sonunda bir seyahat rotasına dönüşür. Güney Afrika'ya gitme nedenim balinaları izlemekti, Slovenya'ya gitme nedenim Bled Gölü, Ürdün'e Petra için Mısır'a Abu Simbel tapınağı, Moğolistan'a bozkırları, Peru'ya Machu Pichu, Bolivya'ya Uyuni, Norveç'e Trolltunga için gittim. Tabii gitmişken ülkenin diğer güzelliklerini de görüyorum. Hafta sonları ise İstanbul'a yakın yerler ve yurtiçi rotalara vakit ayırmaya çalışıyorum. Gideceğim yere göre bu sorunun cevabı çok değişiyor. Eğer zamanım uzunsa ve gittiğim yer ilk kez gittiğim bir yerse mümkün olduğunca çok noktayı görmeye çalışıyorum. Mesela 10 günde Vietnam'ı kuzeyden güneye dolaştım, her gün başka bir şehirde geçirdim. Tekrar gidersem sadece kuzeyini daha geniş geniş trekking yaparak dolaşmayı tercih ederim. Seyahat benim afyonum. Herkesin farklı afyonları vardır, kimi spor yapar, kimi film izler, benim yoğun iş temposunun yorgunluk ve stresini atma noktam seyahatlerim. Herkes Pazartesi sendromu yaşarken ben Pazartesileri çok enerjik olurum ofiste, çünkü hafta sonu bir yerlere gidip enerji toplamışımdır muhtemelen. Tümüne tabii ki istediğim kadar zaman ayıramıyorum. Ama yeni şeyler denemeyi çok seviyorum, bu yüzden her yıl yeni bir hobi denemek gibi bir hedef koydum kendime. Surf, kaya tırmanışı, dalış, bisiklet, dans, fotoğraf, paten gibi genelde bireysel hobileri deniyorum. Ne yazık ki böyle olunca herhangi birinden uzmanlaşamıyorsun ama denemeyi seviyorum. Yorucumu mu derseniz, fiziksel olarak yorucu görünse de zihinsel olarak çok dinlendirici. Renk deyince aklıma ilk Fas geliyor. Belki de gördüğüm ilk çok renkli ülke orası olduğundandır. Pazarları, sokakları, meydanları ile renk renk bir ülke idi benim için. Hem Afrikalı hem Arap hem de biraz Fransız bir ülke Fas. Okyanus deyince tek bir yer söylemek zor ama kıyısında balinaların göçünü izlediğim Güney Afrika'nın Hermanus şehrini unutamam. Ah ahhhh. Yemek en büyük zaafım. Gittiğim yerlerde mutlaka yerel lezzetleri denerim. Onlar ne yiyorsa onu yemeye özen gösteririm. Moğolistan'a gittiğimde Moğollar dahi yemeklerini bu kadar severek yememe çok şaşırmışlardı. Şanslıyım ki dayanıklı bir midem var Sadece yemek için seyahat etmiyorum ama yerel lezzetleri denemek de ayrı bir zevkim diyebilirim. Gittiğim yerlerden pek bir şey almam genelde ama mutlaka oraya özgü kahve, sos gibi kolay taşınabilir lezzetlerden mutlaka yanımda getiririm. Motosikletle Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'ya gitmiştim. Seyahat ettiğiniz aracın kaportası ne kadar azalıyorsa hayata, çevreye, doğaya o kadar yaklaşıyorsunuz. Uçakla seyahat ederken köyleri, ovaları, nehirleri ancak çoook uzaktan gökyüzünden görürsün; arabayla seyahat ederken onlara yaklaşırsın ama aracından inmeden kokularını, dokularını yakalayamazsın; motosikletle seyahat ederken akan derenin şırıltısını, bahçedeki çiçeklerin kokularını duyar, şehirlerden geçerken meraklı bakışlarla göz göze gelir kırmızı ışıkta dururken sohbet bile edebilirsiniz. Bisikletle hiç seyahat etmedim ama eminim o daha da hayatın içindedir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cok-okuyan-cok-gezen-turkiyenin-en-iyi-seyahat-bloglari-arasinda", "text": "Uzakrota. com \"Türkiye'nin En İyi Seyahat Blogları\" sayfasında yayınlamış. Türkiye'nin en çok takip edilen, sevilen 12 gezi blogunun yer aldığı yazıda Çok Okuyan Çok Gezen de yer almış. Uzakrota. com ekibine en iyiler arasında bana da yer verdiği için teşekkür ediyorum. Daha önce Posta Gazetesi \"Tatil Planı için Okunması Gereken Bloglar \" ve Womenist sitesi \"En İyi Gezi Blogları\" arasında göstermişti blogumu. - Geziyorum. net - Ruzgarinizinde. com - Yoldaolmak. com - Azgezmis. com - Simdigezelim. com - Sandaletliseyyah. com - Loplopculer. com - Gurkangenc. com - Gezipgordum. com - Varuna Gezgin - Drummerlizard"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cok-okuyan-cok-gezen-yayinda", "text": "Çok Okuyan Çok Gezen adlı seyahat blogu, yayın hayatına bugün başladı. İnsanlık için küçük ama benim için büyük bir adım. Bu blogun takipçileri; nasıl gezi planlaması yapmaları gerektiğinden en ekonomik tatil nasıl organize edileceğine, gidilecek yer önerilerinden giderken nelere dikkat etmeleri gerektiği gibi pek çok konuda tüyolar alacaklar ve nasıl daha çok gezebileceklerine dair bilgiler edinecekler. Fikir almak istiyorsan bu blogu ziyaret etmelisin. Hangi konuda mı? Aklına takılanların cevaplarını aramaya başla. Şaka bir yana, gezmekten vakit buldukça okurum. Okuduklarımı, yaşadıklarımı, deneyimlediklerimi paylaşmak istiyorum. - Birincisi; seyahatlerimle ilgili deneyimlerimi yakın çevrem, arkadaşlarım sordukça e-posta aracılığıyla veya yüz yüze buluşup aktarıyordum. Bir noktadan sonra neden bunları bir yerde toparlamıyorum ki dedim ve bu blog fikri ortaya çıktı. - İkincisi; hafızası çok kötü biriyim, bu yüzden gittiğim yerlerle ilgili kendime notlar alıyorum ki döndüğümde hatırlamadığımda dönüp bakabileyim. Zaten elimde notlar var, bunları bir blogda toplamak iyi bir fikir gibi göründü. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Merhaba, ben azeriyim ve 2011 yılında yaz tatilinde Bursa veya Karadeniz taraflarında ailemle birlikte tatil yapmayı planlıyorum. Hala kesin karar vermedik. Bu konuda herhangi bir tüyolarınız varmı? Mesela; nerelere gitmeyi tafsiye edersiniz gibi. Birde cocuklarla (6 ve 8 yaşlarında) Karadeniz turları yapma çokmu zor olur? Bursaya gidirsek nereleri görmeyi tavsiye edersiniz. Önceden teşekkür ederim. Turla gezme alışkanlığım olmadığı için sizi yanlış yönlendirmek istemem ancak güzel bir araştırma ile araba kiralayarak keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz diye tahmin ediyorum. Karadeniz kıyıları kadar yayları da görülmesi gereken yerler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cok-okuyan-cok-gezen-youtube-kanali", "text": "- Gezi Videoları: Bu güne kadar gezdiğim 60'ya yakın ülkenin çok az bir kısmına ait video kaydı var, kanalıma girdiğinizde Oynatma Listeleri bölümünde kıtalara ayrılmış şekilde şu ana kadar yayınladığım gezi videolarını görebilirsiniz. Bundan sonra gittiğim yerleri daha fazla kayıt altına almaya çalışacağım, söz 🙂 - Gezgin Röportajları: Blogumda çok uzun zamandır yaptığım röportajları artık Youtube kanalına taşıdım, bugüne kadar Şölen Yücel, Azgezmiş ailesi ve Bestami Köse ile röportaj yaptık, devamı gelecek. - Konuk Olduğum Etkinliklerin Videoları: Seyahat ile ilgili etkinliklerde sunumlar yapıyorum, eğer konuk olduğum etkinlikte bir kayıt alındı ise Sunumlar listesinde bu videoları izleyebilirsiniz. - Gezi Hazırlıkları ve Gezi Tüyoları Videoları: Vlog listesi altında, seyahat hazırlıklarım, gezilere dair tüyolar gibi videolarım olacak, beni izlemeye devam edin 🙂 Youtube kanalıma abone olarak ve arkadaşlarınızla paylaşarak bana destek olabilir, nasıl videolar görmek istediğinizi bu yazıda yorum olarak ekleyebilirsiniz. ABONE OLMAK İÇİN TIKLAYIN. Blogumu okuyarak, takip ederek verdiğiniz destek ve ilginiz için çok teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/cok-okuyan-mi-bilir-cok-gezen-mi", "text": "Benim cevabım çok basit: Ne çok okuyan bilir tek başına, ne de çok gezen. Okumaktan, araştırmaktan asla vazgeçmeyecek, okuyup öğrendiklerini uygulayacak, yaşayacak, deneyimleyeceksin. Yani hem çok okuyacaksın hem de çok gezeceksin. Okuyup öğrendiklerimi deneyimliyor, bir de bu blogda paylaşıyorum. Arkadaşlar ben çok okuyan bilir tezini savunuyorum çünkü gezmek anı yansıtır, okumak ise hem geçmişe hem de geleceğe yön verir.. yarene katılıyorum bencede okuyan geçmişi biliyor ama gezen ise sadece görüyor. bende çok gezen insan tezini tutuyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/colombo-bandaranaike-uluslararasi-havalimani", "text": "Colombo Bandaranaike Uluslararası Havalimanı adını dünya tarihindeki ilk kadın başbakan olan ve üç dönem Sri Lanka'da başbakan olarak görev yapmış olan Sirimavo Bandaranaike'den alan havalimanı ister istemez bende bir sempati yarattı. Colombo ülkeyi gezmek için gelenlere pek fazla seçenek sunmadığı için gelenler Colombo'da kalmak yerine havalimanı yakınındaki yerleşim olan Negombo'da geçirip oradan ülkenin iç bölgelerine devam ediyorlar. Biz de aynen öyle yaptık, gece 01:00 gibi uçaktan inipNegombo'daki otelimize yerleştik, sabah da erkenden Anuradhapura'ya doğru yola koyulduk. Havalimanı Colombo'ya yaklaşık 30km mesafede ancak Sri Lanka trafiğinde 30km 1-1,5 saatte ancak alınıyor, buna dikkat etmeniz lazım. Sabah 04:30'dan gece 11:00'e kadar Colombo Bastian Mawatha durağından 187 nolu otobüs yarım saate bir havaalanına gidiyor. Aynı otobüs sabah 06:00'dan akşam 09:00'a şehir merkezine gidiyor. Bir diğer seçenek havaalanı çıkışında taksi ile anlaşmak olur, burası pazarlık gücünüze bağlı. Ya da kalacağınız otelden araç isteyebilirsiniz, daha uygun fiyata araç sağlayabilirler. üçük bir freeshop'ı olan havaalimana iniş yaptıysanız freeshopta beyaz eşyalar göreceksiniz şaşırmayın, ucuza oluyormuş. Havaalanında uyunur mu derseniz, koltuklar kolçaksız olduğu için uyuyabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/daglarin-cagrisina-kulak-verin", "text": "Uzun zamandır beni bu kadar heyecanlandıran bir yolculuk olmamıştı. Hem İtalya hem İsviçre gezmeye görmeye doyamadığım ülkelerden. Bir de buna iki ülkenin Alplerine çıkma fırsatı, hem de motorsikletle... Hepsi bir araya gelince 3 gün bana yetmeyecek diyerek yola çıktım. Yolculuğumun başlangıcında aksilikler peşimi bırakmadı. Önce ikinci köprüdeki çalışma yüzünden Sabiha Gökçen Havaalanına gideceğim otobüs gelmek bilmedi. Neyse ki benimle aynı durumda iki kişi daha vardı. Hep beraber taksiye binip keyifle sohbet ederek havaalanına ulaştık. Arkadaşlarım beni alıp kahvaltı için otele götürdüler. Booking. com'dan rezervasyonunu yaptığım Otel yeşillikler içindeydi, muhteşem manzaraya karşı kahvaltımızı ettik. Günlerdir Alplerde dolaşan arkadaşlarım bu manzaraya o kadar alışmışlardı ki hiç oralı olmuyorlardı. Kahvaltıdan sonra Aplere yolculuk başladı. Geceden kalan yorgunluğum birden geçmişti. İtalya Bergoma'dan başlayan yolculuk Alplerin tepesinden bir zirveden öbürüne, geçitleri aşarak devam ediyordu. İtalya sınırından İsviçre'ye geçtik. Artık İsviçre Alplerindeydik. Kış sezonunda kayakçıların doldurduğu dağları doğa sporları yapanlar doldurmuştu. Bisikletçiler, trekkinglerciler, yelkenciler, motorsikletçiler... Yelkenciler de nereden çıktı derseniz, 2.000 metrelerde pekçok göl var ve bu göllerde de yelken yapanlar... İnekler, atlar yaylalara çıkmanın keyfiyle dörtbir yanda otluyorlar. Geçit dedikleri geçtiğiniz dağın en yüksek noktası. Tırmanış bitiyor, aşağı iniş başlıyor her geçitten sonra... Geçitlerden aşağı inerken eriyen kar suları eşlik ediyor... Birleşen kar suları önce minik derelere sonra da daha geniş akarsulara dönüşüyor. Yüzlerde küçük şelalecik yol boyuna eşlik ediyor bize. Bütün gün motorsiklet sırtında öyle yorulmuşuz ki erkenden uykuya dalıyorum. Ertesi sabah çevredeki diğer geçitleri geçmek için yola koyuluyoruz. Pazar günü rotasında; Passo Foscagno(2291m) İtalya, Passo Forcola(2310m) İsviçre, Albula Pass(2315m) İsviçre, Fluela Pass(2381m) İsviçre, Ofenpass(2149m) İsviçre, Umbrailpass(2503m) İtalya, Passo dello Stelvio(2758m) İtalya var. Üç gün içinde en yüksek noktamız son durak Stelvio geçidi. Yine bir İsviçre bir İtalya devam ediyoruz. İsviçre tarafında bisiklet yarışı varmış, yüzlerce bisikletçiyle aynı yollardan geçiyoruz. O dağları nasıl tırmanıyorlar aklım almıyor doğrusu. Stelvio geçidinden inişe geçtiğimizde 40 tane tornanti geçiyoruz. Hayatım boyunca tekrar böyle bir yol görür müyüm bilemiyorum. Bir taraftan korku diğer taraftan heyecan ve şaşkınlık... İyi ki gelmişim diyorum. İkinci yorucu günün sonu ve yine erkenden uykuya dalış. Yol arkadaşlarımın durumu da benden farklı değil. Tek fark onlar benden bir hafta önce geldikleri ve bugün gördüklerine benzer -söylediklerine göre daha da iyilerini- yerler gördükleri için benim kadar heyecanlanmıyorlar. Bu sabah çantalar hazırlanıyor, ben İstanbul'a yol arkadaşlarım İtalya'nın güneyine doğru yola çıkacağız. Son bir geçit daha geçeceğiz. Kapanış oldukça ihtişamlı oldu. Yine bir dağ zirvesinde yine bir gölcük... Manzara yine muhteşem, aşağı inişte yine dizlerim titredi. Bu diğerlerinden farklı. İnsanın hayatı boyunca kolay kolay yaşayabileceği bir yolculuk değil bu... Bu fırsatı yakaladığım için çok şanslıyım. Yol arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum. Benim için rotalarını ayarladılar, beni motorsikletlerinde taşıdılar... Onlar yollarına devam ediyor. +1 çok gezen çok bilire gelsin.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dahab-gezilecek-yerler-ve-dahab-gezi-rehberi", "text": "Mısır'ın hippi şehri olarak bilinen, henüz fazla popüler olmamış, dalış özellikle de serbest dalış ile ilgilenenlerin uğrak yeri olan bohem kasaba Dahab'tan bahsedeceğim bugün. Dahab'da gezilecek yerler, Dahab'da ne yenir, nerede yenir, Dahab'da konaklama, Dahab nerede ve nasıl gidilir ve Dahab ile ilgili daha fazla sorunun cevabı Dahab gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar. Dahab, Mısır'ın ve Kızıldeniz'in en önemli deniz ve dalış turizmi destinasyonlarından biri olan Şarm El Şeyh'e 85 km mesafede, Sinai Yarımadası'nın Akabe Körfezi'ne bakan tarafında bulunan küçük bir balıkçı köyü. Son yıllarda dalış, yoga, kite sörf gibi alternatif sporlarla ilgilenenlerin yoğun ilgisi nedeniyle tanınmaya başlamış olsa da hala küçük ve bohem bir kasaba havasında. Dahab'da güneyde Lagoon'dan başlayan ve kuzeyde Dahab Körfezine kadar çok uzun bir sahil şeridi var. Tamamı yüyürüş yolu olarak düzenlenmiş, oteller ile denizin arasından geçen yol insanların hem yürüyüş yapmasına hem de denize kolayca ulaşmasını sağlıyor. Masbat: Birincisi Dahab'ın tam merkezi diyebileceğimiz El Fener veya Light House diye bilinen mahalle. Light House dalış noktası da burada yer alıyor. Bu noktada çok sayıda dalış eğitimi alan dalıcı görebilirsiniz. Bu bölgenin sadece deniz kıyısı değil ara sokakları kafe, restoran ve hediyelik eşyacılar ile çok keyifli. Mashraba: İkincisi Masbat'tan güneye doğru deniz kıyısında devam Mashraba Mahallesi. Masbat ve Mashabat boyunca deniz kıyısındaki restoran ve kafelerin önünden denize girebiliyorsunuz, şezlong veya masadan faydalanmak için bir şeyler sipariş etmeniz yeterli, fiyatlar da genelde makul. Assalah: Masbat'ın kuzeyinde iç kısımda daha fazla yerleşim bölgesinin olduğu mahalle burası. Otel bakarken Masbat, Assalah ve Mashraba mahallelerinde denize yakın kısımda bakabilirsiniz. Assalah bölgesinde balık pazarı ve balık pazarına yakın balık restoranları var. Mubarak: Dahab'dan Blue Hole yönüne doğru giderken denizden içeride uzakta kalan mahalle, buraya bakmanıza gerek yok. Medina: Dahab'ın güneyinde Dahab Lagoon'unun bulunduğu yerdeki mahalle burası. Kite sörf yapanlar tarafından tercih edilebilir ancak merkeze oldukça uzak. - Mısır, Sinai Bölgesi için Türk Vatandaşlarını 15 güne kadar kapı vizesi ile kabul ediyor yani vize derdi yok. - Türkiye'den sadece 2-2,5 saatte bambaşka bir kültür ve coğrafyaya ulaşabiliyorsunuz. - Eğer denizi ve özellikle su altını seviyorsanız Kızıldeniz dünyadaki en iyi yerlerden biri, Dahab'da bulunan Blue Hole Dünyanın en iyi 10 dalış noktası arasında sayılıyor. - Yemek kültürü bize çok yakın, yemekler uygun fiyatlı ve lezzetli. - Türk Lirası bu kadar değer kaybetmişken Mısır hala bizler için uygun bir destinasyon. - Sadece deniz değil, çölde safari, dağ yürüyüşleri gibi pek çok aktivite imkanı var. - Mısır'da Dahab'ı tercih etmemin en önemli nedeni ise, tüm Mısır'da turistler çılgınca taciz edilir. Dahab bu tacizi görmeyeceğiniz nadir yerlerden biri. Tam bir bohem kasaba, kimse kimseye bulaşmıyor. - Kadın gezginler için çok güvenli, tek başına seyahat eden pek çok kadın görebilirsiniz. Bu yazıda yer alan Dahab'da gezilecek yerler, yeme-içme önerileri, konaklama ve ulaşıma dair ihtiyaç duyacağınız tüm yerler aşağıdaki Dahab'da gezilecek yerler haritasında işaretlenmiştir. Ben Dahab'da 4 gün geçirdim, bir 4 günüm daha olsa dolu dolu geçirebilirdim. Yani Dahab, Mısır gezi planı yaparken kesinlikle dahil edilmesi gereken bir şehir. Sakin bir sahil kasabası havasında ancak yapılacak çok fazla aktivite var. Güzel ve keyifli restoranlar da var, salaş yerel yemek yiyebileceğiniz yerler de. Kumda sörf de yapabilirsiniz, serbest dalış eğitimi de alabilirsiniz. Bir gününüzü sadece sahilde uzanıp denizi izlemeye ayırabilirsiniz. Bu bölgeye gelirken sizi bir konuda uyarmalıyım! Sinai Sickness yani Sina Hastalığı denen bir hastalık varmış. Bir kez buralara gelince dönmek istemiyor, sürekli kalış süresini uzatıyormuş hastalığa yakalananlar. Her ne kadar ben hastalığa yakalanmadan dönsem de siz dikkatli olun! Hadi gelin Dahab'da gezilecek yerler arasında nereler var, birlikte bakalım. Dahab merkezinden 45 dakikalık bir yürüyüş ile Dahab Lagoon'una ulaşabilirsiniz. Sahil hattı boyunca yürüyüş yolu düzenlenmiş durumda. Lagoon özellikle kite sörf yapanların tercih ettiği bir alan çünkü önünün açık olması nedeniyle çok rüzgar alıyor. Rüzgarsız ve bulutsuz bir güne denk gelirseniz buradan gün batımı da güzel oluyormuş, ben denk gelemedim maalesef. Blue Hole yani mavi delik benim Dahab'ı rotama ekleme sebebim desem yalan olmaz. Beni uzun zamandır takip edenler bilir, benim her yolculuğum bir yeri kafama takmamla başlar. Mısır rotama Dahab'ı eklememin nedeni de Blue Hole'ü görmek istememdi. Ne özelliği varmış ki bu mavi deliğin derseniz, bir meteor çarpması sonucu oluştuğu tahmin ediliyor. Sahilden sadece birkaç metre yürüdükten sonra denizin içinde 110 metre derinlikte bir deliğe düşüyorsunuz. Aşağıdaki fotoğrafta elimin arkasında yer alan koyu lacivert alan o deliğin olduğu yer. Deliğin çevresi mercan resifleri ile kaplandığı için çeşit çeşit balık renk renk mercanlar insanları buraya çekiyor. Buranın bir diğer özelliği ise serbest dalışçılar tarafından çok fazla tercih edilmesi. Kıyıdan girebildiğiniz 110 metre derinlikle bir çukur hem eğitim hem de pratik için biçilmiş kaftan. Blue Hole içinde yer alan mağaralar da dalışçıların çok ilgisini çekmiş ancak o mağaralarda kaybolarak hayatını kaybeden pek çok dalışçı nedeniyle mağaralara giriş yasaklanmış. Blue Hole'un dalışçı mezarlığı adında kötü bir ünü de var. Eğer burada şnorkel yapıyorsanız, ki ben öyle yaptım. Deliğin kıyıya en yakın noktasından suya giriyor, deliğin çevresinde geniş bir daire çiziyor ve öbür ucundan çıkıyorsunuz, yaklaşık 1 saat sürüyor bu tur. Aşağıdaki fotoğrafta insanların suya girdiği yeri görebilirsiniz. Sıcak havada üzerimde neden uzun kollu tişört olduğunu merak edenler olabilir. O tişört sörf veya dalış ile uğraşanların tercih ettiği, hafif, ıslandığında ağırlaşmayan, UV koruması olan ve kolay kuruyan bir malzemeden yapılıyor ve rashguard deniyor. Ben çok beyaz olduğum için sıcak denizlere gittiğimde beni yanmaktan kurtarıyor. Akşamüstü 16:00 Blue Hole'da suya giriş için son saat, en fazla 17:00'de de sudan çıkmış olmanız gerekiyor. Bu kurallara bütün Mısır'da çok dikkat ediliyor. Hava karardıktan sonra tehlikeli balıklar kıyıya yaklaştıkları için böyle bir önlem alındığını söyledi birkaç kişi. Başka bir sebebini bilen varsa yorumlara yazsın lütfen. Blue Hole, Dahab'a sadece 15 dakika, 10 km mesafede yer alıyor. Buraya taksi ile, bisiklet ile, atv ile, deve ile gelmek gibi alternatif pek çok yol var. Ben zamanımı efektif kullanabilmek adına Blue Hole, Ras Abu Galum ve Blue Lagoon rotasını içeren günübirlik bir tur aldım. Turun ücreti 25 Usd idi. Yemek, şnorkel, ulaşım tura dahil idi. King Safari Tour üzerinden aldım turu, Dahab Light House bölgesinde 2 tane ofisleri var. Sizi otelinizden alıp bırakıyorlar. Aslında pek çok tur firması aynı rotayı satıyor, bu yüzden pazarlıkla en ucuz hangisini alabilirseniz onu tercih edin. Kanyon, Blue Hole'e sadece 1 km mesafede milli park içinde bulunan bir başka dalış ve şnorkel noktası. Buraya da kıyıdan yürüyerek giriliyor. Balıklarla dolu resifleri aşıp açık denize ulaştığınızda 30 metre derinliğe bir kanyonun içine iniyorsunuz. Benim için biraz ürpertici. Blue Hole'dan botlara binerek Sina Yarımadası'ndaki koruma bölgelerinden biri olan Ras Abu Galum adlı bölgeye geldik. Sadece bota binmek yetmedi, bottan inip pikapa bindik ve bir 5 dakika daha ilerledikten sonra Bedevi Köyü'nün plajına ulaştık. Ras Abu Galum dağların kıyıya çok yakın olduğu, denizin ise mercan resifleri ile dolu olduğu bir bölge. Hem şnorkel hem de dalış yapanlar için çok popüler bir nokta. Biz 1 saatlik bir şnorkel molasından sonra Abu Galum'dan ayrıldık. Burada yemek yiyebileceğiniz, konaklayabileceğiniz çok sayıda sazdan yapılma yer var. Bir genel kültür bilgisi: Ras Arapça'da baş/burun gibi bir anlamda kullanılıyor. Buralarda pek çok dalış bölgesi veya ulusal parkın adı da Ras ile başlıyor. Abu Galum'dan yeniden pikaplarımıza binerek 10 dakika bile sürmeyen bir yolculuk ile bu kez Blue Lagoon'a geldik. Dahab'ın en popüler noktalarından biri de burası Blue Lagoon. Üç duraktan sonra yine pikap ve bot ikilisi ile Blue Hole'un olduğu bölgeye geri döndük. Akşamüstü saat 17:00'yi bulmuş olmasına rağmen \"öğle yemeğimizi\" bu saatte vermeyi uygun gördüler. Neyseki çantamda atıştırmalıklarım vardı da aç kalmadım. Tavuk, pilav ve salatadan oluşan yemeğimizi de yedikten sonra bu kez minibüse binerek Dahab'a geri döndük. Dahab'a gelmişken bir gününüzü mutlaka ayırmanızı önereceğim bir aktivite de Sina Dağı'nda gün doğumu yürüyüşü. Sina Dağı, eski adıyla Musa Dağı, Hz. Musa'nın 10 emri aldığı yer olması nedeniyle çok kutsal bir dağ. Sina Dağı'nın 2285 metre yüksekliğindeki zirvesinde bir kilise, 1700 metre yükseklikte yürüyüşün başladığı yerde ise bir manastır yer alıyor: St. Katerina Manastırı. Gün doğumunu Sina Dağı'nın zirvesinde izlemek için Dahab'dan sizi gece 10:00'da alıyorlar. Gece yarısı 12:30 gibi manastırın olduğu yere ulaşıyorsunuz. Yürüyüş burada, karanlıkta başlıyor. Girişte size yerel bir rehber veriyorlar. Grubun hızına göre 3 saat gibi bir sürede zirveye çıkıyorsunuz. Dönüşte de manastır ziyarete açılmış oluyor, manastırı ziyaret ettikten sonra Dahab'a geri dönüyorsunuz. Öğlen 12:00 gibi Dahab'a ulaşmış oluyor araç. Ben bu organizasyon için de aynı yerden bir tur aldım. 15 Usd'ye ulaşım, giriş ücreti içinde olacak şekilde para ödedim. Yanınızda yiyecek içecek götürmenizde fayda var. Sina Dağı ve Azize Katerina Manastırı gezi yazıma da bir göz atın. Aşağıda Sina Dağı videomu izleyebilirsiniz. Beğenirseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Dahab şehir merkezinden 45-55 dakikalık bir yürüyüş ile hemen şehrin arkasındaki tepelere tırmanıp yukarıdan muhteşem Dahab manzarasını izlemek mümkün. Akabe Körfezi'nin karşı kıyısında bulunan Suudi Arabistan dahi görülebiliyor buradan. Maps. me uygulaması üzerinde pek çok yürüyüş rotası var, bunlardan birini seçerek siz de yürüyüş yapabilirsiniz. Dahab'da zamanınız varsa; Beyaz Kanyon, Renkli Kanyon, Gunai Vadisi, Serabit El Kadim gibi Dahab çevresinde gezilecek pek çok yer var. Bitti mi, bitmedi: vadi yürüyüşleri, ATV veya deve turları, kum tepelerinde sörf, bedevi köylerinde yemek gibi pek çok aktivite var yapılabilecek. Yukarıdaki tabloda yer alan gezilecek yerler ve fiyatları 2023 tarihli olarak bulabilirsiniz. Benim atladıklarım varsa onlar da bu listede yer alıyor. Dahab ile ilgili araştırma yapıyor veya zaten gitme planı yaptınız ve araştırma yapıyorsanız Dahab gezisi için ihtiyacınız olan tüm bilgiler bu yazının Dahab gezi rehberinde seni bekliyor. Dahab'a gitmek için vize gerekli mi, Dahab nerede, Dahab'a nasıl gidilir, Dahab'da ne yenir, Dahab'dan ne alınır, Dahab'da nerede kalınır, Dahab'a gitmek için en iyi zaman ve çok daha fazlası bu yazıda. 1 Nisan 2022 tarihinden itibaren; Türk Vatandaşları'nın Dahab'a gitmek için Mısır vizesi başvurusu yapması gerekmiyor, Türk Vatandaşları ücretsiz kapı vizesi ile 15 gün süreyle Dahab'ı da kapsayan Sinai Bölgesi'ne girebiliyor. Uçakta havayolu firmasının dağıttığı pembe renkli formları doldurmanız kapı vizesi ile giriş yapmanız için yeterli. Resmi açıklamalarda; otel ve uçak rezervasyonları ve 2000 Usd nakit veya kredi kartı limiti istendiği belirtiliyor ancak 2023 yılı Mart ayında yaptığımız seyahatte bu belgeler istenmedi. Mısır vizesi ile ilgili daha fazla bilgi için; Mısır Vizesi Nasıl Alınır?, Mısır Vizesi için Gerekli Belgeler yazıma göz atın. Dahab, Mısır'ın az bilinen cevherlerinden biri. Meşhur tatil beldesi Şarm El Şeyh'e sadece 90 km mesafede yer alan bu küçük şehir özellikle dalış, hatta serbest dalış, ile ilgilenenlerin uğrak noktası. Dahab, Akabe Körfezi içindeki konumu, bulundurduğu pek çok dalış yeri, Blue Hole gibi dünyaca ünlü noktaları ile yakında adını daha fazla duyacağımız bir tatil beldesi olacak. Dahab'ın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. \"Dahab'a nasıl gidilir?\" sorusunun cevabını; Türkiye'den, Kahire'den, Şarm El Şeyh'ten Dahab'a ulaşım ile ilgili bilgileri detaylıca paylaşmaya çalıştım. Türkiye'den Dahab'a havayolu ile gitmenin en kolay ve hızlı yolu; Pegasus Havayolları ve Türk Havayolları'nın Sharm El Sheikh Havalimanı'na uçan tarifeli uçuşlarından birini seçmek. Şarm El Şeyh Havalimanı'ndan; havaalanı transferi, taksi veya otobüs ile Dahab'a geçebilirsiniz. Taksi veya transfer ücretleri tek yön 30 usd ile 45 usd arası pazarlık gücünüze göre değişiyor. 89 km'lik yol yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Dahab'dan Şarm El Şeyh'e veya Şarm El Şeyh'ten Dahab'a otobüs ile geliyorsanız; East Delta, Go-Bus ve Blue Bus otobüs firmalarının sık sık otobüsleri var. Ancak en son otobüs Dahab'dan gece 11:00'de East Delta firmasına ait. 2019 fiyatları ile; 45 Mısır Pounda otobüs ile ulaşabilirsiniz. Şarm El Şeyh Otogarı'ndan Şarm El Şeyh havaalanına 100 Mısır Poundu gibi rakamlara havaalanına ulaşabilirsiniz. 2019 yılındaki seyahatimde; Dahab'dan Şarm'a otobüs ile gitmek için East Delta firmasını kullandım. Otobüs saati 22:30 idi, ben 22:00 civarında otogara gittiğimde \"hemen otobüs kalkıyor\" dediler ve apar topar bindim, 22:10 gibi kalkan ve normalde listede görünmeyen bir otobüs ile Şarm'a gittim. Demem o ki Mısır'da planlanmış saatlere pek inanmayın, siz erken gitmeye çalışın. ÖNEMLİ BİLGİ; Mısır'da otobüs firmalarının kendi otogarları veya otogarcıkları var. O yüzden hangi otobüs firmasını tercih ediyorsanız onun servis noktasına gittiğinizden emin olun. Ben genellikle Mısır seyahatim boyunca Go-Bus firmasını tercih ettim, online bilet alabiliyor olmak ve servis noktalarının şehir merkezlerine yakın olması büyük avantaj. Yine de bazı otobüslerinin 1 saat gecikmeli kalktığını söylemeden geçmeyeyim. Kahire'den Dahab'a UÇAKLA gelmek isterseniz; Kahire Şarm El Şeyh arası uçakla gelip sonra yukarıdaki şekilde Dahab'a geçebilirsiniz. Kahire'den Dahab'a otobüs ile gelmek isterseniz; 10-12 saat arası süren bir otobüs yolculuğu. Otobüs alternatifini değerlendirecekseniz gece otobüsleri yerine gündüz otobüslerini ve \"elite plus\" olarak geçen geniş otobüsleri tercih edin. 2019 fiyatları ile 400-500 Mısır Poundu arasında bu otobüs biletlerini alabilirsiniz. Gece yolculuklarının en büyük dezavantajı; yol boyunca neredeyse her saat başı güvenlik kontrolü oluyor. Bazılarında sadece kimlik kontrolü bazılarında ise hem kimlik hem çanta kontrolü oluyor yani araçtan inip çantalarınızı çıkarıp çantalarınızı kontrol ediyorlar. Bu nedenle yol hem daha uzun sürüyor, hem de uyumak ne mümkün sürekli uyandırılıyorsunuz. Dahab, Mısır'da gördüğüm en güvenli şehir olabilir. Mısır'ın genelinde hakim olan turist tacizi sorunu burada hiç yok. Kadınlar için de güvenli. Pek çok tek seyahat eden kadınla karşılaştım, ben de 2019 yılında tek başıma gitmiştim ve hiçbir sorun yaşamadım. Dahab'dan ne alınır derseniz; Renkli yerel elbiseler, incik boncuk, özel tasarım el yapımı hediyelikler, hurma Dahab'dan alabileceklerinizin başında geliyor. Eğer alışveriş seviyorsanız burada Hint işi şalvar, pantalon, gömlek bulabileceğiniz çok sayıda mağaza da yer alıyor. Dahab'a gitmek için en iyi zaman sizin ne yapmak istediğinize ve neyi sevdiğinize göre değişir. Ancak iyi bildiğim birşey var ki yaz aylarında 40 derece sıcakta orada olmak istemezsiniz. İlkbahar ve sonbahar ayları Dahab'a gitmek için en iyi zaman dilimi olsa da, Ocak veya Şubat'ta gittiğinizde Sina yarımadasında pek çok yere doğa yürüyüşleri yapabilirsiniz. Dalış veya şnorkel için gidiyorsanız Aralık-Mart arası su biraz daha soğuk olduğu için önermiyorlar. Mart-Mayıs, Eylül-Kasım arası Dahab'a gitmek için en ideal zamanlar. Ben yine de yazın giderim diyorsanız yanınıza yüksek faktör güneş koruyucu ve şapka almayı unutmayın! Dahab'da dalış, şnorkel ve kite sörf başlıca yapılacak aktiviteler. Dahab, Akabe Körfezi'nin zengin su altına sahip olmasının yanında Şarm El Şeyh gibi fazla popüler ve turistik hale gelmediği için pek çok su altı tutkunu rotasını Dahab'a kaydırıyor. Dahab, diğer popüler noktalardan daha ekonomik olması sebebiyle de tercih ediliyor. Dalış eğitimi almak isteyenler, serbest dalış veya teknik dalış konusunda kendini geliştirmek isteyenler uygun fiyatlar nedeniyle Dahab'ı tercih ediyor. Dahab'ın bir avantajı da sahilden dalış ekipmanları ile suya girip hemen zengin bir su altı ile karşılaşmak. Dahab'daki 3 bölgeden biri olan Light House mevkisinde kaldım, sahilde eğitim alan pek çok kişiyi görmek veya şnorkel yaparken aşağıda gruplar halinde dalış yapan veya eğitim alan insanları görmek çok normal. Hatta dikkat etmezseniz dalış yapan birinin üstüne basma riskiniz bile var. Dahab dalış tutkunları için tam bir cennet. Şnorkelden tüplü dalışa serbest dalışa kadar pek çok seçenek, sahilden kolayca giriş yaparak dalışa başlama imkanı ile dalış severleri kendisine çekiyor. Biz Blue Hole ve kanyon dalışı içeren 2 dalışlı bir paket için kişi başı 60 Usd, kıyafet kirası için 25 Usd ve Blue Hole Ulusal Parkı girişi için 10 Usd ödedik. Dalış organizasyonunu kaldığınız otelden yapabilirsiniz, Dahab'da otellerin hemen hepsinin ya kendi dalış firması var ya da anlaşmalı olduğu bir yer var. Daha çok dalış yapacak olursanız anlaşmanızı/pazarlığınızı ona göre yapabilir, daha uygun fiyatlar alabilirsiniz. Dahab'da yapılabilecek aktivitelerden bir diğeri de Kite Sörf. Rüzgar ile dans etmenin en güzel görünen ama en fazla kondisyon isteyen şekli olan Kite Sörf özellikle rüzgara açık olan Lagoon bölgesinde yapılıyor. Önce güzel bir haber ile başlayayım, Dahab'da aradığınız her yemeği bulabilirsiniz. Vegan restoranından İtalyan restoranına, Thai yemeğinden Hint yemeğine ve tabii ki yerel restoranlara kadar çok geniş bir skalada yemek çeşitleri var Dahab'da. Aç kalmazsınız, rahat olun. Sahil şeridi boyunca Alaaddin, Ali Baba, Sinbad gibi Mısır denince akla gelen masal kahramanlarının adını taşıyan pek çok turistik balık restoranı bulunuyor. Dahab birkaç bölgeden oluşuyor: Assalah, Masbat, Mashraba, Medina ve Mubarak. Benim kaldığım yer Masbat olarak geçen ve Dahab Koyu olarak da bilinen bölgeye çok yakın idi. Bu nedenle yeme-içme önerilerim de bu bölgeyi kapsıyor. Light House mercanlarının hemen yanında deniz kıyısında sıra sıra restoranlar var. By The Sea bunlardan biri. Burada birşeyler yiyip içip gün boyu şezlonglardan faydalanabiliyorsunuz. Çalışanlar çok ilgili ve güler yüzlü. Yemekler güzel. Pizza, salata ve sandviç çeşitleri var menüde. Pizzalar 30 TL civarı. Soğuk içecekler ise 5 TL. Amerikano, Latte gibi kahveler ise 13 TL civarında. Pizza, İtalyan usulü, ince hamur ve kocaman, bir kişi için fazla hatta. İki kişi bir pizza bir salata ile rahat doyar. Light House'dan Mashraba tarafına doğru yürürken yine sahil boyu çok sayıda balık restoranı var. Bir akşam yemeği için bu restoranlardan birine gittik. Eğer ana yemek sipariş ederseniz; su ve yukarıdaki ilk fotoğrafta gördüğünüz mezeler, yemek sonunda karpuz ve çay ikram olarak geliyor. Ana yemekler ise 150-200 pound arası. Yani 50-70 TL civarı. Ana yemek tabakları da çok doyurucu. Ben bir kalamar ızgara sipariş ettim, çok başarılı bulduğumu söyleyemem ama idare ederdi. 2023 gidişimizde Nemo'nun yanındaki balık restoranı Shark çok popüler olmuştu, önünde sürekli sıra oluyor. Koşari veya Koshary, Mısır'ın en tipik yerel lezzetlerinden biri. Çeşitli boy ve türlerde makarna, haşlanmış mercimek ve nohutu karıştırmışlar. Üstüne domates sosu ve kavrulmuş çıtır çıtır hale getirilmiş soğan ile servis ediliyor. Tabağını 30-40 Mısır Pound'una TL'ye alabileceğiniz hem çok doyurucu hem de lezzetli bir yemek Koşari. Dahab'da benim kaldığım bölgedeki tek Koşarici neyseki hostele sadece 2 dakika yürüme mesafesinde idi. Akşam geç saate kalırsanız kalmıyor ona göre erken gitmenizde fayda var. Alternatif olarak Roots Koshary var, ben bir türlü denk getiremedim ama Google puanları oldukça iyi. Hosteldeki çalışanlara nerede falafel yiyebilirim diye sorduğumda Abo Ahmed restoranı önerdiler. Burası da yine Light House'a çok yakın, hostele 5 dakika yürüme mesafesinde. Burada yemek yiyecek vaktim olmadı ama çok lezzetli olduğunu söyledi hosteldekiler. Dahab'da her mutfağın restoranı var demiştim. Namaste Restoran da onlardan biri, bir Hint restoranı. Yine hostele 2 dakika yürüme mesafesinde idi. Genelde bütün restoranlar boş iken burası dolu oluyor, oldukça fazla talep var. Et büryani yedim ve oldukça lezzetli idi. 30 TL civarında bir hesap ödemişim. Geleneksel Mısır yemeklerinin tadına bakmak için Masbat mahallesinin en hareketli sokaklarından birindeki King Falafel kesinlikle yemek duraklarınızdan biri olmalı. Humus, falafel, babaganuş, koçari gibi her türlü yemeği burada bulabilir, ortaya karışık yaptırabilirsiniz. Üstelik fiyatlar oldukça uygun, yukarıdaki fiyat listesi 2023 yılına ait. Dahab'da dünya mutfağının her örneğini bulmak mümkün. Masbat mahallesindeki Çin restoranlarından Chinese Express'i denedik. Tatlı ekşi soslu tavuk, soya soslu tavuk ve kızarmış pirinç söyledik, hepsi de lezzetli idi. Tüm yemekler için 10 Usd ödedik, Türkiye ile kıyaslayınca epey uygun. Dahab'a özgü \"özel bir çay\" olarak pazarlanıyor Fan-koush çayı. Taze sıkılmış portakal suyu, zencefil, nane, tarçın, lime ve isteğe bağlı olarak içine bal ekleyebilirsiniz. Sıcak olarak servis ediliyor, oldukça şifalı bir çay, denizden veya dalıştan çıktıktan sonra ciğerleri ferahlatmak için biredir. Ben Blue Hole'deki restoranlardan birinde denemedim ama Dahab merkezde de bulabilirsiniz. Fiyatı 2 Usd civarı. Mısır, özellikle Şarm ve Dahab çevresi tam bir mango cenneti. Meyvesi, dondurması, taze sıkılmış mango suyu, tatlısı, aklınıza ne gelirse... Ben zaten mango seven biri olduğum için cennete düşmüş gibi hissediyorum. Hatta Şarm seyahatimizde kasayla mango alıp Türkiye'ye götüren arkadaşlarımız olmuştu. Dahab'da konaklama yapacağınız yere başta anlattığım bölgelere göre karar verebilirsiniz. Ben seçim yaparken denize girmenin kolay olacağı bir bölge olmasına özen göstermiştim. Light House mercan kayaları bu bölgede denize girmek için en güzel yerlerden biri. Dahab'a ilk gittiğimde (2019) Sinai Gate Adventure Hostel'de konakladım. Kendilerini Diving and Hiking hosteli olarak tanımlıyorlar. Burada dalış eğitimi alabilir, dalışlara katılabilir, yürüyüşlere katılabilirsiniz. Ancak dışarıdaki fiyatlara göre bana biraz pahalı geldiği için ben turlarımı başka bir acenteden aldım. Mesela benim 15 Usd'ye aldığım Sina Dağı turu hostelde 25 Usd. Aşağıdaki fiyatlar 2019 yılına aittir. Hostelin çatı katında akşamları müzik yapan, sohbet eden insanlar oluyor. Benim gittiğimin ertesi günü hostelin birinci yıl kutlaması vardı. Güzel bir parti, keyifli bir akşam geçirdik. Bu hostel isim değiştirmiş, Chillout Motel olmuş, ama binaya devasa bir telefon vericisi yerleştirilmiş. Sanırım verici ile yan yana uzun süre konaklamak istemezdim. İkinci gidişimde Blue Beach Club adlı otelde kaldım ancak oranın da pek çok eksi tarafı olduğu için konaklamanızı önermem; otel binası oldukça eski ve bakımsız, temizlik konusunda eksikleri var, otelin içindeki dalış merkezinde sürekli bir tüp dolumu vb operasyon olduğu için çok gürültü oluyor. Konumu ve çalışanları iyi olmasına rağmen öneri listeme girmez maalesef. Dahab'da bütçenize uygun otel seçmek için aşağıdaki bağlantıya tıklayarak bulabilirsiniz. Mısır genelinde otellerde bir temizlik sorunu var, bu nedenle Booking. com puanları 9 ve üzerindeki yerleri tercih etmenizi öneririm. En uygun Dahab otel seçenekleri için tıklayın. Dahab, Mısır'a giderseniz mutlaka rotanızda olması gereken yerler arasında. Mısır gezi notlarımın devamı gelecek takipte kalın. Yeni yazılar gelene kadar daha önce yazdığım Mısır gezi yazılarıma göz atın. - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dalamanda-harika-bir-tatil-yapmaniz-icin-oneriler", "text": "Muğla'nın en güzel tatil beldelerinden biri kuşkusuz Dalaman'dır. Eğer bu yaz siz de Dalaman'da eşsiz bir tatil yapmayı düşünüyorsanız doğru adrestesiniz. Çünkü sizler için bazı önerilerim olacak. Dalaman'da muazzam bir tatil yapmanın önceliği bol bol gezmektir. Dalaman ve çevresinde gezebileceğiniz yerler listesine hemen göz atın ve hatta not alın! - Günlüklü Köyü - Dalyan kral mezarları - Demirciler çarşısı - Bedri rahmi koyu - Kleopatra hamamı - Hippokome antik kenti - Ardıçlı tepe - Delikli kavak - Kelebek vadisi - Ölüdeniz Dalaman yerli ve yabancı turistlerin gözdelerinden biri olduğu için kalınacak yer konusunda hiç endişeniz olmasın! Çok sayıda otel bu beldede hizmet veriyor. Ancak kısa zamanda doluluk oranına ulaşma risklerini de düşünerek erken dönemde rezervasyon yaptırmanıza fayda var. Bu sayede konaklamak için daha az ücret ödeme şansından da faydalanmış olur, bütçenizin kalanını daha farklı aktiviteler için değerlendirebilirsiniz. Öncelikle doğa ile iç içe zaman geçirmek için kamp yapabilirsiniz. Bu beldede kamp yapabileceğiniz çok sayıda doğal alan bulunuyor. Her sabah tertemiz bir havada uyanmak ve eşsiz manzaralara tanıklık etmek, kuşkusuz tatilinizi unutulmaz kılmaya yardımcı olacaktır. Dalaman semt pazarına mutlaka uğrayın. Tamamen doğal ve organik ürünleri bu pazarda bulabilirsiniz. Önerilerimizden bir diğeri de tekne turlarına katılmanız olacak. Tekne turlarıyla da harika zaman geçirebilir ve birbirinden güzel koyları gezebilirsiniz. Safari turları da düzenleniyor ve doğaya yakından tanık olmak isteyenler için safari turları harika bir seçim olur. Son önerimiz de su altı dalışına katılmanızdır. Su altında bambaşka bir dünya sizi karşılıyor ve haliyle sıra dışı bir deneyim yaşamanızı sağlıyor. Elbette en hızlı ulaşım yolu uçak seyahatidir. Sonrası için de Dalaman araç kiralama hizmetinden faydalanabilirsiniz. Ancak araç kiralama işlemini son ana bırakmayın. Yolcu360. com adresine tıklayarak şimdiden araç kiralama için rezervasyonunuzu yaptırmanızı öneriyoruz. Uygun fiyatla güvenilir bir platform üzerinden araç kiralama işlemi yapmak için doğru adres Yolcu360. com oluyor. Geniş araç filosu içerisinden size uygun olanı hemen seçebiliyorsunuz. Fiyatlar makul olduğundan araç seçimi noktasında daha rahat davranabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dalis-ekipmanlari-listesi", "text": "Dünyayı keşfetmenin farklı yolları var, yeryüzünde hala çok az kısmı keşfedilmiş çok büyük bambaşka bir dünya daha var, su altı! Dünyanın büyük kısmı sularla kaplı ancak çok azımız bu büyük bölümü keşfetmek için zaman, emek ve para harcıyoruz. Su altı ile ilgilenenler, dalışa başlamak isteyenler için bu yazıda hem dalış ile ilgili faydalı bilgiler hem de dalışa yeni başlayanlar için dalış ekipmanları listesi yer alıyor, keyifli okumalar! Bu yazıyı yazan ben de bu dünyaya yeni adım attım ve bu adıma dair tecrübelerimi bu yazıda paylaştım. Yıllar yıllar önce dalış eğitimi almış ancak yazılı sınavın tarihini geçirdiğim için brövemi alamamış ve dalış macerama bir ara vermiştim. Sonra biricik eşimle tanıştım, onun en büyük tutkularından biri dalış idi. Onunla dalışa gidiyorduk, o dalış yaparken aynı bölgede ben şnorkel yapıyordum. Ancak kendim için hazırladığım \"ölmeden önce yapılacaklar listesi\" nde Meksika cenotelerinde dalmak vardı ve bu istediğimin gerçekleşebilmesi için dalış brövesine ihtiyacım vardı. 2018 yılı Temmuz ayında yarım bıraktığım dalış eğitimini Divefan Dalış Kulübünden tekrar aldım. Meksika gezi yazıları da ilginizi çekebilir, bir göz atın. İlk hedefim İzlanda'da Avrupa ve Amerika kıtalarının ayrıldığı nokta olan Silfra'da dalmaktı ancak orası için yeterli tecrübe ve sertifikalara sahip olmadığım için ben yine şnorkel yaptım, dalışın tadını kocam çıkardı. Silfra yarığı dalış deneyimi yazıma bir göz atın. Su altını merak ediyor ve nereden başlayacağınızı bilemiyor musunuz? Dalış ile ilgili paylaşımlar yaptığımda en çok aldığım sorulardan biri, \"ben de denemek istiyorum, nereden başlayayım?\". Bu bölümde naçizane ben de kendi geçtiğim yolları paylaşacağım. Aslında çözüm çok basit. Bir keşif veya deneme dalışı yapmak. Türkiye'de de dünyanın pek çok yerinde de \"discovery\" denilen, su altına bir dalış eğitmeni veya dalış lideri ile birlikte en fazla 5 metre derinliğe kadar inebileceğiniz bir deneyim bu. Bu deneyim size su altında rahat olup olmadığınızı, bu konuda bir korkunuz olup olmadığını görmenizi sağlar. Keşif dalışından mutlu olduysanız, heyecanlandıysanız ve dalışa devam etmeye karar verdiyseniz profesyonel bir kurumdan dalış eğitimi almanız lazım. Dalış eğitimi için hangi disiplinin eğitimini alacağınıza karar vermeniz gerekli, onu bir sonraki bölümde detaylı anlatacağım. Dalış eğitimini aldıktan sonra yapmanız gereken öncelikle olabildiğince pratik yapmak. Her konuda olduğu gibi dalış da pratik yaptıkça kendinizi geliştirebileceğiniz bir hobi. Hemen bir üst seviyeye geçmek, hemen malzeme almak konusunda acele etmeyin, dalışın dinamiklerini en doğru şekilde öğrendiğinizden ve uygulayabildiğinizden emin olun öncelikle. Keşif dalışını yaptınız, işi ilerletmeye karar verdiniz ve eğitim almaya karar verdiniz diyelim. O zaman eğitimi hangi disiplinden alacağınızı de belirlemeniz gerekli. Aşağıda bahsi geçen konuların tüplü dalış için olduğunu da tekrar hatırlatayım. Türkiye'de yaygın olan 3 farklı dalış disiplini var: SSI, PADI ve CMAS. Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu CMAS'ı kabul eder ve eğitimleri CMAS'a uygun olarak yapar. SSI veya PADI sertifikanız varsa CMAS denkliklerine göre Türkiye'de dalış yapabilirsiniz. Bu sertifikalar dünya çapında kabul gördüğünden aynı zamanda dünyanın herhangi bir yerinde bu sertifikalar ile dalış yapabilirsiniz. CMAS disiplininde başlangıç seviyesi 1 yıldızdan başlar ve 2 yıldız, 3 yıldız olarak devam eder. SSI disiplininde ise Open Water, Advanced Open Water, Master Diver olarak seviyeler belirlenir. Başlangıç seviyesi için teorik ve uygulamalı eğitimizi aldıktan sonra uygulama sınavını başarı ile tamamlamanız gerekir. Başlangıç seviye eğitiminizi tamamladığınızda 18 metreye kadar dalış yapabilir olacaksınız. Tebrikler, artık dalışa gidebilirsiniz! Dalış eğitimlerimizi ve brövemizi aldık, bundan sonra dalışı hayatımızın bir parçası yapmak istiyoruz, o zaman ne yapıyoruz? Dalış için malzemelerimizi yavaş yavaş tamamlamaya başlıyoruz. Yeni başlayanlar için dalış ekipmanları listesi neleri içermeli, önce ne almalıyız bir bakalım. Dalışın olmazsa olmaz ekipmanlarının başında maske geliyor. Yüzünüze tam olarak oturması en önemli konu, maskeyi elinizle yüzünüze yapıştırıp burnunuzdan nefes aldığınızda kendi kendine tutunuyor ve düşmüyor ise bu maske size oluyor demektir. Maskenizin görüş açısı ne kadar geniş olursa dalış konforunuz o kadar iyi olur. Maskenin başınıza uygun boyuta gelebilmesi için yanlarında bulunan tokalarının sağlam bir şekilde göz kısmı ile bağlandığına ve ayarlama işinin kolayca yapılabildiğine emin olarak maske almanız iyi olur. Maskede yer alan kauçuk bölümleri beyaz yerine siyah olanları tercih ederseniz zamanla tuzlu su ve güneşten sararmasının da önüne geçmiş olursunuz. Yeni maske aldığınızda maskenin içinde yer alan kimyasallar nedeniyle ilk dalışlarda buğu yapma sorunu olması çok normal imiş, ben de tecrübe ile öğrendim. Bu sorunu aşmanın en pratik yolu maske içini yakmak. İkinci yol ise diş macunu sürüp bekletmek. Bebe şampuanı ile temizlemek de buğu önlemenin başka bir yolu. En bilinen yöntem ise maskeye tükürüp sonra da yıkamak, seçim sizin. Bu arada maske yerine \"gözlük\" derseniz hemen düzeltiyorlar dalış camiasında haberiniz olsun. Dalış malzemeleri arasında olmazsa olmaz bir diğer malzeme de palet. Palet var, palet var ben ihtiyacıma uygun paleti nasıl seçeceğim derseniz, bu konuda size malzeme satan dükkan çalışanları veya uzun süredir dalış yapan arkadaşlarınız varsa onlar yardımcı olacak. Ben şanslıyım ki kocam 10 yıldan uzun süredir dalış yapıyor. Yoksa benim palet seçerken tek kriterim kırmızı olması. Eğer sürekli dalış yapacaksanız önerilen açık palet alınması. Paletler üzerindeki oluklara göre sekilleniyor. Çok tecrübeli değilseniz çok ağır paletleri tercih etmemek lazım mesela. Ama çok basit bir palet de almayın su altında sizin hızlı hareket etmenizi paletler sağlayacak. Bir de yapacağınız dalış tipine göre de paletler farklılaşıyor, serbest dalış paletleri tüplü dalış paletlerinden farklı mesela. Açık palet aldıysanız bir de dalış ayakkabısı yani patik edinmeniz gerekecek. Paletin içine giyeceğiniz patik paletin ayağınıza zarar vermesine engel olacak. Çok sert olmayan tercihen bileklerinize kadar yükselen bir patik işinizi görecektir. Dalışçıların üzerinde gördüğünüz üzerlerine tam oturan seksi kıyafetler yok mu? Hah o kıyafetin adı dalış elbisesi. Dalış elbisesi olarak bahsettiğim elbise ıslak elbiseler olacak burada. Yani siz suya girdiğinizde tamamen ıslanan ve suyu da içine geçiren elbiseler. Bu elbiselerin ısıtma mantığı vücudunuz ile elbise arasında kalan suyun vücut ısınız ile ısınması mantığında çalışıyor. Elbise içinde fazla mı ısındınız boyun veya kolunu biraz esnetip içeriye yeni soğuk su alın, hemen biraz serinlersiniz. Dalış elbisesi seçimi, dalış yapacağınız suyun sıcaklığına göre değişiyor. Dalış elbiselerinde 3mm, 5mm gibi kalınlıklarını belirten ifadeler yer alır. Eğer dalacağınız su çok sıcak ise şorti denilen dize kadar olan kısa elbiseleri de tercih edebilirsiniz. Ancak dalışa yeni başladığınız için acemi olduğunuzu ve su altında bir yerlere dokunma ihtimalinizin tecrübeli dalışçılardan fazla olacağını da unutmayın. Deneyim kazanana kadar kısa elbiseler yerine tüm vücudunuzu saran elbiseleri tercih etmeniz daha iyi olur. Bir de çok soğuk sularda kullanılan \"kuru elbise\" gibi elbiseler var ki, zaten bunu kullanabilmek için ayrıca bir sertifika almanız gerekli. Basitçe 5 milimetre bir elbise sizi ortalama su sıcaklıklarında kurtaracaktır. Eğer dalışta ilerlemek isterseniz daha ince veya daha kalın modelleri o zaman değerlendirirsiniz. Dalış yaparken vücudunuzun suya değen kısımları daha kolay üşüyecektir. Dalış eldiveni kullanmanızın amaçlarından biri sizi soğuktan korumak. Bir diğer ve daha önemli kullanım amacı ise su altında birşeylere dokunup kendinize zarar vermenize engel olmak. Çok kalın olmayan, elinizin içinde rahat hareket edebileceği bir eldiven başlangıç seviyesi için yeterli olacaktır. Dalış yaptığımız yer malum suyun altı. Su altında derine indikçe ortam daha da karanlık oluyor. Belli bir yeri aydınlatmak için üzerinizde bir fener olması çok işinize yarar. İlla derinde olmanız gerekmiyor, minik bir mağara veya girintiye bakmak, dalış eşinize bir şeyi işaret etmek için de fenerinizi kullanabilirsiniz. Yukarıda saydığım ekipmanlar ve fazlası dalış için gerekli ekipmanlarımız. Tüm bunları bir düzen içinde tutabilmek için bir dalış çantası çok işinize yarayacaktır. Dalıştan çıktığınızda çoğunlukla ıslak veya nemli olarak malzemelerinizi çantanıza koymanız gerekebilir, bu nedenle diğer eşyalarınızın da olduğu seyahat çantanızı dalış malzemeleriniz için kullanmak istemezsiniz, inanın bana. Farklı boyut ve farklı malzemelerden yapılmış çok çeşitli dalış çantası bulabilirsiniz. Malzemelerinize ve ihtiyacınıza uygun olanı seçenebilirsiniz. Artık sürekli dalış yapacağınızdan eminseniz, ben biraz daha bu işi profesyonel hala getireceğim derseniz o zaman kendinize regülatör almayı düşünebilirsiniz. Dalışta kullanılan regülatör bir ahtapot görüntüsündedir ve dalış tüpünde yer alan yüksek basınca sahip hava akımını nefes alınabilir basınca indirgeyebilen bir dalış ekipmanıdır. Regülatör, dalış tüpüne takılan bir vana, ana hava kaynağı, yedek hava kaynağı ve tüpünüzdeki hava miktarını ve bazılarında derinliği gösteren göstergeden oluşur. Regülatör gibi denge yeleği de işi bir adım ileri taşımayı düşünüyorsanız almanız gereken ekipmanlardan biri. Böyle söylememin sebebi hem ekipmanın pahalı olması hem de taşımak için çok pratik olmaması. Yelek almayı düşünürseniz gerçekten bu yeleği dalışlarınıza taşıyabileceğinize emin olmanız lazım. Dalış denge yeleği ceket gibi giyilen, dalış tüpünden hava alarak şişirilen ve bu sayede dalışçının suda dengede kalmasına yardımcı olan bir ekipmandır. Zaten İngilizce adı Buoyancy Control Device yani yüzerlik kontrol ekipmanı veya Buoyancy Compensator yani yüzerlik sağlayıcı olarak kullanılmaktadır. Dalışa başladınız ve devam etmek istiyorsunuz diyelim ki, mutlaka ekipman almak gerekiyor mu? Bu sorunun cevabı: Hayır. İsterseniz dalış yapacağınız merkezlerden malzemeleri kiralayabilir, her dalışta sadece ihtiyacınız olan malzemelerin kirasını ödeyerek kullanabilirsiniz. Zaten özellikle uzun mesafeli bir yere seyahat amacıyla gidiyorsanız bütün malzemelerinizi yanınızda taşımanız da çok zor. Bunlar büyük ve yer kaplayan malzemeler. Bu durumun istisnası ne olabilir? Sadece dalış amaçlı geziler yapıyorsanız, yılda en az 3-5 kez dalışa gidiyorsanız, bazı malzemelerinizin kendinize ait olması bir noktadan sonra hem daha ekonomik hem de daha konforlu olacaktır. Yüzlerce kişinin taktığı maskeyi yüzünüze takmak, yüzlerce kişinin giydiği palet veya elbiseyi giymek bir noktadan sonra sizi mutlu etmemeye başlayacaktır. Tam yüzünüze oturan bir maske, tam ayağınıza oturan bir paletinizin olması, kendi malzemelerinize güvendiğiniz için dalış konforunuzun da artması gibi etkileri olacaktır. Ben herkesin tutkusu haline getirebileceği en az bir hobisi olmasından yanayım. Yeni hobi ve uğraşlar; insana farklı bakış açısı kazandırması, deşarj olmasını sağlaması, yeni ilişkiler kurması ve daha pek çok fayda sağlar. Dalış da bu seçeneklerden biri, ayrıca deniz altında bambaşka bir dünya var, orayı keşfetmenin en güzel yolu. Bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız dalış ile ilgilisiniz demektir, umarım en kısa zamanda bu yeni dünyaya dahil olursunuz. Kaş'ta ufak bir dalış deneyimim oldu. Balıklara ekmek vermiştik. Biraz daha ögrenip daha derine dalmak istiyorum. Açılışı yapmışsın Pınarcım, devamı gelir artık! Çok güzel ve bilgilendirici bir makale. teşekkürler. ben yeni 1 yıldız dalıcı oldum ve çok geç kalmışım diyorum. suyun altı inanılmaz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dalyanda-butik-otel-arayanlar-icin-dna-hotel-dalyan", "text": "Dalyan, Türkiye'deki en güzel ve en özel tatil destinasyonlarından biri. Muhteşem doğası, sakin ve sessiz yerleşim yerleri, dünya çapında bilinen İztuzu Plajı, kadim tarihinin kalıntıları olan kaya mezarları ve Kaunos Antik Kenti ile herkesin tatil rotasında olması gereken bir yeryüzü cenneti. \"Cennet Dalyan'da nerede kalınır?\" sorunuza yepyeni bir seçenek ile geldim: Butik otel konseptinde hizmet veren Dna Hotel Dalyan. Dalyan, koruma bölgesi olması nedeniyle büyük otel yapılmasına izin verilmeyen, butik otel seçeneklerinin yoğun olduğu bir yerleşim. Doğal yapısını koruması açısından bu hali beni çok mutlu ediyor. Dalyan butik otel seçeneklerinin arasında fark yaratabilmek kolay değil. Size bahsedeceğim Dna Hotel Dalyan, en güzel alternatiflerden biri. Dna Hotel Dalyan, Dalyan merkeze yürüme mesafesinde 2021 yılında hizmete açılmış olan 13 odalı bir butik otel. Konforlu odaları, şehir ile uyumlu mimarisinin yanında sonsuzluk havuzu gibi eklemeler yapılarak gelen konukların en üst düzeyde konaklaması hedeflenerek tasarlanmış. Otelin beni mutlu eden yönlerinden biri ise 14 yaş üzeri konukları kabul etmesi. Şüphesiz, küçük çocuklu ailelerin konaklamaması tatil huzurumuzu bir kat daha artıracak bir etken. Bence otelin tek eksiği var; evcil hayvan kabul etmiyor olması. Bu konuyu çözebilirlerse Dalyan'daki oteller arasındaki en iyi seçenek olabilirler. Dna Hotel Dalyan, oda kahvaltı ve yarım pansiyon konseptinde hizmet veriyor. Böylece akşam yemeğinde Dalyan'ın meşhur mavi yengecinin tadına bakmak için Dalyan merkezde otele yürüme mesafesinde bulunan restoranlara gitme imkanınız oluyor. Dna Hotel'in 13 adet odası bulunuyor. Havuz girişli oda, havuz manzaralı oda, standart oda ve çatı katı odaları şeklinde farklı odaları var, rezervasyon yaptırırken hangi oda ilginizi çekiyorsa onu belirtmeyi unutmayın. Havuz girişli odalarda odanızdan havuza girebilir, çatı katı odalarında ise 3 kişi konaklama yapabilirsiniz. Otelin yeni yapılmış olmasının bir avantajı da ıslak zeminlerin pırıl pırıl olması. Özellikle banyo, tuvalet temizliği konusunda hassasiyeti olanlar için bu bölüm çok önemli. Odalarda Wifi internet, Dsmart yerli-yabancı yayın, Amazon Prime video, Netflix, Youtube gibi uygulamalar, Nespresso kahve makinesi ve kapsüller -bu benim için baya önemli- i, çay kahve seti, çalışma masası, berjer, led aydınlatma sistemi, kasa, minibar, lux buklet ürünleri, merkezi sistem klima ve kartlı anahtar sistemi ile bir otelden bekleyebileceğiniz herşey eksiksiz olarak bulunuyor. \"Denize çok yakınız, havuzu ne yapalım?\" demeyin. Dalyan'ın lagün kısmı suya girmek için uygun değil, önden onu hatırlatayım. Dalyan çevresinde bir yerleri gezip geldiniz, otelde dinlemek istiyorsunuz, o sırada havuzda serinlemek harika olmaz mı? Dna Hotel'in etrafını saran büyük bir tuzlu su yüzme havuzu bulunuyor, kimse ile çarpışmadan rahat rahat yüzebilirsiniz. Havuzun önemli bir özelliği ise klor ve kimyasal kullanılmıyor olması yani deniz suyu gibi doğal. Otelde sabahları serpme kahvaltı, sınırsız çay ile birlikte servis ediliyor. Ege'ye özgü çeşit çeşit zeytinler, şifalı zeytinyağı, leziz peynirler, ev yapımı reçeller ile birlikte servis ediliyor. Aç kalmayacağınızdan emin olabilirsiniz. Havuzun hemen yanıbaşında \"D Cafe Bistro\" bulunuyor. Burada yerli yabancı içecekler, aperatif lezzetler ile gün içinde havuz keyfi yaparken otelden çıkmadan açlığınızı bastırabilirsiniz. Peki ben çok kalbimden vuran ne oldu? İstanbul'da dahi pek az yerde bulabildiğim Julius Meinl çekirdek kahveleri ve ürünleri ile kahvelerin hazırlanıyor olması. Beni burada yakaladınız, başka sözüm yok. Dalyan ile ilgili detaylı bir blog yazım olduğu için bu yazıda Dalyan'da gezilecek yerler konusuna derinlemesine girmeyeceğim, merak edenler yazıma göz atabilir. Ancak fikir vermesi için aşağıda liste halinde Dalyan'da gezilecek görülecek yerler ve yapılacakları sıralıyorum. - Sakin, sessiz Dalyan şehir merkezi - Mutlaka görmeniz gereken, tekne turları ile keşfedebileceğiniz Dalyan Lagünü - Dünyaca ünlü İztuzu Plajı - İztuzu yakınında bulunan ve gün batımında harika görünen Sülüngür Gölü - Lagünün muhteşem güzelliğini yukarıdan görmek için Gökbel-Radar Tepesi Seyir Noktası - Lagünün muhteşem güzelliğini yukarıdan farklı bir manzaradan görmek için Çandır Tepesi Seyir Noktası - Tarihin izleri arasında kaybolmak için Kaunos Antik Kenti - Dalyan'ın imzası olmuş Kaunos Kral Mezarları - Çamur banyosu yapabileceğiniz Sultaniye Kaplıcaları - Denizin tadını farklı yerlerde çıkarmak için Kargıcak, Aşı ve Ekincik Koyları İztuzu plajında tekne turlarına katılmak için otel resepsiyonundan yardım isteyebilirsiniz, sizi Dalyan Tekne Turu Kooperatifi'ne yönlendireceklerdir. - Dalyan şehir merkezine 850 metre, - Dalaman Havalimanı'na 30 km, - İztuzu Plajı'na 13 km, - Sarıgerme Plajı'na 30 km - Kargıcak Koyu'na 15 km, - Aşı Koyu'na 24 km, - Köyceğiz merkeze 23 km, - Göcek'e 30 km, - Fethiye Ölüdeniz'e 74 km, - Marmaris'e 89 km, - Akyaka'ya 65 km mesafede yer alıyor. Google haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Dalaman Havalimanı'ndan Köyceğiz'e Havaş servisleri bulunuyor. Köyceğiz'de servisten inip taksi ile otele ulaşabilirsiniz. - Havalimanı'ndan araç kiralayabilirsiniz. Böylece Dalyan çevresindeki pek çok yere kolayca ulaşabilirsiniz. - Otelinizden ücreti karşılığında havalimanı transferi talep edebilirsiniz. Otel ile ilgili bilgi almak ve en iyi fiyat garantisi ile rezervasyon yaptırmak için; dnadalyan. com üzerinden veya telefon ile ulaşabilirsiniz. Aşağıda tüm iletişim bilgilerini göreceksiniz. Türkiye'nin turizm cevherlerinden biri olan Dalyan'da, konforlu ve keyifli bir tatil yapmak için Dna Hotel Dalyan güzel bir seçenek. Oteli ararsanız benden selam söylemeyi unutmayın! İlginç hayvan rahatsız etmiyor ama 14 yaşından küçük cocuklar rahatsız ediyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/damaklarinizda-iz-birakacak-11-kuba-kokteyli", "text": "Kokusuna ve rengine hayran olacağınız Daiquiri, şeker, limon suyu, buz ve romdan yapılıyor. Küba içecekleri deyince akla ilk gelen şey olan Mojito, rom, köpüklü su, şeker, limon suyu, buz ve nane ile yapılıyor ve hafif ekşimsi tadı ile damağınızda yer ediniyor. Benim de favorim! Cubata olarak da adlandırılan Cuba Libre, rom ve kolanın karışımından meydana geliyor, buzlu ve leziz bir yöresel Küba içeceği. Pina Colada'nın anavatanı Küba olmasa da, Küba'ya gittiğiniz zaman muhtemelen gözünüze çarpacaktır çünkü çok popüler. Bu yüzden Küba içecekleri arasında da gösteriliyor. Bazen gece kulübü ve barlarda bazense restoranlarda yemekten önce sunulan Cubanito, içtiğiniz anda genzinizi biraz yakabilir çünkü karışımında Worcestershire ve acı sos vardır. Ferah ve taze kokusuyla Küba kokteylleri arasında en sevilenlerinden olan President, sunumuyla da gözlerde bir hayranlık yaratıyor. President, siyah vermut, beyaz rom, bir tutam nar şurubu, küçük buz parçalarının birleşiminden oluşuyor ve hepsinden ölçülü bir şekilde karıştırılarak yapılıyor. Küba'nın en ünlü içecekleri arasında olan Saoco, Hindistan cevizi sütü ve şeker kamışı brendi ya da rom ile yapılıyor. Aynı zamanda sütünün kullanıldığı Hindistan cevizi kabuğunda da servis edilmesi içeceğin akıllara kazınmasını sağlıyor. Elma likörünün lezzetlendirdiği Cuban Ginger, Havana'nın ünlü eğlence yerlerinde kolaylıkla bulabileceğiniz bir içecek. Hatta Havana'da plajlardan çok barlarda görebilirsiniz. Rengi, sunumu, tadı, çok farklı olan Havana Loco, Küba'nın en turistik yeri Havana'ya özgü bir içecek. Havana Club'ta zengin tropik meyvelerini tatmaktan büyük bir keyif alacaksınız. İçinizi serinletecek bir içecek olan Crema de Vie, içerisinde şurup, yumurta sarısı, vanilya ve rom, konyak ya da alkol bulunan bir içecek. Havana Special, Küba'ya özgü en özel içeceklerin başında geliyor. Havana'nın ünlü kulübü Havana Club ile özdeşleşen bu içecek, ananas veya limon dilimleriyle sunum yapılarak servis edilmekte. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/danimarkanin-en-guzel-8-turistik-noktasi", "text": "Medeniyetin beşiği, dünyanın en barışçıl ülkelerinden biri, geçmişte ise Avrupa'yı titreten Vikinglerin vatanı olan Danimarka; doğal güzellikleri, nefes keserken mimarisi, Dünyanın en mutlu insanlarına ev sahipliği yapan yaşam felsefesi hygge ile tüm dünyayı etkisi altına almayı başarıyor. İskandinavya'nın başladığı, Avrupa ile İskandinavya'nın bağlantı noktası olan bu ülke; fırça ile çizilmiş güzellikte mimarisi, Kuzey Denizine uzanan coğrafyası, balıkçı kasabaları, Andersen masallarından fırlamış gibi görünen kaleleri ve meşhur Faroe Adaları ile ziyaretçilerine birbirinden güzel gezi rotaları sunuyor. Danimarka'ya gitmeden önce bu güzel ülkede yaşayan insanların felsefesini anlamak gerekir diye düşünerek, Danimarkalıların mutlu sırrı Hygge felsefesinden bahsetmek istedim. Hygge, samimi bir ortam yaratma sanatı, mutluluk veren şeylerin varlığından zevk alma, sevdiğin insanlarla vakit geçirme, güvende hissetme, gardınızı düşürmeye izin verme, sinir bozucu konulardan uzak durma, yani huzurlu ve mutlu zaman geçirme olarak tanımlanabilir. Soğuk bir kış gecesinde battaniye altında sıcak çikolata içtiğiniz anı hatırlayın, aileniz veya yakın dostlarınızla yediğiniz bir yemeği, işte Hygge tam olarak o anı anlatıyor ve hayatınızda böyle anları çoğaltmanızı öneriyor. Danimarkalıların mutluluk sırrı Hygge ile ilgili yazdığım detaylı yazıya da bir göz atın. Gelin, mutluluk sırlarını öğrendiğimiz Danimarka'nın bu kez birbirinden güzel turistik noktalarını tanıyalım. Bir ülkeyi keşfetmek için gezmeye başlanacak en güzel nokta en büyük şehri veya başkenti. Kopenhag, Danimarka'nın en yüksek nüfuslu şehri ve başkenti, yani Danimarka gezisine başlamak için en doğru nokta. Başkent ve en kalabalık şehir dediysem gözünüzü korkutmasın, 600.000 gibi bir nüfusu var. Şehir merkezinde gezilecek görülecek yerlerin pek çoğu yürüme mesafesinde, yürüme mesafesinde olmayanlara ise şehrin en yaygın ulaşım şekli olan bisiklet kiralayarak gidebilir veya metro ağından faydalanabilirsiniz. - Nyhavn: Şehrin eski liman bölgesi ve turistik kalbinin attığı yer. - Kopenhag Kalesi: Şehir merkezinin hemen yanında bulunan şehir kalesi. - Küçük Deniz Kızı Heykeli: Kalenin kenarında deniz içinde bulunan heykel Kopenhag'ın simgesi haline gelmiş. - Stroget Caddesi: Şehrin trafiğe kapalı, alışveriş caddesi. Danimarka mimarisi ile süslenmiş caddedeki binalar buraya ayrı bir güzellik katıyor. - Yuvarlak Kule: Stroget üzerinde 17. yüzyılda gözlem kulesi olarak inşa edilmiş bu kule Avrupa'daki hala kullanılan en eski gözlem kulesi. - Tivoli Bahçesi: Şehir içinde devasa bir eğlence parkı. - Rosenborg Kalesi: Rosenborg Kalesi şehrin göbeğinde küçük bir şatoyu andıran, önünde devasa bir bahçesi olan bir kale. - Christiansborg Sarayı: Sarayın bulunduğu ada üzerinde Eski Borsa Binası, Kütüphane, Danimarka Yahudi Müzesi ve Kraliyet binaları yer alıyor - Christina Bölgesi: Burası eskiden askeri bölge imiş, askerler bölgeyi terk edince bir grup bu bölgeyi işgal etmiş ve kendi özerkliklerini ilan etmişler. Şimdi pek çok şeyin serbest olduğu bohem bir bölge ve görülmeye değer. Kopenhag'da gezilecek yerler ve fazlası için tıklayın. Aarhaus, Danimarka'nın kültür başkenti sayılabilir, hatta 2017 yılında Avrupa Kültür Başkentliği yapmıştır. Yüzlerce yıldır ticaret merkezi olarak bilinen şehir sadece ticaretin değil, müziğin de merkezi olmuştur. Her yıl yaz aylarında sekiz gün süren bir uluslararası caz festivaline ev sahipliği yapar. Danimarka'nın ikinci şehri olan Aarhaus, eski bir Viking yerleşimidir. Vikinglerden kalma mimariye sahip ve iyi korunmuş evler şehirde görülmeye değer yerler arasındadır. Aaborg, Danimarka'nın eski şehirlerinden bir tanesi. Aaborg, özellikle kültürel aktiviteler açısından ilgi çeken bir şehir. Tiyatro, opera, senfoni izlemek için en uygun şehir olmasının yanında Danimarka'nın en büyük karnavalı da burada düzenleniyor. Şehirde görülecek yerler arasında yarı ahşap mimari ile inşa edilmiş konakları, 16. yüzyıldan kalma Aalborghus Kalesini, eski bir Viking kilisesinin kalıntıları üzerine inşa edilmiş 14. yüzyıldan kalma Budolfi Kilisesi'ni sayabiliriz. Skagen, Danimarka'nın en kuzeyindeki şehirdir. Ülkenin ana balıkçı limanıdır ve Danimarka'nın en popüler turist noktalarından biridir. Bulunduğu konum itibarıyle Baltık ve Kuzey denizlerinin buluştuğu noktada yer alan Skagen, ringa balıkçılığı ile ünlüdür. Ayrıca şehir, Danimarka'nın en eski deniz fenerlerinden birine sahiptir. Danimarka Kraliyet Ailesi, 1900'lerin başında yaz aylarını burada geçirince burası bir cazibe merkezi haline gelmiş ve İskandinavya'nın dört bir yanından yelkenli tekneler burayı ziyaret eder olmuş. Odense adını, İskandinav Tanrısı Odin'den alır ve Odin'in kutsal alanı anlamına gelir. Danimarka'nın üçüncü büyük şehridir. Ancak Odense'in meşhur olmasını sağlayan ünlü masal yazarı Hans Christian Andersen'in doğduğu ve büyüdüğü şehir olmasıdır. Burada yazarın adını taşıyan bir müze bulunur ve şehirde masal karakterlerine ait heykelleri görebilirsiniz. Odense'e geldiğinizde eski Viking Kalesi, Funen Köy Müzesi, Danimarka'nın en eski sanat müzelerinden biri olan Funen Manastırı ve Saint Canute Katedrali'ni ziyaret edebilirsiniz. Kopenhag'a 30 kilometre mesafede yer alan Roskilde, Danimarka'nın eski başkentlerinden biri ve en eski şehirleri arasında yer alıyor. İskandinavya'daki ilk tuğla gotik katedral olan Roskilde Katedrali pek çok kraliyet ailesi mensubunun mezarlarına ev sahipliği yapıyor. Roskilde'yi asıl popüler yapan yer ise, Roskilde'yi deniz işgalcilerinden korumak için savaşırken batan 5 Viking gemisinin kalıntılarının bulunduğu Viking Gemi Müzesi'dir. Ayrıca yaz aylarında düzenlenen rock müzik festivali de Roskilde'yi ziyaret etmek için başka bir sebep. Ribe'yi anlatmak için kullanılan bir laf var: Yaşlanmıyorsun, daha iyi oluyorsun\". Ribe, Danimarka'nın en eski şehri. 700 yılında bir Viking pazar yeri olarak kurulmuş. 1496'da insa edilmiş olan belediye binası Danimarka'nın en eski belediye binası olma özelliği taşıyor. Ribe Katedrali ise Danimarka'daki ilk Hristiyan kilisesi olarak biliniyor. Vikinglere ilginiz varsa bu şehir mutlaka ilginizi çekecektir. Ribe'a gelirseniz yakınlardaki Wadden Denizi Milli Parkı'nı da rotanıza ekleyebilirsiniz. Faroe Adaları, İskoçya ile İzlanda arasında yer alıyor ancak Danimarka Krallığı'na bağlı özerk bir ülkedir. Muhteşem güzellikte 18 adadan oluşan bölge kendi dili ve kültürüne sahiptir. Ana adalar birbirine deniz tünelleri ve köprüler ile birbirine bağlanmıştır ve dünyanın en iyi yolları listesinde en üst sıralarda yer alır. Adaları keşfetmenin en güzel yöntemi araç kiralamak olsa da doğal güzellikleri keşfetmek için uzun doğa yürüyüşlerine de kendinizi hazırlamalısınız. Muhteşem doğal güzellikleri ve bakir coğrafyası ile doğa severler için bulunmaz bir rotadır. Tabii ki Danimarka'da gezilip görülecek pek çok güzel yer, milli park, ada, köy var. Bu yazıda liste başına girebilecek olanları derlemeye çalıştım. Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi Şubat 2021 sayısında yayınlanmıştır. Ne güzel birkaç kez gidip bu güzellikleri tekrar tekrar görme imkanı yakalamışsınız."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/datca-da-gezilecek-yerler", "text": "Datça; Akdeniz ve Ege Denizi'nin birleştiği noktaya uzun bir dil gibi uzanan yarımadası, Knidos Antik Kenti, birbirinden temiz ve bakir koyları, güneşi, gün batımları, bademi, şarapları, mutfağı derken, gidip tek seferde tadına doymanın mümkün olmadığı bir yer. Datça'ya her gittiğimde ben de farklı keşifler yaptım, farklı lezzetler tattım, harika manzaralara şahit oldum. Datça'da gezilecek yerler, Datça plajları, yeme-içme ve konaklama önerileri, yapılacak aktiviteleri ve daha pek çok konuyu Datça gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda bir araya getirdim. Datça gezi planı yaparken ihtiyacınız olacak her şey bu yazıda! Bu yazıda paylaştığım Datça'da gezilecek yerler, Datça Plajları, yeme-içme önerileri ve konaklama önerilerim aşağıdaki haritada yer alıyor. Haritaya tıklayarak kendiniz için kaydedebilirsiniz. Datça'da gezilecek görülecek yer çok, görülecek yerler birbirine pek yakın değil, bu nedenle araçla gitmeniz veya bir Datça'da araç kiralamanız gezi konforunuzu artıracaktır. > Datça'da uygun fiyata araç kiralamak için tıklayın. - Datça Merkez İskele Mahallesi - Eski Datça - Reşadiye Mahallesi - Knidos Antik Kenti - Deveboynu Feneri - UKKSA Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisi - Kızlan Tarihi Yel Değirmenleri Listede bulunan yerlerin detaylı açıklamalarını yazının devamında tek tek bulacaksınız. Datça denince hepimizin aklına Datça Yarımadası gelse de aslında Datça'nın bir ilçe merkezi var. İlçe merkezi 3 ana mahalleden oluşuyor; Eski Datça, Reşadiye ve İskele. İskele Mahallesi, Datça merkez denince akla gelen, sosyal hayatın yaşandığı, resmi kurumların bulunduğu, insanların mutlu mesut yaşadığı yer. İskele Mahallesi'nde Kumluk ve Taşlık plajı, Sevgi Yolu, Datça Limanı başlıca görülecek yerler. Kumluk Plajı'nda bulunan sahile atılan sandalyeleri ile meşhur balık restoranları ve bu restoranların süslü ışıklandırmaları İskele Mahallesi'nin en ikonik yerlerinden. Kumluk Plajı'ndan sahilden kuzeye doğru yürürseniz akşam üstünden itibaren incik boncuk ve hediyelik eşya standları ile hareketlenen Sevgi Yolu'na ulaşırsınız; güneye doğru yürürseniz önce tekne turlarının kalktığı limana sonra da amfi tiyatroya ulaşırsınız, devam ederseniz yat limanı ve Taşlık plajı şeklinde sıralama devam eder. Kumluk Plajı ile Liman arasındaki ara sokaklara girerseniz küçük kafeler, deri işleyen dükkanlar gibi Datça'yı güzelleştiren mekanlar bulabilirsiniz. Eski Datça'nın popüler olmasının sebeplerinden biri meşhur şairimiz Can Yücel'in hayatının son yıllarını burada geçirmiş olması. Can Yücel'in Eski Datça'da yaşadığı ev ziyarete açık değil, kapısında yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz şekilde fotoğraf ve şiirleri yer alıyor. Görebileceğiniz kısmı bunlarla sınırlı, içeride yaşayanlar olduğu için fotoğraf çekerken fazla gürültü yapmamaya özen gösterirseniz çok güzel olur. Datça adı, 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'na katılması ile almış. Ancak son Osmanlı padişahlarından biri olan Sultan Reşat döneminde şehrin adı \"Reşadiye\" olarak değiştirilmiş. Reşadiye Mahallesi adı da bu dönemden kalma. Cumhuriyet döneminde ilçeye tekrar Datça adı verilmiş ve şehir merkezi İskele Mahallesi'nin bulunduğu deniz kıyısına taşınmış. Reşadiye Mahallesi de Eski Datça gibi tarihi dokunun korunduğu dar sokakları, beyaz badanalı evleri, süslü avluları ve badem ağaçları ile görülmeye değer. Reşadiye'de Koca Ev olarak bilinen Mehmet Ali Ağa Konağı görülmesi gereken yerlerin başında. Kızlan Köyü, Datça'nın en fazla rüzgar alan bölgesidir. Köy, 300 yıllık geçmişe sahip tarihi yel değirmenlerinin yoğun olarak bulunduğu yer olarak dikkat çeker. Datça'ya yaklaşırken Kızlan Köyü'ne doğru yaklaştığınızda değirmenleri görmeye başlarsınız. Altı değirmenin çoğu bir tepe üzerinde yer alıyor. Altı değirmenin iki tanesi restore edilmiş durumda, biri bir iş adamı biri de kaymakamlık tarafından restore edilmiş, kafe olarak hizmet veriyorlar. Değirmenlerin orijinal iç mekanizmasını görmek isterseniz en tepedeki yel değirmenini ziyaret edebilirsiniz. Knidos Antik Kenti, Datça Yarımadası'nın en batı ucunda yer alıyor. Antik kentin bulunduğu alandaki yerleşim M. Ö. 14. yüzyıla kadar uzanıyor. Knidos en güçlü zamanlarını Helenistik Dönemde yaşamış, Karya'nın en önemli şehirlerinden biri olmuş. Zeytinyağı ve şarap ticareti ile zenginleşerek tüm Datça Yarımadası'na doğru yayılmış. Yaşanan bir deprem ile şehir denize doğru çökünce doğu ve batı limanları oluşmuş. Şehir kalıntıları arasında çok sayıda kilise, tapınak var. Şu an ayakta olan, net olarak görebileceğiniz küçük tiyatro, stoa, liman caddesi çevresindeki bir kaç yapı ve sur kalıntıları bulunuyor. Tüm antik kenti gezmek için en az 3-4 saat ayırmanızı öneririm. Knidos Antik Kenti 2023 yılı giriş ücreti 25 TL, Müzekart ile ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Gezgin Tüyosu: Antik kenti görmek için öğlen sonra saatlerine plan yapın, kenti gezdikten sonra gün batımı için kentin en batı ucunda bulunan Deveboynu Feneri'ne yürüyüş yapın. Yanınıza yiyecek, içecek alıp günü harika bir Ege manzarası ile batırabilirsiniz. Antik kent içinde alışveriş yapabileceğiniz bir yer yok, tedarikli gitmenizi öneririm. Knidos Antik Kenti'nin batı limanından bir patikadan 20 dakika yürüyerek Deveboynu Deniz Feneri'ne ulaşabilirsiniz. Patika biraz taşlık ve çalılık, bu nedenle rahat bir ayakkabı ve bacaklarınızı açıkta bırakmayacak bir kıyafet tercih etmeniz iyi olur. Gezgin Tüyosu: Gün batımını fenerde izlemek yerine fenere giden yol üstündeki izleme noktalarından izlerseniz yukarıdaki fotoğraftaki gibi manzaraları yakalayabilirsiniz. Fenere kadar yürüyemezseniz üzülmeyin, izleme noktalarının manzarası da son derece güzel. Palamutbükü'nden Knidos Antik Kenti'ne giderken yol üstünde Yaka Köyü'nde bulunan UKKSA Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisi yolunuza çıkacak. 65 ülkeden sanatçıyı misafir eden bir akademi burası. 11.000 dönüm arazide sergiler, atölyeler, kafeterya ve misafirhane bulunuyor. Açık ve kapalı sergi alanlarında sergilenen sanat eserlerini satın almanız da mümkün. İnternet sitelerinden etkinlik ve atölyeleri takip edip siz de katılabilirsiniz. Giriş ücretsiz. Datça'da denize girebileceğiniz pek çok plaj, koy, bük var, tam 52 tane koy var desem, ne dersiniz? 52 koyun 7 tanesi de mavi bayraklı. Deniz çok berrak ve çoğunlukla taşlı, çakıllı. Datça'da deniz Ege Sahilleri'nin büyük bölümünde olduğu gibi Akdeniz'e göre daha soğuk oluyor. Soğuk ve berrak deniz arayanlar için burası harika! - Aktur: - Karaincir Plajı: :Çocuklu aileler için daha uygun - Kumluk Plajı: Datça merkezde yer alan plaj, kumluk olsa da kalabalık ve çok temiz olmadığı için yüzmek için çok tercih edilmiyor. - Taşlık Plajı: Datça merkezde yer alan diğer plaj, limana uzak olan kısmı yüzmek için daha uygun. - Kargı Koyu: - Akvaryum Koyu: - Hayıtbükü: Çocuklu aileler için uygun plajlardan biri, çok derin değil ve küçük çakıllı bir plaj. Sahil boyunca çok sayıda tesis var, isterseniz kendi havlunuzu serip denize girebilirsiniz. - Kızılbük, - Kurubük: Tesis yok, aracınız ile denize yakın bir noktaya kadar gidebiliyorsunuz. Oldukça taşlık bir plaj. - Ovabükü: Çocuklu aileler için uygun plajlardan biri, çok derin değil ve küçük çakıllı bir plaj. Sahil boyunca çok sayıda tesis var, isterseniz kendi havlunuzu serip denize girebilirsiniz. - Palamutbükü: Datça'nın en popüler plajlarından biri. Taşlık bir plaj, sahil boyunca çok sayıda tesis var, isterseniz kendi havlunuzu serip denize girebilirsiniz. - Akçabük: Burası Akçabük Kamping'in özel plajı olarak kullanılıyor, tertemiz, pırıl pırıl, taşlık, kayalık bir plajı var. - Knidos Antik Kenti Plajları: Antik kentin içinde iki ayrı koy bulunuyor, ikisinden de denize girebilirsiniz. Datça'da En İyi Plajlar yazımda plajlara dair detayları bulabilirsiniz. Datça doğal ve tarihi güzellikleri ile gez gez bitmeyecek tatil beldelerimizden biri. Bu gezintiler sırasında yapılabilecek aktiviteleri kısaca aşağıda sıralamaya çalıştım. Datça'nın birbirinden güzel koylarını keşfetmenin bir yolu da günübirlik tekne turları. Karadan ulaşım olan/olmayan koylara yapılan bu turlar; Datça merkezdeki limandan sabah saatlerinde hareket ediyor, 5-6 koy gezip öğle yemeğini de teknede yendikten sonra akşamüstü Datça'ya geri dönüyor. Kalabalık tekne turlarına dahil olmak istemezseniz limandaki tekne operatörleri ile anlaşarak kendi teknenizi de kiralayarak istediğiniz rotayı içeren bir gezi yapmanız da mümkün. Ülkemizin Likya ve Frigya ile birlikte en önemli antik yürüyüş rotalarından biri olan Karia Yolu'nun önemli bir kısmı Datça Yarımadası'ndan geçiyor. Karia Yolu dışında da sonu denizde biten pek çok doğa yürüyüş rotası Datça Yarımadası'nı kaplıyor. Özellikle ilkbahar ve sonbahar ayları yürüyüş yapmak için ideal. Yürüyüş rotalarına Maps. me ve Wikiloc gibi uygulamalar üzerinden ulaşabilirsiniz. Likya Yolu Yürüyüşü ve Frigya Yolu yazılarıma göz atmayı unutmayın! Çok fazla bilinmese de Datça Yarımadası dalış severler için de farklı seçenekler sunuyor. En popüler dalış noktaları; İnce Burun, Üç kayalar, Dick's Rocks. Dalış noktalarında vatoz, orfoz, lagos, baraküda gibi su altı canlılarının yanı sıra Knidos Antik Kenti döneminden kalan amforaları da görme şansınız var. Bulunduğunuz şehirdeki dalış okullarının Datça dalış turlarına katılacağınız gibi Datça'ya geldiğinizde buradaki dalış tekneleri ile de dalışınızı organize edebilirsiniz. Ancak bir hatırlatma; hala Ege'nin soğuk suları hissedildiğinden dalış yapmak için yazın sıcak ayları tercih etmenizi öneririm, aksi halde su dalış için çok soğuk olabiliyor. Datça Yarımadası'nda yel değirmenlerini çevirecek güçteki rüzgarlar elbette rüzgar sörfü yapmak için de uygun bir ortam sağlıyor. Ülkemizin önemli kitesurf merkezlerinden biri olan Datça her yıl yerli yabancı pek çok sporcuyu ağırlıyor. Amatör olarak kitesurf denemek isteyenler için de uygun bir yer. Knidos Antik Kenti, şarap ve zeytinyağı üretimi ve ticareti ile zenginleşmiş demiştik. Datça Yarımadası'nın 4000 yıllık geçmişe sahip şarap geleneceği bugün birkaç küçük şarap üreticisi tarafından devam ettirilmeye çalışılıyor. Buraya özgü Datça Karası ve Anadolu'da yetişen diğer üzümlerden üretilen şaraplar güzel şarap/bağ evlerinde şarap severler ile buluşuyor. Tadım yapmak, bir şeyler yemek veya yerinde yapılmış şaraplardan almak için bu üreticileri ziyaret edebilirsiniz. Ben Datça'da Reşadiye Mahallesi'ne yakın olan Knidos Şarapçılık tesislerini ziyaret ettim. Üzüm bağları arasına kurulmuş bağ evinin keyifli bahçesinde bir şeyler yiyip uzun uzun şarap keyfi yapmak için vaktim yoktu ama iki şişe şarabımı alıp yoluma devam ettim, ikisi de çok güzel çıktı. - Reşadiye Mahallesi'nde bulunan Knidos Şarapçılık, - Kızlan Köyü'ne yakın olan Datça Bağcılık ve Şarapçılık. Datça, 85 farklı badem çeşidini susuz tarım ile yetiştirilen önemli bir badem üreticisi. Türkiye'deki badem üretiminin %10'u Datça Yarımadası'ndan karşılanıyor. İriliği ve lezzeti ile sulu tarım ile yetişen bademlere fark atan Datça bademi kutlanmayı hak ediyor. Datça Belediyesi'nin organizasyonu ile her yıl şubat ayında badem çiçeklerinin açma zamanında Badem Çiçeği Festivali düzenliyor. El yapımı hediyelik eşyalar ve yöresel yiyecekler, badem ürünleri, renkli ve yaratıcı atölyeler, dans gösterileri, sahne performansları ile 3-4 gün süren festivalde pek çok etkinlik düzenleniyor. Festival kapsamında çevre turları ve doğa yürüyüşleri de düzenleniyor. Hem badem ağaçlarının pembe ve beyaza büründürdüğü doğayı seyretmek hem de etkinliklerin tadını çıkarmak isteyenler festival takvimi için www. bademcicegifestivali. com adresini takip edebilirler. Datça'da gezilecek yerler listesini tamamladıysak biraz da Datça'nın tarihçesi, konumu, gitmek için en iyi zaman, konaklama seçenekleri, yeme-içme imkanları gibi konulara geçebiliriz. Datça gezi rehberi dolu dolu devam ediyor, okumaya devam! Datça Yarımadası'ındaki geçmişi M. Ö.2000'li yıllara dayanana buluntulara rastlanmıştır. Antik dönemde önce Karyalılar, sonra Dorlar bölgede yaşamış. Dorlardan sonra Romalılar bölgeye egemen olmuşlar, bu dönemde Knidos kenti ticaret sayesinde önemini artırmış. Doğu Roma İmparatorluğu'nun son dönemine kadar Knidos önemli bir ticaret merkezi olmaya devam etmiş. Depremler ve korsan saldırıları ile güç kaybeden Knidos 13. yüzyılda Menteşeoğulları'na bağlanmış, 15. yüzyılda da Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmış ve Datça adını almış. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde Datça şehir merkezi bugünkü İskele Mahallesi'nin bulunduğu deniz kıyısına taşınmış. Datça Yarımadası Akdeniz ve Ege Denizi'nin buluştuğu noktada, Gökova ve Hisarönü Körfezleri arasıda yer alıyor. Muğla ilinin en batı ucunda bulunan Datça Yarımadası, doğusunda Marmaris, güneyinde Akdeniz, batısında Akdeniz ve Ege, kuzeyinde ise Ege Denizi ile çevrilli durumdadır. Datça'nın Google Haritalar uygulaması üzerinde konumunu görmek için tıklayın. - Datça şehir merkezi Marmaris arası 70 km, - Datça şehir merkezi Gökova arası 95 km, - Datça şehir merkezi Akyaka arası 99 km, - Datça şehir merkezi Köyceğiz arası 128 km, - Datça şehir merkezi Dalyan arası 157 km, - Datça şehir merkezi Dalaman arası 155 km, - Datça şehir merkezi Dalaman Havalimanı arası 162 km, - Datça şehir merkezi Fethiye arası 193 km, - Datça şehir merkezi Bodrum arası 233 km, ancak feribot ile sadece 45 km, 1,5 saatlik bir yolculuk ile geçilebiliyor. - Datça şehir merkezi Milas-Bodrum Havalimanı feribot ile Bodrum'a geçerseniz 80 km. Datça'nın bugüne kadar bakir kalmasının, aşırı kentleşmemesinin önemli sebeplerinden biri ulaşımın kolay olmaması ve çok yakınında havalimanının olmaması. Datça'ya İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerden direkt otobüs seferleri bulunuyor. Ancak Datça küçük bir şehir olduğu için otobüs seferleri çok sık olmuyor. Eğer direkt otobüs bulamazsanız Muğla merkeze veya Marmaris merkeze gelip oradan Datça'ya giden ilçe minibüsleri ile Datça'ya ulaşmayı da değerlendirebilirsiniz. Datça iki işlek havalimanının ortasında yer alıyor; Milas-Bodrum Havalimanı ve Dalaman Havalimanı. - Milas-Bodrum Havalimanı'ndan Datça'ya ulaşmak için; önce havalimanı servisleri ile Bodrum'a, Bodrum'dan da feribot ile Datça'ya geçebilirsiniz. Ancak uzun beklemeler yaşamamak için feribot seferlerinin saatlerini önceden kontrol edip uçağınızı ona göre ayarlamanız yerinde olacaktır. - Dalaman Havalimanı'ndan Datça'ya ulaşmak için; havalimanı servisleri ile direkt Datça'ya ulaşabilirsiniz. Datça'ya ulaşımın zorlu olmasından dolayı Bodrum Datça arasındaki feribot seferleri en hızlı ulaşım yöntemlerinden biri. Bodrum Datça arası çalışan feribotlar Bodrum'da tam merkezdeki Kale Limanı'ndan kalkıyor, Datça'da ise Karaköy'de bulunan Karios Marina'ya varıyor. Bu liman Datça merkeze 9,5 km mesafede bulunuyor. Datça merkezden dolmuşlarla Karaköy'e ulaşabilirsiniz. Bodrum'dan Datça'ya, Datça'dan Bodrum'a sefer sayıları çok kısıtlı olduğundan bu hatta plan yaparken gideceğiniz tarihteki feribot saatlerini mutlaka önceden kontrol etmenizi öneririm. Tüm ulaşım seçenekleri için Muğla Belediyesi'nin internet sitesindeki sefer saatlerini kontrol edebilirsiniz. - Datça'ya denize girmek için gidecekseniz; gitmek için en iyi zaman kesinlikle yaz ayları, Haziran-Eylül arası dönem. Datça'da sezon çok uzun değil çünkü su geç ısınıyor, rüzgarlı ve serin havası nedeniyle bahar aylarında denize girmek oldukça zor. - Datça'ya Karia Yolu veya diğer yürüyüş rotalarını yürümek için gidecekseniz en iyi zaman ilkbahar ve sonbahar ayları. Yeşil ile mavinin eşsiz buluşmasına şahit olacağınız Datça'ya ne zaman gitseniz keyif alırsınız, onu da söylemeden geçmeyeyim. Datça merkezde Kumluk Plajı ve Taşlık Plajı arasındaki yarım adacık üzerinde bulunan otelin konumu çok iyi, odaları temiz, mütevazi, kahvaltısı doyurucu. Merkezi bir yer arıyorsanız burayı tercih edebilirsiniz. Yolculook Pansiyon & Cafe Palamutbükü ile Knidos Antik Kenti arasında Yazı Köyü'nde bulunuyor. Gezgin dostlarımız açtığı pansiyon özellikle çocuklu ailelerin konaklayabileceği çok keyifli bir yer. Ayrıca yakın zamanda kendi yeniledikleri evleri Airbnb üzerinden kiraya vermeye de başladılar. Hayıtbükü sahilde, kocaman ağaçların altındaki kafesi ve denize bakan odaları ile Hayıtbükü'nde kalınacak güzel yerlerden biri. Üstelik kafesinde birayı bardağı soğutarak servis ediyorlar, en sevdiğim. - gittiğim yerin yerlilerine önerebilecekleri bir kamp yeri olup olmadığını soruyorum, - Google Haritalar uygulaması üzerinden gideceğim rota üzerinde kamp alanı var mı diye aratıp, çıkan sonuçların yorumlarına bakıyorum, - İnternetten beğendiğim kamp alanlarını telefonla arayıp fiyat ve imkanları soruyorum, - Yukarıdaki filtreden geçen kamp alanlarına gidip bakıyorum, beğenirsem kalıyorum. Datça yarımadasında ulaşımı açısından beni rahat ettirecek aklıma yatan iki kamp alanı oldu; Taşlık Plajı'nda bulunan Ilıman Kamping ve Akçabük Plajı'nda bulunan Akçabük Kamping. Arkadaşlarım Akçabük'te kaldığı için ben de orayı seçtim. Hem çadır hem de karavan için bol bol alanları var, kendi çadırınız yoksa çadır da sağlıyorlar. Denizi ve restoranı da güzel, yarımadanın orta bölümünde yer aldığı için diğer büklere ulaşım açısından da bana kolay oldu. İçeride minik bir market de var, ufak tefek ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Datça'nın üç \"B\"sini duymuş muydunuz? Datça'ya gelince BAL, BADEM, BALIK yenirmiş, üç B de buradan gelirmiş. Sırayla hepsinden bahsedeceğiz. Datça'da yeme-içme önerileri listesini hakkıyla çıkarmak için gerçekten çok vakit geçirmek lazım. En güzel Ege mezeleri, taze sebzelerden yapılan yemekler, mis gibi hamur işleri, yöreye özgü Datça Karası üzümüyle yapılan şaraplar, gazozu, bademi derken liste uzar gider... Ben yine de birkaç öneride bulunayım. Datça merkezde bulunan Kumluk Plajı'nda bulunan restoranlar, hem sahile atılan sandalyeleri hem de aydınlatmaları ile çok güzel bir ortam sunuyor. Burası hem ulaşım açısından en kolay hem de en popüler yer olduğu için fiyatlar biraz yüksek olsa da lezzetli ve farklı Ege mezeleri yemek için en iyi yerler bu sahilde yer alıyor. Kumluk Restoran en bilinen ve önerilen yerlerden. Eski Datça'da sokakların kalabalığından uzaklaşıp yeşil bir bahçede bir şeyler içmek, müzik dinlemek ve karnınızı doyurmak isterseniz Agapi Cafe Bistro uğramanızı önereceğim yerlerden biri. Datça gidip de \"Acelen varsa ne işin var Datça'da\" resminin önünde fotoğraf çektirmeden dönmek olmaz diyorsanız gideceğiniz yer Eski Datça'da bulunan Mehtap Cafe. Gitmişken çay, kahve de içebilirsiniz tabii. Eski Datça'nın meşhur dondurmacıların biri de Atakan Usta, Atakan Usta dondurmalarını keçi sütlü yapıyor. Fiyatlar yine normalin üstünde, tadına bakmak için belki 1-2 top alınabilir. Datça'da denize girmek, birkaç gün konaklamak, deniz ve tatilin tadını çıkarmak için en uygun yerlerden biri Palamutbükü. Palamutbükü'nde hem pansiyon ve otel gibi pek çok konaklama seçeneği var hem de sahilde hem şezlong ve şemsiyelerinden faydalanıp hem de yemek yiyebileceğiniz pek çok mekan var. Ben sahilde yemek yemek için Payam Restoranı tercih ettim. Ben kahvaltı için gittiğim için hamurişlerinin tadına baktım, pazılı börek çok iyiydi. Burada yemek yerseniz ücretsiz olarak şezlong ve şemsiyelerinden faydalanabiliyorsunuz. Payam'ın maskotu olmuş bir de papağanları var, gidince mutlaka görürsünüz. Palamutbükü'nde önerilen yerlerden biri de Organik Restoran idi. Özellikle akşam yemeği için önerilen yerlerden biri. Ben denemedim, denerseniz haber verin. Datça'nın meşhur lezzetlerinden biri keçi sütlü dondurma. En meşhur dondurmacı ise Tekin Usta Dondurmaları. Ben gittiğimde fiyatları çok yüksekti, başka dondurmacıları da deneyebilirsiniz, hepsi de güzel, Palamutbükü'ndeki Madsar Usta'nın fiyatları Tekin Usta'ya göre epey uygundu. Datça'nın üç B'sinden biri olan bademi için Türkiye'nin en lezzetli bademi, hatta dünyanın en iyi bademi diyorlar. Datça'da hem çok farklı çeşitte badem üretiliyor hem de bu bademler susuz tarım yöntemi ile üretildiğinde doğaya da zarar vermiyor. Bademin dış kabukları yeşil ve taze iken yenilen haline çağla deniyor. Taze taze yemesi de pek güzeldir, zamanı kısa olduğundan da kıymetlidir. Mevsimine göre Datça bademini balla, incirle, sade, buzlu çeşit çeşit halini yiyebilirsiniz. Datça'da bademin her çeşit hali var derken abartmamıştım, bademli gazozları dahi var. Marketlerde büfelerde bulabilirsiniz, gerçekten badem aromasını içerken net bir şekilde hissediyorsunuz. Datça'dan önce bal, badem alınır elbette. Daha sonra incir, kekik, deriden yapılan sandaletler, ipek el dokumaları, çantalar, anahtarlıklar ve daha pek çok farklı ürün, incik, boncuk Datça'nın her bölgesinde pek çok tezgahta sizi bekliyor. Haziran 2021'de yaptığım Datça seyahatime ait videoları iki bölüm olarak aşağıda görebilirsiniz. Videoları izleyip yorumlarınızı paylaşmayı unutmayın. Bu yazıda kullandığım Datça fotoğrafları aşağıda yer alıyor. Bu fotoğrafların tamamının telif hakkı bana aittir, izinsiz kullanılması yasaktır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/datcada-en-iyi-plajlar", "text": "Bir tarafı Akdeniz, bir tarafı Ege... Taş evler, begonvillerle süslü sokaklar, dudak uçuklatan güzellikte bir doğa, sayısı 50'yi aşan birbirinden güzler koylar ve bükler, leziz bal ve badem... Tüm bunlar Datça dendiği zaman aklımıza gelen şeylerin sadece birkaçı. Binlerce yıllık tarihi ve doğal güzellikleri ile Datça, cennetin yeryüzünde şekil bulmuş hali gibi adeta. Bu muhteşem doğa harikasına gitmeden önce size; Datça'da en iyi plajlar hangileri, Datça'da denize girebileceğiniz yerler nereler araştırmalarınızda yardımcı olmak istedim. Datça şehir merkezinde denize girebileceğiniz ideal yerlerden biri olan Kumluk Plajı, bölgenin en popüler plajı olma özelliği taşıyor aynı zamanda. Denizi oldukça sığ olan Kumluk Plajı'nın, adı üzerinde tamamı kumdan oluşuyor. Bu özelliklerinden dolayı da özellikle çocuklu aileler tarafından fazlasıyla tercih ediliyor. Plajdaki şezlong ve şemsiyeler ise, plajın hemen yukarısındaki yolda sıra sıra dizilmiş işletmelere ait ve fiyatlandırmaları farklı. Akşam şezlong ve şemsiyeler yerlerini masa ve sandalyelere bırakıyor Kumluk Plajı'nda. Ayrıca plaj, Mavi Bayrak sahibi. Datça'nın en rağbet gören plajlarından biri de Taşlık Plajı. Kumluk Plajı'na komşu olan plaj; Datça Limanı ile Ilıca arasında yer alıyor. Kuzey rüzgarlarından tamamen arınmış olmasından dolayı oldukça sakin. Denizin dibi ise çakıl ve kum karışımı. Plajın en ilginç özelliği ise denizin dibindeki Ilıca göl denilen şifalı suların kaynadığı gölet. Buradaki su tatlı ve tam denizle buluştuğu alan az tuzlu diyebileceğimiz türden. Datça'nın en ama en güzel koylarından biri olan Kargı Koyu, tatilinizi bitirmeden önce mutlaka denize girmeniz gereken koylardan biri. Berrak denizi ile akıllara durgunluk veren Kargı Koyu, tam bir huzur abidesi. Cırcır böceklerinin sesleri eşliğinde hamaklarda uzanıp kitap okumak harika bir ritüel Kargı Koyu'nda. Plajın işletmesi de oldukça başarılı. Özellikle kahvaltısını denemenizi tavsiye ederiz. Datça bükleri arasında en popüler olanı hiç şüphesiz Hayıtbükü. Burada çok fazla otel ve restoran işletmesi mevcut. Denizi de olağanüstü güzellikte Hayıtbükü'nün. Ayrıca enfes bir doğası var. Datça Merkez'den sonra mavi yolculuğun hareket noktalarından biri aynı zamanda Hayıtbükü. Plajı taşlık. Dolayısıyla deniz ayakkabısı almanızda yarar var. Koyun üzerindeki şezlong ve şemsiyeler ise işletmelere ait. Datça'nın en güzel ve en sakin koylarından biri olan Kızılbük, ismini günbatımı sırasında, hemen yanındaki tepenin kırmızı renge bürünmesinden alıyor. Büyük palmiye ağaçlarıyla dikkat çeken Kızılbük, tertemiz denizi ile Datça'nın en güzel denize girilebilecek alanlarından biri. Hayıtbükü'ne geldikten sonra sola dönüp, önünüze çıkan tepeyi aştığınızda Kızılbük tüm güzelliği ile selamlayacak sizi. Yolu biraz bozuk olduğundan ve herkes Hayıtbükü'nde kaldığından sakin bir koy. Datça'nın iki popüler plajı olan Ovabükü ile Palamütbükü arasında tesisi olmayan ancak oldukça uzun bir sahili ve harika bir denizi olan Kurubük yer alıyor. Deniz kıyısına kadar araç ile inebiliyorsunuz. Adı kuru olsa da plaj yakınında yeşillikler var. Siz yine de yanınızda sandalye, havlu ve yiyecek içeceğinizi götürün. Ovabükü, Muğla otelleri arasında belki de en samimi, en mütevazi tesislere sahip olanı. Datça'nın Mesudiye bölgesinde yer alan 3 büyük bükten biri olan Ovabükü, içlerinde en büyük ve en sakin olanı. Koyun hemen üzerinde bulunan birbirinden şirin pansiyon ve apart oteller, sessiz ve sakin bir tatil düşleyenleri büyük bir keyifle ağırlıyorlar. Tıpkı Hayıtbükü'nde olduğu gibi buradaki şezlong ve şemsiyeler de işletmelere ait. Bükün sonunda bulunan alan ise kamp için oldukça elverişli. Burası da iri taşlı bir koy olduğundan, deniz ayakkabısı mutlaka bulundurun yanınızda. Datça şehir merkezinden 25 km mesafede yer alan Palamutbükü, Ovabükü'nden sonraki koy. Datça Yarımadası'nın en ünlü plajlarından biri olma özelliği taşıyan Palamutbükü, masmavi denizi, el değmemiş doğası ve sakin dokusu ile adeta bir huzur noktası. Koy boyunca çok sayıda işletme, konaklama tesisi ve yazlık ev mevcut. Evet, buranın da plajı ve denizi taşlık. Dolayısıyla deniz ayakkabılarınız burada da çok iş görecektir. Akçabük Plajı, Palamütbükü Plajı'na yürüme mesafesinde, bir plaj. Plajın işletmesi Akçabük Kamping'e ait. Buradaki restorandan faydalanabilir, şezlong veya şemsiye kiralayabilirsiniz. Deniz kayalık ve taşlık, ama öyle pırıl pırıl ki, sadece denizi izlemek için dahi buraya gelebilirsiniz. Kamp alanında çadır ve karavan için ayrıştırılmış bölümler mevcut, restoran menüsü basit ama yeterli. Bilim ve sanatın kenti Knidos, görülmeye değer bir antik kent. Etrafında ise denize girebileceğiniz çok sayıda küçük plaj bulunuyor. Özellikle liman bölgesi, Knidos Antik Kenti'nde denize girebileceğiniz en güzel yerlerden biri. Deniz oldukça sakin ve dibi kumdan oluşuyor. Tekne turlarının da uğrak noktalarından biri aynı zamanda. Eğer vaktiniz olursa, Knidos Antik Kenti'nin sol tarafındaki tepenin en ucunda yer alan Deveboynu Feneri'ne de çıkmanızı tavsiye ediyoruz. Günbatımı saatleri burayı görmek için en ideal zaman! Türkiye'de tatil için gidilecek en güzel yerler arasında yer alan Datça, mutlaka tatil planlarınızın arasına girmeli. - Kumluk Plajı - Taşlık Plajı - Kargı - Hayıtbükü - Kızılbük - Kurubük - Ovabükü - Palamutbükü - Akçabük - Knidos Antik Kenti Çok güzel bir blog yazısı olmuş. Bir Marmarisli turizmci olarak yaşadığım yeri bloglardan görmek çok güzel bir duygu. Marmaris tekne turu Marmaris tatili sırasında olmazsa olmazlardan biridir. Aynı şey Datça içinde geçerlidir. Turistik bir beldeyi gezdiğiniz zaman kara turları yanında deniz turlarını da görmek gezginlere çok şeyler katar. Yazdığınız yazıda eksik yok fazlası var. Sizleri bir kere daha kutlarım ve teşekkür ederim. Marmaris ve Datça'dan herkese selamlar. Değerli yazılarınız ve paylaşımlarınız için Tatilmoni. com olarak Teşekkür ederiz.. Türkiye'nin en önemli turizm beldelerinden birisi olan Marmaris ve çevresinde keşfedilmeye değer birçok yer vardır. Tatilmoni. com ailesi olarak gelen misafirlere en iyi şekilde tatillerini geçirmesi ve bu tarihi yerleri keşfetmesi adına çalışıyoruz. Yaz tatili planları arasında mutlaka eklemeniz gereken yerlerden birisi olan Marmaris çevresi ve turları hakkında detaylı bilgi için Linke bakabilirsiniz. Elinize sağlık çok güzel bir paylaşım olmuş Citymamaris. com olarak başarılarınızın devamını diliyoruz. Merhaba, Bir daha yolunuz Marmaris yada Datça ya düşerse, Hisarönü Tekne Turumuza davetlisiniz. Datça ile Marmaris arasındaki Hisarönü körfezinde el değmemiş koyları geziyoruz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/deepseasailing-ile-gocek-yelkenli-tekne-turu", "text": "Yelkenli tekne konusunda hiçbir deneyimi ve bilgisi olmayan ben, yelkenli teknesi olan arkadaşım Deepseasailing'in daveti ile üç günlük bir tura katılmak üzere Göcek'e doğru yola çıktım. Göcek yelkenli tekne turu deneyimimiz, Dalaman Havaalanı, Göcek'teki Marinalar, Göcek yelkenli turu rotası ve daha pek çok detayı bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar! Yelkenli tekne turuna çıkarken yanınızda bulundurmanız gerekenler için hazırladığım yazıya da mutlaka bir göz atın. Deepseasailing ile Göcek Yelken Turu videomuza da mutlaka bir göz atın. Videoyu beğendiyseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Göcek'te yaptığımız yelken turunun detaylarına girmeden önce yelkenli tekneler hakkında yanlış bilinen konuların doğrusunu, benim daha önce hiç bilmediğim pek çok konuyu ve bizim yaşadığımız yelkenli deneyimini anlatmak istedim. - Yelkenli tekneleri, rüzgar enerjisinden faydalanarak yol aldıkları için en doğa dostu deniz araçlarından biri. Normal bir arabadan daha az yakıt tüketiyormuş bizim tur yaptığımız yelkenli. - Yelkenli tekneleri, motor yatlar veya guletler ile karıştırmamak lazım. Yelkenli, tekne sınıfı içindeki en mütevazi deniz aracı desek yeridir. Minimal yaşamdan hoşlanan, lüks seyahat yerine doğa ile iç içe olmayı sevenlere hitap eden bir ulaşım aracı yelkenli. - Yelkenli tekneye gelirken bunun rahat/lüks bir konaklama deneyimi olmadığını, bu deneyimin denizde yol almak, sabah bakir bir koyda uyanmak, doğanın bir parçası olmak için yelkenlide olacağınızı kabul ederek gelmeniz lazım. - Yelkenli denizde yol alıyor, ve her bir dalgadan rüzgardan etkileniyor yani sallanıyor. Bu nedenle eğer mideniz hassas ise önlem almanız belki de dayanamayacağınızı düşünüyorsanız hiç böyle bir işe kalkışmamanız lazım. Çünkü sizin rahatsızlığınız beraber yolculuk edeceğiniz herkesi de olumsuz etkileyecektir. - Eğer yelkenli ile yola çıkacaksanız siz de mürettebatın bir parçası olacağınızı unutmayın. Yanaşma, yelken açma gibi işlerin tek kişi ile yapılması pek mümkün değil, kaptana yardımcı olmaya hazır olun. Yelkenli turu için Göcek'i tercih etmemizin birkaç sebebi vardı. - Türkiye'nin en güzel koylarına ev sahipliği yapıyor olması - Yelkenlilere yönelik hizmetlerin bu bölgede Türkiye'deki diğer bölgelere kıyaslanınca çok daha ileri seviyede olması - Mayıs ayında yapacağımız tur için hava sıcaklığının Ege'den daha yüksek olması - Dalaman Havaalanı'ndan sadece yarım saat mesafede olduğu için ulaşımının kolay olması Yelkenli sahibi olan arkadaşımızın da önerisi ile ilk yelkenli tekne turumuzu Göcek Koyları'na yapmaya karar verdik. Göcek'e gidişte ve dönüşte Dalaman Havalimanı'nı kullandık. Eskiden küçük bir yer olan Dalaman Havaalanı yenilenmiş ve Yeni İstanbul Havaalanı gibi kocaman bir yer yapmışlar. Buranın işletmesini ise YDA diye bir firma yapıyor. Dalaman Havaalanı'ndan hem Fethiye hem de Marmaris yönüne Havaş ve Muttaş servisleri yolcu taşıyor. Uçakların iniş saatlerine göre kalkış saatleri belirlenen bu servislerin hareket saatleri aynı. Fethiye yönüne giden araç Göcek'in girişinde yer alan Petrol Ofisi'nde yolcu indiriyor. Buradan Göcek Marina sadece 7-8 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Dönüşte de aynı yerden yolun karşısındaki ışıklardan yolcu alıyor. Yaz aylarında araç dolu olduğunda ne yapıyorlar bilmiyorum ama biz dönerken Pazar akşamı olmasına rağmen koca araçta sadece 2 yolcu vardı. Dalaman Havaalanı Fethiye Havaş ve Muttaş ücreti aynı ve 17,50TL. Göcek yolun yarısında olmasına rağmen tam ücret alıyorlar. Aşağıda Fethiye'den Havaş ve Muttaş araçlarının kalkış saatlerini görebilirsiniz. Aşağıdaki saatler sadece bilgilendirme amaçlıdır, firmaların internet sitelerinden güncel saatleri kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Servis araçları Fethiye'den kalktıktan 25-30 dakika kadar sonra Göcek'e ulaşıyorlar. Ama siz yine de erken gidin ne olur ne olmaz. Göcek deniz turizmi açısından tam bir cennet. Yelkenli, gulet, motor yat gibi Türkiye kara sularında dolaşan tekneler için Göcek'te pek çok marina seçeneği var. Ben de yelken turu sırasında Göcek'te karşıma çıkan marinaları aşağıda listelemek istedim. - Göcek Belediye Marina - Göcek Skopea Marina - D-Marin Göcek Marina - Göcek MarinTürk Village Türk - MarinTürk Exclusive Marina - Göcek Clup Marina En uygun marina Belediye'nin marinası iken en yüksek fiyatlı marina D-Marin imiş. Belediyenin marinası şimdiden dolu, yaz aylarında yer bulmak eminim çok daha zordur. Aşağıdaki marinaları arayarak fiyatlar ve imkanları konusunda bilgi alabilirsiniz. Gelelim yelkenli turunu yaptığımız tekne hakkındaki detaylara. Mavi yolculuk yaptığımız tekne 13 metre, 3 kamarası ve 2 banyosu olan Beneteau marka, Oceanis 43 model ve 2011 model yılına sahip bir tekne idi. Aşağıda teknenin yerleşim planını görüyorsunuz. Orta alan mutfak ve dinlenme alanı olarak planlanmış ve oldukça geniş. Aşağıdaki planda güverte görünmüyor, üstteki fotoğraf da güvertede çoğunlukla zamanımızı geçirdiğimiz açık alanı görebilirsiniz. Aşağıdaki yerleşim planında aslında 4 kamara görünüyor, Deepseasailing teknesinin planı da birebir bu plan ile aynı. Uç kısımda tek yataklı görünen kamara olarak çok küçük, orası şu an ardiye olarak kullanılıyor. Yelken turumuzu yaptığımız tekne 6 kişinin rahat yolculuk yapabileceği bir tekne. Biz 5 yetişkin 1 çocuk, 1 de köpecik ile seyahat ettik. Altı kişiden biri kaptanımız idi. 6 kişi rahat seyahat edilmesi için bence teknede konaklayacak grubun iyi anlaşan, uyumlu insanlar olması lazım. Her ne kadar tekne rahat olsa da dar alanda uzun süre birlikte vakit geçiriyorsunuz. Tekneye köpeğinizi de getirebilirsiniz, ki bu büyük bir şans bence. Köpeciğin tuvalet ihtiyacı için sabah akşam karaya yanaşıp onu gezdirmeyi ihmal etmedik elbette. Teknede yer sıkıntısı olduğu için ekstra mürettabat alınmıyor. Yelkenlide kalacak olan kişilerin kendi yemeklerini yapıp bulaşıklarını yıkaması lazım. Mutfakta ihtiyaç duyabileceğiniz herşey var. Ocak, fırın, kahve makinası, hatta pancake tavası bile vardı ki benim evimde yok. Teknede yemek yapmak için kendi erzağınızı alıyorsunuz. Epey büyük bir buzdolabı var, saklama alanı sıkıntısı yok. Yiyecek ve içeceğinizi kendiniz alıp yemeklerinizi kendiniz yapabileceğiniz gibi teknenin yanaştığı limanlardaki restoranlarda da yemek ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Yanaşılan limanlar genellikle sadece deniz ulaşımı olan bakir koylarda olduğu için fiyatları ekonomik değil. Kişi başı 100-200TL arası yemeklere, 40-50 TL kahvaltıya vereceğinizi hesaba katmanız lazım. Oldu ki alışveriş yapmadan tekneye bindiniz ve sonra fikir değiştirdiniz ve teknede yemek yapmaya karar verdiniz. Bu durumda, Göcek çevresinde Migros, Carrefour veya bağımsız market tekneleri dolaşıyor. Market teknelerinden de alışverişinizi yapabilirsiniz. Limanlardaki restoranların teknelere servisleri de oluyor. Bu restoranların bazılarının kendi odun ocakları var, sabahları bazlama pişiriyorlar. Sıcak sıcak kahvaltıda yemek isterseniz, sadece ekmek de alabilirsiniz. Bizim kaldığımız yelkenlide iki tane tuvalet vardı. Biz kadın-erkek olarak tuvaletleri ayırarak kullandık. Hem tuvalet hem de mutfak lavabolarında doğaya zarar vermeyen deterjanlar kullanılıyor. Bu konu hem yelkenli sahipleri hem de doğa için çok önemli. Yelkenlide tuvalet atıkları denize dökülmüyor. Atık depolarında tutuluyor. Dolayısıyla bir süre sonra bu depolar doluyor. O yüzden yanaşılan limanlardaki tesislerin tuvaletlerini kullanmak çok daha iyi oluyor. Dolan atık depolarını boşaltmak için marinalarda yer alan atık tesislerine gitmek gerekiyor. Bizim 3 günde atık depolarımızdan biri dolmuştu. Göcek Marina'da boşalttık. Tekneler atık boşaltmak için bu atık tesislerine para ödüyor. Biz atık bıraktığımız yere 50TL ödedik, tesise göre ücret değişiyor. Teknede nasıl banyo yapıyoruz derseniz, dışarıda bir duş var. Denizden çıkarken arka bölümde deniz suyundan kurtulacak şekilde temiz su ile duşunuzu alabilirsiniz veya tuvaletleri banyo olarak kullanabilirsiniz. En rahat olanı ise yine yanaşılan limanlardaki tesislerin banyolarını kullanmak. Limanlardaki tesislerde sıcak su ve duş çoğunlukla bulunuyor. Bir nevi kamp hayatı gibi düşünmek lazım yelkenli hayatını. Tekneden kıyıya ulaşmamız gerekirse ne yapıyoruz diye merak ediyor musunuz? Koca yelkenli her zaman kıyıya yanaşamıyor, özellikle sığ kısımlara. Bu durumda teknenin kendi botu var. 4-5 kişiyi taşıyabiliyor bu bot. Tekneden botla gidip kıyıya kolayca yanaşabiliyoruz. Yelkende olduğum sürece öğrendiğim en önemli şey \"önce güvenlik\" oldu. Yelkende iken hiç birşeye üşenme, tembellik etme, her şeyi kuralına uygun olarak yerine getir, böylece seyir konforun hiç bozulmasın. Kaptanımızın bu konudaki hassasiyeti benim de kendimi güvende hissetmemi sağladı. Göcek Körfezi çok sayıda ada ve koya sahip muhteşem bir coğrafya, gezi rotası yaparken insan hepsini görmek istiyor. Ancak zaman kısıtlı olunca kaptanımızın önerileri ile, Göcek'te yapacağımız yelkenli gezisi için 3 günlük bir rota hazırladık. Rotamıza ilk gün sabah erkenden başlayabilmek için İstanbul'dan gelişimizi Perşembe akşamından yaptık. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan 20:10 Dalaman uçağına bindik. Dalaman Havaalanı'ndan Göcek'e Akşam 22:00 gibi Göcek Marina'ya ulaşmıştık. Cuma sabahı 06:45 gibi demirli olduğumuz Skopea Marina'dan ayrıldık. Teknede gün erken başlıyor. Gün doğumunu izlemek, suyun sakin olduğu saatlerde denizi izlemek ve yol almak ayrı bir keyif. İlk durağımız Bedri Rahmi Koyu. Bu koyun adı aslında Taşkaya imiş, ancak Bedri Rahmi Eyüboğlu Göcek'e geldiğinde bir taş üzerine yaptığı balık resmi nedeniyle koyun adı Bedri Rahmi Koyu olarak anılmaya başlanmış. Balık resminin olduğu kayanın hemen yanında Azra Erhat'ın yine bir taşın üstüne yaptığı uçurtma mozaiği var. Balık resminin olduğu plaja değil, karşıdaki iskeleye yanaşıyoruz. Kendi hazırladığımız kahvaltımızı burada teknede yapıyoruz. Kahvaltıdan sonra koydan yukarıya doğru yürüyüşe çıkıyoruz. Toprak yolla tepeye doğru ilerleyince Dalaman Havalimanı ve Kocagöl'ü gördüğümüz muhteşem bir manzaraya ulaşıyoruz. Tepeyi aşınca gördüğümüz manzara kadar dönüşte Bedri Rahmi Koyu manzarasını izleyerek inmek de çok keyifli. Çam ormanlarının arasında, muhteşem deniz manzarasına baka baka inerken sürekli fotoğraf molası veriyoruz. İskelede bir yemek molası verdikten sonra Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun balık resminin olduğu plaja gittik. Hem balık resmini yakından görelim, hem de plajın yukarılarında gördüğümüz kaya mezarlarına yürüyelim dedik, iyi ki demişiz. Kaya mezarlarına doğru yürürken arkamıza dönüp bakınca yine muhteşem bir manzara ile karşılaştık. İnsan bu duruma alışamıyor bir türlü ve her defasında doğanın güzelliğine hayran kalıyor. Patika sandığımız keçi yolundan kaya mezarlarına doğru, biz de keçi gibi tırmandık. Bu tarz yürüyüşler yapacaksanız sakın terlikle filan çıkayım demeyin, mutlaka ayağınıza yürüyüşe uygun bir ayakkabı giyin. Kaya mezarların ulaşınca aslında tersten geldiğimizi ve içeriye giremeyeceğimizi fark ettik. Manzaraya öyle doymuştuk ki, kaya mezarlarını gözümüzü görmedi, geriye döndük. İlk günümüz bol yürüyüş ile geçti, tekne turuna çıktık ama yaklaşık 10 kilometre yürümeyi başarmışız. Denize girmeye de yeltendik ama su o kadar soğuktu ki benim girmemle çıkmam bir oldu. Deniz zevkimi bir sonraki güne bırakmaya karar verdim. İlk günümüzün sonunda Hamam Koyu'nda demirledik. Akşam yemeğimizi de teknede yedikten sonra günün yorgunluğu ile erkenden uykuya dalmışız. Teknede uyumak benim için çok keyifli oldu, çünkü hafif bir beşik etkisi var. Bebek gibi uyuyor insan. Hamam Koyu, Cleopatra Hamamı'nın bulunduğu yine muhteşem doğası olan bir koy. Cleopatra döneminde buralarda bir şehir olduğu ve hamamın da bu nedenle buraya yapıldığı söyleniyor. Bu sabah kahvaltıda pancake olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim. Neden pancake'e bu kadar takıldın derseniz, çok seviyorum. Koyun çevresinde de yürüyüş rotaları var, buradaki yürüyüşümüzü kısa tutup denizde zaman geçirmeye karar veriyoruz. Su çelik gibi ama girince alışıyor insan. Ayrıca teknede öyle misafir gibi oturmak yok. Kocam kuşanıyor dalış takımlarını yelkenlinin altındaki pervaneyi temizliyor. Yelkenlide misafir yok, herkes bir işin ucundan tutacak demiştim. Akşamı ettik bu sırada. Akşam Göbün Koyu'nda konaklayacağız. Yelken yeniden açılıyor ve koy değiştiriyoruz. Yelkenli ile yol almanın en keyifli zamanı motorun susup sadece yelken ile yol alınan zamanlar. Tam anlamıyla sessizlik içinde denizde rüzgarla yol almanın tadı bambaşka. Göbün Koyu, bu bölgedeki tekneler tarafından yoğun olarak tercih edilen bir koymuş çünkü rüzgar almıyor. Son derece sakin bir koy. Ama fazla tercih edildiği için çok kalabalık. Akşam yemeğimizi bu kez Göbün Koyu'ndaki restoranda yiyoruz. Kalabalığa rağmen yemek kalitesi çok iyi. Balık, meze ve içki yediğimiz yemeğe kişi başı 180TL ödüyoruz. Bu kadar güzel bir ortam ve güzel yemekler, üstelik sadece teknelerin gelebildiği bir koydaki restoran için oldukça iyi bir fiyat. Aslında üçüncü gün için planımız Yassıca Adaları'na gidip denize girmekti ancak hava birden dönüp gökyüzünü kara bulutlar kaplayınca Göbün Koyu'nda daha fazla vakit geçirmeye karar verdik. Yine teknede yaptığımız kahvaltının ardından koydan yukarıya tepelere doğru bir yürüyüşe çıktık. Restorandan tepeye doğru yürüyünce aşağıdaki fotoğrafta yer alan masanın olduğu harika bir manzaraya çıkıyorsunuz. İsterseniz yemeğinizi, kahvenizi, içkinizi alıp buraya gelebilirsiniz, çok yakın iskeleye. Burada da yürüyüş yolları işaretlenmiş. Pek çok farklı koy, harika manzaralar sizi karşılıyor. Hemen tepeye çıkınca burada küçük bir yerleşim var ve yaşayanların hemen hepsi hayvancılıkla uğraşıyor. Keçi ve koyun sesleri ile yürüyüş yapmanın da tadı bir başka. Yaklaşık 2 kilometrelik bir yürüyüş sonunda Martı Koyu'na ulaşabiliyorsunuz. Koy adını sahile yapılmış bir martı resminden alıyor. Doğanın güzelliği yetmezmiş gibi bir de sanat güzelliklere güzellik katıyor. Koyda bir kafeterya var. Çay içip denize girebilirsiniz isterseniz. Martı Koyu'na kadar yürümek istemezseniz Göbün Koyu'na daha yakın olan Kille Bükü Koyu'na da yürüyebilirsiniz, orası 1 kilometre civarında. İki koy da yüzmeye müsait, yelkenli ile de gelinebilir. Sosyal medya paylaşımlarım üzerine \"buralara karadan ulaşım var mı?\" diye soranlar oldu. Burası bir yarımada şeklinde, teorik olarak karadan ulaşım olsa da sadece traktör yolu var. Normal bir araçla buralara gelen kimse görmedim. En güzeli denizden ulaşmak. Yürüyüşümüzü bitirip tekneye döndüğümüzde yağmur bizi bekliyormuş. Biz de yavaş yavaş Göcek'e dönme hazırlıklarına başlamıştık zaten. Dönüş yolunda atıklarımızı atık tesisine boşaltıp Skopea Marina'ya demirledik. Başladığımız yere geri dönmüştük. 3 gün su gibi akıp geçti. İlk yelkenli deneyimimiz beklentimizin çok daha üstünde keyifli geçti. Doğa ile bu kadar iç içe olmak muhteşem bir deneyim. DeepSeaSailing ile siz de yelkenli turu yapmak isterseniz, Çok Okuyan Çok Gezen takipçilerine özel %15 indirimden faydalanabilirsiniz. %15 indirimden faydalanmak için tek yapmanız gereken Instagram'da Deep Sea Sailing hesabını takibe almak! DeepSeaSailing'e instagram'dan mesaj atarak veya adresine e-posta göndererek, Çok Okuyan Çok Gezen takipçisi olduğunuzu belirtin, size özel turunuzu organize edip ve indiriminizi alın! Ülkemizin tekne ve yat cenneti Göcek. Ne denilebilir ki, Harika bir yazı. Bölgemizi o kadar güzel anlatmışsınız ki, hiç sıkılmadan okudum. Güzel ayrıntılar ve görsellerle başarılı bir çalışma için teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/denizli-cardak-havaalani", "text": "Denizli Çardak Havaalanı, Denizli merkeze yaklaşık 65km mesafede yer alıyor. Denizli'nin Çardak ilçesinde yer alan havaalanı eskiden askeri havaalanı iken birkaç yıl önce yenilenerek terminal binasının yeri değiştirilerek sivil havaalanı oldu. Hatta bir dönem havalimanının Denizli'ye daha yakın bir yere taşınacağına dair söylentiler vardı ama liman binası yenilenince bu söylentilerin de asılsız olduğu netleşmiş oldu. Denizli Çardak Havalimanı, Denizli, Pamukkale ve Salda'ya en kolay ulaşma noktasıdır. - Baytur otobüsleri ile şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Uçak kalkışından 2,5 saat önce şehir merkezinde Zafer Gazoz fabrikasının karşısından kalkıyor. Biletinizi gittiğinizde otobüste alıyorsunuz. - Havalimanından araç kiralayabilirsiniz, aracı gelmeden önce ayarlamanızda fayda var. Özellikle yüksek sezonda araç bulmak zor olabilir. - Taksi ile ulaşım sağlayabilirsiniz ancak mesafe uzun, ne kadar tutar bilemem. Araç kiralamak daha ucuza gelebilir. Denizli Havaalanı aynı zamanda Türkiye'nin Maldivleri olarak ünlenen Salda Gölü'ne de 60km mesafede. Salda'ya en yakın havaalanı burası. Havalimanından Salda'ya gitmek için tek seçenek araç kiralama şu an, umarım yakın zamanda Salda için de servis araçları konur. Denizli'nin Çardak ilçesinde bulunan havalimanı Acıgöl'ün çekilmiş olan havzasına yapılmıştır. Çevresi yüksek tepelerle çevrili olan havza kış aylarında inişlerde tirbülansa sebep olabiliyor, ancak korkmayın, burada kayda geçmiş herhangi bir uçak kazası yok. - Türk Hava Yolları : her gün sabah ve akşam Atatürk Havaalanından Denizli'ye direkt uçuyor. - Pegasus Havayolları: her gün sabah ve akşam Sabiha Gökçen Havaalanından Denizli'ye direkt uçuyor. - Anadolu Jet: her gün tek sefer yapıyor. Sezon yoğunluğuna göre havayolu şirketlerinin sefer sayıları azalıp artabiliyor, Denizli'ye plan yapmadan önce havayolu firmalarının internet sitelerinden son durumu kontrol etmekte fayda var. Havalimanı Denizli'nin Çardak ilçesinde yer alıyor. Çardak çevresinde gezilecek yerler konusunda kısaca bilgi vereyim. - Acıgöl: Havalimanı bu gölün çekildiği havzasında bulunuyor. Göl potasyum, sodyum ve sülfat açısından zengin ve kuş göç yolları üzerinde bulunuyor. Acıgöl'de yaklaşık150 yuvadan oluşan bir flamingo kolonisi bulunuyor. Flamingoları Mayıs-Eylül ayları arasında görebilirsiniz. - Gavur Kalesi: Roma Dönemi'nde yapıldığı tahmin edilen kale, ilçenin en eski yerleşim yeridir. - Çardakhan Kervansarayı: Çardakhan Kervansaray'ı Alaeddin Keykubatzamanında, onun azadlı kölesi ve emirlerinden Esededdin Ayaz bin Abdullah elŞahabitarafından yaptırılmış. Denizli Havaalanındaki koltuklar kolçaksız olduğu için mecbur kalırsanız rahat rahat uyuyabilirsiniz. Ancak burası bir havaalanı, dolayısıyla uçuş olmadığında kapatıp gidiyor olabilirler, o yüzden geceyi burada geçirmeyi düşünmeyin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/denizli-gezi-rehberi", "text": "Eşim Denizlili, ailesi orada yaşıyor. Dolayısıyla Denizli'ye sık sık gidiyoruz. Her gittiğimizde araya minik geziler sıkıştırmaya çalışıyoruz. Önce en popüler yerler; Pamukkale, Laodikya gibi, sonra biraz daha az bilinen ve gidilen yerler Buldan, Kaklık Mağarası, Güney Şelalesi gibi... Farkettim ki, bu gezilerimi neredeyse hiç yazmamışım. O yüzden geniş kapsamlı bir Denizli gezi rehberi hazırlayayım, yerlisinden önerilerle zenginleştireyim dedim. Denizli'de gezilecek yerler, yeme-içme önerilerim ve tüm deneyimlerim bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Denizli, Ege Bölgesi'nin iç kesiminde yer alıyor. Adı \"Denizli\" olmasına rağmen denize kıyısı yok. Çevresi Muğla, Aydın, az bir şey Manisa, Uşak, Afyon ve Burdur'dan oluşuyor. Bu 6 il Denizli'yi çepeçevre sarmış vaziyette. Bu nedenle Denizli seyahatinizi Burdur, Uşak, Muğla gibi farklı destinasyonlar ile kolayca birleştirebilirsiniz. Denizli'ye nasıl gidilir diyecek olursanız; kendi aracınıza ek olarak tren, otobüs veya uçak ile gelebilirsiniz. - Meşhur otobüs firması Pamukkale'nin ana vatanı burası. Dolayısıyla pek çok büyük şehirden Denizli'ye direkt otobüs seferleri düzenleniyor. - Pamukkale Ekspresi treni ile Eskişehir-Denizli arası ulaşım sağlamanız mümkün. Eskişehir'den İstanbul veya Ankara bağlantılı trenlere aktarma yapabilirsiniz. Pamukkale Ekspresi eskiden İstanbul-Denizli arasında çalışırdı, Haydarpaşa garının kapandığı dönemde bu tren hattı da İstanbul'a gelmez oldu. Tren ulaşımını geliştireceğimize geriletiyoruz maalesef. - Denizli'ye İstanbul'dan gelmenin en hızlı yolu Çardak Havalimanı'na uçakla gelmek. THY ve Pegasus Havayolları'nın düzenli uçuşları var ve uçak saatleri sabah erken ve akşam geç saatler şeklinde planlanmış, günleri değerlendirmek açısından çok iyi saatler. Çardak Havalimanı Denizli şehir merkezine biraz uzak olsa da, uçak iniş saatlerine göre ayarlanmış olan belediyenin servis araçları ile 1 saatte merkeze ulaşabilirsiniz. - Denizli Çardak Havalimanında çok sayıda araç kiralama şirketinin ofisi bulunuyor, Denizli seyahatinizi daha rahat geçirmek isterseniz araba kiralamayı da düşünebilirsiniz. Çok Gezen Tüyosu: Denizli'de gezilecek görülecek yerler mesafe olarak birbirine uzak olduğundan araba kiralayarak gezmek iyi bir seçenek olacaktır. Uygun fiyata araç kiralamak için buraya tıklayın. Önce en baştan söyleyelim, Denizli gezisi planınızı sakın yaz aylarında yapmayın! Yaz aylarında giderseniz, hem 40 derecelere ulaşan sıcaklığı hem de yüksek nem oranı ile bütün gezme şevkinizi elinizden acımasızca alabilir bu şehir. Pamukkale'de ayaklarımızı suya sokmak, Hierapolis, Laodikiea gibi antik şehirleri gezmek, Buldan gibi güzel ilçelerde sokaklarda dolaşmak ana hedeflerimiz. O zaman bizim rahat rahat gezebilecek bir dönemde Denizli'ye gitmemiz gerek. İlkbahar ve sonbahar harika olur. Sonbaharda giderseniz Çal Bağ Yolu veya Güney'de bağ bozumuna katılabilirsiniz. Mayıs-Temmuz ayları arasında Çivril'de bulunan Işıklı Gölü'nde nilüferleri görebilirsiniz. Kış aylarında dahi gittiğinizde Pamukkale'deki antik havuzun sıcak sularında yüzebilirsiniz, üstelik çılgın turist kalabalığı olmadan. Yani yaz dışında her mevsim Denizli'ye gitmek için en iyi zaman olabilir, ama yaz olmaz, yaz ı-ıh, yaz hayır, yazın gitmeyinnnnnn... Daha ne diyeyim, anladınız herhalde. Denizli'ye nasıl ve ne zaman gideceğimizi netleştirdiğimize göre artık biraz şehrin tarihçesinden ve genel durumundan bahsedebiliriz. Denizli, Ege Bölgesi'nin güneyinde olmasına rağmen denize kıyısı olmayan buna rağmen adı Denizli olan ilimiz. Ege Bölgesi'nin İzmir'den sonraki ikinci büyük ili olan Denizli, tekstil ve gıda üretimi ile zenginleşmiş Türkiye'nin 10 büyük ekonomisine sahip şehirlerinden biridir. Denizli'nin meşhur horozunu da unutmayalım. Denizli'nin ilk kurulduğu yer bugün şehir merkezine 6-7 km mesafede bulunan Laodikiea Antik Kenti'nin bulunduğu yerde Milattan Önce 261 245 yılları arasında kurulmuş. M. S. 7. yüzyılda büyük bir deprem ile yerle bir olan şehir bugün Kaleiçi olarak bilinen bölgeye taşınmış ve bugünkü Denizli'nin temelleri atılmış. Denizli gezi rehberi yazısında bahsi geçen gezilecek yerler, restoranlar, oteller gibi Denizli gezinizde ihtiyaç duyacağınız tüm yerler aşağıdaki haritada işaretlenmiştir. Bu haritayı Google Haritalar uygulamasında açarak kendiniz için kaydedebilirsiniz. Mavi gezilecek yerler, yeşil restoranlar, turuncu ise oteller için kullanılmıştır. Denizli'de gezilecek yerleri Denizli merkez ve ilçe ilçe aşağıda sıralamaya çalıştım. Seyahat planınızı yaparken yukarıda yer alan harita konumlarını dikkate almanızı öneririm. - Çınar Meydanı & Horoz Heykeli - İbrahim Çallı Sanat Merkezi - Koca Mektep Denizli Lisesi - Denizli Konağı & Konyalıoğlu Konağı - Bez Bebek Müzesi & Karikatür Atölyesi - Gazi İlkokulu - Denizli Atatürk Etnografya Müzesi - Tarihi Germiyanoğulları Hamamı - Babadağlılar Çarşısı - Bayramyeri Meydanı - Denizli Kaleiçi Çarşısı - İncilipınar Parkı - Çamlık Parkı - Seyir Tepesi - Denizli Teleferik & Bağbaşı Yaylası - Şahin Tepesi - Hierapolis Antik Kenti ve Müzesi - Pamukkale Travertenleri - Pamukkale Antik Havuz & Kleopatra Havuzu - Laodikeia Antik Kenti - Karahayıt Kaplıcaları - Kaklık Mağarası - Honaz Dağı Milli Parkı - Çal Bağ Yolu - Kısık Kanyonu - Tarihi Hançalar Köprüsü - Apollon Lairbenos Tapınağı - Sakızcılar Şelalesi - Aşağıseyit Köyü Sudan Koyun Geçirme Geleneği - Buldan Evleri - Tripolis Antik Kenti - Güney Şelalesi - Üzüm Bağları - Işıklı Gölü - Tokalı Kanyonu - İnceğiz Kanyonu - Tabae Antik Kenti Yukarıdaki listede bulunan yerler arasında detay verilmesini gerekli gördüğüm yerlerin açıklamalarını aşağıda bulabilirsiniz. Denizli şehir merkezini gezmek için başlama noktası şüphesiz Çınar Meydanı'dır. Bu meydanda bulunan Delikliçınar Camisi'nin önünde eskiden bir delikli çınar varmış, o delik o kadar büyükmüş ki, gelinler o delikten geçer, evliliklerinin mutlu olmasını dilermiş. Bugün o çınar yok, geriye adı kalmış. Meydanda Denizli Belediyesi'nin binası var. Belediye binasının yanında yukarıda gördüğünüz atı şaha kalkmış olan Atatürk Anıtı var. Şehri ziyarete gelenlerin bu meydana gelme sebebi ise Denizli'nin meşhur horozunu temsil eden Horoz Heykeli'ni görmek ve bir fotoğraf çekmek. Denizli horozu tarih boyunca meşhur imiş. Laodikya Antik Kenti'ndeki taş işlemelerinde horoz figürleri bulunmuş, yani o dönemde dahi Denizli Bölgesi için horoz önemli bir figür. Meydanda cami, belediye, Atatürk heykeli ve Horoz heykeli görülecek yerler. Horoz Heykeli'ni arkanıza alırsanız geniş bir cadde önünüzde olacak, o cadde Gazi Mustafa Kemal Caddesi, sadece toplu taşıma araçlarına açık. Denizli rotanıza oradan devam edebilirsiniz. Çınar Meydanı'nı arkanıza alıp Gazi Mustafa Kemal Bulvarı'na değil de Lise Caddesi'ne devam ederseniz, karşınıza önce bir çeşme çıkacak, bu çeşmenin adı Çatalçeşme, çeşmenin ağzında çatal şeklinde bir mermer parçadan adını almış. Çeşmenin arkasındaki bahçenin bir ucunda sarı rengi ile dikkat çeken bir konakta İbrahim Çallı Sanat Merkezi ve Çatalçeşme Oda Tiyatrosu binası bulunuyor. Meşhur ressamımızı İbrahim Çallı'nın Denizlili olduğunu da burada hatırlatalım. Aynı bahçenin içinde 3 bağlamalı sazı yaren ile meşhur olan Türk Halk Müziği Sanatçısı Özay Gönlüm'ün heykeli yer alıyor. Aslında Erzincanlı olan Gönlüm, Denizli yöresi türküleri ile tanınmış ve Denizli türkülerini tanıtmıştır. Bu parkın önündeki Lise Caddesi üzerinden biraz yokuş yukarı devam ederseniz Denizli'nin tarihi okulu Koca Mektep yani Denizli Lisesi'ne ulaşacaksınız, cadde de ismini buradan almış. Tarihi binanın mimari yapısı çok güzel, ancak şu an yarısı boşaltılmış görünüyor, umarım korunur. Lise Caddesi üzerinde yukarıya doğru devam ederseniz bu kez sağda bir \"Denizli Konağı\" tabelası göreceksiniz. Hemen bir arka sokakta mavi renkte bir konak göreceksiniz. Burası da eski bir denizli konağının Denizli Belediyesi tarafından restore edilerek restoran olarak hizmete açtığı bir konak. Konyalıoğlu Konağı veya Mavi Ev olarak biliniyor. Bina görsel olarak güzel, restoran yemeklerini denemedim, denerseniz yorumlara yazın. Gazi Mustafa Kemal Bulvarı'na geri dönüp yolumuza devam edersek solda Bez Bebek Müzesi tabelası göreceksiniz. Tabela sizi bir ara sokağa yönlendirecek. Eski bir konak binası yine sarıya boyanmış, Denizli Belediyesi veya Denizlililer sarıyı seviyor sanırım. Bina Bez Bebek Müzesi olarak hizmet veriyor ancak hafta sonu gittiğimizde kapalı idi, hafta içi 08:00-17:00 arası açıkmış. Aynı kompleks içinde bir de Karikatür Atölyesi tabelası vardı ama tam olarak ne yapıldığını bilemiyorum, orası da açık değildi hafta sonu olduğu için. Gazi Mustafa Kemal Bulvarı üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Karşınıza muhteşem güzellikteki mimarisi ile bir yapı çıkacak. Bu yapı Mustafa Kemal Atatürk'ün cumhuriyeti kurduktan sonra başladığı eğitim seferberliğinin Anadolu'daki ilk okullarından biri olması nedeniyle tarihi öneme sahip olan Gazi İlkokulu. Okulun mimari tasarımı cumhuriyet döneminin önemli mimarlarından birinci mimarlık akımı öncülerinden olan Mimar Kemaleddin'e ait. Okul hala aktif olarak kullanılıyor. Gazi Mustafa Kemal Bulvarı'ndaki yürüyüşümüze devam ediyoruz, bu kez pembe bir konak yolunuzu kesecek. Bu konak 4 Şubat 1931'de Atatürk'ün Denizli ziyareti sırasında kaldığı bina. Binanın birkaç odası Atatürk'ün eşyaları ve Denizli ziyareti ile ilgili eşyalar ile düzenlenmiş durumda. Diğer odalarda ise Denizli'deki günlük yaşamı anlatan sunumlar bulunuyor. Müze girişi ücretsiz, vaktiniz varsa uğramanızı öneririm. Denizli Atatürk Etnografya Müzesi'nin yanında Tarihi Germiyanoğulları Hamamı bulunuyor, ancak şu an hamamın bir kısmı giyim mağazası olarak hizmet veriyor. Mağazaya girip hamamın mimarisi hakkında fikir edinebilirsiniz. Mağazanın yanında hala hamam olarak hizmet veren bir bölüm de var. Denizli, Türkiye'nin önemli tekstil üretim merkezlerinden biri. Bu tekstil ürünleri ağırlık olarak ev tekstil ürünlerinden oluşuyor. Babadağlılar Çarşısı, Denizli şehir merkezinde bu tekstil ürünlerini bir arada bulabileceğiniz kocaman bir han. Havlu, nevresim, çarşaf, giyim ürünleri gibi binbir çeşit ürün bulabilirsiniz burada, ben alışveriş yapmaktan ziyade sadece gezmeyi sevdiğim için gidiyorum çoğu zaman. 1976'dan beri hizmet veren çarşı pazar günleri kapalı oluyor, ona göre ziyaret planınızı yapın. Bir de tabii ki, bir ürün alacağınız zaman pazarlık etmeyi unutmayın. Artık Gazi Mustafa Kemal Bulvarı'ndan ayrılıp Bayramyeri Meydanı'na çıkıyoruz. Çok uzakta değil merak etmeyin. Babadağlılar Çarşısı'ndan sadece 150 metre yürüyeceksiniz. Burası eskiden Denizli'nin kalbinin attığı yermiş. Yine oldukça kalabalık oluyor ama eskisi kadar değil. Modern mağazalar, AVMler açılana kadar Denizli'de toplanma yeri Bayramyeri, alışveriş merkezi ise Kaleiçi Çarşısı imiş. Ayrıca Denizli Kebabı yiyebileceğiniz en iyi restoranlar da burada yer alıyor. Meydandaki Köfteci Yaşar ve Kebapçı Enver mutlaka uğramanız gereken yerler. Bayramyeri Meydanı'nda Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi'nin bir büstünü göreceksiniz. Ahmet Hulusi Efendi, Denizli'de Kurtuluş Savaşı meşalesini yakan ve taşıyan kişi olması nedeniyle Denizlililer için önemli biri. Aşağıdaki konuşması ile halka mücadele şevki vermiş. Denizli Kaleiçi Çarşısı'nın bulunduğu yer Denizli'nin ilk kurulduğu yer imiş. Laodikya'da yaşanan büyük depremden sonra şehri buraya taşımışlar. Kalenin yapım tarihi ise 1243-50 yılları arasında. Kaleden geriye pek bir şey kalmamış, çarşı da tamamen yenilenmiş durumda. Tarihi bir özelliği yok şu anda. Denizli şehir merkezinde çok sayıda yeşil alan bulunuyor, burada yaşanların yürüyüş yapması, sosyalleşmesi, piknik yapması için son derece güzel yerler. Bu parklardan en büyüklerinden biri İncilipınar parkı, burada çok sayıda pınar çıkarmış eskiden. Büyük bir gölet, yürüyüş yolları, kafe ve çocuk oyun alanları ile çok güzel bir park burası. Denizli merkezdeki yeşil alanlardan bir diğeri de Çamlık Parkı. Çam ağaçları ile kaplı kocaman bir mesire yeri burası. İçinde belediyenin işletmesi olan kafeteryalar, küçük bir hayvanat bahçesi, yürüyüş yolları, piknik alanları, çocuk oyun alanları gibi pek çok alanı barındıran parkın en büyük avantajı ise şehir merkezinde ve toplu taşıma ile ulaşılabiliyor olması. Fotoğraf Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. Denizli'ye yukarıdan bakan bir kent ormanı olan Seyir Tepesi alanı içinde; Şelale Bahçesi, Kır Lokantası, El Sanatları Satış Noktası, Gençlik Vadisi, Horozköy, Sonsuz Bahçe ve Renkli Orman bölümleri bulunuyor. Buradaki devasa horoz heykeli de oldukça güzel. Buraya özel aracınızla gelebileceğiniz gibi toplu taşıma ile, PAÜ-Kampüs minibüsleri ile de ulaşabilirsiniz. Tesis Pazartesi-Cuma: 10:00 22:00 arası Cumartesi-Pazar: 09.30 22:00 saatleri arasında hizmet veriyor. Denizli merkezden sadece 15 dakikalık bir yolculuk ile 1400 metreye çıkarak hem serinlemek hem de harika bir Denizli manzarası izlemek mümkün. Şehir merkezinden otobüsle veya kendi aracınızla teleferiğin kalktığı noktaya gelebilirsiniz. 2023 yılı için teleferik çıkış ücreti kişi başı 20 TL. Hava muhalefeti ile iptaller olması dışında teleferik her gün çalışıyor. Çıktığınız noktada bir kafeterya bulunuyor. Ayrıca yürüyüş yolları da mevcut. Çok Gezen Tüyosu: Teleferiğe gün batım saatlerine yakın çıkarsanız çıkarken Denizli'nin gündüz manzarasını, gün battıktan sonra ise ışıklandırılmış gece manzarasını izleyebilirsiniz. Teleferik çıkış noktasından Bağbaşı Yaylası'na ücretsiz doldukça kalkan servis araçları var. Yaylada bungalov evlerde konaklayabilir, piknik yapabilir, yürüyüş yapabilir, çocuk oyun alanlarını kullanabilirsiniz. Özellikle yazın Denizli merkezinin sıcak olduğu zamanlarda çıkmak için harika bir alternatif. Denizli'nin ilk manzara noktası aslında Şahin Tepesi'dir. Denizli'den Antalya-Muğla yönüne giden yolun başında olan tepede tandır yapan restoranlar bulunuyor. Bu restoranlardan birinde Denizli manzarasına karşı tandır kebap yeme planı yapabilirsiniz. Denizli denince ilk akla gelen yer şüphesiz Pamukkale, daha doğrusu Pamukkale travertenleri. Kesinlikle haklı bir üne sahip bu muhteşem doğal güzellik sadece Denizli'nin değil, Türkiye'nin de tanıtımına katkı sağlayan bir yer. Denizli şehir merkezinden Pamukkale travertenlerinin bulunduğu Hierapolis Ören Yeri 22 km mesafede yer alıyor. Bu alanın tam adı \"Hierapolis Arkeoloji Örenyeri\". Hierapolis Arkeoloji Örenyeri giriş ücreti Türk Vatandaşları için 200 TL, Müzekart ile ücretsiz. Ören yeri içinde antik kent kalıntıları, müze, antik havuz ve travertenler bulunuyor. M. Ö. 2. yüzyılda kurulmuş olan Hierapolis kenti, kuruluşundan itibaren şifa ve inanç merkezi olarak hep önemli bir şehir olmuş. Ancak meydana gelen depremlerde çok hasar görmüş ve son M. S. 7. yüzyılda yaşanan büyük depremden sonra önemini kaybetmiş. Antik kent içinde anıtsal alanlar, tiyatro, nekropol gibi pek çok bölüm bulunuyor. Hierapolis Antik Kenti, tüm görkemiyle yanında durduğu Pamukkale Travertenleri'yle birlikte 1988 yılında hem kültürel, hem doğal miras olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Eğer antik kentler ilginizi çekiyorsa en az birkaç saatinizi kalıntıları görmek için harcamanızı öneririm. Pamukkale olarak bilinen beyaz teraslar, kaplıca suyu tarafından çökeltilmiş bir tortullu kayaç olan travertenden oluşmuş durumda. Akan su içinde bulunan mineraller kayaları beyaza boyamış diyebiliriz. Çok Gezen Tüyosu I: Travertenlerin olduğu alan koruma alanı olması nedeniyle kısıtlı bir bölümüne giriş izni veriliyor. Travertenlerin üstüne çıkmak ve şifalara sulara ayaklarınızı sokabilmeniz için ayakkabılarınızı çıkarmanız gerekiyor, ayakkabılarınızı taşımak için yanınızda bir çanta bulundurmanız iyi olur. Çok Gezen Tüyosu II: İlk fotoğraftaki gibi ışık oyunlarını yakalamak istiyorsanız, önce antik kenti ve antik havuzu gezip traverten gezinizi Pamukkale gezinizin sonuna bırakabilirsiniz. Antik kent içinde havuza girmek mi? Hem de şifalı kaplıca sularında! Hierapolis Antik Kenti içinde yer alan antik havuz bugün hala havuz olarak hizmet veriyor. Havuza giriş ekstra ücrete tabii olsa da, antik bir havuzda yüzme deneyimi için bence kesinlikle değer. Dünyanın sayılı antik havuzlarından biri olan havuzun şifaları sularının bir çok hastalığa iyi geldiği söyleniyor. M. S. 7. yüzyılda yaşanan bir deprem ile ortaya çıkan havuzun içinde agoraya ait sütunların bulunması havuzu daha da ilginç kılıyor. Çok Gezen Tüyosu: Hem antik kenti gezmek hem de havuza girmek isterseniz yanınızda mayo/bikini, terlik ve onları ıslak olarak taşıyabileceğiniz poşet gibi bir şeyleri almayı unutmayın. Denizli şehir merkezine sadece 7 km mesafede bulunan antik kent Denizli'nin ilk yerleşiminin olduğu yer olarak biliniyor. Antik dönemde Anadolu'nun en önemli şehirlerinden biri olan kentin ilk kuruluş tarihi M. Ö. 261-253 arasında. Şehir, Suriye Kralı II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve adını Antiokhos'un karısı Laodike'dan almış. Yok ki böyle bir kocamız, şehir kurup adımızı versin. \"Sevil\" şehri, kulağa fena gelmiyor aslında. Roma döneminde de önemini sürdüren kent hristiyanlığın Anadolu'da yayılması ile daha da önem kazanmış çünkü Anadolu'daki yedi ünlü kiliseden biri Laodikeia'ya imiş. Kent büyük depremler yaşamış ve bu depremlerden sonra ciddi imar faaliyetleri ile pek çok kez yeniden yapılmış ancak son büyük depremden sonra şehir bugün Denizli Kaleiçi'nin bulunduğu alana taşınmış. Antik kent çok geniş bir alana yayılmış durumda, kazı çalışmaları da devam ettiği için pek çok yeni buluntuya ulaşılmaya devam ediliyor. Kentte bugün görebileceğimiz; Anadolu'nun en büyük stadyumu (285x70 m.), 2 tiyatro, 4 hamam kompleksi, 5 Agora, 5 Nympheum, 2 Ana Giriş Kapısı, Meclis Binası, Tapınaklar, kiliseler ve anıtsal cadde ve kenti çevreleyen nekropol alanları var. Laodikeia Antik Kenti 2023 yılı giriş ücreti 75 TL, Müzekart ile ücretsiz. Fotoğraf Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. Karahayıt, Denizli merkezine 23 km, Hierapolis Antik Kenti'ne ise 6 km mesafede yer alıyor. Pamukkale'nin beyaz travertenlerinden farklı olarak buradaki su içindeki mineral ve madenler nedeniyle kırmızı ve aktığı yerleri kırmızıya yeşile boyayan şifalı sulara sahip. Çıkan termal suyun sıcaklığı 58/60 derece imiş. Karahayıt kasabasına geldiğinizde merkezde travertenleri görürsünüz. Burası ekonomik termal otellerin yoğun olduğu bir bölge, bu nedenle çevre il ve ilçelerden tedavi amaçlı olarak gelip kalan çok ziyaretçisi oluyor. Denizli otogarından Karahayıt'a minibüsler ile ulaşabilirsiniz. Pamukkale traverterlerini alıp bir mağaranın içine yerleştirseniz nasıl olurdu? İşte bu sorunun cevabı Kaklık Mağarası. Denizli şehir merkezine 30 km mesafede Honaz ilçesi sınırları içinde bulunan mağara Denizli'de az bilinen ama mutlaka görülmesi gereken güzelliklerin ilk sıralarında yer alıyor. Kaynağı mağara dışında bulunan renksiz ve berrak termal kaynak suyu şelaleler yaparak mağara içine akıyor ve o sırada travertenler oluşturuyor. Hem aşağıdaki fotoğrafta kaynağını gördüğünüz suyun havuzlandığı bölüm hem de mağara içindeki travertenler dünyada eşi benzeri nadir bulunan güzellikler. Bu güzelin tek kusuru yoğun kükürt kokusu, artık o kadarını idare edeceksiniz. Mağaranın hemen yanında termal su havuzları da bulunuyor, ben gittiğimde çok iç açıcı görünmüyordu ama suya girmek isterseniz yanınızda mayo/bikini, havlu, terlik götürmeyi unutmayın. Kaklık Mağarası'na gelmişken; Ege Bölgesi'nin en yüksek dağı olan Honaz Dağı Milli Parkı'nı da gezi rotanıza eklemeyi düşünebilirsiniz. Milli park içinde piknik, kamp, yürüyüş yapabilirsiniz. Denizli'nin Çal ilçesi antik dönemden beri çal karası üzümünden yapılan şarapları ile ünlü bir bölge. Mitolojik şarap tanrısı Dionysos'tan adını alan antik şehir Dionysopolis de Çal'da yer alıyor. Hal böyle olunca bölgede irili ufaklı şarap üreticileri bulunuyor. Bu üreticilerden Kuzubağ, Lermonos, Erdel ve Küp bir araya gelerek Çal Bağ Yolu önoturizm rotasını oluşturmuş. Dünyada çok yaygın olan önoturizmin ülkemiz için de çok çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bölgede sadece bağları değil, kültürel ve doğal güzellikleri de keşfedebileceğiniz bir rota oluşturulmuş, çok da güzel olmuş. Fotoğraf Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. Çal Kısık Kanyonu, Denizli merkeze 70 km, Çal ilçe merkezine ise 6 km mesafede yer alıyor. 90 metre derinliğinde 25-30 metre genişliğinde olan kanyonun içinden Büyük Menderes Nehri akıyor. 3,5 km'lik alanı düzenlenmiş olan kanyon içinde Roma döneminden kalma kaya mezarları bulunuyor. Çal İlçesi, Aşağıseyit Mahallesi'nde geleneksel olarak 8 asırdır devam eden \"koyun olimpiyatı\" diye de adlandırılan, insanın, sahip olduğu hayvana olan sevgisi ve onunla bütünleşmesini ortaya koyan bir etkinliktir. \"Karakoyunlu Aşireti'nden bir çoban, Çal Yöresi'ne yerleşen Oğuz beylerinin birinin yanına işe girer. Çoban ile beyin kızı birbirlerine aşık olur. Yörede çok sevilen çoban, beyden kızını ister, ancak vermek istemeyen bey, çobana gerçekleştirmesinin imkansız olduğunu düşündüğü bir görev verir. Bey, çobana kızıyla evlenebilmesi için 'Koyunlara 3 gün boyunca tuz yedireceksin ve Büyük MenderesNehri'nden su içirmeden karşıya geçireceksin\" der. Bu şartı kabul eden çoban, denildiği gibik oyunları su içirmeden karşıya geçirir. Çobanın denileni başarmasına karşın bey yine de kızını vermez. Bey kızının aşkından hastalanması üzerine çoban yöreden kovulur, kız ise bir süre sonra ölür. Çoban, bundan sonraki ömrünü kaval çalarak dağlarda geçirir\". Yöre halkı bu tarihten itibaren her yıl kendi aralarında sudan koyun geçirme yarışması yaparak, bu büyük aşka olan saygılarını gösteriyor. Çal'a gelmişken; Tarihi Hançalar Köprüsü, Apollon Lairbenos Tapınağı, Sakızcılar Şelalesi görülecek yerler arasında sayılabilir. Fotoğraf ve İçerik Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. Fotoğraf Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. Denizli şehir merkezinden 44 km mesafede bulunan Buldan ilçesi, geleneksel evleri ve Buldan Bezi dokumaları ile ünlü. Buldan evleri kentsel sit alanı olarak koruma altında. Birbirinin manzarasını engellemeyen yerleşimi, eşsiz saçak ve baca mimarisi ile dikkat çeken evler son yıllarda mavi ve sarı renklere boyanınca ortaya güzel bir görüntü çıkmış. Türkiye'de Şile Bezi diye satılan pek çok ürün Buldan'da üretiliyor ve aslında Buldan Bezi. Ertuğrul Gazi'nin içliği, Barbaros Hayrettin Paşa'nın şalı, Genç Osman'ın gömleğinin Buldan'da dokunup dikilmiş. E buraya kadar gelmişken bir şeyler alırsınız. Perde, koltuk örtüsü, yatak örtüsü gibi büyük ürünlerin yanı sıra gömlekler, elbiseler, şalvarlar Buldan'dan alabilecekleriniz arasında. Çarşıda çok sayıda dükkan bulabilirsiniz. Fotoğraf Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. Tripolis Antik Kenti; Denizli şehir merkezine 34 km. mesafede yer alıyor. Kent, Buldan İlçesi, Yenicekent Kasabası ile Menderes Nehri arasındaki yamaç üzerinde kurulmuş. Frigya ve Karya bölgelerine ulaşımı sağlayan önemli sınır, ticaret ve tarım merkezlerinden biri olan Tripolis Antik Kenti'nde göreceğiniz yerler; Tiyatro, Cavea, Orkestra, Sahne, Hamam, Şehir Binası, Apsisli Yapı, Kale ve surlar, Su yolları ve Nekropol. 2000 yıl öncesine ait kanalizasyon ve su sistemleri şehrin dikkat çeken detayları arasında. Güney Şelalesi, Denizli şehir merkezine 52 km., Güney ilçesine ise 4 km. mesafede yer alıyor. 20 metre yüksekten dökülen şelalenin suyu kireçli olduğundan, şelale yatağında kalkerli basamaklar ve çeşitli doğal yapılar meydana getirmiştir. Bölgede bulunan restoranlarda alabalık yiyebilir veya yöresel yemekleri tadabilirsiniz. İtiraf etmek gerekirse yolunuz bu tarafa düşerse şelaleyi görün ama sadece şelaleyi görmek için gelmenize gerek yok. Su seviyesi azaldığı için çok etkileyici bir görüntü vermiyor maalesef. Denizli'nin Güney ilçesi ve çevresi MÖ 2. ve 3. yüzyıllarda şarap üretimi ile dünyaca tanınan bir yerdi, bölgede gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan şarap küpleri de buna işaret etmektedir. Günümüzde de Türkiye'nin ve dünyanın birçok noktasına gönderilen şaraplar burada yetişen üzümlerden üretilmektedir. Güney killi-tınlı, kireç taşlı ve çakıllı toprağıyla şaraplık üzüm yetiştirmek için ülkemizde en uygun alanlardan birine sahiptir. Ülkemizin önemli Pamukkale Şarapları üzümlerini bu bölgedeki bağlarda yetiştiriyor ve Güney ilçesindeki üretim tesislerinde şarap yapıyor. Pamukkale Şarapları ile Bağ Bozumu yazım da ilginizi çekebilir. Fotoğraf Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. Denizli'nin Çivril ilçesinde bulunan Işıklı Gölü, Denizli merkeze 118 km. mesafede bulunuyor. Çivril Ovası'nın kalbinde bulunan göl aynı zamanda Büyük Menderes Nehri'nin çıktığı nokta olması ile önem taşıyor. Gölün son yıllarda popüler olmasının nedeni ise Mayıs-Temmuz ayları arasında göl yüzeyini kaplayan nilüfer çiçeklerinin muhteşem görüntülerinin sosyal medyada paylaşılmaya başlanması. Göl hem su kuşlarının beslenme alanı hem de pek çok balığın yaşadığı bir doğal ortam. Balık tutan kayıkçılar artık nilüfer zamanı kayıklarını ziyaretçilere kiralayarak gölde gezinti yapmalarını sağlıyorlar. Işıklı Gölü'ne gelmişken; Tokalı Kanyonu, Eumania Antik Kenti, Gümüşsuyu Şelalesi, Akdağ Tabiat Parkı, Koca Yayla görülebilecek diğer yerler. Fotoğraf Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. Denizli'nin Kale ilçesi İnceğiz Köyü'nde bulunan İnceğiz Kanyonu, Denizli merkeze 115 km., Kale ilçe merkezine ise 37 km. mesafede bulunuyor. Kemer Barajı'nı besleyen akarsuların aşındırması ile oluşan kanyon \"Arapapıştı\" adıyla da biliniyor. Kanyonun güzelliğini seyir noktalarından izleyebilirsiniz. Kale'ye gelmişken; Tabae Antik Kenti'ni de ziyaret edebilirsiniz. Geldik konunun en can alıcı noktasına! Denizli'de ne yenir, nerede yenir, Denizli yemekleri deyince ne aramalıyız? Aşağıda hem denediğim yerler hem de Denizli'ye özgü yemekleri anlatmaya çalıştım. Yazınının başında paylaştığım haritada mekanların konumlarını görebilirsiniz. Sizin de önerileriniz varsa yorumlara eklemeyi unutmayın! Denizli denince ilk akla gelen yerlerin başında şekerlemeci Hacı Şerif gelir. Dondurmalı irmik helvası ile bilinse de reçellerden tatlılara, lokumlardan çikolatalara kadar çok geniş bir ürün gamı bulunuyor Hacı Şerif'in. Tabii ki en meşhur tatlısı dondurmalı irmik ama tahinli çikolata toplarını, ceviz reçelini de mutlaka deneyin derim. Hacı Şerif'in Denizli'de pek çok şubesi var; hatta artık İzmir, Antalya, Aydın, Eskişehir, İstanbul gibi bir çok ilde şubesi var. Denizli Kebabı, kuzu etinden taş fırında pişirilerek yapılan bir kebap çeşidi. Et pide ile servis edilir ve yemek için çatal-bıçak verilmez, elle yemeniz lazım. Gerçi artık isteyenlere çatal veriyorlar. Pişirilme şekli ve etin yağı nedeniyle inanılmaz lezzetli olan bu kebabın yanına sadece domates ve kuru soğan servis edilir. Türkiye'de yediğim en iyi kebaplardan biri bu. Denizli Kebabı, Kaleiçi Çarşısı ile Bayramyeri Meydanı arasındaki lokantalarda servis ediliyor. Bu restoranların en meşhuru ise Kebapçı Enver. Geleneksel pişirme servis yöntemleri kebap servisine devam eden lokanta 1927'den beri hizmet veriyor. Ustanın damadı şu an burayı işletiyor. Öğleden sonraya kalırsanız kebap kalmayabilir, geç saatlere kalmadan yiyin derim. Bayramyeri Camii'nin hemen altında yine uzun yıllardır hizmet veren Köfteci Yaşar var. Ben kuzu kebabı yemeyeceğim ama güzel bir köfte yerim derseniz burası iyi bir seçenek. Denizli'de akşam keyifli ve lezzetli bir masa kuralım, iki duble bir şeyler içelim güzel mezeler yiyelim derseniz Garson Şükrü aradığınız yer. Ege yemekleri ağırlıklı bir mutfağı var, servis de yemekler de gayet güzel. Rezervasyonsuz yer bulmak sıkıntı olabilir, gitmeden arayın mutlaka. Denizli şehir merkezini gezerken geleneksel bir yerde çay-kahve molası verelim, veya bir tost yiyelim derseniz Kaleiçi'nde bulunan Saray Kahve & Kuruyemiş doğru yer. Açık havada oturup gelip geçeni izlerken çayınızı, kahvenizi içebilirsiniz. Yerel gazoz sevenlerdenseniz, Denizli'nin Zafer Gazozu denemeniz gereken bir içecek. 1930 yılından beri üretilen gazoz Denizli'de hemen her yerde ve yakın illerde bulabileceğiniz bir içecek. Ailecek seviyoruz. Tavas, Denizli'nin ilçelerinden biri. Baklavasının ünlü olmasının sebebi ise nişan, düğün, bayram gibi özel günlerde geleneksel malzeme ve yöntemlerle pişiriliyor olması. Tavas Baklavası; sarı sert baklavalık buğday unu, kepekli un ve arpa unu karıştırılarak yapılan urga unu ile yapılması ve kara fırında pişirilmesi nedeniyle diğer balkavalardan farklılaşır. Çoğunlukla ceviz ile yapılır. Denizli merkezde pek çok pastanede \"Tavas Baklavası bulunur\" tabelalarını görürsünüz. Benim favori tatlım değil. Kar Helvası, ülkemizin çoğunlukla güney illerinde, yakınlarında zirvelerinde kar bulunan dağlar olan illerde bulabileceğiniz bir çeşit tatlı. Temiz karın üzerine tatlı şurup eklenerek hazırlanır. Pekmez en doğal katkısı olsa da vişne, karadut özütü gibi eklemeler yapılarak da yenir. Artık unutulmaya yüz tutmuş olan bu geleneksel tatlıya Denizli'de Kaleiçi Çarşısı'nda denk gelmiştim. Fotoğraf Denizli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden temin edilmiştir. Kale'nin ünlü acı biberinden yapılan bir meze olan biber tatarı, Denizli'de sofralarda sık sık karşınıza çıkar. Kuru kale biberi, Denizli'de bulabileceğiniz yanık kokulu süzme yoğurt, patates, sarımsak ve zeytinyağı ile yapılan meze soğuk olarak servis edilir. Acıya alışık değilseniz aman dikkat! Restoranlardan ziyade evlerde bulabilirsiniz bu yemeği. Denizli, hem şehir merkezi hem de ilçeleri bazında farklı ürünler alabileceğiniz, üretim zengini bir ilimiz. - Denizli merkez tekstil ürünleri ile meşhur. Havlu, çarşaf, nevresim gibi ev teksti ürünleri başta olmak üzere her türlü tekstil ürününün her bütçeye uygun versiyonunu bulabilirsiniz. - Buldan, Buldan Bezi üretimi ile meşhur. Hem kıyafet hem de perde, örtü gibi ürünlerin pek çok çeşidini bulabilirsiniz. - Serinhisar, pek bilinmez ama, Türkiye'nin leblebi üretim merkezidir. Binbir çeşit leblebi ürününü burada bulabilirsiniz. - Serinhisar'ın Yatağan Köyü'nde ise meşhur Yatağan bıçakları üretilir, bu bıçakların atası Osmanlı ordusu için üretilen kılıçlardır. - Acıpayam İlçesi'nin Yeşilyuva Köyü, el yapımı deri ayakkabı üretimi ile meşhurdur. - Kale İlçesi, acı biberi ile ünlüdür. Güneşte kurutulan biberler hem meze yapımında hem de baharat yapımında kullanılır. Eminim benim bilmediğim daha pek çok ürün vardır, sizin bildikleriniz varsa yorumlara ekleyin lütfen. Denizli, şehir merkezinde bulunan şehir otelleri; merkeze yakın mesafede bulunan Bağbaşı Yaylasında bulunan bungalov yayla evleri ve Pamukkale ve Karahayıt çevresinde bulunan termal otelleri ile çok fazla otel seçeneği bulabileceğiniz bir yer. - Park Dedeman Denizli - Otel Laodikya - North Point Hotel Denizli - Anemon Otel - Leman Hotel - Grand Denizli Hotel - Bağbaşı Yaylası Bungalov Evleri - Vista Wellness Spa - Hierapark Thermal Spa Hotel - Richmond Pamukkale Thermal - Pam Thermal Hotel Clinic Spa - Spa Hotel Colossae Thermal - Hierapolis Hotel Pamukkale - Sebur Ninova Termal - Herakles Termal Otel - Ayapam Hotel - Polat Termal Hotel"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/didim-gezilecek-yerler", "text": "Türkiye'nin doğal ve kültürel güzellikleri saymakla bitmez. Bu yüzdendir ki her fırsatta yurt içinde hafta sonu gezileri yaparak ülkemizdeki bu cevherleri keşfetmeye çalışıyorum. Ege'nin popüler noktalarından biri olan Didim ve çevresinde gezilecek yerler ve Didim'deki tarihi yerler notlarımı bu yazıda bulacaksınız. Türkiye'nin simgesi haline gelmiş antik kentleri, mavi bayraklı plajları ile her yıl yerli ve yabancı turistlere ev sahipliği yapan Didim, Ege'nin önemli keşif noktalarından ve Aydın ilimizin ilçelerinden biri. Didim'in konumu için tıklayın. - Didim Kuşadası arası 70 kilometre, - Didim Bodrum arası 110 kilometre, - Didim İzmir arası 120 kilometre, İzmir Adnan Menderes Havalimanı ise 142 kilometre mesafede, - Didim İstanbul arası 620 kilometre, Osmangazi Köprüsü'nü kullanarak kendi aracınız ile gelirseniz molalarla birlikte 7 saat civarında sürüyor. Didim'e havayolu ile ulaşmak için Milas Bodrum veya İzmir Adnan Menderes Havalimanlarını kullanabilirsiniz. Özellikle yoğun sezonda bu havalimanlarından transfer hizmeti yapan firmalar var. Didim'in önemli avantajlarından biri ise günübirlik ziyaret edilebilecek pek çok antik kente çok yakın mesafede olması. Didim'de gezilecek yerler ve Didim çevresinde günübirlik ziyaret edebileceğiniz tarihi yerleri listeledim. Didim'e gittiğinizde, şehir merkezi mavi bayraklı Altınkum plajının olduğu yerdir. Kafe, restoran ve hediyelik eşyacılar, sahildeki yürüyüş yolu ile tipik bir sahil şehri sizi karşılar. Altınkum plajında denize girebileceğiniz gibi tekne turları ile çevredeki güzel koyları gezebilirsiniz. Altınkum plajı, sığ ve pırıl pırıl denizi ile yerli yabancı pek çok ziyaretçinin çekim merkezi. Altınkum plajının yaz aylarında ve yoğun sezonda çok kalabalık olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Didim'deki otel ve pansiyonların pek çoğu da bu bölgede yer alıyor. Didim aynı zamanda bir yazlıkçı bölgesi, dolayısıyla uzun dönemli Didim'de yaşayan ve buranın yerlisi olmayan çok sayıda insan bu bölgede yerleşik yaşıyor. Altınkum plajından kuzey yönüne doğru yürürseniz minik bir tepe göreceksiniz. Bu tepenin adı Aytepe. Tepenin üzerinde ise parka adını veren barış heykelini göreceksiniz. Heykelin bir tarafı Yunan bir tarafı Türk kıyafetleri taşıyan kadın ve erkekten oluşuyor ve birbirlerine barışı temsil eden zeytindalı uzatıyorlar. Heykelden biraz daha ilerlediğinizde Barış Kafe'yi göreceksiniz. Sıcak yaz günlerinde dahi güzel bir esinti olan kafede soğuk bir bira veya bir çay-kahve molası verebilirsiniz. Barış Kafe'yi geçince de sağda Çamlık'ı göreceksiniz. Adı üstünde çam ağaçlarından oluşan büyükçe bir park burası. Yürüyüş parkuru, çocuk parkı var alanın içinde. Bu bölgede kamp izni bildiğim kadarıyla yok ama yaz aylarında çamlıkta çadır kuranlar görüyorum. Türkiye'nin turizm sembolü haline gelen Medusa heykeli ile ünlü, Didim merkeze sadece birkaç kilometre uzaklıktaki Apollon Tapınağı'na ev sahipliği yapan Didyma Antik Kenti Didim'de mutlaka görülmesi gereken yerler listesinin başında yer alıyor. Burası antik zamanların kehanet merkezi olarak bilinen ve hala sağlam sütunları ile güzelliğini koruyan bir yerleşim. Didim'den Söke yönüne doğru devam ettiğinizde Miletos veya bilinen adıyla Milet Antik Kenti karşınıza çıkacak. Milet Müzesi'ni de ziyaret edip antik kente zaman ayırabilirsiniz. İyonların önemli liman şehirlerinden biri olan Milet, Menderes nehrinin denizi doldurması ile şu an Söke ovasının ortasında kalmış durumda. Şehri gezerken 3bin yıl önce buraların deniz kıyısında olduğunu hayal etmek de ayrı bir keyif. Milet Antik Kenti Giriş ücreti 10TL, müze kart geçerli. Priene Antik Kenti Giriş ücreti 5TL, Müzekart geçerli. Yönünüzü eğer Söke tarafına değil de Bodrum tarafına çevirirseniz Bafa Gölü ve kıyısındaki Heraklia Antik Kenti ziyaret edeceğiniz yerlerden biri olmalı. Bodrum yolu üzerinde başka pek çok kahverengi tabela da göreceksiniz, vaktiniz varsa hepsine sapmak da güzel olur. Didim'den İzmir yönüne doğru devam ettiğinizde Söke'yi geçince Magnesia Antik Kenti tabelalarını göreceksiniz. Antik kent Ortaklar'a sadece 4 kilometre mesafede yer alıyor, Didim'e ise yaklaşık 1 saat mesafede yer alıyor. 30.000 kişilik stadyumu, döneminin en önemli İyon tapınaklarından biri olan Artemis Tapınağı, 32 kişini yan yana ihtiyaç giderebildiği latera yani genel tuvaleti ile mutlaka görülmesi gereken antik kentlerimizden biri. Magnesia Antik Kenti giriş ücreti 10 TL, Müzekart geçerli. Didim'deki tarihi yerleri gezdikten sonra eğer vaktiniz kalırsa; Priene Antik Kenti'ne kadar gitmişken oraya sadece 10-15 km mesafedeki Dilek Yarımadası Milli Parkı girişinde yer alan Eski Doğanbey Köyü'nü ziyaret edebilir, eski Rum köyünün taş evleri ve taş sokaklarının arasında kaybolabilirsiniz. Menderes havzasındaki dalyanları buradan görebilirsiniz. Euromos Antik Kenti, yine az bilinen antik kentlerimizden biri. Didim Bodrum yolu üzerinde bulunan antik kent, Asya'nın en iyi korunmuş Zeus Tapınaklarından birine de ev sahipliği yapıyor. Burası Milas merkeze 10 kilometre mesafede bulunuyor. Tapınağı, kent surları, tiyatrosu, agorası, hamam yapıları ile bölgenin önemli kentlerinden biriymiş zamanında. Euromos Antik Kenti için giriş ücreti yok. Biraz daha vaktimiz var derseniz Efes ve Selçuk, Şirince de görülecek yerler arasında ama onu başka bir gezi konusu yapmanızı öneririm. - Didim Merkez Mavi Bayraklı Altınkum - Didim Merkez Aytepe Barış Parkı - Didim Merkez Çamlık - Didyma Antik Kenti ve Apollon Tapınağı - Milet Antik Kenti ve Müzesi - Priene Antik Kenti - Bafa Gölü ve Heraklia Antik Kenti - Magnesia Antik Kenti - Eski Doğanbey Köyü - Euromos Antik Kenti - Akbük Plajı - Mavişehir Plajları - Onurkent Başaran Sahili Plajı - Taşburun Plajı - Vettur Plajı - Sulubatak Plajı - Öğretmenler Sitesi Plajı - Sarıkum Koyu - Akkum Sağtur Plajı - Dede Koyu - D-Marin Blue Point Beach Club - Yeşilkent Plajı - Koca Reis Plajı - Uslu Sitesi Plajı - Akbük Saplı Ada Plajı - Cennet Koyu - Manastır Koyu - Birinci Koy - İkinci Köy - Üçüncü Koy - Akvaryum Koyu Listeye daha fazla koy ve plaj eklemek mümkün. Didim çevresinde çok sayıda site var ve her site bir koy veya plaj kenarına kurulduğu için sitelerin adıyla anılan plajlar bulunuyor. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Bir an önce Didim'e gidesim geldi gerçekten 🙂 Daha güzel kaleme alınamazdı teşekkür ederiz Sevil hanım, paylaşımlara lütfen devam edin.. Didim makaleniz için teşekkürler. Sayenizde gezmiş kadar oldum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dim-magarasi-ve-dim-cayi", "text": "Alanya şehir merkezinden 14 km mesafede bulunan Dim Mağarası, Alanya'nın popüler turistik noktalarından biri. Dim Çayı'nın oluşturduğu vadiye tepeden bakan bir noktada bulunan mağara yağmur sularının kireçtaşı kayaları aşındırması ile oluşmuş, tahmini yaşı ise 1 milyon. Dim Mağarası ve Dim Çayı hakkında merak ettiğiniz herşey bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Dim Mağarası Alanya şehir merkezine yaklaşık 14 km mesafede, Alanya'dan Gazipaşa yönünde giderken solda kalıyor. Alanya'dan çıkmadan mağara tabelalarını göreceksiniz. Sahil yolundan ayrıldıktan sonra 6 km kuzeye doğru dar bir köy yolundan ilerleyerek mağaraya ulaşabilirsiniz. Dim Mağarası'nın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Dim Mağarası'na Alanya şehir merkezinden kalkan otobüsler, özel araç ile veya Alanya'dan kalkan günübirlik turlar ile ulaşabilirsiniz. Dim Mağarası ücretleri biraz yüksek. Otopark ücreti otomobil için 5 TL, minibüs için 8 TL, otobüs için ise 15 TL. Mağara giriş ücreti ise 60 TL. Emekli, öğrenci ve TSK mensupları için ise 20 TL. Dim Mağarası ülkemizde özel girişim tarafından açılan ve işletilen ilk mağara olma özelliği taşıyor, giriş ücreti de ondan yüksek herhalde. Dim Mağarası 09:00-19:00 saatleri arasında ziyarete açık, en son ziyaretçi giriş saati ise 18:30. Dim Mağarası, yağmur sularının kireçtaşı kayalarından arasındaki yarıkları aşındırması ile oluşmuş. Mağarada su seviyesi azalınca mağara oluşumu durmuş olsa da damlayan sular sayesinde sarkıt ve dikit oluşumları devam ediyor. Mağara girişine ulaşmak için otoparktan sonra 100-150 metre kadar daha yürümeniz gerekiyor. Girişte bir kafeterya ve hediyelik eşya dükkanı bulabilirsiniz. Mağara girişinden kuzeye baktığınızda Dim Çayı'nın oluşturduğu vadiyi ve çayı göreceğiniz güzel bir manzara var. Güneye baktığınızda ise Akdeniz ve Alanya manzarası sizi karşılıyor. Mağaranın oluşum tarihi net olarak belirlenenemiş olsa da 1 milyon yaşında olduğu tahmin ediliyor. Mağaranın toplam uzunluğu 360 metre, genişlik/yüksekliği ise 10-15 metre arasında değişiyor. Mağaraya girdikten sonra karşınıza bir yol ayrımı çıkacak. Sol taraf 310 metre, sağ taraf ise sadece 50 metre devam ediyor. İki tarafı da görmenizi öneririm. 310 metrelik yürüyüş rotası çok sayıda merdiven iniş çıkışı içeriyor ve yerler oldukça kaygan, tabanı kaymayan bir ayakkabı tercih etmeniz iyi olur. Yürüyüş hattı boyunca sağlı sollu sarkıt ve dikitler size eşlik edecek, mağaranın sonunda ise minik bir gölet var. Göletin için anne çocuğa benzetilen iki adet dikiti göreceksiniz. Mağara 1986 yılında keşfedilmiş ve 1998 yılında turistik olarak ziyarete açılmış. Dim Mağarası'ndan görünen çayın bulunduğu bölge milli park ancak herhangi bir giriş ücreti ödemiyorsunuz. Zaten nasıl bir milli park anlayamadım. Çay boyunca yan yana çok sayıda restoran işletmesi çayın üzerine tesis kurmuş. Yazın sıcak günlerde çayın soğuk suyunda serinlemek, kahvaltı veya yemek için gelebileceğiniz çok mekan var. Ben tavsiye üzerine Pınarbaşı Restoranı tercih ettim. İçinde suya atlama rampaları, güneşlenmek için şezlong alanları gibi imkanlar var. Dim Çayı'nda yetiştirilen alabalıkların tadına bakmak için en iyi yerler bu restoranlar. Dim Çayı kenarındaki işletmeler arasında çadır ve karavan kampı yapılabilecek tesisler de gördüm. Çay kenarında serin bir konaklama yapmak yaz aylarında güzel olabilir. Dim Çayı'nda tesisli ve tesis olmayan bölümlerde yüzmek mümkün. Suyun dağlardan gelen kaynak suyu olduğunu ve yaz aylarında dahi serin olduğunu unutmamak gerek. Yine de çay kenarına gidecekseniz çantanıza mayo ve havlu koymayı unutmayın. Dim Mağarası ve Dim Çayı, Alanya'da serin bir alternatif arayanlar için harika bir seçenek!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/doga-sever-kadinlar-kadina-siddete-hayir-demek-icin-agrida-bulustu", "text": "DNAK organizasyonu ile, Türkiye'nin dört bir yanından gelen doğa sever 104 kadın ile birlikte \"Kadına Şiddete Hayır\" demek için 26-31 Ocak tarihleri arasında Ağrı'da buluştuk. Doğubeyazıt Nuh'un Gemisi Arama Kurtarma Derneği Başkanı Ahmet Ertuğrul, nam-ı diğer Paraşüt Ahmet, etkinliği şöyle anlattı; \"Kadına şiddet konusunda farkındalık yaratmak için düzenlediğimiz \"kadınlara özel ücretsiz\" etkinliklerimize 2022 yılında başladık, 2023'te etkinliklerimiz tam gaz devam edecek. 2023 yılı için ilk etkinliğimizi \"Kibele'nin çığlığında kadına şiddete hayır\" sloganı ile 26-31 Ocak 2023 tarihleri arasında Ağrı ve Iğdır'da hem doğa hem de kültür gezileri yapacak şekilde planladık. Türkiye'nin dört bir yanından her yaştan 104 kadını bir araya getirdik. Bölgemizin doğal güzelliklerini ve kültürünü tanırken her adımda \"kadına şiddete hayır\" \"tüm canlılara karşı her türlü şiddete hayır\" dedik. \"Bu etkinliğin Ağrı'da düzenlenmesi boşuna değildir. Türk mitolojisine göre dağlar kadındır, bütün nimetlerin yaratıcısı, koruyucusu, besleyecisi kabul edilir. Türkiye'nin zirvesi olan Ağrı Dağı, bütün heybeti, bütün güzelliği, bütün toprakları ve taşları, bütün kadınları ve erkekleri, bütün kuşları ve çiçekleri ile ülkemizde şiddet gören tüm kadınların koruyucusu ve sesi olmaya en çok yakışan yerdir!\" diyerek bu etkinliği neden Ağrı'da düzenlediklerini açıkladı. Türkiye'nin farklı şehirlerinden otobüsle, uçakla kendi imkanları ile Ağrı'ya gelen kadınlar, Ağrı'da il merkezinde bulunan ve çalıştığı okulda çıkan yangında öğrencilerini kurtarmaya çalışırken hayatını kaybeden Burçin Uysal'ın adını taşıyan öğretmenevinde buluştu. Bütün kış kar yağmayan Ağrı'da, kadınların gelmesi ile birlikte kar yağışının başlaması kadınların bereketleri ile birlikte geldikleri şeklinde yorumlandı. Etkinlik, Diyadin Kaplıcalarında termal havuzların keyfini çıkarması ile başladı, Diyadin Kanyonu'nda -8 derecede lapa lapa yağan karın altında 5 saatlik bir yürüyüş ile devam etti. Diyadin Kanyonu'nda Murat Nehri'nin buz gibi sularından geçen, karlı tepeleri aşan, halaylar ve şarkılarla yürüyüşlerini bitiren kadınlar, bir arada olduktan sonra her türlü zorluğu kolayca aşabilecekleri mesajını verdi. 104 kadın etkinliğin üçüncü gününde Doğubeyazıt'tan yola çıkarak efsanelere konu olmuş, Paşa'nın kızı Gülbahar'ın baba şiddeti nedeniyle zindanı olmuş İshakpaşa Sarayı'na karlar altında yürüdüler ve Gülbahar'ın yaşadıklarını başka kadınların yaşamaması için \"Kadına Şiddete Hayır\" dediler. Etkinlik Ağrı ile sınırlı kalmadı, Iğdır'da bulunan doğa harikası Tuz Mağaraları ve Iğdır merkezi de ziyaret eden kadınlar, halkla ve esnafla sohbet ederek \"her türlü şiddete hayır\" söylemlerini bölge halkı ile paylaştılar. Etkinliğin son gününü kartopu oynayarak geçiren 104 kadın, etkinlik sertifikalarını alarak ve tekrar geri gelme dilekleri ile Ağrı'ya veda etti. Önyargıların aksine Ağrı, Iğdır şehirlerinin kadınların seyahat etmesi için son derece rahat ve güvenli olduğunun altını çizmek istediklerini belirten Ahmet Ertuğrul, \"Anadolu kadınlarının koruyucusu olan Ağrı Dağı'na ülkemizdeki bütün kadınları bekliyoruz, etkinliklerimiz devam edecek\" diyerek etkinliği sonlandırdı. Etkinlikleri DNAK ve Ahmet Ertuğrul'un Instagram ve Facebook sosyal medya hesapları üzerinden takip edebilirsiniz. Ağrı'da gezilecek yerler yazıma da göz atmanızı öneririm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/doga-yuruyusu-icin-ekipman-onerileri", "text": "Kafkaslar seyahatim sırasında, bir kez daha farkettim ki doğa turizmine ilgi her geçen gün artıyor. Karadeniz'de doğa yürüyüşü için gelen çok sayıda insan ile karşılaştım, birkaç günü birlikte geçirdim. Dikkatimi en çok çeken nokta ise gelenlerin doğa yürüyüşü için gerekli ekipmana sahip olmaması idi. Halbuki doğada \"kötü hava, yol koşulu yoktur, yanlış ekipman vardır\" diye bir laf vardır. Kendi deneyimlerim doğrultusunda doğa yürüyüşlerini konforlu ve güvenli yapabilmek için gerekli ekipmanları listelemek istedim. Bu yazıda yer alan ekipman önerileri, hafif doğa yürüyüşleri için yeterli olacak ekipman önerileri olup, profesyonel dağcılık faaliyetleri için geçerli değildir. Dağcılık faaliyetleri için dağcılık ve doğa kulüplerinden eğitim almak ve doğru ekipmanı profesyonel öneriler doğrultusunda edinmek isabetli olacaktır. Hafif bir doğa yürüyüşü için gerekli başlangıç malzemelerine aşağıdaki başlıklarda bakalım. Doğa yürüyüşüne çıkarken katman katman giyinmek ve hava ısındıkça katmanları azaltmak, hava soğudukça katmanları artırmak çok terlemenizi veya çok üşümenizi engeller. Terletmeyen bir tshirt, bir polar ve üstüne yağmurluk ideal üçlü olacaktır. Termal veya hızlı kuruyan adı altında satılan kıyafetleri tercih etmeniz konforunuzu artırır. Özellikle Karadeniz gibi çok yağış alan bir yere gidiyorsanız, uzun hatta sırt çantanızı içine alabilecek bir yağmurluk mutlaka yanınıza almanızı öneririm. Herhangi bir doğa yürüyüşüne giderken dahi çantanızda sürekli bir tane bulundurun. Katlanınca az yer kaplayan modelleri tercih ederseniz pratik olur. Doğa yürüyüşüne uygun, pamuklu olmayan ve ıslandığında kolay kuruyabilecek bir pantolon yine yürüyüşünüzü konforlu hale getirecektir. Yağmuru var, dere geçişi var, suya batasınız gelir, pantalonu dert etmekle uğraşmayın 🙂 Tayt da çok tercih ediliyor ama ben vücuda yapıştığı ve ıslandığında kuruma sorunu olduğu için önermiyorum. Pantolon paçalarınızın ıslanmasını ve çamur olmasını engelleyecek tozluk. Tozluk daha çok ıslak, yeni yağmur yağmur yağmış, çok çimenlik, veya kar gibi durumlarda tercih ediliyor. Buff deyince artık herkes neyi kastettiğimi anlıyor sanırım. Aslında dikdörtgen bir kumaş parçası ama yeri geliyor boğazlık, yeri geliyor bere, yeri geliyor saç tokası, yeri geliyor atel için bağlantı bezi bile oluyor. Ben çok fazla kullanıyorum, zorunlu değil. Onun yerine minik fularlar da kullanılabilir. Yüksek bilekli yürüyüş ayakkabısı olmazsa olmaz. Özellikle zor parkurlarda yürüyüş güvenliği için en önemli madde bu. Bu konunun özellikle kadınlar tarafından ihmal edildiğini, \"o ayakkabılar çok kaba duruyor\" açıklaması ile bileksiz ve daha az tutunma özelliği olan ayakkabılar tercih ettiklerine çok kez şahit oldum. Doğadayız, güzelliğinizi ikinci plana atabilirsiniz 🙂 Ayrıca markalar artık oldukça estetik modeller üretmeye başladı. Benim favori yürüyüş ayakkabısı markalarım Salomon ve Merrell, şu an daha ekonomik olduğu için Karrimor kullanıyorum. Ancak ayakkabı seçerken mutlaka ayağınıza denemeniz ve rahatlığından emin olmanızı öneririm. Mesela North Face iyi bir marka olmasına rağmen ayakkabı kalıpları benim ağıma uymuyor. Sizdeki durum farklı olabilir. Yürüyüş sırasında yağmurluk, yiyecek, su gibi eşyalarınızı taşımak için mümkünse göğüs bağlantısı olan, hatta yağmurluğu olan bir sırt çantası. Maksimum 20litre boyutlarında bir çanta günübirlik yürüyüşler için ihtiyacınızı karşılayacaktır. Bu çantaların bir de sırt terletmeyen versiyonları var ki, almışken onları alsanız daha iyi olur. Blogumdaki Sırt Çantası Seçme & Hazırlama kategorisine göz atabilirsiniz. Gideceğiniz rotanın zorluk derecesine bağlı olarak, zorunlu olmamakla birlikte baton da olsa iyi olur. Baton aslında bir çeşit baston, ancak zor rotalarda üçüncü dördüncü bacağınız gibi işe yarıyor. Hafif rotalarda ben pek tercih etmiyorum, ama bel fıtığı, diz sorunları gibi sağlık sorunlarınız varsa çok işinize yarar. Yürüyüşler sırasında enerji vermesi için enerji miktarı yüksek çikolata veya kuru meyve çantanızda bulunursa yorulunca size destek olur. Meyve, snickers tarzı çikolatalar, kuru incir/kayısı, fındık, badem, ceviz, muz gibi meyveler hem taşıması kolay hem de yüksek enerji vereceği için sizi dinç tutar. Eğer yürüyüş süreniz uzun olacaksa; sandviç, börek gibi karbonhidrat miktarı yüksek sizi tok tutacak yiyecekleri de sırt çantanıza mutlaka atın. Güneş gözlüğü ve şapka opsiyonel olmakla birlikte, kullandığınızda yürüyüş performansınızı olumlu etkileyecektir. Ayrıca cildinizin açıkta kalan yerleri için yüksek faktörlü bir güneş koruyucu bulundurun mutlaka. Özellikle yürüyüş yapacağınız bölge yüksek ise güneşin daha yakıcı olabileceğini unutmayın. Önemli bir başka not ise, \"doğanın şakası yoktur\". Bu nedenle gideceğiniz rotaya uygun malzeme, ekipmana sahip olmanız çok çok kritik. Eğer tek başınıza gidiyorsanız, rehberiniz veya grubunuz yoksa yanınıza küçük bir ilk yardım çantası da mutlaka alın. Grup ve rehberinizin çantası olduğundan da emin olun. En önemli notu da sona bırakayım! Yanınıza poşet veya çöp torbası alın. Hem kendi atıklarınızı hem de doğada karşılaşabileceğiniz çöpleri toplayarak doğanın temiz kalmasını sağlayabilirsiniz. Sigara izmaritinden çekirdek kabuğuna kadar hiçbir çöpünüzü doğaya bırakmayın! Yanınıza aldığınız her ekipmanın, çantanıza attığınız her ekstra parçanın size ekstra yük olduğunu da unutmayın. Bu nedenle performansınıza güveniyorsanız bu ekipmanların tamamını yanınıza alın, varsa yol arkadaşınızla paylaşın, ağırlığınız ne kadar az olursa o kadar rahat bir yürüyüş yaparsınız. Seyahat güvenliği konusunda tedbiri elden bırakmayın. Biz aynı zamanda kamp da yapacağız derseniz kamp malzemeleri yazıma da bir göz atın. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/doganbey-koyu-turkiyenin-en-guzel-koylerinden-biri", "text": "Türkiye'nin en güzel köylerinden biri Doğanbey Köyü; Aydın'ın Söke ilçesine bağlı bir köy. Özelliği ise mimarisi korunmuş taş evlerin günümüzde aslına uygun olarak restore edilmesi ile ortaya çıkmış çok güzel bir köy olması. Gelin size biraz Doğanbey'i anlatayım. Sırtını Dilek Dağları'na yaslamış, ortasından bir geçen derenin ikiye böldüğü yeşillikler içinde, iki katlı taş evlerden oluşan güzeller güzeli bir köy olan Doğanbey; Söke'ye 30 km, Aydın merkezine 87 km, Didim'e 39 km mesafesi ile Ege'nin pek çok tarihi ve doğal güzelliğine yakın mesafede. Doğanbey'e Söke üzerinden geliyorsanız Priene Antik Kenti'ni geçtikten sonra \"Eski Doğanbey Köyü\" tabelalarını takip ederek kolayca ulaşabilirsiniz. Buraya özel aracınız ile gelebilirsiniz, bildiğim kadarıyla toplu taşıma yok. Doğanbey Köyü'nün tarihi M. Ö. 7. yüzyıla kadar dayanıyor. Rumca odalar anlamına gelen \"Domatia\" ismiyle kurulan köy zaman içinde \"Doğanbey\" ismini almış. 1924 yılına kadar köyde Rumlar yaşıyor. Taş evlerin ve taş döşeli yollarının mimarı ağırlıklı olarak Rumlar. Mübadele zamanı burada yaşayan Rumlar Yunanistan'a göç edince köy kimsesiz kalmış. Uzun zaman kimseler gelip yerleşmemiş buraya, mübadele ile gelen Balkan Türkleri'nin yaşamasına da uygun bulunmayınca yılla yılı köy boş kalmış. Yakın dönemde evleri satın alan Türkler aslına uygun olarak yeniden restore etmişler ve harika bir köy ortaya çıkmış. Ağaçların arasına, dağın yamacına kurulmuş olan köyün çok güzel bir Menderes Deltası ve Ege Denizi manzarası var. Yol da sizi deniz kıyısında yavaş yavaş köye götürüyor. Köyün içinden geçen dere nedeniyle köye iki giriş var aslında ilk sapaktan girerseniz köyün girişinde otel, restoran ve kafeler sizi karşılarken ikinci sapaktan girerseniz; okul olarak inşa edilmiş ve günümüzde Ziyaretçi Tanıtım Merkezi olarak hizmet veren yapının önüne çıkıyorsunuz. Köy hakkında pek çok bilgiyi buradan edinebilirsiniz. Dolayısıyla gezmeye buradan başlamak daha iyi olur. Köyün içinde dolaşırken eski yıkılmış halde ve yenilenmiş, renkli panjurlu ve cumbalı birbirinden güzel pek çok taş ev, taş döşeli kaldırımlar ve saksılardan veya yol kenarlarından taşan bol bol çiçek göreceksiniz. Köy Kahvesi son gidişimde kapalıydı umarım en kısa zamanda açılır. Köyün merkezinde sadece çay-kahve içebileceğiniz bir iki yer var, bir de çıkışında yeni açılmış birkaç restoran. Kafeler, dondurmacılar ve hediyelik eşyacıların doldurduğu bir yer değil burası, yani hala bakir. Tabii tatil dönemlerinde, yoğun sezonda giderseniz kalabalık olacaktır, en güzeli ilk bahar veya sonbaharda gitmek. Köy; Dilek Yarımadası Milli Parkı içindeki tek yerleşim yeri, milli parka ait doğa yürüyüşü ve dağ bisikleti rotaları da köyün içinden geçiyor. Milli Park içindeki pek çok bitki türünü köyün içinde gezerken görmeniz mümkün. Benim favorim tüylü çan çiçeği, dik kayalara doğru bakınca kocaman eflatun çiçekleri ile görmemenize imkan yok! Doğanbey'e geldiyseniz; 9 km mesafede bulunan eski bir ticaret limanı olan Karina Koyu'nda yemek diyebilir, tarih meraklıkları 14 km mesafede bulunan Priene ve 20 km mesafede bulunan Milet ve hatta 37 km mesafede bulunan Didyma Antik Kentleri'ni rotanıza ekleyebilirsiniz. Didim ve çevresinde gezilecek yerler yazım da ilginizi çekebilir, okumayı unutmayın! Harika bir paylaşım, özellikle konunun önemli detayları oldukça net bir şekilde açıklanmış. İnsanları çeşitli karmaşık anahtar kelimelerle yormak yerine, okumaktan keyif alacağı içerikler her zaman daha iyidir. Kaliteli paylaşım adına teşekkür eder, paylaşımlarınızın devamını sabırsızlıkla beklerim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dogru-valiz-secimi", "text": "Seyahat keyfi, valizin hazırlandığı o ilk anda başlar. Stresten uzak, kaygısız bir yolculuk için kendinize ve ihtiyaçlarınıza en uygun valiz alternatifini seçin. İhtiyacınız olan şeyleri taşıyacak nitelikte bir araç gereçten mahrumsanız, bir yerden bir yere gitmek zaman zaman büyük problemlere yol açabilir. Herhangi bir yere gitme fikri en çok böyle zamanlarda sıkıntıya dönüşür. Siz mi çok şey koydunuz yoksa yeriniz mi çok dar? Şu veya bu şeyi evde bıraksanız gideceğiniz yerde acaba aynısını bulabilir misiniz? Yeterince sıkı bastırırsanız ihtiyacınız olan tüm şeyleri valizinize sığdırabilir misiniz? Şehir içi ve şehir dışı yolculuklarda, kapasiteleri az ve kaliteli malzeme kullanılmadan üretilen ürünler, taşıma kolaylığı görevlerini yerine getirmedikleri gibi seyahatinizin keyfini azaltabilirler. Tüm bunlardan kaçınmak ve yolculuk keyfinizi küçük aksilikler ile kaçırmamak için dayanıklı malzemeden, ihtiyaçlarınıza göre belirlenmiş bir valiz edinmeniz kritik bir önem taşır. Her yolculuğun kendine has gerekleri olduğu malum. Yazlık bir yere giderken alınacak özel bakım kremleri ile kış seyahatlerine götürülecek kabanlar bambaşka nitelikte eşyalar arasında yer alır. Yine de kabaca uygun bir valizin nasıl bir şey olabileceğini düşünmek ve böyle bir valiz bulmak mümkün. Öncelikle; taşıma hacminin kaç litre olduğu, değişik hava koşullarına uyum sağlayıp sağlamadığı, sağlam malzemeden oluşup oluşmadığı ve taşıyacağınız farklı tip eşyalar için yeterince donanımlı olup olmadığına bakılabilir. Taşıma sürecini kolaylaştıracak yardımcı aparatlara sahip olup olmadığına yani farklı büyüklükte bölmeler, fermuar, ip, kayış gibi yan aksesuarlar sayesinde yanınıza almak istediğiniz her çeşit ürünü güvenle taşıyabilmenize imkan verip vermediğine dikkat edebilirsiniz. Bavul, çanta gibi ürünlerinin yanı sıra taşıma hacmi geniş, nitelikli malzemeden yapılmış çekme aksamı ile taşımayı kolaylaştıran valizlerine bir göz atın. Kapasitesi 30 litreden başlayan modellerden taşıma hacmi geniş modellere kadar uzanan ürün yelpazesinde, çeşitli ihtiyaçlarınıza uygun gelecek bir valiz modeli bulabilirsiniz. Çok geniş spektrumda özelliklere sahip bu ürünler; renk seçenekleri, farklı kullanım amaçları için geliştirilmiş çekmeli, elde ve sırtta taşınabilir özellikleri, kullanım kolaylığı sağlayan tasarımları, yan aksesuarları ve sportif görünümüyle seyahatlerinizi kabusa dönüşmekten kurtarmaya aday. Decathlon ürünleri; laboratuvarda sağlamlık testinden geçirilmiş, gündelik hayatta karşılaşılabilecek sorunlara göre sınanmış, farklı hava koşulları denenerek dayanıklılığı ölçülmüş ürünlerdir. Rahat ve kalıcı kullanım esasıyla tasarlanmış bu ürünler; bozulma, yıpranma, kopma ve benzeri aksaklıklara karşı iki yıl boyunca Decatlon'nun güvencesi altındadır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dogu-ekspresi-bileti-nasil-alinir", "text": "Son yılların popüler rotası olan Kars, Kars'a gitmenin en havalı yolu ise Doğu Ekspresi. Doğu Ekspresi bileti nasıl alınır? sorusu ise son yılların en kritik sorusu. Doğu Ekspresi'ne bilet bulunmuyormuş, acenteler bütün biletleri kapatıyormuş gibi kulaktan dolma haberler yerine en iyisi Doğu Ekspresi için bilet bulmaya odaklanalım. Doğu Ekspresi bileti almak için izlemeniz gereken yolları en anlaşılır, kolay şekilde anlatmaya çalıştım. Doğu Ekspsresi ve Türkiye'deki diğer yurt içi tren biletlerini Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları'nın internet sitesinden, mobil uygulaması üzerinden, çağrı merkezinden, anlaşmalı PTT gişelerinden ve anlaşmalı acentelerden alabilirsiniz. TCDD'nin internet sitesinde anlaşmalı PTT ve acente bilgilerini detaylı olarak bulabilirsiniz. - Eybis online bilet satış sistemi - 444 82 33 numaralı çağrı merkezi - TCDD bilet satış yetkisi olan PTT Gişeleri - TCDD anlaşmalı acenteler Doğu Ekspresi gibi çok talep gören trenler için yer bulmak sorunlu olduğu için gişeden almak istediğinizde tekrar tekrar deneme şansınız olmayacaktır, bu nedenle internet daha iyi bir seçenek. - TCDD biletleri 30 gün önce satışa çıkıyor, kendinize bir alarm kuruyorsunuz. Diyelim ki 15 Şubat için tren bileti almak istiyorsunuz, 14 Ocak gece yarısı için alarm kuruyorum kendime, genelde o gece veya ertesi gece satışa açılmış oluyor biletler. Bilet satışa çıkar çıkmaz bilet bulma ihtimaliniz biraz zor olsa da mümkün. Herkes sizin gibi biletler satışa çıksın diye bilgisayar başında bekliyor olsa da neden ilk biletleri alanlardan biri siz olmayasınız! - Gideceğiniz tarihe 30 gün kala baktınız ama yer bulamadınız mı, üzülmeyin! Gideceğiniz tarih yaklaştıkça bilet bakmaya, hatta her gün bakmaya devam edin. Özellikle gidiş tarihi yaklaştıkça grup bileti alanlar veya son dakika planını iptal edenler tren biletlerini iptal etmeye başlıyor. Bazen bir bakıyorsunuz, dün baktığınızda \"0\" görünen boş yer sayısı bugün \"20\" görünüyor. Kendine yer kapatan bir tur şirketi turu dolduramayınca iptal etmiş, böylece tren biletlerini de azad etmiş demek ki, şanslı gününüzdesiniz! Bunun gibi durumlar nadir değil sık yaşanıyor, o yüzden şansınızı denemekten vazgeçmeyin. - TCDD'nin mobil uygulamasını telefonunuza indirip boş kaldıkça bilet bakabilirsiniz. Yakalayınca affetmeyin. Doğu Ekspresi bileti alırken \"Vagon Tipi\" olarak göreceğiniz seçim sizin nasıl bir yolculuk yapacağınızı belirliyor. Pulman olarak gördüğünüz vagon tipi, 2+1 otobüslerin koltukları gibi olan vagonlar. Tek seyahat ediyorsanız tekli koltuk, 2 kişi seyahat ediyorsanız ikili koltuk seçebilirsiniz. Tren koltukları otobüsten daha geniş ve rahat olmasına rağmen 24 saatten fazla süren bir yolculuktan bahsettiğimiz için yorucu olacağını unutmamak lazım. \"Kuşet\"in sözlü anlamı \"yolcu trenlerinde, geçici olarak yatağa dönüştürülebilen açılır kapanır oturma yeri\" imiş. 4 yatağı olan minik bir oda diye düşünebilirsiniz. 4 kişi seyahat ediyorsanız tercih edilebilir. Türkiye'de hiç 4 kişilik kompartmanda kalmadım, Ukrayna'da kalmıştım ve diğer 2 yolcu Ukraynalı idi. Biraz sıkışık olabilir ama yataklıda yer bulamazsanız tercih edebilirsiniz.. Üstte iki yatak altta iki yatak bulunuyor bir kompartmanda, hepsi de açılıp yatak olabilecek şekilde. Tren yolculuğunun tadını çıkarmanın en güzel yolu yataklı kompartmanda kalmak. İki kişilik kompartmanda altta bir yatak üstte bir yatak, kendi lavabosu, buzdolabı olan oldukça rahat kompartmanlar bunlar. Trende bir de yemek vagonu bulunuyor. Her ne kadar tren yemekleri çok şahane olmasa da eğer hazırlıklı değilseniz karnınızı doyurmaya yeter. Basit yemekler ve alkolsüz içecek bulabilirsiniz. Trenlerde rötar durumu da oldukça sık yaşanıyor, dolayısıyla bu sürenin uzayabileceğini göz önüne alarak seyahat planı yapmanızda fayda var. - Uçak ile Erzurum'a uçuyorsunuz, - Kuşetliymiş, yataklıymış yer bulma sorunu ile uğraşmıyorsunuz, pulmanda yer varsa pulmandan Erzurum-Kars arası için tren bilet alıyorsunuz, - Doğu Ekspresi tren yolunun en güzel manzaralarının olduğu son bölümünü tren ile geçmiş oluyorsunuz. Ve bu rota sadece 4 saat sürüyor. 24 saat süren yolculuk ile kıyaslanınca oldukça pratik ve zaman sorunu olanlar için Doğu Ekspresi tecrübesini kısaca da olsa yaşamalarını sağlıyor. Değerlendirin derim. Doğu Ekspresi her gün Ankara-Kars, Kars-Ankara yönünde çalışıyor. - Ankara'dan her gün 18:00'de hareket ediyor ve eğer bir gecikme olmazsa ertesi gün 18:13'te Kars'a varıyor. - Kars'tan her gün sabah 08:00'de hareket ediyor ve eğer bir gecikme olmazsa ertesi gün 08:22'de Ankara'ya varıyor. Doğu Ekspresi 24 saatlik yolculuğu boyunca 52 istasyonda duruyor, oldukça iddalı bir rakam. Doğu Ekspresi için bilet fiyatları vagon tipine ve eğer yataklı seyahat edecekseniz yataklıda kaç kişi kaldığınıza göre değişiklik gösteriyor ve her yıl fiyatlar güncelleniyor. Güncel fiyatları TCDD'nin internet sitesine bakabilirsiniz. Ara duraklarda inip binecekseniz TCDD'nin sitesinden fiyatlara bakabilirsiniz. TCDD trenlerinde uygulanan indirimleri aşağıda görebilirsiniz. Bu indirimler sadece Doğu Ekspresi için değil, tüm trenler için geçerli. - 13-26 ve 60-65 yaş arası: %20 indirim - 7-12 yaş arası çocuklar ve 65 yaş üstü: %50 indirim - 7 yaş altı çocuklar ayrı bir koltuk istemezseniz: ücretsiz - Öğretmenler, basın kart sahipleri, TCDD personelleri, TSK çalışanları: %20 indirim - Doğu Ekspresi'ni hem gidiş hem dönüş için kullanacaksanız ve biletleri aynı anda alırsanız: %20 indirim - 12 kişi ve daha kalabalık gruplar: %20 indirim Ankara-Kars arası olan bu tren yolculuğu Türkiye'nin en güzel, dünyanın ise sayılı tren rotalarından biri. Bu yolculuğu yapmak için birazcık zahmete gireceğinizi unutmayın. - Öncelikle Ankara'ya ulaşmanız lazım. İstanbul'dan Ankara'ya tren ile gitmek istiyorsanız YHT ile gittiyseniz ineceğiniz durak ne yazık ki Doğu Ekspresi'ne bineceğiniz durak değil, iki durak arası neredeyse 1 saat mesafe. İstanbul'da Sirkeci'den Pendik'e gitmek gibi düşünebilirsiniz. Neyseki iki istasyon arasına ücretsiz otobüs seferi koymuşlar. - İstanbul'dan Ankara'ya gitmek için 5-6 saat, Ankara'da tren istasyonları arası en az 1 saat, Doğu Ekspresi süresi 24 saat diye düşününce toplam 30 saatin üzerinde yolda olacaksınız. Yukarıda önerdiğim Erzurum üzerinden gidişli kısa rota bu nedenle oldukça kulağa iyi geliyor. Klasik Doğu Ekspresi trenlerine çok fazla turistik talep olunca, tur şirketleri ve acenteler bütün kompartmanları kapattığı için Kars'a ailesine veya iş için gitmek isteyenler trenlerde yer bulamayınca; TCDD bu konuya bir çözüm getirdi ve Turistik Doğu Ekspresi hizmetini devreye aldı. Turistik Doğu Ekspresi turistik amaçlı tasarlandığı için sadece yemekli ve yataklı vagonlardan oluşuyor. İlk kez 29 Mayıs 2019'da seferlerine başlayan Turistik Doğu Ekspresi, Kars'a talebin arttığı kış döneminde hizmet veriyor. Turistik Doğu Ekspresi aşağıdaki günlerde sefer yapıyor, her gün çalışmıyor. - Ankara'dan Pazartesi, Çarşamba, Cuma günleri - Kars'tan Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri Hem gidiş hem dönüş rotasında tarihi ve kültürel yerlerin görülmesi için 3 saatlik beklemeler yapıyor. - Ankara ile Kars arasında yapılan seferde; Erzincan ve Erzurum'da, - Kars ile Ankara rasında yapılan seferde; Sivas ve İliç'te üçer saatlik bekleme yaparak yolcuların o şehirleri gezmesi sağlanıyor. Bu beklemeler sonucunda Turistik Doğu Ekspresi sefer süresi yaklaşık 32 saat oluyor. Turistik Doğu Ekspresi fiyatları standart trene göre oldukça yüksek. Ancak bu trende sadece yataklı ve yemekli vagon olduğunu, daha çok tur veya kalabalık gruplar için uygun olduğunu, gidiş ve dönüşte tarihi ve kültürel yerlerin görülmesi için bekleme yaptığını unutmamak gerekiyor. 2022-2023 sezonu için yataklı kompartman fiyatı 3100 TL olarak belirlenmiş, yataklı vagon olduğu için bu fiyat iki kişilik fiyat oluyor. - Uzun bir yolculuk sizi bekliyor, öncesinde psikolojik olarak kendinizi buna hazırlayın. Uzun süreli yolculuklarda sağlığınıza dikkat etmeniz için şu önerilerime bir göz atın: Seyahat sağlığı için 10 hayat kurtaran öneri - Yolculuk sırasında yemek vagonu sizi mutlu etmeyebilir, yanınıza yiyeceğinizi içeceğinizi abur cuburunuzu almayı unutmayın. Benim için en kritik olan kahve mesela, kahvem olmadan asla. - Tren genel olarak sıcak oluyor ama siz yine de kalın ve rahat kıyafetler almayı unutmayın, yol uzun üşütmenizi istemeyiz değil mi? - Yol uzun, yer dar, yol arkadaşlarınızı ve sizi oyalayacağı müzik listelerinizi hazırlayın, sevdiğiniz oyunlar varsa yanınıza alın. Zaman zaman internetin çekmediği yerler oluyor, listenizi offline çalışacak şekilde hazırlamanız iyi olur. - Kars'a ulaştıktan sonra Kars'ta gezilecek yerler önerilerime de bir göz atın. Çözüm çok basit acenteden almayacaksınız 🙂 Biletler 30 gün önce satışa çıkıyor, gece yarısından itibaren alabiliyorsunuz. Bilgisayar başında bekleyip yer kapacaksınız. Bir diğer seçenek de ara ara kontrol etmek, çünkü arada grup iptalleri oluyor ve yer açılıyor. yazıdaki \"Doğu Ekspresi için Bilet Bulma Taktikleri\" başlığı altında yapmanız gerekenleri yazmışım zaten."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/doha-nerede", "text": "Dünya genelinde yaptığı yüksek maliyetli yatırımlarının yanı sıra şehirleşmelerinde sıkça yer verdikleri yüksek gökdelenlerle bildiğimiz Katari modernleşmesinin yanı sıra tarihine de sahip çıkan bir ülke konumunda bulunmaktadır. Katar, 1971 yılında bağımsızlığını ilan ettikten sonra aşiret beyleri tarafından yönetilmeye başlamıştır. Bağımsızlığın ardından hızlı bir gelişim gösteren ülke, dünya üzerinde ''zenginlikler ülkesi '' olarak bilinmektedir. Arap Yarımadası'nda yer alan Katar'a yönelik tatil planları yapan kişilerin karşısına birçok farklı nokta çıkmaktadır. Bu noktalara yıl içerisinde birçok turist adeta akın etmektedir. Ülkemizden Katar'a yapacağınız seyahatlerde Qatar Airways şirketi ile kolay bir şekilde yapacaksınız. Bunun yanı sıra İstanbul'dan Katar'ın başkenti Doha'ya direkt uçuşların olması da seyahat edecek kişileri sevindiren diğer bir haberdir. Ülkeye yönelik araştırmalarınızda karşınıza çıkan devasa ve modern binaların büyük bir kısmı Doha kentinde bulunmaktadır. Araştırmaları şaşkınlıkla yaparken kendinize sorduğunuz ''Doha nerede?'' sorusu ise burada yanıt buluyor. - İslami Sanatlar Müzesi, - Barzan Tower, - Falcon Souk, - İnci Anıtı, - Doha Hayvanat Bahçesi, - The Corniche, - Sheikh Faisal Bin Qassim Al Thani Müzesi Katar mutfağı yöresel lezzetlerinin yanı sıra Hint, İtalyan ve Çin mutfaklarına da yer vermektedir. Gelen turistlerin yemek konusunda tercih ettikleri yerler ise alışveriş merkezleri oluyor. Çünkü buradaki çeşit sayısı oldukça fazla. Milli gelir bakımından oldukça zengin olan ülkede, restoranlarda yiyeceğiniz yemeklerde çok pahalı sunulan yemeklere rastlamanız sizleri şaşırtacaktır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dolmabahce-sarayi", "text": "İstanbul'un en hareketli semtlerinden biri olan ve benim de yaşadığım Beşiktaş, İstanbul'un pek çok önemli kültür varlığına ev sahipliği yapıyor. Saraylar, kasırlar, köşkler, bahçeler, türbeler, çeşmeler ve daha neler neler. Dolmabahçe Sarayı, şüphesiz, bu varlıkların en önemlilerinden biri. Dolmabahçe Sarayı'nın tarihi, giriş ücreti, ulaşımı gibi pek çok bilgi bu yazıda sizi bekliyor, Dolmabahçe Sarayı'na bir ziyaret planlamadan önce mutlaka okuyun! Beşiktaş sahili, doğal bir liman olarak antik çağlardan beri denizcilik faaliyetleri için kullanılmış. Bu bölgeye ilk saraylar Bizans Dönemi'nde yapılmış. 16. yüzyılda bugün sarayın bulunduğu yerdeki liman doldurularak bir bahçe yapılmış ve \"dolmabağçe\" adıyla anılmaya başlanmış. Hanedana ait hasbahçe olarak kullanılmasıyla birlikte buraya köşkler yapılmaya başlanmış. 19. yüzyıla gelindiğinde bahçenin içindeki köşkler ve kasırlardan oluşan komplekse \"Beşiktaş Sahil Sarayı\" denmeye başlanmış. Abdulmecid, bu köşk ve kasırların yıkılarak buraya bir saray yapılmasına karar verir. 1843'te başlayan inşaat, 1856'da tamamlanır ve bugünkü görünümüne kavuşur. Saray, Cumhuriyet Dönemi'nde tören ve yabancı konukların ağırlanması için kullanılmıştır. Ulu Önderimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul'a geldiğinde sarayı ikametgah olarak kullanmıştır. Ve ne yazık ki 10 Kasım 1938'de, saat 09:05'te sarayın 71 numaralı odasında hayata gözlerini yummuştur. Bugün o oda ziyarete açıktır, özellikle 10 Kasımlarda, Atamız'a saygı ve sevgisini sunmak için gelen genç yaşlı yüzlerce kişi odanın önünde uzun kuyruklar oluşur. Dolmabahçe Sarayı 135bin metrekare alana yayılmış, farklı binaları içeren yatay mimariye sahip bir saray. Saray fonksiyon ve mimari açısından Osmanlı saray geleneğine bağlı, orta sofa köşe odalı Türk evi özelliklerine uygun olarak Barok, Rokoko, Neo-klasik gibi mimari ekollerden de etkilenmiştir. Ermeni yapı ustaları Balyan kardeşler inşaa sürecinde görev almışlar. Dolmabahçe Sarayı'nın ana yapıları; Harem, Mabeyn, Saat Kulesi ve Dolmabahçe Camisi'dir. Sarayda 285 oda ve 46 adet salon, 6 hamam ve 68 tuvalet vardır. Saraya 1910'larda elektrik ve kalorifer sistemi eklenmiştir. - Dolmabahçe Saat Kulesi: Dolmabahçe Sarayı'na girişte sizi karşılayan kuledir. - Selamlık: Dış bahçeden iç bahçeye girdiğinizde sizi karşılayan binadır. Padişah odaları, çalışma odaları, bayramlaşma salonu ile sarayın asıl ihtişamını göreceğiniz yer burası. Bayramlaşma salonu çok çok ihtişamlı. Tavandan sarkan avize 4,5 ton ağırlığında imiş. - Camlı Köşk: Selamlık'a yakın kış bahçesi gibi kullanılan şirin bir köşk. - Harem: Mustafa Kemal Atatürk'ün hayata gözlerini kapattığı odanın da içinde yer aldığı, saray olarak kullanıldığı dönemde ise valide, kadın efendi, sultan ve gözdelerin konakladığı bölüm. Selamlık ile kıyaslanınca biraz daha mütevazi. - Saat Müzesi: Harem Bahçesinde bulunan müzede Saraydaki saat koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor. - Saray Koleksiyonları Müzesi : Dolmabahçe ve Topkapı sarayındaki resimlerin sergilendiği müze. Deniz ressamı olarak bilinen Ayvazovski'ye ayrılmış özel bir salon da yer alıyor. Kesinlikle görmeye değer. Ayrıca müzenin küçük ama çok şirin bir kafeteryası var: Şeker Ahmet Paşa Çay Salonu. Sarayın tüm bölümlerinde her köşede bir görevli var, soru sorduğunuzda uzun uzun anlatmak konusunda da istekliler. İstanbul'da görülecek yerler listesinin üst sıralarında Dolmabahçe Sarayı'na yer vermenizi öneririm. - Dolmabahçe Sarayı Pazartesi ve Perşembe günleri ziyarete kapalı, gitme planı yaparken buna dikkat edin. - Pazartesi ve Perşembe hariç her gün 09:00-17:30 saatleri arasında ziyaret edilebilir. - 15:00'ten sonra Harem'e ziyaretçi almıyorlar, girdikten sonra gezmek 1 saat sürüyor çünkü. Ziyarete gitmek için geç kalmamakta fayda var. - 16:30'da gişeden bilet satışı sona eriyor. - 2021 yılından bu yana Dolmabahçe Sarayı ve Milli Saraylara bağlı pek çok sarayda Müzekart geçerli hale geldi. - Bileti Harem, Selamlık ayrı ayrı veya Harem+Selamlık şeklinde alabiliyorsunuz. - Türk Vatandaşları için biletler %50 indirimli satılıyor. - 65 yaş üstündekilerden bilet ücreti alınmıyor. Öğrenci ve öğretmenlere de indirim var. Aşağıdaki tabloda Dolmabahçe Sarayı bilet ücretlerini görebilirsiniz. - Selamlık 90 TL - Selamlık 45 TL - Harem-Camlı Köşk-Saat Müzesi 60 TL - Harem-Camlı Köşk-Saat Müzesi 30 TL - Saray Koleksiyonları Müzesi 10TL - Saray Koleksiyonları Müzesi 5TL Dolmabahçe Sarayı, İstanbul'un en köklü ilçelerinden biri olan Beşiktaş'ta yer alıyor. Kabataş'tan Beşiktaş yönünde doğru ilerlerken sağda deniz kıyısında sarayın saat kulesi hemen dikkatinizi çeker. Sarayın karşısında da Beşiktaş Stadyum'u yer alır. Stadyumun olduğu yer eskiden sarayın ahırlarının olduğu yer imiş. Deniz kıyısında bulunan saray zaten deniz doldurularak yapılmış, adını da buradan alıyor. Sarayın tam yerini görmek için google haritalar linkine tıklayın. Saraya Beşiktaş, Kabataş ve Taksim'den yürüyerek ulaşmak mümkün. Beşiktaş merkezinde gelen tüm toplu taşıma araçları ile saraya kolayca ulaşabilirsiniz. Beşiktaş ve Kabataş vapur iskelesi de saraya yürüme mesafesinde, deniz yolu ile de saraya kolayca ulaşabilirsiniz. Beşiktaş Spor Kulübünün efsanevi stadının tam karşısında yer alan saraya ayrıca Sultanahmet'ten kalkan hop-on hop-off ile de ulaşmak mümkün. Eğer aracınız ile gelecekseniz hemen girişte bir ücretli otopark alanı var. - Beşiktaş'ta gezilecek yerler ile ilgili tüm önerilerim: Beşiktaş gezilecek yerler - Beşiktaş'ta bir vaha: Ihlamur Kasrı - Beşiktaş'ın akciğeri olan ve doğa ile iç içe olabileceğiniz: Yıldız Parkı Bana göre Dolmabahçe herkesin gidip görmesi gereken yerlerin başında gelir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dubai-dxb-uluslararasi-havalimani", "text": "Dubai DXB Havalimanı sanırım bugüne kadar gördüğüm en büyük pistlere sahip havalimanı. Pistleri görünce insan terminal binasında da o ihtişamın devamını bekliyor. Halbuki ucuz havayollarının yani benim indiğim 2 numaralı geliş terminali ufacık tefecik. Flydubai BAE saati ile sabah 2:55 gibi indiği için niyetimiz geceyi havaalanında geçirmekti. Ancak geliş terminali küçük ve rahatsız koltuklara sahip olduğu için gidiş terminaline yürüdük. Gidiş terminali görece daha iyi. Ancak uyuma söz konusu olunca hem çok aydınlık, hem insan trafiği yoğun, hem de kolçaklı koltuklar nedeniyle oturur pozisyonda uyumanız gerekiyor. Özetle pasaport kontrolünü geçtiyseniz uyumak zor. Terminal 1: bildiğimiz büyük havayolu şirketleri tarafından kullanılıyor. Terminal 2: ucuz havayollarının kullandığı terminal. Dubai çok net bir şekilde sınıf ayrımı yapmış. Fly Dubai uçuş rotalarına da bakınca, Dubai'ye expat olarak gelenler değil, işçi olarak gelenlerin yaşadığı rotalar çoğunlukta. Terminal 2'den metroya ulaşım yok. Bloglarda ve havaalanının sitesinde ücretsiz shuttle olduğu yazıyor ama danışma bürosu olmadığını tek ulaşımın taksi olduğunu söyledi. Şehir merkezine metroyla ineceğimiz için terminal 1 ya da 3'e gelmemiz gerekiyordu. Terminal2'den Terminal3'e taksi 40AED yani yaklaşık 10usd tuttu. Taksici bize bir kazık attı galiba... Şehir içi taksiler tarifeyi 5 dirhemden açarken, havaalanı taksi 20 dirhemden açıyor, bu nedenle havaalanından taksiye binmek kötü bir fikir. Ama terminaller arası yürünebilir mesafe değil. Şehre inmek için bir yol metro. Metro biletini girişindeki danışmadan ya da makinalardan alabilirsiniz. Biz tüm zonelarda geçerli günlük bileti 22aed'e aldık. Ayrıca şehrin farklı yerlerinden farklı terminallerden kalkan otobüsler var. Ben Emirates' le gitmiştim Dubai' ye. Dediğiniz gibi indiğimiz terminal oldukça büyük ve güzeldi. Taksi konusunda kazık yemiş olabilirsiniz çünkü taksiler ucuz Dubai' de. Dubai'de taksiler havaalanından 20 AED olarak açılış yaparlar. Yani aslında kazık yememişsiniz, gönlünüz rahat olsun. Şehir içindeki taksiler de daha uygun tarife ile açılış yaparlar."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dubai-vizesi-basvurusu-hakkinda-bilmeniz-gerekenler", "text": "Eylül ayında yapacağım Sri Lanka seyahatimin aktarma noktası hem gidiş hem dönüş için Dubai. Bekleme sürelerim de 12-15 saat aralığında olduğu için, beklemeyi fırsat bilip Dubai'de gezeyim dedim. Ayrıca Dubai uçak bileti almadan Fly Dubai'nin aktarma sürecinde Dubai'yi gezmeyi planlamıştım. Dedim ama Dubai'ye daha doğrusu Birleşik Arap Emirliklerine giriş yapabilmek için ne yazık ki Türk vatandaşlarının Dubai vizesi almamız gerekiyor. Tek girişli ücreti 100usd, evet yanlış görmediniz 100 dolar vize parası istiyor Dubai bizden. Emirates ile gidiliyorsa transit vize ücreti ödenmiyormuş gibi bilgileri okudum ama doğruluk payı nedir bilmiyorum. Emirates ile transit geçen varsa yorum olarak bu yazıya eklerse çok sevinirim. Dubai vizesi e-vize olarak alınıyor. Aşağıdaki evrakları konsolosluğa ulaştırdıktan sonra 48 saat içinde size dönüş yapıyorlar. - Yeni tip pasaportların fotoğraflı sayfası renkli kopyası - Birleşik Arap Emirlikleri Vize Başvuru Formunun tam olarak doldurulup imzalanması gerekmektedir - 1 adet fotograf - Kimlik fotokopisi Hem normal vize, hem de transit vize için gerekli evraklar aynı. Herhangi bir aracı kurum üzerinden de başvuru yapılabiliyor, 50TL gibi bir hizmet bedeli alınıyor. Birleşik Arap Emirlikleri konsolosluğundan telefonla da daha detaylı bilgi alınabilir. Aşağıda konsolosluk iletişim bilgileri yer alıyor. Web siteleri yapım aşamasında görünüyor. Pasaport kontrolünden geçmek için vizeye ihtyacınız var. Transit alanından çıkmayacaksanız sorun yok ama çıkış yapacaksanız vize lazım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dunya-haritasi-duvarima-geldi", "text": "Uzun zamandır evdeki çalışma odamın duvarı için bir dünya haritası istiyordum. Google'da görsellerde aratıp bayıldığım bir sürü şey vardı ama bir türlü Türkiye'de satılanını bulamamıştım. Sonunda manzaralı duvar kağıdı yapan bir site ile karşılaştım: Duvargiydir. com. İsterseniz, sitedeki farklı manzara ya da resimlerden oluşan duvar kağıtlarından birini seçiyorsunuz. İsterseniz, kendi isterdiğiniz bir fotoğraf ya da resmi siteye yükleyerek kendi duvar kağınızı kendiniz yapıyorsunuz. Ben maymun iştahlılık yapıp, bir tane sitedeki dünya haritalarından, bir tane de kendi yüklediğim bir dünya haritasından iki tane sipariş verdim. İkisi de birbirinden güzel. Zaten dünya haritalarına zaafım var. Tabii sadece dünya haritası yok sitede 3 boyutlu duvar kağıdı bile alabiliyorsunuz. Harita, harita, söyle bana, bir sonraki seyahat rotam neresi ola!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dunya-mutfagini-tanitan-netflix-programlari", "text": "Seyahat temalı Netflix dizileri yazımın içine bir kaç tane yemek programı eklemiştim ama bana yetmedi, eminim sizlere de yetmemiştir. Bu kez dünya mutfağını tanıtan Netflix yemek programları listesi çıkardım, seyahat temalı olan liste kadar güzel programlar var içinde. Bu yazı ve içinde yer alan programlar son derece iştah açıcı olabilir, aç karna okuyamayınız! Dünya mutfağını tanıtan Netflix yemek programları listemin ilk sırasında Asya'nın sokak yemeklerini doğasıya izleyebileceğiniz bir program Street Food Asia var. Yakında Street Food Latin Amerika'nın da hazır olacağının müjdesini de vermiş olayım. Asya kısmı tek sezon ve 5 bölümden oluşuyor. Tayvan, Kore, Vietnam, Singapur ve Filipinler sokak yemeklerini yapan gerçek insanların gerçek hikayelerini izleyebileceğiniz, bu listeye ilk sıralardan girecek bir program, şiddetle öneririm. Final Table aslında bir yemek yarışması, benim bu listeye eklememdeki sebep ise yarışmanın her bölümünde bir ülke mutfağının yapılması ve o ülkenin en ünlü şeflerinin de yarışmada jüri olarak yer alması. Normalde pek yarışma programı izleyen biri değilim ama dünya mutfağından farklı yemeklerin yapılışlarını izlemek keyifli geldi. Tek sezon, 10 bölümden oluşan programın farklı versiyonları farklı kanallarda yayınlanıyor. Orijinal Netflix yapımlarından biri olan Chef's Table, 6 sezondan oluşuyor ve her bölümde farklı şeflerin mutfaklarına konuk oluyor. Dünyanın farklı köşelerinden şeflerin yer aldığı programın beşinci sezonun 2. bölümünde tanıdık bir isim yer alıyor. Kadıköy çarşısında yer alan Çiya Sofrası'nın kurucusu Musa Dağdeviren. Görüntüler ve hikayeler birbirinden güzel, mutlaka izlemenizi öneririm. Netflix'te birden fazla yemek programında gördüğümüz David Chang ile başlayan program, her bölümde farklı bir yemeği ele alıyor ve onun nasıl yapıldığını anlatıyor. 2 sezondan oluşan programın yeni sezonları veya bölümleri gelecek diye tahmin ediyorum. Michael Pollan'ın kitabına dayanarak hazırlanmış bir orijinal Netflix belgesel dizisi Cooked. Yemek pişirmenin tarihini, farklı yönlerini ve insanları birbirine bağlama şeklini ele alıyor. Tek sezon ve 4 bölümden oluşuyor, bölümlerin isimleri; Ateş, Su, Hava ve Dünya. Avustralya'dan Fas'a bir yemek yolculuğu izlemek isteyenler bence bu programı kaçırmasın. Everybody Loves Raymond'un yapımcısı Phil Rosenthal, bu kez dünyayı dolaşıyor ve farklı ülkelerin mutfaklarını yerinde keşfediyor. Bu listedeki en keyifli programlardan biri bu. 2 sezondan oluşan Somebody Feed Phil program, Bangkok'tan Kopenhag'a, Lizbon'dan Cape Town'a bambaşka şehirleri dolaştırıyor, mutlaka izleyin. Yazar, yönetmen ve yemek tutkunu Jon Favreau ve şef Roy Choi birlikte yemek yapıyorlar. Toplam 3 sezondan oluşan programa ünlü kişiler konuk oluyor. Farklı mutfaklar, farklı kişiler ile yapılan yemekler, tam benim tarzım bir program olmasa da yemek severlerin ilgisini çekecektir. Seyahat dizileri arasında yer verdiğim yemek programlarından biri idi Breakfast, Lunch, Dinner. David Chang önderliğinde dünyanın farklı mutfaklarını ünlüler ile birlikte keşfediyoruz. Sadece 4 bölümden oluşan program Kanada, Fas, Amerika ve Kamboçya'ya götürüyor izleyenleri. Michelin yıldızlı şef Samin Nosrat'ın aynı adlı kitabına dayanarak hazırlanan program 4 bölümden oluşuyor. Kitapta da anlattığı şekilde şef yemeklere tadını veren 4 şeyin; tuz, yağ, asit ve ısı olduğunu keşfediyor ve 4 bölümün her biri bu öğeleri farklı şehirlerde anlatıyor. Flavorful Origins, Çin'in mutfak sırlarını anlatan 2 sezonluk bir program. Çin yemeklerini sevenler için yemeklerin içine konan malzemelerin yetişme şekilleri, pişirme teknikleri gibi pek çok detay yer alıyor. Chaoshan ve Yunnan bölgelerini iki sezon olarak izleyeceğiniz program Çin'in mutfak kültürü hakkında da bilgiler almanızı sağlıyor. Eğer Çin mutfağına ilginiz yoksa biraz fazla gelebilir ama görsellik, yapım çok güzel. Sizin de Netflix'te izlemeye doyamadığınız yemek programları varsa yazının yorumlar bölümüne ekleyebilirsiniz. Umarım önerilerim ilginizi çekmiştir. - Seyahat Temalı 10 Netflix Dizisi - Unortodoks Dizisi - Evde Geçen Zamanınızı En İyi Şekilde Değerlendirmek için Öneriler"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dunyada-en-cok-ziyaret-edilen-muzeler", "text": "Bugüne kadar dünyada pek çok medeniyet kurulmuş ve bunların çoğu zamana yenik düşerek tarihin tozlu sayfalarına karışmıştır. Medeniyetlerden geriye kalan eşyalar, onların yaşam biçimlerini yansıtan eserleri, düşünce şekillerini ifade eden sanat eserleri ve daha niceleri dünyanın dört bir köşesinde yer alan müzelerde sergileniyor. Siz de insanlık tarihinin bu heyecan verici serüvenine yerinde tanıklık etmek için dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerini ziyaret edebilirsiniz. Bunların bir kısmına, bulundukları konuma ve neler barındırdıklarına bu içeriğimizde değineceğiz. Dünyada en çok ziyaret edilen müzelerden birisini ziyaret etmek istediğinizde ucuza uçak bileti satın almak için Enucuzu. com'u tercih edebilir ve seyahatinizi çok daha uyguna getirebilirsiniz. - Louvre Müzesi, Paris, Fransa - Vatikan Müzeleri, Vatikan - Çin Ulusal Müzesi, Pekin, Çin - British Museum, Londra, Birleşik Krallık - Metropolitan Müzesi, New York, USA - Uffizi Galerisi, Floransa, İtalya - Ermitaj Müzesi, Saint Petersburg, Rusya - Prado Müzesi, Madrid, İspanya - Kore Ulusal Müzesi - M+ Müzesi, Hong Kong, Çin Dünyada birçok müze bulunuyor fakat en büyük ve en çok ziyaretçi alan müze denildiğinde akıllara ilk olarak Louvre müzesi geliyor. Toplamda 554.731 eserin bulunduğu bu müzedeki eserlerin yalnızca 35.000'i sergileniyor. Ayrıca 72,801 km2 gibi devasa alanda bulunuyor ve alan bazında dünyanın en büyük müzesi. Her yıl ortalama 8 milyon insan, 9000 yıllık medeniyetler tarihine ev sahipliği yapan bu müzeyi ziyarete geliyor. Tarihi yönünden ele alındığında, antik çağlardan günümüz medeniyetlerine dair binlerce eser bulunuyor. Antik Mısır ve Antik Yunan gibi tarih öncesi medeniyetlerden günümüze kalmış eserler, İslam ve Hristiyanlık tarihine ilişkin önemli unsurlar, sanat akımlarının öncü resimleri ve nicelerini müzede görebilirsiniz. Kana'da Düğün, Halka Yol Gösteren Özgürlük ve tartışmasız en meşhur sanat eserlerinden birisi olan Mona Lisa Louvre'dedir. Müzede o kadar çok eser vardır ki bazılarının hikayesi daha henüz gün yüzüne çıkmamıştır. Hatta, müzenin en göze çarpan eserlerinden olan \"Ters Piramit\" hikayesini Dan Brown'un yazmış olduğu Da Vinci Şifresi ile kitlelere duyuruldu. Öyle ki müzenin bulunduğu bina bile Fransa tarihi için önemli bir yere sahip. 12. yüzyılın şehri içine alan bir kale şeklinde yaptırılmış fakat Paris şehri kalabalıklaşmış ve sınırlar büyütülünce Louvre kraliyet sarayına dönüştürülmüş. Kraliyet sarayı olduğu dönemde, Fransız sanat okullarının eğitimleri verilmiş ve içerisi estetik eserlerle süslenmiş. Fransız Devrimi sırasında Napolyon'un meclisi, müze olarak kullanılmasına karar vermiş ve bugünlere gelmiş. Dünyanın her dönemine ev sahipliği yapmış Louvre müzesi, Paris'e gidenlerin ilk seyir noktası oluyor. Yine de müzeyi gezmek istiyorsanız öncesinde planlamanız önerilir çünkü müzede 35.000 eser sergileniyor. Müzedeki her bir eseri 1 dakika incelemek isterseniz toplamda 24 gününüzü burada harcamanız gerekiyor. Paris içerisinden Louvre Müzesine birçok geçiş olanağı bulunuyor. En kolay yollardan birisi ise müzenin ortasında bulunan büyük piramidin altında bulunan metro istasyonundan inmek. Louvre Müzesi'ni ziyaret etmek için Paris'e uçak bileti satın almak isterseniz Enucuzu'nun uçak bileti sorgulama hizmetini kullanabilirsiniz. Vatikan, Katolik Hristiyanlığının yönetim merkezi ve aynı zamanda dünyanın en küçük ülkesi. Vatikan Müzelerinin inşası, 1500'lü yıllara dayanıyor. 14 Haziran 1506'da Yunan Mitolojisine konu olan rahip Laocoön ve oğullarının heykeli, Roma'da Santa Maria Maggiore Bazilikası'nın yakınlarında bulunmuş. Dönemin papası Papa 2. Julius, ünlü sanatçılar olan Michelangelo Buonarroti ve Giuliano da Sangallo'yu keşif amaçlı görevlendirmiş. Papa keşif sonrası heykeli satın almış ve bu tarihten sonra eserler yavaş yavaş toplanmaya başlanmış. Laocoön ve oğullarının heykeli halen Vatikan'da sergileniyor. Vatikan Müzeleri, toplamda 12 müzenin birleşiminden oluşan tek bir müze ve tek bir bilet alarak her 12 müzeyi de görmek mümkün. Vatikan Müzeleri, dünyanın dört bir yanından getirilmiş toplamda 70.000 eserin bulunduğu ve bu eserlerin 20.000 tanesini sergilendiği devasa bir müze. Yine de Vatikan Müzeleri'nde en çok Hıristiyanlık tarihine ve Orta Çağ Avrupasına ilişkin eserler en çok dikkat çekenler arasında oluyor. Özellikle, Hristiyanlık tarihini içeren birçok resim heykel ve çeşitli sanat eserleri bulunuyor. İtalya'nın başkenti Roma'ya giderseniz, Vatikan'da mutlaka gidilmesi gereken yerler arasında bulunuyor. Müze denildiğinde akla ilk Avrupa'daki ya da Amerika'daki müzeler gelebilir fakat Asya'da bulunan müzeler, diğerlerine kıyasla hiç de geri planda kalmıyor. Başta Çin olmak üzere oldukça kadim uygarlıklara ev sahipliği yapan Asya ülkeleri, batı ülkelerine kıyasla biraz daha izole bir yaşam tarzı benimsemiş olsalarda oldukça zengin bir kültüre sahip. 2019 öncesinde ortalama 8 milyon turiste ev sahipliği yapan Çin Ulusal Müzesi, Covid-19 pandemisi sebebiyle Çin'e giden turistlerde azalma olduğu için 2019 yılından beri en çok ziyaret edilen müzeler arasında yerini alamıyor. Çin tarihindeki bütün medeniyetlere ilişkin önemli sanat eserleri barındıran bu müzede, 1 milyondan daha fazla eser bulunuyor. Batı toplumlarına göre daha izole yaşayan Çin'in aslında dönemine göre gelişmiş olduğunu, pusula ve kağıt gibi önemli icatları bulmasının vermiş olduğu zenginliği Çin Ulusal Müzesini ziyaret ederseniz inceleyebilirsiniz. İçinde bulunan yaklaşık 8 milyon eserle, British Museum dünyanın en çok eserini barındıran müzeler arasında yerini alıyor. Müze bütün insanlık tarihinin başlangıcından bugüne yaşam şeklini, kültürlerini ve sanata ilişkin yapıtlarına kadar her detayı barındırıyor. Bütün alanlarda eserin sergilendiği ilk müze. Hatta dünyada açılmış ilk 15 müze arasında. British Museum'da dünyanın en önemli Antik Mısır koleksiyonlarından biri bulunuyor. Parthenon heykelleri, mumyalar ve en önemlisi Rosetta Taşı burada bulunuyor. Rosetta Stone, üç Mısır tapınağına gönderilmesi için yazıldığı düşünülen ve Antik Yunan, Antik Mısır Halk Dili, Koreografi dillerini içeren bir duvar yazıtıdır. Rosetta Stone sayesinde, Antik Mısır dilleri kolaylıkla çevrilebilmiş ve modern çağda Antik Mısır'a ilişkin önemli bilgileri öğrenilmiş. Bunun yanında müzede Türkiye'den, Anadolu ve Mezopotamya çevresinden de birçok eser bulunuyor fakat maalesef çoğu tarihi eser kaçakçıları tarafından kaçırılıp British Museum'a satılmış. Eserler arasında Zeus Sunağı ve, Nereidler Anıtı ve Halikarnassos Kalıntıları gibi oldukça önemli eserler bulunuyor. Ayrıca, British Museum dışında da Londra'da birçok ünlü müze bulunuyor ve bu müzelere ücretsiz giriş yapılabiliyor. Londra'ya giderseniz hiçbir ücret ödemeden müzelere giriş yapabilir, insanlık tarihine ilişkin en önemli eserleri inceleyebilirsiniz. Metropolitan Amerika kıtasında, hem en büyük yüzölçüme sahip hem de en çok ziyaretçi alan müzelerinden. New York'un göbeği olan Central Park'ın hemen yanında olan bu müzede insanlık tarihinin her dönemine ilişkin toplamda 2 milyon tane eser bulunuyor. Sümer, Hitit, Sasani, Asur, Babil gibi Mezopotamya ve Anadolu İlk Çağ uygarlıklarına ilişkin oldukça önemli eserler bulunuyor fakat müzenin ünü sahip olduğu oldukça önemli orta çağ eserlerinden geliyor. Orta çağa ilişkin Asya kıtasından, Amerika kıtasına kurulmuş birçok uygarlığa ilişkin eserler barındırılıyor. Afrika'dan getirilen eserler bile toplamda 10.000'i buluyor. Yine de koleksiyonların en büyük kısmı Asya tarihine ait ve 4000 Asya tarihine ilişkin eseri Metropolitan müzesinde inceleyebilirsiniz. Central Park'ın doğu kenarında olan bu müze 1870 yılında Amerikalıların sanat eğitimini geliştirmek amacıyla kuruldu. Avrupa'da hatta dünyada sanat denildiğinde akla ilk Floransa gelir. Sonuçta Rönesans akımı Floransa'da başlamıştır. Rönesans ile birlikte Antik Yunan'ın yaptığı bilimsel çalışmalar tekrar ele alınmış ve mimari, sanat akımları ortaya atılmış. Floransa, böylesine bir akımı başladığı yer olmuş ve şehrin her köşesini sanata dayalı mimari ile süslendiği bir şehir haline gelmiş. Birden çok müzenin bulunduğu Floransa'nın ve dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinin başında Uffizi Galerisi geliyor. Uffizi Galerisi kesinlikle, Rönesansı bütün detayları ile ziyaretçilerine aktarıyor ve ruhunu yansıtıyor. Modern sanata dair birçok tablo bulunduğu gibi 1500'lü yıllarda özgürlüğü çağrıştıran eserleri de bünyesinde barındırıyor. Uffizi Galerisi, Floransa'ya gidenlerin ziyaret ettiği müzeler arasında yer alıyor. Floransa'daki müzelere giderseniz, eski dönemlerde yapılan icatları ve sanat eserlerini inceleyip bugünle kıyaslarsanız oldukça şaşırabilirsiniz çünkü modern dünyanın temellerini oluşturuyorlar. Ermitaj Müzesi, alan bakımından dünyanın en büyük 2. müzesi olmasının yanında en eski 4. müzesi. 1764 yılında Çariçe 2. Katerina tarafından inşa edilen bu müze 1852 yılında halka açıldı. Çariçe, imparatoriçe anlamına geliyor ve Çariçe 2. Katerina Kırım, Ukrayna, Belarus, Litvanya gibi ülkeleri işgal ederek adından söz ettirmiş. Hatta \"Catherine the Great\" ünvanını almış. İmparatoriçe aynı zamanda sanata düşkünlüğü ile tanınıyordu ki halen dünyanın en büyük sanat koleksiyonlarından birisini zamanında kendisi inşa ettirmiş. Ermitaj müzesinde toplamda 3 milyon eser bulunuyor ve bu eserlerin arasında Leonardo Da Vinci, Van Gogh gibi önemli sanatçıların resimlerinden oluşuyor. Müzede çoğunlukluğunu tablolar oluştursa da Antik Hindistan, Mısır, Mezopotamya bölgesinden de eserler bulunuyor. Müzenin dışarıdan görüntüsü de insanı gerçekten büyüleyen bir barok mimarisine sahip. Saint Petersburg'a giderseniz, görülmesi gereken yerlerin başında Ermitaj Müzesi yer alıyor. Prado Müzesi, hem en eski 8. müze hem de en büyük alana sahip 4. müze olarak Avrupa'nın güzide müzeleri arasında yer alıyor. Aslında, 1785 yılında doğa bilimleri müzesi olarak tasarlanıyor ve inşasına başlanıyor fakat Napolyon seferleri sırasında inşasına devam edilemiyor. Müzenin inşasının tamamlanması ise 1819 yılını buluyor. Resim ve heykel müzesi olarak kurulan bu müzede birbirinden özel binlerce eser bulunuyor ve hal hazırda en önemli İspanyol resimlerine ev sahipliği yapıyor. El Greco, Bartolome Esteban Murillo gibi İspanyol sanatçılarının yanında Pablo Picasso gibi başka ülkelerin sanatçılarının da en meşhur eserleri burada sergileniyor. Müzede Orta Çağ Avrupasını yansıtan eserler sergileniyor. Hatta resimlere bakıldığında, Hıristiyanlık döneminin etkilerini de görebilmek mümkün. Prado Müzesi, Madrid'in birçok önemli eserinin bulunduğu tarihi bölgesinde bulunuyor. Madrid'e gezi amacıyla giderseniz, müzenin önünden geçmeme şansınız oldukça düşük çünkü İspanyol tarihine ilişkin önemli Katedraller, parklar ve anıtlar müzenin çevresinde konuşlandırılmış. Kore Ulusal Müzesi, alan olarak dünyanın en büyük 10. müzesi ve Kore tarihine dair neredeyse bütün detayları içeriyor. Dönemin imparatoru 1909 yılında \"Imperial Household Museum\" olarak kumuş fakat 1945 yılında savaş sonrası tekrardan kurulmuş ve halka açılmış. Şimdilerde ise dünyanın en çok ziyaret edilen müzeleri arasında yer alıyor. Müze toplamda 3 kata ayrılmış ve her katta ayrı dönemlere ait koleksiyonlar bulunuyor. Müzenin ilk katında, Paleolitik dönemden Birleşik Silla Krallığı dönemine kadar bulunan eserler sergileniyor. Birleşik Silla, 668 ve 935 yılları arasında Kore'de hüküm sürmüş ve Silla döneminde Kore sanat ve kültür alanında önemli bir yol katetmiş. İkinci katında ise Budizm ve Kore dinlerini yansıtan eserler bulunuyor. Bu katta Bağış Galerisi, Kaligrafi, Budist Resim Odası ve Resim Galerisi olmak üzere toplamda 4 bölüm bulunuyor. Son katında Budizm'e dayalı eserlerin yanında Heykel ve El sanatları galerisi bulunuyor. Buradaki eserler arasında İpek Yolu ticaretinde alınıp satılmış olan eşyalar da bulunuyor. Eğer Kore kültürü ve dizilerine meraklıysanız, Kore Ulusal Müzesi tam da size göre! Müzeler genellikle geçmişe yönelik eserleri ele alıyor fakat bazı müzeler alışa gelmişin dışında olabilir. İşte 2021 yılında Hong Kong'ta kurulan M+ müzesi de alışa gelmişin dışındaki müzelerden. Hong Kong limanının orada bulunan ve Hong Kong'un güney manzarasına bakan M+ müzesinde \"Çağdaş Çin\" sanatına yer veriliyor. M+ müzesini turistler için cazip kılan önemli özelliği ise müze içerisinde çeşitli sergiler, sanatsal etkinlikler ve sinema bulunması. Hong Kong'a giderseniz M+ müzesinde yapılan bir etkinliğe denk gelebilir ve yakın dönemde yapılmış eserlere göz atabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dunyada-mutlaka-gormeniz-gereken-10-yer", "text": "Çok seyahat eden insanlara en çok sorulan sorulardan biridir, \"en sevdiğin ülke, şehir, yemek, müze hangisi?\". Cevap vermesi o kadar zor bir soru ki bu. Her ülkede sevdiğim başka yerler, başka özellikler var, \"bir tane seç\" deyince seçmek gerçekten çok zor. Bu yüzden \"ölmeden önce dünyada mutlaka görmeniz gereken 10 muhteşem yer\" listemde belli bir ülke veya şehir yerine, gittiğimde beni derinden etkileyen, gidince dönmek istemediğim yerleri paylaşmak istedim. Beni en çok etkileyen yerler çoğunlukla binlerce yıl öncesinden kalan ihtişamlı antik kentler veya doğanın dudak ısırtan güzelliği oluyor. İkisini bir arada bulabilirsem değmeyin keyfime. Hazırladığım bu liste bir öncelik listesi içermiyor, çünkü hepsi birbirinden güzel, birbirinden etkileyici, bende iz bırakmış olan yerler. Petra, Dünyanın yeni yedi harikasından biri, Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan, Nebatiler, Romalılar gibi farklı kültürlere ev sahipliği yapmış sonrasında da tarih sahnesinden kaybolmuş bir şehir. 1800'lerde İsviçreli bir arkeolog şehri keşfedene kadar, Bedevilerin meskeni olmuş. Petra, Yunanca'da \"kaya\" anlamına geliyor. Petra'yı özel kılan içinde bulunduğu vadinin muhteşem güzellikteki kızıl rengi bana sorarsanız. Antik Kent bugün çok iyi korunuyor. Girişte sizi içine alan kızıl bir yarık olan Siq'i geçtikten sonra ilk El-Hazne karşınıza çıkıyor. El-Hazne, kayalara yekpare oyulmuş bir tapınak. Tiyatrosu, yaşam alanları gibi pek çok Roma şehrinde gördüğümüz eserler bu şehirde de yer alıyor. 20bin kişinin yaşayabileceği bir şehir imiş Petra. Petra'ya gelince mutlaka görmeniz gereken bir diğer nokta ise dünyanın sonundaki manastır. El-Hazne tapınağına çok benzeyen görüntüsü için 2 saatlik merdiven çıkışlı bir yürüyüşü göze almalısınız. Son olarak El-Hazne'yi yukarıdan gören rota da birkaç saatlik bir yürüyüş rotası. Petra'yı gezmek için bir tam gün ayırmanızı, hatta eğer günleriniz uyarsa \"Petra by Night\" denilen gece mumlar ile ışıklandırılan gösteriyi izlemenizi öneririm. Mısır başlı başına devasa bir medeniyetin beşiği. Nil nehri kıyısı boyunca görülecek pek çok antik kalıntı barındırıyor. Benim Mısır'daki favorim ise herkesin aksine piramitler değil Sudan sınırında yer alan Abu Simbel Tapınağı. Aswan'da Nil nehri üzerine yapılan baraj nedeniyle sular altında kalacak olan tapınak, küpler haline kesilerek taşınıyor ve ekinoks zamanı güneş ışığının tapınağa vuruş açısına varana kadar hiçbir özelliği kaybolmadan yeniden inşa ediliyor. Unesco Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan tapınağın taşınma hikayesinin belgeseli de yapıldı. Mısır tanrılarıa ait devasa heykeller, muhteşem duvar resimleri, şu an yeni yeri Aswan baraj gölünün kıyısındaki bu tapınak gördüğüm en ihtişamlı ve etkileyici yerler arasında yer alıyor. Bu listede yer alan tek şehir içindeki yer Fas'ın en çılgın şehri Marakeş'te yer alan Kıyamet Meydanı yani Jemaa el Fna Meydanı. Gece-gündüz hareketin hiç bitmediği bu meydanda gündüz meyve suyu satanlar, yılan oynatıcıları, falcılar, dövmeciler, maymun oynatıcıları gibi aklınıza gelen gelmeyen her çeşit aktiviteyi görebilirsiniz. Akşam güneş inmeye başladığında ise meydan devasa bir mutfağa dönüşüyor. Geleneksel Fas yemekleri, deniz mahsulleri, ızgara çeşitleri gibi pek çok farklı yemeği bulabileceğiniz seyyar tezgahlar yan yana dizilerek görüp görebileceğiniz en büyük restoranı oluşturur bu meydanda. Meydandan yükselen dumanları uzaktan gören ve burayı bilmeyen biri yangın çıktığını sanabilir çünkü seyyar tezgahlarda mangallar yanar ve yemek kokusu, insan sesi, mangal dumanı birbirine karışır. Bu karmaşa nedeniyle de meydanın adı Kıyamet Meydanı'dır. Bu meydanın bir köşesinde bir kafeye oturup gündüzden geceye değişimini, sürekli hareket halindeki renkli Faslıları izlemenin tadı hala damağımda, tabii o koca mutfakta yediğim yemeklerin de.... Dünyanın gözleri olarak anılan obruklar yani cenoteler, Meksika'nın en turistik yerleri olduğu kadar en ilginç yerleri aynı zamanda. Dünyaya çarparak dinozorların yok olmasına neden olan göktaşının düştüğü yer olduğu düşünülen Yucatan Yarımadası'nda bu çarpmanın etkisi ile binlerce obruk oluşmuş. Bu obrukların içine zamanla temiz su dolmuş ve pek çoğu yüzmeye hatta dalış yapmaya açık. Kristal berraklığındaki suda genellikle canlı yaşamıyor. Cenoteler kimin arazisindeyse orayı arazi sahibi işletiyor. Bu nedenle belli bir giriş ücreti yok. Bazıları tamamen ücretsiz, bazıları 3-5 TL, en ünlü olanları ise 40-50 TL civarında. Cenotel İk-kil ve Gran Cenote en meşhur olanları. Ancak Yucatan yarımadasında irili ufaklı onlarca cenote ziyarete açık. Bu cenotelerde yüzmek, hatta dalış yapmak hayatımdaki en ilginç deneyimler arasında ilk 10 listesine girmeyi kesinlikle hak ediyor. Gezginlerin Kabesi olarak anılan Machu Picchu'nun bu listede olmaması düşünülemezdi elbette. Peru'nun dağlık bölgesinde yer alan ve hala gizemleri tam olarak çözülememiş olan antik kente ulaşmak bile başlı başına bir mesele. Sabah güneşin ilk ışıkları ile şehre girebilmek için bir gün önceden vadinin içinde yer alan Aquas Calientes şehrine gelmeniz, sabah 04:00'te kalkıp Machu Picchu'ya ilk çıkan servisleri yakalamak için sıra bekleyen uzun kuyrukta yerinizi almanız veya kıvrıla kıvrıla çıkan dik yolu kendiniz çıkmanız gerekiyor. Girişte isterseniz pasaportunuza Machu Picchu damgası vurarak buraya geldiğinizi tescilleyebiliyorsunuz. Gün doğumunu yemyeşil ve dik tepelerin arkasında izlemeye başladığınızda büyülü bir yerde olduğunuzu anlıyorsunuz. Güneş eski şehrin kalıntıları üzerinde dans etmeye başladığında siz de şehrin sokaklarına dalıp burada yaşayan medeniyeti anlamaya çalışıyorsunuz. Machu Picchu'yu tepeden görebilmek için Huayna Picchu veya Wayna Picchu tepelerinden birine çıkabilirsiniz. Veya vaktiniz varsa ve performansınıza güveniyorsanız 4-5 günlük Kutsal Vadi yürüyüş rotasını takip ederek tüm bu medeniyetin izinden Machu Picchu'ya varabilirsiniz. Ulaşması zor, ulaşınca ayrılması daha da zor.... Dünyanın en bakir ülkelerinden biri Moğolistan, metrekare başına düşen insan sayısının dünyada en az olduğu ülke. Türkiye'nin yaklaşık 3 katı kadar olan yüzölçümüne rağmen ülkede yaşayan kişi sayısı sadece 3 milyon. Ülkenin en kuzeyinde yer alan Khövsgöl, Tunka Ulusal Parkı'nın içinde bulunuyor ve aynı zamanda Şamanizm'in de merkezi. Bu göl Rusya sınırları içinde yer alan Baykal Gölü'nün ikiz kardeşi olarak biliniyor. Dünyanın en temiz göllerinden biri olan Khövsgöl'un suyunu gönül rahatlığı ile içebilirsiniz, yerel halk içiyor. Bu gölün bizim için önemi ise, hala Türkçe konuşan ve göçer olarak yaşayan Dukha Türklerinin yaşadığı bölge olması. Dukha Türkleri dağlarda göçer olarak yaşadıkları için birkaç gün at sırtında yol alıp yerlerini bulmak için de bölgeyi bilen bir rehbere ihtiyacınız var. Khövsgöl'de ayrıca Yak denilen yabani bir cins inek ve geyikleri yakından görmek, ata binmek için son derece uygun. Dünya üzerinde doğanın bu kadar bakir, temiz, el değmemiş yerler olduğunu bilmek çok güzel. İşte bir başka doğa harikası daha... Vietnam'ın kuzeyinde yer alan Halong Körfezi yani Halong Bay, ejderha görünümlü tepeciklerin denizin içine batıp çıktığı, efsaneler ve hikayelerin kol gezdiği muhteşem bir doğal güzellik. Körfezde birkaç günlük yatılı tekne turlarına katılarak hem bu doğal güzelliği yakından hatta içinden görebilir hem de teknede Vietnam mutfağını deneyimleyebilirsiniz. Hemen yan komşumuz Gürcistan, vizesiz hatta pasaportsuz gidebildiğimiz sayılı ülkelerden biri. Rusya parçalandıktan sonra kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan bu küçük ülkenin Rusya sınırını muhteşem dağ serileri oluşturuyor, bu dağlarda yer alan zirveler Avrupa'nın en yüksek noktaları. Gürcistan'ın kuzey batısında yer alan Svaneti bölgesi ise savaşçı Svan halkının yaşadığı bölge. Yüksek zirvelerle çevrilmiş olan Mestia ise yukarı Svaneti bölgesinin en büyük yerleşim yeri. 1000 yıldan daha eski bir medeniyete ev sahipliği yapan bölge hem doğa serverler için hem de tarih severler için muhteşem bir keşif alanı. Bu bölgeye özgü Svan Kuleleri ise en dikkat çekici mimari yapıları. Evlerin yanında savunma amaçlı olarak yapılmış 20-25 metre yükseklikteki bu kulelere 4 ila 7 kat arası katmandan çıkılıyor. Her katmana çıkan merdiven yukarı kata çekilip merdiven girişi taş bir kapakla kapatılıyor, böylece düşmanların üst katlara ilerlemesi engelleniyor. Svaneti Bölgesi'nin en yüksek yerleşimi olan Ushguli, Mestia'dan 46 km mesafede ancak yol bozuk olduğu için 2-2,5 saat civarı sürüyor yolculuk. Hem Svan kulelerin eşsiz örnekleri hem de muhteşem bir doğa görmek için bu yolculuğua kesinlikle değer. Kuzeyin bir başka güzel ülkesi Norveç, gitmeye gezmeye doyamadığım ülkelerden biri. Muhteşem doğası ile beni her seferinde şaşırtan, hayran bırakan bir ülke. Fiyort, buzul vadilerinin denize kadar uzanması ve sonrasında kırılması ile oluşan ince, uzun, genellikle derin ve kenarları çok dik doğa oluşumlarına verilen ad. Norveç, Grönland gibi kuzey ülkelerinde çoğunlukla görülen bu kıyı tipi deniz ile birleştiğinde harika görüntüler oluşturuyor. Norveç'e harita üzerinde bakacak olursanız yılan gibi kıvrılan kıyı şeridi dikkatinizi çekecektir. Bu yılan şeklinin içine girince Norveç'in yemyeşil doğası ile kuzey denizinin birleşmesi ile sürekli tablo gibi görüntülerle karşılaşacaksınız. Fiyortları isterseniz gemi turları ile gezebilir, isterseniz Norveç'te araç kiralayarak deniz kıyısını takip eden yollarda gezebilirsiniz. Araç ile gezmeyi düşünürseniz Norveç'teki yüzlerce yürüyüş rotasından bir veya birkaçına zaman ayırıp kendinizi doğaya atmayı ihmal etmeyin. En sevdiğim yerler listesine ekleyebileceğimiz pek çok yer olsa da yukarıda saydığım 10 yer bende en çok iz bırakan, tekrar gidip görmek istediğim, gittiğimde doyamadığım yerler. Umarım sevgili okuyucu, umarım sen de bir gün bu yerleri görme şansına kavuşursun. 10'da 3 tamam. Gidelim de dönmeyelim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dunyanin-en-iyi-kahveleri", "text": "Kahve, kimi zaman bir sohbete eşlik eder, kimi zaman sabah kendimize gelmemizi sağlar, kimi zaman yoğun çalışma saatlerinde odaklanmamızı kolaylaştırır. İçme sebebimiz ne olursa olsun hayatımızın önemli parçalarından biri haline geldi bu kara çekirdekli bitki. Kahvenin tarihçesi, dünyanın en iyi kahveleri, kahvenin yetiştiği ülkeler, kahve çekirdeği çeşitleri, pişirme yöntemleri ve kahvenin yolculuğu bu yazıda sizi bekliyor. Bu yazıyı okuduktan sonra kahve konusundaki genel kültürünüzün önemli düzeyde artacağını garanti ediyorum. Bilinen ilk kahve çekirdeği Etiyopya'da bulunmuş. Öncesi tam olarak bilinmemekle birlikte kahve çekirdeğinin anavatanı Afrika kabul ediliyor. Kahvenin keşfine dair pek çok efsane olsa da en yaygın olanı bir çoban hikayesi. Çoban Kaldi, keçilerin çok hareketli olmasından şüphelenerek ne yaptıklarının peşine düşüyor ve yedikleri bir bitki çekirdeği nedeniyle bu kadar enerjik olduklarını fark ediyor. Kendisi de çekirdekleri yiyor ve kendini canlı ve enerjik hissediyor ve köyün imamına çekirdeklerden götürüyor. Böylece kahvenin keşfi gerçekleşmiş oluyor. Kahve ilk keşfinden sonra farklı yöntemlerle tüketilmeye çalışıldı. Çay gibi suya atıldı, un haline getirildi. Kahvenin bugünkü içecek olarak tüketilmesi uzun bir zaman aldı. Kahve Etiyopya'dan, Baharat Yolu üzerindeki Yemen'e ulaştıktan sonra altın dönemlerini yaşamaya başladı. Osmanlı İmparatorluğu'nun kahve ile tanışması kahvenin Avrupa'da yaygınlaşmasına oradan da Amerika kıtasına gitmesine sebep oldu. Mocha'nın Yemen'de bir liman adı olduğunu da genel kültür olarak buraya ekleyeyim. Kahve kuşağı Ekvator çizgisinin çevresinde tropik kuşakta yer alan ve dünyadaki kahve üretiminin tamamına yakınının gerçekleştiği coğrafyaya verilen addır, dünyanın en iyi kahveleri bu kuşakta yetişir. Dünyanın ortasında, Yengeç Dönencesi ve Oğlak dönencesi arasında kalan tropik bölge kahve kuşağıdır. Kahve kuşağı Orta ve Güney Amerika, Afrika ve Ortadoğu ile Güneydoğu Asya bölgesini içine alır ve 80'e yakın ülkede yetiştirilir. Dünyanın en iyi ve en güzel kahveleri de bu hatta yetişir. Yüksek rakımda, nemli ortamda ve 21 derece civarındaki sıcaklıklarda yetişen kahve bitkisi için en uygun iklim bu tropik iklim kuşağıdır. Kahvenin tadı ve aroması ise yetiştiği bölgenin toprak, nem düzeyi, güneş alma süresi ve o bölgede yetişen diğer bitkiler, iklim ve doğa koşullarına bağlı olarak değişir. Örneğin, narenciye yetişen bölgedeki kahvelerde narenciye aroması bulunur. Gurme kahve çekirdeği aldığınızda çekirdeğin yetiştiği yerin yüksekliği, çevresindeki diğer yetişen bilgiler ve hangi aromaları taşıdığı paketin üzerinde bilgi olarak yer alır. Artık her yerde çok sayıda görmeye çalıştığımız kahvecilerden birine gittiğinizde menüde çok sayıda kahve çeşidi ile karşılaşırsınız. Halbuki dünyada sadece 3 çeşit kahve çekirdeği yani bitkisi bulunmaktadır. Bu kahve türleri Arabica, Robusta, Liberica ve Excelsa'dır. Bu farklı türlerin farklı hasat edilme şekilleri, işleme yöntemleri ve pişirme şekilleri nedeniyle birbirinden farklı lezzetler ve kahve çeşitlerinin bizlere sunulması sağlanır. - Arabica Kahve Çekirdeği: En fazla tüketilen ve üretilen kahve çekirdeği türü Arabica'dır. Dünyanın kahve tüketiminin %75-80 arası Arabica çekirdeklerinden oluşur. Kafein oranı düşük, lezzet ve aroması yüksek kahvelerdir. Hassas bir kahve türü olan Arabica, yetiştiği coğrafyanın kokularını aldığından yetiştiği yere göre farklı aroma ve tatlara sahiptir. - Robusta Kahve Çekirdeği: Diğer kahve çekirdeği türlerine göre kafein oranı %2.5 daha yüksektir, düşük asidite ve sert içimi nedeniyle daha çok espresso kahvelerde tercih edilir. Vietnam en büyük Robusta kahve üreticisidir. - Liberica Kahve Çekirdeği: Dünyada en az üretilen kahve çekirdeği türüdür. Filipinlerde kısıtlı bir bölgede yetiştirilir. Diğer kahvelere göre isli bir aromaya sahiptir. Ana çekirdek türlerinin altında pek çok alt tür olduğunu da unutmamak gerekir. Kahve kuşağında 70'e yakın farklı kahve çekirdeği üretilmektedir. Kahve üretimi ve kahve lezzeti konusunda bir teorim var. Eğer kahve üreticisi ülkede yerel halk da kahve içiyor, kendine has yöntemleri ile kahve pişiriyor ise o ülkede kahve kültüründen bahsedilebilir. Mesela Vietnam ve Etiyopya kendine has kahve pişirme ve demleme yöntemleri ile öne çıkar. Benim iki favori kahve çeşidimdir bu ülkeler. Kahve kuşağında 80'e yakın ülkede kahve yetiştirildiğinden bahsetmiştim. Bu ülkeler arasında 10 tanesi var ki, dünya kahve üretiminin çok büyük bir kısmını karşılıyor ve pek çok yerde karşınıza çıkıyor. Kahve üreticisi ülkeler ve kahvelerine biraz daha yakından bakalım. Doğal güzellikleri, canlı, kıpır kıpır, heyecanlı insanları, muhteşem sahilleri ile ünlü ülke Brezilya, tek başına dünya kahve üretiminin %35'ini karşılamaktadır. Böylece dünyanın en büyük kahve üreticisi konumundadır. Çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olan ülkede çikolata ve fındık aromalarını taşıyan, yüksek asiditeye sahip kahveleri Türk kahvesi yapımında da kullanılmaktadır. Brezilya kahveleri, yıkanmadan güneşte kurutularak işlenir. Bu işleme tekniği ile diğer üretici ülkelerden ayrışır. Tropik kuşaktaki hemen hemen tüm ülkeleri anlatırken muhteşem bir doğadan bahsetmek mümkün. Ancak Kolombiya maalesef dünyada daha çok narkotik geçmişi ile tanınıyor. Özellikle Pablo Escobar'ın hayatını anlatan Narcos dizisinden sonra bu ün tüm dünyaya yayıldı. Kahve konusuna dönecek olursak, Brezilya ve Vietnam'ın ardından dünyanın 3. büyük kahve üreticisi Kolombiya'dır. Kahve lezzeti olarak bakıldığında sıralamasının daha yukarılarda olduğunu söylemek de mümkün. Ayrıca Kolombiya'da kahve tarlalarını gezebileceğiniz turlar da diğer ülkelere göre daha yaygın bir turizm olarak öne çıkmıştır. Kahvenin anavatanı Etiyopya. Kültürel olarak pek çok zenginlik vaadeden, 21. yüzyılda hala kabilelerin yaşadığı bölgelere sahip gittiğim gördüğüm en farklı ülkelerden biri Etiyopya. Vietnam'a gidene kadar Etiyopya kahvesi benim favori kahvemdi. Özellikle yerel yöntemlerle toprak testilerde pişirilen sapsız Türk kahvesi fincanına benzeyen fincanlarda sunulan yoğun kahvelerine bayılmıştım. İklimi ve bitki örtüsünün de sunduğu imkanlarla Etiyopya kahveleri dünyanın en lezzetli kahveleri arasında yer alıyor. İtalyanların ülkeye espresso kültünü taşıması ile geleneksel pişirme yöntemlerinin yanına makina kahvelerini de ekleyen Etiyopya'da, her iki pişirme şeklinde de kahvenin tadı muhteşem. Meşhur Etiyopya Kahvesi yazımda daha fazlasını bulabilirsiniz. Afrika'da vahşi yaşam ve safari denince ilk akla gelen ülke Kenya. Kenya'daki vahşi yaşam kadar popüler bir diğer şey ise kahvesi. Kenya'da sokakta dolaşırken lezzetli bir Kenya kahvesi içmenizin mümkün olmadığını, halkın bir kahve kültürünün olmadığını söylemeden edemeyeceğim. Kenya kahveleri meyvemsi aromaları ile özellikle Avrupa ve Amerika'da çok tercih edilen kahvelerdir. Muhteşem doğası, sıcak kanlı insanları ve sokak lezzetleri ve ekonomik gezme imkanı ile gezginlerin gözde ülkelerinden olan Vietnam, Robusta kahve çekirdeğinin dünyadaki en büyük üreticisi, Brezilya'dan sonra da dünyaya kahve ihraç eden ikinci büyük ülke. Vietnam, zorlu savaş yıllarından kahve üretimi sayesinde ekonomisini yeniden ayağa kaldırmayı başarmış. Vietnam kahvesi, Etiyopya ile birlikte benim favori kahvem. Ancak Türkiye'de bulması en zor kahve çeşitleri arasında. Vietnam'ın kendine özgü kahve demleme yöntemi vardır ve sadece Vietnam'da bulabileceğiniz kahve potları alarak bu demlemeyi kendiniz da kolayca yapabilirsiniz. Ayrıca yine Vietnam'ın ünlü yumurta kahvesi; yumurta sarısı, şeker, yoğunlaştırılmış süt ve robusta kahvesi ile hazırlanır. Vietnam'da kahve sipariş ederken dikkat edin. Eğer sütlü kahve isterseniz yoğunlaştırılmış süt ile yapılıyor kahve ve mutlaka şekerli oluyor. Eğer şekersiz ve sütlü kahve içmek istiyorsanız, taze süt ile kahvenizi istediğinizi belirtmeniz gerekli. Konsantre süt yahut yoğunlaştırılmış süt; Suyu uçurularak hacmi küçültülmüş, şeker ilavesiyle veya şekersiz olarak yoğunlaştırılmış süt. Vietnam kahvesi nasıl yapılır? yazıma bir göz atın. Antik kentler, doğa harikası cenoteler, bembeyaz plajlar ve muhteşem yemekler. Meksika'yı anlatmak için bu kadarı az bile. Meksika'da kahve üretimi Guatemala sınırına yakın bölgelerde gerçekleşiyor. Büyük ekili alanlardan ziyade küçük çiftliklerde üretilen Meksika kahvesi büyük oranda Amerika'da alıcı buluyor. Özellikle Mexico City'de çok sayıda yerel kahve zincirinde çok güzel kahveler içebilirsiniz. Meksika konusunda çok daha fazla bilgi almak için Meksika kategorisindeki yazılarıma bir bakın. Uganda deyince aklına goril gelen kaç kişiyiz? Yağmur ormanları ve soyu tükenmekte olan gorilleri ile meşhur Uganda, kahve konusunda da ben varım diyor. Etiyopya ve Kenya kahvelerinin gölgesinde kalmış olsa da Uganda kahvesi son yıllarda gittikçe popülerliğini arttıran kahvelerden. Ülkenin farklı bölgelerinde farklı kahve çekirdeklerinin yetişiyor olması ise bir başka avantajı. Binlerce adadan oluşan coğrafyası, Hindu, Budist ve Müslüman kültürlerinin birleşmesi ile oluşan yaşantısı ile dünyanın en popüler turistik noktalarından biri olan Endonezya, üretimde ilk sıralarda olmasa da farklı kahve türleri ile bana sorarsanız kahve pazarlaması konusunda ilk sıralarda yer alır. Ülkenin kendi kültüründe olmayan kahve Hollandalı sömürgeciler tarafından Endonezya'ya getirilmiş ve 18.000 adadan oluşan ülkenin farklı adalarındaki kahveler adaların isimleri ile popülarite kazanmış. Özellikle Bali'de kahve turları çok yaygın aktivitelerden biri. Yukarıdaki fotoğraftaki şekilde farklı aromalara sahip kahvelerin tadımlarını yapabiliyorsunuz. Endonezya'nın en popüler kahvesi ise Kupi Luwak, bir kedi cinsinin dışkısından elde edilen kahve dünyanın en pahalı kahveleri arasında yer alıyor. Kupi Luwak ve pek çok farklı Endonezya kahvesi denemiş biri olarak lezzet olarak benim için ilk sıralarda yer almadığını söyleyebilirim. Ayrıca zavallı hayvanları kahve elde edebilmek için doğal ortamlarından alıp çiftliklere tıkmış olmaları da üzüntü verici. 2 haftalık bir seyahat yaptığımız Endonezya için yazdığım Endonezya'da gezilecek yerler yazıma da bir bakın. Kahve denince aklınıza Hindistan geliyor mu? Açıkçası benim gelmiyor. Ancak büyük bir coğrafyaya yayılmış olan bu renkli ülkenin bazı bölgelerinde Arabica ve Robusta cinsi kahveler üretiliyor. Kurutma yöntemi ile de diğer ülke kahvelerinden ayrışıyor Hindistan kahveleri. Büyük ve açık ambarlarda Muson rüzgarları ile kurutuluyor Hint kahvesi. Hindistan çay üretimi ile ün kazanmış olsa da özellikle ülkenin güneyinde kahve turlarına katılmanız mümkün. Maya uygarlığının izlerini taşıyan Guatemala, Orta Amerika'nın en kaliteli kahvelerine ev sahipliği yapıyor. Ülkenin yüksek kesimlerinde yetiştirilen kahveler, birbirinden güzel aromaları ile kahve sevenlerin radarına giriyor. Antigua şehri, ülkenin kahve başkenti olarak kahve turlarına katılmak isteyen turistlere de ev sahipliği yapıyor. Bu listeye elbette başka ülkeleri de eklemek mümkün, bu liste hem üretim hem de beğeni açısından en çok tercih edilen ülkeleri içeriyor. Kahve bizim kültürümüzde çok önemli bir yer tutar. \"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var\" diye boşuna denmemiştir. Anadolu kahve yetiştirmeye uygun bir iklim sağlamasa da dünyaya kahve kültürünün yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Gelin başta Türk Kahvesi olmak üzere kahve pişirme yöntemlerine bir bakalım. - Cezvede Kahve Pişirme - French Press ile Demleme - Filtre Kahve Makinası - Espresso Makinası - Moka Pot - Pour Over Yeni Jenerasyon Manuell Filtre Kahve Demleme - Cold Brew Özellikle son 2 madde son yıllarda giderek popülerliğini artıran teknikler olsa da, geleneksel yöntemlerle yapılan kahveler her zaman benim favorim. Gittiğim ülkelerde imkanım varsa, geleneksel yöntemlerle yapılan kahveleri her zaman tercih ederim. Kahvenin yolculuğunda bir kapı araladık, umarım kahve kültürünüzün gelişmesinde az da olsa faydamız olmuştur. Türkiye'de artık bu kahvelerin neredeyse tamamını bulmak mümkün. Evden oturduğunuz yerden kahve siparişi vermek isterseniz Online Kahve Siparişi Verebileceğiniz Kahveciler yazıma bir göz atın. Dünyanın En İyi Kahveleri yazımın düzenlenmiş versiyonu Skyroad Kasım 2020 sayısında Kahvenin Yolculuğu başlığı ile yayınlanmıştır. Kahvenin her türlüsüne varız 🙂 Bu güzel yazınız için teşekkürler. Mükemmel bir anlatım olmuş elinize sağlıkkk fotoğraflı anlatımınızı çok beğendim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dunyanin-en-kalabalik-sehirleri", "text": "Dünyanın en yüksek nüfusa sahip şehirleri hangi ülkelerde bulunuyor ve ülkemizdeki şehirler bu listenin hangi sırasında yer alıyor? Enucuzu tarafından hazırlanan Dünyanın En Kalabalık Şehirleri Listesi ile en yüksek nüfusa sahip kentleri inceleyebilirsiniz. 2022 yılı verilerine göre dünyanın nüfus bakımından en kalabalık kenti yaklaşık 37.274.000 kişi ile Tokyo'dur. Ardından sırasıyla 32.065.760 nüfus ile Delhi ve 28.516.904 nüfus ile Şangay gelmektedir. Verilere göre toplam nüfusu 35 milyonun üzerinde olan 1, 30 milyonun üzerinde olan 2, 25 milyonun üzerinde olan 3 ve 20 milyonun üzerinde olan 9 kent bulunmaktadır. Dünyanın en kalabalık 10 kenti toplamda yaklaşık 247.954.400 kişiye ev sahipliği yapmaktadır. Bu, Türkiye nüfusunun yaklaşık 3 katına denk gelmektedir. Bu 10 şehir toplanıp bir ülke olsaydı, bu ülke dünyanın en çok nüfusa sahip olan 5. ülkesi olarak sıralanırdı. Dünyanın en kalabalık 20 kenti ise toplamda yaklaşık 401.207.388 kişiye ev sahipliği yapmaktadır. Bu 20 şehir toplanıp bir ülke olsaydı, bu ülke dünyanın en çok nüfusa sahip olan 3. ülkesi olurdu. En çok nüfusa sahip ilk 20 kentin 5'i Çin'de, 3'ü Hindistan'da, 2'si ise Japonya'da bulunmaktadır. Diğer şehirler farklı ülkeler arasında dağılmaktadır. İstanbul, 2022 verilerine göre dünyanın en kalabalık 13. şehri konumundadır. Ankara listenin 77. sırasında bulunurken İzmir 157. ve Bursa 249. sıradadır. Başka bir deyişle dünyanın en kalabalık ilk 20 şehrinden 1'i, 100 şehriden 2'si ve 250 şehrinden 4'ü Türkiye'dedir. Bu şehirlerden hangisine gitmek isterseniz isteyin, Enucuzu. com, onlarca farklı hava yolu şirketini karşılaştırarak gitmek istediğiniz rota için ucuza uçak bileti bulmanızı sağlar. Siz de uçak bileti sorgulama özelliği ile dilediğiniz şehir için en uygun uçak bileti teklifini bulun, indirimli seyahatin keyfini çıkarın. Bu listemizde dünyanın en kalabalık şehirlerini bir araya getirdik. Nüfusu 10 milyonun üzerinde olan 32 şehir bulunurken, bu şehirlerden birisi Türkiye'dedir. Ayrıca dünyanın en yüksek nüfusa sahip 250 kentinden 4'ü de Türkiye'dedir. Peki siz bu listedeki kentler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu listedeki şehirler arasında favorilerinizi bizlerle paylaşmayı unutmayın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dunyanin-en-yuksek-bungy-jumping-atlayisi", "text": "Birkaç yıl öncesine kadar yükseklik korkusu olan ben, 216 metre yüksekten aşağıya atladım. Gerçekten çok ama çok korktuğumu itiraf etmeliyim, zaten videomu izleyince tepkilerimden anlayacaksınız. \"Atlarken neler hissettin?\" en fazla sorulan soru. İpi hissedene kadar intihardan hiç farkı yok. 216 metre yüksekten aşağıya serbest düşüş gibi kendinizi aşağıya atıyorsunuz. İpi hissettikten sonra bir rahatlama geldi bana, o ana kadar gözümü bile açmadım 🙂 Tekrar yapar mıyım, evet. Diper taraftan hayatım boyunca yaptığım en çılgınca şeydi bu. Kendi sınırlarımı zorlamak açısından benim için çok geliştirici bir deneyimdi. Dünyanın en yüksek köprü atlayışı noktası olan Bloukrans Köprüsü atlayış videomu bu bağlantıdan izleyebilirsiniz. Kanalıma abone olmayı da unutmayın! Umarım sen de hayallerine ulaşırsın en kısa zamanda. gondolda bile ayakları titreyen bana örnek olsun. BU yaziyi okuduktan sonra bu tecrubeyi guney afrikada yasamaliyim dedim kendime, esim de destek oldu bu fikrime, ne zaman olur bilemiyorum ama hedefim orada bungee jumping yapmak."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/dunyayi-kesfetmeye-nereden-baslamali", "text": "- Herşeyden önce yaşadığınız şehri tanıyarak başlayın dünya keşfinize. Kendi yaşadığınız şehri tanımak, kendi yaşadığınız yerde turist olmak sandığınızdan çok daha iyi gelecek. - Ülkemizin güzellikleri ile devam edin dünyanın keşfine. Türkiye doğusu batısı, Egesi Akdenizi, kültür, doğa çeşitliliği ile dünyanın pekçok yeri kadar çeşitlilik sunabilir size. - Türkiye'ye yakın yerlerle devam edin. Balkanlar, Kafkaslar... Hem ekonomik hem bize çok benzer hem de keşfe başlamak için harika güzellikler barındırıyor. - Bütçe ve zaman yaratabildikçe de hayalinizdeki rotalara doğru genişletin rotalarınızı. Elbette eğer imkanınız varsa bu sıralamayı dilediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Naçizane önerim, hayallerini sürekli erteleyenler için. Ben yukarıdaki sıralamayı karıştırıp yapmayı tercih ediyorum. Yıl içinde de bu gezileri homojen şekilde dağıtmaya çalışıyorum. - Yıl içinde İstanbul'da olduğum her fırsatta onu tanımak için fırsat yaratıyorum. İstanbul Gezileri de böyle ortaya çıktı. - Türkiye'de görmediğim yer kalmasın diye haftasonu yada 3-4 günlük kısa gezilerle ülkemizi keşfetmek için çabalıyorum. - Yine kısa tatillerde Türkiye'ye yakın gidip dönmesi kolay ya da vize istemeyen ülkelerden birini seçiyorum. - Bütçe ve zamanım varsa da görmeyi çok istediğim yerlere daha uzun vakit ayırmaya çalışıyorum. Gezmek isteyip de türlü mazeretlerle erteleyenler için yol gösterebilmiş olmayı diliyorum. Yeni yerler görmek, yeni dünyalar keşfetmek ufkunuzu açacak, lütfen ertelemeyin! Aslında \"Nereden bşlamalıyım?\" sorusuna çok net bir cevap olmuş. Bu ufak yazınoz ufkumu açtı. Teşekkürler. Dünya turu sadece bir adımla başlıyor. Ve ilk adımın atıldığı yer ise kapımızın tam önü. Öyle ise gözümüzü uzaklara dikmeye, oturup dertlenmeye de gerek yok. Kapımızın önünden başlamalı Dünya'yı keşfetmek. Sonra sokaklar, mahalle, şehir, ülke ve kıtalar şeklinde devam eder."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/eb-5-yatirimci-programi-nedir-ve-ne-ise-yarar", "text": "Regional Centers-Bölgesel Yatırım Merkezleri'nce hayata geçirilen yatırım programları ile, ABD ekonomisinin canlandırılması, var olan işsizliğin önüne geçilmesi, program kapsamında ifade edilen projelere yabancı yatırımcıların doğrudan teşvik edilmesi amaçlanmaktadır. EB 5 yatırımcı programı hakkında detaylı bilgiyi Yeni Bir Hayat Yurtdışı Yaşam Danışmanlığı CEO'su Şevki Akaydın sizler için cevapladı. EB 5 yatırımcı programı ABD Hükümeti'nin belirlemiş olduğu bölgeleri kapsayan, ABD devleti tarafından doğrudan onaylanmış projelere ilgili yatırımcıların kişi başına minimum10 kişiye istihdam yaratmak amacıyla belirlenen kriterlerisağlayan gayrimenkul projelerine $500.000 miktarıncayatırım yapmak suretiyle 14-16 ayda yatırımcının kendisi eşi ve de 21 yaşını geçmemiş olan çocuklarına Amerika sınırları içerisinde yasal oturum hakkı veren ve akabinde ise vatandaşlık sürecini başlatan ABD federal hükümet uygulamasıdır. Yatırımcı göçmenlik yasasından yararlanmak adına $500,000'ını 5 sene ABD hükümetince belirlenmiş olanprojede tutmalıdır. Yatırımcı 5 sene sonunda gerçekleştirmiş olduğu yatırımını faiziyle geri alır. 1. Green Card'a ve de ABD vatandaşlığına sahip olmanınen hızlı yolu EB-5 programıdır. 2. Yabancı yatırımcıların kendileri, aileleri ya da işveren sponsorluğuna doğrudan ihtiyaç duymaması. 3. Şirket satın almak ya da yönetmenin söz konusu olmaması. 4. ABD içerisinde arzu edilen yerde hayat kurma ve çalışma imkanı bulma. 5. Eş ve 21 yaşının altında olan çocukların da oturum iznive oturum izni sonrasında ABD vatandaşlığına hakkazanımı 6. Çocukların eğitimlerini ABD vatandaşlarının haklarından yararlanarak sürdürme imkanı. 7. Yatırımcının ve çocuklarının gerçekleştireceklerieğitimleri çok cazip fiyatlı okul ücretleri ile tamamlamaimkanı. 8. Dil, meslek ya da herhangi bir eğitim şartının aranmaması. Eb-5 Yatırımcı Programı kapsamında aranan yegane şart yatırımcılarının yapacakları yatırım miktarının doğrudan yasal yollardan kazanılmış olmasını ispatlama zorunluluğubulunmasıdır. Yatırımcılar için, bu yatırımın kazanılmasındakiiş geçmişi haricinde yaş sınırı, yabancı dil bilmek ya da konuyla ilgili herhangi bir eğitim seviyesi gibi özel şart aranmamaktadır. Bu program kapsamında US Citizenship and ImmigrationService 'nce 10-12 ay süre zarfında başvuru sahiplerinin gerçekleştirmiş olduklarıbaşvurularının onaylanıp onaylanmadığını taraflarına bizzatbildirmektedir. Bildirinin cevabına göre 3 ay içerisinde ilgili kişiler koşullu olarak ''Green Card'' alırlar. EB-5 yatırım programı hakkında en güncel bilgilere ulaşmak ve detaylı bilgi sahibi olmak için https://www. yenibirhayat. com. tr/ üzerinden konuyla ilgili ayrıntılara ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/egede-kafa-dinlemeye-uygun-duraklar", "text": "- Şirince: İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı olan bir köydür. Kıyametin kopmayacağı bir yer olarak Maya Takvimi'nde yerini almıştır. Yerine göre hem hareketli hem de sakin bir köydür. Eski Rum konaklarında kalarak tarihi dokusuna ve mimarisine daha yakından tanıklık edebilirsiniz. Köyde hayat 6 7 gibi bittiği için geceleri oldukça sessiz ve huzurludur. - Kalem Adası: İzmir'in Dikili ilçesine bağlı Kalem Adası, yurt içinde henüz keşfedilmemiş, bakir yerlerden biridir. Her şeyden uzaklaştıran atmosferi ile sizi hayallerinizdeki sakin, huzurlu tatile kavuşturacaktır. Kısa bir tekne yolculuğundan sonra adaya ayak bastığınızda, adanın güzelliği ile büyüleneceksiniz. Tatil planı yapmadan önce mutlaka bu adaya göz atmalısınız. - Sığacık: Tarihi taş evleri, temiz doğası ve bakir koylarıyla Sığacık, Seferihisar'a bağlıdır. Türkiye'nin ilk cittaslow yani sakin şehir unvanına sahiptir. Buradan da anlaşılacağı üzere huzuru ve sakinliği bulacağınız bir yerdir. İzmir uçak bileti aldığınızda, gerek İzmir'deki gerekse yakın illerdeki huzurlu durakları keşfedebilirsiniz. - Kapıkırı: Ege'nin incisi Bodrum'a 40 km uzaklıkta bulunan Kapıkırı köyü, Bafa Gölü etrafında yer alır. Yunan ve Bizans dönemlerine ait kalıntılar köye tarihi bir doku katmaktadır. Gölde yapacağınız tekne turları tatilinizi daha da keyiflendirecektir. Tam doğanın ortasında bulunan köyde kuş cıvıltıları hiç eksik olmamaktadır. Yemeklerde kullanılan saf zeytinyağının tadı uzun süre damaklarınızdan silinmeyecektir. - Yeşilyurt: Günümüzün yok olan meslekleri arasında olan dokumacılık, burada önemli bir geçim kaynağıdır. Dokumacılığı bu köyde deneyimleyebilirsiniz. Doğal güzellikleri ve deniziyle adeta keşfedilmemiş bir cennettir. Çök önemli istatistik bilgi olarak halkının %100 oranında okuma yazma bilmediğini belirtmek istedik. - Çamlıbel: Temiz havası ve doğal güzellikleri Balıkesir'de birçok durak bulunmaktadır. Çamlıbel, bu duraklardan yalnızca bir tanesidir. Kaz Dağları'nın eteğinde bulunan bu köyde tatil yaptıktan sonra köyden dönmek istemeyeceksiniz. Şehrin kalabalığından kaçıp huzuru bulacağınız bu köy, mavi ve yeşilin huzurunu sizlere sunuyor. - Dutluca: Balıkesir/Burhaniye'ye 9 km uzaklıkta olan bir köydür. Hem körfez manzarası hem de bozulmamış köy dokusuyla vazgeçilmez dinlenme yeriniz olacaktır. Doğada huzurlu bir tatil geçirmek isteyenler için keşfedilmemiş bir köy. Bir İzmirli olarak Egede Kafa Dinlemeye Uygun Duraklar yazınızda paylaştığınız yerlere kaç defa gittim hatırlamıyorum bile. Ne kadar güzel yerlerdir... Defalarca gitsem sıkılmam. Kışın yavaş yavaş veda etmeye başladığı bugünlerde o kadar güzel oldu ki bu yazı. Kaleminize sağlık. Umarım bu yaz pandemi hafiflemiş olur ve bol bol gezebiliriz. Gezmeyi doğayı seviyorum ben inegöllüyüm fakat bu tatil işlerine bir türlü para ayıramıyorum ben burda doğada ve geziyorum. bana soracak olursan buralardan çok sıkıldım fakat burasızda yapamam geliyor. buralarıda gezmek görmek isterseniz sizi gezdiririm olabilirim. Merhaba çok iyi bir yazı olmuş Balıkesir'i de burada görmek beni çok mutlu etti. Birden çocukluğum aklıma geldi. Özellikle turizm kenti Erdek'te kaldığım o günler. Teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/egede-keyif-ayvalik-ve-cunda", "text": "İstanbul'a yakın, birkaç günlük bir kaçamak yapmak için en güzel rotalardan biri Ayvalık, tabii Ayvalık'a gitmişken Cunda. Ege'nin keyifli tatil beldeleri Ayvalık ve Cunda için gezi notlarım bu yazıda yer alıyor. Ayrıca Ayvalık ve Cunda için gezilecek yerler, yeme-içme önerileri de bulacaksanız. Perşembe günü sabah erkenden ayaktayız. 07:30'daki İDO Yenikapı-Bursa feribotu ile yolumuzu kısaltıp zaman kazanmaya çalıştık. Feribotta olduğunuz süre zarfında yağan sağanak yağmur bizi biraz korkutsa da Ayvalık'a kadar hiç yağmura yakalanmadan yağmur havasını koklayarak geldik. Cunda'da baktığımız oteller oldukça pahalıydı o yüzden Ayvalık'ta bir pansiyon ayarlamıştık. Eski Ayvalık'ın olduğu bölgede Rum evlerinden biriydi otelimiz. Eski hali korunmaya çalışılarak yenilenmiş yamuk duvarları ve eğik tavanı ile çok keyifliydi. Odanın önündeki terastan Cunda ve adalar manzarasına kuş sesleri ve rengarenk çiçekler eşlik ediyordu. Ayvalık kelimenin tam anlamıyla bir tatil kasabası. Aradığınız herşeyi bulabileceğiniz dar sokaklarında tatlı bir tatil telaşı var. Kısa bir Ayvalık turu yaparak bu sahil kasabasının keyiflerini yakalamaya çalışıyoruz. Ayvalık'ın içinde Macaron Mahallesi mutlaka sokaklarında kaybolarak gezilmesi gereken bir yer. Ayvalık tostu keyfinden sonra Cunda'ya geçiyoruz. Yapay olarak ana karaya bağlanmış olan bu adanın asıl adına dair pek çok rivayet var ancak, resmi olarak Ali Bey Adası olarak anılıyor. Ali Çetinkaya anısına adaya bu isim verilmiş. Cunda'yı ana karaya bağlayan köprü de Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü olarak anılıyor. Gezginin notu: Cunda'da mutlaka SICAK OT yemeği yiyin. Eski Cunda evleri, sahil boyu, incik boncuk satıcıları, balık restaurantları hepsi öyle güzel bir araya gelmiş ki, bir de önlerine Ayvalık ve adalar manzarası katılınca tadına doyulmaz olmuş. Bana pek güzel görünen bu manzaraya Koç ailesinin desteği ile yeldeğirmenleri eklenmiş. Yıkıntılar restore edilmiş, adanın tepesinden manzaraya bakan şirin bir cafe ve değerli bir kütüphane eklenmiş: Selim ve Necdet Kent Kitaplığı, Cunda'ya gelip de görmeden dönülmemeli. Ayvalık ve Cunda'nın kedileri meşhur. Sayıca çok olduklarından birbirleri ile kavga etmeden duramamışlar, yavruların çoğu yaralı bereli. Cunda'da dolaşırken bizi yağmur yakalıyor, diğer turistler gibi biz de Taş Kahve'ye sığınıyor, limonlu adaçayımızı yudumlayıp çatısına yuva yapmış kırlangıçları seyredip yağmurun dinmesini bekliyoruz. Sakızlı dondurma, lokma derken tatlı hevesimizi de alıp güzel manzaralı pansiyonumuza geri dönüyoruz. Cunda'yı hakkıyla gezmek için bir gün yeterli görünüyor. Hem eski sokaklarını dolaşıp hem güzel bir balık keyfi yapın, hem de tepesine tırmanıp değirmende manzaranın keyfini çıkarın. Eğer zamanınız varsa adanın uzak koylarında deniz keyfi de sürebilirsiniz. Biz gittiğimizde hava yağmurlu olduğundan bunları yapamadık. Mayıs ayının Ayvalık bölgesinde çıkan Papalina balığı için uygun zaman olduğunu öğrendim. Dünyada sadece Ayvalık-Cunda arasında yetişiyormuş bu küçük balık. Asıl adı ÇAÇA balığı imiş. Benzerliği nedeniyle çoğunlukla Sardalya ile karıştırılırmış. Hamsi ile aynı familyadan geliyorlarmış. Kılçığı yok denecek kadar esnek olduğu ve çok minik oldukları için çerez gibi çıtır çıtır yeniyor. Ben de bu balığı Cunda Balık Evi'nde yeme fırsatı buldum, ama itiraf etmeliyim ki mezeler o kadar lezzetliydi ki balık bana tatsız geldi. Biraz da balıkgiller ile aramın pek iyi olmamasından da kaynaklanabilir bu durum. Ayvalık'a yolunuz düşerse Cunda'da yiyebilirsiniz. Cunda'ya gitmeden önce yine bir liste hazırlamıştım kendime, sizin de işinize yarayabilir. - Cunda'da Taş Kahve'de limonlu adaçayı içilecek. - Cunda'nın kedileri meşhurmuş. Bol bol foto çekilecek. Sokaklarında gezilecek. - Değirmenden gün batımı izlenecek. - Yıkık kilisiden manzara izlenecek. - Selim ve Necdet Kent Kitaplığı ziyaret edilecek. - Cunda'nın arka tarafındaki Çataltepe'de denize girilecek. - Lokma yenilecek. - Özel küllahlı dondurma yenilecek. - Çift kaşar domatesli ayvalık tostu yenilecek. - O kadar yedikten sonra Hayat Bahçesi'ne gidip ev yapımı şarap içilecek. - İncikçi boncukçularda dolaşılacak. - Biberiye çayı içilecek. - Kelle peyniri, İncir reçel, Rum böreği yenilecek. - Papali balığı denenecek. - Cunda Balıkevi'nde yemek yenilecek. Cunda Balık Evi sahilde değil, bir iki sokak içeride ama Cundanın en güzel restoranlarından biriymiş. Rezarvasyonlu gitmekte fayda var, yer olmuyor. Gerçekten yer bulamadık, bizi Cunda Hayal Evi otelinin restaurantına yönlendirdiler. Çok tatlı sahipleri var, bizi çok iyi ağırladılar. Ayvalık Macaron Konağı yazıma da bir göz atın. Ayvalik'a gidenler icin yemek onerisi Yoruk Mehmet'in Yeri'ni tavsiye edebilirim. Sahilde Gumruk'un orada. Kime sorsaniz gosterirler. Diger adi Sehir Kulubu idi yanlis hatirlamazsam. Oradaki mezeleri baska hic bir yerde yemedim. Sadece meze yemek icin bile oraya gidebilirim. Ege mutfağı insanı kendisine aşık ediyor. Mezeler, otlar, balıklar... Hepsi birbirinden güzel. Ayvalik Sehir Kulübü, Yörük Mehmet'in Yeri Hakkinda: Son derece kallavi bir hesabin ardindan bir ikrami cok gören, yemek ardindan cay-kahveyi belki ücreti mukabilinde icip icmeyecegimi dahi sormayan, iletisime kapali servis elemanlarini barindiran ancak yemekleri son derece lezzetli olan bir restoran. Servisi düzeltseler 9/10 olacak yer. Ayvalık cundaya geldiyseniz mutlaka yapılması gerekenler listesine dalış aktivitesinide ekleyin Ayvalık Türkiye'nin en iyi dalış noktalarına sahiptir. Blog okuyucuları ayvalık cunda tatillerinde ayvalikdalis. com adresinden dalış hakkında bilgi alabilirler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ekonomik-yaz-tatili-planlama-tuyolari", "text": "Tatil denildiği zaman içi kıpır kıpır olanlardan, her an çantası hazır bekleyenlerden misiniz? Eğer öyle ise tatil zamanınız gelmiş hatta geçiyor demektir. Havalar birden güzelleşince, yaz tatili perileri kanınıza girdi ve tatilden başka birşey düşünemez oldunuz değil mi? Madem çantanız da hazır o halde tatile gitmek için hazırsınız! Tek ihtiyacınız olan bu yaz tatilinizi ucuza getirmek için ekonomik yaz tatili planlama tüyoları! Tatile gitmek istiyoruz ama bir yandan da herşey ateş pahası, ulaşımdan konaklamaya fiyatlar almış başını gitmiş diye mi düşünüyorsunuz? Üzülmeyin, her derdin olduğu gibi bunun da çaresi var. Neredeyse tüm uçak bileti firmaları ve tatil beldelerinde bulunan otel ve tatil köyü işletmeleri artık müşterilerine pek çok ödeme kolaylığı sunuyor. Bir yıla bölünen taksitler, kampanyalar, avantajlı paketler derken tatile gitmek hayal olmaktan çıkıyor. Bu kadar avantajın içinde sizde artık kendinize bir iyilik yaparak tatile çıkmalısınız. Tatilinizi kafanız rahat bir şekilde geçirmek istiyorsanız ön hazırlığınızı da doğru ve zamanında yapmanız son derece önemlidir. Yani yanınıza alacağınız eşyalarınızı doğru seçmenizden, gideceğiniz yeri gitmeden önce araştırmaya ve gezilecek yerleri önceden öğrenmeye kadar gibi bilgilere sahip olup giderseniz gittiğinizde yaşanabilecek sıkıntıları ortadan kaldırmış olur ve böylece sorunsuz bir tatil geçirmiş olursunuz. Tatilinizi hem istediğiniz şartlarda ve istediğiniz yerlerde yapmak, hem de ekonomik hale getirmek için bazı önerilerim olacak, umarım işinize yarar! Bütün yıl gece gündüz çalıştınız ve artık bu çalışmanın ödülü olan tatilinizi planlamaya hazırsınız? Peki, yol arkadaşınız kim olacak? İster tek başınıza, ister sevgilinizle, ister aileniz ile, isterseniz arkadaş grubunuzla olsun tatil size çok iyi gelecek. Yol arkadaşınızı seçerken dikkat etmeniz gereken iki konuyu hatırlatmak istedim. Birincisi; sizinle ortak zevklere sahip, benzer tatil şeklinden keyif alacak biri olmalı. İkincisi ise tatil için harcama tarzlarınızın uygun olması gerek. Siz doğada kamp yapmak isterken yol arkadaşınız beş yıldızlı tatil hayali kurmuyor olmalı, bu ikinizi de mutsuz edecektir. Eğer yalnızlıktan hoşlanıyorsanız ve tek başınıza tatile çıkmak istiyorsanız yanınıza size eşlik edecek kitaplar alabilirsiniz. Tek başına tatil bazen kişinin kendini inzivaya çekerek tanıma fırsatı sunuyor. Arkadaşlarınız ile çıkacağınız tatil ise genellikle çok eğlenceli ve bol kahkahalı geçiyor. Çünkü birbirini seven dostların eğlenmek için gittikleri tatil başka nasıl geçebilir ki! Aynı şekilde aileniz ile gideceğiniz tatilde eğlenceli ve mutlu bir şekilde geçer. Aile fertleri ile gittiğinizde güzel anılar biriktirmeye birlikte eğlenmeye ve dinlenmeye çıktığınız bu tatil serüveninde ailenizle farklı aktivitelere katılarak eğlencenizi ikiye katlayabilirsiniz. Konu maliyete geldiğinde ise kalabalık seyahat etmek çoğunlukla maliyet avantajı sağlar, ancak tek başınıza seyahat ettiğinizde de tarih ve yer konusunda bağımsız olma imkanınız olacağından tatilinizi ucuza getirme imkanı sunabilir. İkisinin de artı ve eksilerini değerlendirip kendi istediğinizin ne olduğuna göre tatil planı yapmanız en güzeli olur. Yol arkadaşınızı netleştirdi iseniz, tatile gideceğiniz kişiyle birlikte alternatifli şekilde tatile gideceğiniz tarihleri belirlemeniz size esneklik kazandıracaktır. Kesin tarihler olmasa da aşağı yukarı hangi ay, ayın başı mı sonu mu gibi genel bir tarih belirlemek hem planlama hem de hızlı hareket edebilmenize olanak sağlar. Oldu ya, uçak bileti bakarken ucuza Muğla uçak bileti buldunuz, o an yol arkadaşınızın müsait olduğunu bildiğiniz tarihlerde hızlıca bilet alma avantajını kullanabilirsiniz. Tarihlerinizi belirlerken esnek olmak, yüksek sezon yerine düşük sezonu tercih etmek size her zaman maliyet avantajı sağlayacaktır. Ekonomik tatil planlama tüyolarından bir yöntem ise bulduğunuz ucuz uçak bileti tarihine göre seyahat tarihlerinizi belirlemek. Yani önce bileti bulup ona göre seyahatinizi planlayabilirsiniz. Özellikle tatil tarihleri daha sıkı şekilde belirlenmiş olan beyaz yakalı çalışanlar için uygulaması biraz daha zor olsa da maliyet olarak en avantajlı yollardan biridir bu. Tarihi belirlediğinize göre sıra geldi gideceğiniz yeri belirlemeye. Türkiye'de yaz tatili denince akla ilk gelen yerler şüphesiz Antalya, İzmir ve Muğla çevresi. Ancak her üç şehir de yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisi altında. Bu sebeple eğer gitmek istediğiniz yer İzmir, Muğla veya Antalya çevresinde ise erken rezervasyon yaptırmanız çok doğru olacaktır. Ege ve Akdeniz'in büyüleyici doğası eşliğinde isterseniz sakin kısımları isterseniz de kalabalık ortamları seçerek tatilinizi geçirebilirsiniz. Ama bunun için mutlaka önceden Muğla uçak bileti, Antalya uçak bileti ve İzmir uçak bileti fiyatlarını araştırmayı es geçmeyin. Son dakikaya bırakırsanız ucuza bilet bulma ihtimaliniz yok denecek kadar az olur. Tatile gideceğiniz yer ve tarih netleştikten sonra indirimlerden ilk siz haberdar olmak için e-posta adresiniz ya da telefonunuza bildirim gelmesi için uçak ve otel rezervasyon sitelerine üye olarak bu fırsatları değerlendirebilirsiniz. Tarihinizi belirlediniz, yerinizi de belirlediniz, sıra geldi ulaşım seçeneklerine. Türkiye'de büyük şehirlerden birinde yaşıyorsanız en uygun seçenek çoğunlukla uçak ile seyahat etmek oluyor. Uçak biletinizi uyguna getirmek için ilk yapmanız gereken havayolu veya uçak bileti satış sitelerinin kampanyalarını takip etmek, size uygun bir kampanya bulduğunuzda ise kaçırmamak. Bir diğer önemli tüyo ise alternatif havalimanlarını araştırmak. Muğla'nın güzel şehri Fethiye'de tatil yapmak istiyorsanız, Dalaman Havalimanı ilk akla gelen seçenek elbette ancak yakın çevredeki diğer havalimanlarına bakmak bazen çok ciddi fiyat avantajı yakalamanızı sağlayabilir. Hatta havalimanından araba kiralamayı planlıyorsanız Denizli Havalimanı'ndaki kiralama seçenekleri Dalaman'dan çok daha ucuz olabilir. Bu alternatiflere bakarak tatil bütçenizden önemli oranda tasarruf sağlayabilirsiniz. Ulaşım seçeneklerinizi belirlerken özellikle yaz tatili döneminde tatilinize çıkmadan önce gidiş ve dönüş biletlerinizi almış olun mutlaka. Bu sayede hem gidiş-dönüş indirimli uçak biletlerinden faydalanabilirsiniz hem de dönüşte bilet bulamama veya faiş fiyatlara bilet alma gibi sorunlarla karşılaşmazsınız. Gideceğiniz yer ve tarihi belirledikten sonra ulaşım seçenekleri ile birlikte konaklayacağınız yeri de araştırmaya başlayın. Konaklamak için şehir merkezinde bir yer seçmek ile doğa ile iç içe ancak merkezden uzak bir yer seçmek arasında hem tatil zevki hem de maliyet açısından fark olacaktır. Şehir merkezinde kalacaksanız araca ihtiyacınız olmayacakken şehirden uzakta kalacaksanız araca ihtiyacınız olabilir. Havalimanı transferi gibi ihtiyaçlarınız olabilir. Bunların hepsi önceden hesaplanmamış ek maliyetler olarak tatil bütçenizi şişirebilir. Yaz tatilinde konaklama bütçenizi kısmanın en kolay yolu erken rezervasyon fırsatlarından faydalanmaktır. Beş yıldızlı otelde de kalsanız, pansiyonda da ne kadar erken plan yaparsanız o kadar ekonomik fiyatları yakalarsınız. İstediğiniz şartlarda uygun bir konaklama bulduğunuzda da affetmeyin, hemen rezervasyonunuzu yapın ki fırsat elden kaçmasın! Tatil denince heyecanlamamak, uzun vadeli plan yapmamak elbette çok zor. Ancak herkesin hayatında bir kez tamamen spontane, plansız, başı sonu belirsiz bir seyahat planlamasını çok isterim. Daha önce hiç gitmediğiniz bir yere tek yön bilet alıp gitmenizi, o gece nerede kalacağınızı bilmeden şehrin sokaklarında dolaşmanızı, hiç kimseyi aramadan ve sosyal medya hesaplarınıza bakmadan özgür ve kendinizle bir gün geçirmenizi çok isterim!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/elektrikli-scooter", "text": "Elektrikli scooter, son zamanlarda sokaklarda çok fazla görmeye alıştığımız, daha çok gençleri kullanırken gördüğümüz, kısa mesafelerde ulaşımı kolaylaştıran, elektrikli çalıştığı için karbon salınımı olmayan, doğa dostu bir ulaşım aracı. Elektrikli scooter nedir, nasıl kiralanır, elektrikli scooter kiralama fiyatları ne kadardır, hangi firmaların elektrikli scooter hizmeti var, bu aletler nasıl kullanılır, kullanımı kolay mı ve daha pek çok sorunun cevabını bu yazımda bulacaksınız. Henüz elektrikli scooter denememiş ama merak eden herkesin ilgisini çekecek bir yazı sizleri bekliyor, keyifli okumalar! Bizim gezi blogu neden elektrikli scooter işine merak saldı diyenleriniz var mı? Aslında İstanbul'da Martı e-scooterlarını görmeye başladığımdan beri bu yazıyı yazmak istiyordum, ancak sıra geldi. Yurtdışında özellikle düz şehirlerde görmeye çok alışık olduğum bu aletleri İstanbul'da görmeye başlayınca gerçekten hoşuma gitmiş ve bu konuyla ilgili bir araştırma yapmıştım. 16-22 Eylül 2020 tarihleri arasında Avrupa ve Türkiye'de karbon salınımını azaltmaya yönelik olarak düzenlenen Avrupa Hareketlilik Haftası olduğunu görünce elektrikli scooter konusu benim için yeniden gündeme gelmiş oldu. Umarım sizin de elektrikli scooterlarla ilgili kafanızdaki sorulara biraz olsun cevap bulabiliriz. Elektrikli scooter, iki teker üzerinde ilerleyen, direksiyonu sayesinde yön ve hızı ayarlanabilen, elektrik ile şarj edilerek çalışan, bu özellikleri ile kısa mesafelerde ulaşım sağlamak için uygun olarak tasarlanmış, bir çeşit kaykaydır. Bisiklet veya elektrikli bisikletlere alternatif olabilecek bir ulaşım aracı elektrikli scooterlar. E-scooterların kullanım alanı 2-8 kilometre mesafe veya 5-45 dakika süren yolculuklar olarak tanımlanıyor. Yani işiniz ve eviniz arası yakınsa evden işe, işten eve gidip gelmek için; eviniz deniz kenarına yakınsa sahile gidip gelmek için; alışverişe gitmek için; eviniz dik bir yokuşun tepesindeyse eve yorgun dönerken o son yokuşu çıkmamak için; veya sadece şehirde bir yerden bir yere gitmek, arkadaşlarınızla biraz eğlenmek için; bazen ise sadece meraktan e-scooter kullanabilirsiniz. Elektrikli scooteri, hangi amaçla ve hangi rotada kullanacağınıza göre ihtiyaç duyacağınız özellikler farklılaşabilir. Özellikle e-scooter kiralamak değil de satın almak gibi bir niyetiniz varsa yazının bu bölümü ilginizi çekecektir, sadece kiralamak istiyorsanız bir sonraki başlığa geçebilirsiniz. Pil Süresi Şarj: Ortalama scooterlarda şarj süresi 3-6 saat arası değişirken, sarj süresine bağlı olarak dolu pil ile gidebileceği mesafe de 20 ile 40 kilometre arasında değişiyor. Motor Gücü: 250 W 350 W motor gücüne sahip elektrikli scooterler sizi yarı yolda bırakmaz. Taşıma Kapasitesi: Genellikle elektrikli scooterların maksimum taşıma kapasitesi 100 kg ile sınırlanmış oluyor. Bu nedenle iki kişi binmeye uygun değillerdir. Tırmanma Kapasitesi: Bugünün teknolojisi ile üretilen scooterlar artık çok dik olmadıkça veya üzerindeki kişi çok ağır olmadıkça tırmanma kapasitesi açısından sorun yaratmayan aletler. Şasi Yüksekliği: Yükseklik sizin yol konforunuzu en fazla etkileyecek etkenlerden biri. Yol koşullarımız malum, yere yakın bir scooter sizi çok zorlayacaktır. Lastik Boyutu: Lastik boyutu büyüdükçe sürüş güvenliği ve konforu artacaktır. Ağırlık: Scooter seçerken hafif olmasına dikkat edin, bazı yerlerde elinizde taşımanız gerekebileceğini unutmayın. Fren Mesafesi: Bence bu en kritik konu. Özellikle İstanbul'da e-scooter kullanıyorsanız hem yaya hem de araç trafiğinde güvenli ilerlemek için frenlerinizin sağlam olması şart. Elektronik ön hız ve mesafe göstergesi, hız sabitleme sistemi, led aydınlatma sistemi, korna, stop lambası, pil göstergesi gibi ek özellikler de scooterlarda ek özellik olarak bulunabilir. Piyasada çok sayıda ve farklı çeşit elektrikli scooter modeli bulunuyor. En bilinen elektrikli scooter markaları; Xiaomi, Ducati, İnokim, Citymate, Ninebot, Segway, Kawasaki, Hoverway. Bu listeyi uzatmak da mümkün. Elektrikli scooter alacaksanız bu özelliklere mutlaka dikkat ederek kendinize uygun aleti seçin. Elektrikli scooter kiralamak için yapmanız gerekenler basit, aşağıda adım adım anlatıyorum. Elektrikli scooter kiralama hizmetinden faydalanmak istiyorsanız, öncelikle kiralama yapan firmaların hangisinden faydalanacaksınız onun mobil uygulamasını indirmeniz gerekiyor. En yaygın uygulama şu an Martı olduğu için benim örneklerim Martı üzerinden olacak. Bütün firmaların da uygulamaları zaten birbirine benziyor. İlk kez uygulamayı kullanıyorsanız kredi kartınızı uygulamaya tanımlamanız gerekiyor. Doğrulama için kredi kartınızdan 1.99 TL'lik bir ön çekim yapılıyor. Daha sonraki kullanımlarınız bu tutardan düşülüyor. Uygulamayı indirdikten sonra, bulunduğunuz yere en yakın scooterları harita üzerinde göreceksiniz. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi benim çevremde çok sayıda Martı var. Beşiktaş bu açıdan çok zengin tabii. Heryerde bu kadar çok seçenek olmayabilir. 3) Scooterin Kilidini Aç ve Başla! Kullanmak istediğiniz scooterin yanına gidip telefonunuzdaki uygulamayı açarak \"BAŞLA\" butonuna basmanız gerekiyor. Scooter üzerinde bulunan kare kodu telefonunuzdaki uygulama üzerinden okuttuğunuzda telefonunuz ve scooter birbiri ile tanışmış oldu. Uygulama size 4 haneli bir şifre verecek. Bu şifreyi scooterin kilidini açmak için kullanacaksınız. Kilit açıldığında elektrikli scooteriniz kullanım için hazır. Scooter'ı harekete geçirmek için ayağınla bir iki kez itmek gerekiyor. Hızlanmak için gaz butonunu, yavaşlamak için ise soldaki fren kolunu kullanabilirsiniz. 4) Park Et ve Yolculuğu Bitir! Seyahatiniz bittiğinde, yaya ve arabaları rahatsız etmeyecek şekilde scooterı uygun bir noktaya park edin. Eğer uygun bir yere park edilmedi ise cezai yaptırımları olabilir. Uygulama üzerinde park etmeye uygun olmayan yerler belirtilmiş durumda. Scooter'ı yeniden kilitlediğinize dair fotoğraf çekip uygulama üzerinden yolluyorsunuz Böylece işlemeniz tamamlanmış oluyor. Türkiye'de elektrikli scooter kullanmak için şu an ehliyet gerekmiyor. Ancak Eylül 2020'de E-Scooter İşletmeliği Yönetmeliği'ne ilişkin bir taslak hazırlandı. Bu taslak yürürlüğe girerse 16-18 Yaş aralığındaki kullanıcıların M ve A1 ehliyetine sahip olma koşulu aranacak. Şimdilik ehliyet gerekmiyor. Türkiye'de elektrikli scooter kullanım için minimum yaş 11 olarak belirlenmiş. Tüm e-scooter uygulamalarında ise, minimum 18 yaşında olmayı güvenlik açısından zorunlu tutuyor.18 yaş altındaysanız elektrikli scooter kiralayamıyorsunuz. Elektrikli scooter kullanmak için şimdilik ehliyet gerekmiyor. Ancak scooter kullanıcılarının özellikle yayalara karşı dikkatli olması çok önemli. Henüz herkes için çok yeni bir ulaşım aracı ve kuralları belli olmadığından hem scooterlar için araç trafiğine, hem de yayalar için scooter trafiğine ekstra dikkat edilmesi gerekiyor. Kimseyi riske atmadan, dikkatli bir şekilde aletlerin kullanılması, park edilen yerlerin yaya ve araç trafiğine engel olmaması çok önemli. Yakın zamanda bu konuda düzenlemeler gelecek ama o düzenlemeler yürürürlüğe girene kadar scooter kullanıcılarının ekstra özenli olması lazım. Martı en bilineni olsa a elektrikli scooter hizmeti veren başka firmalar da var. Kısaca bir göz atalım kimler varmış, nerelerde hizmet veriyorlarmış. Martı, sadece İstanbul'da hizmet veriyor şimdilik. En yaygın scooter ağına sahip uygulama Martı. Öyle ki artık elektrikli scooter kiralama hizmeti Martı adıyla anılmaya başladı bile. Martı, önce Anadolu yakasında başlamıştı ancak hızla yayıldı. IOS ve Android uygulaması var. Binbin, İstanbul Havalimanı ve üniversite kampüsleri içinde elektrikli scoooter kiralama hizmeti veriyor. İstanbul Havalimanı ile rakiplerinden ayrılıyor. IOS ve Android uygulaması var. Android uygulaması kullanıcı dostu olmaktan oldukça uzak. Doğum yılı çekmek için takvimden 1980'e kadar ay ay gitmek gerekiyor gibi saçma bir takvim uygulaması kullanmışlar. Bu nedenle işlemi tamamlamadan bıraktım. Uygulamaya ne kadar para ödeyeceğimi de ne internet sitesinde ne de mobil uygulamasında bulamadım. Kaydımı tamamlamadan önce bu bilgiyi görebiliyor olmam gerekir. Gençleri yakalamak istiyorlarsa kırk fırın ekmek yemeleri gerek. Dost uygulaması şimdilik sadece İstanbul'un Şişli ilçesinde hizmet veriyor. IOS ve Android uygulaması var. Ankara'da hizmet vermeye başlayan HOP!, Ankara, İzmir, İstanbul ile hizmetini genişletmeyi planlıyor. IOS ve Android uygulaması var. Uygulamaya ne kadar para ödeyeceğimi de ne internet sitesinde ne de mobil uygulamasında bulamadım. Kaydımı tamamlamadan önce bu bilgiyi görebiliyor olmam gerekir. Bu ciddi bir sıkıntı bu uygulamalar için. Mobi uygulamasının hangi bölgelerde yaygın olduğu veya fiyatlamasına dair herhangi bir bilgi internet sitesi veya mobil uygulamasında yer almıyor. Ne fark yarattığı belli değil. 10 senedir kullandığım e-mail adresimi kabul etmediği için uygulamaya giriş yapamadım. IOS ve Android uygulaması var. Palm, İTÜ Ayazağa yerleşkesi ile İstanbul'un Zeytinburnu, Avcılar, Küçükçekmece gibi ilçelerinde hizmet veriyor. Türkiye çapında üniversite kampüslerine yayılarak hizmet vermeyi amaçlıyor. Maalesef bu uygulamanın da fiyatlamasına dair herhangi bir bilgi internet sitesi veya mobil uygulamasında yer almıyor. IOS ve Android uygulaması var. Dost scooterin sitesinde 15 Haziran'a kadar açılış ücreti 0.00 TL görünüyor, ancak bir güncelleme yapılmamış. Bu şekilde devam ettiklerini varsayıyorum. BinBin uygulamasında ilk sürüşte %10 indirimden faydalanabiliyorsunuz. Palm uygulaması ilk kullanımda 2 TL'ye kadar hediye veriyor. Martı uygulamasının neden bu kadar başarılı olduğunu anlamak zor değil gerçekten. Bütün uygulamaları telefonuma indirip Martı dışındakilerin hepsini kaldırdım. Kullanıcı deneyimi ve bilgilendiricilik açışından Martı açık ara önde. Benim çevremde Martı dışında başka bir uygulamanın scooteri olmadığı için kaykay deneyimi açısından bir şey söyleyemem ama uygulama deneyimi ile Martı açık ara önde. Çok basit görünse de mesela SMS ile gelen doğrulama kodunu Martı dışında hiçbir uygulama otomatik doldurmuyor, mutlaka mesajlarıma gidip oradan şifreyi hatırlayıp uygulamaya yazmam gerekiyor. Basit ama çok kullanışlı olmasına sadece bir örnek. Diğer uygulamaların başarılı olabilmesi için belirgin bir fark yaratmaları, bunu da bangır bangır bağırmaları lazım. E-scooter yönetmeliği ilk taslak içeriği hakkında bilgi almak isterseniz Webrazzi bu konuda güzel bir analiz yapmış. Elektrikli scooter konusunda cevap bulamadığınızı düşündüğünüz sorular varsa lütfen aşağıya yorumlar bölümüne sorunuzu yazın. 19.06.2022 de sabah 05.54 te Martı scootere bindim ve saat 05.59 da işim bitti kiltledim bir ağaca fotoğrafını çektim. Bugün baka kayitlarinda 06.25 te scooter in tekrar kullanıldığı ve 48.75 lira ücret tahakkuk edildiği görülüyor. Bisikleti kilitledigime eminim. Fotoğrafıni da çektim. Bu hesaba nereye itiraz edebilirim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/emitt-2020-influencerlar-gecici-heves-mi", "text": "Dünyanın en büyük dört turizm fuarı arasında yer alan Emitt, 2020 yılında 24. kez kapılarını turizm profesyonelleri ve seyahat etmeyi sevenlere açtı. 30 Ocak-2 Şubat tarihleri arasında Tüyap Kongre ve Fuar Merkezi'nde gerçekleşen fuar konuşmacıları arasında ben de yer aldım. Dünyanın farklı yerlerinden gelen influencerler ile birlikte, Gezimanya'nın organizasyon ve moderatörlüğünde \"Influencerlar Geçici Bir Heves mi, Etkili Bir Çözüm mü?\" başlıklı oturumda konuştuk. - Moderatör Gezimanya'nın kurucu ortaklarından Murat Özbilgi, - Türkiye'nin en popüler fenomenlerinden Elvin Levinler, - İspanya'dan instagram fenomeni Marina Comes, - Hollanda'dan seyahat bloggeri Tom Grond, - ve yine Türkiye'den ben Çok Okuyan Çok Gezen. Son yıllarda pazarlama alanında en çok konuşulan konulardan biri olan influencer iş birlikleri konusunda moderatörümüz Murat Özbilgi'nin sorularını cevapladık. Influencer iş birlikleri markalar için nasıl faydalı olur, sahte takipçi sorunu nasıl çözülür, marka iş birlikleri ve markalı içerikler nasıl kurgulanmalı, yapılması ve yapılmaması gerekenler, iş birliği için micro influencer mi yoksa macro influencer mı seçilmeli gibi konuları masaya yatırdık. Oturumun sonunda markaların hedeflerini doğru belirledikleri ve doğru influencerları seçtikleri takdirde, influencer işbirliklerinin pek çok pazarlama yatırımından çok daha iyi bir geri dönüş sağlayacağı konusunda hem fikir olduk. Her alanda olduğu gibi fenomenler arasında işini düzgün yapmayan veya farklı yollar deneyenler olabileceğini, ancak doğru ölçümleme ile bu konunun üstesinden gelinebileceğini paylaştık. Ayrıca bu yıl Emitt Fuarı'na giriş biletlerinin tüm gelirleri Elazığ'daki depremzedelere bağışlandı, bu yıl Emitt'i ziyaret eden herkes depremzedelere destek vermiş oldu. Emitt ve organizasyonu yapan Hyve Event ekibini de bu zarif düşünleri nedeniyle tebrik ediyorum. Emitt, her yıl Şubat ayında düzenleniyor ve hem Türkiye içindeki destinasyonların kendini tanıtması hem de dünyadan katılımcılarla Türkiye'deki turizm sektörünün gelişmesine fayda sağlıyor. Gezimanya kurucuları Tuğçe ve Murat ile yaptığımız röportajı izlemeyi unutmayın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/en-guzel-manzarali-yol-rotalari", "text": "Türkiye'nin tarihi, doğal ve kültürel güzellikleri saymakla bitmez. Bu güzelliklerin farkına varabilmenizi sağlamak için yola çıkma isteği uyandıran en güzel manzaralı yol rotaları listesi hazırladım. Nefis manzaraları, kıvrıla kıvrıla giden yolları ve birbirinden ilgi çekici tarihleri ile ön plana çıkan bu yolları siz de seyahatlerinizde rotanıza dahil ederek, seyahatten alacağınız zevki artırabilirsiniz. Antalya'nın turistik ilçesi olan Finike'den Kaş'a giden bu rota sayısız virajı ve nefes kesici manzaraları ile dikkat çekiyor. Keyifli bir arkadaş grubu ile yola çıktıysanız, yanınıza yiyecek ve içecek alarak, yolda gördüğünüz bakir koylarda kısa molalar vererek manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Türkiye'nin saklı cennetlerinden olan Bozburun beldesine giden rotada araç kullanırken Ege'nin yeşil ve mavisine doyacaksınız. Bu rota üzerinde mola verebileceğiniz birçok farklı durak da yer alıyor. Bozburun'a doğru giderken Turgut Şelalesi, Kızkumu ve Selimiye bölgelerini mutlaka görmelisiniz. İzmir ve Çeşme otobanının Karaburun çıkışından sonra ulaşabileceğiniz Mordoğan, zeytin ağaçları, dağları ve masmavi Ege Denizi ile öne çıkıyor. Bu yolda tipik ege köyleri olan Kösedere ve İnecek'i gezebilir ve köy kahvesinde çay içmenin tadını çıkarabilirsiniz. Bu rota boyunca İtalya'nın Toskana bölgesini aratmayacak güzellikteki tepeleri görebilir ve ruhunuzu dinlendirebilirsiniz. Han ilçesinde Roma, Frig ve Bizans döneminden kalma tarihi taşları da görebilir ve rotanızı ilçe sınırlarında yer alan Ana Kraliçe Matar'a adanmış Yazılıkaya'ya doğru çevirmeye başlayabilirsiniz. Ülkenin cennet köşeleri arasındaki Akyaka'da Azmak Nehri'nde yüzebilir ve arabaya geçerek Gökova Körfezi'nin koyları arasındaki Akbük Koyu'nu keşfedebilirsiniz. 25 km'lik dar ve bol kıvrımlı olan yolda ilerlerken yanınızda çam ağaçları, Gökova Körfezi'nin tekneler ile süslenmiş koyları oluyor. Manzaralarıyla ünlü olan bölgede yolun asla bitmemesini isteyebilirsiniz. Giresun'un merkezinden Kümbet Yaylası'na kadar olan 60 km'lik yol boyunca ruhunuzu dinlendirebilirsiniz. Yemyeşil dik yamaçlar arasında ilerlerken manzarayı izleyebilirsiniz. Gezip görebileceğiniz birçok farklı noktaya sahip olan bu nokta arkadaş grupları veya aile ile gezilebilecek yerler arasında da bulunuyor. Türkiye'nin en iyi manzaralı yerlerine seyahat ederken yol güvenliğinizi de asla ihmal etmemelisiniz. Trafik sigortası için önlemlerinizi almalı, sigortanız olmadan yola çıkmamalı ve aracınızın periyodik bakımını aksatmamalısınız."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/en-iyi-fiyatlari-karsilastiran-arac-kiralama-siteleri", "text": "Seyahatler ederken özellikle size hız ve zaman kazandıran yöntemlerden biri gittiğiniz yerde araç kiralamak oluyor. Ben de yurt içi ve yurt dışında pek çok kez araç kiraladım. Tabii ki kiralık araç en uygun fiyatı bulmak da bir iş. Kiralık araba araştırırken birçok firmanın araçlarını ve kiralama ücretlerini görmek ve karşılaştırma yapmak istiyorsanız araç kiralama karşılaştırma sitelerini tercih edebilirsiniz. En popüler ve en güvenilir rent a car firmalarını bir araya getiren sektörün öncü firmalarının yer aldığı karşılaştırma sitelerini inceledim. Onlarca karşılaştırma sitesi mevcut, en iyilerinden Rentalcars, Skyscanner, Arguscarhire, cartrawler ve vivi. com. tr gibi popüler araç kiralama karşılaştırma sitelerini inceledim, hatta bazılarından kiralama da yaptım. Bu siteler beğendiğiniz aracı tüm firmalarda arayıp fiyat karşılaştırması yapabileceğiniz platformu sunması açısından çok pratik. Siteler üzerinden araç kiralama yapmak istediğimizde çıkan sonuçlar hemen hemen aynı gibi görünsede, aralarında ince detaylar var. Skyscanner da ilk adımda araçların ismi gösterilmiyor ve yakıt / vites hakkında detay yer almıyor. 2. Aşama'ya geçince gösteriyor. Rentalcars sitesinde de araç ismi ve yakıtı gösteriyor. Vites hakkında bilgi yer almıyor. Araçlar için gruplanmış net bir bilgiye erişemiyoruz. Vivi üzerinden sorguladığımızda istediğimiz araca ve bilgilerine kolayca ulaşabiliyorsunuz. - Skyscanner. İstanbul. Orta düzey. 5 kapılı. Klimalı. Düz vites. 675 TL - Vivi. İstanbul. Hyundai i10. Benzinli. Otomatik. 4 kapılı. Günlük 80 TL. Toplam 720 TL - Rentalcars. İstanbul. Renault Clio. Düz vites. 5 kapılı. Ekonomik 853 TL Rent a car fiyatlarını incelerken, vivi her aracın fiyat tablosunu göstermektedir. Bu sistemi daha önce hiç bir sitede görmemiştim. Fiyat tablosuna göre aracınızı en uygun tarihlerde kiralayabilirsiniz. Otel sezon fiyatlarını incelemek gibi bir şey. Ayrıca akıllı fırsatlar sayesinde sistem sizin aradığınız tarihlerde size uyarı vermektedir. Uçak bileti alırken de aynı fırsatları görmek mümkün. Ekonomik araç kiralamafiyatlarını karşılaştırmak için Vivi. com. tr'yi ziyaret edebilirsiniz. Sürücü bilgisi: Kiralanan aracı sadece rezervasyon formunda girilen sürücü kullanabilir. Farklı bir kişinin kullanma ve kaza yapma durumunda hasar güvencesi geçerliliğini kaybetmektedir. İlave sürücü: Rezervasyonda girilen ilave sürücü bilgisi ile ikinci bir kişi aracı kullanabilir. Araç kiralama süresi: Minimun 24 saattir. Daha az süre ile kiralamada 24 saat üzerinden ücretlendirme yapılır. Kilometre sınırı: Vivi'de araç listesinde kiralama süresi boyunca kilometre sınırı ekranda gözükmektedir. Diğer sitelerde kilometre ile ilgili bilgi yer almıyor, galiba hepsi sınırsız demek. Ödeme koşulları: Ön ödeme tutarı kredi kartı ile ödenmektedir. İstenirse kira ücretinin tamamı da kredi kartı ile ödenebilir. Ön ödemede kalan bakiye yine kredi kartı veya nakit olarak ödenmektedir. Ödemenin tamamı yapılmadan araç teslim edilmemektedir. Herhangi bir trafik cezası, eksik yakıt durumlarına karşın bloke edilen teminat miktarına provizyon denilmektedir. Sigorta ve güvenceler: Tüm araçları rent a car kaskoludur. Teslim ve iade: Kiralanan araçlar talep edilen saatte müşteriye teslim edilir ve belirtilen yerde teslim alınır. Araç yakıtı: Aracın deposu full teslim edilir, full teslim alınır. Yakıt doldurulamama durumunda harcanan kısmın ücreti alınır. Alındığı gibi iade edilmesi gerekiyor aslında. HGS/OGS geçişleri: Tüm araçları HGS/OGS geçişlidir. Araç tesliminde ücretli geçişlerin miktarı müşteriden alınır. Rezervasyon iptali ve değişikliği: Bir tıkla rezervasyonlar iptal edilebilir, değiştirilebilir. Tek yön ücreti: Araç modeline göre değişen tek yön ücretinde km başına 1 TL ödenerek farklı bir adrese de araç teslimi yapılmaktadır. Vivi'de hesaba dahil ediliyor, diğer sitelerde aracı iade ederken ödüyorsunuz. Muadili/Benzeri araç: Platformdaki araçlar anlık stokta olan araçlardır. Talep edilen aracın bir önceki müşteriden zamanında dönmemesi veya hasarlı dönmesi durumunda firma muadili bir araç gönderebilir. Bu sayede siz de zor durumda kalmadan işlerinizi devam ettirebilirsiniz. Araç kiralama konusu önceden hem şirketler he de bireyler için sorun oluyordu. Ama daha sonraları hem yasal düzenlemeler hem de firmaların kurumsallığa önem vermesi sonucu çok güzel bir hale geldi. Araç kiralamak artık sorun olmuyor. Değerli paylaşımlarınız için teşekkürler. Gayet mantıklı. Rezervasyon iptallerinde ön ödeme iadesi bazen sorunlu bir süreç haline dönüşebiliyor. Özellikle erken rezervasyon fırsatlarından yararlanılarak yapılan araç kiralama işlemlerinde, bazı durumlarda ön ödeme iadesi yapılmıyor. Bu nedenle koşulsuz iptal ve sınırsız tarih/saat değişikliği yönünde opsiyon sunan firmaları tercih etmek oldukça avantajlı hale geliyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/en-iyi-seyahat-uygulamalari", "text": "Akıllı telefonlar hayatın diğer alanlarında olduğu gibi seyahat eder ve seyahat planlarken de hayatımızı kolaylaştırıyor. Özellikle seyahat alanında hizmet veren bir çok ücretsiz uygulama bulunması ve tam da ihtiyacınız olan şeyleri sunması gezginler için muhteşem. Seyahate çıkarken telefonunuzda mutlaka bulundurmanız gereken seyahat uygulamaları, benim de aktif olarak kullandıklarımı liste haline getirdim, umarım sizin de işinize yarar! Seyahat planlarınızı daha kapsamlı ve ekonomik hale getirmek için Enuygun'u tercih edebilirsiniz. 2008 yılından bu yana büyüyerek hizmet kapasitesini genişleten Enuygun tek uygulama üzerinden tüm ihtiyaçlarınızı karşılayabiliyor. Otel, uçak ve araç kiralama dışında havaalanı transfer servisi ve hatta yurtdışı seyahatlerinizde seyahat sağlık sigortası dahi yaptırabiliyorsunuz. Uçuş ve otel rezervasyonlarınızı tek bir platform üzerinden yapmanıza olanak tanıyan Enuygun, uygun fiyatlı uçuş seçenekleri ve otel fırsatları sunuyor. Kendi bütçe aralığınızı belirlediğiniz takdirde istediğiniz rotada indirim olduğunda \"Fiyat Alarmı\" veriyor. Hal böyle olunca Enuygun'un kullanıcı dostu arayüzü sayesinde ve kolaylık tanıyan özellikleri ile seyahat planlarınızı kolayca ve hızlı bir şekilde gerçekleştirebilirsiniz. Seyahatlerim sırasında en çok kullandığım ve kullanılmasını en çok önerdiğim seyahat uygulaması Maps. me olsa gerek. Gitmeden önce gideceğiniz ülke veya bölgenin haritasını telefonunuza indiriyorsunuz, ondan sonra internet ihtiyacı olmaksızın harita uygulaması olarak Maps. me'yi kullanabiliyorsunuz. Navigasyon olarak kullanabildiğiniz gibi, yakındaki benzinci, restoran, gezilecek yerler ne varsa çevrimdışı olarak görmeniz mümkün. Ben genellikle yola çıkmadan gideceğimiz yerleri harita üzerinde işaretliyorum, böylece hemen rota çıkarıp yol almamız çok kolay oluyor. Google Maps Offline harita uygulaması ise seyahat planlarken gideceğiniz noktaları biliyorsanız bu noktaları internetiniz varken işaretleyip indirerek daha sonra internetiniz olmasa bile GPS'ini açıp navigasyon özelliğinden faydalanabilirsiniz. Bilmediğiniz bir şehirde çoğu zaman hayat kurtaran bir uygulama. Maps. me'ye göre navigasyon özelliği bana daha başarısız geldiği için ilk tercihim genelde Maps. me oluyor. Yurtdışındaki seyahatleriniz sürekli döviz hesaplamaları ile geçiyorsa XE Currency döviz çevirme uygulaması size büyük bir avantaj sağlayacaktır. Gittiğiniz ülkenin döviz tipini gitmeden ayarlarsanız offline olarak da rahatça kullanabiliyorsunuz. Ben genelde gideceğim ülkenin para birimi, Türk Lirası, Euro ve Dolar şeklinde ayarlıyorum. Böylece bir fiyat kıyaslamam gerektiğinde kaç dolara geliyor, TL karşılığı neymiş hesap kitapla uğraşmak zorunda kalmıyorum. Dünyada çok yaygın olarak kullanılması ve neredeyse her yerde taksiye göre daha ucuz olması Uber uygulamasını rakipsiz kılıyor. Mutlaka telefonunuzda bulunması gereken seyahat uygulamaları arasında ilk sıralarda yer alıyor, ne zaman lazım olacağı belli olmaz. Uber çok yaygın ve ekonomik olsa da, bazı ülkelerin kendi Uberleri var. Bu nedenle gideceğiniz ülkede bu tarz online taksi uygulaması ne var diye önceden araştırıp telefonunuza indirmeniz faydalı oluyor. Gittiğiniz ülkelerde kalacağınız yerler, gezeceğiniz yerler ve yemek yiyeceğiniz yerler hakkında sizden önce giden kişilerin ne dediğini, neyi önerdiklerini ve neler karşısında sizi uyardığını merak ediyorsanız Trip Advisor'da bunlar mevcut. Şu an yorum konusunda global anlamda en iyi seyahat uygulaması diyebiliriz. Özellikle bilmediğim bir yerde restoran ararken Trip Advisor'dan çok faydalanıyorum. Ancak unutmayın ki, sizin gibi binlerce kişi aynı uygulamayı kullanıyor, bu nedenle Trip Advisor'da liste başı olan yerler genelde çok kalabalık oluyor. Gittiğiniz yerlere tur ile gitmiyorsanız, tarihi ve turistik yerleri önceden kendinizin araştırması gerekiyor. Özellikle tarihi yerlerde, o yerin tarihi, hikayeleri, efsaneleri gibi noktaları atlamamak için Piri Guide harika bir seyahat uygulaması. Gideceğiniz yerin içeriğini uygulama üzerinden telefonunuza indiriyorsunuz, sizin gezdiğiniz yerleri konumuzdan tespit ederek o yerleri sesli olarak anlatıyor. Tek ihtiyacınız olan telefonunuz için bir kulaklık. Ayrıca siz de kendi bilginize güveniyorsanız, kendi rehber içeriğinizi oluşturup Piri kullanıcıları ile paylaşabiliyorsunuz. Seyahat etmeye başladığım günden bu yana kullandığım uygulamalardan, internet sitelerinden biri Booking. com. Gideceğiniz yerde kalacak yer arıyorsanız, hotellerden hostellere, villalardan dairelere kadar geniş bir yelpazede alternatif bulabileceğiniz, kullanıcı yorumlarından faydalanarak konaklayacağınız yeri seçebileceğiniz bir sistem. Rezervasyonlarınızı telefonunuza imaj olarak da indirebiliyorsunuz, böylece internetiniz olmadığında da kalacağınız yere dair bilgiler telefonunuzda oluyor. Otel rezervasyonlarınızı aşağıdaki linkten yaparak Booking. com'daki ilk rezervasyonunuzda %10 indirim kazanabilirsiniz. Booking. com'dan %10 indirim kazanmak için tıklayın! Yeni jenerasyon konaklama uygulaması diyebiliriz Airbnb için, kısa dönemli kiralama da deniyor. Evinizi, odanızı, çiftliğinizi, tasarladığınız bir deneyimi Airbnb üzerinden kiralayabilirsiniz. Güven ve puanlama esasına dayalı olarak çalışan sistem dünyanın herhangi bir yerinden gelen misafirleri ağırlamanıza olanak tanıyor. Diğer yandan siz de misafir olarak yerel insanların evlerinde konaklayabilirsiniz. Airbnb'de biraz dolaşırsanız, bunun sadece bir konaklama çözümü değil, bir deneyim çözümü olduğunu göreceksiniz. Öyle evler var ki, sadece Airbnb için tasarlanmış. Mesela Netflix'te Stay Here adında bir program var, mülkünüzü Airbnb'de nasıl daha cazip hale getirebileceğinizi anlatıyorlar. Adı üstünde bu konaklama uygulaması hostellere özelleşmiş durumda. Hostel konaklaması seyahatinizi çok daha ekonomik hale getireceğinden benim özellikle tek başıma yaptığım seyahatlerde sıklıkla başvurduğum yöntemlerden biri. Hostel World uygulaması da dünya üzerinde binlerce hosteli bulabileceğiniz bir uygulama. Hostel konaklaması hakkında bilmeniz gerekenler yazım da ilginizi çekecektir. Gittiğinizde yerde birinin evine hatta kanepesine konuk olmaya ne dersiniz? Üstelik ücretsiz olarak. Couchsurfing tam olarak bunu yapabileceğiniz bir uygulama. Sisteme kayıtlı kullanıcılar evlerini, odalarını, kanepelerini dünyanın herhangi bir yerinden gelen misafirlere açıyorlar. Kendileri de bir yere gittiğinde oranın yerlisi birinin evine konuk oluyor. Sistem tamamen gönüllülük esasına dayalı. Gideceğiniz yerde yerini açmış olanlara uygulama üzerinden mesaj atıyorsunuz, sizi kabul edenlerin evinde kalıyorsunuz. Sadece konaklama için kullanmanıza da gerek yok. Ben yerel birileriyle tanışayım, sohbet edeyim derseniz, onun için de iletişime geçebilirsiniz. Benim gibi seyahat bütçesini çılgınca takip edenlerden misiniz? Tuvalete verdiğim parayı bile yazıp, takip edip gezi maliyetimi en ince ayrıntısına kadar çıkarmayı seviyorum. Bu nedenle Payback uygulamasını uzun zamandır kullanıyorum. Eğer seyahate birkaç kişi çıkıyorsanız maliyet paylaşımını takip etmek için de çok pratik bir uygulama. Her seyahat dönüşü yazdığım \"Gezi Maliyeti\" yazılarımı bu uygulama sayesinde çok kolay bir şekilde hazırlayabiliyorum. Benim hem harita hem de yükseklik takip etme takıntım var desem abartmış olmam sanırım. Özellikle dağ, tepe gezerken \"şimdi kaç metredeyiz acaba?\" diye sürekli merak ediyorum. Altimeter uygulaması bu işe yarıyor, son derece basit ama benim merakımı kolayca yenen bir uygulama. Siz de benim gibi yükseklerde gezmeyi seviyorsanız, bu uygulamayı de seversiniz. Buna benzer farklı pek çok uygulama var, bunu tercih etmemin özel bir nedeni yok. Gittiğiniz ülkenin dilini bilmiyorsanız bir çeviri uygulaması hayatınızı kurtarır. Google translate seyahat uygulaması bu konudaki en iyi alternatiflerden biri. Gideceğiniz ülkenin dilini internetinizin olduğu bir yerde veya gitmeden uygulamaya indirirseniz offline olarak da kullanabiliyorsunuz. Bir diğer güzel özelliği ise fotoğrafını çektiğiniz metinleri çeviriyor olması. Tabelalar, menüler gibi anlamakta zorlanacağınız şeyleri kolayca çevirebilirsiniz. Eğer sürekli seyahat eden biriyseniz ve gideceğiniz yerlere giden diğer insanların valizlerine neler koyduğunu merak ediyorsanız bu uygulamayı denemelisiniz. İş seyahati için çantanda neler olmalı, aksiyonlu seyahat için neler olmalı, çocuklu aileler için öneriler gibi pek çok çanta içeriği listesi bulabilir, bunlara bakarak kendi listenizi oluşturabilirsiniz. Gittiğiniz yerlerde araba kiralıyor musunuz? Ben zaman zaman kiralıyorum. Araba kiralama konusunda dünya çapında hizmet veren Rentalcars. com uygulamasını kullanıyorum. Pek çok araç kiralama şirketini tek bir yerden listeyebiliyorsunuz. Yurt dışında araba kiralama yazıma da bir göz atın! Bla Bla Car, bir yerden başka bir yere gitmek için kullanabileceğiniz yeni nesil uygulamalardan biri. Diyelim ki İstanbul'dan İzmir'e gideceksiniz, hali hazırda o yolu gidecek olan kişiler bu kez arabalarında yer açıyorlar. Airbnb'nin araba paylaşımı modeli diyebiliriz. Hem yol masrafını paylaşıyorsunuz hem de tek başına seyahat etmeyi sevmeyen insanlara yol arkadaşı oluyorsunuz. Seyahat sırasında kitap okumanın en kolay yolu online kitap uygulamaları benim için. Bookmate hem yazılı hem de sesli kitap uygulaması olarak hizmet veriyor. Böylece yanınızda fiziksel kitap taşımınıza gerek kalmadan kolayca kitap okuyabiliyorsunuz. Kendi kullanmadığım ama çok ilginç bulduğum uygulamalardan biri bu. Dayuse, gündüz hizmet veren ve bir kaç saatliğine kiralayıp duş alabileceğiniz otel odalarını listeleyen bir uygulama. Uygulama sayesinde gece kalmak istemediğiniz otel konaklamalarında %75'e yakın daha ucuza kalabiliyorsunuz. Diyelim ki uzun süreli kamp yaptınız ve sadece duş almak için bir yere ihtiyacınız var. Dayuse seyahat uygulaması bu durumda hayat kurtarabilir. Deneyen varsa aşağıya yorumlara deneyimlerini eklerse harika olur. Bu da henüz kullanmadığım ama çok merak ettiğim seyahat uygulamalarından biri Roomer. Roomer uygulamasında seyahatlerini iptal ettirmek zorunda kalan insanların otel odalarını kiralayabiliyorsunuz. Bu sayede otel masraflarınız %80'lere kadar daha ucuza gelebiliyor. Siz de seyahate çıkarken telefonunuzda bulundurduğunuz seyahat uygulamalarını yorum olarak eklerseniz harika olur! İlk kez duyduğum uygulamaları hemen yüklemeye başlıyorum, bu faydalı payşaşım için teşekkürler. Aksine iyi ki yorum olarak ekledin Serkan, keşke daha çok uygulama yorum olarak eklense de liste uzasa!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/en-iyi-yol-filmleri", "text": "Seyahat etmediğim zamanlarda gezi kitapları okumak ve yol filmleri ve belgeselleri izlemek benim için bir çeşit terapi. \"Yolda değilsem, yola dair ilham almaya devam etmeliyim\" diye düşünüyorum. Bana ilham veren, beni iyileştiren yol filmleri arasından seçtiklerimi seyahat filmi önerileri olarak listeledim. Herhangi bir öncelik sırasına sokmadan sevdiğim en iyi yol filmleri önerilerimi paylaşıyorum, keyifli okumalar! Aynı isimli kitaptan uyarlanan film, Julie Roberts'ın keyifli oyunculuğu ile, yeni boşanmış bir kadının kendini dünyanın farklı ülkelerinde tanıma çabasını anlatıyor. İtalya, Hindistan ve Bali'de geçen film hem Elizabeth'in kendi içine yolculuğu ile hem de güzel manzaralar eşliğinde ülkeleri yansıtmış. Soğuk kış günlerinde battaniye altında izlenesi yol filmleri arasında. Jack Nicholson ve Morgan Freeman sevenler için çok keyifli bir film. \"Find the joy in your life\" lafı pek çok sinema severi yollara düşürmüştür muhtemelen. Yine bir roman uyarlaması... Yine yeni boşanan bir kadın, Toskana'da bir villaya yerleşir ve yeni hayatı yeni bir aşk da getirir... Doğası, Akdeniz ateşini kalplerinde taşıyan insanları, sıcacık ısıtan güneşi ile İtalya'ya yeniden aşık olacağınız türden bir film. 1940 yılında Sovyet Rusya'ya bağlı Sibirya çalışma kampından özgürlükleri için kaçan ve 6000 km yürüyerek Gobi Çölü'nü aşıp Hindistan'a ulaşan bir grup esirin yaşadıkları macerayı ve dramı anlatan bir film. Gerçek olaylara dayanan film 2010 yılında vizyona girmişti. Ünlü oyuncu Sean Penn'in yönetmenliğini yaptığı Into The Wild filmi, Türkçe'ye Özgürlük Yolu olarak çevrildi, 2007 yapımı. Aynı adlı kitabın sinema uyarlaması olan film, Christopher McCandless adındaki bir gencin liseyi bitirince üniversiteye gitmek yerine tek başına Alaska'ya yaptığı yolculuğu konu alıyor. Kendisine Alexandar Supertramp takma adını koyan Christopher, bütün hayatından vazgeçer ve yola çıkar. Yolu ve hayatı, Alaska'da vahşi ormanda yediği yanlış bir bitki yüzünden trajik bir biçimde sona erer. Yolculuk sırasında tanıştığı insanlar, farklı hayatlar, yalnızlık, kendini ve hayatını sorgulaması ile izleyiciyi ekrana kilitliyor. Neredeyse bütün gezginlere ilham veren bu filmi, hala izlemediyseniz, mutlaka izleyin. Tam dağları sevenlere göre bir film. Görkemli Himalaya manzaraları arasında, Tibetli çobanın karşılaştığı güçlükleri konu alan film, epik bir yaklaşımla bir kervanın azılı doğa koşulları içinde ilerleyişini anlatıyor. Gelecekte, kabilesinin şefi olacak gencin öyküsü, dayanıklılık ve onur üzerine kurulu hayat hikayesi. 1999 yılında gösterime giren film, 72. Akademi Ödülleri'nde En İyi Yabancı Film kategorisinde aday gösterilen ilk Nepal filmi olması ile de önem taşıyor. Yürüyerek seyahat etme fikrine ne kadar açıksınız? Uzun mesafeleri yürümekten bahsediyorum. Yürürken kaybettiği oğlunun rotasını/seyahatini tamamlamak isteyen bir babanın hikayesi olan yol, hayata, aileye ve dostluklara dair pek çok dokunuş içeriyor. Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan ve bir hac yolu olan El Camino'da geçiyor film. 2010 yılında vizyona girmiş olan filmin başrolünde Martin Sheen var. Öncelikle bir uyarım var: Motosiklete ilginiz varsa ve bu filmi izlemediyseniz camiaya alınmıyorsunuz. Şaka bir yana; Latin Amerika, motosiklet, seyahat kelimelerine ilgisi olan herkes mutlaka izlemeli. 2004 yapımı bu film de bir kitap uyarlaması. Motosiklet Günlüğü filmi, Küba'nın meşhur devrimcisi Ernesto Che Guevara ve Alberto Granada yakın arkadaşı 'nın Latin Amerika'da yaptığı motosiklet yolculuğunu anlatıyor. Motosiklet ile başlayan yolculuk otostop ile devam ederken Latin Amerika'nın hayatına da yakından bir dokunuşa sahne oluyor. 2006 yapımı Küçük Gün Işığım filmi, 79. Akademi Ödülleri'ne En İyi Film dahil 4 dalda aday olurmuş ve ikisini kazanmıştı. Film, bir aile hikayesi. Eski bir minibüsle kızlarının hayali olan güzellik yarışmasına gitmeye çalışan bir ailenin hikayesi anlatılıyor. Yolda birbirlerini tanıyan ve aile olmayı öğrenmek isteyenlere önerilir. Fatih Akın sever misiniz? Severseniz, yönetmenliğini Fatih Akın'ın yaptığı Hamburg'dan İstanbul'a bir yol ve aşk hikayesi Temmuz'da filmi. 2000 yılında gösterime girmiş olan film romantik komedi tarzında bir yol hikayesi. 1971'te yazılmış aynı adlı kitabın 1998'de sinema uyarlaması Vegas'ta Korku ve Nefret filmi. Başrollerinde Johnny Deep ve Benicio Del Toro'nun olduğu film uyuşturucu, yol, otostopçu, ilginç bir macera filmi. Bu kez kahramanlar hafızasını kaybetmiş bir genç ve dedesi ile onların yol hikayeleri... Orijinali Bulgarca olan film kahramanımız Alex'in kendini bulma hikayesini anlatıyor. 2013 yapımı çok eğlenceli bir macera, fantazi, yol filmi Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı. Romantik komedi filmlerinin aranan yüzü Ben Stiller'in başrolünde yer aldığı film, bir dergide çalışan Walter'in derginin son baskısının kapak fotoğrafını bulma yolculuğunu anlatıyor. İzlanda'dan Grönland'a, Himalayalara kadar muhteşem manzaraların eşlik ettiği film hem eğlendiriyor hem de yola çıkmak için ilham veriyor. İlham Veren Seyahat Kitapları yazım da ilginizi çekebilir. Siz de yol filmleri önerilerinizi yorum olarak ekleyebilirsiniz! çok güzel liste olmuş Sevil. Himalaya filmini izlememiştim. Listeme aldım, evde oturduğum şu günlerde izlerim. İzlemediysen bende Wild Yaban filmini tavsiye ederim. Thank you for the information you shared."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/en-sevdigim-sehirler-en-sevdiginiz-sehirler", "text": "İlk kez İstiklal Caddesine çıktığım gündeki gibi.... Çok nedeni var. Aklımı ruhumu, kalbimi gözlerimi doyurdukları için mesela. İstanbul 1 tane.. yaşadığım doğduğum şehir olduğu için sanırım... Eskişehir i de sevdim. KOcaeli yi de okuduğum için çok severim. Şu sıralar Ahmet Ümit'in \"İstanbul Hatırası\" romanını okuyorum. Sur içindeki İstanbul'u neden sevdiğimi bana tekrar hatırlattı. Göçebe rumuzlu yorumcuya da katılıyorum. Roma ve İstanbul, 7 tepeli 7 kapılı 77 efsaneli şehirler. Insan güzel anıları olan şehirleri sever. Eger bir yerde güzel anın yoksa oranı sevmek nasıl olur? Şehirleri de bize sevdiren onların sokaklarında, caddelerinde kalan güzel hatıralarımızdır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/en-uygun-ucak-bileti-aramaya-degen-2-rota", "text": "Gezmek hepimizin en sevdiği aktivitelerden birisidir. Fakat buna bazen bütçe ayırmada sorun yaşayabiliriz. Özellikle de söz konusu uçak biletleri olduğu zaman. Ama bunun da kolay bir yolu var. En uygun uçak bileti aramaları yaptığınız zaman ve bunu tatil ziyaretinizden biraz daha önce yaptığınızda istediğiniz şehirlere daha uygun fiyatlarla, bütçenizi zorlamadan gidebilirsiniz. Uygun fiyatlı ya da ucuz bilet alma efsane değil. Ucuz bilet bulduğunuzda konforsuz bir yolculuk yapacağınıza dair söylenenler de aslında doğru değil. Günümüzde hayalinizdeki destinasyon için ucuz ve uygun fiyatlı uçak bileti almak için ihtiyacınız olan tek şey aslında iyi bir araştırma yapmak. Örneğin Sydney uçak bileti, Paris uçak bileti almak istiyorsanız sıkı bir araştırma yaparak uygun fiyatlarla bu biletlere ulaşabilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken havayollarının fırsatlarını ve kampanyalarını gerçek zamanlı olarak araştırmak ve takip etmek. Şimdi size madde madde hangi noktalara dikkat etmeniz gerektiğinden bahsedecek ve daha sonra bu araştırma çabalarına değecek iki güzel kent Paris ve Sydney'den bahsedeceğiz. - Ucuz bilet için şehir konusunda bir karara varmalısınız. - En iyi uçuş sitelerini kullanın. - Uçmak için en ucuz günü belirleyin. Bunu tarihler arasında karşılaştırma yaparak belirleyebilirsiniz. - Tatil günlerini tercih etmeyin. - Puanlarla ücretsiz uçma hakkınız varsa bunu kullanın. - Bütçe dostu havayollarını tercih edin. - Bağlantılı uçuşları tercih edebilirsiniz. Aktarmalı uçuşlar her zaman daha uygun olur. - Uçmak için en ucuz yeri bulun. Şimdi gelin birlikte bu önemli noktaları uygulamaya değecek mutlaka gezilmesi gereken 2 güzel kente bakalım. Uygun fiyatlı Sydney uçak bileti aldınız. Peki bu güzel kentte nereleri gezmelisiniz? Arnavut kaldırımlı sokakları, tarihi binaları aklınızı başınızdan alacak Sydney'in efsanevi tarihini keşfedebilir ve bu toprakların geçmişi hakkında mükemmel bilgiler edinebilirsiniz. Hem kendi başınıza hem de rehberler eşliğinde turlarla Sydney'i gezmeniz mümkün. Sydney, maceracı ruhuyla birçok insanı kendisine çekiyor. Sidney'in altın rengi kumsallarında sörf yapabilir ya da manzaralı bir turla şehrin semalarını görebilirsiniz. Ayrıca Sydney sadece şehir hayatından ibaret değil. Bu güzel kent ayrıca vahşi yaşam alanlarıyla da dikkat çekiyor. Buralara da günlük turlarla gitmeniz mümkün. Sydney Opera Binası, şehrin en güzel yapılarından birisidir. Sydney'e gidip de bu güzel binayı ziyaret etmemek olmaz. Dünyanın en büyük simgelerinden biri olan Sydney Opera Binası, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde uyer almaktadır. Bu harika bölge bir limanda yer almakta ve şehrin cazibe mekezi olarak kabul edilmektedir. Sydney Opera Binasını gezerken aynı zamanda yanı başındaki restoranlardan birinde mola verebilir, dışarıda dolaşabilir ya da içerideki tiyatrolar, stüdyolar, sergi salonları, konser salonu ve sinemaları görebilirsiniz. Sydney Kulesi de kentin ilgi çeken farklı yapılarından birisidir. Bu kule bir gözlem kulesidir ve kentin en büyük yapısıdır. Sydney'in mutlaka görülmesi gereken sahilleri de vardır. Bunlardan Bondi, Coogee ve Cronulla'dır. Harika bir kumsala sahiptir ve su burada çok berraktır. Biraz şehir hayatı görmek istiyorsanız Sydney uçak bileti ile George Street'e gidebilirsiniz. Eskiden şehrin ana caddesi olan bu bölgede alışveriş yapabilir sevdiklerinize ve kendinize minik hatıralar alabilirsiniz. Tarihi yapılara meraklıysanız ya da dini gezileri seviyorsanız mutlaka St. Mary Katedrali'ni gezmelisiniz. 75 m yüksekliğe sahip olan bu bina ilk görüşte insanları etkilemeyi başarıyor. Meşhur Hyde Park'a bakan St. Mary Katedrali, Avustralya'nın Katolik Kilisesi'nin simgelerindendir. Neo-Gotik tarzda bir mimariye sahiptir. Çin yemeklerini seviyorsanız gitmeniz gereken yer Chinatown. Bu güzel bölgede Çin ürünleri için alışveriş yapın ya da otantik Asya mutfağında bir ziyafet çekin. Gelelim bir diğer güzel kentimize: Paris. Paris uçak bileti alarak bu harika şehri gezmeye karar verdiyseniz doğru yoldasınız! Peki aşk şehri Paris'te nereleri gezmeliyiz? Gelin beraber bakalım. Kuşkusuz Paris'in görülmesi gereken ve Fransa'nın sembolü olan en önemli yeri Eyfel Kulesi'dir. Kentte yer alan bu demir kule 1889 tarihinde açılmıştır ve 300 metre yükseliğe sahiptir. Paris'in cazibe merkezi olan Eyfel Kulesi, 1889 Dünya Fuarı için inşa edilmiştir. Asansörle kulenin tepesine çıkabilir buradan Paris'i izleyebilirsiniz. Louvre Müzesi, bir diğer durağmız. Bir zamanlar Fransa krallarına ev sahipliği yapan görkemli saray Louvre, Paris'in en önemli müzesidir. Ziyaretçiler müzeye sarayın avlusundaki cam piramidin -1917 yılında Ieoh Ming Pei tarafından tasarlanmıştır içinden girerler. Louvre, antik eserlerden 15. ve 19. yüzyıllara ait tablolara kadar 35.000 sanat eserini sergilemektedir. En ünlü parça Leonardo da Vinci tarafından yapılmış Mona Lisa'dır. Bir diğer yapımız Cathedrale Notre-Dame de Paris. Ama maalesef 2 yıl önce çıkan yangının izleri iyileştirilmedi. Restorasyon çalışmaları hala devam ediyor. Notre-Dame, Paris'in kalbinde yer almaktadır. Notre-Dame, 1163 yılında Kral Louis IX ve Piskopos Maurice de Sully tarafından hazırlandı ve inşaat 150 yıldan fazla sürdü. Heykeller ve gargoylelerin bolluğu direkt olarak göze çarpmaktadır. Paris'te mutlaka görülmesi gereken bir diğer yer Zafer Takı'dır. Tarihi bir anıt olan Zafer Takı, Charles de Gaulle Meydanında yer almaktadır. Tak mimar Jean François Chalgrin tarafından tasarlanmıştır ve 50 metre yüksekliğinde devasa bir kemerdir. Bir diğer harika yapıysa La Conciergerie'dir. Bir dönem hapishane olarak kullanılan bu bina giyotine mahkum edilen Marie Antoinette de dahil olmak üzere birçok mahkumu hapsetmiştir. Biraz daha sanatla devam edelim. Paris'te yer alan güzel ve etkileyici bir diğer sanat müzesi Louis Vuitton Vakfı'nın müzesidir. Louis Vuitton'un sanatı ve kültürü desteklemesi amacıyla kurulmuştur ve 2014 yılının ekim ayında açılmıştırLouis Vuitton Vakfı, Louis Vuitton Moet Hennessy şirketinin başkanı Bernard Arnault tarafından görevlendirilmiştir. Özel müze sonunda Fransız devletinin malı olacaktır. Müzenin 3500 metrekarelik sergi alanı içerisinde 11 farklı galeri bulunmaktadır. Sergiler doğal ışıkla aydınlatılmaktadır. Müzenin modern temasına uygun olarak 4 farklı kategoride sergiler düzenlenir: Dışavurumculuk, Düşünceye Dayalı Sanat, Pop Art ile Müzik ve Ses. Parc de la Villette adından da anlaşılabileceği gibi bir parktır ve harika bir peyzaj planlaması vardır. 55 hektarlık bir alanı kaplayan Parc de La Villette, Paris'teki en büyük peyzajlı yeşil alandır. Park, çocuk oyun alanları ve Bilim ve Teknoloji Müzesi gibi cazibe merkezleriyle doludur. Park ayrıca 400 kişilik La Geode IMAX tiyatrosuna da ev sahipliği yapmaktadır. Yaz aylarında, Parisliler Parc de La Villette'deki kültürel etkinliklere katılmaktan keyif alırlar. Mayıs ayının sonunda birkaç gün boyunca, Villette Sonique festivali büyük kalabalıkları açık hava müzik konserlerine çekiyor. Evet Paris'in de altını üstüne getirdiğimize göre şimdi dinlenme zamanı. Paris uçak bileti ve Sydney uçak bileti alarak bu harika yerleri gezme imkanı elde edebilirsiniz. 2 güzel şehir de kendine has özelliklere sahip. Hangisine gitmek istediğinize karar verip bir an önce en uygun uçak bileti almaya bakın derim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/endonezya-gezilecek-yerler", "text": "Güneydoğu Asya'nın cennet ülkesi Endonezya, binlerce adadan oluşan dünyanın en kalabalık ve coğrafi olarak en dağınık ülkelerinden biri. Tropik iklimde yer alan yemyeşil doğası, beyaz kumsalları ile bir cennet iken deprem kuşağında yer alan sık sık volkan patlamaları, depremler ve tsunami felaketleri ile adından söz ettiren bir cehennem. Birbirinden güzel plajları, doğa güzellikleri, volkanları, dünyaca ünlü farklı inançları temsil eden tapınakları ve dalış noktaları ile Endonezya adalar toplululuğu olmasının bütün avantajlarını bir araya toplamış durumda. Biz balayı için Endonezya'yı tercih ettik. Endonezya gezi rotası, Endonezya gezi notları ve Endonezya gezilecek yerler konusunda önerilerimi bu yazımda sizlerle paylaşmak istedim. Öncelikle en baştan söyleyeyim, Endonezya'yı iki haftada gezip bitirmeniz mümkün değil çünkü Endonezya yaklaşık 8 bininde yaşamın olduğu 18 bin adadan oluşuyor. Bu yüzden en çok görmek istediğimiz yerleri önceliklendirerek kendimize bir Endonezya gezi rotası çıkardık. Bu iki haftalık planın Endonezya'da gezilecek yerler arasından en iyilerini kapsadığını söyleyebilirim. Gidiş ve dönüşün de neredeyse 1 gününüzü aldığını da varsayarak 14-15 günlük Endonezya seyahatimiz hayatımızın en güzel seyahatlerinden biri oldu. Endonezya'da Java, Bali ve Flores adalarına zaman ayırdık, bu yazıda her bir adada gördüğümüz yerler ve ayırdığımız süreleri göreceksiniz. Java Adası için Endonezya'nın kalbi diyebiliriz. Başkent Jakarta'nın bu adada olmasının yanı sıra nüfusun büyük çoğunluğu da bu adada yaşıyor. Jakarta ekonomik uçak bileti de bulabileceğiniz bir nokta, biz de Jakarta'ya uçup oradan iç hat uçuşu ile Yogyakarta'ya geçtik. Jakarta pek çok ülke başkentinin olduğu gibi vakit kaybetmeye değer birşey sunmuyor, bu nedenle süreniz kısıtlı ise seyahat planınıza almanıza gerek yok. Yogyakarta ise tam bir sırt çantalı cenneti. Yogyakarta'da geçireceğiniz zamanı aşağıdaki şekilde değerlendirebilirsiniz. Bir günü; dünyadaki tek parça halindeki en büyük Budist Tapınağı olan Borobodur Tapınağı'nda gün doğumu, 9. yüzyıldan kalan Hindu Tapınağı Prambanan Tapınağı'nda gün batımı planlayın. Bir gün Java kültürünü yakından görmek için Yogyakarta şehir içindeki müze ve sarayları gezerek geçirebilirsiniz. Bir günü iple inilen ve iki mağaranın arasında yer altında yürüyüş yapabileceğiniz Jomblang Mağarası'nda mağara yürüyüşü yapabilir ve harika instagramlık görüntüler sunan Kaliburu Ulusal Parkı'nı ziyaret edebilirsiniz. Malang Java Adasının en meşhur volkanlarına en yakın büyük şehir. Bromo ve Ijen'e gitmek için Malang'ı tercih edebilirsiniz. Yogyakarta'dan Malang'a gece treni ile geçebilir, böylece bir gün kazanabilirsiniz. Malang Java adasının önemli şehirlerinden biri. Bizim için önemli olmasının nedeni ise Bromo Dağı ve İjen Kraterine çıkış noktası olması. Hem Bromo Dağı hem de İjen Krateri çıkışları gece 02:00 gibi başlıyor, böylece yanardağ zirvelerine dün doğumunda ulaşabilir ve muhteşem manzaraların tadını çıkarabilirsiniz. Dağ çıkışları için günübirlik turlara dahil olabilir veya İjen ve Bromo için bir gece iki günlük paket tur alabilirsiniz. Paket turun içinde konaklama da dahil oluyor, eğer planınız Bali Adası'na geçmekse tur sonunda sizi Gilimanuk limanına Bali feribotlarının kalkış noktasına bırakıyorlar. Endonezya'nın en ünlü adalarından biri, dünyanın en popüler balayı adası Bali olmasına rağmen Endonezya'yı en az temsil eden adanın Bali Adası olduğunu söylemek gerek. Tüm Endonezya müslüman iken Bali adasının %80'i Hindulardan oluşuyor. Bu vesile ile adada pek çok Hindu Tapınağı, yoga merkezleri, bolca masaj salonu yer alıyor. Bali Adası'nda sanılanın aksine deniz kenarındaki hareketli bölgeleri yerine adanın tam merkezinde yer alan ve denize kıyısı olmayan Ubud bölgesi görülmeyi ve zaman harcanmayı hak ediyor. Ubud'dan kiralayacağınız araç, motor veya alacağınız günü birlik turlarla adadaki tapınakları gezebilir, muhteşem pirinç terasları arasında uzun yürüyüşlere çıkabilir, maymun ormanında maymunlarla arkadaşlık edebilirsiniz. Yürüyüşler sonunda da kendinizi masajla ödüllendirebilirsiniz. Monkey Forest: Ubud merkezine yürüme mesafesinde, maymunların doğal ortamlarında gezindikleri kocaman bir bahçe, gidip maymunları görmek için güzel. Pirinç Terasları: Ubud çevresinde tepelerde teraslanarak yetiştirilen pirinç tarlalarını hem Ubud merkezinden yürüme mesafesinde hem de günübirlik turlarla yol üzerinde görebilirsiniz. Günü Birlik Tapınak Gezileri: Ubud'un içinde neredeyse her bina tapınak gibi. Hindu figürleriyle süslenmiş tapınaklar mutlaka ilginizi çekecektir. Ancak motosiklet kiralayarak, araç kiralayarak veya günü birlik turlara katılarak en meşhurları Tanah Lot Tapınağı, Uluwatu Tapınağı, Ulun Danu Beratan Tapınağı olan pek çok tapınağı görebilirsiniz. Ubud'da konsept butiklerden dünya mutfağına, Endonezya kahvesi içebileceğiniz kafelerden gece kulüplerine, masaj salonlarından tasarım harikası otellere kadar çok geniş bir yelpazede tatil seçeneği sizi bekliyor. Bali Adasının en fazla zaman ayrılmaya değer yeri burası. Bali Adası'na denize girmek için geldiyseniz; Seminyak veya başka bir sahil kenarı veya Gili Adaları tercih edilebilecek yerler. Bizim şansımıza hava yağışlı olduğundan denizin tadını çıkarma şansımız olmadı. Eğer sörfe ilginiz varsa Bali sahillerinde sörf yapabileceğiniz hatta sörf dersi alabileceğiniz pek çok plaj var. Ayrıca Seminyak bölgesi konsept kafe ve restoranlarda farklı mutfakları bulabileceğiniz, Türkiye'nin Çeşme'si gibi düşünebilirsiniz. Biz Bali'den Flores Adası 'na uçtuk. Burayı tercih etmemizin nedeni ülkenin önemli dalış noktalarının burada olması ve dünyada sadece burada bulunan Komodo Ejderlerini görmekti. Flores bu seyahatimizin en güzel bölümü idi, Endonezya'nın uzak ve en bakir noktalarından biri olan bu adada yağmur ormanlarının içinde Komodo Adalarını gören otelimiz, su altının zenginliği ve hala turistik hale gelmemiş günlük hayat bizi en çok etkileyen özellikleri oldu. 2 günümüzü dalış, 1 günümüzü de dinlenmeye ayırdığımız bu adadan hiç dönmek istemedik, hatta o kadar istemedik ki Labuan Bajo'dan dönüş uçağımızın yaptığı rötar nedeniye neredeyse dönüş uçağımızı kaçırıyorduk. 2 haftalık seyahatimiz kişi başı 1750 Usd tutmuş, bunun 750 Usd'si uçak bileti, 1000 Usd'si ise diğer tüm giderlerimiz olmuş. İki haftada görülebilecek en çok sayıda yeri görüp bu süreye 2 volkan yürüyüşü, deniz, dalış, tapınaklar gibi farklı pek çok aktiviteyi de sığdırdık. Ülkeye gidiş maliyetli olsa da ülke içinde seyahat etmek, yeme-içme, konaklama oldukça ucuz. Uygun fiyata bilet bulursanız kesinlikle kaçırmayın, mutlaka seyahat planlarınıza ekleyin. Prambanan Tapınağı, Kamboçya-Siem Reap'ta bulunan Angkor Wat tapınaklarına benziyor. Yapı itibarıyle epey benziyor ama Angkor çok daha geniş bir alana yayılmış ve etkileyici. Ubud: Villa Sonia Ubud http://booking. com/ef71289bc27d932 buradan çok memnun kaldık, şiddetle tavsiye ederiz. Seminyak: Hotel Puri Madawi http://booking. com/496d2ad9f50f burası otel olarak çok güzeldi ama Seminyak'ı pek tavsiye etmem. Komodo: Villa Domanik http://booking. com/fdd1328003fd burası da şahane bir oteldi. Turları orada gidip ayarladık, adı sanı olan yerler değil. Merhaba, feci heveslendirdi bu yazı beni. gidiş dönüş jakarta bileti mi almali? sevgiler.. Normalde maliyetlerimi yazıyorum, bu seyahat için bloga yazmamışım. Ama https://www. instagram. com/p/BTyuWsVla7k/ şurada bir özet var. Biz bütün gezimizi kendimiz organize ettik. Gidiş-dönüş Jakarta almıştık biz. Artık THY direkt Bali'ye uçuyor, ona bakabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/endonezyada-gezilecek-gorulecek-adalar", "text": "Endonezya'da 18 bin adadan oluşan kocaman ve kalabalık bir adalar ülkesi. Adaların 7500'den fazlasında ise yerleşim var. İrili ufaklı binlerce ada olsa da ada toplulukları 9 ana isim altında toplanmış durumda. - Sumatra: Sumatra kahvesi ve kaplanı ile meşhur olan ev Endonezya'nın büyük ada topluluklarından birisi olan Sumatra, volkan yürüyüşleri, kabileleri ve dünyanın en büyük çiçeğine ev sahipliği yapması ile Endonezya'nın bakir coğrafyalarından biri. Buraya geniş zaman ayırmak gerektiği için biz rotamıza eklemedik. - Java: Java adası ülkenin kalbi diyebiliriz. Başkent Jakarta'nın bulunduğu bu adadan ülkenin diğer ana adalarına uçak veya feribotla ulaşmanız mümkün. Ayrıca dünyada ünlü Borobodur ve Prambanan tapınakları ile, Bromo ve İjen yanardağlarına da ev sahipliği yapan ada burası. Bizim de seyahatimizin bir kısmını ayırdığımız ada. - Bali: Bali'yi kendi başına ayrı bir ülke sanan çok insan var. Halbuki burası Endonezya'nın tek Budist adası olma özelliğinin yanı sıra çok popüler bir balayı destinasyonu. Hareketli sosyal hayatı, birbirinden ilginç Budist tapınaklarının yanı sıra pek çok ünlü plaja da ev sahipliği yapıyor. Biz de madem balayındayız, Bali'ye uğramadan olmaz dedik ve birkaç günümüzü de buraya ayırdık. - Lombok: Bali'den sonra plajlarıyla ün salan diğer ada da Lombok adası, hatta Lombok'un minik adaları Gili adaları da en az Lombok kadar ünlü. Biz bu kısma hiç uğramadık. - Flores: Endonezya'nın daha az popüler ve el değmemiş, hala bakirliğini koruyabilmiş adalarından biri Flores aynı zamanda meşhur Komodo Ejderlerinin de bulunduğu adayı da içinde barındırıyor. Ayrıca dünyanın en güzel dalış noktaları arasında gösteriliyor. Biz balayımızın son kısmını da buraya ayırdık, cennette düştüğümüzü sandık dönene kadar. - Borneo: Borneo adasını Endonezya Malezya ile bölüşmüş. Borneo adasının kuzeyi Malezya sınırları içinde iken, güneyi Endonezya'ya ait. Yağmur ormanları ve kabileleri ile meşhur bu ada tek başına ayrıca bir seyahat rotası olmayı hak ettiğinden bizim 2 haftalık Endonezya seyahatimize sığmadı. - Sulawesi: Sulawesi dünyanın 11. büyük adası olması ve dört yarımadadan oluşan farklı şekli ile öne çıkarken farklı çatılarıyla dikkat çeken evleriyle bilinen Toraja kabilesine de ev sahipliği yapıyor. Kabilelere gitmek için trekking turlarına katılabilir, bakir doğayla iç içe zaman geçirebilirsiniz. Merkez adadan uzaklaştıkça ulaşım zorlaşıyor ve ulaşım maliyetleri de artıyor. Bu nedenle eğer zamanınınız varsa bu adaya feribotla gitmek bir seçenek olabilir. Bizim zaman kısıtımız olduğundan planlarımıza almadık. - Maluku: Burası da adalar topluluğu. Geçmişte baharatları nedeniyle çok popüler iken şu an popüleritesini yitirmiş bir bölge burası. - Papua: Papua da Borneo gibi Endonezya'nın başka bir ülke ile paylaştığı bir ada. Altın madenleri nedeniyle çok kıymetli bir bölge olan Papua aynı zamanda hala kabile yaşantısının devam ettiği son derece bakir bir yer. Dünyanın en ünlü dalış noktalarından biri olan Raja Ampat da bu bölgede yer alıyor. Dalış yapanlar için tam bir cennet. Endonezya'yı hakkıyla gezmek için bol bol vakit ayırmak gerek. Adalar arası uçuş seferlerinde bol bol rötar yaşanan, uzun feribot yolculukları ile adalar arası geçiş yapabileceğiniz ama aynı zamanda her adasının ayrı bir cennet olduğu bir ülke burası. Sık sık volkanik patlamaların yaşanması da cabası. Gitmeden önce volkan hareketliliğini de kontrol etmekte fayda var. Gitmesi hayal kadar uzak bakalım nasip ama gerçekte güzel yerler emeğiniz için teşekkür."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/enerji-muzesi-santral-istanbul", "text": "Enerji Müzesi, Türkiye'nin ilk endüstriyel arkeoloji müzesi olarak tanımlanıyor ve Bilgi Ünivesitesi'nin Santral İstanbul Kampüsü içinde yer alıyor. Ulusal endüstriyel miras niteliği taşıyan ve bana göre İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken müzeler arasında yer alan Enerji Müzesi, her yaşa hitap eden bölümleri ile ailece ziyaret etmek için çok uygun bir yer. Santral İstanbul içinde yer alan müzenin tarihçesi, konumu, giriş ücreti, ziyaret saatleri, ulaşımı gibi ziyaret ederken ihtiyacınız olacak tüm bilgileri bu yazıda bulabilirsiniz, keyifli okumalar! Enerji Müzesi'in tarihçesine kısa bir bakış atalım ve müze olarak hizmet veren devasa endüstriyel yapının hangi aşamalarla bugüne geldiğini daha net anlayalım. Şu an müze binası olarak kullanılan yapı; 1914'te şehir elektriği üretmek üzere kurulmuş olan Silahtarağa Elektrik Santrali imiş ve santral 1983 yılına kadar burada şehir elektriği üretilmiş. Burası Osmanlı Devleti'nin kent ölçekli ilk elektrik santrali imiş. Yıllarca İstanbul'a elektrik sağlayan santral, 1 Mayıs 2004 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde Bilgi Üniversitesi'ne tahsis edilmiş. Üniversitenin Santral İstanbul Kampüsü olarak hizmet veren alan, 2004-2007 yılları arasında yapılan renovasyon çalışmalarından sonra 8 Eylül 2007 tarihinde ziyarete açıldı. Eski makine dairelerinin korunarak dönüştürülmesiyle de Enerji Müzesi düzenlemesi yapılmış. Türkiye'nin ilk endüstriyel arkeoloji müzesi olan Enerji Müzesi 2012'de Avrupa Müze Akademisi tarafından verilen DASA ödülünü almış. 3 katlı müzenin rahatça gezilebilmesi için bir yürüyüş rotası ve çok sayıda bilgilendirme panosu hazırlanmış. Elektrik üretimi için kullanılan türbin-jeneratör grupları, makinalar ve kontrol odası gerçekten gezmek için çok ilginç yerler. Yapının elektrik santrali olarak kullanıldığı dönemde; AEG, Brown Boveri, Siemens ve Thomson Houston markalı türbin-jeneratörleri 1 ve 2 No'lu makine dairesinde ziyaret edilebiliyor. Devasa makinalar gerçekten çok etkileyici görünüyor. Müzenin Kontrol Odası bölümünde; Elektrik üretiminin yapıldığı ve kontrol edildiği tablalar bulunuyor. İstanbul'un farklı bölgelerine elektrik dağıtımının yapıldığı bu tablalar, müzede tribünlerle birlikte en çok ilgimi çeken kısmı oldu. Özellikle elektrik, elektronik sevenler için tarihte yolculuk yaptıran çok güzel bir müze. Enerji Müzesi'nin giriş katında, ziyaretçilerin kendi elektrik enerjisini üretebileceği, pil ve manyetik heykeller yapabileceği, inatçı bir bavulla uğraşacağı, binlerce volta çekinmeden dokunabileceği ve daha birçok deneyi gerçekleştirebileceği, 22 etkileşimli ünitenin yer aldığı, eğlence ile bilimin buluştuğu Enerji Oyun Alanı bulunuyor, müzenin eğlence kısmı da burada. Müzeden çıktıktan sonra Santral İstanbul kampüsü içindeki kafe ve restoranlarda kahve veya yemek molası vermeyi veya bahçede bir tur atmayı düşünebilirsiniz. Santral İstanbul Haliç kıyısında, İstanbul'un Eyüp ilçesi Silahtarağa semtinde bulunuyor. Müzenin içinde bulunduğu eski Silahtarağa Termik Elektrik Santrali Bilgi Üniversitesi kampüsü içinde yer alıyor. Enerji Müzesi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Müzenin içinde bulunduğu Santral İstanbul, Kağıthane ve Alibeyköy derelerinin Haliç'te buluştuğu nokta olan Silahtar'da yer alıyor. Üniversitenin önündeki duraktan çok sayıda otobüs geçiyor. Biz Beşiktaş'tan 55B numaralı otobüse binerek 10 dakikada ulaştık. Kendi aracınız ile gelirseniz üniversitenin otoparkından faydalanabilirsiniz. Santral İstanbul otopark tarafındaki \"ziyaretçi girişi\"ni kullanarak üniversite kampüsüne giriş yapılıyor. Girişin tam karşısındaki bina ise müzenin bulunduğu yer. Müze; hafta içi ve hafta sonu 09:00- 17:30 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Müze içinde özel rehberli tur ile de gezmeniz mümkün. Rehberli tur 45 dakika sürüyor ve talep doğrultusunda İngilizce veya Türkçe yapılıyor. - Yetişkinler için : 50,00 TL - Üniversite öğrencileri için : 40,00 TL Rehberli turlara katılmak için önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Rezervasyon yaptırmak için; adresine turun yapılmasını istediğiniz gün ve saat bilgilerinizi içeren bir e-posta gönderilmesi gerekiyor. Santral İstanbul, 1996 yılında açıldığından bu yana hem Bilgi Üniversitesi öğrencileri için eğitim-öğrenim alanıyken İstanbullular için ise kültür ve eğlence alanı olarak kullanılıyor. Kampüs içinde Enerji Müzesi, kütüphane ve eğitim alanları dışında antina Moderna, Pizza Locale, Popup Burger, Manivela Coffee, Lokma, Lokanta Sosyal, EspressoLab, No 55, Şütte, Cafe Nero ve Gastro Corner gibi restoran ve kafeler bulunuyor. Buralara gelmek için öğrenci olma şartı yok. Santral İstanbul içinde bir de Kayıkhane bulunuyor. Haliç kıyısında tarihi elektrik santraline kömür taşıyan gemilerin yanaştığı, bir asırlık rıhtım olan Kayıkhane bugün yelken ve kürek merkezi olarak hizmet veriyor. İstanbul'un yakın tarihine çok yakından şahit olabileceğiniz bu ödüllü müzeyi mutlaka gezi planlarınıza ekleyin. Bu yazıyı beğendiyseniz arkadaşlarınız ile paylaşmayı unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/enterprise-antalya-kiralik-araba", "text": "Antalya, Türkiye'nin turizm yükünü çeken en önemli destinasyonlardan biri. Yaz mevsiminde büyük bir nüfus yoğunluğuna sahip Antalya'da hem şehir içi ulaşım hem de havayolu ile kente ulaşım oldukça yoğun oluyor. Bu nedenle Antalya'nın keyfini çıkarmak için farklı bir çözüm bulmanız gerekiyor. Özellikle Antalya gibi yoğun turistik bölgelerde en iyi çözüm olarak Antalya kiralık araba hizmeti öne çıkıyor. Dünyanın en önemli araç kiralama firmalarının başında gelen Enterprise, size Antalya'yı doyasıya yaşamak için mükemmel bir hizmet sunuyor. Siz hava yolu ile şehre vardığınızda aracınız temiz ve dezenfekte edilmiş bir şekilde havaalanında kullanıma hazır bir şekilde sizi bekliyor. Antalya coğrafi şekli olarak tamamen Akdeniz'e paralel olan, yüksek dağların eteklerinin denizle birleştiği dolayısıyla eşsiz manzaraların, huzurun aynı zamanda da tarihin yansımalarını barındıran bir cennet. Tüm bunlar düşünüldüğünde gezilip görülecek sayısız yer var diyebiliriz. Uçak yolculuğu ile kolayca ulaşabileceğiniz Antalya aynı zamanda kara yolu ulaşımında sizlere sıkıntılar çektirebilecek bir yer. Çünkü coğrafi olarak Antalya'nın bir ucundan diğer ucu yaklaşık 5 saatlik yolculuk sizi bekliyor olur. Ayrıca engebeli yollarını da unutmamak gerekir. Engebeli yollarda sorunsuzca seyahat etmek ve Antalya'yı koy koy gezebilmek için size uygun en iyi çözüm Antalya'da araç kiralama diyebiliriz. Özellikle toplu ulaşım imkanlarının kısıtlı olduğu Sapadere Kanyonu, Korsan Koyu ve Sazak Koyu gibi ücra noktaları rahatlıkla keşfedebilirsiniz. Yaz tatili için Antalya'yı tercih ettiğinizde unutmamanız gereken en önemli nokta hava sıcaklığı olmalı. Sıcak yaz günlerinde seyahat edeceğiniz, Antalya'nın tarihi kentleri, antik kentleri, eşsiz plajları ve müzeleri saymakla bitmez ama sizin tatiliniz ve enerjiniz bitebilir. O yüzden tatilinize başlamadan önce iyi bir planlama yapmalısınız. Antalya başta da dediğimiz gibi geniş ve zorlu bir coğrafyaya yayılmış bir kentimiz. Gideceğiniz noktaları, hatta gitmekten vazgeçtiğiniz yerleri iyice belirlemeli ve tatil sırasında plansız olmamalısınız. Bu nedenle tatile çıkmadan önce kesinlikle bir güzergah belirlemelisiniz. Turistlerin ve ziyaretçilerin en çok rağbet ettiği Kaleiçi, Düden Şelalesi, Murat Paşa Camii, Konyaaltı Plajı ve Antalya Müzesi gibi şehir içi yerleri gezebilir, ya da şehir dışı noktalara gidebilirsiniz. Olimpos Antik Kenti ya da Tekirova'yı keşfetmek isterseniz bu noktaların kent içinde olmadığını göz önünde bulundurmalısınız. Antalya kiralık araba hizmetinde tercih edeceğiniz araç türü de planınıza göre olmalı. Antalya- Olimpos arası araç ile yaklaşık 1.5 saat sürer. Bu nedenle araç seçimi yaparken uzun mesafe sürüşlerine dikkat etmeniz gerekebilir. Eğer kamp ya da off-road gibi alternatif tatil seçeneklerine yoğunlaşacaksanız aracınızı da buna göre belirlemelisiniz. Antalya kiralık araba seçeneklerine göz attığınızda sayısız şirket karşınıza çıkabilir. Antalya gibi yoğun yaz nüfusu ve turist akımına sahip olan bir bölge için oldukça normal bir durum. Ancak kendiniz ve aileniz için sorunsuz bir tatil istiyorsanız güvenilir ve alanında uzman bir firmayı seçmelisiniz. Antalya Havaalanı'na iniş saatinizde talep ettiğiniz araç sizi bekliyor olmalı. Aracınızın sigorta, servis ve periyodik bakımlarının eksiksiz ve zamanında yapılmış olması sizi rahatlatacak unsurların başında gelir. Geniş bir coğrafya olması nedeniyle Antalya kiralık araba hizmeti içinde isteğe bağlı olarak GPS servisi size sunulmalı. Öte yandan bebek koltuğu gibi ekstra seçenekleri de tercih edebilirsiniz. Tam bu noktada Antalya araç kiralama firmaları arasında Enterprise, öne çıkar. Dünyanın en büyük araç kiralama firması olan Enterprise, Antalya kiralık araba hizmeti ile siz misafirlerine sorunsun ve eksiksiz bir rent a car deneyimi sunar. Tatilinize başlamadan önce internet sitesinden rezervasyonunuzu yapabilirsiniz. Enterprise, istediğiniz aracı Antalya Havalimanı iç ve dış hatlarda size ulaştırır. Dünya çapında 85 ülkede ve 9 binden fazla ofise sahip Enterprise, Antalya Şehir Merkezi, Side, Belek ve Lara Kundu'da bulunan ofisleri ile uzun süredir beklediğiniz sorunsuz tatil fırsatını size sunmak için çalışır. Antalya araç kiralama fiyatları açısından da oldukça uygun seçenekler sunan Enterprise'ın 7 ana kategoride belirlediği araç filosundan ihtiyacınıza göre; ekonomik, orta, SUV, minibüs, üst, lüks ve karavan birini seçebilirsiniz. Tercih ettiğiniz tatil tarzınıza göre dizel ya da benzinli; otomatik ya da manuel seçenekleri belirleyebilir, teslimat öncesi dezenfekte edilmiş aracınızla kendiniz ve aileniz için sorunsuz bir Antalya tatiline ulaşabilirsiniz. Sektöründe dünyanın lider firması Enterprise, siz misafirlerinin keyifli bir tatil için tüm profesyonel ekibiyle Antalya'da da hizmetinizde."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/erken-kalkan-yol-alir-cok-gezer", "text": "İlk olarak her zaman erken kalkan yol alır! Erken rezervasyon yapan ucuza tatil yapar, formül bu kadar basittir. Seyahat planlarınızı tatil planlarınızı ne kadar erken yapabilirseniz; uçak, otel gibi ana masraf kalemlerinizi yarı yarıya hatta daha da fazla düşürebilirsiniz. Kulağa çok basit geliyor değil mi? Ama zaten öyle, çok basit! Uçak biletlerimi seyahatlerimden 7-8 ay önce hatta bazen 1 yıl önce alıyorum. Tabii ki bu kadar erken bilet alabilmek için çok planlı olmak. Uzun zaman sonrasının seyahat planlarını önceden yapmak gerekir. Bunu alışkanlık haline getirebilirseniz inanın yılda 1 tatil yerine 2-3 tatili kolayca yapabilirsiniz. Çok basit bir örnek vereyim; Bu yıl Ramazan Bayramı'nda Norveç'e gidiyorum. İndirimli bir uçak bileti kampanyasından gidiş-dönüş 450TL'ye aldım İstanbul-Oslo biletimi ve seyahatimden sadece 3-4 ay önce biletimi aldım. Aynı rotaya benimle aynı zamanlarda 2016 Şubat 'ı için bilet alan arkadaşlarım ise gidiş-dönüş 240TL'ye aldılar biletlerini. Benimkinin neredeyse yarısı. Aynı bilete dün tekrar baktık, Ramazan bayramı için 670TL. Yani 670TL'lik bileti 240TL'ye almak mümkün, tek yapmanız gereken uzun vadeli plan yapmak! Seyahatlerin ulaşım dışındaki ikinci büyük masraf kalemi ise konaklama. Gittiğiniz bölgeye göre değişkenlik gösterse bile, en fazla bütçemizi etkileyen ikinci büyük harcamayı kalacak yerlere yapıyoruz. Pek çok alternatif yöntem var elbette ancak daha çok otellerde kalmayı tercih ediyorsanız erken rezervasyon otelleri gibi fırsatları değerlendirerek otel masraflarınızı en aza indirebilirsiniz. Özellikle yurt içi seyahat ederken, Ocak-Şubat aylarından başlayan erken rezervasyon kampanyalarından yararlanarak Türkiye'nin büyük bilinen güzel otellerinde zaman zaman %70 gibi avantajlı fiyatlarla kalabilirsiniz. Böylece geceliği 100TL'ye vasat bir otelde kalmak yerine, çok daha merkezi ya da çok daha güzel ya da daha fazla yıldızlı bir otelde benzer fiyatlara kalma fırsatları yakalayabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/erken-rezervasyon-firsatlarindan-faydalanmak-icin-hala-gec-degil", "text": "Tatil zamanı geldi, Ramazan Ayı da bittikten sonra tatilciler akın akın yollara düşecek muhtemelen. İşte o zaman geldiğinde, tatil yapmak isteyenler için hem uçak hem otel fiyatları birden yükselecek. Son dakikaya kaldıysanız da yüksek fiyatlara mahkum olacaksınız. Halbuki bu duruma düşmemenin çok kolay bir yolu var; erken rezervasyon yaptırmak. Benim ucuza seyahat etmemin en basit formülü bu. Seyahatlerimi mümkün olduğu kadar erken planlıyorum. Mesela bu yıl içinde yapacağım neredeyse bütün tatillerimin uçak biletlerini Ocak-Şubat aylarında almıştım. - Uçak biletimi erken satın aldığım için her zaman fiyat avantajı sağlıyorum - Yıl içindeki tatil programımı yılın başından itibaren bildiğim için sadece uçak bileti değil, otel ya da alacağım paket turlar varsa onlar için de alternatif tatil fırsatları yaratma imkanım oluyor. - Bolca araştırma yapmak ve hem bütçeme hem de tatil zevkime uygun bir tatil organize etme şansım oluyor. - Oteller, paket turlar, balayı paketleri gibi hizmetleri sunan pek çok firma erken rezervasyon için çok ciddi fiyat avantajları, kampanya ya da promosyonlar sağlıyor. Ek indirimler ya da aldığınız avantaja ek paketler alma imkanını erken rezervasyon sayesinde yakalayabilirsiniz. Bana en çok sorulan sorulardan biri belli tatil dönemleri ve farklı tatil zevkleri için önerilerde bulunmam oluyor. Erken rezervasyon yaptıracağım ama nereye gideceğime bir türlü karar veremiyorum diyen pek çok takipçim var. - Eğer deniz tatili istiyorsanız Türkiye'den daha iyi seçenek sayısı oldukça az, otellerimizin hem hizmet hem de fasilite kalitesi de çok iyi. - Tatilinizi yaz aylarında yapmayı planlıyorsanız gideceğiniz bölgenin hava durumunu mutlaka rezervasyon yaptırmadan önce kontrol edin. Accuweather gibi uygulamalarla geçmiş yıllara ait sıcaklık ortalamaları görme şansınız var. Deniz sıcaklığı sizin için önemliyse Ege ve Akdeniz arasında farkları göz önüne almanızda fayda var. - Eğer yaz tatilinde denizle birlikte doğayla da içiçe olmak istiyorsanız, seçeceğiniz bölgeye yakın trekking, yamaç paraşütü gibi farklı aktivilere var mı diye gözden geçirebilirsiniz. Bütün yıl bu tatil için çalıştığınızı biliyorum, sizi en fazla mutlu edecek seçeneği bulduğunuzdan emin olun. Erken davranın ki alternatifler arasından ekonomik seçimler yapmak için fırsatınız olsun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/erken-rezervasyonla-tatilin-keyfini-cikarin", "text": "Ülkemizde tatil seçeneği olan bir çok yer mevcut. Kültür turları, yurtiçi turları gibi bu kadar bol seçeneğin arasından size en uygun fiyat seçenekli tatilleri dilediğiniz gibi seçebilirsiniz. Erken rezervasyon fırsatları ile istediğiniz tatil fırsatını yakalayabilir, ödemeye aylar öncesinden başlayabilirsiniz. Böylelikle ödeme endişesi olmadan tatilinizi dilediğinizce yapabilirsiniz. Yurtdışı turları ve yurtiçi turları gibi çok çeşitli tur seçenekleri arasından dilediğiniz ve hayalinizde turu seçebilirsiniz. Tatil yerini belirledikten sonra istekleriniz doğrultusunda istediğiniz tatil fırsatını seçebilir, tatilinizi hem erkenden seçme hem de daha uygun fiyata ödeme şansına sahip olabilirsiniz. Çeşitli tatil seçenekleri arasından size önereceğim birkaç tatil beldesi olacaktır. Tatillerin vazgeçilmez ve hiç eskimeyen tatil beldesi Bodrum'dur. Yaz kış popüler olan Bodrum, gittikçe artan popularitesiyle turistlerin de gözdesi olmuştur. Bodrum'un yenilikçi bir yapısı olduğu kadar tarihi bir yapısı da vardır. Gündüz, Bodrum'un havasından faydalanırken akşam Bodrum gecelerinde kendinizi eğlencenin merkezinde bulabilirsiniz. Bodrum otelleri seçenekleri bütçenize uygun olmazsa Bodrum'un çeşitli pansiyonlarında kalabilir, ucuz tatil fırsatını yakalayabilirsiniz. Erken rezervasyonla istediğiniz otelde yer ayırtabilir, masmavi denizinin tadını çıkartabilirsiniz. En meşhur beldelerinden olan Gümüşlük, Yalıkavak, Torba ve Gümbet ile Bodrum merkezinde olmanın tadını çıkarabilirsiniz. Samimi ortamı ve uygun tatil fırsatlarıyla Bodrum sizi bekliyor. Acele edin, erken tatil fırsatını kaçırmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ermenistan-vizesi", "text": "2018 yılı Temmuz ayı için Doğu Karadeniz, Gürcistan ve Ermenistan'ı içeren bir seyahat planı yapmaya başladım. Bu seyahatimle ilgili çalışmalarımın başında öncelikle ihtiyacım olan vizeleri belirleyerek başladım. Gürcistan bizden vize, hatta pasaport bile istemiyor. Ermenistan ise bizden vize istiyor. Ermenistan vizesi nasıl alınır, nereden alınır gibi öğrendiğim bilgileri size de aktarmak istedim. Yurt dışı seyahat planı yaparken önemli noktalardan biri ne yazık ki vizeler. Bazı ülkelerin vize uygulamaları çok kolay iken bazıları ise bizi oldukça zorluyor. Gittiğim ülkelerdeki vize uygulamaları konusundaki deneyimlerimi elimden geldiğinde paylaşamaya çalışıyorum. Haydi şimdi Ermenistan vize uygulamasına bir göz atalım. Ermenistan vizesi almanın yollarından biri, online Ermenistan vizesi almak. Ermenistan online vize başvurusu adresinden vize başvurunuzu ülke seçerek ve sonrasında gelen formları doldurarak kolayca yapabiliyor ve vize ödemenizi kredi kartı ile yapabiliyorsunuz. Online başvuru için; fotoğraf, otel rezervasyonu, ulaşım ve pasaport bilgilerinizi gireceğiniz için bunları hazır tutmanızda fayda var. Online başvurunuzdan 2 iş günü içinde e-posta adresinize onay mesajı ve bilgisayarınıza indirebileceğiniz vize dosyası geliyor. Bunun çıktısını alarak sınıra gidebilirsiniz. Ermenistan'a bizim Türk Vatandaşı olarak karadan direkt giriş yapma imkanımız şu an yok. Bu nedenle İran veya Gürcistan üzerinden karadan giriş yapmak mümkün. Bu sınır kapılarına gittiğinizde bir vize başvuru formu doldurup vize ücretini ödeyerek giriş yapabiliyorsunuz. Ermenistan online vizede fotoğraf istersen kapıda vize için fotoğraf istemiyor. Ben Tiflis'ten Ermenistan'a kara yolu ile geçmeyi tercih ettim. Sınır kapısına geldiğimde \"Visa\" yazan bölümde görevli kimse yoktu. Pasaport kontrolündeki polislerden vize bölümünde kimse olmadığını söylediğimde arayıp çalışma arkadaşlarını çağırdılar. 10 dakikalık beklemenin ardından vize memuru geldi. Türkiye'den geldiğimi ve vize alacağımı söylediğimde son derece nazik bir şekilde görevli bana yardımcı oldu. Hatta imza atmam gereken yerlere Türkçe olarak \"imza\" diyerek beni yönlendirdi. Pasaport geçişinde de pasaport memuru, nereye gideceğimi, ne kadar kalacağımı, ne için geldiğimi ve nerede konaklayacağımı sordu. Pasaportumdaki tüm sayfaları titizlikle inceledi. Herhangi bir olumsuzluk olmadan, kolay bir şekilde sınırı böylece geçmiş oldum. Blog yazımın 2018 Haziran ayında yazıldığını dikkate alarak vize ücretinde değişiklik olabileceğini dikkate almayı unutmayın! Ermenistan vize ücreti 2018 için; online başvuru ile vize aldığınızda 30usd, kapıda vize alırsanız; Ermeni Dram'ı cinsinden ödemeniz gerekecek. 21 güne kadar olan vize için 3000AMD (yaklaşık 6-7usd), 120 güne kadar olan vize için ise 31usd ödemeniz gerekecek. Vize ücretini kredi kartıyla da ödeyebiliyorsunuz. Ayrıca hemen vize bölümünün yanında bir de ATM var, nakit ödemek isterseniz oradan da para çekebilirsiniz. İşin özü 21 güne kadar ülkede kalacaksanız kapıda vize almak çok daha mantıklı. Benimde sevdiğim ülkelerden birisi. Daha önce bir kaç defa gitmiştim. Herkese tavsiye ederim. Teşekkürler. Harika, önerileriniz varsa çok işime yarar. Erivana otel rezervasyonu yapmadan gidersen, otelde mutlaka pazarlık yap, indirim yapıyorlar. Bankamatiklerden visa logolu kartinla para çekebiliyorsun. Şehir merkezinde bir pazar var, adını unuttum, satıcılar genelde yaşlı bayan oluyor ve çoğu daha önce Türkiye'de kaçak çalıştıkları için Türkçe biliyorlar. Gecen ay(Ağustos 2018) İran üzerinden Ermenistan'a kapıda vize alarak giriş yaptım. Online vize daha pahalı olduğu ve daha çok evrak gerektirdiği için tercih etmedim. Telefonunuzda ya da bir kağıtta otel rezervasyonunuzu taşımanızda fayda var. Benden pasaport dışında herhangi bir fotograf ya da ekstra bir belge talep edilmedi. Zaten vizenin üstünde de fotograf yoktu. detaylar için teşekkürler, ben de aynı süreçten geçtim. Hiç sıkıntı olmadı dediğiniz gibi. Yeşil pasaportla girebilirsiniz ama vize almanız gerekiyor. Bir düzeltme için yazıyorum. Yeşil pasaportlular Ermenistan'a giriş yapamazlar. Bordo pasaportlular 10 Dolar karşılığında 21 gün Ermenistan'da kalabilirler. Vize için bir fotoğrafa gerek yoktur. Aynı schengen gibi pasaport sayfasına vize kağıdı yapıştırıyorlar. Ermenistan ile ilgili istediğiniz sorunuza cevaplayabilirim. yazı güncel tarihli değil, uygulama değişiklikleri olmuş olabilir, güncel bilgiler için teşekkürler. Uçak ile gitmediğim için sorunuzun cevabını bilmiyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/eskisehir-frigya-yazilikaya-vadisi", "text": "Frigya; Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya ve Ankara illerinin belli bölümlerini kapsayan çok büyük bir coğrafya. Yürüyüş yolları, Frig eserleri, vadileri, kaleleri, tapınakları, efsaneleri ve hikayeleri ile Anadolu'nun en etkileyici medeniyetlerinden biri. Frigya çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olduğundan parçalara bölerek gezmek en ideali. Bu yazımda Eskişehir ili sınırları içinde yer alan ve Yazılıkaya Vadisi veya Midas Vadisi olarak anılan Eskişehir Frigya rotası ile ilgili detaylı bilgileri bulacaksınız, keyifli okumalar! Diğer Frigya rotaları için Frigya gezilecek yerler yazıma da mutlaka göz atın. Frigya farklı illeri kapsayan oldukça geniş bir alana yayılmış bir medeniyet. Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya ve Ankara il sınırları içinde Frig Vadileri olarak anılan pek çok vadide Frig kalıntılarına rastlamak mümkün. Bu yazıda Eskişehir'in Han ilçesi sınırları içinde bulunan Yazılıkaya Vadisi'ne dair detayları bulacaksınız. Yazılıkaya Vadisi, Eskişehir ile Afyonkarahisar arasında, bereketli ovaların, irili ufaklı tepelerin, volkanik kayaç yapılarının arasında kalan bir noktada yer alıyor. Vadi, Eskişehir'in Han ilçesi Yazılıkaya Köyü sınırları içinde. - Yazılıkaya Vadisi Eskişehir merkeze 71 km mesafede, - Yazılıkaya Vadisi Afyonkarahisar merkeze 63 km mesafede, - Yazılıkaya Vadisi Kütahya merkeze 93 km mesafede, - Yazılıkaya Vadisi Ankara'ya 230 km mesafede, - Yazılıkaya Vadisi İstanbul'a 372 km mesafede yer alıyor. Yazılıkaya Anıtı'nın da bulunduğu Yazılıkaya Vadisi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Frigya ziyaretinin en zorlu tarafı maalesef toplu taşıma ile ulaşımın biraz zor olması. Özel aracınız ile gitmek istediğinizde Yazılıkaya Anıtı'nı işaretlediğinizde yolunuzu bulabilirsiniz. Ancak toplu taşıma ile gitmek isterseniz Eskişehir otogarından Han ilçesine giden minibüslere binmeniz, Han'dan sonra da ise ancak otostop ile vadiye ulaşabilirsiniz. Vadide görülecek yerler için mutlaka bir araç ihtiyacınız olacaktır. Kendi aracınız yoksa; İstanbul, Ankara gibi illerden tren veya otobüs ile Eskişehir veya Afyonkarahisar merkeze geldikten sonra geldiğiniz merkezden araç kiralayarak bölgeyi gezmek en mantıklı olan yöntem. Eskişehir Frigya rotası özelinde güzel bir haber vereyim. 2022 sonbahar aylarında Eskişehir merkezden direk Yazılıkaya Anıtı'na gelebileceğiniz otobüs servisleri başlayacak. Son durum için Eskişehir Belediyesi'nin internet sitesinden duyuruları takip edebilirsiniz. Yazılıkaya Vadisi'ni görmek için; özel aracınız ile İstanbul'dan Antalya veya Fethiye yönüne tatile giderken Eskişehir üzerinden Yazılıkaya Vadisi'ni ziyaret ederek rotanızı güzelleştirebilir, bu gizemli, efsanevi coğrafyayı tatil rotanızın sürprizi haline getirebilirsiniz. Bazı yerler var ki defalarca gitmekten bıkmıyorum, sıkılmıyorum. Frigya, özellikle de Yazılıkaya bu rotalardan biri. Yazılıkaya Vadisi'ne dördüncü ziyaretimden sonra bu yazıyı hazırlıyorum. Artık bu konuda söz sahibi olduğumu söyleyebiliriz bence. Eskişehir Frigya rotasının Yazılıkaya Vadisi bölümünde gezilecek görülecek yerleri aşağıda tek tek anlatmaya çalıştım. Gidip göremediklerimi de listenin sonuna öneri olarak ekledim. Frigler için; Ankara'nın Polatlı ilçesinde bulunan Gordion politik merkez yani başkent; Midas şehri ise krallığın dini merkezi idi. Bu nedenledir ki bölgede çok sayıda tapınak ve savunmadan çok gözlem amaçlı irili ufaklı kaleler bulunuyor. Eskişehir'in Han ilçesine bağlı Yazılıkaya Köyü sınırları içinde bulunan, Midas Şehri'nin ve Yazılıkaya Anıtı'nın içinde bulunduğu Yazılıkaya Ören Yeri'nin girişi şimdilik ücretsiz. Yazılıkaya gibi değerli kültür miraslarının ücretli olması taraftarıyım, maalesef bizim insanımız ücretsiz olunca kıymetini bilmiyor. Hem ücretli olursa ören yerinin korunması için bütçe sağlanır belki. Şu an ören yerinin koruyuculuğunu, rehberlerliğini, gelen turistlere yol göstericiliğini köy muhtarı yapıyor. Çok tatlı ve ilgili biri sağolsun, ancak bu işin daha profesyonel yapılması gerekiyor. Yazılıkaya Ören Yeri Unesco Dünya Kültür Mirası geçici listesinde bulunuyor. Umarım en kısa zamanda listeye kalıcı olarak girer çünkü fazlası ile hak ediyor. Friglerin, Frigya'nın sembolü olan muhteşem bir anıt Yazılıkaya Midas Anıtı. Anadolu'da bulunan en büyük yekpare anıt olmasının yanısıra Friglerden günümüzü kalmış en önemli eserlerden biri. Üzerinde yer alan geometrik desenler tipik Frig sanatı örnekleri. Anıtın üzerinde yer alan meander motifi Friglerin simgesi olarak kullanılıyor. Anıtın asıl adı Midas Anıtı olmasına rağmen üzerindeki yazılar nedeniyle yerel halk anıta Yazılıkaya adını vermiş. Friglerden bugüne çok az yazılı kaynak kaldığından dilleri hala çözülebilmiş değil. Anıtın alınlığında yer alan yazılarda bazı kelimeler okunabilmiş olsa da yazının tamamı çözülememiş. Yazılıkaya Anıtı'nın hemen karşısında üzerinde bir sürü gözü olan kocaman bir kaya kütlesi göreceksiniz, o kayalıkların adı Kırkgöz Kayalıkları. Bu kayalıklar Helenistik, Roma ve Doğu Roma dönemlerinde çok katlı kaya yerleşimi, kilise ve mezar olarak kullanılmış. Kayalıkların içinde mekanlar arası geçişler için kullanılan kayalara oyulmuş merdivenler bulunuyor. Bölgenin kayaç yapısı tüf olduğundan oymak ve kazmak kolay, bu nedenle bunun gibi büyük kaya kütleleri kale, yerleşim yeri veya ibadet yeri olarak kullanılmasına dair pek çok örnek var. Kırkgöz Kayalıkları'ndan Yazılıkaya Anıtı'na doğru bakarsanız yukarıda insan yüzünün yandan silüetini göreceksiniz. Yazılıkaya Anıtı'ndan Kırkgöz Kayalıkları'na doğru baktığınızda ise ortada bir kurt başı göreceksiniz. Gitmişken bulmaya çalışmak eğlenceli oluyor. Yazılıkaya Anıtı ve Kırkgöz Kayalıkları'nı görünce görülecek şeyler bitti sanıp geri dönmeyin sakın. Midas Şehri'nin yukarı şehrinin bulunduğu Yazılıkaya Platosu'nun üstüne çıkmak için; Yazılıkaya Anıtı'nı arkanıza alarak patikayı takip edin. Patika platonun üstünden tam bir daire çizerek sizi yeniden anıtın olduğu yere getirecek. Yukarı şehir sağınıza aldığınızda patikayı takip ederek Midas Şehri'nden kalanları görmeye başlayacaksınız. Patika üstündeki ilk durak Piramit Kaya. Tepesi piramit şeklinde kesilmiş olduğundan bu ad verilmiş. Piramit çatılı kayanın İçinde bir kaya mezarı bulunuyor. Kayalık alana dikkatli baktığınızda başka kaya mezarları da göreceksiniz. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz kaya mezarının içine girilebiliyor. Patikada biraz daha ilerlediğinizde teker izleri bulunan bir yol görecekseniz. Midas Şehri'nin girişine gelmiş bulunuyorsunuz. Bu yol, özellikle dini törenlerin yapıldığı tören yolu. Tören Yolu boyunca yol kenarındaki kayalıklara oyulmuş figürler bulunuyor. Bu figürlerden en ilginç olanı Hitit Askeri işlemeli olan kabartma. Bu kabartma sayesinde şehrin Hititler döneminde de kullanıldığını böylece anlamış oluyoruz. Tören yolunun sonunda biri küçük biri daha büyük iki sunak yer alıyor. Yukarıda fotoğrafını gördüğümüz sunak ikiz idollü ve üç basamaklı yapısı ile Frig sunaklarının en güzellerinden biri. Üzerinde bulunan yazılar nedeniyle yazıtlı sunak veya halk arasında kaya tahtı olarak biliniyor. Sunakların olduğu bölüme geldiğimizde artık yukarı şehirdesiniz. Buradan Yazılıkaya Vadisi'nin muhteşem manzarasını izleyebilir, etraftaki kayaları çeşitli nesnelere benzetebilir veya sadece sessizliğin tadını çıkarabilirsiniz. Şehrin Frigler döneminde kale surları olduğu, buranın Midas Kalesi olduğu tahmin ediliyor. Yukarı şehirden ahşap merdivenleri takip ederek artık yeniden aşağıya inmeye başlayabiliriz. İniş sırasında iki büyük sarnıç yolunuzu kesecek. Bu sarnıçlar hem su biriktirmek hem de erzak saklamak için kullanılıyormuş. Sarnıçlardan birinden girip diğerinden çıkabiliyorsunuz, içerisi biraz karanlık olsa da geçilebilir durumda. Dönüş yolunca bir sarnıç daha göreceksiniz (3. fotoğraf). O da su depolamak için kullanılan ve dik merdivenleri ile çok etkileyici bir sarnıç. Yazılıkaya Anıtı'nın bir benzeri daha Midas Şehri'nde yapılmaya başlanmış ancak Kimmer saldırıları nedeniyle şehir düşmüş ve anıt tamamlanamamış. Özellikle anıtın üstünde yer alan koç başı net olarak görülebilen muhteşem işçiliği ile yüzlerce yıl sonra dahi göz kamaştırıyor. Bitmemiş Anıt ile birlikte Midas Şehri'ni tamamlamış oluyoruz. Sıra çevredeki diğer Frig kalıntılarını keşfetmeye geliyor. Frigya'nın en popüler noktalarından biri de Çukurca Köyü'nde bulunan Gerdekkaya Mezar Anıtı. Büyük bir kaya kütlesine oyulmuş olan mezar üçgen alınlığı, 2 sütunun taşıdığı tapınak cephesi ile tipik bir Helenistik mimari örneği. Hellenistik Çağ'da yapıldığı anlaşılan (MÖ 3-1 yüzyıl) mezar, Roma döneminde bazı ekleme ve düzenlemeler ile günümüzdeki haline ulaşmış. İki ayrı kapıdan girilen iki mezar odasına sahip yapı, bir dönem manastır olarak kullanılması nedeniyle Kızlar Manastırı diye anılıyor. Yazılıkaya Vadisi'nde bulunan gözlem kalelerinden biri olan Doğanlı Kale, Çukurca Köyü yakınında bulunuyor. Uzaktan bakıldığında bir doğan başına benzetilmesi nedeniyle Doğanlı Kale adını alan kale kayaya oyulmuş yedi ayrı kattan oluşuyor. Ön cephesindeki tırnak görüntüsü eskiden kayanın etrafını dolaşan ahşap bir merdiven olduğunu gösteriyor. Mezar, şapel, depo, sarnıç gibi bölümleri bulunan kalenin ilk katına merdiven ile ulaşılabiliyor. Sıra geldi bol isimli bir anıta... Çatalkaya ile Yazılıkaya köyleri arasında bulunan Küçük Yazılıkaya ana yoldan 130 metre kadar içeride, bir tepenin yamacında bulunuyor. 5.50 m yüksekliğinde, 4.20 m genişliğinde olan anıt üzerinde en fazla yazı bulunan anıt olması nedeniyle önem taşımaktadır. Yazılıkaya Köyü'nden batıya doğru 16 km devam ettiğinizde Kümbet Köyü'ne ulaşacaksınız. Kümbet Köyü'nün tepesine çıktığınızda ilk karşınıza çıkan kaya oluşumunun içine oyulmuş Frig Tapınakları ile karşılacaksınız. Friglerde 3 çeşit tapınak bulunuyor; Fasat, niş ve altar. Fasat duvara işlenmiş olanlar, niş kayaya oyularak yapılmış olanlar, altar ise merdiven şeklinde yapılan sunaklar. Kümbet tapınımlarında altar ve niş şeklinde yapılmış tapınakları göreceksiniz. Frig tapınım alanın üstüne kurulduğu kayalıklara Tilki Kayalıkları adı verilmiş. Bu kayaların üstünden Kümbet Vadisi'nin harika bir manzarasını görebilirsiniz. Köy evlerine bitişik durumda bulunan anıt mezarın ilk yapılışı Frig dönemi olsa da daha sonra Roma Dönemi'nde de kullanıldığı anlaşılıyor. Anıtın alınlığında karşıklıklı duran dişi ve erkek aslan figürleri, onların üstündeki kartal ve ortalarında bulunan miğfer kabartması nedeniyle buranın bir askere ait mezar olduğu tahmin ediliyor. Mezarda bulunan \"Solon\" yazısı nedeniyle Solon'un Mezarı olarak biliniyor. Selçuklu geleneğinde olan kümbet yapıları, o dönemin anıt mezarları veya türbeleridir. Kesme taşlardan yapılmış olan kümbetin yapımında Doğu Roma dönemine ait parçaların kullanıldığı görülüyor. Himmet Baba adında bir şahıs için yapılmış olan kümbet, bulunduğu köye de adını vermiş. Bölgede gözlem amaçlı kullanılan pek çok kaleden biri olan Asar Kale, Kümbet Köyü'ne 3 km mesafede bulunuyor. Dağ yollarına hakim, kayalık bir tepe üzerine kurulmuş olan kale yine kayalar oyularak yapılmış. Merdivenlerle çıkılan gözlem kulesi bugün hala çevreyi gözlemek için harika bir nokta. Bölgede çok sayıda gözlem ve koruma amaçlı kullanılan kale bulunuyor. Benim uzaktan gördüğüm ancak ziyaret etmeye zaman bulamadığım, Yazılıkaya Vadisi'ni korumak için kurulmuş olan kaleler; Kocabaş Kale, Pişmiş Kale, Gökgöz Kale ve Akpara Kale. Vaktiniz olursa siz de rotanıza ekleyebilirsiniz. - Midas Şehri Yazılıkaya Anıtı - Midas Şehri Kırkgöz Kayalıkları - Midas Şehri Piramit Kaya & Kaya Mezarları - Midas Şehri Hitit-Frig Kaya Kabartmaları - Midas Şehri Tören Yolu - Midas Şehri Yazıtlı Sunak - Midas Şehri Midas Kalesi / Yukarı Şehir - Midas Şehri Su Sarnıçları - Midas Şehri Bitmemiş Anıt - Çukurca Köyü Gerdekkaya - Çukurca Köyü Doğanlı Kale - Küçük Yazılıkaya - Kümbet Köyü Frig Tapınakları - Kümbet Köyü Tilki Kayalıkları - Kümbet Köyü Aslanlı Mabet - Kümbet Köyü Himmet Baba Kümbeti - Asar Kale - Kocabaş Kale - Pişmiş Kale - Gökgöz Kale - Akpara Kale Eskişehir Frigya rotası Yazılıkaya Vadisi videosu Youtube kanalımda, izlemeyi, beğenmeyi ve abone olmayı unutmayın! Yazılıkaya rotasının en sıkıntılı noktalarından biri yeme-içme konusu. - Tutkun Kafe: Tutkun Kafe, Yazılıkaya Anıtı'na çok yakın mesafede taş bir binada hizmet veriyor. Geniş bir bahçesi de var, burada karavan veya çadır konaklaması yapılabiliyor. Çay, kahve dışında bir çeşit Çerkez Böreği olan Hıçın servis edilen tek yemek, Hıçın patatesli yapılıyor, yanına peynir domates ile servis ediliyor. - Midas Han: Midas Han bir butik otel. Otele dışarıdan yemek, çay-kahve veya kahvaltı servisi için de gidebiliyorsunuz. Eskişehir Yazılıkaya Vadisi'ne gelip konaklama için bir yer arıyorsanız artık farklı seçenekleriniz var. Eskişehir Belediyesi, Han Belediyesi ve Osmangazi Üniversitesi Turizm Bölümü işbirliği ile ev pansiyonculuğu projesine imza atılmış. Han ilçesine bağlı iki köyde ev pansiyonculuğu projesi evlerinde konaklayabilirsiniz. Aşağıda bağlantılarını eklediğim instagram hesaplarından ev sahiplerine ulaşarak fiyat ve müsaitlik konusunda bilgi alabilirsiniz. Evler oda+kahvaltı hizmet veriyor. Gerçek köy evi olduğundan ortak banyolu odalarda konaklama yapıyorsunuz. - Midas Taş Ev; Büyük Kayıhan Köyü'nde bulunan ev büyük bir bahçe içinde iki katlı. Sahipleri olan karı-koca konaklama sırasında hoş sohbetleri ile misafirlerine eşlik ediyor. Ben de burada konakladım. Yukarıdaki fotoğraflarda ve bu bağlantıda evi görebilirsiniz. - Frig Yazılıkaya Pansiyon: Yazılı Köyü'nde bulunan pansiyon Yazılıkaya Anıtı'nın hemen önünde muhteşem bir konuma sahip. Ev sahibi genç bir arkadaşımız. Aşağıdaki fotoğraf bu evin bahçesinden çekildi. Bu bölgede konaklayabileceğiniz bir diğer yer de Çukurca Köyü'nde butik otel olarak hizmet veren Midas Han. Buraya gidip kalmadığım için çok fazla detay veremiyorum. Çadır veya karavan kampı yapmak isteyenler için Tutkun Kafe'nin bahçesi müsait. Onun dışında düzenli bir kamp alanı bu bölgede bulunmuyor. Bu yazıda okuduğunuz gezilecek yerler, yeme-içme, konaklama önerilerinin tamamını aşağıdaki haritada görebilirsiniz. Bu haritayı kaydedebilir, bölgeye gittiğinizde rahat rahat gezebilirsiniz. - İlk ve en büyük sorunlardan biri pek çok yerde telefon ve/veya internetin çekmiyor olması. Bazı yerlerde X operatörü çekerken Y operatörü çekmiyor, bir başka yerde tam tersi. Bu nedenle Frigya'ya gidecekseniz; telefonunuza Google Haritalar uygulamasını veya Maps. me uygulamasını internet olmadan da kullanabileceğiniz şekilde çevrimdışı olarak indirin. - Geçmiş yıllarda yönlendirme tabelaları pek iyi değildi, son gidişimde biraz daha düzelmiş olduğunu gördüm. Siz yine de yukarıda paylaştığım haritayı kaydederek, çevrimdışı haritadaki lokasyonları referans alırsanız iyi olur. - Yeme-içme kısmında da belirttiğim gibi pek fazla restoran seçeneği yok. Hatta ilçeler dışında bakkal, market de bulmak zor. Yanınıza yolluk alıp yola çıkmanız iyi olabilir. - Bölgeye boşuna Dağlık Frigya denmiyor, burası dağlık-tepelik bir alan ve yollar genelde tek gidiş, tek geliş şeklinde. Bazı yerlerde de yollar bozuk. Yazılıkaya Anıtı'na ana bağlantı yolunun bitmesine çok az kalmış durumunda, o bitince ulaşım biraz daha rahat olacaktır. - Tekrar edeyim bölgenin adı Dağlık Frigya. Frig eserlerini görmek için genellikle taşlı yollardan yürüyeceksiniz, bu nedenle doğa yürüyüşlerine uygun bir ayakkabı ile gelmeniz iyi olur. En azından tabanı kaymayan bir ayakkabı tercih edin. - Eğer bölgeyi yaz aylarında ziyaret edecekseniz çantanızda; şapka, güneş gözlüğü ve güneş koruyucu bulundurun mutlaka. - Frigya İç Anadolu Bölgesi'nde yani yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı. Bölge dağlık da olduğundan yaz ayları dışında gece-gündüz sıcaklık farkları oldukça yüksek. Özellikle geceleri donmamak için kalın kıyafetler getirmeniz iyi olur. - Yazılı Köyü ve Yazılıkaya Anıtı civarında çok sayıda sahipsiz sokak köpeği var ve epey bakımsızlar. Giderken yanınıza mama alsanız o kadar faydalı olur ki, anlatamam."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/etiyopya-bole-addis-ababa-havalimani", "text": "Etiyopya yolculuğuma son dakika karar vermiş olmama rağmen Mısır Havayollarından 350usd gidiş-dönüş uçak bileti bulunca çok sevinmiştim. Uçak bileti ucuz ise bilin ki bir sorun vardır 🙂 Benim İstanbul Addis Ababa uçuşum da Kahire aktarmalı idi ve sabaha karşı 03:30 gibi Bole Addis Ababa Uluslararası Havalimanı'na iniş yapmıştım. Gece yarısı vardığınız havaalanlarının pek çoğunda olduğu gibi Bole Addis Ababa Havaalanından şehir merkezine tek ulaşım şekli taksi. Diğer alternatif ise eğer bir tur ile anlaştıysanız onların sizi havaalanından almalarını isteyebilirsiniz. - Havaalanı şehrin neredeyse içinde, şehir merkezine 5km gibi bir mesafede. - Eğer havaalanından çıkış yapıyorsanız yani gelen yolcu bölümünde iseniz, dinlenmek oturmak uyumak için uygun yer yok diyebilirim. Ama giden yolcu iseniz, hem iç hem dış hatlarda ayak uzatmalı koltuklarda rahat rahat uyuyabilirsiniz. Uyku bilgisini verme nedenim benim gibi vakitsiz havaalanına inerseniz uyumak için uygun ortam olup olmadığı çok önemli oluyor. - Dış hatlarda gece uçuşunda bütün freeshop mağazaları kapalı idi, eğer freeshoptan birşeyler alırım diyorsanız gece mümkün değil. Ona göre yiyecek-içecek gibi ihtiyaçlarınızı yanınızda getirin. - Çok fazla arama var. Sürekli ayakkabılara kadar çıkarılıp bütün çanta didik didik ediliyor. Yanılmıyorsam 3 kontrol noktasından geçtim. El bagajı ile yolculuk ediyorsanız her kontrol noktasında bütün çantanız didikleniyor. En iyisi çantanızı bagaja vermek, çünkü çantanızdaki herşeye dokunulması pek hoş olmuyor 🙂 - Havaalanı çıkışında taksiler bekliyor, pazarlıkla yerel fiyatı 100Birr'a istediğiniz yere gidebileceğiniz gibi turist fiyatı 15-20 usd'ye de gidebilirsiniz. - Eğer Addis sadece geçiş noktanız ise Havaalanına yakın otellerden birinde konaklayabilirsiniz, en bilineni Caravan Hotel. Benim Etiyopya'da bütün turlarımı satın aldığım ETT Ethiopia Tours & Travel firması bütün havaalanı transferlerimi organize ettiği için taksi ya da ulaşım için başka bir çözüm aramam gerekmedi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/etiyopya-gezi-rotasi", "text": "Etiyopya, daha önce planımda olmayan bazı gelişmeler sonucunda birkaç gün içinde karar verilmiş bir seyahat oldu. Neden Etiyopya'yı seçtim, Etiyopya gezi rotası belirlerken neye dikkat ettim, ve şimdi Etiyopya gezi rotası yapsam nasıl bir rota yapardım, bu yazıda paylaşmak istedim. Neden Etiyopya gibi az bilinen bir Afrika gitmek istedim öncelikle onu biraz anlatayım. Bir fırsatım oldu ve neredeyse 2 hafta zamanım ortaya çıktı. Daha önce gitmediğim bir yere tek başıma yolculuk yapmak istiyordum. Öncelikle bir kıta seçimi yaptım ve daha önce Kenya, Tanzanya ve Güney Afrika seyahatlerimde tadı damağımda kalan Afrika'nın iyi bir seçenek olacağına karar verdim. Evet, Afrika kıtasında bir yerlere gitmek istiyordum, önüme haritayı alıp Kiwi. com web sitesinden İstanbul'dan Afrika'da gitmediğim ve görmek istediğim ülkelere en ucuz uçak bileti nereye var diye baktım ve uzun zamandır merak ettiğim ama pek de hakkında araştırma yapmadığım Etiyopya'ya pat diye uçak biletimi aldım. Bilet o zaman 1500TL idi, Turna. com'da 300TL'lik uçuş puanım vardı. Yani 1.200TL'ye uçak biletini halletmiş oldum. Etiyopya Türk Vatandaşlarından vize istiyormuş, ama sadece Ankara'da Büyükelçiliği varmış. İşleri nedeniyle sık sık Ankara'ya giden sevgili arkadaşım İsmail Etiyopya vizesi başvurusu kısmını benim için halletti. Etiyopya vizesi hakkındaki tüm detaylar için tıklayın. Her ne kadar Etiyopya Cumhurbaşkanı'nın ülkemize gelmesi nedeniyle vizelerin gecikmesi gibi stresler yaşadıysak da vize işi de halloldu. Bu seyahatin en önemli ve zorlu kısmı Etiyopya gezi rotasını oluşturmak ve uygun bütçe ile bunu halletmek oldu. Etiyopya'da yol hariç 11 günüm vardı ve bu süreyi en verimli şekilde kullanmak istiyordum. Öncelikle hızlıca daha önce Etiyopya'ya giden gezgin blogger arkadaşların bloglarını inceledim ve hemen onlarla yazışmaya ve fikir almaya başladım. Bunu yaparken Bir yandan da internetten bulduğum Etiyopya'dan rehber ve tur şirketleriyle yazışmaya başladım. Biraz fiyatlar konunda fikrim olsun diye. İlk aldığım fiyat 11 gün, Lalibela, Blue Nile, Gonder ve Omo Vadisi'ni içerecek şekilde 4.000 Usd olarak geldi. O sırada vizenin de yetişmemesi riski olunca \"uçak biletini iptal mi etsem acaba?\" diye düşünmeye başladım. Sonra 3.000 Usd, sonra 2.750 derken fiyatlar düşmeye başladı. Buradaki ana sorun şuydu; kısa sürede çok yer görmek istiyordum ve tek kişiydim. Araç, rehber ve konaklama için tek başıma olmam maliyetimi çok artırıyordu. Bu kez hostellere ve tur şirketlerine dahil olabileceğim bir grup olup olmadığını sormaya ve rotamı biraz daha sadeleştirmeye başladım. Sonunda Kesfetmek. com blogunun sahibi Fatih'in önerdiği Etiyopya Travel & Tours ETT firması ile Addis Ababa konaklaması, Lalibela, Omo Vadisi içeren paket için 1.670 Usd'ye anlaştık. Etiyopya'ya gidince fark ettim ki, Omo Vadisi gezisi için Arbaminch veya Awassa şehirlerine yerel minibüslerle gitmek ve oradan araç/rehber bulmak ya da gidenlerin araçlarına dahil olmak gibi seçeneklerle bu seyahati çok daha ucuza getirmek mümkün. Benzer şekilde Lalibela'ya tur ile gitmenize gerek yok, uçak veya otobüs ile Lalibela'ya gitmek ve orada yerel bir rehber ayarlayarak çok daha ucuza bu seyahatinizi planlayabilirsiniz. Ancak başta dediğim gibi kısıtlı sürede çok yer görmek istediğim için ben o opsiyonları eleyip paket olarak tüm seyahatimi satın almış oldum. 18:15 Mısır Havayolları ile Kahire aktarmalı Addis Ababa uçuşu. Addis Ababa Havaalanı hakkında detaylar bu yazıda. 03:15 Addis Ababa'ya iniş. Aldığım paket turun içinde Addis Ababa'da havaalanından alıp orada konaklamayı da ayarladılar. Bu günü Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa gezisine ayırdım. Gece Addis Ababa'da konaklama. Addis Ababa gezilecek yerler yazıma göz atın. 08:10 Lalibela'ya Bahir Dar aktarmalı uçuş. 10:10 Lalibela'ya iniş. Bütün gün Lalibela ve kiliseleri gezeceğim. Lalibela gezi notları yazımı da mutlaka okuyun. 12:00 Lalibela'dan Addis Ababa'ya uçuş. Günün kalanı yine Addis'te. Gece Addis'te konaklama. Etiyopya gezisinin altıncı gününde Omo Vadisi için yola çıkış. Awassa'da konaklama. Omo Vadisi artık buradan başlıyor ve kabile ziyaretleri sonraki 5 gün devam ediyor olacak. 8 günlük Omo Vadisi turumun tüm detayları bu yazıda. 20. Şubat.2017 Arbaminch'te konaklama ve çevre kabileleri ziyaret. 21. Şubat.2017 Jinka'da konaklama ve çevre kabileleri ziyaret. 22. Şubat.2017 Jinka'da konaklama ve çevre kabileleri ziyaret. 23. Şubat.2017 Turmi'de konaklama ve çevre kabileleri ziyaret. 24. Şubat.2017 Turmi'de konaklama ve çevre kabileleri ziyaret. 25. Şubat.2017 Arbaminch'e dönüş ve 15:40 Addis'e uçuş. 26. Şubat.2017 sabah 04:15 uçağı ile yine Kahire üzerinden İstanbul'a dönüş. Etiyopya tahminim çok üstünde maliyetli oldu benim için. Hızlı karar vermenin yan etkileri diyelim. Ama her kuruşuna değen muhteşem bir deneyim olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim. Önce planlasaydınız katılabilirdim uzun süredir gitmek istiyorum. Etiyopya, Afrika'nın en güvenli ülkelerinden biri. Ben tek gittim ve hiç sorun yaşamadım. Turu gitmeden ayarlamıştım, e-mail ile yazışarak hallettik. Yazıda firmanın linki var zaten, siz de yazışabilirsiniz. Ayarladığım turun içinde yanlış hatırlamıyorsam; havaalanında karşılama, yarım gün Addis Ababa şehir turu, bunları zaten ücretsiz veriyorlar. Lalibela gidiş-dönüş uçuş, Lalibela konaklama, Lalibela giriş ücreti, Omo Vadisi gezisi (bir araçta 3 kişi, özel şoför ve yerel rehberlik hizmetleri), Omo Vadisi konaklama, ulaşım. Sanırım atladığım birşey kalmadı. Tur dışında öğle yemekleri ve kendi özel harcamalarım için para harcamış oldum özetle. Bu arada sadece Omo Vadisi turu alıp Lalibela'ya kendiniz de gidebilirsiniz, çok daha ucuza gelir. Sanırım okudunuz ama Etiyopya kategorisi altında Lalibela için önerilerimin olduğu yazım da var."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/etiyopya-vizesi-basvurusu-nasil-yapilir", "text": "Etiyopya'ya ansızın gitmeye karar verdiğimde Etiyopya'nın Türk Vatandaşlarından vize istediğini öğrendim. Tabii gitme planı yapmadan araştırmıyor insan böyle bilgileri. Etiyopya vizesi ile ilgili internette çok fazla dağınık bilgi bulunca ben bunları biraz toparlayayım istedim. - herhangi bir vize servisi sağlayan firma ile çalışabilirsiniz. - kendiniz Ankara'ya gidip başvurabilirsiniz. - Ankara'ya giden bir arkadaşınızdan yardım isteyebilirsiniz. Başvuruyu bizzat yapmak gerekmiyor. Evrakları herhangi biri verip alabiliyor. Benim de çok sevdiğim arkadaşlarımdan biri iş için sürekli Ankara'ya gidip geldiğinden kendisinden yardım istedim. - 1 Adet vesikalık fotoğraf (4.5x6cm boyutlarında cepheden, arka fon beyaz ve orijinal) - Pasaport (en az 6 ay süreli) - Pasaport yeni ise kişi bilgilerinin olduğu; eski ise fotoğraflı sayfa, temdit sayfası ve nüfus bilgilerinin olduğu sayfaların fotokopileri - Başvuru formu Etiyopya vizesi Başvuru Formu > - Başvuru dilekçesi - Uçak biletleri - Otel rezervasyonu - Vize ücretinin yatırıldığını gösteren dekont. (Tek girişli 1 aylık vize ücreti 40$) - Adres: Uğur Mumcu'nun sokağı No:74 GOP/Ankara - Telefon: 00903124360400 - Fax: 00903124481938 - Konsolosluk Bölümü: - Vize Departmanı: , - Sosyal Medya: facebook. com/ethiopiaembassyankara - İnternet Sitesi: www. ethiopianembassyankara. org Vize başvuruları her gün saat 11:00'a kadar kabul ediliyor. Vizenizi pasaport verildiği günden itibaren 2 gün sonra 11:00'a kadar alınabiliyorsunuz. Habeşistan. Adının değişmesi doğru bir hamle olsa da tarih olarak tam bir nokta atışı. Pasaport kaç gün kaldı konsoloslukta acaba ve kaç gün geçerli vize verdiler? Acentanın biri ticari vizede bize çok zorluk çıkardı da o nedenle merak ettim. İlla seyahat tarihinden max. 30 gün önce başvurulacak, vize süresi 15 gün, vize için özel davetiye istediler Etiyopya'dan konsolosluk onaylı filan. İnternette 3 günde alınır yazıyordu. Bir ayda davetiye bile gelmedi. Normalde bir gün veriyorsun 11:00'e kadar, ertesi gün alıyorsun. Benimki Etiyopya Cumhurbaşkanı Türkiye'de olduğu için 2-3 gün sürdü. Merhaba, Otel rezervasyonu, konusunda bir sorum olacaktı. Siz turla gitmişsiniz bu sebepten sorun olmamıştır sanırım da. Merhaba ben turla gitmedim, oradan bir yerel tur satın aldım. Otel rezervasyonu verseniz yeterli olur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/etiyopyanin-meshur-kaya-kiliseleri-lalibela", "text": "Lalibela Etiyopya'nın en ünlü noktalarından biri. Kayalara oyulmuş kiliseleri görmek için başkent Addis Ababa'dan ülkenin kuzeyine doğru gitmek için sabah 06:30'da ayaktaydım. Etiyopya Havayolları'nın Lalibela'ya hem direkt hem de Bahir Dar aktarmalı uçuşları var. İlk planım Bahir Dar'a gidip Nil nehrinin doğduğu yerlerden biri olan Blue Nile'i görmekti. Ama kurak sezon olduğu için su yokmuş, vakit kazanmak için Bahir Dar'ı bu nedenle iptal ettim. Havaalanında önceden ayarladığım turun şoförü beni bekliyordu. Havalanı ile Lalibela arası 25 km gibi ama tırmanışlı bir yol. Harika manzaralar eşliğinde Lalibela şehrine ulaştık. Lal Otel'e yerleştirdiler beni, öğleden sonra meşhur kiliseleri göreceğim için heyecanlı ama önceki günden çok yorgun olduğum için bir duş alıp birkaç saat uyuyup enerji topladım. İyi ki toplamışım. Lalibela için 5 günlük bilet kesiyorlar. Fiyatı 1129 Birr yani 50 usd. Benim aldığım tur fiyatının içinde dahil olduğu için ödemedim ama çantada gopro'yu gördükleri için kamera parası da 300Birr aldılar, 13usd neredeyse 50 lira. Bu biletlerle 5 gün boyunca istediğiniz kadar giriş çıkış yapabiliyorsunuz. Öğleden sonra Lalibela kralının kayalara oyduğu kiliseleri sırayla gezdik. Ana Lalibela alanında 11 kilise ve 2 şapel bulunuyor. Kayalara oymaktan kasıt mağara gibi değil, kayayı dibe doğru kazıp kiliseleri yapmışlar. Bu nedenle bu güne kadar gördüğünüz hiçbir yapıya benzemiyorlar. Bana bir rehber eşlik ettiği için detaylıca her bir kilisenin hikayesini de anlattı. Günün son kilisesi meşhur St. George idi. Kral Lalibela'nın son kazdığı kilise burası ve Etiyopya'nın simgelerinden biri haline gelmiş. Lalibela'nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde olduğunu da belirteyim. Lalibela'da kiliseler 3 bölgeye ayrılıyor. İlk gün 1 ve 3. Bölgeyi gezmiştim. İkinci gün ise 2. Bölgedeki kiliseleri geziyorum. 2. Bölgedeki kiliselerde cehennem ve cennet adını taşıyan 2 kilise var. Bu iki kiliseyi birbirine bağlayan 45 metre uzunluğunda tamamen karanlık bir tünel yapmışlar. Gözüm açıkken bu kadar karanlık hissettiğim başka bir yer olmamıştı. Cehennemden cennete geçişi simgeliyormuş bu tünel. Farklı bir deneyim daha! Rehberim Mareg öğle yemeği için beni yerel bir restorana götürdü ama hayatımda ilk kez gittiğim bir ülkede bağırsaklarımı bozduğum için o canım yemekleri yiyemedim. Yerel restoranda klasik Habeş yemekleri vardı, tepside Njera ve üzerine farklı sebzelerden yapılmış yemekler. Mideyi riske atmamak için Trip Advisor'da önerilen restoranlardan biri olan Seven Olives'e gitmek daha güvenli geldi. Bir tost yemek istedim ama Çarşamba ve Cuma günleri onların oruç günleri ve hayvansal gıda yemiyorlar. Tost için peynir de yokmuş 🙁 Sadece pilav yedim mutsuzum 🙁 Ama itiraf edeyim pilav bile lezzetliydi. Etiyopya'da turist kazıklama azgelişmiş pek çok ülkede olduğu gibi çok yaygın. 1 litre suya birgün 2,5 tl verirken ertesi gün 2 litreyi aynı paraya alabiliyorsunuz. Restoranda kolaya verdiğiniz fiyattan daha pahalıya bakkaldan alıyorsunuz. Tuktukçunun istediği fiyatın 1/3ünü teklif edip binebiliyorsunuz. Turiste farklı fiyat uygulamasını düzeltseler daha fazla turist geleceğinin farkında bile değiller. Söylediğimde de anlamak istemiyorlar. Akşam Lalibela'nın sanırım tek eğlence mekanı olan Torpido bara uçakta tanıştığım David ile birlikte gittik. Basit menüsü, ballı şarapları ve yerel dans/müzik gösterisiyle meşhur. Beğendim desem yalan olur, ama akşamı geçirmek için iyi bir alternatif. Bal şarabı dedikleri şaraplarını burada deneyebilirsiniz. Yumuşaktan serte farklı alkol yoğunluğunda olanları var. Ben orta olanı denedim. Torpido Bar'ın ilginç yanı menüde sadece 11 tane içki var. Yemek isterseniz de sadece Njera dedikleri ekmek ve üstüne döktükleri sos geliyor. İçkinin yanına çerez de koyalım, üstüne kahve de verelim yok yani. Fiyatları da gayet makul. Lalibela Addis arası 680 km ama yol çok iyi olmadığı için otobüs 2 günde geliyormuş. 10usd otobüs ücreti. Etiyopya havayollarının ise her gün uçuşları var, uygun fiyatlara 50usd gibi bilet bulmak mümkün ve uçuş sadece 1 saat. Havaalanı şehre 25km uzakta, havaalanı transferi isterseniz 100Birr kişi başı. Yani 4,5 usd gibi. Cumartesi günü Lalibela'da pazar kuruluyor. Benim de buradan ayrılma günüm. Havaalanına gidiş yolunda pazara gitmek isteyen Etiyoplalılar iç burkan bir görüntü sergiliyor. Ellerinde minik bir çuval ya da tek bir tavuk, mallarını satmak ya da ihtiyaçlarını almak için kilometrelerce yürüyerek pazara ulaşıyorlar. 20km yürüyerek gelenler varmış. Üstelik Lalibela köylere göre oldukça yüksekte yani bu yolu yokuş yukarı yapıyor, sonra da geri dönüyorlar. Lalibela için ben toplam 540usd ödedim. Buna uçak bileti, havaalanı transferi, 2 gece konaklama+kahvaltı, giriş bileti ve rehberlik dahildi. - uçak bileti gidiş-dönüş 140usd, eğer Etiyopya Havayolları ile uluslararası uçtuysanız yerel hatlarda %50 indirim yapıyor. Benim acente aynı indirimli fiyattan aldı, vardır bir formülü - Lalibela havaalanına indiğinizde sizi şehir merkezine götürmek isteyecek bir sürü araç olacaktır. Ya da otelden isteyebilirsiniz. 5usd gidiş, 5usd dönüş 10 usd. - Lalibela'ya giriş ücreti 50usd, bilet 5 gün geçerli. - 40-50 usd civarında otel rahatlıkla bulursunuz. Daha ucuza da mümkün. - Sabah 08:00 uçağıyla Addis Ababa'dan gelirseniz 11:00'de Lalibela'da olursunuz. 11 kiliseyi biraz tempolu şekilde 1 günde bitirebilirsiniz. Ben geniş geniş gezeceğim derseniz ertesi gün de devam edersiniz. Günlük 25-30usd'ye rehber tutabilirsiniz. - İkinci gün akşamı da Addis'e geri dönersiniz. Akşam uçuşu var mı kaçta bilmiyorum, kontrol etmek iyi olur. Oldu mu size 280usd, yani benim maliyetimin neredeyse yarısı. Bana rehberlik eden Mareg seve seve yardımcı olacaktır, telefonu: +251 910144206 Yazıyı okurken fiyatların Şubat 2017 fiyatları olduğunu göz önünde bulundurmanızı öneririm. Afrika yabancılar için oldukça pahalı ama yereller gibi hareket edersen maliyetlerini çok daha fazla düşürebilirsin. Sadece zaman kısıtının olmamsaı lazım o durumda. Etiyopya genelinde herşey için pazarlık yapmak gerekiyor. ancak sizinde bahsettiğiniz üzere fiyatlar ucuz olursa çok daha fazla turist gelir düşüncesi yok burada. bunun da nedeni hayatlarını uzun vadeli değil günlük yaşamaya adamış olmaları. çünkü yokluk ülkesi burası, bizim ülkemizle kıyaslamak yanlış olur. su yok, su olmadığı için temizlik kültürü yok 🙁 Haa biz oturma izni aldık, dolayısıyla etiyopya içinde yapılan uçuşlar yarı fiyatına oluyormuş. henüz yeni olduğum için deneme şansım olmadı."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/evde-gecen-zamani-en-iyi-sekilde-degerlendirmek", "text": "Evde zaman geçirmeyi sevenlerden misiniz? Bazen kendi seçimimizle bazen de zorunlu olarak evde planladığımızdan daha uzun süre geçirmemiz gerekebilir. Bu zamanı en iyi değerlendirmenin yolu ise daha önce okumadığımız bir kitaba başlamak, izlemediğimiz filmleri izlemek, yeni bir diziye başlamak veya yeni bir youtube kanalı keşfetmek olabilir. İnstagram takipçilerim ile birlikte evde geçen zamanınızı en iyi şekilde değerlendirmek için öneriler içeren listeler hazırladık, listelere bir bakın, size de ilham verebilir! Başlamadan önce küçük bir not ekleyeyim. Bu listeler, instagram takipçilerim tarafından yapılan öneriler ile oluşturulmuştur. Benim bireysel zevklerimi içermez. Öneriler \"seyahat\" ile sınırlı değil, her konuda öneriler yer alıyor. Seyahat özelinde önerilerimi ayrıca bağlantı olarak ilgili bölümlere ekledim. Keyifli okumalar. - Pan'ın Labirenti - Netflix'te \"based on a true story\" bölümü - Salgın - 6 Underground - Ruben Brandt, Collector - The Wolf of the Wall Street - Her Şeyin Teorisi - Asla Gözlerini Kaçırma - Kaptan Fantastik - Instinct - Aşk Her Yerde - What Happened to Monday - Başkalarının Hayatı - Kutup Macerası - Agora - Yüzüklerin Efendisi - The Invention of Lying - Never Let Me Go - Çizgili Pijamalı Çocuk - Two Popes En iyi yol filmleri yazım da ilginizi çekebilir. - Mehmet Genç Rotasız Seyyah 1 ve Rotasız Seyyah 2 - Nazlı Gürkaş Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan - Hasan Söylemez Hayata Yolculuk - Buket Uzuner Su, Toprak, Hava serisi - Amin Maoluf Semerkant, Doğunun Limanları - Murat Menteş Ruhi Mücerret - Mevlana, Mesnevi - Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar - Albay Chris Hadfield Bir Astronottan Hayat Dersleri - Jules Verne Seksen Günde Devrialem - Beyhan Budak Kendine İyi Davran Güzel İnsan - Gülseren Budayıcıoğlu Kral Kaybederse - Dan Brown Başlangıç - Isaac Asimov İşte Tanrılar - Harriet Lerner Öfke Dansı - İhsan Oktay Anar Puslu Kıtalar Atlası - Irvin D. Yalom Nietzsche Ağladığında - Simone de Beavuir İkinci Cinsiyet - Clarissa Pinkola Estes Kurtlarla Koşan Kadınlar - Jose Saramago Körlük, Mağara - Cengiz Aymatov Gün Olur Asra Bedel - Jack London Martin Eden - Patrick Rothfuss Rüzgarın Adı - Jean Paul Satre Akıl Çağı - Hesse Doğu Yolculuğu - George Orwell 1984 - Yaşar Kemal İnce Memed serisi - Gabriel Garcia Marquez Yüz Yıllık Yanlızlık - Josephine F. W. Kenyon - Claude Anet Mayerling Faciası - Gregory David Roberts Shantaram - Micheal Ende Momo - Richard Hawkins Tanrı Yanılgısı - Şebnem İşigüzel Ağaçtaki Kız Birbirinden güzel 20 gezi kitabı yazıma da bir göz atın. - Netflix Anne with E - Netflix The Good Place - Netflix Santa Clarita Diet - Netflix Travels with my father - Şubat - Netflix Atiye - Netflix Omniscient - The Crown - The Mentalist - Roots - Fargo - Netflix You - Netflix Witcher - Netflix After Life - Netflix Messiah - Netflix Homeland - Fringe - Netflix Travels with my Dad - Nilay Örnek Nasıl Olunur? - Mirgün Cabas ve Can Kozanoğlu İlk Sayfası - Bir Hayat Felsefesi Olarak Girişimcilik - İlham Verici Konuşmalar - Ünsal Ünlü - Gece Yarısı Muhabbetleri ve Uykusuzluk - Umarım Annem Dinlemez - Rayka Kumru - Barış Özcan - Rüzgar Mira Okan - Haluk Tatar - Beyhan Budak - Coşkun Aral Anlatıyor - İstikamet Dünya - Yemek. com - Nile Wilson - Refika'nın Mutfağı - Emirhan Özhan - Rotasız Seyyah - Ayhan Tarakçı - Flu TV - İbrahim Selim ile Bu Gece - Mark Wiens - Japonya'da Günlük Hayat - Daire - Bir Hayalin Peşinde - Emre Durmuş - Sunay Akın - Çok Okuyan Çok Gezen - Katarsis Bana Göre Tv - Yiğit Can İç - Dünyadan Bildiriyorum - Aloha Dünya - Uğur Dilemre - Ben Mikha - Rabarba - Yağmur Arat - Yolcuların Dikkatine - Değişik Yollarda - Karavandaki Adam - Freud Fetih Kanalı Yurdum İnsanı Videoları - Ruhun Doysun - Asmalı Sahne - Soğuk Savaş - Seçmece Eğitim - Amerika'nın Aslı - Barış Tay - Vole - 2teker2yürek - Kutsal Motor - Geekyapar - Deniz Altıok Dizi Yorumları - Noluyo Ya - Melis Aktaş - Barabar - Ceren Baykal - Engin Özdemir Benim de seyahatlerimi ve gezi tüyolarımı paylaştığım bir Youtube kanalım var. Henüz abone olmadıysanız, Çok Okuyan Çok Gezen youtube kanalıma abone olarak destek olabilirsiniz. Yukarıdaki listeye ek olarak, pek çok müze Google Arts and Culture uygulaması altında sanal olarak gezilebilir hale geldi. Mutlaka bir göz atın. Udemy gibi eğitim platformlarında ilgi alanınıza yönelik eğitimler bulabilirsiniz. Bütün dünya olarak olağanüstü bir durum yaşıyoruz, evde geçirdiğimiz bu dönemi en verimli şekilde ve dolu dolu geçirmek için bu önerileri sizler için derledim, eklemeleriniz varsa bu yazıya yorum olarak yazmayı unutmayın. Sevil'den yine muhteşem hareketler.... Emeğine sağlık.. Özellikle Nilay Örnek pek çok kişi tarafından önerildi, ben de fırsat buldukça dinliyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/evde-su-tasarrufu", "text": "Yaşlı dünyamız insanoğlunun insafsızca kaynaklarını tüketmesine dayanmakta zorlanıyor artık. Küresel ısınma, iklim değişiklikleri derken ciddi bir su krizi ile karşı karşıyayız. Bireysel olarak evde su tasarrufu yaparak alacağımız önlemlerde tatlı su kaynaklarının tükenme hızını yavaşlatma şansımız var. Evde su tüketimini azaltmak için yapacağım önerileri, sadece bugünkü susuzluk için kısa vadeli öneriler değil, hayatınız boyunca uygulayacağınız öneriler olarak değerlendirmenizi çok isterim. Doğal kaynaklarımızı verimli kullanmak, doğadan faydalanırken ona en az zarar düzeyde zarar vermek benim her zaman, her gün, her durumda gündemimde oluyor. Bu konudaki duyarlılığımı da sizlerle de paylaşmak, bu yazıda su tasarrufu özelinde kendi uyguladığım yöntemleri paylaşmak istedim. - %97'si deniz suyu, - % 2,1'i buzlar, - %0,6'sı yer altı suyu, - % 0,1'i göllerden, akarsulardan ve atmosferdeki su buharından oluşuyor. Yani dünyamızdaki suyun sadece %3'ü tatlı ve temiz su kaynağı olarak kullanabileceğimiz durumda. Bilim adamları diyor ki, 2030 yılında dünya nüfusunun %40'ının su sıkıntısı çekecek. Bu çok ciddi ve korkutucu bir oran. Bireysel olarak alacağımız önlemler su sıkıntısını önlemek için çok kritik. Bir kişinin temel ihtiyaçları karşılamak için günde en az 75 litre suya ihtiyacı var. Ancak kişi başı bu rakam 350 litreye kadar çıkabiliyormuş. Musluğumuzdan bir dakikada akan su miktarı ortalama 10 litre imiş. Suyu ne kadar açık bırakırsanız o kadar suyu boşa harcadığınızı unutmayın. Kullandığınız su miktarını azaltmak veya artırmak ise sizin elinizde. Su tüketiminizi kontrol altına almak aynı zamanda su faturanızı da olumlu etkileyecek yani hane ekonominize de katkı sağlayacak. National Geographic tarafından hazırlanmış olan 25 Litre belgeselini hala izlemediyseniz mutlaka izleyin. 25 Litre belgeseli; yaşanabilecek olası bir su kıtlığını gözler önüne sererken, bugün alabileceğimiz önlemlerle bu durumu nasıl değiştirebileceğimizi anlatıyor. Günlük su harcamamızın %35'i banyo, %30'u tuvalet, %20'si çamaşır ve bulaşık yıkama, %10'u yemek pişirme ve içme suyu ve %5'i temizlik için kullanılıyor. Bu nedenle önerilerim de bu ağırlık ile paralel olacak. 2020-2021 döneminde ülkemizdeki temiz su kaynakları son yılların en düşük seviyelerine inince, susuzluk yeniden hepimizin gündemine oturdu. Günlük su tüketimimizi azaltmanın, evde su tasarrufu sağlamanın pek çok yolu var. Ben de kendi uygulamadığım, daha çok pratik önerilerden oluşan önerilerimi aşağıda sıraladım. Çevre Koruma Ajansı EPA verilerine göre bir kişi duşta ortalama 150 litre su harcıyormuş. Her gün duş alma alışkanlığınız varsa, veya sabah/akşam duş alma alışkanlığınız varsa bunun sıklığını azaltmakla başlayabilirsiniz. Eğer çok terleyen biri değilseniz, gün aşırı duş almak işinizi görecektir. Böylece duş başına 150 litre su tasarrufu sağlamış olacaksınız. Özellikle zamanımızın çoğunu evde geçirdiğimiz pandemi döneminde bu öneriyi uygulamak çok zor olmayacaktır. Hala küvet doldurup içinde banyo yapan var mı bilmiyorum ama yapmayın. Tüm o küveti dolduran suyu harcamış olacaksınız. Banyo yapmak yani kese yapmak ve birden fazla kez şampuanlanmak yerine duş almak da su tüketimini ciddi oranda azaltır. Kese yaparken veya sabunlanırken çeşmeyi açık bırakmak yerine kapatmak da su tasarrufu sağlayacaktır. Duşa girdiğinizde eğer suyun ısınması için çeşmeyi açıp bekleyenlerdenseniz, çeşmenin altına bir kova koyarak akan temiz suyun boşa gitmesini önleyin. Bu su temiz olduğundan evdeki her türlü ihtiyacınız için kullanabilirsiniz. Bu öneri evinizdeki tüm su akan alanlar için geçerli bir öneri. Duş başlığı, banyo ve mutfak çeşmelerinin başlıkları tasarruflu başlıklar olursa kullandığınız su miktarında ciddi oranda (%25 civarı) azaldığı söyleniyor. Sensörlü başlıklar kullanmak da bir diğer seçenek olabilir, elinizi suyun altına soktuğunuzda çeşme akacak şekilde bir mekanizma da oluşturabilirsiniz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de hanelere tasarruflu musluk aparatı dağıtmaya başlayacağını duyurmuştu Aralık 2020'de. Su tüketimi yüksek olan hanelerden başlanacak. Siz belediyeyi beklemeden kendiniz değişikliğinizi yapabilirsiniz, biz yıllardır tasarruflu başlıklar kullanıyoruz. Atalarımız boşuna dememiş, damlaya damlaya göl olur diye. Akıtan, damlayan çeşmeleriniz, vanalarınız varsa mutlaka en kısa zamanda tamir ettirin. O damlayan sular bir gölün kurumasına sebep olabilir. Ayrıca boşa akan bu sular bütçenizde de bir delik açabilir. Bu öneriyi yazarken inanın utanıyorum. Dünyada iklim krizinden, su krizinden, içme ve evlerde kullanılan suyun her geçen gün azaldığı konuşulurken hunharca şarıl şarıl su harcanmasını aklım almıyor. Dişinizi fırçalarken veya elinizi yıkarken suyun boşuna akmadığından emin olun. Özellikle pandemi döneminde ellerimizi normal zamana göre çok daha fazla yıkadığımızın farkındayım ancak bunu yaparken çeşmenin açık kalmasına gerek yok. Bulaşık makinasını her çalıştırdığınızda ortalama 20 litre su harcamış oluyorsunuz. Bu nedenle bulaşık makinanız tam dolmadan çalıştırmayın. - Bulaşık makinası ne çok su harcıyormuş diye düşünmeyin, zira elde bulaşık yıkadığınızda harcanan su miktarı çok daha fazla oluyor, bulaşıklarınızı elde değil makinada yıkamak sanıldığının aksine size hem su hem de deterjan tasarrufu sağlar. - Bulaşık çıkarma konusuna gelirsek, zamanımızın çoğunu evde geçirdiğimiz bu günlerde bulaşık sayımızı artırmamaya çalışalım. Aynı su bardağını veya kahve bardağını tüm gün kullanabilirsiniz mesela, her defasında yeni bardak kullanmak bulaşık sayısını günde içtiğiniz su ve kahve miktarı kadar artırır. Tek bir kahve ve tek bir su bardağı ile günü geçirebilirsiniz. - Yemeklerden sonra bulaşıklarınızı çeşme altında durulamak çok ciddi bir su israfı. Bulaşıklarınızı olabildiğince kullandığınız çatal, bıçak, kaşık ile temizleyin. Eğer sofrada kağıt peçete kullandıysanız kullanılmış peçeteler ile sıyırın. Bunlar dışında bulaşıklı hali ile makinanıza yerleştirebilirsiniz, bulaşık makinaları ve deterjanlar artık çok ilerledi, siz bulaşık da bıraksanız tertemiz çıkarıyor kapkacağınızı. - Bir diğer konu ise makinanızın kısa programlarını kullanmak. Ben neredeyse bütün bulaşıklarımı kısa programda yıkıyorum ve bugüne kadar pislikten ölmedik. 3 saat bir makina neyi yıkar onu da aklım almıyor zaten. O yüzden bulaşık makinanızda eğer kısa program varsa mutlaka onu kullanın, yoksa bir sonraki bulaşık makinanızı alırken kısa programı olduğundan emin olun. Çok sevdiğim bir arkadaşım bulaşık makinası yıkama yaparken içine bir litrelik şişe koymuş, bulaşık sonunda dolan şişedeki suyu temizlik amaçlı kullanabilmek için. Bunun gibi yaratıcı çözümleri sizler de bulabilirsiniz. Çamaşır makinanız her çalıştırmada yaklaşık 40 litre su harcıyor. Bu suyun her damlasının değerli olduğunu unutmayın. - Az giyilen kıyafetlerinizi kısa programda yıkayın veya sadece durulayın. Çoğumuz bir kez giyip çıkardığımız kıyafetleri yıkıyoruz maalesef. Bir kez giydiğimiz bir tişört ne kadar kirlenmiş olabilir ki. - Çamaşırlarınızı ne kadar soğuk su ile yıkarsanız o kadar az enerji ve dolayısıyla su harcamış olursunuz. Bu nedenle yüksek ısılar değil düşük ısılarda çamaşırlarınızı yıkayın. - Bulaşık makinasında olduğu gibi çamaşır makinasını da tam dolmadan, boş halde çalıştırmayın. 3 parça da olsa 20 parça da olsa makinanız o 40 litreyi harcıyor. Tek seferde ne kadar çok parça yıkarsanız o kadar karlısınız. - Kısa program, kısa program, kısa program... Şehir hayatında kıyafetlerimiz ne kadar kirleniyor olabilir ki? Giysilerimizin neredeyse tamamını kısa programlarda yıkıyorum 2-2.5 saat yerine 25-35 dakika arasında yıkanmış oluyor. Neredeyse 5 kat daha az su kullanmış oluyorum böylece. Evdeki tüm beyaz eşyalarınızın enerji tasarruflu ve az su tüketen modeller olmasına özen gösterin. Mutfak gün içinde farkında olarak veya olmayarak en çok su kullandığımız alanlardan biri. Mutfakta alacağımız küçük önlemlerin önemli farklar yaratabileceğini size göstermek için basit bir test yapmanızı istiyorum. Meyve veya sebze yıkarken lavabonuzun içine bir leğen veya kova koyun ve bu işlem sırasında ne kadar su harcadığınıza bir bakın. Harcadığınız bu su direkt pis su giderine karşılıyor ve bir daha kullanılamıyor. Özellikle içinde deterjan, sabun, yağlı atık gibi şeyler barındırmayan meyve sebze gibi yıkama sularını evinizdeki pek çok alanda tekrar kullanabilirsiniz. Temizlik suyu, çiçekleri sulama suyu, balkon yıkama suyu, tuvalet temizleme suyu gibi... Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Yumurtalarınızı suda değil, yumurta makinasında haşlayın. Çok küçük bir miktar gibi görünse de bizim gibi her gün yumurta haşlanan bir evde yaşıyorsanız her gün bir kap suyu kurtarmış olacaksınız. Eğer makinanız yoksa aynı yumurta suyunu birkaç gün kullanabilir, haşlanmış yumurtaları içinden aldıktan sonra sıcak su ihtiyacı duyduğunuz yerlerde kullanabilirsiniz. Sebzeleri tencerede büyük miktarda su ile haşlamak yerine buharda pişirme yöntemlerini tercih edebilirsiniz. Haşlama suyunu koyarken her damlanın ne kadar kıymetli olduğunu unutmayın, en az ihtiyaç duyacağınız miktarda su ekleyin. Lavabo, banyo ve duşta kullandığımız suyun atık haline gri su diyoruz. Bu gri suyu kullanmanın farklı yolları var. Banyo ve mutfakta kullandığımız içinde deterjan, sabun artığı olan gri suyu tuvaletlerimizde, balkon ve araba yıkamada kullanabiliriz. Sifonu her çektiğinizde yaklaşık 6 litre su harcıyorsunuz. Bulaşık makinasının 20 litre harcadığını düşünürseniz ikisini kıyasladığınızda sifon çok fazla su harcıyor. - Sifon suyunu azaltmanın ilk yolu tasarruflu, iki kademeli sifonlardan kullanmak. Ancak hali hazırda zaten bir sifon sisteminiz varsa ve değiştirmek istemiyorsanız sifon suyunun olduğu haznenin için pet şişe doldurup koyabilirsiniz. Böylece sifon her defasında tam olmayacak, pet şişenin kapladığı alan kadar az su harcayacak. - Bir diğer yol ise az önce belirttiğim gri su veya yıkama sularını tuvaleti temizlemek için kullanmanız. Eğer banyonuzun yapısı müsait ise çamaşır veya bulaşık makinanızın su giderini burada harcayacak bir mekanizma kurabilirsiniz. Yoksa depoladığınız kullanılmış suyu tuvaletin temizliği için kullanabilirsiniz. - Sifonunuzun su kaçırıp kaçırmadığını mutlaka kontrol edin. Evde en fazla su kaçağı ve arıza olan yerlerden biridir sifon ve her arızası boşa su harcanması demektir. - Tuvalet kağıdı gibi malzemeleri klozete değil çöp kutusuna atın. Bu tarz malzemelerden kurtulmak için fazladan su kullanmak zorunda kalabilirsiniz. Üretilen her ürün, her enerji üretim sırasında su kullanıyor. Elektrikten kazağa kadar aklınıza gelen gelmeyen herşeyin üretim aşamasında suya ihtiyacı var. Bu nedenle tüm bunları ne kadar tasarruflu ve dikkatli kullanırsak su tüketiminin azaltılmasına katkıda bulunmuş oluyoruz. Elektrik kullanımınızı azaltmanız, gereksiz yanan lambaları söndürmeniz, paketli her türlü ürün kullanımını azaltmanız su tasarrufu için bir adım. Bir tek ben yapsam ne olur ki demeyin, herkes kendi evinde belli adımlar atsa toplamda çok ciddi bir fark yaratabiliriz. Karbon ayak izimizi azaltmak, araç kullanmak yerine yürümek veya bisiklete binmek gibi alternatif yöntemler de su tüketimini dolaylı olarak azaltan yöntemler. Yine de araç kullanıyorsanız arabanızı bol suyla yıkamak yerine silmek çok ciddi su tasarrufu sağlar. Biz hatta yağmur sonrası hazır araç nemli iken siliyoruz, çok daha kolay temizleniyor. Karbon ayak izinizi azaltacak olan Elektrikli scooter nedir, nasıl kullanılır? yazıma da bir göz atın. Evde kolayca yapabileceğiniz bir diğer şey ise çöplerinizi ayrıştırmak. Evdeki çöplerinizi; kağıt, cam, plastik ve organik çöpler olarak ayrıştırıp kağıt, cam ve plastik çöplerinizi yakınlarınızda varsa kumbaralara yoksa muhtarlıklara bırakabilirsiniz. Çok fazla su kullandığını farkettiğiniz dostlarınız, iş arkadaşlarınız, komşularınız varsa kibarca onları da bilgilendirin. Yakın zamanda otoparkı ve evinin önündeki caddeyi foşur foşur yıkayan bir komşu ile karşılaşınca tüylerim diken diken olmuştu. Su tasarrufu konusunda farkındalık yaratmaya Bu yazıyı paylaşarak başlayabilirsiniz. Çok güzel düşünülmüş, çok güzel bir yazı. Kuraklık ve sıkıntısı yaşamaya başladığımız bu günlerde herkesin okuması, okuduktan sonra uygulamaya geçmesi gereken bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Çok bilgilendirici ve faydalı bir yazı olmuş sevil hanım. bir de bu arıtma cihazlarının bazı markaları su arıtırken çok fazla suyun ziyan olmasına sebep oluyor. bir ucu gidere takılı ve ben 5lt su alıyorum arıtma cihazından ve 15 lt suyu gider borusundan gidiyor ve çoğu evdede bu cihazlardan var. Çok üzücü bir durum bir an önce çözüm gerekiyor arıtma cihazları için. Bu su meselesini her zaman hatırlatmanız çok iyi olur gelecek nesiller için.. O yüzden arıtma cihazını yazmadım, bazı modeller birebir harcıyormuş ama o bile fazla, normalde tükettiğinizin iki katını tüketiyorsunuz. Ben su konusunda biraz müsriftim, bu yazı benim için çok faydalı oldu. Artık daha dikkatli kullanmaya çalışacağım. Su ısınsın diye boşa akıtmaya son! Bu yazıya ekleyeyim diyordum hatırlatman iyi oldu. Soğuk su hem kan dolaşımı için hem de saçlar için çok faydalı, su ısınana kadar tüm vücuduna tutmasan da bacaklarına tutabilirsin akan suyu. Çok güzel bir yazı. Bu tarz yazılar farkındalığı arttıracak. Muslukta akan suyu, gereksiz yanan lambaları, çöpe giden gıdaları, insanların rahatlığı ve lüks hayatları için harcanan doğal kaynakları gördükçe neler yapılabilir diye hep düşünüyorum. Kelebek etkisine inanıyorum. Dünyanın bir ucunda benim evimin içinde başlayan bu hassasiyet gün gelecek bütün dünyayı etkileyen bir kasırgaya dönüşecek. Hepimiz karbon ayak izimizi küçültürsek büyük şirketlerin yaptığı kirlilikten çok daha fazlasını önlemiş oluruz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/evden-calismanin-incelikleri", "text": "Evden çalışmak! Yakın zamana kadar herkesin biraz mesafeli yaklaştığı bu kavram korona virüsü sayesinde birden bire hayatımıza giriverdi. Pek çok kişinin hazırlıksız yakalandığı evden çalışma durumunu ben bir süredir tecrübe ediyordum. Deneyimlerimi, evden çalışmanın incelikleri ve ipuçları olarak sizlerle paylaşmak istedim. Kurumsal hayatı bırakmamın 2. yılını doldurmam şerefine bu yazıyı kaleme alıyorum, umarım işinize yarar! Bilmeyenler için 2 yıldır evden çalışıyorum. Kurumsal hayatı bırakma hikayemi şurada yazmıştım. Evden çalışmak, İngilizce tabiri ile home office çalışmak dışarıdan kulağa çok güzel gelip herkesin \"hayat sana güzel\" dediği bir çalışma şekli iken, son 1 aydır evden çalışmaya başlayan arkadaşlarımın sürekli yakınmalarını dinlemeye başladım. Davulun sesi uzaktan hoş gelir her zaman tabii. 9-6 çalıştığınız, düzeni belirli, saatleri ve mekanı sınırlandırılmış işinizden evden çalışmaya geçince, mekan, zaman algınız birden değişir ve buna uyum sağlamanın dünyada kabul görmüş genel geçer bir takım incelikleri vardır. Öncelikle şuradan başlayalım; evden çalışmaya başlayan herkes ilk başta bir düzen oturtana kadar bocalıyor. Bunu kabul edip, kendinize zaman vermenizde fayda var. Ben 19 yıl kurumsal hayatta çalıştıktan sonra bu düzene geçebildiysem, siz de kolayca geçebilirsiniz. Seyahatte olmadığım zamanlarda İstanbul'daki evimde blog yazıları, dergi yazıları gibi içeriklerimi üreterek ve danışmanlık yaparak hayatımı kazanıyorum. Evden çalışma rutinim ve tecrübe ettiğim olumlu-olumsuz ne varsa aşağıda sıraladım. Evden çalışmanın en önemli maddesi bence bu. Nasıl ki ofise giderken her sabah kalkıp işinize gidiyorsanız, evden çalışırken de belli bir rutin oluşturmanız gerek. Benim kendi düzenimde sabah 09:00 işe başlama saati. Kalkma saatim kaç olursa olsun, 09:00'da masa başına geçmiş olmayı hedefliyorum. Tıpkı ofiste çalışırken olduğu gibi çay-kahve molaları, öğle yemeği molası veriyorum mutlaka. İlk evden çalışmaya başladığımda sabah bilgisayar başına oturuyor ve su içmeyi, yemek yemeyi unutuyor, her tarafım tutulmuş olarak akşam saatlerinde masadan kalkıyordum. Bunun önüne geçmek için çok basit bir yöntem buldum. Bilgisayarımın bir ayarı var, her saat başında bana sesli olarak saati hatırlatıyor. Böylece zaman kavramımı kaybetmeden gerektiğinde mola vermem gerektiğini hatırlamış oluyorum. Ayrıca evden çalışmak demek, gece-gündüz birbirine karışarak çalışmak olmamalı. Hem birlikte iş yaptığınız insanlarla çalışma saatlerinizi tutturmak hem de çalışma verimliliğinizi üst düzeyde tutabilmek için işinize mutlaka bir bitiş saati koyun. Benim bitiş saatim 17:00. Tabii ki bunu aştığım zamanlar oluyor ama genel olarak planımı 17:00'ye göre yapıyorum. Böylece günlük çalışma sürem, o süre içinde yapabileceklerime dair net bir düzen oluşturabiliyorum. Uzmanlar \"pijamanız ile çalışmaya başlamayın, üstünüzü değiştirip kendinize çeki düzen verip öyle çalışmaya başlayın\" diyor ama ben bu konuda özel bir şey yapmıyorum. Evde çalışmak deyince herkesin gözünün önüne laptopını kucağına almış, televizyon karşısında oturan biri canlanıyor. Gerçekler öyle değil, öyle olursa evden çalışamazsınız zaten. Evde kendinize bir çalışma alanı yaratıp her sabah ofisteki masanıza gider gibi o alana gidip çalışmaya başlarsanız çalışma rutininizi oturtmanız kolaylaşır. Benim evdeki en sevdiğim yerler; kış aylarında salondaki yemek masası, yaz aylarında ise balkonumuz. Evde bir çalışma odası olmasına rağmen oranın ışığı ve sıkışık olması beni pek sarmadığı için salondaki yemek masasında çalışmayı tercih ediyorum. Kendinizi iyi hissedeceğiniz, oturma pozisyonunuzun rahat olduğu, derli toplu, düzenli bir çalışma masanız mutlaka olsun. Dizinizin üstünde kanepede çalışma moduna geçmek çok zor. Bir sistematiğe oturunca her yerde çalışabilir hale geliyor insan ancak özellikle başlangıçta bir rutin oluşturmak önemli. Bütün bunları anlatıyorum ama seyahat halindeyken bir hostelin ortak alanında, otelde yatakta, dere kenarında, kampta kamp sandalyesinde dahi kolayca çalışıyorum ben artık. Ama bu herkes için böyle olacak diye bir koşul yok. Siz evden çalışmaya yeni başladıysanız en iyisi rutin oluşturmak. Ofiste çalışırken farkında olarak veya olmayarak verdiğiniz molaları düşünün. \"Sevil, bir kahve molası verelim mi?\", \"Ay çok darlandım, 10 dakika aşağıya iniyorum\" diyen iş arkadaşlarınızı hatırladınız mı? Çalışırken molalar vermek verimliliğinizi artırır. Evden çalışırken de kendinize \"mantıklı\" molalar vermeniz, günün geri kalanında daha verimli çalışmanızı sağlayacaktır. Benim günlük rutinim sabah kahvesi ile güne başlayıp 09:00'da masa başına geçmek, 10:30-11:00 arası bir kahvaltı molası vermek öğleden sonra 14:00 15:00 civarında tekrar bir kahve molası vermek ve 17:00'de çalışmayı bırakıp 18:00 civarında akşam yemeği şeklinde. Geç kahvaltı ve erken akşam yemeği ile günde 2 öğün yemek düzenine geçtim evden çalışma sayesinde. Bu düzen ile, eğer çalışmaya devam etmem gerekirse, akşam oldukça uzun zamanım oluyor. Evden çalışmanın en kötü yanı hareketliliğin en aza inmesi. Yatak odasından çalışma odasına, oradan banyoya evde gün içinde 200 adımı geçmeyen hareketlilik bir süre sonra öğün sayınızı azaltsanız da tonbik yanaklar olarak size geri dönüyor. Günlük rutininize sabah, akşam veya öğlen saatlerinde sporu eklemeye çalışın. Tercihen açık havada bir saat kadar yürümek en güzeli, ancak yapamıyorsanız evde yapabileceğiniz pek çok seçenek var. Ben youtube'daki spor kanallarından faydalanıyorum. \"Walk at home by Leslie Sansone\" en popüler olanlarından biri. Kardiyo, yoga, zumba gibi ilginizi çeken, sizi mutlu edecek bir seçenek bulabilirseniz her gün yapmak için daha istekli olursunuz. \"Nasıl olsa evdeyim, çamaşırları makinaya atayım, yıkansın\", \"Yatak odasını toplayıp öyle çalışmaya başlarım\", \"birkaç ütü vardı, onları halledeyim de ondan sonra çalışırım\".... Bunlar ve benzerleri evden çalışmanın baş düşmanları. Evdeki \"ufak tefek işler\" sandığımız işler, genellikle \"ev hanımlığı\" iş tanımında yer alan ve neredeyse bütün gününüzü kaplayabilecek işler. O yüzden belirlediğiniz çalışma saatleri içinde bu işlere hiç bulaşmamanızı öneririm. Bir yerden başlarsanız, sonunun gelmesi zorlaşıyor. Mutlaka yapmanız gereken bir ev işi varsa belirlediğiniz mola saatlerinde veya mesai saatiniz bittikten sonra o işlere zaman ayırın. Evde aklınızı ne çelebilir? Tabii ki en başta televizyon, veya Netflix... Evden çalışmanın bir başka düşmanı da kendinizi televizyon başında buluvermeniz. \"Sabah haberlerini izleyip kapatacağım\" diye kendinizi kandırmayın, o alet bir kez açılınca kolay kolay kapanmıyor. Ben müzik ile çalışamayan insanlardanım, müzik başlayınca eşlik etmeye başlıyorum. Oldum olası hiç müzik ile çalışamadım. Ancak evde çalışırken şöyle durumlar olabiliyor; alt katta durmak bilmeyen çocuklar, yan dairede kulakları iyi işitmediği için televizyonu son ses izleyen yaşlı amca, üst katta bütün gün yüksek sesle dua eden yaşlı teyze... Benim buradaki çözümüm komşuların sesini bastırmak için televizyonu açmak, ve onu duymamayı öğrenmek. Yanda birşey mırıldanıyor ama benim dikkatimi dağıtmıyor. Özellikle ilginizi çekmeyen programlar açarsanız daha etkili. Benim çalışırken konsantrasyon sorunum hiç bir zaman olmadı, her türlü gürültüde, ortamda çalışabiliyorum. Ama bu çok kişisel bir durum, herkeste durum aynı olacak diye birşey yok. O yüzden kendi çözümünüzü üretmeniz gerek. Evde çalışırken zaman ve mekan duygusunu kaybedebileceğimizden bahsetmiştim. Bu durumu çalışma saatlerimizi belirleyerek düzeltmeye çalışabiliriz. İkinci yöntem ise; tıpkı ofiste olduğu gibi iş listeleri oluşturmak. Benimle çalışanlar bilir, hep excelde hazırlanmış iş listelerim olurdu, şimdi de var. Konusu, hedef tarihi, durumu takip edebileceğim, filtreleyebileceğim bir excel daha doğrusu google drive'da e-tablo kullanıyorum. Böylece hem telefonumdan hem bilgisayarımdan, istediğim yerden kolayca ulaşabiliyorum. Bu planlamalar beraber çalışmanız gereken kişilerle birlikte yapmanız gereken toplantıları da mutlaka içermeli. Toplantılarınızı online olarak yapsanız da o da iş planınızın bir parçası. Kurumsal hayatın içinde en çok duyduğumuz laf değil miydi \"hedef\". Evet, kurumsal veya değil, işlerinizin bir düzen içinde ilerlemesini istiyorsanız kendinize kısa ve uzun vadeli hedefler koymalı ve bu hedeflere uymak için kendinizi zorlamalısınız, aksi halde olduğunuz yerde saydığınızı göreceksiniz. Hedef koymanın en önemli sebebi motivasyon sağlaması. Evde tek başınıza çalışırken motivasyonunuzu sürekli yüksek tutmak zor oluyor. Burada hedefler devreye giriyor, ulaştığınız bir hedef, yakaladığınız bir rakam sizi ertesi gün yataktan kalmak için motive ediyor. Alışmadığınız bir düzene ayak uydurmanız zaman alabilir, ancak bu çalışma düzeninin pek çok avantajı olduğunu da söylemek lazım. Her gün trafikte geçen zamanının tamamen size kalması, ofiste sürekli sizi bölen, konsantrasyonunuza engel olan iş arkadaşlarınızın evde olmaması, rahat kıyafetlerle çalışabilmek, topuklu ayakkabılarla bütün gün ayaklarınıza işkence etmemek... liste daha da uzatılabilir. Kurumsal hayatı bırakıp evden çalışmaya geçişimin 2. yılı şerefine bu yazıyı kaleme aldım. Kurumsal hayatı bırakma hikayemi burada, işi bıraktıktan sonraki bir yılımı Hayallerin Peşinde 1 Yıl yazımda anlatmıştım. Blog yazarak para kazanmak mümkün mü? yazım da ilginizi çekecektir. Bu yazılar da size pek çok konuda fikir verecektir. Sizin evde çalışırken uyguladığınız formülleriniz varsa bu yazıya yorum olarak eklemeyi unutmayın. Pomodoro sistemi üzerinde çalışıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim. Böylece zaman kavramımı kaybetmeden gerektiğinde mola vermem gerektiğini hatırlamış oluyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/evlilik-nedeniyle-pasaport-yenileme-islemleri", "text": "22 Nisan 2017'de sevgilim Özgür Uzun ile hayatlarımızı birleştirdik. Tabii evlenince seyahatle ilgili ilk çözmemiz gereken konu evlilik nedeniyle pasaport yenileme işlemleri oldu. Evlenince pasaportumu hemen değiştirmem gerekiyor mu? Pasaportumuz yenilemesem olmuyor mu? gibi soruların cevaplarını bu yazıda bulabileceksiniz. Öncelikle güzel haberi vereyim. Evlenir evlenmez hemen pasaportunuzu yenilemeniz gerekmiyor! Pasaportunuzu yenilemeden önce gönül rahatlığıyla balayınıza gidebilirsiniz. Balayına giderken eski pasaportunuzla gidebiliyorsunuz bir sorun olmuyor. Her ihtimale karşı siz yine de evlilik cüzdanınızı yanınızda bulundurursanız dönüşte Türkiye girişinde pasaport kontrolde soran olursa durumu açıklarsınız, bana soran olmadı. Vatandaşlık Kanunu'na göre pasaport da kimlik sayıldığından evlilik nedeniyle eğer soyadınız değiştiyse pasaportunuzu da değiştirmeniz gerekiyor. Yani pasaportta yer alan bilgilerden biri değiştiyse pasaportun da değiştirilmesi gerekli imiş. Eğer değiştireceğiniz pasaportun hala geçerlilik süresi varsa, pasaport yenilemelerinde sadece pasaport cüzdan bedelinin yatırılması yeterlidir. Pasaport harcını yeniden yatırmanıza gerek olmayacak. - Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü sitesinden randevu alıyorsunuz. - Randevu aldığınız gün ve saatte şahsen gidip başvurunuzu yapıyorsunuz. - Yeni pasaportunuz size posta ile gönderiliyor. GÜNCELLEME: 2 Nisan 2018 tarihinden itibaren pasaport başvuru işlemleri nüfus müdürlükleri tarafından yapılmaktadır. Pasaport uygulaması hakkında detaylı bilgi için tıklayın. Evlilik nedeniyle veya başka bir gerekçe ile, pasaport yenilerken aşağıdaki belgelerin yanınızda olması gerekiyor. - Nüfus cüzdanınızın aslı - 2 adet biyometrik fotoğraf - Pasaport cüzdan bedelinin anlaşmalı bankalar veya Maliye veznelerine yatırıldığına dair dekont - Eğer hazır yenilemişken süresini de uzatayım derseniz pasaport harcının da anlaşmalı bankalar veya Maliye veznelerine yatırıldığına dair dekont - Varsa daha önce alınmış olan pasaportların aslı pasaport mücaatınızı yukarıdaki belgeler ile şahsen yapabilirsiniz. İlk kez pasaport alacaksanız Pasaport Başvurusu Nasıl Yapılır? yazıma da göz atabilirsiniz. Evlenmeden önce kızlık soyadınız ile bir uçak bileti aldınız diyelim, bu sırada evlendiniz ve tabii soyadınız değişti. Uçak biletiniz eski soyadınızla kaldı. Bu durumda ne yapılması gerektiğine dair sorular geliyor bana. Havayolu firmalarından net bilgi alınamadığını da belirtmem lazım. Sorunun cevabına gelince; uçağa bineceğiniz zaman yanınızda eski pasaportunuz, evlilik cüzdanınız ve yeni pasaportunuz olsun. Durumu anlattığınızda sorun olmaması gerekir. Yeniden form doldursanız iyi olur. Kritik bilgilerden biri hatalı diyorsunuz. Form doldurunca referans numarası değişiyorsa ödeme yapmanız gerekebilir emin değilim. En iyisi konsolosluğa veya varsa aracı firmaya sormanız. Benim bu konuda yorum yapmam mümkün değil, gerçekten yetkili bir merciye danışın. Merhaba, ben boşandım. Kızlık soyadıma döndüm. Kimlik ve pasaportumu yeniledim. Eski pasaportumda süresi olam shengen ve abd vizelerim var onları delmediler. Ama vizelerimde eski eşime ait soyadım mevcut. İki pasaportla seyahet edeceğim yazıları tek tek okudum. Benim sorum su boşandığınıza dair soyadı değişikliği sebebini gösteren evrakıda yanınızda taşıyın demişsiniz. Bu mahkeme kararını tercümelimi yaptırmam lazım. Tr de çıkarken sorun olmaz ama gittiğim ülke baktıgı boşanma kararından tercümeli olmadığı için birşey anlamayacak. Bu konuyada değinirmisiniz. Yeminli tercüme yaptırsam yeni kimlik yeni pasaport eski pasaport ile olan shengen ve diğer vizelerimi kesin kullanabiliormuyım. Sizin durumunuzda ne yapılması gerektiğini bilmiyorum malesef. Boşanma evrakının tercümesi iyi bir çözüm olabilir. Son durumu bize de bildirirseniz, sizin durumunuzda olan başkaları da faydalanabilir. Eşimin pasaportunda kızlık soyadı yazmaktadır ve bu pasaport üzerine United States vizesi aldık. Vize almada herhangi bir sorun yaşamadık. Pasaport değiştirecek zamanımız olmadı. Ama uçak biletlerini Şuanki soyadına göre kestirdim. ABD 'ye girişte bu bir sorun teşkil eder mi? Konuyla ilgili yorumlarınız nedir. Yanınızda evlilik cüzdanınız mutlaka olsun. Pasaporttaki isim ile biletteki ismin farklı olmasını açıklamanız gerekecektir. Uçak biletiniz ile pasaporttaki isminiz birbirini tutuyorsa sorun olmaması lazım. Sorunuzun cevabı yazıda var, tekrar okuyabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/eyup-sultan-ve-cevresinde-gezilecek-yerler-eyup", "text": "Eminönü'nden Fener-Balat yönüne ilerleyip Haliç kıyısında devam ederseniz yol sizi Eyüp Sultan'a götürür. İstanbul'un en kutsal yerlerinden biri olan Eyüp Sultan ve çevresinde gezilecek yerler; başta Eyüp Sultan Türbesi, Eyüp Sultan Camii ve Piyerloti Tepesi olmak üzere oldukça uzun bir listede oluşuyor. Günübirlik bir İstanbul gezisi yapmak, biraz İstanbul'da nostalji, biraz içinize dönmek, belki gerçekleşmesini istediğiniz hayalleriniz için dua etmek ve Haliç manzarasında bir kahve içmek için bu bölge alternatif bir İstanbul gezi rotası. Eyüp Sultan'a gitmeden önce ilk öğrenmeniz gereken şey kesinlikle Eyüp Sultan'ın kim olduğu. Bunu öğrenmeden gidince orada kalabalığı, dua edenleri, duaları gerçekleşenleri görünce anlamak mümkün değil. Sizi biraz gerilere 668-669 yılına götüreceğim. Hz. Muhammed'in bayraktarı olan ve birçok savaşta ona eşlik etmiş olan Ebu Eyüp El-Ensari, Emevilerin İstanbul kuşatması sırasında hayatını burada kaybeder. Asıl adı Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub El-Ensari. Hz. Muhammed'in Medine'ye hicreti sırasında, devesi Ebu Eyüp El-Ensari'nin evinin önünde çöker. Hz. Muhammed'i evinde 7 ay kadar misafir eden Ensari, İstanbul'un fethine tanık olmak için 90 yaşlarında olmasına rağmen sefere katılır. Amacı İstanbul'un fethini müjdeleyen hadisi şerife tanık olmaktır. Ancak ömrü yetmez. 1453 yılında İstanbul'un fethinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmet'in öğretmeni Akşemseddin, El-Ensari'nin mezarının burada olduğunu söyler. Mezar bulununca başına bir ağaç dikilir, halen türbenin bahçesinde bulunan çınarın hikayesi de böyledir. Fatih de İstanbul'un fethinden sonra yapılacak ilk caminin buraya yapılmasını ve Eyüp Sultan'a adanmasını emreder. Ebu Eyyub El-Ensari'nin İstanbul'un manevi koruyucusu olduğu inanılır. Camii inşa edildikten sonra, pek çok kişi, özellikle saray eşrafı buraya, Eyüp Sultan'ın yakınına gömülmek ister ve türbeler inşa ettirmeye başlar. Padişahların kılıç kuşanma ve tahta çıkma törenleri de Eyüp Sultan Camisinde yapılmaya başlar. Eyüp Sultan Türbesi çevresinde çok sayıda camii, Osmanlı sarayında yaşayan ve çalışanlara ait türbeler ve birbirinden güzel işçiliklere sahip mezarlar, tekkeler, medreseler, külliyeler bulunuyor. Artık Eyüp Sultan'ı tanıdığımız göre, bu bölgede gezilecek yerlere birlikte bakalım. Eyüp Sultan'a geldiğinizde çevresindeki küçük sokaklarda hediyelik eşya, namaz malzemeleri, kafe ve restoranların çevrelediği oldukça geniş ve ortasında bir süs havuzu bulunan Eyüp Sultan Meydanı'na çıkarsınız. Meydanın her köşesinde sizi irili ufaklı, rengarenk kediler karşılar. İstanbul'da kedi nüfusunun fazla olduğunu biliyoruz ama Eyüp en çok çok kedi gördüğüm yerler arasında ilk sıralarda. Eyüp Sultan Meydanı, aslında Eyüp Sultan Camisinin külliyesinin bulunduğu yer. Meydanı açabilmek için külliyenin medrese ve imarethanesi yıkılmış, külliyeden geriye sadece meydanın üst köşesinde yer alan hamamı kalmış maalesef. Meydanı geçince ihtişamlı kapısı ile Eyüp Sultan Camii sizi karşılıyor. Fatih'in İstanbul'u fethinden sonra inşa edilen ilk camii olan Eyüp Sultan Camii, 1458'de tamamlanmış. Zaman içinde depremlerden zarar görüp yenilenmiş. Biz tam ezan saatinde oradaydık. Ezan sesi eşliğinde oraları gezmek epey etkileyici oluyor. Bu çevrede çok sayıda camii var ancak Eyüp Sultan Türbesi'ni içinde barındıran ve Osmanlı döneminde padişahların kılıç kuşandıkları camii olması nedeniyle Eyüp Sultan Camii özel bir yere sahip. Camii yüksek kubbesi ve ihtişamlı avizesi ile oldukça etkileyici. Eskiden padişahların ibadet ettiği yere çıkan merdivenli koridor ve devamındaki yer alan bölüm şimdi kadınlara ayrılmış. Türbenin bulunma hikayesini anlattığım için burada tekrarlamıyorum. Eyüp Sultan Türbesi hem iç hem dış dekorasyonunda kullanılan yoğun çini süslemeleri ile dikkat çekiyor. Türbenden içeriye girmek için bir kapıdan girip, bekleme yapmadan diğer kapıdan çıkılıyor. Dua etmek isteyenler ise türbenin dışında açılmış olan pencerenin önünde dua ediyorlar. Bizim gittiğimiz dönemde pek kalabalık değildi ama normalde hem türbe hem de caminin bahçesi dua edenler, duaları kabul olduğu için adak dağıtanlarla dolup taşar. Osmanlı döneminde padişahlar savaşa çıkmadan önce türbeyi ziyaret edip dua ederlermiş. Sokullu Mehmet Paşa, Sultan Reşat Türbeleri Eyüp Sultan bölgesinin meşhur türbeleri iken, Piyerloti Tepesi'ne çıkan çok büyük bir mezarlık Eyüp Mezarlığı. Fevzi Çakmak, Ahmet Haşim ve Necip Fazıl Kısakürek gibi ünlüler, bu mezarlıkta yatıyor. Ünlü kişilerin mezarları genellikle tabelalar ile gösterilmiş. Ayrıca İstanbul'daki iki cellat mezarlığından birinin burada olduğu biliniyor, buradaki en eski mezarlar cellatlara aitmiş. Karyağdıbaba Tekkesi'nin az ilerisindeki bölümde yer alan cellat mezarlarını mezar taşlarından ayırt edebilirsiniz. Genelde bunlar isimsiz, doğum tarihi olmayan mezarlar. Amaç, isimleri açık edilip beddua almalarına engel olmak ve yakınlarının hayatlarını korumak imiş. Mezarlıkta yürümek zaten yeterince tüyler ürpertici iken, böyle hikayeleri öğrenmek de ilginç oluyor. Cülus Yolu, Eyüp Sahili ile Eyüp Sultan Camii arasında kalan, dört bir yanı türbe, mezarlık ve külliyeler ile çevrilmiş olan taşlık yolun adı. Cülus ise, Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişah tahta çıkarken yapılan törene verilen addır. Bir nevi tören yolu diyebiliriz. Buraya Cülus Yolu denmesinin nedeni de zaten Eyüp'e kayıkla gelen şehzadeler, bu yolu geçerek Eyüp Sultan Camisi'ne ulaşır ve burada kılıç kuşanarak tahta geçerlermiş. Hala güzelliğini koruyan yolun iki yanı yüksek duvarlarla çevrili. Hüsrev Paşa ve Mihrişah Valide Sultan Külliyeleri, Adile Sultan Türbesi bu yolun kenarında bulunuyor. Eyüp Sultan çevresindeki en büyük külliyelerden biri III. Selim'in annesi Mihrişah Valide Sultan için yapılmıştır. Türbe, okul, imarethane ve muhteşem bir işçilik ile yapılmış olan çeşme külliyenin parçalarını oluşturuyor. Cülus Yolu üzerindeki çeşmeyi görmemeniz mümkün değil. Eyüp'teki en dikkat çekici camilerden biri Zal Mahmut Paşa Külliyesi içinde yer alan Zal Mahmut Paşa Camii. Eyüp Sultan'a Eminönü yönünden gelirken ihtişamlı mimarisi ve kocaman bahçesi ile Eyüp Sultan Camii burası mı yoksa dedirten bir yer burası. Mimar Sinan'ın 1570 yılında yaptığı camii bol pencereli duvarları ile dikkat çekiyor. Evliya Çelebi seyahatnamesinde bu camii için, \"İstanbul'daki en güzel camilerden biri\" demiş. Külliye içinde iki medrese türbe ve medrese bulunuyor. Kimdi bu Zal Mahmut Paşa diyecek olursanız, kendisi Kanuni Sultan Süleyman'ın veziri olur. Şehzade Mustafa'yı boğması ile meşhur olmuştur. Eyüp Sultan'dan devam edip yukarıya tepelere gözünüzü dikerseniz göreceğiniz yer Piyerloti Tepesi. Eyüp sahilinden teleferik ile veya Eyüp Mezarlığı'nın içinden yürüyerek tepeye ulaşmak mümkün. Piyerloti Tepesi'ne ulaştığınızda pötikareli masa örtüleri ile bir çay bahçesine ulaşacaksınız. İşte bu tepeden harika bir Haliç manzarası göreceksiniz. Burada çay veya kahve içerek manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Fransız bir asker olan Pierre, Selanik görevi sırasında bir kıza aşık olur. Aşık olduğu kız bir adamın 3. eşidir. Kız ailesi ile birlikte İstanbul'a taşınınca Pierre de arkalarından gelir, aşkına karşılık bulur ve Eyüp'ün tepesinde gizli gizli buluşurlar. Ancak kader ağlarını örer, Pierre görev için ülkesine geri çağrılır. Pierre'in Aziyade romanına adını veren genç kadın ise genç yaşta ölür ve bir daha kavuşamazlar. Bu hikayenin kahramanları konusunda farklı rivayetler de var, ben en aklıma yatanı paylaştım. Pierre'in İstanbul sevgisi devam eder. Anadolu'nun Avrupalılar tarafından işgal edilmesi sırasında Türkleri savunur ve direnişe destek verir. Bu destekleri nedeniyle bir zamanlar yaşadığı evin olduğu Divan Yolu üzerindeki bir caddeye ve Eyüp'teki tepeye adı verildi. Bu destek konusunda da bir takım karşıt fikirler var. Hatta Nazım Hikmet'in Pierre Loti'yi eleştiren bir şiiri de var. Pierre Loti'nin CAN ÇEKİŞEN TÜRKİYE adında bir kitabı var, Türkçe olarak da yayınlanmış, onu okuyup bu gizemi çözmek en doğrusu olabilir. Eyüp Sultan'daki gezinizi tamamlamanız 3-4 saat sürecektir. - Eyüp'e gelmeden Haliç kıyısında yer alan Feshane binasına uğrayabilir, - Haliç'in karşı kıyısına geçip, Türkiye ve dünyadaki pek çok binanın minyatürlerini görebileceğiniz Miniatürk Müzesi'ni gezebilir, - Özellikle erkeklerin bayıldığı, Rahmi Koç Müzesi'ne geçebilirsiniz. Eyüp Sultan ve çevresinde gezilecek yerler haritası Google Haritalar üzerinde düzenlenmiş şekilde aşağıda bulabilirsiniz. Görsele tıklayarak haritanın detaylarına ulaşabilirsiniz. Eyüp ilginizi çektiyse diğer İstanbul gezi yazılarıma da bir göz atın! Eyüp Sultan ve Piyerloti Tepesi'ni gezdiğimiz gezi videosuna aşağıdaki bağlantı üzerinden izleyebilirsiniz. Videoyu beğenirseniz kanalıma abone olmayı unutmayın. Eyüp Sultan, Haliç'in en iç kısımlarında yer alıyor. İstanbul'un Eyüp ilçesinde bulunan bölge, Haliç kıyısı ile Piyerloti Tepesi arasında yer alır. - Eminönü'nden Eyüp Sultan son durağı olan otobüslerden birine binebilirsiniz. - Taksim'den otobüs ile ulaşabilirsiniz. - Haliç hattını kullanarak vapur ile Eyüp iskelesine gelebilirsiniz. Eyüp Sultan'a gidenler çoğunlukla bir dileklerinin gerçekleşmesi için Eyüp Sultan Türbesi'ne dua etmek için giderler. Türbenin içinde bekleme yapmaya izin verilmediği için türbenin dışında dua eden pek çok insanla karşılaşmanız mümkün. Dilekleri gerçekleşen kişiler ise, ihtiyaç sahiplerine zaman yemek vererek, kurban kestirerek veya en basit haliyle camii avlusundaki kişilere şeker dağıtarak dileklerinin gerçekleşmiş olmasının adağını tutarlar. Ramazan aylarında, özellikle iftar saati ve sonrasında burası çok hareketli olur. O dönemde gelip Ramazan coşkusuna da şahit olabilirsiniz. Benim gençliğimde Eyüp'e gidilince Piyerloti Tepesi'ne çıkılır, simit alınır, tepedeki çay bahçesinde bir de çay söylenir, çay-simit manzara eşliğinde yenirdi. Şimdi ise, Piyerloti Çay Bahçesi'nde manzaraya karşı kahve içmek popüler oldu. Bu çay bahçesinde tatlıdan böreğe kadar yiyip içebileceğiniz pek çok seçenek var. Ben yine de çay veya kahve ile manzarayı birleştirmeyi tercih ederim. Piyerloti Tepesi'ne kadar çıkmaya gerek kalmadan Eyüp Sultan Meydanı'na yakın, Caferpaşa Medresesi'ni geçer geçmez Eyüp Belediyesi'nin işletmesi olan Ensar Konağı yeme-içme için bir diğer seçenek. Eski bir konak restore edilmiş, hem iç hem de dış mekanda oturacak oldukça fazla yer var. Ensar Konağı'nı beğenmez veya yer bulamazsanız tam karşısında Emirgan Sütiş'in bir şubesi var. Burası da eski bir konağın restore edilmesi ile kullanılmaya başlayan bir mekan. Tam Eyüp Sultan Camii'nin karşı köşesinde yer alan Tarihi Sultan Sofrası bir diğer seçenek. Daha basit bir yemek isterseniz, Meşhur Erol Usta Güveç Salonu'nda adına güveç dedikleri küçük etli pidelerin tadına bakabilirsiniz. Eyüp Çarşısında aklınıza gelecek her türlü yemek alternatifini kolayca bulabilirsiniz. Aç kalmazsınız, merak etmeyin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fas-a-gitmek-icin", "text": "Tatil fırsatlarını kaçırmadığımı bilirsiniz. 2012 yılında, 23 Nisan'daki 1 günü fırsat bilip, üstüne 2 gün yıllık iznimden ekledim ve 5 günlük bir Fas Gezisi yaptım. Neden Fas? Gidilecek bunca ülke varken neden Fas'ı tercih ettiğimi gerekçeleri ile anlatayım istedim. Fas'a gitmek için 6 sebep yazısı böyle ortaya çıktı! Fas'a seyahate gidiyorum dediğimde \"Fas mı, o da nereden çıktı?\" diyenler oldu. Neden Fas'a gittiğimi hemen anlatayım. Fas'a gittikten sonra bu maddelere çok daha fazlasını ekleyebilirim! Farklılığın tadını bir kez almışken, bize benzemeyen, mümkün olduğunca bizden farklı kültürlere sahip gezi rotaları seçmeye başladım. Fas bu anlamda oldukça doğru bir seçim. Arap, Afrika, Berberi, Fransa kültürlerinden etkilenmiş, müslüman bir ülke. Bu nedenle bazı yönleri ile bize çok yakın iken bazı yönleri ile çok farklı. İşte tam aradığım seyahat etme sebebi. Seyahat sürem 5 gün ile kısıtlı iken, 12 saat uçuş mesafesi olan bir yere gitmeyi düşünmem. Zatan kısıtlı olan zamanımın büyük bölümünü de yolda geçirmem gerekir çünkü. Halbuki İstanbul-Fas uçuşu sadece 4 saat sürüyor. Böylece gezmek için çok daha fazla zaman kalıyor. Okyanus kıyısındaki ülkeler bana her zaman daha çekici gibi geliyor. Portekiz'i de bu yüzden görmeyi çok istemiştim. Daha özgür, daha önü açık gibi... Bu duygu tamamen yanıltıcı olabilse de, okyanuslar, çöller ve dağlar her zaman seyahat rotamı belirlerken önemli unsurlar oluyor. Gezi rotalarımı belirlerken daha önce gitmiş arkadaşlarımın yorumları, deneyimlerini mutlaka sorarım. Fas'a gitmiş birkaç arkadaşımın pozitif yorumları da Fas'a gitme kararımın hızlanmasında etkili oldu, daha önce de zaman zaman nasıl giderim diye düşünmüştüm. İşte en sevdiğim ülke tipi! Türk Vatandaşları'ndan vize istemeyen ülkeler başımın tacı. Uçak biletini alıyorsuz, tek yapman gereken uçmak. Bir sürü masraf yapıp vize işleri ile uğraşman gerekmiyor. - Fas'a 5 günlük bir gezi planlamayı düşünenler için; 5 günlük Fas gezi rotası - Fas'a gitmek için sebep arayanlara: Fas'a gitmek için 6 çok geçerli sebep - Fas'ın en ilginç şehirlerinden biri olan Fes'i merak edenler için; Fes'te gezilecek yerler - Fas'a gitmeyi planlayanlar için Dolu Dolu Fas Turu - Fas'a gitmeden önce bilmeniz gereken için: Fas gezi rehberi Fes yazım hazır bile, fotoğrafları seçip yayınlayacağım bu hafta içinde 🙂 Umarım birgün siz de görme fırsatını yakalarsınız. Nurdan, dikkatli olduğun sürece sıkıntı olmaz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fas-gezi-rehberi", "text": "Afrika'nın Avrupa'ya en yakın noktasında yer alan Fas'a gitmek istiyor ama kafanızdaki soruların cevabını bulamıyor musunuz? Fas gezi rehberi olarak hazırladığım bu yazıda; Fas'a gitmeden önce bilmeniz gerekenler, Fas'ta ne yenir, Fas'tan ne alınır, Fas'ta yaşam, Fas güvenli mi, kadın başıma Fas'a gidebilir miyim gibi pek çok sorunun cevabı yer alıyor. Keyifli okumalar! - Fas'a dünya üzerinde \"Fas\" diyen tek ülke biziz, İngilizcesi olan Morocco yaygın kullanılan adı. - Resmi adı Fas Krallığı, yani krallık ile yönetiliyor. - Ülkenin başkenti Rabat olmasına rağmen en büyük şehri Kazablanka'dır, bizdeki gibi. - Fas'ın resmi dili Arapçadır. - Fas'ta para birimi olarak Fas dirhemi kullanılır. Para biriminin uluslararası kısaltması MAD olsa da DH - Fas'ın %99'unun müslüman olduğu kabul ediliyor. Fas, 90 gün süre ile turistik olarak gelen Türk Vatandaşlarından vize istemiyor. Pasaport sürenizin 6 aydan uzun olması tek şartları. Vizesiz olması nedeniyle ucuz uçak bileti bulunca pıt diye gitmenin kolay olduğu, en sevdiğim ülke tiplerinden biri. Uygun fiyata uçak bileti bulmak için tıklayın. Fas Kuzey Afrika'da, Atlantik Okyanus'una kıyısı olan ülkelerden biri. Güneyinde Moritanya ve Batı Sahara, doğusunda Cezayir, kuzeyinde İspanya, batısında ise Atlantik Okyanus'u yer alır. Türkiye'den Fas'a gitmek için en kolay yol havayolu. İstanbul'dan Fas'ın Kazablanka şehrine Türk Havayolları ve Air Arabia'nın direkt uçuşları var. Eğer aktarmalı uçmak isterseniz Air France de bir seçenek olabilir. Karayolu ile Fas'a gitmek isterseniz İspanya'dan Cebelitarık boğazını geçerek Fas'a gitmek de bir seçenek. Fas'ın güneyi Sahara Çölü, batısı ise Atlantik Okyanusu ile çevrili olduğundan yıl boyu sıcaklık genel olarak yüksek ancak yaz aylarında sıcaklık çok daha yükseliyor. Bu nedenle Haziran-Eylül arası Fas'a gitmek için en kötü zaman dilimi. Bahar ayları Fas'a gitmek için en ideal dönem. Kış aylarında gittiğinizde gece-gündüz sıcaklık farkları nedeniyle bir miktar daha soğuk hava ile karşılaşabilirsiniz. Fas yüzölçümü olarak büyük bir ülke olmasının yanı sıra farklı iklim koşullarına da sahip. Bu nedenle Fas'a giderken farklı hava koşullarını mutlaka göz önüne almak gerek. - Fas'ın okyanus kıyısında olduğunu unutmayalım, eğer sörf yapmaya merakınız varsa çok uygun plajlar var. Bikini, terlik ve havlunuzu yanınıza alın. Ayrıca kalacağınız otellerde de havuz olabilir, hazırlıklı olun. - Güneş koruyucusu ve şapka mutlaka yanınızda bulundurun, ekvatora yakın bir ülkedeyiz yanmayalım. - Fas'ta camilere girmek istiyorsanız baş örtünüz ve uzun eteğiniz olmalı. Bazı şal ve pareolar da bu işi görebilir, şortlarınızın üstüne geçirebilirsiniz. En kötü oradan alırsınız, tekstil bol. - Çöle inecek veya iç kısımlara yolculuk edecekseniz gece-gündüz sıcaklık farklarından etkilenebilirsiniz, bu nedenle kalın bir polar veya ceket almayı unutmayın. - Fas, çok Fransız turist alıyor bu nedenle şort, askılı tshirt gibi kıyafetlere alışıklar ama yine de fazla abartmamak lazım, sonuçta müslüman bir ülkedesiniz, onların geleneklerine de saygı göstermek gerek. Fas, son derece turistik, çok sayıda Avrupalı turist çeken, turizmden kazandıkları paranın tadını almış bir ülke. Bu nedenle Fas'ta eğer özellikle başınızı belaya sokmazsanız, herhangi bir güvenlik sorunu yaşayacağınızı sanmam. Ben Fas'a gittiğimde 3 çocuğu ile Fas'ı gezmeye gelmiş bir Fransız kadın ile tanışmıştım. Sanırım çocuklar 3-5-7 yaşlarında idi. O kadın için güvenli ile herkes için güvenlidir. Fas ile ilgili çok fazla turist tacizi olduğuna dair yazılar okumuş, bir yerlerde duymuş olabilirsiniz. Evet, size birşeyler satmaya çalışan satıcılar, rehberlik etmek isteyen ve tabii paranızı almak isteyen genç ve çocuklar bazen etrafınızı sarabiliyor. Ancak kibarca reddedip yolunuza devam ettiğinizde peşinizi bırakıyorlar. - Tabakhaneleri ve labirent sokakları ile Fes, - Mavi sokakları ile Şafşafan, - Renk, karmaşa, eğlence merkezi Marakeş, - Muhteşem çöl Sahara. Bunlar dışında tabii ki pek çok görülecek yer, şehir Fas'ta sizi bekliyor. Fas'a gidince aç kalır mıyız? Fas'ın damak tadı bize uygun mu? Fas'ta ne yenir? sorularının kafanızı meşgul etmesine hiiiç gerek yok. Fas yemek kültürü bize yakın baharatların olduğu, çokça et kullanılan, bir miktar Fransız mutfağından etkilenmiş, daha fazla Fransız mutfağını etkilemiş bir mutfak. Fas'ta en çok göreceğiniz yemekler Tajin. Bizdeki güvece benzer bir yemek. Toprak kaplarda pişiriliyor ve oldukça güzel servis tabakları var. Etli, tavuklu, sebzeli istediğinizi seçebilirsiniz. Altında kuskus pilavı, pilavın üstünde eti, en üstte de sebzesi olacak şekilde servis ediliyor. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz toprak kaplar, Tajin güveçleri. Ne yazık ki iş biraz Kapadokya'daki testi kebabına dönmüş, dışarıda pişirip servis ederken güvece konuyor gibi durumlar var, iyisini arayıp bulmak lazım. Fas'ta çeşit kebap bulmak çok kolay. Aşağıdaki masada gördüğünüz gibi salata, pilav ve patates ile servis ediliyor kebaplar. Zeytin yurt dışında yemeklerde pek sık görmeye alışık olduğumuz birşey değil. Ama Fas'ta hem yemeklerin yanına garnitür olarak servis ediliyor, hem de farklı soslu zeytinler pazarlarda satılıyor. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz domates sosu zeytinleri soslamak için kullanılıyor. Fas baharat açısından da zengin bir ülke. Marakeş'teki baharat pazarına mutlaka uğrayın. Bizde çay ne ise Fas'ta nane çayı o. Her yerde kolayca bulabileceğiniz, büyük su bardaklarında servis edilen, çayın içine nane yapraklarının tepeleme doldurulması ile yapılan bu çay, sıcak Fas ikliminde ferahlatıyor imiş. Zaten Fas'ta dolaşırken tepeleme nane satılan pek çok tezgaha rastlamak da mümkün. Fas'ta bol şekerli tatlılar çok seviliyor. Bizdeki kadayıfa benzeyen tatlılar, çeşit çeşit kekler, kremalı tatlılar, lokma benzeri kızarmış hamurun şerbetlenmesi ile yapılanlar, ne ararsanız bulabilirsiniz. Aşağıdaki fotoğraf Fes'te bir pastanede çekilmişti. Meyve suyu da listeye yazılır mı demeyin, Fas'ta çok ucuza taze sıkma meyve suyu içebilirsiniz. Her meydanda mutlaka bir tezgah bulunuyor. Fas, çok kültürlü bir ülke. Berberi, Arap, Afrika, sömürge nedeniyle Fransız kültürünün karışımı. Fas'ta bize benzer şekilde pazar yeri kültürü var. Sokaklarca yayılmış pazar yerlerinde canlı tavuktan çiğ tavuğa, giysiden baharata kadar aradığınız her şeyi bulmanız mümkün. Aşağıdaki fotoğraf Meknes'deki pazar yerinde çekilmişti. Yere açılmış tezgahlar ve kalabalık bize hiç de uzak değil. Tabii ki Türk dizilerini çok seviyor ve çılgınca izliyorlar, eğer Türk dizi kültürünüz yoksa kınanabilirsiniz. Arap stili yapılmış dar sokaklarda en iyi taşıma yöntemi eşekler. Mardin'e gidenler bilirler oranın da kadrolu eşekleri vardır, çöpten tüpe herşeyi onlar taşır, Fas'ta da durum benzer. Fas nüfusunun çok büyük bir bölümü, %99'u müslüman. Bu nedenle islami kurallara uygun şekilde yaşıyorlar. Turistik veya değil, camiilere giriş kuralları da oldukça katı. Öncelikle camiyi turistik bir ziyaret noktası olarak kabul etmediklerinden müslüman değilseniz camiye giremiyorsunuz. Girişte \"selamun aleykum\" deyip Türkiye'den geldiğinizi söylerseniz içeri girebilirsiniz. Ancak kadınların baş örtüsü, uzun kollu kıyafet ve uzun etek giymesi gerekiyor, tshirt veya pantalon ile yine giremiyorsunuz. Fas denince aklıma gelen iki şey var; birincisi deri işleri, ikincisi de argan yağı. Bunlar dışında da Fas'tan alınabilecek pek çok el/ev yapımı ürün de var elbette. Fas deyince tabii ki akla ilk gelen el işi deriler. Fes şehrindeki tabakhanelerin meşhur olması boşuna değil. Tüm ülkede rengarenk deri işlerini uygun fiyatlara bulmanız mümkün. Tabii bol bol pazarlık yapmayı da unutmayın. Fas'ta renk renk el yapımı deri ayakkabıları bulabilirsiniz. Fas adidası diyorlardı ben gittiğim dönemde bu renkli ayakkabılara, zamanın modasına göre adı değişmiştir belki. Fas'ın medarı iftarı Argan Yağı. Argan ağacının meyvelerinden çıkarılan yağ, besleyici, iyileştirici olarak daha çok kozmetik ihtiyaçlarla kullanılıyor. Pek çok dükkanda küçük şişelerde el yapımı diye satılan hali de var, işlenmiş kozmetik ürünü haline getirilmiş hali de. Siz hangisini isterseniz onu alabilirsiniz. Fas'a özgü rengarenk dokuma ürünlerini de hemen her şehirde bulma imkanınız var. Şallardan masa örtülerine, perdelere kadar pek çok el dokuması ürünü makul fiyatlara alabilirsiniz. El işi denince akla gelen bir diğer zanaat da bakırcılık. Fas'ta el işi bakır yapan pek çok usta var hala. Kalaycı, bakırcı, sokaklarda kolayca rastlayacağınız esnaflar. Fas'ta ahşap oymacılığı çok geleneksel bir zanaat. Camiiler, konaklar, ahşap işleri ile dikkat çekiyor. Fas, riyad ve kaşbah adı verilen konak ve sarayları ile muhteşem bir konaklama deneyimi sunuyor desem abartmış sayılmam. Fas'a gidiyorsanız mutlaka bir gece riyad, bir gece de kaşbahda kalacak şekilde plan yapmanızı şiddetle öneririm. Bu konaklara gittiğinizde size hoş geldiniz içeceği olarak mutlaka bir çay ikram ederler, yorgunluk çayıdır. Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz avlu, Fes'te konakladığımız riyadın avlusu. Eski şehir merkezinin arka girişine yürüme mesafesinde bir ara sokakta bulunan Riad Boustan kesinlikle konaklama için önereceğim yerlerden biri. Daracık bir sokaktan girişine ulaşılıyor, sokağa girince buradan bir otel çıkar mı diyorsunuz ama merak etmeyin, çıkıyor. - Fas'a 5 günlük bir gezi planlamayı düşünenler için; 5 günlük Fas gezi rotası - Fas'a gitmek için sebep arayanlara: Fas'a gitmek için 6 çok geçerli sebep - Fas'ın en ilginç şehirlerinden biri olan Fes'i merak edenler için; Fes'te gezilecek yerler - Fas'a gitmeyi planlayanlar için Dolu Dolu Fas Turu - Fas'a gitmeden önce bilmeniz gereken için: Fas gezi rehberi"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fas-turu-haziran-2019", "text": "2019 yılı seyahat planlarınızı yapmaya başladınız mı? Başlamadıysanız şimdi tam zamanı! Çok Gezen Turları bu kez sizi renkli, haraketli, hem Afrikalı, hem Berberi, hem Arap, biraz da Fransız etkisindeki Fas'a götürüyor. Dolu dolu Fas Turu karşınızda! Fes'in labirent sokaklarını keşfetmeli, Marakeş'te Kıyamet Meydanı'ndaki çılgınlığı izlemeli, Sahara Çölü'nün keyfini çıkarmalı, mavi şehir Şafşavan'ın sokaklarında kaybolmalı, okyanus ve çölün sonuna kadar tadına varmalı, Fas mutfağına ekmek banmalı bir gezi bizi bekliyor! Sadece 15 kişilik kontenjanımız var! Kayıt yaptırmak için acele edin! Fas gezimiz Casablanca'dan başlayacak, sırayla Rabat, Fes, Meknes, Chefchaoen, Merzouga, Ouarzazate, Marrakech, Essaouira ile devam edecek. Son gün Casablanca'ya dönüp turumuzu orada bitireceğiz. Fas gezimiz 1 Haziran 2019 Cumartesi günü Casablanca'da başlıyor. Hasan II Camii'ni görüp Rabat'a devam ediyoruz. Rabat'ta öğle yemeği molası ve şehir turu yaptıktan sonra yol üstündeki Meknes'e uğruyoruz. İlk gece konaklayacağımız Fes'e ulaşıyoruz. Konaklamamız Volibilis Otel'de olacak. Günümüzü Fes'a ayırıyoruz. Fes, tam anlamıyla bir labirent. Labirent şehrin içinde kaybolup deri tabakhaneleri ile ünlü çarşısını görüyoruz. Fes'i keşfetmek için yeterince vaktimiz olacak. Konaklamamız yine Fes'te Volibilis Otel'de olacak. Otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra mavi şehir Şafşafan'a gitmek için yola koyuluyoruz. Mavi şehrin sokaklarında kaybolarak günümüzü geçiriyoruz. Konaklamamız Şafşafan'da Atlas veya muadili bir otelde olacak. Dördüncü gün yolculuğumuz çöle doğru devam edecek. Hedefimiz Medilt'e ulaşmak. Akşam konaklamamız Kasbah Asma veya muadili bir otelde olacak. Beşinci gün hedef noktamız Merzouga, burası Sahara Çölü'ne yapacağımız yolculuğun başlangıç noktası. Şu dünyada beni en çok etkileyen yerlerin başında çöller geliyor. Muhteşem bir deneyim olacağından adım gibi eminim. Kum tepelerinde deve ile gezinti yaptıktan sonra konaklamamız altın renkli kumulların hemen eteğindeki çadır kampımız Kasbah Tombouctou'da olacak. Evet yanlış okumadınız, çölde çadırda kalacağız! Çöl temalı pek çok filmin çekildiği Varzazat altıncı gün durağımız. Ancak Varzazat'a varmadan önce Tinghir, Gül Vadisi ve Dades Vadisi'nden geçip Varzazat'a ulaşıyoruz. Konaklamamız Oscar Otel'de, hemen yanında yer alan film stüdyoları da ilginizi çekecektir. Yedinci günümüz Varzazat'tan Marakeş'e doğru yola çıkacağız. Yol üstünde artık terk edilmiş olan Ait Ben Haddou Köyü'ne uğrayacağız, burası da Fas'taki en ilginç yerlerden biri. Akşam saatlerinde Marakeş'e varacağız. Fas'ın en renkli ve hareketli şehrine hoş geldiniz. Konaklamamız Mogador Kasbah Oteli veya benzer bir otelde olacak. Akşam Kıyamet Meydanı'ndanki keşmekeş görülmeye değer. Sekizinci gün Marakeş'in tadını çıkarma günü. Marakeş'in çarşısı pazarı saatler harcamaya değer. Akşam ise Essaouira'ya geçiyoruz. Konaklamamız LE Pearle de Mogador Otel'de veya benzer sınıfta bir otelde olacak. Okyanus kıyısındaki Suvayr şehrinin eski adı Mogador. Şehirde tarih öncesi zamandan beri yerleşim var ve şehir merkezi UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Kahvaltının ardından dönüş için Kazablanka'ya doğru yola çıkıyoruz. Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bu gezimizin de sonu 🙁 Bir sonraki gezide buluşmak üzere! Fas turunda hiçbir ekstra tur ücreti olmayacaktır. 2 kişilik odalarda kahvaltı ve akşam yemeği dahil olarak konaklama yapılacaktır. İlk ödeme kayıt için yapılmalıdır. 20 Mayıs 2019 öncesinde 3 taksidin ödenip tamamlanması gerekmektedir. - Konaklama, - Sabah kahvaltıları, - Akşam yemekleri, - Fas içindeki tüm ulaşım ve transferler, - Çöl'de deve gezisi, - Rehberlik hizmeti. Fas turunda fiyata dahil olmayan hizmetleri aşağıda dikkatlice okumanızı tavsiye ederim. - Türkiye-Fas gidiş-dönüş uçak bileti, - Ören yerlerine giriş ücretleri, - Öğle yemekleri, - İçecekler, - Kişisel harcama ve bahşişler. Geziye katılımcı sayısının 10 kişinin altında kalması durumunda önceden haber vermek kaydıyla gezinin iptali yapılabilir. Fas Gezisi, Sevil Mert Uzun rota danışmanlığı, gezi liderliği ve Türsab A Grubu 4393 Belge Nolu Turhande Turizm Seyahat Firması ile düzenlenmektedir. - Fas'a 5 günlük bir gezi planlamayı düşünenler için; 5 günlük Fas gezi rotası - Fas'a gitmek için sebep arayanlara: Fas'a gitmek için 6 çok geçerli sebep - Fas'ın en ilginç şehirlerinden biri olan Fes'i merak edenler için; Fes'te gezilecek yerler - Fas'a gitmeyi planlayanlar için Dolu Dolu Fas Turu - Fas'a gitmeden önce bilmeniz gereken için: Fas gezi rehberi selamlar, tam da istediğim gibi bir Fas planı, ancak bu sene başka bir programım oldu maalesef... Aynı rotayı yapacağınız zaman bildirirseniz, katılmak isterim.. Hayalimdeki Fas rotası...."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fener-balat-gezilecek-yerler", "text": "İstanbul'un çok kültürlü, çok renkli semtlerinden Fener ve Balat, İstanbul'un popülerleşen yerlerinden biri. Fener Balat rotası İstanbul'da gitmekten keyif aldığım yerler arasında ilk sıralarda, kaç kez gittim bilmiyorum. Bu gezilerimin pek çoğu da rehberli geziler oldu. Böylece bölgenin tarihçesi hakkında da detaylı bilgi edinme fırsatım oldu. Fotoğraf grupları, kendilerine alternatif mekan arayanlar ve tarih meraklılarının bu bölgeye olan ilgileri her geçen gün artıyor. Bu yazıda Fener Balat gezilecek yerler ve Fener & Balat gezi rotası önerilerimi bulacaksınız, keyifli okumalar! Fener ve Balat semtleri Haliç'in güneydoğu kıyısında Eyüp ile Eminönü arasında, hatta Unkapanı'ndaki Atatürk Köprüsü ile Haliç Köprüsü arasında yer alıyor. Aşağıdaki haritada kırmızı ile gösterilmiş olan nokta tam Fener ile Balat'ın bulunduğu bölgeyi gösteriyor. \"Fener Balat ismi neden bir arada kullanılıyor, bunlar aynı yerler mi?\" demeden edemiyor insan. Fener ve Balat mahalleleri birlikte olarak anılıyor çünkü zamanla iç içe geçmiş durumda. Bu nedenle de birlikte anılıyorlar. Aslında Eminönü yönünden başlarsak; sırasıyla Cibali, Ayakapı, Fener ve Balat şeklinde sıralı mahalleler bunlar. - Cibali: Kadir Has Üniversitesinin olduğu taraf, ben bu yazımda Cibali tarafından bahsetmeyeceğim. - Ayakapı: Cibali ile Fener arasında, Ayakapı kapısından giriş yapılan ve Gül Camii'nin bulunduğu semt. - Fener: Fener Rum Lisesi ve Patrikhane'nin olduğu bölge. - Balat: Çıfıt çarşısı, Bulgar Kilisesi'nin olduğu taraf. Fener ile Balat'ı birbirinden ayıran yeri net olarak öğrenmek isterseniz Tahta Minare Hamamı ve önündeki minik meydan iki mahallenin kesiştiği yer. Fener ve Balat'ın önemli farkı; Osmanlı döneminde Fener semtine Rumların, Balat semtinde ise Sefarad Yahudilerinin yerleştirilmesi. Şu an kiliseler, camiler ve sinagoglar bu bölgede bir arada. Bu karışık mozaik bölgenin cazibesini her geçen gün artırıyor. Fener ve Balat bölgesine özel aracınız, otobüs, tramvay veya vapur ile ulaşım sağlayabilirsiniz. - Özel aracınız ile buraya gelecekseniz ciddi bir park sorunu olduğunu belirteyim. Tavsiyem araçla değil, toplu taşıma ile buralara gelmeniz olur. - Fener'de bir vapur iskelesi bulunuyor. Üsküdar ve Kadıköy ile Eyüp arasında sefer yapan vapurların ara duraklarından biri burası. Vapurlar çok sık değil, bu nedenle önceden saatlerini kontrol edip ona göre plan yapmanızı öneririm. - Fener, Haliç sahil hattındaki tramvayın duraklarından biri, mesela metro hattı üzerinde bir yerden geliyorsanız metrodan tramvaya geçiş yaparak tamamen raylı sistem kullanarak buraya ulaşabilirsiniz. - Son olarak Eminönü'nden Eyüp yönüne giden pek çok otobüs hattı Fener'den geçiyor. Eminönü'ne ulaştıktan sonra otobüs ile 10 dakikalık bir yolculuk ile Fener durağına ulaşabilirsiniz. - Edirne Kapı - Kariye Müzesi - Tekfur Sarayı - Kariye Bostanı Sokak - Asitane Restoran - Fethiye Müzesi - Fener - Moğolların Meryemi Kilisesi - Yuvakimyon Rum Kız Lisesi - Fener Rum Lisesi - Rum Ortodoks Patrikhanesi - Stevi Stefan Bulgar Kilisesi - Kafelerle dolu Vodina ve Yıldırım Caddeleri - Fener İskelesi - Balat - Çıfıt Çarşısı - Agora Meyhanesi - Sevda Gazozcusu - Ahrida Sinagogu - Bütün Balat fotoğraflarında gördüğünüz Merdivenli Yokuş ve Kiremit Caddesi - Ayakapı - Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi - Balat Oyuncak Müzesi - Ayakapı Sur Kapısı - Gül Camii - Ayakapı Hisarönü Sokak Aşağıdaki Fener & Balat gezi haritası üzerinde Fener ve Balat'ta gezilecek yerler ve yeme-içme yerleri önerilerimi görebilirsiniz. Yukarıdaki rotada yer alan Fener ve Balat'ta gezilecek yerler listesini biraz daha detaylı ve açıklamalı olarak anlatmak istiyorum. Kariye Müzesi, müze olduğu dönemde İstanbul'da en çok gittiğim müze idi. Ayasofya Müzesi'nin camiye dönüştürüldüğü dönemde Kariye Müzesi de camiye dönüştürüldü. Ancak 2022'de restorasyon gerekçesi ile ziyarete kapatıldı. Kariye Müzesi, Edirnekapı'dan kolayca yürüyerek ulaşabileceğiniz bir noktada. İçindeki mozaikler göz kamaştırıcı. Müze Kart geçerli, kartınız yoksa buradan alabilirsiniz. - Kariye Müzesi'nin arka caddesinden haliç manzarası görebişeceğiniz bir park var, arka tarafı dolaşıp manzaraya mutlaka bir göz atın. - Eğer öğle yemeği saatine denk gelirseniz Kariye Müzesi'nin hemen yanındaki Asitane restoranda Osmanlı mutfağından örnekleri deneyebilirsiniz. Burası da geçiçi olarak kapalı görünüyor, gitmeden önce bilgi almakta fayda var. - Kariye Müzesi'ne gelirseniz, Asitane restoranı geçince dik yokuşlu bir sokak var, adı Kariye Bostanı Sokak. Sokaktaki renkli, ahşap Osmanlı evlerini görmek ve fotoğraf molası için mutlaka uğrayın. Edirnekapı'da görülecek yerlerden biri de Tekfur Sarayı, Roma saray mimarisinin İstanbul'daki tek örneği 3 katlı bu saraya gittiğimde restorasyon vardı görememiştim, siz gezip gördüyseniz notlarınızı yorum olarak yazarsanız çok sevinirim. Fethiye Müzesi, eskiden kilise olan bina şu an camii olarak kullanılıyor ve küçük bir bölümü müze haline getirilmiş durumda. Müze tarafına geçince kilise mozaiklerinin üzerine örülmüş duvarları görmek can yakıyor. Giriş 5 TL, Müze Kart geçerli. Romalı Meryem'i Moğol Hanedanı'na gelin olarak göndermişler, o da Moğolistan'da Hristiyanlığı yayma çalışmaları yapmış, kocası ölünce de geri dönmüş ve Moğolların Meryemi olarak anılmaya başlanmış. Bu kilisenin bulunduğu yerde manastır şeklinde ek binaları varmış ama bu güne sadece kilise ulaşmış. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettikten sonra bu kilisenin camiye dönüştürülmemesi için fetva vermiş, kilisenin içinde fetvayı görebilirsiniz. Kilise 16:00'ya kadar ziyarete açık, gittiğinizde kapısını çalarsanız görevliler açacaktır. İçeride fotoğraf çekmek yasak. Bahçesinden Fener Rum Lisesi'nin çok güzel açılarını görebilirsiniz. Yuvakimyon Rum Kız Lisesi, şu an hizmet vermeyen, terk edilmiş bir kız lisesi. Hizmet verdiği dönemde eğitim seviyesi çok yüksek olduğundan Rum cemaati kızlarını bu okula yazdırmak için yarışırmış. Hatta çevre evlerde yaşayanlar burada okuyan kız öğrencileri misafir edermiş. Ancak cemaat azalınca burası 1987'de son mezunlarını vermiş, 1988'de kapanmış. Kalan öğrenciler Fener Rum Lisesi'ne devredilmiş. Okulun bekçisi orada ve önceden haber vermek kaydıyla okula girmenize yardımcı oluyor. Burası fotoğraf çekmeyi sevenler için bir hazine. Üst kattan ve arka bahçeden harika bir Haliç manzarası var. Okul şu an sergiler veya fotoğraf çekimleri için kullanılıyor. Balat denince akla ilk gelen yerlerden biri harika kızıl binası ile Fener Rum Lisesi. İlk kez gören herkes burayı kilise veya Fener Rum Patrikhanesi sanıyor ama değil. Burası önce erkek lisesi olarak yapılmış ancak cemaat azalınca kız erkek karışık halde ortaokul ve lise hizmeti verilmeye başlanmış. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethinden sonra, Rumlara okulu kullanma hakkı vermiş. Kızıl taşları Marsilya'dan gelen okul 560 yıldır eğitim kurumu olarak hizmet veriyor. Şu an içeriye girip gezmek serbest değil, okul olarak hizmet vermeye devam ediyor. Belki hafta içi gidilirse ve biraz şirinlikle bahçeye girme şansınız olabilir. Her yıl Noel kermesi düzenleniyor ve o günlerde okul ziyarete açılıyor ancak 2022'deki kermeste izdiham oldu, gitmek isterseniz bunu dikkate alın. Dar bir sokağa bakan lisenin en güzel fotoğraflarından biri vapurdan çekilebiliyor. Aksi halde sokaktan fotoğraf çekmek isterseniz, geniş açılı bir fotoğraf makinası lensi bulundurmak lazım. Okulun bir üst sokağındaki camiinin avlusundan da çok güzel açılar yakalanabiliyordu, ancak cami bahçesinin duvarları yükseltilmiş ve yeşil bez gerilerek maalesef fotoğraf çekimi için girilmesi önlenmiş durumda. Size bir de tüyo vereyim. Fener iskelesinden Kadıköy ve Üsküdar'a giden vapurlar geçiyor. Birkaç durak önce veya Fener iskelesinden vapura binerseniz, vapurdan hem lisenin hem de Fener & Balat bölgesinin harika fotoğraflarını çekebilirsiniz. Rum Ortodoks Patrikhanesinden başlayan ve Balat'a doğru devam eden Vodina ve Yıldırım caddeleri yeni jenerasyon kahvecileri, konsept kafeleri, renkli sokakları ile tam bir fotoğraf dekoru. Bol bol instagramlık fotoğraf çekebilirsiniz. Asıl Fener & Balat görüntüsü olan renkli Rum evleri için ise Kiremit Caddesi ve Merdivenli Yokuş'a gitmelisiniz. Diğer fotoğraf çekenlerden ve araçlardan fırsat bulursanız harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Hafta sonu öğleden sonra giderseniz çok kabalık oluyor bu sokaklar, bu nedenle amacınız fotoğraf çekmek ise önerim sabah erken saatlerde gitmeniz olur. Bu sokakları gezerken binaların üstündeki kabartmalara, işlemelere dikkat edin. Mesela Yahudi evlerinde Davut yıldızı işlemesi görürsünüz, veya bir denizcinin evinde gemi işlemeleri görebilirsiniz. Bir başka not ise, Yahudi evleri sade iken Rum evlerinin daha süslü olmasından orada yaşayanların kimler olduğunu tahmin edebilirsiniz. Şarkılara konu olan meşhur Agora Meyhanesi'nin Balat'ta olduğunu biliyor muydunuz? Balat'ta iki tane Agora meyhanesi var; biri gerçekten şarkılara konu olan ve ismi Agora 1890 olan, diğeri ise ismi kullanan ve Balat Agora Meyhanesi adını kullanan meyhane. Bu iki mekan isim kavgasına tutuşmuş ama sanırım isimlerine 1890 ve Balat ekleyerek çözümü bulmuşlar. Agora 1890 olan meyhaneye birkaç kez gittim, mezeleri çok çeşitli ve lezzetli. Süryani şarabı bulabilirsiniz. Burası ilk kurulduğunda adı Marmara Şaraphanesi imiş ve İstanbul'un en iyi şarap evleri arasında sayılıyormuş. Listede yer alan diğer şarap evleri; Victor Levi ve Pano şarap evleri. Agora 1890 yani tarihi olan meyhane şarkılara konu olmuş, pek çok Türk filminde kullanılmış olan bir yer. Burada gündüz yemek yemek isterseniz daha sakin oluyor ancak akşam gitmeyi düşünüyorsanız önceden arayıp rezervasyon yaptırmanız iyi olur. Agora Meyhanesi'nin hemen yanında bulunan Sevda Gazozcusu, Türkiye'de bulunan yerel gazozları alabileceğiniz bir gazozcu. Benim son gidişimde kapalı idi ama daha önce açık halini de yakalamıştım. Aynı sokakta gazozcunun karşı sırasında bir de şekerlemeci var, Balat fotoğraf ve videolarında sık sık gördüğünüze eminim. Ortodoks Rumlar için çok önemli bir yere sahip Patrikhane Fener semtinin hemen girişinde yer alıyor. Patriklik binası içinde Aya Yorgi Kilisesi, kütüphane, kule, kutsal yağ odası, Yeni Patriklik Konutu, ek binalar ve Patrik V. Grigorios kapısı bulunuyor. Bahçesine ve Aya Yorgi Kilisesi'ne ziyaret için girebiliyorsunuz. Pazar günleri ayin saatine denk gelirseniz, katılabilirsiniz. Özel günlerdeki özel ayinlerde çok kabalık olduğunu hatırlatmış olayım. Buraya dünyanın farklı yerlerinden hem Rum hem de Rus Ortodokslar ziyarete geliyor. Aya Yorgi Kilisesi içinde kutsal emanetler bulunması burayı ortodokslar için daha özel kılıyor. En önemli emanet; Hz. İsa'nın gerildiği çarmıhtan bir parça. Patrikhane girişinden Cibali yönüne doğru ilerlerseniz, ilginç mimarisi ile Maraşlı İlköğretim Okulu sizi karşılayacak. Sütunlu ön yüzü ile bu ara sokakta bu binanın ne işi var dedirtecek cinsten. 2023 yılı Ocak ayında Fener'e gittiğimde okulun restorasyana alındığını gördüm, umarım mimari yapısı korunur. Dünyanın en büyük prefabrik demir kilisesi, Demir Kilise, Bulgar Kilisesi veya Sveti Stefan Kilisesi olarak anılan kilise, tamamı demirden Viyana'da yapılarak Tuna Nehri üzerinden İstanbul'a taşınmış ve bugün bulunduğu bölgeye taşınmış. Bulgar kilisesine bağlı olan kilise, İstanbul'da yeniden kurulduktan sonra 2 sene ikonaların bulunduğu duvarın hazırlanması beklenmiş ve ondan sonra 1859 yılında ziyarete açılmış. Uzun süren restorasyondan sonra 2018 yılından itibaren tekrar ziyarete açıldı. Kilisenin bodrum katına inerek kiliseyi Haliç'e sabitlemek için kullanılan mekanizmayı görebilirsiniz. Ayrıca bodrum katı sergilere de ev sahipliği yapıyor. Üst kattan ise kilisenin harika bir görüntüsü var. Özellikle güneşli bir günde üst kata çıkarsanız, vitrayların renk oyunlarına şahit olacaksınız, mutlaka üst kata çıkın. Ayakapı'da bulunan Aya Nikola Kilisesi 1838 yılında yapılmış. Kilise, denizcilerin azizi olan Aziz Nikola'ya adanmış. Aziz Nikola'ya adanmış olan kiliselerde mutlaka bir gemi figürü bulunur, burada da gemi şeklinde bir avize bulunuyor. Kilise normalde cemaati dışında ziyarete kapalı, ben Antonina Turizm'in 6 Ocak'taki Haç Atma Töreni Turu'na katılmıştım, rehberimiz kiliseyi açtırdığı için ziyaret edebildik. Aya Nikola Kilisesi'nin hemen yanında bir oyuncak müzesi bulunuyor. Ben ziyaret etmedim ama programınıza almak isterseniz diye bu listeye ekledim. Oyuncak Müzeleri ilginizi çekiyorsa; Göztepe'de bulunan İstanbul Oyuncak Müzesi yazıma göz atabilirsiniz. Ayakapı Sur Kapısı, İstanbul Surları'nda hala ayakta kalan nadir kapılardan biri olması nedeniyle önemli. Kapının bir yanında cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış olan bir çeşme diğer yanında ise bir türbe bulunuyor. Kapıdan önce sahilde bulunan pembe renkli bina ise Osmanlı döneminde yeniçeri karakolu imiş, şu an kafe olarak hizmet veriyor. Diğer yanda ise Ayakapı Hamamı bulunuyor ancak maalesef kaderine terk edilmiş, hatta şu an satılık. Doğu Roma döneminde kilise olarak inşa edilmiş olan ibadethane Aya Theodosia'ya adanmış. Kilise, Osmanlı döneminde 1499 yılında camiye dönüştürülmüş ve Gül Camii adını almış. Ancak bina tüm kilise özelliklerini taşıyor, haç şeklinde inşa edilmiş, iç mekanda Davut yıldızı boyalamaları bulunuyor. Camii açık olduğu sürece girip ziyaret edebilirsiniz. Ayakapı Sur Kapısı'ndan Gül Camii'ye yürürken geçeceğiniz Hisarönü Sokağı kalabalık Fener-Balat sokaklarına göre son derece sakin ve renkleri ile onlarla yarışacak güzellikte. 6 Ocak tarihi ortodokslar için İsa'nın vaftiz edildiği gün kabul ediliyor, bu nedenle de suların takdis edildiği gün sayılıyor. Her yıl 6 Ocak'ta ortodokslar farklı yerlerde suya haç atma töreni düzenliyor. Ben de 2023 yılı Ocak ayında bu törene Antonina Turizm'in turu ile katılma ve izleme imkanı buldum. Benim katıldığım töreni Rum Ortodoks Partiği Bartelemeos yönetti. Patriğin suya attığı hacı denize atlayan yüzücüler sudan çıkarıyor. Hacı ilk yakalayan ve sudan çıkaran kişi patrik tarafından kutsanıyor. İstanbul'un çok kültürlü yapısının en güzel örneklerinden biri olan Fener- Balat bölgesinde bu deneyimi yaşamak gerçekten çok farklı bir deneyim idi. Cibali, Fener, Balat rotasında kendinize özel bir rehber eşliğinde gezmek isterseniz, rehberli fener balat turu sitesinden ihtiyaç duyacağınız tüm bilgilere ulaşabilirsiniz. - Atölye Kafası: Burası Ayakapı tarafında, yeme-içmeden daha çok etkinlik alanı ama kahvaltı veya bir şeyler içmek için de gidilebilir. Mekanın içi çok keyifli tasarlanmış. - Evin Pasta & Börek Salonu: Fener'de bulunan fırın anasonlu galetası ile ünlü. Yürürken alıp atıştırmalık güzel oluyor. - Çikolata Değirmeni: Vodina Caddesi üzerindeki kafenin güzel kahveleri ve tatlı bir dekorasyonu var. - Asithane: Kariye Camii yanında olan ve Osmanlı saray yemekleri yapan restoran geçici olarak kapalı görünüyor, umarım tekrar açılır. - Dimitri Cantemir Müze Cafe: Balat'ın en çok fotoğraflanan yerlerinden biri de burası. Yanından çıkan merdivenin olduğu sokak ve kafenin üstüne asılmış olan renkli şemsiyeler nedeniyle çok popüler. - Fındık Kabuğunda Köfte: Balat bölgesindeki en eski mekanlardan biri burası olabilir. Daha Fener-Balat popüler olmadan bu köfteci popülerdi. Kuru fasülye gibi yemekler de yapıyorlar, ben seviyorum. - POPSTEL: Popstel'i hangi kategoriye koyacağımı bilemediğim için buraya koydum. Aslında burası otel ancak çatı terasında Fener Rum Lisesi'ni gören bir kafesi var. Son zamanlarda çok popüler olduğu için gitmeden aramakta fayda var, özellikle hafta sonları yer sorunu olabilir. - Cafe Naftalin: Yıldırım Caddesi'nin en çok fotoğraflanan kafesi burası olabilir. - Tarihi Fener işkembecisi: Yine eski mekanlardan biri. Eğer işkembe seviyorsanız buraya uğramanızı öneririm. - İBB Haliç Sosyal Tesisleri: Bu bölgede en iyi deniz manzarası İBB'nin sosyal tesislerinde var. Fiyatlar ve yeme-içme İBB kalitesinde. - Velvet Cafe: Nostalji sevenlerin ilgisini çekecek bir kafe. Vodina Caddesi'ni kesen sokaklardan birinde yer alıyor. Bu mekanların hepsi en başta paylaştığım Fener Balat gezi haritası listesinde yer alıyor. Hafta sonu bir gününüzü tarihle iç içe eski İstanbul'u yad ederek ve keyifli kafelerde kahvenizi yudumlayarak geçirmek isterseniz Fener-Balat gezi rotası tam size göre! Çok güzel bir içerik olmuş, özellikle balat incelemeniz çok hoş. Başarılarınızın devamını dilerim. Emeğinize sağlık. Harika bir blog olmuş. Keyifle okudum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fener-balat-gezisi-cok-gezen-turlari", "text": "Sonbaharda İstanbul'un tadını birlikte çıkaralım diye, son zamanların popüler destinasyonu Fener-Balat semtine günübirlik bir gezi planladım. Rehberlere İstanbul'u öğreten rehberimiz, bu kez bize İstanbul'un en özel semtlerinden birini anlatacak. Hiçbir yerde duyamayacağınız hikayeler ve tarihi birinci ağızdan dinleme şansınız olacak. Üstelik halka kapalı bazı noktaları görme şansımız olacak! - Sabah Fener Rum Patrikhanesi önünde buluşuyoruz. Patrikhanede Pazar Ayini'ni izleyeceğiz. - Patrikhane sonrası, Maraşlı İlköğretim okulunu göreceğiz. - Bir zamanlar çoğunlukla Rumların yaşadığı Phanariot Evleri'ni göreceğiz, hikayelerini dinleyeceğiz. - Son dönemde yeniden gündeme gelen Bulgar Kilisesi veya Demir Kilise gezeceğimiz yerler arasında. - Dimitri Kantemir Sarayı'nın kalıntılarını göreceğiz. - Fener Rum Lisesi veya Kırmızı Mektep diye anılan lisenin hikayesini dinleyip okulu dışardan göreceğiz. - Mesnevihane'yi dışarıdan göreceğiz. - Kanlı Meryem Kilisesi ziyaretimizde yine özel bölümlere girebileceğiz. - Yuvakimyon Rum Kız Lisesi'nin içine gireceğiz, burada özel bölümlere girme şansımız olacak, oldukça ilginç bulacaksınız. - Vlah Kilisesi ve sarayın kalıntılarını göreceğiz. - Balat'ta bir esnaf lokantasında öğlen yemeği molamız olacak. Yemek ödemelerini herkes kendisi yapacak. - Yemek sonrası Çana Sinagogu'nu dışardan ziyaret edeceğiz. - Daha sonra renkli ve eğlenceli Balat Evleri'ni göreceğiz. - Ahrida Sinagogu dışardan göreceğimiz bir başka sinagog olacak. - Yambol Sinagog'unu ziyaret edip dışarıdan göreceğiz. - Bir yazlık sinema olan Mehtap Sineması'nı ziyaret edeceğiz. - Baş Melekler Ermeni Kilisesi'ni ziyaret edeceğiz. - Şarkılara konu olan Agora Meyhanesi'ni ziyaret edip hikayesinin detaylarını öğreneceğiz. - Kilise ziyaretimiz sonrasında gezinin en renkli bölüme geçip, hani hep kullandığımız \"burası çıfıt çarşısı gibi olmuş\" dediğimiz, Çıfıt Çarşısı'nı ziyaret edeceğiz. - Bu bölgelerin bir kısmını tanıyacaksınız, son dönemlerde popüler tv dizilerin çekildiği renkli sokaklar. Gezimiz bu sokakları ziyaretimiz ile sona erecek. Bu yoğun planda hem dinlenmek hem de sohbet etmek için iki de kahve molamız olacak. İstanbul'u bilmediğimiz yönleri ile tanıyıp öğreneceğiz. Kesin rezervasyon için; gezi ücreti olan 95 TL'yi aşağıdaki hesap numarasına \"Çok Gezen Fener-Balat Gezisi\" açıklaması ile yapabilirsiniz. Ödeme yaptıktan sonra adresinden veya 0 530 315 6228 numaralı telefondan bilgilerinden bana bilgi vermeniz yeterli. Geziye katılmak ve sorularınız için aynı iletişim bilgilerinden bana ulaşabilirsiniz. - Gezinin tamamı hafif yürüyüş şeklinde yapılacaktır. Rahat bir ayakkabı giymenizi öneririz. - Gezimiz en az 10 kişi ile yapılacaktır. - Gezi kesinleştiğinde katılımcılara buluşma yeri bilgisi verilecektir. - Ödemeyi yaptığınızda kaydınız tamamlanmış sayılacaktır. - Gezimiz A Grubu Seyahat Acentası Turhande Turizm ile gerçekleştirilmektedir. - Programda belirtilen gezi ve ziyaret noktaları, - Rehberlik hizmeti. - Öğle yemeği, - Müze giriş ücretleri, - Ekstra her türlü kişisel harcama, - Halka kapalı yerlerin açılmasında görevliye yapılacak olan ödemeler fiyata dahil değildir, gezi günü rehber tarafından ücret bilgisi verilecektir. - Bazı ibadet mekanlarında fotoğraf çekmeye izin verilmeyebilir ya da ek ücret istenebilir. Bahşiş kabul edilen bu harcamalar fiyata dahil değildir. Pazar gününü dolu dolu geçirmek isteyen herkesi bekliyorum! Tanıştığımıza çok memnun oldum, görüşmek dileğiyle. Gezmeyi çok sevdiğim, daha önce farklı organizasyonlarla da gezdiğim bir bölge ama sefer hepsinden farklıydı. Daha önce hiç görmediğim, bilmediğim yerler görmek ve hikayelerini öğrenmek harika oldu."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fes-gezilecek-yerler", "text": "Kazablanka'dan başlayan Fas gezisi, ülkenin en ilginç şehri olan Fes ile devam etti. Fes'ta gezilecek yerler, Fes'e nasıl gidilir, Fes hakkında bilmeniz gerekenler ve çok daha fazlası ile Fes gezi rehberi için okumaya devam! Fas yüzölçümü olarak oldukça geniş bir ülke dolayısıyla 5 günde hepsini bitiremeyeceğimi biliyordum. Daha fazla kültüre ağırlık verip, dağlardan ve çölden vazgeçerek 5 günlük Fas gezi rotası belirledim. Rotamız uçak nedeniyle Kazablanka'dan başlayıp yine orada bitmeli idi, orayı merkez alacak şekilde gezi planımı yaptım. Fas gezisi için uçağımız sabaha karşı Kazablanka'ya indi. Önceden ayarladığımız kiralık aracımızı hemen teslim alıp ilk durağımız olan Fes'e doğru yola çıktık. Fas'ta araç kiralama seçenekleri için Rentalcars. com sitesine göz atabilirsiniz. Kazanblanka'dan Fes'e yolumuz yaklaşık 300 km idi. Geniş ve düzgün otoban, yol boyunca eli yüzü düzgün şehirler, bir anda otantik ülke seyahat hayalimizi değiştirmişti. Biz Fes'e kiraladığımız araç ile direkt Kazablanka Havaalanı'ndan geçtik ancak tren ile de bu yolu gelmeniz mümkün. Tren yaklaşık 4,5 saat sürüyor. Sabah saat 10:00 gibi Fes'e varmıştık. Fes, Fas'ın en otantik şehirlerinden biri. Dünyanın en büyük trafiğe kapalı şehir yerleşimi de yine burada. Eski şehir olarak geçen bölge Fes el Bali, Unesco'nun Dünya Kültür Mirasına alınmış. Araç trafiğine kapalı ama eşek ve motosiklet trafiği en az insan trafiği kadar yoğun. Bizim dilimizde ülke için kullandığımız Fas ismi de Fes şehrinden geliyor ve dünya üzerinde sadece Türkçe'de ülkenin adı Fas olarak kullanılıyor. Fes'in eski şehri tam bir labirent. Tavsiyem bu labirenti kendinizin keşfetmesi ama ben tembelim derseniz şehrin ana kapılarında sizinle bütün gün gezecek rehberleri oldukça ucuz fiyatlara bulabilirsiniz. Rehberler ana girişlerde sizin turist olduğunuzu farkeder etmez peşinize düşüyor ve rehber istemediğinizi söyleyince eski şehirle ilgili olumsuz bir takım hurafeler söylüyorlar, sakın inanmayın! Kaybolursunuz, kapkaça uğrarsınız gibi göz korkutma laflarını ard arda sıralıyorlar. Labirentin içine dalın, minik bir de haritanız varsa ve yön duygunuz iyi ise, eninde sonunda bir köşesinden çıkarsınız 🙂 Ayrıca ana hatların tamamında yönlendirme tabelaları ve haritalar mevcut. 6 farklı renk ile labirent içinde gezi rotaları belirlemişler, bu hatlar belli yerlerde kesişiyor. Yine de yolununuzu bulamazsanız, esnaftan yardım isterseniz seve seve sizi istediğiniz noktaya götürmek konusunda gönüllü olurlar. Şehrin altından geçen bir nehir var ancak görmeniz çok mümkün değil, zaman zaman köprülerle karşılaşırsanız şaşırmayın. Fes'te 9000'den fazla sokak olduğu sanılıyor. Bu sokakları keşfetmek ve fotoğraf çekmek için kendinize mutlaka vakit ayırın. Oktagonal işaretleri takip ederek, dileğiniz rotadan Fes'i gezebilirsiniz. 6 ayrı rotada şehri gezmeniz mümkün ve haritalar sıkça köşe başlarında size nerede ve hangi rota üzerinde olduğunuzu gösteriyor, mavi-yeşil-sarı gibi renklerle ayrıştırılmış rotalar. Bu rotaların sonunda R'cif Meydanı'na ulaşırsınız. Böylece Fes'in ana hattını gezmiş olursunuz. Bab Boujloud Fes'in eski şehrine giriş için en popüler nokta, buradan şehre dalıp dünyanın en eski üniversitelerinden biri olan Karavayyin Üniversitesi'ne doğru turistik rotayı izleyerek görülecek pek çok yeri görebilir, rengarenk çarşılardan alışveriş yapabilirsiniz. Alışveriş yapmasanız bile deri işleri, dokumalar sizi içine çekecektir. Bir dükkandan diğerine nasıl geçtiğinizi siz bile farketmeyeceksiniz. Ana kuralı ise unutmayın, Fas'ta pazarlık edilmeden alışveriş yapılmaz! Karavayyin Üniversitesi mutlaka görülmesi gereken yapılardan biri, ancak camii kısmına sadece müslümanlar girebiliyor, bu nedenle içeriye girerken Selamun Aleyküm demeniz şart. Kadınlar pantalonla alınmıyor, etek ve başörtünüz yoksa içeriye giremezsiniz. Chouara Tabakhaneleri Fes'in tüm dünyada tanınmasını sağlayan bölümü. Hala aktif şekilde ham deri işlenen atölyeleri dericiler ya da kafelerden izlemeniz fotoğraflamanız mümkün. Kesinlikle yaşanması gereken bir deneyim. Yoğun deri kokusuna da kendinizi hazırlayın. Özellikle sıcak dönemde gidiyorsanız deri kokusu çok rahatsız edici olabiliyormuş. Yanınıza bir kaç yaprak nane bulundurup burnunuza tutmanız işe yarayabilir. Fas'ta her şehirde eski şehrin dışında Mellah yani Yahudi mahallesi bulunuyor. Mimari açıdan farklılaşan bu mahalleri de Fas'ın genelinde görmenizi öneriyorum. Fes'i gezerken harika ahşap işlemeli pek çok cami ve bina göreceksiniz. Zaman zaman 2 kişinin bile yan yana geçmekte zorlanacağı sokaklarda eşeklerle burun buruna geleceksiniz, bunun yanında o kadar çok renk bir arada ve bitmeyen bir hareket sizi sürekli içine çekecek. Fes'te eski evler restore edilerek, Riad denilen konaklara çevrilmiş. Bu konakları mutlaka gezmenizi öneririm. Kalacağınız oteli de bu konaklardan biri olacak şekilde tercih edebilirsiniz. Bu Riadlarda mutlaka bir avlu bulunuyor, duvarlarda mozaik işlemeleri, bazılarında ortada bir havuz yer alıyor. Çok da yüksek olmayan fiyatlara güzel seçenekler bulmak mümkün. Bizim kaldığımız Riad eski şehir merkezinin arka girişine yürüme mesafesinde bir ara sokakta bulunuyordu. Riad Boustan olarak bakabilirsiniz. Fas turumuzun otantik duraklarında Fes'i, Fas'ta görülecek yerler listenize mutlaka ekleyin. - Fas'a 5 günlük bir gezi planlamayı düşünenler için; 5 günlük Fas gezi rotası - Fas'a gitmek için sebep arayanlara: Fas'a gitmek için 6 çok geçerli sebep - Fas'ın en ilginç şehirlerinden biri olan Fes'i merak edenler için; Fes'te gezilecek yerler - Fas'a gitmeden önce bilmeniz gereken için: Fas gezi rehberi Cok guzel bir Fes ozeti, gozunuze, agziniza saglik! Bir ufak tavsiye de fotograf meraklilarina: tabakhane fotograflari icin zoom lensinizi yaniniza almayi unutmayin, varsa 200mm'ye kadar olan bir lens isinize cok yarayacaktir. Benim gibi burnunuz hassas değilse ve sıcak iklimde gitmediyseniz koku dayanılamayacak kadar kötü değil 🙂 Nane zaten orada heryerde, elde taşınması iyi olacaktır. Ben bir fotoğraf sanatçısıyım. En çok gezmek istediğim ülkelerden birisi de Fas. Bilgi ve önerileriniz için çok teşekkürler. Sizin için bulunmaz bir nimet olabilir Fas. Fotoğraf gruplarının çok tercih ettiği bir destinasyon. Umarım en kısa zamanda gidip görürsünüz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fethiye-gezilecek-yerler", "text": "Fethiye, Türkiyemizin en güzel yerlerinden biri. Bir de konu tatil olduysa neredeyse ne ararsanız var. Deniz, güneş, kum açısından sadece ülkemizin değil, dünyanın en değerleri yerlerinden. Tarihi yerler açısından baktığınızda ise neresine bakarsanız karşınıza ya bir antik kent ya bir tarihsel yapı, ya da değerli bir anıt çıkıyor. Doğal güzellikler açısından ise zaten büyüleyici; koylar, kanyonlar, vadiler, dağlar ve ormanlar bölgenin en çarpıcı güzelliklerini sergiliyor. Bu güzellikleri görebilmek için Fethiye'ye en az birkaç defa gitmek gerek. Kelebekler Vadisi, Kabak Koyu, Ölüdeniz ve Likya Yolu zaten sizde bağımlılık yapar. Fethiye'nin bir mahallesi olan Kayaköy, eski bir Rum köyü. Karmilassos Antik Keti üzerine kurulan bu Rum yerleşimi yan yana yapılmış kayalık ve taşlık evlerden oluşuyor. Dar sokakları, üst üste evleri, kiliseleri, şapelleri ve olağanüstü manzarasıyla Kayaköy; Fethiye'nin görülmesi gereken yerleri arasında bulunuyor. Terk edilmiş Rum Köyü Kayaköy yazımı da mutlaka okuyun. Antalya-Muğla sınırını çizen Eşen Çayı'nın bir kolu olan Karaçay'ın oluşturduğu Saklıkent Kanyonu, ülkemizin benzersiz doğal güzelliklerinden biri. Binlerce yıl boyunca suyun kalkerli araziyi aşındırması sonucunda bugünkü biçimini kanyon, Fethiye'ye 50 km. mesafede bulunuyor. Dağlardan gelen çayın soğukluğu Saklıkent'e yaz-kış demeden bir serinlik katıyor. Fethiye'nin sıcağından kaçma isteyenler için güzel bir alternatif olan kanyonun dinlenme tesislerinde serinleyebilir, debisi yüksek sularında rafting ve diğer su sporlarını yapabilir, kanyonun zorlu parkurunda doğanın zevkini çıkarabilirsiniz. Denize çalan mavisiyle büyüleyici bir güzelliğe sahip olan Ölüdeniz, dünyanın en güzel kumsallarından biri olarak tanınıyor. Antik Çağ'da \"Işık ve güneş diyarı\" olarak bilinen Ölüdeniz, Fethiye merkeze yaklaşık 13 km mesafede, Babadağ'ın eteklerinde konumlanıyor. Ülkemizdeki Mavi Bayraklı plajlardan biri olan ölüdeniz, Akdeniz'de turistlerin en çok uğradığı yerlerden biri. Masmavi denizi, uzun kumsalıyla Fethiye'nin en gözde plajlarından biri olan Belceğiz Plajı da Ölüdeniz'de yer alıyor. Denizin ve mavinin tadını doyasıya çıkarabileceğiniz bir plaj burası. Biletbayisi. com sitesinde Dalaman ucuz uçak bileti kampanyalarını kaçırmayın. Fethiye'nin şehir merkezinde bulunan Fethiye Kral Mezarları, şehrin en önemli simgelerinden biri. Doğal kayaya oyulmuş mezarlar olan Kaya Mezarları, Likya Dönemi'nden bugüne kadar gelebilmiş nadir eserlerden. Basamaklarla çıkılabilen bu mezarlar, Fethiye ve deniz manzarasına hakim manzarası, gotik yapısıyla ve hayranlık uyandıran işlemeleriyle görülmesi gereken yerlerden. Gemile Adası, adanın karşısında bulunan Gemiler Koyu ve Gemiler Vadisi ile birlikte ülkemizdeki önemli doğal sit alanlarından biri. Eski adı Aya Nicola olan Gemiler Adası, Fethiye'ye 9 km. mesafede bulunuyor. Güzel kumsalı, zeytin ve çam ağaçlarıyla çevrili yapısıyla dikkat çeken adada freskleri hala bozulmamış, Bizans ve Erken Hristiyanlık Dönemi kilise kalıntıları görülebiliyor. Bölgedeki diğer plajlara göre daha sakin bir plaj olan Çalış Plajı, Fethiye merkeze 5 kilometre mesafede konumlanıyor. Kilometrelerce uzunluktaki bu geniş, kumlu ve ulaşımı kolay plaj, temiz denizi ve Fethiye Körfezi'nin eşsiz manzaralarıyla Fethiye'nin en iyi plajları arasında yer alıyor. Aynı zamanda caretta carettaların da yaşam alanlarından biri olan plaj, bünyesindeki tesislerle su sporu aktiviteleri için de uygun imkanları sağlıyor. Antik Çağ'da Likyalıların kullandığı bir yol olan Likya Yolu; Antalya ile Fethiye körfezleri arasında, Akdeniz'e uzanan bir bölgede yer alıyor. 535 kilometreye kadar uzanan yapısıyla Türkiye'nin ilk uzun mesafeli yürüyüş yolu olma özelliğine sahip Likya yolu, çeşitli kaynaklarca dünyanın en iyi 10 uzun mesafe yürüyüş rotasından biri olarak da gösteriliyor. El değmemiş koylardan, dağlardan, ıssız köylerden, İdyros, Phaselis, Olympos, Limyra, Myra, Simena gibi çok sayıda antik kentten geçerek doğaseverler için inanılmaz güzellikler sunan Likya Yolu, hem doğa hem de arkeolojinin harmanlandığı nadir rotalardan biri. Akdeniz Bölgesi'nin endemik bitkileriyle ünlü dağı Babadağ'ın eteklerini süsleyen Kelebekler Vadisi, Fethiye'nin Ölüdeniz beldesi sınırları içinde bulunuyor. Kendine has topografyası ve doğal güzellikleri sebebiyle 1995 yılında 1. derecede doğal sit alanı ilan edilmiş bu vadi; ülkemizdeki doğa ve kamp turizminin en önemli adreslerinden biri olarak biliniyor. İsmini içinde barındırdığı 80'den fazla kelebek türünden özellikle de Kaplan Kelebek'inden alan vadi; ekolojik tarımdan, ekolojik turizme, kültürden, sanata kadar pek çok alan için elverişli imkanlar sunuyor. Doğal güzellikleri ve eşsiz doğasıyla ülkemizdeki en önemli doğal yaşam alanlarından biri olan vadiye ulaşım ise Ölüdeniz'den kalkan teknelerle sağlanıyor. Fethiye'nin eşsiz doğal güzelliklerinden biri olan Kabak Koyu; endemik çeşitliliği, yabani hayatı ve 200 metre boyunca uzanan koyuyla adeta bir cennet. Fethiye Ölüdeniz'e yaklaşık 17 kilometre mesafede bulunan bu koy, üç tarafı dağlarla çevrili kanyon biçimindeki derin bir vadi ve vadinin denize açılan kumsalından oluşuyor. Ülkemizde 1. derecede sit alanı ilan edilmiş yerler arasında bulunan bu el değmemiş koya Ölüdeniz'den özel tur tekneleriyle ulaşılabiliyor. Fethiye Körfezi'nin batı ve kuzeydoğu yönünde sıralanmış Kızılada, Delikli Adalar, Yassıca Adalar, Tersane Adası, Domuz Adası, Zeytin Ada gibi birbirine yakın mesafe bulunan 12 adadan oluşan 12 Adalar; Fethiye'nin en turistik bölgelerinden biri. Özellikle yaz sezonunda günübirlik turların veya lüks yatların sıklıkla uğradığı bu bölge berrak denizi sessiz, sakin koylarıyla denizin tadını çıkarmak isteyenler için alternatif yerlerden. fethiyedeki tüm güzellikleri tüm görkemi ile anlatmışşınız. cok güzel bir fethiye gezi yazısı olmuş. emeklerinize saglık. Blogunuzu yeni takip etmeye başladım, hayran kaldım. Şimdilik gezmeye maddi imkanlarım el vermiyor ama durumlar düzelince tek tek görüp bütün bu güzellikleri yaşamak istiyorum. Fethiye'ye yerleşmeyi bile düşünüyorum bu güzellikleri görünce. Fethiye'ye yerleşmeyi bile düşünüyorum insan mükemmel güzellikleri görünce. Kabak Koyu ve gemiler adası mutlak gidilmesi gereken yerlerdendir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fethiye-her-mevsim-baska-guzel", "text": "Yazın çalışmaktan, koşturmacadan ya da farklı sebeplerden tatile çıkamamışsanız üzülmeyin. Bu fikir tam sizin için! Yazı ve sıcak havayı sevenler kadar sevmeyenler de vardır elbet. Ya da kalabalıkta tatil yapmak istemeyenler... Tatilini sonbahara hatta kışa saklayanlar, Fethiye tam size göre. Kışın soğukları bastırmadan hafif serin aylarının tadını çıkarmak istiyorsanız Fethiye'yi kaçırmayın. Kasım ve Aralık aylarında Türkiye'de en güzel neresi olur ve nerede yaşanır diye merak ediyorsanız cevap kesinlikle Fethiye... Rengarenk doğal güzellikleri ile yaz bittikten sonra bambaşka bir hal alıyor Fethiye. Yaz aylarında Fethiye'nin güzelliğine gölge düşüren aşırı kalabalık, yerini sessizlik ve huzura bırakıyor. Doğa ile iç içe rüya gibi bir Fethiye tatili yapmak isteyenler için harika bir fırsat Kasım ve Aralık ayları. Yeme içme mekanlarından, şirin otellerine, eşsiz plajlarından, tarihi dokusuna kadar birçok alanda herkesin gözdesi olmuş Fethiye'de tatil yapmak bir başka güzel. Kasım ve Aralık aylarında tatile gitmek isteyenler kesinlikle Fethiye'yi seçmeliler. Ölüdeniz, sadece Muğla'nın veya Türkiye'nin değil, neredeyse tüm dünyanın en kıymetli doğal güzelliklerindendir. Rüzgarlı havalarda bile dalgasız çarşaf gibi denizi, bungee jumping aktivitesi, yamaç paraşütü gibi aktivitelerine katılma imkanı sağlayan ve her göreni kendisine hayran bırakan Ölüdeniz, inci gibi kumlarıyla sonbaharda bile mükemmel! Fethiye ilçe merkezine yaklaşık 12 km uzaklıkta olan Ölüdeniz ve Fethiye turunuzu yaparak muhteşem güzelliklere şahit olabilirsiniz. Fethiye seyahatinizi ölümsüz kılmak Ölüdeniz'in güzelliklerine şahit olmak keşfedilmemiş harikalarını güzelliklerini yakından görmek için mutlaka rotanızı Faralya'ya çevirmelisiniz. Burası Uzunyurt köyü olarak da bilinir. Buradan Kelebekler Vadisi'ne kuş bakışı bakabilir ve aile sıcaklığında ki otellerde konaklayabilirsiniz. Ülkemizin en ilginç doğa oluşumlarından biri olan Saklıkent kanyonu hem Antalya hem de Muğla Fethiye sınırları içerisinde yer almaktadır. Kanyondaki devasa kayalıkların arasından akan buz gibi sularda rafting yapma imkanı ile yaz aylarında binlerce yerli ve yabancı turistin ilgi odağıdır. Saklıkent Kanyonu sonbaharda daha sakin olacağından daha rahat bir şekilde gezebilirsiniz. Fethiye'ye gittiğinizde bu tarz kültür gezileri düzenleyen acentelar mevcut. Herhangi birinden bilet satın alarak rehber eşliğinde Fethiye'de gezilebilecek tarihi mekanları ve doğayı gezebiliyorsunuz. Bunların arasında at çiftliği, tekne turu, safari turu gibi birçok eğlenceli ve eğitici turlar mevcut. \"Mavi Tur\" der demez akıllara ilk gelen Fethiye oluyor. Fethiye'de yapılan tekne turlarının vazgeçilmez duraklarını olan On iki Adalar gezisinde görebileceğiniz yerler; Yassıca Adalar, Tersane Adası, Domuz Adası, Bedri Rahmi Koyu, Göbün Koyu ve Delikli Adalardır. Gemile Koyu'nun yemyeşil rengarenk doğası, hayranlık uyandıran gün batımı manzarası ve tarihi yapılarına tek kelimeyle hayran olacaksınız. Tekne turlarının vazgeçilmez duraklarından biri de Gemile koyudur. İsmini mağara içindeki suya yansıyan ışık huzmelerinden almıştır bu nedenle \"Mavi Mağara\" denilmektedir. Mağaranın içinde yüzmek harika bir deneyim olacaktır. Özellikle kamp tutkunlarının gözdesi olan Kabak koyu el değmemiş doğal güzelliklerimizden biridir. Bu mükemmel yeri görmeden kesinlikle Fethiye'den ayrılmamalısınız. Akdeniz Bölgesi'nde hava sıcaklığı Kasım ve Aralık aylarının sonlarına kadar ılık seyrediyor. Yani Fethiye'de bu aylarda denize girilebilmektedir. O halde sonbaharın son demlerinde denize girmek için fazla geç kalmayın. Sizlerde doğa ile iç içe keyifli günler geçirmek için rotanızı Fethiye'ye çevirin. Fethiye'de olan oteller avantajları ve imkanları ile yıllarca yerli yabancı turistlere hizmet vermektedirler. Fethiye'nin tarihi yapısı, doğal güzellikleri ile mükemmel bir tatil cenneti olarak kabul gören bu şehirden mutsuz ayrılan yoktur. Fethiye halkı misafirperverliği ile yerli ve yabancı turistleri hayran bırakmaktadır. Yılın son aylarından Fethiye'de tatili yapmak ve huzur içinde geçirmek istiyorsanız hala geç kalmış sayılmazsınız. Fethiye bölgesinde halen hizmet veren oteller ve konaklama imkanları mevcut. Yaz aylarında tatil bölgeleri çok kalabalık olur yerli ve yabancı turistler ile dolup taştığından dolayı birçok aktivite için uzun kuyruklara girmeniz gerekebilir. Ancak sonbaharın getirdiği bir başka ayrıcalıkta neredeyse her aktivite ve mekanlardan rahatlıkla hiç sıra beklemeden yararlanmanız. Bu durum size kendinizi özel hissettirecektir. Büyük kalabalığın ve kargaşanın ortasında yapmak istediğiniz ama zevkince yapamayacağınız pek çok şeyi az kalabalık olan mevsimde keyfince değerlendirebilirsiniz. Tüm bu rahatlığa ve az kalabalığa rağmen tatilinizi özel bir konaklama aracı olan villa da geçirmek istiyorsanız o halde sizlere Fethiye kiralık villa alternatiflerini araştırmanızı öneririz. Kiralık villa oldukça popüler tatil geçirme şeklidir. Kalabalık bir arkadaş grubu ile tatile çıkmak ama odaları ayırmak istemiyorsanız ya da kalabalık bir aileniz varsa villa kiralamak tamda size göre bir seçenek. Aynı zamanda yaşam tarzınız daha ziyade muhafazakar bir yapıda ise dört bir yanı duvarlarla çevrilmiş ve dışarıdan hiçbir şekilde görünmeyen muhafazakar villa seçeneklerinden yararlanabilirsiniz. Tatil zevki seçeneğiniz ne olursa olsun sonbaharda bir başka güzel olan Fethiye'de tatiliniz harika geçecek. Dilediğiniz süre için kiralayabileceğiniz villalarda doğa ile iç içe geçireceğiniz o muhteşem günlerin tadını çıkarın. Denize yakın mesafede kiralayacağınız villalardan gündüzleri muhteşem denizde geçirirken akşamları lezzetli yemeklerin piştiği mekanlarda yemeklerinizi yiyebilirsiniz. Villa kiralayacağınız zaman bu sitelerin güvenirliğini araştırmayı ihmal etmeyin. Güvenilir villa kiralama sitelerinde ilk bakmanız gereken nokta Türsab üyesi olup olmadığıdır. Şimdiden mutlu ve huzurlu tatiller dilerim. Herkese selamlar, Fethiye Ölüdeniz'e yolunuz düşerse yamaç paraşütünü kesinlikle denemelisiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fethiye-kiralik-villa-secenekleri", "text": "Fethiye kiralık villa seçenekleri açısından çok zengin olan Muğla'nın turizm cennetidir. Dünyada eşi benzer olmayan Ölüdeniz, Fethiye'nin en önemli turistik alanlarından biridir. Tarihi, kültürel ve doğa güzellikleriyle ön plana çıkan ilçe, Muğla'ya 130 km uzaklıktadır. İlçe her yıl özellikle yaz aylarında yüzbinlerce ziyaretçi toplar. Bu da ilçeyi tatil zamanlarında çok kalabalık bir yer haline getirir. Bu kalabalıktan uzakta kalmak isteyen ziyaretçiler, villa kiralama yöntemine başvurur. Bu villalar şehirden ve kalabalıktan uzakta, doğayla iç içedir. Bunun yanı sıra şehre yakın villa seçenekleri de vardır. Fethiye'nin tadını çıkarmak isteyen herkesin beklentisine uygun bir tatil planı yapmak mümkündür. Fethiye'ye ister kültür, ister tarih, ister deniz isterse doğal güzellikleri için gidilebilir. Bu tüm seçenekleri önünüze getiren bir villa kiralamak avantajlı olacaktır. Villanız dilerse kapalı havuzlu, deniz manzaralı, doğa manzaralı, jakuzili gibi seçeneklere sahip olabilir. Fethiye kiralık villa seçenekleri arasından hangisinin tercih edileceği, sizin tatilden beklentinize göre belirlenir. 'Işıklar Ülkesi' olarak bilinen Fethiye, Likya uygarlığının Teke yarımadası üzerine kuruludur. Tarih boyunca pek çok medeniyetin ve toplumun yaşadığı ilçe doğal ve tarihi yapılarının önemli bir kısmını da korumuştur. Her yıl yüz binlerce turistin ziyaret ettiği ilçede, villa kiralama seçenekleri her yıl daha popüler hale gelmektedir. Fethiye kiralık villa seçenekleri, beklentileri karşılaması nedeniyle çok sayıda tatilcinin tercihidir. Bütün yılın stresini ve yorgunluğunu atmak isteyenler, farklı bölgelerde bulunan villaları tercih eder. Fethiye kiralık villa seçenekleri arasında doğa manzaralı, deniz manzaralı, şehirden uzak ya da şehre yakın farklı alternatifler bulunur. Otel gibi yüzlerce insanın birlikte konakladığı yerlerden uzak, ev konforunda tatil yapmak isteyenler bu alternatifleri değerlendirir. Bu alternatifler arasında, mahremiyete önem verenler için muhafazakar villa seçenekleri vardır. Bunun yanı sıra kalabalık aileler için daha geniş villalar bulmak da mümkündür. Aynı zamanda balayı için özel villalar da pek çok çiftin ilgisini çeker. Villalarda kapalı havuz, jakuzi gibi seçenekleri tercih etmek de mümkündür. Evcil dostları olan tatilciler için özel villalar da vardır. Tüm bu seçenekler tatilcileri Fethiye kiralık villa seçeneğine yöneltir. Fethiye kiralık villa seçeneğiyle, nasıl bir yerde konaklanacağı, gezilmek istenen bölgelere göre de belirlenebilir. Fethiye'nin doğal, tarihi ve kültürel güzelliklerini gezmeyle bitirmek epey zordur. Fethiye'de keşfedilmeyi bekleyen onlarca muhteşem yapı ve doğal güzellik vardır. Fethiye denince akla ilk gelen yer elbette Ölüdeniz'dir. Sakin ve durgun olan bu yer, insanı büyüler. Likya uygarlığına ev sahipliği yapan ilçe, Telmessos Antik Kenti'yle ziyaretçilerin ilgisini çeken bir başka yerdir. Yine Lidai, Letoon, Patara, Kallipos, Arsada, Karmylessos, Kadyanda gibi pek çok antik kent de burada yer alır. Amintas ve Karaköy kral mezarları da görülmesi gereken yerlerin başındadır. Çalış plajı, Caretta Carettaların yaşam alanlarından biridir. Fethiye'de mutlaka görmeniz gereken yerlerden bir diğeri de burasıdır. Ölüdeniz Milli Parkı, Kelebekler Vadisi, Kabak Koyu, Faralya, Kıdrak Koyu gibi doğal güzellikler de sizleri beklemektedir. Kayaköy gibi gizemli rotalar da Fethiye gezi listenizde mutlaka yer almalıdır. Fethiye'de sayılamayacak kadar çok güzellik, her yıl tatilcilerin akınına uğrar. Siz de Fethiye kiralık villa imkanlarıyla, konaklama sorunu olmaksızın bu güzelliklerin keyfini çıkarabilirsiniz. Doğal, kültürel ve tarihi güzellikleriyle Fethiye'de tatil yapmak çok cazip gelebilir. Bununla birlikte konaklama sorunu birçok tatilciyi düşündürür. Fethiye kiralık villa seçeneği, tatilcileri bu dertten kurtarır. Kalabalıktan ve gürültüden uzak bir tatil için villa kiralamak en ideal seçenektir. Dilerseniz denize sıfır bir villada, dilerseniz doğayla iç içe bir villada konaklama seçenekleriniz bulunur. Bu seçenekler arasından hangisini seçeceğiniz ise, tatilci sayısına, bütçenize, beklentilerinize ve taleplerinize bağlı olacak değişecektir. Tüm beklenti ve ihtiyaçlarınızı karşılayacak olan Villa Reyonu, Türkiye'nin en güvenilir villa kiralama portalıdır. Fethiye kiralık villa seçeneklerden, dilediğiniz özellikleri filtreleyerek kendinize en uygun konaklama seçeneğini bulabilirsiniz. Villa Reyonu'nda Fethiye kiralık villa alternatiflerinden dilediğinizi hemen seçerek, rezerve edebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/flap-magazin-roportajim-dunyayi-gezmek", "text": "Sanat, kültür, tasarım, doğa, moda ve fotoğraf üzerine güzel yazıların yayınlandığı ve ücretsiz olarak dağıtılan Flap Magazin'de yer alan röportajımı aşağıda bulabilirsiniz. Aslında özellikle \"dünyayı gezmeliyim\" diye bir fikirle yola çıkmadım. Gezmeyi seviyordum, yeni yerler keşfettikçe bu sevgi bir tutkuya dönüştü, bir çeşit bağımlılık diyebiliriz. Her boş vaktimde, her elime para geçtiğinde tek düşüncem bunu seyahate dönüştürmek oluyor. Artık neredeyse bütün hayatımı buna göre planlıyorum. Gezilerime bütçe ayırmıyorum, elime geçen paradan kendime geziler dışında harcamak için para ayırıyorum. Aslında gezmek için çalışıyorum diyebiliriz. Gereksiz hiç alışveriş yapmamaya çalışıyorum. Bir ayakkabı beğendim diyelim, ayakkabıya bakıp \"o bir uçak parası boşver\" deyip bırakıyorum. Seyahatlerimi olabildiğince ekonomik yapmaya çalışıyorum. Bu sayede seyahatlerime bir rota daha ekleyebilirim diye bakıyorum olaya. Dolayısıyla çoğunlukla hostellerde ki hostellerde pek çok benim gibi gezginle tanışmak için de çok iyi bir fırsat oluyor- eğer yanımda malzemem varsa ve rotam uygunsa kamp yaparak konaklıyorum. Gezi rotalarım için belli bir yöntemimim var diyemem. Her yıl o yıl için gitmek/görmek istediğim yerlere dair bir liste çıkarıyorum. O yıl içindeki bütçem, zamanım gibi değişkenlere bağlı olarak bunların hangilerine gidebileceğimi belirleyip ucuz uçak biletini hangisine yakalarsam oraya gidiyorum. Gittiğim yerlerde de bazen dersime çok çalışıp muntazam bir rota çıkarıyorum, bazen nereye gideceğim hiç belli olmadan yola çıkıyorum. Güney Afrika'ya gittiğimde belli bir rotam yoktu, sadece ilk gün için bir hostel ayarlamıştım. Bir de görmek istediğim yerlere dair biraz fikrim vardı. 2 gün o hostelde kaldım, ülkeyi gezmiş olan kişilerle sohbet ettim. Her zaman olduğu gibi şansım yaver gitti ve butik geziler düzenleyen bir Güney Afrikalı ile tanıştım ve rotamı hostelde belirledim, hayatımın en güzel gezilerinden biriydi! Bu da değişken J Benim için çok önemli olan yani görmeyi ve gezerken özgür olmayı tercih ettiğim yerler var. Güney Afrika, Güney Amerika ve Moğolistan bunlara örnekti, buralara yanlız gittim. Ama onun dışında sevgilimle ya da yakın arkadaşlarımla da gidebiliyorum. Ama kalabalık seyahat etmekten keyif almıyorum, bu yüzden 3-4 kişiden daha fazla hiç yola çıkmadım. Eğer bir şehre gittiysem ilk gün çok belli bir plan yapmak yerine şehri önyargısz bir şekilde keşfetmek isterim. Bazen bir meydanda saatlerce oturup insanları izlerim, bazen de ara sokaklarda kaybolurum. O şehir o ülkede gittiğim ilk şehirse biraz da insanları, yaşam tarzlarını, kültürlerini anlamaya çalışırım. Pazar yerleri ya da marketlere giderim... Gerçi son zamanlarda şehirlerde olabildiğince az zaman geçirmeye çalışıyorum. Hızlıca oralarda doğal bir güzellik, bir dağ, bir çöl, bir deniz, antik bir şehir varsa oralara doğru devam ediyorum. Bu ara seyahat ederken bana en ilginç gelen şey benzerliklerimiz. Dünyanın neresine gidersek gidelim, coğrafi, kültürel, dini farklılıklara rağmen hiç beklemediğiniz benzerliklerle karşılaşmak beni mutlu ediyor. Minik örnekler vermek gerekirse, son seyahatim Moğolistan'a idi. Bizden kilometrelerce uzak bu coğrafya bizim aslında kavimler göçüne başladığımız nokta. İnsanlar görüntü olarak bizlere hiç benzemese de o kadar çok ortak noktamız var ki, kendim oraya ait hissetmeme neden oldu. Benzerliklerimizin nir kısmını daha önce biliyor olmama rağmen karşılaştıkça şaşırmaktan kendimi alamadım. Onlar da bizim gibi ailecek mangal yapmaktan çok keyif alıyorlar mesela. Bizim gibi iyi şans getirmesi için ağaçlara çaput bağlıyorlar, ortak pek çok kelimemiz de var. Çok uzun bir yol tepip Anadolu'ya gelmiş olmamıza rağmen kültürümüzü de içine pek çok ek yaparak tabii yanımızda taşımışız. Aslında Doğu ya da Batı'ya gittikçe ülkemizin nasıl köprü olduğunu daha iyi anlıyor insan. Kültürel olarak da tam bir geçiş noktasıyız aslında. Hala yeni yerlere gittiğimde inanılmaz bir heyecan duyuyorum ama tabii ki pek çok konuda çok rahatım. Ama ilk seyahatlerim öyle değildi. Kocaman çantalar hazırlayıp her adımımı planlardım eskiden. Uçaktan inip otele gidene kadar yolu neredeyse ezberlerdim. Ancak seyahat ettikçe bu kadar plan yapmanın gerekli olmadığı, zaten siz ne plan yaparsanız yapın hayatın sizi kendi istediği yöne götüreceğini öğrendim. Deneyim kazandıkça basit düşünmenin hayatımı kolaylaştırdığını da öğrendim. Şimdi akışına bırakıyorum, daha az plan ve hazırlık yapıyor, çantamı olabildiğince hafif hazırlamak için ekstra emek harcıyorum ve başıma hep güzel şeyler geliyor. Yeni kapılar açmanın verdiği heyecan ve mutluluk var sadece yola çıkarken yanımda, korku ve endişelerimin hepsini evde bırakıyorum. Türkiye'de ne yazık ki izin uygulamaları çok seyahat etmek için elverişli diyemeyiz. Avrupalıların 1-2 ay yıllık izinleri varken biz yılda 2-3hafta izinlerimizin bile tamamını kullanamıyoruz. Çalışanların sık seyahat etmesi hala çok göze batıyor. Ancak ben işe başlarken yöneticilerim zaten çok seyahat ettiğimi, seyahat bloggeri olduğumu biliyorlardı. Bana bu konuda ekstra bir kolaylık sağlamıyorlar ama zorluk da çıkarmıyorlar. Yıllık izinlerimi resmi tatillerle birleştirerek seyahat etmeye çalışıyorum. Seyahatlerim dışında da çok yoğun çalıştığım için bir sorun yaşamıyoruz. Buna rağmen işlerin yoğunluğu ya da bitmesi gereken projeler gibi nedenlerle planlarımı iptal etmek zorunda kaldığım zamanlar oldu. Geçen yıl sadece 7 işgünü yıllık izin kullanarak 60 gün kadar seyahat etmişim, ülkemizdeki resmi tatiller sağolsun. Ailem çok kitap okurdu, benim çocukluğumda bizim evimiz kütüphane gidiydi. Oldum olası okumayı sevdim. Sürekli olarak da kitap zevklerim değişti. Ortaokulda neredeyse bütün klasikleri okumuştum, lisede şiir okumaya başladım. Üniversite dönemimde hem okuyup hem çalıştığım için kitap sevdama biraz ara vermiştim, o dönemde hızlı okunan Türk yazarlarıyla tanıştım. İş hayatına ilk başladığım ve ilk yönetici olduğum dönemlerde ise kişisel gelişim kitaplarını çok okuyordum. Şimdilerde ise mümkün olduğunca seyahat kitapları okuyorum, girdiğim her kitapçıdan 1-2 seyahat kitabı alıyorum. Böylece kitap yazanlara da destek vermiş gibi hissediyorum kendimi, sanki ben kitaplarını alınca onlar daha çok seyahat edebilecek gibi hissediyorum. Blogumda da sadece gezi kitaplarına dair notlarımı yazıyorum. Öneriye gelince, seyahat felsefesine dair Allain de Botton'un Seyahat Sanatı kitabına bir göz atmanızı öneririm. Bunun yanında elbette İngilizce bilgisi olmasında fayda var. Hatta dünyada en fazla konuşulan diğer dil olan İspanyolca öğrenmek de fena bir fikir olmayabilir ama bilmeden de gezilebiliyor, size mazeret olmasın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/floransa", "text": "İtalya gezimizin üçüncü gün rotasında sanatın başkenti Floransa vardı. Rönesansın başladığı, dünyanın kaderini değiştiren şehir Floransa gezilecek yerler ve Floransa gezi notlarımı bu yazıda bulacaksınız! Venedik'i arkamızda bırakıp trene atlıyoruz. Üç saate yakın sürecek olan tren yolculuğumuz, üzüm bağlarının arasından geçerek Toskana Bölgesine doğru taşıyor bizi. Floransa'ya ikinci gelişim, ilki ilk yurt dışına çıktığımda yaptığım İtalya turu ile gelmiştim, bu kez sindire sindire gezmek için. Duomo, şehrin en büyük kilisesi demek oluyor. Bu nedenle pek çok şehirde Duomo ile karşılacaksınız İtalya'da. Duomo'nun olduğu meydan aynı zamanda şehrim tam kalbi Floransa'da. Meydan küçük, duomonun tam fotoğrafını çekmek için uygun açı yakalayamak zor. Geniş açı bir lens burası için çok iyi olurdu. Duomo'nun içi dışı gibi etkileyici değil. Bütün emeği dışarıya harcamışlar, içerisi son derece sade. Duomo'dan sonra ara sokaklardan Michelangelo'nun meşhur Davut heykelinin olduğu Sörler Meydanı'na çıkıyoruz. Bir de ne görelim, Davut restore ediliyor. Onu göremiyoruz. Ama Zeus heykeli göz dolduruyor. Meydandaki diğer heykeller gerçekten görülmeye değer. İnsan o heykelleri nasıl yapmışlar bu kadar detaylı diye sormadan edemiyor. Medici ailesi Floransa'nın kaderine yön veren aile. Zenginliklerini sanatı desteklemek için kullanmışlar. Aile uzun yıllar bu sarayda yaşamış. Şimdi ise valilik binası olarak kullanılıyor. Sörler Meydanı'ndan Arno nehri kıyısına doğru ilerliyoruz. Uffuzi müzesinin önünden meşhur düşünürlerin, yazarların, ressamların heykelleri arasından geçiyoruz. Müze, Floransa tarih ve kültürünü görmek isteyenlerin mutlaka görmesi gereken yerlerden. Biletinizi gitmeden internetten alırsanız girişte sıra beklemekten kurtulmuş olursunuz. Eğer sanat ile ilgiliyseniz müzeyi gezmek için yarım gün ayırmanızı tavsiye ederim. Uffuzi Müzesi'nden sonra karşımıza Arno nehrinin iki yakasını bir araya getiren Ponte Vecchio Köprüsü çıkıyor. Uzaktan görüntüsü gerçekten güzel. Bu nehirler, denizler olmasa şehirleri ne güzelleştirecekti acaba? Ponte Vecchio Köprüsü üzerindeki dükkanlarıyla \"çarşılı köprülerin\" dünyadaki nadir örneklerden bir tanesi. Bir diğer örnek nerede bilin bakalım? Bursa'da Irgandı Köprüsü. Köprünün üstüne çıktığımızda ilginç birşeyle karşılaşıyoruz. Çevresi parmaklıkla çevrili bir heykel var, o parmaklıklarda da bir sürü kilit. Aşıklar aşklarını buraya kitlemişler. Sonra Pisa ve Roma'da da göreceğiz bunları. Köprüyü geçip, az ilerdeki Pitti Sarayı'nın bahçesinde güneşleniyoruz, hava o kadar güzel ki. Michelangelo tepesine tırmanmaya niyetleniyoruz ama ayaklarımız birkaç günlük yorgunluğun üstüne çıkmak istemiyor. Siz tepeyi es geçmeyin, Floransa'nın muhteşem bir manzarası var buradan, yukarıda gördüğünüz geniş Floransa manzaraları hep bu tepeden çekildi. Arno'yu tekrar geçip Floransa sokaklarında dolaşmaya devam ediyoruz. Mavi ve İstanbul isimli iki döner kebapçının olduğu bir sokaktan geçip kocaman bir pazar yeri olduğunu öğrendiğimiz Marceto San Lorenzo'ya gidiyoruz. Dinlene dinlene dolaşıyor, Floransa'nın meşhur deri işçiliği örneklerine bakıyoruz. Bakıyor, bakıyor almıyoruz. Ülkemizde daha kalitelisini daha ucuza alma imkanımız var. Akşam yemeği için Floransa'nın meşhur steakini yemeye Duomo'nun hemen ara sokağında bir sürü restaurantının olduğu sokağa dalıyoruz. Lezzetli bir yemek, artık yavaş yavaş ağırlık çöküyor. Ertesi gün yine yolculuk devam edecek, otelimize dönüyoruz. Yaklaşık 10 sene sonra aynı heyecanla Floransa yazınızı okudum. 🙂 Çok güzel bir yazıydı sıkmıyor okuyucuyu. Bende bu yaz nasip olursa bir Florensa'yı gezmek istiyorum. Özellikle floransa katedralini çok merak ediyorum. Yazılarınız gezmeden önce biz gezginler için önemli bir referans kaynağı oluyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/foca-gezilecek-yerler", "text": "İstanbul'dan Foça'ya doğru ilerlerken Sarmısaklı, Burhaniye, Ören, Bergama, Aliağa derken bölünmüş yoldan ayrılıp denize paralel uzanan muhteşem manzaralı çiçek kokulu dağ yoluna sapıyoruz. Yeni Foça ile eski Foça arasındaki 30-35 kilometrelik yol bitmesin istiyor insan. Yukarıdan görünen ama araçla ulaşılamayan muhteşem pırıl pırıl koylar süslemiş yolun Ege'ye bakan yanını... Koyları yukarından izleyerek yolun tadını çıkara çıkara Eski Foça'ya yani Foça'ya varıyoruz. Artık Foça'da gezilecek yerler bizi bekliyor! Foça tıpkı hayalimdeki gibi küçük bir balıkçı kasabası... Taş evlerine aşık olduğum, meydanında saatlerimi geçirdiğim, asma ile örtülmüş sokaklarında oturmaya doyamadığım, kuş seslerinin hiç kesilmediği küçük sahil kasabam burası... Foça'da gezilecek yerleri arşınlamaya başlıyoruz. Foça'da gezilecek yerler listesinin başında Foça Limanı geliyor. Balık restoranları, limana yanaşmış rengarenk sandalları ile keyifli bir öğleden sonra geçirmek için ideal. Foça'nın beni en çok cezbeden özelliği eski taş evleri. Eski diyerek haksızlık etmeyeyim, pek çok taş ev restore edilmiş, bir kısmı butik otel olarak hizmet veriyor. Renkli panjurları, çiçekli bahçeleri ile sadece bu evleri görmek ve fotoğraflamak için kendinize mutlaka zaman ayırın. Foça çarşısı gördüğüm en güzel kasaba çarşılarından birisi olabilir. Sokaklara atılmış masalar, ağaçların ve sarmaşıkların kapladığı gökyüzü ile yaz sıcağında serin serin yemek yiyip dolaşabilirsiniz. Hemen limanın yanındaki Beş Kapılar Kalesinden gün batımının keyfini çıkarmak da başka bir alternatif etkinlik. Restorasyon çalışmaları başlamadan durmuş Kybele ve Athena tapınakları, Anadolu'nun ilk tiyatrosu olmasına rağmen gün yüzüne çıkamamış durumu içler acısı tiyatrosu ile tarihten sınıfta kalmış Foça, tarihi değerlerine pek fazla sahip çıkmamış gibi görünüyor ilk bakışta. Sadece restorasyonu devam eden yeldeğirmenlerini gördüm, umarım onlar da yarım kalmaz tamamlanır. Eğer Foça'ya yaz aylarında geldiyseniz, denize giremek için bakir koyları tercih edebilirsiniz. Foça'ya yakın olan dört koya Mersinaki adı verilmiş, görülmeye ve soğuk sularında kulaç atmaya değer. Deniz Ege'ye yakışır şekilde soğuk ve bolca deniz kestaneli. Yüzerken sorun yaşamamak için deniz ayakkabısı gibi birşeyler tercih edebilirsiniz. Dibek kahvesini gerçek yerinde gidip içmeliymiş, yapıldığı yer Kozbeyli Köyü imiş. 500 yıllık bu köy Yeni Foça ile İzmir yolu arasında son derece sevimli bir köymüş. Köy meydanındaki kahveye gidip kahve içilmeli imiş ancak İzmir yönüne doğru gitmediğimiz için biz ne yazık ki göremedik, gidecekler rotalarına ekleyebilir. - Ayrıca bu çevrede kahvaltı için Kozbeyli Köyünü öneriyorlar, Bizim Bahçe önerilen yerler arasında. - Kozbeyli Köyü'nde Şakir'in Dibek Kahvesi özellikle öneriliyor. - Akşam saatlerinde giderseniz Kozbeyli Çapkınoğlu Konağı ve Meyhanesi - Eski Foça'da limanda bir sürü balık lokantası var, bu restoranlardan birinde balık yiyebilirsiniz. Özellikle yoğurtlu balık öneriler arasında. - Girit dondurmacısında sakızlı dondurma yenilecek. - İzmir'e 60 km kadar yaklaşmışken Eski Foça çarşısında İzmir lokması ve İzmir kumrusunu burada da pek bir lezzetli yapıyorlar. - Çarşı lokantasında zeytinyağlıların bakmadan ayrılmamalı Foça'dan. - Dibek kahvesi seviyorsanız sakızlı olanı deneyin, ben İzmir'de içtiğim sakızlı kahveden daha fazla beğendim Foça'dakini, ortamın etkisinden midir bilinmez 🙂 - Foça Karası sadece Foça'da yetişen bir üzüm cinsi, eğer bulabilirseniz bu üzümden yapılmış şarapların tadına bakabilirsiniz. Gerçekten oldukça detaylı ve başarılı bir yazı olmuş. Ellerinize ve emeğinize sağlık. Foca icin onerilerinize kesinlikle katiliyorum. Aksamlari dondurmacinin onunde yeri gelip yarim saat beklesem de kesinlikle o sakizli dondurmaya degdigine inaniyorum. Dibek kahvesini ise ara sokakta pufur pufur esen bir kac tabureden ibaret cay ocagi-kafe karisimi yerde caz muzigi esliginde icmeyi seviyorum. Yogurtlu baligi ilk defa duydum. Ilk gidisimde deneyecegim. Sakızlı dondurma gerçekten nefisti 🙂 Ortamın da etkisiyle daha bir güzel oluyor sanki. Bilgilendirici bir yazı olmuş. Şimdi Foça'yı daha çok görmek istiyorum, teşekkürler.. Geçen hafta sonu Eski Foça'daydım. Liman restorana gittim. Kilosu 80 tl ve deniz çipurası dediklerinden yedim hiç lezzetli değildi. Deniz olduğuna inanmadım. bunu garsonlara ilettiğimde ise kafa sallayıp yorum yapmadan dönüp gittiler. umursamaz tavırlarından çok rahatsız oldum. zaten balıklar da yarım saatte gelmişti. bir daha gitmeyeceğim mekanlardan biridir. Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık.. Ben teşekkür ediyorum ilginize vede Nezaketinize SELAMLAR.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/focaya-nasil-gidilir", "text": "Foça gezi yazımı yazdıktan sonra hakkında çok soru aldım. Bir taraftan da korkuyorum, Foça çok popüler olur da masumiyetini kaybeder diye diğer yandan da sorulara cevap vermek gerek elbette. Foça'da ne yenir, nereler gezilir soruları kadar \"Foça'ya nasıl gidilir?\" sorusu da çokça geldi. Foça gezi yazımda bu konuya yer vermediğim için onu da ayrıca yazayım istedim. Öncelikle bir konuya açıklık getirelim: Foça, Eski Foça ve Yeni Foça olarak iki ayrı yerleşim yeri. Benim bu yazıda bahsettiğim Eski Foça. - Eğer kendi aracınızla geliyorsanız, 1 saatten az bir zamanda Foça'dasınız demektir. - İzmir'e otobüs ya da uçakla geldikten sonra, İzmir otogarından Foça otobüsleri hemen ilk perondandan kalkıyor. Foça-İzmir arasını otobüs ile gitme seçeneğini kullanabilirsiniz. - İzban ile Foça'ya gitmek isterseniz; İzban'dan Hatundere istasyonunda inerek 744 dolu otobüse binebilirsiniz. İstanbul'dan Foça'ya nasıl gidilir sorusunun cevabı ise uçak yada Otobüs ile İzmir'e gidip oradan otobüsle Foça'ya geçmek olacak yine. Eğer İstanbul'dan Foça'ya kendi aracınız ile geliyorsanız; Manisa üstünden ya da sahil şeridinden gidebilirsiniz. Tavsiyem sahil yolunu tercih etmeniz olur. Yeni ve Eski Foça arasındaki muhteşem manzaralı sahil yolunu mutlaka kullanın derim. Foça hakkındaki \"Foça'da gezilecek yerler\" yazımda Foça'da gezilecek görülecek yerler konusunda detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. bir diger alternatif ve ucuz yol da izmir adnan menderes havaalanından izban trenine binmek ve hatundere duraginda inip 744 aktarma otobüsü ile eski foçaya gitmek şeklinde... bu yontemi denedim, cok da memnun kaldim. izban izmir'e cok yakismis!.. İzban kullanmadığım için yanlış bilgi vermek istemem. Aliağa'ya giden İzban'a bineceksiniz, yoksa Menemen'den aktarma gerekir. Süre aynıdır sadece indi bindi olur. İzban hareket ettikten sonra 1 saat 25 dakika.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/fotograf-video-duzenleme-uygulamalari", "text": "Fotoğraf, gezip gördüğümüz yerleri, yemekleri, insanları, aktarmanın en güzel yollarından biri. Blog ve seyahat yazarı olarak zaten fotoğraf konusuna özen göstermek gerekirken bir de hayatımıza tamamen görsel bir dünya yaratan İnstagram girdi ve mertlik bozuldu. Birdenbire herkes fotoğrafçı, herkes gezgin, herkes fenomen oldu. İnstagram'da gördüğünüz o güzel fotoğrafların bir kısmı fotoğrafçılık becerisi olsa da bir kısmı da birbirinden iyi uygulamalarla ile yapılmış düzenlemeler sayesinde ortaya çıkıyor. Ben bir süre bu filtreli hayata direnmiş olsam da, artık ben de fotoğraflarımı düzenlemek için farklı uygulamalardan faydalanıyorum. Kullandığım, denediğim fotoğraf düzenleme uygulamaları ve nasıl kullanılacağına dair önerilerimi bu yazıda bulacaksınız! Telefonumda çok sayıda fotoğraf ve video düzenleme uygulaması yer alıyor. Bazılarını indirip sadece bir kaç kez kullandım, bazılarını ise hemen her gün kullanıyorum. Bu uygulamaların ortak özelliği; telefonunuzda bulunan bir fotoğraf ve videoyu uygulamaya yüklüyorsunuz. Uygulama içinde yüklediğiniz görseli düzenliyorsunuz, düzenleme işlemi bitince de görselin son halini telefonunuza indiriyor veya direkt instagrama yüklüyorsunuz. Aşağıdaki listede aktif kullandığım uygulamaları özellikle belirttim. Haydi gelin, kullandığım uygulamalara ilk uygulama indirdiğim sıralama ile bakalım. Canva uygulaması sadece bir fotoğraf düzenleme uygulaması değil, bir tasarım uygulaması. İsterseniz broşür, isterseniz logo, isterseniz Youtube cover görseli hazırlayabilirsiniz. Pek çok özelliği ücretsiz, ben uzun zamandır ücretsiz versiyonunu kullanıyorum ve işimi görüyor. Canva'nın en güzel yanı hazır şablonları. İster instagram postu, ister instagram hikayesi hazırlayın, pek çok farklı konseptteki hazır şablonları kullanabilir veya hazır şablonları dileğiniz gibi düzenleyerek kendinize uyarlayabilirsiniz. Ayrıca kendi şablonunuzu oluşturup çoğaltarak birbirine benzer görseller oluşturabilirsiniz. Görsellerinizin üzerine yazı, imaj, ikon ekleyebilir, fotoğrafların ışık ve renkleri ile oynayabilirsiniz. Ama Canva'yı sadece instagram için kullanmak haksızlık olur, blogunuzla ilgili tüm görsel çalışmalarında faydalanabilirsiniz. Neredeyse her gün kullandığım uygulamalardan ilki Canva, ilk göz ağrım. PS Express fotoğrafları düzenlemem gerektiğini kabul ettiğimde ilk indirdiğim fotoğraf düzenleme uygulaması idi. Adobe'nin Photoshop ürünün telefona uyarlanmış versiyonu. Hala da fotoğraf düzenleme için sık sık kullandığım uygulamalardan bir tanesi. Fotoğraflarınızla farklı kolajlar yapabilir, fotoğraflarınıza ışık oyunları ekleyebilir, fotoğraf üzerine yazı ekleyebilir ve bunların hepsini farklı filtrelerle renklendirebilirsiniz. Uygulamanın ücretsiz olması en büyük avantajı. Özellikleri açısından da pek çok uygulamada bulabileceğiniz tüm özellikleri karşılıyor. Ps Express uygulamasında, farklı boyutlarda imajlar üzerinde çalışabilirsiniz. İnstagram post veya hikayelerle sınırlı değil görsel boyutları. Yani blogunuzun görselleri için de bu uygulamadan faydalanabilirsiniz. Unfold için, en basit tabiri ile İnstagram hikayelerini düzenleme uygulaması diyebiliriz. Ücretsiz şablonlarından faydalanabileceğiniz gibi daha farklı alternatifler için ücretli şablonları 12,99TL'ye alabilirsiniz. Tek sefer ödeme yapıyorsunuz, sonsuza kadar kullanabiliyorsunuz. Görsel olarak şık hikayeler oluşturmak istiyorsanız Unfold'u kullanabilirsiniz. Ben ücretsiz olan CS1 ve ücretli olan CS2 şablonlarını kullanıyorum, oldukça yeterli oluyor. Kendinize klasörler oluşturup klasörleriniz içinde düzenlediğiniz görselleri saklayabiliyorsunuz. Instagramda gördüğünüz hikayelerin çoğu bu uygulama ile yapılıyor olabilir. Çok sayıda özelliği bir arada bulabileceğiniz uygulamalardan biri de Snapseed. Hem fotoğraf hem video düzenleyebiliyorsunuz. Fotoğraf düzenleme için oldukça fazla filtre seçeneği var. Ayrıca görsellerin üzerine yazı yazabilir, fotoğrafta istemediğin görüntüleri \"healing\" özelliği ile temizleyebilir, fotoğraftaki perspektif hatalarını düzeltebilir, fotoğrafınızı sağdan soldan büyütebilir, fotoğrafın istediğiniz bölümünü aydınlatabilirsiniz. Bu saydıklarım fark yaratan özellikleri, bunlar dışında klasik fotoğraf düzenleme işlemlerinin hepsini yapabilirsiniz. Lightroom, Adobe'nin Photoshop'tan sonra Photoshop'un eksiklerini gidererek hayata geçirdiği bir uygulama. Profesyonel olarak tasarım ve fotoğrafçılık ile uğraşan kişiler çoğunlukla bilgisayar programı olarak kullansa da mobil uygulaması da oldukça tatmin edici. Lightroom tam anlamıyla bir fotoğraf düzenleme uygulaması. Uygulamayı ccretsiz olarak kullanabiliyorsunuz ama daha gelişmiş özellikleri için aylık 17,99 TL ödemeniz lazım. Fotoğraflarınızı Lightroom ile düzenleyince, diğer uygulamaları sadece üstüne yazı ekleme seçenekleri gibi özellikleri için kullanmaya başladım. İlk fotoğraf düzenlemesini mutlaka önce Lightroom ile yapıyorum artık. Lightroom'un en sevdiğim özelliği \"curve\", bu özellik fotoğrafta istediğiniz alanın aydınlatmasını veya renklerini değiştirmenizi sağlıyor. İçinde çok sayıda hazır Lightroom filtresi bulunan bir uygulama Presco. Bu preset filtrelerden beğendiğinizi, tarzınıza uyanları seçip favorilerinize eklemeniz lazım aksi halde çok sayıda filtre içinde kaybolabilirsiniz. Uygulama ücretli, bana hediye ettikleri için şu an fiyatını hatırlamıyorum. Özellikle iyi ışıkla çektiğiniz fotoğrafların düzenlemeleri çok başarılı oluyor. Önceden belirlenmiş filtreleri seçseniz de, o filtrelerin üzerinde de oynama yapabiliyorsunuz. Bir ara telefonuma yüklediğim ama diğer uygulamaları yoğun kullanınca pek pas vermediğim uygulamalardan biri Vsco. Fotoğraf ve video düzenleme uygulaması olarak tanımlıyor kendisini. Ben uygulamanın ücretsiz bölümünden öteye geçmedim, aylık 5TL'ye daha fazla özelliği olan versiyonunu alabiliyorsunuz. Benim Vsco'da en sevdiğim özellik \"discover\" yani \"keşfet\" özelliği. Size ilham verebilecek fotoğraf örnekleri var bu bölümde. Over uygulamasını, fotoğraf veya video düzenleme uygulamasından çok tasarım uygulaması gibi düşünebilirsiniz. Fotoğraflarınızın üzerine yazı yazmak, instagram profilinize sabitleyeceğiniz hikayelerinize kapak tasarımı yapmak gibi daha grafik tasarım ihtiyacı olan işleriniz için Over'i kullanabilirsiniz. Ben bunları Canva ile yaptığım için Over'a pek sıra gelmiyor. Over'in bir diğer özelliği de instagram için paylaşım zamanlaması. Paylaşımlarınızın hangi saatlerde daha fazla etkileşim aldığını biliyorsanız o saate zamanlayabilir veya hafta başı tüm haftanın paylaşımlarını planlayabilirsiniz. - Hesabınızın bir teması veya renk skalası varsa, bir sonraki paylaşımınızın önceki paylaşımlarınızla uyumlu olup olmadığını kontrol edebileceğiniz bir ön izleme özelliği var, adı da buradan geliyor. - Over uygulamasında olduğu gibi paylaşımlarınızı zamanlayabiliyorsunuz. - Diğer uygulamaların hiçbirinde olmayan bir özellik; etiket önerisinde bulunuyor. - Ayrıca bir raporlama bölümü var, burada paylaşımlarınızın performansını analiz edebiliyorsunuz. Hype-Type yine diğer uygulamalardan farklı bir uygulama. Bu uygulama görsellerin üzerine anime yazılar yazmanıza olanak tanıyor. Sabit bir fotoğraf üzerine dans eden, farklı yazı tipinde, farklı renklerde yazılar ekleyebiliyorsunuz. Hikayelerinizi hareketlendirmek için kullanabileceğiniz renkli bir uygulama. Yıllık 89.99TL ücreti biraz can sıkıcı tabii. İnstagram hikayelerinize hareket katmak için kullanabileceğiniz bir diğer uyguama da Inshot. Videolarınızın arkasında müzik eklemek, üstüne emoji eklemek, videolarınızı hızlandırıp yavaşlatabileceğiniz özellikleri için kullanabileceğiniz bir uygulama bu. Biraz daha gelişmiş özellikleri için Pro versiyonu aylık 24,99TL. Ücretsiz versiyonunda ürettiğiniz video üzerinde Inshot logosu yer alıyor. Biraz da olsa kullandığım veya düzenli kullandığım fotoğraf ve video düzenleme uygulamalarını paylaşmaya çalıştım. Bunların dışında pek çok uygulama var tabii ki, listenin üst sıralarındakiler en çok kullanılanlar olsa da her zaman daha yenisi ve daha iyisi çıkacaktır. Sizin kullandığınız ve memnun kaldığınız uygulamalar varsa yorum olarak eklerseniz, okuyucular için rehber olur. Umarım bu liste sizin için faydalı olmuştur. Seyahata çıkarken telefonunuzda olması gereken en iyi uygulamalar ve seyahat severlerin beğeneceği akıllı telefon uygulamaları yazılarım da ilginizi çekebilir. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/frida-kahlonun-acisi", "text": "Frida Kahlo, Meksikalı bir kadın ressam... Bir dönem ressamların biyografilerini okumaya merak sarmış ve o dönemde tanışmıştım Frida ile. Önce kitabı, sonra filmi... Hayatını önce okuduğumda, sonra filmini izlediğimde beni derinden etkilemişti. Gelin Frida Kahlo kimdir, hayatı, sevgilisi ve geçirdiği kazadan sonra yaşadıklarını masaya yatıralım. Frida'nın tam adı \"Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon\". Genç yaşta geçirdiği bir kaza bütün hayatını etkilemiş, o kaza ve sonrasında yaşadıkları ruhunda derin yaralar açmış. Buna rağmen hayata ve aşkına sonuna kadar tutunmuş, direnmeyi seçmiş ve genç yaşta bu dünyaya veda etmiş bir sanatçı Frida Kahlo. Frida ve eşi Diego, ikisi de dönemlerinin ünlü ressamları... Frida daha küçük ve kendini anlatan resimler yaparken, Diego duvarları kaplayan dev resimler yapmayı seçmiş. Frida küçük bir güvercinken, Diego bir Fil olmuş. Sanat dünyası da onlara böyle hitap etmiş. Frida ve Diego'nun çok çalkantılı bir ilişkisi var. Diego çok çapkın bir adam ve Frida bir yere kadar dayanabiliyor. Frida ile Bolşevik devrimci Lev Troçki'nin de kısa bir gönül ilişkisi olduğu söyleniyor. Frida'nın acısını görebilmek için yaptığı resimleri ya da fotoğraflarını görmeniz yeterli olur. Fotoğraftan ya da resimden fışkırır onun acısı. O yüzden beni bir taraftan tedirgin eder bir taraftan da içine çeker. Resim yapmaya o kadar tutkundur ki, seri ameliyatları nedeniyle yatağından çıkamadığında tavana ayna yerleştirip kendi portrelerini yapmıştır. Fırsat bulursanız ve biografilere ilginiz varsa, kitabını okuyun, filmini izleyin. Ayrıca filmin müziklerine de bayılmıştım. Bulabilirseniz film müziklerini de dinleyin. Ben Meksika seyahatimde Diego ile birlikte yaşadıkları ve şimdi müze olarak kullanılan evlerini de ziyaret etme fırsatı buldum. Müzenin İspanyolca adı Casa Azul yani Mavi Ev. Mavi Ev, Frida'nın doğduğu ve öldüğü yer. Diego Rivera ile evlendikten sonra Frida, Mexico City'de ve yurtdışında farklı yerlerde yaşadı, ancak her zaman Meksiko Coyoacan'daki aile evine geri döndü. Mexico City'nin en eski ve en güzel mahallelerinden birinde bulunan Blue House, ressamın ölümünden dört yıl sonra 1958'de bir müzeye dönüştürüldü. Bugün Meksika başkentinin en popüler müzelerinden biri. Popüler olarak Casa Azul olarak bilinen Museo Frida Kahlo, Latin Amerika'nın en ünlü kadın sanatçısının özel hayatını ortaya çıkaran kişisel eşyaları koruyor. Müzeyi gezerken Frida'nın hayatı film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçiyor gerçekten. Self-potrait denilen kendi resimlerini yaptığı tavanında aynası olan yatağı. Acılarını azaltmak için giydiği korseleri, günlük kullandığı eşyaları, resimlerini yaptığı malzemeleri görmek çok etkileyici bir deneyim. Mavi Ev ayrıca ressamın en önemli eserlerinden bazılarını içeriyor: Uzun Canlı Yaşam (1954), Frida ve Sezaryen Operasyonu (1931) ve Babamın portresi Wilhelm Kahlo (1952). Müzeyi ziyaret etmek istiyorsanız internet sitesinden önden bilet almanızı tavsiye ederim. Çünkü müze girişinde uzun kuyruklar oluyor. İnternetten bilet alsanız da sıraya giriyorsunuz, ancak o sıra daha hızlı ilerliyor. Eğer müzede fotoğraf ve video çekmek istiyorsanız aldığınız bilete ek olarak ek bir ödeme daha yapmanız gerekiyor, içeride sürekli kontrol eden görevliler var. Frida Müzesinin açık olduğu saatler günler bazında değişiyor, aşağıda günlük bazda ziyaret saatlerini görebilirsiniz. - Salı Günleri: 10:00 17:30 arası - Çarşamba Günleri: 11:00 17:30 arası - Perşembe Pazar arası: 10:00 17:30 arası açık. Hafta içi ve hafta sonu bilet fiyatları farklılık gösteriyor. - Genel giriş: 230 Meksika Pezosu - Resmi kimlikli Meksika vatandaşları: 100 Meksika Pezosu - Geçerli kimliğe sahip öğretmenler ve öğrenciler: 45 Meksika Pezosu - İlköğretim ve lise öğrencileri: 20 Meksika Pezosu - Büyükler (65+): 20 Meksika Pezosu - Genel giriş: 270 Meksika Pezosu - Resmi kimlikli Meksika vatandaşları: 130 Meksika Pezosu - Geçerli kimliğe sahip öğretmenler ve öğrenciler: 50 Meksika Pezosu - İlköğretim ve lise öğrencileri: 25 Meksika Pezosu - Büyükler (65+): 25 Meksika Pezosu Ödemeler MasterCard, VISA ve American Express ile kabul edilir. Nakit ödemelerde sadece Meksika pesosu geçerli, USD kabul edilmiyor. Ayrıca, Frida Kahlo Müzesi'ne biletiniz ile Coyoacan'da bulunan Diego Rivera-Anahuacalli Müzesi'ne ücretsiz giriş hakkı almış oluyorsunuz. 2002 yılında Frida'nın hayat hikayesi beyaz perdeye aktarıldı. Frida Kahlo'nun sanat ve özel hayatını anlatan filmin başrolünü yani Frida rolünü İspanyol güzel Salma Hayek oynamıştı. Bence çok iyi iş çıkarmıştı. Frida'nın hayatını konu alan film, 6 dalda Akademi Ödülü'ne aday oldu. Ayrıca makyaj ve özgün müzik dalında 2 Oscar kazandı. Hala izlemediyseniz mutlaka izlemenizi öneririm. Film müzikleri de efsanedir, spotify'da liste olarak bulabilirsiniz. Mutlaka dinleyin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/frig-yolu-nda-uc-gun", "text": "Ülkemizdeki tematik yürüyüş yollarının sayısı her geçen gün artıyor. En bilindik Likya Yolu'nun peşinden Karia Yolu, Frig Yolu, Efes-Mimas Yolu gibi yeni yolların işaretlemeleri de bitirilip turizme açılıyor. Doğa yürüyüşlerini ve kültür gezilerini sevenler için, tarih ve doğa dolu geziler için alternatifler artıyor. Frig Yolu toplam 506 kilometrelik yürüyüş rotası ile tamamını yürümek isteyenler için neredeyse 20 günlük bir aktivite, benim gibi üç günlük bir gezi ile de hem Friglerden kalan önemli eserleri görebilir, hem de Antik Frig Yolu'nun belli bölümlerini yürüyebilirsiniz. Frig Yolu, diğer temalı yürüyüş yollarından farklı olarak tek bir hat üzerinde bulunmuyor. Yolun kesişme noktası Friglerin dini merkezi olan Midas şehri, Midas merkezli üç ayrı kolda yürüyüş rotaları bulunuyor. Afyonkarahisar : Afyonkarahisar rotası toplam 140 km'lik yürüyüş parkuruna sahip. Kütahya : Kütahya rotası 147 km'lik yürüyüş parkuruna sahip. Eskişehir Ankara : Eskişehir rotası 219 km yürüyüş parkuruna sahip. Frig Yolu hakkında daha detaylı bilgi almak için Frig Yolu yürüyüşü yazıma da göz atabilirsiniz. Ben üç günlük seyahatimde Afyonkarahisar ve Eskişehir rotalarından bölümler yürüme imkanı buldum. İlk yürüyüş parkurumuz Asmainler Vadisi üzerinden çam ormanları içinde bir yoldan Ballıkayalar'ı görerek Büyük Yayla Gölü'e ulaşan yaklaşık 24 kilometrelik bir yürüyüş yolu idi. Türkmen Dağları'nın lavlarının etkisi ile karstik bir yapıya sahip olan bölgede bolca farklı kaya oluşumları var. Yerel halk da bu kayalara farklı isimler vermekten geri kalmamış elbette 🙂 Tabanca Kayası da bunlardan bir tanesi. Kayanın çevresinde antik yerleşimler ve ibadet yerleri olduğu anlaşılan yerler de yer alıyor. Ballıkayalar ise büyük bir kayalığın içinde pek çok mağara sisteminden oluşan doğal bir yerleşim yeri. İsminin Ballıkayalar olmasının nedeni ise kayalara yuva yapan arılar imiş, buradaki arı yuvalarından bal toplanırmış eskiden. Şimdi ne arılardan ne de ballardan geriye pek birşey kalmamış. Ballıkayalar'dan sonraki durağımız ise bir çeşme başı. Frig Yolu'nu sırtçantanızı sırtınıza alıp çadırla yürümeniz mümkün. Belli bölgelerde de çeşmeler var, hem otlak hayvanları hem de yolu kullanan yürüyüşçüler için durak noktası. Bu çeşme başı aynı zamanda Büyük Yayla rotasının da dönüş noktası, biz de buradan Büyük Yayla yönüne doğru dönüyoruz. Neyse ki tabebelarla kolayca yönümüzü bulabiliyoruz. Büyük Yayla'ya varmadan önce Fethiye Roma-Bizans Kaya Mezarları yolumuza çıkıyor. Bu bölgede Friglerden sonra yaşayan Roma ve Bizans'tan da çok fazla tarihi kalıntı bulunuyor. Büyük Yayla Gölü'ne kadar yine yemyeşil bir yayladan ilerleyerek kapanışı gölde yaptık. İlk gün için oldukça iddialı bir şekilde 24 kilometre yürümüş olmama rağmen Afyon'dan beklemediğim güzellikle bir doğa içinde bu yürüyüşü bütün yorgunluğa değmişti. İkinci gün Göynüş Vadisi'nde yer alan Aslantaş ve Yılantaş'ın yer aldığı Frigya'nın en büyük nekropolünün olduğu bölge ile rotamıza başladık. Aslantaş ve Yılantaş figürlerinin bulunduğu mezarlarda yatanların kimler olduğu bilinmese de önemli kişiler olduğu sanılıyor. Bir sonraki durağımız ise Peribacaları, evet yanlış duymadınız Afyon'da da peribacaları var. Antik Frig Yolu üzerinde yer alan bacalarının arasından eski atlı tekerlekli arabaların geçtiği yolları görmek mümkün. Bir zamanlar o yollardan geçenleri hayal etmek bile oralara gitmek için yeterli. Frig Yolu'nun önemli yerlerini gördükten sonra yürüyüş yolumuza geri dönüyoruz. Bu kez yolumuz göller, dereler ve çam ormanları arasından ilerliyor. Arada bize koyun sürüleri veya kaya mezarları da eşlik ediyor. Günü Frigya'nın en önemli noktalarından birinde Midas şehrinde bitiriyoruz. Yazılıkaya, Kırkinler Mağarası, Sunaklar, Sarnıçlar derken tarih ve doğayı doyasıya içimize çekiyoruz. İkinci gün yürüyüşlerimiz yaklaşık 20 kilometreyi buldu. Farklı pek çok noktada tarih ve doğanın tadını çıkardığımız yolculukta artık geriye bir güncük kaldı. Gezimizin üçüncü ve son günündeyiz. Bu kez yürüyüş başlangıç noktamız Ayazini Kalesi. Tabii ki burası bildiğiniz kalelere benzemiyor, yine bir kaya oluşumu ve içine oyularak yapılmış bir kale. Kaleden Avdalaz Vadisi'ne doğru devam ediyoruz. Dere içinden devam eden yürüyüş yolumuz Avdalaz Metropolis'te son buluyor. Burası kayıtlara geçen ilk alaturka tuvaletin bulunduğu bir yerleşim alanı. Bölgede ibadethaneler ve nekropol alanı da yer alıyor. Ne yazık ki buraya araçla ulaşım olması nedeniyle yerleşke önünde ateş yapan piknik yapanların çöpleri ile karşılaşıyoruz önce. Ayazini Köyü'nün içinden kısa bir yürüyüşle kiliseye ulaşıyoruz. Bu kilise de yekpare kayaya oyulmuş, türüne az rastlanır bir kilise. Ayazini Köyü'nden teyzelerle biraz hoşbeş ediyoruz, çok misafirperverler hemen \"kaya mezarlarını da görün\", \"aşağı çeşmenin suyu daha soğuktur\" diye bize yol gösteriyorlar. Köyde yaptığımız gezinin sonunda Şerife Teyze'nin yerinde bir gözleme molası vermemek olmazdı elbette. Gözleme ve katmer ile karnımızı doyurduktan sonra ne yazık ki yolumuzun da sonuna gelmiş olduk. Frig Yolu henüz çok bakir ve keşfedilmemiş, hala popüler olmamışken gidip görmenizi şiddetle tavsiye ederim. Kendisini Frig Yolu'nun tanıtımına adamış olan ve benim de buraları keşfetmemi sağlayan sevgili Murat Şen'e tekrar teşekkürler. Siz de Frigya'yı keşfetmek isterseniz Murat ile iletişime geçebilirsiniz. Seyahatlerimi anlık takip etmek isterseniz instagram hesabıma göz atabilir, videolu içeriklerim için youtube kanalıma abone olabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/frigya-gezilecek-yerler", "text": "Ülkemizde tematik yürüyüş yollarının sayısı ve popülaritesi her geçen gün artıyor. Likya Yolu ve Karia Yolu'ndan sonra, Frigya olarak bilinen bölgede Frig Yolu da birkaç yıl önce işaretlemeleri bitirilerek turizme açıldı. Ben de Frigya ve Frig Yolu'na farklı dönemlerde dört ziyaret yaptım. Hem yürüyüş rotalarında yürüme hem de Frig eserlerinin bir kısmını görme şansım oldu. Frigya ve Frigler hakkında öğrendiklerimi, Frig Vadileri'ne nasıl gidilir, ne yenir, nerede kalınır gibi soruların cevaplarını, Frigya gezilecek yerler listesini içeren Frigya gezi rehberi niteliğinde detaylı bir yazı hazırladım, keyifli okumalar. Frigya; bugün coğrafi olarak Afyonkarahisar, Eskişehir, Kütahya ve Ankara arasında M. Ö.11-7. yüzyıllar arasında varlığını sürdürmüş olan büyük bir medeniyet. Frigler özgürlüklerine düşkün, sanat ve zanaatta dönemlerinin önünde bir toplumdu. Başkentleri Gordion bölgesine M. Ö.11. yüzyılda geldikleri sanılıyor. Çok az sayıda yazılı kaynak bırakmaları, yazı ve dillerinin hala çözülememesi nedeniyle Frigler hakkındaki bildiklerimiz daha çok Antik Yunan edebiyatçıları Heredot, Homeros gibi dönemi anlatanlardan öğreniyoruz. Frigler flüt gibi müzik aletlerini ilk kullanan toplumdur. Bugün batı müziğinde pek çok eser \"Frig Gamı\" ile oluşturuluyor imiş. \"Frig Şapkası\", Şirin Baba'nın başında gördüğümüz kırmızı şapkaya, Roma'da özgürlüklerini kazanan kölelerin taktığı şapkalara ve Fransız Devrimi'nde devrimcilerin taktığı şapkalara kadar pek çok özgürlük peşinde koşan topluluğa ilham vermiştir. Efsaneye göre kuyu, sulara, sular, sazlara bu şekilde Midas'ın sırrı herkes tarafından duyulur. Halk, Midas ile dalga geçmeye ve ona hakaret etmeye başlar, gölge oyunları ile onun taklidini yaparlar. Kral Midas, bunlara daha fazla dayanamamaktadır kulaklarını kestirmeyi düşünür ve bunu yapar da ancak bir süre sonra fark eder ki kulakları sarmaşık şeklinde eski halinden daha kötü bir görünüme kavuşur ve tanrıya yalvarır ondan yardım ister. Tanrı Midas'ı affeder fakat onu da sessizce öldürür ve mezara gömer. Türkmen Dağı'nın lavlarıyla oluşan kayaç yapısı ile oluşan peri bacalarından, kayalara oyulmuş yazıt, kaya mezarları, kümbet ve kiliselere, binlerce yıldır kullanılan antik yollara kadar bu geniş coğrafyada görülecek çok fazla değer var. 506 kilometrelik işaretlenmiş, 67 parkur yürüyüş yollarıyla da Türkiye'nin en uzun 3. temalı yürüyüş rotası olan Frig Yolu doğa ve tarih severler için de tam bir cennet. Frigya'nin dini başkenti olan Midas'ı merkez alan yürüyüş yolları üç ana rotadan oluşuyor. Bu rotalar üzerinde Yazılıkaya Vadisi'ndeki Yazılıkaya-Midas Anıtı, Köhnüş Vadisi'ndeki Aslantaş, Yılantaş ve Maltaş, Avdalaz Vadisi'nde yer alan Avdalaz Kalesi, yerleşkesi ve kiliseleri mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Frig Yolu ülkemizdeki diğer tematik yürüyüş yollarından farklı olarak, tek bir hat üzerinde değil, Midas 'ı merkez alan 3 ana hat üzerinde ilerlemektedir. - Frig Yolu Rota 1 Afyonkarahisar : Afyonkarahisar rotası toplam 140 km'lik yürüyüş parkuruna sahip. - Frig Yolu Rota 2 Kütahya : Kütahya rotası 147 km'lik yürüyüş parkuruna sahip. - Frig Yolu Rota 3 Eskişehir Ankara : Eskişehir rotası 219 km yürüyüş parkuruna sahip. Frigya'da görülecek tarihi eserlerin yanısıra pek çok doğal güzellik, kaya oluşumları ve vadiler yer alıyor. İtiraf etmeliyim ki İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan bölgeden beklentimin çok üzerinde doğal güzellikle karşılaştım. Yürüyüşlerimiz zor olmayan parkurlarda ve çam ormanları içinde gerçekleşti. - Ayazini Köyü'nde; Ayazini Metropolis, Avdalaz Kalesi, Avdalaz yerleşkesi, kilise ve mezarlıkları - Göynüş Vadisi'nde; Aslantaş, Yılantaş ve Maltaş - İhsaniye Döğer Köyü çevresinde; Emre Gölü, Aslankaya ve Kapıkaya Ayrıca peri bacaları ve Antik Yol Afyon rotasında mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Frig Vadilerinde gitmediğim kısım Kütahya tarafı oldu. Bu nedenle buradaki önerilerim sadece okuduklarıma dayanıyor. - Sabuncupınar ve çevresinde Frig, Roma ve Bizans yerleşkeleri yer alıyor. - Ovacık Köyü, İncile yerleşimi ve nekropolü görülmeye değer imiş. - Yazılıkaya Midas Anıtı - Piramit Kaya - Hitit Askeri Kabartması - Yazıtlı Sunak - Midas Kalesi / Yukarı Şehir - Bitmeyen Anıt - Su Sarnıçları - Kırkgöz Kayalıkları - Doğanlı Kale - Gerdekkaya - Küçük Yazılıkaya - Kümbet Köyü Frig Tapınakları - Kümbet Vadisi - Aslanlı Mabet - Himmet Baba Kümbeti - Asarkale Eskişehir Frigya Rotası yazımda yukarıdaki listenin detaylarını ve daha fazlasını bulabilirsiniz. Frigya'nın siyasi başkenti Ankara'nın Polatlı iiçesi Yassıhüyük Köyü sınırları içinde bulunan Gordion. Gordion kenti Ankara'ya 94 km, Polatlı'ya 17 km mesafede yer alıyor. Gordion Antik Kenti, Gordion Müzesi ve Midas Tümülüsü o bölgede görebileceğiniz başlıca yerler. Frig Vadileri bugün 3 ayrı ile yayılmış olduğundan öncelikle nereden başlayacağınıza, hangi kısmı görmek istediğinize karar vermeniz gerekiyor. Frig Vadileri'ne nasıl gidileceğine de bundan sonra karar verebilirsiniz. Ben Afyonkarahisar bölgesi ve çevresini gezdiğim için öncelikle oraya ulaşımla ilgili bilgi vereceğim ancak diğer iller için de aşağıda bilgi bulabileceksiniz. Frigya'nın coğrafi olarak Afyon, Kütahya, Eskişehir ve Ankara illerine yayıldığını belirtmiştim, Frig Vadileri ise Afyon, Kütayha ve Eskişehir bölgesinde bulunuyor. Afyon'dan Frig Vadilerine ulaşmak için birden fazla nokta yer alıyor. - Ayazini: Afyon otogarından Ayazini Köyü'ne giden minibüslerle bu bölgeye ulaşmak mümkün. - Göynüş Vadisi: Buraya özel araçla gitmek gerek. - İhsaniye: Ayfon otogarından Döğer Kasabası'na giden minibüslerle bu bölgeye ulaşmak mümkün. Kütahya il sınırında yer alan Frig Vadisi, Kütahya merkeze 3 km mesafeden başlayıp 55 km mesafeye kadar uzanıyormuş. Hattın tamamını yürüyerek geçebilir veya özel araçla istediğiniz bölümüne gidebilirsiniz. Frigya'nın en önemli eserlerinden Yazılıkaya Eskişehir il sınırlarında kalsa da Eskişehir merkeze oldukça uzak mesafede bulunuyor. Eskişehir otogarından minibüs ile bu bölgeye ulaşılabilir. Size güzel bir haber vereyim. Yazılıkaya'ya ulaşımın kolaylaşması adına Eskişehir Belediyesi yakın zamanda Eskişehir merkezden Yazılıkaya Midas Şehri'ne otobüs seferleri başlatacak. Duyuruları Eskişehir Belediyesi'nin internet sitesinden takip edebilirsiniz. Frig Yolu'nu kendiniz yürümek isterseniz detaylı hazırlanmış rehber kitap veya mobil uygulamayı kullanarak yürüyebilirsiniz. - Hüseyin Sarı'nın yazdığı Frig Yolu kitabı, detaylı rota açıklamaları, tarihi eserlerin detaylı anlatımı ile tatmin edici bir rehber. Ayrıca Hüseyin Sarı, Frig Yolu'nun işaretlenme sürecinde de aktif yer almış. - Bilge Umar'ın Frigya kitabı detaylı tarih bilgisi içeren başka bir alternatif kitap. - Ayrıca hem android hem de ios telefonlar için hazırlanmış olan \"Frig Yolu Mobil Uygulaması\" da kalacak yerlerden tarihi eserleri, rotalardan haritalara kadar pek çok malzeme sağlıyor. Frigya bölgesine günü birlik, hafta sonu veya daha uzun süreli tur düzenleyen irili ufaklı firmalar var. Burayı özellikle trekking grupları veya doğa turizmi yapan firmaların tercih ettiğini belirtmekte fayda var. Trekking grupları ile gelmenin bir avantajı da bu bölgeye birden fazla kez aynı grup ile giderseniz, farklı rotalarını yürüme şansınız olur. Frig bölgesine geldiğinizde hangi rotada nereleri göreceğinize göre konaklama seçenekleri değişiklik gösterir. Bu nedenle kendi tecrübeme istinaden size önerilerde bulunacağım. - Eskişehir Belediyesi, Han Belediyesi ve Osmangazi Üniversitesi Turizm bölümü katkıları ile Yazılı ve Büyük Kayıhan köylerinde içinde ev pansiyonculuğu hizmetine başlamışlar. Büyük Kayıhan Köyü'nde Midas Taş Ev ve Yazılı Köyü'nde Frig Yazılıkaya Pansiyon şu an hizmet veren evler. - Frig Yolu üzerinde yapılan turizme kazandırma çalışmaları sonucunda yol üzerindeki köy evleri pansiyon ve Frig Evi olarak belli yerlerde hizmet vermeye başlamış, gitmeden önce araştırarak hem bölge halkına maddi destek sağlamış hem de yerel bir konaklama deneyimi yaşamış olursunuz. - Eğer Frig Yolu'nu kendiniz yürümek istiyorsanız, yol üzerinde yazıda adı geçen köyler, yol üzerinde su bulunan noktalarda kamp yapmanız mümkün. Güvenlik sorunu yok, doğa güzel, zemin uygun, neden olmasın 🙂 - Biz Afyon'a gitmişken nimetlerinden faydalanalım diyerek Gazlıgöl mevkiinde bulunan termal otellerden birinde konakladık. Bu bölgede yıldız yıldız termal oteller, pansiyonlar bulunuyor. Yerden fokur fokur termal su çıkıyor 🙂 Ancak bu bölgede konaklamak için ulaşım için özel araç tercih etmeniz gerekir. Frigler'in kendilerine özgü bir yemek kültürleri olduğu biliniyor. Ancak bugün o yemekleri bulma imkanınız malesef yok. Bu bölgede hangi ilin olduğu bölüme gidiyorsanız o yöreye ait yemekleri bulmanız mümkün. - Afyon'da sucuk, lokum, kaymak, hamur işleri özellikle haşhaşlı çörekler, - Eskişehir'de Tatar yemekleri çibörek, hamur işleri, Yazılıkaya'da bir çeşit Çerkes böreği olan Hıçın, - Kütahya'da da hamur işleri ön plana çıkıyor, börek, gözleme gibi... Frigya beklentimin çok üstüne tarihi ve doğal güzellikler sunuyor. Yaz aylarında dahi yürüyüş için uygun olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Seyahatlerimi anlık takip etmek isterseniz instagram hesabıma göz atabilir, videolu içeriklerim için youtube kanalıma abone olabilirsiniz. Eskişehir'e gelirseniz Eskişehir'de size rehberlik etmek isterim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/furkan-kumkaya-yollardan-bana-kalan-kitabi", "text": "Blogumdaki \"gezi kitapları\" bölümünde genç isimlerin kitapları hızla artıyor. Bunun iki sebebi var; birincisi ben genç gezginleri desteklemeyi, onların yaptıklarını ön plana çıkarmayı seviyorum, ikincisi ise \"bu gençler bir harika dostum\". Okuyan, araştıran, kendini geliştiren pırlanta gibi gençler kitap yazınca bana da alıp okumak ve okuyucularım ile paylaşmak düşüyor. Yollardan Bana Kalan kitabının yazarı, kahramanımız Furkan Kumkaya, memur olmaktan son anda vazgeçip hayallerinin peşinden gitmeyi ve gezgin olmayı seçiyor. Dünya turuna çıkmak için ihtiyacı olan parayı biriktirmek için; yaptığı gezileri, yollarda tanıştığı ve hayatına dokunan insanları, memurluktan vazgeçme hikayesini anlattığı \"Yollardan Bana Kalan\" kitabını yazıyor ve kendi çabası ile satmaya çalışıyor. Pandemi dünya turu planlarını biraz ertelemesine sebep olsa da Türkiye'de ve yakın coğrafyada seyahatlerine devam ediyor. Önce biraz Furkan Kumkaya kimdir, ondan bahsedeyim. Furkan, Gazi üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünden 2015 yılında mezun olmuş, ailesi ile birlikte Sakarya'da yaşayan bir genç. Çocukluğunda atlasları seven, zamanla en büyük tutkusunun keşfetmek olduğunu anlayan Furkan Kumkaya, seyahat etmenin, hareket etmenin, stressiz yaşamanın ömrü uzattığının erken yaşta farkına varmış ve üniversiteden sonra pek çok akranı gibi memuriyet sınavlarına girmiş olmasına rağmen, memur olup yılda birkaç hafta tatil yaparak emekliliğini beklemek istemediği için kendine bambaşka bir yol çizmiş. Kendi cümleleri ile anlatacak olursak; \"Herkesin anılarını seçmeye hakkı vardır. Ben memurlu olanları değil, zor, acı veren ama gülümsetenleri seçtim\". Memuriyetten vazgeçmişse hayatını nasıl kazanıyor derseniz; şu an bazı yayınlara gezi yazıları yazarak, yarı zamanlı çalışarak ve yazdığı kitabın gelirleri ile dünya turu için para biriktiriyor. Furkan Kumkaya'yı ben de sosyal medya aracılığı ile tanıdım. 2020 yılında Adem Bekdemir ile birlikte Samsun'dan bisikletleri ile yola çıkıp 10 Kasım'da Anıtkabir'de olacakları bir yolculuk yapmışlardı, ben de Adem'i takip ediyordum. Adem ile beraber yola çıkan ve bu güzel projeye imza atan genci merak ederek Furkan Kumkaya'yı da takibe almıştım. Takip etmeye başlayınca da okuyan, sorgulayan, yaşamına anlam katmaya başlayan biri olduğunu gördüm ve sosyal medyanın karşıma çıkardığı güzel insanlardan biri diye düşündüm. Ancak yine sosyal medyanın azizliği, pek az paylaşımı bize gösteriyor maalesef, bir kitabı olduğunu ve kitabını sayarak dünya turuna gelir sağlamaya başladığını çok geç öğrendim. Görür görmez de kitabından bir tane sipariş ettim. Furkan Kumkaya, Türkiye'nin 75 şehrini ve yurt dışında da 3 ülkeyi gezdikten sonra gezi notlarını, memuriyetten vazgeçme hikayesini, yollarda karşılaştığı ve hayatına dokunan insanları anlattığı hikayeleri Yollardan Bana Kalan adıyla bir kitap haline getirmiş. Furkan, kitabın açılış, kapanış ve fotoğrafların olduğu bölümler dışındaki tüm bölümlerinde bir yolculuğuna dair hikayelerini anlatmış. Çoğunlukla otostop ile, kendi değimi ile baş parmağı sayesinde, seyahat eden ve seyahatlerini çok düşük maliyetlerle gerçekleştiren yazarımız, Ukrayna'dan Şanlıurfa'ya, Ağrı'dan Likya Yolu'na kadar farklı coğrafyalarda farklı insan hikayelerini ve gezi noktalarını anlatıyor bize. Yollarda aldığı dersler, öğrendikleri ve en çok da yoluna çıkan ve hayatını etkileyen insanları okuyucusuna aktarıyor. Kitap yayın, tanıtım ve dağıtım maliyetleri yüksek olduğundan kitabını sosyal medya hesabı üzerinden kendisi satıyor ve isme özel imzalayarak gönderiyor. Yine maliyet nedeniyle diye düşünüyorum, kitabın bir editörü yok. Bir editör olmamasına rağmen akıcı bir dili olduğunu söyleyebilirim, bunu da Furkan'ın çok kitap okumasına borçluyuz diye düşünüyorum. Kitabı okuduğunuzda siz de göreceksiniz, Furkan seyahatleri sırasında elinden kitap düşürmeyen bir kitap sever. Tabii kitapta bazı yazım hataları yok değil, onları kırmızı kalemle işaretledim, yeni baskı yapmak isterse fotoğrafını çekip gönderirim. - Instagram @furkankumkaya - Youtube @furkankumkaya"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gain-uygulamasindaki-en-guzel-programlar-en-iyi-8", "text": "Gün geçmiyor ki hayatımıza yeni bir uygulama girsin. Gain uygulaması, Netflix'in domine ettiği, Blutv gibi rekabetçi dizilerle tutunmaya çalışan online medya sağlayıcıların bulunduğu pazara sadece mobil kullanıcıları hedefleyerek piyasaya girdi. İlber Ortaylı, Engin Günaydın, Vedat Milor, Mirgün Cabas gibi tanınmış isimlerin programlarının yanısıra pek çok kısa süreli program uygulamada daha çok dikey görüntü ile yayınlanıyor. Ben de ilk gününden itibaren takip etmeye başladım ve Gain uygulamasındaki en güzel programlar arasından kendi seçkimi yaptım. Bu yazıda hem biraz Gain uygulaması nedir, nasıl kullanılır kısmından bahsedeceğim, hem de önerdiğim programları paylaşacağım. Gain, kendisini internet sitesinde; \"Kişiye özel yayın akışı sunan, yenilikçi, eğitici, eğlendirici kısa içeriklerden oluşan bir mobil uygulamadır\" diye tanımlamış. Kısa süreli yayınlardan oluşan içerikleri ve sadece akıllı telefon ve tabletlerden kullanılabilmesi ile hareket halindeki insanları, instagram reels, tiktok gibi uygulamaları kullanmaya alışan gençleri hedeflediğini söyleyebiliriz. Özellikle dikey formatlı yayınları ile fark yaratmak istenmiş. Takside markette bekleme anlarında izleyebileceğiniz 2-3 dakikalık programları özellikle ön plana çıkarıyorlar. 30 Aralık 2020'de yayın hayatına başlayan uygulamanın reklam filmini aşağıda izleyebilirsiniz. Kısa içerikler iddiası ile yola çıkan uygulamanın reklam filminin 1 dakika 56 saniye olması ise oldukça çelişkili olmuş. Uygulama adı bazı yerlerde Gain Medya olarak geçiyor. Kurucusu Gözde Akpınar aynı zamanda Filli Boya şirketinin de sahibi. - Gain uygulamasını indirin Sadece cep telefonu ve tablet üzerinden izleyebileceğiniz içeriklerden oluşan platformun telefon ve/veya tabletinize uyumlu olan uygulamasını indirmeniz gerekiyor. - Üye olun Uygulamayı indirip üye olduktan sonra uygulamayı kullanmaya başlayabilirsiniz. - Video ekranına ulaşın Üye olduktan sonra uygulamayı açar açmaz video ekranı sizi karşılayacak. - Güncel içerikleri keşfedin Ekranı sağa veya sola kaydırarak güncel içerikler arasında gezinebilirsiniz. Sağa veya sola arka arkaya dokunarak ileri veya geri alabilirsiniz. - Çıkmak için aşağı kaydırın Çıkmak istediğinizde sayfayı aşağı kaydırmanız yeterli. - Keşfet ekranına ulaşmak için aşağıya kaydırın Ekranı aşağıya kaydırdığınızda \"keşfet\" ekranına geçersiniz. - İlgi alanınıza göre içerik seçin Keşfet ekranında ilgi alanınıza göre programları, içerikleri görebilir, aralarından seçim yapabilirsiniz. Burada Film, haber, güncel, dizi gibi kategoriler arasından seçim yapabilirsiniz. - İstediğiniz içeriği arama çubuğunda arayın Özellikle izlemek istediğiniz bir içerik varsa \"arama\" çubuğuna yazarak arayabilirsiniz. - İçerik detaylarını inceleyin Arayıp bulduğunuz içeriği bulduğunuzda yukarı kaydırarak içerik detayına ulaşabilirsiniz. Bu sayfada içeriği listelerinize ekleyebilirsiniz. Veya paylaşabilirsiniz. - Listelerim sayfasını bulun Sol altta \"listelerim\" menüsünden oluşturduğunuz listelere ulaşabilirsiniz. - Yarım kalan içeriklerinizi izleyin Listelerim sayfasında izlerken yarım kalan içerikleri izleyebilirsiniz. - Televizyonunuzda paylaşın Telefonunuzun eğer televizyonda paylaşma özelliği varsa uygulamadaki içerikleri televizyonunuza aktararak da izleyebiliyorsunuz. Şu an uygulamanın kullanıcı deneyimi konusunda sorunları olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. İzlediğiniz ve yarım bıraktığınız programlara geri dönmek sıkıntılı. Mesela ben bazı programları favorilerime ekleyip sonra izlemek istedim ama öyle bir özellik yok, listeye ekleme kısmını bulmam biraz zaman aldı. Keşfet alanından bir programı sonuna kadar izlemediysem, o programın önceki bölümlerini liste halinde görebileceğim bir yer de bulamadım. Bunlar ilk anda gördüğüm eksikler. Kullanıcı deneyimi konusunda çok fazla geliştirme ihtiyacı var kesinlikle. Uygulamayı akıllı telefon veya tabletinize indirdikten sonra, yayınları izleyebilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor. Gain uygulaması şu an için ücretsiz, ücretli modele geçeceği söyleniyor, henüz ücretlemesinin nasıl olacağı açıklanmış değil. Uygulam hakkında kafanızdaki soru işaretlerini kaldırdıysak artık Gain uygulamasındaki en güzel programlar listemize geçebiliriz. Programların seçicisi ben olduğumdan daha çok seyahat, tarih, belgesel ve yemek içerikleri listeyi domine ediyor. Gain uygulamasında ilk izlediğim ve ilk beğendiğim program Ahmet Mümtaz Taylan'ın sunduğu İstanbul Hesabı. Taylan cebine 50 TL koyuyor ve İstanbul'un bir semtini geziyor. Bütçesi içinde kalarak hem geziyor hem de karnını doyuruyor. Bazen belediye otobüsüne biniyor bazen tabanvay ile en uygun fiyata İstanbul'u gezme formülleri veriyor. Gezdiği semtler bildiği semtler olduğundan hem kendi anıları hem oradaki esnafın geçmişine de yer vererek 10 dakika civarında anlatıyor. Ben izlemekten çok keyif aldım. Zaten İstanbul'da turist olmayı çok sevdiğimi bilenler bilir. Bu program yatay olarak çekilmiş, televizyona aktararak izleyebilirsiniz. - Bölüm Beşiktaş'tan Arnavutköy'e - Bölüm Cihangir'den Şişhane'ye - Bölüm Beşiktaş'tan Yeniköy'e Umarım devamı gelir ve İstanbul keyfimiz devam eder. Yılların gurmesi ve televizyon programcısı Vedat Milor, sosyal medyada yaptığı anketlerle sosyal medya fenomenine dönüştü. Gain uygulamasındaki \"Vedat Milor ile En İyisi\" programı ise Vedat Bey'in eğlenceli yönünü görmemizi sağlıyor. Menemen soğanlı mı soğansız mı gibi soruların cevaplarını yine anketler ve uzman görüşleri ile sentezleyip anlatıyor. Yine 10-11 dakikalık programlarla bizi bilgilendiriyor. Bu program dikey olarak çekilmiş, cepten izlemelik. Vedat Bey'in naifliğine bayılanların seveceği bir program. Bu program da henüz 3 bölüm yayınlandı. - Bölüm: Kayseri pastırması mı, Kastamonu pastırması mı? - Bölüm: Sofrada Havan Olsun Şarap - Bölüm: Pide mi Pizza mı? Gain uygulamasının ünlü programlarından bir diğeri tarihi belgesel kategorisinde yayınlanan İlber Ortaylı ile Zaman Makinesi. İlber Hoca kendi tarzı ve birikimi ile tarihteki olayları anlatıyor. Tarihi değiştiren olaylar, kişiler, kavramlar bu programda masaya yatırılıyor. 8-11dakikalık bölümlerde Hitler'den Sezar'a tarihin önemli karakterlerini öğrenmeye başladık bile. Bu program dikey olarak çekilmiş, cepten izlemelik. Bu program da henüz 3 bölüm yayınlandı. - Bölüm: Hitler - Bölüm: Hitlerle ilgili sorular - Bölüm: İhanet 10 Bin Adım, Son yıllarda uzun ve sağlıklı bir yaşam için tüm dünyada referans olarak kabul edilen \"Günde 10 bin adım\" önerisine uyarak birlikte yürümeye karar veren iki eski sevgili Ezgi ve Memet'in iki yeni yol arkadaşı olma hikayesini mizahi bir dille anlatan bir mini dizi. Hikayesi Engin Günaydın ve Devin Özgür Çınar'a ait olan ve senaryosu yine Devin Özgür Çınar tarafından kaleme alınan komedi dizisi '10 Bin Adım', \"Eski sevgili ile dost kalmak mümkün mü?\" sorusunu odağına alarak, sevgililikten arta kalan arkadaşlığı on bin adımlık bir macera içerisinde irdeliyor. Gain uygulamasının ilk programlarından biri olan dizinin 5. bölümü yayınlandı bile. 11-12 dakika civarındaki bölümleri hızlıca izleniyor. Bu program yatay olarak çekilmiş, televizyona aktararak izleyebilirsiniz. Ela Başak Atakan'ın aynı isimli kitabından hayata geçirilen belgesel serisi Bir Şifa Bağımlısının İtirafları adıyla Gain uygulamasında yayına başladı. Gün geçtikçe sosyal medyanın da etkisi ile popülerleşen 'şifa' konusuna odaklanan seri kapsamında kitabın da yazarı olan Ela Başak Atakan kendi ağzından \"şifa bağımlısı' olma serüvenini ve uğradığı şifa duraklarını samimi bir dille seyirciyle paylaşıyor. Kızının çare yok denilen hastalığına tedavi bulmak için rotasını alternatif tıp dünyasına çeviren ve giderek bir şifa bağımlısına dönüşen Ela Başak Atakan'ın aynı isimli kitabından yola çıkarak hayata geçirilen belgeselde, Atakan'ın bu yolculuğunda şifayı bulmak için arşınladığı yollar ve kapısını çaldığı bütün yöntemler detaylarıyla masaya yatırılarak izleyiciye sunuluyor. Yönetmenliğini deneyimli ve başarılı yönetmen Caner Özyurtlu'nun üstlendiği belgesel serisinde, yogadan şaman ayinlerine, nefes terapisinden sülük tedavisine, aile diziminden ayurvedik beslenmeye denenebilecek her şey deneniyor. Çığırından çıkan bir şifa arama serüvenine odaklanan serinin yeni bölümleri her Pazar GAİN'de izlenebilir. Gain'deki en uzun içeriklerden biri olabilir bu, 18-21 dakika ilk yayınlanan bölümleri, bu program da yatay çekilmiş, televizyona aktarılabilir. İzlesen Seversin kategorisi Gain uygulamasının keşfet bölümünde bir başlık olarak kişiye özelleştirilmiş olarak yer alıyor. Uygulama içinde arayınca bulamıyorsunuz, bir başka kullanıcı deneyimi eksikliği daha... Belgesel kategorisindeki bu içerikler çoğunlukla seyahat ve hayvanlar ilgili ve 1-2 dakikalık içerikler. Dikey olarak hazırlanmış içerikler tam da uygulamanın amacına hizmet eden hızlı tüketime yönelik. Erdem Topsakal, pandemi döneminde ayın kraterlerini izlemek için Sirkeci'den pazarlıkla bir teleskop alıyor. Aya bakmaktan sıkılınca teleskobu İstanbul'a çeviriyor, sıradan şeyleri izlemeye başlıyor ve keşfedilmemiş hikayeleri yakalıyor. Program henüz 2 bölüm yayınlandı. 2 dakika gibi kısa kayıtlardan oluşmuş. Yine benim gibi İstanbul sevdalıları için güzel bir seçenek. Program kısa olması ile paralel dikey hazırlanmış, cepten izlemelik. 1870 Beyoğlu yangınında yanan ahşap binaların yerine Avrupa'dan ithal bir konut tarzı olarak yapılan apartmanların yapım sürecini, hikayelerini, kimlerin yaşadığını ve günümüze kadar uzanan hikayelerini anlatan arşiv değeri taşıyan bir belgesel İstanbul Apartmanları. İlk anlatılan hikaye Apelyan Apartmanı. 7 dakikalık program yatay formatta, televizyona aktararak izleyebilirsiniz. Sizin Gain Medya içerikleri arasında en sevdikleriniz hangileri? Yorumlara yazmayı unutmayın! Bayıldım ben Gain' e doğrusu. Kısa kısa izliyorum çıkıyorum. Önerilerin için teşekkürler hemen Ahmet Mümtaz ı izleyeyim. Ben de sevdim, bir mola verince hap gibi izlemelik."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/galata-gezisi-aralik-2018", "text": "Yeni bir İstanbul gezisi ile yeniden birlikteyiz. Önünden geçip gittiğimiz binaların hikayelerini dinleyeceğimiz, İstanbul'un en popüler noktalarından birini keşfedeceğiz bir gezi tasarladık. Rotamız Galata ve çevresi. Galata gezisi rotamızda aşağıda listede yer alan yerleri görecek, hikayelerini dinleyecek, özel yerlere gireceğiz. - Gezimize Tünel Meydanı'nda başlıyoruz, - Tünel'den Galata'ya inerken Galata Mevlevihanesi'ne uğruyoruz, - Galata Kulesi'ni ziyaret edip Hazerfen'in atladığı balkondan güzel İstanbul'a bakıyoruz, - Neva Şalom Sinagogu'nu ziyaret edeceğiz. Buraya girebilmek için yanınızda mutlaka kimliğinizin olması gerekiyor ve giriş ücreti 20 TL, - Belki de hiç farketmediğiniz Ceneviz Sarayı'nı, - Kamondo Malikanesi ve merdivenlerini, - Osmanlı Bankası, bugünkü adı ile Salt Galata'nın özel bölümlerini görüp hikayelerini dinleyeceğiz - Arap Camii ve Yeraltı Camii'ni ziyaret edeceğiz, - Fransız Geçidi ve Rum Okulu'nu özel izinle açtırmayı deneyeceğiz, - Özel izinlerle bazı binaları açtırılıp içlerine girmeyi deneyeceğiz, bu konuda kesin söz veremiyoruz, ancak izinleri almayı deneyeceğiz. Sokakları keşfederken hem dinlenmek hem de sohbet etmek için kahve molalarımız, ve öğle yemeği molamız olacak. Kesin rezervasyon için; gezi ücreti olan 95 TL'yi aşağıdaki hesap numarasına \"Çok Gezen Galata Gezisi\" açıklaması ile yapabilirsiniz. Ödeme yaptıktan sonra adresinden veya 0 530 315 6228 numaralı telefondan bilgilerinden bana bilgi vermeniz yeterli. - Gezinin tamamı hafif yürüyüş şeklinde yapılacaktır. Rahat bir ayakkabı giymenizi öneririz. - Gezimiz en az 10 kişi, en fazla 15 kişi ile yapılacaktır. - Gezi kesinleştiğinde katılımcılara buluşma yeri bilgisi verilecektir. - Ödemeyi yaptığınızda kaydınız tamamlanmış sayılacaktır. - Gezimiz A Grubu Seyahat Acentası Turhande Turizm ile gerçekleştirilmektedir. - Programda belirtilen gezi ve ziyaret noktaları, - Rehberlik hizmeti. - Öğle yemeği, kahve molaları, - Müze giriş ücretleri, - Ekstra her türlü kişisel harcama, - Halka kapalı yerlerin açılmasında görevliye yapılacak olan ödemeler fiyata dahil değildir, gezi günü rehber tarafından ücret bilgisi verilecektir. - Bazı ibadet mekanlarında fotoğraf çekmeye izin verilmeyebilir ya da ek ücret istenebilir. Bahşiş kabul edilen bu harcamalar fiyata dahil değildir. Hafta sonunu dolu dolu geçirmek isteyen herkesi bekliyorum!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/galata-kulesi", "text": "Son zamanlarda İstanbul'dan fazla uzaklaşamadım, hazır durum böyleyken İstanbul'u anlatayım istiyorum. İstanbul'u anlatırken de en sevdiklerimi anlatıyorum... İstanbul deyince benim ilk aklıma gelen Beyoğlu. İstiklal Caddesi'nde attığım küçük turlar hep ruhumu dinlendirir. Caddenin sonuna gelince de \"sonuna geldik mi?\" derim kendime. Aslında sonuna gelmemişizdir, İstiklal Caddesi'nin sonuna geldiğinizde Tünel çıkar karşınıza, ister atlayın Karaköy'e inin, ister Tünel'e gelmeden önceki sokaktan doğru devam edin ve yol sizi Galata Kulesi'ne götürsün. Galata Kulesi ve çevresinde keşfedilecek pek çok yer var ama öncelik Galata Kulesi. Bu yazıda size biraz kuleden bahsetmek istiyorum. O sokaktan devam ettiğinizde daracık arnavut kaldırımlı sağlı sollu önce müzik mağazaları sonra da hediyelik eşya dükkanları size eşlik eder. O yol sizi küçük bir meydana ulaştırır. O meydan Galata Meydanı... Meydanın ortasında gök yüzüne uzanan kule ise meşhur Galata Kulesi. Meydanı çevreleyen cafe ve restaurantlarda bir mola verebilir, az ilerideki küçük meydan kahvesinde Galata Kulesi'ni seyrederek dinlenebilirsiniz. Bu çevredeki en ekonomik yer da bu kahvedir. Çay ve tost ile öğününüzü geçirebilirsiniz. \"Ben dinlenmeden doğru kuleye çıkmak istiyorum\" derseniz meydanın çevresinden dolaşın ve kulenin giriş kapısını bulun. Elinde şehir rehberi ile dolaşan turistleri takip ederek kolayca bulabilirsiniz girişi. Meydandaki kaldırımlara bakarak gidin, kaldırımın üstüne kabartılmış bir kertenkele ile karşılaşabilirsiniz. Kule turitik ziyarete açık olduğu gibi kulenin tepesinde bir de restaurant var. Eskiden bu restoranda dansözlü fasıllı eğlenceler olurdu, özellikle yabancı turistlerin çok ilgisini çekerdi. Artık alkolsüz sadece kafeterya. Kuleye çıkıp panaromik İstanbul manzarasını izleyebilirsiniz. Son zamanlarda hep uzun sıralar oluyor kule çıkışında. Bu nedenle sabah erken saatlerde gitmenizi öneririm, böylece daha az sıra beklersiniz. Galata Kulesi Hazerfen Ahmet Çelebi adı ile anılır çoğu zaman. 14. yy. da yapılan kule 17. yy. da Hazerfen'in meşhur atlaması ile meşhurdur. Galata Kulesine tırmanan Hazerfen, yaptığı kanatlarla kendini boğaza doğru bırakmış ve Üsküdar sırtlarına ulaşmıştır. Kuleye tırmandığınızda bunu anlatan duvardaki heykeller o günlere bir yolculuk yapmanızı sağlıyordu ancak artık çıkış için merdivenleri kullanamıyorsunuz, sadece asansör ile çıkış var. Kulenin tepesine çıkınca önce küçük bir baş dönmesi yükseklikten dolayı, sonraki baş dönmesi ise boğaz ve haliç manzarasının güzelliğinden dolayı. Kulenin yukarıdan manzarasının güzel olduğu kadar kulenin kendisi de başlı başına güzel. Kulenin çevresinde dolaşırken Hazerfen olup uçasınız gelirse şaşmayın. Galata Kulesi ile ilgili bir de minik efsane vardır: Galata Kulesi'ne kimle çıkarsanız onunla evlenirmişsiniz. İşin komiği ben de eşimle daha yeni birlikte olmaya başladığımda birlikte kuleye çıkmıştık. Efsaneden midir, zaten olacağından mıdır bilemem. Kuleden inip ara sokaklarda geçmişe bir yolculuk yapmayı da ihmal etmeyin. İstanbul'da yaşayıp da Galata'ya hiç gitmedim diyenlerle karşılaşınca bu yazıyı yazmak istedim. İstanbul'un sadece karmaşa gürültüsünü yaşamak İstanbul'u yaşamak değildir... İstanbul'un güzelliklerinin tadını çıkarmayı unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/galata-ve-cevresi-turu-ocak-2019", "text": "16 Aralık'ta düzenlediğim Galata gezisine olan yoğun talep ve kontenjanın çok hızlı dolması nedeniyle yeni bir Galata gezisi ile yapıyoruz. Tünel Meydanı'ndan başlayıp Galata'dan Karaköy'e doğru inen rotası ile Galata ve çevresini birlikte gezeceğiz! Galata gezisine katılmak veya detaylı bilgi almak için bana sevil. mert@gmail. com veya 05303156228 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz. Galata turu rotamızda aşağıda listede yer alan yerleri görecek, hikayelerini dinleyecek, özel yerlere gireceğiz. - Gezimize Tünel Meydanı'nda başlıyoruz, - Tünel'den Galata'ya inerken Galata Mevlevihanesi'ne uğruyoruz, Müze Kart ile girilebiliyor. Müze kartınız yoksa giriş 12 TL. - Galata Kulesi'ni ziyaret edip Hazerfen'in atladığı balkondan güzel İstanbul'a bakıyoruz. Galata Kulesi giriş ücreti tam 15, öğrenci 7,5TL. - Neva Şalom Sinagogu'nu ziyaret edeceğiz. Buraya girebilmek için yanınızda mutlaka kimliğinizin olması gerekiyor ve giriş ücreti 20 TL, - Belki de hiç farketmediğiniz Ceneviz Sarayı'nı, - Kamondo Malikanesi ve merdivenlerini, - Osmanlı Bankası, bugünkü adı ile Salt Galata'nın özel bölümlerini görüp hikayelerini dinleyeceğiz - Arap Camii ve Yeraltı Camii'ni ziyaret edeceğiz, - Fransız Geçidi ve Rum Okulu'nu özel izinle açtırmayı deneyeceğiz, - Özel izinlerle bazı binaları açtırılıp içlerine girmeyi deneyeceğiz, bu konuda kesin söz veremiyoruz, ancak izinleri almayı deneyeceğiz. Galata gezisine katılmak veya detaylı bilgi almak için bana sevil. mert@gmail. com veya 05303156228 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz. Sokakları keşfederken hem dinlenmek hem de sohbet etmek için kahve molalarımız, ve öğle yemeği molamız olacak. Kesin rezervasyon için; gezi ücreti olan 95 TL'yi aşağıdaki hesap numarasına \"Çok Gezen Galata Gezisi\" açıklaması ile yapabilirsiniz. Ödeme yaptıktan sonra adresinden veya 0 530 315 6228 numaralı telefondan bilgilerinden bana bilgi vermeniz yeterli. - Gezinin tamamı hafif yürüyüş şeklinde yapılacaktır. Rahat bir ayakkabı giymenizi öneririz. - Gezimiz en az 10 kişi, en fazla 15 kişi ile yapılacaktır. - Gezi kesinleştiğinde katılımcılara buluşma yeri bilgisi verilecektir. - Ödemeyi yaptığınızda kaydınız tamamlanmış sayılacaktır. - Gezimiz A Grubu Seyahat Acentası Turhande Turizm ile gerçekleştirilmektedir. - Programda belirtilen gezi ve ziyaret noktaları, - Rehberlik hizmeti. - Öğle yemeği, kahve molaları, - Müze giriş ücretleri, - Ekstra her türlü kişisel harcama, - Halka kapalı yerlerin açılmasında görevliye yapılacak olan ödemeler fiyata dahil değildir, gezi günü rehber tarafından ücret bilgisi verilecektir. - Bazı ibadet mekanlarında fotoğraf çekmeye izin verilmeyebilir ya da ek ücret istenebilir. Bahşiş kabul edilen bu harcamalar fiyata dahil değildir. Galata gezisine katılmak veya detaylı bilgi almak için bana sevil. mert@gmail. com veya 05303156228 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz. Hafta sonunu dolu dolu geçirmek isteyen herkesi bekliyorum!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/galataport-istanbul-nerede-nasil-gidilir-neler-yapilir", "text": "Galataport İstanbul, 2021 yılının son aylarında açılarak İstanbul sosyal hayatına hızlı bir giriş yaptı. Karaköy ile Fındıklı arasında yer alan Galataport; kültür sanat, yeme-içme, müzeler, tarihi mekanları ve dünyada bir ilk olan yer altı liman terminali ile İstanbul'un yeni sosyal yaşam alanlarından biri olmaya talip oluyor. Galataport İstanbul nerede, nasıl gidilir, neler yapılır, çevresinde gezilecek yerler ve çok daha fazlası bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Galata, 12. yüzyılda Cenovalılar tarafından kurulmuş olan bir yerleşim. Karaköy ve Karaköy Limanı ise bölgenin ticaret kalbinin attığı yer. Museviler, Cenevizliler, Rumlar, Romalılar, Fransızlar, Venedikliler ve Osmanlılar bu bölgede bir arada yaşamış ve çalışmış ve önemli eserler bırakmışlar. Galataport'un bulunduğu yer tarih boyunca liman olarak kullanılmış. 1925-45 yılları arasında ise Ford Fabrikası'na ev sahipliği yapmış. 90'lı yıllardan itibaren burası yeniden liman olarak düzenlenmiş. 2000'li yıllara geldiğimizde ise Türkiye Denizcilik İşletmeleri, sahil şeridinde mevcut antrepo ve depoları işletme hakkı için bir özelleştirmeye gider. Doğuş Grubu ve Bilgili Holding ortaklığı ihaleyi aldı. Özelleştirmeden sonra uzun süren inşaa ve düzenleme çalışmalarından sonra 29 Ekim 2021 tarihinde resmi olarak açılışı yapıldı. Beyoğlu Kültür Yolu rotasının bir ucu Galataport İstanbul iken diğer ucu Taksim Meydanı'nda yer alan Atatürk Kültür Merkezi olarak tanımladı ve Galataport açılışı böyle güçlü bir kültür etkinliği ile entegre edildi. Galataport İstanbul, İstanbul'un Beyoğlu ilçesine bağlı Karaköy semtinde yer alıyor, Karaköy Vapur İskelesi ile Fındıklı'da yer alan Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Üniversitesi arasında kalan boğaz kıyısında bulunuyor. Galataport'un Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Galataport'a tramvay, vapur, otobüs gibi toplu taşıma araçları ile çok rahat ulaşabileceğiniz gibi kendi özel aracınız ile gelirseniz 2400 araçlık otoparkından faydalanabilirsiniz, dilerseniz vale hizmeti de var. Ancak Galataport, yeri itibariyle trafiğin yoğun ve sıkışık olduğu bir bölge olduğundan tavsiyem toplu taşıma ile gelmeniz olur. - T1 Kabataş Bağcılar tramvayını kullanarak Tophane durağında inerek 2 dakikalık yürüme ile Galataport'a ulaşabilirsiniz. - Karaköy'e gelen herhangi bir vapur hattını kullanarak Karaköy Vapur İskelesi'ne gelebilir, oradan sadece 10 dakikalık yürüme ile Galataport'a ulaşabilirsiniz. - Başta Topkapı Beşiktaş hattını kullanan 28 ve 28 TL numaralı otobüsler olmak üzere Beşiktaş sahil yolunu kullanarak Eminönü ve çevresine giden tüm otobüs hatlarını kullanabilirsiniz. Tophane durağında indiğinizde 2 dakika içinde Galataport'ta olursunuz. Galataport'un altında 2400 araç kapasiteli bir otopark mevcut. Ayrıca Karaköy yakınlarıdaki otoparkları da kullanabilirsiniz. Ancak benim tavsiyem bu bölgeye araç ile gelmemeniz çünkü trafik çok yoğun ve sık trafik ışıkları nedeniyle çok sıkışık oluyor. Toplu taşıma imkanlarını değerlendirmenizi tavsiye ederim. İlla ki aracımla geleceğim derseniz vale hizmeti de bulunuyor. Güzel haberi en baştan verelim. Galataport tamamen açık konseptte tasarlanmış bir çeşit alışveriş merkezi. Bu nedenle herhangi bir giriş ücreti yok. Zaman zaman Galataport içinde yer alan sergi ve etkinlik alanlarında düzenlenen ücretli aktiviteler olabiliyor, o aktivitelere özel fiyatları internet sitelerinden veya sosyal medya hesaplarından öğrenebilirsiniz. Galataport, sahilde uzun yürüyüş yapmak, arkadaşlarınızla boğaz manzarası eşliğinde yemek yemek veya kahve içmek, alışveriş yapmak, müze gezmek, sergi gezmek isteyenler için pek çok alternatif sunuyor. Aşağıda yer alan Galataport krokisinde hangi yönden girdiğinizde neler ile karşılaşacağınızı göreceksiniz. Görsel, Galataport sitesinden ilk açılışı yapıldığında alındı. Bugün Monet Sergisi devam etmiyor mesela, ama orası bir etkinlik alanı, başka sergiler olabileceğini göz önüne alabilirsiniz. Galataport'a Karaköy Tophane tarafından girerseniz sizi önce tarihi yapılar karşılıyor; Paket Postanesi, Tophane Saat Kulesi, Nusretiye Camii, Tophane Kasrı gibi... Tophane Meydanı'nı geçtiğinizde karşınıza çıkan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi kapılarını ziyaretçilerine açtı, şimdilik (Mart 2022 itibariyle) sadece ilk katı ziyarete açılmış olsa da devamı gelecektir. Çok yakın zamanda İstanbul Modern de açılmış olacak, inşaat çalışmaları devam ediyor. Galataport'a Fındıklı tarafından giriş yaparsanız iki ayrı sergi alanı yer alıyor. Ara Güler Sergisi hemen girişte sizi karşılıyor. Hangi yönden girerseniz girin sahile çıktığınızda 1.2 kilometre uzunluğunda bir yürüyüş yolu sizi karşılıyor. Yürüyüş yoluna bakan tarafta ise restoran ve mağazalar yer alıyor. İki katlı düzende olan yapıların üst katından manzara oldukça güzel, sadece etrafa bakmak için dahi yukarıya çıkmanızı öneririm. Sahil yolunun olduğu bölüm aynı zamanda liman. Dünyada ilk kez hayata geçirilen ve özel bir kapak sistemi ile yerin altında kurgulanan terminal henüz çok aktif değil, aktif olduğunda sahil boyunca cruise gemilerini sıralanmış olarak göreceğiz diye umuyorum. Galataport Limanı'ndan kalkan Gemi Turu Rehberi & Cruise Turu Hakkında Merak Edilenler yazım da ilginizi çekebilir. Galataport İstanbul için hazırladığım instagram paylaşımına da göz atarsanız görsel olarak daha fazla fikir sahibi olabilirsiniz. Galataport İstanbul'a geldiğinizde sadece yeme-içme veya alışveriş değil, kültür gezisi yapmanızı da öneririm. Limanın bulunduğu bölge İstanbul'un bir zamanlar en önemli ticaret merkezlerinden biri olduğundan gezilecek görülecek pek çok önemli yer var. Kaçırmamanızı önereceğim yerleri aşağıda sıraladım. Galataport ve yakın çevresinde gezilecek yerler listesinin Google Haritalar uygulaması üzerinde işaretlenmiş konumları için tıklayın. Bugün Paket Postanesi adıyla bir alışveriş merkezi olarak hizmete açılmış olan bina, 1900'lerin başında Karaköy Limanı'nın ilk yolcu salonu olarak inşa edilmeye başlanmış. Yolcu salonu, postane, hatta bir dönem hastane olarak dahi hizmet vermiş bu güzel yapı. Şu an mağaza ve restoranların olduğu bir alışveriş merkezi olarak hizmet veren bina özgün çatısı ve kubbesi ile görülmeye değer. Osmanlı İmparatorluğu'nun bence en etkileyici eserleri arasında, çok öne çıkarılmasa da, çeşmeler yer alır. Tophane Meydanı'nda yer alan Tarihi Tophane Çeşmesi ise o dönemde İstanbul'un üçüncü büyük meydan çeşmesi olma özelliği taşıyor. Sultan I. Mahmut tarafından 1732 yılında yaptırılmış olan, muhteşem güzellikte süslemelere sahip olan çeşme Rokoko tarzında inşa edilmiş. Çeşme Galataport çalışmaları kapsamında temizlendi, şu an bütün güzelliğini gözler önüne seriyor. Galataport'a Tophane yönünden giriş yapacak olursanız Tophane Meydanı'nda sizi Tophane Saat Kulesi, diğer adı ile Nusretiye Saat Kulesi karşılayacak. İstanbul'un birbirinden güzel saat kulelerinden biri olan kule, 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmış. Neoklasik tarzda yapılmış olan kulenin denize bakan kapısının üzerinde Abdülmecid'in tuğrası yer alıyor. Yapıldığı dönemde deniz kıyısında olan kule, sancak direğinin ağırlığı ve bulunduğu yerdeki zeminin sağlam olmaması nedeniyle 1.5 derece kadar denize doğru yatmış. Galataport çalışmaları ile restore edilip temizlenmiş olan kule, ilk günki güzelliğini koruyor bence. İstanbul'un sur dışı bölgesinde yapılan ilk camii olma özelliği taşıyan Nusretiye Camii, Tophane Camii olarak da anılır. Tophane Saat Kulesi'nin hemen arkasında yer alan camii, 1823 yılında, II. Mahmut tarafından Osmanlı İmparatorluğu'nun meşhur mimar ailesi Balyan Ailesi'nin fertlerinden olan Mimar Kirkor Balyan'a yaptırılmış. İncecik minareleri ile benim İstanbul'da en estetik bulduğum camilerden biridir. Tophane Kasrı, 1852 yılında, Sultan Abdülmecid döneminde İngiliz mimar William James Smith tarafından inşa edilmiş. Kasır, Tophane rıhtımına deniz yoluyla gelen ziyaretçilerin karşılanması amacıyla yapılmış, 10 metre eninde, 22 metre boyunca iki katlı kagir bir binadır. Nusretiye Camii ile Tophane Çeşmesi arasında konumlanmış olan Tophane Kasrı'nın tarihte de önemli yeri var: Abdülmecid, 1858 yılında Rus Çarı'nın kardeşi Grandük Konstantin Nikoloviç'i bu binada kabul etmiş. 1897 yılında meydana gelen Osmanlı-Yunan savaşı neticesi yapılan barış anlaşması da büyük devletlerin sefirlerinin de katılımıyla, Tophane Kasrı'nda imzalanmış. Tophane Kasrı şu an restorasyon çalışması nedeniyle ziyarete kapalı, bitince nasıl olacak çok merak ediyorum, son hali oldukça kötü durumdaydı. Tophane Meydanı'nın caddeye bakan kısmında yer alan retro görünümlü mavi bina Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi. Müze, 1937'de Türkiye modern sanatının başlıca eserlerini korumak ve kamuyla paylaşmak amacıyla kuruldu. Türkiye'nin batılı anlamda ilk sanat müzesi olma özelliğine sahip bu güzel müze de uzun zamandır kapalı idi. 404 eserlerin çalındığı ya da sahteleriyle değiştirildiği iddialarıyla gündeme gelen müze binası, 9 yıl aradan sonra yeniden ziyarete açıldı, ancak şu an müzenin sadece ilk katı ziyarete açık durumda. İstanbul Resim Heykel Müzesi'nin tam karşısında yer alan merdivenli sokak, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri tarafından, ünlü Türk arkeolog, ressam, müzeci ve Kadıköy'ün ilk belediye başkanı olan Osman Hamdi Bey'in eşini resmettiği Mimozalı Kadın resmi ile boyandı. Eserin orijinali müzede sergileniyor. Bu bölgeye gelmişken merdivene gidip fotoğraf çekmeyi düşünebilirsiniz. Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi olarak 2004 yılında Karaköy'de kurulan İstanbul Modern, Galataport çalışmaları ile kapanmış ve İstiklal Caddesi'ndeki geçici yerine taşınmıştı. Uluslararası standartlarda bir müze olmak üzere hala inşaatı devam eden müze binası; sergi salonları, eğitim atölyeleri, sinema, kütüphane, tasarım mağazası, etkinlik alanları, kafe ve restoranıyla sanatseverleri yakın bir zamanda yeniden ağırlamaya hazırlanıyor. Ancak şu an (Mart 2022) ziyarete açık değil. Tophane Meydanı ile Karaköy arasında Mimar Sinan eseri bir camii, medresesi ve hamamı bulunuyor. Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa'nın 1581 yılında yaptırdığı camii Ayasofya'nın küçük boyda yapılmış olanı olarak değerlendirilir. Mimar Sinan'ın yeteneğini konuşturduğu Kılıç Ali Paşa Camii, deniz üstüne inşa edilen ilk cami olma özelliği de taşıyor. Caminin meşhur olmasının bir diğer sebebi ise ünlü Don Kişot romanının yazarı Miguel de Cervantes'in Osmanlılar'a esir düştükten sonra İstanbul'a getirilerek Kılıç Ali Paşa Camii'nin inşaatında amele olarak çalıştırıldığı iddasıdır. Geldi mi, gelmedi mi hala gizemini sürdürüyor! Kılıç Ali Paşa Hamamı ise İstanbul'un en güzel hamamlarından biri, şu an hamam olarak hizmet veriyor. Gitmeden mutlaka randevu almanız gerekiyor. Galataport'a geldiyseniz zaten Karaköy'desiniz. Karaköy'ün ara sokaklarında gezmek, pasajlarını keşfetmek, tasarım mağazalarını ziyaret etmek, bir kahve veya yemek molası vermek için İstanbul'un en güzel yerlerinden birindesiniz, tadını çıkarın. Tophane'ye geldiğinizde karaya doğru baktığınız bütün ihtişamı ile gördüğünüz tarihi bina Tophane-i Amire binası. İstanbul'un fethinden sonra, Osmanlı ordu ve donanmasının kullandığı topların üretildiği top döküm merkezi olarak kullanılmış olan yer burası. Bina 1900'lü yıllarda eğitim merkezi olarak kullanılmış, çeşitli düzenlemeler sonrası 1992 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne devredilmiş. Günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmet veren binada Tophane-i Amire Beş Kubbe, Tophane-i Amire Tek Kubbe ve Tophane-i Amire Sarnıçlar olmak üzere üç ayrı sergi salonu bulunuyor. Gittiğiniz tarihte bir sergi olup olmadığını kontrol edip binayı da sergileri de gezebilirsiniz. Karaköy ve Galata Bölgesi elbette gezilecek görülecek yerler açısından çok zengin. Ben bu yazıda Galataport'a gelmişken uğramadan geçmenizi istemeyeceğim yerleri özellikle belirtmek istedim. Galataport'ta çok sayıda irili ufaklı restoran hizmet veriyor ve her gün yenileri açılmaya devam ediyor. Deniz kıyısında olsun derseniz Kirpi, Big Chefs, Cookshop, Günaydın, İkon tercih edebileceğiniz yerler. Zincir kahve ve fastfood restoranları ise iç koridorda bulabileceğiniz yerler. Dünyaca ünlü pek çok markanın Galataport İstanbul'da şubesi bulunuyor. Galataport içinde bulamadıklarınıza Paket Postanesi içinde arayabilirsiniz. Spor markalarından mücevher mağazalarına, tasarım mağazalarından çocuk giyime kadar ne ararsanız var. Galataport İstanbul'u ziyaret etmek isteyenler için herşeyi içeren bir rehber oluşturmaya çalıştım, umarım sorularınıza cevap bulmuşsunuzdur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/game-of-thrones-ulkeleri", "text": "Son zamanların en popüler dizisi Game of Thrones sadece konusuyla değil, dizinin geçtiği mekanlarla da dikkat çekiyor. Dizinin sevenleri için Game of Thrones Ülkeleri hazırlansa nasıl olurdu diye biraz inceleyip size minik bir rehber hazırladım. Türkçesi \"Taht Oyunları\" olan Game of Thrones dizisi son bir kaç yıldır tüm dünyada sevilerek izleniyor. Temmuz17'de 7. sezonunun başlaması ile yeniden gündeme oturan dizi Yedi Krallık'tan oluşan fantastik bir ülkede geçiyor. Bu Yedi Krallığı tehdit eden Ak Yürüyenler; krallıklar ile arasına örülmüş duvarın arkasında güçlenip çoğalmaktalar. Game of Thrones dizisinin bazı bölümleri dünyanın farklı köşelerinde, konusuna yakışır şekilde doğası ve tarihi ile öne çıkan göz alıcı mekanlarda çekiliyor. Game of Thrones'ın çekildiği ülkelerde pek çok farklı lokasyon kullanılıyor. Hem Yedi Krallığın kendi aralarındaki çekişmeleri hem de Ak Yürüyenlere karşı mücadelelerini anlatan fantastik dizi; İrlanda, Malta, Hırvatistan, İzlanda, İspanya, İşkoçya ve Fas'taki mekanlar ve Belfast'taki bir stüdyoda çekiliyor. Theon'un Demir Adalara döndüğü yer olarak dizide gördüğümüz Ballintoy Limanı aynı zamanda Theon'un kız kardeşi Yara ile ilk tanıştığı yer. Birinci sezonda Stark evi Winterfell olarak kullanılan Doune Kalesi 13. yüzyılda inşa edilmiş. Kaleye sonradan bilgisayar müdahelesi ile kule eklenmesi nedeniyle diğer sezonlarda set İrlanda'ya taşınmış. Hırvatistan gezilecek yerler yazım için tıklayın. Sarı Şehir Yunkai Fas'ın tamamen kızıl toprağından yapılmış şehri Air Benhaddou şehrinde çekiliyor. Şehir Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde olmasının yanısıra, Mumya'dan İskender'a Babil'den Prince of Persia'ya kadar pek çok filme de ev sahipliği yapmış. Fas'a gitmek için sebep arıyorsanız tıklayın. Dizinin beşinci sezonunda Dorne'un Su Sarayı olarak gördüğümüz mekan Sevilla şehrindeki Alcazar Sarayı idi. Bu saray ve bahçesi de Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gaziantep-gezilecek-yerler", "text": "Yemek, tarih, kültür, medeniyet, yemek, yemek ve yemek... Gaziantep'i anlatmak için bu kelimeler yetmez tabii ki... Türkiye'nin sadece Akdeniz'i Ege'si değil, Doğu'su Güneydoğu'sunu da görmek, o dünyayı tanımak, bizim insanlarımızı anlamak gerek. Hatay, Van, Mardin, Diyarbakır derken sıra Antep'e gelmişti çoktan. Aylar öncesinden aldığım ucuz uçak biletimin zamanı gelmişti. Dolu dolu iki gün ayırmıştım Antep için. Sadece yemek değil Gaziantep gezilecek yerler de bu yazıda. Antep yemekleriyle meşhur olsa da Kurtuluş Savaşı'nda gösterdiği kahramanlık ile Gazi ünvanını almış, bilinen en eski medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Gaziantep mutfağı konusunda bir önceki yazımı okuyabilirsiniz. Anadolu'da pekçok yerde görebileceğiniz arkeoloji müzelerinden biri Gaziantep Arkeoloji Müzesi. Düllük antik şehri ve Zeugma'dan gelen pek çok değerli parça burada görülebilir. Zeugma mozaik müzesi, gördüğüm en güzel müzelerden biri, muhakkak görülmeli. Zeugma antik şehrinden kurtarılan dev mozaikler harika bir şekilde müzeye yerleştirilmiş. Antep'e gittiğinizde mutlaka birkaç saatinizi ayırıp görmelisiniz. Şehir merkezine uzak Halil Usta'ya da çok yakın. Gitmişken çıkışta da Halil Usta'da küşneme yiyebilirsiniz. Müze kart sahibiyseniz giriş ücretsiz. Beyazhan ya da Bayazhan kent müzesi, Antep kültürünün her yönünü görebileceğiniz bir müze. Oldukça detaylı hazırlanmış, Gaziantep'in tarihi kültürü yemekleri hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz. Müze kart sahibiyseniz giriş ücretsiz. Gaziantep Kalesi restorasyon çalışmaları nedeniyle ziyarete kapalı (Mart 2012). Ne zaman açılacağına dair bir bilgi yok. Kahramanlık Panaroması Müzesi kalenin içine yapılmış, Kurtuluş Savaşı'nda Antep'in kahramanlıklarını anlatan bir müze. Eğer Cumhuriyet tarihine ilginiz varsa mutlaka ziyaret edin. Müze kart sahibiyseniz giriş ücretsiz. Gaziantep yemeklerini tanımak ziyaret edilebilir. 300'den fazla yemek çeşidinin olduğu Gaziantep mutfağı incelenmeye değer. El yazması eserler de görebileceğiniz eski bir mevlevihane. Ben çok yorulunca uğramadan döndüm. Etnoğrafya müzesi Bey Mahalesi içinde eski bir konak. Sanırım pek iyi bakılmıyor, vaktiniz olursa uğrayın. Menengiç kahvesi içmek ya da otantik bir ortamda vakit geçirmek için ideal bir kahve. Sosyal medyada da çok aktifler, menülerinde twitter ve foursquare hesaplarının olması ilginçti. Tahmis Kahvesi olarak facebook'ta da bulabilirsiniz. Antep'teki eski kahve kültürünü yaşamak ve menengiç kahvesi içmek için Tahmis Kahvesi'ne mutlaka uğramalısınız. Hem bakırcılar hem de baharatçılar bir arada eski bir bedesten Zincirli Bedesten. Oldukça turistik, renkli bir han. Gaziantep'e özgü dokuma işlerini de buradan alabilirsiniz. Antep Kalesinin hemen yanında restorasyondan geçmiş, eski bir hamam. Halen aktif. Gaziantep Kalesi ile Bakırcılar Çarşısının ana sınırlarını oluşturduğu Gaziantep Tarih ve Kültür Yolu düzenlemesi yapılmış. Yaklaşık 5 km lik yürüyüş alanında hanlar, camiiler ve müzeler fotoğraf çekmek ve Antep kültürünü tanımak için harika. Bey Mahallesi adı verilen eski Antep evlerinin restore edildiği bölge de sokak sokak gezmek için ideal. Pek çok kafe restore edilmiş eski Antep evlerini işgal etmiş olsa da mutlaka görülmeli. Antep aynı zamanda dünyanın en eski yerleşimi Dülük Antik Yerleşimine de sahip. Gaziantep'in 10 km kuzeyinde bulunan şehir, Dülük Köyü'ne 1 km mesafede. Otel olarak Ibis'i tercih ettik. Merkezi, her yere yakın ve dünya genelindeki kalitesi ile son derece tatminkardı. Alternatif olarak Bey Mahallesi ya da Bakırcılar Çarşısına yakın konakları da tercih edebilirsiniz. Daha önce Gaziantep yazıları yazdığım için bu sefer sadece yediklerimi anlattım. Zaten bu gezi de aslında yemek üstüne kurulu idi. Yine gider miyim, mutlaka giderim. Tüm seyahatimizin uçak bileti hariç, otel ve araç kiralama dahil kişi başı maliyeti 470TL tuttu. Yeme içmeyi bu kadar abartmasak çok daha ekonomik olurdu ama hiçbirşeyden kısmadık diyebilirim. Kampanyalı biletleri kovalayın ve yaz ayları hariç, mutlak gidin-görün-yiyin-yiyin gelin. Büyük şehir Gaziantep gidilip görülmeyi, anlatılmayı kesinlikle hak ediyor. Merhaba ben Simge; sizin yazdıklarınızı rehber edinerek bizde hafta sonu Gaziantep'e gittik. Gerçekten çok güzel tanıtmışsınız tek kelime ile mükemmel. Ben gidecek olanlara Tarihi BEY mahallelisini mutlaka görmelerin tavsiye ederim. Tarihi doku fevkalade. Konaklamak için ise çarşıda YUNUS OTEL i öneririm. Otel küçük ama personel şahane, gezilecek her yer yürüyüş mesafesinde, ekonomik ve bizim için en önemli olan aile ile kalınabilecek otel olması. ben ve ailem eylulde gazinatepe gidecegiz kismetse. bizde yunus otelde rezervasyon yaptirdik ama hotel hakkinda endislerimiz vardi sizin yorumunuz icimi rahatlatti, tesekkur ederim. Merhaba, hafta sonu Antep'i gezmek istiyoruz. Hiç bilmediğimiz bir yer, havaalanı ile merkez arası ne kadar. Kalınacak otel, gezerken özel bir araç tutmaya gerek var mı yoksa yerler birbirine yakın mı. Bilgilendirirseniz sevinirim. Ben araç kiralayarak gezmiştim, böylece yakın yerlere de gidebilirsiniz kolayca. Arkadaşımda kaldığım için otel önerim yok ama yorumlarda öneriler vardı, onlara bakabilirsiniz. ben de eylul ayinda gaziantepe gidecegim, fakat neredden gezmeye baslayacagimi bilmiyordum, tavsiyeleriniz bana baya isik tuttu, tesekkur ederim.. Paylaşımınız için öncelikle teşekkür ederim. Uçak bilet aldık bugün. Nerelere gidebileceğimizi araştırırken de sizin yazınızı gördüm. Çok faydalı bilgiler vermişsiniz. Hava durumunu bilemem, gitmeden takip edersin. Elmacı Pazarı Çarşısı'nda bulunan Efendioğlu mutlaka uğranması gereken bir yer. Ürünleri hem organik hem de ev yapımı. Üstelik aklınıza gelen her şey burada buluyor. Çalışanları gayet sıcakkanlı ve ilgili. Ürünler demişken ; ev yapımı salça, baharatlar, sucuk, fıstıklı muska, bastık, kuru sebzeler vb. birçok geniş seçeneğe sahip. antep değil Gaziantep. Gaziantep'imizin de en büyük markası GAZİANTEPSPOR. Gezilecek en güzel yer Gaziantep ARENA STADIDIR."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gaziantep-mutfagi", "text": "Yemek, tarih, kültür, medeniyet, yemek, yemek ve yemek... Gaziantep deyince akla ilk yemek geliyor. O zaman gelin birlikte Gaziantep Mutfağı nasıldır, Gaziantep'te ne yenir ona bir bakalım! Sabah oldukça erken saatte indim Gaziantep'e. Antep'in kahvaltıları meşhur ama bildiğimiz serpme kahvaltısı ile değil. Beyran çorbası, katmer ya da cartlak kebabı ile... Evet bu okuduklarınız kahvaltıda yeniyor. Sabah 10-11'e kadar yediniz yediniz, yoksa bulamazsınız. İki günlük Antep gezisi için bir sabah Beyran çorbası bir sabah da katmer yemeyi planlamıştım. Uçaktan iner inmez Bakırcılar Çarşısına çok yakın eski bir esnaf lokantası olan Metanet'e geldik. Sabah 08:00 olmasına rağmen neredeyse oturacak yer yok. Aşçılar, garsonlar harıl harıl çalışıyor. Kelle paça çorbasının pirinçle ve bol baharatla yapılmışa benziyor Beyran çorbası. Oldukça salaş bu esnaf lokantası hem Antepliler hem de turistlerle dolup taşıyor. Antepliler tepeleme tırnaklı pide doğrayıp öyle yiyor bu çorbayı. Ben sulu sulu içmeyi tercih ettim. Benim için fazla ağır bir kahvaltılık, ama tabii ki denemeye değer. İkinci sabah ise Zekeriya Usta'da Katmer yemeye gittik. Burası da çarşının arka sokaklarında yine salaş bir tatlıcı. Ancak burası da dolup taşıyor. Gözlemenin kaymak ve fıstıkla odun ateşinde lahmacun gibi piştiğini düşünün. Bir tanesi iki kişiye rahat rahat yetiyor. Katmer'i Orkide Pastanesi'nde ya da Murat Usta'da da önerdiler ama tek atımlık kurşunumuzu Zekeriya Usta'da kullandık. Antep Türkiye'de en fazla çeşidin olduğu mutfağa sahipmiş. Bir Mutfak Müzesi'nde yemek kültürü ve çeşitlerini de sergiliyorlar. Kısa sürede çok çeşit denemek için her şeyin ucundan tadına bakın tavisyesinde bulunuyor Antepliler. Ancak başlayınca ucundan alıp bırakmak mümkün değil. Antep'te kebaplar dışında da binbir çeşit yemek var, yöresel yemeklerin tadına bakmak için Aşina Restaurant ya da Yörem Restaurant'ı önerdiler ancak hepsine sıra gelmedi. Gaziantep'teki pek çok güzel yemeğin tatlının sırrı Antep Fıstığı! Almacı Pazarı çevresinde gönlünüze ve bütçenize uygun hediyelik fıstığınızı almadan Antep'ten dönmeyin. Baklava deyince tabii ki ilk aklımıza gelen yer Gaziantep. Aksi de düşünülemez zaten. Çeşit çeşit boy boy baklava, tabii ki hepsi de bol kaymaklı. İmam Çağdaş kebaplarda olduğu kadar baklavada da bir numara. Antepliler turiste oldukça alışmışlar. Nereyi önerirsiniz deyince iki isim olmazsa olmaz herkes dil birliği etmiş. Zeugma Müzesi'nin arkasındaki sokaklardan birinde yine bir eski esnaf lokantası. Duvarları ünlülerin fotoğraflarıyla dolu. Kapıda sizi iri cüssesi ile Halil Usta'nın kendisi karşılıyor. Sıralı masalar yine hınca hınç dolu. Zira 14:00'ten sonra kapanıyor, sonra isteseniz de meşhur Küşneme'sinden yiyemezsiniz. Kuzu etinden kapılmış kebaplar bol salata sırasıyla geliyor masaya, en son da küşneme... Kapanış geleneği bu imiş. Küşneme koyunun boynundan alınan en değerli yerinden yapılırmış. Halil Usta'da fiyat tarifesi yok, usta kasada gelenlerin tipine bakıp ona göre fiyat veriyor. Üstünüz başınız düzgünse kazık yeme ihtimaliniz çok yüksek. İmam Çağdaş'ın baklavası meşhur, erkenden bitiyor baklavalar. Paket yaptırmak için son gün ya da son akşamı beklemeyin sakın. İmam Çağdaş'ın sadece baklavası değil, kebapları sunumu ve fiyatları da çok iyi. Lahmacun yiyip yiyebileceğiniz en iyi Lahmacun. Antep usulü, sarmısaklı lahmacunla başlayın, ali nazik ve simit kebabı mutlaka denenmesi gerekenlerden. İmam Çağdaş Antep'in olmazsa olmazı. Mutlaka ve mutlaka bir öğün geçirin. Haksızlık etmeyelim mutlaka daha ne güzel kebapçılar vardır, en popüler olanlar bunlar. Benim için Hatay hala yemek konusunda bir numara, Gaziantep ise ikinciliği haklı bir şekilde aldı. Bu yazıyı ve fotoğrafları görünce ne kadar içim çekti bilemezsiniz.. Anlatım tarzını da çok beğendim, teşekkürler. Gidip şikayet edenler olsa da benim favorim de İmam Çağdaş. Metanet'e gruplar da giriyor ama dediğiniz gibi 30 kişi çok kalabalık olabilir. Manolya pastanesi kahvaltı için önerebileceğim bir diğer yer olur. İsterseniz arayıp bir sorun. merhabalar, mayısın 15ınde aılemle gıdıcem antepe, ogretmenevınde kalıcaz. çok tuzlu olabılecek yerlerden kaçınmak istıyoruz. bılgılendırmelerınız ıcın tesekkurler, umarım notlarınız ısıgında bızde guzel anılar bırıktırırız. Gaziantep gerek Tarihi İle Olsun Gerek Damak Tadı Dünyada Çok Nadir Şehirlerden Biridir. Gaziantep'i ve yemekleri özlediğimi anımsattınız. Resimler çok hoş, ilk defa gidecek kişiler için de tavsiyeler öyle."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gaziantepte-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Gaziantep'te ne yenir, Antep'te ne yenir, nerede yenir deyip yola çıktık. Hafta sonu iki gün, doya doya Gaziantep yemek yerlerini tek tek dolaştık ve damaklarımızı şenlendirdik! Bu gidişim de bol bol bol yemeli geçti. Hafta sonu Cuma akşamdan gidip Pazar akşamı döndüğüm Gaziantep'te bol bol yedim. Cuma akşamı uçaktan iner inmez Beyran içmeye Sakıp Usta'ya gittik. Gece 12 gibi gittiğimizde bile oldukça kalabalıktı. Aynı sıradaki Kelebek de önerilen bir başka yerdi. Bi dahaki sefere de orayı deneyeceğiz mecburen, yazık oradakiler üzülmüşlerdir biz gitmeyince. Cumartesi sabah için aslında planımız beyran içmek için Metanet lokantasına gitmekti ama bir önceki akşam o işi hallettiğimiz için katmeri ve Antep kahvaltısı ile meşhur Orkide Pastanesi'ne yollandık. Orkide Pastanesinde katmer 25TL, serpme Gaziantep kahvaltısı 35tl. Evet biraz pahalı ama özellikle katmeri kesinlikle denemeye değer. 1 tanesi 4 kişiye tadımlık yeter artar bile, benim gibi abartmayın. Kahvaltının ardından Gaziantep'e gidildiğinde mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken Zeugma Müzesi'ni gezdim. Daha önce de gezmiştim ama son gidişimden bu yana müze biraz daha genişletilmişti. Bazı kısımları tadilatta, yeni mozaikler ekleniyor. Yani her zaman görülmeye değer. Gönül isterdi ki, Zeugma şehri baraj suları altında kalmasın. Biz de bu muhteşem mozaikler ve eserleri orijinal yerinde görelim. Kurtaramadık eski şehri ama müzenin de hakkını vermek gerek. Türkiye'de gördüğüm en güzel müzelerden biri. Dilerseniz bütün mozaiklerin hikayelerini kulaklık alıp dinleyebilirsiniz. Müze kartınız varsa müze girişi ücretsiz. Müze kartınız yoksa sadece 10TL giriş ücreti. Kulaklık almak isterseniz de ekstra 10TL daha veriyorsunuz. Vaktiniz ve ilginiz varsa tek tek tüm eserlerin hikayesini sesli rehberden dinleyebilirsiniz. Zeugma müzesinde tarihe doyduktan sonra sıra karnımızı doyurmaya geldi. Müzeye 200 metre mesafede, Gaziantep yemek yenecek yerler listesinin ilk sıralarında yer alan, Meşhur Küşlemeci Halil Usta'ya karnımızı doyurmaya gittik. Gerçi kahvaltının üstüne henüz acıkmamıştık ama olsun 🙂 Halil Usta nostaljik bir kebapçı. Küşleme oranın en meşhur kebabı. Halil Usta'nın fakir dostu olduğu, o çevredeki fakir çocukların da mutlaka karınlarıını doyurduğu söyleniyor. Kasada kendi oturuyor ve her gelenle mutlaka hoşbeş ediyor. Bir diğer özelliği de kasada insanların tipine göre hesap söylemesi. Mesela biz 4 kişi en az 120-140TL hesap ödememiz gerekirken 80TL ödedik. Koca kasede gelen salatası ve ayranı da en az küşlemesi kadar lezzetli. Öğlen 14:00 gibi en geç dükkanı kapatıyorlar, o yüzden geç kalmadan mutlaka gidin. Gittiğinizde kalabalığı görünce korkmayın, o kalabalığa rağmen servis gayet hızlı. Koyunun omurgasının iki tarafından uzanan yaklaşık 15 cm uzunluğunda bir et parçası küşleme. Yağsız ve sinirsiz olan bu et çok az bulunduğu için en pahalı etlerden biri. Sinirsiz olduğu için de en yumuşak koyun eti ve terbiyesiz sadece tuzlanarak mangalda hafif pişirilerek servis ediliyor. Et değil lokum gibi yeniyor da diyebiliriz. Halil Usta'dan sonra yemeğin üstüne baklava yiyelim diyip Koçak Baklava'ya gittik, neredeyse koşarak 🙂 Antep'te çok baklavacı var tabii ki, ne de olsa baklavanın ana vatanı. Ama Koçak'ın sırasında 5-6 baklavacı vardı, dolup taşan sadece Koçak'tı. Üstelik turistler değil, yerliler alıyor. Klasik baklava gelmesin sadece aklınıza. Şöbiyet, sarma, kaymaklı, kaymaksız, fıstıklı, cevizli... İnsan kendini cennette hissediyor. Benim favorim yaprak şöbiyet oldu. Bu kadar yemenin üstüne artık biraz da gezelim dedik. 🙂 Antep'te gezilecek yerler için yarım gün yetti. Daha önce gittiğimde detaylı yazdığım için listeyi tekrarlamayayım dedim. Gaziantep gezilecek yerler yazımı ziyaret edebilirsiniz. Hanlar, Bakırcılar Çarşısı, Almacı Pazarı, Bey Mahallesi, Tahmis kahvesi derken epey yorulduk. Otele dönelim, akşam yemeği için biraz dinlendikten sonra çıkalım dedik. Demesine dedik ama otele dönerken ciğer kokularına dayanamadık. Azıcık ciğer yiyelim diye girdiğimiz Ciğerci Mustafa'dan birer porsiyon yiyerek çıktık. Çok da güzeldi hiç pişman değilim 🙂 Ciğerin porsiyonuna 17TL verdik. Akşam için Akınal Gar Lokantasına rezervasyon yaptırmıştık. Küçük bir sorunumuz vardı ki bütün gün yediklerimizi eritememiştik. Ama bu durum bizi durdurmadı. Gar Lokantası yıllanmış usta ve garsonları, yüksek tavanlı, eski usül meyhane havasında çok güzel bir yer. Ancak yakın zamanda Gar kapanacağı için burası da kapanacakmış, yani bu ara gittiniz gittiniz gitmediniz belki hiç gidemeyeceksiniz. Gidip önce mezelerimizi seçtik, şef garsonun önerilerine ve ağız tadımıza göre humus, arap mezesi, acılı biber ve daha hatırlamadığım birşeyler sipariş ettik. Rakımız, mezemiz, kebabımızla kişi başı 50TL ödedik. Sanırım İstanbul'da bu yemeği yesek 120-150 arası öderdik. Pazar sabahı yine erkenden ayaklandık. Bu kez kahvaltı için Katmerci Zekeriya Usta'ya gittik. Sıcak sütle ikram ediliyor burada katmer. Burası daha esnaf işi, daha mütevazi bir işletme ama Zekeriya Usta'nın oğlu gelen herkesle tek tek ilgilenip sohbet ediyor. Katmerin yapımını da gösteriyor size. Benim 1 yılda yediğim kaymağı onlar bir katmere katıyorlar 🙂 Katmer'in tanesi 14TL burada. Kahvaltıdan sonra kiraladığımız araçla önce Zeugma Antik Kenti'nin sulardan kalan kısmını görmeye sonra da Halfeti'ye doğru yola çıktık. Araç kiralama için bir kampanya yakalayıp günlük 80TL'ye kiralama yaptık, 4 kişi olunca oldukça ekonomik oldu. Zeugma Antik Kenti Gaziantep'e 50 km mesafede, giriş ücretsiz. Halfeti ile Zeugma-Belkıs köyü arası da 50-60 km kadar. Halfeti yazıma da mutlaka göz atın. Halfeti'den dönüşte, dünyanın en iyi patlıcan kebabını yemek için Birecik'te durup Gülbaba Restorant'a uğradık. Patlıcan kebabı yanında haşhaşlı kebap da yemeyi unutmayın sakın. Çocukluğumda kalmış olan bardak içine konan peçete yerine kullanılan kağıtları burada görmek de nostalji oldu. Üstelik hesap da kişi başı sadece 17 TL geldi. Antep'e geri döndüğümüzde salçadır, fıstıktır, baklavadır alınacaklar alındı. Koçak'a bir kez daha uğranıp yeniden baklavalar mideye indirildi. Fıstığın, baklavanın, salçanın, toz biberin kaç çeşit olduğunu görünce insanın aklı şaşıyor. Bir Antep klasiği olan Tahmis kahvesine gidilip kahveler yeniden içildi. Altın vuruş için kapanış İmam Çağdaş'ta yapıldı. Benim favorim sarmısaklı lahmacun, simit kebabı ve ali nazik kebabı. İmam Çağdaş hakkındaki olumsuz yorumları hiçe sayıyorum, her gidişimde süper kebaplar ve iyi hizmet aldım. Daha ne isterim ki. Kebaplar 20TL civarında. Biz kebapları ortaya söylediğimiz için kişi başı 18TL ödedik. Bir yere gitmeden önce nerede, ne yenir diye baktığım iki yer var: birincisi Vedat Milor'un gittiğimde yer ile ilgili önerisi var mı? Löplöpçüler gideceğim yere gitmiş mi, onların önerisi var mı. Bu güne kadar ikisi de beni hayal kırıklığına uğratmadı. Vedat Milor Gaziantep önerileri de benim için kıymetli idi tabii ki. - Metanet veya Arasa'da paça çorbası yani beyran çorbası, - İmam Çağdaş'ta soğanlı lahmacun, - Zekeriya Usta'da katmer, - Zeki İnal'da şöbiyet, - Koçak'da baklava. Zeki İnal dışında hepsini denedim ben de altına imzamı atarım! Gaziantep birkaç gün ayırmalık, hafta sonu kaçamağı yapmaya çok uygun, dolu dolu ve doya doya zaman geçirebileceğiniz bir şehir. Gitmeden önce diğer Gaziantep gezi yazılarıma da göz atabilirsiniz. Zeugma müzesi 50km mesafede değil şehrin merkezinde. 50 km mesafede olan Zeugma'nın gerçek yerleşiminin olduğu yer. İlgi alanınıza göre değme kriteri değişir, ben 2 kez gittim kesinlikle değerdi. Beyran için şöyle bir teklifte bulunacağım, sabah kahvaltı için saat 6 civarında metanete gidilip orada içilmesi gerekir. Diğer mekanlarda beyranı farklı yaptıkları için burada daha güzel oluyor. Kelebek'e gelince burada içilmesi gereken çorba ise Beyran değil, paçadır. Türkiye'de en güzel paça antepte içiliyor. Halil usta çok doğru bir tercih, ama halil ustanın saatini kaçıranlar için oğlunun açtığı ikinci bir restoran Metro içersinde ibrahimli tarafında mevcut, akşam saatleri dahil olmak üzere açık. Gitmişken taze sıkılmış meyve suları da yol üstü mekanlarda denenmeli, yine buralarda atom içilmelidir. Baklava konusunda rahat olun koçak süperdir ama bir miktar tuzludur, ama sakın aldanıp güllüoğlu ünlü diye gitmeyin. Bütün fıstıklı baklava tercih edin. Ucuz lezzetli tavsiye ise merkezdeki atatürk heykelini geçtikten bir miktar sonra hacı usta. Ve unutmadan tavuk incik, nur ocak başında denenmesi gereken bir lezzet. Gaziantep denince aklıma hemen baklava geliyor. Ama çok güzel yemekleri bulunuyor. tatlıyıda celebiogulları tek gecerim hepsini denedim celebiogulları süper tat. Bence antep değilde Urfa mutfağına göz atın. Çünkü asıl yemekler orada tatlılar orada yapılıyor ama antep pazarlıyorz. Yöresel Ürünler bile çoğu Urfanın diyebilirim. Urfa'ya da birkaç kez geldim. Orada yediğim ciğerin tadı hala damağımdadır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gazipasa-nin-en-guzel-5-yeri", "text": "Gazipaşa diye bir yerden haberiniz var mıydı? Adını Gazi Mustafa Kemal Paşa'dan alan bir şehir olması ve çılgınca muz üretilmesi dışında pek bilinmez Gazipaşa. Antalya'nın en doğudaki ilçesi olan şehir, birbirinden ilginç doğa oluşumları, deniz kıyısındaki antik kentleri ile farklı rotaları seven, yeni yerler görmek isteyenler tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Gazipaşa'da ne kadar çok görülecek yer olduğunu bilmeden, Alanya'dan yola çıkıp bütün gün patikalardan denize inip, antik kentler gezip, muz bahçelerinin tadını çıkarıp zamanımızı da en iyi şekilde değerlendirebilmek için; keşfedilmeyi bekleyen Gazipaşa'nın en güzel 5 yeri listesi çıkarıp oraları gezdik. Rotamızı Gazipaşa'ya çevirmemize sebep olan yer Kral Koyu ve Delik Deniz olarak geçen, dik kayaların arasına saklanmış muhteşem güzellikteki bakir koy oldu. Gazipaşa merkeze 23 km, Alanya merkeze ise 67 km mesafedeki koy Güney Köyü sınırlarında yer alıyor, bu nedenle yol üstündeki tabelalarda \"Güney Kral Koyu\" olarak geçiyor. Antiocheia Ad Cragum Antik Kenti'nin Kalesi'nin bulunduğu noktaya kadar araç ile gelip ondan sonra koya dik bir patikadan inmeniz gerekiyor. Kalenin önünde araçların park ettiği yerden birkaç metre geride muz bahçelerine doğru giden dar bir toprak yol var. Toprak yolda 20-30 metre yürüdükten sonra iniş patikasının başına ulaşacaksınız, buradan aşağıya patikadan ineceksiniz. Tavsiyem terlikle değil de sandalet veya spor ayakkabı ile inmeniz olur, patika taşlı topraklı çünkü. Ama korkmayın biz dönerken gençli yaşlılı bir Rus grup patikadan indi, yani insek çıkabilir miyiz gibi bir derdiniz olmasın, ciddi bir sağlık sorununuz yoksa halledersiniz. Buraya karadan gelmekle uğraşmak istemezseniz Gazipaşa'dan kalkan tekne turları da uğruyormuş. Patikada inerken solda kalenin olduğu tarafta da bir koy var, orası da çok güzel görünüyordu ancak biz sağdaki delikli kayanın bulunduğu koya inmeyi tercih ettik. İndiğiniz yerde herhangi bir tesis, güvenlik noktası yok, giriş ücreti yok. Tesis olmadığı için uzun süre kalacaksanız yanınıza yiyecek içecek almanız iyi olur. Çevrenizdeki muz bahçelerine güvenmeyin muzlar Aralık ayı gibi olgunlaşıyormuş, Ekim'de hala yenecek halde değillerdi. Kayaların üzerine havlunuzu serip bu güne kadar Türkiye'den yüzdüğüm en güzel denizlerden biri olabileceğini iddia ettiğim kral koyunda kendinizi sulara bırakabilirsiniz. Denizden büyük bir kaya kütlesi ile ayrışmış olan koy, denize göre çok daha ılıktı biz Ekim ayında gitmiş olmamıza rağmen. Delikli kayadan yüzüp geçerek açık denize de ulaşabilirsiniz, her açıdan manzara harika görünüyor. Gazipaşa'daki Kral Koyu gelirken; patika inişi için spor ayakkabı, denizde rahat yürümek için deniz ayakkabısı, uzun süre kalacaksanız yiyecek içecek getirmeniz iyi olur. Bir not daha: Biz sabah erken saatlerde gittiğimiz için kalabalığa denk gelmedik ancak yoğun sezonda kalabalık olma ihtimali var. Yine de öğleden sonra koya güneş vurduğu için fotoğraflar çok daha güzel çıkacaktır, ona göre rota planınızı yapabilirsiniz. Koyun Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. Antik Dönemde Dağlık Klikya olarak geçen bölgede bulunan M. Ö. 170 yılında kurulmuş olan Antiocheia Ad Cragum Antik Kenti, üç tepeye kurulmuş bir kent. Kral Koyu'na gitmek için antik kentin yanından geçmeniz ve aracınızı da kale girişine park etmeniz gerekiyor. Antik kent girişi şu an ücretsiz, bazı bölümlerinde kazı çalışmaları devam ediyor. Kaleye giriş güvenlik gerekçesi ile kapalı ancak şehrin diğer bölümlerini ziyaret edebilirsiniz. Antik kentin Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. Alanya sınırlarına girmeniz ile birlikte pek çok tropik meyve ile birlikte muz bahçelerini görmeye başlıyorsunuz. Sıcak iklim doğuya gittikçe daha da kendini belli ettiğinden Gazipaşa ilçesinde muz bahçelerinin sayısı ciddi şekilde artıyor. Başka ülkelerde olsa muz bahçeleri turları düzenlenir ama Alanya, Gazipaşa veya Anamur'da böyle bir etkinlik olduğunu sanmıyorum. Bir kısmı sera altında olsa da muz bahçelerinin çoğu açıkta ve ziyaret edilebilir durumda. Ben de fırsattan istifade bir bahçeye dalıp fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedim. Bahçe muzları Aralık'tan itibaren olgunlaşmaya başlıyormuş, onun dışındaki zamanlarda yediğiniz muzlar sera muzu, haberiniz olsun. Antalya'nın Gazipaşa ilçesine yaklaşık 6 kilometre mesafede yer alan Koru Plajı, iki özelliği ile ön plana çıkıyor. Birincisi yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz, denizin içindeki ilginç kayalıkların oluşturduğu doğal havuzlar, ikincisi ise caretta caretta kaplumbağalarının doğal yumurtlama alanı olması. Halk arasında \"Yalı Taşı\" olarak da geçen bu kaya oluşumları doğal havuzlar oluşturmuş. Kayaların süzgeç etkisi ile temizlenmiş su inanılmaz derecede berrak görünüyor. Pek çok balığa da ev sahipliği yapan havuzlar balık tutmayı sevenlerin de uğrak noktası. Havuzlara yüzmeye giderseniz deniz gözlüğü de alın yanınıza, balıkları denizin altından izlemek de çok keyifli olur. Havuzlarda yüzdükten sonra, havuzlara tepeden bakan Barco Blanco adında bir tesisin de olduğu tepeye çıkmayı ve havuzlara bir de buradan bakmayı unutmayın derim. Yukarıdaki fotoğraf o tepeden çekildi. Koru plajında bir de karavan parkı var, Gazipaşa Belediyesi'ne aitmiş. Karavanla gelecek olanlar oradan faydalanabilirler. Doğal Havuzların Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. Gazipaşa'nın keşfedilmeyi bekleyen bir diğer cevheri İotepe veya Aytap Antik Kenti ve Koyu. Eski Alanya Gazipaşa sahil yolu üzerinde, Gazipaşa'ya 10 km mesafede bulunan antik kentten geriye birkaç harabe kalmış olsa da deniz ile birleştiği noktada çok güzel görüntüler ortaya çıkıyor. Antik kent adını, Kommagene Kralı 4. Antiochos'un karısı İotape'den almış olsa da halk arasında Aytap veya Aydap olarak biliniyor. Antik kent girişinde herhangi bir güvenlik veya kontrol noktası yok, dolasıyla giriş ücretsiz. Antik kentin bulunduğu koya inmek için yine dik bir patikadan iniş yapmanız lazım. Yani spor ayakkabı ile inmeniz iyi olur. Deniz yine taşlık olduğundan deniz ayakkabısı da tercih edebilirsiniz. Antik kentin Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. Gazipaşa'dan Alanya'ya dönerken, Alanya ilçe sınırlarında olduğu için bu yazıya eklemediğim, Sapadere Kanyonu ve Cüceler Mağarası'nı da rotanıza ekleyebilirsiniz. Ayrıca vaktiniz varsa Gazipaşa ilçe sınırları içinde yer alan; Selinus Antik Kenti, Yalan Dünya Mağarası, Nephelis Antik Kenti'ni de görebilirsiniz. Gazipaşa'nın en güzel 5 yeri rotamızdaki gezilecek yerlerin hepsi de birbirinden güzeldi ama Kral Koyu ve Sapadere Kanyonu bu bölgede gittiğimiz yerler arasındaki favorilerimiz oldu. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Bir sonraki rotada görüşmek üzere, yolda kalın! Emekli bir öğretmenin olarak seni çok başarılı buluyorum. O yüzünden gülücükler hiç eksik olmasın. İnternet siteni \"geziliste. com\" sayesinde görmüştüm. O günden bu güne sürekli içeriklerini okuyorum. Bu içeriğin gibi önemli yerleri not alıyorum. Seyahatlerimde çok işime yarıyor. Lütfen paylaşmaya devam et ve kendine dikkat et olur mu? Gözlerinden öpüyorum. Çok teşekkür ederim, bu güzel yorumlarınız beni çok mutlu ediyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gemi-turu-rehberi", "text": "Costa Cruise firmasının Costa Venezia gemisi ile yaptığım cruise turu ikinci cruise seyahatim idi. Gemi turu sırasında ve sonrasından sonra bana gelen sorular, deneyimlerim ve bu konuda öğrendiklerimi gemi turu rehberi niteliğindeki bu yazıda toparlamak istedim. Cruise turu hakkında merak ettiğiniz ne varsa cevaplarını bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar! Önce \"cruise gemisi nedir?\" tanımlayarak başlayalım. İçinde konaklama, yeme-içme, eğlence gibi her türlü imkanı sunan, yüksek hizmet standartları ile donatılmış, rotası belirlenmiş turistik amaçlı kullanılan yolcu gemilerine cruise, Türkçe karşılığı olarak ise kruvaziyer diyoruz. Gemi turu seçerken dikkat etmeniz gereken birkaç önemli noktayı belirtmeden bu yazıya başlamak istemedim. - Öncelikle gemi turu seçerken rota seçimi önemli. Türkiye çıkışlı bir gemi diye ısrarcı olmanıza gerek yok, İtalya, Yunanistan, Dubai, Norveç gibi harika ülkelerden başlayan harika cruise rotaları var. İlginizi çeken destinasyonun hangisi olduğuna karar vermeniz yeterli. - Türkiye başlangıçlı da olsa, başka ülkeden de başlasanız eğer geminin rotasında vize gerektiren ülkeler varsa o ülkelerden vize almanız gerekiyor, bunu ihmal etmeyin. Eğer şengen ülkelerine gidiyorsanız tek şengen vizesi yeterli oluyor. - Turunuzu seçerken aldığınız pakete neler dahil, neler ekstra mutlaka iki kez kontrol edin, sonra gemide sürprizlerle karşılaşmayın. - Tavsiyem gemi turu seçerken seçtiğiniz geminin firmasını ve gemilerini araştırın. Ben ilk cruise turuma 10 yıl önce çıktığımda takadan hallice bir gemi ile 4 gün yolculuk yapmıştım. Denizde olmak çok güzel olsa da küçük gemi sarsıntıyı daha fazla hissettiriyor, aktiviteler kısıtlı oluyor gibi pek çok konuda zorlayabiliyor. İstanbul'daki Galataport Limanı'nın hizmete açılması ile ülkemizin en önemli cruise limanlarından biri olan İstanbul'u yeniden rotalarına ekleyen dünya çapında hizmet veren cruise firmaları, İstanbul'dan yola çıkarak genellikle Yunan Adaları'nı içeren rotalar yapıyorlar. Ülkemizde İzmir, Kuşadası, Bodrum, Antalya, Alanya gibi limanlar da cruise gemilerine ev sahipliği yapıyor. Galataport İstanbul Nerede, Nasıl Gidilir, Neler Yapılır? yazıma da göz atın. Cruise gemilerinde farklı türlerde kabinler bulunuyor. Turunuzu seçerken kabin türünüzü de belirlemeniz gerekiyor. Farklı kabin türlerini ve özelliklerini kendi bindiğim gemi üzerinden anlatacağım; İç kabin, dış kabin, balkonlu kabin, suit, mini suit. Tüm kabin tiplerinde rahat bir yatak, banyo, dolap, televizyon ve tuvalet aynası bulunuyor. Dış kabin, geminin dış kısmına bakan kabinlerine verilen isim. Bu kabinler balkonlu değil, pencereli yani deniz manzarasına sahipsiniz. Balkonlu kabin dış kabin ile tamamen aynı özellikleri taşıyor. Ek olarak iki kişinin rahatça kullanabileceği bir balkona sahip, ben de bu kabinde yolculuk yaptım. Suit oda, otellerde de olduğu gibi geminin en büyük ve fazla konfora sahip odası. Diğer odalardan farklı olarak giyinme odası, küveti, kahve köşesi, daha geniş bir oturma alanı ve daha geniş bir balkon bulunuyor. Suit kabini almak isterseniz geminin herşey dahil paketini satın almanız gerektiğini de hatırlatmak isterim. Costa Venezia gemisinde benim en beğendiğim oda tipi mini suitler oldu. Standart odalar olan iç/dış/balkonlu kabinlerden boyut olarak biraz daha büyük, balkon olarak ise en büyük balkona sahip odalar bunlar. Bu arada gemide engelli yolcular için özel tasarlanmış banyo ve oda kısmı daha geniş odalar bulunuyor. Beş yıldızlı otel konforunda tek seferde pek çok yeri ziyaret edebileceğiniz cruise seyahati dinlenmek, eğlenmek ve plan yapmakla uğraşmak istemeyenler için harika bir alternatif. Benim yolculuk yaptığım, Galataport'a yanaşan en büyük cruise gemisi olan, Costa firmasının Costa Venezia gemisi ile İstanbul kalkışlı iki Yunan Adası ziyaretli bir haftalık gemi yolculuğu yapmak için gereken belgeleri aşağıda görebilirsiniz. Ülke dışına çıkacak olan tüm gemi turu rotalarında bu liste geçerli. - En az 6 ay geçerli pasaportunuz olmalı, - Geçerli şengen vizeniz olmalı, - Yeşil pasaportunuz varsa vize almanıza gerek yok, - Kapı vizesi uygulaması 2022 itibariyle yok maalesef, yazıyı okuduğunuzda dönemde vize uygulamalarını tekrar gözden geçirmenizde fayda var. - Türk Vatandaşları'nın 150 TL yurtdışı çıkış harcı ödemesi gerekli, - Gemiye binmeden en fazla 48 saat öncesinde antijen veya Pcr testi yaptırmanız gerekli (2022 Eylül uygulaması, değişebilir), - Eğer rezervasyon yaptırdığınız gemiden talep geldiyse gemiye binmeden önce uçak gibi online check-in yapmalısınız. Sonra ver elini gemide yeme içme eğlenme, her durakta yeni keşifler! Schengen Vizesi Başvurusu Yapacaklara Öneriler yazıma mutlaka göz atın. Benim bindiğim iki cruise gemisi de İstanbul kalkışlı idi. Şu an İstanbul'daki gemi turları Galataport Limanı'ndan hareket ediyor. Hatta biz 1.5 gün limanda demirli kaldık. Galataport alışveriş merkezinin alt katı liman girişi. Gemiye binmek için pasaportunuzun hazır olması ve bineceğiniz gemi için yapılmış online checkin belgelerinizi beyan etmeniz gerekiyor. Eğer bagajınızı gemiye kendiniz taşımak istemiyorsanız uçaktaki gibi bagajınızı liman girişinde teslim ediyorsunuz. Bagajınız siz gemiye bindikten sonra odanıza teslim ediliyor. Gemiye binerken pasaportunuz görevliler tarafından teslim alınıyor ve tur bitene kadar tekrar verilmiyor. Onun yerine size kişiye özel düzenlenmiş bir kart veriliyor, artık bu kart herşeyiniz. Gittiğiniz limanlarda bu kartı göstererek gemiden iniş ve dönüş yapabiliyorsunuz. Gemi turu için satın aldığınız paket, kullanabileceğiniz hizmetler, yeme-içme haklarınız da bu karta tanımlı. Yani kartınızı kaybetmeseniz çok iyi olur. Gemiden inerken pasaportunuz tekrar teslim ediliyor, kontrol edince durduğumuz limanlarda pasaportumuza damga basıldığını gördük. Biz görmesek de pasaportumuz bazı ziyaretler yapmış. Cruise ile seyahat etmenin en cezbedici kısmı her gün başka bir limana, başka bir şehre gitmek. Tabii ki limanlarda inmek zorunda değilsiniz, dilerseniz gemide kalabilirsiniz. Ama gitmişken limanda inmek isterseniz size verilen kartı okutarak/göstererek limana giriş/çıkış yapabiliyorsunuz. Geminin limana yanaştığı günlerde dilerseniz durduğunuz limanda kendiniz gezebilir veya gemiden ekstra tur satın alabilirsiniz. Gemi turları genellikle sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam yemeği ve ara atıştırmalıklar dahil olarak satılıyor. Cruise turlarında gemide çok zaman geçirildiğinde gemilerin öne çıktıkları konulardan biri yemekler oluyor ve yemekler genelde iyi oluyor. Benim bindiğim gemideki paket dahilinde olan restoranların yemekleri de çok başarılı idi. Ayrıca değişiklik arayanlar için büyük gemilerde paket kapsamı dışında ekstra hizmet alabileceğiniz restoranlar bulunuyor. Gemide soft drink dediğimiz yemeğin yanındaki çay-kahve-meşrubat pakete dahil oluyor. Ancak alkol almak istiyorsanız ekstra içecek paketi almanız gerekiyor. Gemiden gemiye bu paketlerin satış şekilleri farklı oluyor. Geminizi seçerken içecek haklarınız ve ek paketlerin fiyatlarını da kontrol etmenizi öneririm. Ayrıca gemide odanıza kahvaltı gibi kendinizi şımartma seçenekleri mevcut. Bindiğiniz gemideki ekstra paketlerde bu hizmetleri de görebilirsiniz. Cruise gemisi ile seyahat ettiğinizde bazı günler tamamen denizde geçiyor. Bu günleri dolu dolu geçirmek için gemi yolcuları için herşey düşünülmüş. Benim seyahat ettiğim 5260 kişilik 324 metre uzunlukta 15 katlı dev Costa Venezia gemisinde neler olduğunu merak ediyor musunuz? Geminin içinde yürürken 16bin adım attığım günler oldu, 7 günde tamamını keşfedememiş olabilirim bile. Listeden de anlaşılacağı üzere her zevke, her yaşa uygun pek çok aktivite bulunuyor gemide. Gün boyu farklı alanlarda saatleri belirli dans, yarışma, gösteri gibi aktiviteler var. Siz kalabalığa karışmak istemezseniz güneşlenmek veya havuza girmek de alternatifleriniz arasında. Her akşam odanızın kapısındaki posta kutusuna bir sonraki gün için hangi salonda ne gibi aktiviteler olduğuna dair bir broşür bırakılıyor. Dilerseniz bu broşürden dilerseniz de bindiğiniz geminin mobil uygulaması üzerinden tüm etkinlikleri görüp içlerinden ilginizi çekenleri seçebilirsiniz. Gemide en sevdiğin aktivite ne diye soracak olursanız, içeceğimi yudumlarken gün doğumu ve gün batımını farklı limanlarda denizin üstünden izlemek. Gemi turu ile yolculuk ederken hemen hemen her gün yeni bir limana ulaşıyorsunuz. Ulaştığınız limanlarda kendiniz çıkıp gezebilir veya gemiden ekstra tur satın alabilirsiniz. Etkinlik alanında belirttiğim odanıza bırakılan broşür veya geminizin varsa mobil uygulaması üzerinden tur seçeneklerine bakabilir, ilginizi çeken turu satın alabilirsiniz. Gemiden tur aldığınızda limanda indiğiniz noktada tur otobüsleri sizi bekliyor ve geminiz limandan kalkmadan geri dönüyor. Gemi turuna katılırken tabii ki normal bir tatile giderken ne alıyorsanız yanınıza yine onları alabilirsiniz. Gemide gündüz geçirdiğiniz zamanın çoğunu mayo-bikini ile geçirebilirsiniz. Ancak gemideki restoranların şık olması, akşam yemeklerinden sonra düzenlenen partiler olması ve gemideki son akşam yemeğinin özel bir gala gibi geçmesi nedeniyle akşamlar için yanınıza şık kıyafetler alabilirsiniz. Tabii ki abartmaya gerek yok ama abiye elbiseler ve yüksek topuklu ayakkabı giyen yolcular göreceksiniz. Mesela bir gece latin parti, bir gece beyaz parti gibi konsept partiler düzenleniyor. O gecelere uygun kıyafetler almanız hoş olur. Yoksa beyaz partide herkes beyaz giymişken siz renkli kalabilirsiniz. Gemi turuna çıkarken internet konusunda uyarmak istediğim birkaç konu var. Öncelikle gemi Türkiye sularında iken Türkiye'deki GSM hattınızın internet paketini kullanabilirsiniz. Ancak telefonunuzun serbest dolaşıma kapalı olduğundan emin olun, aksi halde yabancı bir GSM operatörünü yakalayan telefonunuz yüzünden çok yüksek telefon faturaları ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bunun bir çözümü gemiye binmeden GSM operatörünüzün yurtdışı paketlerinden birini tanımlamanız. Yabancı hattı yakalarsanız da paket dahilinde faturalandırılırsınız, sizi bir nebze olsa kurtarır. Gemide internet hizmeti de satılıyor. İhtiyacınız doğrultusunda farklı paket seçeneklerinden birini satın alabiliyorsunuz ancak denizde yol alırken gemi internetinin çok verimli çalıştığını söyleyemem. Fiyatları da yüksek olduğu için önereceğim bir yöntem değil bu. Cruise ile seyahat etmenin artı ve eksilerini net olarak tanımlayalım. - Lüks, konforlu, beş yıldızlı otel hizmeti alıyoruz. Beş yıldızlı otel hizmetini, aynı kalitedeki otellerden çok daha uygun fiyata alıyoruz. - Başta ne için ne kadar ödeyeceğinizi bilirsiniz, sürpriz masraflar yoktur. - Kısa zamanda, yorulmadan çok yer görme olanağı sunan bir seyahat yöntemi. - Valiz toplama, boşaltma derdi olmadan her gün yer değiştirerek yeni bir yeri görme imkanına sahibiz. - Sabah uyandığınızda ilk gördüğünüz, gece yatmadan son gördüğünüz şey muhteşem bir deniz manzarası. Örneğin; İstanbul'da Galataport limanında demirli durumda iken dünyanın en güzel manzaralarına şahit oluyorsunuz, üstelik o konfor ve manzarada İstanbul'da bir otelde kalmak isterseniz servet ödemeniz gerekiyor. - Gemi havuzlardan spor alanlarına, çeşit çeşit restoran ve barlara kadar her türlü olanak sunuluyor. - Herşey dahil paketler sunulduğu için gideceğiniz destinasyonlarda ne yesem, çok para harcarmıyım gibi dertleriniz olmuyor. Ve genel olarak yemekler çok iyi oluyor. - Özellikle kalabalık bir arkadaş grubu ile geldiyseniz çok çok eğleneceğinizi garanti edebilirim. - Gemide uzun saatler yolculuk yapıldığından sizinle birlikte yolculuk eden pek çok yeni arkadaş edinebilirsiniz. - Gemi durduğu limanlarda oldukça kısa zaman geçiriyor. Bu nedenle doya doya gezeyim durumu olmuyor, buna hazırlıklı olarak gitmenizde fayda var. - Büyük gemiler ile seyahat edildiği için çoğunlukla sallantı hissedilmiyor, ancak çok dalgalı ve rüzgarlı zamanlarda sallantıyı hissediyorsunuz. - Gemi seyahatlerine maalesef evcil hayvan kabul edilmiyor, tüylü dostunuz varsa evde bırakmanız gerekecek. - Hava ve deniz durumuna göre rotada gördüğünüz yerlere gidilememe durumları olabiliyor. Deniz fazla dalgalı ise bazı limanlara yanaşamadığı için o rota iptal edilebiliyor. Bu gibi değişikliklere hazır olmasınız. - Geminin rotasını mutlaka kontrol edip pasaport ve vize ihtiyaçlarınızı seyahatinizden birkaç ay önce netleştirmelisiniz. Yunan Adaları içeren bir tura katılacaksanız geçerli bir pasaportu ve şengen vizeniz olması gerekmesi gibi. - Gemiye binerken pasaportunuz sizden alınıyor ve tur bitene kadar geri verilmiyor. Onun yerine size özel bir kart veriliyor. Gittiğiniz destinasyonlardan gemiye giriş çıkışlarda bu kartı kullanıyorsunuz. - Gemi içinde nakit veya kredi kartı ile harcama yapamıyorsunuz. Gemiye binerken size satın aldığınız hizmet paketinin tanımlı olduğu bir kart veriliyor, eğer ekstra hizmet satın almak isterseniz yine bu karta tanımlanıyor. Seyahatiniz boyunca bu kartı yanınızda taşımanız, gemiden iniş binişlerde mutlaka okutmanız gerekiyor. - Gemi yolculuğu sırasında internet biraz sıkıntılı olabiliyor. Gemiden internet paketi satın alabiliyorsunuz ancak bağlantı çok iyi olmayabiliyor. Yanaştığınız limanlarda internet ihtiyaçlarınızı karşılayacak şekilde plan yapmanız iyi olur. - Geminin durduğu limanlarda gemiden ekstra tur satın alabilir veya kendi gezinizi planlayabilirsiniz. Kendi gezinizi planlayacaksanız önceden araştırmanızı yapmanız zaman yönetimi açısından verimli olacaktır. - Cruise turları ile ilgili en büyük ön yargı yaşlılara yönelik bir tatil olduğu. Ancak balayı çifti, çocuklu aileler, arkadaş grupları, kız kıza tatil yapmak isteyenler gibi hemen herkesin zevkine hitap eden bir seyahat şekli olduğunu deneyimlerim ile tasdikledim. - Klasik bir tatilden farklı olarak cruise tatilinde genelde akşam yemeklerinde herkes oldukça şık giyiniyor. Bazı gemilerde gala yemeği şeklinde bir akşam düzenleniyor ve yolcular kaptan ile tanışıyor. Bu nedenle yanınıza birkaç şık kıyafet almayı unutmayın. - Gemide uzun saatler yol alacağınız için her türlü aktivite var. Mayonuz, spor yapıyorsanız spor kıyafetleriniz gibi eşyalarınızı yanınızda getirmeyi unutmayın. Gemi seyahatinin artıları, eksileri ve dikkat etmeniz gerekenleri bilerek gemi turuna katıldığınızda seyahatinizde en üst düzeyde keyif alacağınızdan emin olabilirsiniz. Deniz ve nehir olan hemen her yere cruise ile seyahat edebilirsiniz. Cruise seyahati yapmak için ille de Türkiye kalkışlı bir gemi seçmeniz gerekmiyor. Rotanın başladığı lokasyona uçakla gidip oradan gemiye katılım sağlayacak şekilde bir seyahat planı da yapabilirsiniz. Dünyanın en popüler cruise rotalarını sayacak olursak; Norveç Fiyordları, Tuna Nehri, Yunan Adaları, Karayipler ve Küba, Alaska, Patagonya, Akdeniz, Dubai ve BAE, Seyşeller, Hawai Adaları, Baltıklar, Antartika, Transatlantik. Pazar 17:00'den diğer Pazar 08:00'e kadar bir haftalık bir yolculuk benim katıldığım. Yani 7 gecelik paket. Ancak gemi turları 4 gece, 5 gece, 7 gece, 15 gece, 1 ay hatta daha uzun rotalarda olabiliyor. Siz rotanız ve bütçenize göre uygun olanı seçebilirsiniz. Gemide yemekler gerçekten çok iyi. 13 restoran ve 7 barda pek çok seçenek var. Herşey dahil pakete dahil olan açık büfe ve alakart restoranlardan çok memnun kaldık. Dünya mutfaklarından lezzetleri deneyebileceğiniz restoranlardan ücretini ödeyerek faydalanabiliyorsunuz. Vegan, vejateryan, gluten hassasiyetine uygun, çölyak hastalarına uygun, helal yemek gibi seçenekler bulunuyor. Rezervasyon yaptırırken bu bilgileri iletmeniz yeterli oluyor. Denizde ilerleyen devasa bir kütleden bahsediyoruz. Elbette zaman zaman sallanıyor. Ancak bu sallantı yolcuları rahatsız edecek düzeyde değil. Her gemi için geçerli midir bilmiyorum ama benim seyahat ettiğim Costa Venezia gemisinden çocuklar için aquapark'tan oyun alanlarına kadar çok fazla aktivite vardı. Yani bu tur çocukla çok güzel yapılır. Maalesef gemiye görevli köpekler dışında evcil hayvan alınmıyor. Tüylü dostlarımızı evde bırakmamız gerekiyor. Gemi engelliler için çok uygun. Örneğin; eğer kendi tekerlekli sandalyenizi getirmek istemiyorsanız size sandalye temin edebiliyorlar. Engelli yolculara uygun özel ekstra turlar da organize ediliyor. Gemideki restoranlarda yemek tercihinizi belirttiğinizde size uygun yemekleri servis ediyorlar. Helal yemek dışında vegan, glutensiz gibi tercihlerinizi de belirtmeniz yeterli. Gemideki bütün yönlendirmeler, bilgilendirmeler İngilizce olduğundan dil bilmemek biraz zorlayıcı olabilir. Ancak benim gittiğim gemide müşteri ilişkilerinde Türk çalışanlar vardı, dolayısıyla yardıma ihtiyacınız olduğunda personel destek olacaktır. Böyle durumlar için tavsiyem Google Translate uygulamasını telefonunuza indirmeniz, böylece İngilizce metinleri çevirebilirsiniz. Yazı boyunca bahsettiğim Costa Cruise firmasının benim katıldığım turu İstanbul>Kuşadası>Rodos>Girit>İstanbul şeklinde idi. Bir de İstanbul çıkışlı Atina'ya giden rotaları var. Her iki seçenek de İstanbul'dan başlayıp İstanbul'da bitiyor. 1. Gün En geç 17:00'de İstanbul'dan gemiye biniş. İstanbul'da kendiniz gezebilir veya gemiden tur satın alabilirsiniz. Bu gün İstanbul'u gezme günü. Bütün gün gemide, denizde geçiyor, akşam Kuşadası'na ulaşıyoruz. Kuşadası veya çevresinde kendiniz gezebilir veya gemiden tur satın alabilirsiniz. Gemi akşam saatlerine kadar limanda kalıyor. Rodos'ta kendiniz gezebilir veya gemiden tur satın alabilirsiniz. Gemi akşam saatlerine kadar limanda kalıyor. Girit'te kendiniz gezebilir veya gemiden tur satın alabilirsiniz. Gemi akşam saatlerine kadar limanda kalıyor. Bütün gün gemide, denizde geçiyor, neyseki gemide yapacak çok şey var. Bir önceki reelsime bakabilirsiniz. Odanızı 08:00 gibi boşaltıp öğleden sonraya kadar gemide kalabiliyorsunuz. Bu tur sadece Türkiye'den yolcu almıyor, İtalyan, Alman, Fransız gibi Avrupa'nın pek çok yerinden yolcusu var. İstanbul ve Türkiye'yi görmeye geliyorlar. Ayrıca gurbetçilerimiz tarafından da tercih ediliyor. Bir cruise turunu farklı değerlendirmek gerek, sıradan bir otelde bir hafta tatil yapmak yerine beş yıldızlı otel konforunda denizde uyumak, uyanmak, yol almak, her gün başka bir yerde uyanmak -Türkiye'de de olsa- çok farklı ve muhteşem bir deneyim. Costa firmasının dünyanın pek çok yerinde gemi rotaları bulunuyor. Bir haftalık programlar herşey dahil 349 Euro'dan başlıyor. Destinasyon, oda tipi ve aldığınız oda servisine göre fiyatlar değişiyor. Bizim kaldığımız balkonlu oda fiyatı 649 Euro, limitsiz içki paketi 220 euro, her gün için günlük 11 Euro servis bedeli alınıyor. Ayrıca limanlarda durduğunuz ekstra tur almak isterseniz tur tipine göre fiyatlar değişiyor, 35 Euro'dan başlıyor. Costa Cruise firmasının Costa Venezia gemisi ile İstanbul>Kuşadası>Rodos>Girit>İstanbul rotası geçirdiğim en güzel tatillerden biri oldu diyebilirim. Darısı sizin başınıza! Gemi turu rehberi sayfasında kullandığım bütün fotoğrafları aşağıda görebilirsiniz. Fotoğrafların hepsi ve kullanım hakları bana aittir, izinsiz kullanılamaz. Yazıdaki detaylara ve anlatış tarzınıza bayıldım. En küçüğü 7, en büyüğü 82 yalında olan aile fertlerimizle planlıyorduk. Kafamdaki yüm soru işaretlerini gideren bir yazı olmuş. Çok teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezen-robot-haci-bayhan-ile-dunya-turu-uzerine-konustuk", "text": "Gezgin Röportajları'nın bu haftaki konuğu; uzun yıllardır tanıdığım, en yakın arkadaşlarımdan biri olan Hacı Bayhan. Önceleri ben gezer o bana özenirdi, artık o geziyor ben ona özeniyorum 🙂 Şaka bir yana, Hacı kısa süre önce yaklaşık 1 yıl süren dünya seyahatinden döndü. Seyahatlerinden notlarını Gezenrobot. com adlı blogunda paylaşan Hacı'yı yakalayıp yerleşik hayata uyum sağlamaya çalıştığı bu günlerde ben sordum, o cevapladı. Yarışmaya kayseriden katılıyorum. Hayatımın yarısı orada geçti, üniversiteyi kazandıktan sonra ise istanbul'da geçti. Mühendislik okudum ama hiç yapmadım, hep sevdiğim bilgisayar sayesinde uzun yıllar dijital proje ve pazarlama alanında çalıştım. Seninle tanışmamız da yine bu işleri yaparken bir dönem aynı firmada çalışmamız ile başladı. Bu dönemde çevremdeki arkadaşlarım tek tek gezgin olmaya başladı. Bende onlarla takılarak sanırım bu yola girdim. Yaklaşık 16 yıl aralıksız çalıştıktan sonra en uzun tatilimin 3 hafta olduğunu fark ettim. Hep yapmak istediğim 1 yıl plansız bir şekilde gezmeyi 2017 yılında yaptım. Tek kelime ile bendeki karşılığı merak. Ben hep meraklı biriydim, bu neden böyle, bu niye mavi, acaba bu sokak nereye çıkıyor? Cevaplarını buldukça da mutlu oluyordum. Gezmek de böyle benim için sürekli yeni şeyleri keşfetme, öğrenme, puzzle çözmek gibi. Yeni yerler görmenin yanında bu 1 yıllık gezimde ilk defa yeni insanlar ile tanışma fırsatım da oldu. Önceki kısa gezilerimde çok fazla insanla tanışamıyordum. Bir de sanırım doğa sever bir insanım ve dünyadaki farklı yerlerin farklı doğasını keşfetmek, bir resmin içinde olmak çok sevdiğim bir duygu. Öncelikle kafada başladı. Geziye çıkmadan önceki 2 yıl sürekli aklımdaydı ama ne zaman çıkarım o kısmını planlamamıştım. Orası hayatın kendisi sayesinde oldu. Önce trafik kazası yaptım, yaklaşık 8 ay işten uzak kaldım. Zaten işe dönünce de artık ara vermenin vaktinin geldiğini iyice anladım. O dönem piyasanın da durgun olması sebebiyle ayrılmak çok zor olmadı. Maddi açıdan da şartlar uygundu diyebilirim çünkü hem böyle bir geziyi yapmak için hem de dönünce bir süre idare etmesi için para vardı. Bende çok düşünmeden tek yön bileti aldım. Hayatımda ilk defa hem tek yön bilet almıştım hem de evden bu kadar uzağa. Çok heyecanlıydı. Sana bu soruyu sormayacaksın değil mi? demiştim ama sordun 🙂 En güzel yer sizdeki hikayesi en güzel geçen yer oluyor. Konuştuğum diğer gezdinler de aynı şeyleri söyledi hep. O yüzden ben en çok Şili ve Patagonya bölgesini sevdim. Bir de Japonya'yı çok sevdim. Sadece doğası değil, şehirleri, tapınakları, insanları ve kültürü ile dünyadan ayrı başka bir gezegen gibiydi. Hayır yok, gittiğim hiç bir yerden pişman olmadım. Çok şükür başıma kötü bir olay da gelmedi. Sadece bazı yerler hayal kırıklığı oldu, o da orada yaşayan insanların davranışlar yüzünden oluyor. Mesela Kamboçya hakkında hep en çok yaşanılacak yer diye duyardım ve çok merak ederdim. Ancak benim deneyimlerime göre gezip bir anca önce çıkmak istediğim bir ülke oldu. Oysa en inanılmaz güzelliklerden Angkor Wat Tapınağı orada ve günlerce tüm detaylarını incelemek isterdim. Bunu başkaları da sormuştu o zaman da düşündüm ve çok öyle farklı bir olay olmadı bence. Biraz benim sakin bir insan olmamdan da kaynaklanıyor olabilir. Bence en ilginç olay hiç İspanyolca bilmeden tüm Güney Amerika'yı 6 ay gezmemdir. Çünkü bazen gerçekten el kol işaretleri ile anlaştık. Bu konuda kendi blogumda bir yazı yazdım onu okuyabilirler çünkü bu konuda biraz uzun bir yazı yazdım. Burada hepsini tekrar yazmam zor olur. Yazıyı okumadan önce şunu söyleyebilirim, eğer bizim gibi gezen insanlara bakıp siz de bunun hayalini hep kuruyorsanız en zor kısmı yapmışsınız demektir. Çünkü herkes işin para kısmına odaklanıyor ama işin içine girince asıl önemli şeyin istemek olduğunu kaçırıyor. İsteyince gerçekten herşeyi yoluna koyup kendi şartlanız içinde böyle bir gezi yapılabilir. Aslında ben blogger değilim ama bu geziye çıkmaya karar verdiğimde yazayım diye açtım. Ben gezi öncesi çok fazla blog yazılarından faydalandım, o yüzden benim yazılar da gezen başkasının işine yarar diye rehber tarzında yazdım. Yani oraya nasıl gidilir, nereler gezilir, nelere dikkat etmeli gibi. Kendi arayıp bulamadığım ya da eksik olduğunu düşündüğüm bilgileri yazdım. Üniversite 3. sınıftan beri çalışıyorum ve tüm paramı kendim kazandım. Bu gezide birikmiş paramı kullandım bir de oturduğum ev kendimindi onu kiraya verdim. İtiraf ediyorum çok okuyan bir insan değilim ama gezdiğim her yer ile ilgili merak ettiğim konuları yoldayken okuyordum. Filmi varsa onu izliyordum. Ülkelerin geçmişini, tarihini, eserlerin nasıl neden yapıldığını biraz okuyordum. Bazen gezmeden önce, bazen de gezip gördükten sonra. Bu ikisi birleşince asıl bilgi oluyor diyebilirim. O yüzden sanırım sorunun cevabı hangisi olursa olsun tek başına bilgin olunmuyor. Hacı'yı sosyal medyada @gezenrobot olarak bulabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezgin-deli-levent-birer-ile-gezgin-roportajlari", "text": "Gezgin Röportajları'nda bu haftanın konuğu Gezgin Deli olarak tanıdığımız Levent Birer! Levent ile geçtiğimiz yıl konuşmacı olarak katıldığım Gezginler Zirvesi'nde tanışmıştık. Tanışıklığımız sosyal medya üzerinden arkadaşlığa dönüştü. Kendisi Antalya'da yaşadığı ve sürekli hareket halinde olduğu için çok sık görüşemesek de renkli ve enerjik fotoğrafları ile takip etmekten keyif aldığım gezginlerden biri. \"Hayat kısa, hızlı yaşa\" felsefesi ile yaşayan, 6 ay çalışıp 6 ay gezen, gezdiği yerlerde kilometrelerce yürümeyi seven biri var karşımızda! Levent Birer nam-ı diğer Gezgin Deli ile seyahatleri hakkında konuştuk, ben çok keyif aldım. Umarım sizler de okurken keyifli alırsınız. Haydi okumaya! Merhaba Levent ben. 1978 Samsun doğumluyum. Spor akademisi mezunuyum. Uzun yıllar satış pazarlama sektöründe görev yaptıktan sonra, son 2 yıldır mesleğim olan Beden eğitimi görevimi yapıyorum. 2016 yolundan beri blog yazıyorum. 2003 yılından beri aktif olarak gezmekteyim. Fakat seyahatlerimi kaleme çok dökmemiştim. 2016 yılında gerçekleştirdiğim 6000 km'lik bisiklet ile Roma 'dan Stockholm'e Avrupa seyahatim sonunda insanlara artık yardımcı olmak ve bilgiler paylaşmak için blog sayfamı ve sosyal hesaplarımı açtım. Blogumun ismi biraz farklı biliyorum. Deli ismi sanırım biraz hayata bakışım ve yaptığım projelerden dolayı cevremde ki insanlar tarafından üstüme yapıştı. Çünkü bir anda çalıştığım bir işten isteğe ederek 6 ay süren Asya seyahatim, yine 2 gün de karar verip çıktığım bisikletle Avrupa seyahatim ve şu an planladığım 20 bin km'lik Motosikletimle Doğu Avrupa seyahatim bu ismi hak ettigimi gösteriyor. Ben gezmiş olmak için gezen bir insan değilim. Yada skor yapma sevdası olan bir gezenti biri değilimdir. Yeni yerler, kültürler, tarihi, insanların yerel yaşantıları gibi olguları anlamak ve tanımak gezmemin en büyük sebebi. Gittiğim her yerde toplu taşıma kullanmadan ve şehrin ara sokaklarına, hatta şehir dışlarına kadar dolaşarak şehri tamamen icimde yaşamaya çalışırım. Seyahat planlarımı ikiye ayırırım. Önce kısa sürede eksik kalan şehirleri veya bölgeleri görmek. Mesela bir ülkede görmediğim bir şehir kaldıysa 3-5 günlük bir plan yaparak, o şehri görmeye giderim. Bir de uzun seyahatler planlarım. 6 ay süren ve 8 ülke gezdiğim Asya seyahatim, 2.5 ay süren 6000 km'lik bisikletle Avrupa seyahatim, 20 gün de yaptığım Fethiye'den Çiralı'ya kadar Likya yolu yürüyüşüm gibi. 2019 yılı yaz ayı içinde 20 bin km sürecek ve Finlandiya'ya kadar gideceğim \"Motosikletim ile Doğu Avrupa\" seyahatim gibi. 120 ye yakın şehir gezdim. Bunlar içinde beni en çok beni etkileyen Kamboçya Siem Reap oldu. Bunun da bende çocukluğumdan kalma bir etkisi var. Kısaca anlatayım; Çocukluğumda Indiana Jones filmleri izlerdim. Bilenler bilir. O filmlerde olan sahneleri, film stüdyosu hilesi sanardım. Fakat Kambocya'ya gittiğimde gördüklerimin gerçekliği, beni benden almıştı. Yaşadığım duygunun heyecanını şu an bile içimde hissediyorum. Hayatımda ilk yurtdışı seyahatimi 2003 yılında Munih'e yapmıştım. Ilk kez bu kadar uzun süre bir uçuş yapmıştım. Çok heyecanlıydı. Ben Samsunluyum. Istanbul'a gelmek bile benim için büyük bir olaydı. O zamanlar seyahat etmek zordu. Münih Havalimanına indiğim anda farklı hissetmeye başlamıştım. Dışarıda bekleyen lüks marka taksiler bile çok farklı gelmişti. Insanların yola adım atmadan tüm araçların durması, mesai saatlerinde sokakların boş olup, mola zamanlarında insanların meydanları doldurması, herkesin kendi halinde ve kendi işiyle ilgileniyor olması, takım elbiseli adamların veya etekleriyle kadınların bisiklet veya scooter ile ise gitmelerini görünce, her şey bana ilginç gelmişti. Sakin gitmeyin dediğim bir yer yok. Heryerin kendine göre bir güzelliği ve kültürü var. Ama şunu söyleyebilirim ki, büyük beklenti ve umutlarla gidip, hayal kırıklığı yaşadığım yerler var. Mesela Berlin, Nice, Milano ve Tokyo bunlar ilk seferde aklıma gelenleri. Bugüne kadar seyahatlerinde başınıza gelen en ilginç olay/olaylar neydi? Belki birkaç hikaye anlatırsın bize. Bisiklet ile yaptığım Avrupa seyahatimde başıma iyi kötü çok olay geldi. Mesela Bologna'da gezerken, Türkiye den bir okulun geziye gelip, beni gördüklerinde beni tanımaları ve birlikte Foto çektirmemiz. Venedik'e ilk girdiğimde insanların bisikleti elimde götürmeme rağmen, herhangi bir aracın Venedik sokaklarına gün içinde girişinin yasak olması sebebiyle verdikleri aşırı tepki, Kopenhag'da kaldığım hostel de bisikletimi kilitlediğim yerden patronun tepkisi ile kılıfını kırıp, bisikleti sokağa atmaları. Tabii sırt çantamla gezerken de yaşadıklarım var. Mesela; filipinlerde gezerken insanların \"Sir\" diye seslenip bana şaşkın şaşkın bakışları. Tayland Bangkok'da tuktuk ile tur yapmak istediğim de beni bir kumaş ve elbise satan bir mağaza götürüp, beni orada bırakıp gitmesi. Kamboçya'da insanların sokakta örümcek, akrep veya kurt yemeleri. Ve orada tanıştığım bir insana bu yiyecekler ısmarlayıp, onu izlemem. Aslında bir değirmen suyu yok. Ben 6 ay çalışıp para biriktirip, çalıştığım işlerden istifa edip, cebimde olan para ile seyahatlere çıkıyorum. Ayrıca doğru zaman da biletlerimi alıp, hosteslerde kalıp, marketlerden aldığım ekmek, peynir ve domatesle sandviç yaparak ekonomik gezmeye çalışıyorum. Uçak bileti hariç günlük maliyettim ortalama 8-10 euro arası hostel konaklamam ve günlük 3-5 euro arası günlük yemek masrafım oluyor. Toplu taşıma hiç kullanmıyorum. Her yere yürüyerek gidiyorum. Böyle olunca Türkiye'de bile harcayacağımdan az maliyetle gezmiş oluyorum. Eğer Asya'da seyahatte isem, bu maliyetler daha da aşağı düşüyor. Tek başına gezmek benim tercihim. Böylece kimsenin sorumluluğunu almıyor ve fikir ayrılığı yaşamıyorsunuz. Başınızı alıp gitmek isterseniz, ertelemeyin. Çekin gidin. Çünkü hayat bir seyleri erteleyecek kadar uzun değil. Tüyolar? Uçak biletinizi en az 3-4 ay önceden almaya çalışın. Otellerde değil, hostel de kalın. Hatta yapabiliyorsanız Couchsurfing yapın. Gittiğiniz yerlerde lüks lokantalarda yemek yerine bir sandviç yapıp yiyin. Kaldığınız hostelin mutfağında makarna haşlayın. Sokak lezzetlerini tadın. Toplu taşıma tercih etmeyin. Zaten gittiğiniz yeri keşfetmek istiyorsanız, ara sokaklarında kaybolun. Ben gün de 20-30 km yürürüm. Siz bu kadar yürümesiniz de, gücünüz yettiği kadar yürüyün. Göreceksiniz daha çok keyif alacaksınız. Hemde toplu taşımaya vereceğiniz para ceniniz de kalacak. Amacınız internette araştırıp bulduğunuz, gezilecek yerleri görmek değilde, onların yanında ekstra neler yaşayabilir ve görebilirim olsun. Yani \"gördüm orayı demek\" için gelmeyin. Yanınızda az kıyafet götürün. Hatta sadece bir sırt çantası yetsin. Çok gezen diyeceğim. Çünkü okuyan insan sadece teorik olarak bilgi sahibi olur. Ama gezen insan o yerleri gezer, görür, inceler, hisseder ve yaşar. Ayrıca insanlarını, kültürünü, yemeklerini ve tarihin kalıntılarına şahitlik eder. Örneğin; Napoli'nin Pizzası, Viyana'nın Sinitzel'i, Prag'in kaz eti, Roma'nın yanık dondurması, Tayland'ın Tai tavuğunun lezzetini oraya gidip tatmadan, okuyarak bilemezdim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezgin-roportajlari-elgezenler-yolda", "text": "Gezgin Röportajlarının Şubat 2020 konukları Arzu ve Aydın Elgezen. Elgezenleryolda. com adında bir blogları ve yine aynı adı taşıyan aktif bir instagram hesapları var. Bizim tanışıklığımız da bu vesile oldu, çok da güzel oldu. Karı-koca ikisi de çok tatlı insanlar, kendileri kadar tatlı olmasa da \"Travel\" adında bir de kedileri var. Ben onları tanıdığımda motosikletle seyahat ediyor, her fırsatta kamp yapıyorlardı. Geçtiğimiz yıl Aydın'ın bir iş fırsatı yakalaması ile Amsterdam'a taşındı Elgezen ailesi. Onlarla hem başka bir ülkede yaşamak hem de seyahatlerini konuştuk, keyifli okumalar. Arzu 1988 Edirne, Aydın 1986 İskenderun, Travel ise 2018 İstanbul doğumlu. Ağırlıklı motosikletle seyahat ediyor, konaklama tercihimizi kamptan yana kullanıyoruz. Her fırsat bulduğumuzda kendimizi doğaya atmak, şehrin kalabalığından uzaklaşmak vazgeçilmezimiz diyebiliriz. Gezmediğimiz zamanlar ne mi yapıyoruz, ya bir sonraki seyahatimizin planlarını yapıyor ya da gezgin arkadaşlarımız ile buluşup onların maceralarını dinliyoruz. 2019 yılı Nisan ayına kadar İstanbul'da ikamet ederken, Aydın'ın Booking. com'da işe başlaması ile maceramıza şimdi Hollanda'da devam ediyoruz. Gezme sevdası kendimizi bildik bileli hep içimizde varmış sanırım, şu zamanda şöyle başladı diyebileceğimiz bir şey bulamadım açıkçası. Tanıştığımız ilk andan beri (2008) gerek yurtiçi gerekse yurtdışı birçok noktaya seyahat etme fırsatımız oldu. İlk yıllar defterlere not alarak günlük tutuyor, beğendiğimiz noktaları eş-dost buluşmalarında anlatıyor, soranlar ile planlarımızı paylaşıyorduk. Sosyal medyanın zirve yaptığı 2015 ve sonrasında gezgin olduğumuzu anladık 😊 Seyahatlerimizi ve tecrübelerimizi daha çok kişi ile paylaşabilmek için artık bizim de bir sosyal medya hesabımız ve web sitemiz vardı. E) Hepsi 😊 Bizim motivasyonumuz bunların hepsinden yapılmış bir potpori aslında. Her çıktığımız yolculukta bunlardan en az birkaçını arayışımız söz konusu; yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak en büyük tutkumuz. Yıllarca İstanbul'da yaşayınca kalabalıklardan uzaklaşma, biraz nefes alalım isteği doğal olarak oluşuyor. Bazen de sırf yeni şeyler deneyelim diye düşüyoruz yollara. Gezmek bizim için sadece bir yerde bulunmak değil de evden çıkıp tekrar eve girene kadar yaşayacağımız maceralar bütünü. Şu skor tutma olayını da sevmiyoruz. Sevdiğimiz yerlere defalarca gitme isteği de bizi sık sık yola düşürebiliyor. Aslında belli bir süre sonra motivasyona da gerek kalmıyor, seyahat bir yaşam tarzına dönüşüyor. Sokağa her çıktığınızda tatildeymişsiniz hissine kapıldığınız bir yaşam hayal edin 😊 İşin şakası, şu an gerçekten böyle hissediyoruz, bakalım zaman bizim için daha neler getirecek. Evet, burada genel olarak seyahat daha kolay. Öncelikle Schengen bölgesinde olduğumuz için vize gibi bir sıkıntımız yok. Uçak bileti fiyatları Türkiye ile kıyasladığımızda daha uygun. Bunun dışında tren, otobüs ile ulaşım ve araç kiralama seçeneklerini de göz önünde bulundurduğumuzda evden çıkmak için çokça nedenimiz var diyebiliriz. Bugüne kadar gittiğiniz yerler arasında sizi en çok etkileyen yerler, en beğendiğiniz yer/yerler neresi? Neden? Ayrı ayrı cevap verebilirsiniz. İtalya'nın tamamı özellikle Toscana Bölgesi, Hallstatt, Etna Yanardağı ve Tayland. İlk yurtdışı seyahatimiz Yunanistan-Thassos'tu, o zamanlar Thassos henüz Türkler tarafından istila edilmemişti 😊 Bizim hikayemiz de şöyle başladı; patronum gidip çok beğenmiş, gelince de ballandıra ballandıra bize anlattı. Anlatmakla yetinmedi \"Arabayı veriyorum, yeşil sigortası da var, hadi siz de gidin!\" dedi. Biz, \"Nasıl gideriz, kenarda bir bütçemiz yok ki, masraflar, konaklama, plan...\" falan filan derken \"Benzin de benden\" diyerek o son darbeyi vurdu. Tabi bunun sonrasında gitmemek aptallıktı 😊 Hemen pasaportlar çıktı, konaklamalar ayarlandı ve ilk yurt dışı seyahatimiz Maxi Doblo ile başlamış oldu... 😊Ardı ardına 4 sene daha gittik. Her yaz tatiline mutlaka bir Thassos sıkıştırdık 😊 Bu tabi ilk seferinde birşeyleri eksik ya da farklı yapma isteğimizden değil de adayı, esnafı, yemekleri, plajları çok sevmemizdendi. Bugüne kadar seyahatlerinde başınıza gelen en ilginç olay neydi? Belki birkaç hikaye anlatırsınız bize. Çok sevdiğimiz bir çift arkadaşımız ile birlikte yaptığımız motosikletli ikinci İtalya turumuzun Cinque Terre durağındayız. Motosiklet ile gezerken bagajımız küçük olduğu için, az eşya ile seyahat ediyoruz. Bu yüzden 2-3 günde bir, özellikle çamaşır makinesi olan evler kiralamaya çalışıyoruz. Cinque Teredeki evimiz de yine bu evlerden biriydi. Zaten geç vardığımız eve ulaşınca, hemen çamaşırlarımızı yıkayıp balkon kısmındaki çamaşırlığa seriyor, ertesi gün sabah erkenden yola çıkacağımız için de yatışa geçiyoruz. Akşam biraz yağmur sesi duyuyoruz ama nasılsa üstü kapalı diye çok umursamıyoruz. Sabah kalkınca bir de ne görelim, o akşamki yağmur artık nasıl yan yan yağdıysa çamaşırlar sırılsıklam olmuş. Çorap, eldiven, buff gibi şeyleri hemen kurutma makinesi ile kurutuyoruz ancak diğerlerine yapacak bir şey yok. Islak çamaşırları kokuşur diye motosiklet çantalarına koymayıp, bir çöp poşetine koyup sonra da motosiklette ikimizin arasına koymaya karar veriyoruz. Poşete birkaç da delik deliyoruz ki, yine poşette kokmasınlar yolda hava alsınlar. Floransa'ya doğru yol alırken, ben arada poşeti ters yüz edip hava almasını sağlarken birden aklıma bir şey geliyor ve uygulamaya başlıyorum. İlk önce intercom ile Aydın bağlanıp bir gülme krizi ile \" Sen orada ne yapıyorsun?\" diyor, biz kahkalara boğulurken @motorlukasif Aydın'a bağlanıp \"Ben yanlış mı görüyorum, yoksa Arzu çamaşırlarınızı mı kurutuyor?\" diyor. Aslında evet, tam olarak öyle yapıyorum 😊 Çamaşırları ikişer ikişer çıkartıp, etrafa savurulmamasına ve yukarıda tutmaya gayret ederek Floransa'ya kadar hepsini kuruttum. Biraz geçit töreni yapar gibi oldu ve etraftakiler çok eğlendi ama olsun, sonuşta işe yaradı. İsteyenler @motorlukasif youtube kanalından videosunu izleyebilirler 😊 . intercom: Kasklara takılan, bluetooth ile bağlanarak motorcuların kendi aralarında iletişim kurmalarını sağlayan bir cihaz. İstanbul şartlarında iyi kazancı olan beyaz yakalılardık ancak ekstra bir gelirimiz de yoktu. Bir yıl çalışıp bir-iki haftalık seyahate çıkıyor ve bir sene borçlarını ödüyorduk. İlk zamanlar bu kaçamaklar güzel gelse de bunu daha sık yapma isteği ağır bastı. Seyahat edeceğimiz ülkeyi kampanya yapan uçak firmaları belirlemeye başladı, neresi ucuzsa 6-7 ay öncesinden uçak biletimizi ayarlamaya başladık. Konaklamamızı da 2-3 ay öncesinden rezerve ettiğimizde, hem daha ucuza ayarlamış oluyorduk hem de tur bütçesini parçalara böldüğümüz için günlük yaşamımız etkilenmiyordu. Her ay da kenara belli bir miktar döviz atarak seyahat harçlığımızı çıkarmaya çalışıyorduk. Uzun bir süre seyahatlerimizi böyle organize ettik. Planlı yaşayın! Önünüze bir yıllık hedef koyun, nereleri görmek istiyorsunuz, bunlar için ne kadar bütçeye ve ne kadar araştırmaya ihtiyacınız var. Planınıza ortak olacak arkadaşlar edinin, motivasyonunuzu arttırın ama onlarsız da yola devam edecek şekilde hazırlanın. İyi ki o akşam Ayfer'le Onur sizi bizim eve tutup getirmiş. İyi gezmeler gençler. Kuyu kazmaya devam, bu azimle maden bulacağınız kesin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezgin-roportajlari-esra-ugurlu", "text": "Esra Uğurlu, kadın başına Asya, Amerika ve Afrika'da farklı ülkeleri gezip dünyanın tozunu atan bir gezgin. Esra ile tanışmam, Aydan Ayarcılar'ın \"Vietnam'da gezen bir kız var, çok güzel geziyor\" demesi ile başladı. Böylece Esra'yı instagram'dan takip etmeye başladım ve takip ettikçe gezme ve gezilerini aktarma şekline bayıldım. Yüz yüze tanışma fırsatımız olunca da karakterine bayıldım. Mütevazi, samimi, güler yüzlü, tatlı dilli bir kadın Esra. Üniversite yıllarımda yurt içi geziler yaparak seyahat etmeye başladım. Çocukluğumdan beri resimlerini gördüğüm, görüntülerini izlediğim yerleri kendi gözlerimle görmek çok heyecan vericiydi. O dönemde çoğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehirleri olmak üzere pek çok yere seyahat ettim. Mezun olduktan sonra çalıştığım işler çoğunlukla resmi tatillerde de çalışmamı gerektiriyor, bu düzen de seyahat planı yapmama engel oluyordu. Avrupa gibi kısa süreli yakın rotalar hiç ilgimi çekmiyordu. Görmeyi istediğim yerler daha egzotik ve mistik ülkelerdi. Bir taraftan da yurt dışına seyahat etmenin pahalı ve güvensiz olduğu fikrine sahiptim. Bu sebeple 28 yaşına kadar hiç yurt dışına çıkamadım. Yıllık izinlerimde yurt dışına seyahat etmeye başlayınca seyahat etmenin düşündüğüm kadar korkutucu ve pahalı olmadığını idrak ettim. Birkaç yıl sonra sadece yıllık izinlerimin bana yetmediğine karar verip istifa ederek birikimlerimle gezmeye başladım. 5 kıtaya ayak bastım. Aylar süren Asya, Afrika, Kuzey ve Güney Amerika seyahatleri yaptım. Eşsiz deneyimler kazandım. Şimdi ise serbest çalışıyor, dönemsel aldığım işlerin arasındaki boşluklarda uzun ve kısa süreli seyahatler yapmaya devam ediyorum. Seyahat beni hayata bağlıyor, heyecanlandırıyor ve bana yaşadığımı hissettiriyor. Aslında her şey senin Instagram hikayelerinde bilet kampanyası görmemle başladı 🙂 Asya mı Afrika mı derken Meksika'ya oldukça ekonomik bir bilet bulunca kendimi Kuzey Amerika'da buldum. Bugüne kadar gittiğin yerler arasında seni en çok etkileyen yerler, en beğendiğin yer/yerler neresi? Neden? Ben birini biliyor olabilirim. Başarıp başaramayacağınızı bilmeksizin, 4000m'lik sönmüş bir volkana var gücünüzü kullanarak tırmanıyorsunuz. Karşınızda belirli aralıklarla devamlı lavlar saçan bir volkan, her patlamada güldür güldür sesler çıkarıp bulunduğunuz zemini de sallıyor. Öyle ki patlamanın şiddetiyle uykunuzdan uyanıyorsunuz. Patlamaya uyanıp çadırınızın fermuarını açınca zifiri karanlık içinde karşınızdaki volkanın kıpkırmızı lavlar püskürttüğünü görüyorsunuz. Böylesine eşsiz bir doğa olayına ilk kez tanıklık edenler için unutulmaz bir deneyim. Tabi benim için de öyle oldu. Afrika düzlüklerinde vahşi yaşama tanık olmak bambaşka bir his. Sabah gün doğarken çıktığınız düzlüklerde dünyanın en hızlı koşan hayvanı çitayı avının peşinde koşarken görmek, avladıkları zebrayı bitirmek üzere olan aslan ailesiyle karşılaşmak, göç eden binlerce antilobu izlemek, bir anda aracınızın önünden fil ailesinin geçmesi... Harika bir tecrübe. 30 metrelik dev ve eşsiz baobablardan oluşan tozlu yolda, baobabların gölgesinde yürümek ve kızıl güneşin baobabların arasından batması... Hayatımın en güzel gün batımı. Tek başına seyahatin eksileri de artıları da bol. Yalnız seyahat; benim için çoğu zaman bir tercih değil, zorunluluk. Yakın çevremde benim ziyaret etmek istediğim ülkeleri ilgi çekici bulan, uzun süreli çıkmak istediğim seyahatlerde zaman sorunu olmayan, benim gibi dar bütçeyle ve konforsuz gezmeyi kabul edecek birilerini bulamamam gibi sebepler beni yalnız seyahat etmeye itti. Olumsuz durumlarda çözümü kendiniz bulmak zorundasınız. Seçenekleri kafanızda tartıp en doğru ve optimum olan alternatifi seçmelisiniz. Ha bir de fotoğraf konusu var 🙂 \"Esraaanım fotoğraflarınızı kim çekiyor?\" 🙂 Güvenli olmayan ülkelerde seyahat ederken tripod veya selfie çubukları işlevsiz kalıyor. Kameranızı veya telefonunuzu tanımadığınız birine uzatma konusunda tedirginlik yaşayabiliyorsunuz. Zaten başkalarının çektiği fotoğraflar da çoğunlukla içler acısı oluyor. Bu konuda çokça sinir harbi yaşamışlığım vardır. - kendi kararlarınızı alabilme özgürlüğü, - kendinizle baş başa kalıp gördüğünüz şeyleri kendi kendinize sindirme zamanını bulabilmek, - masraflarınızın daha az olması, - daha çok insanla tanışıp sosyalleşebilme imkanı, - yabancı dil gelişimi, - kişisel gelişiminize daha faydalı oluşu... İlk yurt dışı seyahatimi 9 sene önce Fas'a yapmıştım. İlk yurt dışı deneyimi için tam bir meydan okumaydı bu seçim. Seyahatin tamamını kendim planlamış ve seyahati sırt çantalı olarak yapmıştım. Bugüne kadar seyahatlerinde başına gelen en ilginç olay neydi? Belki birkaç hikaye anlatırsın bize. Dalga mı geçiyor bu ya, diyerek duşlara yöneldik. Duştan çıkınca karanlığa tuttuğumuz kafa fenerlerimizle hiçbir şey göremiyorduk. En az 7-8 sırtlana ait çift çift parlayan gözler dışında! El Nido'da kapı müşterisi olarak sevimli bir otele yerleştik. Bu bölgede sıcak su sorunu olduğundan, odayı incelerken sıcak su olup olmadığını özellikle sorduk ve olumlu yanıt aldık; fakat akşam duş alırken suyun bir türlü ısınmadığını fark ettik. Laos'ta 3 gün boyunca balta girmemiş yağmur ormanlarında doğa yürüyüşü yapmıştım. Bu yürüyüş; doğayla içiçe olmanın yanı sıra hayatta kalma becerilerini kavramayı hedefliyordu. Ormandan topladığımız bitkilerle, kendi yaktığımız ateşte yine kendi kestiğimiz bambulardan yaptığımız kaplarda yemeğimizi pişiriyor, yemeğimizi elle yiyor, gece etrafta dolaşan hayvanlara rağmen uyku tulumuyla, çadır olmaksınızın yırtık pırtık bir cibinlik içinde uyuyor, daha önce kimsenin yürümediği yerlerden saatlerce dağ tırmanıp yokuş iniyorduk. Arada rehberimizin gözetiminde birbirimizden ayrılıp tekrar ekibi bulmaya çalışıyorduk. Rehberimiz Diem elektriği bile olmayan köylerden birinde yaşayan yerlilerdendi. Sadece yerel dil konuşabiliyordu ve yolu çok iyi biliyordu. Minicik cüssesiyle elindeki pala yardımıyla önümüzdeki dalları kesiyor, yokuş çıkarken kaymayalım diye palayla toprağa çentik atıyordu. Gece uyuyacağımız yere hava kararmadan çok önce varmıştık. Ormandan kestiğimiz bambulardan mat, masa, oturak, tabak, bardak, su ısıtıcı, tencere ve hatta şamdan yaptık mumlarımızı koymak için. Uçaktan iner inmez Uber çağırıp yola koyulmuştuk. Yolculuğumuzun sonuna gelmek üzereyken trafikte birkaç adam aracımıza yanaşıp aracımızın şoförüne bizi göstererek bir şeyler söyledi. Adamlar hiç tekin görünmüyorlardı. Gasp edileceğimizi düşündüm. Hayatımın en korku dolu dakikalarıydı. Şoförümüz anında gaza basıp adamlardan uzaklaşmıştı ancak sürekli trafiğe takılıyorduk. Adamların bize yetişmesi an meselesiydi; çünkü arka camdan baktığımda bize doğru koştuklarını görebiliyordum. Derken korna çala çala diğer araçların aralarına daldık. Onlarca arabaya çarparak ilerlemiştik. Bir filmin aksiyon sahnesinde gibiydim. Nihayet karakola vardığımızda elim ayağım tutmuyordu. Adamların Uber karşıtı bir grup olduğunu ve eğer kaçmasaydık aracı parçalayacaklarını söyledi şoför. Uber aracını parçalamak isteyen adamlar Uber müşterilerini de salıvermezlerdi sanırım. Tabi ki çalışmaktan 🙂 Keşke daha kolay bir yolu olsaydı ama hali hazırda zengin biri değilseniz; çalışmadan, üretmeden, para kazanmadan gezmek mümkün değil. Biz de çalışıyoruz; ama geziye bütçe ayıramıyoruz diyenlerin de harcamalarını gözden geçirmelerini, hatta temel ihtiyaçları dışındaki harcamalarını bir yere yazmalarını tavsiye ederim. Ay sonunda karşılaştıkları rakama şaşıracaklarına eminim. Hayatımızdaki önceliğimizin ne olduğu önemli. Benim önceliğim seyahat. Dolayısıyla harcamalarımı minimumda tutarak daha çok seyahat edebiliyorum. Diğer gezginleri takip etmenin bana çok faydası oldu. Onlardan, daha ben yola çıkmadan önce çok şey öğrendim. O gezginler bana ilham oldular ve bir gün ben de alıp başımı gittim. Esra'ya bu keyifli sohbet için teşekkür ediyor ve nice yollar diliyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezgin-roportajlari-yeser-sariyildiz", "text": "Gezgin Röportajları'na bir süreliğine ara vermiştik, 2020'de her ayın ilk haftası bir gezgin ile röportajlarımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2020'de her ay yeni bir gezgin ile tanışacak, yeni dünyalar keşfedeceğiz. Ocak 2020'nin gezgin röportajları konuğu Yeşer Sarıyıldız. İş nedeniyle tanışıp, ortak noktamız olan seyahat nedeniyle arkadaşlığımızın ilerlediği Yeşer, yılın yarısını Budapeşte'de yarısını ise İstanbul'da geçiriyor. Bol bol seyahat ediyor, seyahatleri dışında ise en fazla paylaşımı köpeği Aşil ile ilgili yapıyor. Yeşer Sarıyıldız'ın gezginlik hikayesini okumak için kahveler hazırlansın, okumaya başlayın! Girişimciyim. Dijital odaklı iletişim ajansı olan mbsays'in ajans eş başkanıyım. Budapeşte'de mobil uygulama ağırlıklı ve start up odaklı bir şirketin daha kurucu ortağıyım. İstanbul-Budapeşte arasında yaşıyorum, 2020 itibariyle Budapeşte ağırlıklı olacak gibi görünüyor. Start up'lara mentorluk yapıyorum. Fotoğraf çekiyor, yazı yazıyor ve seyahat ediyorum. Bir de dünya şapşalı bir köpeğimiz var, günün bir bölümü onun mimiklerine gülerek geçiyor. Gezmek sanırım bana aileden geçti. Yazlık çocuğu değildim, ailem emekli olana kadar her yazı ayrı bir sahilde geçirmek istedi. Ben de üniversitede fotoğrafçılık kulübü, İzmirli Kadın Fotoğrafçılar sergileri falan derken, fotoğraf gezilerinde beni asıl motive eden şeyin seyahat olduğunu fark ettim. Sonra her boş vaktimde yeni bir ülkede, başka bir şehirde buldum kendimi. Sürekli İstanbul'da yaşadığım dönemde, arada bir durmak, gerçekten nefes alabilmekti seyahat etmek. Şehirlerin kendi ritimleri olduğunu düşünüyorum. İstanbul yaklaşık 20 milyon nüfuslu bir şehir, metrekare başına düşen kişi sayısı en son baktığımda 2,7'ydi. İnsanların enerjileri çarpışıyor, gün içinde pek bir şey yapmasan da yoruluyorsun, bunalıyorsun. Aşırı yoğun bir iş temposunda, 4-5 günlük kaçamak istekleriyle başladı. Sonra biliyorsun, insan yoldan dönünce yeni seyahati planlamazsa içi rahat etmiyor. Yol bağımlılık yapıyor. Derken, bendeki kaçamak istekleri daha sık ve daha uzun süreli olmaya başladı. Böyle olunca, ortağımla ajansın başında olmasak da yürüyebilecek bir sistem geliştirdik. 9 yıldır mbsays var, tam 5 yıl bunun için çalıştık diyebilirim. Şanslıyım ki, kendi işimi yapıyorum ve internet olan her yer ofisim olabiliyor. Yine şanslıyım ki, eşim de tasarımcı ve lokasyon bağımsız çalışıyor. Böyle olunca, yeni yerler görmek sadece motivasyon olmaktan çıktı ve hayat şeklimiz haline geldi. Avrupa içi uçuşlar her zaman daha uygun bütçeli oluyor. Bir de road trip ya da tren gibi alternatifler de var. Zorluklar illa ki var. Macarca, Türkçe ile aynı dil ailesinden gelse de, biraz garip bir dil. Vergi dairesi, kargo, eve gelen faturalar, elektrik idaresi vs her şey mücadele gerektiriyor. Gençler iyi İngilizce konuşuyor, ancak yaşlılar pek değil. Burada nefis dostlarımız var, gerektiğinde onlardan destek alıyoruz; ama gündelik basit şeyleri dil engeli yüzünden tek başına çözememek can sıkıcı. Sırf bu yüzden, dünyanın başka hiçbir yerinde kullanılmayan bu dili öğrenmek istiyorum. Bir de, şu sıralar hava soğuk, ama sakinliği ve evde olmayı özlediğim bir dönemde olduğum için iyi geliyor. Dışarı çıkmak istediğimde de, sokaklar ölü değil, mekanlar dolu, keşfedilecek hala çok yer var. - Madeira: Her bir köşesi ayrı bir sürprizle dolu tropikal bir ada. Aynı gün içinde dağda karla oynayıp sonra sahile inip sörf yapabiliyorsunuz. Portekizliler inanılmaz sıcak insanlar. Yemekler leziz, şaraplar şahane ve manzaralar muhteşem. Bir şehri güzel yapan şey o şehirdeki anılar oluyor aslında. 14 milletten büyük bir arkadaş grubu olarak Barreirinha isimli barda okyanusu izleyerek saatler geçirdiğimiz anılar, hafızamda hala taze. Bir de Portekiz'i genel olarak çok seviyorum. Budapeşte olmasaydı, Portekiz'de yaşamak isteyebilirdim. - Budapeşte: Budapeşte'ye ilk gelişimiz 4 günlüğüneydi. Sonra o kadar sevdik ki, 2 aylığına yaşamayı denedik ve bir daire almaya karar verdik. O zamandan beri yılın en az yarısını burada geçiriyoruz. Bazı şehirler turistler içindir, şehir sana adeta fragman gösterir, gerçek hayatın nasıl olduğunu tam hissedemezsiniz. Budapeşte siz olsanız da olmasanız da 7/24 yaşıyor ve siz isterseniz onun bir parçası oluyorsunuz. Aynı anda huzurlu ve eğlenceli. 2000lerdeki İstanbul'a benziyor, belki o yüzden bu kadar seviyoruz. - Bali: Uzakdoğu'ya ilk kez ben de Ender de bu sene balayımız için gittik. Bali de her bölgesi birbirinden apayrı deneyimler sunan bir ada. Benim için bir sürü ilk yaşadığım bir tatil oldu. Favorilerim ise, gün doğumunda Batur Dağı'na tırmanmak ve Gili Meno'da su altı heykellerine dalmaktı. Bunların dışında Beyrut yine inanılmaz etkilendiğim şehirler arasındaydı. Yunanistan'ın ve İtalya'nın tamamına sanırım aşığım. Floransa'da Stendhal sendromu olup heykellere baka baka \"ne kadar güzeller\" diyerek ağlamıştım 🙂 Berlin her zaman sonsuz eğlence ve sürpriz vaad eden bir seçenektir. Türkiye'den de bir İzmirli olarak elbette İzmir fanatiğiyim, Ege sahillerini tek geçerim, İstanbul'un dünyada eşi benzeri yok ve Kaş'ın da dünyanın en güzel yerleri arasında olduğunu, çok özel bir enerjisi olduğunu düşünüyorum. Karadeniz'e henüz hakkını vererek gidemedim, çok istiyorum. Saydıkça sayarım ya dünya çok güzel. Amsterdam. Kuzenlerim çok uzun yıllardır orada yaşıyor, o nedenle gitmiştim. İlk başta vizede çok problem yaşamıştık, çok yakın bir dostumla gidiyordum, birimize çıktı, birimize çıkmadı. Vizeler yetişmedi, gidişimizi ertelememiz gerekti. Haziran yerine Ekim'de gidebildik. Oradaki her saniye inanılmaz güzeldi, sadece Ekim'de Amsterdam'ın ne kadar soğuk olacağını öngörememişiz. Bugün olsa, o vize acentesiyle çalışmaz ve yanımıza daha sıkı şeyler alırdım. Onun dışındaki her şey muhteşemdi. Haha, var. KATAR. Büyük harflerle yazalım, kimse gitmesin. Ben bir de Ender'e doğumgününü hediyesi almıştım bu seyahati 3-4 yıl önce. Mümkün olan her yolla ilişkiyi test etmek istemişim sanırım 🙂 Şu anda ne durumdadır bilemiyorum; ama şehrin girişine \"under construction\" yazsalar yeriydi. Yürüyüş yolu neredeyse hiç yoktu, taksiciler sürekli dolandırmaya çalıştı, ulaşım taksi dışında yok gibi bir şeydi, bir yere gitmekte sorun yoktu, ama dönüşler her zaman sıkıntılıydı. Sürekli tesadüfen birileriyle tanışıyorduk, onlar bizi otele bırakıyordu sağolsunlar. Yine de giderseniz Qatar Heritage, Senfoni Orkestrası'nın konseri ve çöl safarisini listenize ekleyin ve sonra koşarak uzaklaşın. Bugüne kadar seyahatlerinde başınıza gelen en ilginç olay neydi? Belki birkaç hikaye anlatırsın bize. Berlin'de Görlitzer Park'a arkadaşımla akşam vakti gitmiştik ve ilk etapta parkın uyuşturucu satıcılarıyla dolu olduğunu fark etmedik. Neyse ki polis arabasını görünce çıktık ve ertesi gün, o gece büyük bir baskın olduğunu gazetelerden öğrendik. Budapeşte'den arkadaşlarla bir gün otururken, karşı masada bir kadın bize bir şişe şarap ısmarlayıp muhabbetimize dahil olmak istedi. Kabul ettik. Aylar sonra kadın Facebook'tan bana yazdığında, profesyonel bir dominatrix olduğunu öğrendim. Katar'da yanlış hatırlamıyorsam 2007 tarihli ve öncesi dolarlar geçmiyormuş. Hiçbir yerde para bozduramadık. Bankalar almadı, exchange ofisler korkuyla bizi kovdu, son iki gün bulduğumuz geçerli bir 50 doları bozdurup otelden çıkmamış ve nakiti havaalanına gitmek için taksiye ayırmıştık. Madeira'daki 2. ayımızda bir hafta korkunç bir fırtına çıktı, kırmızı alarm verildi. 10 gün boyunca adaya tek ulaşım yolu olan havaalanına giriş çıkış kapatıldı. Dalgalar 10 metreyi geçti. Okyanus kenarındaki binalarda 4. kattaki dairelerin dahi camları patladı. Dalgalara bakmak için okyanus kenarına giden tanımadığımız bir kişi dışında can kaybı yaşanmadı. Endonezya'daki her şey çok acayip ve ilginçti. Mesela Batur Dağı yürüyüşü için bir turla anlaştık. Gecenin 2sinde otele üstü başı toz içerisinde, garip bir adam gelip otel kapısından bizi çağırdı. Dışarı çıkınca ilk söylediği şey \"para verin\" oldu. Biz de önce bi araca binelim, veririz dedik. Arabada tek biz varız, adam hiç İngilizce bilmiyor, sorulara cevap vermiyor, tek iletişimi \"give me money\" şeklinde. 25 dakika ormanın içinde gittikten sonra neyseki grubun diğer üyelerini almaya başladı da rahatladık. Sonra yine Bali'den Gili Meno'ya geçerken garip bir sistem var. Feribot için iskeleye gidiyorsun. Birileri yakana gideceğin feribot şirketinin çıkartmasını yapıştırıyor ve o isim söylenmeye başladığında kenara gidiyorsun. İskeleden basamakla feribota biniş gibi bir sistem yok. Feribot yanaşıyor, görevliler sırayla insanları tutup içeri atıyor. Endonezya'da sürekli her şey kelle koltukta hissettiriyor. Gideceğimiz Gili Meno, Gili adalarının en uzak ve en küçük olanıydı. İlk Gili adasına gittikten sonra inip bir tekneye daha binmemiz gerekiyordu. İndiğin yerde de bir iskele yok, denize iniyorsun. O gün çok dalgalı olduğu için belimize kadar denize girdik. Sonrasında bindiğimiz tekne gerçekten aşırı eski bir balıkçı teknesi gibiydi ve biz okyanusun ortasındaydık. Her yerden su giriyor, adamlar \"geçen hafta bir tanesi battı\" diyor gülerek. Bütün yolcular dehşet içindeyiz. Gerçekten \"şimdi burada ölebiliriz\" diye düşünmüştüm. Seyahatlerimin bir kısmı iş için oluyor zaten, sonuna ya da başına bir iki gün ve bazen de bir lokasyon daha ekliyorum. Seyahatin sanıldığı kadar pahalı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Euro can yakıyor, ama İstanbul da çok pahalı bir şehir. Business zaten uçmuyorum, Budapeşte'deyken Avrupa içi uçuşlar çok uyguna geliyor. Dünyanın bir sürü yerinde arkadaşımız var. Birbirimize sıklıkla misafir oluyoruz. Çok fazla alışveriş yapan, marka takıntılı biri değilim. Vintage aldığım da çok oluyor. Bana en son \"Ben pasaport bile yenileyemiyorum, sen nasıl bu kadar seyahat ediyorsun?\" diyen arkadaş kendine bir gün önce 1500 tl'ye çanta almıştı. Yazın Bodrum ya da Alaçatı'da bir haftalık tatil yerine Hırvatistan sahillerini gezmek denk geliyor. Değirmenin suyu aslında bütçenizi nasıl harcamak istediğinizle ilgili tam olarak. Geçen gün biri \"Dünyayı gezmek istiyorum, henüz ülke içinde bile pek bir yer görmedim; ama Uzakdoğu'dan başlayacağım.\" demiş ve tavsiye istemiş. Uçak bileti alıp orada otostop çekecekmiş. Konaklama ayarlamayacakmış. Macera yaşamak her zaman mükemmel olmuyor. Bilmediğin bir yere gidip dilini hiç anlayamamak çok da kolay bir şey değil, bazen İngilizce konuşan da bulunamıyor. Her bir seyahat ayrı bir deneyim, ama zamanla başına saçma sapan şeyler geldikçe, bazı konularda refleks kazanıyorsun. Seyahatin aynı zamanda öğrenilen bir şey olduğunu düşünüyorum. O yüzden büyük başlamaktansa, önce daha yakın yerlere gitmeyi ve deneyim kazanmayı öneriyorum. Plansız bir Uzakdoğu seyahati de elbette yapılabilir, ama öncesinde birkaç farklı ülkeyi deneyimlemek ve karşına çıkabilecek sorunlara hazır olmak önemli. Bir de Avrupa'ya ucuz uçak bileti bulunuyor diye herkes Euro'ya rağmen hala Avrupa'da. Oysa ki, Uzakdoğu'da sadece uçak bileti pahalı. Onun dışında ordaki harcamalar daha uygun olduğu için bir Avrupa seyahatiyle kafa kafaya geliyor. Bir de 195 ülkenin 100'üne kolay giriş yapabiliyor, vizesiz ya da kapı vizesi ile girebiliyoruz. Schengen vizesi gerçekten çok pahalı, ilk etapta vizesiz ülkeleri tercih etmek mantıklı. Yeşer'e samimi cevapları için teşekkür ediyorum. Sizin Yeşer'e sorularınız varsa bu yazının altına yorum olarak yazabilirsiniz. Gezgin Röportajları'nda görmek istediğiniz isimleri bana yazabilirsiniz. Bir sonraki gezgin röportajında görüşmek üzere."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezgin-zirvesi-2018", "text": "3-4 Mart 2018 tarihlerinde Caddebostan Kültür Merkezinde gerçekleştirilen ilk Gezgin Zirvesi; Avrupa Rüyası sponsorluğunda, Deniz Kılıç organizatörlüğünde ve 52 farklı gezginin onlarca oturumda yaptığı söyleşiyle ve yüzlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. - Pustoodunya. com blogunun yazarı Şükran Meydan, - Hayatanotlar. com blogunun yazarı Aydan Ayarcılar, - İkikadinbirdunya. com blogunun yazarı Ferda Tangüner, - Celebialper. com blogunun yazarı Alper Metin. - Öncelikle bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? - Benim her yolculuğum bir hayalle başlıyor, sizi yola çıkaran ne? Hepiniz sıra dışı rotaları seviyorsunuz, gideceğiniz yere karar verirken motivasyonunuz, tercih nedeniniz ne oluyor? - Bu güne kadar gittiğiniz ve en çok etkilendiğiniz yer/yerler nereler? - Biraz şeytanın avukatlığını yapayım, seyahat etmek için nelerden vazgeçiyorsunuz? Hayallerinizin peşinden koşmanın bir bedeli var mı? - Seyahatlerinizi paylaştığınız bir blogunuz var, neden blog yazmaya başladınız? - İşi gücü bırakıp dünyayı gezenlerin aksine, sen devlet memuru olmanın avantajı olan yeşil pasaportunu da kullanarak seyahat ediyorsun. Fırsatın olsa alıp çantanı aylarca dünyayı gezmez ister miydin? - Bize dünya turuna çıkmaya karar verme sürecini anlatabilir misin? Dışardan bakınca cesaret isteyen herşeyden vazgeçip yola çıkma kararını nasıl aldın, aldınız? - İş hayatıyla birlikte hayallerinin peşinden koşmanın zorluklarını biliyoruz. Bunun yanı sıra pek çok beyaz yakalı için hayal olan 5 haftalık izin kopararak Güney Amerika'ya gittin. Avrupalılar için çok sıradan olan bu olay bizim için neredeyse imkansız. Bu savaşı nasıl kazandın anlatır mısın? - Şükran seni pek çok gezginden ayıran önemli bir farkın var, bazı seyahatlerini sosyal sorumluluk projeleriyle birleştirdin. Gezginler olarak sosyal bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyor musun? Bize sosyal projelerinden bahseder misin? Aşağıdaki kapanış sorusunu ise planlamama rağmen zamanımız kalmadığı için soramadım. - Hepiniz hem bloglarınızdan hem de sosyal medya üzerinden pek çok kişiye seyahat etme konusunda ilham veriyorsunuz. Sizden ilham almak isteyenlere önerileriniz neler? Samimiyetle sorularıma cevap veren arkadaşlarımla çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu yazıda cevaplar yok, sadece sorular var 🙂 Organizasyonu yapan arkadaşlarımızdan önümüzdeki yıl etkinliğin tekrarlanacağına dair de söz aldık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezginler-bulusuyor-etkinligi", "text": "Gezi kültürünün yaygınlaşması ve daha çok insanın yollara düşmesi için Türkiye'de pek çok güzel organizasyon yapılıyor. Daha önce davet edildiğim pek çok organizasyona işlerimin yoğunluğu nedeniyle katılamamıştım. İnterrail Türkiye'nin organizasyonu ile Kemerburgaz Üniversitesi'nde gerçekleştirilen Gezginler Buluşuyor etkinliği için gelen güzel daveti ise kabul ettim. Onlar da sağolsunlar benim iş durumumu dikkate alarak sabah ilk konuşmacı olarak bana yer verdiler. Türkiye'deki seyahat ve gezi kültürüne katkısı olmuş 9 güzel konuşmacıyla aynı sahneyi paylaşmaktan çok keyif aldım. Bu harika organizasyon için Interrail Türkiye ekibini tekrar tebrik ediyorum. Organizasyon hafta içi olduğu için dinlemek isteyen ancak gelemeyen arkadaşlarım için organizasyonda yaptığım sunumu aşağıda görebilirsiniz. Kemerburgaz Üniversitesi Kampüsünde çalışıyorum. Haberim olmadı. Kaçırdığıma üzüldüm. Yine bekleriz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezginler-kampuste", "text": "Üniversitelerden gezi ile ilgili gelen konuşma davetlerini zamanım el verdiği sürece kabul etmeye çalışıyorum. Anadolu Üniversitesi Turizm ve Gezi Kulübü'nden davet geldiğinde de katılmaktan mutluluk duyacağımı söyledim. Gezginler Kampüste adlı etkinlikte benimle birlikte Türkiye'nin önde gelen bloggerları yer alacak ve tecrübelerimizi üniversite öğrencileri ile paylaşacağız. 10 Nisan Pazar günü yapılacak olan etkinlik, Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü 2003 numaralı salonda yapılacak. Katılım ücretsiz ve üniversite öğrencisi olmayanlar da katılabiliyor. - Alper Metin - Bestami Köse - Sevil Mert - Bab-ı Mizah - Varuna Gezgin - Nonstop Otostop Gezginler Kampüste etkinliğinin bir kaç güzel gezgin dostlarla bir araya gelmek ve sohbet etmek oluyor. Diğer güzel yanı da uzun zamandır gitmediğim Eskişehir'e yıllar sonra tekrar gitmek ve kısa süreli de olsa gezme şansı bulacak olmam."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezginlerden-ilham-veren-14-seyahat-rotasi", "text": "Bana geldikleri sırayla paylaşıyorum, bu ilham verici seyahat rotaları arasında herhangi bir önem ya da öncelik sırası yoktur! Siz de kendi ilham verici seyahat rotanızı yazının altına yorum olarak paylaşabilirsiniz. İnsanlık tarihi kadar eski bu köklü kültür, mimarisinden yemeğine, müziğinden akupunkturuna belki de dünyanın en zengin kültürü... Güney Amerika'dan Afrika'ya Orta Doğu'dan Asya'ya pek çok farklı kültürü tanıma şansım oldu ama sanırım hiçbiri beni Çin Kültürü kadar derinden etkilemedi. İnsanlık tarihi kadar eski bu köklü kültür, mimarisinden yemeğine, müziğinden akupunkturuna belki de dünyanın en zengin kültürüdür. Yoksulluk içinde yaşayan insanların ufacık şeylerden mutlu olabilmeyi bildiği, bizim büyük paralar verip öğrenmeye çalıştığımız sağlıklı yaşam felsefesini hem fiziksel hem ruhani anlamda gündelik hayatlarının içinde hazmederek yaşamaları beni son derece etkilemişti. Farklı bir şeyler deneyimlemek istiyorsanız, Çin doğru adres. Gezginin Künyesi: Cüneyt Durhan, Tekirdağ'da bir özel şirkette çalışıyor. Gezmeyi seven sırt çantalı ruhuyla, seyahat etmek, yeni kültürleri yaşamak, farklı kültürdeki insanları tanımak, fotoğraflamak, yöresel yemeklerini tatmak ve tüm bu değerleri yaşamak en büyük mutluluğu. Adriyatik'in mavi suları, Dalmaçya'nın yeşil ormanları ile muhteşem manzaralar oluşturuyordu. Plitvice Gölleri Milli Parkı doğaseverler için yeryüzünde cennet gibiydi. Bölgedeki şehir merkezleri ise hep bir \"kale\" içinde konuçlanmış, taş binalar ile tarihi atmosfer korunmuş. Elinizi attığınız hemen her yer Unesco koruması altında 🙂 Bölgede mutlaka yapılması gerekenler: Dubrovnik'te kale surlarına tırmanış, Adriyatik denizinde yüzme, Zadar'da gün batımını izleme, Plitvice Gölleri Milli Parkı'nda yürüyüş. Ben yapılacaklar listeme \"tekne veya yelkenli ile Adriyatik Adaları'nı gezme\"yi de ekledim, ileride gerçekleştirebilmeyi umuyorum. Beni bugüne kadar gördüğüm yerler içinde en çok etkileyen yer Norveç oldu. İki farklı mevsimde iki farklı rota yaptık. İlki Eylül ayında Bergen fiyordları idi. Norveç'de nadir rastlanan bir şekilde 9 gün boyunca güneş bizimleydi. İkincisi ise Şubat ayında Lofoten idi. İki gece boyunca kuzey ışıklarını seyredip fotoğrafladık. Yine şansımıza güneşdeki patlamaların en yoğun olduğu yılda oradaydık. Elbette bütün bunların ötesinde Norveç her hali ile bugüne kadar gördüğüm en güzel ülke. 2013'ün Ocak ayında yapmış olduğum 12 Günlük bir Sri Lanka gezisinin beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmiyordum. Hint okyanusunun bu gözyaşı şeklindeki, sürekli iç çatışma haberleri ile gündeme gelen ilginç adası kesinlikle keşfedilmeye değerdi. Gidiş-dönüş uçak biletim, orta boy sırt çantam ve elimde bir rehber kitapla Sri Lanka'nın başkenti Colombo'ya plansız ve tek başıma gelmiş bulundum. İlk gece kalacak yerim bile olmamasına rağmen başkentin kuzeyindeki Anuradhapura şehrinden başlayacak ve güneye doğru inen bir rota çizecektim. Yolda işler hiç de planlandığı gibi olmuyor. Kaldığım doğal ortamlardaki kertenkelelerle imtihanım, güler yüzlü yardımsever Sri Lankalılar, yeni tanıştığım insanların motosikletlerine atlayarak yaptığım şehir turları, tapınaklarda dağıtılan elle yediğim yemekler, muhteşem tropik meyveler, yüzlerce basamaklardan oluşan tapınaklara çıkarken hissettiklerim, çatısı olmayan hostelin demirlerine tırmanarak doğan güneşi bekleyişim, dünya turundaki gezginlerle tanışmam, çay tarlaları manzaralı muhteşem tren rotaları deneyimim, hikayesi Türkiye'den geçen seyyahlarla sabahlara kadar muhabbetim, dağ köylerindeki ıssız bir hostelde soğuktan titremelerim, Budistlerin hacı olmak için çıktıkları Adam's Peak'e 70 yaşındaki iki Kanadalı arkadaşımla tırmanışım, Türkiye'yi hiç duymayan bir Sri Lankalıya sabaha kadar internetten Türkiye'yi tanıtmam, doğal parklardaki ilk safari deneyimim, son günlerde ise adanın güneyindeki turkuaz kumsallarda tembellik yapmam gibi bir çok anı ile döndüm bu gezimden. Tek başıma başladığım ama dolu dolu bitirdiğim, iyi ki gitmişim dediğim muhteşem bir gezi oldu benim için. Sri Lankalı ve yabancı dostlar tanıma, çeşitli hayvanları görebilme, doğal güzellikleri yaşama, zirve tırmanışını gerçekleştirme gibi birçok unutulmaz ana tanık oldum. Yollarda tanıdığım güzel insanlardan da çok şey öğrendim ve gelecek planlarımı daha farklı planlamaya karar verdim: BAZEN YOLDA BİR İNSAN TANIRSIN YOL PLANIN DEĞİŞİR, BAZEN DE BİR İNSAN TANIRSIN HAYATIN DEĞİŞİR.... Gezginin Künyesi: İTÜ'de öğrenciyken Türkiye'den başlamış. Sonrasında öğrenci değişim programı olan Erasmus ile 1 sene Valencia 'da kalmış ve Avrupayı keşfetme şansı bulmuş. İspanya dönüşünde yapmış olduğu İran ve Hindistan gezilerinin etkisi ile uzun süre yerinde oturamayacağımı anlamış ve o gündür bu gündür hep gezme odaklı yaşıyor. Bulduğu en ufak fırsatta gezmeye tam gaz devam ediyor. Gezdiğimiz yerler içinde bizi en etkileyen ülke Nepal oldu. Gitmeye karar vermeden önce bu küçücük ülkede yapılacak bu kadar çok şey ve gezilecek bu kadar çok yer olduğunu bilmiyorduk. Başkent Katmandu Hindu ve Budist tapınakları, kalabalık sokakları, ölü yakma ayinleri ve her türlü keşmekeşi ile bambaşka bir şehir. Durbar Meydanı, tek yaşayan tanrıça Kumari'nin sarayı, devasa Boudhanath Stupası, şehri bir tepeden gören maymun tapınağı Katmandu'ya geldiğinizde sizlere farklı deneyimler yaşatacaktır. Katmandu'dan uzaklaşıp Pokhara'ya gidildiğinde ise pek çok extreme spor imkanı bulabilirsiniz ve ayrıca Himalaya eteklerindeki Annapurna manzarasıyla büyülenip, Phewa gölünde kanoyla gezinti yapabilir; bu yemyeşil doğaya hayran kalabilirsiniz. Ardından yine bambaşka bir coğrafyaya doğru yol alıp Chitwan'da fillerin üzerinde gezinti yapıp, timsahların arasında kano ile ilerleyebilirsiniz. Doğal parkın içinde gergedan safarisi yapmayı da unutmayın sakın. Nepal'de 3 farklı şehirde birbirinden çok farklı imkanlar ve güzelliklerle karşılaşacaksınız. Bizim gibi gezmeyi seven herkesin Nepal'i de görmesi gerektiğini düşünüyoruz. Nepal'in gezginleri mutsuz etmeyeceğinden ve onlarda unutulmaz anılar bırakacağından eminiz. Gezginin Künyesi: Adının hakkını vermek istercesine hayattaki serbest dolaşımını sonuna kadar sürdürmeyi hedefleyen Özgür, tam bir dalış tutkunu ve seyahat meraklısı. Bunun yanında elinden geldiğince sualtı fotoğrafı çekiyor, yemek yapıyor, bir şeyler çiziyor, uçaklara ve yürümeye bayılıyor. Maviden yeşile çalan bir deniz, tarih ve keyifli insanlar... İlk yurt dışı deneyimimin ikinci şehrinde Split için bunları düşünmüştüm. Neden mi? Split, Adriyatik Denizi'ne komşu, Dalmaçya kıyısında, Hırvatistan denildiğinde başkent Zagreb ve turistlerin gözde şehir Dubrovnik'in gölgesinde kalmış saklı bir Roma hazinesi. Roma İmparatorluğu'nun kalıntıları üzerine kurulan bu yaşlı şehir aslında hiç de küçümsenecek bir şehir değil. Split, adalarla çevrili bir liman şehri. Brac ve Hvar gibi eşsiz güzellikte adalara sahip şehir turist gemilerinin rotasında olduğu için her mevsim hareketli. Misafirlerine doğal güzellikleriyle çeşitli seçenekler sunuyor. Eğer denizde zaman geçirmeyi seviyorsanız marinadan charter teknesi kiralayabilir ve Split ile Adriyatik denizindeki adaları denizden keşfedebilirsiniz. Şehre vardığınızda soluğu ilk alacağınız yer; Unesco Dünya Kültür Miras Listesi'ndeki Diocletian Sarayı olmalı. Sarayın tarih kokan tünel, kemer ve sütunlarından geçip daracık taş sokaklarda ya da yer altı çarşısında gezerken insanı bir zaman tünelinde yolculuk yaptığı hissine sürüklüyor. Tarih kokan bu zamanda yolculuğundan bir süre sonra yorulursanız dinlenmek için soluğu kale içinde bir kafede alabilirsiniz. Ama ben size yerel halkında tercih ettiği sahili doğru limanın yolunu tutmanızı öneriyorum. Eminim ki Split'in eski sokaklarında, park ve bahçelerinde dolaşmak da ruhunuza iyi gelecek. Brac ve Hvar adalarını merak ettiyseniz, sabah erken kalkıp biletinizi almalısınız çünkü 1 1,5 saat mesafedeki bu adalar için gemiler erken saatte hareket ediyor. Brac Adası'nda görmeniz gereken yer; kite ve rüzgar sörfü gibi su sporu meraklılarının uğrak noktası Bol, burası eşsiz güzellikteki kumsalıyla da ünlü. Hvar adasıysa tarihi dokusuyla sizi geçmişe götüreceği gibi güzel kumsalları ve yakın mesafedeki küçük adalarıyla sınırsız eğlenceyi bir arada sunuyor. 2013 yılında schengen üyesi olan Hırvatistan'ın Adriyatik kıyısındaki ikinci büyük şehri Split'e gitmek için en uygun zaman ise Mayıs ve Ekim ayları arası. Gezginin Künyesi: Üniversite sınavında şehir dışını kazananınca içindeki çocukluktan gelen merak, keşfetme arzusu ve gezme tutkusuyla yollara düşmüş. Yakın şehirlerle başlayan gezmeleri yurtdışı seyahatleriyle devam ediyor. Bugüne kadar Türkiye'de 60'ın üzerinde şehir, yurt dışındaysa 13 ülke gezmiş. Koşu, bisiklet, dağcılık, dalış gibi sporlarla yakından ilgileniyor, fotoğraf çekiyor ve deniz kültürü üzerine aylık yayın yapan bir dergide yazı işlerinde çalışıyor. Gezginin Künyesi: Aydan Ayarcılar, bulduğu her fırsatta geziyor, tozuyor, fotoğraf çekiyor, arada bir de blog yazıyor. Bir çok kişi balayı yada tatil için; hayal adası Bali'ye gitmek ister, ama hangi ülke sınırlarında olduğu çoğu kişi tarafından bilinmez. Benimse \"bugüne kadar gittiğiniz ülkelerden hangisine tekrar giderdiniz?\" diye sorduklarında ilk verdiğim cevap; 17.500 adadan oluşan Endonezya. Hala el değmemiş doğa harikaları ile dolu ülkede, çoğunluğu Müslüman olmak üzere her dinden ve etnik gruptan oluşan 240 milyon kişi yaşıyor. Tanrıların adası olarak bilinen Bali'deki Hindu tapınaklarını gezmeye kalktığınızda birkaç gününüzü ayırmanız gerek. Dünya'nın en büyük tek parça inşa edilmiş Budist tapınası ise Yogyakarta'da. Çoğu sönmüş olan yüzlerce volkanik yanardağ ise trekking yapmak için ideal. Java adasındaki İjen volkan kraterinde çalışan sülfür işçileri dağı sırtlarında 70 kilo sülfür dolu sepetlerle iniyorlar. Onların hayat mücadelesine, sülfürden yapılmış ufak bir hediyelik eşya alarak yardım edebilirsiniz. Hala tepesinde dumanlar tüten Bromo volkanında sabah güneşin doğuşunu seyredebilirsiniz. Dünya'da sadece Endonezya'da doğal hayatlarını yaşayan ve dünyanın en büyük kertenkele çeşidi olan komodo ejderlerini (3 mt-140 kg) görmek için Komodo yada Rinca adasına gidebilirsiniz. Gitmişken renga renk su altında scuba dalış yapmadan dönmek olmaz. Orangutanları Kalimantan'da, hala kabile hayatı yaşayan Papua yerlilerini Endonezya Papua'sında görebilir, dünyanın en pahalı kahvesi olan Kopi Luwak kahvesini Sumatra bölgesinde yaşayan, Paradoxurus hermaphroditus adlı hayvanın dışkısından yapılan kahveyi içebilirsiniz. Siz iyisi mi Bali adası hayalinin yanına biraz da macera ekleyin. Kendisi ne kadar küçük bir ülke gibi görünse de, Dünya' nın güzelliklerini anlatabilecek, seni içine alıp geçirdiğin her anın ayrı ayrı keyfine varmanı sağlayacak kadar kocaman. Yeni kültürleri, yaşamlar tanımak ve içlerinde kaybolmak mı istersiniz yoksa her anınızı doğa ile baş başa mı geçirmek mi? Atlamak, zıplamak ve tırmanmak mı yoksa macera ve adrenalin mi istersiniz? Hepsi için Ekvador' a hoş geldiniz. Ne almak istiyorsanız onu size verebiliyor. Her ne kadar modern yaşama adapte olmuş gibi dursa da eski gelenek ve göreneklerinden hiç kopmamış, eskiyi ve şuanı harmanlayabilmiş sıcacık bir yer Ekvador. Büyük şehirlerinden küçük kasabalarına, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine nereye giderseniz gidin size hep zamanın içinde yolculuk yaptırıyor gibi olacak. Gezginin Künyesi: Yeni yaşamları ve kültürleri onlardan biri gibi yaşayarak öğrenmek, Dünya' nın doğal güzelliklerini görmek ve macera en büyük tutkularımdan birisi olduğu gibi, bunları paylaşabilmekte en çok sevdiğim şey. Zamanın yettikçe Dünya' nın her yerini karış karış dolaşmak ise en büyük hayalim. Bu nedenle, her fırsatta yola çıkıp, sınırları geçip hayatı keşfediyorum. Şimdiye kadar gezdiğimiz yerlerin hepsi yüreğimizde güzel izler bıraktı, ama bazıları yine de bir başkaydı. Bunlardan en özeli Tayland'dı örneğin. Turist tuzaklarından kaçmaya çalıştığımız ilk günleri ve o günlerin stresini saymazsak eğer, kendimizi özellikle Bangkok'ta evimizde gibi hissettik. Gerçek evimize döndüğümüzde, orada tanıştığımız insanlar, yaşadıklarımız, yediğimiz, içtiğimiz her şey burnumuzda tutuyordu. Evimize döndüğümüz halde ev hasreti çektiren ilk yerdi bizim için Tayland. Ertesi sene tekrar yüreğimiz çağırdığında, adeta uçarak gittik. Öyle ki hasret gidereceğimiz, bizi havaalanında karşılayacak bir dostumuz bile olmuş, dünyalar iyisi Mr. Big. Sanıyorum Tayland'da bizi en çok insanların samimiyeti ve misafirperverlikleri etkiledi. Batıdan, bizim baktığımız yerden farklı görünseler de kendine has zenginliği, birbirinden çekici destinasyonları ile gönlümüzde taht kurdu Tayland. Aslında dört ülkeyi kapsayan Güneydoğu Asya gezimiz, dünyanın batı ve diğerleri diye ikiye ayrılmadığını gösterdi bize. Sırf batıyla aynı düzende yaşamadıkları için diğerleri olmadıklarını, her yerin kendine has ayrı bir dünyası ve mutluluğu olduğunu gösterdi. Dünyanın bu farklılıklarla daha güzel, daha renkli olduğunu anladık orada biz.... Tayland'ın gönlümüzde edindiği ayrıcalıklı yerde coğrafi güzelliğinin etkisini de atlamamak lazım. Örneğin gerçekte mi hayalde mi olduğumuzu ayırt etmekte zorlandığımız, 2 kilometre karelik ada Koh Lipe, tekrar tekrar gitmek istediğimiz destinasyonların en başında yer alıyor. Gezgin Künyesi: Bağlasan durmaz, her fırsatta kendilerini yollara vuran, gezgin ruhlu bir çift. Almanya'nın güneyinde Stuttgart kentinde yaşıyor ve aslında tam zamanlı işlerinde bir nevi gezmek için çalışıyorlar. Gezmeyi, keşfetmeyi, farklılıkları deneyimlemeyi seviyorlar. Ayrıca 2009 yılından beri \"Gezmeyi seven paylaşmayı da sever\" diyerek gezme tutkularını, gezilerini, edindikleri tecrübe ve anılarını gezi bloglarında paylaşıyorlar. Essaouira, Atlas Okyanusu kıyısında 70 bin nüfuslu bir balıkçı şehri. 1952'de, Orson Welles'in Othello filminin açılış sahnesinde görünce gezginlerin ilgisini çekti. Portekizlerin yaptığı kale ve surlar sayesinde, 2001'de, en iyi 18'inci yüzyıl sur içi yerleşimlerinden biri olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Atlantik Okyanusu kıyısında uzanan, şirin, romantik, otantik bir kent Essaouira. Tarihi bölgesini oluşturan Medine'si surlarla çevrili. Şehrin birbirini dik kesen sokakları, beyaz badanalı mavi çerçeveli binaları, geçmişin tüm ayrıntılarını koruyor. Müdahale görmediğinden doğal doku bozulmamış. Suklarda sağlı, sollu hediyelik eşya dükkanları sıralanmış. Bembeyaz boyanmış mavi panjurlu evlerin içlerini görmek mümkün değil. Pencereler sur duvarlarıyla orantılı olarak yüksek yapılmış çünkü. İnce, uzun, dar sokaklarında dolaşırken Afrika, Berberi, Arap müziklerinin ritimleri eşliğinde zaman içinde bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Sanat galerilerinde sergiler gezebilir, otantik berberi evlerinde konaklama yapabilir, yüksek duvarlı göğe uzanan dar sokaklarında müzik dinleyip, kafelerinde soluklanabilirsiniz. Gezginin Künyesi: Handegül hem geziyor, hem de profesyonel olarak fotoğraf çekiyor. Slumdog Millionare filmine de konu olan \"Dharavi Varoşları\"nda bizim bir odamız büyüklüğündeki 20 metrekarelik ev diye nitelendirilen naylon çadır destekli barakalarda 15 nüfus tüm eşyalarıyla birlikte yaşıyor. Güneş girmeyen sokakların belirli mesafelerde ortalarında büyük avlular var, şehrin çöpü bu avlulara geliyor. Çocukların oyun, kadınların güneşlenme ihtiyaçlarının karşılandığı bu çöplüklerden \"geri dönüşüm\" yapılarak para elde ediliyor ve bölgenin geçimi sağlanıyor. Aylık ortalama 60-200 US Dolar gibi gelirle çalışan insanlar tüm ihtiyaçlarını bölgede görüyor ve bu paradan memleketlerindeki ailelerine para da yolluyorlar. Milyon dolarlık sinema starlarının evlerinin sadece birkaç km uzağındaki çocukların altında donu yok ve çöp içinde oynuyor, öğreniyor, dans ediyor, büyüyor ve aşık oluyorlar. Aynı zamanda evlerin ve bölgenin yani \"işin\" sahibi ağabeyler de yaratılan ekonomi ile milyonları götürüyor. Gezginlerin Künyesi: Şu ana kadar 35 ülke gezen Taflan, gezmeyi bir seyahat biçimi kabul eder ve fırsat bulmaktansa buna fırsat yaratmayı tercih eder. Endüstri Mühendisi olan Barış, özel bir bankada iş analisti olarak çalışmakta, tüm ek zamanlarında yeni yerler görmeye çaba harcamaktadır. Bu tür yazılarda bana göre hep atlanılan ancak bir Tayland'a, Nepal'e tapınakları merak edip görmeye giden bir gezginin, mutlaka İsrail'e de gitmesi gereklidir diye düşünürüm. İsrail, ortadoğunun Barcelona'sı Tel Avivi, üç büyük dinin kutsal kabul ettiği Kudüs'ü ve yılların bitmeyen sorunu olan Filistin'i ile bir gezginin mutlaka görmesi ve deneyimlemesi gereken bir yer bence. Kudus şehrinin dünya üzerindeki elektromanyetik çekim noktalarından biri olduğuna inanıyorum, Özellikle şu anda sadece Müslümanların girebildiği ancak üç büyük dinde de bir hikayesi olan Kubbetüs Sahra'nın içinde yer alan \"Kaya\" ya dokunduğunuzda, bin yıllarca süren mücadelenin ne için olduğunu belki kısa bir süreliğine de olsa deneyimleyebiliyorsunuz. İsrail ve Kudüs gerçekten kültürel ve manevi olarak çok güzel. Durduk yere iş çıkarıp 10 rota daha planlatan tüm gezginlere, bizlere vesile olan Sevil'e selam olsun. Her biri birbirinden keyifli rotalarda, birbirinden değerli yorumlar var, e o zaman yollar yine bizi ve ilham alan yeni yolcularını bekler. Taflan, ben yazıyı düzenlerken çok zorlandım. Hangisine gitsem önce diye kara kara düşündüm. Ben de gitmek istiyorum. Hepsine gitmek istiyorum. Okudukça kıskanıyorum ciddi ciddi hem de.... Harika bir derleme olmuş. Rota bazında böyle derlemeler yola çıkacaklar için sağlam bir kaynak niteliğinde. Merhabalar. henuz sizler kadar uzun seyahatlere cikamasam da ben de hem gecmis tecrubelelerimi hem de bundan sonra cizecegim rotalari paylasmaya kendi sayfamda basladim. bu yzailardan da cok ilham aldim isi gucu birakasim gelmedi degil hani 🙂 yureginize saglik. Harika bir derleme. hepinizin eline saglik. Norveç büyüleyici görünüyor. insanca yasanacak ilk ulkelerden biri benim gözümde. Sevil çok keyifli olmuş derlemen teşekkürler. Burada yazıldığı kadar kolay değil tabi hepimizin hayatı. İşimi bıraktım şimdi daha çok geziyorum ama düzenli olan maaşı bırakıp belirsizliğe gitmek hiç kolay değil. Bugüne kadar gördüğüm ülke sayısı yaklaşık 85 olmuş. Çalışırken bu kadar olmazdı herhalde. Biz gezginler zengin öleceğiz çünkü çok şey gördük ve yaşadık. Bu sıralama alır başını gider Sevil... Her göze her bakış açısına göre değişir ancak bende iz bırakan 12 numara. Bana göre 1. sıra \"dünyanın en büyük açık hava müzesi olan\" 81 ilin en az 55 ilinin mutlaka görülmesi gereken yer olan ülkemiz Türkiye. Kesinlikte Türkiye bence de mutlaka gezilmesi görülmesi gereken ülkelerin başında! Aralarında Endonezya'yı tek geçerim. Bir sefer gidilip 2-3 haftada keşfedebileceğiniz bir yer değil. Etrafındaki adalar muhteşem. Şuana kadar bir tek Bali'ye gidebildim fakat en kısa zamanda diğer adalara da gitmek istiyorum. Endonezya çok büyük tabii ama hepsini olmasa da bir kısmını 2-3 haftada görmek mümkün."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezginlerin-ruyalarini-susleyen-ulke-peruda-mutlaka-gormeniz-gereken-yerler", "text": "Her gezginin rüyası bir gün Güney Amerika'nın renkli ülkesi Peru'ya gitmek ve Macchu Pichu'yu görmektir. Peru, İnka Medeniyeti ve öncesine ait pek çok gizemli kalıntısı, dağlar, vadiler, çöller ve Amazonların süslediği muhteşem doğası, gittikçe yükselen bir popülerlik yakalayan mutfağı ile dünya üzerindeki en popüler turistik destinasyonlardan biri ve bu popülerliği kesinlikle hak ediyor! Peru'ya gitmek sizin de hayalleriniz arasına yer alıyorsa bu yazı tam size göre! Peru'ya gitmek için en iyi zamanı netleştirelim. Ülke geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda, çöller, okyanus ve Amazonlar gibi iklimi etkileyen farklı faktörler var. Ama siz en iyisi planınızı Machu Picchu'ya göre yapın. Haziran-Eylül arası Machu Pichhu'nun da içinde bulunduğu bölge için kuru sezon yani en az yağmurun düştüğü dönem, doğanın tadını çıkarmak için en iyi zaman. Peru'ya Türkiye'den direkt uçuş maalesef yok. Bu nedenle Brezilya, Şili gibi diğer Güney Amerika ülkeleri üzerinden birden fazla aktarma yaparak Peru'ya ulaşabiliyorsunuz. Bu da Peru seyahat masraflarını artıran etkenlerin başında geliyor. Kısa bir girişten sonra Peru'da mutlaka görmenizi önereceğim yerlere geçebiliriz. Aşağıdaki yerlerin sıralamasının Peru'nun başkenti Lima'dan Peru seyahatinize başlayıp ilerleyeceğiniz rotaya göre belirlendiğini de belirlemeden geçmeyeyim. Bir ülkeyi gezmeye başlamanın en doğru noktası en büyük şehri veya başkentidir. Yaklaşık 33 milyon kişinin yaşadığı Peru'nun neredeyse üçte biri yani 10 milyon kişi ülkenin en büyük şehri ve başkenti olan Lima'da yaşıyor. Lima'ya indiğinizde sizi kalabalık, trafik, kaosun yanı sıra lezzetli yemeklerin kokuları ve tarihi şehir merkezi bekliyor. İspanyollardan kalma koloniyal eski şehir merkezi tarihte bir gezintiye çıkmanızı sağlarken okyanus kıyısındaki Miraflores bölgesi sizi Lima'nın yeni modern ve bohem yüzü ile tanıştıracak. Lima'ya gittiğinizde bir yemek turuna katılmak ve güzel deniz ürünlerinin tadını çıkarmak da listenize eklenebilecek aktiviteler arasında yer alıyor. Peru seyahatinize Lima'dan başladığınızı düşünecek olursak Lima'ya 250 kilometre mesafede yer alan Paracas Ulusal Koruma Alanı'nı ikinci durağınız olarak belirleyebilirsiniz. Okyanus kıyısında yer alan milli park zengin arkeolojik alanları, çarpıcı manzarası ve vahşi yaşamı ile hem karadan hem denizden gezilebilen bir bölge. Koruma alanı içinde yer alan, okyanus dalgalarının oluşturduğu muhteşem kaya oluşumları, çok sayıda deniz hayvanına ev sahipliği yapan Ballestas Adaları'na tekne gezileri ile ulaşmak mümkün. Tekne gezisi sırasında Nazca çizgilerinin benzerlerinin kayalıklar üzerine bu bölgede de olduğunu görebilirsiniz. Peru'daki en eğlenceli yerlerden biri kesinlikle Huacachina. İlk seferde telaffuz etmek için boşuna uğraşmayın, yapamayacaksınız. Peru'nun güneybatısında yer alan Ica şehrine çok yakın olan Huacachina, kum tepeleri ile çevrelenmiş bir bir vahadan oluşuyor. Bu kum tepelerinde yürüyüşe çıkabilir, kum sörfü yapabilir, Buggy denilen 4 tekerli araçlarla çöl safarisine katılabilirsiniz. Pek çok eğlenceli aktiviteye ev sahipliği yapan vahanın en güzel saatleri ise gün batımı saatleri, bu saatleri sakın kaçırmayın. Erich Von Daniken'in yazdığı Tanrıların Arabaları kitabını okuyup da Nazca Çizgilerini merak etmeyen kimse yoktur sanıyorum. Gizemi hala çözülememiş olan devasa hayvan figürleri ve geometrik desenleri net olarak görebilmek için en iyi yöntem küçük uçaklarla yapılan turlara katılmak. Uçağa bütçem yetmez derseniz Pan Amerikan otoyolu üzerindeki bir gözlem noktasından üç figürü görebilmek mümkün. Ama benim gibi şanslı gününüzde değilseniz, kum fırtınasına denk gelirsiniz, uçuşlar iptal olur, gözlem noktasından dahi çizgileri göremezsiniz. Bir zamanlar İnka İmparatorluğu'nun başkenti olan Cusco, bugün Peru'nun en turistik şehri. Pek çok komşu ülkeden ve ülke içinden Cusco'ya direkt uçuş bulmanız mümkün. Machu Picchu'ya ve İnkaların muhteşem Kutsal Vadisi'ne giriş noktasıdır Cusco, yani gezginlerin Peru'daki ana duraklarından biridir. İspanyollar ülkeyi işgal ettiklerinde asırlık İnka Tapınakları ve Sarayları'nı yok edip üzerine bugünkü Cusco şehrini kurmuşlar. Şehrin kalbi olan Plaza de Armas çevresinde pek çok otel, hostel, restoran, kafe, tur şirketleri İnka eserlerini görmeye gelen binlerce turisti ağırlamak için hazır bekliyor. Şehrin hemen yukarısında İnkalardan kalma bir mühendislik harikası sayılan Sacsayhuaman bölgesi yürüyerek ulaşabileceğiniz mesafede yer alıyor. Ve ne yazık ki, yine telaffuzu zor olduğundan turistler hatırlasın İngilizce \"Sexy Woman\" olarak anılıyor. Cusco, And Dağları'ndaki Quechua kültürünün de merkezi. Cusco'daki çarşılarda Quechua yerlilerine özgü el sanatlarına ait pek çok ürün bulabilirsiniz. Cusco doğa severler için de tam bir cennet, yakın çevredeki yürüyüş rotaları ve kaplıcalar da cazibe yaratıyor. Tek kötü yönü 3400 metrelik rakımı nedeniye yükseklik hastalığına sebep olabilmesi. And Dağları arasında yer alan, bir zamanlar İnka İmparatorluğu'nun başkenti olan Cusco'dan başlayıp Machu Picchu'ya çıkış noktası olan Aguas Calientes'a kadar devam eden vadiye İnkaların Kutsal Vadisi adı verilmiş. Vadi üzerinde çok sayıda İnka şehri ve antik kalıntılar yer alıyor. Kutsal Vadi, doğa yürüyüşleri, kaya tırmanışı, rafting gibi pek çok aktiviteye ev sahipliği yaparken Quechua kültürünün en güzel örneklerini görebileceğiniz el sanatları pazarları vadi içinde yer alan şehirlerde kuruluyor. Bu gizemli rota boyunca sıkışmış muhteşem sömürge kasabaları, uzak köyler, renkli pazarlar, Pisac, Chinchero ve Ollantaytambo kaleleri gibi büyüleyici İnka antik kalıntıları yer alıyor. Pisac şehrinde yer alan eraslı tepeleri keşfetmek ve köyün ünlü el işi pazarına göz atmak için mutlaka zaman ayırın. Kutsal Vadi'yi geçmeden bir yolu da \"Inca Trail\" veya \"Salkantay Trail\" denen yürüyüş yolunu takip etmek. 4 gün ve daha uzun rotaları seçebilir, İnkaların kayıp şehri Machu Picchu'ya And Dağlarında yapacağınız muhteşem bir yürüyüş sonunda ulaşabilirsiniz. Bu yürüyüşlere katılmak için kişi kısıtlaması olduğundan özellikle yoğun sezonda aylar öncesinden rezervasyon yaptırmanız gerekebileceğini unutmayın. Peru'da görülmesi gereken yerlerin başında şüphesiz ki İnkaların Kayıp Kenti Machu Picchu geliyor. And Dağları'nın arasında 2430 metre yükseklikte bir tepeye kurulmuş olan antik kent o kadar korunaklı bir yere inşa edilmiş ki yüzyıllarca kimse varlığından haberdar dahi olmamış. Bugün çok iyi korunan kente gitmek için en iyi zaman gündoğumu, antik kenti çevreleyen tepeler üzerinden güneşin doğuşunu izledikten sonra kendinizi bir masal dünyası içinde bulacaksınız. Tarım yapılan teraslar ve sulama sistemi, yaşam alanları, tapınaklar, çeşmeler ve hamamları gezdikten sonra Machu Picchu'yu tepeden görmek için iki tepeden birini seçmelisiniz. Huayna Picchu veya Wayna Picchu tepelerine tırmanıp öğlene kadar şehre geri dönmelisiniz çünkü öğleden sonraları şehrin üstünü bulut denizi kapladığından güvenlik riski taşıyor tepelerde dolaşmak. Machu Picchu'ya çıkış için de kişi kısıtlaması var, bu nedenle biletinizi mutlaka önceden almanızı öneririm. İnternet sitesinden biletinizi alabiliyorsunuz. Arequipa, Peru'nun en büyük ikinci şehri. Beyaz volkanik kayalar ile yapılan evleri nedeniyle \"Beyaz Şehir\" olarak anılıyor. Burası İnka izlerini en az bulabileceğiniz, çevresi volkanik dağlarla çevrili, 2380 metre yükseklikte koloniyal mimari özelliklerini taşıyan bir şehir. Gezginlerin Arequipa'ya gelmesinin en önemli sebebi Peru'nun en önemli turistik yerlerinden biri olan Colca Kanyonu'nu ziyaret etmek. 3.270 metre derinliğe inen kanyon, dünyadaki en derin kanyonlar arasında sayılıyor. Doğa yürüyüşü ve doğa sporları sevenler Colca Kanyonu'nu Peru rotalarına eklemeyi unutmasınlar. Puno, Titicaca Gölü'nde bulunan yüzen adalara ulaşım için kullanılan liman kenti. Peru'nun pek çok noktasında olduğu gibi Puno da 3800 metre ile oldukça yüksek bir rakımı ile yükseklik hastalığı ile mücadele etmeniz gereken bir başka nokta. Puno limanından kalkan tekneler ile dünyanın en yüksekte bulunan gezilebilir gölü olarak bilinen Titicaca Gölü içinde bulunan yüzen adalara ulaşım sağlayabilir, bu farklı hayatı, sazlıklarda yaşayan Uros Kızılderililerini yerinde görebilirsiniz. Peru'nun her noktası farklı güzellikler sunsa da Amazonlar insanın kendini bir belgeselin içinde gibi hissettirmesi nedeniyle en özel bölgesi olabilir. Iquitos, Peru Amazonlarının kuzey kesimlerinin çoğunu kapsayan Loreto bölgesinin başkentidir. Bir avcı-toplayıcı kabilesi tarafından kurulan bir kasaba olan Iquitos, şu anda yol erişimi olmayan dünyadaki en büyük şehir. Iquitos'a ulaşmak biraz zor olsa da uçmanız ya da tekneyle gitmeniz gerekiyor sonucu buna değer. Çevredeki orman, ülkedeki en iyi vahşi yaşamı izleme fırsatlarını sunmaktadır. Amazon Nehri boyunca yapılan tekne gezilerinin maymunları, timsahları ve kötü şöhretli anakondaları görmek için ana üssü burasıdır. Lagunas yakınlarındaki Pacaya Samiria Ulusal Koruma Alanı'nı ziyaret etmeyi de unutmayın. Ben Güney Amerika seyahatim sırasında Amazonlar'a Bolivya'dan giriş yaptığım için Peru'da gitmemiştim. Bir dahaki sefere artık. Peru, Dünyanın en özel ülkelerinden, gezginlerin iste liste başında yer alan ülkelerden biri. Ülkenin her bir bölgesinin sunduğu doğal ve kültürel zenginlik bu ününü kesinlikle hak etmesini sağlıyor. Sadece Machu Picchu bile bu muhteşem ülkeyi seyahat planlarınız arasına almaya yeter. Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi Mart 2021 sayısında yayınlanmıştır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezilerde-arac-kiralama", "text": "Sizlere sıklıkla nerelere seyahat edebileceğiniz ve bu gezi programlarınıza nereleri dahil etmeniz gerektiği gibi önerilerde bulunuyorum. Bu yazımda zamanı nasıl daha verimli kullanabileceğinize dair naçizane birkaç önerim olacak. Elbette gündelik hayatın koşuşturmacası içerisinde kendimize çok az zaman ayırabiliyoruz. Bu zamanı seyahat ederek değerlendirmek isteyenlerin en çok zaman kaybettiği husus ise ulaşım oluyor. Uçakla seyahat etmek öncelikle daha yüksek bir bütçe gerektiriyor. Aynı zamanda tüm kentlerde havaalanları şehrin neredeyse dışında inşa edildiğinden uçaktan indikten sonra gezilecek yere ulaşmak bile başlı başına birkaç saat sürebiliyor. Bu yüzden tecrübelerime dayanarak eğer seyahatleriniz zaman kazanmak, hızlı hareket etmek istiyorsanız araç kiralama iyi bir ulaşım seçeneği. Zamanı çok daha verimli bir şekilde kullanmanızı sağlayan araç kiralama sanıldığı gibi pahalı bir seçenek de değil, gayet ucuza araba kiralayabileceğiniz platformlar var, önerimi de sizinle paylaşacağım. - Yanınıza istediğiniz kadar malzeme ve eşya alma şansı, - Ulaşımı çok daha konforlu bir şekilde sağlama, - Geziye yorulmuş değil, dinlenmiş ve enerjik bir formda başlama, - Yolda karşılaşılan sürpriz yerleri, kahverengi tabelaları geziye dahil etme imkanı, - Gezi programına arkadaşları da dahil etme imkanı, - Seyahat programının olumsuz hava koşulları nedeniyle iptal edilmesi riskinin olmaması, - Tur programlarına katılmadan, bireysel ve özgürce gezi programı hazırlama. Araç kiralama için internette biraz araştırma yaptım, araç kiralama işlemi için en avantajlı seçenek Yolcu360. com sitesi. 60'dan fazla şehirde yüzlerce firmanın tüm araçlarını tek bir internet sitesi üzerinden kiralama şansına sahip olabiliyorsunuz. Üstelik havaalanlarında aracı teslim alma şansınız da oluyor ve hiç zaman kaybetmeden gezinize başlayabiliyorsunuz. Fiyatlar ise hangi markanın hangi araç modelini kaç günlüğüne kiraladığınıza bağlı olarak değişiyor. Farklı marka, model, vites tipi alternatifleri ile kıyaslama yaptığımda gerçekten uygun fiyat sunduklarını söyleyebilirim. Gezi programını daha etkin ve daha keyifli kılabilecek araç kiralama yöntemine siz de bir şans verin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezimanya-kuruculari-tugce-ve-murat-ile-gezgin-roportajlari", "text": "Türkiye'nin en zengin seyahat içeriğine sahip sitesi Gezimanya'nın kurucuları Tuğçe ve Murat ile Gezimanya'nın ofisinde keyifli bir röportaj yaptık. Gezimanya'yı neden kurduklarından evliliklerine, sosyal medya fenomenleri hakkındaki görüşlerinden yeni seyahat trendlerine kadar pek çok konuyu konuştuk. Gezimanya, Türkiye'nin en geniş seyahat içeriğine sahip internet sitesi. 1000'in üzerinde yere ait şehir rehberleri ile seyahat etmek isteyenlerin gitmek istedikleri yerler hakkında Türkçe dolu dolu bilgi edinmelerini sağlamak amacıyla kurulmuş bir site. Şu an gezi rehberleri dışında bir de Influencer Ajansları olan Tuğçe ve Murat, kurumsal hayatlarındaki işlerini bırakarak tüm enerjilerini Gezimanya'ya harcıyorlar. Sürekli seyahat ediyor ve içerik üretiyorlar. Bu hayal gibi meslek nasıl oluyormuş diyorsanız yukarıdaki videoyu mutlaka seyredin. Tuğçe Yılmaz; uzun yıllar medya, reklam, pazarlama sektörlerinde çalıştıktan sonra gezmek istediği yerlerle ilgili yeterli Türkçe kaynak olmadığını görerek Gezimanya'yı kurmuş. Gezimanya belli bir noktaya geldikten sonra da kurumsal hayatı bırakarak kendi girişiminin tam zamanlı başına geçmiş. Gezme aşığı, gezdiklerini yazıya dökmekten ve paylaşmaktan keyif alan taraf Tuğçe. İkisi de kurumsal hayattaki deneyimlerini Gezimanya'da kullanmaya devam ediyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezmek-benim-icin-kacmak-demek", "text": "Uzun zaman önce çok okuyup çok gezenler anlatacak demiş ve ilk röportajımızı yayınlamıştık. Uzun bir aradan sonra hem blogu, hem spora olan düşkünlüğü hem de beni kıskandıracak kadar çok gezmesi ile dikkat çeken Tolga Özek konuğum oldu. Bildik soruları sordum, bilmedik cevaplar aldım. Gezmek benim için kaçmak demek... İlla yurtdışı seyahatleri için değil, haftasonu bir doğa yürüyüşü de olabilir bu. Uzaklaşmak, gitmek, özgür olmak, stres atmak, insanlar tanımak, yeni yerler görmek... Asıl önemlisi belki de sabit olmamak. Sabitlikten ve monotonluktan iş hayatında bile hoşlanmayan biri için, uçağa, otobüse, arabaya bindiğin an başlar bu kaçış hikayesi. Genelde insanlar tatile gittikleri andan itibaren şu kadar süredir tatildeyiz derler ama bu benim için seyahati gerçekleştirdiğim araç ile başlar. O araçta yaşananlar da bu kaçışın bir parçasıdır, hikayenin detaylarında yerini alır. Beni tanıyanlar bilirler, 2000 yılından bu tarafa bir rüyam, hayalim vardı. O da İrlanda'ya gitmekti. 2006 yılında zorlu bir vize mücadelesi sonrası bunu başardım. İrlanda'ya gitmek THY'den bilet almak dışında pek kolay değil. Gerek vize süreci ki 9 hafta sürdü, ilk planlamamı kaçırdım ardından elçilikten aradılar, gider misin dediler tabi havaya uçtuğum bir andı 🙂 İrlanda'da dediğim gibi uçak bileti dışında eğer sadece Dublin'de kalacaksanız oteli ayarlarsınız internetten ama zümrüt adayı görmenin en iyi yolu tur satın almak. Ben de öyle yaptım ve CE Tours'tan Taste of Ireland turu satın aldım. Dublin'de başladı yolculuğumuz ardından Kilarney, Shannon ve aralarda onlarca güzellik. Bu soruya pek bir cevabım yok aslında, gittiğim ülkeler arasında sadece Singapur seyahatimde arkadaşımla Malezya'ya geçelim demiştik, vize yok malum. Sınırdan geçtik, ilk girişteki şehir adını bile unuttum, o kadar kötüydü ki, çok fazla kalmadan geri döndük, gezimizin o gündüzünün heba olduğunu hissettik. takip etmek lazım, vizesi olmayan yerlere gitmek gerek, mesela Hırvatistan çok güzeldi. Öğrendiğime göre Ankara-Moskova Anadolujet uçuşları başlıyor, Rusya'ya gidilebilir, Uzakdoğu, Brezilya-Arjantin buralara vize yok, fırsatları kaçırmamak lazım. Birbirini tetikleyen kavramlar bence bunlar ama illa birini seçeceksin dersen kesinlikle çok gezen. Çünkü ne kadar okursan oku, ne kadar internetten resmine bakarsan bak, radyodan tv den görürsen gör, her şey yerinde güzel. Gözün bizzat görmesi ile aracılar arasında fark var, ama şu kesin, geziler öncesi iyi bir tarama yapmak, detaylara hakim olmak gerek ama yine de hep derim, biraz da bilmeden gitmek lazım, biraz tesadüflere bırakmak lazım. Ne zaman yeni bir gezi planı yapsam Tolga'nın kıskançlığı ile yüzleşmem gerekiyor, aynı durum onun için de geçerli. Sanırım bu bir hastalık gibi. Benimle aynı bulaşıcı hastalığı taşıyan sevgili arkadaşıma anlattıkları ve fotoğrafları için teşekkür ederim. Malezya'nın o ufacık adalarına gittiğinizde kendinizi gerçekten dünyanın öbür ucundaki cennette hissediyorsunuz. Turkuaz rengi sular, bembeyaz kumsallar, rengarenk su altı canlıları, dünyanın hızından haberi olmayan yerli halk.. İrlanda ise buz gibi, yeşil renk dışında başka hiç bir güzelliğinin olmadığı, bir pub ülkesi. Ama yine de dünyanın her yeri gezip görülmeye değer, dönülecek yer ise kesinllikle Türkiye!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gezmeyi-sevenlere-alinabilecek-en-iyi-yeni-yil-hediyeleri", "text": "Dünyayı gezmeyi sevenler, 2020 yılını pandemi nedeniyle biraz zor geçirdi malumunuz. Kapanan ülke sınırları, döviz kuru, iptal olan seferler, hava muhalefetleri derken birçok gezgin kendilerini evlerinde buldu. Yeni bir yıl gelirken iyi dileklerin, umutların paylaşılacağı bu gün için hediyeler de hazırlanıyor. Gezmeyi sevenlere alınabilecek en iyi yılbaşı hediyesi seçeneklerini sizin için derledik. Gezginler anılarını paylaşmayı sever. Gezgin ruhlu maceraperestlere anılarını, bilgilerini paylaşabilecekleri birer web sitesi adresi alarak veya kurulu bir site açarak hediye edebilirsiniz. Rakip yaratmak gibi olmasın ancak ne kadar çok bilgi, o kadar yeni rota, o kadar heyecan demek. Hepimizin birbirimizden öğreneceği bir şeyler var, yeni yıl yeni başlangıçlar için iyi bir vesile olabilir. Dünyanın dört bir yanında kullanılabilecek bir fotoğraf çekimi hakkı, seyahat severler için mükemmel bir hediye olmaz mıydı? Her ülkede fotoğrafçıyı nereden bulacağız diye düşünüyorsanız Flytographer sitesini henüz ziyaret etmemişsiniz demektir. Dünyada 300 farklı konumda hizmet veren siteden \"Gift a shoot\" butonu üzerinden çekim hediye edebilirsiniz. Üstelik fotoğrafçılar şehrin en iyi açılarının, görsellerinin nerede yakalanacağı konusunda da gezginlere fikir verebilir. Gezginlerin en büyük sorunlarından biri de evcil dostlarının seyahatler süresince nerede kalacakları ve nasıl beslenecekleridir. Onlar için kedi/köpek pansiyonlarından hediye kartları alabilirsiniz. Zamanlamalı mama ve su kapları da kısa seyahatler için içlerinin rahat etmesine yardımcı olabilir. Her seyahatseverin muhakkak hayran olduğu bir şehir, bir kültür vardır. Onlara sevdikleri şehirle, kültürle ilgili bir hediye alabilirsiniz. Örneğin Berlin'i görmek isteyen birine e-ticaret sitelerinden Berlin duvarından bir parçanın yer aldığı bir magnet alabilir, Güney Kore mutfağına meraklı birine ülkenin özel desenli kaselerden seçebilir, Japonya'yı görmek isteyenlere ülkenin ikonik sakura ağaçlarına ithafen, sakura kokulu bir parfüm seçebilirsiniz. Seyahatlerde pratiklik sağlayan küçük hediyelerden bir set yapabilirsiniz. Seyahat yastığı, hızlı kuruyan, yer kaplamayan mikrofiber bir havlu, sıkı seyahat çorapları, sıcak tutan ince bir şal her gezginin ihtiyacı... Üstelik yeni yılın anısına, üzerinde yılbaşı süsleri ile kaplı bir çam ağacı görseli varsa, çok daha eğlenceli bir hediye alternatifi oluşturabilir. Pakete yeni yılı anımsatacak hediye paketleri seçebilirsiniz. Seyahatlerde sık kullanılan elektronik cihazlar, birçok gezginin ihtiyacıdır. Üstelik birçoğu kısa sürede kaybolur. Kulaklıktan hoparlöre, go prodan tripoda kadar farklı cihaz ve aksesuarlar iyi birer yılbaşı hediyesi alternatifi olabilir. Selfie çubuğu, el kameraları ve droneları da listeye ekleyebilirsiniz. Yolda kitap okumayı kolaylaştıracak tabletler, araç için navigasyon cihazları da seyahat kolaylaştırıcı diğer elektronikler arasında sayılabilir. Onlardan birini seçebilirsiniz. Eğer daha yüksek bir bütçeniz varsa, şarjı çooookkkk uzun bir süre dayanacak yeni nesil bir akıllı telefondan daha iyi bir hediye seçeneği düşünemiyoruz. Yılbaşı ağacı altına konulabilecek, küçük paketli bir hediye olsun diyorsanız, sizin için de alternatiflerimiz var. Bu hediyelerden birini seçerek yeni yıl partisinin gözde hediyesini siz takdim edebilirsiniz. Örneğin, yabancı ülkelere sık sık seyahat edenler, temel ihtiyaçlardan birinin priz konverterı olduğunu bilir. Hem güç kaynağının formunu değiştirmeyi hem de çoğaltmayı sağlayan çoklu giriş sahibi aparatlardan alarak büyük bir ihtiyaca cevap verebilirsiniz. Tamam çok güzel ve şık görünen bir hediye değil ama inanın çok gerekli bir yılbaşı hediyesi almış olacaksınız. Anahtar bulucu aparatlar, powerbankler, farklı ülkelerden toplanan anahtarlık ve tirbüşonlar, iyi birer yeni yıl hediyesidir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/giresun-gezilecek-yerler", "text": "1,5 ay sürmesini planladığım Kafkaslar seyahatimin ilk durağı olan Giresun, kirazı, fındığı, yaylaları ile Doğu Karadeniz'in güzel köşelerinden biri. Giresun'da geçirdiğim süre içinde deneyimlediğim, Giresun'da gezilecek yerler için önerilerimi bu yazıda bulacaksınız. Eğer benim gibi İstanbul'dan Giresun'a gidiyorsanız, en hızlı ve pratik yok Ordu-Giresun Havaalanı'na uçakla gitmek. Birden fazla havayolu firmasının Ordu-Giresun Havaalanı'na direk uçuşları var. Ben de sabah 08:05 uçağı ile İstanbul'dan Giresun'a uçakla geldim. Ordu-Giresun Havaalanı'ndan Giresun şehir merkezine Havaş ile ulaşabilirsiniz, 12TL. Giresun'da beni uzun yıllardır sosyal medya aracılığıyla tanışıklığımız süren Abdulkadir abi karşıladı. Zaten Giresun'a geleceğim dediğimde \"ben seni gezdireceğim\" demişti sağolsun. Ben de kendimi ona emanet ettim. Giresun şehir merkezinde gezilecek yerler arasında; Giresun Müzesi, Meryem Ana Manastırı ve Giresun Kalesi var. Giresun Adası Karadeniz'deki tek ada olma özelliğini taşısa da adaya çıkış yok. Ada çevresinde dolaşan gezinti tekneleri varmış, vaktiniz olursa onlara bakabilirsiniz. Giresun Kalesi, şehir merkezinde görmeye değer bir yer. Kaleden Giresun'un hem doğusu hem batısını görebilirsiniz. Ayrıca kalede Topal Osman Ağa'nın mezar/anıtı yer alıyor. Balkan Harbinde bacağını kaybettiği için topal ünvanını alan Osman Ağa, Kurtuluş Savaşı'nda da önemli rol oynamış bir komutan. Giresun'a sadece bir günlüğüne gittiğim için şehir içindeki turumuzdan sonra merkeze yakın Erimez Yaylası'na doğru yola çıktık. Giresun'dan Erimez'e giden yol eski Sivas-Giresun yolu imiş, bu yolu Türkiye'de Karayolculuğun atası sayılan Halil Rıfat Paşa, Sivas'ın limana ulaşması için yaptırmış. Yolu yaptırırken yurt dışından yabancı mimarlar getirterek aynı anda 2 aracın rahatlıkla geçebileceği, yol yönü güneye bakan ve eğitimi %6'yı geçmeyecek bir yol yapmalarını istemiş. Bu yaklaşımı nedeniyle de karayolu yapımı konusunda duayyen sayılmış. Sivas yolu üzerinde eskiden han olarak kullanılan ancak şu an yerinde yeni bir bina olan Taşhan yer alıyor. Taşhan'dan sonra ise Gelin Kayası. Gelin Kayası'nın acıklı bir hikayesi var; zorla evlendirilmek istenen bir genç kızın evleneceğime taş olurum demesi üzerine bu taşa dönüştüğü söyleniyor. Erimez Yaylası'na ulaştığımızda bir kahvaltı molası verdik. Burası kestane ormanlarının kayın ormanlarına karıştığı yeşillikler içinde bir yayla. Biz oraya gittiğimizde yağmur başladığından uzun vakit geçirme şansımız olmasa da yağmuru izlemek bile çok keyifli idi. Erimez Yaylası'ndan sonraki durağımız ise, Abdulkadir abinin köyü olan Akçalı Köyü oldu. Akçalı Köyü, harf devriminden hemen sonra yeni alfabeyi öğrenelim diyerek köy halkı tarafından inşaa edilen okul binası ile ünlü. Okulun bitiş tarihi 1932. Ancak taşımalı sistemden sonra okul kaderine terk edilmiş. Çok güzel bir binası ve muhteşem bir tarihi olan bu binanın yıkılıp gitmemesini dilemekten başka elimden birşey gelmedi. Giresun'dan sonraki durağım ise Tirebolu oldu. Akşam saatlerinde ulaştığım Tirebolu ile Giresun arası yaklaşık minibüs ile yaklaşık 1 saat sürüyor. Giresun şehir merkezinden kalkan minibüslerle Tirebolu'ya gidiş 9TL. Tirebolu'da ertesi sabah kalktığımda şehri keşfetmeye bu kez yalnız çıktım. Tirebolu'da da Cenevizliler'den kalma bir kale var şehir merkezinde, başka da birşey yok 🙂 Sahildeki büfelerde kaleye karşı çayınızı içebilirsiniz. Benim şansım gittiğim gün Cuma olduğu için pazar vardı. Böylece pazarı da gezme şansım oldu. Pazardaki favorilerim ise Gümüşhane Kara Ekmeği dedikleri ekmek ve deriye basılmış peynirler oldu. Giresun hem fındık hem çay yetişen bir yer, bunları zaten herkes biliyor. Ancak Giresun'un adının kirazdan geldiğini ve Giresun'a özgü bir kiraz cinsi olduğunu biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum, öğrendim. Beyaz/sarı renkli bu kiraz sadece meyve olarak değil yemek olarak de tüketiliyor. Kiraz tuzlusu denilen bir yemekleri var ki ben ilk defa tattım. Kiraz önce tuzlu suya basılıyor, sonra da soğan ile kavrularak yemek haline getiriliyor. Karadeniz'in genelinde görmeye alışkın olduğumuz turşu kavurması Giresun'da da var. Bir de benim yine daha önce denemediğim \"dible\" adında pirinç ile yapılan bir yemekleri var. Dible buharda pişirilen bir yemek, fasulye ile yapılırsa adı \"fasulye diblesi\" oluyormuş, başka neyle yapılıyor bilmiyorum, bilen varsa yorum olarak ekleyebilirse harika olur. - Adını Kirazdan Alan Şehir Giresun, Giresun'da gezilecek yerler - Gizli Kalmış Cevher Santa Harabeleri - Gizemli Trabzon Manastırları - En Güzel Rize Yaylaları - Artvin Yaylaları Bölgenin çok içinden ve yıllardır dible yiyerek büyümüş biri olarak fasulye diblesi kaçamaktır diyorum. Diblenin içinde lahana, pazı, mısır kırması, maydonoz ve isteğe bağlı başka otlarda olur. Müthiş lezzetlidir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/giza-piramitleri-keops-kefren-mikerinos", "text": "Bugün, sizinle gizemli Mısır piramitlerine doğru bir yolculuğa çıkacağız. Mısır'ın en meşhur piramitleri olan Giza Piramitleri; dünyanın yedi harikasından biri olan Keops Piramidi, komşuları Kefren ve Mikerinos ve oraya kadar gitmişken Sfenks Heykeli hakkında merak ettiğiniz herşey bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Giza Piramitleri hakkında pek çok ilginç, gizemli, mistik ve cevabı hala verilememiş soru var. Önce Giza Piramitlerini tanıyıp sonra da bu gizemlerin içine dalacağız. - Giza Piramitleri, Mısır'ın başkenti Kahire'nin bir mahallesi olan Giza bölgesinde bulunuyor. İsmini de buradan almış. - 3 ana piramit, Sfenks heykeli ve etrafındaki irili ufaklı piramit ve diğer yapılardan oluşuyor. - Keops, Kefren ve Mikerinos 3 ana piramitin isimleri. Bu isimler bu piramitleri yaptıran ve buraya gömülen firavunların isimleri. - Yapılan araştırmalar sonucunda Piramitlerin milattan önce 2-3 bin (M. Ö. 2589 ile 2504) yılları arasında yapıldığı tahmin ediliyor. - Piramitlerin diziliş şeklinin M. Ö. 10.000 yılındaki Orion takım yıldızının diziliş ile aynı olduğu, piramitlerin büyüklüklerinin de yıldızlar ile paralel olduğu iddiası ortaya atılmış ve piramitlerin inşa yılının milattan önce 10.000 olabileceğine dair tartışmalar yapılsa da ispatlanamamıştır. - Eski Mısır krallığında piramitlerin \"öteki dünyaya ulaşabilmek için bir araç\" olarak inşa edildikleri düşünülüyor. - Keops, Büyük Piramit olarak da anılır ve dünyanın 7 harikası içinde bugün hala ayakta olan tek yapı olması ile dünya tarihi açısından da büyük önem taşır. - Bir teoriye göre, piramitlerin üzerinde bulunduğu meridyen dünyadaki kara ve denizleri iki eşit parçaya ayırıyormuş. - Keops yani Büyük Piramit, Eyfel Kulesi inşa edilene kadar dünyanın en yüksek yapısı ünvanını elinde tutmuştur. Yapıldığı dönemi düşününce insan dehşete kapılıyor. Büyük Piramit'in yapıldığı dönemde 145,75 metre olduğu, 10 metresini kaybettiği tahmin ediliyor. - Piramitler ilk yapıldıklarında dışındaki taşlar beyaz imiş ve güneşi yansıttığı için pırıl pırıl parlıyormuş. Zamanla o taşlar deprem gibi felaketlerle dökülmüş, Mısırlı Araplar tarafından sökülerek başka yerlerde kullanılmış, rüzgar ve kum sürtünmeleri nedeniyle bu dış kaplama tamamen yok olmuş. - Bahsi geçen dış yüzeyin pürüzsüz olmasına büyük önem verilmiş, her yeni yapılan piramitte bu konuda aşama kaydedilmiş. Bu sayede devasa bir ayna gibi görünüyorlardı. Bu parlaklığın aydan dahi görülebildiği hesaplanmış. Antik Mısırlılar, Büyük Piramit'e İkhet diyorlardı ki bu da \"görkemli ışık\" demekti. - Keops ve Mikerinos piramitlerinin içi ziyarete açık, ancak piramitlerin içinde bulunan tüm mumyalar Mısır Müzesi'ne taşınmış durumda. - Yapılan incelemelerde, Büyük Piramitin yaklaşık 2 ila 3,5 milyon taş bloğundan yapıldığı tespit edilmiş. Bu taş bloklarının en ağır olanları 40 ton olduğu söyleniyor. Blokların çoğunluğu 3 ton, bir kısmı da 1 ton ağırlığında. Bu taş bloklarının piramitlerin bulunduğu bölgeye nasıl taşındığı hala gizemini koruyor. - Üç Giza Piramidinin birbirine oranı 3:4:5 şeklindedir ve Pisagor üçgeni oluşturur. Pisagor doğmadan bin yıllar önce... - Piramitleri yapan kişinin antik Mısır'ın ünlü mimarı İmhotep olduğu düşünülüyor. - Piramitlerin iç sıcaklığı, yeryüzünün ortalama sıcaklığı olan 20 derece ve sabit. Piramitlerle ilgili çok sayıda gizem hala çözülmeyi bekliyor. Yapıldıkları dönemdeki teknoloji ile bu devasa yapılar nasıl inşa edildi? Pek çok geometrik hesaplama nasıl bu kadar mükemmel şekilde yapıldı? Dünya dışı varlıkların bu işte bir payı var mıydı? Bu sorular sorulmaya devam ediyor ve daha uzun süre de edecek gibi görünüyor. Blogumdaki diğer Mısır gezi yazıları da ilginizi çekebilir. Giza ve Saqara Piramitleri videoma da mutlaka bir göz atın ve videoyu beğenirseniz, yorumlarınızı esirgemeyin. Kanalıma abone olmayı unutmayın. Keops piramidi, Giza piramitlerinin en büyüğü olması nedeniyle Büyük Piramit olarak anılıyor. Giza Piramitlerinin en büyüğü olmasının yanısıra ilk yapılanı olma özelliği taşıyor. Keops'un ilk yapıldığında 145,70 metre yüksekliğinde olduğu, zamanla 10 metre kadar kısalarak 138,75 metreye kısaldığı düşünülüyor. Keops piramidinin içinde kral ve kraliçe için ayrı mezar odaları bulunuyor. Keops piramidi içine girilebilen piramitlerden biri. Kral Khufu için kendisi tarafından yaptırılan mezarın inşaatının 25 yıl kadar sürdüğü ve 100bin işçinin inşaatta çalıştığı düşünülüyor. Kral Khufu'nun benzer bir mezarın inşaa edilememesi için bütün işçileri öldürttüğü de rivayetler arasında. Keops, dünyanın 7 harikasından biridir ve dünyanın yedi harikasından bugün hala ayakta kalan tek yapıdır. Giza piramitleri bölgesine girdiğinizde Keops sağda kalır ve tam karşınızda ve Sfenks ve Kefren piramidini görürsünüz. Kefren daha büyükmüş gibi görünür ancak bu sadece bir göz yanılgısıdır. Kefren'in bulunduğu zeminin daha yüksekte olması bu yanılgıya sebep olur. Kefren piramidi, 3 büyük Giza piramidi arasında tepesindeki koruyucu kaplamanın hala görülebildiği tek piramit olması ile ayrışır. Konumu itibarıyle de en merkezi piramittir. Kefren piramidi 136,40 yüksekliği ile Keops'tan sonraki ikinci yüksek piramittir. Kefren'de de Keops'ta olduğu gibi kral ve kraliçe odaları bulunmaktadır. Bu piramit firavun Kefren tarafından değil, oğlu Mikerinos tarafından yaptırılmıştır. 3 Giza Piramidinin en küçüğü olan Mikerinos Piramidi, 66,5 metre yüksekliğindedir. Kral Mikerinos zamanında yapımına başlansa da kral piramit bitmeden öldüğü için inşaatını oğlu tamamlamıştır. Diğer piramitlerden farklı olarak defin odası piramidin en altına yapılmış. Mikerinos piramidin içindeki defin odası normalde ekstra ücret ödemeden ziyaret edilebiliyor. Ancak benim gittiğim Eylül 2019'da restorasyon çalışması olduğu için kapalı idi. Dünyanın en büyük taş heykeli ünvanını elinde tutan Büyük Giza Sfenksi, 20 metre yüksekliği ile piramitler bölgesine girince hemen dikkat çekiyor. Yatan aslan biçiminde yapılmış vücudu ve firavun şeklindeki kafası ile mezarları ve piramitleri koruduğuna inanılıyormuş. Pencelerinin arasında bir tapınak bulunan Sfenks heykelinin yüzünün Kral Keops örnek alınarak yapıldığı tahmin ediliyor. Halbuki ben her gördüğümde Bülent Ersoy'a benzetiyorum. Blogumdaki diğer Mısır gezi yazıları da ilginizi çekebilir. Bu kadar anlattık ama \"Giza Piramitleri nerede, Giza Piramitlerine nasıl gidilir?\" sorularını sorduğunuzu duyar gibiyim. Merak etmeyin, anlatacağım, siz okumaya devam edin. Giza Piramitleri, Kahire şehir merkezine yarım saat mesafede Giza mahallesinde bulunuyor. Kahire şehir merkezi yani downtown denilen bölgeden Giza piramitleri 18 kilometre mesafede. Piramit bölgesine gelmenin en kolay yolu bir taksi ile sizi hem götürmesi hem de geri götürmesi konusunda anlaşmak. Ben Giza Piramitlerinin yanısıra Saqara bölgesini de görmek istediğim için tüm gün araç ayarlamak üzere birkaç acente ile görüştükten sonra en uygun fiyatı kaldığım hostelden aldığım için onların ayarladığı şoför ile gittim. Gideceğiniz bölge ve süreye göre fiyat değişiyor. Giza, Saqara ve Memphis bölgesinde tüm gün yapacağımız rota için günlük 30 Usd idi aldığım fiyat. Hostelden bir arkadaş da geziye dahil olunca 15-15 bölüştük, epey ekonomik oldu. Bu fiyat sadece araç için, ayrıca gittiğiniz her yere giriş ücretlerini kendiniz ödüyorsunuz. Eğer piramitlere taksi tutarak gidecekseniz, sıkı pazarlık ettiğinizden emin olun. Pazarlıkla uğraşmak istemezseniz; Uber Kahire'de çok iyi çalışıyor. Uber üzerinden bir taksi çağırarak taksimetrede yazan tutarı ödersiniz. Bir diğer önemli notum ise, Giza Piramitlerinin olduğu bölgede tüm günü geçirebileceğiniz kadar çok görülecek yer var. Akşam saatlerinde de ışıklı bir gösteri oluyormuş. Bir taksi ile gidiş dönüş anlaşmak yerine gidiş, dönüş ayrı taksi çağırabilirsiniz. Maliyet açısından daha bile uygun olabilir çünkü araç sizi bütün gün beklememiş olur. Giza Piramitlerine şehir merkezinden gitmenin başka ve çok daha ekonomik yolu otobüs veya minibüs ile gitmek. Tahrir Meydanı'na çok yakın, Mısır Müzesi'nin önündeki otobüs durağından Giza'ya giden hem büyük otobüsler hem de minibüsler var imiş. 355 ve 357 numaralı otobüsler gidiyormuş, ancak denemediğim için bu bilgiyi Kahire'ye gittiğinizde otelinizden teyit etmenizde fayda var. Bir önemli nokta da bu rakamların Latin alfabesi ile yazılmamış olması. Arapça harfleri öğrenmeniz işinizi kolaylaştırabilir. Giza Piramitlerine şehir merkezinden gitmenin bir başka ve yine ekonomik yolu önce metro, metrodan inince de taksi veya minibüse binmek. Kahire'de metronun çok kalabalık ve durakların sık olması nedeniyle yavaş olduğunu hatırlatmakta fayda var. Sadat metro durağı tam Tahrir Meydanı'nda bulunuyor. Sadat istasyonundan 2 numaralı metro hattını kullanarak Giza-Suburbs durağında inebilirsiniz. Duraktan çıkınca müşteri bekleyen minibüsleri göreceksiniz, onlardan birine binerek piramitlere gidebilir veya taksi çağırabilirsiniz. Giza Piramitlerine gitmek için, yukarıda bahsettiğim gibi, kişi başı 15 Usd'ye Giza Piramitleri, Saqara Piramidi ve antik başkent Memphis gezisi ayarladık. Oda arkadaşım Florraime ile birlikte piramitlere gitmek üzere sabah 08:00 civarında hostelden ayrıldık. 08:30'da giriş açılıyor imiş, amacımız erkenden ve tabii güneş yükselmeden olabildiğince çok yeri gezmekti. Tahrir Meydanı'ndaki hostelimizden Giza Piramitleri girişine ulaşmamız yaklaşık 40 dakika sürdü. Aslında, yol 18 kilometre ancak Kahire'nin korkunç trafiği ve sabah yoğunluğu ile birlikte malesef yarım saatten fazla sürdü ulaşmamız. Piramitlerin giriş kapısına geldiğimizde ise biraz hayal kırıklığı yaşadım. Mısır'ın milli gelirinin %17'sini piramitlerden karşıladığını okumuştum bir yerde. Dünyanın 7 harikasından geriye kalan tek yapı, hakkında bir sürü kitap bir sürü film olan bir yerin ihtişamlı bir girişi olur diye ümit etmiştim. Ama derme çatma bir kulübe, içerideki insanların görevli mi yoksa size birşeyler satmaya çalışan birileri mi olduğunu anlamanız mümkün değil. Piramitlerin giriş kapısının bu kadar derme çatma bir yer olması Mısır'ın utancı olmalı. Kutu gibi bir yapı, soldaki demir parmaklıklı yerden giriş biletinizi alıyorsunuz. Giza Piramitleri giriş bileti 160 Mısır Poundu, yani yaklaşık 55TL. Keops piramidinin içine girmek için ayrı bir bilet almanız gerekiyor. Giriş biletine Keops dışındaki içine girilebilen piramitlere giriş, Sfenks müzesi, gemi müzesi girişi dahil. Keops bileti ne kadardı not almamışım, internette de tutarlı bir bilgi bulamadım maalesef. Ayrıca akşamları 19:00'dan itibaren ses ve ışık gösterisi yapılıyor, standart bilet 19,35 USD, ön koltuklar VIP olarak satılıyor 22.58 USD. Çocuk bileti ise 11.29 USD. Biletleri soundandlight. show adresinden satın alabilirsiniz. Piramitler ve sfenkse vuran ışıklar ve müzik ile eminim güzel bir şov oluyordur. Biletimizi alıp yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz ortadaki kapıdan içeriye girdik. Giriştekilerin güvenlik olduğuna dair hiçbir gösterge yok, istemeye istemeye çantamı kontrol için verip devam ettim. Giza Piramitleri'ne gittiğinizde sizi ilk karşılayanlar size birşeyler satmak isteyenler, en başta da deveciler olacak. Sizi izleme noktasına götürmek için bitmek bilmeyen ısrarlara hazır olun. Ben \"istemiyorum\" dedikçe, 300 Mısır Poundundan başlayan teklifleri 50 pounda kadar düştü. Benim gibi her yeri yürümek istemezseniz deve turu da ilginç olabilir. Zaten deveye binmeseniz de etrafta sizi gezdirmek için ısrar eden deveciler hep olacak, yorulursanız arada bir yerde deveye geçebilirsiniz. Ayrıca fotoğraf çekerken güzel malzeme oluyorlar. Biz piramit turumuza Kefren piramidinden başladık. Kefren'in içine giriş yok. Etrafında geniş bir daire çizerek her taşını, her santimini görmeye çalıştık. Dile kolay 136 metre yükseklikte öyle kolay değil herşeyi görmek. Kefren'den sonra yönümüzü Mikerinos'a çevirdik. Hedefimiz Mikerinos'un içine girmekti ancak restorasyon nedeniyle kapalı olduğunu söylediler. Mikerinos piramidinin arkasında 3 adet de küçük piramit var. Mikerinos piramidinden sonra izleme noktaları başlıyor, bu nedenle burası devecilerin sizi aşırı taciz edeceği son nokta. Deveciler buraya kamp kurmuş, son bir ümit deve turu satmaya çalışıyorlar. Tabii ki pek çok turist bu ağa düşüyor. Biz deveye binmemek konusunda çok azimli idik. Bütün alanı yürüyerek gezmeye karar vermiştik, öyle de yaptık. Aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz açıya ulaşmak için çölde yürümeniz gerekiyor. Bu nedenle yanınıza mutlaka güneş gözlüğü, güneş koruyucu hatta kullanabiliyorsanız şapka veya omuzlarınızı kapatmak için bir şal getirmenizde fayda var. Yürürken ayaklarınıza kum dolmasına engel olamayacağınız için spor bir sandalet tercih edebilirsiniz. Ayakkabının içine dolan kumlarla yürümek daha zor olur muhtemelen. Çöle çıktıktan sonra çok sayıda izleme noktasında develerle fotoğraf çektiren insanlar göreceksiniz. Biz bu kalabalığı aşmak için biraz daha yukarı ve ileri yürüdük. Bir noktadan sonra bizden başka kimseler kalmamıştı. Piramitleri kendimize kapatmış gibiydik, bu durum beni çok mutlu etti. Hem erken gelmiş olmak, hem devecilerden kurtulup olabildiğinde uzağa yürümek yalnız kalmamızı sağlamıştı. Derken yanımıza iki develi polis geldi. Sohbet etmeye başladık. Fotoğraflarını çekebileceğimizi söylediler. Biz de şaşkın şaşkın fotoğraf çektik. Ve sonundan beklenen oldu, fotoğraflarını çektiğimiz için para istediler. \"Polissiniz siz, böyle birşey yapamazsınız\" gibi ahlak dersi verme çabalarımız tabii ki işe yaramadı. Uzun süre yanımızdan ayrılmayıp beklediler. Biz de para vermemekte ısrarcıydık. En son yanımıza aldığımız bisküvilerden verip kurtulduk. Önemli bir not daha: Piramitlere girmeden önce su, abur cubur gibi şeyleri çantanıza koyun. Hatta tam girmeden sağda bir market var, oradan normal fiyata istediğinizi alabilirsiniz. İçeride herşey yüksek fiyatlı. Daha önemli bir not ise, içeriye girdiğinizde yanınıza, görevli veya polis olduğunu söyleyen insanlar yanaşacak. \"Oradan gitme buradan git, gel bir de buraya bak ilginç birşey var\" gibi sizi yönlendirmeye çalışacaklar, hiçbirine kanmayın, hepsi yalan söylüyor. Tek amaçları sizden \"bahşiş\" koparmak. Benzer şekilde piramidin içine girdiğinizde kapıda bekleyen görevliler içeride fotoğraf çekmenin yasak olduğunu ama istersek fotoğraf çekebileceğimizi ama bahşiş vermemiz gerektiğini söyleyecekler. Sizden para istemeleri kesinlikle yasak. Teklif ettikleri şeyin yasadığı olduğunu söyleyip yaygara koparabilirsiniz, sakın para vermeyin. Evet, nerede kalmıştık? Piramitleri uzaktan görmek bu deneyimin en güzel kısmı idi bana göre. Yakından göründüklerinden çok daha etkileyici görünüyorlar uzaktan. Biz açımızı değiştirdikçe piramitlerin görüntüsü de farklılaşıyor elbette. Önce arka arkaya imiş gibi görünen piramitler gittikçe birbirlerinden ayrılmaya başladılar. Kefren piramidinin olduğu bölgeye doğru geniş bir daire çizerek geri dönmüş olduk. Sırada Sfenks müzesi vardı. Müzeye girmek için girdiğimiz yere kadar tekrar yürümemiz gerekti. Bu sırada öğle saatine varmıştık ve heryer kalabalıklaşmaya başlamıştı. Müze deyince içeride sergilenen birşeyler var diye düşünmeyin, tapınağın içinden geçip Sfenks heykelinin olduğu yere yakından bakmış oluyorsunuz sadece. Bu bölgeden çıkarılan herşey Mısır Müzesi'nde Kahire'de sergileniyor. Sfenks'i geride bırakıp son durağımız olan Keops Piramidi'ne doğru yollandık. Keops Piramidi'nin çevresinde Güneş Teknesi Müzesi, Nefertiti'nin mezarı, birkaç küçük piramit ve bir de eski müze binası bulunuyor. Şu an müze binası kapalı. Neferteti'nin mezarına girilebiliyor. Piramitlerin içine girdiğinizde önce dar bir koridordan iki büklüm ilerliyorsunuz. Sonra lahidin bulunduğu küçük bir odaya ulaşıyorsunuz. Bu odaların içinde aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi büyük bir taş lahid bulunuyor. Mumyalar bu mezarlar içine konuluyor imiş. Şu an içleri boş tabii. Kefren ile Keops piramidi arasında Güneş Teknesi Müzesi yer alıyor. \"Güneş tekneleri, Antik Mısır mitolojisinde yeniden dirilen kralın Güneş Tanrısı Ra ile birlikte binerek cennette seyahat ettiği araçlar olarak biliniyor. Kral mezarlarının yakınındaki çukurlar içerisinde gömülü olarak bulunan güneş teknelerinin işlevi konusunda çeşitli teoriler bulunuyor. Bazı teorilere göre güneş teknelerinin firavunun cenaze merasiminde kullanıldığı, diğerlerine göre ise firavunun ölümden sonra öbür dünyada yapacağı seyahatleri için gömüldüğü düşünülüyor.\" Aktuelarkeoloji. com. tr sayfasından alıntı yapışmıştır. Son durağımız ise Keops piramidi. 19. yüzyıla kadar dünyanın en büyük yapısı olma ünvanını elinde tutmuş, dünyanın 7 harikasından biri, bir çok gizemi hala çözülememiş muhteşem yapı. Yakından bakınca koca bir taş yığını aslında. Keops'un da etrafında bir tur atıyoruz. Tur otobüslerinin çoğu yolcularını Keops'un arkasındaki otoparka bırakıyor. Bizim aracımızın turizm sertifikası olmadığından bu otoparka giremiyor, o yüzden ilk girdiğimiz yere geri dönmek zorundayız. Piramitlerin olduğu bölgeyi gezmemiz güneş altında 5 saati bulunca dönüşte bir araç ayarlayayım deyip faytona biniyoruz. 20 Mısır Pounduna bizi girişe değil de Sfenks heykelinin olduğu yere bırakıyor. Girişe kadar gitmesine izin yokmuş, \"o zaman niye aldın bizi be adam\" diyoruz ama bir faydası yok tabi. \"This is Egypt\". Son piramit kazığımızı yemesek olmazdı. Muhteşem bir yeri geride bırakarak Saqara Piramidi'nin olduğu bölgeye gitmek için aracımıza biniyoruz. Giza piramitlerinde geçirdiğim zamandan inanılmaz keyif aldım. Umarım gitmeyi hayal eden herkes bir gün piramitleri görür. Blogumdaki diğer Mısır gezi yazıları da ilginizi çekebilir. Gittiğim yerlerde geçen filmleri neden önemsediğimi kısaca anlatmak isterim önce. Özellikle Hollywood filmleri destinasyon pazarlamasının önemli mecralarından biri. Ürdün'de Petra, Kamboçya'da Angkor Wat, Mısır'da Piramitler Hollywood filmlerinde görüldükten sonra popüler olmuş yerler. Piramitlerde geçen filmler sayıca oldukça fazla, piramitlerde geçen derken içinde piramit geçen, Mısır'da geçen filmler demek daha doğru olacak sanırım. Piramitlerin popülaritesini zirveye taşıyan film 1981 yılında vizyona girmiş olan İndiana Jones filmidir. Raiders of the Lost Ark adıyla vizyona giren film bir çok kişinin Mısır'a gitme arzusu duymasını sağladı. Piramitlerde geçen filmler deyince akla ilk gelen film tabii ki The Mummy, Türkçe adı ile Mumya. 1999 yapımı film iyi gişe yapınca 2001'de The Mummy Returns, Mumya Geri Dönüyor çekildi. Bitmedi, 2008'de The Mummy Tomb of the Dragon Emperor adıyla serinin üçüncü filmi çekildi. 1998 yapımı Talos Mumyası, yine 1998 yapımı En İyi Özgün Şarkı dalında Oscar ödüllü alan The Prince of Egypty, 2002 yapımı meşhur çizgi film Asterix & Obelix: Mission Cleopatre, 2014'te vizyona giren Ritleyy Scott yapımı Exodus: Gods and Kings, 2016 yılının en yüksek bütçe ile çekilmiş filmi olan Mısır Tanrıları filmleri Mısır ve piramitlere olan ilgimizi artıran filmler olarak sayılabilir. 1950'lere gittiğimiz de Mısır'da geçen filmler görüyoruz ancak ben o kadar geriye gitmek istemedim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gocek-tekne-kiralama", "text": "Sıcak havalardan bunalmayan olmadığı gibi birçok kişi soğuk denizlere açılmak, plajın ve kumun keyfini çıkarmak ister. Özellikle içerisinde bulunduğumuz dönemde, serin sularda kulaç atarak düşüncelerden uzaklaşmak, herkesin hayalidir. Platin Yachting & Sailing ile hayallerinizi gerçeğe dönüştürme fırsatını elde edebilirsiniz. Üstelik Göcek tekne kiralama seçeneklerine bütçe dostu fiyatlarla sahip olabilirsiniz. Denize açılırken ev konforunu kaybetmeden tatilin keyfine varabilirsiniz. Dilediğiniz ülkenin mutfağını karaya ayak basmadan teknenizde tadabilirsiniz. Her şeyin isteklerinize göre olduğu bir tatili Platin Yatçılık sayesinde düzenleyebilirsiniz. Farklı modelde ve büyüklükte yat ve tekneleri tatiliniz için seçebilirsiniz. Kiralayacağınız tekne ve yat modellerinin özelliklerine ekleme yaptırarak daha özel ve kişisel bir tatil imkanına sahip olabilirsiniz. Seçtiğiniz tekne veya yat modeli hakkında bilgi sahibi olmak ve düzenleme önermek için Platin Yatçılık ile iletişime geçebilirsiniz. Müşterilerinin özel olduğunu bilen ve daha özel hissettirmeyi hedefleyen Platin Yachting & Sailing ile siz de özel bir tatil geçirebilirsiniz. Tekne ve yat kiralama seçeneklerine Tekne Kiralama üzerinden göz atabilirsiniz. Birçok insanın tekne ile denize açılma konusundaki tercihi tek gecelik ya da günlük seyahatler oluyor. Ancak, tekne ile birkaç günlük seyahat tatili çok daha keyifli bir deneyim sağlayabilir. Günlük gezilerde günün yorgunluğu atılamayabilir ve tekne seyahati sonrası eve dönme zorunluluğu bir hayal kırıklığına yol açabilir. Birkaç günlük tekne ve yat seyahatlerinde ise, güzellik uykunuzu teknede bulunan üst düzey konforlu yataklarda alabilirsiniz. Sabah uyandığınızda, eğlencenize ve tatilinize kaldığınız yerden güneşlenerek ve yüzerek devam edebilirsiniz. Tekne seyahatlerinde denize açıldıktan sonra durmak mümkün. Bu sayede, tekneden suya atlayış yaparak eğlenceli yüzme aktivitesini gerçekleştirebilir, ardından yorgunluğunuzu yeniden tekneye çıkıp bir şeyler atıştırarak giderebilirsiniz. Dalgıç takımlarınızı yanınıza alarak tekneden suya inip dalış gerçekleştirebilirsiniz. Deniz üstündeyken birçok aktiviteyi gerçekleştirebilirsiniz. Üstelik, konforunuzdan ödün vermeden tatil keyfinin tadına varabilirsiniz. Bilgisayarınızdan çalışarak deniz üstünde konforlu şekilde para da kazanabilirsiniz. Özel hissetmek için başkalarını beklemeden, kendinize özel davranabilirsiniz. Platin Yatçılık ile şimdi irtibata geçerek hayatınızın en mutlu günlerini erkenden planlayabilirsiniz. - Yemek yeme alanları ve mutfak - Tam donanımlı bar - Arzunuza göre jakuzi imkanı - İstekleriniz doğrultusunda jet-ski - İstekleriniz doğrultusunda tercih ederseniz size hizmet edecek bir mürettebat - LED TV - DVD - Müzik ve ses sistemi Platin Yatçılık müşterisi için en özelini ve konforlusunu düşünerek tatil imkanlarını geliştirir. İhtiyaç duyabileceğiniz her türlü ekipman ve eşya ihtiyacınızı kiralanan tekne ve yatlarda bulunduramaya özen gösterir. Konfor kimse için bir lüks değildir. Kendinizi rahatlatmak ve keyifli bir tatile çıkmak için Platin Yachting & Sailing ile iletişime geçerek istediğiniz tekne veya yatı kiralayabilirsiniz. Kiralanan yat ve teknelerin fiyatları her zaman müşterinin mağdur edilmemesi göz önünde bulundurularak belirlenir. Bütçenize uygun ve her bütçeye uygun yat ve tekne kiralama seçenekleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için Platin Yatçılık ile iletişime geçebilirsiniz. Fiyatlar, müşterilerin kiralama kapsamında arzu ettiği ekstralara göre değişiklik gösterir. Örneğin jet-ski bulunmasını isterseniz, makul fiyatlarla kiralamaya eklenen ekstra ücret ile gerçek bir deniz tatilinin keyfini çıkarabilirsiniz. Banyolar, kiralanan tekne ve yatlarda bulunmaktadır. Ayrıca jakuzi dahil etmek isterseniz, sizin için özel olarak kiraladığınız tekne veya yata jakuzi eklenecektir. Platin Yatçılık için tüm müşterileri özeldir ve müşterilerin özel isteklerine daima önem verilir. Kiralayacağınız tekne ve yat seçenekleri ile ilgili olarak, farklı istek ve arzularınız olduğunda, bu istekler daima yerine getirilir. Her insan biriciktir ve ultra konforlu yat veya teknelerimizden kiralayarak ne kadar özel olduğunuzu kendinize hatırlatabilirsiniz. Platin Yatçılık ile Göcek dahil olmak üzere birçok farklı adada, gözlerden ırak bir tatil geçirebilirsiniz. Arzu ettiğiniz müziği son ses açarak insanlar tarafından rahatsız edilmeden güneşlenebilirsiniz. Yalnızca birlikte olmak istediğiniz insanlarla denizde başka bir hayat kurabilirsiniz. Her isteğinizin yerine getirildiği ve sevdiğiniz her şeyin bir arada olduğu bir tatil hayal edin. Platin Yatçılık sayesinde bu hayali gerçeğe dönüştürerek, hayallerinizi gerçekleştirebilirsiniz. Oldukça uygun fiyatlarla dilediğiniz süre kadar tekne ve yat kiralayabilirsiniz. Ödenecek tutar sizin ne kadar zaman geçirmek istediğinizle orantılıdır ve deniz üstünde geçirdiğiniz güne göre fiyat hesaplaması yapılmaktadır. Dilerseniz 1 dilerseniz 5 gün, yalnızca istediğiniz gibi olabileceğiniz bir tatile sahip olabilirsiniz. Sadece mutlu ve eğleniyor hissedeceğiniz, stresten ve gerçeklikten uzak bir tatile sahip olabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gokova-akyaka", "text": "Akyaka-Gökova göz alıcı doğaya, masmavi koylara ve muhteşem kumsallara sahip Muğla'nın Ula ilçesine bağlı cennet beldelerimizden. Gökova Körfezi, birbirinden güzel koylar ve adalar ile harika bir dinlenme imkanı sunan Akyaka-Gökova, yakın zamanda tatile çıkma planı olanlar için tam da aradıkları seçenek olabilir! Üstelik ucuz uçak bileti bulma şansınız daha yüksek, çünkü bu iki beldeye hem Bodrum hem de Dalaman havalimanları üzerinden ulaşılabiliyor. Türk Hava Yolları, Pegasus, Sun Express, Anadolu Jet gibi birçok havayolu şirketi her iki havalimanına da uçuş sağlıyor. Eğer spor tutkunuysanız, Akyaka-Gökova tam size göre! Bölge, yazları körfezin rüzgarlı olmasında dolayı kiteboard için ülkemizdeki popüler yerlerden biri. Daha az adrenalin tercih edenler için Azmak Nehri'nde rafting ya da motor gezintisi yapabilir, ya da sadece nehir kenarındaki birbirinden sevimli restoranlarda soluklanarak tatilinizin tadını çıkarabilirsiniz. Akyaka-Gökova çılgın tatil anlayışının dışında, doğa ile iç içe, huzurlu bir tatil geçirmek isteyenler için doğru adres. Pegasus uçak bileti kampanyalarını takip ederek çok ucuza gidebileceğiniz Gökova'da unutulmaz bir tatil sizi bekliyor. - Sakartepe'de alabildiğine uzanan muhteşem Gökova Körfezi manzarası eşliğinde, Çınar Plajı'nın serin sularında, Akyaka Plajı'nın muhteşem denizinde, hele o tropikal havasıyla büyüleyici Boncuk Koyu'nda doğanın ve güneşin tadını doyasıya çıkarabilirsiniz! - Lacivert Koy'u, harika sahiliyle İncekumKumsalı'nı görün. - Sedir Adası'na ise mutlaka uğrayın! Kleopatra Plajı'nın o muhteşem kumlarına tanık olun. Hem bedenen, hem de ruhen dinlenebileceğiniz bir tatil için, çok gecikmeden uçak bileti ayarlamaya başlayın! Online bilet satışlarını takip ederek en ucuz uçak bileti fırsatlarından birini yakalayabilirsiniz. Akyaka-Gökova dinlendirici havası ve olağanüstü doğası ile, tatil severleri bekliyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/golden-circle-izlanda-gezilecek-yerler", "text": "İzlanda'ya gelen herkesin görmeden dönmediği yerlerin başında Reykjavik'e yakın, ulaşması kolay ve görülecek pek çok aktivitenin olduğu Golden Circle geliyor. Bu çemberin içinde gayzerlerden şelalelere, krater göllerinden termal tesislere kadar görülecek pek çok yer var. Hatta İzlanda'ya kısa süreli gelenler bu rotayı yapıp dönüyorlar, böylece İzlanda'da gezilecek yerlerin, ana aktivitelerin pek çoğuna dahil olabiliyorlar. Golden Circle ekstra aktivitelere katılmazsanız bir gün içinde tamamlayabileceğiniz bir rota. Golden Circle genellikle başkent Reykjavik'ten başlıyor. Golden Circle rotası üzerinde yapılabilecek pek çok aktivite görülecek çok yer var ama ana durakları; Thingvellir Ulusal Parkı, Geysir, Gullfoss ve Hot Spring Bölgesi olarak söylemek mümkün. Biz bir haftalık İzlanda seyahatimizin sonuna Golden Circle'ı bıraktık. Tüm İzlanda'yı dolaştıktan sonra burada gördüklerimizden, ilk kez görenler kadar etkilenmemişizdir eminim. Ama burada öyle bir deneyim yaşadık ki, hayatımızdaki en özel deneyimlerden biri oldu. Onu da ayrıca anlatacağım. İzlanda deneyimimizi bu linkteki videodan izleyebilirsiniz. Videoyu beğendiyseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Golden Circle rotasında görülecek ana durakların başında Thingvellir Ulusal Parkı geliyor. Burası Kuzey Amerika kıta ana karası ile Avrupa kıta ana karasının kırılarak ayrıldığı yarığın olduğu yer, bu yarığa Silfra adı veriliyor. Yarığa yukarıdan bakabileceğiniz gözlem noktası, yakından bakabileceğiniz izleme noktası park içinde yer alıyor. Bu parkın bir özelliği de dünyadaki ilk parlamentonun M. S. 930 yılında Vikingler tarafından burada toplanmış olması. Bu özellikleri ile Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Silfra yarığı dünyadaki en önemli 10 dalış noktasından biri olma özelliğini taşıyor. Bizim için özel olmasının nedeni de bu. Eşim 10 yıldır dalış yapıyor, dünyada pek çok yerde dalış yaptı. Burada dalış yapmak onun hayallerinden biri idi. Bu kadar özel bir noktada dalış yapmak beni de çok heyecanlandırdı ancak bu dalış için kuru elbise sertifikasına sahip olmanız gerekiyor. Benim sertifikam olmadığı için ben şnorkel yaparken, eşim dalış yaptı. Bu deneyimin detaylarını Silfra Deneyimi yazımda görebilirsiniz. - Ulusal Park girişi ücretsiz. - Otoparkın ücretli olduğu söylenmişti ancak bizden para isteyen olmadı. - Ulusal park içindeki tuvaletler ücretli, zaten İzlanda'da tuvaletlerin çoğu ücretli, 200 ISK. - Park girişinde bir ziyaretçi merkezi var, orada yapılacak aktiviteler hakkında bilgi alabilirsiniz. - Park Rejkjavik'ten araçla yaklaşık 1 saat mesafede. Biz sonbaharda gittiğimiz için renkler yeşilden turuncuya dönmeye başlamıştı, harika bir renk cümbüşü idi. Gideceğiniz mevsime göre farklı hallerini görebilirsiniz. Gayzer kelimesi Golden Circle üzerinde yer alan gayzerden adını almış. İzlanda'nın sembollerinden biri haline gelmiş olan bu gayzer Golden Circle'ın önemli duraklarından biri. Haukadalur vadisi üzerinde bir büyük, pek çok irili ufaklı olmak üzere gayzerlerin bulunduğu bir alan burası. İzlanda'da bu dünyadan değilmiş duygusu veren pek çok yer var. Burası da o yerlerden biri. Silfra'dan gayzerin bulunduğu yer yaklaşık 35km. Yol üzerindeki tabelaları ve tur otobüslerini takip ederek buraya ulaşabilirsiniz. Bütün İzlanda seyahatim boyunca gördüğüm en kalabalık yer burası olabilir. Vadide büyük gayzer dışında uzun bir yürüyüş patikası var da. Biz dalış üstüne buraya geldiğimiz için uzun yürümek istemedik, sadece sıcak su kaynaklarını ve gayzeri görüp yolumuza devam ettik. En büyük ve en yükseğe su püskürten gayzerin adı Strokkur. Bu gayzer 5-10 dakikada bir aşağıdaki basınca dayanamayıp yukarıya su püskürtüyor. Bazen yüksek, bazen alçak tamamen şansınıza. Biz birkaç küçük bir de büyük püskürmeyi yakaladık. Strokkur'un çevresi bu şov nedeniyle çok kalabalık oluyor. Fotoğraflarda insansız görmeye alıştığımız yerleri gerçekten tenha çekmek istiyorsanız sabah erken saatlerde gelmenizi öneririm. - Gayzer bölgesine giriş ücretsiz. - Girişte bir ziyaretçi merkezi var, otopakı ve tuvaletleri de ücretsiz. Gayzerden sonraki durağımız 10 km yakındaki Gullfoss oldu. Gullfoss İzlanda'daki en meşhur şelalelerden biri. Golden Circle içinde yer alması nedeniyle çok sayıda ziyaretçi çekiyor ve gerçekten bu ilgiyi hak ediyor. Farklı katmanlarda kırılması ile kat kat bir şelale Gullfoss. Foss İzlanda dilinde şelale demek, bütün şelaler foss ile bitiyor bu nedenle. Gullfoss çevresinde çok sayıda seyir terası var. Şelalenin daha yakınındaki teraslar sizi sırılsıklam ıslatırken şelaleyi yukarıdan gören teraslar büyük resmi görmenizi sağlıyor. Çok yorgun olmamıza rağmen bütün seyir noktalarını tek tek dolaştık, tavsiye ederiz. Gullfoss'un özel bir hikayesi var, size biraz da ondan bahsetmek istiyorum. İzlanda'da turistik noktaların hepsinde detaylı açıklamalar yer alıyor. Sadece bölgeye dair bilgiler değil, eğer o bölgede geçen efsaneler varsa onlara da yer vermişler ki bu benim çok hoşuma gitti. Gullfoss'un hikayesini de bu bilgi panolarından öğrenmiş olduk. 20. yüzyıl başlarında Gulfoss'un olduğu yere bir hidroelektrik santrali yapılmak isteniyor. O bölgede ailesi ile birlikte yaşayan ve babasının çiftliğinde çalışan Sigriour Tomasdottir adlı kadın, önce resmi yollarla santral inşaata engel olmaya çalışıyor ancak avukatlar başarıya ulaşamayınca, kendisini öldürmekle tehdit ederek santral inşaatına engel oluyor. İzlanda'daki ilk doğa aktivistlerinden biri sayılıyor. Sonrasında da bu bölgeye gelen yabancılara rehberlik yaparak bölgenin tanınmasına katkı sağlıyor. Hikayesini şelalenin alt girişinde fotoğrafı ile birlikte görebilirsiniz. - Şelaleye giriş de ücretsiz. - Şelaleye yakın iki otopark var, alt otopark girişinde Gullfoss Otopark diye yukarıyı gösteriyor ama aldanmayın. Üstteki giriş mağaza ve restoranların olduğu yer, ziyaretçileri oraya yönlendirmeye çalışmışlar. Alt girişte otopark hem daha tenha hem de şelaleye daha yakın. Secret Lagoon: Blue Lagoon'dan sonra en ünlü kaplıca. Burası da Blue Lagoon gibi ücretli. Yetişkinler için fiyatı 2800 ISK yaklaşık 22euro. jooveldisb rinn: Burası bir çiftlik, internetten bulmuştum ve vaktimiz olursa gideriz demiştik ama vakit kalmadı 🙂 İzlanda'nın gizli kalmış cennetlerinden, çim çatılı çiftlik evleri ile tarihte bir yolculuk. Rotanızı buraya uzatmak isterseniz, değerlendirilebilir. Kerid Krateri: Krater ağzı göl haline gelmiş bir krater burası, biz yol boyunca pek çok kratere çıktığımız için uğramadık. Ama sadece Golden Circle rotasını yapacaksanız görseniz güzel olur. - İzlanda'da araç kiralama - İzlanda gezi maliyeti - İzlanda'da konaklama - İzlanda Keflavik Havaalanı - Silfra yarığı dalış ve şnorkel deneyimi - İzlanda Golden Circle Rotası gezilecek yerler - İzlanda Ring Road Rotası gezilecek yerler - İzlanda gezi rehberi"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gruppal-selanik-kavala-turu", "text": "Tatil videolarının sana yeni tatillerin kapısını açacağını söylesem ne dersin? Haydi durma, videonu paylaş Selanik-Kavala tatilini kap! Son zamanlarda tatil fotoğrafları kadar tatil videolarını da bolca görmeye başladık. Düşlediğiniz tatillerin doğru adresi sloganıyla online turizm sektörüne yön veren Gruppal tur şirketi, işte bu tatilde çektiğiniz videoları ödüllendiriyor. Tatil anılarınız bir köşede kalmasın, size yeni tatillerin kapısını açsın istiyorsanız benim de jürisinden yer alacağım bu kampanya tam size göre. Tatil videonuzu #gruppal ve #tatilveben hashtagleri sosyal medya hesaplarınızdan paylaşın, çift kişilik Selanik Kavala turu kazananlar arasına katılın. Yarışmaya katılmak için tek yapmanız gereken telefonunla kameranla fotoğraf makinenle çektiğin tatil videonu sosyal medya hesaplarından #gruppal ve #tatilveben hashtagleri ile paylaşmak. Jüride benimle birlikte Çelebi Alper, Geziyorum. net ve Uzakrota da yer alıyor. Birlikte her ayın en iyi tatil videosunu seçeceğiz. Videolarınızı değerlendirebilmemiz için profilinizin herkese açık olması ve Gruppal sosyal medya hesaplarını takip etmeniz gerektiğini de unutmayın! Detaylar için Gruppal'ın yarışma sayfasına tıklayın. Paylaştığı videosu \"en iyi tatil videosu\" seçilmeyenler üzülmesin! Yıl boyunca sürecek olan yarışmada her ay kazanma hakkınız var! Yeter ki yeni ve eğlenceli videolar yüklemeye, paylaşmaya devam edin. Gruppal Tatil Jürisi sizi de tatile götürebiliriz!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gumushane-santa-harabeleri", "text": "Türkiye'de gezilecek yerler deyince aklınıza son gelecek yerlerden biri herhalde Gümüşhane'dir. Halbuki Karadeniz Yaylalarının hemen arkasında, maden açısından olduğu kadar kültürel açıdan da zengin bir şehir olan Gümüşhane, hem coğrafik hem de bilinirlik açısından Trabzon'un gölgesinde kalmış. Gümüşhane il sınırlarında yer alan Santa Harabeleri ise kelimenin tam anlamıyla gizli kalmış bir cevher! Kafkaslar yolculuğumun Doğu Karadeniz bölümünde sadece Santa Harabelerini görmek için Gümüşhane'ye geçtim, bu yazımda gizli cevher Santa Harabeleri hakkında bilmedikleriniz yer alıyor! Santa Harabeleri'ni sosyal medyada görüp mutlaka görmem gereken yerler listeme almıştım. Benim her yolculuğum bir hayalle başlıyor, Santa yolculuğum da gördüğüm birkaç fotoğrafına peşine düşerek başladı. Kafkaslar seyahati rotama aslında Gümüşhane'yi dahil etmemiştim. Ancak Trabzon'daki yaylalar çok dikkatimi çekmeyince o bölgedeki tarihi, kültürel yerlere yöneldim. Bu yönelmenin sonunun Santa Harabeleri'ne çıkması da kaçınılmaz oldu. Yazının başında yol tarifi yapmam aslında ama bizim Santa Harabeleri'ne varışımız başlı başına bir hikaye olduğu için önce bu kısmı anlatmak istedim. Taşköprü Yaylası'ndan sonra ise, 10km'lik bir toprak yol var. Şu an yol kötü olsa da hummalı bir yol çalışması var, muhtemelen yakın zamanda tamamlanmış olacak. Biz kendi aracımızla gittik, bu nedenle toplu taşıma imkanı var mı bilmiyorum. Ancak Taşköprü Yaylası oldukça hareketli görünüyor, Santa'ya olmasa da bu yaylaya minibüs geliyor olabilir, araştırmakta fayda var. Buradan da 10km Santa Harabelerine güzel bir yürüyüş yapılır. Taşköprü'den sonra yoğun bir sis çökmesine rağmen, geçtiğimiz vadinin ne kadar güzel olduğunu anlamamıza sis dahi engel olamadı. Vadi'nin bir yanında koyu yeşil çam ormanları, bir yanı dağ çiçekleriyle kaplı otlak. Tepelerden akan sular, çam ormanlarını yara yara vadinin dibindeki derelere ulaşıyor. Ara sıra durup fotoğraf molası versek de sisten dolayı çektiklerimiz vadinin güzelliğini anlatmaya yetmez, yetmedi. Santa Harabelerine 1 km kaldı kalmadı, sis yükseldi ve Santa Köyü taş evleri, kiremit çatıları, kilisesi ile birden karşımıza çıkıverdi. Beklediğim an buydu ve beklediğime sonuna kadar değdi. Köyden çıkınca bir köprü geçeceksiniz sola dönmeyin sağa dönün, solda yol çalışması var dedi, halbuki soldaki yolun çok az bir bölümünde yol çalışması varmış ve çok daha düzgün bir yolmuş. Biz amcanın tarif ettiği sağdan giden yolu takip ettik, yol demeye şahit isteyen bir dağ yoluna girdik. Navigasyon böyle bir yolun varlığını reddetmiş, sulara bata çıka, sora sora çıkış yolunu bulduk ancak Araklı'ya ulaşmamız 4 saat sürdü. Gümüşhane'nin turizm sitesinde Karaca Mağarası'nın olduğu hat üzerinden Santa Harabelerine ulaşım olduğu yazıyor. Ama sorduğunuzda kimsenin bu yolun varlığından haberi bile yok. Yolun 40'km lik bölümü yapılmış olsa da kalan yaklaşık 40km'lik bölümü çok bozukmuş, burada bir yol çalışması var. KAraca Mağarası ve İmera Manastırı'na giden yol gayet güzel yapılmış, bu yolun devamında Santa'ya bağlanacak olan yol muhtemelen birkaç yıla kalmaz bitmiş olur. Hem Gümüşhane hem Maçka yönünden Santa'ya doğru yapılan yollar \"yeşil yol\" projesi kapsamında. Bütün Karadeniz Yaylaları'nı birbirine bağlaması planlanan bu yol umarım bu güzelim yaylaların sonu olmaz. Santa Harabeleri'ndeki ilk yerleşimin kime ait olduğu bilinmemekle birlikte 17-19. yüzyıllar arasında en parlak dönemini yaşamış buradaki şehir. 5000 nüfusa sahip şehir yedi mahalleden oluşuyormuş ve her mahallenin en az bir kilisesi, her sokağın bir çeşmesi varmış. Kız ve erkek öğrenciler için ise okullar bulunuyormuş. Tek katlı taştan yapılmış binaların çoğu hala sağlam. Rum Ortodokslar burada mübadele dönemine kadar yaşamışlar. Bölgedeki zengin maden kaynaklarından dolayı bu bölgeye yerleşmiş olduklarını düşünülüyor. Rumlar bölgeyi terk ettikten sonra buraya Türkler yerleşmiş. Taş evlerin çoğunda yerleşim var. Bu bölge koruma alanı olduğundan evleri aslına uygun olarak korumak zorundalar. Köyde karşılaştığımız ve bize orman yolunu tarif eden amcaya \"buları Rumlar mı yapmış?\" diye sorduğumuzda Rumlar yapmış ama sonra Türkler yapmış gibi garip bir cevap verdi. Halbuki Türklerin yaptığı birkaç yeni ev, buranın dokusuna uygun olmadığı için yıkım kararı alınmış. Vadinin içindeki bu yerleşim henüz çok az bilindiğinden Santa Harabeleri'nin olduğu bölgede otel, pansiyon benzeri birşey yok. En yakın konaklama imkanı 10km ötedeki Taşköprü Yaylası'nda. Çadırınız varsa, köyün içinde tarihi evlerin arasında bir çeşmenin yanına çadır kurabilirsiniz. Burada uyanmak eminim harika olur. Köyün içinde bir köy bakkalı varmış ama yaz dönemi köyde yerleşik insanların çoğu yaylaya çıktığı gibi, o da yaylada imiş. Bu nedenle köyde yiyecek, içecek, abur cubur bulma imkanınız da yok. Çadırda kalacaksanız dahi tedarikli gelmeniz iyi olur. Karadeniz Bölgesi'ne gelmek için en az yağmurlu olan sezon Ağustos ayı. Haziran ve Temmuz'da gelmenin güzelliği ise bütün yayların rengarenk çiçeklerle dolmuş olması. Yağmur ve sisi göze alıp Haziran-Temmuz aylarında gelirseniz botanik bahçesini andıran yaylaların tadını sonuna kadar çıkarabilirsiniz, biraz ıslanmaktan zarar gelmez. Santa Harabeleri henüz keşfedilmemiş bir cevher! Çok yakında, yeşil yol da açılınca buralara akın akın insan gelecek. Henüz bakir ve zarar görmemiş iken gerçekten tarih, doğa ve kültür ile ilgilenenlerin arayıp, yolları aşıp bulduğu bir yer burası. - Kafkaslar Seyahati Hazırlıkları - Adını Kirazdan Alan Şehir Giresun, Giresun'da gezilecek yerler - Gizli Kalmış Cevher Santa Harabeleri - Gizemli Trabzon Manastırları - En Güzel Rize Yaylaları - Artvin Yaylaları"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-afrika-gezi-rotasi", "text": "Güney Afrika, yıllardır gitmeyi planladığım ama hep bir aksilik olup gidemediğim bir rota idi. 2011'de otelleri bile ayarlamışken son dakikada gidememiştim mesela. Aylar öncesinden biletini aldığım Güney Afrika seyahatimin zamanı geldi çattı. 2013'te ise biletimi erken aldığım için Türk Havayolları'ndan uygun fiyatla İstanbul-Capetown gidiş, Capetown-İstanbul dönüş olacak şekilde kampanyalı bir bilet yakaladım. Güney Afrika gezi rotası üzerinde çalışmak için çok vaktim olmadı, genel olarak görmek istediğim yerleri belirledim, sadece ilk gün Cape Town için hostel rezervasyonu yaptırdım ve akışına bıraktım. Cape Town'da hosteldeki ilk günümde rotam üzerinde çalışırken hostelde kalan ve tur rehberliği yapan bir Güney Afrikalı ile tanışıp Güney Afrika rotamı son haline getirdim. - Seyahatim Cape Town'dan başlıyor. Cape Town'dan günübirlik Cape of Good Hope gezisi, Masa Dağı, Nelson Mandela'nın hapis yattığı Robben adası ve Stellenbosh bölgesine şarap tadımı - Mevsimini yakalarsanız sahilden balinaların göçünü izleyebileceğiniz Hermanus, - Deve kuşları ile ünlü Oudtshoorn ve ona yakın Cango Cave, - Maymun ve kuşları doğal ortamında görebileceğiniz Monkeyland, - Dünyanın en yüksek köprü atlaması noktası olan Bloukrans köprüsü ve onun yakınındaki Stormsriver kasabası ile Tsitsikamma Ulusal Parkı, - Okyanus ve sörf sevenlerin ilgisini çekebilecek Plettenberg (ben gitmeden 1 gün önce turistlere köpek balığı saldırdığı için sahil kapalı idi, sörf yapamadım), - Güney Afrika'da gördüğüm en romantik şehir Knysna, - Güney Afrika'nın en büyük fil popülasyonun yaşadığı Addo Elephant Park. Güney Afrika'daki bu rotanın büyük bir kısmını Bazbus ile yaptım. Güney Afrika'da ulaşım yazımda detaylarını görebilirsiniz. 16 günlük Güney Afrika gezimin maliyeti 2013 verileri ile 2051 usd olmuştu. Detaylar yazı detayında yer alıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-afrika-seyahati-maliyeti", "text": "Güney Afrika seyahatinden döner dönmez yoğun bir iş temposuna girince, Güney Afrika ile ilgili çok az yazı yazmıştım. Bugünlerde Güney Afrika seyahatimin kaç liraya mal olduğunu sorunlar olunca, eski hesaplarıma geri dönüp Güney Afrika seyahati maliyeti yazımı yazayım dedim. Güney Afrika'ya Ekim'de gitmiş olmama rağmen uçak biletlerimi Şubat ayında almıştım. Bu nedenle ucuz uçak bileti ile uçmuş oldum. Ucuz dediysem yine de 1807 TL civarı idi. Dolar karşılığını hatırlayamadım. Aktivitelerden kasıt, içinde Bungee Jumping de var köpek balığı dalışı da, müze girişleri de... Yani işin en zenkli kısmı gördüğünüz gibi en büyük kalemi oluşturuyor. Ulaşım kaleminin 290USD'si orada şehirlerarası ulaşım için kullandığım Bazbus'ın. Otel olarak gezimin tamamında hostellerde kaldım. Genellikle 12-15USD arası değişiyordu fiyatları ama kalitelerinin çok yüksek olduğunu söylemeliyim. Normalde çok az incik boncuk hediyelik alırım gittiğim yerlerden ama bu defa abartmışım 🙁 Çok güzellerdi dayanamadım 🙁 Bir sonraki gezilerde bu kalemi azaltmam şart. Tüm Güney Afrika gezi yazılarım için tıklayın. Aktiviteler için harcanan paraya helal hoş olsun derim ben de. Ulaşım maliyetleri de yüksekmiş. Ulaşımı 2 hafta hergün birşehirden diğerine hareket halindeydim diye düşün. Zamana yaysan daha ucuza gelir. İnternet hiç ucuz değil orada. Önce hat+internet parası ödedim (kaç GB olduğunu hatırlayamadım şimdi: , son gün yetmedi 10USDlik daha aldımdı. Sadece CapeTown ve yakın yerler için bir hafta yeterli olur. Günübirlik Ümit Burnu, Minik bir safari ve Şarap Yolu'na turlarla gidebilirsin. CapeTwown ve çevresinde güvenlik sorunu yok. Gece dışarı çıktığında dikkatli olman yeterli. Zaten yazımı okumuşsunuz, günlük bütçe için fikir vermiştir. iyide sizin yazdığınız bütçe ile benim düşündüğüm çok farklı ben sadece 3 şey yapıcam gezmek, yemek, kalmak ve bunlarıda sizin gibi yapmayı düşünmüyorum örneğin sadece açlıktan ölmemek için en ucuz yemekler dışarda yatmamak için en ucuz otel ve gezmek içinde taksi değilde otobüs veya yürüme gibi şeyler yapıcam sizinki ile benimki kesinlikle farklı siz 7 şeye para harcıyor iken ben 3 şeye harcıyorum ve harcadığım o 3 şey de sizinkinden baya bir farklı o yüzden size ne kadar tutar diyorum keşke sağlıklı bir yanıt verseydiniz. Ben de sizin beklediğiniz gibi gezmedim, o yüzden sorunuza da istediğiniz cevabı vermem mümkün değil. Burası bir blog ve kişisel deneyimlerimi paylaşıyorum. Sizin gibi gezenleri bulup onlara sorarsanız daha \"sağlıklı\" cevaplar bulabilirsiniz. Benim rotamda Johannesburg yoktu, Güney Afrika rotamı bu bağlantıdan görebilirsiniz. Güvenlik sorunu olduğu, hava karardıktan sonra dışarda kalınmaması gerektiğini ben de okumuştum. Aslinda 2 gece johanesburg 2 gce durban 3 gece cape town düşünüyordum ama oliyunca sokakta gezilmez aksam 5 ten sonra otelde oturum vb seyler farkli bir plana itiyor. Gidilesi bir yermidir. Güvenlik siz ordayken nasildi problem yasadinizmi. Hangi sehirleri gordunuz ulaşım nasil taxilere bile guven olmiyor yaziyor. Kendi dilleri var ama sömürge zamanından kalma Dutch bilinme oranı yüksek. Merkezi yerlerde İngilizce iletişim kurmanız mümkün. Bungy Jumping'i Cape Town'da yapmadım. Storms River denen bir kasabada yaptım. Maliyet hesabınıza onu da eklemeniz lazım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-afrikada-mutlaka-gorulmesi-gereken-yerler", "text": "Güney Afrika benim favori ülkelerimden biri. Bu güzel ülkeye gitmeyi planlayanlar için Güney Afrika'da mutlaka görülmesiz gereken yerler konusunda önerilerimi bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar. Bir ülke düşünün; ülkenin bir yanı Atlas Okyanusu diğer yanı Hint Okyanusu'na bakıyor, sıcak iklim penguenlerini de, büyük beyaz balinayı da filleri ve zürafaları da doğal ortamlarında görebileceğiniz yerleri var, tropik ormanları da var, geniş safari düzlükleri de, Dünyanın en güzel şaraplarını ürettikleri şarap rotası da var, insanların fakirlik içinde yaşadıkları teneke mahalleleri de. İşte tüm bunları birkaç saatlik mesafelerde göreceğiniz bir ülkeye gidiyoruz bugün: Güney Afrika, Afrika kıtasının en güney ucu! Türkiye'den Güney Afrika'nın en büyük şehirleri olan Cape Town ve Johannesburg şehirlerine direk uçuş var. Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Türk Vatandaşları'ndan vize istemiyor oluşu da bir diğer avantajı. Yani tek yapmanız gereken biletiniz almak. Güney Afrika denince belki de ilk akla gelen yerlerin başında Kruger Ulusal Parkı gelir. Bu park dünyanın en meşhur safari parkları arasında yer alır. Johannesburg'dan 4 saat kadar sürüş mesafesinde yer alan park, Big Five yani büyük beşliyi tek bir yerde görebileceğiniz nadir parklardan biridir. Basit kamp alanlarında lüks otellere kadar pek çok konaklama seçeneği ve safari seçeneğinden bütçe ve zevkinize uygun olanı seçerek parkı gezebilirsiniz. Güney Afrika'nın haklı olarak en popüler şehri. Bugüne kadar Cape Town'a gidip de orada yaşama isteği duymayan biriyle henüz karşılaşmadım. Burası Güney Afrika'nın en Avrupalı şehri aynı zamanda. İngiliz ve sonrasında Hollanda sömürgesinde kalan ülkeye Avrupa kuralları ve düzeni hakim. Bunun en güzel örneği de Cape Town. Doğal güzellikleri ve şehir hayatı ile baş döndürücü bir şehir. Muhteşem Masa Dağı, zengin çeşitliliği ile Botanik Bahçesi, harika gün batımı için Lion's Head Tepesi, Mandela'nın da hapis yattığı Roben Adası, müslüman mahallesi olan Bo-Kaap, penguenleri görmek için Boulder Sahili, Afrika'nın burnu Cape Point, limanı, plajları ve daha sayılacak pek çok yeri ile mutlaka listede ilk sıralarda olmalı. Güney Afrika'nın şarap üreticisi olan bölge harika şarap rotaları ve pek tabii şarapları ile dikkat çekiyor. Çok sayıda şarap bağına ister turlara katılarak isterseniz münferit olarak ziyaret edebilir, şarap tadımı yapabilirsiniz. Şarap bağlarının göz alıcı güzelliğinden bahsetmeme gerek yok sanırım. Güney Afrika'da en çok yapılan rotalardan biri Garden Route. Cape Town'dan araba kiralayan gezginler okyanus kıyısı boyunca birbirinden güzel kasabalardan geçerek 200 kilometrelik bu rotayı yapıyorlar. Bu arada Güney Afrika'da trafiğin bize göre tersten aktığını da hatırlatayım. Garden Route üzerinde benim en sevdiğim kasaba ise Storms River, burada aynı zamanda bir de ulusal park var. Park içinde ise dünyanın en yüksek köprü atlama noktası olan Bloukrans Köprüsü yer alıyor. Romantik şehir Knysna, deve kuşları ile meşhur Oudtshoorn ve ülkenin en meşhur mağarası olan Cango Mağaraları, ve sürfçülerin uğrak noktası Plettenberg rota üzerindeki diğer önemli duraklar. Hermanus Güney Afrika'nın en ilginç şehirlerinden biri, benim de favori şehirlerim arasında. Şehrin kendi güzelliğinin yanı sıra her yıl Haziran-Aralık ayları arasında göç eden, dünyanın en büyük canlısı olan büyük beyaz balinalarını sahilden veya tekne turları ile izleyebileceğiniz dünyadaki nadir yerlerden biri burası. Dünyada yine nadir deneyim noktalarından biri Cape Agulhas, Hint ve Atlas Okyanusu'nun birleştiği veya kesiştiği yer. Garden Route rotanıza başlamadan burayı görmenizi şiddetle öneririm. Bu listeye Johannesburg'u koysam mı koymasam mı diye iki kez düşündüm. Ancak gerçek Güney Afrika ruhunun da burada yattığını düşünüyorum. Nelson Mandela'nın büyüdüğü mahalleler bir yanda bir yanda gösterişli Sun City. Güney Afrika'da ziyaret edebileceğiniz çok sayıda ulusal park, safari parkı, köpekbalıkları ile dalış gibi çılgın aktiviteler, deniz kıyısında ruhunuzu dinlendirebileceğiniz kasabalar, Durban gibi hareketli şehirler ve çok daha fazlası var. Oraya kadar gitmişken bir kaç ülke daha göreyim derseniz ülke sınırları içinde Lesotho ve Swaziland adında 2 bağımsız ülkecik de var. Güney Afrika'da mutlaka görülmesi gereken yerler listesini hazırladığınıza göre artık en iyi sezonu belirleme zamanı geldi. Güney Afrika malum güney yarımkürede, bizde kış iken orada yaz. Kış aylarında yazı yaşamak için iyi alternatiflerden biri. Ancak benim önerim balina göçü gibi nadir rastlanan olayları kaçırmamak için oranın ilkbahar bizim sonbahar dönemimizde gitmeniz olur. Afrika'nın bütün doğal ve kültürel güzelliklerini deneyimlerken Avrupa standartlarında seyahat etmek isterseniz Güney Afrika'dan daha iyi bir seçenek düşünemiyorum. Bu yazının kısa bir versiyonu Skyroad Dergisi Ocak 2020 sayısında yayınlanmıştır. Tüm Güney Afrika gezi yazılarım için tıklayın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-afrikada-ulasim", "text": "Güney Afrika seyahatinizin uzun ya da kısa olmasına göre Güney Afrika ulaşım seçenekleri değişkenlik gösterir. Tamamen kendi tecrübelerime dayanarak önerilerimi sıralayacağım. 1. Benim gibi BazBus kullanabilirsiniz. Özellikle yabancı sırtçantalı gezenlerin tercih ettiği bir ulaşım şekli. BazBus ile ilgili ayrıca bir yazı yazmak niyetindeyim. 2. Tren yollarının çok geniş bir ağ olmayabilir, gitmeden önce gezilecek rotaya göre araştırma yapmanda fayda var. Açıkçası ben hiç tren kullanmadım. Güney Afrikadaki tren seçenekleri için bu linkten bilgi alabilirsiniz. 3. Özellikle zencilerin kullandığı ve çok ekonomik olan onlarını taksi dediği minibüsler var. Ben bir kez bindim ama çok güvenli olmadığı söylendi, ben bir sorun yaşamadım. BazBus ile kıyaslandığında gerçekten çok ucuzlar. 4. Araç kiralayabilirsiniz, araç kiralama epey uygun. Eğer uzun süre yolda olma niyetiniz varsa size esneklik ve zaman kazandırır. Ben tek başıma seyahat ettiğim için, daha fazla sosyalleşebilmek adın BazBus'ı tercih ettim. Umarım Güney Afrika ulaşım seçenekleri hakkında biraz olsun fikir verebilmişimdir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-amerika-gezi-rotam-hola-inka", "text": "Şili'den başlayan, Atacama çölü üzerinden Bolivya'ya geçen, Bolivya'dan da Titicaca gölü üstünden Peru'ya geçen rüya rotam Peru'nun başkenti Lima'da son bulacak. Rotam ana hatlarıyla ve nerede kaç gün kalacağımın taslak planı ile artık hazır. Bir ara geçiş uçak biletim ve ilk 1-2 gün kalacak yerimi de ayarlayınca tam anlamıyla gitmeye hazır olacağım. Heyecanlı mıyım, \"EVEEEEET, hem de çokkkkk\". Aslında niyetim uzun süreli ücretsiz izin alıp oralara kadar gitmişken 2-3 ay en az gezmekti ama bu sefer sadece 23 gün ile yetineceğim. Taslak planımı gitmeyi düşünenler için gün gün aşağıda paylaşıyorum. Umarım başka gitmek isteyenlere de örnek olur. Her türlü öneri ve tavsiyeye açığım, şunu ekle bunu çıkar, yetişmez ki yetişir yetişir gibi yorumlarınızı bekliyorum! Geri sayım başladı 30 gün sonra yoldayım!!!!! Not: Bu rota tamamen değişti, Amazonlara da gittim. Güncel Güney Amerika rotası için tıklayın. huacachina ve paracas national park var Peru'da, ozellikle 1. sini siddetle tavsiye ederim. İlker öneri için çok teşekkürler. Ica'ya gitme nedenim Huacachina'ya gidebilmek, günübirlik birşey yapacağım. Ben güvenlik konusunda hiç sorun yaşamadım. Buradaki önemli nokta, güvenlik uyarılarına dikkat etmek. Kalacağınız otelden o bölgenin güvenlik konusundaki durumunu kolayca öğrenebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-amerika-sehayatim-icin-sirt-cantamda-neler-var", "text": "Götürmeyi düşündüğüm ne varsa çalışma odamda yere yayıyorum, aklınıza gelebilecek, olur olmaz her şey burada... Elektroniklerden iç çamaşırlarına kadar... O yüzden her seyahatimden önce bir yaygı fotoğrafımı görüyorsunuz 🙂 Sonra \"gerçekten yolda ihtiyacım olanları\" ayıklamaya başlıyorum. Sonrası kolay, en az kullanılanlar en alta, en çok kullanılanlar en üste modeli ile çantamı yerleştiriyorum. Bu arada biliyorum ki neredeyse her gün çantanın altını üstüne getireceğim. Neredeyse bütün eşyalarım seyahat tipi olduğu için mümkün olan en hafif çantayı kendime hazırlıyorum. Güney Amerika seyahatim için seçtiğim sırt çantasını merak edenler için bir önceki yazımda anlatmıştım. - Malum 50+10 sırt çantası ile yola çıkacağım - Sırtımda çanta varken pasaport ve parama sahip çıkabilmek için halk arasında asker çantası denen minik bir boyna asılabilir çanta. - Bunun yanında şehir içinde ya da kısa mesafelerde gezerken kullanmak için küçük sırtçantamı da alıyorum. Bu çanta minicik top oluyor, açılınca 15lt'lik bir sırtçantasına dönüşüyor. - Ayağımda bilekli bir trekking ayakkası ile yola çıkacağım. - Kaldığım hostellerde dolanırken giymek için otel terliği, uzun mesafe uçuşlarda havayolu firması da verebiliyor - Yanımda sıcak zamanlar için sandaletim olacak. Başka da ayakkabım yok 🙂 - Kontrol noktalarından geçerken ötmesin ve hafif olsun diye kumaş kemer. - 3-4 tane buff, yazlık, kışlık, kırmızı, yeşil. Kullanmaktan en keyif aldığım aksesuarlarım. - Şili-Bolivya sınırındaki krater göllerinde ve amazonlarda suya girme ihtimalim olduğu için bikini. - Tabii ki yeter sayıda iç çamaşırı ve çorap - 1 polar yelek - 1 kaz tüyü en hafif ve en az yer kaplayanından mont, kışa gitmeme rağmen kalın mont taşımayı düşünmüyorum. Bunlarla idare edeceğim. - 1 rüzgar kesici denen kalın ceket - Yağmurluk - 2 uzun kollu tshirt - 2 kolsuz tshirt - 2 kısa kollu tshirt - 1 yazlık, 1 kışlık outdoor pantalon, 1 de kot pantalon. - Gece ya da üşüdüğümde pantalonun içine giymek için 2 tayt. - Şampuan - Nemlendirici krem - 50 ve 30 faktörlü güneş koruyucularım - Diş fırçası & macunu & ipi - Roll-on ve parfüm - Islak mendil, kağıt mendil - Yara bandı - Saç fırçası, saç tokası, saç jölesi - Banyo lifi - En miniğinden makyaj malzemesi - Bepanthene krem/merhem - Lasonil - Antibiyotik tablet ve merhem - Ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar - Vitamin - Yara bandı - Sinek/böcek ısırıkları için afterbite - Off sinek kovar sprey ve bileklik - Su olmaması durumuna karşı temizlik jeli - Saç kurutma makinası - Fotoğraf makinası - GoPro ve monopodu - Tablet - Yeter sayıda SD kart - Telefon, fotoğraf makinası, gopro ve tableti aynı anda şarj edebilmek için USB priz. - Şarj kabloları - Seyahat tipi 2 tane havlu. Aslında 1 havlu yeter ama bende saç çok olduğu için ancak yetiyor. - Kulak tıkacı - Şişme yastık - Uyku tulumu - Yapıştırıcı ve bant - Güneş gözlüğü - Kilitli poşet - İsviçre çakısı - Birkaç çeşit ip - Telefonu sudan korumak için kılıf - Hostellerdeki dolapları kitlemek için kilit - Tabii ki pasaport - Ehliyet - Rehber kitap ve notlarım - Otel ve uçak rezervasyonu çıktıları - Konsolosluk telefonları - Yeter miktarda nakit ve hesap kartları Banyo lifi, jöle, saç kurutma makinesi, roll-on, deodorant seyahat çantamdan çıkardıklarımdan. Tayt 1 adet yetebilir, laundry bulabileceğini umuyorum. Outdoor pantolon fermuarlı paçalı 1 tane olaymış iyiymiş. Çantayı alt üst etmemek için çeşitli o günlerde lazım olmayacak şeyleri poşede koyup sırt çantasına koyuyorum, böylece hostelde o poşet dipte durmaya devam ediyor. Outdoor pantalonun yazlık olanı şort oluyor ama biri ince biri kalın, zaten çok az yer kaplıyorlar. Afterbite'i decathlon'dan almıştım. Sinek ısırdıktan sonra sürüyorsun, kaşıntı ve kabarmaya engel oluyor. Heyecan ve ilgi ile okuduğum bir yazı oldu bu. Bayanlar için çanta hazırlamak, yer sıkıntısı yüzünden bazı eşyalardan feragat etmek oldukça zor. Bende sizin gibi ilk iş eşyaları göz önü bir yere yaymak ile başa çıkabiliyorum. Sadeliğe önem vermeniz sayesinde güzel bir çanta hazırlamışsınız."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-amerika-seyahati-ilk-adim", "text": "Machu Picchu hayalim sonunda gerçek oluyordu. Güney Amerika sehayati için ilk adımı atıp uçak biletimi almış ve kabaca bir plan yapmıştım. Bazı pürüzler vardı hatırlarsanız. Öncelikle iznimi bir türlü organize edemiyordum. Neredeyse 6 ay süren pazarlıklar sonucunda 23 gün izin almayı başardım. Ramazan bayramını içine alan 3 haftalık bir seyahat için hazırım artık! Peru'ya gitmenin en zor kısmı mesafenin uzun, uçuş sayısının az, dolayısıyla biletlerin pahalı olması. Ben yakaladığım kampanyalı bilet sayesinde, İstanbul-Paris-Santiago -Lima gidiş dönüş uçak biletini 4.150TL gibi bir rakama halletmiş oldum. 3 yerine 2 aktarma isterseniz bilet fiyatı 5000TL civarına yükseliyor. Bu arada hiç aklımda yokken planıma Şili de girmiş oldu. Gidişte 2 gün Santiago'da geçirecek şekilde aldım biletlerimi. Her önemli seyahatimin bir hashtagi var, bu geziminki de #holainka. Neden derseniz, İnka medeniyetine doğru bir yolculuk olacağı için. - 18 Temmuz Cuma akşamı İstanbul'dan yola çıkıyorum. Önce Paris'e oradan da Santiago'ya uçuyorum. - 19 Temmuz Sabah 08:00'de Şili'deyim. - 19 Cumartesi ve 20 Pazar'ı Santiago'da geçirdikten sonra Pazar akşamı Lima'ya uçuyorum. Santiago-Lima arası 3.5 saat sürüyor. - 9 Ağustos'a kadar Peru ve Bolivya'da gezebildiğim kadar çok geziyorum. - 9 Ağustos sabahı tekrar Lima'dan Santiago'ya dönüyorum. - 9 Ağustos'ta Santiago'dan Paris'e geri dönüş. - 10 Ağustos'ta da Paris'ten İstanbul'a. Bütün zamanı sonuna kadar kullanıyorum. Hiç bir günüm boşa gitmiyor. Uçak saatlerim bu açıdan harika oldu. Çok teşekkür ederim Merve güzel dileklerin için."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-amerika-seyahati-sirt-cantasi-secimi", "text": "Seyahatlerimde mümkün mertebe çok az eşya ile yollarda olmaya özen gösteriyorum. Abbas'ı tanıyanlar bilir 37 litrelik, minik şirin bir sırtçantası ile idare ediyorum aslında. Güney Amerika seyahatimde ise görünen o ki Abbas bana yetmeyecek. 3 haftalık Güney Amerika sehayatimde kış mevsimine gitsem de oraların kışı tam kış değil, ancak çöl geçişleri ve yükseklik nedeniyle de gece -15 dereceye kendimi hazırlamam da lazım. Farklı sıcaklıklar demek, kalından inceye kıyafet, yağmurluk, mont, kalın çorap gibi ihtiyaçlar demek. Bunlar da sırt çantasında çok yer kaplayan eşyalar ne yazık ki 🙁 Dolayısıyla sırt çantası seçimi benim için kritik önem taşıyor. Öcelikle 50-60 litre civarı bir sırt çantası ihtiyacı ortaya çıktı. Tabii ki omuz ve bel destekleriyle beni yolda en az yoracak cinsten bir sırt çantası seçimi yapmam gerek. Neden 50-60 lt derseniz, aslında uzun bir seyahat için 50 lt çok ideal bir sırt çantası boyutu, ama dönüşte yanınızda bir şeyler getirmek isterseniz ekstra 10 lt oldukça rahat ettirebilir. Bu tarz sırt çantası dediğiniz meretler 120 TL ile 550 TL arasında geniş bir fiyat bandında ne yazık ki. Ve ben zaten bir sürü masraf yapmışken yeni bir çanta alma fikri çok hoşuma gitmedi. - Sevgili komşum ve ne zaman ihtiyacım olsa yardımıma koşan sevgili Kadir Pirasoğlu North Face sırt çantalarını kullanabileceğimi söyleyince çok sevindim. Önce onlara bir baktım. Ama biri 45, diğeri de 60+15 litre olunca ikisi de tam uymadı 🙁 - Bir diğer opsiyonum ise, ekonomik olması açısından Decathlon'un kendi markası olan Quechua marka çantalarına 50 ve 60 litre olanlarına bakmaktı, baktım ama yol uzun, risk almalı mı emin olamadım. - Uzun zamandır gözümde olan ama bir türlü paraya kıyıp alamadığım DEUTER ACT LITE 50+10 ya da 45+10 modelini almak, kırmızısı da pek güzel hani 🙂 - Sonunda ne mi yaptım? Sevgili kankam Aydan bana Millet 50+10luk sırt çantasını verdi 🙂 Böylece ekstra masraf yapmaktan kurtulmuş oldum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-amerikada-23-gun-gezi-rotam-holainka", "text": "|Volcan Licancabur'dan sonra sınır geçişi yapılacak. Atacama'ya gün ortası varmış olacağım. Bu günün akşamüstü uçakla Santiago'ya geçilebilir ya da ertesi sabah. süper bir rota olmuş. Uygun Bilet bulabilirsem bende gitmek istiyorum. Mesajını aldığımdan beri durup durup gözlerim doluyor. Senin gibi yüreği zengin bir insan tanıdığım için ne kadar şanslı olduğumu tekrar anladım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guney-amerikaya-gitmeme-neden-olan-5-yer-holainka", "text": "Benim her yolculuğum bir hayalinden peşinde başlar. Güney Amerika seyahatine çıkarken ise hayallerim bir değil çoktu. Hayallerimi süsleyen mutlaka görmek istediğim 5 farklı yer vardı. 1) Peru, Nazca şekilleri: Nazca insanlarının hala gizemi tam olarak çözülememiş bu şekilleri görmeyi çok istememe rağmen ne yazık ki kum fırtınası nedeniyle göremedim, tekrar gitmek için mazeretim var artık. 4) Bolivya ya da Peru'da Amazonlar : Güney Amerika'ya gitme planımla birlikte Amazonlar da hayallerimin arasına girmişti. Son günlere kadar gidip gidemeyeceğim netleşmese de programıma Bolivya daha fazla uyduğu için orada Pampas ve Jungle turları ile tadını çıkardım ama Amazonlara mutlaka tekrar gidilmeli. Belki başı belki sonu belki ortasından en kısa zamanda. 5) Bolivya, Uyuni Bölgesi: Dünyanın en yüksek tuz gölü ve sonrasındaki dağlar, çöller, gayserler, göller... tek kelimeyle muhteşem 4 gün geçirdim. Kolay kolay aynı yere tekrar gitmek istemem ama buraya bir gün tekrar gitmeyi çok isterim. Mutlaka gezilmesi gereken yerler listesinde olmali, umarim bizlerde gezme imkani bulabiliriz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guneydogu-anadolu-bolgesinde-gezilecek-yerler", "text": "Ülkemizde gezilecek görülecek çok yer, keşfedilmeyi bekleyen yüzlerce hatta binlerce kültürel cevher var. Bu cevherlerin ilk sırasında medeniyet tarihinin başlangıç noktası olduğu kabul edilen Göbeklitepe'ye ev sahipliği yapan Güneydoğu Anadolu Bölgesi yer alıyor. Kıymeti çok bilinmeyen, kültürel, doğal ve gastronomik olarak birbirinden güzel alternatifler sunan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde gezilecek yerler ve en iyi GAP turu rotaları bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Öncelikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde hangi illerimiz var onları özetleyip, ondan sonra da il il gezilecek yerler önerilerimi sıralayacağım. Bölge illeri; Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Kilis, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak. İlleri sıralayınca eminim aklınıza şimdiden çok popüler ziyaret noktaları geldi bile. O zaman harf sırasıyla ilerleyelim. Adıyaman, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin kuzeyde Malatya, batı ve kuzeybatısında Kahramanmaraş, güneybatısında Gaziantep, güneyinde Şanlıurfa, doğusunda ise Diyarbakır ile çevrilidir. Adıyaman deyince akla ilk gelen yer elbette Nemrut Dağı olsa da il sınırlarında görülecek pek çok yer vardır. - Nemrut Dağı - Karakuş Tümülüsü - Pirin Antik Kenti - Arsemia Ören Yeri - Cendere Köprüsü - Besni Burç Kaya Mezarları - Gölbaşı Tabiat Parkı - Mor Petrus ve Mor Paulus Kilisesi - Gazihan Dede Mesire Alanı - Yüzen Adalar - Mahmut Ensari Türbesi - Sahabe Safvan Bin Muattal Türbesi - Adıyaman Kalesi - Adıyaman Müzesi - Kahta Kalesi - Gerger Kalesi 1990 yılında Türkiye'nin 72. ili olan Batman, batısında Diyarbakır, güneyinde Mardin, doğusunda Siirt ve Bitlis, kuzeyine Muş illeri tarafından çevrelenmiştir. Batman denince akla ilk gelen yer şüphesiz ki sular altında kalan kültür varlığımız Hasankeyf'tir. - Hasankeyf Ören Yeri - Zeynel Bey Kümbeti - Hızır Bey Camii - Mor Kiryakus Manastırı - Kozluk / Hezo Kalesi - Mor Aho Manastırı - Rabat Kalesi - Beksi Kalesi - Kandil Kalesi - On Kemerli DDY Köprüsü - Pertükan Kalesi - Diyarbakır Kalesi - Hevsel Bahçeleri - Suriçi Mahallesi - Malabadi Köprüsü - Gazi Köşkü - Hazreti Süleyman Camii - Şeyh Mutahhar Cami - Dicle Köprüsü - Hasan Paşa Hanı - Deliller Hanı - Sülüklü Han - Çermik Kaplıcaları - Birkleyn Mağaraları - Ulu Camii - Behram Paşa Camii - Mesudiye Medresesi - Diyarbakır Arkeoloji Müzesi - Ziya Gökalp Müzesi - Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi - Diyarbakır Kültür Evi - Saint George Kilisesi - Surp Giragos Ermeni Kilisesi - Surp Sarkis Kilisesi - Meryem Ana Kilisesi - Hilar Mağaraları Sıra geldi ülkemizin gastronomi başkenti diyebileceğimiz Gaziantep'e. Gaziantep'e bir değil bin kez gitsem sıkılmam, görecek çok yer, tadacak çok lezzet var ne de olsa. Gaziantep güneyde kendisinden ayrılarak il olan Kilis, batıda Osmaniye, kuzeyde Kahramanmaraş, kuzeydoğuda Adıyaman ve doğuda Şanlıurfa ile çevrelenmiş, bölgenin Akdeniz Bölgesi ile sınırı olan ili. Gaziantep'te gezilecek yerler listesi oldukça uzun, buraya özel bir blog yazım da var, dilerseniz ona da göz atabilirsiniz. - Gaziantep Kalesi - Savaş Müzesi - Bakırcılar Çarşısı - Hamam Müzesi - Arkeoloji Müzesi - Zeugma Müzesi - Tahmis Kahvesi - Etnoğrafya Müzesi - Zincirli Bedesten - Bey Mahallesi - Gümrük Han - Tütün Hanı - Şire Han - Hışva Han - Milleti Hanı - Bayazhan - Emine Göğüş Mutfak Müzesi - Oyuncak Müzesi - Devrialem Para Müzesi - Şahinbey Milli Mücadele Müzesi - Yesemek Açık Hava Müzesi - Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi - Gorgo Medusa Cam Eserler Müzesi - Hamam Müzesi - İslam Bilim Tarihi Müzesi - Zeugma Antik Kenti - Halfeti - Rum Kale - Tilmen Höyüğü - Düllük Antik Kenti - Karkamış Antik Kenti - Sakçagözü Şelalesi 1995 yılında Türkiye'nin 79. ili olan Kilis, doğu, kuzey ve batısında Gaziantep ile çevrelenmiş, güneyinde ise Suriye ile komşudur. Minik bir il olmasına rağmen gezip görülecek yerler bakımından zengin, asıl zenginliği ise mutfağı demeden de olmaz. - Ravanda Kalesi - Salih Ağa Kasteli - İşpir Paşa Kasteli - Fellah Kasteli - Kürdağa Kasteli - Nemika Kasteli - Eski Hamam - Hoca Hamamı - Paşa Hamamı - Hasan Bey Hamamı - Tuğlu Hamamı - Kilis Evi - Neşet Efendi Konağı - Oylum Höyük Köyü ve Mozaiği - Aidesim Mozaikli Bazalikası - Talha ve Zübeyr Türbesi - Şeyh Mansur Türbesi - Ulu Camii - Akıncı Konağı - Tarihi Hükümet Konağı - Mardin Müzesi - Mardin Eski Şehir Sokakları - Ulu Camii - Bakırcılar Çarşısı - Kasimiye Medresesi - Sakıp Sabancı Müzesi - Zinciriye Medresesi - Latifiye Camii - Darius Konağı - Mor Benham Kilisesi - Şatana Ailesi Evi Eski PTT - Kayseriyye Bedesteni - Hatuniye Medresesi - Olgunlaşma Enstitüsü - Deyrulzeferan Manastırı - Nusaybin Mor Yakup Manastırı - Midyat Konuk Evi - Midyat Beyaz Su - Midyat Mor Gabriel Manastırı - Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi - Kızıltepe Dunaysır Köprüsü - Dara Antik Kenti - Ulu Camii - Veysel Karani Türbesi - Deliklitaş - Tillo Kalesi - İrun Kalesi - Kalatül Üstat Kalesi - Derzin Kalesi - İncekaya / Kormas Kalesi - Botan Vadisi Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin güçlü, kadim ve büyük şehirlerinden bir diğeri olan ve Gaziantep gibi Kurtuluş Savaşı'nda gösterdikleri kahramanlıklar sayesinde \"Şanlı\" ünvanını alan Şanlıurfa hem gezilip görülecek yerler hem de gastronomi açısından zengin bir şehir. Kuzeyinde Adıyaman, batısında Gaziantep, doğusunda Mardin ve kuzeydoğusunda Diyarbakır olan şehrin en uzun sınır komşusu ise güneyindeki Suriye. - Balıklı Göl - Mevlid-i Halil Camii - Halil-ür Rahman Camii - Ulu Camii - Fırfırlı Cami İki Havari Kilisesi - Şanlıurfa Kalesi - Hz. Eyüp Sabır Makamı - Tarihi Bakırcılar Çarşısı - Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi - Halepli Bahçe Mozaik Müzesi - Halfeti - Savaşan Köyü - Göbeklitepe Ören Yeri - Harran Ören Yeri - Birecik Kelaynak Üretim Çiftliği - Soğmatar Antik Kenti - Finik Kalesi - Kasrik Kaya Kabartması - Ali Han Ağa Evi - İdil Mor Dodo Kilisesi - İdil Meryem Ana Kilisesi - İdil Mağara Köyü - Güçlü Konak Belkıs Ana Kaplıcası - Cizre Kalesi - Cizre Ulu Camii - Cizre Kırmızı Medrese - Cizre Abdaliye Medresesi - Cizre Mem u Zin Türbesi - Cizre Nuh Peygamber Türbesi - Cizre Uludere Şelalesi - Cizre Yafes Köprüsü - Cizre Hamidiye Kışla Binası - Cizre Ensari Evi - Cizre Sitti Nefis Pınarı - Cizre Ciddeyt Değirmenleri - Beytüşşebap Zümrüt Kaplıcası - Uludere Beyaz Köprü - Silopi Nuh Nebi Cami Ve Medresesi - Cudi Dağı - Asrık Boğazı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde gezilecek yerler yazımda buraya kadar il-il gezilecek görülecek yerleri eksikler olarak listelemeye çalıştım. Sıra geldi Türkiye'nin en önemli gezi rotalarından bazılarını içeren bu harika liste içinden seçim yaparak en iyi gap turu rotasını belirleyemeye. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak size bazı önerilerde bulunacağım. Eğer zamanınız kısıtlı ise, 3-4 günden fazla zaman ayıramam derseniz, GAP turu için aşağıdaki 1 ve 2 numaraları rotalar sizin için uygun olacaktır. Başlangıç yeri aynı şehir olacak şekilde başlayıp araç kiralayarak buraları gezebilirsiniz. Eğer zamanınız genişse 5-6 gün hatta daha fazla zaman ayırabilirim diyorsanız aynı şekilde başlangıç yeri aynı olacak şekilde 2. rota önerisini araç kiralayarak yapabilirsiniz. - GAP Turu Rotası: Gaziantep > Şanlıurfa > Adıyaman - GAP Turu Rotası: Diyarbakır > Batman > Mardin - GAP Turu Rotası: Gaziantep > Şanlıurfa > Adıyaman > Diyarbakır > Batman > Mardin Bu bölgeye kendiniz gitmek, araç kiralama, rota çıkarma gibi konularla uğraşmak yerine bir tura dahil olmak isterseniz Buradatur. com sitesinde yer alan Gap Turu listesine göz atabilirsiniz. Farklı süre ve rota seçenekleri ile pek çok alternatiften size uygun birini mutlaka bulursunuz. Uzun süredir blogunuzu takip ediyorum. Çok Faydalı bir makale olmuş. Gerçekten ülkimiz bir cennet kiymetini bilmek lazim.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/gunubirlik-erciyes-kayak-gezisi", "text": "Kar sevenlerden misiniz, yoksa ben yaz insanıyım kara hiç gerek yok diyenlerden mi? Ben bahar insanı olsam da kışı da karı da çok severim. İstanbul'da kar görmek artık hayal olmuşken her yıl kışı ve karı doya doya yaşayabileceğimiz bir yerlere seyahat planı yapıyoruz. Yine bir ucuz uçak bileti kampanyası yakalayıp Kayseri'ye aylar öncesinde uçak bileti almıştık. Kayseri'ye gider, günübirlik Erciyes kayak gezisi yapar, bir gün de Kayseri'yi gezeriz demiştik. Zaman geldi, yılın ilk ve son kar tatilini yapmak üzere İstanbul'dan sabah 06.25 uçağı ile Kayseri'ye uçtuk. Erciyes kayak gezisi yapmayı düşünenler için çok faydalı olacağını düşündüğüm bir yazı hazırladım, keyifli okumalar! Kayseri'ye kadar gelmişken Kapadokya programı yapmayı da düşünmenizi öneririm. Detaylar için Kapadokya'da gezilecek yerler yazıma bir göz atın. Hafta sonu Kayseri gezimiz ve Erciyes kayak deneyimine dair videomuzu aşağıda izleyebilirsiniz. Kayseri Havaalanı'ndan Erciyes Kayak Merkezi'ne ulaşmak için oldukça fazla seçeneğiniz var. Kayseri Havaalanı ile Erciyes Kayak Merkezi arası sadece 27 kilometre ancak dağa tırmanış, buzlanma ve sık sık eds olması nedeniyle araçlar hızlı çıkamıyor. Bu yazıda geçen fiyatların 2020 yılına ait olduğunu unutmayın! - Kayseri Havaalanı'ndan 07:50, 08:50, 09:50, 10:50, 11:50, 12:50, - Erciyes Kayak Merkezi'nden 14:00, 15:00, 16:00, 17:00, 18:00. Bir diğer önemli konu bu otobüs seferleri kışın yoğun sezonda yapılıyor, bu nedenle eğer bu seçeneğin kullanacaksanız mutlaka önceden bilgi almanızda fayda var. Kayseri Havaalanı'ndan şehir merkezine taksi 30-35 TL tutuyor. Erciyes'e 100 TL'den az olmayacaktır. Bu nedenle taksi seçeneğini çok tavsiye etmiyorum. Kayseri Havaalanı'ndan araç kiralamak da bir seçenek. Uluslararası araç kiralama firmaları olduğu gibi yerel firmaları da bulabilirsiniz. Tüm kiralama seçeneklerini görmek için Rentalcars. com adresini ziyaret edebilirsiniz. Bir arkadaşımızın önerisi ile tanıştık Gökay Suva firması ile. Firma sorumlusu Abdurrahman Bey herkesin kankası olmuş. Kayseri'ye gelmeden önceki hafta içi arayıp uçuş saatimizi verip sabah havaalanından Erciyes'e, akşam da Erciyes'ten otelimize olacak şekilde transfer ayarladık ve kişi başı 35 TL ödedik. Gökay Suva firmasının irili ufaklı pek çok araçları var, gelen kişi sayısına göre küçük minibüslerden büyük midibüslere kadar farklı araçlar sürekli servis yapıyor. Bu hizmeti sağlayan başka firma sanırım yok, oraları oldukça domine etmiş firma. Otel konaklamasından, kayak kiralamaya, ski pass almaya kadar farklı konularda da hizmet isterseniz yardımcı oluyorlar. Erciyes Kayak Merkezi, Türkiye'deki en eski ve en iyi donanıma sahip kayak merkezleri arasında yer alıyor. Kayak merkezi Kayseri şehir merkezine 25 km mesafede yer alıyor. Erciyes Dağı zirvesi 3916 metre yüksekliğinde, kayak tesisleri ise 2150 metre ile 3400 metre aralığında yer alıyor. Erciyes Kayak Merkezi'nde çok sayıda pist yer alıyor ve pistlerin eğimleri %10 ile %50 arasında değişiyor. Yani en acemisinden en tecrübelisine kadar her türlü kayakçı ve boardcuya uygun pist seçeneği var. Tekir Kapı pisti, servis araçlarının yolcularını bıraktığı ve aldığı nokta. Dolayısıyla burası en kalabalık pist. Ayrıca Tekir pistinin kolay olması da bunda önemli bir etken. Erciyes Kayak Merkezi'nde sezon tabii ki kar yoğunluğuna bağlı. Ancak normal şartlarda Erciyes'te kaymak için en uygun zaman Aralık-Nisan ayları. Kayak sezonu 15 Kasım gibi açılıp 1 Mayıs gibi kapanıyor. Erciyes'e sadece kaymak için değil bisiklet, ultra maraton ve yürüyüş için gelen ziyaretçiler ise yıl boyu bu güzel dağın tadını çıkarabilir. Erciyes'e kaymaya geldiğinizde her türlü malzemenizi kiralayabilirsiniz. Kayaktan boarda, eldivenden kaska, monttan pantalona aklınıza ne gelirse. Bu nedenle malzemem yok diye üzülmeyin. Biz kayak ve boardu yine öneri üzerine Tekir Pistinde yer alan Zümrüt'ten 120 TL'ye kiraladık ama dönerken farkettik ki Zirve'de ve diğer mağazaların çoğunda 70 TL imiş. Çok fena kazık yemiş olmanın acısıyla Kayseri merkezine döndük. Kaymadığınız zamanlarda belediyenin tesisleri bir kayak merkezine göre epey ucuz. Sucuk ekmek 17 TL. Ayran, su, çay 2-3 TL gibi. Uludağ'daki yeme-içme fiyatları ile kıyaslayınca neredeyse bedava diyeceğim. Aşağıdaki tabloda Erciyes Kayak Merkezi'nde 2019-2020 skipass dediğimiz bilet fiyatlarını görebilirsiniz. Listeden de göreceğiniz gibi 7 çıkış almak çok mantıksız oluyor. O yüzden biz de 14 çıkış aldık. Aldığınız bileti sınırsız kişi için kullanabiliyorsunuz. En son 10 yıl önce kaymıştım sanırım, epeyce hamlamışım, bize 1 gün yetti. Ama seneye daha fazla kayalım diye sözleştik kocamla. Karda olmak, kayakla boşlukta ilerlemek çok keyifli. Her spor dalında olduğu gibi mutlaka pratik yapılması gerekiyor. Türkiye'deki tüm kayak merkezleri listesi yazıma da göz atın. Aslında ülkemizde çok alternatif var kayak yapmak için. Davraz, Saklıkent, Uludağ... Kayseri'de kaymadım ama şehir merkezinde 3 gün kalıp 2 kilo alıp döndüm. Yemekler o kadar güzel ki, insan ne yiyeceğini şaşırıyor. Seneye kış için plan yapıyorsunuz herhalde. @gokaytours ailesi olarak blogunuzda bizede yer verdiginiz icin cok tesekkur ederiz.. Güzel anılar biriktirmek icin tekrar bekleriz.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guvenli-bir-ucak-yolculugu-icin-dikkat-etmemiz-gerekenler", "text": "Korona virüsü hayatımıza girdiğinden bu yana hayatımız çok değişti. Planladığımız seyahatleri iptal etmek zorunda kaldık. Yeni seyahat planları yaparken tereddüt eder olduk. Yavaş yavaş \"yeni normal\" hayatımıza dönüyoruz. Yurtiçi uçuşlar pek çok noktaya başladı, yurtdışı uçuşlar da yakın zamanda yeniden başlayacak. Peki, yeni normalde uçak yolculuklarında nelere dikkat etmeliyiz? Bu yazıda, güvenli bir uçak yolculuğu için; uçuş öncesi, havaalanında ve uçuş sırasında dikkat etmemiz gerekenler konusunda detaylı bir liste hazırladım. Herkesin kafasında pek çok soru işareti olduğunun farkındayım. Uçağa binmek güvenli mi? Uçakta virüs kapar mıyım? Seyahat öncesinde veya sırasında dikkat etmem gereken neler var? Hes kodu almam gerekli mi? Seyahat izni almam gerekli mi? Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Yeni normal hayatımızda güvenle seyahat edebilmek için umarım kafanızdaki sorulara cevap bulabilmişimdir, keyifli okumalar! Bu dönemde seyahat planlaması yaparken ilk yapmanız gereken HES kodu almak. HES yani Hayat Eve Sığar kodu almadan herhangi bir yolculuk yapmanız mümkün değil. Yurtiçi veya Türkiye'den yurtdışına giden bütün yerli ve yabancı yolcular HES Kodu almak zorunda. Hes kodunuzu; Hayat Eve Sığar mobil uygulaması üzerinden, SMS ile veya e-devlet üzerinden alabilirsiniz. HES kodunuzu aldıktan sonra uçak biletinizi havayolu şirketinin mobil uygulaması veya internet sitesinden alabilirsiniz. Eğer HES kodunuz yoksa bilet satın alamıyorsunuz yani kod zorunlu. HES kodu kullanılmasının nedeni, herhangi bir Covid-19 pozitif veya karantina durumu olan kişilerin uçağa alınmasını önlemek. Böylece uçaktaki diğer tüm yolcuların sağlığını korumak. Bu konuda tüm yolcuların en üst seviyede hassasiyet göstermesi gerekiyor. HES kodu alma konusunda daha detaylı bilgi için buraya tıklayın. Uçuş öncesi ile ilgili bir diğer önemli notum da, seyahat çantanızı hazırlarken çantanız ve çantanıza yerleştirdiğiniz eşyaları mümkünse dezenfekte ederek hazırlamanız. Ayrıca, havaalanına gidene kadar çantanızın farklı yüzeylere temas edeceğini öngörerek yanınızda mutlaka antibakteriyel mendil veya dezenfektan bulundurarak çantanızın sık dokunduğunuz kısımlarını temizlemeniz ve/veya eldiven kullanmanız iyi olacaktır. Tekrar etmeye gerek var mı bilmiyorum ama kişisel hijyeninize en üst seviyede dikkat etmeniz, havaalanına gelirken sürekli maske takmanız ve hatta yanınızda yedek maske bulundurmanız sağlığınız açısından çok önemli. Tek kullanımlık kumaş maskelerin kullanım süresi 4 saat ile sınırlı bu nedenle havalimanına gidiş, alanda geçireceğiniz süre ve uçakta geçireceğiniz süreyi göz önüne alarak maske bulundurmanızı öneririm. Yeni dönemde dikkat etmeniz gereken bir başka nokta; uçuş öncesi korona için alınan ek önlemler nedeniyle havaalanına uçuşunuzdan en az 3 saat önce gitmeniz. Check-in işlemleri; iç hat uçuşları için tarifeli kalkış saatinden en az 60 dakika ve dış hat uçuşlarında ise 75 dakika önce sona ereceğini unutmamak ve ona göre zamanında havaalanında olmak kritik. Böylece son dakikacıların yarattığı kalabalıktan da kurtulmuş olursunuz. Havalimanındaki insan temasını en aza indirmek adına, uçuşunuzdan önce kontuarda check-in yapmak yerine, online check-in yaparak daha güvenli ve konforlu şekilde uçuşunuza hazırlanabilirsiniz. Uçuş öncesinde Türk Hava Yolları'nın hazırlamış olduğu güvenli seyahat standartları sayfasını incelemeniz de çok faydalı olacaktır. Havaalanına geldiğinizde hem havaalanı yönetimi hem de havayolu şirketlerinin pek çok konuda önlem aldığını göreceksiniz. Havalimanında pek çok noktadaki dezenfektanlar ile kişisel hijyeninizi sağlayabilir, mümkünse ellerinizi sık sık yıkayarak yolculuk öncesi varsa mikroplarınızdan kurtulabilirsiniz. Havalimanı içinde maske takmak zorunlu, bu nedenle yolculuk öncesi uyarılarımda belirttiğim üzere yanınıza mutlaka yedek maske alın. Sosyal teması en aza indirmek için havalimanı içinde 1,5 metre kuralına uymanız gerekiyor. Sıra beklerken veya uçağınızı beklerken bu konuda hassasiyet göstermelisiniz. Online check-in yapmanızı önermiştim ama yapmadıysanız, havalimanındaki check-in kontuarları yerine, insan temasını en aza indirmek için kioskları kullanabilirsiniz. Kontuarlara gitmeniz gerekirse, tüm masalarda siperlikler yerleştirilmiş durumda. Ayrıca tüm çalışanlar siperlik ve maske kullanarak yolcuların sağlığını korumaya çalışıyor. Online check-in yaptıysanız yine insan teması olmadan otomatik bagaj teslim istasyonlarından bagajınızı teslim edebilirsiniz. Biniş kartınız olması bu işlem için yeterli. Bagaj konusuna girmişken artık uçak içine kabin bagajı alamıyoruz. Sadece kişisel eşyalarımızın olduğu el çantası, varsa laptop veya fotoğraf makinası gibi değerli eşyalarımızı yanımıza alabiliyoruz. Bunların da boyut olarak 40x30x15 cm ve 4 kg'ı geçmemesi gerekiyor. Çantanızı hazırlarken bu konuya özen göstermeyi unutmayın. Uçağa biniş esnasında yolcuların HES kodu kontrolleri tekrar yapılacak ve sağlık riski oluşturabilecek kişiler uçağa alınmayacak. Bu nedenle herhangi bir karantina veya covid-19 pozitif durumunuz varsa diğer yolcuları meşgul etmemek adına seyahatinizi kendinizin iptal etmesi en doğrusu olur. Yolcular uçağa tek tek alınıyor ve inerken de aynı şekilde tek tek indiriliyorlar. Kabin içinde yığılma olmaması için uçağa en arka sırada oturan yolcular ilk alınacak şekilde planlama yapılıyor. Bu sırada ateş ölçümü yapılıyor ve yine riskli bir durum görülürse uçağa alınmıyor. Yani yolcuların sağlığı her durumda en üst seviyede tutuluyor. Uçağa bindikten sonra yanımızda ve etrafımızda oturan kişiler ile minimum iletişimde olmak sağlığımız açısından önemli bir diğer nokta. Maskemiz sürekli takılı da olsa, yanımızdaki kişilerle sohbet etmek kesinlikle önerilmiyor. Çok zorunlu kalmadıkça uçak tuvaletlerini kullanmanız da uzmanlar tarafından önerilmiyor. Ancak uzun uçuşlarda elbette mecburen kullanmanız gerekeceği için kişisel hijyen, hem kendiniz hem de diğer yolcuların sağlığı için burada tekrar önem kazanıyor. Uçağa biniş sırasında Türk Hava Yolları yolculara hijyen kiti dağıtıyor. Kitin içinde maske, antiseptik mendil ve el dezenfektanı bulunuyor. İhtiyaç olması halinde bu malzemeleri kullanabilirsiniz. Uçuş sağlığı nedeniyle korona döneminde uçak içi gazete, dergi dağıtma uygulaması, yemek, içecek servisleri, yastık ve 4 saatin altındaki uçuşlarda battaniye dağıtma uygulaması geçici olarak durduruldu. Bu önlemlerin faydalı olduğunu düşünüyorum ancak eğer uzun bir uçuşunuz olacaksa yeme-içme konusunda kendinize önceden bir yolluk hazırlamanız iyi olacaktır. - Her uçuşta bir hijyen uzmanı olacak ve hijyen standartlarının uygulanmasından sorumlu olacak. - Her uçuş öncesi ve sonrasında masalar, koltuk kolçakları, kemerler, ekranlar, kumandalar, baş üstü dolapları, hava çıkışları, okuma lambaları, yan paneller, pencereler, lavabolar, bölmeler, dergi rafları, dekoratif paneller, dolaplar özel ekip tarafından dezenfekte edilecek. - Kabin memurları uçuş boyunca maske, eldiven ve siperlik takacak. - Uçak havalandırma sisteminde HEPA filtreleri kullanılacak. HEPA filtreleri ameliyathanelerde kullanılan bir havalandırma sistemi, bakteri ve virüsleri hapsetmekte çok etkili. Saatte 20 kere içerdeki havayı temizleme özelliğine sahip. Havalimanı ve havayolu şirketleri dünya standartlarında uçuş sağlığı için önlemlerini almış durumdalar. Bizler de yolcular olarak kişisel önlemlerimizi doğru şekilde alırsak, uçak ile seyahat etmek konusundaki endişelerimizi en aza indirmiş oluruz. Güvenli bir uçak yolculuğu için aklınızdaki sorulara cevap bulabildiğinizi umut ediyorum. Cevapsız kalan sorunuz varsa aşağıya yorumlar bölümüne yazabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/guvenli-turizm-sertifikasi-nedir-nasil-alinir", "text": "Korona virüsü ile birlikte hayatımıza yeni bir düzen, pek çok yeni uygulama ve kavram girdi. Biz daha birini öğrenmeden yenisi çıktı. Tam HES kodu uygulamasını öğrenmiştik, bu kez Güvenli Turizm Sertifikası diye birşey duymaya başladık. Ben de yazılarımda bu sertifikaya atıfta bulunmaya başlayınca, Güveni Turizm Sertifikası nedir, nasıl alınır, şartları nelerdir gibi bilgileri içeren bir yazı hazırlamak istedim. Umarım kafanızdaki soru işaretlerine cevap olur. Güvenli Turizm Sertifikası, tatilini Türkiye'de geçirecek yabancı misafirler ve Türk vatandaşları için hazırlanış olan; temizlik, hijyen, güvenlik, sosyal mesafe gibi konuları içeren tedbirler listesinden oluşan bir serfitifikasyon programına verilen isimdir. Bu sertifika ulaşım, konaklama ve yeme-içme sektörlerinde hizmet veren firmaların uygulaması gereken kuralları belirler. Ülkemizde uygulanmaya başlayan Güvenli Turizm Sertifikasyon Programı dünyadaki ilk örneklerden bir tanesi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın öncülük ettiği program, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ile tüm sektör paydaşlarının katılım ve görüşleri alınarak hazırlanmış. Güvenli Turizm Sertikası, oda sayısı 50 ve üzeri olan konaklama tesisleri için zorunludur. Oda sayısı 50'den az olan konaklama tesisleri, yeme-içme tesisleri, tur ve transit araçlar için sertifikayı almak zorunlu değil, isteğe bağlıdır. Bu sertifikayı almak isteyen işletmelerin, bu alanda yetkili uluslararası akreditasyon kuruluşlarına başvuruda bulunmalıdır. Akreditasyon firmalarının listesinde tga. gov. tr adresinden ulaşabilirsiniz. Türkiye'de tatil yapacaksanız, içinizin rahat etmesi adına bu sertifikaya sahip işletmeleri tercih edebilirsiniz. Konaklama tesisleri, yeme içme tesisleri, tur ve transfer amaçlı taşıtlar sertifikasyon için akreditasyon firmalarına başvurarak gerekli şartları yerine getirmeleri durumunda sertifikalarını alabilirler. Güvenli Turizm Sertifikasını vermeye yetkili olan akreditasyon firmaları, başvuruda bulunan tesisleri, hijyen ve sağlık denetimi ve uygunluk kriterleri çerçevesinde uluslararası standartlarda denetler, bu denetlemeler sonucunda raporlarını düzenler. Bu tesisler tek sefer denetlenmez, denetçiler düzenli olarak tesisleri ziyaret ederek kurallara uygun hizmet verilip verilmediği kontrol eder. Sertifika başvurusu yapan işletmelerin tabi olacağı belgelendirme süreci ve koşulları bakanlık tarafından belirlenmiş durumda. Aşağıdaki listede, Türkiye Tanıtım ve Turizm Geliştirme Ajansı 'nın sitesinde yayınlanmış olan detayları görebilirsiniz. - Denetim periyodu aylık olacaktır. - Denetimler 1 gün ile sınırlıdır. - Uzaktan denetim yapılmayacaktır. - Denetimlere ilave olarak 2 aylık periyodlarda gizli müşteri denetimi ayrıca yapılacaktır ve ayrıca raporlanacaktır. Gizli Müşteri denetimleri mali teklife dahil olacak ayrı bedel talep edilmeyecektir. - Saha denetiminin ardından belgelendirme en geç üç gün içerisinde yapılacaktır. - Denetimlerde, kriterler ile uygunsuzluk tespit edilmesi durumunda ilgili tesise ihtar verilecek, uygunsuzluğun devamı halinde belge iptaline gidilecektir. - Denetim sonucu verilecek belgelendirme dokümanında kare kod bulunacaktır. Kare Kod herkese açık olacak ve okutulduğunda denetim zamanı, denetçi ismi, denetim sonucu düzeltilen eksikler ve denetime ilişkin diğer detaylara ulaşılacaktır. - Denetim belgesi gerekli güvenlik unsurlarını barındıracaktır. - Denetim sonucu tesislerin girişlerine ve diğer görünür noktalarına yapıştırılacak olan etiketler tesislere adetli ve zimmetli olarak teslim edilecektir. - Mali teklifte Denetçi fiyatları sabit olacaktır. - Tekliflere belge ve etiket bedeli gibi denetiminden doğabilecek her türlü masraflar ile ulaşım ve denetim için yapılacak diğer masraflar dahildir. - Fiyatlar 2020 yılı sonuna kadar geçerli olarak aylık bazda TL cinsinden, KDV hariç verilecektir. Sertifikasyon belgesi almaya hak kazanan tesisler Kültür ve Turizm Bakanlığı internet sitesinde duyurulur. Tatile çıkacak kişiler istediği zaman siteden girip gideceği işletmenin adının listede olup olmadığını kontrol edebilir. Akredite olmuş olan tesisler, Güvenli Turizm Sertifika logosunu tesislerinin görünen noktalarına asmalıdır. Bu belge üzerinden yer alan kare kod sayesinde, tesis misafirleri, tesis ile ilgili tüm denetleme bilgilerine ulaşır. Karekod uygulaması sayesinde, tesis ziyaretçileri, tesisle ilgili denetim bilgilerine şeffaf bir şekilde ulaşmış olur. - Konaklama tesisleri için sertifikasyon kriterleri - Yeme-içme tesisleri için sertifikasyon kriterleri - Tur ve transfer araçları için sertifikasyon kriterleri Güvenli Turizm Sertifikası ile ilgili aklınıza takılan farklı sorular varsa yorumlara ekleyebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hafta-sonu-foca-gezi-notlari", "text": "Sabahın köründe uyandık demiştim. Uçuşumuz sabah 07:20 Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan İzmir Adnan Menderes Havaalanına uçtuk. Uçak için kişi başı 110TL ödedik. Uçuş yaklaşık 50 dakika sürüyor. Ben her zamanki gibi daha uçak havalanmadan uykuya dalıyorum 🙂 Seyahatlarimde enerjik olmamın formülü bence bütün ulaşım araçlarında -eğer etrafta seyredecek birşey yoksa- mışıl mışıl uyumam. Yurt içi hafta sonu seyahatlerimizde az zamanda hızlı hareket edebilmek için çoğunlukla araç kiralıyoruz. Adnan Menderes Havaalanından 2 günlük kiraladığımız araç için 195TL ödeyerek yola koyuluyoruz. Toplam benzin harcamamız ise 85TL tutuyor. İzmir-Foça arası özel araçla yaklaşık 1 saat sürüyor. İzmir-Foça arası diğer ulaşım seçenekleri için Foça'ya nasıl gidilir? yazıma göz atın. Sabah çok erken yola çıktığımız ve hevesimizi Kozbeyli Köyü'ne sakladığımız için sabah sadece kahve içmiş, kahvaltı etmemiştik. Kahvaltı için hem bloglardan hem de Foçalı bir arkadaşımızın önerisiyle Kozbeyli Köyünde Şakirin Yerine yollandık. Şakirin Yeri aslında bir köy kahvesi, epeyce de salaş bir yer. Özellikle dibek kahvesi ile meşhur, zamanla sosyal medyada ünlenince kahvaltı için de tercih edilir olmuş. Asıl kahvenin yanındaki yeri yemek hazırlamak için kullanmaya başlamışlar. Biz sabah 10:00 gibi oraya vardığımızda neredeyse bomboştu. İzmirliler kahvaltı için acele etmiyorlar. Dükkan boş olunca çalışan hanımlarla sohbet etme şansımız oluyor. İnsanların neden hafta sonu evlerinde oturmak yerine buraya kahvaltıya geldiklerine anlam veremiyorlar, \"evdeki kahvaltının yerini tutar mı?\" dedi hatta biri. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi buradaki kahvaltı oldukça zayıf. Çalışanların neden insanların kahvaltı için geldiğine anlam verememesi normal 🙂 Fotoğrafını çekmemişim ama gözlemesi çok güzeldi, otlu peynirli olanını tavsiye ederim. Şakir'in Yeri'nin asıl ününe neden olan dibek kahvesini de mutlaka deneyin. Şakir'in Dibek Kahvesinin bir özelliği de bir Atatürk müzesi görüntüsünda olması. Bir duvar tamamen Atatürk fotoğraflarıyla doldurulmuş. Benim çok hoşuma gitti, içimden \"Ege farkı işte\" demeden edemedim. Gözleme, kahvaltı ve kahvelerle 2 kişi için 40TL ödüyoruz. Fiyatlar İstanbul'dan azcık daha ucuz. Kozbeyli Köyü'nde kahvaltı için tercih edebileceğiniz, okduğum veya önerilen yerler: Ağaçlı ev, Kozbeyli sofrası, Bizim bahçe. Kozbeyli Köyü 500 yıllık bir Türk Köyü imiş. Adını da Kuzu Bey adında bir beyden almış. Bir zamanlar Rumlar da burada yaşamışlar ve bir Rum Mahallesi oluşmuş. Köye gelmeden önce yazılanlardan Adatepe, Doğanbey gibi taş evlerle dolu bir köy hayal etmiştim ama pek öyle değil. Köy meydanının etrafındaki birkaç restore edilmiş taş ev dışında beklentimi karşıladı diyemem. Yıkılmaya yüz tutmuş pek çok taş ev var köyün içinde. Gelmeden önce Foça çevresinde trekking rotaları var mı diye araştırmış ama pek bir seçenek bulamamıştım. Kozbeyli Köyü'nde çıkarken Fula Dağı bisiklet ve yürüyüş yolu tabelasını görünce hemen fotoğrafını çekeyim dedim. Benim gibi başka araştıranlar olursa hemen okulun yanından yukarıya çıkan bir yol var. Kahvaltımızı yapıp Kozbeyli Köyü'nün sokaklarını arşınladıktan sonra Yeni Foça'ya doğru yola devam ediyoruz. Kozbeyli Yeni Foça arası oldukça yakın. Aracımızı Yeni Foça'nın arka sokaklarından birine park edip limana doğru sokak aralarında dolaşmaya başlıyoruz. Daha önce Eski Foça'ya gelmiştim ama adının \"yeni\" olmasından mıdır bilmem kendisine karşı bir önyargı beslediğim Yeni Foça'ya ilk kez geliyordum. Tabii ki Yeni Foça beni utandırdı. Kozbeyli Köyü'nde arayıp bulamadığım güzel taş evler Yeni Foça'nın sokaklarını süslüyordu. Yeni Foça'nın ara sokaklarından eski taş evleri beğenerek sahile indik. Uzunca bir sahil şeridi ve yürüyüş+bisiklet yolu yapılmış sahildeki çay bahçelerinde bütün gün oturup manzaraya bakabilirim. Ege kasabalarının sakinliği, insanların rahatlığı, havanın temizliği, denizin güzelliği ve daha bir sürü şey yüzünden buradan hiç ayrılasım gelmiyor. Yeni Foça'nın bizi şaşırtan güzelliğinden ayrılıp Eski Foça'ya doğru yola çıkıyoruz. Yeni Foça ile Eski Foça arasında yol alacaksanız mutlaka deniz kenarından giden yolu tercih edin. Bu yolda bir yanınızda deniz bir yanınızda çam ağaçları arasından ilerliyorsunuz. Eğer bizim gibi şanslıysanız ve hava açıksa karşıda Midilli Adası'na el sallayabilirsiniz. Mersinaki adı verilen koylar da bu yol kıyısında. Yaz aylarında bu yolu alıyorsanız aradaki plajlarda durup denize girip yola devam edebilirsiniz. Eski Foça'ya girdiğimizde önce konaklayacağımız Lithos Otel'e gidip eşyalarımızı bırakıp kısa bir mola veriyoruz. Otel için tek gece oda+kahvaltı 150TL ödedik. Kaldığımız otelde her odanın bir adı var, bizim ki Selanik. Yunanistan sevgimiz depreşiyor odanın adını görünce, 2017'de gitmedik 2018'de gidelim bari. Sahilde ve Eski Foça tarihi merkezi içinde dolanıp Yat Limanının olduğu tarafa dolaşıyor, oradan Beş Kapılar Kalesi tarafından sahilden yeniden Küçük Deniz'e dönüyoruz. Kalenin iç bölümünde kazıları devam eden Phokia Antik Kenti var ama ziyarete açık değil. Arka taraflarda epeyce dolaşıp sonunda giriş olmadığına ikna oluyoruz. Deniz kıyısına tekrar inip balık pazarını, Küçük Denizi dolaşıp gün batarken manzaranın tadını çıkarıyoruz. Burada da her yerde kediler var, Foça'nın kesin kedisi meşhur ve ben olsam ben de Foça'da kedi olmak isterdim. Balıkçısı, şehir sakini, turisti herkes kedileri besliyor. Akşam yemeği için yine bir arkadaşımızın önerisi ile Deniz Restaurant'a geliyoruz. Aslında ilk öneri Fokia Restaurant idi ama kış sezonunda tadilattaymış. Deniz restaurant'ta mezelerimiz ve balıklarımızı söyleyip rakı keyfi yapıyoruz. Mezeler fena değildi ama balık bildiğin ot gibiydi, balıktan pek anladığım söylenemez 26 yaşımdam sonra denizden çıkan şeyleri yemeye başladım ama ona rağmen balık kötüydü. Bir de ben bu kadar kocaman meyhaneleri sevmiyorum, 3-5 masası olan samimi bir meyhane olsa çok daha mutlu olabilirdim, bir dahaki sefere artık. Sabahtan beri durmadığımız için rakı üstüne artık dinlenme zamanı deyip otele döndük. Ertesi sabah oteldeki kahvaltının ardından yeniden Eski Foça sokaklarındayız. Ne kadar sokak varsa bıkmadan dolandık, bütün taş evlere \"ayyyy burası çok güzelmiş, keşke bizim olsa\" dedik... Karataş'ı bulup üstüne bastığımızdan emin olmak istedik. Foça'da bir karataş varmış, yerini kimse bilmezmiş. Sokaklarda dolaşırken kazara bu taşa basanlar döner dolaşır Foça'ya geri dönermiş. Küçük Deniz'e geldiğimizde bizi çok güzel bir sürpriz bekliyordu: Bir çift pelikan! Pelikanlar Gediz Deltası'na geliyorlarmış aslında, deltada 100 kadar pelikan varmış. Ara sıra da Foça'ya uğruyorlarmış. Herkes alışmış ama bize sürpriz tabii. Balıkçıların bir pelikanlara bir kedilere verdikleri balıklar limanı hareketlendirmiş. Bir masal dünyasında gibi dolaşırken yeniden acıktık tabii. Bir önceki gün dolaşırken gördüğümüz ve yine öneriler arasında yer alan Kuzina restaurant öğle yemeği için tercihimiz oldu bu kez. İşte burası tam istediğim gibi, 5-6 masası olan nefis zeytinyağlılarının yanında yaptıkları az çeşit yemeği de hakkıyla yapan bir yer. Biz gittiğimizde hala kahvaltıya gelenler vardı, gördüğüm kadarıyla kahvaltısı da epey iyi görünüyordu. Öğle yemeğinden sonra artık aracımızı alıp yollara düşme vakti geldi. Önce Foça merkeze birkaç km mesafede olan yel değirmenlerine gittik. Üç yel değirmeni var, biri tam biri yarım biri de hiç restore edilmemiş. Yel değirmenleri çok ilginç olmasa da buradan güzel bir Foça manzarası var. Yel değirmenlerinden sonra çarşı içinde dolaşırken tesadüfen çalıştığımız Yakup amcanın önerisiyle Anadolu Lisesinin olduğu tepeden Foça manzarasına bakmak için bir de o tarafa çıktık. Oradan da çok güzel bir manzara vardı. Bir de belediyenin çay bahçesi varmış burada ama onu bulamadık. Foça içinde yapmak isteyip yapamadığımız sadece tekne turu kaldı. Tüm gün süren tekne turları için vaktimiz yoktu, 1 saatlik tekne turlarının rotası bizi tatmin etmedi. Siz eğer özellikle yaz aylarında giderseniz Siren Kayaklıları'nı görebileceğiniz tekne turlarına mutlaka katılın. Foça'dan çıktıktan sonra İzmir yönüne doğru Şeytan Hamamı ve Pers Anıt Mezarı görmeyi planlamıştık. Ancak Şeytan Hamamı google haritalarda doğru yerde işaretli değil göremedik. Pers Anıt Mezarı gerçek bir Pers anıtı olarak Anadolu'nun önemli eserlerinden biri imiş. Hafta sonu Foça gezisi rotamızda, İzmir'e geçmeden yolumuzun üzerinde sayılır diyeceğimiz İzmir Kuş Cenneti'ni de görmek istedik. Tabelaları takip ederek Gediz Deltası'nda yer alan cenneti bulmak kolay. Ancak ziyaretçi merkezinde ne bilgi, ne harita herhangi birşey yok. Girişte genel bir harita var ama herhangi bir yürüyüş rotası bilgisi yok. 8000 hektar alanki park için bir yönerge olmaması kötü. Biz doğaçlama yaparak ziyaretçi merkezinden düz devam ettik. Devam edince sarı rota -kırmızı rota gibi bilgilendirme tabelalarının olduğunu gördük ama sarı rota üzerinde ne var yine bilmiyorsunuz. Bu konuda kırk fırın ekmek yenmesi lazım hala. Biz daha tenha olan ve yüksek gözetleme kulesi olan, gözetleme kulesine 1.5 km gösteren bir rota seçtik. İyi ki orayı seçmişiz çünkü gerçekten kimseler yoktu. Burası flamingo yani bizim bildiğimiz adıyla telli turna göç yolu üzerinde, gözetleme kulesine ulaştığımızda kuşların sesleri ve uzakta kümelerini gördük ama yaklaşmak için epeyce daha yürümek gerekiyordu. Bizim uçağa yetişmemiz gerektiğinden geri döndük. Cumartesi sabah çıkıp Pazar akşam eve döndüğümüz hafta sonu Foça gezisi bize kişi başı 500TL civarında tuttu. Yazı içinde bazı maliyetlerimizi de yazmıştım. Bende bu haftasonu 48 saat Belçika turumu yaptım ve şu an gözlerim kapanıyor ofiste. Sen Viyana-Roma-Venedik hayranısın daha önceki yorumlarında okumuştum. Brüj tam senllik bu yüzden tavsiye ederim. Bu arada Fula dağı yürüyüş ve Yeni Foça'yı zirveden görmek için güzel bir fırsat ancak yaz aylarında çok sık yılanlarla karşılaşıyorsunuz. Verimli dolu bir gezi olmuş sizinki de. Elinize ve emeğinize sağlık. Gayet açıklayıcı ve doyurucu bir yazi olmuş."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hafta-sonu-seyahati-icin-canta-hazirlama", "text": "Çantayı hafif tutmanın gizli formülü bence giysilerde saklı 🙂 Yanıma aldığım giysileri ve hangi giysiyi neden taşıdığımı aşağıda detaylıca açıkladım. - Uçuşumuz üç saatten fazla sürecek, bu nedenle yolda rahat etmek için üzerime tayt ve tshirt tarzı bir kıyafet giyeceğim. Dönüş yolunda da aynı kıyafetleri giyeceğim. Böylece üstümdeki kıyafetlerle 2 geceyi çözmüş olacağım. - Kopenhag'da hava durumuna baktım, gündüz 22-akşam 14 derece civarı gösteriyor, yani şanlıyız kalın kıyafet almamıza gerek yok. iki tam gün geçireceğimiz için 1 pantalon 2 kısa kollu tshirt, 1 uzun kollu tshirt işimi görecek. - Hostelde kalacağımız için yanımıza havlu ve terlik almak zorundayız. Hostel içinde gezerken terlik mutlaka gerekli aklınızda olsun, otellerdeki gibi size terlik ve havlu vermiyorlar. Benim taşıdığım terlik Fas'tan aldığım deri ve çok çok hafif bir terlik, yumuşak da olduğu için çantada kullanımı çok pratik. Havlu da fiber havlulardan o da çok az yer kaplıyor ve hafif. - Ben kısa seyahatlerde yanıma yedek ayakkabı almıyorum, en rahat spor ayakkabımı giyiyorum ve bütün seyahati o ayakkabı ile geçiriyorum. Ayakkabı çok yer kaplayan birşey size de tek ayakkabı tavsiye ederim. - Ben seyahat ederken mutlaka çapraz postacı çantasının küçüğü çantalardan kullanıyorum, fotoğraflarımda görmüşsünüzdür belki. Telefon, cüzdan ve pasaportumun sürekli elimin altına olması beni iyi hissettiriyor. Bunların sığacağı kadar olması yeterli benim için. Bu küçük çantalardan birkaç tane var, giderken seçtiğim kıyafetlere göre rengi uyan çantayı yanıma alıyorum. - Bir de şehir içinde gezerken kullanmak için küçük bir sırtçantası alıyorum yanıma. Bu çantayı yıllar önce Decathlon'dan almıştım, katlanınca minicik açınca sırtçantası, çok pratik tavsiye ederim. - Gün sayısına uygun olacak şekilde çorap ve iç çamaşırı da alıyorum. - Seyahatlerimde çantamdan eksik etmediğim iki şey var; biri yağmurluk, diğeri de bikini. En zaman neyle karşılaşacağınız hiç belli olmaz 🙂 - Benim aksesuar olarak tek kullandığım malzeme bufflarım, sıkılınca saç tokası, hava soğursa boyunluk, çok soğursa bere niyetine bile kullanabildiğim bu malzemeyi seviyor ve çok kullanıyorum. Çantamda bir tane mutlaka oluyor. - Güneş gözlüğü, unutmayalım bunu 🙂 Sırtçantamı organize etmek için fotoğrafta gördüğünüz küçük çantaları kullanıyorum, böylece iç çamaşırları ile kıyafetleri ayrı ayrı çantaya koyup bulmak istediğimde kolayca bulabiliyorum. Bir de o küçük çantalar su geçirmez, çantada nemli birşey varsa diğer eşyalarınız ıslanmıyor. - Şampuan, - Nemlendirici, - Güneş koruyucu (ben çok beyaz olduğum için 50 faktör), - Diş fırçası, diş macunu, diş ipi, - Roll-on, parfüm, - Islak mendil, selpak, - Saç fırçası, saç şekillendirici, toka, - Ağrı kesici, parasetamol, yanık kremi, yara bandı, after bite. Ben almadım ama hostelde konaklayacağımız için kulak tıkacı ve uyku gözlüğü gibi malzemeler de alınabilir. Bu kısım biraz size bağlı, ne yapmak istediğinize göre değişir. - USB çoklayıcı benim her seyahatimde yanımda. Çünkü yanımdaki bütün elektronik malzemeler USB'den şarj oluyor, hem ben hem eşim tek bir yerden kolayca elektroniklerimizi şarj edebiliyoruz böylece. - Fotoğraf makinası, SD kartlar, USB kablolar, tripod gibi fotoğraf için kullanacağınız ekipmanlar. Burada video çekiyorsanız işin içine gopro veya drone gibi opsiyonlar girebilir, bizdeki herşey seyahat boyu o yüzden drone'ımız da en küçüğünden DJI Spark 🙂 - Pasaport tabii ki olmazsa olmaz 🙂 - Vize gerektiren bir ülkeye gidiyorsanız vizenin geçerlilik süresini kontrol etmeyi unutmayın. - Hostelde kalacaksanız -ki biz öyle yapacağız- dolap kilidi olarak kullanmak için küçük asma kilitlerden yanıma alıyorum. - Otel ve uçak bileti çıktılarını mutlaka yanınıza alın. Birkaç konuda işinize yarayacak; öncelikle pasaport kontrolünde nerede kalacaksınız, ne zaman döneceksiniz gibi sorulara cevaben bu çıktıları göstermek işinizi çok kolaylaştırıyor. İkincisi de havaalanından çıkıp otele gitmek istediğinizde elinizde hazır otel adresi yazan bir kağıt oluyor 🙂 Toplu taşıma veya taksi farketmez, adres her zaman işinize yarar. - Kilitli poşet 🙂 Bu ne işimize yarayacak demeyin, her zaman yaradı 🙂 Aklınıza gelmez ama kirlileri ayırmak için büyük boy bir boş poşet almayı da unutmayın. Ne zaman almasam lazım oldu 🙂 - Yine değişik bir öneri, bant, izola bant. Birşeyi bağlamanız gerekir, birşeyiniz yırtılır, herşey olabilir o zaman bu bant hayat kurtaracak 🙂 - Varsa rehber kitap veya gitmeden önce toparladığım notlarımın çıktıları, uçakta okumak için birebir. Yolda okumak için kitap veya dergi almak da iyi bir alternatif. Yolculuğa Çıkarken Unutulmaması Gerekenler ve Seyahate Çıkarken Sırt çantamda Neler Oluyor? yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim. Seyahatlerimi anlık takip etmek isterseniz instagram hesabıma göz atabilir, videolu içeriklerim için youtube kanalıma abone olabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/halfeti", "text": "Gaziantep lezzet turu sırasındaki duraklarımdan biri de Halfeti idi. Yanı başından geçen ırmağın bereketinden nasiplenirken birdenbire baraj suları altında kalmış şehir Halfeti. M. Ö 800lü yıllara dayanan geçmişi sular altında kalıvermiş. Gaziantep Halfeti arası yaklaşık 100 km, Urfa'dan ise 120 km. Antep gezisi sırasında araç kiraladığımız için yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculuktan sonra ulaştık Halfeti'ye. Baraj gölünün altında kalmış kısmı ve terkedilmiş eski Halfeti artık baraj gölü turlarının kalkış noktası olmuş. Gezi tekneleri doldukça kalkıyor. Şanslıyız ki hava çok güzel, bir önceki gün rüzgardan tekneler çalışmamış. Tekneler pazarlık usulü çalışıyor, küçük tekneler 100 TL'ye kalkıyor. İstersen 2 kişi bin kişi başı 50 ver, istersen 10 kişi bin, kişi başı 10 TL ver. Çok büyükleri tavsiye etmiyorum, çok hızlı geziyor ve aralarda durmuyorlar. Küçük olanları tercih eder, kaptanla da anlaşırsanız hem yavaş yavaş gezdirir sizi, hem de ileride Rumkale'nin karşısında terkedilmiş bir köy var orada bir çay molası verebilirsiniz. Tekne turu sırasında muhteşem bir şekilde kayalara oturmuş olan Rumkale ve baraj nedeniyle terkedilmiş köyü göreceksiniz. Ve tabii nehirde gezi keyfi de yanında bedava. Çay molası verdiğimiz terkedilmiş köyde, evi su altında kalmış olan ailenin misafiri oluyoruz. Köylerini terkedince yapacak iş bulamadıklarını, yeni köydeki hane sayısının her geçen gün azaldığını Antep ve Urfa'ya göçün arttığını anlatıyorlar. \"Eskiden bahçemiz vardı, nehir kıyısında toprak verimliydi, yeni köyde yapacak iş yok\" diye anlattılar. Eskiden köy kahvesini işleten abimiz şimdi tekne turu yapanlar durursa onlara yaptığı ikramla geçiniyor, tek istediği çocuklarının okuyup kendilerini kurtarması. Bambaşka bir dünyaya yolculuk yapmış gibiyiz... Baraj nedeniyle değişen hayatlar, değişen ekosistem, sular altında kalan tarih/kültür... Yeniden bana HES'lere Hayır dedirtiyor elbette. Halfeti'ye gelmeden önce Zeugma Antik Kenti'ni de görmüş ve yine sular altında kalmış tarihe şahitlik etmiştim. Birkaç ay önce de Hasankeyf'te yakında sulara gömülecek olan akıllara durgunluk veren bir başka gezi daha yapmıştım. Antep'e dönüş yolunda neden insanoğlunun bu kadar aç gözlü olduğunu düşündüm durdum. \"Ülkemizde görülmesi gereken yerleri biran önce görün, yoksa yakında hepsini elbirliği ile yok edeceğiz\" diye düşünmeden edemedim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hamburg-da-gezilecek-yerler", "text": "Bir şehir sizi nasıl heyecanlandırır? Tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla ya da hepsi birden. Hamburg hepsini bir arada bulabileceğiniz şehirlerden biri. Elbe Nehri'nin Kuzey Denizi'ne açılan kapısı Hamburg; Almanya'nın en büyük, Avrupa'nın ise üçüncü büyük limanına sahip şehri. Liman şehri demek, ticaret demek. Hareketli ticaret hayatı denizciliğin gelişmesini, denizcilik de şehir hayatının hareketli olmasını sağlamış. Hamburg'da gezilecek yerler, ne yenir, gezi maliyeti, ulaşım gibi ihtiyacınız olan tüm detaylar Hamburg gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar. Hamburg Elbe Nehri deltasında kurulmuş olduğundan genel olarak düz bir şehir, bu nedenle yürüyerek gezmek oldukça kolay. Şehrin çok iyi bir ulaşım ağı var. Deniz ulaşımı, metro, tramvay gibi alternatiflerin hepsinden yararlanmak ve pek çok müzede indirim almak için Hamburg Card almanız yeterli. Avrupa şehirlerinde bir şehir meydanı ve meydanda belediye binası olması alışılagelmiş bir durumdur. Hamburg'da da durum aynı. Geniş bir meydana bakan belediye binasını şehrin merkezi olarak kabul edebiliriz. Belediye binası içine girip gezebileceğiniz, ücretsiz rehberli turlar düzenlenen, mimari olarak çok güzel bina. Hamburg ziyaretinizde burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Belediye binası ile ana tren istasyonu arasında Mönckeber ve onu kesen trafiğe kapalı sokaklarda alışveriş veya kahve molası verebilirsiniz. Eğer Noel Pazarları dönemi Hambur'a giderseniz bu caddede pek çok tezgah ve yılbaşı süsleri ile tüm gün çok hareketli oluyor. Belediye binasından Elbe nehrinin aksi yönüne doğru ilerlerseniz Alster Gölü kıyısına çıkarsınız. Güzel bir havada Hamburg'daysanız tekne turlarına katılarak gölü gezebilirsiniz. 1 saatlik tekne turları 16 euro. İkinci Dünya Savaşı sırasında bombalanarak pek çok masum insanın hayatını kaybettiği kilise şu an müze olarak hizmet veriyor. Kiliseden geriye kalan kulesine tırmanarak Hamburg'u yukarıdan görebilirsiniz. 5 Euro müze giriş ücretini ödeyerek hem kuleye çıkabilir hem de müzeyi gezebilirsiniz. Hamburg'u tepeden izleyebileceğiniz bir diğer kilise kulesi de Michel Kilisesi'ne ait. Michel Kilisesinin arka sokağında yer alan Krameramtsstuben sokağı 17. yüzyılda inşa edilmiş, Hamburg'un en eski sokaklarından biri. Sokak dışarıdan eski bir bina gibi görünüyor, sizi yanıltmasın kapıdan içeriye girdiğinizde bir sokak sizi karşılayacak. Hediyelik eşyacılar ve bir de restoran sokağın sakinleri. Hamburg'un en hareketli bölgelerinden biri St. Pauli. İsyankar futbol takımı ile de tanınan bölge aynı zamanda genel evler bölgesi olarak biliniyor, Amsterdam'da Red Light bölgesi gibi. Bu bölge aynı zamanda pek çok konser salonuna da ev sahipliği yapıyor. St. Pauli bölgesinde kurulan Noel Pazarı'na \"Erotik Noel Pazarı\" deniyor. Burada striptiz yapan kızların olduğu bir etkinlik alanı, seks oyuncaklarının Noel hediyeliklerine entegre edilmiş halleri gibi adının hakkını veren bir pazar kuruluyor ve iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık oluyor. Eski Liman bölgesinde yer alan Balık Pazarı, Pazar sabahları erken saatlerdeki eğlencesi ile meşhur. Nisan-Ekim ayları arasında sabah 05:00-07:00 arası, Kasım-Mart ayları arasında ise 07:00-09:30 saatleri arasında ücretsiz canlı müzik dinleyebilir. Deniz mahsüllerinin yanında biranızı yudumlayabilirsiniz. Eski zamanlarda denizciler Balık Pazarı'nın oraya limana gelir, limandan St. Pauli'deki genel evlere uğrar sabaha karşı Balık Pazarı'nda karınlarını doyurup gemilerine binerlermiş. Balık Pazarı'nın hemen arka sokağında bir kamyon çiçeği açık artırma ile satan bir tezgah var. Şu an çiçek almaktan çok bir şova, eğlenceye dönüşmüş olsa da çok ucuza buradan canlı çiçek alabilirsiniz. Balık Pazarı'ndan çıkıp buradaki çiçek mezatını izleyebilirsiniz. Balık Pazarı'nın hemen yanında Almanların İkinci Dünya Savaşındaki en önemli silahlarından biri olan U Boatlardan biri olan U-434 müze olarak ziyarete açık. Pazartesi'den Cumartesi'ye 09:00-20:00 arası, Pazar günleri ise 11:00-20:00 arası ziyarete açık. Biz Pazar sabah erkenden Balık Pazarı'na gittiğimiz için müzeyi ancak dışarıdan görebildik. U botlar savaş sırasında 132.000'den fazla insanın ölümüne sebep olmuş, tehlikeli savaş silahları idi. Enigma'nın şifresinin çözülmesi ile U bot tehlikesi bertaraf edilmişti. Merak edenler 2014 yapımı Enigma'nın Şifresi filmini izleyebilir. Balık Pazarı'nın önündeki feribot durağından 62 numaralı feribota binerek Museumshafen'e doğru yola çıkıyoruz. Yolculuk çok uzun sürmüyor, 15 dakika sonra Oevelgönne durağındayız. Burası Hamburg'un eski limanı. Eski gemiler, gemi malzemeleri açık hava müzesi şeklinde sergileniyor. Havanın güzel olduğu bir zamanda gelirseniz limanın olduğu bölge tepelere doğru yerleşmiş yazlık evleri ile oldukça keyifli. Elbe nehrini su altından geçebilmek için 1911 yılında inşa edilen yer altı tüneli. Şu an yayalar ve bisikletlilerin geçişine açık ve ücretsiz. Su altından geçtiğiniz için etrafta birşey göremeseniz de tarihi tünelde bir yürüyüş yapmak son derece keyifli. Eskiden arabaların indirildiği asansörler de hala duruyor. Hamburg'un en çok bilinen bölgesi eski liman bölgesi olan Speicherstadt 2015 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası listesine alınmış. Bu bölgede uzun bir yürüyüş yapmayı, bu bölgede en çok fotoğrafı çekilen Wasserschloss'un fotoğrafını çekmeyi, halı ticareti anısına yapılmış olan halı desenli kaldırımı görmeyi unutmayın. Speicherstadt bölgesinde estetik ve modern görüntüsü ile kesinlikle gözden kaçıramayacağınız Elbphilharmonie büyük bir konser salonu. Henüz çok yeni tamamlanmış olan bina Hamburg'un simgelerinden bir olmaya aday. Bir konser izlemesenizde binaya girip gezebiliyor, Hamburg limanını yukarıdan izleyebiliyorsunuz. Binaya giriş ücretsiz, ancak girişte bilet almanız gerekiyor, gişe görünce korkmayın. Denizcilik şehri olan Hamburg'da bir denizcilik müzesi olmaması düşünülemezdi elbette. Speicherstadt bölgesinde yer alan müze 8 katlı eski liman binalarından birinin içinde yapılmış. Her kat farklı bir konuda sergilere ev sahipliği yapıyor. Denizciliğe ilginiz varsa en az 3-4 saatinizi müzeye ayırmanızı öneririm. Müze giriş ücreti 13 Euro, eğer Hamburg Card'ınız varsa 9 Euro'ya müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Speicherstadt bölgesinde mutlaka görmeniz gereken bir diğer müze ise minyatür müzesi olan Miniatur Wunderland. Pek çok farklı şehir ve ülkenin minyatürlerinin sergilendiği müze alınının en büyüğü. Ayrıca en büyük minyatür havaalanı olarak Guiness Rekorlar Kitabı'na girmeyi başarmış. Speicherstadt bölgesinden çıkarken kocaman kahverengi tuğlalı bir bina göreceksiniz. Bu bina liman bölgesinde inşaa edilen ilk ticari bina olarak biliniyor. Yukarıda yer alan listedeki yerler dışında Hamburg'da gezip görebileceğiniz pek çok yer var elbette. Botanik bahçesi ve hayvanat bahçesi en çok önerilenleri. Ayrıca Elbe nehrinde nehir turlarına katılabilir, eski balıkçı kasabası şimdi Hamburg'un en varlıklı mahallesi olan Blankenese ve oradan Treppenviertel bölgesini gezebilirsiniz. Noel Pazarları zamanı gittiğimiz Hamburg seyahatimizin videosunu Youtube kanalımda bulabilirsiniz. Videoya ulaşmak için bu bağlantıya veya aşağıdaki görsele tıklamanız yeterli. Kanalıma abone olmayı da unutmayın. Hamburg'ta gezilecek yerler dışında Hamburg'ta kaç gün kalınmalı, ne yenmeli, gezi maliyeti ne olur, hangi mevsimde gidilmeli gibi bilgileri Hamburg gezi rehberi olarak aşağıda bulacaksınız. Hamburg'u gezmek için en az iki tam gün ayırmanızı, eğer havanın güzel olduğu yaz aylarında gezecekseniz daha fazla zaman ayırmanızı öneririm. Hamburg'da mutlaka görmeniz gereken yerler için bir liste hazırladım, keyifli okumalar. Hamburg kuzeyde bir şehir ve Kuzey Denizi'ne yakın olduğundan soğuk bir şehir. Soğuk sevmeyenler Hamburg'u gezmek için yaz aylarını tercih edebilir. Ancak benim Avrupa'da en sevdiğim dönem Noel Pazarları zamanı ve Hamburg'da Noel Pazarları çok güzel. Kasım sonu ile Aralık sonu arasındaki 1 aylık dönem Hamburg'u gezmek için alternatif dönem. Hamburg'a bizim gibi Noel Pazarları zamanı giderseniz pazarlarda sosisten patatese, dönerden kreplere kadar pek çok yiyeceği uygun fiyatlara alabilirsiniz. - Glühwein: Sıcak Şarap - Apfelpunsch: Punç - Feuerzangenbowle: Alevli bir Noel içeceği - Rösti-Taler: Patates yemeği - Kartoffelpuffer: Patates mücveri - Currywurst: Köri soslu sosis - Lebkuchenherzen: Dev kurabiye - Schmalzgeback: Lokma tarzı bir tatlı - Balık pazarında balıklı sandviçler Cumartesi sabah gitmeli, Pazartesi sabah dönmeli 2 günlük Hamburg seyahatimiz kaça mal oldu bakalım mı? Tüm maliyetleri kişi başı yazdığımı tekrar hatırlatayım. - Hamburg uçak biletimizi Pegasus'un kampanyalarından birinden almıştık. 460 TL idi bilet yani yaklaşık 74 euro. - Konaklama için Booking. com'un genius indirimlerinden şehir merkezine yakın özel oda, ortak banyolu bir hostelde kaldık. 2 gece kişi başı 47 euro verdik. - Miniatur Wunderland 11 euro, Maritimes Muzesi Hamburg Card indirimi ile 9,5 euro olmak üzere müze girişleri için toplam 20,5 euro ödedik. - Hamburg Card için 45,5 euro 3 günlük grup kartı aldık, kişi başı 22,75 euro. - Yeme-içme için sabah kahvaltılarımızı Hamburg'daki zincir pastanelerden biri olan Le Crobag'ta kahve+prezel veya sandviç şeklinde yaptık. Kişi başı 3-4 euro civarı. Öğle ve akşam yemeklerimizi de Noel Pazarlarında yedik. Onlar da 5 euro civarına geldi. Toplam yeme-içme için 33 euro ödemişiz. - Tabii ki 8 euro karşılığı 50 TL yurtdışı çıkış haracı ödedik. - 1 yıllık şengen vizemiz olduğu için bu seyahate özel vize masrafımız olmadı. Seyahatimizin kişi başı maliyeti 205,25 euro tuttu. Bence oldukça uygun bir seyahat oldu. Başta da dediğim gibi Hamburg çok şey vaad ediyor, tadını çıkarın. Bu yazının kısa versiyonu Skyroad Dergisi Şubat 2020 sayısınında yayınlanmıştır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hamburgda-ulasim-hamburg-card", "text": "Almanya'nın ikinci büyük şehri olan Hamburg, Elbe Nehri'nin Kuzey Denizi'ne açılan ağzında olması nedeniyle tam anlamıyla bir ticaret ve denizcilik şehri. Hamburg'da ulaşım her zaman stratejik önem taşımış, bu nedenle şimdi de şehir içinde ulaşım için çok sayıda seçeneğiniz var. Hamburg, Avrupa'daki en ucuz havaalanından şehir merkezine ulaşım seçeneği sunan şehirlerden biri. Hamburg havaalanından şehir merkezine ulaşmanın en kolay ve ucuz yolu S1 numaralı tren hattını kullanmak. Şehir merkezine kadar gidebileceğiniz trenin ücreti ise yetişkinler için sadece 3.30 Euro, 6-14 yaş arası gençler için ise 1.20 Euro, 6 yaş altı ise ücretsiz. S1 treni, Pazartesi'den Cuma'ya sabah 06:00, gece 23:00 arası her 10 dakikada bir kalkıyor. Cumartesi, Pazar ve resmi tatil günlerinde ise sabah 08:00 gece 23:00 arası çalışıyor. Gece saatlerinde ise her 20 dakikada bir kalkıyor, yani 24 saat havaalanından şehir merkezine ucuza ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Hamburg havaalanından şehir merkezine yolculuk sadece 25 dakika sürüyor. Şehir merkezinden havaalanına geri dönüşte S1 trenini kullanacaksanız ilk 3 vagona binmeniz gerekiyor, çünkü Ohlsdorf durağında trenin kalan vagonları başka bir hatta geçiyor. İlk 3 vagona binmediyseniz de panik yapmayın, tren içinde Ohlsdorf durağına gelmeden önce Almanca ve İngilizce anonslar yapılarak yolcular bilgilendiriliyor, durakta vagon değiştirebilirsiniz. Şehir içinde toplu taşıma kullanacaksanız, havaalanında hatta Hamburg'a gelmeden önce internet üzerinden günlük, 3 günlük gibi opsiyonlar ile Hamburg Card alarak ulaşımınızı daha ekonomik hale getirebilirsiniz. Hamburg şehir merkezinde gezilecek görülecek yerlerin pek çoğu yürüme mesafesinde olsa da belli noktalara gitmek için toplu taşıma kullanmaya ihtiyacınız olacak. Hamburg'da yaygın bir raylı sistem var; metro, tren, tramway ağları ile pek çok noktaya kolayca ulaşmanız mümkün. Hamburg'un Elbe Nehri kıyısında olmasının avantajı ile şehirden uzak noktaların pek çoğuna da feribot seferleri düzenleniyor. Ayrıca şehirde bisiklet yolları da düzgün şekilde belirlenmiş, bisiklet kiralayarak şehri gezmek de çok keyifli olabilir. Hamburg'da şehir içinde toplu taşıma araçlarına iniş veya binişlerde kimse bilet kontrolü yapmıyor, ancak pek çok Avrupa kentinde olduğu gibi kontrolörler rastgele araçlara binerek size bilet soruyor, eğer biletiniz veya Hamburg Card'ınız yoksa ceza kesiyorlar. Bu cezalara katlanmaktansa bilet veya kart almanızı öneririm. Hamburg Card, başta şehir içi ulaşım olmak üzere pek çok yerde indirim alabileceğiniz bir şehir kartı. Hamburg Card uygulamasını indirerek kolayca kullanabilir, internetten veya bilet gişelerinden veya kiosklardan fiziksel olarak alabilirsiniz. Hamburg Card'ı Hamburg'da konaklayacağınız süreye ve kaç kişi seyahat ettiğinize göre alabilirsiniz. Tek kişilik bilet 1 yetişkin ve 3 çocuk (6-14 yaş arası) için kullanılabiliyor. Grup bileti 5 kişiye kadar kullanılabiliyor. Aşağıdaki tabloda Hamburg Card fiyatlarını görebilirsiniz. Hamburg Card aldığınızda limitsiz olarak tüm şehir içi ulaşım seçeneklerinden faydalanabiliyorsunuz. Biz 3 günlük bilet alıp heryere toplu taşıma ile gitmeyi tercih ettik. Ayrıca pek çok müze, müzikal ve aktivitede Hamburg Card indiriminden faydalanabiliyorsunuz. Mesela Denizcilik Müzesi girişi 13.5 Euro idi, biz Hamburg Card indirimi ile 9 Euro'ya girdik. Ayrıca www. hh-app. de adresinden indireceğiniz Hamburg mobil uygulaması ile sesli rehberler, gezilecek yer önerileri, ulaşım seçenekleri gibi pek çok bilgiye kolayca ulaşabilirsiniz. Hamburg turizm ofisi şehri gezip görmek isteyenler için hem ulaşım kartı hem de mobil rehber hazırlayarak büyük bir kolaylık sağlamış. Hamburg'a gitmeyi planlıyorsanız önceden uygulamayı indirip incelemenizi öneririm. Hamburg yazılarım devam edecek, takipte kalın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hangi-sulari-icmeli", "text": "İkincisi de markete girdim su alacağım, ya da bir büfeden su alcağım hangisinden alayım. Sular çeşit çeşit renk renk. - Öncelikle bildiğimiz anlamda su almak için \"no gas\" olmasına dikkat etmelisiniz. Yoksa mineral water dedikleri, su ile soda arası birşey içersiniz. - Sular kapak renklerine göre farklılaşır, bu renkler suyun cinsini gösteren, kanunen ayrıştırma zorunluluğu olan renklerdir. The International Bottled Water Association sayfasından şişelenmiş su çeşitleri hakkında detaylı bilgi de alabilirsiniz. - Mavi, -ki bizim ülkemizde başka renklisini zor bulursunuz- doğal kaynak suyunu temsil eder. - Beyaz kapak arıtılmış su demektir. - Kırmızı kapak ise o suyun kuyu suyu olduğunu gösteririr. Bu renkler uluslararası geçerliliği olan renklerdir. \"Suyun mavi kapaklısını aldım, doğal kaynak suyu missssss\" gibi diye düşünmeyin yine de. Farklı markalar arasında tatlar çok fazla değişkenlik gösterebiliyor. Amsterdam, Strasbourg gibi Türklerin yoğun yaşadığı yerlerde \"Hayat Su\" veya benzer Türk markalarını bulabilirsiniz. Bu arada gezileriniz sırasında çantanızda mutlaka su bulundurun. Susuz kalmayın, hatta normalde tükettiğinizden daha fazla su tüketin çünkü sürekli hareket halinde olmak vücudumuzun normalin üstünde su kaybetmesine neden oluyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/harbiye-askeri-muzesi", "text": "Harbiye Askeri Müzesi, koleksiyon zenginliği ve çeşitliliği açısından dünyanın önde gelen müzeleri arasında alan, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri eğitimini aldığı bina olması ile tarihimizde önemli bir yer tutan İstanbul'da mutlaka görmeniz gereken bir müzeler arasında yer alıyor. Harbiye Askeri Müzesi giriş ücreti, ziyaret gün ve saatleri, tarihçesi, nerede, nasıl gidilir, bölümleri, müzede verilen Mehter konseri gibi müze hakkında merak ettiğiniz her şey bu yazıda sizi bekliyor! Harbiye Askeri Müzesi, İstanbul'un tam da göbeğinde, adını bu binadan alan Harbiye semti Cumhuriyet Caddesi'nde, Harbiye Ordu Evi'nin hemen yanında yer alıyor. Askeri Müze'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumunu görmek için tıklayın. - Otobüs ile gelmek isterseniz; Taksim-Şişli doğrultusunda geçen herhangi bir otobüse binerek, müzenin hemen önünde yer alan Harbiye durağında inebilirsiniz. Harbiye otobüs durağından geçen otobüsler; DT2, 35C, 46Ç, 46KT, 46T, 48N, 54HT, 54E, 54K, 54Ç, 55T, 66, 70FE, 70KE, 70KY, 74A, 87, 89T. - Beşiktaş vapur iskelesinin önünden kalkan Beşiktaş-Harbiye minibüslerinin son durağı da hemen müzenin önünde. - Metro kullanmak isterseniz, Osmanbey durağında indikten sonra Taksim yönüne doğru kısa bir yürüyüş ile müzeye ulaşabilirsiniz. - Özel aracınız ile gelmek isterseniz, müze Şişli Taksim arasında kalıyor. Özellikle hafta sonları özel aracınızla gelmenizi hiç önermem, trafik sorunu ile uğraşmayın. Müzeye giriş ücreti 25 TL, öğrenciler için ücretsiz, Müzekart geçerli değil. Askeri Müze; 1 Ocak ve dini bayramların ilk günü kapalı, resmi bayramlarda açık, Pazartesi günleri kapalı, onun dışında her gün 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz, 16:00'dan sonra içeriye ziyaretçi alınmıyor. Müzenin açık olduğu her gün 15:00'te dünyanın en eski askeri bandosu olan Mehter konseri veriliyor. Konser yarım saat kadar sürüyor, müzeye giderseniz bu konseri sakın kaçırmayın! 1841 yılında Harp Okulu olarak inşa edilmiş olan bina 1993'ten bu yana Askeri Müze olarak hizmet veriyor. Bu harika müzenin en önemli özelliği Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün 1899-1905 yılları arasında bu binadaki Harp Okulu'nda eğitim almış olması. Okuduğu sınıfın temsili olarak canlandırıldığı \"Harbiyeli Atatürk Sınıfı\" var müzede. Askeri Müze, koleksiyon zenginliği ve çeşitliliği göz önüne alındığında dünyanın önde gelen askeri müzelerinden biri. Müzede sadece Cumhuriyet Dönemi değil, tüm Türk Devletleri'ne ait salonlar bulunuyor ve 2000 yıllık Türk devlet ve askerlik gelenekleri anlatılıyor. Müze gerçekten çok büyük, tamamını dolaşmak için 4-5 saat ayırmanızı öneririm. Fotoğraf Melih Daşgın tarafından çekilmiştir. izinthengit. com adresinden Melih'in müthiş fotoğraf ve yazılarına ulaşabilirsiniz. - 1453 yılında İstanbul'un Fatih Sultan Mehmet yani Türkler tarafında fethinden sonra değerli savaşlarda kullanılan araç ve gereçler Topkapı Sarayı bahçesinde bulunan Aya İrini Kilisesi'nde toplanmaya başlamış ve buraya Cebehane denmiş. - 1726 yılında Cebehane'deki tüm araç gereçler yeniden düzenlenerek Dar-ül Esliha adı verilmiştir. - 1846 yılında Tophane Müşiri Ahmet Fethi Paşa öncülüğünde modern Türk müzeciliğinin ilk yemeli atılmış ve Askeri Müze kurulmuş. - Aya İrini'de sergilenen koleksiyonlar Müzeyi Hümayun olarak anılmaya başlanmış. - Arkeolojik eserlerin sayısı artınca Müzeyi Hümayun, Çinili Köşk'e taşınmış ve bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin temeli atılmış olsa da askeri malzemeler Aya İrini'de kalmış. - 1940 yılına kadar Askeri Müze, Aya İrini'de faaliyetlerine devam etmiş. İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye'ye sıçraması riskine karşı faaliyetlerine bir süre ara verilmiş. - 1949 yılında eserler Maçka Silahhanesi'nde depolanmaya kaldırılmış. - 1959 yılından itibaren Harbiye Mektebi Jimnastikhanesi binasında eserler yeniden sergilenmeye başlanmış. - 1966 yılından itibaren Jimnastikhanenin yetersiz kalması nedeniyle eski Harbiye binasının Askeri Müze olarak kullanılmasına karar verilmiş. - 10 Şubat 1993 günü yeni bir düzenleme ile bugünkü binasında müze ziyarete açılmış. Askeri Müze içinde; ana binada 32 farklı salon, dış ve iç bahçe ve kültür sitesi bulunuyor. - Tanıtım Salonu - Türk Ordusu Kurtuluş Salonu - Selçuklu Salonu - Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi Salonu - Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi Salonu - Büyük Türk Devletleri Tanıtım Alanı - Fatih ve Yavuz Köşesi - Kesici Silahlar Salonu - İstanbul'un Fethi Salonu - Savunma Silahları Salonu - Ateşli Silahlar Salonu - Harbiyeli Atatürk Sınıfı - Top Maketleri Salonu - Somali-Bosna-Kosova ve İç Güvenlik Salonu - Atıcılık ve Binicilik Salonu - Top Teşhir Salonu - Mehter Enstrümanları Salonu - Askeri Kıyafetler Salonu - Sancaklar ve Bayraklar Salonu - Şehitler Galerisi - Denizcilik Köşesi - Meşrutiyet Dönemi Salonu - Birinci Dünya Savaşı Salonu - Çanakkale Savaşları Salonu - Kurtuluş Savaşı Salonu - Kore-Kıbrıs Salonu - Etnografik ve Yazma Eserler Salonu - Genelkurmay Başkanları Salonu - Atatürk Salonu - Çadırlar Galerisi - III. Selim Köşesi (1789-1807) - Belgelerle Ermeni Sorunu Salonu Salonların hepsi her an ziyarete açık olmayabiliyor, örneğin biz gittiğimizde üst katta sadece Kore-Kıbrıs Salonu ile Atatürk Salonu ziyarete açıktı. Müzenin beni en çok etkileyen kısımları; Sakarya Savaşı'nın anlatıldığı salon ve tabii ki Atamız'ın Harp Okulu'nda eğitim aldığı sınıfı oldu. Müzenin içinde sergilenen eserlerin yanı sıra salonların çoğunda panoramik duvar resimleri ile canlandırmalar yapılmış, hepsi de birbirinden güzel olmuş, gerçekten çok beğendim. Müze kısmı dışında; Kültür Sitesi bölümünde salonlar etkinlikler için kiralanabiliyor, bu konuda bilgi almak için Kültür Sitesi Komutanlığı ile iletişime geçebilirsiniz. Askeri Müze'nin farklı yönlerinden biri de müzenin açık olduğu her gün, 15:00'ten başlayarak dünyanın en eski askeri bandosu olan Mehter takımı konser veriyor. Konser yaklaşık yarım saat kadar sürüyor. Konseri izlemek için ayrıca bir ücret ödemeniz gerekmiyor, müzeye giriş bileti almanız yeterli oluyor. Harbiye Askeri Müzesi'nde sanal gezi yapılabiliyor. Müzenin içinde sanal gezi yapmak için tıklayın. - Adresi: Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, Vali Konağı Caddesi, Harbiye, Şişli 34298 Istanbul - Telefon: 0 (212) 233 27 20 - Elektronik Posta: Biz Cumartesi günü gitmiş olmamıza rağmen müzede çok az gezen vardı. Pandemi döneminde sakin olması iyi ama bu kadar güzel bir müzenin bu kadar az ziyaretçi çekmesi çok üzücü. Çocuklarınızı alın alın gidin, tarih kitaplarında okudukları tarihimizi bu müzede yaşasınlar. Müze seven arkadaşlarınızla bu yazıyı paylaşmayı unutmayın! Burası 1993'ten daha eskiden beridir Askeri Müze'dir. 1985 yılında da askeri müzeydi ve o yıl ziyaret etmiştim ilk defa. Ayrıca, 1970'lerde de Askeri Müzeydi, babam 1970'lerin başlarında müzeyi ziyaret etmişti. Dolayısıyla 1993'ten beri Askeri Müze olduğu bilgisi doğru drğil. Müzenin kendi tanıtım metinlerinde ve internet sitesinde bu şekilde paylaşılmış, ben de onları kaynak olarak aldım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hasan-soylemez-hayata-yolculuk-kitabi", "text": "Hasan Söylemez'in \"bir bisiklet, sıfır lira, sekiz ay, on bin kilometre\" diye özetlediği bisikletle Türkiye seyahatini anlattığı Hayata Yolculuk kitabı ilk baskısını Nisan 2015'te yapmış. Hasan Söylemez, ofisteki hayatından sıkılıp ani bir kararla istifasını verip aynı hızla bisikletle ve beş parasız yola çıkmaya karar vermesi ve sekiz ay süren bisikletle yolculuğunu anlatmış bu kitapta. Hasan Söylemez şimdilerde Journey to Dreams olarak adlandırdığı bisikletiyle Afrika seyahatine devam ediyor. Hasan Söylemez gazeteci iken bir gün istifasını verip yola çıkmaya karar veren bir çılgın, her gün görmeye alışık olduğumuz insanlardan farklı biri. Cebindeki bütün para ve bütün eşyalarıyla vedalaşarak Türkiye'yi dolaşacağı bisikletli yolculuğuna çıktı. Hayatından sıkılan ancak türlü mazeretlerle kendi hapishanesinden çıkamayanlara ilham veren bir hikayesi var. Yola çıkmak, hayallerimizi gerçekleştirmek için paranın en son ihtiyacımız olduğunu anlatan bir hikaye bu. Hayata Yolculuk kitabı Türkiye seyahatini anlatıyor olsa da Hasan şu an Afrika'yı yine bisikletiyle geziyor ve bu seyahatini videolarla belgeselleştiriyor. \"Journey to Dreams\" diye Youtube'da bulabilir veya Hasansoylemez. com üzerinden takip edebilirsiniz. Hayata Yolculuk kitabı, Hasan'ın istifa kararı ve yola çıkma hazırlıkları ile başlıyor. Sonra adım adım yolculuğunu, yolculuğu sırasında karşısına çıkan insan hikayelerini, Türkiye'nin az bilinen coğrafyalarını şiirsel bir dille anlatmış. Hasan hasta olduğunda günlerce ona bakan aileler, yolda ona süprizler yapan hiç tanımadığı insanların yanı sıra en ihtiyacı olduğu anda bahçesine, köyüne Hasan'ı almayan insanları da okuyoruz. Kimi zaman kitabı okurken göz yaşlarıma hakim olamadım. İstanbul'a yaklaşırken bir yandan büyük şehrin keşmekeşine geri dönmenin endişesi diğer yandan 8 ay süren uzun ve zorlu bir yolculuğun sonuna gelmiş olmanın mutluluğunu ise sanki kendim gidip dönmüşüm gibi hissettim. Kendi sıradan hayatından şikayetçi olan, seyahat etmeyi ve keşfetmeyi seven, özellikle de bisikletle yolculuğa ilgisi olan herkesin kütüphanesinde yer alması gereken bir kitap Hayata Yolculuk. Kitap Hayykitap'tan çıkmış ve şu an 3. baskısını yapmış durumda. Internetten kolayca sipariş verebileceğiniz kitabın e-kitap versiyonu yok. Şu sıradan hayatın monotonluğunda cesaret verici bu tür hamleleri yapmak gerçekten cesaret ister, aslında kitabın başlığında denildiği gibi cesur olup hayallerini ertelemeyeceksin!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hatay-da-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "\"Türkiye'nin gastronomi başkenti neresi?\" diye soracak olursanız, benim cevabım \"kesinlikle Hatay\" olur. Farklı kültürlerin farklı medeniyetlerin bir arada yaşadığı Hatay'da mutfak kültürü bu birlikteliklerden nasibini almış. Hatay mutfağı farklı lezzetlerin bir araya geldiği, et yemeklerinden mezelere, tatlılardan hamur işlerine kadar yüzlerce lezzetli yemeği bulabileceğiniz seçenekler sunuyor. Hatay'da muhteşem lezzette yemekler yiyebileceğiniz çok fazla alternatif mekan var. \"Hatay'da ne yenir, nerede yenir?\" deneyimlerimi bu yazıda bulacaksınız, aç karna okumayın! Hatay yemeklerine geçmeden Hatay'da gezilecek yerler yazıma da mutlaka göz atın. \"Hatay'da ne yenir?\" denince akla ilk gelen tatlıların başında süphesiz ki Künefe geliyor. Künefe; kadayıf, tereyağı ve peynir ile yapılan şerbetli bir tatlı. Ben normalde ağdalı tatlı seven biri değilim ama Hatay'a gidince künefe yemeden de dönmüyorum. Hatay'da hemen her restoran künefe servis ediyor, pek çok künefeci var. Benim favori künefecim ise Hatay'a ilk gittiğimde deneyip çok sevdiğim Çınaraltı Künefeci Yusuf Usta. Yusuf Usta'yı bulmak için Uzun Çarşı'ya gidiyorsunuz, Kurşunlu Han'ın yanındaki hana girince elinize koymuş gibi künefeciyi buluyorsunuz. Google haritalar uygulamasındaki konumu için tıklayın. Yusuf Usta'da yediğiniz künefe öyle İstanbul'daki restoranlarda yediğiniz gibi küçük tavada gelmiyor, büyük tepsilerde pişirilip dilimler halinde servis ediliyor. Görüntü muhteşem olmasa da lezzet şahane. İnsan hiç kebaba aşık olur mu? Ben oldum. Hatay'da tepsi kebabına aşık oldum! \"Hatay'da ne yenir?\" denince meşhur lezzetlerden ikisi tepsi kebabı ve kağıt kebabı. İkisi birbirine benzediği için aynı başlık altında birleştirdim. Geleneksel olarak Hatay'da tepsi veya kağıt kebabını kasaplar yapıyor. Kasaba gidip kendi etinizi seçiyorsunuz, kasap sizin için eti hazırlayıp tepsiye diziyor. Yakındaki fırına gönderilen kebap pişip geliyor. Kebabı kasapta yiyorsunuz. Bu işi geleneksel olarak yapan Sağıroğlu Kasabı. Ancak herkes için uygun olmayabilir çünkü kasapta pişmemiş et kokusu içinde gerçekleşiyor olaylar. Hatay'da yediğim tepsi kebabı yediğim en güzel kebaplardan biri. Hatay'a ilk gelişimde Sağıroğlu Kasabı'na gitmiş ve tepsi kebabına aşık olmuştum. İkinci gidişimde ise Vedat Milör hocamızın meşhur ettiği Pöç Kasabı'nda yedim ve yine bayıldım. Antakya'dan tepsi kebabı yemeden sakın ayrılmayın. Bence iki mekanda yediklerim de çok iyiydi. Daha geleneksel versiyonu için Sağıroğlu, biraz daha turistik versiyonu için Pöç Kasabı'nı tercih edebilirsiniz. Sanmayın ki bu kebaplar sadece kasaplarda var. Hatay'da hemen hemen her restoranda tepsi veya kağıt kebabı bulabilirsiniz. Geleneksel Hatay yemekleri yapan Hatay Gastronomi Evi, Petek Restoran, Anadolu Restoran benim tespi veya kağıt kebabı denediğim diğer yerlerdi ve hepsi de iyiydi. Hatay şehir merkezi, yani Antakya'ya yolunuz düştü ise denemeniz gereken lezzetlerden biri de Haytalı. Haytalı; muhallebinin üstüne gül suyu dökülerek yapılıyor, üstüne keçi sütünden yapılmış dondurma ile servis ediliyor. Ben gül suyunun tadını sevmediğim için bana hitap eden bir tatlı değil ama seveni çok, siz bana bakmayın. Haytalı'nın mucidi Affan kahvesi ya da diğer adıyla İnci Kıraathanesi. Antakya'nın en eski kıraathanesi olan Affan Kahvesi geleneksel halini koruyor. Bir yanda Antakyalı amcalar okey oynarken diğer yanda şehri keşfetmeye gelenler Haytalı'nın tadına bakıyor. Ortamı çok seviyorum, mutlaka uğrayın buraya. Haytalı yiyebileceğiniz bir başka yer ise Hatay Belediyesi'nin işletmesi olan ve Hatay'a tepeden bakan Habibi Neccar Sosyal Tesisleri. Antakya üzerinde gün batımını izlemek, geleneksel Hatay yemekleri yemek veya sadece Haytalı yemek için buraya uğrayabilirsiniz. \"Hatay'da ne yenir?\" denince benim aklıma kebaplar ve tatlılardan önce çeşit çeşit meze geliyor. Humus, babagannuş, biberli cevizli ilk aklıma gelenler ve en çok yediklerim olsa da çeşit çok fazla. Restoranlarda yediklerimiz kadar sokak aralarındaki mezeci, humuscu ve baklacılarınkiler de çok güzel. Hatay'da sadece meze ile dolabilirsiniz. - Sveyka Restauran; Dünyanın ışıklandırılan ilk caddesi olan Kurtuluş Caddesi üzerindeki eski bir konak restore edilip restorana dönüştürülmüş. Hem ortam çok güzel hem de yemekler nefisten de güzel. Ben gittiğimde servis de çok iyiydi, herhalde hala öyledir. Sadece meze değil kebap çeşitlerini de bulabilirsiniz burada. Mekanın alkollü olması da avantaj. Konumu için tıklayın. - Konak Restoran: Eski Antakya evlerinin olduğu bölgede bulunan Konak Restoran her türlü Hatay lezzetini bir arada bulabileceğiniz bir yer. Eski bir konaktan dönüştürülmüş restoranın avlusu da ortamı da çok güzel. Burası da alkollü, Hatay'a özgü şarapları da bulabilirsiniz. Konumu için tıklayın. - Hatay Sultan Sofrası: Asi Nehri kıyısında bulunan Hatay Sultan Sofrası yine eski bir konaktan dönüştürme. Hatay'a özgü lezzetleri birada bulabileceğiniz esnaf lokantası tadında bir yer. Bahçesi/avlusu da keyilfli, kahvaltı için de tercih edebilirsiniz. Konumu için tıklayın. - Petek Restoran: İskenderun'un meşhur Petek Pastanesi'nin Antakya'da da bir şubesi var. Meclis Binası'nın hemen yanında Asi Nehri kıyısında yer alan eski bir konak restore edilerek restorana dönüştürülmüş, adı Antakya Konağı. Akşamları geniş bahçesinde yöresel yemeklerin ve Petek Pastanesi'nin meşhur tatlılarının tadına bakabilirsiniz. Mekan alkolsüz. Konumu için tıklayın. - Özlem Restoran: Antakya'nın dışına doğru Güzel Burç mevkiinde Özlem Restaurant Antakyalı bir arkadaşımızın bizi götürdüğü bir restoran idi. Abagannuş özellikle mükemmel. Konumu için tıklayın. - Unesco Hatay Gastronomi Evi: Hatay Büyükşehir Belediyesi kuruluşu olan Unesco Hatay Gastronomi Evi eski Antakya evlerinin olduğu bölgede yer alıyor. Geleneksel Hatay yemeklerini deneyebileceğiniz restoran eski bir konaktan dönüştürülmüş. Geniş avlusu ve geleneksel döşenmiş odaları ile görülmeye değer. Mekan alkolsüz. Konumu için tıklayın. Hatay künefesi ile meşhur olsa da, Haytalı buraya özgü olsa da benim Hatay'da favori lezzetlerim ceviz reçeli, çıtır kabak ve turunç reçeli. Yemeğin üstüne hemen her yerde geliyor bu reçeller ve beni benden ediyor. Reçel deyip geçmeyelim, haklarını teslim edelim. Uzun Çarşı'dan bu reçellerden ve kabak tatlısından alabilirsiniz. Künefeci Yusuf Usta'da çıtır kabak bulabilirsiniz, eve paket/hediyelik götürebilirsiniz. 6. Türk Kahvaltısı değil Hatay Kahvaltısı! Hatay'da her öğün olduğu gibi kahvaltı da çok zengin. Çeşit çeşit peynirler, zeytinler, akşam yemeğindeki mezelerin bir kısmı kahvaltıda da servis ediliyor, derken menü uzayıp gidiyor. Antakya'daki restoranların pek çoğunda, otellerde kahvaltı bulabilirsiniz ama aracınız varsa mutlaka gidin diyeceğim iki yer var kahvaltı için. Birincisi Harbiye Şelaleleri'ne birkaç kilometre mesafede bulunan Döver Köyü. Burası kahvaltısı ile meşhur olmuş. Pek çok mekan var. Bunlardan biri Hammuş'un Yeri. Kendi üretimleri olan zahter, sürk peyniri, eritme peyniri, reçeller, mezeler ile masayı donatıyorlar, önce gözünüz sonra karnınız doyuyor. Konumu için tıklayın. Aynı bölgede önerilen yerlerden biri de Yusuf Dayı'nın Yeri idi, orayı denemedik. İkinci önereceğim yer ise, Hıdırbey Köyü'nde bulunan Hatay Büyükşehir Belediyesi işletmesi olan Hıdırbey Gastronomi Evi. Eski bir köy evini restore etmişler. Hem kapalı hem açık alanda kahvaltı etme imkanınız var. Kahvaltı zengin ve yediğimiz herşey çok lezzetli idi. Belediye işletmesi olduğu için fiyatlar da epey uygun. Konumu için tıklayın. Ülkemizin hemen heryerinde adı kömbe olan bir yiyecek var ama hepsi birbirinden farklı. Hatay'da yapılan kömbe bir çeşit kurabiye, Hurmalısı, fıstıklısı, sadesi yapılıyor. Çayın kahvenin yanında mis gibi yeniyor. Normalde ben kurabiye çok seven biri olmama rağmen Hatay'da yapılan kömbeye bayıldım. Kömbe almak için en iyi yerlerden biri Uzun Çarşı içinde bulunan Dalgaç Künefe. Adının künefe olması sizi yanıltmasın tepsi tepsi kömbe yapıyorlar ve nefis. Konumu için tıklayın. Hatay'a ilk gidişimde Hıdırbey Köyü'nde tanışmıştım Katıklı Ekmek ile. Katıklı ekmeğin harcında Antakya çökeleği, zahter, biber salçası, zeytinyağı, susam, kimyon ve soğan bulunuyor. Baharatları kendi damak tadınıza göre çeşitlendirebilirsiniz. Katıklı ekmeğin hamuru ise kepekli undan yapılıyor. Tandır fırını veya odun fırınında pişiriliyor. Adete bir lezzet patlaması. Restoranların çoğunda, Uzun Çarşı'daki fırınlarda ve Hıdırbey Köyü'nde derenin çevresindeki kafeteryalarda bulabilirsiniz katıklı ekmeği. Siz ekmek deyin, ben Hatay Pizzası. Hatay'da gezdik dolaştık, ama burada tadına baktığımız lezzetlerin bir kısmını da eve götürmek istiyoruz, ne yapacağız? Uzun Çarşı'ya gideceğiz, Kurşunlu Han çıkışında bulunan Hatay Organik adlı dükkanı bulacağız. Biber salçası, tuzlu yoğurt, sürk peyniri, kırma zeytin, nar ekşisi, zeytinyağı, baharat ve daha aklıma gelmeyen herşeyi buradan alacağız, evimize kargolayacaklar, taşımakla uğraşmayacağız. Hatay'a özgü diğer peynirlerden almak için yine Uzun Çarşı'da Yardım Selçuk Gıda dükkanına uğrayacağız. Peynirleri de kargo yaptıracağız, taşımak yok! Hatay mutfağı buraya yazmakla bitmez, kitap olur. Nitekim Hatay Gastronomi Evi hazırlamış bu kitabı. Gittiğinizde oradan temin edebilirsiniz. Çeşit çeşit çorbalar, birbirinden lezzetli mezeler, kebaplar, tatlılar, mis gibi ekmekleri ile Hatay mutfağı başta da söylediğim gibi -bana göre- Türkiye'nin gastronomi başkenti. Sadece yemek yemek için dahi Hatay'a gidilir, gidin, herkes gitsin! \"Hatay'da ne yenir?\" sorusunun cevabını artık biliyorsunuz, afiyet olsun!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hatay-gezilecek-yerler", "text": "Hatay, Türkiye'de mutlaka görülmesi gereken şehirler listemde ilk sıralarda yer alıyor. 13 farklı medeniyete ev sahipliği yapan köklü medeniyeti, farklı medeniyetlerin sentezi ile ortaya çıkmış olan UNESCO tescilli mutfağı, üç farklı semavi dinin mensuplarının bir arada yaşaması ile Türkiye'ye örnek olacak bir şehir Hatay. Hatay'a ilk gittiğimde \"Keşke herkes bir gün Hatay'a gitse\" diye düşünmüştüm. Bu duygum hiç değişmedi. Farklı zamanlarda farklı programlar yaparak Hatay'ı ziyaret ettim. Bu ziyaretlerim sonucunda kendi deneyimlerimle Hatay'da gezilecek yerler ve Hatay yemekleri konusunda önerilerimi içeren bir Hatay gezi rehberi hazırladım, umarım sizin de işinize yarar! Keyifli okumalar! Hatay; verimli ovaları, ticaret yolları üzerinde bulunan stratejik konumu ve ikliminin etkisi ile tarih boyunca önemli bir yerleşim yeri olmuş. Şehrin tarihi Orta Paleolitik Dönem'e kadar uzanıyor. 8 bin yıllık geçmişe sahip olan şehir 13 farklı medeniyete ev sahipliği yapmış. Hatay, Kurtuluş Savaşı döneminde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şahsi meselesi haline gelmiş ve 1939 yılında Türkiye Cumhuriyeti'ne katılmıştır. Hatay ile ilgili beni en çok etkileyen nokta binlerce yıldır farklı medeniyetlerin farklı etnik grupların ve farklı inanca sahip toplulukların bir arada, birbirleri ile barış, sevgi, saygı ve hoşgörü içinde yaşıyor olmaları. \"Ben, sen yok, biz varız!\" sloganı Hatay'ı en güzel anlatan slogan olsa gerek. Hatay, Akdeniz Bölgesi'nin en ucunda yer alıyor. Hatay; doğusunda ve güneyinde Suriye, batısında Akdeniz, kuzeybatısında Adana, kuzeyinde Osmaniye ve kuzeydoğusunda Gaziantep ile çevrelenmiş durumda. Hatay merkez ilçesi Antakya, il merkezidir. Böylece Hatay neresi, Antakya neresi karmaşası da çözülmüş oldu. Hatay'ın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Hatay'a Türkiye'nin büyük şehirlerinden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'inden havayolu ile ulaşmak mümkün. Ancak Hatay Havalimanı'nın Amik Ovası çukuruna inşa edilmiş olması ve hakim rüzgarı alması nedeniyle sık sık uçakların inenemesi, havalimanını su basması gibi sorunlar yaşanabiliyor. Gittiğiniz dönemde hava durumunu kontrol etmenizi öneririm. Perşembe ve Pazar günleri Girne'den Hatay'a seferler düzenleniyor. Feribot gün ve saatlerinin güncel bilgilerine HADO internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Hatay yılın her dönemi ziyaret etmek için uygun bir destinasyon. Kış aylarında dahi yumuşak olan iklimi sayesinde yaz-kış ziyaret etmek için uygun. Ancak ben en çok portakal ve mandalinaların olgunlaştığı dönemde orada olmayı seviyorum yani Kasım-Aralık-Ocak. Hatay şehir merkezi ve yakın çevresindeki popüler noktaları gezmek için en az 2 tam güne ihtiyacınız var. Denize de gireyim, İskenderun veya Kıbrıs'a da geçeyim derseniz sürenizi uzatmanız gerekir. Aşağıda Hatay'da gezilecek yerler haritası görsel olarak yer alıyor. Bu haritada Hatay iline bağlı tüm ilçelerdeki gezilecek yerleri işaretlenmiş olarak göreceksiniz. Bu bölümde ise yazı genelinde bahsi geçen Hatay'da gezilecek yerler, restoranlar, konaklama seçenekleri ve önemli yerlerin Google Haritalar uygulaması üzerinde işaretlenmiş olarak göreceksiniz. Haritayı Google Haritalar uygulaması üzerinde görmek için tıklayın. Hatay fikri beni çok heyecanlandırdığından olsa gerek gitmeden epeyce araştırma yapmış, sayfalarca gezi tüyosu toparlamıştım. Ne nerede yenir, nereler gezilir... Aslında yazılacak çizilecek, tek tek üstünde durulacak çok şey var. İşte Hatay'da gezilecek yerler! Yüzlerce mozaiğin sergilendiği Hatay Arkeoloji Müzesi, kesinlikle görülmeye değer. Daha önce şehir merkezinde olan müze yeni yerine taşınmış ve çok daha geniş ferah bir müze olmuş. Hatay Müzesi yeni yeri şehir merkezine 5 km kadar uzakta. Çok daha büyük bir sergi alanı ile yeni müze çok güzel olmuş. Sergi alanı olarak dünyanın en büyük, sahip olduğu mozaik eserler bakımından ise dünyanın 2. mozaik müzesi imiş. Müzede 16 galeri bulunuyor. Şahane mozaikler dışında bölge tarihine ışık tutan pek çok eseri de müzede bulmanız mümkün. Müzeyi gezmek için en az birkaç saatinizi ayırmanızı öneririm. Tamamını hakkıyla gezmek için bir tam güne ihtiyacınız var. Hatay Arkeoloji Müzesi 2022 yılı giriş ücreti 50 TL, Müzekart ile ücretsiz. Müzedeki turumuzdan sonra şehri dolaşmaya, ara sokaklarının keyfini çıkarmaya koyulduk. Hemen şehir meydanının üst kısımları Eski Antakya diye adlandırılan bölge. Daracık sokaklarında cami, kilise ve havranın sırt sırta durduğu tam bir hoşgörü şehri burası. Sokaklarında dolaştıkça daha da iyi anlıyor insan. Eski Antakya evleri dışarıdan küçük görünse de içeri girince bir avlu, avluda mutlaka bir portakal ya da limon ağacı karşılıyor bizi. Antakya'nın eski şehir merkezi dar sokakları ve eski Antakya evleri ile keşfedilmeye değer. Ara sokaklarda restore edilmiş konakların bir kısmı otel veya restorana dönüşmüşken yıkılmaya yüz tutmuş binalarla bir arada bir mozaiğin parçaları gibiler. Eski Antakya'nın sınırını Asi nehri belirliyor. Asi'den şehrin sırtını verdiği yamaçlara kadar eski evlere rastlamak mümkün. Kurtuluş Caddesi Eski Antakya'nın içinden geçen, eski şehrin en işlek ve hareketli caddesi. Bu cadde dünya üzerinde ışıklandırma yapılmış ilk cadde olması nedeniyle dünya tarihi için önemli bir nokta. Kurtuluş Caddesi üzerindeki bu camii Türkiye sınırları içinde inşa edilen ilk camii olma özelliğini taşıyor. Camii ismini Hz. İsa'nın havarilerine ilk inanan ve bu nedenle yaşamını kaybeden Habib-i Neccar'dan almış. Ayrıca camii içinde Hz. Yunus ve Hz. Yahya'nın türbeleri bulunuyor. Kurtuluş Caddesi üzerinde yer alan Havra halen Musevi Cemaati tarafından kullanılmaktadır. Katolik Kilisesi, Kurtuluş Caddesi üzerinde yer alıyor. Aynı cadde üzerinde ve çok yakın mesafelerde 3 mukaddes dinin ibadethaneleri barış içinde bir arada. Kudüs'ten sonraki en eski kiliselerden biri burası. Cemaat dışında ziyarete açık değil. Fransızların Hatay'ı işgal ettiği dönemde elçilik ve banka olarak kullanılmış olan kilise binası 2000 yılının Haziran ayında Güney Kore Kwong Lim Metodist Kilisesi tarafından Protestan Kilisesi olarak tanınınmış. Bir önemli not, kiliselerin açık olduğu saatleri tutturmak oldukça zor, ayin olduğunda içeriye almıyorlar. O yüzden gitmeden saatlerini öğrenmeye çalışın. Kaldığınız otelden bilgi almanız mümkün olur. Oldukça fazla turist çeken biryer olduğu için oteller bu anlamda donanımlı. Hatay'daki barışın nasıl devam ettiğini anlamak için Rahibe Barbara'nın Barış Evi'ni ziyaret etmenizi öneririm. Katolik Kilisesinin arka sokağında yerel halka sorarsanız söylerler. Burası şu an bir pansiyon olarak işletilse de aslında farklı kültür, din, dil, ırktan insanların bir araya gelmesi için kurulmuş bir yer. Antakya eski şehir merkezinde bulunan Medeniyetler Evi, Antakya Medeniyetler Korosu'na tahsis edilmiş eski bir konak. Halk arasında Karabağlar Konağı olarak biliniyor. Antakya Medeniyetler Korosu ile ilgili bilgiye sahip olmayanlar için Medeniyetler Korosu; Alevi, Sünni, Ermeni, Ortodoks, Katolik ve Musevilerden oluşan 6 mezhebin üyelerinin yer aldığı, \"Yaradılanı sev, Yaradandan ötürü\" felsefesini benimseyen 120 kişilik koro. Koro 2012 yılında Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmişti. Uzun Çarşı Antakya'nın alışveriş merkezi diyebiliriz. Peynircilerden ayakkacılara bakırcılardan sepetçilere kadar pek çok farklı ürünü burada bulabilirsiniz. Ayrıca Hatay'ın çeşit çeşit baharatları ve kahvaltılıklarını almak için en iyi yer burası. Uzun Çarşı içinde kaçırmayın diyeceğim birkaç nokta; Kurşunlu Han, Çınaraltı Künefe, Dalgaç Künefe. Antakya Uzun Çarşı içinde yer alan dükkanların çoğu Pazar günü kapalı oluyor. Biz de çarşıyı hareketli iken görmek, aynı zamanda Hatay'a özel ürünleri almak için çarşı kapanmadan Cumartesi günü gezmeyi tercih ettik. Antakya merkezinde Belediye, Ptt, Ziraat Bankası gibi kamu binalarının bulunduğu yer Köprübaşı olarak anılıyor. Asi Nehri'nin kıyısında eski şehir merkezinin paralelinde bulunan binaların hemen hepsi Fransız işgali döneminde yapılmış. Bu yapılardan biri de Meclis Kültür ve Sanat Evi. Hatay Meclisi burada toplanmış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne katılma kararı bu binada verilmiş, bu nedenle Hatay için de tarihi önemi olan bir bina. Bugün üst katı kütüphane alt katı ise konser/tiyatro salonu olarak kullanılan binanın dışarıdan görüntüsü de içi de çok güzel. St. Pierre Kilisesi Antakya şehir merkezinden Reyhanlı yönüne doğru 3 km kadar devam ettiğinizde bulabilirsiniz. Habib-i Neccar Dağı eteğine kurulmuş olan kilise dünyanın ilk kiliselerinden sayılıyor ve bu nedenle Papa tarafından Hristiyanlar için Haç yeri olarak ilan edilmiş. Hristiyan aleminin hacı olduğu 3 yerden biri idi burası, diğerleri Efes ve Kudüs. Hatay'a gittiğinizde mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında Aziz Pierre Kilisesi & Anıt Müzesi yer alıyor. Hz. İsa'nın 12 havarisinden biri olan Aziz Pierre, M. S. 29-40 tarihleri arasında Hristiyanlığı burada yaymaya çalışmış. Kilise, Habib-i Neccar Dağı'nın eteklerine kurulmuş dünyanın ilk mağara kilisesi. Hristiyan adının cemaate ilk kez burada verilmesi nedeniyle Papa, kiliseyi Hristiyanlar için haç yeri ilan etmiş. Hristiyanlar için Kudüs ve Efes ile birlikte 3 hac yerinden biri. Mağara bugünkü görüntüsüne 12 ve 13. yüzyıllarda haçlılar tarafından yapılan inşaatlar ile kavuşmuş. Kilise müze statüsünde. 2022 yılı giriş ücreti 50 TL, Müzekart ile ücretsiz. Kiliseden tepeye doğru çıkan patikalardan 700 metre kadar yukarıya çıkarsanız kayalara oyularak yapılmış olan Cehennem Kayıkçısı Kharon heykeline ulaşıyorsunuz. \"Bir otel neden gezilecek yerler listesinde?\" diye aklınıza gelmiştir mutlaka. Aynı soruyu ben de soruyorum çünkü Antakya'da ve hatta dünyada bulunan en büyük zemin mozaiklerin bulunduğu yerin üstüne bir otel inşa edilmiş. Mozaikleri ve oradaki yaşam alanlarını görebilmek için otelin müzesine gitmeniz gerekiyor. Bölgeye yapılmak istenen otel inşaatı sırasında mozaikler bulunuyor. Normalde böyle bir durumda alan kamulaştırılır ve inşaata izin verilmez, ancak burada durum biraz değişik. Arkeologlar, sanat tarihçileri ile çalışılarak mozaikler koruma altına alınarak üzerine otel inşa ediliyor. \"Dünyanın en büyük tek parça mozaiği\" olarak kabul edilen 1050 metrekare büyüklüğündeki mozaik, Eros Heykeli, Pegasus Mozaiği ve Roma Hamamları burada mutlaka görülmesi gereken noktalar. Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi 2022 yılı için giriş ücreti 65 TL, ki bence bu da başka bir saçmalık. Zaten ticari olarak kazanç sağlanan bir yere bir de bilet kesilmesi anlamsız. Müzekart ile ücretsiz olarak gezebilirsiniz. Harbiye bir zamanlar Antakya'nın sayfiye yeri imiş, özellikle Helen ve Roma döneminde burada zenginlerin köşkleri varmış. Antakya'ya sadece 6 km mesafede olması Harbiye bölgesi için şans olmuş. İrili ufaklı pek çok şelalenin döküldüğü vadinin çevresinde aynı zamanda ipek böcekçiliği de yapılırmış. Şimdi Harbiye Şelalelerinin üstüne bolca kafe-restoran kurulmuş, görecek şelale kalmamış, pisliği de cabası. Hataylılar bana kızacaklar ama ilk kez Harbiye'ye gittiğimde de çok hayal kırıklığına uğramıştım, yine uğradım. Şelalelerin çevresinde de güzel yemekler bulabileceğiniz yerler varmış ama denemedim. Harbiye'de ayrıca ipek işleri bulabileceğiniz çok sayıda mağaza var. Hatay ipeğinden üretilmiş şallar, hediyelikler çeşit çeşit ve farklı fiyat seçenekleriyle bulabilirsiniz. Harbiye aynı zamanda gün batımı ile de meşhur, biz de gün batımına yetiştik. Toprak, çağrıyı duyar. Defne'nin bedeni toprağa kök salmaya, o güzelim kokulu saçları yaprakıara, kolları dallara dönüşür. Apollon şaşkına döner; karşısında yükselen defne ağacına bakar ve; \"Bundan sonra sen, benim kutsal ağacım olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yapraklarını başıma çelenk yapacağım. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şarkılarda, şiirlerde adımız yan yana geçecek\" der. Yukarıdan Antakya manzarasını da seyredip denize doğru yolculuğumuza başladık. İlk durağımız St. Simon Manastırı idi. Oldukça kötü bir yoldan bir saate yakın seyahat edip rüzgar güllerinin arasında bakımsız yıkıntılardan oluşan bir manastır bizi karşıladı. Vakıflı Köyü Türkiye'nin tüm nüfusu Ermenilerden oluşan tek köyü imiş. Portakal ve mandalina bahçeleri arasında köye ulaşıyoruz. Etraftaki diğer köylerin aksine bu köy pırıl pırıl, bahçeleri çok bakımlı. Köyün içinde bir Ermeni Kilisesi var, girip gezebilirsiniz. Ayrıca kilisenin hemen yanında köyde yaşayanların ürettikleri defne ürünleri, zeytin ürünleri, el yapımı şaraplar ve likörler bulabileceğiniz satış noktası var. \"Vakıflı\" markası ile Türkiye çapında da satışlarına başlayacaklarmış. Vakıflı Köyü Samandağı'na sadece 5 km ancak bozuk bir dağ yolu. Vakıflı'da her yıl 11 Ağustos'ta üzüm şenlikleri yapılırmış ve çok haraketli olurmuş. Ermenilerin eski takvimlerine göre yılbaşı 11 Ağustos olarak kabul edilirmiş. Vakıflı'ya sadece birkaç kilometre mesafede ise Hıdırbey Köyü var. Bu köyün özelliği köyün merkezindeki devasa çınar ağacı. Musa Ağacı olarak bilinen bu ağacın Hz. Musa'nın asasını vurduğu yerde çıktığına inanılıyor. Çınar ağacının yanından akan çeşmeden su içmek için duran Hz. Musa, asasını buraya saplar ve asa ağaca dönüşür. Agacın çevresini güzelce düzenlemişler. Köy kooperatifinin el yapımı ürünlerinin satışının yapıldığı bir çarşıları var. Hıdırbey Köyü'ne gidilince Katıklı yenir, dere kıyısındaki çay bahçelerinin herhangi birine oturup köydeki kadınların pişirdikleri Katıklı'nın tadına mutlaka bakmalısınız. Hıdırbey Köyü'nden Samandağ'a kadar olan yolu \"Defne Yolu\" olarak çizmişler. Hem bölgeyi turizme kazandırmak hem de yöre halkının ürünlerini tanıtmaları için güzel bir hareket olmuş. Vakıflı Köyü'nden Çevlik sahiline doğru ilerlerken etrafta pek çok kalıntı görmek mümkün. Çevlik çok uzun zaman çok önemli bir liman şehri imiş, bu nedenle bu çevrede antik pek çok yerleşim olmuş. Titus Tüneli, milattan sonra 1. yüzyılda inşa edilmiş, Çevlik-Samandağ liman şehrini su baskınlarından korumak amacıyla yapılmış. 1380 metre uzunluğunda ve ortalama 7 metre yüksekliğindeki tünelin bir kısmını kolayca yürüyebiliyorsunuz. Titus Tüneli, yapılış sebebi ve tekniği açısından Ürdün'deki Petra ile eşdeğer tutuluyor. Türkiye'de gördüğüm en ilginç yerlerden biri olan Titus Tüneli mutlaka rotanızda olmalı. Beşikli Mağarası adıyla geçen kilise ve çevresinde pek çok antik mezar bulunuyor. Müze kart ile giriş yapabiliyorsunuz. Güzel bir yürüyüş patikası var. Samandağı'ndaki Hz. Hızır Türbesi de son durağımızdı. Burası Hz. Hızır ile Hz. Musa'nın buluştuğu yer olarak kabul edilen kayanın üstüne kurulmuş bir türbe. Gelenler kayanın etrafında yedi kez dönerek dua ediyor, dileklerinin gerçekleşmesini umut ediliyorlar. Hatay'da yeme-içme seçenekleri saymakla bitmez, ben denediklerimin bir kısmını aşağıda sıralıyorum. Daha fazlası için \"Hatay'da ne yenir, nerede yenir?\" yazıma göz atabilirsiniz. Yediğimiz muhteşem yemeğin üstüne bizi mutlu edebilecek olan \"gerçek\" bir Antakya künefesiydi. Uzun Çarşı'nın göbeğinde Kurşunlu Han'ın yanındaki handa Künefeci Yusuf Usta'yı bulduk. Mangalda hazırlanmış künefe, künefe demek az kalır yanında, lokum gibi yiyoruz koca porsiyonlarımızı... Yusuf Usta hafta sonu iki gün de açık, gidenler mutlaka programlarına Yusuf Usta'yı almalılar. Notlarım diyordu ki; \"kasapta kebap yaptırmadan dönmeyin\". Sağıroğlu Kasabı'nı araya araya bulduk, bildiğiniz kasapta kebabı gözlerinizin önünde hazırlıyorlar, fırına gönderip pişiriyorlar, bize de afiyetle yemek düşüyor. Satırla hazırladıkları önce kağıt sonra da tepsi kebabı bana bir insanın bir kebaba nasıl aşık olabileceğini gösterdi. Kasap çalışanları bu aşka epeyce güldüler ama onlar için normal olsa da bizim için görülmemiş bir lezzetti. Affan kahvesi ya da diğer adıyla İnci Kıraathanesi. Antakya'nın en eski kıraathanesinde \"Haytalı\" adında gül suyundan yapılan, Adana'da yapılan bici biciye benzer dondurmalı serin birşey yedik. Affan dondurması keçi sütünden yapıldığı için nefis, hatta nefisten de güzel. Ama Haytalı pek benim damak tadıma uymadı, gül suyu sevenler bayılıyor. Affan Kahvesi geleneksel tasarımını koruyor. Bir yanda amcalar okey oynarken bir yanda turist grupları Haytalı'nın tadına bakıyor. Haytalı sevmeseniz de mutlaka görmeniz gereken bir yer burası. Uçağın yorgunluğunu atmadan nefis yemeklerin huzuru ile otelimize kolayca ulaştık. Zaten Antakya merkezinde görülmesi gereken yerlerin çoğuna yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Sabah havaalanından aracımızı alır almaz, hafta sonu Hatay gezisi yapan herkesin ilk durağı olan, Harbiye Şelaleleri'ne birkaç kilometre uzaklıktaki Döver Köyü'ne gittik. Havaalanından Döver Köyü yaklaşık 40km civarında idi. Döver Köyü küçücük bir köy ama doğal Hatay kahvaltısı ile ün salmış. Facebook sayfamdan gelen yorumlara istinaden Hammuşun Yeri olarak bilinen kahvaltıcıya gittik. Tamamen kendi yaptıkları organik kahvaltılıklar ile masayı donattılar, önce gözümüz sonra midemiz bayram etti. Döver Köyünde Hammuşun Yeri dışında bir de Yusuf Dayı'nın yerini önerdiler. Oraya gitmedik ama Harbiye Şelalelerinin döküldüğü vadiye bakan bir manzarası var, o yüzden Hammuşun Yeri'nden daha iyi bir manzarası olduğu için tercih edilebilir. Anadolu Restaurant Antakya'nın eski merkezinde bir konak ve bahçesinde hizmet veriyor. Hatay mutfağındaki tüm meze ve kebapları burada bulabilirsiniz. Biz kağıt kebabı, zahter, tuzlu yoğurt, babagannuş, oruk, zeytin salatası ve tabii ki humus sipariş ettik. Kağıt kebabı, humus ve zahter benim favorilerim. Humus'u seviyorsanız tereyağlı da deneyin, parmaklarınızı yiyebilirsiniz. Eski Antakya evlerinin bulunduğu bölgedeki konaklardan birinin restore edilmesi ile bir konak daha hayata geri dönmüş ve Hatay'ın en güzel restoranlarından biri olan Konak Restoran ortaya çıkmış. Yeri de yemekleri de bahçesi de konağın kendisi de pek güzel. Yöresel Hatay yemekleri yiyebilir, Hatay'a özgü Antiochia marka şarapların, özellikle Hatay'a özgü Barburi üzümünden yapılan şarabın tadına bakabilirsiniz. Antakya'nın en meşhur kebapları tepsi kebabı ve kağıt kebabı. Bu kebapların yapılma şekli ise bildiğimizden biraz farklı. Bir kasaba gidip kaç gram etten kebap istediğinizi söylüyorsunuz, onlar gözünüzün önünde eti hazırlayıp tepsiye dizip fırına gönderiyor. Kebap fırında pişip kasaba geri geliyor, kebabınızı kasapta yiyorsunuz. Kulağa biraz garip gelse de Antakya'da yediğim tepsi kebabı yediğim en güzel kebaplardan biri. İlk gelişimde Sağıroğlu Kasabı'na gitmiş ve tepsi kebabına aşık olmuştum. Bu kez Vedat Milör'ün meşhur ettiği Pöç Kasabı'nda yedim ve yine bayıldım. Antakya'dan tepsi kebabı yemeden sakın ayrılmayın. Antakya'da birçok mezeci bulmanız mümkün. Humustan zahtere kadar çeşit çeşit mezeler atıştırmalık için mükemmel, bizim otele çok yakın bir tane vardı: Limon Mezeci. Misafirperver çalışanlarına tekrar teşekkür etmeden geçmeyeyim, gece vakti bizim için dükkanı geri açıp bizden para da almadı. Antakya'nın dışına doğru Güzel Burç mevkiinde Özlem Restaurant ziyaret edilmesi önerilen bir diğer yer daha. Abagannuş özellikle mükemmel. İskenderun'un meşhur Petek Pastanesi'nin Antakya'da da bir şubesi var. Meclis Binası'nın hemen yanında Asi Nehri kıyısında yer alan eski bir konak restore edilerek restorana dönüştürülmüş, adı Antakya Konağı. Akşamları geniş bahçesinde yöresel yemeklerin ve Petek Pastanesi'nin meşhur tatlılarının tadına bakabilirsiniz. Mekanın tek eksiği alkolsüz olması. Petek'in İskenderun ve Abu Dhabi şubelerinden sonra Antakya şubesinde de lezzetli yemeklerinin ve tatlılarının tadına bakmış oldum. Hatay Belediyesi, Hatay mutfağını tanıtmak ve daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak için hem bu mutfağı Unesco'dan tescilletmiş hem de Hatay'ın birkaç yerinde yöresel lezzetleri herkese ulaştırabilmek için birbirinden güzel restoranlar açmış. Antakya Eski Şehir merkezinde, Habib-i Neccar Dağı yamacında, Hatay Expo'da ve Hıdırbey Köyü'nde Musa Ağacı'nın hemen yakınında restoranları bulunuyor. Hatay'da konaklamak için önerebileceğim birkaç otel var. Aşağıda küçük notlarım ile birlikte Hatay'da nerede kalınır sorusunun cevabını bulacaksınız. Antakya'da konaklama için tercihlerimden biri eski Antakya eski merkezinde yer alan Kavinn Otel. Eski bir konağın restore edilmesi ile otele çevrilmiş burası, şirin bir butik otel. Biz oda+kahvaltı ayarlamıştık oteli ama burası aynı zamanda dışarıdan gelenlere de kahvaltı hizmeti veriyor. Hatay mezeleri kahvaltıya da girmiş ve çok da güzel olmuş. Yine zahterli, zeytin salatalı, çeşit çeşit peynirli ki benim en sevdiğim kısımlardan biri bu, nefis bir kahvaltı ettik. Antakya'ya ilk gidişimde Liwan Otel'de kalmıştım. Merkezi konumu, eski bir konaktan dönüştürülmüş mimarisi ile oldukça güzel bir otel. Pek çok eski Antakya evinde olduğu gibi otelinde orta kısmında bir avlusu var. Ancak Cuma ve Cumartesi akşamları binanın avlusunda canlı müzik olduğunda oda biraz gürültülü olabiliyor. Ben zaten odada vakit geçirmiyorum, geç yatıyorum derseniz sorun yok tabii. Eski bir sabunhane olan otel, çok güzel bir şekilde restore ve dekore edilmiş. Antakya'nın en popüler otellerinden biri olduğundan yer bulmak oldukça zor, sadece görmek veya birşeyler içmek için uğranabilir. Merkezi ve ekonomik bir konaklama seçeneği arıyorsanız Neccar Otel Uzun Çarşı'nın hemen yanındaki konumu ile işinizi görebilir. Beklentiniz çok yüksek olmasın. Hatay'dan dönüşte çantamızda; çeşit çeşit peynirler, reçeller, baharatlar, defne ürünleri vardı. Her türlü künefe malzemesi, kömbe, Hatay'ın meşhur biber salçası gibi yemeklik malzemelerin yanısıra biribirinden güzel mozaik işlerinden de kendinize veya sevdiklerinize hatıra olarak takı veya duvar süsü alabilirsiniz. Şehirde yanlız bir kadın gezgin olarak rahat rahat seyahat edebileceğinizi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Hatay'ı görmek bana \"hala hoşgörü içinde yaşayan insanlar var\" dedirtti. Hatay'da -Ortadoğu'da olduğu gibi- bir yerden ayrılırken kapıda size \"hoş geldiniz\" diyorlar. Önce \"biz gelmedik gidiyoruz\" gibi bir tepki versem de sonradan anladım ki, \"iyi ki geldiniz\" anlamında uğurlarken \"hoş geldiniz\" kullanıyorlar. İyi ki gittim, hoş geldin Hatay! Antakya zaten Hatay ilinin merkezine verilen isim. Eğer şehir merkezinde kalmak istiyorsanız Antakya'da kalabilirsiniz. Çok güzel bir paylaşım, elinize sağlık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hava-yollari-tercih-edilmelidir", "text": "Gelişen teknoloji ve ulaşım imkanları ile kısa sürede, konforlu ve uygun fiyatlara birçok farklı ulaşım seçeneği sunulmaktadır. Özellikle son yıllarda en çok tercih edilen ulaşım seçeneği ise hava yolları olmaktadır. Kara yollarında özel araçlar, otobüsler ya da tren, hızlı tren gibi demiryollarının yerini uçaklar almaktadır. Her geçen gün hava yollarına yapılan isteklerin artması üzerine hava yollarındaki firmalar ve uçak sayıları artmakta ve sürekli gelişmektedirler. Neredeyse her ilde bulunan havalimanlarının sayısı artırılmaktadır. Ulaşımını hava yolları ile yapmak isteyen kişilerin sayısının artmasında artan sık seyahat gereksinimleri, kısa sürede ve acil ulaşımın yapılabiliyor olması ve çok daha kaliteli bir yol keyfi yaşatması en önemli nedenlerdir. Hava yolları sayesinde, diğer yöntemlerle saatlerce gitmeniz ve giderken yorulabileceğiniz yerlere sadece birkaç saat içerisinde göz açıp kapayıncaya kadar ulaşabilirsiniz. Özellikle iş seyahati yapan kişiler çok kısa bir süre içerisinde seyahat etmektedirler. Kara yollarının tercih edilmesi durumunda ise en az birkaç günlerini kaybetmektedirler. Bunun yerine yol sonrası yorgunluğunu yaşamayacakları sadece birkaç saatlerini alacak hava yollarını tercih etmekteler. Eğitim nedeniyle ailelerine ya da okullarına gidecek kişiler de yine çok kısa bir süreye sahipken bunun büyük bir kısmını yolda geçirmek istemedikleri için hava yolları ilk tercihleri olmaktadır. Uçak yolcuğu, diğer tüm araçlardan çok daha kısa sürede ve uygun maliyetlerle ulaşımı sağlamaktadır. Acil olarak gitmeniz gereken yerlere birkaç saat içerisinde ulaşma imkanını yolculara sunmaktadır. Uçak ile gitmek için ise birçok farklı firma seçeneği bulunmaktadır. Bu firmalar farklı fiyat aralıklarıyla herkese uyabilecek yolculuk imkanları sunmaktadırlar. Bu nedenle gitmeniz gereken yere en uygun uçak seferi yapan firmaları araştırarak konforlu ve rahat bir yolculuk keyfi sürebilirsiniz. Uçak ile gitmek birçok kişi tarafından lüks gibi görünsede son yıllarda bu durum aşılmıştır. Yolcu taleplerinin artması, sektörün gelişmesi sonucu uçak bilet fiyatları da bir hayli düşmüştür. Herkesin kolay bir şekilde bilet alabileceği farklı seçenekler sunulmaktadır. Aynı zamanda uçak firmalarının vermekte olduğu pek çok farklı hizmette bulunmaktadır. Bu hizmetler yolculuğun daha iyi geçmesi için ve kalitenin artması için yapılmaktadır. Ancak bu hizmetler fiyatların da artmasına neden olduğu için firma seçimlerinizde hangi hizmetleri verdiği, bilet fiyatlarına bu hizmetleri dahil edip etmediğine de bakmanız sizin için yararlı olacaktır. Hava yolları ile ulaşım imkanı için bilet alırken çok uygun fiyatlara uçak bileti bulmanız mümkün. Bunun için en etkili olan yöntemler ise; \"hizmet veren firma, verilen hizmetlerin bilete dahil olması, bileti aldığınız zaman\" gibi etkenlerdir. Hava yolları bilet araştırmanızda bütçenize uygun birçok firma bulabilirsiniz. En bilinen firmalar: Turkish Airlines, Sunexpress, Anadolu Jet, Onurair, Atlas Global, Lufthansa, Flynas, Qatar Airways olmaktadır, ancak bu firmaların sitelerine girip tek tek kontrol etmek çok zaman alacağı için bizim size tavsiyemiz www. birucak. com gibi siteleri tercih etmeniz, çünkü tüm bu saydığımız firmaların fiyatlarını tek ekranda görme şansınız bulunuyor. Bu firmaların verdikleri hizmetlere göre farklı kalitede yolculuklar yaşayabilirsiniz. Verilen hizmetlerin bilet fiyatına dahil edilip edilmediğini de öğrenebilirsiniz. Hava yoları biletlerini alırken acil bir şekilde gitmeniz gerekmiyorsa, gideceğiniz yerin tarihi belli ve planlıysa daha önceden kampanyalardan yararlanarak da daha uygun fiyatlara biletler bulabilirsiniz. Ayrıca bazı firmalar, gidiş-dönüş olarak aynı anda çift bilet alındığında çeşitli indirimler yapabilmektedir. Bazı özel günlerde de öncesinde yapılacak yolculuklar düşünülerek çeşitli kampanyalar bir süre öncesinden başlatılmaktadır. Bunları da takip ederek daha uygun fiyata uçak bileti alabilirsiniz. Planlanılandan önce bilet almak çok daha uygun maliyetlere neden olabilmektedir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hayallerin-pesinde-bir-yil", "text": "İşi bıraktığımda yazdığım yazımı \"Bundan sonra ne yapacağıma dair bir planım yok\" diyerek bitirmiştim. Meğer bu cümle, benim yeni yaşantımın mottosu olacakmış, henüz haberim yokmuş. İşi bırakıp bol bol dinleneyim, geç saatlere kadar uyurum, günde 5 film izlerim gibi isteklerim hiç olmadı. İşi bıraktıktan sonraki ilk iş günü ben yine sabah 09:00'da bilgisayarımın başına oturmuş, çalışmaya başlamıştım. Çalışmak deyince insanlar tam olarak ne yaptığımı anlamakta zorlanıyor, ona bir açıklık getireyim. İşten ayrılırken tek bildiğim daha fazla seyahat etmek ve deneyimlerimi daha çok yazmak istediğimdi. Önce blogum için, sonra da dergi, marka ve gazeteler için seyahat yazıları yazıyorum. Blogumda şu an yayında olan 607 adet yazı var, bunların 139 tanesini son 1 yıl içinde yazmışım. 10 yıldan uzun zamandır blog yazdığımı da tekrar hatırlatmış olayım. Yani yılda 40-50 yazı yazarken onu 3 katına çıkarmışım. Bu arada eski yazılarımın neredeyse tamamını yeniden düzenledim, fotoğrafları, içerikleri, yazı düzenleri... Bunlar görünmeyen ama ciddi zaman alan işler. Önceleri daha çok yazmam lazım diye kendimi çok zorladım. Kendime yüksek hedefler koyup başaramayınca mutsuz oldum. Sonra durup kendimi dinlemek için geçen yaz tek başıma 1,5 ay Karadeniz, Gürcistan ve Ermenistan'ı içeren bir seyahate çıktım. O seyahat sırasında USD ve Euro aldı başını gitti, ben yine karalar bağladım. Tam da işten ayrılmışken ekonominin kötüleşmesinin sırası mıydı? Ekonomi sıra beklemiyordu elbette, karalar bağlamak yerine çalışmaya devam etmeliydim. Bu dönemi blogumun alt yapısının iyileşmesi, eski yazıların yeniden düzenlenmesine ayırdım. Tabii ki her yazılım projesinde olduğu gibi bir sürü aksilikler, işle ilgilenmeyen teknik insanlarla mücadeleler, planlanan takvime uymama engel oldu. Bloggerlik işinin bir parçası da marka işbirlikleri elbette. 20'ye yakın marka ile blog ve/veya sosyal medya üzerinden çalışmalar yapmışız. Bu çalışmalar için hazırlanan sunumlar, teklifler de oldukça zaman alıyor. Üstelik 10 teklif veriyorsunuz, 1-2 tanesi işe dönüşüyor. Eğer blog yazmayı bir meslek olarak yapıyorsanız, sosyal medyanın tüm kanallarını da etkin olarak kullanmak lazım. Video konusunda deneyimsiz ve bilgisiz bir şekilde başladığım Youtube yolculuğum, istediğim hız ve kalitede olmasa da gelişerek hala devam ediyor, umarım o konuda biraz daha mesafe kaydedebilirim. 19 yıllık kurumsal hayatımın 15 yılı pazarlama alanında geçti. Buradaki deneyimlerimi de hiçe saymamak için pazarlama, pazarlama iletişimi, dijital pazarlama gibi konularda ihtiyacı olanlara danışmanlık hizmeti verdim. Bu kısım hem birikimimi kullanabildiğim hem de pazarlama dünyası ile bağımı devam ettirdiğim alan oldu. Uzun süreli, seyahatlerime engel olacak danışmanlık projeleri yerine, kısa süreli, proje bazlı işleri tercih ettim. İstanbul'da ve Türkiye'de geçirdiğim zamanlarda takipçilerim ve gezmeyi sevenler ile hem buluşma hem de gezme fırsatları yaratmak için bir seyahat acentesi ile birlikte turlar düzenledik. Bol bol İstanbul, Kars ve Frigya'yı Çok Gezenler ile birlikte gezdik. Herkesin aklındaki soruyu biliyorum, çünkü ara ara soranlar da oluyor: \"Bu yaptıkların ile para kazanabiliyor musun?\". Kurumsal hayatta kazandığım paraları kazanmıyorum, zaten hedefim beni geçindirecek ve seyahatlerime devam etmemi sağlayacak asgari rakama ulaşabilmekti. Şu an o asgari rakamı yakaladım. Bu rakam herkes için farklı olacaktır eminim, eğer siz de böyle bir yola çıkmayı düşünerek bu yazıyı okuyorsanız kendi rakamınızı kendiniz belirleyebilirsiniz. Tüm bunlar yaşanırken seyahatlerime ara vermedim, Danimarka, Yunanistan, Gürcistan, Ermenistan, Ukrayna, İzlanda, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Macaristan, Meksika seyahatlerim oldu. Gezdikçe yazmaya devam ettim. İşin matematik kısmından uzunca bahsettim, biraz da duygusal kısmından bahsedeyim. Yukarıda anlattıklarımı yaparken evden hatta yerden bağımsız çalıştım. Evin balkonu, salonu, kimi zaman bir dağ başı, kimi zaman bir dere kenarından. Ben kafelere gidip çalışmaya hiç ihtiyaç duymadım, herkesin yoğurt yiyişi farklı elbette. Evde veya seyahatte bulunduğum yerde sakin bir köşe bulup çalışmak bana çok daha verimli geldi. Kurumsal hayatta sizi sürekli bölen toplantılar, telefonlar, tepenize dikilen arkadaşlar, sorusu olanlar olmayınca ne kadar verimli çalışılabildiğini deneyimlemiş oldum. Bilgisayarın başına oturup saatlerce hiç yerimden kalkmadan çalıştığım, kaldığım hosteldeki oda arkadaşlarımın beni yerimden zorla kaldırdığı zamanlar çok oldu. Bence evden veya tek başına çalışmanın en zor yanı motivasyonunu sürekli yüksek tutmak. Kendi hedeflerini kendin koy, kendi kendini takdir et, kendi kendini zorla, gerekirse cezalandır veya ödüllendir. Sanırım benim en zorlandığım kısım burası oldu bu bir yıl boyuca. İnsanın tek başına motivasyonunu yüksek tutmasının da ne kadar zor olabildiğini tecrübe etmiş oldum. Çok uğraşıp sonuç alamadığım veya bir engele takıldığım durumlarda herşeyi kendi kendime çözmek zorunda kaldım. İşte bu noktada dostlar, arkadaşlar, kocamın desteği beni ayakta tuttu. Bütün geceyi uykusuz geçirdiğimde ertesi gün bir dostumla kahve içip sıkıntımı atmanın kıymetini böylece anlamış oldum. Kurumsal hayatta son 15 yılım yöneticilik ile geçmişti, ve ben strateji verip yönlendirme yaptığımda işleri yapan ekip arkadaşlarım vardı. Tasarımcısı, ürün yöneticisi, dijital pazarlamacısı, kurumsal iletişimcisi, editörü, video prodüktörü, raporlamacısı, CRMcisi... bunların hepsi farklı roller ve uzmanlıklar idi. Ancak ben artık blogger olacağım dediğim noktada hepsi ile tek başıma uğraşmaya başladım. \"Sevil yazıyı hala bitirmedin mi, daha tamamlanacak videoların ve cevaplaman gereken röportaj soruların seni bekliyor\" derken buldum kendimi. E-posta gönderilecekse tasarımı, kodlaması, içeriği hepsini halletmem gerekiyordu. Bunlarla uğraşırken geçmişte ekiplerimde çalışan insanlara zaman zaman haksızlık ettiği de kabul ettim, göründüğü kadar kolay değilmiş bazı işler. Bu arada neredeyse her girişimcinin hikayesinde okur/duyarsınız, en yakınınızda en çok destek olacağını düşündüğünüz arkadaşlarınız bu süreçte size hiç destek vermezken, kırk yıl düşünseniz aklınıza gelmeyecek insanlar her konuda omuz atabiliyor. Bu bir yılın bana en fazla öğrettiği şeyler; kendime fazla yüklenmemeyi öğrenmek ve sürekli plan yapmayı bırakmak oldu. Plan yapıp o planın gerçekleşmemesi benim dışımda o kadar çok değişkene bağlı ki, ben plan yaparken zaten o plan çoktan çökmüş oluyor. Bu yüzden esnek olmayı, pek çok konuda hiç olmadığım kadar rahat olmayı öğrendim. Bundan sonrasında benim hayatımın yazmak üzerine devam edeceğini artık biliyorum. Yine \" kafamda bir sürü proje, fikir, hayal var\" tıpkı bir yıl önce olduğu gibi. Bir yıl önce bu yola çıktığımda çok daha heyecanlı hatta gergindim, şimdi çok daha rahatım, biliyorum ki \"herşey çok güzel olacak\". En önemli mesajı en sona sakladım, geçtiğimiz bir yıl HAYATIMIN EN MUTLU VE HUZURLU YILI idi. Bu mutluluğu ve huzuru kaybetmeden yolumda devam etmek tek isteğim. Bu yolculukta her zaman bana destek olan canımın içi kocam Özgür Uzun'a ve ne zaman motivasyona ihtiyacım olsa yanımda olan dostum Gülşah Ayhan'a sonsuz teşekkürlerimle.... Kurumsal hayatı bırakma hikayemi anlattığım yazım ve Blog yazarak para kazanmak mümkün mü? yazım da ilginizi çekecektir. Her zaman hayallerinin peşinde koşmaya devam et Sevilcim. Arada engeller çıkacaktır, ama eminim ki sen oğlak azminle herşeyin üstesinden geleceksin. İstedikten sonra yapamayacağın şey yok Ayşe! Çok teşekkür ederim güzel dileklerin için. Sıkıntı yaratacağını sanmam, yine de konsolosluğu arayıp bilgi almanız iyi olur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hayata-notlar-aydan-ayarcilar-roportaji-gezgin-roportajlari", "text": "Her Salı yayınladığım Gezgin Röportajları'nın bu haftaki konuğu çok eski arkadaşım, zaman zaman yol arkadaşım, ama daha çok dostum ve hatta kız kardeşim yerine koyduğum Aydan Ayarcılar. O da benim gibi yoğun iş temposu arasında her fırsatta gezen, dağ taş dere tepe görünce yerinde duramayan, bütün hayatını seyahat planlarına göre organize eden bir doğa ve hayvan aşığı. Gezilerini de vakit buldukça Hayatanotlar. com adlı blogunda paylaşıyor. Enerjisini her fotoğrafında görebileceğiniz Aydan'a tatlı tatlı sohbet ettik. Ben Aydan Ayarcılar. Özel bir şirkette sistem analisti olarak çalışıyorum. Bulduğum tüm fırsatları da seyahat ederek değerlendirmeye çalışıyorum. Seyahatlerimi de fırsat buldukça Hayatanotlar. com adresindeki bloğumda yazıyorum. Gezmek bana hayatı ifade ediyor aslında. Yaşadığımı gerçekten içimden geldiği gibi yaşadığımı hissediyorum, korkularımla yüzleşiyorum, sınırlarımı tanıyıp esnetiyorum. Sadece yeni bir yer görmek ya da elimde kalan fotoğraflar değil aslında, çok daha fazlası. En etkilendiğim yerler Nepal, Hindistan ve Kenya diyebilirim. Nepal doğasıyla, insanıyla, Hindistan ise yaşattığı fakirlik ve zenginlik duygularıyla beni çok etkiledi. Kenya'da katıldığım safari de unutamayacağım deneyimdi, o güne kadar belgesellerde gördüğüm hayvanları canlı canlı karşımda görmek inanılmazdı. Gittiğimiz yerlerde herkes kendi macerasını, hikayesini yaşıyor, hayata kendi penceresinden bakıyor. Bu nedenle böyle bir kısıtlamaya gitmek istemem. Benim çok keyif almadığım bir yerde başka birileri pek çok şey bulabilir. Sanırım en çok aklımda kalanı Marakeş'in labirent gibi sokaklarında gecenin çok geç bir saatinde kalacağımız yeri bulamadığımızda yaşadığım korkuydu. Sanayi mahallesi gibi bir ortamda peşimizde bir sürü motorlu genç ve benzinimiz bitmek üzere kalakalmıştık. Bilinç altı, bilinç üstü tüm korkularımla yüzleşmiştim. Kesinlikle edemiyorum. İsterdim ki sınırsız iznim olsun, istediğim zaman istediğim kadar kullanabileyim Ama gerçek hayat öyle değil tabii ki; bazen biletlerimi son anda iptal etmek zorunda kaldığım da oldu, laptop elimde yollara düştüğüm de. İzin dönemlerinin öncesinde/sonrasında çok yoğun çalışma dönemleri geçiriyorum genelde. Beynimiz bahaneler üretmeye çok hevesli, maddi kaygılar, zaman sıkıntıları, iş güç, çoluk çocuk gibi öne sürülebilecek çok şey var. Ama biraz planlama ile hayat kolaylaşabiliyor. Havayollarının kampanyalarını takip edip uygun fiyatlı biletler bulabilirler, resmi-dini tatiller izinler ile birleştirilerek küçük kaçamaklar yapılabilir. 2012 yılından beri yazmaya çalışıyorum. İlk yazılarım kendim için aldığım notlardan oluşuyordu, blogumun ismi de buradan geliyor aslında. Sonrasında ise başkalarına yardımcı olabilmenin ve hatta bazen ilham verebilmenin güzelliği ile hala devam ediyorum. Keşke bir yerlerden hazır gelse; fena olmazdı Yaklaşık 18 yıldır çalışıyorum. Ayrıca hayatımda seyahat alışkanlıklarıma göre değişti zaman içerisinde. Daha az alışveriş yapıyorum, seyahatlerimde en ekonomik ulaşım ve konaklama seçeneklerini değerlendiriyorum gibi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hayatimin-surprizi-meteora-yunanistan", "text": "Meteora Yunanistan'da Selanik ve Atina arasında volkanik bir vadi üzerine kurulmuş manastırlardan oluşan bir bölge. Meteora o manastırların en büyüğünün adı ve aynı zamanda o bölgeye de adını vermiş. Aynı zamanda Yunanistan'daki en büyük ikinci manastır kompleksi burası. Yemyeşil bir vadinin içinde volkanik yükseltiler hayal edin, her bir yükseltinin üzerinde de bir manastır. Aslında 21 tane manastır varmış ama şu an 6 tanesi restore edilmiş ve ziyarete açık. Kimisi ibadet için kimisi Türk akınlarından kaçıp saklanmak için bu manastırların bu kadar sarp bir araziye yapıldığını söylüyor. Her ne nedenle olursa olsun, bence, hakettiği ünü kazanamamış hem doğa hem de tarihi olarak muhteşem güzellikte bir bölge burası. Meteora'nın kelime anlamı ise havada asılı duran demek. Manastırlar tıpkı isminde olduğu gibi havada kayaların üstünde asılı gibi görünüyor. Manastırlar aynı zamanda Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Eğer yurtdışı seyahatlerinizde herkesin gittiği rotalardan çıkmak, farklı bir deneyim yaşamak istiyorsanız Yunanistan'ın az bilinen mabedi Meteora tam size göre bir yer. Meteora'nın asıl olayı manastırlar. Şu an açık olan 6 manastır bu gölgede görülmesi gereken en önemli yerler. Manastırlara giderken araçla dahi gitseniz, dik merdivenler ve rampalar sizi bekliyor, aklınızda olmasında fayda var. Her manastır girişi ücretli, yanlış hatırlamıyorsam 3 ya 3,5 euro idi. Büyük Meteora Manastırı: Bölgenin en büyük ve buraya ismini veren manastırı, saat 17:00'de kapanıyor. Gezi programınızı yaparken buna dikkat edin. Varlaam Manastırı: Kadın rahipler tarafından bakımı yapılan manastır bence bölgenin en şirin manastırı, bahçesi ve manzarası müthiş. Aziz Nikolas Manastırı:Bölgedeki çıkışı en dik manastır sanırım burasıydı, ya da ben sona bıraktığım için çok yorulmuştum. Diğerlerine kıyasla manzarası daha zayıf. Roussanou Manastırı: Bu manastır Meteora fotoğraflarında en çok görülen manastır çünkü vadinin tam ortasında ve birçok izleme noktasından en iyi görünen manastır. Aziz Stefanos Manastırı: Meteora Manastırı kadar olmasa da büyük bir manastır, buradan da manzara çok güzel. Aziz Trias Manastırı: Buranın da harika bir manzarası var, çıkışı da çok keyifli. Manastırların nasıl yerleştiği hakkında fikir sahibi olmak için haritaya göz gezdirmekte fayda var. Meteora Haritası için tıklayın. Manastırlar arasında trekking rotaları, gün batımı turları Meteora'daki popüler aktiviteler. Bunun dışında ben gitmedim ama Plastira gölü ve Antichassia bölgesi ve Aspropotamos nehri görülecek yerler arasında saymak mümkün. Kalambaka ve Kastraki kasabaları Meteora'nın yerleştiği kayalıkların eteğine kurulmuş olan iki kasaba. Yazın en hareketli zamanında bile son derece sakin ve sessiz olan bu kasabalarda kalmak için her bütçeye uygun oteller, hosteller ya da kamp alanları bulmak mümkün. Kastraki daha küçük olan kasaba ama kasabadan Meteora'nın manzarası muhteşem. Kalambaka ise biraz daha büyük ve turistik ama yine de çok sakin olduğunu belirtmeden edemeyeceğim. Biz daha sakin olan Kastraki kasabasında Spanias Otel'de kalmıştık. Şirin, miniş, temiz ve ekonomik bir otel, benden sonra kalan arkadaşlarım da oldu onlar da memnun kaldı. Selanik'ten Meteora'ya trenle gitmek için, yeni tren istasyonunu kullanmanız lazım. Buradan Kalampaka'ya kadar trenle devam edebilirsiniz. Selanik'ten Meteora'ya otobüsle gitmek için ise KTEL otobüs istasyonundan Trikala şehrine otobüsle gidip oradan da Kalampaka'ya minibüsle devam etmeniz gerekli. Atina'ya uçakla gidip Atina'dan Meteora'ya geçebilirsiniz. Kalampaka istasyonunda inmeniz lazım. Atina'dan Meteora'ya otobüsle gitmek biraz daha zahmetli. Önce Atina'dan Trikala'ya gelmeniz Trikala'dan da Kalampaka'ya tekrar minibüse binmeniz lazım. Bir süredir devam eden çok güzel, sevgi ve saygı dolu bir ilişkim var. Sevgilim de benim gibi seyahat etmeyi seven, seyahatleriyle dalış tutkusunu da birleştiren biri. Hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz ÖzgürUzun. com'u ziyaret edebilirsiniz. İşte bu yüzden Meteora benim hayatımın süprizi oldu! Bundan böyle yazılarımda mümkün mertebe gittiğim yerlerde geçen filmler, oraları anlatan kitaplar varsa onlara da yer vermeye çalışacağım. Varlığından sayende haberdar olduğum harika yer. Teşekkürler Sevil. Çok güzel özgün yazılarınız var keyif alıyorum okumaktan. Kolay gelsin admin. Meteora çok değişik ve güzel bir yermiş deneyimlemek lazım burayı yazı güzel olmuş emeğin için teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hediye-ani", "text": "Gittiğim yerlerde alışveriş yapma alışkanlığım yoktur. Hatta Nasıl Çok Gezilir yazımda fazla alışveriş yapmayın diye de tüyo vermiştim 🙂 Yine de seyahat hediyeleri almak isteyenler için önerilerim bu yazıda yer alıyor. Gittiğim yerlerden sadece kendime minik hediyeler alırım, nadiren de arkadaşlarıma ya da aileme 🙂 Hediye dediğin de öyle büyük şeyler değil, bana orayı hatırlatsın, minik bir anı kalsın diye alırım ufak tefek şeyler. Cimrilikten değil, aslında daha çok yer görebilmek için yapıyorum bunu. Bir yerde çantalar dolusu alıiveriş yapmak, benim bütçem dahilinde, bir sonraki duraktan vazgeçmek demek. O yüzdendir ki minik hediyelerle yetiniyorum. Gittiğim ülkelerde hediyelik eşya satan dükkanlara girip de az alışveriş yapmak oldukça zor. Öyle güzel hediyelikler var ki... Yüzlerce çeşit arasında seçim yapmak gerçekten zor olabiliyor. Bunları gördükçe hep içimden \"keşke bizim ülkemizinde böyle güzel hediyelikleri olsa\" der dururdum. Hatta girişim yapmak istiyorum diyenlere, \"hediyelik eşya işine girin\" dediğim de çok olmuştur. Türkiye'de bir yere gidince nereye gitseniz Çin işi incik boncuklar ve nereye giderseniz gidin aynı olan magnetler dışında birşey bulmak neredeyse imkansızdı. \"İmkansızdı\" diyorum çünkü geçen yıl Bilkent Kültür Girişimi beni Topkapı Sarayı'ında bir kahvaltıya davet etti ve artık ülkemizin değerlerini, yine ülkemizin ustalarının emekleri ile yapılacağını ve Müze Mağazalarında satışa sunulacağını anlattı. O gün gerçekten çok heyecanlanmıştım. Sonunda bu eksiği farkedenler çıkmış ve bu işi çok profesyonel bir şekilde yapmaya başlamışlardı. Hatay'a gittiğimde Hatay Arkeoloji Müzesindeki mağazalarından kendime magnet almayı ihmal etmemiştim. Bu yıl baharla birlikte Bilkent Kültür Girişimi beni yine bir kahvaltıya davet etti. Bu kez Kız Kulesi'nde buluşacaktık. Kız Kulesi'nin seçilmesi boşuna değildi. Yeni kolleksiyonları \"İstanbul\" ile tanıştık. \"İstanbul Aşıklarına\" sloganı ile bol martılı, Kız Kuleli, boğazlı, dalgalı, son derece modern bir o kadar da güzel ve estetik bir koleksiyon hazırlamışlardı. Gencecik tasarımcıları ile tanışıp sohbet etme fırsatı da bulduk. BKG'nin ürünlerini görmek için BKG Sanal Mağaza'sını ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hes-kodu-alma", "text": "Korona hayatımıza pek çok yeni kavram ve uygulama getirdi, ve hatta yeni bir yaşam tarzı getirdi desek daha doğru olur. Korona döneminde yapacağımız otobüs, tren ve uçak yolculukları için mutlaka almamız gereken nurtopu gibi bir kodumuz var artık: HES Kodu. Sağlık Bakanlığı'nın yolcuların sağlığı için geliştirdiği Hayat Eve Sığar uygulamasının bir parçası olan HES kodu nedir, HES kodu alma işlemi nasıl yapılır gibi ihtiyaç duyacağınız bütün bilgileri bu yazıda bulacaksınız. Şimdiden iyi yolculuklar! HES yani Hayat Eve Sığar kodu, otobüs veya uçak ile yurt içinde seyahat edecek olan tüm yolcuların almasının zorunlu olduğu bir kısa koddur. T. C. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan uygulama ile seyahat edecek yolcuların otobüs ve/veya uçağa binmeden önce mutlaka HES kodu almış olmaları gerekiyor. HES kodu sayesinde seyahat eden kişilerin nereden nereye gittiklerinin takibi yapılabilecek, o uçak veya otobüste korona virüsüne yakalanan bir vaka ile karşılaşılması durumunda diğer tüm kişilerin kolayca tespit edilmesi sağlanabilecek. HES kodu alma işlemi nasıl yapılır diye bakacak olursak. Kodu almanın üç yöntemi var. Birincisi Hayat Eve Sığar uygulaması üzerinden, ikincisi ise SMS yoluyla, üçüncüsü ise e-devlet üzerinden. Hepsini detaylı olarak anlatacağım. Öncelikle telefonunuza Hayat Eve Sığar uygulamasını indirmeniz gerekiyor. Aşağıda hem iphone hem de android telefonlar için indirme bağlantılarını bulabilirsiniz. Bu uygulama ile yakınlarınızın durumunu veya risk bölgelerini de takip etmeniz mümkün. - HES uygulamasını Iphone telefonlarda AppStore'dan indirmek için tıklayın. - HES uygulamasını Android telefonlarda Google Play'den indirmek için tıklayın. Uygulamayı indirdikten sonra önce telefon doğrulama işlemini tamamlamanız gerekiyor. Sonra \"HES Kodu İşlemleri\" butonuna tıklayarak kayıt oluşturarark HES kodunuzu alabilirsiniz. SMS yoluyla HES kodu alma işlemi ise uygulama indirmekten daha kolay. Özellikle belli bir yaş üstü için SMS çok daha iyi bir alternatif olabilir. SMS yoluyla HES kodu almak için sırasıyla aşağıdaki işlemleri yapmanız gerekiyor. - HES boşluk, TC Kimlik Numarası, kimlik kartının ön yüzündeki seri numaranın son 4 hanesi ve kodu kullanmak istediğiniz gün sayısı yazın. Örn SMS metni: HES 123456789 1234 30 - Yabancı yolcular; Uyruk, Pasaport Seri Numarası, Doğum yılı, Soyadı yazarak 2023'e SMS atıp HES kodu alabilir. - 2023 kısa numaraya SMS olarak gönderin - Belirttiğiniz gün süresince geçerli olacak HES kodunuz telefonunuza SMS olarak gelecek. Eğer süre belirtmezseniz kod 1 yıl süresinde geçerli olacaktır. E-devlet sitesine giriş yaptıktan sonra arama çubuğuna \"Hayat Eve Sığar\" yazarsanız, HES Kodu Üretme ve Listeleme menüsüne ulaşacaksınız. Bu menüden \"Yeni HES Kodu\" butonuna tıklayarak kodunuzu alabilirsiniz. Paylaşım Süresi HES koduna ihtiyaç duyduğunuz süre artı 7 gündür ve kodun aktiflik yani geçerlilik süresini belirler. Paylaşım süresi girerken yolculuk tarihine kadar olan gün sayısına en az 7 gün daha eklemeniz gerekir. Diyelim ki 15 gün sonrası için yolculuk planlıyorsunuz. Paylaşım süresi olarak 15+7 yani 22 gün belirtmeniz gerekir. Paylaşım süresi belirtmek zorunlu değildir, eğer bir süre belirtmezseniz HES kodunuz 1 yıl süreyle geçerli olacaktır. Önerim süre belirtmemeniz olur çünkü geçerli olmayan kodlar ile uçak bileti alırken veya uçağa binerken sorun yaşayabilirsiniz. - COVID-19 testiniz pozitif çıktı veya başka nedenlerden ötürü karantina sürecinde olabilirsiniz. - HES kodunuzun süresi dolmuştur veya tarih hatası vardır. - Türk vatandaşları için TC Kimlik numarası, yabancılar için pasaport numarası hatalı girilmiş olabilir. İki ve üçüncü sebeplerden dolayı sorun yaşıyorsanız tekrar doğru bilgiler ile HES kodu alarak işlem yapabilirsiniz ancak birinci madde nedeniyle seyahatiniz onaylanmadı ise, karantina süreniz bitene veya test sonucunuz negatife dönene kadar seyahat etmeniz mümkün olmayacaktır. Seyahatiniz için uçak veya otobüs bileti almadan önce mutlaka yukarı anlattığım yöntemlerden birini kullanarak HES kodunuzu almalısınız. Kodu aldıktan sonra bilet satın alma işlemlerini HES kodunuz ile gerçekleştirebilirsiniz. Firmaların internet siteleri veya mobil uygulamaları üzerinden bilet alırken HES kodu girebileceğiniz alanlar olacak, o alanlara kodunuzu girerek işleme devam edeceksiniz. Uçağa veya otobüse binerken HES kodunuzu tekrar göstermeniz gerekeceğinden, telefonunuzda ve/veya yazılı olarak kodunuzu mutlaka yanınızda bulundurun. Check-in sırasında yapılan kontrollerde yukarıdaki yolculuğun onaylanmadığı durumlardan biri görülürse uçak veya otobüse binemezsiniz. HES kodunuz olmadan bilet alamaz, uçak veya otobüse binemez yani seyahatinizi gerçekleştiremezsiniz. Bu nedenle mutlaka seyahatinizden önce kodunuzu alın! HES kodu, tüm yurt içi otobüs, tren ve uçak seyahatlerinde zorunludur. Ayrıca, giriş çıkış yasağı olan şehirlere gidenler ve 65 yaş üstü yolcular için seyahat izin belgesi alınması gerekmektedir. Umarım HES kodu alma süreci ile ilgili kafanızdaki soruların cevaplarını bu yazıda bulmuşsunuzdur. Cevaplarını bulamadığınız sorularınız varsa bu yazıya yorum olarak ekleyebilirsiniz. evet 0-2 yaş hariç herkesin HES kodu alması gerekiyor. Hem velisi hem de çocuk için kod alınması gerekli. Evet, yazının tarihine bakarsanız 10 Haziran. Sürekli uygulama değişiyor, yazı güncellenmedi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hint-okyanusunun-afrikali-adasi-zanzibar", "text": "Tanzanya'nın Zanzibar adası da böyle giriverdi seyahat planlarıma. Dünyanın en meşhur egzotik adalarından biri, balayı için özellikle tercih edilen de bir ada imiş. Tabii benim de tamamen doğa gezisi. Ulaşım masrafı dışında ekonomik bir seyahat için de son derece uygun bir ada olduğunu da belirteyim. Gitmek için en güzel zamanlar da bizim yaz sezonumuzla aynı zamanlar. Kenya Nairobi Havaalanı'ndan direk uçuşla Zanzibar'a indiğimde akşam saatleri idi. Kalacağım otelden havaalanı servisi istediğim için hemen çıkışta karşılandım ve doğru otele. Zanzibar'a ulaşmanın bir yolu da feribot ile Darüselam'dan kısa bir yolculuk yapmak. Kaldığım otel meğer Zanzibar'da İngilizler tarafından yaptırılan ilk otelmiş. Otantik, yüksek tavanlı, Zanzibar ahşap sanatının güzel örneklerini yansıtan kapı ve pencere işlemeleri ile beni şaşırttı. Genellikle ucuza seyahat eden ben, acaba oda fiyatına yanlış mı baktım diye düşünmeden edemedim. Zanzibar'ın oldukça ilginç bir tarihi geçmişi var, Perslerden Ummanlılara, Hintlilerden İngilizlere kadar pek çok ülkenin sömürgesi olmuş ya da kültüründen etkilenmiş. Zanzibar'a gelenlerin bir kısmı benim gibi Stone Town denen adanın merkezinde kalırken, bir kısmı da bembeyaz kumsalların süslediği adanın doğu ya da batı kıyılarındaki otellerini tercih ediyorlar. Otellere gittiğinizde bütün gün havuz, deniz, güneş ya da paket alacağınız turlarla da adayı gezmeniz mümkün. Benim tercihim adanın kalbinin attığı Stone Town'da kalıp tüm adayı dolaşmak oldu. Taştan yapılmış binalardan oluşan Zanzibar'ın ana yerleşim alanı olan Stone Town, hem ulaşım hem de ticari merkez. Adanın %90'ı müslüman, bu nedenle eğer dini bayramlar zamanında giderseniz herkes en süslü kıyafetlerini giymiş Forodhani Gardens'da zaman geçirirken görebilirsiniz. Gece pazarından türlü türlü deniz mahsülleri ızgaralarını da denemeden geçmeyin tabii. Zanzibar gelgitin çok net şekilde hissedilebildiği bir ada, bu nedenle sahil yürüyüşünüz birden sular altında kalabilir. Aynı zamanda bu gelgit çok güzel manzaralar da yaratıyor. Adanın en kuzeyindeki Nungwi'ye giderseniz sular çekildiğinde yosunları toplayan yerli halkın yarattığı muhteşem manzaraları Zanzibar'a özgü ağaçtan yapılan sallar eşliğinde izleyebilirsiniz. Adanın batısı daha çok parti plajlarına doğusu ise daha sakin otellerin olduğu plajlara ev sahipliği yapıyor. Full Moon, Half Moon gibi ayın zamanına göre partilere katılmak isterseniz zamanlamanızı buna göre yapmanızdda fayda var. Zanzibar'da yapılacak pek çok aktivite var. Zevkiniz ve zamanınıza göre bir ya da birden fazlasını seçebilirsiniz. Stone Town'a çok yakın eskiden üstünde hapishane olan bir ada. Şimdi üzerinde 100 yaşının üstünde dev kaplumbağalar yaşıyor. Yarım günlük bir turla, sofralarımızda gördüğümüz pek çok baharatın bitki haliyle tanışabilirsiniz benim çok ilgimi çekti. Kesinlikle tavsiye etmiyorum ama çok popüler bir aktivite. Botlarla yunus sürülerini takip edip onlarla yüzmeye çalışıyorsunuz. Eğer Zanzibar için uzun zaman ayırdıysanız Pemba adası dalış tutkunları için muhteşem bir durak. Zamanım kısıtlı diyorsanız Zanzibar adasının hemen yakınında günübirlik dalış ya da şnorkel turu alabileceğiniz Mnemba adası da muhteşem bir su altı deneyimi sunuyor. Adanın ortasında minik bir jungle ve içinde türlü hayvanlar var. Özellikle kırmızı maymun buraya özgü bir tür olarak biliniyor. Eğer deniz mahsüllerini seviyorsanız Zanzibar tam bir cennet, lüks restoranlardan sokak satıcılarına kadar aradığınız her seçenek var. Tanzanya'da beyaz adamlara \"muzungi\" diyorlar. Muzungilerin takıldığı her türlü Avrupa yemeğini bulabileceğiniz şık kafelerde çok çok uygun fiyatlara yemek yemek ya da içki içmeniz de mümkün. Zanzibar'da gel-git nedeniyle pek çok güzellikler ortaya çıkıyor demiştim. Benim internette bir fotoğrafta görüp mutlaka görmek istiyorum diyerek gittiğim \"The Rock\" restoran da bunlardan biri. Sular çekildiğinde karadan yürüyerek ulaşabilirken, sular yükseldiğinde daha haline gelen minik bir kaya parçası üstündeki bu restorana yemek yemek için olmasa bile, fotoğraf çekmek için dahi gidilir. Stone Town içinde Slave Market'e yakın bizdeki esnaf lokantası formatında yerel yemek yiyebileceğiniz bir lokanta burası. İçerisi her zaman lokal yemek denemek isteyen yabancı ve yerlilerle dolu oluyor. Stone Town'da ayaklarım plaja değsin, biramı yudumlarken gün batımını da izleyeyim diyorsanız işte burası orası. Zanzibar'da geçirdiğim süre boyunca sanırım her gün bir kez uğradım. Stone Town'da otantik butik bir otelin terasında gün batımını en güzel izleyebileceğiniz yer burası. Benim şansıma gittiğim gün bulut vardı, gün batımını izleyemesek de manzara çok güzeldi. Zanzibar hem deniz tatili, hem de farklı aktiviteleri, farklı kültürleri deneyimlemek için güzel bir ada arayanlar için iyi bir seçenek. Güvenlik sorunu çevresindeki Kenya-Tanzanya ile kıyaslandığında yok denecek kadar az. Freddie Mercury doğum yeri. Burası da Tayland adaları gibi bakirliğini kaybetmeye başladı maalesef. Ada gezileri daha heyecan verici oluyor. merhabalar sayın blog sahibi ve takipçiler. zanzibar adasına eşim ve iki arkadaşım ile nairobi deki 4 günlük safari ziyaretinden sonra gittik ve 5 gün kadar kaldık. ada evet güzel fakat çok pahalı.. yemeğinizi sipariş ettiğinizde 2 saat bekleme süresini de hesaba katmanız gerekiyor. Ayrıca ada beyazlar ve tatilciler hiç güvenli değil. 2013 ve 2014 yıllarında yapılan asitli ve bombalı saldırılar bunu gösteriyor. İngiltere vatandaşlarınıZanzibar ile ilgili uyarıyor zaten gittiğinizde Hollandalı ve Türk turistlerden başka kimseyi göremiyorsunuz muhtemelen bu ülkelerde blogger ve turizm şirketleri tarafından tehlikelere karşı uyarılarda bulunulmuyor. Deniz kum çok güzel ok ama mayo bikininizi giyip güneşlenmek denize girmek istediğinizde terlikle taşla tacizler yaşanabiliyor. Sahilde otururken gözünü ayırmadan bakmak suretiyle yapılan tacizleri anlatmıyorum bile. arka köyünüzdeki camilerden yapılan yüksek sesli dualar ve cihat çağrıları eşliğinde mehtabı seyredip şarabımı yudumlarım diyorsanız sizler için muhteşem tercih olabilir. Ya da stone town da yürürken suratınıza asit atılması hoşunuza gidiyorsa da zanzibar bulunmaz nimet.. aşağıda asit saldırısı ve bombalı saldırılar ile ilgili linkleri bulabilirsiniz.. Bahsettiğiniz durumların hiçbiri karşılaşmadım, ilginç olmuş. Bir anektodu unutmuşum sahilde dolaşan beach boy'lar.. Zanzibarın reklamının yapıldığı birçok sitede bu beach boyların zararsız olduğu yazılıyor ancak zaman zaman çok agresifleşebiliyorlar.. Sahilde bir yürüyelim beyaz kumun tadını çıkaralım derken yanınızda biraz kötü kokan bir beach boy beliriyor ve cevap vermediğinizde veya terslediğinizde tehlikeli bir durumda kalabiliyorusunuz.. Özetle gitmeyin derim.. Zanzibar ile ilgili bu güzel yazınızı adaya gidip döndükten sonra farkettim. The Rock restoranı kaçırmışız maalesef. Biz Balayı için gittik ve oldukça memnun kaldık. THY'nin direkt seferleri de İstanbul'dan ulaşımı oldukça kolaylaştırdı. Gerek ada halkı gerekse beach boylar ile diyaloglarımızda olumsuz bir tavırla karşılaşmadık. İnternetten de araştırdığım kadarıyla Nungwi ve Kendwa bölgesi deniz ve oteller açısından daha güzel."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hirvatistan", "text": "2010 sonbaharında Balkanlar'a yaptığım gezinin tadı damağımda kalmıştı. Balkanlar gezimin duraklarından biri de Hırvatistan idi. En çok duyulan şehri Dubrovnik için buraya gidip başka güzellikler bulduğum ülke Hırvatistan. Hırvatistan gezilecek yerler önerilerimi bu yazıda derledim. - Karayolu ile ulaşabileceğiniz kadar yakın, ayrıca THY ve Pegasus'un uçuşları da var. - Yemekler damak tadımıza çok yakın, Boşnak böreği, köfte... Aç kalmamak garantili 🙂 Ayrıca İtalyan kültürünün etkisiyle bolca pizzacı da mevcut. - Diğer Balkan ülkelerinin aksine fiyatlar Avrupa genelindeki gibi, ucuz tatil hayali kurmayın 🙂 Ucuz Balkan gezisi için diğer Balkan ülkeri tercih edilmeli. - Beklediğinizden çok daha güzel ve gelişmiş bir ülke bulacaksınız, şaşırmayın! - İnternet pek yaygın değil. Free Wifi hayalleri birkaç sene sonraya saklanabilir 🙂 - Dubrovnik - Split - Primosten - Zadar - Plitvicka Jezera Milli Park - Zagreb Adriyatik sahiline çıktığımızda Dalmaçya kıyılarının güzelliği gözlerimizi kamaştırmıştı. Karadağ sahillerindeki Budva, fiyord içindeki Kotor doğa harikasıydı. Hırvastistan sahillerinde de bu güzellik devam ediyordu. Deniz kıyısında dantel gibi kıvırıla kıvırıla yol almak büyük bir keyif. Motosikletle gitmenin avantajını da yaşadık elbette. Sık sık durup fotoğraf çekmek, mis gibi deniz havasını içimize çekerek yol almak muhteşemdi. Adriyatik'in incisi olarak anılan Dubrovnik Hırvatistan'daki ilk şehrimiz. Şehre Karadağ yönünden geliyorsanız muhteşem bir \"Stari Grad\" yani eski şehir manzarası var, ama günün saatine dikkat etmezseniz bizim gibi ters ışıkta kalırsınız 🙂 Balkanlarda eski şehirlerin tamamı Stari Grad olarak geçiyor. Ticari olarak önemli bir konumu olan Dubrovnik, zamanında Venedikli mimarlar tarafından inşa edilmiş. Belki o dar sokakları ve güzel mimarisinin nedeni bu. Ancak Balkanlardaki savaş sırasında, 1991-1995 yılları arasında çok yoğun bombardıman altına kalmış, şehrin büyük bir kısmı zarar görmüş. Unesco korumasındaki şehir tamamıyle restore edilmiş, şuanda ortaçağı anlatan bir film setini andırıyor. Dubrovnik çevresinde pekçok plaj bulunuyor, yaz tatili için de olanaklar tanıyor. Ancak benim zamanım kısıtlı ve tarihini görmeyi tercih ettiğimden orada denize girme fırsatım olmadı. Balkan gezisinde otelleri önceden ayarlamamıştık. Zira Balkanlarda internet pek yaygın değil ve internette olan oteller çoğunlukla -bana göre- pahalı oteller. Gidince ayarlarız, dedik ama oldukça vakit kaybetmemize sebep oldu. Kısa süreli gezilerde otel ayarlamadan gitmenin iyi fikir olmadığı tekrar anlamış oldum. Dubrovnik'te pansiyon uygulaması çok yaygın. Herkes evini pansiyona çevirmiş. Ancak 1-2 gece kalacak turistlere pek sıcak bakmıyorlar. Uzun süreli kalırsanız ekonomik bir çözüm, aksi halde otel fiyatına pansiyonda kalıyorsunuz 🙂 Daha fazla yer arayıp vakit kaybetmemek için 50 euro pansiyona verdik öyle söyleyeyim. Dubrovnik Stari Grad içinde görülecek yerleri hemen her gezi yazısı yada kitabında kolayca bulabilirsiniz. Alan zaten çok küçük dolayısıyla bir günde tüm önemli noktaları gezebilirsiniz. Ben de sizin için özetleyeyim; Şehrin surları ve tabii ki kuleleri, 14. yy.'dan kalma ve dünyanın en eski eczanesine de ev sahipliği yapan Francis Manastırı, Rector Sarayı, Onofrio Çeşmesi, Orlando Heykeli, gümrük binası, şehir kapıları... Benim önerim bütün sokaklara girip çıkın. Ana hattan çıkıp sıkışık sokaklarda dolaşırken birden Adriyatik'in harika manzarası ile karşılaşabilirsiniz. Stradun Street'in sağ paralelindeki sokakta harika bir börekçi ve takeaway kahve alabileceğiniz yerler var. Karnınızı böylece ekonomik bir şekilde doyurabilirsiniz. Hırvatistan'ın önemli liman şehri Split, aynı zamanda mavi bayraklı plajları ile de ünlü. Plajlarının ünü nedeniyle Split'te denize girmeye niyetliydim ancak Split'te kaldığım gün havanın yağmurlu olması bana güzel bir tatil sürprizi yapmış oldu. Ticaret merkezi konumunda olan bu şehir limanın etkisi ile tam bir sanayi şehri haline gelmiş. Küçük Stari Grad'ı ihtişamlı, limana nazır, geceleri de oldukça hareketli. İzmir'in Kordon'unun bir benzeri de Split'te var. Kafeler ve hediyelik eşya dükkanları ile de rengarek. Primosten, Hırvastistan'ın dantel kıyılarındaki müthiş güzellikteki küçük kale şehirlerinden biri. Yol üstünde kahve molası vermek için durduğumuz denizin kıyısına inşa edilmiş surlar içinde bir minik şehir. Dar sokakları yine kafeler ve hediyelik eşyacılarla renklenmiş. Tepesinde kilisesi denizi yukarıdan görüyor. Hırvatistan sahillerinde bu küçük güzel şehirlerden pekçok var. Birini mutlaka görün derim. Zadar'ı gezmek için kısa bir feribot yolcuğu yaparak gün batımı ile meşhur Zadar'a gidiyoruz. Yine güzel bir Stari Grad, büyük kilisesi, dar ve taş döşeli sokakları ile öğleden sonrayı Zadar'a ayırıyoruz. Zadar da diğer eski şehirler gibi cetvelle çizilmiş kadar düzenli. Alfred Hitchcock, 1964 yılında Zadar'ı ziyaret ettiğinde \"dünyadaki en güzel gün batımı Zadar sahilinden seyredilebilir\" demiş. Bu sayede de Zadar'ın günbatımı meşhur olmuş. Gün batımını fotoğraflamak isteyen sanatçı ve turistler güneşin battığı saatlerde Adriyatik sahilini dolduruyor. Bora rüzgarları nedeniyle gökyüzünden eksik olmayan bulutlar, güneşin kırılmasına yardımcı olduğundan günbatımı bu kadar muhteşem oluyor. Zadar'dan sonraki kalış noktamız Zagreb, ama yol üstündeki Plitvizce Milli Parkı'nın methini çok duyduğumuz için önce oraya uğramak istiyoruz. Ancak yolda bora rüzgarlarının gazabına uğrayıp birkaç saat zaman kaybediyor, bir de üstüne yağmura yakalanıyoruz. Plitvizce'ye ulaştığımızda ise hepsini unutuyoruz. Nehir üzerinde oluşan gölcüklerden oluşan bu doğal park harika bir şekilde organize edilmiş. Çok ama çok bakımlı. Eğer doğayı seviyorsanız ve birkaç saat yürüyüş için vakit ayırırım diyorsanız kesinlikle görmenizi tavsiye ediyorum. Park içinde shuttle, vapur gibi seçeneklerle gezinizi daha uzun ya da kısa tutma imkanınız da var. Çok güzel bir doğa parkı olan Plitvizce bütün yorgunluğumuzu atmamızı sağlıyor. Zagreb'e ulaştığımızda çok yorgun haldeydik. Biraz dinlenmek niyetinde iken kaldığımız otelin sahibi bizi Zagreb'i gezmek konusunda ikna etti. Tam bir Zagreb aşığı olan otel olan Apartments Kahlina sahibi harita üzerinde görmemiz gereken yerleri de tek tek işaretledi. Zagreb ile ilgili tek belgemiz de bu oldu, zira Zagreb'de çektiğimiz fotoğrafları bilgisayara atarken kaybetmeyi başardık. Başkent Zagreb, diğer şehirlere kıyasla tabii ki daha büyük. Geniş caddeleri, büyük park ve binaları ile daha ihtişamlı. Diğer şehirlerde olduğu gibi katedral şehrin merkezi. Ulusal tiyatro da görülecek yerler arasında. Hırvatistan'ı hakkını vererek gezmek için bir haftanızı ayırabilir, adalarını ve şehirleri detaylıca gezebilirsiniz. Daha önce gitmediğime pişman olduğum ülkelerden biri oldu Hırvatistan... Bu kadar yakımızdaki bu güzelliği mutlaka görmelisiniz! Umarım en kısa zamanda gitmek istediğiniz yerleri görme fırsatını yakalarsınız. Sormak istediğiniz birşey olursa iletişim formundan direkt mesaj da gönderebilirsiniz. Çok yararlı bir yazı, teşekkürler. Bizde eşimle bu yaz Hırvatistan gezisi düzenlemek istiyoruz. Dubrovnikin oldukca pahalı olduğunu duydum, o nedenle Splite direk uçup, orda birkaç gün kalıp çevreyi dolaşmak nasıl bir fikir sizce. Ayrıca, Split civarında otomobil kiralyarak sahil kentlerini ve parkı gezmek, sonra otobüsle Dubrovnike gidip belki bir gece kalıp sonra Türkiyeye dönmeğe nasıl yaklaşırsınız. Diğer önerilerinizi beklerim, teşekkürler. Split de ucuz değil, bence Dubrovnik'i ya da Adalardan birini tercih edebilirsiniz. Dubrovnik'i mutlaka görün, biz ara durak olarak Split'i tercih etmiştik ama kocaman bir liman şehri. Zadar daha güzel bir ara durak olabilir. Hırvatistan schengen'e katıldı, schengen vizesi ile girebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hostel-konaklamasi-hakkinda-bilmeniz-gerekenler", "text": "Bu kadar çok seyahat edebilmemin ana sebeplerinden biri seyahatlerim sırasında maliyetlerimi en aza indirmek. Yemeden içmeden konaklamadan mümkün mertebe kısmaya çalışıyorum ki yeni seyahatler için bütçe artırabileyim. Seyahatler sırasındaki önemli harcama kalemlerinden biri ise konaklama! Konaklamayı ucuza mal etmenin elbette çeşitli yolları var, benim yöntemim ise hostelde konaklamak. Hostel konusunda çok fazla soru almaya başladığım için bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum. Bir diğer yöntem ise Couchsurfing, onu da başka bir yazıda ayrıca anlatacağım. Bu yazıda kullanılan fotoğrafların tamamı Belgrad Mosaic Hostel'e aittir. Yatılı okulda okuyanlar, yurtta kalanlar, askerlik yapmış olanların aşina olduğu bir konaklama yönetimi aslında. Ağırlıklı olarak dorm denen yatakhane odalarında 4-6-8-10 kişilik yatakhaneleri olan; banyo, tuvalet, mutfak alanlarının ortak kullanıldığı bir konaklama şekli. Hostel oldaları her zaman yatakhane odası olmayabilir, bazı hostellerde özel odalarda bulunabiliyor. Bu özel odaların kimi zaman banyosu içinde olurken kimi zaman da ortak kullanımlı olabiliyor. Eğer otel rezervasyon sitelerinden hosteli seçiyorsanız hostel odasının kaç kişilik olduğu, ayrı oda ise ortak kullanım alanı olup olmadığı bilgileri mutlaka yer alır. Hostel odanızı seçerken bunlara dikkat etmelisiniz. Dikkat etmeniz gereken bir diğer konu; Hostel yatakhane odalarında eğer belirtilmemişse odalar karışık olur. Yani kadın ve erkekler aynı yatakhaneyi kullanır. Eğer bu durumdan rahatsız olursanız sadece kadın veya sadece erkekler için ayrı odaları olan hostelleri tercih edebilirsiniz. Hostellerde ortak kullanım alanları kalanların sosyalleşmesi için önemli alanlardır. Kimi zaman lobi, kimi zaman mutfak, kimi zaman da bahçe sosyalleşme alanı olabilir. Bazı hosteller ise \"parti\" hosteli olarak bilinir ve bu sosyalleşme partilerle üst seviyelere taşınır. Eğer uykucu biriyseniz ya da benim gibi bütün gününü gezerek geçirmiş ve kalacak yeri dinlemme alanı olarak kullanıyorsanız bu biraz yorucu olabilir. Hostel tanıtımlarında \"parti\" konusu özellikle belirtilmeyebilir ancak hostelin fotoğraflarından durumu kolayca anlarsınız. Hostelde kalacaksanız yanınıza mutlaka içeride giymek için terlik almayı unutmayın, otellerde alışık olduğunuz ekstraların hiçbirinin burada olmayacağını unutmayın! Şampuan, havlu gibi ihtiyaçlarınızın hepsi yanınızda olmalı. Aksi halde şanslıysanız sizden önce kalanların unuttuğu şampuan ya da sabunlara talim edersiniz. Bazı hostellerde nevresim için ekstra istenebilir, yine rezervasyon sırasında bilgller içinde mutlaka belirtilmiş olur. Eğer hijyen konusunda çok hassassanız hostel size göre bir konaklama çözümü olmayabilir. Ortak kullanılan çok fazla alan olduğundan insanların \"izleri\" ile karşılaşabileceğinizi unutmayın. Hostelde kalan insanlar genellikle bu kültüre sahip kişilerdir ve onlar da sizin kadar hassas olacaklardır ama dünyanın binbir yerinden insan geliyor, garantisi yok tabii. Yine rezerrvasyon yaparken kullanıcı yorumlarını okuyarak hostelin genel hijyen durumu hakkında bilgi sahibi olmanız mümkün. Yine de tedbiren benim çok ince bir uyku tulumu var, onu yanımda taşıyorum baktım yatağın rengi kokusu hoşuma gitmedi hoop tulumun içine giriyorum. Burada bir standart yok. Kimi hostellerde kahvaltı dahil iken kimilerinde olmaz, kimi hostellerde mutfak kullanımı ücretsiz iken kimi hostellerde kullanabileceğiniz bir mutfak olmaz. Kimi hostellerde kahvaltı ücrete dahilken kimilerinde ekstra olabilir, yani yemek konusu tamamen değişken. Çoğu hostelde mutfak bulunur ve yemeklerinizi mutfaktaki ortak kullanıma açık tabak bardak tencere kullanarak malzemelerinizi kendiniz alarak yapabilirsiniz. Yurtdışında özellikle pahalı ülkelerde marketten alışveriş yapıp yemeğinizi kendiniz yaptığınızda yemek masrafınızı ciddi şekilde azaltabilrisiniz. Genellikle uzun süreli seyahat edenlerin tercih ettiği bir yöntem. Hostel deyince aklınıza ne geliyor? Ot çeken gençler, çılgın partiler, kızlı erkekli tövbe tövbe... O kafanızdaki resmi hemen silmenizi rica ediyorum. Hosteller ucuz seyahat etmeye çalışan gençler, yanlız seyahat etmeyi tercih edenler ve uzun süreli seyahat edip maliyetini düşürmeye çalışan gezginlerin kesişme noktasıdır. 20 yaşından 60 yaşına kadar arkadaş edinmeme vesile olmuştur hosteller. İlk kaldığım hostel Hırvatistan'ın Split şehrinde idi. İnternetten uygun fiyata otel bulamayınca şehir merkezine oldukça uzak bir hostel bulmuştum. Burası gerçekten eski bir okul yurdunun hostele çevrilmiş hali idi ve kaldığım en soğuk hosteldi, soğuk derken ruh olarak soğuk... Bana üniversitedeyken Avcılar'da kaldığım yurdu hatırlattığı için de olabilir 🙂 Mutfak yok, kahvaltı yok, sadece kahve ve soğuk içecek otomatı vardı. Her katın başında 10 kişilik banyolar, havlularına sarınmış banyo sırası bekleyen insanlar... Yani ilk deneyim oldukça kötüydü, bu nedenle bir sonraki hostel maceram için uzun bir ara vermeme neden oldu. Özellikle yanlız yaptığım seyahatlerde hosteller çok güzel dostluklar edinmeme vesile oldular. Dünyanın her yerinden gelen, gezmeyi seven, sosyal insanlarla tanışmak ve maceralarını dinlemek için hosteller şahanedir. Kafanızdaki klasik otel deneyimini rafa kaldırıp yeni bir konaklama deneyimi yaşamak istiyorsanız bir seyahatinizde hostelde kalmanızı mutlaka öneririm. merhaba Sevil hnm.. evet gerçekten Güney Afrika hostelleri dediğniz gibi tam bir kaynaşma alanı. ben de Durban da aynı izlenimleri edindim.. Bildiğiniz 40'lık HC konteyner içinde banyo, ranza falan vardı. Hostelin havuzu da 20'lik DC konteynerdi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hurgada-gezilecek-yerler-ve-hurgada-gezi-rehberi", "text": "Mısır, tarihin en büyük medeniyetlerinden birine ev sahipliği yapmış, piramitlerin gizemi nedeniyle bütün dünyanın ilgisini çeken, Afrika ve Arap kültürünün harmanlandığı bir cazibe merkezi. Mısır'ın en popüler noktalarından biri ise, Kızıldeniz kıyısında yer alan, dalış turizmi ile adını duyurmuş olan ve her geçen gün daha fazla gezginin ilgisini çeken Hurghada! Hurgada'ya nasıl gidilir, Hurgada'da gezilecek yerler, Hurgada'da da yenir, Hurgada'da neler yapılır sorularının cevapları ve çok daha fazlası Hurgada gezi rehberi niteliğindeki bu yazımda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Hurghada'ya gitmek için ilk adım Mısır vizesi almak. Ben de seyahatimden iki ay kadar önce Mısır vizesi başvurumu yaptım ve seyahat tarihimin gelmesini heyecanla beklemeye başladım. Özellikle yoğun tatil dönemlerinde vize çıkış süreleri uzayabiliyor, bu nedenle Mısır vizesi başvurunuzu olabildiğince erken yapın. Mısır vizesi nasıl alınır? yazıma mutlaka bir göz atın. İstanbul'dan veya Avrupa'nın pek çok noktasından Hurghada'ya herhangi bir aktarmaya ihtiyaç duymadan direk uçabilirsiniz. Ben de İstanbul'dan direk uçuş ile ulaştığım Hurghada'ya gece saatlerinde ulaşmıştım. Hurgada havaalanından Hurghada şehir merkezine gitmek için tek yol taksiler. Havaalanı çıkışında çevrenizi hemen taksiciler saracak, mutlaka pazarlık edin ve 10 Usd civarında anlaşmaya çalışın. Hurghada, Mısır'ın başkenti Kahire'ye 460 kilometre, Nil nehri kıyısında yer alan Krallar Vadisi'ne ise 300 kilometre mesafede yer alıyor. Kızıldeniz kıyısında yer alan şehir, tam bir beş yıldızlı tatil merkezi. Önemli dalış noktalarına yakınlığı ile de sualtı tutkunları; yelken ve sörfe uygun sahilleri ile de su üstünü sevenleri Mısır'a çekiyor. Kilometrelerce sahili, sahil boyunca uzanan lüks otelleri ile özellikle su sporlarını sevenler için beş yıldızlı bir cennet Hurgada. Hurghada merkezini iki ana bölümde değerlendirebiliriz: Geleneksel Mısır hayatını görebileceğiniz eski şehir bölgesi El Dahar ve yeni turizm merkezi Sakkala. El Dahar bölgesinde; cami, balık pazarı, eski liman, yerel çarşılar ve yerel yaşam sizi karşılar. Kıpti Katedrali, Hurgada Al Mina Camii ve Hurgada Akvaryumu bu bölgede görülmesi gereken yerler arasında. Labirent gibi çarşılarda papirüs, takı, hediyelik eşya, Mısır tanrılarının heykelleri gibi pek çok şeyi bulabilirsiniz. Bu çarşı pazarlarda alışveriş yaparken mutlaka pazarlık edin. Sakkala bölgesi, Hurghada'nın yeni yüzü. Turizmin hareketlenmesi ile birlikte modern binalar, oteller, alışveriş caddesi, gece hayatı ile Hurghada'ya gelenlerin vakit geçirdiği yer burası. Eğer şehrin kalbinde kalmak istiyorsanız, konaklama için de bu bölgeyi tercih edebilirsiniz. Hurghada Marina da bu bölgede yer alıyor. Marina'dan kalkan teknelerle günübirlik dalış veya şnorkel turlarına da katılabilirsiniz. Ben de Hurghada seyahatimde bu bölgede konaklayarak hem akşamları şehrin hareketli cadde, kafe ve barlarındaki eğlenceye hem de aktivitelere kolayca erişim sağlamış oldum. Hurghada'da beş yıldızlı otel konforunda ve şehirden uzak tatil yapmak isterseniz, şehir merkezinden 20 30 kilometre ötede Sahl Hasheesh, El Gouna, Makadi bölgelerinde konaklayabilirsiniz. Hurghada'da bu bölgelerin hangisinde kalırsanız kalın, Arap mutfağının en güzel yemeklerini bulabilirsiniz. Küçük yerel restoranlardan dünya çapında zincir restoranlara kadar her türlü yemeği yiyebilirsiniz. Türk mutfağına yakın kebaplar, humuslar, falafeller ise benim en favori yemeklerim. Hurghada, deniz, kum, güneş üçlüsünü bir arada doya doya yaşamak isteyenler için harika bir seçenek olduğu kadar; çöl safarileri, bedevi köyleri, antik kentler gibi pek çok aktiviteye de ev sahipliği yapıyor. Hurghada'ya gelmişken, bu bölgenin muhteşem su altı çeşitliliği ile tanışmak için Giftun Adası'nda şnorkel veya dalış deneyimlemenizi öneririm. Hurghada Marina'dan kalkan teknelerle kısa bir yolculuk ile ulaşılan ada mercan ve balık çeşitliliği ile insanı büyülüyor. Bütün gün sudan çıkmadan rengarenk balıklarla yüzmek harika bir deneyim. Günübirlik tur için biz sadece 15 Usd ödemiştik. Hurgada'dan birkaç kilometre uzaklaştığınızda çöl başlıyor. Çölde develer veya ATV'ler ile safari yapabilir, Bedevi Köyleri'ni ziyaret ederek çöl yaşantısını deneyimleyebilirsiniz. Bolca kum yutmaya hazırlıklı olun! Benim Hurghada'ya gitmemin asıl sebebi Nil nehri kıyısında yer alan Krallar Vadisi, Karnak Tapınakları ve Luxor'u görmekti. Hurghada'dan günübirlik turlarla bu bölgeye gidebileceğiniz gibi Aswan'ı da dahil ederek Abu Simbel Tapınağı'nı da görebileceğiniz 2-3 günlük daha uzun turlar yapabilir, Mısır Medeniyeti'nin en önemli şehirlerini, tapınaklarını görebilirsiniz. Abu Simbel Tapınağı yazıma da bir göz atın! Hurgada'da ister şehir merkezinde ister oteller bölgesinde konaklayarak ve günübirlik aktivitelere katılarak dolu dolu bir hafta geçirebilirsiniz. Mısır'ın otantik kültürünü yaşarken Avrupa standartlarında bir tatil yapmak için Hurgada muhteşem bir seçim. Bu yazının kısaltılmış versiyonu SunTimes Dergisi Temmuz 2019 sayısında yayınlanmıştır. - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hurriyet-kampus-roportaji", "text": "Hürriyet Kampüs ekibi ile Çok Okuyan Çok gezen olmak üzerine keyifli bir röportaj yaptık. Röportajın tamamını aşağıda görebilirsiniz. Hürriyet Kampus sayfasından da okuyabilirsiniz. Öncelikle 'Çok Okuyan Çok Gezen' olmadan önceki Sevil Mert'ten, yaşadığı hayattan, okuduğu okullar, yaşadığı şehirler ve kariyer yolculuğundan bahsederek başlayalım. Burdur'un Karamanlı ilçesinde doğdum, ilkokulu burada, ortaokul ve liseyi ise Burdur'da okudum. Üniversite için İstanbul'a gelip dönemeyenlerdenim ben de. İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü'nde okurken çalışma hayatına başladım. Okulum bittikten sonra bir süre daha bankacılık sektöründe alternatif dağıtım kanallarında pazarlama alanında devam ettikten sonra, Türkiye'de henüz emeklemeye başlamış olan internet sektörüne girdim. Önce inkübatör bir firmada, sonra Sigortam. net'te, son olarak Hürriyet Emlak ve Hürriyet'te pazarlama kariyerim devam etti. İş hayatımın yoğun temposu içinde seyahatlerim hep vardı. 2008'den bu yana seyahatlerimi yazdığım www. cokokuyancokgezen adlı blogu yazıyordum. 2018 yılı Nisan ayında ise kurumsal hayatıma bir nokta koydum. Şu an seyahat yazarlığı, bloggerlık ve butik geziler düzenleyerek hayatımı kazanıyorum. Aslında \"ideal seyahat\" diye birşey yok. Her yolculukta yeni bir şeyler öğreniyorum. Yolda başınızdan maceralar geçecek ki anlatacak bir hikayeniz olsun 🙂 Yine de ben oldukça planlı hareket ediyorum. Kabaca gideceğim rota, göreceğim yerler, ne yerim, ne içerim, ne gibi aktivitelere katılırım planı çıkarırım. Sonrası rüzgarın nereye eseceğine göre şekillenir, yolun güzelliği de o rüzgarı hissetmektir. Benim önerilerim tabii ki seyahat kitapları olacak. Alain de Button'dan Seyahat Sanatı mutlaka okunmalı. Jules Verne'in çocukken bize ilham veren Dünyanın Merkezine Yolculuk, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah kitapları. Türkiye'den de Özcan Yurdalan'ın İran, Moğolistan, Pakistan gibi rotaları anlatan kitapları mutlaka okunmalı. İstemek, gerçekleştirmenin yarısı. Öncelikle nasıl bir hayat istediğimize karar vermemiz ve önceliklerimizi buna göre belirlememiz gerekiyor. Bunun bir parçası da vazgeçişler, lükslerinizden vazgeçmek, daha fazla çalışmak sonucunda çok daha mutlu ve özgür bir hayat! Bir diğer önerim ise ertelemeyin! Yapmak istediklerinizi gerçekleştirmemek, ertelemek için her zaman bir mazeret vardır, o mazeretler yerine çözüm üretin!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hurriyet-seyahat-roportajim", "text": "Hürriyet Seyahat, Hürriyet gazetesinin Pazar günleri çıkan seyahat eki ve aynı zamanda Türkiye'de en fazla okunan seyahat gazetesi. 19 Ocak 2017'de Hürriyet Seyahat ekinde benim de bir röportajım yayınlandı. \"Sevil Mert (36) bir sigorta şirketinde yönetici. Ailesinin seyahate olan merakı sayesinde çok küçük yaşlarda Anadolu'yu karış karış gezdi. Sonra kendi parasını kazandıkça yurt dışında yollara düştü. İşinden arttırdığı zamanlarda sürekli geziyor. Ne yeni bir ayakkabı alıyor ne de bir pantolon... Kişisel harcamalarını da sırf gezilerine ayırıyor. Üstelik tam bir adrenalin tutkunu. Afrika'da bungee jumping yapıp köpek balıklarıyla yüzdü, hatta Bolivya'da bisikletiyle 'Ölüm Yolu'ndan geçti. Bugüne kadar tek başına 4 kıtada 54 ülkeye ayak bastı.\" diye başlayan röportajda seyahat tutkumun nasıl başladığından seyahat etmekten keyif aldığım destinasyonlara, seyahatlerimi nasıl yaptığımdan adrenalin tutkuma kadar pek çok soruya cevap verdim. Keyifli röportaj için İsmail Sarı'ya da ayrıca teşekkür ediyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/hygge-danimarkalilarin-mutluluk-sirri", "text": "Mutlu olmak için sadece Danimarkalı olmak yetmez mi? Hygge: Danimarkalıların Mutluluk Sırrı kitabını ilk gördüğümde aklımdan geçen tam olarak buydu. Arkadaş, dünyanın refah seviyesi en yüksek ülkelerinden birisin, Danimarkalısın ve mutlusun, işte bu kadar basit. Geçim derdin yok, çocuğu hangi okula göndereceğiz derdin yok, güvenlik derdin yok, Danimarkalısın ve mutlusun. Korona dönemi seyahat edemeyince, bari gidemediğim ülkelerin kültürlerine dair kitaplar okuyayım diyerek, Ferhan Şensoy'un deyimi ile \"enayi bir merakla\", Hygge kitabını piyasaya çıktıktan uzun bir süre sonra satın aldım. Bu yazıda Hygge kitabında uzun uzun anlatılan Danimarkalıların mutululuk sırrı sayılan Hygge felsefesinden ve kendi mutluluk yolculuğumda yaptıklarımdan, Hygge ile kesişen noktalarımdan bahsedeceğim. Umarım siz de mutluluk arayışınızda hedeflediğiniz yere ulaşırsınız. Danimarka, pek çok araştırmada dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı ülkeler arasında yer alıyor. Bu mutluluğun sırrını Danimarkalılara sorarsanız cevap: Hygge. Danimarkalıların Mutluluk Sırrı kitabı bir Danimarkalı kadar mutlu olabilmenin yollarını arayanlar için bir rehber niteliğinde. Kitabın içeriğine girmeden önce Hygge: Danimarkalıların Mutluluk Sırrı kitabı hakkında kısaca bilgi vereyim. - Hygge kitabının yazarı: Dünyaca ünlü Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü'nün başkanı Meik Wiking. - En çok satanlar arasında: 2016 yılında yayınlanan kitap uluslararası Bestseller yani en çok satanlar arasında girmiş. - Hygge kitabının yayınevi: Kitabın Türkiye'deki yayıncısı Pegasus Yayınları, Türkiye'de ilk yayın tarihi ise 2017. Hygge kitabının yazarı olan Weik Wiking, mutluluk üzerine yazdığı 3 kitap ile en çok satanlar listelerine girmeyi başarmış bir Danimarkalı. Kendisini mutluluk, iyilik ve yaşam kalitesi arayan biri olarak tanımlayan Wiking, Uluslararası Mutluluk Enstitüsü The Happiness Research Institute- un CEO'su. Yazarımız, The Times dergisi tarafından The Indiana Jones of Smiles ve The World s happiest man olarak anılıyor. - The Art of Making Memories Mutlu Anlar Yaratma Sanatı - The Little Book of Lykke Dünyanın En Mutlu İnsanlarının Sırları - The Little Book of Hygge Danimarkalıların Mutluluk Sırrı Hygge kitabının yazarı, yayınevi, genel içeriği hakkında biraz fikir edindikten sonra Hygge'nin kelime anlamına bir bakalım. Felsefesini öğrenmeden kelimenin kaynağını öğrenmek bazı şeyleri daha kolay anlamamızı sağlayacak diye umut ediyorum. Huga, hoga, hüge gibi bir telaffuzu olan kelimenin kökeni Norveççe. 1814'e kadar Danimarka ve Norveç tek bir krallıktı. Bu nedenle dilleri birbirine çok yakın ve çok sayıda ortak kelimeleri var. Hygge kelimesinin Norveççe aslı \"esenlik\" anlamına geliyor. Bir diğer teori ise kelimenin sarılma, kucaklama anlamına gelen HUG kelimesinden türemiş olabileceği. İngilizce, Germence gibi farklı dillerde de kullanılan benzer kelimeler var. Hepsinin ortak noktası ise rahatlama, sarılma, esenlik gibi hygge felsefesini anlatan sözcükler olması. Hygee felsefesi, samimi bir ortam yaratma sanatı, mutluluk veren şeylerin varlığından zevk alma, sevdiğin insanlarla vakit geçirme, güvende hissetme, gardınızı düşürmeye izin verme, sinir bozucu konulardan uzak durma, yani huzurlu ve mutlu zaman geçirme olarak tanımlanabilir. Soğuk bir kış gecesinde battaniye altında sıcak çikolata içtiğiniz anı hatırlayın, aileniz veya yakın dostlarınızla yediğiniz bir yemeği, işte Hygge tam olarak o anı anlatıyor ve hayatınızda böyle anları çoğaltmanızı öneriyor. Yazının başında kendi hayatımda hügelik neler yaptığımı da anlatacağımdan bahsetmiştim. Benim bilmeden yaptığım pek çok şey zaten Danimarkalıların mutluluk sırları arasında imiş. Hatta hayatımı tamamen mutluluğu üzerine kurgulamaya çalışan biri oldum. Kulağa oldukça iddialı geldiğinin farkındayım ancak kendi hügenizi bulmanız için, size de ilham olması için neler yaptığımdan bahsetmek istiyorum. Öncelikle hayatımda beni mutsuz eden iş, insan ve yerlerden uzak durmaya ve imkan/fırsat buldukça hayatımdan tamamen çıkarmaya başladım. 19 yıllık kurumsal hayatımı bırakmamın sebeplerinin başında bu geliyordu: Sevdiğim işi yapmak, sevdiğim insanlarla, sevdiğim yerlerde olabilmek. Hikayemi anlattığım videoya bir göz atın. Genelde çok hareketli bir insan olmama rağmen, akşam evde battaniyem üstümde, elimde en sevdiğim kahvem, yanımda kocam ile sevdiğim bir dizi veya filmi izlemenin keyfini hiçbir şeye değişmem. Çok insan tanırım ama az sayıda yakın dostum vardır. Ve onlarla birlikte kahkahalarımızın susmadığı yemekler yemeye bayılırım. Çok hamarat olmasam da dostlarıma yemekler hazırlayıp sofra kurmaya bayılırım. Çünkü değer verdiğim insanlar için birşeyler yapmak beni ekstra mutlu eder. Tüm bu anlattıklarım Danimarkalılar için hügelik aktvitelermiş de ben bu kitabı okuyana kadar bilmiyormuşum. İzlerken hüge hissettiren seyahat filmi önerileri yazıma bir göz atın. Hygge kavramını hayatımıza daha fazla entegre edebilmek için yardımcı olacak bazı kelimelere bir bakalım. - Hyggelig: Hüge tarzında, birlikte rahat olmak demektir. Hügelik bir akşam yemeği gibi cümle içinde kullanabilirsiniz. - Fredagshygge veya Sondagshygge: Cuma ve Pazar günleri yaşanan hügedir. O günlerde ailecek hep birlikte televizyon izlemek, birlikte kısa bir yürüyüşe çıkmak gibi aktivitelere denir. - Hyggebukser: Dışarıda giymediğimiz ama evde üstümüzden çıkarmadığımız dizleri çıkmış o eşofman altı var ya, işte o hyggebukser. - Hyggehjornet: Hygge havasında olmak anlamında kullanılır. - Hyggekrog: Evin bir köşesinde Hygge zaman geçirebileceğiniz yer, köşedir. Bu konuya biraz daha detaylı gireceğiz. - Hyggeonkel: Çocuklarla vakit geçirmeyi seven, yufka yürekli kişilere söylenir. - Hyggesnak: Keyifli sohbet, derin muhabbet. - Hyggestund: Bir dakikalık hügeye denir. Durup ve kısa bir an huzur bulmak gibi. - Uhyggelight: Hüge olmayan, tüyler ürpertici veya korkunç anlamında kullanılır. - Ortam: Loş ışıklar, ışığı direk vermeyen lambalar veya mum ışığı hügenin olmazsa olmazları. Bizim evde ışıklar hep loştur. Eşimle birşeyler yerken ışıkları kapatıp mumları yakmayı severiz. - Zihin: Son zamanlarda sık sık duymaya alıştığımız anda kalma meselesini Danimarkalılar yıllar önce çözmüş. Burada, şu anda var olmak hügelig olmanın şartı. Son birkaç yılımı tamamen anda yaşayarak geçirmeye çalışıyorum. Geçmişle uğraşmadan, gelecek için katı planlar yapmadan çok daha mutluyum. - Keyif: Kahve, çikolata, pasta, şekerleme Danimarkalılar için hüge yiyecekler. Çikolata, kahve ikilisi benim favorim. Bitter, portakallı ve fıstıklı çikolataya hayır demem. - Eşitlik: Ben yerine biz, hem sorumluluklarınızı azaltır hem de daha paylaşımcı olmanızı sağlar. Sofra hazırlıyorsanız bırakın misafirleriniz de sizin için birşeyler yapsın. - Şükran: Sahip olduklarınız, yaşadıklarınız, hissettikleriniz için şükran duyun. Dünyada sizin kadar şanslı olmayan o kadar çok insan var ki, sadece bu bile sürekli şükretmeniz için yeterli. - Uyum içinde ol: Hayatın bir yarışma olmadığı, onun bir parçası olduğunu kabul edebilmek önemli. Bence bu en zor maddelerden biri. Çünkü insanların pek çoğu sürekli kendini ispatlamak için zaman ve enerji kaybediyor. Halbuki doğanın, evrenin bir parçası olduğunu kabul edebilsek hem daha uyumlu hem daha mutlu olacağız. Ben de bu madde üzerinde hala çalışıyorum. - Rahatlık: Söylemesi çok kolay uygulaması çok zor. Kendinizi rahat bırakırsanız herşey daha kolay ve iyi olacak. Rahmetli büyük ninem Selver ninem \"ters adamın her işi ters gider\" derdi. Ters olmayın, uyumlu ve rahat olun ki, işleriniz ve hayatınız da rahat olsun. - Ateşkes: Dram yaratmak veya politik tartışmaların kimseye faydası yok. Farklı görüşlerde olduğunuz insanlarla tartışmak yerine ateşkes imzalayıp uzlaşmayı seçin. Bunu herkes yapabilse dünya bambaşka bir yer olurdu. Bu konu da benim hala pek beceremediğim konular arasında. Kendimi tutmayı hala başaramıyorum. - Birliktelik: Aileniz, dostlarınız, sevdikleriniz ile iyi ilişkiler kurun ve güzel anlar paylaşın. O anları hatırladığınızda gözlerinizin içi parlasın. Çok zaman geçirmek değil, kaliteli zaman geçirmenin kıymetli olduğunu unutmayın. - Sığınak: Eviniz kaleniz olsun. Eviniz huzurlu ve güvenli hissettiğiniz, kendinizi mutlu hissettiğiniz yer olmalı. Evde kendinizi iyi hissedeceğiniz, sizi mutlu hissettirecek alanlar yaratın. Tüylü, yumuşak, sakin bir alan işinizi görecektir. Samimi ve sıcak ortam yaratmanın ana unsurlarından biri ışıklandırma. Mumlar, loş ışıklar, sarı ve keskin olmayan aydınlatma ile öncelikle sıcak bir ortam Hygge denince ilk akla gelenler. Hatta Danimarkalıların ünlü lamba markaları tam da bu tarzı yansıtır. İmkan varsa şömine çok iyi olur, Danimarkalıların çoğunun evinde şömine varmış, bizde uygulaması biraz zor, belki şömine görünümlü birşeyler de işe yarar. Hygge, doğal ve doğa ile iç içe olmayı önemsediği için ahşap masalar, hayvan postları, doğal renkler dekorasyonda olmazsa olmazlar. Örgü battaniyeler, yumuşak puflar, yine doğal malzemeden yapılmış olan örme sepetler aradığınız sade şıklığı sağlayacaktır. Yine doğa vurgusunu artıracak büyük çiçekler evinizi süslerken evdeki negatif enerjiyi de dengeleyeceği için tam bir hüge ögesi olacaktır. Herşeyden öte, size kendinizi iyi hissettirecek olan malzemelerle evinizi dekore etmeniz. Ev dekorasyonunun iç açıcı ve sade olması, doğayı çağrıştırması size iyi hissettirecektir. Hadi şimdi evinizde size fazla görünen şeyleri kaldırmaya başlayın, size fazla gelen parçalar ihtiyacı olanlara mutluluk getirebilir. Bu da sizi çok daha mutlu hissettirecektir. Yazıyı buraya kadar okuduysanız artık hygge, yani hüge konusunda oldukça fazla bilgiye sahip oldunuz ve mutlu olmanın ne kadar da kolay olabileceğini anladınız sanırım. En basit olanı yapmak hep en zorudur, yine de bir yerden başlayıp kendinize bir şans verin. Etrafımızdaki ki bunca fakirlik ve aksi yöndeki gelişmelere ragmen. Biz bu işi çözmüşüz Şükrancım. Dizi önerine mutlaka bakacağım. Sevgilerimle. Aslında çok özgün bir yapıt olmuş bence. Nokta atış olmuş yazılanlar. Aslında 22 yıl boyunca sürekli tayin gören biri olarak bu mutluluğu yakalamak kolay olmuyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ic-hat-ucuslarinda-da-sivi-kisitlamasi", "text": "Dış hat uçuşlarında kabusumuz haline gelen el bagajlarındaki sıvı miktarı ile ilgili kısıtlama artık iç hat uçuşlarımızda da geçerli olacak. Yurtiçi uçuşlarda da artık yanınıza aldığınız el bagajında taşıdığımız sıvılarda ölçü ve miktar kısıtlaması 1 Mart 2009'dan itibaren uygulanmaya başlıyor. Ulaştırma Bakanlığına bağlı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün hava meydanlarına gönderdiği genelgeye göre, 1 Marttan itibaren Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı ve Avrupa Sivil Havacılık Konferansı kuralları gereğince hava yolu ile seyahat edecek yolcuların uçak içinde yanlarında bulunduracakları el veya kabin çantalarında taşıyabilecekleri sıvılarda kısıtlamaya gidilecekmiş."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/igneada-da-gezilecek-yerler", "text": "Trakya'nın saklı cenneti İğneada, İstanbul'a yakın, doğası, tarihi, yemekleri ve farklı aktivitelere imkan sağlaması ile hafta sonu gezileri için harika bir tatil destinasyonu. Karadeniz kıyısında, Bulgaristan sınırına çok yakın mesafede bulunan şehir, longoz ormanlarının arasında bulunuyor. İğneada nerede, nasıl gidilir, İğneada'da gezilecek yerler gibi pek çok bilgiyi İğneada gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda bulacaksınız. İğneada, İstanbul'a 260 kilometre mesafede yer alıyor. Kırklareli'nin Demirköy ilçesine bağlı yerleşim, Karadeniz sahili kıyısında ve dünyanın en büyük longoz ormanlarından biri olan İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı'nın bitiminde yer alıyor. Ayrıca İğneada, Karadeniz sınırında Bulgaristan sınırına en yakın en büyük yerleşim. İğneada'ya 10 km mesafedeki Beğendik Köyü ise son köy. Kendi aracımız ile İğneada'ya giyorsanız ve İstanbul'dan geliyorsanız; Çerkezköy,'den Tem'den çıkıp sırasıyla Vize, Demirköy yönünü takip ederek İğneada'ya ulaşabilirsiniz. Dönüş rotanıza ise Dupnisa Mağarası'nı eklerseniz Lüleburgaz üzerinden Tem'e bağlanarak İstanbul'a ulaşabilirsiniz. İğneada'ya giderken Kırklareli'ne uğramanıza gerek yok. İğneada Kırklareli'ye bağlı olmasına rağmen il merkezi oldukça da uzak mesafede, İğneada'ya 97 kilometre uzakta yer alıyor. İstanbul'dan İğneada'ya mesafe kısa olsa da, Tem'den çıktıktan sonraki 100 kilometre yol dar ve Istranca Dağları'nı önce tırmanıp sonra indiği için dolana dolana çıkan bir yolu var. 270 kilometrelik yol 3-3.5 saat kadar sürüyor. - Özel araçla: İğneada'ya gitmenin en hızlı ve kolay yolu özel aracınız ile gitmek. İstediğiniz zaman yola çıkar, İğneada'da gezilecek yerler listesinde istediğiniz yerlere rahat rahat gidersiniz. - Otobüs ile: İstanbul'dan direk İğneada'ya otobüs seferleri bulunuyor. Bir diğer seçenek de Kırklareli'ne gidip oradan otobüs ile gelmek ancak yolu oldukça uzatmak olacaksınız. Sadece şehir merkezinde vakit geçerecekseniz otobüs ile gitmeyi tercih edebilirsiniz. Ancak longoz ormanları, Dupnisa Mağarası, Beğendik Köyü gibi yerlere gitmek istiyorsanız araç gerekli. - Günübirlik veya 2 günlük turlar ile: İğneada'ya pek çok yürüyüş grubunun, fotoğraf kulübünün veya tur şirketinin günübirlik veya 1 gece konaklamalı turları oluyor. Longoz ormanları içinde gezilecek şekilde rotalarını oluşturuyorlar genellikle. Siz de beklentilerinizi karşılayacak içerikte bir tur ile gitmeyi düşünebilirsiniz. Gelelim fasülyenin faydalarına. İğneada'ya kaç kez gittim artık hatırlamıyorum. Tüm gidişlerimde hafta sonu bir gece konaklamalı olacak şekilde kaldım. Gezilecek yer önerilerim de iki günde gezilip görülebilecek yerleri içeriyor. İğneada'da gezilecek yerler, kamp alanları, restoranları gibi yerleri aşağıdaki haritaya tıklayarak görebilirsiniz. İğneada'da gezilecek yerler listesini gittiğimiz sırayla aktaracağım, siz de rota yaparken benzer bir yol izleyebilirsiniz. Kırklareli Pınarhisar ile Yenice arasında bulunan Manyetik Yol, araçların vites boşa alınınca yokuş yukarıya kendi kendine çıkması ile meşhur oldu, pek çok habere de konu oldu. Uzmanlar manyetik yol diye birşey olmadığını, yolun bulunduğu yerde ufuk çizgisinin görünmemesi nedeniyle, aslında yokuş aşağı eğimi olan yolun göz yanılması nedeniyle yokuş yukarıymış gibi göründüğünü söylüyor. Biz de deney yapmak için uğraştık ama belki aracımız otomatik vites olduğundan olmadı, bilemiyorum. Siz de denemek isterseniz Google haritalarda Manyetik Yol Alabalık Tesisleri diye işaretlenmiş yeri bulun. Zaten tek tük benzer deneyi yapmaya çalışan yol kenarında durmuş araçları göreceksiniz. Demirköy, İğneada'nın bağlı olduğu ilçe. İğneada ile Demirköy arası mesafe 27 kilometre. Tarihi Demirköy Fatih Dökümhanesi ise Demirköy merkeze sadece 4 kilometre mesafede yer alıyor. Şehir içinde kahverengi tabelaları göreceksiniz zaten. Demirköy'ün eski adı Samakof imiş, ilçenin içinde bu ismi taşıyan mekanlar var. Demirköy Dökümhanesi'ne gelecek olursak; dökümhane Osmanlı döneminde cevredeki demir yataklarından faydalanmak üzere buraya kurulmuş. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethinde kullandığı top gülleleri burada dökülmüş. Demirköy ilçesi adını dökümhaneden almış. Çok geniş bir alana yayılmış olan dökümhane Demirköy Tophane-i Amiriye İşletmeleri olarak anılıyormuş. Türk tarihindeki ilk savaş sanayi tesisi sayılıyor. Dökümhane girişi ücretsiz. Zaten dökümhaneden geriye çok az şey kalmış. İki dökümhanenin olduğu alanda eritme fırınları olduğu anlaşılan yerler bulunuyor. Bir de birbirine bağlı tüneller yer alıyor. Dökümhanedeki camii tamamen restore edilmiş, şu an en sağlam yer camii. Ancak camii ziyarete kapalı ve kapıları kilitli. Tesisler açıldığında burası da açılır belki. Dökümhane yolu arnavut kaldırım yapılmış, girişte hediyelik eşya satılabilecek standlar yapılmış. Çok düzenli görünüyor.. Tam girişte bir küçük kafeterya var. Gelenler çay, kahve, soğuk içecek bulabilirler burada. Demirköy'den dökümhaneye gelen yol üzerinde köy kahvaltısı veren şirin mekanlar var. Sabah ilk durak olarak buraya gelecekseniz kahvaltınızı da buralarda yapabilirsiniz. İğneada merkezden sadece 100 metre yürüme mesafesinde kilometrelerce devam eden İğneada Plajı yer alıyor. 40-50 metre genişliğindeki plaj halka açık ve ücretsiz. Şezlong ve şemsiye kiralayabileceğiniz, yiyecek, içecek servisi alabileceğiniz yerler var, fiyatları da gayet uygun. Dilerseniz kendi havlunuz, sandalyeniz, şemsiyeniz ile istediğiniz yere kurulabilirsiniz. İğneada'da denize girmek için en iyi zaman Haziran ile Ağustos ayları arası. Ama denizin durumu tamamen şansınıza bağlı. Ben ilk kez İğneada'ya gittiğimde hem çok dalga vardı hem de kıyıya vurmuş yosun kokusu çok ağırdı, ayağımı bile sokmamıştım. Sonraki gidişlerimde ise deniz pırıl pırıldı, çok az dalga vardı, deniz çok keyifliydi, sudan çıkmak istemedik. Plajın en güzel yanı rahatsız edici bir kalabalık olmaması. Fotoğraf şehir merkezine en yakın kısmı, biraz daha uzağa doğru devam ederseniz daha tenha yerler bulabilirsiniz. Plaj boyunca birkaç tane de balık restoranı var. Rota Balık şehir merkezine yakın ve en çok önerilen yer. Mezelerini filan beğeniyorlar. İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı, 2007 yılında milli park ilan edilmiş. 3000 hektardan geniş bir alana yayılmış olan longoz ormanları dünyanın en büyük longoz ormanları arasında yer alıyor. Longoz, subasar olarak da kullanılıyor, tabanı sularla kaplı ormanlık alan anlamına geliyor. Ağaç kökleri ve hatta ağaçların bir kısmı sular altında kalıyor. Özellikle yağış miktarının yüksek olduğu kış ve ilkbahar aylarında su altındaki ağaçları görmek mümkün. Yaz aylarında ise su çekiliyor hatta orman içinde yer alan göllerde dahi su seviyesi çok düşüyor. Longoz ormanları göl, sazlık, lagün, ağaç tipleri ile çok zengin bir doğal hayata ev sahipliği yapıyor. İğneada Milli Parkı'nda 472 farklı bitki türü tespit edilmiş şu ana kadar. Bu bölgenin çok ciddi korunması, bakımının yapılması gerekiyor. Sadece ülkemiz için değil, dünyada sayılı longoz ormanları arasında olduğu için dünya için de önemli ve değerli bir bölge. İğneada Longoz Ormanları iki farklı bölümden oluşuyor. İlk bölüm Erikli Gölü ile çevresindeki sazlık alanı kaplayan bölüm. İkinci bölüm ise İğneada merkezine en yakın olan Mert Gölü'nü de içine alacak şekilde 5 gölü barındıran, sazlık alanlar, longoz ormanları ile kaplı olan bölüm. İğneada Milli Parkı girişi İğneada merkeze yaklaşık 6 kilometre mesafede yer alıyor. Giriş ücretsiz keşke ücretli olsa. Park girişinden giriş yaptığınızda tüm göller arka arkaya sıralanıyor. En yakını Mert Gölü 3 km, Hamam Gölü 8 km, Saka gölü 17 km, Pedina Gölü, Deniz Gölü şeklinde devam ediyor. Göllerin çevrelerinde yürüyüş yapabileceğiniz işaretlenmiş parkurlar bulunuyor. Hamam Gölü çevresinde 6 kilometrelik bir yürüyüş parkuru bulunuyor. Milli park tamamen doğal bir alan olduğu için patika olsa da hayvanlara dikkat etmek gerekir, bizim çok yakınımızdan tatlı bir yılan geçti mesela. Açık ayakkabı giymemek, bacakları kapatan kıyafetler giymek akıllıca olacaktır, siz benim gibi yapmayın. Mert Gölü'ne İğneada merkezden veya Longoz Ormanları Milli Parkı tarafından ulaşabilirsiniz. Milli Park girişinden 4 km mesafede Mert Gölü'ne yukarından bakabileceğiniz bir kuş gözlem kulesi yapılmış. Kulenin üst platformu 12,21 metre, alt platformu ise 9,06 metre yükseklikte yapılmış. Yukarıdan İğneada'yı, plajı, Mert Gölü'nü, sazlıkları ve longoz ormanlarını görebilirsiniz, oldukça güzel bir manzarası var. Aşağıdaki krokide kulenin tam olarak yerini görebilirsiniz. Mert Gölü çevresinde yaklaşık 2 saatte yürüyebileceğiniz bir rota bulunuyor. Bu yürüyüş sırasonda milli parktaki doğal yaşamı yerinde gözlemleme şansı bulabilirsiniz. Ormana yürüyerek girmek için oldukça uzun mesafeler kat etmeniz gerektiğinden kendi aracınız ile veya bölgeyi bilen bir rehber veya tur ile gelmenizi öneririm. Milli Park girişinden itibaren yol toprak ve longoz olması nedeniyle sürekli su, çamur altında olduğundan epey bozuk. Yaz aylarında kuru olması bir avantaj ama bahar veya kış aylarında gelirseniz çamura da hazırlıklı olun. Milli Park içinde herhangi bir tesis yok, uzun yürüyüşler yapmayı planlıyorsanız mutlaka yanınıza su ve atıştırmalık alın. Lütfen çöplerinizi milli parkta bırakmayın. Mert Gölü, İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı içinde yer alan İğneada merkeze yürüyüş mesafesinde bulunan bir lagün. Göle hem milli park girişinden hem de İğneada tarafından ulaşmak mümkün. Pek çok canlı çeşidine ev sahipliği yapan göl çok güzel manzaralar veriyor. Mert Gölü'ndeki en popüler aktivite gölde kano yapmak. Göl kıyısında kano kiralaması yapan yerler var. Özellikle hafta sonu gidecekseniz önceden arayıp rezervasyon yaptırmanızda fayda var yoksa yer bulamayabilirsiniz. Özellikle gün batımı ve gün doğumu saatlerinde kano yapmak çok popüler, o saatler için rezervasyon şart. Daha önce kano yapmadıysanız, kol kaslarınıza güveniyorsanız kano kiralayın derim. Kano kiraladığınızda size can yeleği veriliyor, sürüş boyunca can yeleğini çıkarmayacağınıza dair bir taahhüt imzalıyorsunuz. Bu sizi korkutmasın göl oldukça sığ. Ancak göl zeminininde çok fazla bitki olduğu için birşey düşürürseniz bulmanız zor. Telefon veya fotoğraf makinalarını düşüren çok oluyormuş. Kano turuna katılacaksanız kürekler nedeniyle bol bol ıslanacaksınız. O yüzden ıslanmaya uygun kıyafet ve ayağınıza sandalet, terlik gibi birşey giymeniz iyi olur. Bizim gittiğimiz dönemde sinek çok yoktu ama epey sinek olabiliyormuş, sinek kovucu gibi birşey sıkmanız iyi olur. İğneada'nın limanının olduğu yerin adı Limanköy. İğneada şehir merkezine 7 kilometre mesafede yer alıyor. İğneada'nın simgelerinden biri haline gelen İğneada Feneri de burada yer alıyor. İğneada Feneri, Fransız Feneri adıyla da anılıyor. Bunun sebebi ise 1866 yılında fener Fransızlara yaptırılmış, halk arasında da adı Fransız Feneri olarak kalmış. Denizden yüksekliği 44 metre, kule yüksekliği 8 metre olan fener 20 mil uzaktan dahi görülebiliyormuş. Ayrıca Limanköy girişinde bir mesire yeri yer alıyor. Piknik yapmak isterseniz orayı de tercih edebilirsiniz. Limanköy'de denize girmek isterseniz de Dalyan adında bir koyu varmış, çok övdüler ama biz gitmedik. Giderseniz deneyiminizi yorumlara yazmayı unutmayın. İğneada'dan Limanköy'e çıkarken çok sayıda balık restoranı da var. Yemek için bunlardan en popüler olanı Liman Restoran. Beğendik Köyü, Kırklareli'nin Karadeniz kıyısında, Bulgaristan sınırında 200 haneli küçük bir köy. İğneada'ya mesafesi sadece 17 kilometre olan köyün çok güzel bir sahil şeridi var. Beğendik plajı 3 kilometre uzunluğunda imiş. Sahilden bakınca sınırdaki Bulgar Köyü olan Rezovo köyünü ve sınırdaki Türk ve Bulgar bayraklarını görebiliyorsunuz. Biz İğneada'da yüzmek için Beğendik Plajı'nı tercih ettik. Plajda Osman'ın Yeri adında kamp da yapabileceğiniz tek bir tesis var. Pazar günü gitmiş olmamıza rağmen 3 kilometre plaj boyunca toplasan 20 kişi ancak vardı. Yine de İğneada ve genel olarak Karadeniz'de denize giriyorsanız dip akıntılarının tehlikeli olduğunu unutmamak gerek. Beğendik plajında can kurtaran bulunmuyor, bu yüzden iyi seviyede yüzme bilmeyenler için riskli olabilir. Dupnisa Mağarası, İğneada'ya 53 km mesafede bulunuyor. Demirköy'ün içinde kahverengi tabelasını göreceksiniz. Demirköy'den sonra yol dağ yoluna döndüğü için hem dar hem de oldukça kıvrımlı. Bu nedenle İğneada'dan yol 1 saatten uzun sürüyor. Dupnisa Mağarasına gelmeden 3-5 kilometre önce Sarpdere'nin yolu kestiği yerde Avcı Şevko, Uyumsuzun Yeri adında bir piknik alanı var. Dere kenarındaki piknik alanı oldukça fazla talep görüyor. Çok kalabalık olduğu için biz durmadık. Dupnisa'nın kelime anlamı Bulgarca \"delik\". Girişinde yer alan delik şeklindeki kaya yapısı nedeniyle bu ismi aldığı tahmin ediliyor. Trakya Bölgesi'nde turizme açılmış olan ilk mağara olma özelliği taşıyor. Mağara girişinde bir mesire alanı yer alıyor, buraya girmek için araç park ücreti 5 TL. Mağaradan çıkan suyun aktığı bir derenin aktığı yer piknik alanı olarak kullanılıyor. Ayrıca pek çok hediyelik eşya, hardaliye ve karadut satan tezgah da var. Dupnisa Mağarası 2020 yılı giriş ücreti: yetişkinler için 15, öğrenciler için 5 TL. Sulu Mağara, Kız Mağarası ve Kuru Mağara olarak 3 farklı bölümden oluşan mağara yaklaşık 3200 metre uzunluğunda, bir ucundan girilip öbür ucundan çıkılıyor. Aşağıdan girip yukarıdan çıkıyorsunuz, dolayısıyla mağaradan çıktığınızda yeniden girişe dönmek için uzun bir merdivenden inmeniz gerekiyor. İğneada çevresinde, Zindan Dere Şelalesi, Bulanıkdere Longozu, Sislioba Kalesi görülebilecek diğer yerler. Vaktiniz olursa rotanıza buraları da ekleyebilirsiniz. Ayrıca longoz ormanlarında yürüyüş, ATV, bisiklet gezilerine de katılabilirsiniz. Gittiğiniz yerlerde gezilecek görülecek yerleri, gezi rotanızı önceden belirlemek seyahat konforunuzu artırır, daha keyifli bir yolculuk geçirmenizi sağlar. Sadece gezilecek yerler değil, işin konaklama kısmı da tatil zevkinizin ayrılmaz bir parçasıdır. Holimax. com üzerinden beklentilerinizi karşılayan otellerde konaklama fırsatı yakalayabilirsiniz. Holimax'a özel indirimli fiyatlardan ve erken rezervasyon avantajlarından faydalanmak için tatil planınızı erkenden yapmanızı öneririm. - İğneada Merkez İğneada Kamping Bay Edi - İğneada Merkez Longosphere Glamping - İğneada Merkez Uğur Pansiyon - İğneada Merkez'e 9 km Sisli Vadi Eko Çiftlik - Beğendik Sahili Ayastefanos Camping Ormancının Yeri - Beğendik Yolu Hotel Rezve Yeme-içme konusu iddialı olduğum bir alan değil. Ben gezmeyi, gezerken önüme çıkan yerel lezzetlerin tadına bakmayı seven biriyim kendimce. İğneada'ya çok kez gidince İğneada'da yenilecekler konusunda az buçuk edindiğim bilgileri paylaşayım, sizin önerileriniz varsa yorumlara eklemeyi unutmayın. İğneada'ya malum genelde yaz aylarında gidiyoruz, hava sıcak, insanın canı soğuk birşeyler çekiyor. İğneada merkezde hemen sahilin paralelinde minicik bir dondurmacı var, adı Balaban. Cevizli, tahinli, vişneli, limonlu, çikolatalı ve sade olmak üzere belli başlı çeşitleri olan, bu çeşitlerin hepsi de birbirinden nefis olan bir dondurmacı burası. Üstelik dondurma fiyatı o kadar uygun ki, insanın yedikçe yiyesi geliyor. Dondurma dışında peynir helvası, suphangle ve Hayrabolu tatlısı yiyebilirsiniz, onlar da gayet uygun fiyatlı. Fotoğraftaki fiyatlar 2022 yılı Haziran ayına ait. İğneada ve çevresinde et ve süt ürünleri genel olarak çok başarılı çünkü hayvanlar geziyor, taze ve lezzetli otlarla besleniyor. O yüzden kasap ve mandıra sayısı oldukça fazla. Bunlardan biri de tam İğneada merkezde bulunan Köfteci Kasap. Biz buradan kasap köfte ve sucuk aldık, ikisi de çok başarılıydı. Ben bildim bileli İğneada'da olan ve herkesin gittiği bir köftesi Dobro Dosli. Ben yıllar önce ilk İğneada'ya gittiğimde yemiştim, sonra uzun süre hiç gitmedim 2022 yılı Haziran ayında gittiğimde yediğim köfte ise bildiğin hayal kırıklığı idi. Hiçbir özelliği olmayan, tadında hiçbir belirgin lezzet olmayan bir köfte yedim. İki köfte, bir küçük manda yoğurdu ve bir içecek için 155 TL ödedik. Fiyatlar normal diyebiliriz. Bunlar dışında; Demirköy'de Tarihi Dökümhane yolu üzerindeki kahvaltıcılar, İğneada ve Limanköy Sahilindeki balık restoranları İğneada'da deneyebileceğiniz yerler. Mandıralarda veya restoranlarda bulursanız Manda yoğurdunun da mutlaka tadına bakın. İğneada'ya gitmek için en iyi zaman denize girmek için Haziran-Ağutos, longoz ormanlarını gezmek için ise 15 Nisan-15 Temmuz deniyor. İkisinin kesişim kümesini alırsak Haziran-Temmuz ayları hem denize girip hem de longozda iyi vakit geçirmek için ideal görünüyor. Gideceğiniz zamanı belirlerken bir de ayçiçeklerinin açık olduğu zamana denk getirebilir, harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Temmuz ayı ayçiçekleri için en iyi zaman. Ancak unutmamak gerekir ki longoz ormanları sonbaharda yeşilden sarıya, turuncuya dönen renkleri ile de tam bir görsel şölene dönüşebilir. İğneada bir hafta sonu harcamaya değer mi derseniz, kesinlikle değer. Hatta yaz aylarında denize girmek için daha fazlasını da yapabilirsiniz. Biz çok keyif aldık, umarım siz de alırsınız. İğneada gezi rehberi olarak 2020'de hazırladığım videoyu izleyip, yorumlarınızı paylaşırsanız çok sevinirim. İzlemişken kanalıma abone olmayı da unutmayın. eminim çok keyif alacaksınız, iyi yolculuklar şimdiden. Yazıda sorunuzun cevabı olan bölümü aşağıya kopyladım tekrar! İğneada'ya gitmek için en iyi zaman denize girmek için Haziran-Ağutos, longoz ormanlarını gezmek için ise 15 Nisan-15 Temmuz deniyor. İkisinin kesişim kümesini alırsak Haziran-Temmuz ayları hem denize girip hem de longozda iyi vakit geçirmek için ideal görünüyor. Gideceğiniz zamanı belirlerken bir de ayçiçeklerinin açık olduğu zamana denk getirebilir, harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Temmuz ayı ayçiçekleri için en iyi zaman. Ancak unutmamak gerekir ki longoz ormanları sonbaharda yeşilden sarıya, turuncuya dönen renkleri ile de tam bir görsel şölene dönüşebilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/igneada-kamp-yerleri", "text": "Kamp yapmak için, bir hafta sonu kaçamağı için, doğa ile iç içe olmak için, kafa dağıtmak için İstanbul'a yakın olsun, deniz olsun ve doğası güzel olsun gibi şartlarınız varsa İğneada ve çevresi iyi bir alternatif. İstanbul'dan 270 kilometre mesafedeki şehir plajları, longoz ormanı, gölleri, feneri ile gezilecek pek çok yer ve doğa yürüyüşü, kano, atv, yüzme gibi pek çok aktivite sunuyor. Başka hiçbir yerde bulamayacağınız İğneada'da kamp deneyimimiz, İğneada kamp yerleri ve İğneada'da nerede kalınır konusundaki önerilerimi bu yazıda bulacaksınız. İğneada'da birçok kamp alanı var, hatta boş bulunan her yere insanlar çadır atmış. Bu tarz yerlere kamp yeri diyemeyeceğimiz için İğneada Kamp Yerleri listesinde onlara yer vermeyeceğim. Plaj, otopark, yol kenarı herkes heryere çadır kurmuş İğneada'da. Sanırım jandarma herhangi bir müdahalede bulunmuyor. Benim kamp yerinden anladığım bir tesisin olması. Tuvalet, su, hatta bulaşık yıkamak için müsait bir yer olması durumunda ben oraya kamp yeri diyorum. Dolasıyla bu listede yer alan yerler de bu şartları sağlayan yerler olacak. Kamptan ne beklediğinize göre aşağıdaki İğneada kamp yerleri arasından kendinize uygun olanı seçebilirsiniz. İğneada'da kamp yapmak değil de otel veya pansiyon tarzı bir yerde konaklama istiyorsanız onun için de pek çok seçenek var. İlk kez İğneada'ya gittiğimde doğru düzgün çok az yer vardı. Her gidişimde yeni ve dünya standartlarında konaklama seçeneklerinin açıldığını görmek beni mutlu ediyor. \"İğneada'da nerede kalınır?\" sorusuna cevap olarak aşağıda farklı konseptlerde seçenekler görebilirsiniz. İğneada kamp yerleri listesinin ilk sırasında bizim konakladığımız İğneada Kamping yer alıyor. Buranın işletmesi 2020'ye kadar Bay Edi adında bir işletmeciye ait imiş. O dönemde restoran olarak da dışarıdan hizmet alabileceğiniz daha eli yüzü düzgün bir kamp alanı imiş. Şimdi biraz derme çatma durumda. İğneada Kamp Alanı, şehir merkezine sadece 1 kilometre mesafede yani yürüyerek ulaşabilirsiniz. Meşhur balıkçı Rota Balık'ın tam karşısında. Deniz ile arasında sadece bir yol var, denize yakın olması avantaj. Ağaçların altına kamp yapabileceğiniz yerler var, ki benim için en önemli kriterlerden biri bu. İğneada sahil yolunun tam kıyısında ama daha iç kısımlarda çadır kurabileceğiniz yerler var. Yol gürültüsünden uzak kalmak mümkün. Tavsiyem, çadırınızı kamp alanının bitişindeki sınır kısmına yakın da kurmayın çünkü gece geç saatte hemen yandaki boş araziye gelip çadır kuran, gürültü yapanlar oluyor. Ben sabah 07:00'de yan taraftaki gençlerin yüksek sesle küfürlü konuşmalarına uyandım mesela. 2020 Ağustos ayında gittiğimizde kişi başı çadır fiyatı 40 TL idi. Tuvalet, duş, eşyalarınızı bırakabileceğiniz buzdolabı ve bulaşıklarınızı yıkayabileceğimiz bir lavabo var kamp alanında. Sanırım burası eski bir okul benzeri alan imiş çünkü içeride basket sahası gibi yerler var. Çadır kurulacak olan alana herhangi bir düzenleme getirilmemiş. Erken giderseniz kendinize geniş ve güzel bir yer bulabilirsiniz. Geç saate kalırsanız şansınıza artık. Gece geç saatlerde dahi kamp alanına gelenler vardı. Google'da arattığınızda Biricik Camping'a dair herhangi bir kayıt bulunmuyor. Instagram adresleri üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Demirköy yolu üzerinde 6. kilometrede yani İğneada'nın biraz dışında ve denize uzak. Ama orman içinde olmak için uygun olabilir. Longoz Ormanı içine kamp yapılmasını önermiyorum çünkü maalesef herkes bilinçli değil, çöpünü bırakıyor, ateş yakıp söndürmeden gidebilir, orman içinde maalesef denetim yok. Bu nedenle Longoz'a yakın kamp yapmak isteyenler için güzel bir alternatif. - İğneada Biricik Camping İletişim: +905531640213 - Biricik Camping Instagram: @biricik_camping_igneada İğneada merkezde değil de Beğendik Köyü'nde çadır kurmak isterseniz Beğendik Köyü Sahilinde Ayastefanos Camping Ormancının Yeri kamp alanı bulunuyor. Hava Beleş, Deniz Beleş, Kum Beleş, Ne Duruyorsun, Gel Sen de Yerleş sloganlı tabelası ile dikkat çekiyor. Burası sahildeki kumulların içinde. Ağaç bulunmuyor, gölge yapması için fotoğrafta görünen çardakları yapmışlar. Beğendik sahili sakinliği ile beni çok mutlu etti, Pazar günü bile koca plajda 20 kişi vardı sadece. Deniz de çok güzeldi. Bunları dikkate alarak burayı tercih edebilirsiniz. İğneada'ya girişte solda ormanın içinde 24 Temmuz 2020'de açılan bir glamping tesisi Longoshere. Benzersiz ve lüks turizm modeliyle Trakya'nın marka değerini yukarıya taşıyacak ve aynı zamanda bölgenin gastronomi merkezi olmaya aday Longosphere Glamping, İğneada'nın tanıtımı için de fırsatlar yaratacağı iddiasında. Buraya bir kamp alanı desek mi emin olamadım, yine de listeye ekledim. - Longoshere İletişim: 444 KAMP (4445267) - Longoshere Instagram: @longoshere Glamping: Glamourous yani büyüleyici ve camping yani kampçılık kelimelerinin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bir konaklama tarzıdır glamping. Kamp konseptini beş yıldızlı otel konforu ile sunan, büyük ve lüks çadırlarda konaklama ve doğa ile iç içe aktivitelerin sunulduğu bir kamp şekli diyebiliriz. Ormanın içinde, çiftlik hayvanları ile birlikte, geniş bir alanda sanki kendi dağ evinizde kalıyormuş gibi hissetmek istiyorsanız Sisli Vadi tam aradığınız yer. İğneada merkeze 9 km mesafede yer alan çiftlik 2021 yılında tam olarak hizmete açılmış. Çiftlikteki farklı konseptte tasarlanmış evlerde kalabileceğiniz gibi çadır veya karavan kampı da yapabilirsiniz. Çocuklu aileler için de çok güzel bir seçenek burası. Tekrar tekrar geleceğiniz, gelmek isteyeceğiniz bir yer. - Sisli Vadi İletişim: +905331587885 - Sisli Vadi İnstagram: Sisli Vadi İğneada İğneada merkezde bir sürü pansiyon bulunuyor, internetten de bulabilirsiniz, ara sokaklarda dolaşarak da. Ben ilk İğneada'ya gelişimde İğneada merkezinde bulunan Uğur Pansiyon'da kalmıştım. İğneada'da konaklama için temiz pak, şirin bir yer arıyorsanız uygun fiyatlı bir seçenek. Şehrin tam merkezinde sahilde yer alan İğneada Resort Hotel & Spa adında bir otel var. Şehir ile uyumsuz, çok katlı, çirkin bir otel bana sorarsanız. İğneada'daki 2-3 katlı binaların arasında tam sahilde kat kat bir otele ne gerek olduğunu hiç anlamıyorum gerçekten. Bir otel konforu arayanlar bakabilirler tabii, önünde havuzu da var. Beğendik Köyü yolu üzerinde Hotel Rezve adında yine bol yıldızlı, havuzlu büyük bir otel var. Yeni açılmış sanıyorum. İçini görmedim ama ne deniz kıyısında, ne de etrafta herhangi bir aktivite alanı var, benim ilgimi çekmedi ama siz bir bakabilirsiniz. Belki şirket toplantıları için uygun olabilir. Yukarıda aslında görüşümü belirtmiştim, Longoz Ormanları içinde kamp yapılmasını desteklemiyorum çünkü bu ormanlar dünyada nadir bulunan bir değer. Ve ne yazık ki bizim insanlarımız ne temizliğe ne de arkasında bıraktığı ateşe dikkat etmiyor. Longoz Ormanları Milli Parkı içinde kamp yapan pek çok çadır gördüm, ya yasak yok, ya da herhangi bir kontrol yok. Su yok, tuvalet yok ama bunu kabul edip sakin sessiz bir yerde kamp yapmak isteyenler milli park içine çadır kuruyorlar. - Longoz Ormanları Milli Parkı girişi şu an ücretsiz, mutlaka giriş ücreti alınmalı. Ücretsiz olduğu için insanlar değerini bilmiyor maalesef. - Milli park içinde ateş yakmak ve çöp bırakmak yasak olmalı ve yapanlara kesinlikle ceza kesilmeli. - Araç ve yürüyüş yollarından ulaşılabilen noktalara güvenlik kameraları konmalı ve çöp bırakanlar, ateş yakanlar anında tespit edilip milli park giriş-çıkış noktalarında anında cezalar tahsil edilmeli. - Ziyaretçilerin ulaşabileceği noktalarda güvenlik için dolaşan çalışanlar mutlaka olmalı, çöp ve ateş gördükleri anda orada ceza kesme ve tahsil etme yetkileri olmalı. Ülkemizde maalesef hangi doğal güzelliğe gitsem çöp yığınları ile karşılaştıkça insanlığımdan utanıyorum artık. Oraya kadar gelip, o güzelliği görmek isteyen birinin orayı pisletmesini aklım mantığım almıyor. İğneada'ya ilk gidişim 2011 yılı imiş, üstünden çok zaman geçmiş. O zamanlar oldukça bozuk bir yolu vardı. 2020 Ağustos'unda tekrar gittiğimizde ise yol oldukça iyiydi. İstanbul'dan 270 kilometre mesafesi olsa da sürüş süresi uzun sürüyor. Kırklareli'nin Vize ilçesine kadar duble yol var, ondan sonrası Istranca Dağları'nı tırmanan kıvrıla kıvrıla önce çıkan sonra inen bir yolu var. Istranca Ormanları'ndan geçen dağ yolu gerçekten çok güzel, dar yol kilometrelerce ormanın içinde kıvrıla kıvrıla devam ediyor. İğneada'ya kendi aracınız ile, İstanbul'dan direk otobüs ile veya Kırklareli'nden otobüs ile veya turlar ile gelebilirsiniz. Motosikletçiler için de çok popüler bir rota İğneada, benim ilk gidişim motosikletle olmuştu. İğneada nerede, nasıl gidilir, İğneada'da gezilecek yerler ve İğneada hakkkında çok daha fazla bilgiyi İğneada'da gezilecek yerler yazımda bulabilirsiniz. İstanbul'a yakın, hafta sonu için değerlendirilebilecek alternatif bir rota İğneada. Söylediğiniz gibi, turizmin gelmesi için turiste cazibe yaratmak gerek. Temiz bir şehir, konaklama seçenekleri, güvenli bir ortam ve çok daha fazlası. Umarım İğneada en kısa zamanda hak ettiği şekilde toparlanır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ihlamur-kasri-besiktas", "text": "Padişahların mesire yeri, Ihlamur Vadisi'nin incisi Ihlamur Kasırları, Beşiktaş'ta gezilecek yerler listesi içinde çok ilk akla gelen yerlerden biri değil. Ihlamur Kasrı, Beşiktaş'tan Fulya'ya doğru devam ettiğinizde karşınıza çıkan yeşillikler içindeki bir bahçe ve iki köşkten oluşur ve Beşiktaş çarşısının keşmekeşinin içinde bir vaha gibidir. Ihlamur Kasrı nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti nedir, kahvaltı fiyatı ne kadar, otopark var mı gibi pek çok sorunun cevabını bu yazıda bulacaksınız. Milli Saraylar'ın internet sitesinde Ihlamur Kasrı, kapı girişinde ise Ihlamur Kasırları yazması biraz kafa karıştırsa da halk arasında Ihlamur Kasrı olarak bilindiğinden ben de bahsederken Ihlamur Kasrı diye bahsedeceğim. Öncelikle \"Kasır nedir?\" derseniz; hükümdarlar için yaptırılmış küçük saray ve/veya köşklere verilen addır. Bahsedeceğimiz yerde iki ayrı köşk olduğundan doğru kullanımın \"Ihlamur Kasırları\" olması gerektiğini de belirtmeden geçmeyelim. Küçük Su Kasrı, Hidiv Kasrı, Maslak Kasırları İstanbul'un meşhur kasırlarından birkaçıdır. Kim bilir hangi tarihte yapılmış olan işlemeli sütunların üzerine yerleştirilmiş sokak lambaları, yaşlarının çok büyük olduğu gövdesinin kalınlığından anlaşılan çam ve ıhlamur ağaçları, şimdi müze ve kafeterya olarak hizmet veren iki köşkü, çimlerin üstünde badi badi dolaşan insanlara alışmış çok sayıda yeşil başlı ördeği, tüylerinin ihtişamını kaybetse de buraların en güzeli benim diye dolaşan tavus kuşları, mevsimine göre cinsi değişen, güzelliği baki kalan rengarenk çiçekleri, ördeklerin içine batıp çıkmaya bayıldığı havuzları, bahçıvanların özenle baktığı her halinden belli olan bahçe düzenlemesi ile Ihlamur Kasrı her gittiğimde beni kendisine hayran eder. Bir de manolya zamanını tutturursanız, Mart ayı içinde birkaç hafta sadece, o koca çiçeklerdeki zerafeti izlemeye doyamazsınız. Ihlamur Kasrı'nın içinde biri kafeterya diğeri müze olmak üzere iki tane köşk, 3 tane süs havuzu, yaz aylarında hizmet veren bir yaz bahçesi kafeteryası, bol bol ördek, bir de tavşan kümesi yer alıyor. Bahçede yürüyüş yapanlar, çocuklarına hava aldıran anneler en sık göreceğiniz profiller. Özellikle güzel havalarda havuzların etrafı oldukça kalabalık oluyor. Ihlamur Kasrı; Beşiktaş Çarşısı, Yıldız ile Nişantası üçgeni arasında kalan Ihlamur Vadisi'nde yer alıyor. Eğer Beşiktaş'ı biliyorsanız Beşiktaş Evlendirme Dairesi'nin arkasındaki kavşakta yer alan büyük bahçe Ihlamur Kasrı'nın yer aldığı bahçedir. Konumu için tıklayın. Ulaşım açısından biraz zor bir yerde bulunan Ihlamur Kasrı'na Beşiktaş sahilden yürümek yaklaşık 15-20 dakika sürer. Yıldız'dan de yürümek mümkündür, o mesafe de inişte 15 dakika olsa çok dik bir çıkış olduğundan dönüşte o yolu kullanmanızı önermem. Beşiktaş Evlendirme Dairesi civarından geçen otobüsler ile buraya kolayca ulaşabilirsiniz. Kendi aracınız ile gelmenizi ise o bölgedeki yoğun trafik nedeniyle pek önermem. Ihlamur Kasrı'na kendi aracınız ile gelmek isterseniz kasrın kendi otoparkı yok. Çevredeki ücretli otoparkları kullanabilirsiniz. - Ihlamur Kasrı'na en yakın Beşiktaş Evlendirme Dairesi'nin altında yer alan büyük otoparktır. Saatlik park ücreti ile aracınızı buraya bırakabilirsiniz. - Beşiktaş yönünden gelirken sağda, Carrefour'un altında kapalı bir otopark var. Beşiktaş Çarşısı'ndan gelirken karşınıza çıkacak ilk otopark burası ancak kasırlara en uzak olanı da bu. - Ihlamurdere Caddesi boyunca yol kenarında İspark var, ancak Beşiktaş'ın göbeğinde İspark'ta yer bulma umuduna kapılmak hayalperestlik olur, ona hiç güvenmeyin. - Bir diğer otopark ise kasırların girişin karşısındaki kavşaktan Yıldız yönüne doğru çıkan yokuşun başında bulunan otopark. Özellikle Cumartesi günü buraya aracınız ile gelmenizi kesinlikle önermem çünkü Cumartesi günü aynı zamanda Beşiktaş Pazarı'nın olduğu gün. Beşiktaş Pazarı da hemen evlendirme dairesinin karşısında kuruluyor, zaten sorunlu olan trafik iyice felç oluyor. Ihlamur Kasrı'na ulaşım ile ilgili detaylıca bilgi verdikten sonra gelelim Ihlamur Kasrı'nın tarihçesine. 18. yüzyılda Ihlamur Vadisi içinde iki köşk olduğuna dair rivayetler olsa da, buradaki mevcut binalar, 1845-1855 yılları arasında Sultan Abdülmecit tarafından İstanbul'daki pek çok binaya mimarlık yapmış olan Balyanlar Ailesi'ne yaptırılmıştır. Ihlamur Kasrı yapılmadan önce bu bölgenin Tersane Eminlerinden Hacı Hüseyin Ağa'ya ait olduğu ve adını da ondan alarak \"Hacı Hüseyin Bağları\" adıyla bilinen bir mesire yeri olduğu kayıtlarda yer alıyor. Ihlamur Kasrı; Maiyet Köşkü ve Merasim Köşkü adında iki köşkten oluşuyor. İhtişamlı, gösterişli olan ve Abdulmecid'in resmi işleri ve törenler için kullanılan Merasim Köşkü iken daha sade olanı, Sultan'ın maiyeti ve zaman zaman da haremi için tahsis edilen Maiyet Köşkü'dür. Maiyet Köşkü bugün kafeterya olarak hizmet verirken Merasim Köşkü Müze olarak hizmet veriyor. Barok tarzda inşa edilmiş olan köşklerin Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayları referans alınarak, onların minyatürleri olarak yapıldığı söylenmektedir. Merasim Köşkü içinde fotoğraf çekmek yasak, bu nedenle içeriden fotoğraf yok maalesef. İçerisi oldukça küçük, çok büyük bir beklenti ile girmeyin. Şöyle hızlıca bir bakıp çıkmalık bir yer diye düşünebilirsiniz. Kasırlar, 1987'den bu yana müze ve ören yeri olarak ziyarete açık. Kasırlar, Pazartesi günleri hariç her gün 09:00-17:30 saatleri arasında ziyarete açık. Özellikle hafta içi sabah saatlerinde giderseniz boş yakalama şansınız var, aksi halde genelde çok kalabalık oluyor. Ihlamur Kasırlarının bahçesine ve Merasim Köşkü'ne giriş ücretli ve ayrı ücrete tabi. Müzekart ile bahçeye de müzeye de ücretsiz girebilirsiniz. - Türk Vatandaşları için müze girişi 25 TL, - Türk Vatandaşları için indirimli müze girişi 10 TL, - Türk Vatandaşları için bahçe bileti 10 TL. - Türk Vatandaşları için 65 yaş ve üzeri ücretsiz. - Yabancılar için müze girişi 60 TL, - Yabancılar için indirimli müze girişi 20 TL, - Yabancılar için bahçe bileti 10 TL. Merasim Köşkü'ne giriş bileti yani müze giriş bileti aldığınızda, ekstra ücret ödemeden, kimliğinizi bırakarak sesli rehber alabiliyorsunuz, size köşkün tarihçesini içerideki eşyalarla ilgili kısa bilgileri anlatıyor. Merasim Köşkü'ne girmek istemezseniz sadece bahçede dolaşmak veya kafeteryadan faydalanmak için bahçe bileti almanız yeterli. Ihlamur Kasrı içinde yer alan Maiyet Köşkü kafeterya olarak 09:00 17:30 saatleri arasında hizmet veriyor. Kafeterya'da çay-kahve, tost, gözleme gibi yiyeceklerin yanı sıra kahvaltı da yer alıyor. Ihlamur Kasrı kahvaltı fiyatları 2023 yılı için; İstanbul Kahvaltısı 90 TL, Kahvaltı Tabağı 170 TL. Ihlamur Kasırları kafe menüsünün tamamına ulaşmak için Ihlamur Kasrı Menüsü bağlantısına tıklayın. Kafeteryanın hem bahçesi hem de iç mekanı yer alıyor. Kahvaltınızı güzelim bahçeyi seyrederek yapabilirsiniz. Fotoğraflarda yer alan tatlı kadın annem 🙂 Anne-kız bir kaçamak yapıp Beşiktaş Pazarı'nı gezdikten sonra kendimizi Ihlamur Kasrı'na atıp bir kahve molası verdik. İstanbul'u gezmek için en güzel zamanları soranlara, bahar ayları derim. Ihlamur Kasrı'nı gezmek için en iyi zaman ise Mart sonu, Nisan başı yani manolyaların açtığı dönem. Ancak manolyalar çok kısa bir süre, sadece birkaç hafta açık kalıyor. Ihlamur Kasrı'nın bahçesinde kocaman manolya ağaçları var ve biz gittiğimizde muhteşem çiçekleri ile gelinlere benzemişlerdi. Rüzgar estikçe mis gibi manolya kokusu bütün bahçeyi sarıyordu. Ayrıca bahçedeki laleler de açmaya başlamıştı. Güneşli bir bahar gününde İstanbul'un göbeğinde bir vaha gibi Ihlamur Kasrı. Size yeni keşfettiğim bir uçak bileti sitesi Ucuzucuyorum. com'dan bahsetmek istiyorum: Uzun süre evlerimizde kaldık, yasakların kalkmaya, aşılanmanın artmaya başladığı bu günlerde uçağa atlayıp bir yere gitmek hem de ekonomik uçak bileti ile, daha ne isterim. Fiyatları birçok uygulama ile aynı ya da daha ekonomik. Fiyatlar ana sayfadayken arama yapmadan görülebiliyor. Böylece sonuçlardan geri dönme zahmeti olmuyor. Ayrıca çok detaylı gezi yazıları var. Mesela İstanbul hakkında sarayları, camileri hatta bedava yapılacak şeyleri bile yazmışlar. İstanbul uçak bileti ve gezi sayfalarına Ucuzucuyorum. com/istanbul-ucak-bileti adresinden ulaşabilirsiniz. Unutmadan Charter uçuşları da göstermeleri büyük avantaj. Eğer seyahat planınız varsa, bilet almadan önce bir bakın derim. Uygulamaları hem app store'da hem androidde var. Ihlamur Kasırlarını anlattığım videoyu aşağıda görebilirsiniz. Videomu beğenip kanalıma abone olmayı unutmayın! - Dolmabahçe Sarayı: Beşiktaş deyince ilk görülmesi gereken yer tabii ki DOLMABAHÇE SARAYI. Saat Kulesi, Haremi, Selamlığı, arkasındaki Saray Koleksiyonlar Müzesi ile yarım gününüzü ayırmanızı öneririm. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesindeki kafenin deniz tarafında çok güzel bir manzarası var, oraya girmek için bilet almanıza da gerek yok. Çay içmeye de gidebilirsiniz. Saray Koleksiyonları Müzesi içinde de güzel bir kafe var. Gizli saklı, güzel manzaralı. - Dolmabahçe Camii olarak bilinen Bezmialem Valide Sultan Camii: Hemen Dolmabahçe Sarayı'nın girişinde yer alan camii. - Eğer futbola ilginiz varsa, Vodafone Arena içinde yer alan Beşiktaş JK Müzesi. - Deniz Müzesi: Dolmabahçe Sarayı'ndan Saray Koleksiyonları Müzesi tarafından çıkarsanız 100 metre sonra Deniz Müzesi var. Çok güzel bir müze, içinde bazen sergiler de oluyor. Deniz Müzesi girişinde de Bord adlı bir restoran var, tavsiye ederim. - Akaretler: Beşiktaş'a gelince Akaretler'e bir göz atmamak olmaz. Son zamanlarda açılan çok sayıda güzel mekanı ile popüleritesi artan bölge eskiden Dolmabahçe Sarayı'nın çalışanlarının yaşadığı tarihin ilk lojmanları olarak diyebileceğimiz bir yer imiş. - Atatürk Evi Müzesi: Akaretler caddesi üzerinde Atatürk'ün Samsun'a çıkmadan önce bir süre konakladığı bir bina yer alıyor. Bugün müze olarak hizmet veriyor. Ancak hafta sonları kapalı. - Beşiktaş Çarsısı: Deniz Müzesi'nden sonra Beşiktaş Çarşısı'na uğrayıp bir kahve veya yemek molası verebilir, çarşılardan alışveriş yapabilirsiniz. . - Ihlamur Kasrı: Ihlamur Kasrı'na çarşıdan yürüyebilirsiniz. Çok güzel bir bahçesi var. - Yıldız Parkı: Beşiktaş'tan Ortaköy'e doğru devam ederseniz, Yıldız Parkı ve içinde yer alan Malta Köşkü ile Çadır Köşkü orman içinde vakit geçirebileceğiniz, sizi birden İstanbul'dan koparacak yerler. - Çırağan Sarayı: Beşiktaş'taki bir diğer önemli saray olan Çırağan Sarayı, turistik olarak ziyarete açık değil malesef. - Ortaköy: ORTAKÖY'e gelip seyyar tezgahları gezmek, Ortaköy Camii önünde bir fotoğraf çektirmek, kumpir yemek lazım. Tüm bunları tek bir güne sığdırmak oldukça zor, Beşiktaş'a iki gün ayırmayı düşünebilirsiniz. Dibimizdeki birçok yeri hiç bilmiyoruz. Siz anlatmasanız farkında bile değilim Ihlamur Kasrı ve içerisinde neler olduğunun. Elinize sağlık. çok teşekkürler, yakınımızdaki yerleri genelde ihmal ederiz. Merhaba Sevil Hanım, yazı ve video gerçekten çok hoş. Ancak yazı da belirttiğiniz üzere, müze kart ıhlamur kasrında geçerlidir aslında."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/iki-kadin-bir-dunya-ferda-tanguner-roportaji-gezgin-roportajlari", "text": "Gezgin Röportajları'nın bu haftaki konuğu Japonya'ya 9 günlük tatil planı yaparken yakın arkadaşı Banu ile birlikte kendini dünya turuna çıkmış bulan, tecrübelerini de İki Kadın Bir Dünya adlı blogunda paylaşan Ferda Tangüner. Süper sempatik, hafif hiperaktif, çok konuşkan, bir o kadar da tatlı bir kadın Ferda ile Moğolistan'a gitme planları yaparken önce bloglarını sonra da kendilerini keşfetle tanışmıştık. Yanlış hatırlamıyorsam o zaman yaklaşık 1 yıl süren dünya turlarından dönmemişlerdi. Döndüklerinde de bir şekilde yollarımız kesişti ve arkadaşlığımız daha da güçlendi. Nedense bu soruda çok zorlanıyorum. Matematik Mühendisliği okuyup, üzerine master yapıp 7 sene kurumsal şirketlerde data analitiği departmanlarında veri bilimcisi olarak çalıştım. En büyük hobim olan gezmeye daha çok zaman ayırabilmek için 2014 yılında işimden istifa ederek dünya turuna çıktım. Sonrasında kurumsal yaşama geri dönmeyip proje bazlı çalışmaya başladım. Hayatımın merkezine seyahatlerimi koyup, proje buldukça çalışıyor bitince de uzun süreli seyahatlerime devam ediyorum. 2014 yılında istifa edip dünya turuna çıkmaya karar verince daha önce bu tarz geziler yapmış gezginlerin seyahat bloglarını okumaya başladık. Kafamızdaki bir çok sorunun cevabını oralarda bulunca bizim tecrübelerimizden de başkaları yararlansın diye bir blog yazmaya karar verdik. Tamamen amme hizmeti aslında 🙂 Düşündüğümüzden daha fazla emek istediği için yoldayken yazmakta zorlandık o yüzden de süreklilik sağlayamadık pek ama bir gün daha aktif yazacağıma inanıyorum hala 🙂 Yola çıkmadan önce dünya turu projemiz ve blog için isimler düşünürken eş dost fikirlerine de başvurduk tabii. İki kadın yola çıkacaktık. Kadın başına yola çıkılabildiğinin özellikle bizim ülkemizde vurgulanması gerektiğini düşünüyorduk. Bir çok alternatif isim arasından bir arkadaşımın önerdiği \"İki Kadın Bir Dünya\" ismini seçtik. Hem çok yalın hem de amacımızı çok güzel yansıttığını düşünüyorum. Bir gün mutlaka dünya turu yapacağım derdim ve bunu son zamanlarda arkadaş çevremde daha çok dillendirmeye başlamıştım. Ama aslında bir gün gerçekten yapabileceğimi de hiç düşünmüyordum. Sadece kurmayı sevdiğim bir hayaldi, bir çok insan gibi. Kurumsal bir şirkette çalışıp her fırsatta Avrupa'yı geziyordum. Bir gün Banu'yu arayıp önümüzdeki 9 günlük bayram tatilinde daha uzaklara mesela Japonya'ya mı gitsek dedim. Hemen kabul etti Banu. Bilet fiyatları çok yüksek olunca Japonya yerine Güney Kore'ye mi gitsek dedik. O da pahalı geldi. Sonra harita üzerinden oraya mı buraya mı diyerek bilet bakmaya başladık. Fiyatlar o kadar yüksekti ki 9 günlük tatilde bu parayı vermeye değmeyecekti. Gitmişken oraya da buraya da gitsek diye konuşmaya başladık. Sonra bir anda kendimizi ya aslında gitsek 1 sene gezsek mi derken bulduk. Yani yola çıkma motivasyonumuz uçak bileti fiyatlarının çok yüksek olmasıdır 🙂 1 yıl diye yola çıktık ancak paramız bitince 11 ayda dönmek zorunda kaldık. Dünya turunda başınıza türlü türlü olaylar geldi. Bize unutamadığın hikayelerinden bir kaçını anlatsana! Başka bir hikayeye daha girmeyeyim ama şöyle ortaya karışık yapacak olursam. Tibet'e kaçak girip, karakola düşmemiz; Endonezya'da sokak kavgasına karışmamız; yine Endonezya'da bir yük gemisinde tır şöförleri ve gemi mürettabatı ile 13 saatlik yolculuğumuz; gecenin bir yarısı bir kasabada gidecek yerimiz olmadığı için bizi evinde misafir eden yaşlı çiftten aldığımız din dersi; Peru'da küçük bir kasabadaki festivalde bir ailenin misafiri olup saatlerce dans etmemiz; Nepal'de yine karakolluk olup ifade vermemiz hepsi yüzümde kocaman gülümsemelerle andığım muhteşem anılar. Bugün gittiğimiz her yeri çok güzel hatırlıyorum. Ama sanırım benim için en özel yer Nepal. Nepal'in enerjisini çok sevdim. Özellikle Everest Ana Kampına doğru yaptığımız 11 gün süren yürüyüşümüz benim için unutulmaz bir deneyimdi. Dünyanın en yüksek dağlarının arasında, hiç bir aracın giremeyeceği dağ yollarında muhteşem manzaralar eşliğinde yürümek, fiziksel olarak yorulduğum ama zihinsel olarak arındığım bir tecrübe oldu. Fiziksel sınırlarımı gördüğüm, hem ne kadar güçlü hem ne kadar güçsüz olduğumu gözlemlediğim bu yürüyüş benim unutulmazlarım arasında bir numara. İlk yurtdışı seyahatimi İtalya'ya yapmıştım. Roma ilk şehrimdi. Aslında ilk seyahatimden tam 7 sene sonra geçen hafta Roma'ya yeniden gittim. Sanırım ilk gittiğimde yapılara duyduğum açlık bu defa yoktu. Daha çok Roma'nın ruhunu hissetmeye çalıştım. Güzel binalardan daha kıymetli artık benim için yerel halkla yaptığım küçücük bir sohbet. Yok sanırım 🙂 Ben insanlara mutlaka git mutlaka gitme demeyi sevmem zaten. Herkes kendi deneyimini yaşar. Benim büyük haz aldığım bir seyahat başkasına işkence gibi gelebilir. 2014 yılında istifa edene kadar düzenli bir işte çalışıyordum. Dünya turuna birikimlerim ve aldığım borçlarla çıktım. Döndükten sonra düzenli bir işte devam etmek istemedim. Biraz şansa kendi alanımda proje bazlı bir iş buldum. Bu projeyle birlikte proje bazlı çalışma dünyasına geçmiş oldum. Bazen 3 ay çalışıp 9 ay geziyorum. Bazen 6 ay çalışıp 6 ay geziyorum. Projelere göre seyahatlerimi, seyahatlerime göre projeleri ayarlıyorum. Son 3,5 yıldır düzenli bir işim ve düzenli bir gelirim yok. Ne zaman yeniden proje bulacağımı bilmediğimden cebimdeki parayla 1 ay mı 5 ay mı 8 ay mı geçinmem gerekiyor bilmiyorum. Bu belirsizlik üzerimde ciddi bir para baskısı oluşturuyor ki bilenleriniz mutlaka vardır pek tatsız bir durum. İstanbul'a döndüğümde kalacak sabit bir evim, ait hissettiğim bir düzenim yok. Her proje sonrası kaldığım evi kapatıp içindeki 3-5 eşyamı toplayıp taşınıyorum. Eşe dosta dağıttığım eşyaları her geldiğimde yeniden toparlıyor. Kalacak başka bir ev bulunca yeniden oraya taşıyorum. Kendimi sürekli sırtımda küçük bir halıyla oradan oraya savrulurken buluyorum. Bütün bunların yanında her yola çıktığımda ve tüm bu belirsizliklerle yaşarken anne ve babamı huzursuz ediyorum. Bu da ödediğim en büyük bedel sanırım. Ben insanın gerçekten istediğinde neler başarabildiğini hem kendi hayatımda deneyimledim hem de çevremdeki bir çok insanın hayatında gözlemledim. Alıp başını gitmek isteyen bir çok insan bana korkmuyor musun diyor. Yoldayken korkmuyor musun? Parasız kalmaktan korkmuyor musun? Geleceğe dair korkuların yok mu? Hepsine aynı cevabı veriyorum. Tabii ki de korkuyorum. Adım atmak için korkusuz olmayı beklemeyin. Korkularınızı da alıp çıkın yola, o korkuların üstesinden gelmenin verdiği haz yolda olmanın en güzel taraflarından biri benim için. Bence en çok \"Çok Okuyan Çok Gezen\" bilir 🙂 Ben deneyimle hafızama kaydedebildiğim için ben oyumu çok gezenden yana kullanıyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ikinci-pasaport-neden-alinir-nasil-alinir", "text": "İkinci pasaport neden alınır, nasıl alınır, ikinci pasaport almak için nereye başvurulur gibi soruların cevaplarını bulacağınız bu faydalı yazıya hoş geldiniz, haydi başlayalım! Dünya üzerinde kendi aralarında diplomatik, politik ne derseniz, sorun yaşayan ülkeler, bu sorunlarını seyahat eden insanlara da yansıtıyorlar. Mesela pasaportunuzda İsrail vizesi veya İsrail girişi varsa İran sizi kapıdan içeri almıyor. Girmiş olmanıza gerek yok, vizeniz olması yeterli. Bu konuda en sorunlu ülkelerden biri İsrail, pasaportunuzda İsrail vizesi varsa İran, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler sizi sınırdan içeriye almıyor. Hatta ben hiç yaşamadım ama Türkiye'den havaalanından uçağa dahi binemediğiniz durumlar yaşanabiliyor imiş. Bu gibi durumlardan kurtulmak için ikinci pasaport hayat kurtarıcınız oluyor. İsrail vizesi başvurusu hakkındaki detaylı yazıma ve İsrail vizesi ile başka ülkere girişte sorun çıkar mı yazıma da göz atın. İkinci pasaport almak zorunda kalmamızın bir diğer nedeni; sık seyahat edenler için bir ülkenin vize başvurusu için pasaportunuzu konsolosluğa verdiniz diyelim, ama o sırada başka bir seyahat planınız var. Mesela Mısır konsolosluğu neredeyse iki ay pasaportunuza el koyuyor siz aksini belirtmediğiniz sürece. Bu sırada diğer seyahatlerinizi iptal etmemek için ikinci pasaportunuzu kullanabilirsiniz. Mısır vizesi yazıma da göz atmak isteyebilirsiniz. İkinci pasaport başvurusu, tıpkı ilk kez pasaport başvurusu yapıyormuşsunuz gibi yapılıyor. Pasaport başvurusu ve pasaport yenileme işlemleri yazımda tüm detayları bulabilirsiniz. - Pasaport defter bedeli ve kaç yıllık pasaport çıkarmak istiyorsanız harç bedelini anlaşmalı bankalardan yatırarak dekont alıyorsunuz - İnternetten size en yakın nüfus müdürlüğünden pasaport randevusu alıyorsunuz. - Kimliğiniz ve 1 adet vesikalık fotoğrafınız ile birlikte randevu tarihinde nüfus müdürlüğüne gidiyorsunuz. - Geçerli pasaportunuzun bir fotokopisi veya aslını yanınıza alabilirsiniz, pasaport numaranıza ihtiyaç olacak. - İkinci pasaport başvurusu için hazır bir dilekçe örneği var, başvuru için gittiğinizde onu doldurup imzalıyorsunuz, sizin ayrıca bir dilekçe yazmanıza gerek yok. - Yeni pasaportunuzun hangi adrese gönderilmesini istediğinizi başvuru sırasında belirtiyorsunuz, yeni pasaportunuz adresinize gönderiliyor. Normal şartlarda pasaport yenileme yaptığınızda eski pasaportunuzu delip size verirler, tekrar kullanamazsınız. İkinci pasaport durumunda her iki pasaportunuz da geçerli oluyor. İkinci pasaport için harç bedeli, normal pasaport harç bedeli ile aynı. Eğer bayram, yaz tatili gibi yoğun dönemler öncesi değilse birkaç iş günü içinde ikinci pasaportunuz adresinize geliyor. Yoğun dönemlerde dahi en fazla 4-5 iş günü sürüyor. Keşke dünyada bütün ülkeler barış içinde yaşasa da böyle alengirli işlerle uğraşmak zorunda kalmasak. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ilham-veren-seyahat-kitaplari", "text": "Seyahat etmediğiniz zamanlarda sizi dünyanın farklı yerlerinde yolculuğa çıkaran kitaplar okumayı sevenlerden misiniz? Peki ya \"Bir kitap okudum hayatım değişti\" diyenlerden misiniz? Bir kitabın sayfaları arasında yolculuğa çıkmak veya hayatınızı değiştirecek rotaları keşfetmek için ilham veren seyahat kitapları bu yazıda sizi bekliyor! Benden sık sık kitap önerisi isteyenler için bu kitapları özellikle seçtim. Seyahat Kitapları için başlangıç kitapları diyebiliriz aşağıdaki listede yer alan kitaplar için. Bu kitapları okuduktan sonra sizleri nasıl evde tutarız bilemiyorum. Evliya Çelebi, 17. yüzyılın en önemli gezginlerindendir. Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaptığı 40 yılı aşan seyahatlerini \"Seyahatname\" adlı eserinde bir araya getirmiştir. Seyahatname 10 ciltlik çok zengin bir eserdir. 10 ciltlik kitabın günümüz Türkçesi ile yazılmış versiyonları 250-350 TL arasında farklı yayınevleri tarafından yayınlandı. Eğer ben o kadar uzun okuyamam derseniz Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nden Seçmeler gibi isimler ile daha kolay okunabilir, Seyahatname'nin kısa özetleri şeklinde olan kitapları da tercih edebilirsiniz. İbn Batuta, Evliya Çelebi'den de önce 14. yüzyılda yaşadı. Fas'ta dünyaya gelen gezgin, 28 yıl süren gezileri boyunca Mısır, Arap Yarımadası, Irak, İran, Anadolu, Doğu Roma, Orta Asya, Hindistan, Maldivler, Çin ve Endülüs'ü gezdi. Toplum yaşamı, doğal güzellikleri, inançlar gibi pek çok konuyu Arapça olarak kayıt altına almış. Kitabın Türkçe çevirisini 30 TL civarında bulabilirsiniz. 13. yüzyılda yaşamış olan Marco Polo, Venedik'te doğdu. Venedik'ten Asya'ya doğru çıktığı yolculuğu İpek Yolu'nu takip ederek o zamanların en güçlü devletlerinden biri olan Moğolistan'a kadar uzadı. 25 yıl süren yolculuğun kitabı Kristof Colomb'a da ilham olmuştur. 13-15 TL civarında kitabı bulabilirsiniz. Marco Polo'nun Moğolistan'da Kubilay Han ile geçen macerasını anlatan bir Netflix dizisi de var, adı da Marco Polo, mutlaka izlemenizi öneririm. Alain de Botton, seyahat etme kavramını bir tatilden farklı değerlendirerek seyahat felsefesi üzerine kafa yormanızı sağlıyor. Seyahati ruhu zenginleştiren bir kavram olarak ele alıyor ve bizi bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor, benim başucu kitaplarımdan biri. Kitabı 15 TL civarında bulabilirsiniz. Bir Çift Yürek, Amerikalı bir kadının Avustralya'da yaşadığı hem fiziksel hem de ruhsal yolculuğu anlatıyor. Bu kitap ilk basımından itibaren çok satanlar listelerine girmiştir. Amerikalı kadının Avustralya yerlileri olan Aborjinler ile geçirdiği 4 ayı anlatan kitabın popüler olmasından sonra gerçek bir hikaye olmadığı, kurgu olduğuna dair konuşmalar da oldu. Gerçek veya kurgu, insanın içine dokunan ve pek kimselerin girmediği dünyaya girmiş bir kitap bu. Kitabı 20-25 TL civarında bulabilirsiniz. Ünlü yazar Jack London'un Amerika kıtasında yaptığı macera dolu hikayesini anlatan bir yol kitabı yol. Yazarın maceracı ve serseri kişiliğinin tüm yansımalarını bu kitapta göreceksiniz. Kaçak binilen trenler, açlık ve soğuk ile yapılan mücadeleler, dilenciliğe kadar varan hikayeler Jack London'ın dilinden okuyacaksınız. Kitabı 6-7 lira civarında bulabilirsiniz. Bir çocuk kitabı gibi lanse edilse de Jules Verne'nin 80 Günde Devri Alem kitabı dünya turu yapma hayali kuran pek çok kişiye ilham olmuş bir kitap. Her yaşta okunduğunda farklı tatlar alabileceğiniz kitap Londralı bir beyefendi olan Phileas Fogg ile yardımcısı Passepartou'nun 80 günde dünyayı dolaşma hikayesini anlatıyor. 80 Günde Devri Alem, bir çok yayınevinden çıktı. 5-6 lira civarında pek çok internet sitesinde bulabilirsiniz. Jules Verne'nin tek ilham veren kitabı bu değil elbette. Dünyanın Sonundaki Fener, Ay'a Yolculuk, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah gibi yazarın hayal gücünün zenginliğini görebileceğiniz ve ilham alabileceğiniz pek çok kitabı var. Kitaplarını set olarak da alma imkanınız var. İstanbul'u keşfetmek isteyen herkesin eline alıp sokak sokak gezip bu kadim şehri semt semt tanıyacağı bir rehber kitap İstanbul Gezi Rehberi. Ben İstanbul'u keşfetmeye başladığımda almış ve çok faydalanmıştım bu kitaptan. Murat Belge bu gezi rehberine kendi tarzını ve hikayelerini eklediği için kuru kuru bir gezi rehberi olmaktan da çıkıyor kitap. Bu yazıyı yazarken kitabı aradığım internet sitelerininin hiçbirinde maalesef stok yoktu. Umarım kitabın yeni baskıları yayınlanmaya devam eder. Son satış fiyatı 50 TL civarında idi. Bu kitapların sayısı elbette çok daha fazla artırılabilir. Ancak bugün gidip \"ilham verecek seyahat kitapları almak istiyorum, hangilerini almalıyım\" diyenler için bir liste oluşturmaya çalıştım. Sizin başka önerileriniz varsa yorum olarak eklemeyi unutmayın! Çok güzel bir liste olmuş Sevil. Seksen Günde Devrialem beni çocukluğuma getirdi. Bu kitabı ilk okuduğumda içimde seyahat etme tutkusu başlamıştı. Umarım başkalarına da ilham kaynağı olur. Bu zor günleri daha çok üreterek atlatmak dileklerimle. O günlere geri dönmek bazen çok iyi geliyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ilham-veren-turk-kadin-gezginler", "text": "Dünyamız çok hızlı değişiyor, sosyal medya, ulaşımın kolaylaşması derken her geçen gün yola çıkan kadın gezgin sayısı artıyor ve bu durum beni çok mutlu ediyor. Benim gençliğimde önümüzde çok az örnek vardı ve düşe kalka kendi kendimize yolumuzu bulduk. Şimdi gençler o kadar şanslı ki, önlerinde pek çok iyi örnek var. Benim de takip ettiğim, ilham veren Türk kadın gezginler arasından bir seçme yaptım. İlham almak için hepsini takibe almanızı öneririm. Bu listede yer alan kadınlar bana gerçekten ilham olanlar. Yüksek takipçili instagrammer veya youtuberlar değil. Gezmenin sonuna kadar hakkını veren, görüntü olsun diye değil gerçekten zevk aldıkları için gezen kadınlar. Deniz ablamız, gezginlerin Deniz ablası. İlerleyen yaşına rağmen, emekli maaşı ile dünya kazan o kepçe gezen özgür bir kadın Deniz ablamız. İzmir'de yaşıyor ama yılın büyük bir kısmını dünyanın ilginç yerlerinde geçiriyor. Deniz Dağaşan, yaşınız kaç olursa olsun seyahat edebileceğiniz konusunda ilham veriyor! Şükran, çok okuyan mı bilir çok gezen mi bilir sorusuna cevap niteliğinde bir gezgin. Gittiği yerleri, geleneklerini iyi araştıran, ressamlar ve yazarların evlerini ziyaret eden ve bloguna çok keyifli bir dil ile aktaran bir gezgin kadın. Biz daha Sultanahmet'te gezerken o dünyanın farklı yerlerinde fink atıyormuş. Çalışırken pek çok ülkeyi gezmiş olan Şükran şimdi emeklilik günlerinin tadını çıkarıyor. Ondan öğrenecek çok şeyimiz var, bu nedenle bazı yazılarımda onun bloguna referans veriyorum. Şükran'ı blogu Pustoodunya. com ve Instagram'da Pustoo Dünya takip edebilirsiniz. Şükran Onuk, dolu dolu gezmek, gezerken gezdiğiniz ülkenin sanatı, kültürü konusunda ne kadar bilgili olursanız gezmekten o kadar keyif alacağınız konusunda ilham veriyor. Gülçin tanıdığım ilk gezginlerden biri. Önce sırt çantası ile sonra da motosikleti ile dünyanın altını üstüne getiriyor. Kurumsal hayatı bırakıp yollara düşenlerden biri Gülçin. Geçtiğimiz yıl Avrupa ve Afrika kıtasının neredeyse tamamını motosikleti ile geçti, önümüzdeki günlerde ise Amerika kıtasına doğru devam etmeyi planlıyor. Haa bu arada geçen yıl bir de meme kanserini yendi ve bu konuda bir sosyal sorumluluk projesine imza attı. Boşuna heveslenmeyin, onun enerjisine yetişemezsiniz, o bir hiperaktif. Ama keyifle takip edebilirsiniz. Gülçin'i Tatligezgin. com internet sitesinde, Tatlı Gezgin instagram hesabından veya Tatlı Gezgin Youtube kanalından takip edebilirsiniz. Gülçin Söğüt, hayatta başınıza ne gelirse gelsin yola devam edebileceğiniz konusunda ilham veriyor. Sevgili Oya ile sigortacılık günlerimde tanışmış ve sonradan ikimizin ortak noktasının gezmek olduğunu farketmiştik. Kurumsal hayatı bıraksa da kendi sigorta işini kurdu Oya, böylece daha rahat gezebiliyor. Oya, dünyanın farklı kültürlerini keşfetmeye bayılır, ilginç festivaller bulur, onların peşine düşer ve harika fotoğraflar çeker. Oya, gittiği yerleri Benimlegez. com adlı blogunda detaylıca yazıyor. Instagram'da Benimlegez hesabında eğlenceli fotoğraflarını paylaşıyor. Oya Yıldız, gezmek için gittiğiniz yerlerin kültürlerine derinlemesine inme konusunda ilham veriyor. Biz çocukla sahile bile inemiyoruz diyenler Melike'yi takibe alsın derim. Melike eczacı, yoğun bir iş temposu var, bunun yanında küçük yaşta iki çocuğu var. Hem çok güzel geziyor, bazen eşiyle yalnız kaçamaklar, çoğunlukla çocukları ile dünyanın altını üstüne getiriyor. Bitti mi bitmedi! Ayagimintozuyla. net adlı blogunda deneyimlerini paylaşıyor, ve Ayağımın Tozuyla instagram hesabında fotoğraflarını paylaşıyor. İki çocuk ile tüm bunlara nasıl yetişiyor inanın ben de bilmiyorum. Melike Kutlay Cengiz, çocukla hem de iki çocukla gezmek konusunda ilham veriyor. Seyahatlerini keyifle takip ettiğim bir başka gezgin kadın da Melek. Onun da bir kızı var, kimi zaman kızı ve eşi ile kimi zaman sadece eşi ile kimi zaman arkadaşlarıyla seyahatlere çıkıyor. Sadece yurt dışı değil, Türkiye içinde de bol bol seyahat ediyor ve ilham veriyor. Gezdiği yerlerdeki deneyimlerini çok detaylı bir şekilde Bavulumdakihikaye. com adlı blogunda ve Bavulumdaki Hikaye instagram hesabında paylaşıyor. Fotoğraflarına da bayıldığımız söylemeden edemeyeceğim. Melek Nur Fidan, gezilerinizi kalite bir şekilde paylaşmak konusunda ilham veriyor. İşi bırakıp kendini yollara vuran kadınlardan biri Hale Sargın. Güney Amerika'da sırt çantalı başladığı yolculuğu bisiklet ile devam etti, artık oralara yerleşti ve seyahat etmeye devam ediyor, Güney Amerika'yı merak edenlere o bölgeleri gezdiriyor, 8 senedir yollarda. Blogu isimgucumgezmek. com altında deneyimlerini yazıyor, instagramda Hale Sargın hesabında fotoğraflarını paylaşıyor, youtube Hale Sargın kanalında ise kanlı canlı gezilerini paylaşıyor. Hale Sargın, dünyayı farklı yollarla keşfetmek konusunda ilham veriyor. İlham vermek deyince Cemre'den bahsetmemek olmaz. Cemre, Gezgin Kadınlar platformunu \"Türkiye'de gezgin kadınlar var\" sloganı ile kurdu ve gezen, gezmeyi seven, gezmek isteyip cesaret edemeyen kadınları bir araya getirdi. Bugün kocaman bir aileye dönüştüler. Gezgin Kadınlar instagram hesabı, facebook grubu ve Gezginkadinlar. com internet sitesinde gezen diğer kadınlar ile biraraya gelebilirsiniz. Cemre Nur Meleke, tüm kadınların gönüllerince seyahat edebilecekleri konusunda ilham veriyor. Moğolistan'a gitmeden önce araştırma yaparken bulmuştum İki Kadın Bir Dünya'yı. Kurumsal hayatlarına ara verip dünya turuna çıkmış iki kadın. Moğolistan ile ilgili sorularıma verdikleri sıcak ve samimi cevaplar ile birden kanım kaynamıştı. Onlar dünya turunu bitirip Türkiye'ye dönünce bir Gezgin Kadınlar buluşmasında yüz yüze tanıştık. Şimdi Banu Türkiye'deki işine geri döndü, Ferda ise Dubai'de çalışmaya hayatına döndü. İkisi de her fırsatta gezmeye devam ediyor. İki Kadın Bir Dünya instagram hesabını ise artık sadece Ferda yönetiyor. Bu iki kadın, samimiyet ve güleryüzün tüm kapıları açacağı konusunda ilham veriyor. Ferda ile yaptığımız röportajı okumak için tıklayın. Esra Uğurlu, yola çıkmak için hiçbir engelimiz olmadığı konusunda ilham veriyor. Esra ile yaptığımız röportajı okumak için tıklayın. Bir başka Esra 🙂 Esra evlenip Bursa'ya yerleşince iş hayatından uzaklaşıyor ve kendini seyahatlerine adıyor. Instagram hesabında seyahat etmek isteyenlere ucuz uçak biletlerinden fotoğraf çekme tüyolarına kadar seyahatlerde işlerine yarayabilecek bir sürü faydalı bilgi paylaşıyor. Esra ile ilgili benim en sevdiğim şey, faydasız hiçbir şey paylaşmıyor olması. Hikayeleri, paylaşımları, blog yazıları faydalı bilgiler ile dolu. Bir de fotoğrafları pek güzel. Esrageziyor instagram hesabı artık bir fenomen, Esrageziyor. com adlı blogunda da pek çok faydalı yazı bulabilirsiniz. Esra Berber Başlar, seyahat etmenin zor birşey olmadığı, isteyen herkesin uygun fiyata seyahat edebileceği konusunda ilham veriyor. Bir insan kendini fiziksel olarak ne kadar zorlayabilir? Günlerce hiçbir ulaşım aracı kullanmadan, sırtında çantası ile, tek başına bilmediği bir coğrafyada yürüyerek olabilir mi? İşte o kişi Dicle Doğan. Aslen bir dans sanatçısı yani bedeni ile hayatını kazanan Dicle, o bedenini tüm limitlerine kadar zorluyor, dünyanın farklı ülkelerinde binlerce kilometre yürüdü bu güne kadar. Şimdi de Japonya'da bir haç yolunu yürüyor. Dicle'yi instagram'da hareket amiri hesabından veya hareketamiri. com adlı blogundan takip edebilirsiniz. Dicle Doğan, insan zihni ve bedeninin her türlü zorluğa nasıl adapte olabildiği konusunda ilham veriyor. Bu listeyi sonsuza kadar uzatabiliriz elbette. Ne mutlu ki, artık Türkiye'de gezen çok sayıda kadın var. Ben okumaktan, izlemekten, dinlemekten keyif aldığım kadın gezginleri paylaşmaya çalıştım. Sizin de takip ettiğiniz ve ilham verdiğini düşündüğünüz kadın gezginler varsa yorumlara eklemeyi unutmayın! çok teşekkürler, listende yer almak çok sevindirdi. Kadınlarımızın özgürce dünyanın her noktasına gidebileceğini her birimiz ispatıyız. Umarım ülkemizdeki her bir kadın, kadınlarımız evlerinin içinde de özgür olabilecek duruma gelirler. Düşüncelerinde özgür bireyler yetiştirsinler bana yeter! Listenin çoğunu tanıyor olmak mutluluk verici. İyi ki varsınız kızlar Şükranın hamaratlığından, Ferda'nın deliliğinden falan bahsetmemişsin ama takibe alanlar zamanla anlayacaktır!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ingiltere-vizesi-basvurusu", "text": "Yurtdışına çıkarken gitmek istediğiniz ülkeye girebilmek için iki ana ihtiyacınız var; birincisi pasaport, ikincisi ise eğer Türkiye'den vize isteyen ülkelerden biriyse vize. Özellikle Avrupa'ya girişte schengen ve İngiltere vizesiyle ilgili çok soru alıyorum. Ben de İngiltere vizesi başvurusu için için yapılması gerekenleri toparlayayım istedim. İngiltere vize başvuruları için bir aracı kurumla çalışıyor: World Brigde adında. Evraklarla buraya başvurmanız gerekiyor ancak önce Birleşik Krallık'ın internet sitesinden gerekli başvuru işlemleri tamamlamanız gerekiyor. - Vize başvurusunu online olarak yapmalısınız. http://www. visa4uk. fco. gov. uk/ApplyNow. aspx linkinden başvuru sayfasına ulaşabilirsiniz. - Vize başvuru ücretini yine online olarak ve sadece USD olarak ödeyebiliyorsunuz. - Online başvuru sonrasında e-posta adresinize başvuru numaranız gönderilecek. - Ankara, Bursa, Gaziantep, İstanbul ve İzmir'de bulunan vize başvuru merkezlerinden birinde için randevu almalısınız. - Online yaptığınız başvuru evraklarının çıktısını alıp imzalamasınız. - Aracı firma sizin biometrik fotoğrafınızı çekecek, parmak izinizi alacak. - 2-3 hafta içinde pasaportunuz ve başvuru belgelerinizi dilerseniz başvurduğunuz aracıdan alabilirsiniz, dilerseniz kurye ile adresinize gönderiliyor. Web sitelerinde 3 ay öncesinden başvurun gibi bir not var ama benimki 10 günde çıkmıştı. Siz yine de riske atmamak için mümkün olduğunca erken başvurun. Ben aşağıya turistik ziyaret için alınan vize ücretlerini yazdım, diğer ücretler için bu linke bakabilirsiniz. Yine genel başvuru için gerekli belgeleri burada yazıyorum. - Vize başvuru formunun çıktısı - Geziye dair uçak biletleri ve otel rezervasyonları - 1 adet fotoğraf - Varsa geçmiş pasaportlarınız - Evliyseniz evlilik cüzdanı fotokopisi - Gelir durumunuza dair evraklar Güzel bir yazı olmuş, haftaya vize işlemlerine başlayacaktım, iyi denk geldi doğrusu.. İngiltere'nin bir de Fast Track uygulaması var, eğer son 5 yıl içinde Birleşik Krallık ülkelerinden birine ya da Schengen bölgesine giriş yaptıysanız Fast Track olarak değerlendiriliyorsunuz ve oldukça hızlı işlem görüyor başvurunuz. Ben şans eseri buna denk gelmiştim ve kargo dahil 48 saat dolmadan vizemi alabilmiştim. Schengen ile İngiltere vizesinin ilgisi yok birbiri ile, fast track süreci hızlandırmak için sadece. Fast track olayını biraz daha açıklar mısınız? ben 4 yıl önce giriş çıkış yaptım bu yaz tekrar gitmek istiyorum. Fast track olayından nasıl yararlanabilirim. Yok siz sadece standart olarak yapmanız gerekenleri yapıyorsunuz. Dediğim gibi son 5 yıl içinde Schengen ya da İngiltere vizesi aldıysanız onlar daha hızlı değerlendiriyor başvuruyu."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/irak-oturum-izni-almak-icin-yapilmasi-gerekenler", "text": "Irak Cumhuriyeti topraklarına giriş yapmak, Irak oturum izni almak istiyorsanız bazı koşulları yerine getirmeniz gerekecektir. Aksi taktirde sadece giriş yapmak için değil çıkış konusunda da sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Geçerli bir pasaportunuzun bulunduğunu ispatlamanız gerekmektedir. Bu pasaportu ülkenizde bulunan yetkili makamlardan alabileceğiniz gibi belgenin bulunduğu ülkeye dönüşünüzün yetkisini veren evrakları da almanız gerekecektir. Kişiler pasaportlarında ya da seyahat belgelerinde işaretlenmiş bir giriş vizesine sahip olduklarını yani bulundurduklarını belirtmelidirler. - Ayrıca bir başka vize ise üç ay içerisinde bir defa size izin verecek ve 7 günü aşmayacak olan bir ikamet vizesidir. - Vizesiz geçiş vizesi verilen tarih itibari ile üç ay içerisinde yetkisi bulunmayan makamlar tarafından durmaksızın Irak topraklarından geçmenize olanak sağlayacak bir vizedir. - Dışişleri Bakanı tarafından verilen talimatlara istinaden verilen vizeye ise diplomasi vizesi denilir. - Turist vizesi alırsanız 3 ay içerisinde ülkeye bir kere giriş yapma hakkına sahip olursunuz. Bu girişiniz sırasında bir ay boyunca ülkede ikamet etme hakkınız bulunmaktadır. Irakta ikamet görevlileri bulunmaktadır. İkamet yetkisi bulunan bu kişilere İstihbarat Genel Müdürlüğü tarafından bir takım yetkiler verilmiştir. Irak'a gelen kişilerin kendisini engelleyen sebeplerden dolayı eğer giriş vizesi alamadıysa İkamet Görevlileri devreye girer. Irak topraklarına giriş yapmak için bir vizeye ihtiyacınız olacaktır. Giriş vizelerini Irak konsolosluğundan alabileceğiniz gibi bakan tarafından görevlendirilmiş ve bu işler ile ilgilenen kişiler tarafından da alabilirsiniz. Vize sahibi kişiler bu sayede Irak Cumhuriyeti'ne adım atabilirler. Irak topraklarında ikamet etmek isteyen yabancıların mutlaka bir ırak ikamet belgeleri alması gerekmektedir. Yetkili makamlar tarafından verilen kararlar gerekçesinde kişiler Irak topraklarından çıkarılarak sınır dışı edilebilmektedir. Irak ziyaretleri için temkinli ve her zaman dikkatli olunması önerilmektedir. Özellikle Musul, El Kaimi, Hawihaj gibi yerlere giden yolcuların mümkünse tek başlarına gitmemeleri önerilmektedir. Irak yabancıların güvenliği için bazen tehlike oluşturmaktadır. Vatandaşlık başvurusunda bulunmak isteyen yabancıların Bakanlık tarafından öngörülmüş olan formu eksiksiz olarak tamamlamaları gerekmektedir. İsrail hariç diğer ülkelerden olan yabancılar ırak sınırları içerisinde 20 yıl için 10 yıldan az olmamak koşulu ile otururlarsa eğer vatandaşlık için başvuru yapabilme hakkına sahip olurlar. Ayrıca vatandaşlık hakkına sahip olmak kadar haktan vazgeçerek vatandaşlığı bırakmak da sizin elinizde olan bir karardır. Baş parmak iziniz ile beraber bu konu hakkında imzanız alınacaktır. Daha sonra konsoloslukta imzalanacaktır ve Irak uyruğunu terk etmeniz ile ilgili size bir form doldurtulacaktır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/iran-gezi-notlari", "text": "9 yıl ara ile İran'a iki kez gitme imkanım oldu. İlkinde havayolu ile ikincisinde ise karayolu ile gittiğim ülke 9 yılda pek az değişmişti. Bu seyahatlerim sırasında İran'a özgü dikkatimi çeken detayları ve işinize yarayabilecek İran'a gitmeden bilmeniz gerekenler listesini, İran gezi notları altında toparladım. İran vize istiyor mu, Türklere nasıl bakıyorlar, ne yiyor ne içiyor, nasıl yaşıyorlar, turist olarak dikkat edilmesi gerekenler ve İran'da günlük yaşama dair işinize yarayacak pek çok bilgi bu yazıda sizi bekliyor! Madem İran'a gitmeyi düşünüyorsunuz, ilk bilmemiz gereken tabii ki vize uygulaması. İran, Türk vatandaşlarından 90 güne kadar vize istemiyor. Sadece pasaportunuz ile İran'a giriş yapabilirsiniz. Ancak pasaportunuzda İsrail vizeniz varsa, İsrail'e giriş-çıkış yaptıysanız İran kesin olarak sizi ülkeye almıyor. Eğer İsrail'den sonra İran'a gitmek gibi bir planınız varsa; yeni bir pasaport çıkarmanız en güvenilir yöntem olacaktır. İkinci pasaport nasıl çıkarılır? yazım çok işinize yarayacaktır. İran'da pek çok konuda bir standart yakalamanız zor açıkçası. Pasaporta damga basma konusu da bu nedenle muallakta. - İran'a havayolu ile geliyorsanız; pasaportunuza giriş damgası basılmıyor. - İran'a karayolu ile geliyorsanız; pasaportunuza giriş damgası basılıyor. Bu damga neden önemli diyeceksiniz, eğer pasaportunuzda İran'a giriş damgası varsa Amerika'ya girişte sıkıntı yaşama ihtimaliniz yüksek. Bu nedenle eğer seyahat planlarınızda Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmek varsa ikinci pasaport iyi bir alternatif olacaktır. Öncelikle İran'da kadınlar sosyal hayatın içinde ve çok aktifler. Kadın kadına akşam dışarı çıkan gruplar, birlikte tatile çıkan genç kızlar görebilir, taksi kullanan kadın şoförlerin arabalarına binebilirsiniz. Bunlar işin toz pembe kısımları. İran'da bulunan bütün kadınlar başlarını örtmek zorunda. Çok sıkı bir örtü olmasa da bu bir zorunluluk. Eğer başınız açık halde polise yakalanırsanız göz altına alınıyor ve cezalandırılıyorsunuz. Kadın kanun karşısında çoğunlukla ikinci sınıf vatandaş. Kadından yana olan belki de tek uygulama boşanma durumunda erkeğin kadına yüksek tazminat ödemesi durumu. İran, günümüzden 3500 yıl önce kadın ve erkeğin eşitliğini savunan Zerdüştlük dininin ortaya çıktığı coğrafya ve bugün gelinen noktaya bakın. İran'da kadınların şarkı söylemesi, dans etmesi yasak. Kültüründe müziğin önemli bir yer kapladığı bir medeniyetin geldiği son noktada kadın şarkıcıları ülkelerine giremiyor. Konuştuğum bütün kadınlar üzerlerinde çok fazla baskı olduğunu, çok mutsuz olduklarını ve İran'dan gitmek istediklerini söylüyor. İmkan yakalayan pek çok eğitimli İranlı kadın ve erkek ülkesini terk ediyor. Kadınların durumuna üzülen çok sayıda da erkek var, Karısı ülkeyi terk etmek istediği için onu destekleyen, karısının durumuna gönlü dayanmayan erkekler. Bu baskıcı rejim herkesi dinden soğutmuş, insanlar gerçek fikirlerini dile getirebilse ülkede dinsiz oranı epey yüksek çıkar. Ancak kimsenin bu bilgiyi resmi olarak açıklaması mümkün değil. Ne yazık ki ülkede hiç kimse bir şeylerin düzeleceğine inanmıyor. En ufak bir muhalif harekette bulunanlar evlerinden alınıyor ve bir daha haber alınamıyor. 1800 civarı kişinin tek seferde ortadan kaybolduğu olaylar yaşanmış. Bu nedenle kimse sesini çıkaramıyor. Umudunu yitirmiş, tek çözümü ülkelerini terk etmekte gören büyük bir kesim var maalesef. Ülkenin ekonomisi her geçen gün kötüye gidiyor. Uluslararası ambargolar ve kötü ekonomi yönetim yüzünden ellerinde çok ciddi doğal kaynaklar olmasına rağmen faydalanamıyorlar. İran'da Türkçe çok yaygın bir dil, Türkiye sınırına yaklaştıkça, ülkenin kuzeybatısında Azeri nüfus ile paralel şekilde Türkçe konuşulma oranı %80'lere ulaşıyor. Tahran'da %50'ler civarında, aşağıya indikçe oran azalıyor. Konuştukları Türkçe çok anlaşılır bir Türkçe olduğundan iletişim kurmak çok kolay. İran'da iletişim kurmanın bir diğer kolaylığı da Türkçe ve Farsça arasında çok fazla ortak kelime olması. Ülkenin güneyine indikçe turistlerle İngilizce konuşma oranı artıyor ama bazen İngilizce anlaşamayınca ben direkt Türkçeye dönüyordum, aradaki ortak kelimelerden Türkçe bilmeseler dahi kolayca anlaştık. İranlılar Türkleri çok seviyorlar. Türkiye'den geldiğimizi duyunca \"kardeşiz\" söylemine geçiyorlar. Ekonomik kriz öncesi Türkiye'ye çok gidip geliyorlarmış. Onlar için hayal ülke gibiyiz. Benzer durumu Ortadoğu'da başka ülkelerde de yaşamıştım. İran'da çok fazla Türk grup yaşıyor. Sadece Azeriler değil, ülkenin farklı bölgelerinde farklı boylardan gelen Türkler var. Azerilerden sonra, Hamadan Türkleri ve Kaşkay Türkleri en çok karşılaştıklarım oldu. İranlılar genel olarak çok sıcak kanlı. Hele Türkiye'den geldik deyince hemen bir çaya davet ediyorlar. Türk dizileri İran'da çok popüler. Ortak noktanız olsun isterseniz birkaç dizi öğrenmenizde fayda var, bende hiç Türk dizisi kültürü olmayınca sordukları oyuncuları/dizileri hiç bilemedim. İran'da herhangi bir konuda standart bulmanız oldukça zor demiş miydim? Bu standartsızlık para birimine kadar yansımış durumda. İran'ın resmi para birimi Riyal, ancak sokakta kullanılan para birimi Riyal'den bir sıfır atılarak kullanılan Tümen. Size dışarıda fiyat verilirken %90 Tümen olarak söylenecek, ancak turist olduğunuzu görünce Riyal söyleyenler de olacak. Tümen-Riyal karmaşasının önlenmesi için bazı banknotların üzerinde okumayı kolaylaştıran düzenlemeler yapılmış. Mesela yukarıdaki fotoğraftaki 100.000 Riyal'e bakarsanız başta \"10\" kısmının ayrıştırıldığını ve paranın sol alt köşesinde 10 yazdığını göreceksiniz. Bu 10bin Tümen demek. Riyal-Tümen dönüşümü yeterince karışık değilmiş gibi Tümen'den de sıfır atarak paranın üstüne yazmaları harika olmuş cidden. Para karmaşasının bir diğer nedeni de aynı paranın farklı banknotları olması. Yani 500.000 Riyal'in banknot boyu ve renkleri farklı olan birkaç versiyonu var. Para konusunu çözmek zaten zorken, bu banknotlar da iyice kafa karıştırıyor. İranlılar bu karmaşaya alışık oldukları için siz para öderken mutlaka yardımcı oluyorlar. İran para birimi ile ilgili bir diğer karmaşa ise Riyal kurunun resmi kuru ile sokak kuru arasında neredeyse yarı yarıya fark olması. Bankada döviz bozdurursanız resmi kur uygulanacağı için büyük zarar ediyorsunuz, bu nedenle döviz bozmak için en uygun yerler döviz büroları. Sokakta seyyar döviz bozan insanlar da var ama sahte para gibi riskleri olabiliyormuş, en güvenlisi döviz büroları. İran'da Visa, Mastercard, American Express kredi kartlarını kullanamıyorsunuz. Kart kullandığınız durumlarda ise resmi kur üzerinden tahsilat yapılıyor, bu da sizi yarı yarıya zarara sokuyor. Bu nedenle İran'a giderken ihtiyaç duyacağınız parayı nakit olarak yanınızda götürmeniz gerekiyor. Usd, Euro veya TL götürebilirsiniz yanınızda. Türk Lirası'nı her yerde bozduramayabilirsiniz, en garantisi Euro veya Usd götürmeniz. İran'da şeriat kanunlarının uygulanmasının bir faydası var, o da cezaların ağır olması nedeniyle ülkede suç oranının düşük olması. İran, tek başıma bir kadın olarak gezerken kendimi en güvende hissettiğim ülkelerden biri. Gece geç saatlerde dahi sokaklar hareketli ve güvenli. Yine de hatırlatmakta fayda var tabii, ekonomik kısıtlamalar yüzünden İran'da son 3 yılda para birimi 10 kat değer kaybetmiş, dolayısıyla çok ciddi bir fakirleşme var. Bu fakirleşmenin getirdiği, daha önce hiç görülmeyen, hırsızlık olayları başlamış son yıllarda. Ayrıca Afganistan ve Pakistan'dan gelen göçmenler nedeniyle de suç oranlarında artış olduğu söyleniyor. İran'da kendimi rahatsız hissettiğim tek yer Tahran oldu, o da İran'dan bağımsız olarak kalabalık bir şehirde yaşanabilecek bir tedirginlik diyelim. Kalabalığın içinde garip bakışları hissedebiliyorsunuz ara sıra, ancak o bakışlara İstanbul'da da sık sık rastlıyorum. İran'ın popüler rotası olan Tahran-İsfahan-Şiraz-Yezd hattını görmek istiyorsanız gitmek için en iyi dönem Nisan-Mayıs ayları. Mayıs'tan sonra ülkenin orta ve güneyinde sıcaklıklar dayanılmaz seviyelere çıkabilir. Nisan'da Nevruz'a denk gelecek şekilde seyahatinizi planlarsanız ülkenin en hareketli dönemini de görme şansınız olur, ancak yüksek sezon nedeniyle fiyatlar daha yüksek ve otellerde yer bulma sıkıntısı olabilir. Ülkenin güneyindeki adalara gitmeyi düşünüyorsanız; o zaman kesinlikle kış aylarını tercih etmelisiniz. Pers Körfezi ve Hint Okyanusu kıyıları için de kış ayları gitmek için en uygun zamanlar. İran'da bambaşka bir deneyim yaşamak isterseniz de Ocak-Şubat döneminde İran'ın Kürdistan eyaleti, Hewraman bölgesinde yaşayan Gorani Kürtleri, Pir Şaliyar'ı andıkları temsili bir düğün yapıyorlar. Ben gitmedim ama gitmek isterseniz Atlas Dergisi'nin Pirlerin Düğünü yazısına göz atabilirsiniz. İran'da ülke içi ulaşım seçenekleri çok fazla ve ülkede benzinin çok ucuz olması nedeniyle de uygun fiyatlı. İran'da şehirlerarası ulaşım için; otobüs, tren, uçak, araç kiralama veya şoförlü araç seçeneklerinden biri veya birkaçını değerlendirebilirsiniz. Ben şehir içinde tüm ulaşımlarımı taksi ile yaptım. Taksileri yoldan çevirirseniz gideceğiniz yeri söyleyip pazarlık etmeniz gerekiyor. Genelde indirim yapıyorlar. Ancak İran'da kullanabileceğiniz Uber benzeri bir taksi uygulaması var; Snapp. Bu uygulama üzerinden taksi ayarladığınızda yoldan çevirdiğiniz fiyatların yarısından bile daha ucuza geliyor. Snapp taksi uygulamasını kullanabilmeniz için İran GSM hattınız olması gerekiyor. snapp. ir adresi üzerinden uygulamaya ulaşabilirsiniz. Snapp uygulamasının İngilizce seçeneği de var. İran'da şehirlerarası yolculuklar için de taksi kullanımı çok yaygın. Bu kısım tamamen pazarlığa tabii. Mesela ben Kashan'dan İsfahan'a geçerken arada Abyaneh'e uğramak istediğim için birkaç durak daha ekleyip taksi ile oraya, oraya yakın bir şehirden de İsfahan'a da yine taksi ile geçtim. Bu yolcuğum yaklaşık 30 Usd'ye mal oldu. İran'da şehirlerarası seyahat etmenin en ucuz ve konforlu yolu otobüs. İran'da otobüs ile seyahat edecekseniz; iran.1stquest. com sitesinden otobüs durakları, fiyatları ve saatlerine bakabilirsiniz. Ancak İran kredi kartınız olmadan buradan veya herhangi başka bir uygulamadan otobüs bileti alamıyorsunuz. Ben kaldığım yerde çalışanlardan benim için otobüs bileti rezervasyonu yapmalarını veya online bilet almalarını rica ettim, onlara elden nakit olarak bilet ücretini ödedim. İran'da otobüs bileti fiyatları mesafeye göre değişmekle birlikte benim en uzun 12-13 saat süren Şiraz-Tahran otobüsümün fiyatı 4-5 Usd civarı idi. Kalabalık dönemde, uzun mesafelere en fazla 7 Usd ödersiniz muhtemelen. İran'da otobüs bileti alırken aldığınız biletin VIP olmasına dikkat edin. VIP otobüslerde koltuk araları çok geniş, yatma açısı çok geniş, tekli koltuk seçeneği var ve otobüs koltukları gerçekten rahat. Pandemiden önce bisküvi-çay ikramı da vardı ama pandemiyle beraber maalesef onlar ortadan kalkmış. İran'da otobüs bileti alırken dikkat etmeniz gereken bir nokta da şehirdeki hangi terminalden otobüsünüzün kalktığı. Mesela Tahran'da dört ve İsfahan'da üç ayrı otobüs terminali var. Özellikle otobüse bineceğinizde gidiş terminalinizin hangisi olduğunu doğru bilmeniz önemli. İran'da otobüslerin hep geç kalktığını söylemem lazım. Yarım saatten az rötarlı kalkan otobüse hiç denk gelmedim. İran'da ülke içinde mesafeler uzak olduğu için ulaşım seçeneklerinden biri de uçak. Ancak uçak biletini Türkiye'den alırsanız resmi kur nedeniyle neredeyse iki kat fazla para ödeyeceğinizi bilmenizi isterim. İran içi uçuşlarınızın biletlerini İran'a geldikten sonra İran'daki acentelerden hallederseniz son dakika da olsa uyguna alma şansınız var. Mesela Tahran'dan Kerman'a 27 Usd'ye bilet alabiliyorsunuz veya Şiraz'dan Tebriz'e 40 Usd civarına. İran'da uçak konusunda bir notum daha var ki, havalimanlarında uzun kuyruklar var. Herşey yavaş işliyor, bu nedenle uçuşunuz için geç kalmamaya dikkat edin. - Harita traveltoiran. sbm724. ir sitesinden alınmıştır. İran'da oldukça geniş bir tren hattı bulunuyor, yukarıdaki harita size bir nebze fikir verecektir. Hatta Van'dan İran'a tren ile geçmek mümkün. Tren saatleri bana uymadığı için İran'da tren deneyimi yaşamadım, bu nedenle bu konuda detaylı bilgi veremiyorum. İran'da internet kullanımı ile ilgili kafalardaki soru işaretlerine cevap olmaya geldim. Öncelikle, İran'da internet var! Whatsupp, telegram, tiktok ve instagram kullanılabiliyor. Ancak Facebook, Netflix ve Youtube'a kısıtlama var. Bu uygulamaları kullanmak isterseniz VPN kullanmanız gerekiyor. Ben VPN'e gerek görmedim. Oteller ve konaklama yerlerinin çoğunda wifi var. Ancak restoran ve kafelerin çok azında wifi var. Yani gün içinde internet kullanmak isterseniz bir GSM hattı ve internet paketi almanız iyi olur. İran'ın en yaygın operatörü İran Cell. Pek çok yerde mağazaları var. İran'a havayolu ile geliyorsanız havalimanındaki ofislerinden hat alabilirsiniz. Hat ücretleri çok düşük. 10 TL gibi bir rakama hat alabiliyorsunuz ancak hattın açılması bir günü bulabiliyormuş. Hattı alırken de kullanacağınızı düşündüğünüz internet paketini satın alıyorsunuz. Ben İran'a Perşembe gece geç saatte girdiğim ve Cuma günü de heryer gibi GSM bayileri de kapalı olduğu için kaldığım otelden hat konusunda yardım aldım. Kendi adlarına aldıkları kontörlü hattı size veriyorlar, bu İran'da çok yayın bir uygulama, konakladığınız yere sorabilirsiniz. 15 GB internet için toplam 5 euro verdim. Helali hoş olsun. Van'dan Tebriz'e karadan minibüs ile geçmiştim. Sınırda toz toprak içinde 2 saatten fazla bizi getiren aracı beklemiş, oldukça yorulmuştum. İran'ın sınıra yakın şehri olan Khoy'da yemek molası vermiş, karnım doyunca biraz rahatlamıştım. İran'a henüz girdiğim için baş örtüsü konusuna henüz alışamamıştım. Araç içinde başımı sürekli örtmesem de bir yerleşim yerinden geçerken veya kontrol noktalarında başımı örtmem gerektiğini de hızlıca öğrenmiştim. Yemekten sonra yeniden yola koyulduğumuzda arabada içim geçmiş, yeniden durduğumuzu farkettiğimde bir asker \"hanım, hanım\" diyerek benden pasaportumu istiyordu. Karşımda askeri görünce elim baş örtüme gitti ama geç kalmıştım. \"Tabii beni görünce örtersin başını...\" diyen askerin sesi kulaklarımda çınladı. O sırada araçtaki İranlı bir kız ile göz göze geldiğimde geç kaldığımı farkettim. Khoy şehri çıkışında bir kontrol noktasındaydık. Minibüsteki herkesin pasaportunu alıp gitti asker. Geri geldiğinden bana ve bir yabancı kadına daha \"araçtan inin, telefonlarınızı verin\" dendi. O sırada araç şöforüne baktım, gözlerimle \"ne oluyor\" demeye çalıştım. \"Sadece birkaç soru soracaklar, birşey yok\" dedi. Bizi bir konteynerden bozma ofisin kapısına getirdi, \"burada bekleyin\" deyip içeri girdi asker. İçeriye girenler, çıkanlar, ne olduğu belirsiz. Askerlerin bazıları Türkçe konuşuyor. Bu arada akşam 9 civarı, hava da buz gibi. Araçtan ince bir ceketle inmişim, ne olacağını bilmeden. Yarım saat kadar kapının önünde bekledikten sonra \"soğuk, daha bekleyecek miyiz?\" diye sorunca \"girin içeride bekleyin\" dedi biri. İçeride sorgulanan bizim gibi insanlar var. İran'a neden geldin, kimsin, ne iş yaparsın, anan/baban ne yapar, kardeşlerin ne yapar, soruyorlar da soruyorlar. Kimsenin özeli yok, bizim yanımızda başka insanlar sorgulanıyor. Birinin telefonunu alıp whatsupp, instagram, fotoğrafları, mesajları, neyi varsa tek tek bakıp sormaya başladı bir asker. O sırada içimden \"sıçtık\" diyorum. Çünkü sınırda bir sürü fotoğraf, video çekmişim. Onları görürlerse bırakmazlar beni diyorum. Bir saate yakın içeride bekleyince iyice yorgunluk çöktü, koyun gibi sıramı bekliyorum. Sonunda sıra bana gelince klasik sorular başladı. Neden geldin, ne iş yaparsın? Seyahat yazarıyım deyince bana karşı tavrı kibarlaştı askerin. \"Nerelere gittin?\" dedi, \"60'tan fazla ülke var, sayayım mı?\" dedim, \"say\" dedi. Ben sayıyorum o not alıyor, tek tek hepsini sayıp bitirince \"Amerika'ya gittin mi?\" dedi. \"Vize aldım ama daha gitmedim\" dedim. \"İsrail?\", gittiğim halde \"gitmedim\" dedim. \"Telefonu aç\" deyip telefonu uzattı, şifremi girip geri verdim. Neye baktı bilmiyorum ama telefona hızlıca bakıp geri verdi. \"Sen çıkabilirsin, işin bitti\" dedi. Odada o ana kadar hiç Türkçe konuşmamış olan bir asker bana dönüp \"gelirsiniz tabii, burası ucuz size di mi, boğasım geliyor sizin gibileri\" dedi. Duymamış gibi yapıp odadan çıktım. O asker ile ağız dalaşına girsem başımın belaya girebileceğini, gerekçeleri olmadan beni göz altına alabileceklerini biliyordum. Minibüse iki saat kadar sonra geri döndüğümde o İranlı kız ile yeniden göz göze geldik, \"turiste böyle davranan bize nasıl davranıyor sen düşün\" dedi. Sonraki iki hafta boyunca İranlılar'dan benzer pek çok cümle duydum. Köklü bir kültüre sahip bu güzel ülke maalesef şu an baskıcı bir rejim ile yönetiliyor ve böyle bir ülkede neler yaşanabileceğini bilmenizde fayda var. İran'da vakit geçirecekseniz Taarof geleneğini öğrenmeniz gerekiyor. Türkçe'de bir karşılığı var mı emin değilim, bu nedenlen taarofu size örneklerle anlatacağım. Tebriz'de kaldığım otelde konaklama bedelini ödemek istediğimde, \"misafirimizsiniz, birşey ödemenize gerek yok\" gibi bir tepki ile karşılaştım. Tabii şaşırdım, ama zorla da olsa ısrar ederek ödememi yaptım. Daha sonra benim için otobüs bileti alan bir kız, otobüs ücretini almak istemedi \"bu bizim görevimiz, misafirimizsiniz, para alalam sizden\" dedi. Yine ısrar kıyamet ödedim. Bunun gibi durumların sayısı artınca bir gariplik olduğunu anladım. Sonra öğrendim ki buna taarof diyorlar. Onlar almak istemeyecek, siz ısrar edecek ve paranızı ödeyeceksiniz. Peki ciddiye alıp gerçekten ödemezseniz ne oluyor, işte onu bilmiyorum. Bizdeki \"istemem, yan cebime koy\" durumuna benziyor. Ancak öyle içten ve teklifsiz söylüyorlar ki, siz gerçekten de sizden para almayacaklarını düşünüyorsunuz. Siz yine de İran'da ödemeleriniz konusunda ısrarcı olun. İran'a ilk gidişim uçakla idi, havaalanında uçaktan inenleri karşılayanların ellerinde kocaman çiçek buketleri ile karşılaması bana çok ilginç gelmişti. Bazen yapay, bazen gerçek ama mutlaka bir çiçek demeti-sepeti oluyor. Bu gelenek hala devam ediyor mu bilmiyorum ama ediyorsa çok hoşuma gitmişti. Türkiye'de yapılan en büyük icadın taharet musluğu olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar batılılar sağlıklı olmadığını iddia etseler de çok ergonomik ve pratik bir çözüm. İran'da da bizdekinden farlı bir model de olsa taharet musluğu var. Klozetin yanında bir çeşme, duş başlığı yerine de bir hortum ile taharet musluğu konusuna çözüm getirmişler. Hala bizimki kadar ergonomik değil, Ortadoğu'dakilere benziyor. En azından var. İran, kesinlikle Arap ülkeleri gibi düşünülmemeli. Şehirler, sokaklar her yer pırıl pırıl tertemiz ve oldukça bakımlı. Ülke gittikçe fakirleşiyor ama pis ya da sefil görüntü yok hiçbir yerde. İran büyük Pers Medeniyeti'nin uzantısı, Araplardan hem kültür hem de görüntü olarak çok farklılar ve bunu her fırsatta dile getiriyorlar. Arap denmesinde de oldukça rahatsız oluyorlar. Çay, İran kültürünün ayrılmaz bir parçası. Demlikler çoğunlukla fotoğraftaki gibi porselen oluyor, yanında mutlaka şeker veya tatlı ikram ediliyor. Kaldığım her yerde ücretsiz çay ikramı olması da güzeldi. İran'da çay çok yaygın bir içecek ama bize göre çok açık içiyorlar, ben genelde tamamını dem koyarak içtim İran'da çayları. İran'a ilk gittiğimde dikkatimi çeken bir durum doğalgazın neredeyse sokağa atılıyor olması idi. İran'a uygulanana ambargolar nedeniyle ellerinde bulunan petrol, doğalgaz gibi kaynakları yurtdışına doğru düzgün satamayınca bol keseden harcayalım demişler sanki. Sokaklarda açık prizler, doğal gazla sokağı ısıtan gaz sobaları gibi normalde göremeye alışık olmadığımız şaşırtan tablolar ile karşılaştım enerji israfı konusunda. Genel olarak İranlılar çok misafirperver insanlar. Herhangi biriyle sohbet etmeye başladığınızda ya size çay ısmarlamak isteyecektir, ya da evine davet eder. İlk duyduğumda oldukça garip gelmişti, çünkü yolda yürürken benim Türkçe konuştuğumu farkedip \"Türkiye'den mi geldiniz?\" diye başlayan ayak üstü sohbetin sonunda eve çay içmeye davet edilmiştim. Zamanla bunu pek çok insandan duyunca, İran misafirperverliğini daha net anlamış oldum. Bir kadın olarak İran'a gittiğinizde ilk dikkat etmeniz gereken şey kılık, kıyafetleriniz. İran'a turist olarak da gitseniz bir kadın olarak başınızı mutlaka kapatmanız gerekiyor. Bu zorunlu kapatma çok sıkı bir baş örtüsü olmak zorunda değil. Bir şalı üstünkörü başınıza örtmeniz ve saçınızın arka kısmının kapalı olması yeterli, önden perçemleriniz, saçınızın ön kısmı görünebilir sorun yok. Bir kadın olarak dikkat etmeniz gereken bir diğer konu ise, vücut hatlarınızı belli etmeyen kıyafetler giymelisiniz. Mümkünse üstünüze tunik benzeri kalçanızı kapatan ve bolca bir kıyafet giymeniz, altına ise yine dar olmayan bir pantolon giymeniz en ideali. Bunları giymediğinizde kimse sizi uyarmıyor ancak kadın-erkek herkesin bakışlarından rahatsız olmamak için en iyisi genel geçer toplum kurallarına uyum sağlamak. Daha fazla bilgi için İran'da kadın gezgin olmak ile ilgili yazıma da göz atabilirsiniz. İran'da hafta sonu tatili bizdeki gibi Cumartesi-Pazar değil Perşembe-Cuma günleri. İran'a tatil planlarınızı yaparken bunu dikkate almayı unutmayın, aksi takdirde gittiğiniz yerlerin kapalı olduğunu görüp üzülebilirsiniz. Müze, banka gibi yerler Perşembe-Cuma günleri kapalı oluyor. Özellikle Cuma günleri yani bizde Pazar gününe denk gelen gün çarşı pazar, dükkanlar pek çok yer tamamen kapalı oluyor. - Özcan Yurdalan Ahşap Fanus - Zafer Bozkaya İran Gezi Rehberi - İlber Ortaylı İlber Ortaylı'nın Gözünden İran - Josaphat Barbaro Anadolu'ya ve İran'a Seyahat - Özcan Karakuş Bilinmeyen İran İran'da görülmeye değer çok yer var, mesafeler uzun olduğu için bolca zaman ayırıp uzun uzun gezmek lazım. Farklı medeniyetler ilginizi çekiyorsa, gezi planlarınızın arasına mutlaka girmesi gereken bir ülke İran. Sevil çok güzel özetlemişsin hemen her şeyi. Ben iRan camilerini mimari açıdan çok beğendim. Mozaik aynalı kaplamalar ve ışığın bundaki yansımaları olağanüstü. Bir de camiler sadece erkekler için değil, hemen her yerdeki cami de kadınalrı da görmek mümkün. Özellikle türbe alanlarında kadınlar daha da çoğunlukta. Ben 4 günlüğüne gitmiştim. Tahran, Kashan ve İsfahan'ı gezdim. Vaktim olsaydı Şiraz ve Persepolis'i görmeyi çok isterdim. Belki onlar için tekrar giderim. Otelleri Tripadvisor'da önerilen otellere mail ya da telefonla ulaşarak belirlemiştim. Zaten 2 gecem de yolda geçtiği için otel sorun olmamıştı. Cok tesekkur ederim bilgiler icin. Gelecek gezilerinizi de dort gozle bekliyorum. Sevgilerle.. Çok güzeldi içten bir şekilde sohbet tarzında çok beğendim umarım hayallerinin peşinden gitmeye devam edersin. İran'a bir gezi planlıyorum. Çok özet ve güzel yazmışsınız. 5 gün için yaklaşık ne kadarlık bir bütçe ayırmam gerekir. 4 gece 5 gün turlar var. 800 . Bana biraz yüksek maliyet geldi ancak emin olamıyorum. Yabancı bir kadın olarak İran'da seyahat etmek erkeklerin ilgi odağı olmana neden olabilir, tedbirli olmanda fayda var. Harika ve akıcı bir yazı. Kaleminize sağlık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/iranda-kadin-gezgin-olmak", "text": "İlk İran seyahatimi planlarken (yıl 2013) bir kadın olarak İran'ın zorlayıcı olacağını bekliyordum. Hatta başımın örtülmesinin dayatılıyor olması nedeniyle uzun zamandır gitmek istediğim halde, gidilecek yerler listemde sıralamada geriye atıyordum. İran'a 2013 ve 2022 yılında yaptığım iki seyahatin sonunda İran'da kadın olmak ve İran'da kadın gezgin olmak ile ilgili deneyim ve görüşlerimi bu yazıda derledim, umarım İran'a gitmeyi düşünenler için faydalı olur. En sonra söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, İran'da kadın olmak gerçekten zor zanaat. İran'da tanıştığım, sohbet ettiğim bütün kadınlar 40 yıl önce gerçekleşen İran Devrimi'nden sonra ülkede hüküm süren şeriat kanununlarından şikayetçi. Sürekli başını örtmek ve kapalı giyinmek zorunda olmak; kamuda, kanun karşısında her zaman erkek cinsinden sonra gelmek; özgürlüklerinin çok kısıtlanmış olması gibi pek çok nedenle mutsuz İran kadınları... Kendi özgür iradenle, dini inancın nedeniyle başını örtmek veya kapanmak başka, devletin zorlaması ile kapanmak bambaşka. Kapanmazlarsa ne oluyor derseniz, eğer polis başınızı açık görürse ve sizinle uğraşmak isterse, tutuklanıp cezalandırılıyorsunuz. Pek çok kısıtlamaya rağmen, İran'da kadınlar sosyal hayatında her alanında aktif olarak varlar. Taksi şoföründen esnafa kadar pek çok işte çalışan kadınlar görmeniz mümkün. Genç kızların arkadaş gruplarıyla tatile çıkmaları, orta yaşlı kadınların toplanıp akşam yemeğe, restorana, kafelere gitmesi de sık karşınıza çıkan bir manzara. Öyle bir grup yakalarsanız bırakmayın, çok eğlenceli oluyorlar. Sanılmasın ki İran'daki kadınların hepsi saçı yarım açık, dar pantolon üstü gömlek ile, süslü püslü geziyor. İran'da muhafazakar kesim de var. Siyah çadorları ile sokakta veya camilerde ibadet ederken görmeniz mümkün. İran'ın güneyinde çok uzun sahilleri bulunuyor. Pers Körfezi ve Hint Okyanusu'na bakan harika plajlar. İran'da kadınların halka açık yerlerde denize girmeleri yasak. Ancak kadınlar için belirlenmiş ve çevresi kapatılmış yerlerden denize girebiliyorlar. İran'da kadınları başını örtmesi zorunlu, ancak başınızı türban şeklinde örtmeniz gerekmiyor, saçın ön kısmının görünmesi de sorun değil. Aslında göstermelik bir örtünme şekli de diyebiliriz. Başınızda bir örtü varsa, saçınızın arka kısmını kapatıyorsa tamamdır. Kadınların sadece başını örtmesi yeterli değil. Üzerine oturmayan, bol kıyafetler giymeleri ve kalça kısımlarını kapatmaları gerekiyor. 2013 yılında İran'a giderken üzerinde çok düşünmeden, birkaç tane uzun kollu tişörtü çantama atmıştım sadece. Ancak sadece uzun kollu tişört işimi görmedi. Tahran şehir merkezine geldikten sonra bir gariplik olduğunu farkettim, benden başka beyaz-mavi-kırmızı çizgili rengarenk tişört giyen ya da kırmızı başörtüsü takan kimse olmadığı gibi, tuniksiz tek bir kadın da yoktu. Turistler dahil herkes kalçasının kapatmış ve beden hatlarını belli etmeyecek kıyafetler giymişti. Bu durumda ben İstiklal Caddesinde binikiyle yürüyormuş gibi dikkat çekiyordum. Önce üstüme polarımı giydim ama tabii hava 20 derece iken polarla dolaşmak pek de rahat olmuyordu. İlk gün direnç gösterdim, \"ben turistim, biraz bana saygı göstersinler\" gibi ama pek işe yaramıyordu. Sözlü ve gözlü çok fazla tacize uğrayınca, ikinci gün gece yatarken giyerim diye yanıma aldığım bol ve koyu renk ve tabii ki uzun kollu tişörtümü giydim, ancak yine işe yaramadı ve sonunda ben de \"kendime uygun\" en azından renkli ve rahat bir tunik bulup aldım. Meğer bütün marifet tunikteymiş, tunikten sonra ben de birden görünmez oldum. İkinci kez İran'a gidişimde bu kez yanımda uzun kaftanlar, ceketler götürdüğüm için çok rahat ettim. En ufak bir yan gözle bakma dahi yaşanmadı. Hatta gidince fark ettim ki, İran'daki kadınlar 2013'e göre daha rahat ve renkli giyinmeye başlamış, dar pantolon veya tayt üzerine uzun gömlek giyen bir çok kadın vardı, uygulama biraz esnemiş sanırım. Siz turist olarak gidecekseniz, bol pantolonlar ve kalça hizanızın altında gömlek veya ceketler işinizi görecektir. Ancak kısa kollu birşey giyemezsiniz. Bu durumun tek istinası bazı camilerin girişleri, bazı diyorum çünkü belli bir standardı yok. Bazı cami girişlerinde kadınlara hicap dağıtılıyor ve giymeden camiye giremiyorsunuz, hatta içeride görevliler dolaşıp düzgün giyilmesi konusunda uyarılar, bazı camilerde ise kendi kıyafetiniz ile girebiliyorsunuz. İran'a yaptığım ikinci seyahati iki hafta tek başıma olacak şekilde planladım. Hiçbir rahatsızlık duymadan, en ufak bir güvenlik endişesi yaşamadan da geri döndüm. Yani, İran'a tek başınıza bir kadın olarak gönül rahatlığı ile seyahat edebilirsiniz. Bakınız önünüzde örnek olarak ben varım. İran, kadın ve erkek ayrımı olmaksızın gezginler için güvenli bir ülke. Ülkede şeriat kanunları geçerli olduğu için hırsızlık, taciz, tecavüz gibi durumlarda ağır cezalar uygulandığından kimse böyle bir işe kalkışmıyor. Ancak pandemi ve sonrasındaki ekonomik güçlükler ve ülkenin çok fazla göçmen alması nedeniyle son birkaç yılda kapkaç vakalarında bir artış olduğu söyleniyor. Sadece biraz dikkatli davranmak yeterli olur diye düşünüyorum. İran hala dünyanın pek çok ülkesinden çok daha güvenli bir ülke. Tekrar edeyim, kadın erkek farketmeksizin İran tüm gezginlerin rahatça seyahat edebileceği, tarihi, kültürü, yemekleri ve insanları ile çok keyif alacakları bir ülke. Tek kadın olarak gitmedim, erkek arkadaşımla gittim ama bulduğum otel hem Lonely Planet hem de Trip Advisor'da iyi yorumları olan bir oteldi. Çift olarak sorun olmadı, muhtemelen tek kadın olarak da olmazdı. Erkek arkadaşıyla çift olarak seyahat eden gezginlerle de karşılaştık ve sohbet ettik. Hatta biri Türk' tü. Konaklama ilgili bir sıkıntı yok. İran benim de gitmeyi çok istediğim ama başörtüsünden dolayı hep soru işaretlerim olan bir ülke. Çok güzel ve faydalı bir yazı olmuş, ellerine sağlık. Merhaba, 29 mayısta İran seyahatimiz başlıyor, biz de iki bayan olarak gidiyoruz, mümkün olduğunca çok bilgi toplamaya çalışıyorum özellikle oteller konusunda bilginize ihtiyaç duyuyorum. veya varsa başka bilmemiz gerekenleri yazarsanız çok sevinirim. Lonely Planet ya da Trip Advisor'daki otelleri tercih edebilirsiniz. Sorun çıkmaz. Mutlaka tunik şeklinde uzun birşeyler alın yanınıza. Sorularınız için bana sevil. mert gmail. com adresinden ulaşabilirsiniz. Çok önemli ve merak konusu olan giyim hususuna açıklık getirmişsin. Eline sağlık. İran bilinenin aksine, her fırsatta sizi şaşırtacak ve beklediğinizin çok üstünde bir ülke. Hiç düşünülmeden mutlaka gidip görülesi, gezilesi bir yer. İran benim en favori ülkelerimden birisidir. Gerek maliyetinin düşük olması gerekse halkın Türklere olan ilgi ve sevgisi sebebiyle. İran'da yalnız bir bayan olarak gezmenin hiç bir sıkıntısı olmadığını defalarca gördüm, özellikle erkekler yabancı kadınlara karşı çekingendir, çünkü kadına karşı işlenne suçların cezası daha ağır ve istisnasız uygulanmaktadır. Bu kanıya kapılmanıza neden olan olayları merak ettim doğrusu. Aynı otelde nikahsız kalınması konusunda ise; Eğer bir İranlı ile kalmıyorsanız sorun yoktur. Bizim ülkemizin aksine otellerde evlilik cüzdanı sorulmaz. Yani yabancı ve evli olmayan bir çift istediği yerde kalabilir ancak her ikisininde yabancı olması şartıyla. Kaldı ki sorulduğunda dini nikahımız var demeniz evli olduğunuzun kabul edilmesi için yeterli. bende biraz abarttıiınızı düşünüyorum. fazla ilgi görmenizin sebebi sadece farklı elbiseler giydiğiniz içindir. Ben de uzun yıllar İran seyahatimi ertelemiştim ama hiçbirşey dışarıdan göründüğü gibi değil. Gezip görmek okumaya benzemiyor. Okumak çok güzel ama okurken yazarın gözüyle, yazarın algıları ile değerlendiriyorsunuz- ki algılar, şartlanmışlıklar insanı kısıtlıyor -gezip görmek bambaşka. Kendiniz yaşıyor, kendiniz değerlendiriyorsunuz. Öğrenme daha kalıcı, daha etkili oluyor. Bizde kendi yakın coğrafyamız ile ilgili o kadar çok olumsuz algı operasyonu var ki. Halbuki yıllarca aynı coğrafyayı, aynı dili, kültürü paylaşmışız. Ama bugün bizden kilometrelerce uzaktaki ülkelerle kendimizi özdeşleştirirken ki onlar asla bizi kabul etmiyor ve ayrıştırıyor bize daha yakın ve kesinlikle daha insan olan komşu ülkelerle bu ayrıştırma neden diye düşünmek gerekiyor.... Eline sağlık çok güzel bir yazı olmuş. O gülen yüzünle hep gez, sağlıkla mutlulukla... Seni çoook seviyorum...."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/is-bankasi-muzesi-milli-mucadelenin-100-yili-sergisi", "text": "Türkiye İş Bankası Müzesi, 26 Ağustos 1926 yılından bugüne bankanın kuruluşu, gelişimi, iştirakleri, sosyal hayata etkisi gibi pek çok bilgiyi barındıran bir kurum tarihi müzesi olarak hizmet veriyor. İki katlı müzenin ikinci katı geçmişten bugüne İş Bankası'nı anlatırken, 19 Mayıs 2019'da 100. yılını dolduracak olan Milli Mücadelemiz şerefine alt katında Milli Mücadelenin 100. Yılı Sergisi hazırlanmış. İş Bankası Müzesi'nin bulunduğu güzel bina Osmanlı döneminde postane olarak hizmet vermiş, daha sonra da Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası binası olarak kullanılmış. Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası, İş Bankası ile birleştikten sonra ise 2004 yılına kadar İş Bankası'nın İstanbul Şubesi olarak kullanılmış. 2005 yılında ise İş Bankası Müzesi olarak kullanılmak üzere çalışmalara başlanmış. Türkiye İş Bankası Müzesi, Eminönü'nde Yeni Cami'nin arka sokağında yer alıyor. Pembe boyası ile dışarıdan dikkat çekiyor, kolayca bulabilirsiniz. Aşağıda İş Bankası Müzesi adres ve telefon bilgisine ulabilirsiniz. İş Bankası Müzesi ve içinde yer alan sergiler ücretsiz olarak gezilebiliyor. Herhangi bir giriş ücreti ödemeniz gerekmiyor. İş Bankası Müzesi; Pazartesi günleri, Ramazan ve Kurban bayramlarının ilk günleri ile 1 Ocak günü hariç her gün 10:00-18:00 saatleri arası ziyarete açık. Hafta sonları daha kalabalık olacağını düşünerek eğer vaktiniz varsa hafta içi gitmenizi tavsiye ederim. İş Bankası Müzesi, 3 kattan oluşuyor. Birinci kat, yani merdivenlerle çıkılan üst kat İş Bankası'nın kuruluşundan bugüne geçtiği süreçleri anlatıyor. Sadece İş Bankası'nın değil, Türkiye ekonomisi ve kültürel yaşantısının nasıl değiştiğini de bu katta izlemeniz mümkün. İlk İş Bankası genel müdürlük binasından ilk reklamlarına, para sayma makinalarından Şişecam'ın kuruluş hikayesine kadar müzede pek çok bilgi yer alıyor. Müzede pek çok interaktif ekran da bulunuyor, böylece merak ettiğiniz konuyla ilgili daha detaylı bilgiye kolayca ulaşabiliyorsunuz. Müzenin üst katında beni en çok etkileyen bölüm ise Atatürk Salonu idi. Atatürk'ün İş Bankası'nın kurulmasına dair çabaları ve sonrasındaki vizyoner bakış açısı ve desteği, onun sadece bir askeri deha değil sosyal, ekonomik ve kültürel zenginliğini de gözler önüne seriyor bir kez daha. İş Bankası'nın Atatürk için özel ürettiği 1939 yılı cep ajandası ise içimi en çok burkan şey oldu. Ajanda üretilmiş ancak 1938 Kasım'ında Atamız'ın vefatı ile hiçbir zaman kullanılamamış. Üst kat, İş Bankası genel müdürleri ve/veya yönetim kurulu üyelerinin resimlerinin yer aldığı koridor ile son buluyor. İş Bankası Müzesi'nin giriş katında daha önce İstanbul'daki ilk şube, atölye alanı ve sosyal sorumluluk projelerinin sergilendiği bölüm varken şimdi bu kat, Milli Mücadelenin 100. Yılı Sergisi olarak değerlendiriliyor. 19 Mayıs 2019'da Atatürk'ün Samsun'a çıkışının 100. yılını kutlayacağız. Bu kutlamanın şerefine açılmış olan sergiyi gezerken keşke bu kadar küçük bir alanla sınırlı kalmasa ve çok daha büyük bir \"Milli Mücadele Müzemiz\" olsa diye düşünmeden edemiyor insan. Bildiğim kadarıyla Milli Mücadele'ye katılmış olan illerimizde ayrı ayrı Milli Mücadele müzelerimiz olsa da tüm süreci anlatan geniş kapsamlı bir müzemiz malesef yok. İş Bankası bu sergi ile belki böyle bir müzenin açılmasına da öncülük etmiş olur. - 1912-1922: On Yıllık Savaş - Mütareke ve İşgal - Direniş ve Kuvayı Milliye - Düzenli Ordu ve Sathı Müdafaa - Hukuk ve Taarruz - İstiklal ve Cumhuriyet Her bir bölümü gezerken ülkemizin bir zamanlar nasıl paylaşıldığını ve ne mücadeleler verilerek geri kazanıldığını fotoğraflarla, anlatımlarla yaşatmışlar. Pek çok yerli ve yabancı arşivlerden fotoğraflarla zenginleştirilmiş olan sergi kesinlikle görülmeye değer. İş Bankası Müzesi'ne geldiğinizde giriş katı ve üst katı gezip çıkmayın. Bodrum katında bir de kasa dairesi var. Gerçek bir banka kasası nasıl oluyor merak edenler için görülesi bir yer. İstanbul'da keşfedilecek yer, gezilecek müze bitmez. Eminönü'ne yolunuz düşerse ve birkaç saat vaktiniz varsa İş Bankası Müzesi gezmek için iyi bir seçenek. Hem bankanın hem de Türkiye'nin nereden nereye geldiğini çok güzel bir şekilde gözler önüne seriyor. Ülkemiz müzecilik konusunda son yıllarda inanılmaz ilerleme gösterdi, Türkiye'nin her yerinde birbirinden güzel müzeler açıldı. Umarım devamı da gelir. İstanbul'da gezilecek yerler konusunda fikir edinmek isterseniz; İstanbul'da gezilecek yerler yazıma göz atın. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/isfahan-gezilecek-yerler", "text": "Nefs-i cihan yani dünyanın yarısı İsfahan, Selçuklular döneminde başkentlik yapmış, Safeviler'in başkenti olduğu dönemde ise en güçlü zamanlarını yaşamış. Mavi çini işlemeli binaları nedeniyle mavi şehir olarak da anılan İsfahan'ı Zayende nehri ikiye ayırmış, nehrin üstüne de birbirinden güzel köprüler yapılmış. İsfahan gezi notlarımı, İsfahan'da gezilecek yerler hakkındaki önerilerimi bu yazıda bulabileceksiniz. İsfahan, Safeviler döneminde dünyanın en büyük şehirlerinden biri olmuş, güçlenmiş, güzelleşmiş, hanedanın başkenti olmuş. Asya, Mezopotamya ve Anadolu'ya hakim konumu nedeniyle İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri haline gelmiş. Bugün el dokuması halıları, çini işleri, camileri, sarayları, köprüleri, meydanları, çayhaneleri, çarşıları ile İran'ın en popüler şehirlerinden; Türk, Fars ve İran medeniyetinin önemli duraklarından biri İsfahan! İran'da eyalet yapısı var ve İsfahan şehri, İsfahan eyaletinin başkenti olarak kabul ediliyor. İsfahan, İran mimarisinin en güzel örneklerine ev sahipliği yapan İran'ın en güzel şehri. İyi tasarlanmış şehir planı, çini işleri ile süslenmiş yapıları ile gezginleri cezbediyor. İsfahan'a gidip görmeden dönmeyin diyeceğim 20 yeri gelin, birlikte gezelim. İsfahan'a gidişim; Tahran'dan gece bindiğim ve bütün gece süren otobüs yolculuğu ile olmuştu. Sabah çok erken vakitte indiğim İsfahan'da henüz hiçbir yer açılmamıştı. Böylece, İsfahan'ın simgesi haline gelmiş olan meşhur İmam Meydanı'nı gündüz kalabalığı çökmeden, kimsecikler yokken görme imkanı yakalamıştım. Meydanı çevreleyen mavi yapılar, yeni yeni doğmaya başlayan güneş ve ben! İsfahan'ı anlatmaya başlayınca ilk bahsi geçen yer ister istemez Nakş-ı Cihan meydanı oluverir. 512x163 metre boyutları ile Çin'deki Tiananmen Meydanı'ndan sonra dünyanın en büyük ikinci meydanı olduğu söyleniyor. İlk yapıldığında yani Safeviler döneminde Şah Abbas'ın şerefine, dünyanın en büyük meydanı olarak inşa edilmiş. Nakş-ı Cihan Meydanı yani İranlılar'ın yaygın kullandıkları adı ile İmam Meydanı, dünya, ahiret ve iktidarı aynı mekanda buluşturan İslami şehir mimarisinin en güzel örneği ve 1979'ten bu yana Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alıyor. Dikdörtgen yapılı meydanın tüm çevresini saran ve kapalı çarşı olarak hizmet veren yapı, meydanın dış dünya ile bağlantısını kesiyor. Meydana girdiğinizde artık sadece bu meydan ve çevresindeki muhteşem yapılarla ilgileniyorsunuz. Meydanın ortasında bir havuz var, eğer uygun ışığı yakalayabilirseniz harika yansıma fotoğrafları çekebilirsiniz. Meydanın içine araç girişi var ne yazık ki. Ayrıca meydanın içinde fayton gezisi yapabilir veya bisiklet kiralayarak gezebilirsiniz. Ya da sadece çimenlerin üstüne oturup gelip geçeni, kalabalığı izleyebilirsiniz. İmam Meydanı'nı çevreleyen camilerden biri, meydanda ilk ziyaret edilen yerlerin başında gelen Mescid-i Şah, veya İmam Camii veya Abbasi Camii. Etkileyici yapısı ve çini işlemeleriyle dikkatleri kendine çeken camii; hat yazıları, gökkuşağının yedi renginin kullanıldığı çinileri, mescit ve kışlık camii yapıları ile halen ibadet için de en fazla kullanılan yer. Camiinin kubbesi ise akustik olmakla kalmıyor, 49 farklı yankı oluşturabiliyor imiş, denemeyle anlaşılmıyor şimdiden söyleyeyim. Benim İsfahan'da dönüp dolaşıp önüne geldiğim, en beğendiğim yer bu camii. İran'da, turistik hemen her yerin, camii dahi olsa girişi ücretli. Şah Camii giriş ücreti de 100.000 Riyal yani yaklaşık 4 Usd. Namaz saatlerinde içeriye turist almıyorlar. Şeyh Lütfullah Camii'nin giriş ücreti 100.000 Riyal yani yaklaşık 4 Usd. Namaz saatlerinde içeriye turist almıyorlar. Kraliyet sarayı olarak yapılmış olan Ali Kapı Sarayı, meydana hakim konumu ile meydanda düzenlenen törenleri en iyi şekilde izlenebilecek şekilde tasarlanmış. 38 metre yüksekliği ile 6 kattan oluşan sarayın en ilginç yeri ile 18 sütunun süslediği terası. Teras ve zarif sütunlar kadar bu terastan meydan manzarası da görülmeye değer. Sarayın en güzel yerlerinden biri de müzik odası, hem akustiği hem de duvar/tavan süslemeleri ile muhteşem güzellikte. Saray müze olarak ziyaret edildiğinden giriş-çıkış saatlerine dikkat etmekte fayda var. Ali Kapı Sarayı giriş ücreti 100.000 Riyal yani yaklaşık 4 Usd. İran'ın en büyük camii kompleksi, İsfahan'ın Unesco Dünya Kültür Mirası listesindeki yerlerinden bir diğeri Cuma Camii. Selçuklu mimarisinin muhteşem örneklerinden biri. Kubbelerinden biri Nizam-ül Mülk adına yaptırıldığı için onun adını taşıyor. Camii kompleksinin olduğu bölge, Zerdüştlük zamanında da ibadethane olarak kullanıyormuş. Geçmişi çok eskiye dayanıyor. Ancak ilk camii inşaası Melikşah zamanında yapılıyor, sonra Nizam-ül Mülk döneminde eklemelerle zenginleştiriliyor. Selçuklu, Moğol ve Safevi döneminin etkilerini taşıyan camii Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Cuma Camii giriş ücreti 100.000 Riyal yani yaklaşık 4 Usd. Ortadoğu'nun en eski ve en büyük pazarlarından biri burası. İmam Meydanı'na bağlanan Kayseriye Kapısı nedeniyle, Kayseriye Pazarı da deniyor. Pazarın içinde gezmeye başladığınızda uzaklardan gelen bir tıkırtının peşine düşüp bir bakır atölyesinde kendinizi bulmanız içten değil. Halı, bakır, seramik, minyatür atölyeleri ve dükkanları gezerek bütün gününüzü geçirebilirsiniz. Neredeyse herşey el yapımı, Çin yapımı ürünler henüz burayı işgal etmemiş. El yapımı olmasına rağmen fiyatlar uygun. Çarşının kuzey kısmı halkın günlük ihtiyaçları için ayrılmış. En renklisi tabii ki baharatçılar. Çarşıya girince çıkmak zor, o yüzden müzeleri camiileri gezip ondan sonra kalan bütün vaktinizi bu çarşıda geçirin derim. Şah Abbas, Safevi Hükümdarlığı döneminde İsfahan'ın inşası ve düzenlenmesine yıllarını adamış. İsfahan'ın genişlemesine sağlamak için ortası ve çevresi ağaçlık bir cadde yaptırdı, böylece eski kent ile yeni kent birbirine bağlanabilecekti. Çehar Bağ Medresesi, zamanında kervansaray olarak inşa edilmiş, şu an Abbasi Otel'i olarak işletilmekte ve şehrin en prestijli otellerinden biri. İsfahan'a hayat veren nehir Zayende. Zagros Dağları'ndan doğan nehir, İsfahan şehrini ikiye bölüyor ve aynı zamanda şehre getirdiği su sayesinde şehre hayat veriyor. Nehrin sularından en iyi şekilde faydalanabilmek için zaman içinde pek çok ıslah çalışması yapılmış. Şehri iki yakasını bir araya getirmek için de farklı dönemlerde ve farklı tarzlarda Zayende Nehri üzerine pek çok köprü inşa edilmiş. İtalyan köprülerini kıskandıracak güzellikteki köprüleri ve nehir kıyısındaki mesire alanları ile Zayende Nehri, İsfahan şehri için önemli bir sosyalleşme alanı. Çöle yakın iklimi ile İsfahan'da hayat, genelde güneş yakıcılığını kaybettiğinde şehirde yaşayanların nehir kenarına inmesi ile başlıyor. Hem köprüler hem de nehir kıyısı akşam saatlerinde hareketleniyor. Zayende nehri üzerindeki en eski köprü Şehristan Köprüsü'dür. Sasani sitilinde yapılmış olan köprü 13 sütünlü ve tuğlalardan yapılmış. 300 metreyi bulan uzunluğu, 14 metre genişiği ile Zayende nehri üzerindeki en ihtişamlı köprü Siosepol Köprüsü'dür. Farsça 33 anlamına gelen köprü, adını 33 kemerinden almaktadır. Sadece bir köprü değil, aynı zamanda Zayende nehrinin ıslahı için baraj görevi de görüyor. Allah Verdi Han adıyla da anılan köprünün kemerlerinin altındaki çayhaneler ise, nehre karşı çay keyfini kaçınılmaz hale getiriyor. En eski, en uzun, en ihtişamlı derken geldik en zarif köprüye. Khaju Köprüsü, katmanlı teraslı yapısı ile İsfahan sosyal hayatının merkezleri arasında yerini almış. Nehre doğru uzanan merdivenlere oturup keyif yapmak için de birebir. Çehel Sütün Sarayı, aslında 20 sütünlü bir saray olmasına rağmen, sarayın önündeki havuza vuran yansıma nedeniyle 40 Sütün Sarayı olarak nam salmış. II. Şah Abbas döneminde tamamlanan saray daha çok misafirlerin ağırlanması, elçiler, devlet adamlarının katıldığı resepsiyonlar için kullanılırmış. Şu an müze olarak kullanılan saray duvarlarında Şah İsmail ve Yavuz Selim'in Çaldıran Savaşı'nın resmedildiği bir tablo da yer alıyor. Çehel Sütün Sarayı giriş ücreti 100.000 Riyal yani yaklaşık 4 Usd. Süleyman Şah zamanında yapılan saray, son Safevi sultanlarının yaşadıkları, lüks ve görkemli bir saray imiş ancak çok zarar görmüş. Sarayın bahçesine giriş ücretsiz ancak binanın içine giriş ücretli ve giriş ücreti 100.000 Riyal yani yaklaşık 4 Usd. Zayende Nehri, İsfahan'ı ikiye ayırıyor demiştik. İsfahan'ın kuzeyinde müslümanlar güneyinde sie Ermeniler yaşıyor. Colfa şehrinden göç ettirilen Ermeniler'in yerleştiği bu bölgeye Colfa Mahallesi adı verilmiş ve İsfahan'da bir Hristiyan mahallesi kurulmuş. İsfahan'ın farklı bir rengini görmek isteyenler mutlaka nehrin bu yakasına geçip Ermeni Mahallesi'ni görmeliler. Kilise, müze ve Vank Katedrali bu bölgede görülebilecek yerler arasında iken, güzel kafe ve restoranlar da bulunuyor. İsfahan'a göç eden ermeniler 1600'lü yılların başında Vank Katedrali'ni inşa etmişler. İç dekorasyonu İtalyanlar tarafından yapıldığından Floransa kiliselerine benzetilir. Katedral 08:30-13:00, 15:30-18:30 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor, yine müze statüsünde olduğundan girişi ücretli. İsfahan, farklı dinlere ait cemaatlere sahip. Mescid-i Cuma Camii'nin yakınında yer alan Mullah Jacob Sinagog'u da bunlardan biri. Sinagoglara turistik olarak girip gezemiyorsunuz ancak dışarıdan görebilirsiniz. Moğollar döneminde yapılan Jonban Camii'nin 17 metre yükseklikteki minareleri yapımındaki bir teknik sayesinde sallanıyormuş. Eskiden belli saatlerde turistik amaçlı olarak minareleri sallıyorlarmış ama artık bu gösteri yapılmıyor. Camii şehir merkezinde değil, şu an sallanmasa da görmek isterseniz taksi ile ulaşabilirsiniz. İsfahan, Zerdüşt kültürüne de ev sahipliği yapmış bir şehir. Ateşkadeh de bu zamandan kalma bir Zerdüşt Tapınağı. Dünyanın en eski tapınaklarından bir sayılan tapınak Manar Jonban'a da yürüme mesafesinde. Taksi ile anlaşıp ikisini bir arada görebilirsiniz. Bir tepenin üstünde bulunan tapınağın bulunduğu yerden İsfahan manzarasını da izleyebilirsiniz. Alparslan ve Melikşah dönemlerinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nda vezirlik yapmış, Siyasetname adlı kitabın yazarı olan ünlü devlet adamı Nizamülmülk'ün Türbesi İsfahan'da yer alıyor. Ancak türbe maalesef ziyarete açık değil. Dışarıdan görüntüsü yukarıdaki fotoğrafta yer alıyor. Yeme içme kültürü ile bize oldukça benzerlik gösteren İran'da kebap kültürü de oldukça yaygın. Aç kalmazsınız diyeceğim ama ben Ramazan Ayı'nda gittiğim için biraz aç kaldım çünkü hiçbir restoran veya kafe açık değildi. Açık olanlar da paket servis veriyorlardı. İsfahan'a ilk gidişim ve ikinci gidişimde denediğim yerleri aşağıda yorumlarımla birlikte göreceksiniz. Mescid-i Cuma Camii'nin önündeki çarşının içinde yer alan Haaj Mahmoud Shefa'at Beryani restoranına uğrayıp büryan kebap yemeyi ihmal etmeyin. Oldukça salaş bir restoran ve yerellerle birlikte yemek yiyebileceğiniz, İsfahan'ın meşhur Beryani'sini yemek için en iyi yerlerden biri. Bu arada bizdeki büryan kebap ile karıştırmayın, bambaşka bir et yemeği bu. Naghsh-e Jahan Restoran, adı üstüne hemen Nakşı Cihan Meydanı'nın yanında, House of Artists Spadana Avlusu'ndan giriliyor. Geleneksel İran ve İsfahan yemeklerini bulabileceğiniz bir restoran burası. Dekorasyonu da çok geleneksel. Ben burada da İsfahan Beryani yedim, oldukça güzeldi, benden tam not aldı. Beryani ve sürahi ile içtiğim ayran için yaklaşık 6-7 Usd ödedim. İran'da ayranı naneli olarak servis ediyorlar ve ayran sipariş ettiğinizde genelde sürahi mi yoksa bardak mı diye soruyorlar. Benim gibi yoğurt ve ayran sevenler için cennet. Restaurant Shahrzad, İsfahan'ın en meşhur restoranlarından biri. Siesopol Köprüsü'ne çok yakın mesafede. Mekan dekorasyon olarak çok güzel, ancak biz gittiğimizde hizmetten hiç memnun kalmamıştık. Çalışanların menüde ne olduğundan haberi yok, çok kalabalık olduğu için sizinle ilgilenecek birini bulmanız sorun. Akşam 20:00'de restorana gittiğimizde menüden sadece kuzu kalmıştı, kalabalık turist gruplarının tercih ettiği bir yermiş. Hiç memnun kalmadık, rehberlerde çok ismi geçen bir restoran aklınızda olsun. İsfahan ve genel olarak İran'da buzlu kavun suyu serinlemek için çok tüketilen içeceklerden biri. İyice olgunlaşmış kavunu şeker ve buz ile blenderdan geçirerek yaptıkları bu su beklediğimden çok daha güzel ve lezzetli idi, bol bol tükettim. İran kültürünün en önemli parçalarından biri bizdeki kahvehanelerin yerine geçen çayhaneler. İran'da çay önemli bir ritüel. Yanında katılaşmış şeker veya bazı bölgelerde reçel ile içilir. Eskiden kadın-erkek gidilirmiş çayhanelere ancak devrim sonrası kadın-erkek karışık bir şeyler yapılması tasvip edilmediğinden çayhanelere giden sayısı da azalmış ve çoğu kapanmış. İshafan'da İmam Meydanı çevresindeki esnafa sorarsanız size eski geleneklere göre devam eden çayhanelerin yerini gösterirler. Biz öyle bir esnafa sorduk, \"gelin, benimle\" dedi. Düştük peşine, sonunda bizi götürdüğü yerde çayı da o ısmarladı. Meğer götürdüğü yer İsfahan'ın en meşhur çayhanesi imiş. İlk gittiğimde sadece çay vardı ama artık restorana dönmüş diyorlar. İkinci gidişimde Ramazan nedeniyle kapalı olduğu için son halini göremedim. İsfahan İran'ın neredeyse ortasında yer alıyor. Tahran ile Şiraz şehirlerinin neredeyse tam ortasında diyebiliriz. Tahran'a 445, Şiraz'a ise 488 km mesafede yer alıyor. İsfahan'a Türkiye'den direk uçuş bulunmuyor. Bu nedenle uçakla Tahran'a gidip, Tahran'dan otobüs, tren veya iç hat uçuşları ile İsfahan'a ulaşabilirsiniz. İran'da iç hat uçuşlarının fiyatları bizden daha ekonomik, zaman kısıtlamanız varsa uçağı tercih edebilirsiniz. Otobüs çok ucuz bir ulaşım seçeneği, Tahran'dan İsfahan yaklaşık 12 saat sürüyor. Gece otobüsleri de oldukça rahat, akşam Tahran'dan otobüse binip sabah İsfahan'da olacak şekilde de plan yapabilirsiniz. İran gezi notları yazım da ilginizi çekebilir. İsfahan İran'ın en turistik şehirlerinden bir tanesi, dolayısıyla oldukça fazla konaklama seçeneği var. Lüks bir konaklama deneyimi isterseniz Abbasi Otel, ortalama ve temiz bir otel isterseniz İran Otel, ekonomik bir seçenek isterseniz İsfahan Heritage Hostel merkeze yakın konumları ile önerebileceğim oteller. İsfahan'da çarşıları gezerken aklınızı kaçıracağınızı garanti ederim. Meşhur İran halılarından el yapımı bakır ve seramik işlerine, binbir çeşit doğal dokuma ürün yan yana sıralanmış dükkanlarda alıcılarını bekliyor. Eğer alışveriş konusunda kendini tutamayanlardansanız İsfahan'a cebiniz dolu gelin derim. İran'da gezdiğim yerler arasında hediyelik eşya, turistik ürünler açısından en zengin yerin İsfahan olduğunu da söylemeden geçmeyeyim. Kendinize İran'dan bir hatıra almak istiyorsanız İsfahan doğru yer! İran, tarihinden gelen muhteşem Fars, Safevi, Selçuklu medeniyetlerinin izlerini hala en derin biçimde içinde taşıyor. Mutlaka gidilmesi, görülmesi, her bir şehrinde vakit geçirilmesi gereken bir ülke. Biz bugünlük İsfahan'a bir yolculuk yaptık sizlerle, umarım keyif almışsınızdır! Bu yazının kısa versiyonu Skyroad dergisi Aralık 2018 sayısında yayınlanmıştır. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ishak-pasa-sarayi", "text": "İshak Paşa Sarayı, Türkiye'nin doğusunda mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde yer alan saray, Osmanlı İmparatorluğu Lale Devri'nde yapılan son büyük saray ve Anadolu'daki tek Osmanlı sarayı olma özelliği ile dikkat çekerken, efsaneleri, son dönemde yapılan ve çok eleştirilen restorasyonu ile gündemde yer aldı. İshak Paşa Sarayı'na nasıl gidilir, giriş ücreti nedir, efsanesini merak ediyorsanız bu yazı tam size göre, keyifli okumalar! İshak Paşa Sarayı, Doğu Anadolu Bölgesinde, Ağrı ili sınırları içinde yer alan Doğubeyazıt ilçesinde bulunuyor. Doğubeyazıt ilçe merkezine 7-8 kilometre mesafede, Doğubeyazıt ovasına ve Doğubeyazıt'a tepeden bakan, sırtını Doğubeyazıt Kalesi'ne vermiş, kayalıkların üzerine inşa edilmiş muhteşem bir yapı. İshakpaşa Sarayı'na nasıl gidilir derseniz; Ağrı, Kars veya Van'a uçakla gidip oralardan Doğubeyazıt'a ulaşabilirsiniz.. Ağrı'ya İstanbul, Ankara ve İzmir'den THY ve Pegasus Havayolları'nın uçuşları var. Uçuş saatlerine havayolu firmalarının sitelerinden bakabilirsiniz. Ağrı Havalimanı'ndan Doğubeyazıt'a havalimanı servisleri var. Yolculuk yaklaşık 80 kilometre yani 1,5 saat kadar sürüyor. Yol kalitesi son derece iyi. Doğubeyazıt'a ulaştıktan sonra İshakpaşa Sarayı'na ulaşmak için farklı seçenekleriniz var. - İshak Paşa Sarayı'na Doğubeyazıt şehir merkezinden taksi ile 20 TL'ye ulaşabiliyorsunuz. 20 TL gidiş, 20 TL dönüş, 10 TL de bekleme ücreti ile 1 saatlik bir taksi ayarlamanız yapmanız mümkün. Bu fiyatlar 2019 yılına ait, güncel fiyatları taksiciler ile pazarlık ederek alabilirsiniz. - Yoğun sezonda şehir merkezinden saraya servis bulunuyormuş. Kış döneminde gittiğimizde tek seçenek taksi. - Bir diğer seçenek de özel araç kiralayarak gitmek. Ağrı'ya geldiğinizde araç kiralamak gezilecek yerleri görmek için en iyi alternatif gibi görünüyor. Saray dışında da pek çok yere araçla ulaşmanız gerekecek. - Ağrı'ya tur ile gelirseniz hem sarayı hem de görülecek önemli yerleri tur kapsamında gezebilirsiniz. Benim ilk İshakpaşa ziyaretimde, Kars'tan Doğubeyazıt'a geldiğimiz ve Doğubeyazıt'tan Van'a geçtiğimiz için bu tecrübemin detaylarını paylaşacağım. Kars'tan Doğubeyazıt'a geçiş konusunda internette pek bilgi bulunmuyor, neyse ki benim blogumu buldunuz, çok şanslısınız. Kars'ta kaldığımız otelde çalışanlara sorduğumda onlar bile emin değillerdi. Kars'tan Doğubeyazıt'a, direkt giden araç yok. Önce Iğdır'a gidip Iğdır'dan Doğubeyazıt araçlarına binerek ulaşabiliyorsunuz. Kars şehir merkezinde yer alan ilçeler otogarından Iğdır'a, Serhat Iğdır firması gidiyor. Her gün sabah 08:00 akşam 17:00 arası Pazar günü hariç 7 otobüs var, Pazar günleri 6 araç gidiyor. Biz geç kalmadan İshakpaşa'ya ulaşabilmek için sabah 08:00 aracına bindik. Otobüs saatleri için aşağıdaki telefondan firmayı arayabilirsiniz. Kars-Iğdır arası 111 kilometre, yolculuk yaklaşık 2,5 saat sürüyor. 2,5 saat süren yolculuk için bilet ücreti 2019 yılı Şubat ayında 25 TL idi. Bu yolculuğun en güzel kısmı; bir noktadan itibaren sürekli karşınızda bütün ihtişamı ile Ağrı Dağı'nı izleyerek gidiyor olmak. Gezginin Notu: Ağrı Dağı'nın en güzel manzaraları Iğdır yönünden gelirken gördüğünüz manzaralar, bunu kaçırmayın. Bir de Nuh'un Gemisi'nin olduğu yerden hem büyük hem küçük Ağrı'yı görebilirsiniz. Iğdır'a ulaştığınızda Kars otobüsünün durduğu yer ile Doğubeyazıt Minibüslerinin kalktığı yer arasında 200 metre kadar yürümeniz lazım. Zaten kime sorsanız gösteriyorlar, aynı cadde üzerinde. Zamanımız kısıtlı olmasa Iğdır'da da biraz vakit geçirmeyi çok isterdim. Kars'tan sonra Iğdır oldukça modern ve bakımlı bir şehir. Zaten iklim itibariyle de bu bölgedeki diğer tüm illerden farklı olduğundan bol meyve, sebze bulmak da mümkün. Benim gözüm yol kıyısındaki ciğercilerde kalsa da yolumuza devam etmemiz gerektiği için Doğubeyazıt Minibüs Yazıhanesi'ne yollandık. Iğdır-Doğubeyazıt minibüsleri yarım saatte bir kalkıyor demişlerdi ama anladığım kadarıyla doldukça kalkıyor, 10 dakika dahi beklemeden hemen hareket ettik. Iğdır'dan Doğubeyazıt yaklaşık 1 saat sürüyor. Saat 12:00 olmadan Doğubeyazıt'a ulaşmış olduk. Doğubeyazıt'tan taksi ile İshak Paşa Sarayı'na gittik. Biz taksici ile 1 saatlik bekleme için anlaşmıştık ama bize yetmedi, en az 2 saat için anlaşmanızı öneririm. Çünkü hem saray büyük hem de fotoğraf çekmek için sarayın arkasındaki tepeye çıkmak lazım. Ayrıca saray çevresinde Urartu Kalesi, Eski Beyazıt Camii, Ahmedi Hani Türbesi, Ahmedi Hani Müzesi gibi görülecek başka yerler de var. Gitmişken onları da atlamamak gerek. İshakpaşa'ya ikinci gidişimde bu yerleri de ekleyince 4-5 saatimi oralarda geçirdim. Plan yaparken, taksi ile pazarlık ederken bunları unutmayın. Doğubeyazıt'tan Van'a günde 5 araç var. Şehir merkezinde ara bir sokakta minibüslerin kalktığı minibüs terminali var, bu minibüsler otogardan kalkmıyor. Minibüsten inince google haritalarda indiğiniz yeri işaretlemenizde fayda var çünkü biraz ara bir yerde. Doğubeyazıt'tan Van'a 06:30, 08:00, 12:00, 15:00'te minibüs var. Biz sonuncuya yetişmek için hızlı hareket etmeye çalıştık. Doğubeyazıt Van arası yolculuk da 2,5 saat kadar sürüyor ve bilet ücreti 30 TL. Bizim orada olduğumuz dönemde hava konusunda çok şanslı idik, Doğubeyazıt Van arasındaki Tendürek Dağları zaman zaman geçit vermeyebiliyormuş, hava durumuna göre yolculuk süresi uzayabilir. İshak Paşa Sarayı giriş ücreti 2020 için 10 TL. Müze Kartınız var ise ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. İshak Paşa Sarayı sabah 08:00'de ziyarete açılıyor, kış döneminde (3 Ekim-14 Nisan) 17:00'de kapanırken yaz döneminde 19:00'a kadar ziyaret edilebiliyor. Ziyaret başlangıç saatleri pandemi döneminde değişiklik gösterebiliyormuş, gitmeden önce arayıp kontrol etmenizde fayda var çünkü internetteki saatler güncel olmayabiliyor. Bizim gittiğimiz Eylül döneminde 10:00-19:00 arası açıktı. İshak Paşa Sarayı, Lale Devri'nde yapılmış son büyük Osmanlı Sarayı olması nedeniyle tarihsel öneme sahip. M. S. 1784'te tamamlanan sarayın yapımı 99 yıl sürmüş. Çolak Abdi Paşa sarayın yapımına başlamış olmasına rağmen II. İshak Paşa döneminde yapımı tamamlandığı için ismini de İshak Paşa'dan almış. Ancak bu güzel saray İshakpaşa'ya uğurlu gelmemiş, İstanbul ile rekabete girdiği, kendisi için Topkapı ile yarışan bir saray yaptırdığı için imparatorluğu rahatsız etmiş ve sürgüne gönderilmiş. Saray, sadece saray değil külliye olarak inşa edilmiş. 7600 metrekare alana yayılmış olan saray 3 katlı olarak yapılmış. İç içe iki avlu etrafında tüm yapılar ttoplanmış. Harem dairesi Topkapı Sarayı örnek alınarak yapılmış. Harem bölümündeki muhteşem duvar kabartmaları, taç şeklindeki kapı işlemeleri ile göz alıcı bir güzelliğe sahip saray. Bugün saraydan geriye kalan kısımdaki en sağlam yapı sarayın camiisi. Saray şu an Doğubeyazıt'tan uzakta olsa da eskiden şehir sarayın çevresinde yer alıyormuş. Malum sarayın bulunduğu yer ülkemizdeki en soğuk yerlerden biri. Sarayı ısıtmak için kullanılan sistem dünyadaki saray ısıtmak için kullanılan ilk kalorifer sistemi olarak kabul ediliyor. Kalorifer sisteminden daha çok ısıtma sistemi demek daha doğru olabilir. Şöminelerin dumanının duvarların içine yerleştirilmiş borular ile odaları dolaşması sağlanmış. Sarayı gezerken bu sistemin görülebilmesi için açık olarak gösterilmiş olan yerleri var. Dikkatli gözlerle bakarsanız kaçırmanız mümkün değil. Osmanlı, Selçuklu, Fars, Türkmen mimarisinden etkilenmiş olan yapı, tüm bu kültürleri içinde sentezlemiş. Yapımı 99 yıl süren saray içindeki farklı yapılar farklı mimari tarzlarda inşa edilmiş. Caminin kubbesi Türkmen mimarisine benzerlik gösterirken ana taç kapı Fars etkisindedir. Ermeni ustaların çoğunlukla çalıştığı sarayda taş işçlikleri dudak uçuklatacak güzellikte. Ayrıca sarayın mimarisinde, zemine yakın kısımlarda Ağrı dağının lav kalıntılarından oluşan nem tutmayan siyah volkanik taşlar kullanılmış. Bu siyah taşlar merasim salonunun dekorasyonuna da renk katmak amacıyla kullanılmış. Taş işçilikleri arasında hayat ağaçları, madalyon desenleri, Osmanlı mimarisinde görmeye alışık olmadığımız hayvan ve insan figürleri yer alıyor. Bir diğer dikkat çekici unsur ise Kufi adı verilen Irak yazıları. Geometrik şekilleri yazıları sarayın pek çok yerinde görebilirsiniz. - Cümle Kapısı - Bekleme Salonları - Gözetleme Odaları - Hamam - Mutfak - Harem Dairesi - Has Bahçe - Seyir Terası - Camii - Medrese Odaları - Divanhane - Zindanlar - Zahire Ambarları - Merasim ve Eğlence Salonu - Türbe - Muhafız Koğuşları - Arabalık ve Tavla Bölümleri İshak Paşa Sarayı'nda çalışan taş ustaları kendi yaptıkları yerlere imzalarını bırakmışlar. Sarayda 120'ye yakın imza tespit edilmiş. Bugün İshak Paşa Sarayında en sağlam kalan yapının camii olduğunu belirtmiştim. Hem dışarıdan kubbesi ile sarayın en belirgin yapısı, hem de içeriden tamamen korunmuş olması ile dikkat çekiyor. Tavandaki kök boyadan yapılan işlemeler, duvardaki taş işçilikleri ile dış mekanı kadar iç mekanı da ilgi çekici caminin. Caminin soğan kubbesi ise Ahıskalı mimarların tasarımı. İçeride isteyenlerin ibadet etmesi de mümkün, camii bölümüne girerken kadınların başlarını kapatmaları gerekmektedir. Saray bahçesine girdiğinizde sol yanınızda bir çeşme yer alıyor, bu çeşmeye \"süt çeşmesi\" adı verilmiş. Bir zamanlar çeşmedeki iki musluktan birinden su, diğerinden süt aktığı söylenirmiş. Sütün 5 kilometre uzakta bir yayladan buraya taşındığı söyleniyor. Süt her gün akmıyormuş tabii, özel günlerde, bayramlarda süt dağıtılıyormuş. Sarayın kuzeybatı köşesinde 21 merdiven ile inilen zindanlar yer alıyor. Yaşar Kemal'in Ağrı Dağı Efsanesi kitabında geçen zindanlar bunlar. Zindanlar girişten sona doğru daha az ceza alanlardan yüksek ceza alanlar şeklinde sıralanıyor. Sondaki zindanın ise orijinal yapıda giriş kapısı yokmuş, şu an teşhir için kapı yapılmış. Mahkumlar zindana tepedeki bir pencereden iple sarkıtılıyormuş. O hücrede ölen mahkumların cesetleri orada kalıyor, yeni mahkum kendinden öncekilerin cesetleri arasında kalıyormuş. Ne kadar dayanabilir siz düşünün. Napolyon'un gizli ajanı olarak bilinen P. A. Jaubert seyahatnamesinde bu zindanlardan bahsetmiş. Zindanlar, çalışan odaları, harem odaları, mutfak, harem, selamlık, iç ve dış avlu sarayın ana parçalarını oluşturuyor. 360 odası, 115x50 metre boyutları ve 3 katlı yapısı ile bugün görünenden çok daha büyük bir saray olduğunu belirtmekte fayda var. İshak Paşa Sarayı'nın en güzel ve etkileyici kısmı harem bölümü girişinde yer alan merasim salonu. Duvarlardaki yazıtlar, salonun taş işçiliği tek kelime ile muhteşem. Fotoğrafta solda gördüğünüz duvar nişlerinin içinde dış bükey aynalar varmış, soldaki pencerelerden çalışanlar sofradaki eksikleri görüp servislerini ona göre yaparlarmış. Harem odaların önemli bir özelliği her odanın kendi banyosu olması. Ayrıca harem bölümünde yer alan tuvalet, sarayda günümüze ulaşan tek tuvalet. İshak Paşa Sarayı çevresinde saraydan daha önce yapılmış olan Urartu Kalesi, Keçi Deliği ve Eski Beyazıt Camii yer alıyor. Saraydan yürüyerek dahi ulaşabilirsiniz, çok uzak değil. Ancak Kale'ye tırmanmak isterseniz biraz zama ayırmanız gerekir. - Urartu Kalesi'nin tepesinde yer alan ve keçi deliği denilen yerden, en yüksek noktadan Doğubeyazıt ovasıyla birlikte sarayı çekebilirsiniz. - Eski Beyazıt Camii'nin bahçesinden çekebilirsiniz, ama bu açı restorasyon sırasında yerleştirilen tavanın en kötü göründüğü yer, en son burayı tercih edin derim. - Urartu Kalesi'nden veya kaleye çıkış noktalarından yine yukarıdan çekebilirsiniz. - Paraşüt adında sarayın hemen üstünde bir kafeterya yer alıyor. Şu an açık olmasa da oradan fotoğraf çekebilirsiniz. Karlı gördüğünüz fotoğraflar oradan çekildi. - Harem girişindeki Merasim Salonu, - Önemli kişilerin veya yabancıların misafir edildiği Divan, - İç avlu, - Taç kapı Saray o kadar fotojenik ki, fotoğraf çekmek için saatlerce vakit harcayabilirsiniz. Rivayetlere göre Kralın kızı Gülbahar, Çoban Mehmet'e aşık olur. Kral kızının bir çobanla evlenmesine karşı gelir ve bu durumu krallığına yediremez. Halk arasında dilden dile konuşulmaya başlanır. İshak Paşa etrafta yayılan konuşmalardan rahatsızlık duyar ve bir çözüm aramaya koyulur. İshak Paşa, Çoban Mehmet'e Ağrı Dağı'nı gösterir, \"Sen Ağrı Dağı'nın en yüksek tepesine çık ve orada ateş yak, o zaman kızımı sana veririm\" der ve yapamayacağını düşünür. Çoban Mehmet Ağrı Dağı'na çıkar ve ateşi yakar. Bunu gören İshakpaşa tedirgin olur, kara kara düşünmeye başlar ve beklemeye koyulur. Artık istemese de kızını vermesi gerekecektir. İshakpaşa bekler, aradan 2 gün geçer ancak Çoban Mehmet gelmez. Sonra öğrenirler ki Çoban Mehmet ateşi yaktıktan sonra ölmüş. Bunu öğrenen Gülbahar kahrolur ve babasına \"Baba bana bir zindan yap, Ağrı Dağı'nı görmesin\" der. Babası da İshak Paşa Sarayı'nı yaptırır. İshak Paşa Sarayı hiç bir cephesinden Ağrı Dağı'nı görmez. Böylelikle Gülbahar'ın zindanı babasının Sarayı olur. Yukarıdaki hikaye Yaşar Kemal'in Ağrı Dağı Efsanesi kitabındaki hikayeye benzese de birebir örtüşmemektedir. Yaşar Kemal kitabını yazarken bölge insanından efsaneler dinleyerek, kendi efsanesini yazmıştır belki de. Hikayede ismi geçen kızın adı aynı iken, çobanının adının farklı olması, hikayenin sonlarının farklı olması gibi detaylar var. Yaşar Kemal'in Ağrı Dağı Efsanesi adlı kitabında yer alan efsanede ise, Hanın kızı Gülbahar ile çoban Ahmet'in acıklı aşk hikayesi anlatılır. Kitaptaki efsaneye konu olan bu kez Bayazıt Valisi Mahmut Paşa'nın kızı Gülbahar ile çoban Ahmet'in aşk hikayesidir. Hikayeyi burada anlatmayacağım, Yaşar Kemal'in Ağrı Dağı Efsanesi kitabını internetten sadece 10 TL gibi ucuz bir fiyata bulabilirsiniz, İshakpaşa'ya gitmeden veya döndükten sonra okumanızı tavsiye ederim, zaten kitap ince bir kitap, su gibi okunuyor. Ağrı Dağı Efsanesi kitabını mutlaka okuyun, aynı kitaptan uyarlanan Memduh Ün'ün yapımcı ve yönetmen koltuğuna oturduğu, Fatma Girik ve Hakan Balamir'in başrollerinde oynadığı sinema filmini de bulursanız izlemenizi öneririm. Doğubeyazıt'a gelmişken Kars veya Van yazılarıma da bir göz atın, oralara da plan yaparsınız belki. Hem yaz hem kışını görmüş biri olarak çekimser kaldım şu an 🙂 Kışın bazı çirkinlikler karla kaplı olduğu için daha güzel görünüyor olabilir. Bir de buralar zaten kış memleketi, o yüzden kışı daha mı güzel acaba? Kış aylarında ulaşım biraz sıkıntılı olabilir, ben kışın gittiğimde yol kötü olduğu için kale tarafına hiç geçmemiştim mesela."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/isinden-istifa-edip-gezi-bloggeri-olmak", "text": "20 Nisan 2018, takvimlerde sıradan bir gün, benim için ise hayatımın belki de dönüm noktası! 19 yıllık kurumsal hayatıma bir nokta koyup hayatıma blogger ve gezi yazarı olarak devam etmeye başlayacağım gün. Beni tanıyan tanımayan herkes bu kararı nasıl verdiğimi sordu, ben de tıpkı blog yazmaya başladığım zaman yaptığım gibi, en iyisi bu konuda bir yazı yazıp zihinlerdeki bütün sorulara cevap vereyim istedim. Sorunuzun cevabı bu yazıda yoksa yorum olarak eklerseniz dilim döndüğünce cevap veririm. Öncelikle hiçbir şey birden bire olmadı. 10 yıldır gezi blogu yazıyorum, hatırı sayılır bir bilinirlik ve okunurluğa sahip olan blogum hali hazırda az da olsa bir para kazandırıyor. Yazının bu kısmına gelince \"Blog yazarak para kazanılıyor mu? Ben de blog açmak istiyorum ne yapmalıyım?\" gibi sorularınız olduğunu tahmin ediyorum. Kısa cevap vereyim; evet! Eğer kendinize özel bir alan belirleyebilir, düzenli ve kaliteli içerik üretebilirseniz blog yazarak para kazanılabiliyor. Eğer blog konusunu nasıl çözeceğim diyorsanız, WordPress Okulu tarafından hazırlanan eğitimlere katılabilirsiniz. Para pul mevzuularıma fazlaca girmeden önce bu hikayenin nasıl başladığına bir bakalım. Seyahat etmeye başladıktan kısa bir süre sonra kanıma seyahat virüsünün her gün biraz daha işlediğini farketmeye başladım. Her fırsatta bir seyahat planı yapmak için uğraşıp duruyordum, seyahat ettikçe bu arzum daha da artıyordu. Bir gün biter mi diye bekledim ama bitmek bir yana, sürekli artıyordu. Hal böyle olunca hayatımı seyahat ederek geçirebilmenin yollarını araştırmaya başladım. Seyahat etmek bağımlılık yaratır mı? diye de bir yazı yazmıştım. Önce hayatımı basitleştirmeye, gereksiz harcamalarımı azaltmaya, gereksiz yüklerimden kurtulmaya başladım. Yaşadığım bir taşınma, aslında hayatımda belki bir kez kullanmak için aldığım ve anlamsız paralar harcadığım ne kadar çok eşyam olduğunu görmemi sağladı. O dönemeçten sonra ihtiyacım olmadıkça kendime yeni birşey almamaya başladım. Hayatımı basitleştirme bakış açısı seyahat dışındaki tüm lüks harcamalarımı azaltmamı sağladı. Bu durum tahmin ettiğimden çok daha fazla para biriktirmeme yol açmış oldu. Yukarıda anlattıklarımla asenkron bir zaman diliminde seyahat ederken hayatımı nasıl devam ettireceğime dair araştırmalarım devam ediyordu. Düzenli bir gelir çok işime yarardı, ben gezerken hesabıma tıkır tıkır yatan bir para. Aslında çok istekli olmamama rağmen kendime bir ev aldım. İstanbul'da bir evin kira geliri seyahat etmek için önemli bir ödenek olacaktı, nitekim öyle de oldu. Şu an en düzenli gelirim ev kiram. Blogumu yazmayı ise hiç bırakmadım, evet istediğim yoğunlukta ve detayda yazamıyordum belki ama o benim can simidimdi. Blog dışında bazı online-offline dergilere de zaman zaman yazılar yazmaya devam ettim. Yazmayı seviyordum, yazdıkça insanları yola çıkmaya motive ettiğimi görmek beni daha da mutlu ediyordu. İşlerimin en yoğun olduğu zamanlarda dahi yazmayı bırakmadım. Blog yazmanın bana en güzel getirilerinden biri gezi blogu yazan, gezmeyi seven çok güzel insanlarla tanıştım, harika arkadaşlıklar dostluklar kurdum. Hayalim hep bir gün kurumsal hayatı bırakıp dilediğim gibi seyahat edebilmekti. Ama ne zaman sorusunun cevabını bilmiyordum! Hazır olunca? Hazır olacak mıydım? Sürekli kendi kendime öne sürdüğüm mazeretlerle hayallerimi erteliyordum, ama bir yandan hayat beni beklemiyor akmaya devam ediyordu. 1 Nisan 2018 günü Facebook bana 4 yıl önce 1 Nisan şakası olarak işten ayrıldığımı ve Ege'ye yerleştiğimi söyleyen bir mesajımı hatırlattı! 5 yıldır dilimdeydi ama bir türlü harekete geçemiyordum! O an bir şimşek çaktı ve \"doğru zaman\" diye bir zamanın hiçbir zaman olmayacağını, doğru zamanının şimdi olduğunu anladım. Doğru zaman şimdiydi ve ben istifa edecektim! Benim gibi yıllarını kurumsal hayata vermiş pek çok arkadaşımdan \"ne kadar cesursun\" \"keşke biz de bu cesareti gösterebilsek\" yorumları aldım. Halbuki ben kendimi cesur görmüyorum, güvenli sulardan ayrılırken, başıma neler geleceğini bilmezken çok korkuyorum. Diğer yandan da bunca zaman sürekli kendime mazeretler üretip bu süreci ertelediğim için, geç kalmış bir hareket olduğunu düşündüğüm için, içinde cesaret göremiyorum. Dışarıdan öyle görünmese de içerideki durum bu! Blog yazarak para kazanmak mümkün mü? yazım da ilginizi çekecektir. her zaman bir yerleri gezip paylaşmak ve insanlara faydalı birşeyler yapmak istemişimdir ama ne yazık ki bir fırsatını bulup bu dileğimi gerçekleştiremedim. İşinde başarılı bir çok kişiyi takip etmekle yetiniyoruz şimdilerde herşey için teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/iskenderiye-gezi-rehberi", "text": "Mısır seyahatimin benim için en özel noktalarından biri şüphesiz İskenderiye idi. Tarihin en önemli kütüphanelerinden biri olan İskenderiye Kütüphanesi'ne ev sahipliği yapmış bu kadim şehirde birkaç gün geçirdim. İskenderiye hakkında merak ettikleriniz, İskenderiye gezilecek yerler önerileri, İskenderiye'de yemek, ulaşım, konaklama ve çok daha fazlası İskenderiye gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor. Keyifli okumalar! İskenderiye gezimin videosunu izlemek isterseniz aşağıdaki görsele ve bu linke tıklamanız yeterli. Kanalıma abone olmayı da unutmayın. İskenderiye, Mısır'ın ikinci büyük şehri ve 4,5 milyon nüfusu ile Akdeniz kıyısındaki en büyük yerleşimi. Nil deltasının kenarında yer alan şehir, tarih boyunca konumu nedeniyle önemli bir yere sahip olmuş. İstanbul'da yaşayanların sürekli İzmir'e taşınma hayali gibi Kahire'de yaşayanların da İskenderiye'ye taşınma hayali var. İskenderiye için Kahire'den daha muhafazakar bir şehir şeklinde yazılar okumuş olmama rağmen ben buna dair herhangi bir olumsuz deneyim yaşamadım. Aksine İskenderiye'de çok daha rahat gezdim. İskenderiye, liman şehri olması nedeniyle sürekli yabancıların durağı olmuş, ve bu yabancı kültürlerden etkilenmiş. Şehir mimarisine ve insanların tavrına da bu kültür yansımış, pozitif anlamda. \"İskenderiye'yi gezmek için kaç gün ayırmak gerek?\" sorusunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Kahire'den İskenderiye'ye günübirlik pek çok tur geliyor. Ben tur ile gelmediğim için tur rotalarını bilmiyorum. Ancak şehrin dokusunu hissetmek ve görülecek önemli yerleri görebilmek için benim önerim en az 2 gün ayırmanız. Zamanınız varsa tabii ki daha uzun zaman da ayırabilirsiniz. İskenderiye gezilecek yerler listesinde yer alan noktaları görmek için en az 2 tam güne ihtiyacınız var. Önemli noktaları görmek, bir yerlerde oturup çayınızı yudumlamak ve gün batımını izlemek için zamana ihtiyacınız olacak. İskenderiye'de gezilecek yerler birbirine yakın veya yürüme mesafesinde değil. Trafik oldukça kaotik olduğu için mesafeler kısa görünse de zaman alacağını göz önüne alarak plan yapmakta fayda var. Bir diğer önemli nokta ise eğer sıcak bir dönemde geldiyseniz gün ortasında tarihi kalıntıların olduğu yerleri görmek çok yakıcı olacaktır, gün ortasında kapalı alanlarda kalacak şekilde gezi planınızı yapmanız en güzeli. İskenderiye, Mısır'ın Akdeniz kıyısındaki önemli liman şehirlerinden biri. İskenderiye ile Kahire arası kaç km? diye soracak olursanız, sadece 220 km. İskenderiye ile Kahire arası otobüs ile 3-3,5 saat arası sürüyor. Google haritasında araç ile yolculuk 2,5 saat gibi görünse de otobüs daha uzun sürüyor. Ben Mısır'daki bütün yolculuklarımda olduğu gibi Kahire'den İskenderiye'ye gelirken yine Gobus firmasını kullandım. Kahire'den kalkışta 1 saat gecikmeli olarak hareket etti otobüs. Mısır'da bu tarz gecikmelere hazırlıklı olun, seyahat planınızı yaparken esnek olmaya çalışın. Mısır'da otobüse binerken eğer bagaja çantanızı veriyorsanız bagajınızı yerleştiren kişilere bahşiş verme geleneği var. İlk bahşiş istendiğinde yabancı olduğum için benden para koparmaya çalıştığını düşünmüştüm ama baktım ki yerellerin hepsi de bahşiş veriyor. 5-10 Mısır Poundu verseniz yeterli. Otobüs bileti için giderken 155 LE, dönerken ise 100 LE ödedim. Otobüs standartlarına göre bilet fiyatları değişiyor. Halbuki tren bileti çok daha ucuz idi. Mısır'da otobüs yolculuğu ile ilgili bir not daha; bilet alırken cinsiyet sormuyorlar yani kadın-erkek karışık oturabiliyorsunuz. Kahire'den İskenderiye'ye tren ile gelmek istiyordum ancak yakın tarihli olarak istediğim saat dilimlerinde yer bulamadım. Tren biletini Mısır Ulusal Tren Yolları internet sitesinden alabiliyorsunuz. İskenderiye ile Kahire arası tren ile de 3 saat sürüyormuş. Tren istasyonu daha merkezi bir noktada. Buradan kordona yürüyebilirsiniz. İskenderiye'ye gelmenin bir yolu da Kahire çıkışlı turlara katılmak. Turlar sabah gelip akşam dönüyorlar. İskenderiye, Akdeniz sahil şeridinde yer aldığı için ülkenin güneyine göre daha serin bir iklime sahip. Yine de yaz aylarında çok sıcak olduğunu hatırlatmakta fayda var. Ayrıca yaz aylarında Mısırlılar da tatil için bu bölgeyi tercih ettikleri için çok kalabalık oluyormuş. İskenderiye'ye gitmek için en iyi zaman dilimi Mart-Nisan veya Ekim-Kasım ayları. Hem hava aşırı sıcak olmayacak hem de yerli turist kalabalığı azalmış olacak. Ben maalesef Eylül başında gittim ve gündüzleri gezmek için hava sıcakları çok yüksekti. Mısır gezi rotası önerileri yazım da ilginizi çekebilir. İskenderiye'de gezilecek, görülecek pek çok yer var. Ayrıca yaz aylarında dinlenebileceğiniz uzun plajları da var ama plajlar bu yazımızın konusu değil. İskenderiye'de gezi planı yaparken ilk önce şehir merkezinde yer alan turizm danışma bürosuna uğradım. Mutlaka görülmesi gereken yerlerle ilgili önerilerini aldım. Çok ilgili bir kadın çalışan, sağolsun, harita üzerinde işaretleyerek bana detaylıca görülmesi gereken yerleri anlattı. Mutlaka görülmesini önerdiği yerler: Pompey Sütunu, Yeraltı Mezarları, Kayıtbay Kalesi, Montaza Sarayı ve Ulusal Müze oldu. Şehrin en güzel yeri; Muhammed Ali Paşa heykelinin olduğu meydan ve çevresi diyebilirim. Ancak maalesef bu güzel görüntülü meydan ağır bir şekilde sidik kokuyor. Denizden şehrin içine doğru meydana paralel ve meydanı dik kesen sokaklar, kafeler, restoranlar ve mağazalar ile dolu. Burası günün her saati hareketli. Şehir merkezinden Kayıtbay Kalesi'ne yarım saatlik bir sahil yürüyüşü ile ulaşabilir veya minibüs, taksi gibi seçeneklerle kolayca gelebilirsiniz. Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından yaptırıldığı için adını ondan alan kale yakın zamanda restore edilmiş, çevre düzenlemesi ise hala devam ediyor. Kalenin içine giriş var, ancak ziyaret saatlerine dikkat etmekte fayda var. 08:00-17:00 arası ziyarete açık. Bu kalenin bir diğer özelliği ise meşhur İskenderiye Feneri'nin kalenin bulunduğu yerde olması. Restorasyonun fenerden kalan parçalar ile yapıldığı söyleniyor. Kayıtbay Kalesi'ni görmeye gidecekseniz öğle yemeği saatine doğru plan yapın. Kalenin hemen yakınında bulunan balık pazarında çok sayıda restoranda deniz mahsulleri yiyebilirsiniz. Kale ve liman manzaralı yemeği kaçırmayın. İskenderiye'de gezilecek yerler deyince liste başında göreceğiniz yerlerden bir diğeri de Pompey Sütunu. Roma öncesi dönemde yapılmış bu sütun, 27 metre uzunluğu ve kızıl mermerden yapılmış gövdesi ile dünyanın en uzun anıtları arasında sayılıyor. Şehir merkezinden Pompey Sütunu'na gitmek için en kolay ulaşım taksi veya tramvay. Pompey Sütunu giriş ücreti 80 Mısır Poundu. Öğrenciyseniz indirimli girebiliyorsunuz. Pompey Sütunu'ndan 10 dakikalık kısa bir yürüyüş ile Kom El Shouqafa yeraltı mezarlarına ulaşıyorsunuz. Yürüdüğünüz yol boyunca gerçek İskenderiye'ye görme şansınız olacak. Bu sokaklarda biraz tedirgin hissedebilirsiniz ama ben tek kadın olarak yürüdüm sorun olmadı. Yeraltı mezarları Mısır tarihinin en önemli eserleri arasında sayılıyor. 3 kat yer altına doğru indiğinizde sizi mezarlar karşılıyor. Kapadokya'daki yeraltı şehirlerini gördüyseniz bu mezarlar onların yanında oldukça basit kalıyor. Ancak Mısırdayız ve Mısır tarihinin önemli eserlerini görmek gerek. Mezarlarda fotoğraf çekmek yasak, büyük makinanız varsa girişte emanete bırakmanız gerekiyor ama tabii ki Mısırlı güvenlik görevlisi bahşiş almak için fotoğraf çekmenize izin veriyor. Kom El Shuqafa Yeraltı Mezarları giriş ücreti 80 Mısır Poundu. Abu al-Abbas al-Mursi Camii Kayıtbay Kalesi'ne doğru yürürken yol üstünde. Gözünüzden kaçması imkansız. İki caminin yanyana olduğu büyük bir kompleks burası. Mimarisi çok güzel, iyi bir ışık yakalarsanız harika fotoğraflar çekebilirsiniz. İskenderiye tarihi açıdan çok önemli bir konumda olduğundan müzesi de mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. İskenderiye Ulusal Müzesi Girişi 100 Mısır Poundu. Turizm danışma ofisindeki kadın burayı çok övdü. Hem zamanım yeterli olmadığı hem de mücevherler pek ilgimi çekmediği için bu müzeye gitmedim. İlginizi çekerse İskenderiye gezi planınıza ekleyebilirsiniz. İskenderiye tren istasyonunun hemen yanında Roma döneminden kalma büyük bir arkeolojik alan yer alıyor. Roma tiyatrosu ve pek çok kalıntı var burada. İskenderiye Limanı tarih boyunca büyük önem taşıdı. İskenderiye'nin Akdeniz'de önemli ve stratejik bir durak olması önemini artırdı. İskenderiye limanı eski görkemli günlerini artık yaşamıyor olsa da hala turistlerin ve yerlilerin ziyaret etmekten keyif aldığı yerlerden. İzmir kordonu bilir misiniz? İskenderiye kordonu da orayı andırıyor. Deniz kenarında yürüyenler, çekirdek çitleyenler, kafeler ile İskenderiye'de hayat burada akıyor gibi. Kordon'da günbatımı izlemek isterseniz güzel bir gün batımı var. Sahildeki kafe ve restoranlardan birine oturup günü sonlandırmak için güzel bir alternatif. Kordon'dan çok da ayıramayacağımız bir kısım burası. Binaların mimari stillerinden dolayı bu ismi almış, yoksa kanallar beklemeyin. İtalyan Venedikli mimarlar tarafından yapılmış bina, 1929'da en iyi mimari cepheler alanında en iyi Belediye Şeref Ödülü'ne layık görülmüş. Kayıtbay Kalesi'ne giden yol üstünde göreceğiniz Meçhul Asker Anıtı, deniz savaşlarında ölen askerler anısına yapılmış. Fotoğraf internetten bulunmuştur, bana ait değildir. İskenderiye'de mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında Montaza Sarayı geliyor. 1892 yılında son Osmanlı Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından yaptırılan Montaza Sarayı, geniş ve bakımlı bahçesi ile adından söz ettiriyor. Saray şu an müze olarak hizmet veriyor. Ben İskenderiye'deki zamanıma bu sarayı sığdıramadım, belki başka sefere. İskenderiye'ye gitme nedenim olan yer: İskenderiye Kütüphanesi. Tarihi İskenderiye Kütüphanesi, eski kaynaklara göre 150binden fazla el yazması kitaba ev sahipliği yapmış, dünyanın en önemli eserlerine sahipmiş. Kütüphanenin kuruluşu M. Ö. 3. yüzyılın başları. Büyük İskender tarafından kurulan İskenderiye şehri imparatorluğun dağılması ile Ptolemaios hanedanlığı burada hüküm sürmeye başladı. Savaşı sevmeyen, savaşmak yerine bilim ve edebiyat ile ilgilenen Ptolemaios, Mısırlıların geleneklerini ve hatta dinlerini benimsedi. Hatta biraz daha ileri giderek Firavun ünvanı aldı. İskenderiye'ye döneminin en önemli şehri haline getiren Ptolemaios, bir müze ve o müzeye bağlı bir kütüphane kurdu. Müzede o dönemde bilinen bütün bitki ve hayvan türleri, botanik bahçesi ve rasathane vardı. Kütüphane kısmında ise kitaplar papirüslere yazılıyor ve rulo şeklinde saklanıyordu. Ayrıca bir yayın evi gibi çalışıyor ve kitap çoğaltma işlevi de görüyordu. \"Kütüphanenin müdürü, bulabileceği her yazılı eseri satın alma yetkisine sahipti. Mısır'a giren her kitabın buraya getirilmesi zorunlu idi. Kitabın bir nüshası çıkarılıp sahibine verilir, kitabın aslı ise kütüphanede kalırdı. Bir taraftan da yurt dışına gönderilen memurlar, başka ülkelerde buldukları kitapları satın alıp, getirirlerdi. Böylece, o zamana kadar birçok bilime ait dağınık halde ve kaybolmaya mahkum durumda olan eserler emin bir yerde toplanmış oldu.\" Bu bölüm wikipediadan alınmıştır. İskenderiye Kütüphanesi'ni tüm pagan tapınak ve ibadethanelerini yakan fanatik hristiyanların yaktığı düşünülmektedir. Kütüphanenin bir kısmının ise Sezar'ın şehri kuşattığında zarar gördüğü sanılmaktadır. Kütüphanenin varlığının M. S. 4. yüzyıla kadar devam ettiği bilinmektedir. Şehirde paganlar ve hristiyanlar arasında çıkan anlaşmazlık sonrası çatışmalarda kütüphane yerle bir edilmiş, kitapların ise şehirdeki hamamlara dağıtılarak yakıldığı sanılıyor. İskenderiye Kütüphanesi'ne giriş ücreti 70 Mısır Poundu. Öğrenci iseniz indirimli bilet alabiliyorsunuz. Her yerde olduğu gibi Mısırlıysanız çok çok daha ucuz giriş bileti. İskenderiye Kütüphanesi bugün haftanın her günü ziyarete açık. - Pazar Perşembe arası 10:00 19:00 arası açık, - Cuma günleri 14:00 19:00 arası açık, - Cumartesi günleri 12:00 16:00 arası açık. Mısır'da resmi tatil günleri Cuma-Cumartesi, o yüzden o günler kütüphane yarım gün hizmet veriyor. Mısır'da aç kalmazsınız diyerek bu kısıma başlayayım. Yemek kültürü olarak bize çok benzeyen bir mutfağa sahip olmasının yanısıra pek çok uluslararası zincir restorana da ev sahipliği yapıyor İskenderiye. Yerel yemekleri beğenmezseniz uluslararası mutfakları deneyebilirsiniz. İskenderiye'de mutlaka yemek yemenizi önereceğim yeri Muhammed Ahmed restoran. Burada sadece yerel yemekler bulabilirsiniz. Metal tabaklarda küçük porsiyonlar ile servis edilse de yemekler çok lezzetli, fiyatlar çok uygun. Humus, ful denilen siyah fasulye yemeği, falafel ise benim favorilerim oldu. Aslında insanlar buraya daha çok kahvaltıya geliyor, yumurta ve patates salatası gibi seçenekler de mevcut menüde. Kahire ve İskenderiye'de pek fazla alkollü mekan yok. Sahil kenarındaki restoranlar alkolsüz. Gün batımına karşı bir bira içeyim derseniz bir yer bulmanız biraz zor. Bunun için zincir oteller veya tatil köyü tarzı otellerin restoran veya barlarını tercih etmeniz lazım. İskenderiye'de aç kalmazsınız, ancak yolda yürürken midem kazında bir şeyler yesem derseniz aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz nohuta benzer bezelyelerin tadına bakabilirsiniz. Lime ve acı sos ile yiyebilirsiniz. Afiyet olsun. Ayrıca dönerden, falafele kadar pek çok lezzeti sokak yemeği olarak bulmanız mümkün. İskenderiye Kütüphanesi'nden çıkınca şehir merkezine doğru döndüğünüzde hemen bir kafeterya göreceksiniz, adı Cilantro. Avrupai tarzda bir bir kahveci burası. Soğuk kahvelerden frapelere kadar kahve ve türevlerinden ne ararsanız var. Günbatımını izlemek için de güzel bir nokta. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz kahveye 60 Mısır Poundu vermişim yani yaklaşık 20 TL. Ayrıca Costa Coffee kahve zincirine sık sık rastlamak mümkün, orada da fiyatlar benzer seviyelerde. Şehir merkezinde lüks bir mekan arıyorsanız Delices size göre olabilir. Burası aslında bilinen bir Fransız pastane zinciri. Kruvasan, tost gibi basit kahvaltılıklar bulabileceğiniz gibi, farklı omletler ve yumurtalar ile doyurucu bir kahvaltı yapabilirsiniz. Kahve ve omlet içeren kahvaltıya 82 Mısır Poundu vermişim, yani yaklaşık 29 TL. Kayıtbay Kalesi'ne gittiğinizde yol üzerinde çok sayıda balık restoranı göreceksiniz. Buranın ritüeli Kayıtbay'a gidip sonra da balık restoranlarından birinde yemek yemek imiş. Ben zamanı tutturamadığım için denemedim ama siz plan yaparken bunu dikkate alın. İskenderiye'de şehir içi ulaşım için pek çok seçenek var. İskenderiye'de bulunduğum süre içinde denediğim veya gördüğüm ulaşım seçeneklerini aşağıda bulacaksınız. İskenderiye'de Uber çok yaygın olduğu için ben ağırlıklı olarak Kahire'de olduğu gibi İskenderiye'de de ulaşım için Uber kullandım. Uber araçları yeni model araçlar iken şehir içinde sarı-siyah renkli eski model araçlardan taksi de çok yaygın. İskenderiye'de yaygın bir tramvay ağı var. Aslında bu tramvaylar ile hemen her yere ulaşmak mümkün. Ancak turizm danışma ofisi çok sık geçmediklerini, taksi kullanmamın daha hızlı olacağını söylediği için ben hiç tramvay kullanmadım. Zaman sorununuz yoksa tramvay kesinlikle iyi bir seçenek. Montaza Sarayı'na veya Kayıtbay Kalesi'ne gitmek için ise kordon boyunca gidip gelen minibüsleri kullanabilirsiniz. Bu minibüsler bizim minibüsler gibi, müşteri görünce duruyor, istediğiniz yerde inebiliyorsunuz. Üstelik oldukça ucuz. 2 5 LE arası fiyatlarla istediğiniz yere gidebilirsiniz. Bir diğer seçenek de turist otobüsü. Kırmızı renkli hop on-hop off görünüşündeki bu otobüsler de sahil şeridini kullanıyor. Genellikle görmeye alıştığımız şehirdeki bütün görülecek noktalardan geçen bir hop-on hop-off beklemeyin. Şehrin arka mahallelerinde ise Uzakdoğu'da görmeye alışık olduğumuz tuktuklar ulaşım için kullanılıyor. Bunları hiç denemedim, ama muhtemelen taksiden ucuzdur. İskenderiye'ye kültür gezisi yapmak istiyorsanız mutlaka şehir merkezinde konaklamanızı öneririm. Ama deniz tatili yapmak için geldiyseniz o zaman şehrin doğu veya batısında yer alan otellerde yer ayırtabilirsiniz. Ben şehir merkezinde yer alan ve eski bir İskenderiye binasının en üst katında yer alan Triomphe Hostel'de konakladım. Hem şehir merkezinde hem de en uygun fiyatlı yer olduğu için burayı tercih ettim. Ancak odalar epey eski ve klima yok, o yüzden sıcak sezonda gidiyorsanız tavsiye etmem. İskenderiye, Mısır kültürü ve tarihi açısından çok önemli bir şehir, bu nedenle Mısır seyahatine mutlaka dahil edilmesini öneririm. Sadece eski kütüphanenin anısına yapılmış olan yeni kütüphane için bile gelinir. Karar vermeden önce diğer Mısır gezi yazılarıma da bir göz atın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ismail-turel-muzesi-karamanli-burdur", "text": "Memleketim Burdur'un Karamanlı ilçesi. Orada doğdum, büyüdüm. Üniversite okumak için İstanbul'a geldim ve İstanbul'da kaldım. Ailem hala Karamanlı'da yaşıyor. Ben de fırsat buldukça memleketimi ziyaret ediyorum. Her ziyaretimde de yeni yerler keşfediyorum. Karamanlı ilçe merkezindeki tek müze olan ve 2021'de açılan İsmail Türel Müzesi, uzun zamandır görmek istediğim yerlerden biri idi. Temmuz 2023'te geç de olsa ziyaret ettim. Bu yazıda İsmail Türel Müzesi nerede, nasıl gidilir, müze hakkında ilginizi çekecek konular ve çok daha fazlası yer alıyor, keyifli okumalar! Memleketimi merak ediyorsanız; Karamanlı'da gezilecek yerler yazıma da göz atmanızı öneririm. Müzeyi anlatmaya geçmeden önce müzenin kurucusu olan İsmail Türel'i tanıyalım. İsmail Türel, 1954 yılında Burdur'un Karamanlı ilçesinde dünyaya geldi, o yıllarda Karamanlı henüz ilçe değildi. Isparta Eğitim Enstitüsü'nü bitirdikten sonra uzun yıllar matematik öğretmenliği yaptı. Emekli olduktan sonra sanat çalışmalarına ağırlık veren Türel, sulu boya ve akrilik resim çalışmaları yapmaya başladı. Resimleri pek çok yerde sergilenen Türel, 2016 ile 2019 yılları arasında Art Revolution Taipei Uluslararası Sanat Fuarı'nda ülkemizi temsil etti. İsmail Türel, evli ve iki çocuk babası. Kış aylarını Antalya'da bahar ve yaz aylarını ise çoğunlukla Karamanlı'da geçiriyor. Karamanlı Atatürkçü Düşünce Derneği'nde aktif olarak görev alıyor. Kendisi bizim de aile dostumuz. Halen aktif olarak resim çalışmalarına devam eden emekli öğretmen ve ressam İsmail Türel, 2021 yılında dedesinden kalan evi düzenleyerek etnografya müzesi haline getirdi ve ziyarete açtı. İsmail Türel Müzesi, Burdur'un Karamanlı ilçesinde İstiklal Mahallesinde Baldırlar Sokak ile Çömezler Sokaklarının kesiştiği noktada yer alıyor. Müzeye gitmek için özel aracınız ile veya toplu taşıma ile Karamanlı'ya geldikten sonra Karamanlı'nın Fethiye çıkışına doğru olan ilçenin eski yerleşiminin olduğu mahallelerden biri olan İstiklal Mahallesi'ne gelmeniz gerekiyor. Sonrası için konum bilgisini takip edebilirsiniz. Müzenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. İsmail Türel Müzesi; köyünün değerlerine sahip çıkan ve gelecek nesillere aktarmak isteyen emekli öğretmen ve ressam İsmail Türel tarafından Burdur'un Karamanlı ilçesinde 2021 yılında kurulmuş olan bir etnografya müzesi. Türel, müzeyi kurma amacını; \"gençlerimize, geçmişimizden bir şeyler bırakmak istiyorum\" olarak tanımlıyor. İsmail Türel'in 30 yıl boyunca arkadaş, komşu, akraba ve hemşerilerinden topladığı kültürel ve tarihi değeri olan malzemeler ile oluşturduğu müzenin binası dedesinden kalma bir yapı. Tek katlı geleneksel bir Karamanlı evi olan müze binasının hem içi hem bahçesi sergi alanı olarak değerlendiriliyor, burası aynı zamanda İsmail Türel'in yazlık resim atölyesi. Karakovandan, Karamanlı'da üretilmiş olan şarap markasının şişelerine, çıkrıktan eski fotoğraf makinalarına kadar pek çok ilginç malzeme bulunuyor. Müzede ağırlıklı olarak; yöresel kıyafetler, mutfak eşyaları, tarım malzemeleri, at arabaları gibi günlük hayatta kullanılan eşyalar sergileniyor. Umarım yolunuz memleketime düşer, aydın insanların kendi geleceklerine ışık olmak için kurduğu bu müzeyi ziyaret edersiniz. Bu müzeyi hayata geçirdikleri, memleketimizin geçmişini bugünlerde taşıdıkları için İsmail Türel ve en büyük destekçisi olan eşi Hatice Türel'e bir Karamanlılı olarak teşekkürü borç bilirim. İsmail Türel'in bu müzeyi kurarken hiçbir ticari beklentisi olmadığından müze girişi ücretsiz. Tek dikkat etmeniz gereken nokta, müzeyi gezebilmek için Türel Ailesi'nin Karamanlı'da olduğu zamanları yakalamanız gerekiyor. Kışları Antalya'da geçiren aile ilkbahar ve yaz aylarında Karamanlı'da oluyor, bu dönemlerde ziyaret edilebilir. İsmail Türel Müzesi'nin kısa videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Karamanlı'ya bağlı Mürseller Köyü Kültür Evi'ni anlattığım yazım da ilginizi çekebilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/isparta-da-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Instagram takipçilerim ile birlikte \"Türkiye'de gezilecek yerler listesi\" hazırlamak üzere yola çıktık. Bölge bölge başlayıp il il gezilecek yerler listeleri yapmaya başladık. Akdeniz Bölgesi ilk bölgemiz oldu. Instagram'dan gelen öneriler ile oluşturduğum Isparta'da gezilecek yerler listesi bu yazıda sizi bekliyor. Isparta deyince sizin de aklınıza hemen lavanta tarlaları geliyor mu? Halbuki lavantadan yıllar önce Isparta'da gül yetişiyordu. Gül suyu, gül kremleri gibi pek çok gül ürününü Isparta'da bulabilirsiniz. Bu listenin çıktısını alarak Isparta'ya gittiğinizde kolayca gezdiğiniz yerleri işaretleyebileceğiniz şekilde bir pdf dosyası hazırladım. Aşağıdaki görseli kullanabilir veya linkten pdf olarak indirebilirsiniz. Isparta'da gezilecek yerler listesi dosyasını indirmek için tıklayın. Isparta şehir merkezinde gezilecek yer sayısı çok fazla değil. Aşağıdaki listede yer alan yerlerin bir kısmı merkez ilçeye bağlı yerler dolasıyla tam şehir merkezi de diyemeyiz. - Ayazmana - Halı Müzesi - Kutlubey Camii - Aya Baniya Kilisesi - Mimar Sinan Cami - Isparta Müzesi - Davraz Kayak Merkezi - Gölcük Gölü - Kızıldere ve Gökçay Mesire yeri - Kapıkaya Antik Kenti Isparta'ya gitmeyi düşünüyorsanız milli parklar, antik kentler ve mağaraları listenize eklemeniz lazım. Araç kiralamak Isparta'da gezmek için uygun bir alternatif olabilir. - Eğridir İlçesi - Eğirdir Kalesi - Eğridir Gölü - Kovada Gölü Milli Parkı - Kasnak Meşesi Tabiat Koruma Alanı - Hızırbey Camisi - Dündarbey Medresesi - Sütçüler İlçesi - Yazılı Kanyon - Adada Antik Kenti - Tota Dağı - Kuz Mağarası - Keçiborlu İlçesi - Kuyucak Köyü, Lavanta Tarlaları - Gönen İlçesi - Güneykent Gül Bahçeleri - Yalvaç İlçesi - St. Paul Yolu - Antiocheia Pisidya Antik Kenti - Şarkikaraağaç İlçesi - Kızıldağ Milli Parkı - Yenişarbademli İlçesi - Pınargözü Mağarası - Yaka Kanyonu - Dedegöl Dağı - Kızkalesi Adası - Beyşehir Gölü - Aksu İlçesi - Zindan Mağarası - Melikler Yaylası - Atabey İlçesi - İslamköy - Uluborlu İlçesi - Uluborlu Kalesi Sizin de Isparta'da gezilecek yerler listesine eklemek istediğiniz yerler varsa bu yazıya yorum olarak yazabilirsiniz. Böylece önerilerinizle oluşan bu liste, dinamik olarak gelişmeye devam eder. Isparta özellikle doğa severler için çok alternatif sunuyor. Harika bir rehber yazı olmuş. Bilmediğimiz ne kadar çok yer varmış. Katılım sağlayanlar ve özellikle yazan olarak size teşekkürler Sevil hanım. Türkiye gerçekten bir derya deniz, o kadar çok yer var ki gezecek görecek."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/israil-gezisi-icin-sirt-cantamda-neler-var", "text": "- Cüzdanım, pasaportum gibi önemli şeyleri hemen elimin altında taşıyabilmek için bir çapraz çanta - Şehir içinde dolanırken yanımda su, meyve gibi şeyler taşımayabilmek için katlanınca mini mini olan sırt çantam - Notlarımı almak için minik defterim - İsrail vizesinin basılı olduğu vize kağıdım - Pasaportum - Normalde hiç yanıma almam ama bu kez Mescid-i Aksa'ya girerken işime yarayacak olan nüfus cüzdanım. Müslüman olduğunuzu ispatlamanız için kimlikteki din hanesini kontrol ediyorlarmış girişte, ayrıca sure okunmasını da istiyorlarmış deniyor. Bakalım gidince göreceğiz. - Hosteller kalacağım için dolaplara küçük asma kilit. - Kafa lambası, ne zaman lazım olacağı belli olmaz 🙂 - Binikim. Lut Gölü ya da Tel Aviv'de belki suya girmek için vaktimiz olur 🙂 - Tabii ki sandaletlerim. - Çorap ve iç çamaşırlarım. - Kişisel bakım için gerekli şampuan, krem, kolonyalı mendil gibi ihtiyaçlarım. Kolonyalı mendil yurtdışı seyahatlerinizde her zaman hayat kurtarır, taharet musluğunun sadece bize mahsus olduğunu unutmayın! - Bufflarım. - Fiber havlum, normalde iki tane alırım ama diğerini bulamadım 🙂 - Fotoğraf makinam Cingöz tabii ki 🙂 - 2 pantalon, 2 uzun kollu tshirt, 2 kısa kollu tshirt, 1 polar, 1 yağmurluk ve 1 rüzgar kesiciden oluşan kıyafetlerim. Genellikle hava yağmurlu gösteriyor 🙁 - İbadethanelere girerken kullanmak için büyükçe bir şal. - İpadim. - Fotoğrafta olmayan yarım biletli yürüyüş ayakkabılarım. - Ve tabii ki sırtçantam Abbas. - İsrail vizesi ile ilgili daha fazla bilgi için; İsrail vizesi için gerekli belgeler yazıma da bir göz atın. - İsrail'e giderken yanıma neler aldım görmek isterseniz; İsrail gezisi için sırt çantamda neler var? - Mescid-i Aksa'ya giriş konusunda soru işaretleriniz varsa; Mescid-i Aksa'ya giriş - İsrail gezisi kaç liraya mal oldu diye merak ederseniz; İsrail gezisi maliyeti Merakla yazılarınızı bekliyorum, bize rehber olsak yeni bir seyahatte keyifli günler dilerim. İsrail, gezmeyi seven herkese önerebileceğim bir rota. Ancak dönem uygun mu emin olamadım ? Tel Aviv'de hiçbir sorun yaşamazsınız ama Kudüs'te ve Özellikle yolunuz düşerse Doğu Kudüs'te dikkatli olun derim. Kudüs; gezdiğim yerler arasında manevi olarak beni en çok etkileyen yerlerden birisi. Mescid'i aksa'dan çok Kubbet'üs Sahra ve Kubbet'üs Sahra'nın içindeki \"Kaya\" nın benim için değeri çok büyük. Merhaba, Mescid-i Aksa'ya girerken kimliğinizi kontrol ettiler mi ya da herhangi bir soru? Merak ettim doğrusu. Girişte Türk olduğumuzu söyleyince kimlik istiyorlar ve kimlikte \"İslam\" yazıp yazmadığına bakıyorlar. Arkadaşlarımdan birinde nüfus cüzdanı yoktu, ondan şaadet getirmesini istediler mesela. Bloglarda okuduğuma göre farklı sure okunmasını istedikleri de oluyormuş. Gittiğim yer Filistin değil İsrail, o yüzden İsrail yazdım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/israil-vizesi-icin-gerekli-belgeler", "text": "İsrail vizesi alması en kolay vizelerden biri. Tek dikkat etmeniz gereken İsraildeki resmi tatil zamanlarına vize başvurunuz denk gelmemesi. Güncel bilgiler için İsrail Konsolosluğu'nun sitesine bakabilirsiniz. - Pasaportunuz (süresi talep edeceğiniz vize bitiminden sonra en az 6 ay geçerli olmalıdır) - Başvuru formu + son bir sene içerisinde çekilmiş 2 adet resim (5 x 5 boyutunda) - Çalışmakta olduğunuz şirketin Ticaret ve Sanayi Odasından faaliyet belgesi veya ilgili meslek odasına kaydı - Çalışmakta olduğunuz şirketin antetli kağıdına başvuru dilekçesi - Varsa; Israil\"de sizi davet eden şirket / kişiden davetiye. Faks 0212 317 65 55 yada e-mail veya aracılığıyla konsolosluğa ulaştırılmalıdır. Davetiye şart değil, olmadan da vize çıkıyor. - Çalışmakta olduğunuz şirketin imza sirküleri fotokopisi veya anlaşma - Sosyal Sigortalar Kurumu'nda ise giriş kaydınız - Resmi Gazetedeki şirket ilanınızın fotokopisi - Vergi levhası fotokopisi - Sahip olduğunuz mal varlığına air Tapu Fotokopisi/leri - Banka Cüzdanları - Otel ve ucak rezervasyonları Evrakların aslında gerek olmadan fotokopileri ile işlem yapılabiliyor. Vize için herhangi bir ücret ödemenize gerek yok. Vize ücretsiz. Müracatlar ve pasaportların geri dağıtımı hafta içi her gün 10:00 13:00 saatleri arasında yapılıyor. Bu saatlerin dışındaki başvurular kabul edilmediği için eğer başvuruyu kendiniz yapacaksanız saatlere dikkat etmelisiniz. Vize başvurusu 3 gün gibi kısa bir sürede sonuçlanıyor. İsrail vizesi pasaportunuzda olduğunuzda bazı ülkeler sorun çıkarabiliyor. İsrail vizesi ile başka ülkelere girişte sorun çıkar mı? yazıma göz atabilirsiniz. İsrail vizesini pasaporta basmasın, ayrı bir kağıda versin isterseniz başvurunuza ek olarak bir dilekçe yazın ve bu isteğinizi belirtin. Bende işe yaradı ve ayrı bir kağıda vizeyi verdiler. Ancak benden sonra giden kişilerden bu uygulamanın devam etmediğine dair bilgi aldım. En güncel bilgi için konsolosluktan yardım alabilirsiniz. İsrail hiç kimseyi reddetmiyor, diğer ülkelerde sorun çıkaranlar oluyormuş ama arkadaşım israil'den sonra hem Mısır hem de Birleşik Arap Emirliklerine girdi, hiçbir sıkıntı olmadı. geçen hafta turistik israil vizesi aldım 3 aylık verdiler. şuan vizeyi ayrı bir kağıda vermiyorlar sanırım eskidendi bu uygulama. Ben de bu yıl aldım, özellikle istemediyseniz ayrı vermiyorlar zaten. Haziran ayında 10 günlüğüne İran'ı ziyaret ettim. Giriş çıkış damgaları pasaportumda kayıtlı. Kudüs'e gitmek için başvuruda bulunsam sorun olur mu? Yardımcı olursanız çok sevinirim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/israil-vizesi-ile-baska-ulkelere-girmede-sorun-cikar-mi", "text": "Bir havayolu şirketinin ucuz uçak kampanyalarından birini yakalayıp, İsrail'e yani Tel Aviv'e uçak bileti aldım. Bileti satın aldıktan sonra İsrail vizesi ile ilgili sorunlar olduğunu hatırladım. İsrail vizesi ile başka ülkelere girerken sorun çıkıp çıkmadığını araştırmaya başladım. Bu araştırmamın sonuçları, bu yazıda sizi bekliyor. Normal şartlarda; pasaportunuza vize bildiğimiz şekilde basılıyor, giriş-çıkışta damga vurmak için ayrı bir kağıt veriliyor. - Cezayir, - Bangladeş, - Brunei, - Cibuti, - İran, - Kuveyt, - Lübnan, - Libya, - Malezya, - Pakistan, - Katar, - Suudi Arabistan, - Somali, - Suriye, - Birleşik Arap Emirlikleri, - Yemen İran, Kuveyt, Lübnan, Libya, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Yemen, hangi ülke pasaportu olursa olsun, eğer pasaportunuzda İsrail damgası, vizesi, pulu varsa sizi ülkeye kabul etmiyor. Ancak bu çok kesin bir bilgi değil. Suudi Arabistan'ın sorun çıkarmadığı durumlar olabiliyormuş. Bu nedenle bu bilgilerin tamamına kesin gözüyle bakamıyoruz. - İkinci bir pasaport edinmek. İkinci pasaport nasıl alınır konusundaki yazıma bir göz atın. - Mevcut pasaportunuzun bitimine yakın bir zaman kala İsrail'e gitmek. Pasaportunuz yenileneceği için, ve yanınıza eski pasaportunuzu almayacağınız için yukarıda saydığım ülkelere giderken İsrail vizesi sorun olmaz. - Pasaportunuzu damgalatmamak. İsrail vizesi zorunlu ama giriş ve çıkışta pasaporta damga basmak yerine size bir kağıt veriyorlar ve kağıda damga basılıyor. Bu arada diğer ülkelere girerken soran olursa da \"vize almıştım ama gitmedim, vazgeçtim\" gibi kıvırmalarla biraz sınırda sorgulanarak durumu atlatmanız mümkün. Ama ciddi bir risk almış olacaksınız, onu da hatırlatmakta fayda var. - İsrail vizesi ile ilgili daha fazla bilgi için; İsrail vizesi için gerekli belgeler yazıma da bir göz atın. - İsrail'e giderken yanıma neler aldım görmek isterseniz; İsrail gezisi için sırt çantamda neler var? - Mescid-i Aksa'ya giriş konusunda soru işaretleriniz varsa; Mescid-i Aksa'ya giriş - İsrail gezisi kaç liraya mal oldu diye merak ederseniz; İsrail gezisi maliyeti iyi günler... bizde nisan sonunda gitmeyi düsünüyoruz fakat internette bi çok yerde aramama rağmen vizeyi ayri kağitta almak ile alakali bi dilekçe örneği bulamadim.. birileri yardim ederse sevinirim.. Standart bir dilekçe örneği yok. Kendi ağzınızdan neden ayrı istediğinize dair bir dilekçe yazmanız yeterli. Merhabalar ben İsrail'e gitmek istiyorum ama henüz yaşım 20 ve öğrenciyim. Kırmızı pasaport ve İsrail vizesi aldıktan sonra İsrail'e giriş çıkışlarda bir sorun olur mu, daha önce hiç bir ülkeye giriş çıkış yapmadım ve yurt dışı gezilerine İsrail'den başlamak istiyorum. Yardımcı olursanız sevinirim. çok soru sordum kusura bakmayın ama cok heyecanlı ve meraklıyım 🙂 Sevgi ve Saygılarımla. israil vize konusunda sorun çıkarmıyor, sadece ülkeye girişte gittiğin bütün müslüman ülkeleri ve neden gittiğini soruyor. Açıkladığın sürece sorun olmaz. Petra 1 gün yeter, Tel Aviv-Petra tour gibi aratırsan google'da mutlaka alternatif bulursun. israile mecbur kalmadıkça gitmenizi tavsiye etmiyorum. vizem varken bile 6 saat girişte beklettiler. İsrail gezip görmek için çok güzel bir rota, havaalanında 6 saat bekletilen sizin dışınızda kimse duymadım. Biz girişte en ufak bir sorun yaşamadık. Sanırım vizeyi çoklu girişli veriyor çünki sizin gibi Ürdün'e günü birlik turlar var ve insanlar katılıyor. Yine de konsolosluğu arayıp sormanız en garantisi olur. İsrail bu ara malum biraz karışık, o yüzden yeni gitmiş birilerine sormanızda fayda olabilir. Pustoodunya. com blogunun yazarı arkadaşım Şükran yeni oralardaydı, kendisine sorabilirsiniz. Giriş-çıkış yapamazsınız. İsrail'den çıkabilirsiniz ama Ürdün'den yeniden giriş yaptırmazlar. Araç kiralama konusunda düşünebilirsiniz. İsrail neredeyse tüm ziyaretçilerini sorgu sual faslından geçiriyor. Neden geldin, nerede kalacaksın, oraya niye gittin, kimle görüştün, birinden bir şey aldın mı. Bomba bıçak vs. vs Ne kadar saçmalık varsa uygulayıp ve hatta bazılarını da girişte birkaç saat bekletip ülkeye öyle giriş vermekte. Peki bu kadarla kalır mı? Tabi ki hayır. Bir de dönerken yine aynı saçma ve sinir eden sorular. Yani sonuç olarak mecbur kalmadıkça gitmeyin. Zaten onlar da \"gelmesinler\" diye bunları bilinçli yapıyorlar. Ben bu söylediğiniz sıkıntıları yaşamadım. İsrail, özellikle Kudüs çok özel bir yer, bu nedenle gidilmesini şiddetle öneriyorum. Ayrıca pek çok Avrupa ülkesinde yukarıda yazdığınız sorgulamadan geçen insanlar olduğunu biliyorum. Bizim Türk pasaportumuz dünyanın pek çok yerinde sorgulanma sebebi. Yola çıkarken bunları göze almak gerek. Girişte pasaportuma bakıp sadece \"hoşgeldiniz\" dediler. Çıkarken de bilgisayarı bana çevirip Türkçe olarak formu işaretleyeceğim 4 soru sordular. Güleryüzle uğurladılar. Yani tekrar gelmemiz için tüm nezaketlerini kullandılar adeta. Yapmayın. Yapısı gereği çok güvenli bir ülke. Bırakın da 4 soru sorsunlar. Onu da İngilizce bilmiyorum derseniz Türkçe doldurtuyorlar. Ben de sizinle aynı fikirdeyim Tarık Bey, Güray Bey'in çok yanlı bir paylaşım yaptığını düşünüyorum. Çok teşekkürler bilgi için. Uzaktan ön yargı sahibi olmak çok kolay, gerçekten gidip görmek gerek. İsraile mayıs 2018 de giriş yaptım çıkışta malesef fas a giriş kaşeleri sorun oldu neden fasa gittiniz gibisinden ve pasaportumun arkasına sarı etiket vurdular ve güvenlikten geçerken tam 1 saat kontrolden geçtim pasaportundan arap ülkesi giriş vizesi varsa kesinlikle geri dönüşte uçağın kalkışına 2 saat kala havalimanında olun yoksa uçağı kaçırabilirsiniz. Bu size özel bir durum değil, gittiğimiz müslüman ülkelere neden gittiğiniz, orada tanıdığınız olup olmadığını mutlaka herkese soruyorlar. Soruyorlar sadece, herhangi bir negatif durum olmuyor. Zaten havayolu şirketleri dahi İsrail'de 3 saat öncesinde havaalanında olun uyarısı yapıyor. Çıkışta ekstra bir güvenlik araması var. Merhabalar benim de pasaportumda israil vizesi var 4 yıl önce gitmiştim şimdi Kuveyt'te gitmeyi düşünüyorum internette sorduğumda israile giren Kuveyt'e giremez diyor ne yapmam gerekir acaba.. ek pasaport almak dışında.. çünkü şuan pasaportlar en az 3 ay sonra geliyor da.. 1. Kuveyt konsolosluğun arayıo sorun, internette gördüğünüz bilgiler güncel ve doğru olmayabilir. 2. Eğer konsolosluk kesinlikle olmaz diyorsa yeni pasaport almak dışında bir çözüm yok maalesef."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-3-havalimani-acilisi-ve-3-havalimani-ulasim", "text": "İstanbul 3. havalimanı çok yakında hizmete açılıyor. İstanbul 3. havalimanının adı ne olacak, ne zaman hizmete açılacak, havalimanına nasıl gidilecek gibi herkesin kafasında onlarca soru işareti var. 3. havalimanı açılınca Atatürk Havalimanı kapatılacak mı? O kadar uzağa nasıl gideceğiz gibi endişeler ise bir süre daha sorulmaya devam edecek gibi görünüyor. Açıldı, açılıyor, açılmasın derken İstanbul 3. Havalimanı'nın ilk etabı 29 Ekim 2018 tarihinde açılacak. Açılır açılmaz Atatürk Havalimanı'ndaki tüm uçuşların buraya aktarılması mümkün görünmüyor. Bu nedenle kademeli bir geçiş olacağı tahmin ediliyor. İlk etapta 2 pist ve 1 terminal binasının otoparkları ve köprüleriyle birlikte hizmete açılması bekleniyor. 3. Havalimanı projesi tüm etapları tamamlandığında Atatürk Havalimanı'nın kapatılacağı söyleniyor. Peki 29 Ekim'den sonra AHL'den olan uçuşlarımız varsa ne yapacağız? Havayolu firmalarının uçuşun hangi havalimanından olacağına dair bilgilendirme yapmalarını bekleyeceğiz. Bu arada umarım karışıklık olup insanlar mağdur edilmez. İstanbul'un kuzey ormanları için yarattığı tehdide rağmen ısrarla yapılan havalimanın adının ne olacağı ise gizemini koruyor. Yapımı sıradan İstanbul Grand Airport kod adıyla anılan yeni havalimanının adını ne olacağına dair dedikodular dolaşsa da hala kesinleşmiş ve duyurulmuş resmi bir adı yok. Kulislerde Recep Tayyip Erdoğan ve Abdülhamit Han gibi alternatifler konuşuluyor. Uzun zamandır hakkında konuşulan ve inşaatı sırasında kuzey ormanlarına zarar verdiği konuşulan havalimanı İstanbul Avrupa Yakasında, Karadeniz kıyısında yer alıyor. Şehir merkezine uzaklığı ve ulaşım zorlukları da sık sık gündeme gelen havalimanı Arnavutköy ilçe sınırları içinde ve Terkos Gölü'ne yakın bir yerde. İstanbul 3. havalimanına ilk etap açılışında kendi aracınızla, taksi ile veya otobüs ile ulaşım sağlayabilecekseniz. Yeni İstanbul Havalimanı'na ilk etapta sadece otobüs ile toplu taşıma olacak. 18 farklı hatta 150 otobüs ile yeni havalimanına ulaşım sağlanacağı duyuruldu. Otobüs sefer fiyatları mesafeye göre değişmek üzere 12TL ile 30TL arasında değişiklik gösterecek. Bagajlı lüks otobüs sınıfında olacak otobüsler klasik belediye otobüslerinden lüks olacak. Otobüs durakları hemen terminalin altında olacak, böylece otobüsten indikten sonra terminale asansör veya yürüyen merdivenlerle kolayca ulaşılabilecek. Otobüs hatları, mesafeleri, kalkış sıklıkları ve fiyatlarını aşağıdaki listede görebilirsiniz. - Beylikdüzü Tüyap 52 km 15 dakika 21 TL - Esenler Otogar 38 km 15 dakika 16 TL - Bakırköy 44 km 10 dakika 18 TL - Yenikapı-Sirkeci 50 km 11 dakika 18 TL - Beşiktaş 43 km 20 dakika 18 TL - Alibeyköy Cep Otogarı 31 km 30 dakika 16 TL - Kadıköy 64 km 20 dakika 25 TL - Pendik 93 km 45 dakika 30 TL - Hacıosman 40 km 30 dakika 16 TL - Tepeüstü 91 km 30 dakika 25 TL - Arnavutköy 22 km 40 dakika 12 TL - Kemerburgaz 21 km 40 dakika 12 TL - Sarıyer 40 km 30 dakika 16 TL - Başakşehir 27 km 30 dakika 14 TL - Bahçeşehir 40 km 40 dakika 16 TL - Mahmutbey Metro 36 km 45 dakika 15 TL - Halkalı 40 km 50 dakika 16 TL - Mecidiyeköy 37 km 15 dakika 16 TL Yeni İstanbul Havalimanı'nın ilk etap açılışı yapıldığında, metro hatları tamamlanmadığından dolayı, metro ile ulaşım olmayacak. 2019 sonunda ise Gayrettepe-3. havalaimanı metro hattının tamamlanması planlanıyor. Şehir merkezinde havalimanına direkt raylı sistem olması yolcuları büyük oranda rahatlatacaktır. 2020 yılı sonunda ise Halkalı-3. Havalimanı hattının açılması planlanıyor. Yeni havalimanına özel aracınızla gitmek isterseniz 3. köprü bağlantısını kullanarak alana ulaşabileceksiniz. Yukarıda vermiş olduğum haritadaki yer imini takip ederek harita uygulaması üzerinden rotanızı oluşturabilirsiniz. Böylece bulunduğunuz yere göre mesafe ve sürenizi kolayca hesaplayabilirsiniz. Özel aracınızla havalimanına gitmeyi planlıyorsanız otopark seçeneklerine de dikkat etmenizde fayda var. Sabiha Gökçen Havalimanı ve çevresinde otopark seçeneği çok fazla olmasına rağmen özellikle yoğun dönemlerde yer sıkıntısı yaşanıyor. Yeni havalimanından 40.000 araç kapasiteli otopark olacağını söyleniyor ancak otopark fiyatları ve detaylar henüz netleşmiş durumda değil. En güzeli ilk aşamada otobüs ile havalimanına gitmek. İstanbul'da yaşayanlar ve sık sık uçanlar için yeni havalimanı oldukça radikal bir değişiklik olacak. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-anadolu-yakasinda-gormeniz-gereken-5-muze", "text": "Farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan, iki kıtayı birleştiren dünya şehri İstanbul, ziyaretçilerine benzersiz bir keşif deneyimi yaşatıyor. Her sokağında ayrı bir dünyanın kapılarını açan şehirde gezilecek görülecek çok sayıda yer bulunuyor. İstanbul Anadolu yakası, en az şehrin Avrupa yakası kadar hareketli. Birbirinden farklı butik müzelere sahip olan yakada bu müzeleri gezebilmek için en az birkaç gün ayırmak gerekiyor. Otomobil kültürünü geliştirmek ve tarihi otomobilleri günümüze ulaştırmayı ve korumayı amaçlayan Sabri Artam Vakfı Otomobil Müzesi, Ataşehir'de 1998 yılından beri ziyaretçilerini ağırlıyor. Uluslararası Tarihi Taşıtlar Federasyonu'nun Türkiye'de tanıdığı ilk resmi müze unvanını taşıyan bu merkezde dünyanın farklı yerlerinden getirilmiş otomobiller, maket ve tasarımlar, fotoğraflar bulunuyor. Toplam 5 kattan oluşan müze otomobil tutkunlarını büyüleyecek güzellikte. Ünlü Edebiyatçı Sait Faik Abasıyanık'ın ömrünün son 10 yılını geçirdiği Burgazada'daki evi, günümüzde edebiyatçının izlerini taşıyan bir müze olarak hizmet veriyor. Darüşşafaka'nın müzeye dönüştürdüğü evde yazarın el yazmaları, kişisel notları ve eşyaları sergileniyor. Burgazada'nın tadını çıkarmak ve ünlü edebiyatçının hayatına tanıklık etmek için Sait Faik Müzesi'ne uğrayın. Geçmişte Padişah II. Mahmud'un ahşap sarayının olduğu noktaya, Sultan Abdülaziz tarafından 1861-1865 yılları arasında Üsküdar'da yaptırılan Beylerbeyi Sarayı, önemli diplomatik görüşmelere ev sahipliği yapmış. Yabancı devlet adamlarının Osmanlı'ya getirdiği hediyelerin sergilendiği sarayda, tarihi halılar, avizeler, vazolar baş döndürücü güzellikte. Sarayın bahçesi de soluklanmak için ideal. İstanbul Boğazı'nın Anadolu kıyısında, Göksu Deresi'nin denizle buluştuğu noktada bulunan Anadolu Hisarı Müzesi, Beykoz sınırlarında. Osmanlı Devleti'nin boğaz geçişlerini kontrol edebilmek amacıyla inşa ettiği ilk hisar olma özelliğini taşıyan Anadolu Hisarı, 1394 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış. Etkileyici boğaz manzarası ve zamanda yolculuk için Anadolu Hisarı, İstanbul'un en güzel köşelerinden. Gazeteci-Yazar Sunay Akın'ın tüm birikimini harcayarak Göztepe'de iki katlı bir köşte açtığı İstanbul Oyuncak Müzesi, çok kısa bir sürede yalnızca İstanbul'da değil tüm Türkiye'de önemli bir markaya dönüştü. Yaklaşık 500 metrekare genişliğindeki müzede 2 bini aşkın parça oyuncak sergileniyor. Dünyanın birçok noktasından getirilen antika oyuncaklardan yakın geçmişe kadar geniş bir koleksiyona sahip olan müze, özellikle çocuklu aileler için tam bir cennet. İstanbul Anadolu Yakası birbirinden güzel ve farklı konseptlere sahip olan müzeleriyle zamanını değerlendirmek isteyenlere fırsat sunuyor. Bu müzeleri ziyaret etmek için en iyi seçeneklerden biri de araç kiralama. Şehir dışından gelecekler için Sabiha Gökçenden araba kiralamak vasıtasıyla kolay ulaşım sağlayarak müzelere kolay ulaşıp keyifli zaman geçirmek oldukça kolay. Arama motorunda istanbul müzelerini ararken sitenize rastladım sayfayı kapatırken en alttaki oyuncak müzesi dikkatimi çekti istanbulda bulunduğumda okadar müze cami vb yerler gezdim fakat ilk defa oyuncak müzesini gördüm çocukluğum aklıma geldi birden... Bir dahaki sefere istanbul gidişimde ilk işim oyuncak müzesine gitmek olacak paylaşımınız için teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-ankara-yuksek-hizli-treni-yht-hakkinda-merak-ettikleriniz", "text": "İstanbul-Ankara arası hizmet veren Yüksek Hızlı Tren hakkında merak ettikleriniz, YHT durakları, hangi şehirlere hızlı tren ile gidebileceğiniz ve fazlasının yer aldığı YHT rehberine hoş geldiniz! İlk kez yüksek hızlı trene belki de 10 sene kadar önce İtalya'da binmiştim. Saatte 300km hıza çıktığımızda uzaya gidiyor gibi heyecanlanmıştım. Normal trenin 6-7 saatte gideceği yolu biz hızlı trenle 2 saatte almıştık. Bir yandan nostaljik trenlerde tıngır mıngır etrafı izleyerek gezmeyi seven ben, bu hızdan da epey keyif almıştım. Hem manzara izliyor hem de çabucak istediğimiz yere varıyorduk. \"Bu teknoloji bir gün bize de gelse ne güzel olur\" demiştim o zamanlar. Memleketim olan Burdur'a gitmek için İstanbul-Burdur arası tren yolculuğu 15-16 saati buluyordu, belki de hızlı tren olsa 5 saatte gidiverirdik. Sonunda o teknoloji bize de geldi ve Türkiye'nin ilk yüksek hızlı treni olan İstanbul-Ankara hattının Ankara Eskişehir etabı 2009'da İstanbul Eskişehir etabı ise 2014'te çalışmaya başladı. Tren hızlı olsa da ray sistemi o hıza uygun olmadığından yeteri kadar \"hızlı\" olamasa da İstanbul-Ankara arasını 4 saatte alan bir trenimiz var artık. - Ankara İstanbul Hızlı Treni - Ankara Konya Hızlı Treni - Ankara Eskişehir Hızlı Treni - İstanbul Konya Hızlı Treni 19.05.2019 tarihinde itibaren Marmaray'ın açılması ile birlikte Yüksek Hızlı Tren duraklarının da sayısı arttı. İstanbul-Ankara arasında çalışan yüksek hızlı trenin 14 durağı var, bunlar dışında durmuyor. - Halkalı (günde sadece 2 tren kalkıyor) - Bakırköy - Söğütlüçeşme - Bostancı - Pendik - Gebze - İzmit - Arifiye - Bilecik - Bozöyük - Eskişehir - Polatlı - Eryaman - Ankara Günde 2 tren 06:00 ve 11:55'te Halkalı'dan kalkarak Ankara yönüne devam etmektedir. Diğer trenlerin ilk kalkış noktası Söğütlüçeşme durağıdır. Aşağıdaki tabloda YHT kalkış ve varış saatlerini duraklar bazında görebilirsiniz. Bu tablo tcddtasimacilik. gov. tr adresinden alınmış olup güncellemeleri o adresten takip etmenizi öneririm. Tabii adı yüksek hızlı ama İstanbul-Eskişehir arasında en yüksek saatte 250 kilometre hıza ulaştığını 5 dakika filan görüyoruz. Adı hızlı olsa da kendisi sanırım ortalamada normal bir hızla gidiyor. - YHT Normal sınıfta 2 + 2 koltuklar varken business sınıfında 2 + 1 yani koltuk araları ve koltuklar daha geniş. - YHT Business sınıfında yiyecek içecek servisi var ve ücretsiz. Yiyecek içecek derken çay, kahve, meşrubat, sandviç veya sabah treni ise kahvaltı. Tren ücretleri gidilecek yer, sınıf ve zamana göre değişkenlik gösteriyor, en garantisi TCDD'nin internet sitesinden fiyatlara bakmak. Biletleri TCDD'nin sitesinden online olarak alabilir, e-posta adresinize gelen barkodu okutarak giriş yapabilirsiniz. Yüksek hızlı trene binince eksikliğini hissettiğim tek şey eski trenlerdeki yemek vagonları oldu. Kalabalık olunca birlikte yiyip içip trenin tadını çıkarabileceğiniz bu vagonlar yeni trenlerde yok. Onun dışında İstanbul-Eskişehir arasının 2,5 İstanbul-Ankara arasının 4 saatte gidilebilmesi büyük kolaylık. Tren en iyi ulaşım araçlarından biri, ülkemizde çok daha fazla yaygınlaşması dileğiyle. Tren yolculuklarını seviyorsanız Sofya Ekspresi de ilginizi çekebilir. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-arkeoloji-muzeleri-muzede-bir-gece", "text": "Ülkemizin müze olarak inşa edilmiş ilk binası, ilk müzesi, dünyanın en büyük müzelerinden biri, Anadolu'dan Osmanlı İmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü topraklara kadar çok geniş bir coğrafyadan 1 milyonu aşkın esere ev sahipliği yapan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, 3 binadan oluşan bir müze kompleksi bu nedenle adı \"müze\" değil \"müzeleri\" olarak geçiyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne defalarca gitsem sıkılmam, bıkmam. Butik geziler düzenleyen Gezinin Elli Tonu hesabında Arkeoloji Müzeleri'nde Bir Gece tanıtımını görünce, bunu kaçırmamalıyım dedim. Bu yazıda hem Arkeoloji Müzeleri'ni hem de müzede bir gece tecrübemin detaylarını anlatacağım, keyifli okumalar! Arkeoloji Müzeleri'nde Bir Gece gezisi sık sık tekrarlanıyor, Gezinin Elli Tonu instagram hesabından duyuruları takip edebilirsiniz. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Sultanahmet semti içinde Tarihi Yarımada'da yer alıyor. Müze girişi, tramvay yolunu takip ederseniz Ayasofya Camii ile Topkapı Sarayı'nın Gülhane Parkı girişi arasında bulunan Osman Hamdi Bey Yokuşu'nda solda yer alıyor. Yüksek demir korkuluklu kapıyı gözden kaçırmanız mümkün değil. Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. Arkeoloji Müzelerine gitmenin en kolay yolu Bağcılar-Kabataş tramvayını kullanmak. Tramvaydan Gülhane Parkı durağında inerseniz 5 dakikalık yürüme ile müze girişine kolayca ulaşabilirsiniz. İstanbul Arkeoloji Müzeleri üç farklı müzeyi içinde barındırıyor. Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk. Bu üç müzeye giriş için tek bilet alıyorsunuz. - İstanbul Arkeoloji Müzesi Giriş Ücreti 2020 yılı için 50 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz olarak girebiliyorsunuz. - Müze Pazartesi günleri kapalı. Covid önlemleri nedeniyle şu dönemde açılış-kapanış saatlerinde değişiklikler olabiliyor. Gitmeden telefonla arayıp bilgi almanız faydalı olur. - İstanbul Arkeoloji Müzeleri Telefonu: 0212 520 77 40 İstanbul Arkeoloji Müzelerinin kuruluşu Osmanlı dönemine dayanıyor. Osmanlı döneminde tarihi eser toplama işi Fatih Sultan Mehmet döneminde başlamış olsa da düzenli bir müze, düzgün arşiveleme ve sergileme yapılmıyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk müzesi, imparator topraklarından derlenen tarihi eserleri saklamak için aslında depo olarak kullanılan Aya İrini olacak şekilde, 1869 yılında Müze-i Hümayun yani İmparatorluk Müzesi olarak hizmete açılmış. Aya İrini'nin yetersiz olduğu anlaşılınca Müze-i Hümayun bünyesinde önce Çinili Köşk restore edilerek müzeye dönüştürülüp 1880 yılında ziyarete açılmış. Osmanlı İmparatorluğu'nun yetiştirdiği çok değerli insanlardan biri olan ressam ve arkeolog Osman Hamdi Bey 1881 yılında müze müdürlüğüne atandığında Türk müzeciliğinde yeni bir çağ açılmış olur. Müzenin ilk inşaası sırasında Osman Hamdi Bey'in vizyonu sayesinde Mimar Alexandre Vallaury görevlendirilmiş ve Vallaury sonraki yıllarda İstanbul'da pek çok önemli binanın da mimarı olmuştur. En bilinen eserleri: Pera Palas, Büyükada Rum Yetimhanesi, Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi. Ana bina, Osman Hamdi Bey'in vizyonu ve Mimar Vallaury'nin tasarımı ile eklemelerle büyütülebilecek şekilde tasarlanmış ve 1903 ve 1907 yıllarında yapılan eklemelerle bugünkü görüntüsüne ulaşmıştır. Ana bina girişinde yer alan sütunlu yapı, Lübnan'daki Sayda Antik Kenti'nden müzeye getirilmiş olan İskender Lahti'nden esinlenerek tasarlanmış. Lahit halen müzede sergileniyor. Müzede bugün 1 milyondan fazla eser bulunuyor, sergileme alanı kalmadığı için yeni eser kabul edilmiyor. Osman Hamdi Bey, Ethem Efendi'nin oğlu olarak dünyaya gelmiş, üniversite eğitimi için Paris'e gönderilen parlak Osmanlı gençlerinden biridir. Hukuk okuması için Paris'e gönderilmiş olmasına rağmen kısa sürede içindeki resim tutkusunu frenleyememiş ve hukuk eğitimini bırakarak resim konusunda kendisini geliştirmiştir. 12 yıl Paris'te yaşadıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu'na döndükten sonra ise önce Bağdat'ta görevlendirilmiş, İstanbul'a döndükten sonra ise resim ve arkeoloji konusundaki ilgi ve becerisi bilindiğinden müze müdürü olarak atanmıştır. Müze müdürü olduktan sonra bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ni ve Güzel Sanatlar Akademisi'ni kurar. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki tarihi eserlerin korunması, kazıların yapılması ve eserlerin sergilenmesi konusunda bugün bilinen bütün adımları atar. Osman Hamdi Bey'in hikayesi, herkese ilham verecek niteliktedir. Kaplumbağa Terbiyecisi kitabını anlatırken Osman Hamdi Bey'den detaylı olarak bahsetmiştim, o yazıma mutlaka bir bakın. Kitapta müzenin açılışı sırasında ve sonrasında Osman Hamdi Bey'in mücadelesi, muhteşem vizyonu çok güzel bir şekilde işlenmiş, keşke herkes bu kitabı alıp okusa dedirten bir kitap benim için. Arkeoloji Müzesi yani ana bina içinde bir koridorda Osman Hamdi Bey'in müzenin kuruluşu, Nemrut, Saida gibi antik kentlerde katıldığı kazılara dair bilgi ve fotoğrafların olduğu bir köşe hazırlanmış. Burası daha önce yoktu, eklenmiş olması beni çok mutlu etti. Müze kompleksinin içinde yer alan üç müzeden en eski olanı Çinili Köşk, 1472 yılında Fatih Sultan Mehmed'in emriyle av köşkü olarak yapılmış olan İstanbul'daki Osmanlı dönemi sivil mimari örneklerinin en eskilerinden biridir. Mimarideki Selçuklu tarzı dikkat çeker. Çinili Köşk, 1880 yılında restore edilerek müze binası olarak hizmet vermeye başlamış. Üç müze içinde dış cephesinde de yer alan çini ve seramik işlemeleri ile bana sorarsanız en albenili olan bina Çinili Köşke ait. Osman Hamdi Bey, müze müdürlüğüne getirildikten sonra Osmanlı'nın bütün valiliklerine haber salmış ve görülmeye değer tarihi eserler hakkında herhangi bir bulgu, haber olduğunda müzeye haber verilmesini istemiştir. Lübnan'ın Sayda kentine gidişi de bu şekilde olmuştur. Sayda kentine 1887-1888 yılları arasında gitmiş, Nekropol kazılarında çok sayıda lahit çıkarılmış ve bulunan lahitler deniz yoluyla İstanbul'a getirilmiştir. Getiren bu eserlerin boyutları büyük, sayıları da fazla olunca bunları sergilemek için yeni bir müze binasına ihtiyaç duyulmuştur. Osman Hamdi Bey'in çabaları ile Çinili Köşk'ün karşısına Mimar Vallaury'nin tasarımı ile ana bina inşa edilmiştir. Yeni bina, 13 Haziran 1891'de ziyarete açılmıştır. 13 Haziran günü ülkemizdeki önemine binaen Müzeciler Günü olarak kutlanıyor. Bunu düşünen ve hayata geçiren kimse alnından öpüyorum. Osman Hamdi Bey'in vizyonu burada devreye girmiş, Mimar Vallaury'e Osmanlı'da ekleme geleneği vardır, binayı öyle bir tasarla ki, yarın öbür gün bu binaya sığamadığımızda eklemeler yapılabilsin diye talimat verir. Bina tasarımı eklemelere uygun şekilde yapılır ve müze binası yapıldıktan kısa süre sonra 1903 yılında sol ve 1907 yılında ise sağ kanat eklenerek müze binası genişletilmiştir. Osman Hamdi'nin vizyonu devam ettirilmiş, 1969-1983 yılları arasında çeşitli eklemeler ile yeni sergi salonları açılmış ve bu bölümler ek bina olarak isimlendirilmiş. Şu vizyonun onda biri şimdiki nesillere neden ve nasıl aktarılamamış diye sorgulamadan edemiyor insan. Bugün Eski Şark Eserleri Müzesi olarak hizmet veren bina ise, 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi olarak hizmete açılmış ve uzun yıllar okul olarak hizmet vermiş. Akademi Cağaloğlu'na taşınınca 1917-1919 yıllarında bina Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arabistan yarımadası eserlerinin sergilendiği bir müze haline getirilmiş. Mısır'dan gelen mumyalar, M. Ö.1275'te imzalanmış olan Kadeş anlaşmasının iki kopyasından biri ve daha pek çok eser bu binada sergileniyor. Ayrıca müzenin geniş bir bahçesi, bahçede bir müze mağazası, kafeteryası bulunuyor. Müze bahçesinde sergilenen eserler de mevcut. Müzede Bir Gece etkinliğine gelecek olursak; Gezinin Elli Tonu organizasyonu ile gerçekleşen gezi Kenan Tamer rehberliğinde gerçekleşti. 19:00'da başlayacak etkinlik için müze özel izin ile açıldı ve sadece bizim gruba özel bir gezi düzenlendi. Müzeyi gece, sadece bize özel olarak gezme deneyimi gerçekten muhteşem. Tur süresi 2 saat ile sınırlı çünkü müze o kadarına izin veriyormuş. Hızlı bir tempo ile müzenin en önemli yerlerini bu süre içinde gezdik. Bizim gittiğimiz akşam şanslıydık hem Şark Eserleri hem de Çinili Köşke girmemize de izin verdiler, genelde ana bina dışında tek bir müze daha seçmeye izin veriyormuş müze yönetimi. Kenan Tamer'in eğlenceli anlatımı ile süslediği iki saat ne zaman doldu anlamadan gezimiz sona erdi. Müzeleri, müzede sergilenen coğrafyayı ve tarihini iyi bilen biri ile gezmenin tadı da bir başka. Konular, sergilenen eserler birbirine örümcek ağı gibi bağlanabiliyor böylece. Bir de benim en hoşuma giden şeylerden biri Gezinin Elli Tonu, turlarına katılan herkese bir kitap hediye hediyor. Tam Çok Okuyan Çok Gezenlere göre bir hareket! İstanbul Arkeoloji Müzeleri, hem İstanbul'da yaşayan hem de İstanbul'a turist olarak gelenler için mutlaka gezilmesi gereken yerler listesinde kesinlikle üst sıralarda yer alıyor. Müzede Bir Gece ise, bu deneyimi biraz daha zenginleştirmek isteyenler için çok güzel bir seçenek. İstanbul'da gezilecek yer önerileri yazıma da mutlaka biz göz atın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-da-mutlaka-gorulmesi-gereken-muzeler", "text": "Türkiye'nin en kalabalık, en güzel ve en turistik şehri İstanbul gezilecek görülecek yer açısından şüphesiz ki çok zengin. İstanbul'un her semtinde gezilecek bir çok yer, ziyaret edilecek bir çok müze bulunuyor. İstanbul'da yaşayan veya İstanbul'a gezmeye gelenler için İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken müzeler listesi hazırladım. İstanbul'u ve müze gezmeyi sevenlerin bu listede yer alan müzeleri tamamlamasını tavsiye ederim. İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken müzeler listesini hazırlarken herhangi bir öncelik sıralamasına koymadığımı belirtmek isterim. Bölgesel olarak sırasıyla gezilmesi gerektiğini düşündüğüm şekilde listeyi hazırladım. İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken müzeler listesinde yer alan müzelerin giriş ücretleri 2022 yılı şubat ayına ait ücretlerdir, güncel fiyatlar için müzelerin kendi internet siteleri, Müzekart'ın internet sitesi ve Kültür Bakanlığı'nın internet sitesi gibi yerlere bakabilirsiniz. Hazırsanız, İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken müzeler listesine başlayalım! Topkapı Sarayı, 400 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun idari merkezi olmuş, 4000 kişiye ev sahipliği yapmış binalar bütününden oluşur. Bab-ı Hümayun, I. Avlu, Babüsselam ve II. Avlu olarak dört ana bölümden oluşan saray 1924'den bu yana müze olarak hizmet vermektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun en önemli dönemlerinin yönetilmiş olduğu saray 1985 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır. - Topkapı Sarayı Müzesi 2023 Giriş Ücreti: Topkapı Sarayı içinde görebileceğiniz ve farklı biletlerle girilebilen üç bölüm var; 1) Topkapı Sarayı Kombine Bilet I giriş ücreti 110 TL, indirimli 35 TL, Müzekart ile sadece Topkapı Sarayı ücretsiz; 2) Harem Bölümü 60 TL, indirimli 20 TL, Müzekart geçerli değil; 3) Aya İrini giriş ücreti 45 TL, indirimli 20 TL, Müzekart geçerli değil. Ayrıca kombine biletlerden de faydalanabilirsiniz; Topkapı Sarayı +Aya İrini + Harem 140 TL, indirimli 45 TL. Kombine bilet almanız durumunda Müzekart geçerli değil. - Ziyaret Saatleri: Topkapı Sarayı 09:00-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir, ancak gişe 17:00'de kapanır ve 17:00'den sonra ziyaretçi kabul edilmez. Milli Saraylar yönetiminde olan müze Salı günleri ziyarete kapalıdır. - Adresi: Topkapı Sarayı; güneyde Marmara Denizi, doğuda İstanbul Boğazı ve kuzeydoğuda Haliç arasında kalan, tarihi yarımadanın ucundaki Sarayburnu'nda yer alan Bizans akropolü üzerinde kurulmuş. Topkapı Sarayı'nın açık adresi Cankurtaran, 34122 Fatih/İstanbul olarak geçmektedir. Topkapı Sarayı'nın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Topkapı Sarayı, Sultanahmet Meydanı'nın arka kısmında yer alıyor yani saraya gitmek için Sultanahmet Meydanı'na ulaşmanız yeterli. Buraya gelmenin en kolay yolu Bağcılar-Kabataş arası çalışan T1 Tramvay hattı. Eminönü veya Kabataş'a vapur veya otobüs ile ulaştıktan sonra tramvaydan Sultanahmet Meydanı durağında inerek saraya ulaşabilirsiniz. Meydan araç trafiğine kapalı ve çevre yollar da çok dar olduğundan buraya özel aracınızla gelmenizi hiç önermem. Topkapı Sarayı ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri gezi yazıma da mutlaka göz atın. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Osmanlı İmparatorluğu döneminin ilk müzesi ve dünyanın en büyük müzelerinden biri. Osmanlı İmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü topraklarda bulunan tarihi eserlerin sergilenmesi amacıyla kurulan müze; bugün Arkeoloji Müzesi, Çinili Köşk ve Eski Şark Eserleri Müzesi olmak üzere 3 ayrı binadan oluşan bir müzeler kompleksi, nedenle adı \"müze\" değil \"müzeleri\" olarak geçiyor. - İstanbul Arkeoloji Müzeleri 2023 Giriş Ücreti: Üç müze için tek bilet almanız yeterli. Giriş ücreti 100 TL, Müzekart ile ücretsiz gezebilirsiniz. - Ziyaret Saatleri: Müze 09:00-18:30 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor, gişe girişi ise 18:00'de kapanıyor. Ayrıca müze özel etkinlikler / turlar nedeniyle gece ziyarete de açılabiliyor. - İstanbul Arkeoloji Müzeleri Adresi: İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin açık adresi; Alemdar Caddesi, Osman Hamdi Bey Yokuşu, Gülhane, İstanbul. Google Haritalar uygulaması üzerinde konumunu görmek için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Buraya gelmenin en kolay yolu Bağcılar-Kabataş arası çalışan T1 Tramvay hattı. Eminönü veya Kabataş'a vapur veya otobüs ile ulaştıktan sonra tramvaydan Gülhane durağında inerek Osman Hamdi Bey Yokuşu'nu çıkarak müzeye ulaşabilirsiniz. Sultanahmet Meydanı araç trafiğine kapalı ve çevre yollar da çok dar olduğundan buraya özel aracınızla gelmenizi hiç önermem. İstanbul Arkeoloji Müzeleri yazım da ilginizi çekecektir. Yüzlerce yıldır İstanbul'un kültür varlıklarından biri olan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu tarafından kilise olarak inşa edildikten sonra pek çok kez revizyondan geçmiş, Fatih Sultan Mehmet'in 1453'te İstanbul'u fethi ile kilise camiye çevrilmiş, Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile 1935 yılında müze olarak hizmet vermeye başlamış, Temmuz 2020 tarihinde ise yeniden camiye dönüştürülmüştür. Ayasofya'yı geziyorsanız sadece iç mekanı değil bina dışında yer alan binaları da görmenizi öneririm: Sultan II. Selim, Sultan III. Murad, Sultan III. Mehmed ile Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim türbeleri, Şehzadeler Türbesi. - Ayasofya Camii Giriş Ücreti: Ayasofya Müzesi müze statüsünden çıkarılıp camiye dönüştürüldüğünden herhangi bir giriş ücreti alınmıyor. - Ziyaret Saatleri: Ayasofya Müzesi müze statüsünden çıkarılıp camiye dönüştürüldüğünden ziyaret saati ile ilgili bir kısıtlama bulunmuyor. - Adresi: Ayasofya Camii'nin açık adresi; Ayasofya Meydanı No:1, Fatih/İstanbul. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumunu görmek için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Buraya gelmenin en kolay yolu Bağcılar-Kabataş arası çalışan T1 Tramvay hattı. Eminönü veya Kabataş'a vapur veya otobüs ile ulaştıktan sonra tramvaydan Sultanahmet Meydanı durağında inerek saraya ulaşabilirsiniz. Meydan araç trafiğine kapalı ve çevre yollar da çok dar olduğundan buraya özel aracınızla gelmenizi hiç önermem. Ayasofya Camii hakkındaki detaylı yazımı da okumanızı öneririm. Türk İslam Eserleri Müzesi, ülkemizde Türk-İslam eserlerinin sergilendiği ilk müze ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde açılmış olan son müze olması nedeniyle önem taşıyor. Müzenin bulunduğu bina Sadrazam İbrahim Paşa Sarayı olarak kullanıldığından Muhteşem Yüzyıl dizisi yayındayken çok ilgi görüyordu. Müzede; Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti'ne ait eserlerin yanı sıra Emevi, Abbasi, Endülüs, Fatımiler, Memlukler, İlhanlı, Timur, Memluk, Safavi ve Eyyubiler dönemine ait eserleri görebilirsiniz. - Türk İslam Eserleri Müzesi 2023 Giriş Ücreti: Müze giriş ücreti 100 TL, Müzekart ile ücretsiz. Ayrıca sesli rehber hizmeti de alabilirsiniz. - Ziyaret Saatleri: Her gün 09:00 18:30 arası açık. Gişe kapanış saati 17:30, yani 17:30'dan sonra içeriye giriş yapılamıyor. - Adresi: Türk İslam Eserleri Müzesi'nin açık adresi; Binbirdirek Mh. Atmeydanı Sk. No: 12, 34122 Sultanahmet İstanbul. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Buraya gelmenin en kolay yolu Bağcılar-Kabataş arası çalışan T1 Tramvay hattı. Eminönü veya Kabataş'a vapur veya otobüs ile ulaştıktan sonra tramvaydan Sultanahmet Meydanı durağında inerek müzeye yürüyerek ulaşabilirsiniz. Sultanahmet Camisi'ni sol yanınıza Alman Çeşmesi de arkanıza aldığınızda müze girişi solda kalacak. Meydan araç trafiğine kapalı ve çevre yollar da çok dar olduğundan buraya özel aracınızla gelmenizi hiç önermem. Dünyaca ünlü İslam Bilim Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin'in çalışmaları sonucu 2008 yılında açılan müze; İslam medeniyetinin bilim ve teknoloji dünyasına katkılarını sergilemek üzere tasarlanmış. Üç bin 500 metrekarelik sergi alanında 585 alet, cihaz kopyaları, maket ve model koleksiyonu sergileniyor. İki katlı müzenin üst katında müzeyle ilgili görsellerin izlenebildiği Sinevizyon Salonu, Astronomi, Saat Teknolojisi, Denizcilik, Savaş Teknolojisi ve Tıp Bölümü; alt katında ise madenler, fizik, matematik-geometri, şehircilik ve mimari, optik, kimya ve coğrafyayla ilgili harita ve çizimlerinin sergi alanları bulunuyor. Müzenin bahçesinde üstünde Halife el-Me'mun'un 9. yüzyılda yaptırdığı dünya haritasının kopyası olan yerküre, İbn-i Sina'nın el-Kanun fi't-Tıbb kitabının ikinci cildinde bahsedilen tıbbi bitkilerden 26'sının bulunduğu ve 2013 yılında açılan İbn-i Sina Botanik Bahçesi yer alıyor. - İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi 2023 Giriş Ücreti: Müze giriş ücreti 50 TL, Müzekart ile ücretsiz. - Ziyaret Saatleri: Müze yaz döneminde 09:00-18:00, kış döneminde ise 9.00- 16.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. - Adresi: Can Kurtaran Mah. Alemdar Cad. Has Ahırlar Binası Gülhane Parkı, Sirkeci. Google haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Müze, Gülhane Parkı içerisinde, saray surlarına bitişik Has Ahırlar Binası'nda yer alıyor. Buraya ulaşmanın en kolay yolu Bağcılar-Kabataş arası çalışan T1 Tramvay hattı. Eminönü veya Kabataş'a vapur veya otobüs ile ulaştıktan sonra tramvaydan Gülhane durağında inip müzeye yürüyerek ulaşabilirsiniz. İstanbul Demiryolu Müzesi, tarihi Sirkeci Tren Garı'nda 23.09.2005 tarihinde ziyarete açılmış. Müzede Rumeli Demiryolları'na ve TCDD'nin Trakya hattına ait orijinal vaziyet planları, çizimler, çeşitli fotoğraflar, demiryolu aletleri ve haberleşme araçları sergileniyor. Ayrıca demiryolları idaresinde geçmişte varolan demiryolu okulları ve TCDD hastanelerine ait objeler ve fotoğrafları görebilirsiniz. Ülkemizin ilk elektrikli tren işletmesine geçişinin simgesi sayılan banliyo trenlerinden birinin makinist bölümü müzenin en çok fotoğrafı çekilen kısmı. Tren garı içinde bulunan müze; tarihi binası, renkli vitray pencereleri ile nostaljik bir sergi alanı. - İstanbul Demiryolu Müzesi 2023 Giriş Ücreti: Müze ücretsiz gezilebiliyor. - Ziyaret Saatleri: Müze ziyaret saatleri 10:30- 17:00, son giriş saati 16:40. Pazar, Pazartesi ve resmi tatil günleri kapalı. - Adresi: TCDD İstanbul Demiryolu Müzesi, Sirkeci Tren Garı, Hocapaşa Mah., Fatih. Google Haritalar uygulamaları üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Müzeye gitmek çok kolay. Sirkeci'ye giden herhangi otobüs, vapur veya metro hattını kullanarak Sirkeci Tren Garı'na ulaşmanız yeterli. Müze tren garı içinde yer alıyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde postane olarak kullanılmış olan binada bugün İş Bankası Müzesi olarak hizmet veriliyor. Postaneden sonra Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası bu binada hizmet vermiş. Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası ile İş Bankası'nın birleştiği tarihten 2004 yılına kadar İş Bankası'nın İstanbul Şubesi olarak kullanılmış. 2005 yılında ise İş Bankası Müzesi olarak kullanılmaya başlanmış. Şu an binanın üst katı İş Bankası kurum kültürü müzesi olarak hizmet veriyor. Giriş katında ise dönemsel olarak değişen sergiler düzenleniyor. - İş Bankası Müzesi 2023 Giriş Ücreti: Müze girişi ücretsizdir. - Ziyaret Saatleri: İş Bankası Müzesi Pazartesi günleri hariç her gün 10:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir, Pazartesi günleri, Ramazan ve Kurban bayramlarının ilk günleri ile 1 Ocak günü kapalıdır. - Adresi: Hobyar Mahallesi Bankacılar Caddesi No: 2 Bahçekapı Eminönü İstanbul. Müzenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Türkiye İş Bankası Müzesi, Eminönü'nde Yeni Cami'nin arka sokağında yer alıyor. Pembe boyası ile dışarıdan dikkat çekiyor, kolayca bulabilirsiniz. Eminönü'ne giden herhangi otobüs, vapur, tramvay veya metro hattını kullanarak müzeye ulaşabilirsiniz. İş Bankası Müzesi hakkında detaylı bilgiler içeren blog yazımı da okuyabilirsiniz. Büyük Postane Müzesi'nin bulunduğu bina; 1905-1909 yılları arasında, I. Mimarlık Akımı'nın önde gelen isimlerinden Mimar Vedat Tek'in ilk tasarımı olarak, Posta ve Telgraf Nezareti Binası olarak inşa edilmiş. 1930 yılında Yeni Postane, daha sonraki yıllarda ise Büyük Postane adıyla anılmaya başlanmış. 1927-1936 yılları arasında İstanbul Radyoevi olarak da kullanılmış. 1958 yılında sadece posta ve telgraf işlerinde kullanılmaya başlanmış. Halen İstanbul Avrupa Yakası PTT Baş Müdürlüğü bu binada hizmet veriyor. Bina içinde, ülkemizin telekomünikasyon ve iletişim tarihi hakkında bilgi alabileceğimiz bir müze yer alıyor. - Büyük Postane Müzesi Giriş Ücreti: Müze girişi ücretsizdir. - Ziyaret Saatleri: PTT Müzesi, hafta içi her gün saat 09:00 17:00 arasında ziyaret edilebilir. - Adresi: Hobyar Mh. Büyük Postane Cd. No:44 Fatih/İstanbul. Büyük Postane Müzesi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Büyük Postane Yeni Camii ve Mısır Çarşısı'na yürüme mesafesinde bulunuyor. Sirkeci'ye giden herhangi otobüs, vapur, tramvay veya metro hattını kullanarak müzeye kolayca ulaşabilirsiniz. İstanbul'un simgelerinden biri, İstanbul'a gelen turistlerin mutlaka görmesi gereken yerlerden biri olan Galata Kulesi, 14. yüzyılda Galata çevresinde yaşayan Cenevizliler tarafından surların bir parçası olarak inşa edilmiş. Zindan, yangın kulesi gibi farklı amaçlarla kullanılmış olan kule bugün müze olarak hizmet veriyor. 360 derece İstanbul manzarası izleyebileceğiniz balkonundan İstanbul'u izlemenin tadı bir başka. Bir de derler ki Galata Kulesi'ne birlikte çıktığınız kişi ile evlenirmişsiniz. Kulenin en üst katında bir kafeterya bulunuyor. - Giriş Ücreti: Galata Kulesi'ne çıkış ücreti kişi başı 175 TL, Müzekart ile ücretsiz çıkabilirsiniz. Ayrıca kule önünde uzun kuyrukları görünce korkmayın Müzekartınız varsa, sıra beklemeden okutup geçebilirsiniz. - Ziyaret Saatleri: Galata Kulesi 08:30 23:00 arası açık, gişe kapanış saati ise 22:00 - Adresi: Kulenin açık adresi: Bereketzade, Galata Kulesi, 34421 Beyoğlu/İstanbul. Galata Kulesi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Galata Kulesi'ne gitmek için; Taksim Meydanı'nına, Şişhane'ye veya Karaköy'e ulaştıktan yürümeniz gerekiyor. Kulenin önünde kadar araçla gitme şansınız yok. Şişhane'ye metro ile veya Karaköy'e vapurla gelerek yürümek en kolay ulaşma şekli. Kendi aracınız ile gelecekseniz yine Şişhane'de bulunan İspark'a aracınızı bırakabilirsiniz. Galata Kulesi hikayelerini anlattığım yazımı da okumanızı öneririm. Galata Mevlevihanesi, 1491 yılında İstanbul'un ilk mevlevihanesi olarak kurulmuş. İstanbul'daki yangın ve depremlerden zarar gören yapı III. Selim tarafından yenilenmiş. Cumhuriyet döneminde mevlevihane işlevini kaybetmiş, 1975'ten itibaren Divan Edebiyatı Müzesi olarak kullanılmış. 2011 yılından beri de Galata Mevlevihanesi Müzesi olarak ziyaret edilebiliyor. Müzede sema gösterileri de düzenleniyor. - Galata Mevlevihanesi 2023 Yılı Giriş Ücreti: Mevlevihane giriş ücreti 50 TL, Müzekart ile ücretsiz gezebilirsiniz. - Ziyaret Saatleri: Mevlevihaneyi 09:00-18:30 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz, gişe 18:00'de kapanıyor. - Adresi: Mevlevihane adresi Galip Dede Cad. No:15, Tünel, Beyoğlu, İstanbul. Galata Mevlevihanesi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Galata Mevlevihanesi, İstiklal Caddesi'nin sonunda Tünel Meydanı'na çok yakın. Tüneli kullarak Karaköy-Eminönü tarafından gelebilir veya Şişhane'den 5 dakikalık bir yürüyüş ile ulaşabilirsiniz. Şişhane'ye metro gelebilir ile veya özel aracınız ile geldiyseniz İspark'a aracınızı bırakabilirsiniz. Bu listedeki muhtemelen en az bilinen yerlerin başında 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi gelir. Galata Kulesi'ne bakan Büyük Hendek Sokak'ta Neva Şalom Sinagog'unun hemen üst katında bulunan müze Türk Yahudilerinin tarihi, kültürü, dini objeleri, gelenekleri ve yerleşim yerlerinin anlatıldığı bölümlere sahip. 3 katlı müzeden Neva Şalom Sinagog'undaki dini törenler, düğün, sünnet gibi etkinlikler de izlenebiliyor. Müzeye girişte güvenlik kontrolü için yanınızda mutlaka kimlik bulundurmanız gerekiyor. - 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi Giriş Ücreti: Giriş ücretli ancak güncel fiyata ulaşamadım. - Ziyaret Saatleri: Müzeyi Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Pazar günleri 10:00 17:00 arası; Cuma günleri 10:00-13:00 arası ziyaret edebilirsiniz. Müze ziyaretçi girişi kapanış saatinden 45 dakika önce sonlandırılıyor. Müze Cumartesi, Şabat günleri, milli ve dini bayramlarda kapalıdır. - Adresi: Bereketzade Mahallesi, Büyük Hendek Caddesi No: 39, Beyoğlu, İstanbul. Müzenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Galata Kulesi'ne geldiğiniz şekilde müzeye gelebilirsiniz. En kolay ulaşma şekli Şişhane metrosu ve Karaköy'den vapur ile gelmek. Beyoğlu'nda İstiklal Caddesi'nde Atlas Sineması'nın bulunduğu 200 yıllık bir binada açılmış olan Sinema Müzesi, dünyanın en iyi sinema müzeleri arasında gösteriliyor. 130 parça eser, biri dijital biri analog olmak üzere iki katta sergileniyor. Özellikle Yeşilçam sinemasına dair sergilerin bulunduğu alan çok ilgi görüyor. - Giriş Ücreti: Sinema Müzesi'nin 2023 yılı giriş ücreti tam 80, indirimli (Emekli, 65 Yaş ve Üstü ve Öğrenci/Öğretmen) 60 TL. - Ziyaret Saatleri: Müze, Pazartesi hariç her gün 11:00-19:00 saatleri arasında ziyarete açık. - Adresi: Kuloğlu, İstiklal Cd. Atlas Pasajı No: 131, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Müzenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Sinema Müzesi'ne gitmek için Taksim Meydanı'na ulaşmanız yeterli. Meydandan Galatasaray yönüne doğru 10 dakikalık bir yürüyüş sonunda müze solunuzda Atlas Sineması'nın binasında yer alıyor. Beyoğlu'nun en güzel binalarından birinde hizmet veren Pera Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından kurulmuş olan bir kültür-sanat müzesi. Çok katlı binanın her katında farklı sergi salonları bulunuyor, sürekli sergileri ve yenilenen sergileri ile tekrar tekrar ziyaret edebileceğiniz bir müze. Osman Hamdi Bey'in en meşhur tablolalarından biri olan Kaplumbağa Terbiyecisi tablolalarından biri müzede sergileniyor. Müzenin minik bir kafesi ve müze mağazası bulunuyor. - Giriş Ücreti: Pera Müzesi'nin 2023 yılı giriş ücreti tam 80 TL, indirimli 40 TL, 10 kişi ve üstü gruplarda kişi başı 60 TL. Çarşamba günleri müze öğrenciler için ücretsiz. Pera Müzesi her cuma 18.00-22.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. - Ziyaret Saatleri: Pera Müzesi Salı Cumartesi günleri 10.00 19.00 arası, Cuma günleri 10.00 22.00 arası, Pazar günleri 12.00 18.00 arası ziyarete açık. Pazartesi günleri kapalı. Müze, Ramazan ve Kurban bayramlarının birinci günü ve her yıl 1 Ocak'ta kapalıdır. - Adresi: Meşrutiyet Caddesi No:65, Tepebaşı, Beyoğlu, İstanbul. Müzenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Pera Müzesi'ne gitmek için metro kullanacaksınız; Yenikapı Hacıosman (M2) hattında, Şişhane durağında inin. Şişhane çıkışını kullanın ve Meşrutiyet Caddesi üzerinde ilerleyin. Pera Müzesi 10 dakika yürüme mesafesinde. Müzeye gitmek için otobüs kullanacaksınız; Tarlabaşı Bulvarı, İngiltere Başkonsolosluğu önündeki Tepebaşı-Beyoğlu otobüs durağında inin. Pera Müzesi 5 dakika yürüme mesafesinde. Pera Müzesi'ne kendi aracınızla geliyorsanız, Beyoğlu Tepebaşı İSPARK'ı kullanabilirsiniz, otopark sadece 2 dakika yürüme mesafesinde. Eski bir liman olan bölge deniz doldurularak üzerine binalar inşa edilmeye başlanmış ve padişahların has bahçesi olarak Dolmabahçe adını almış. Has bahçe içine yapılan köşk ve kasırlar Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anılmış. Abdülmecit zamanında ise Sahil Sarayı yıkılarak yerine Dolmabahçe Sarayı inşa ettirilmiş. Son Osmanlı padişahları bu sarayda yaşamış. Mustafa Kemal Atatürk, 1927-1938 yılları arasında, vefatına kadar zaman zaman Dolmabahçe Sarayında kalmış ve hayata gözlerini burada yummuştur. Bu nedenledir ki, her yıl 10 Kasım'da binlerce insan Atamızın son nefesini verdiği odayı ziyarete gelir. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçe girişi ücretsiz ve bahçesinde 4 farklı kafeterya bulunuyor. Ana girişte bulunan kafenin harika bir boğaz manzarası varken benim favorim Resim Müzesi içinde bulunan Şeker Ahmet Paşa Çay Salonu. - Giriş Ücreti: Selamlık, Harem ve Resim Müzesi birlikte bilet fiyatı 110 TL, Selamlık bilet ücreti 70 TL. Selamlık kısmı hariç Müzekart ile ücretsiz gezebilirsiniz. - Ziyaret Saatleri: Saray Pazartesi günleri hariç her gün 09:00-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Gişeden son ziyaretçi girişi için 17:00'dir. - Adresi: Vişnezade Mahallesi Dolmabahçe Caddesi, Beşiktaş, İstanbul. Dolmabahçe Sarayı'nın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Beşiktaş, İstanbul'da ulaşım konusunda en rahat yerlerden biri. Dolmabahçe Sarayı da Beşiktaş Vapur İskelesi ve otobüs duraklarına sadece 10 dakika yürüme mesafesinde yer alıyor. Kabataş vapur iskelesi, Kabataş tramvay durağı da aynı şekilde sadece kısa bir yürüyüş mesafesinde. Yani otobüs, vapur, motor, tramvay gibi her türlü toplu taşıma seçeneği ile saraya ulaşabilirsiniz. Kendi aracınız ile gelirseniz sarayın hemen önünde bir otopark bulunuyor ancak özellikle hafta sonları yer bulmanız pek kolay olmayabilir. Dolmabahçe Sarayı hakkında bütün bilmeniz gerekenleri topladığım yazımı da mutlaka okuyun. Geldik benim en sevdiğim, evime de yakın olduğu için sık sık gittiğim Milli Saraylar Resim Müzesi'ne. Dolmabahçe Sarayı'nın veliahd dairesi olarak kullanılmış olan bina hem dışarıdan hem içeriden çok etkileyici bir mimariye sahip. İki katlı olan binada, farklı sergi odalarında 34 ayrı sergi alanı bulunuyor. Müzenin giriş katında boğaz manzarasına bakan odalardan biri Şeker Ahmet Paşa Çay Salonu olarak hizmet veriyor. Ayrıca müzenin arka bahçesinde Limonluk Kafe adında bir kafe daha bulunuyor. İkisi de görsel olarak çok güzel kafeler, müze giriş ücreti ödemeden kafelerden faydalanabilirsiniz. - Giriş Ücreti: Resim Müzesi giriş ücreti 45 tL, Müzekart ile ücretsiz girebilirsiniz. - Ziyaret Saatleri: Pazartesi günleri hariç her gün 09:00-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Gişeden son ziyaretçi girişi için 17:00'dir. - Adresi: Vişnezade Mahallesi Dolmabahçe Caddesi Dolmabahçe Sarayı, Beşiktaş, İstanbul. Resim Müzesi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Beşiktaş, İstanbul'da ulaşım konusunda en rahat yerlerden biri. Müze, Beşiktaş Vapur İskelesi ve otobüs duraklarına sadece 5 dakika yürüme mesafesinde yer alıyor. Kabataş vapur iskelesi, Kabataş tramvay durağı da aynı şekilde sadece kısa bir yürüyüş mesafesinde. Yani otobüs, vapur, motor, tramvay gibi her türlü toplu taşıma müzeye ile saraya ulaşabilirsiniz. Kendi aracınız ile gelirseniz Dolmabahçe Sarayı'nın hemen önünde bir otopark bulunuyor ancak özellikle hafta sonları yer bulmanız pek kolay olmayabilir. Blogda en çok okunan yazılarımdan biri olan Milli Saraylar Resim Müzesi yazımda detayları bulabilirsiniz. Dolmabahçe Sarayı'ından Beşiktaş İskelesi'ne doğru yürürken sağda biraz içeride kalan iki katlı bina Deniz Müzesi. Deniz Müzesi, 1897 yılında, II. Abdülhamit döneminde Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa'nın liderliğinde \"Müze ve Kütüphane İdaresi\" adıyla Tersane-i Amire'de küçük bir binada kurulmuş. Farklı binalarda hizmet verdikten sonra 1961 yılında bugünkü yerinde hizmet vermeye başlamış. Müze; Ana Teşhir Binası, Tarihi Kayıklar Galerisi, Kültür Sitesi ve Açık Sergi Alanları'ndan oluşuyor. Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi de müze bünyesindedir. - Giriş Ücreti: Deniz Müzesi Yetişkin Giriş Ücreti 50 TL, Öğrenci(0-18 Yaş) Ücretsiz, Öğrenci(19-25 Yaş) Giriş Ücreti 25 TL, Öğrenci(26-65 Yaş) Giriş Ücreti 40 TL. Müzekart geçmiyor. - Ziyaret Saatleri: Deniz Müzesi, dini bayramların ilk günü ve Pazartesi günleri kapalı. Kış dönemi hafta içi 09:00-17:00 saatleri arasında, hafta sonu 10:00-18:00 hizmet veriyor. Gişe kapanış saati hafta içi 16:00, hafta sonu 17:00, bu saatlerden sonra müzeye ziyaretçi girişi yapılmamaktadır. Müze bünyesinde bulunan Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi Pazartesi günleri hariç her gün 10:00-12:00 ve 14:00-16:00 saatleri arasında ziyarete açıktır. - Adresi: Deniz Müzesi Komutanlığı Sinan Paşa Mh. Beşiktaş Cad. 6/1, Beşiktaş, İstanbul. Deniz Müzesi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Beşiktaş, İstanbul'da ulaşım konusunda en rahat yerlerden biri. Müze, Beşiktaş Vapur İskelesi ve otobüs duraklarına sadece 2 dakika yürüme mesafesinde yer alıyor. Kabataş vapur iskelesi, Kabataş tramvay durağı da aynı şekilde sadece kısa bir yürüyüş mesafesinde. Yani otobüs, vapur, motor, tramvay gibi her türlü toplu taşıma seçeneği ile müzeye ulaşabilirsiniz. Kendi aracınız ile gelirseniz Dolmabahçe Sarayı'nın hemen önünde bir otopark bulunuyor ancak özellikle hafta sonları yer bulmanız pek kolay olmayabilir. Atatürk'ün ailesinin 7 yıl yaşadığı, kendisinin de sık sık uğradığı bu bina Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından müze olarak düzenlendi. 2010 yılında açılan müzede Atatürk'e ait eşyalar ve dönemin tarihi eserleri sergileniyor. Şubat 2023 itibariyle yeniden bir restorasyon çalışmasına girmiş durumda, şu an maalesef ziyaret edilemiyor. - Giriş Ücreti: Müzeyi ücretsiz olarak gezebilirsiniz. - Ziyaret Saatleri: Beşiktaş'taki Mustafa Kemal Müzesi maalesef sadece hafta içi ziyaret edilebiliyor. Hafta içi 09:00-12:00 ve 13:00-16:00 saatleri arasında müzeyi ziyaret edebilirsiniz. - Adresi: Vişnezade Mh, Süleyman Seba Cd. No:36, 34370 Beşiktaş, İstanbul. Müzenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Müze, Beşiktaş Vapur İskelesi ve otobüs duraklarına 5 dakika yürüme mesafesinde akaretlerde bulunuyor. Toplu taşıma ile ulaşımı çok kolay. Akaretler Mustafa Kemal Müzesi ile ilgili detaylı yazımı da okumanızı öneririm. 1841 yılında Harp Okulu olarak inşa edilmiş olan bina 1993'ten bu yana Askeri Müze olarak hizmet veriyor. Bu harika müzenin en önemli özelliği Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün 1899-1905 yılları arasında bu binadaki Harp Okulu'nda eğitim almış olması. Okuduğu sınıfın temsili olarak canlandırıldığı \"Harbiyeli Atatürk Sınıfı\" var müzede. Askeri Müze, koleksiyon zenginliği ve çeşitliliği göz önüne alındığında dünyanın önde gelen askeri müzelerinden biri. Müzede sadece Cumhuriyet Dönemi değil, tüm Türk Devletleri'ne ait salonlar bulunuyor ve 2000 yıllık Türk devlet ve askerlik gelenekleri anlatılıyor. Müze gerçekten çok büyük, tamamını dolaşmak için 4-5 saat ayırmanızı öneririm. - Harbiye Askeri Müzesi 2022 Giriş Ücreti: Müze giriş ücreti 25 TL, öğrencilere ücretsiz, Müzekart geçerli değil. - Ziyaret Saatleri: Müze; 1 Ocak ve dini bayramların ilk günü kapalı, resmi bayramlarda açık, Pazartesi günleri kapalı, onun dışında her gün 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz, 16:00'dan sonra içeriye ziyaretçi alınmıyor. - Adresi: Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, Vali Konağı Caddesi, Harbiye, Şişli 34298 Istanbul. Müzenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Harbiye Askeri Müzesi, İstanbul'un tam da göbeğinde, adını bu binadan alan Harbiye semti Cumhuriyet Caddesi'nde, Harbiye Ordu Evi'nin hemen yanında yer alıyor. Toplu taşıma ile kolayca ulaşabilirsiniz. Harbiye Askeri Müzesi yazımda çok daha fazla bilgi bulabilirsiniz. Kariye Camii'nin tarihi 6. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde Khoara Manastırı'nın merkezi olan Azize Kurtarıcı Hora Kilisesi idi. Mozaikleri ile ünlü olan kilise İstanbul'un fethinden sonra camii olarak kullanılmaya başlandı. 1948'de müze statüsüne çevrilerek ziyarete açılmıştı. Türkiye'nin en çok ziyaret edilen müzeleri arasında iken 2019 yılında yeniden camiye dönüştürülmüş ve mozaik ve ikonaların üstü kapatılmıştır. 2023 yılı itibarıyle restorasyon çalışmaları nedeniyle ziyarete kapalı durumdadır. - Giriş Ücreti: Camii olarak hizmet verdiğinden giriş ücreti yok. - Ziyaret Saatleri: Kariye Camii müze statüsünden çıkarılıp camiye dönüştürüldüğünden ziyaret saati ile ilgili bir kısıtlama bulunmuyor. - Adresi: Dervişali, Kariye Cami Sk. No:18, Fatih, İstanbul. Caminin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Edirnekapı ile Fener arasında bulunan camiye gitmek için en kolay toplu taşıma yolu Edirnekapı'dan geçen otobüs veya tramvay hatlarını kullanmak. Kariye Camii'sinden sonra rotanızı Fener ve Balat tarafına doğru devam ettirebilirsiniz. Doğu Roma döneminde Pammakaristos Manastırı olarak inşa edilmiş olan yapıya, 1315 yılında Hz. İsa'ya adanan ek bir kilise yapılmış. İstanbul'un fethinden sonra kadın manastırı olarak kullanılmış. 1455 yılında Patrikhane buraya taşınmış olup, 1586 yılına kadar da Patrikhane olarak kullanılmış. Ancak Sultan III. Murad döneminde kilise camiye çevrilmiş ve Fethiye Camii adı verilmiş. - İstanbul Fethiye Müzesi tadilat nedeniyle ziyarete kapalı. - Adresi: Çarşamba Mah. Fethiye Cad. Fener, Fatih, İstanbul. Müzenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Fethiye Müzesi'ne toplu taşıma ile girmek için Edirnekapı veya Fener'e giden otobüs, tramvayları tercih edebilirsiniz. Bölge dar sokaklı mahallelerden oluştuğundan ve otopark için pek seçenek olmadığından kendi aracınız ile gelmenizi önermem. Rahmi Koç Müzesi, Haliç kıyısında Hasköy mevkisinde bulunuyor. 27 bin metrekarelik bir alana yayılan müze 1994 yılında hizmet açılmış. Müzenin ana konuları iletişim ve ulaşım, bu alanları kapsayan endüstriyel miras farklı bölümlerde sergileniyor. - Giriş Ücreti: Öğrenciler için 60 TL, yetişkinler için 120 TL. Eğer okul grubu olarak ziyaret edilirse öğrenci ücreti 40 TL oluyor. - Ziyaret Saatleri: Müze; Salı ve Cuma günleri arası 09:30 17:00, Cumartesi ve Pazar günleri 10:00 18:00 arası ziyarete açık. Pazartesi günleri ise kapalı. - Adresi: Rahmi M. Koç Müzesi Hasköy Cad. No: 5 Hasköy 34445 İstanbul. Müzenin konumu için tıklayın. İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü içinde yer alan müze Türkiye'nin ilk endüstriyel arkeoloji müzesi olarak tanımlanıyor. 1914-1983 yılları arasında Silahtarağa Elektrik Santrali olarak hizmet veren yapı 2007 yılından bu yana Enerji Müzesi olarak hizmet veriyor. Daha fazla bilgi için Enerji Müzesi yazıma göz atın. - Giriş Ücreti: Enerji Müzesi girişi ücretsiz! - Ziyaret Saatleri: Enerji Müzesi hafta içi ve hafta sonu 09:00- 17:30 saatleri arasında ziyarete açık. - Adresi: Emniyettepe, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Kazım Karabekir Cd. Santralistanbul Kampüsü No: 2/13, 34060 Eyüpsultan/İstanbul. Müzenin konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Müzenin içinde bulunduğu Santral İstanbul, Kağıthane ve Alibeyköy derelerinin Haliç'te buluştuğu nokta olan Silahtar'da yer alıyor. Üniversitenin önündeki duraktan çok sayıda otobüs geçiyor. 1994 yılında ziyarete açılan Rahmi M. Koç Müzesi, Haliç'in kuzey yakasındaki Hasköy semtinde yer almaktadır. Günümüzde yaklaşık 27 bin metrekarelik bir alana yayılan müze, üç ana bölümden oluşmaktadır. Mustafa V. Koç Binası / Tarihi Lengerhane Binası, Tarihi Hasköy Tersanesi ve Açık Hava Sergileme Alanı. Müze koleksiyonunda en temel başlıkları ile iletişim ve ulaşım altında yer alan endüstriyel mirasın en geniş yelpazede örnekleri yer almaktadır. Müze içinde; Arçelik Telve Kafe, Fenerbahçe Büfe, Nostaljik Coca-Cola Büfesi, Halat Restorant, Suzy's Cafe Du Levant adında kafe ve restoranlar bulunuyor. - Giriş Ücreti: Rahmi Koç Müzesi giriş ücreti yetişkin 120 TL, öğrenci 60 TL. Müzekart geçerli değil. - Ziyaret Saatleri: Müze, hafta içi Salı-Cuma 09:30 17:00 saatleri arasında, hafta sonları 10:00 18:00 arasında ziyaret edilebilir, Pazartesi günleri kapalı. Dini Bayramların arife ve birinci günü ile her yıl 31 Aralık ve 1 Ocak günleri müze kapalıdır. - Adresi: Rahmi M. Koç Müzesi Hasköy Cad. No: 5 Hasköy, İstanbuL Müzenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Rahmi Koç Müzesi'ne toplu taşıma ile gidebilmek için Kadıköy ve Üsküdar'dan kalkan ve Hasköy'de duran vapurları veya Eminönü'nden kalkıp Hasköy'den geçen otobüsleri kullanabilirsiniz. Kendi aracınız ile gidecekseniz müzenin kendi otoparkı bulunuyor. Türkiye'nin tek, dünyanın ise 18 uçurtma müzesinden biri Üsküdar'da bulunan Uçurtma Müzesi. Müzede 6 Kıta ve 33 ülkeden toplanan toplam 2500'ün üzerinde parçadan oluşan bir uçurtma koleksiyonu bulunuyor. 3 Yaş itibariyle, her yaştan ziyaretçinin katılabildiği Uçurtma Okulu da müze bünyesinde bulunuyor. - Giriş Ücreti: Uçurtma Müzesi girişi ücretsiz. - Ziyaret Saatleri: Uçurtma Müzesi hafta içi 09:30 17:30 saatleri arasında açık, Cumartesi günleri randevu olarak ziyaret edebilirsiniz, Pazar günleri kapalı. - Adresi: Aziz Mahmut Hüdayi Mah. Uncular Cd. Bakıcı Sk. No:12, Üsküdar, İstanbul. Müzenin Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Uçurtma Müzesi, Üsküdar Meydanı'ndan yürüme mesafesinde arka sokaklardan birinde. Üsküdar metro istasyonu ve Üsküdar Meydanı'na sadece 200 metre yürüme mesafesinde. Uçurtma Müzesi ile ilgili yazımda detayları bulabilirsiniz. - Giriş Ücreti: Beylerbeyi Sarayı giriş ücreti yetişkin 45 TL, indirimli 20 TL, bahçe girişi 10 TL Müzekart ile ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. - Ziyaret Saatleri: Saray, Pazartesi günleri hariç hafta içi her gün ziyarete açık. 1 Ocak ve dini bayramların ilk günü de ziyarete kapalı. 09:00-17:30 arası sarayı ve bahçesini ziyaret edebilirsiniz. - Adresi: Beylerbeyi, Abdullah Ağa Cd. 34676 Üsküdar, İstanbul. Sarayın Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Saray, tam birinci köprünün ayağında Üsküdar ile Çengelköy arasında Beylerbeyi semtinde bulunuyor. Anadolu Yakası'ndan kendi aracınız ile geliyorsanız; Boğaziçi Köprüsü'ne gider gibi gidip köprüden önceki son çıkıştan Çengelköy yönüne doğru indiğinizde sahilde, saray tam karşınıza çıkacak. Avrupa Yakası'ndan kendi aracınız ile geliyorsanız; köprüden sonraki ilk çıkıştan çıkıp yine Çengelköy yönüne devam ettiğinizde sarayın önüne çıkacaksınız. Toplu taşıma ile geliyorsanız Beylerbeyi'ne gelmenin en kolay yolu Üsküdar'dan sahil yolunu kullanan herhangi bir otobüs veya minibüse binmek. Saraya 50 metre mesafede bir otobüs durağı bulunuyor. Üsküdar Vapur İskelesi'nden Beylerbeyi Sarayı 3.3 kilometre mesafede, eğer benim gibi yürümeyi sevenlerdenseniz, yürüyerek 40-45 dakikada ulaşabilirsiniz. Beylerbeyi Sarayı Müzesi'ni detayları ile anlattığım yazıma da bir göz atın. Oyuncak Müzesi, ülkemizin önemli değerlerinden biri olan yazar ve şair Sunay Akın'ın 20 yıl boyunca 40 farklı ülkeden topladığı oyuncakların bir ara getirilmesi ile ortaya çıkmış. Tam bir arşivci olan Sunay Akın, antikacılardan açık artırmalardan oyuncakçılardan toplandığı devasa bir koleksiyona sahip. Bu koleksiyonun sergilenmesi için gereken tasarımı sahne tasarım sanatçısı Ayhan Doğan yapmış. Müze, bir şair tarafından kurulmuş ve bir sahne tasarımcısı tarafından tasarlanmış dünyadaki ilk ve tek müze. - Giriş Ücreti: Oyuncak Müzesi'nin giriş ücreti tam 75 TL, indirimli 40 TL. (3 yaş ve üzeri çocuklar, öğrenciler, öğretmenler, öğretim görevlileri, 65 yaş ve üstü kişiler indirimden faydalanabiliyor). Engelliler, 3 yaş altı çocuklar, ICOM kart sahipleri, MMKD üyeleri, kokartlı rehber ve basın mensupları ise müzeyi ücretsiz olarak ziyaret edebiliyor. - Ziyaret Saatleri: Oyuncak Müzesi pazartesi günleri ziyarete kapalı. Pazartesi hariç hafta içi 10:00 18:00, hafta sonu 10.00- 18.30 saatleri arasında ziyaret edilebilir. - Adresi: Göztepe, Dr. Zeki Zeren Sk No:17, Kadıköy, İstanbul. Oyuncak Müzesi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: İstanbul Oyuncak Müzesi, İstanbul'un Göztepe semtinde yer alıyor. Ulaşım için oldukça fazla seçenek var. Tavsiyem kendi aracınız ile gelmemeniz, çünkü müze sokak arasında yerleşim yerlerinin arasında olduğundan park problemi var. Halbuki otobüs ve/veya metro ile gelirseniz kısa bir yürüyüş ile müzeye ulaşabilirsiniz. İstanbul Oyuncak Müzesi ile ilgili tüm detayları yazımda okuyabilirsiniz. İstanbul Anadolu yakasında görülmesi gereken müzeler yazım da ilginizi çekecektir. Müze Gazhane, 130 yıl boyunca İstanbul Anadolu Yakası'nın yağ ve gaz ihtiyacını karşılamış olan İstanbul'un son gazhanesinin restore edilerek 9 Temmuz 2021 yeniden halka kazandırılması ile açılmış bir kültür-sanat alanı. Türkiye'nin en önemli endüstriyel miraslarından olan tarihi yapı 1993 yılında İstanbul'daki diğer gazhaneler ile birlikte kapatılmış. Eski gazhane şu an içinde müzeler, sergi alanları, kafe ve restoran, tiyatro sahneleri ve etkinlik alanları barındıran bir yer olarak İstanbullular'ın kullanımına açılmış. İklim Müzesi, Karikatür ve Mizah Müzesi, Çocuk Bilim Merkezi, Afife Batur Kütüphanesi, Gazhane Galeri, geçici sergi alanı, sesli / sessiz çalışma alanları, İBB Şehir Tiyatroları'na ait iki tiyatro & konser salonu ve İstanbul Kitapçısı, Beltur'a ait kafe ve restoranlar, yeşil alanlar ve otopark 32 bin metrekarelik yerleşkede bulabilecekleriniz. Müzenin bahçesinde, 7 heykeltraşın Haliç Tersanesi'nde atık materyallerden ürettiği heykeller dikkatinizi çekecektir. - Müze Gazhane Giriş Ücreti: Müze Gazhane'ye herhangi bir giriş ücreti yok. - Ziyaret Saatleri: Müze Gazhane içindeki mekan ve müzelerin farklı ziyaret saatleri bulunuyor. Afife Batur Kütüphanesi ve sesli çalışma alanı 7 gün 24 saat açık; Karikatür ve Mizah Müzesi, İklim Müzesi, Bilim Merkezi, Galeri Gazhane hafta içi pazartesi hariç 09:00-18:00 arası, hafta sonu 10:00-18:00 arası açık; restoran ve kafe 10:00-22:00 arası her gün açık; Gazhane Meydan her gün 09:00-22:00 arası açık, İstanbul Kitapçısı her gün 11:00-22:00 arası açık. - Adresi: Müze Gazhane'nin açık adresi; Kurbağalıdere Cd. No:125 Hasanpaşa/Kadıköy. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Nasıl Gidilir?: Müze Gazhane, Söğütlüçeşme Metro İstasyonuna sadece 5 dakika yürüme mesafesinde yer alıyor. Kadıköy İskelesi'nden ise 20-25 dakikalık yürüme mesafesinde. Aracınız ile gelecekseniz Kadıköy Tarihi Salı Pazarı'nı geçtikten sonra müze girişini ve otopark tabelasını göreceksiniz. Müze Gazhane yazımda çok daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken müzeler arasında benim favorilerimi soracak olursanız; Dolmabahçe, Kariye, Askeri Müze ve Galata Kulesi diyebilirim. Elbette İstanbul'da bunlar dışında da pek çok müze var, benim listeye aldıklarım ziyaret edip İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken müzeler listesinde girmesi gerektiğini düşündüklerim. Sizin de önerileriniz varsa yorumlara ekleyebilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video içeriği için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-havaalani-otopark-secenekleri", "text": "Atatürk Havaalanı kapanıp yeni İstanbul Havaalanı açılınca önce \"yeni havaalanına nasıl ulaşacağız?\" diye bir panik yaşamıştık. Neyseki pek çok yerden kalkan Havaist araçları ile bu paniğimizi aştık. Bir diğer sorun da kendi aracımızla Yeni İstanbul Havalimanı'na gitmek oldu, yeni İstanbul Havalimanı otopark seçenekleri arasında ucuz alternatifler var mıydı? Önce müjdemi vereyim, yeni İstanbul Havaalanında ucuz otopark seçenekleri var! Aracını havaalanının otoparkına bırakıp yüksek ücret ödemek istemeyenler için yakın çevrede servisle taşıma yapan otoparklar var. Gelin detaylarına birlikte bakalım! Yeni İstanbul Havalimanı'na ulaşım seçenekleri yazım da işinize yarayabilir, bir göz atın. Diğer havaalanlarında olduğu gibi İstanbul Havaalanı çevresindeki otoparklar da ücretsiz ring servis hizmeti sunuyor. Aracınızı bıraktıktan sonra en fazla 10-15 dakikalık bir bekleme ile servise binerek havalanına ulaşabiliyorsunuz. GÜNCELLEME: 2019 Aralık ayı başında Tayakadın bölgesindeki izinsiz olduğu tespit edilen pek çok otopark kapatılmış, bu nedenle aşağıda yer alan otoparkları gitmeden mutlaka aramanızı öneririm. İstanbul Havaalanı yakınındaki ilk otopark Havapark. 0533 371 27 43 numaralı telefondan ister whatsupp, isterseniz telefonla görüşerek 7/24 bilgi alabilir, rezervasyon yaptırabilirsiniz. Otopark kapasitesi sadece 140 araçlık, o yüzden rezervasyonsuz yer bulmanız sıkıntı olabilir, gitmeden aramanızda fayda var. Gidiş ve dönüşte ücretsiz servis sizi otoparktan alıp bırakıyor. Havapark otoparkın ücreti 24 saati 20TL. Havapark otoparkının açık adresi şöyle: Taşoluk Mahallesi İstanbul Caddesi No 59 Arnavutköy İstanbul. Yeni İstanbul Havaalanı'na 15 dakikalık bir araç mesafesinde görünüyor. İstanbul Havaalimanı'na en yakın otopark seçeneği Otopark Checkout olarak görünüyor. 0532 623 65 90 veya 0532 586 04 91 numaralı telefonlardan ulaşarak bilgi alabilir veya rezervasyon yaptırabilirsiniz. Gidiş ve dönüşte ücretsiz servis sizi otoparktan alıp bırakıyor. Otopark checkout ücreti de diğeri ile aynı 24 saati 20TL. Yeni İstanbul Havalimanı çevresindeki bir diğer otopark da Car Parking. 0542 534 34 12 veya 0546 776 21 12 numaralı telefonlardan ulaşarak hem yol tarifi alabilir, hem de müsaitlik durumunu sorabilirsiniz. Burası da küçük bir otopark o yüzden müsaitlik sormanızda fayda var. Car Parking otoparkının da ücreti 24 saat için 20 TL. Bu tutar standart hale gelmiş anlaşılan, bu otoparklardan fark yaratmak isteyen varsa fiyatta bir miktar değişiklik yapması isabetli olabilir. Carparking sitesinde şöyle bir açıklama var: Aracınız 3 gün ve üzeri otoparkımızda kaldığı durumlarda havalimanı servis hizmetlerimizden ücretsiz faydalanabilirsiniz. Bu da demek oluyor ki 3 gün altında ücret alıyoruz. Ancak ücretin ne kadar olduğuna dair bir bilgi yok. Car Parking otoparkının açık adresi şöyle: Tayakadın Mh. Yassıören Cd. No:126 Arnavutköy İSTANBUL. Burası da kendini havalimanına en yakın otopark olarak pazarlıyor. Konumu havaalanına 20 dakikadan daha uzun süre görünüyor yani görünen o ki en yakın değil, en uzak otopark burası. İstanbul Havaalanı çevresindeki otoparklardan biri de Tayakadın Otopark. +90 (0) 553 034 22 39 veya +90 (0) 533 198 26 79 numaralı telefonlardan ulaşarak rezervasyon yaptırabilir veya müsaitlik durumunu sorabilirsiniz. Burada transfer hizmeti yok, Vale hizmeti veriliyor. Yani aracı havalimanından teslim alıp dönüşte havalimanına geri getiriyorlar. Tayakadın otoparkının açık adresi: Tayakadın, Cengiz Topel Cd. No:150, Arnavutköy/İstanbul. İstanbul Havalimanı içinde 40.000 araç kapasiteli bir otopark bulunuyor. 3 farklı noktadan vale servisi ile aracınızı buraya bırakmanız da mümkün elbette. Ancak tabii ki bu en pahalı otopark seçeneği. - 4 gün için 182 TL, - 7 gün için 298 TL, - 15 gün için 407 TL, - Aylık abonelik için 444 TL. - 0-1 saat arası 21 TL, - 1-3 saat arası 25 TL, - 3-6 saat arası 39,5 TL, - 6-12 saat arası 47 TL, - 12-24 saat arası 63 TL. Ayrıca vale hizmetinden faydalanmak isterseniz, İstanbul Havalimanı vale hizmet bedeli 35 TL. İstanbul Havalimanı otoparkı havalimanının içinde, havalimanına girdikten sonra otopark tabelalarını takip ederek kolayca bulabilirsiniz. Sizin de bildiğiniz başka otoparklar varsa yorum olarak eklerseniz yazıya ekleyebilirim. Bence hala en iyisi Havaist ile yeni İstanbul Havalimanı'na ulaşmak ama yine de siz bilirsiniz. teşekkürler bilgilendirme için, düzeltmeyi en kısa zamanda yapacağım. yeni havaalanı bölgesinde 7/24 hizmet veren, kendi servis araçları ile ücretsiz transfer hizmeti veren, ruhsatlı, sigortalı, 32 kamera ile 7/24 kontrol edilen 300 araç kapasiteli otoparkız. listenizde görünmemekteyiz. Lütfen web sitemizi inceleyip listenize alırsanız mutlu oluruz. AİRPARK 7/24 otopark müşteri memnuniyetini önceleyen bir kurum olarak hizmete devam etmekteyiz. fiyatımız günübirlik 30 TL. 2 gün ve üzeri kalışlarda 25 TL dir. Teşekkürlerimle,"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-havalimani-iga-dijital-donusumde-avrupanin-en-iyi-havalimani-odulunu-kazandi", "text": "İstanbul Havalimanı, açıldığı günden bu yana yeni teknolojileri kullanması ve yolculuk deneyimi en üst düzeye taşımaya yönelik çalışmaları ile gündeme geliyor. Son olarak uluslararası bir kurum olan ACI EUROPE tarafından düzenlenen ACI Europe Awards yarışmasında dijital dönüşüm kategorisinde aldığı Avrupa'nın en iyi havalimanı ödülü ile teknoloji yatırımlarını taçlandırmış oldu. İstanbul Havalimanı'nı 29 Ekim 2018 kısmen, 6 Nisan 2019 tarihi itibariyle tam anlamıyla hizmet vermeye başladı. İstanbul'un Avrupa yakasında bulunan havalimanı, yurt içinde ve dışında pek çok destinasyona uçuşların yapıldığı, aynı zamanda kapasitesi ile de aktarmalı uçuşlar için önemli bir kesişme noktası. İstanbul'un pek çok noktasından Havaist ve belediye otobüsleri ile havalimanına ulaşım mümkün. İstanbul Havalimanı'na ulaşım konusundaki detaylar için İstanbul Havalimanı, Nerede, Nasıl Gidilir? yazıma göz atabilirsiniz. - E-pasaport: 18-20 saniye gibi kısa bir sürede, pasaport memurlarına gerek kalmaksızın, yolcular pasaportlarını hızlı geçiş sistemine okutarak işlem yapabiliyorlar. - Akıllı çeviri hizmeti: Yabancı yolcuların iletişim sorunu yaşamaması için terminalin 35 farklı noktasında, 36 dilde ve 80 lehçede yolculara 'anlık çeviri hizmeti' özel yazılıma sahip tabletlerle gerçekleştiriliyor. - Mobil uygulama: İstanbul Havalimanı'nın mobil uygulaması üzerinden \"evden uçuş kapısına\" gibi özellikler ve üyelerine özel hizmetler sunuyor. - Akıllı otopark: Akıllı plaka okuma sistemi ve otopark içinde konumlandırılmış 2.500 kamera ile aracınızı otoparkta kaybetme derdine çözüm getirildi. - 5G: 5G teknolojisi İstanbul Havalimanı bünyesinde sunuluyor. - Akıllı güvenlik: İstanbul Havalimanı, kameralar, kartlı geçiş sistemleri, yüz tanıma, damar izi okuma, kamera ve radarlardan oluşan akıllı güvenlik sistemi ile korunuyor. - Akıllı robot: UFS Titiz adlı robot, havalimanın temizlik, güvenlik, teknik bakım gibi pek çok hizmet insansız olarak gerçekleşiyor. İstanbul Havalimanı, ACI EUROPE yani Uluslararası Havaalanları Konseyi tarafından düzenlenen 16. ACI Europe Awards ödüllerinde, dijital seyahat deneyimi çalışmalarıyla, \"Dijital Dönüşümde Avrupa'nın En İyi Havalimanı\" ödülüne layık görüldü. Her yıl düzenlenen ACI Europe Awards'da en iyi havalimanı, en inovatif havalimanı, insan kaynakları alanında en iyi havalimanı gibi farklı kategorilerde 5 ayrı ödül veriliyor. 2020 yılında dijital dönüşüm alanlar arasında İstanbul Havalimanı da yerini aldı. Ödül töreni, 17 Kasım 2020 Salı günü Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlendi. 16. ACI Europe Awards töreninde \"Dijital Dönüşümde Avrupa'nın En İyi Havalimanı\" ödülü, havalimanının yapım aşamasında ve sonrasında dijital yatırımlarına hız kesmeden devam eden İstanbul Havalimanı'na verildi. Online olarak gerçekleşen törende ödül, İstanbul Havalimanı İşletmesi İcra Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kadri Samsunlu'ya takdim edildi. İstanbul Havalimanı'nın twitter üzerinden yaptığı Türkçe açıklamayı ulaşmak için Türkçe, İngilizce açıklama için İngilizce bağlantısına tıklayın. Ülkemizin uluslararası platformlarda özellikle yenilikçi projeler ile boy göstermesi hepimiz için, en başta ülkemizin imajı için çok kıymetli. İstanbul Havalimanı aldığı ve önümüzdeki dönemde alacağı ödüllerle bizi gururlandırmaya devam edecek gibi görünüyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-havalimanina-uluslararasi-iki-odul-birden", "text": "Teknoloji yatırımları ile adından sık sık bahsettiren, yolcu ve uçak kapasitesi ile ülkemizin en büyük havalimanı olan İstanbul Havalimanı, uluslararası havacılık kuruluşu Skytrax tarafından yapılan değerlendirme sonucunda '5 Yıldızlı Havalimanı'' ve \"5 Yıldızlı Covid-19 Önlemli Havalimanı\" ödüllerine layık görüldü. İstanbul Havalimanı korona döneminde hız kesmeden yaptığı çalışmalarla iki ödülü birden alan dünyadaki iki havalimanından biri oldu. - Kasım 2020'de Uluslararası Havalimanları Konseyi tarafından düzenlenen \"16th ACI Europe Awards\" kapsamındaki Dijital Dönüşüm kategorisinde \"En İyi Havalimanı\" seçilmişti, ben de blogumda bu haberi mutlulukla duyurmuştum. - Temmuz 2020'de yine Uluslararası Havalimanları Konseyi tarafından \"Havalimanı Sağlık Akreditasyonu\" sertifikasını alarak dünyada bu sertifikayı alan ilk havalimanı oldu. - Aralık 2020'de yolcu deneyimindeki mükemmeliyetin belgesi olarak Londra merkezli havacılık enstitüsü Skytrax tarafından verilen \"5 Yıldızlı Havalimanı\" ödülünü aldı. - 2020 yılı bitmeden bir ödül de Kovid-19 sürecindeki başarılı çalışmaları nedeniyle \"5 Yıldızlı Kovid-19 Önlemli Havalimanı\" ödülüne layık görülen dünyadaki 4 havalimanı arasında yerini aldı. Sktrax, 1989 yılında kurulan Londra merkezli havacılık enstitüsü. Kurulduğu günden bu yana, havacılık endüstrisinin gelişmesini amaçlayan kurum; havalimanı ve havayollarına kalite denetimi, yıldız derecelendirmesi ve kalite kıyaslama hizmetleri sağlıyor. Skytrax uzmanları, herhangi bir ödül veya ünvana layık olacak havalimanı ve/veya havayolu şirketini seçerken yolcu deneyiminden temizliğe yüzlerce kritere bakarak karar veriyorlar. Skytrax gibi dünya çapında önemli bir havacılık otoritesi tarafından ödüllendirilmek ödül alan kurumlar için de önemli bir prestij sağlıyor. Skytrax uzmanları tarafından yapılan detaylı inceleme ve fiziki denetimler sonucunda, İstanbul Havalimanı \"5 Yıldızlı Havalimanı\" olarak ödüllendirildi. Skytrax enstitüsünden 5 yıldız alan diğer havalimanları ile kıyaslandığında İstanbul Havalimanı en büyük terminale sahip olması ile de dikkat çekiyor. Bu denli büyük bir operasyonu yolcu deneyimini en üst seviyede tutarak gerçekleştirmek de başka bir başarı göstergesi. Bu ödül verilmeden önce, yolcuların seyahat deneyimini etkileyen her nokta denetimden geçti. Güvenlik, check-in, pasaport kontrolü, temizlik, bagaj alım, yeme içme alanları, alışveriş alanları, lounge hizmetleri, otopark hizmetleri ile bir havalimanına girdiğinizde ihtiyaç duyacağınız her nokta Skytrax uzmanları tarafından değerlendirildi. Bu değerlendirme sonucunda yolcu deneyimi 5 yıldızı hak ettiğini belgelemiş oldu. Haberin detaylarında İstanbul Havalimanı'nın internet sitesindeki bültenden ulaşabilirsiniz. Yolcu sağlığı ve güvenliğine en üst düzeyde özen gösteren İstanbul Havalimanı, sırasıyla, yerel ve uluslararası kurumların Covid-19 sürecinde belirlemiş olduğu sertifikasyonları tamamladı. - Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün vermiş olduğu 'Havalimanı Pandemi Sertifikası'nı aldı, - Avrupa Birliği Havacılık Emniyeti Ajansı'nın yayınladığı \"Covid-19 Havacılık Sağlık Emniyeti Protokolünü\" imzaladı, - Uluslararası Havalimanları Konseyi tarafından verilen \"Havalimanı Sağlık Akreditasyonu\" sertifikasını ise dünyada alan ilk havalimanı oldu. Atılan bu adımlar sayesinde Kovid-19 sürecinde Skytrax tarafından verilen \"5 Yıldızlı Kovid-19 Önlemli Havalimanı\" ödülüne hakkıyla sahip oldu. İstanbul Havalimanı dışında, Roma'daki Fiumicino Havalimanı'nın, Doha'daki Hamad Uluslararası Havalimanı'nın ve Bogota'da bulunan El Dorado Havalimanı bu ödüle layık görülmüş. İstanbul Havalimanı, \"5 Yıldızlı Kovid-19 Önlemli Havalimanı\" ödülünü alan dünyadaki 4 havalimanı arasına girdi. Özellikle koronavirüsünün hayatımızı bu kadar etkilediği bir dönemde İstanbul'un dünyaya açılan kapısı pozisyonundaki İstanbul Havalimanı'nın arka arkaya aldığı bu sertifika ve ödüller insanın içini bir nebze olsun rahatlatıyor. İstanbulda yaşıyorum. Havaalanına yakınım. İlk açıldığında merak ettiğim için gezmeye gitmiştim. Gerçekten muazzam bir yapı."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-oyuncak-muzesi", "text": "İstanbul'da bir oyuncak müzesi olduğunu biliyor muydunuz? Özellikle çocuklu aileler çoğunlukla biliyor. Bana sorarsanız oyuncak müzeleri sadece çocuklar için değil yetişkinler için de güzel bir keşif ortamı. Yıllar boyunca yapılmış oyuncaklar sizi çocukluğunuza götürürken popüler kültür ve dünya gündeminin oyuncaklara nasıl yön verdiğini görme imkanı sağlıyor oyuncak müzeleri. Bu nedenle yurt içi veya yurt dışında oyuncak müzelerini gezmeyi severim. İstanbul Göztepe'de bulunan Sunay Akın'ın İstanbullular'a armağanı olan İstanbul Oyuncak Müzesi bu müzelerin güzel örneklerinden biri. İstanbul Oyuncak Müzesi nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti, ziyaret saatleri, tarihçesi ve merak ettiğiniz herşey bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! İstanbul Oyuncak Müzesi, İstanbul'un Göztepe semtinde yer alıyor. Ulaşım için oldukça fazla seçenek var. Tavsiyem kendi aracınız ile gelmemeniz, çünkü müze sokak arasında yerleşim yerlerinin arasında olduğundan park problemi var. Halbuki otobüs ve/veya metro ile gelirseniz kısa bir yürüyüş ile müzeye ulaşabilirsiniz. Oyuncak Müzesi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - 10B, 10S, 14Ç, 17, 17L, 19F, 19M, 19S numaralı otobüslerle \"Göztepe\", - GZ1, GZ2 numaralı otobüslerle \"Tütüncü Mehmet Efendi Camii\", - ER1, ER2 numaralı otobüslerle \"Erenköy İstasyonu\" durağında inip kısa bir yürüyüş ile müzeye ulaşabilirsiniz. Marmaray'ı kullanarak gelecek olanlar için; Erenköy veya Göztepe durağında inip 10 dakikalık yürüyüş ile müzeye ulaşabilirsiniz. Müzeye yaklaşırken yol dönümlerinde \"İstanbul Oyuncak Müzesi\" tabelalarını göreceksiniz. Oyuncak Müzesi pazartesi günleri ziyarete kapalı. Pazartesi hariç hafta içi 10:00 18:00, hafta sonu 10.00- 18.30 saatleri arasında ziyaret edilebilir. - Tam: 75 TL - İndirimli: 40 TL. 3 yaş ve üzeri çocuklar, öğrenciler, öğretmenler, öğretim görevlileri, 65 yaş ve üstü kişiler indirimden faydalanabiliyor. - Ücretsiz: Engelliler, 3 yaş altı çocuklar, ICOM kart sahipleri, MMKD üyeleri, kokartlı rehber ve basın mensupları ise müzeyi ücretsiz olarak ziyaret edebiliyor. Giriş ücretini kredi kartı veya nakit olarak ödeyebiliyorsunuz, girişte size bilet yerine jeton veriliyor ve gişeden jeton atarak müzeye giriyorsunuz. Bu küçük detay dahi güzel düşünülmüş, hem kağıt israfı yapılmıyor, hem de ziyaretçileri jetonlu günlere geri götürüyor. Oyuncak Müzesi çeşitli etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Eğer 10 kişi ve üzerindeki grup ziyareti yapacaksanız, veya özel bir etkinlik kapsamında müzeyi ziyaret etmek isterseniz 0 (216) 359 45 50 51 numaralı telefonlardan arayarak rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Dünyanın oyuncak başkenti olan Nürnberg'de yer alan Oyuncak Müzesi Sunay Akın'a ilham olmuş ve elindeki oyuncak koleksiyonunu bir müzede sergileme fikri ortaya çıkmış. Müze, ülkemizin önemli değerlerinden biri olan yazar ve şair Sunay Akın'ın 20 yıl boyunca 40 farklı ülkeden topladığı oyuncakların bir ara getirilmesi ile ortaya çıkmış. Tam bir arşivci olan Sunay Akın, antikacılardan açık artırmalardan oyuncakçılardan toplandığı devasa bir koleksiyona sahip. Bu koleksiyonun sergilenmesi için gereken tasarımı sahne tasarım sanatçısı Ayhan Doğan yapmış. Müze, bir şair tarafından kurulmuş ve bir sahne tasarımcısı tarafından tasarlanmış dünyadaki ilk ve tek müze. Oyuncak Müzesi'nın açılışı, 2005 yılında, Atamız'ın çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gününde yapılmış. Müze açılışının bu anlamlı günde yapılması müze ile ilgili dantel gibi işlenen detaylara bir yenisini daha eklemiş. Sunay Akın'ın Nürnberg videosunu hem Oyuncak Müzesi hem de Steiff oyuncaklarının hikayesini öğrenmek adına izlemenizi öneririm. Oyuncak Müzesi iki katlı tarihi bir köşkte yer alıyor. Tek başına köşkü gezmek dahi çok keyifli iken iki katın her bir odası oyuncak sergileri ile dolu. Oyuncakları tek tek anlatmayacağım, ancak 1700'lerden bugüne binlerce parça oyuncağın belli konseptler dahilinde, konu ile ilgili müziklerle sergilendiğini söyleyebilirim. Beni en çok etkileyen sergiler Hitler'in çocukları askerliğe alıştırmak için yaptırdığı asker/ordu oyuncakları ve uzay konseptli sergiler oldu. Uzay salonunda \"Aya Giden Türk Bayrağı\" ise müzenin sürprizlerinden biri. Bu salonlar oyuncak müzesinin sadece oyuncakların sergilendiği bir yer olmadığı, tarihte bir yolculuğa çıkardığının da en güzel kanıtları. Adile Naşit'ten Charlie Chaplin'e yerli ve yabancı pek çok sanatçıya ait oyuncak müzede sergileniyor. Müzeyi gezerken size mis gibi kahve ve kek kokuları eşlik ediyor. Müzenin bodrum katında bir kafeteryası var. Hem mola vermek hem de oyuncaklar arasında bir kahve içmek için güzel bir mekan. Kahvaltı servisi de varmış ama önceden arayıp rezervasyon yaptırmanız gerekiyormuş. Müze mağazasında bez çantalardan tahta oyuncaklara, kupadan fulara kadar müze konsepti ile uyumlu pek çok ürün var. Müzeye gitmeden ürünlere bakmak isterseniz Oyuncak Müzesi'nin online mağazasına göz atabilirsiniz. Müze içinde bir de etkinlik alanı var. Atölyeler, tiyatrolar, imza günleri gibi etkinliklerin yanısıra benim de zevkle takip ettiğim sevgili Yasemin Sungur'un Kitap ile Sohbet buluşmaları da burada yapılıyor. Etkinlik takvimine müzenin internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Oyuncak Müzesi'ni 360 derece tur ile çevrimiçi olarak gezebilirsiniz. Müzenin web sitesindeki 360 Derece Tur bağlantısına tıklamanız yeterli."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-sofya-treni", "text": "Bir hafta sonu İstanbul'dan Sofya'ya tren ile gidelim diye heveslendik. Giden arkadaşlarımız yataklı vagonun rahatlığı ve akşam binip sabah inme kolaylığını öve öve bitiremeyince biz eksik mi kalsaydık. Bir hafta sonu biz de atladık Sofya Ekspresi adlı çuf çuf trene... İstanbul Sofya treni ile ilgili deneyimlerimizi sizinle de paylaşmak istedim. - İstanbul Sofya tren biletleri şu an internetten satılmıyor. Sirkeci veya Halkalı'daki uluslararası tren bileti satış gişelerinden bilet alabilirsiniz. TCDD'nin internet sitesinden güncel bilgilere ulaşabilirsiniz. - İstanbul-Sofya treni Cuma akşam 22:40'ta Halkalı'daki istasyondan kalkıyor, sabah 08:45 civarında Sofya'ya varıyor. Yoğun zamanlarda sınırda bekleme süresi uzayabiliyormuş. Biz gittiğimiz dönemde trene rağbet yoktu, en fazla 20-25 kişiydik bu yüzden sınırda çok oyalanmadık. - Sofya İstanbul treni ise Pazar günü de Sofya'dan 21:00'de hareket ediyor, Pazartesi 06:40'ta Halkalı'da oluyor yazıyordu bilette ama bizim gelişimiz 07:30'u buldu. Gecikmelere göre plan yapmanızda fayda var. - Malum Halkalı'ya ulaşım Sofya'ya gitmekten daha zor. Marmaray ile Halkalı tre istasyonuna kolayca ulaşabiliyorsunuz. - Yataklı kompartmandan bilet alınca uyuya uyuya gidip dönülebildiği için Bulgaristan hafta sonu için uygun bir rota. Trende uyuyamıyorsanız ona birşey diyemem tabii 🙂 - 2 kişilik Yataklı kompartmanda 2. Sınıf biletimiz kişi başı 314TL / 67 euro tuttu. Fiyatlar euro olarak belirlenmiş, ben gittiğimiz dönemin kurundan çevirdiğim için 314 TL, ama siz euro fiyatları baz alın. TCDD' nin fiyatlama modelini çözmek biraz zaman alıyor 🙂 Önemli not: Bilet fiyatları bu seyahatin yapıldığı 2018 yılı için geçerlidir. Gitmeden önce TCDD sitesinden güncel bilet fiyatlarını kontrol edin. İstanbul Sofya treni bilet fiyatları hesaplaması birazcık garip. Süpleman ve bilet olarak 2 farklı rakam var, bilet alırken bunların toplamı ödeniyor. - Birinci tablodaki Süpleman Ücretlerinden > Halkalı Sofya Double (2/2) 15 euro - İkinci tablodaki bilet ücretlerinden > Halkalı-Sofya II. Mevki bileti 18,48 euro - İkisinin toplamı 33,48 euro. Gidiş-dönüş aldığımız için toplam 67 euro kişi başı ödemiş olduk. TCDD sitesinde Bükreş tren giden yerlerin arasında Bükreş yazıyor ama hemen heveslenmeyin, şu an Bükreş'e giden tren yok 🙂 Yine tabloda I. Mevki var ama bizim trende 1. Mevki yoktu mesela 🙂 Bunları bileti alırken tekrar teyit etmekte fayda var. Tren yaklaşık 10 saat sürüyor. Uzun sürmesinin nedeni sınırda durup pasaport kontrolünden tek tek geçilmesi. Sofya'ya trenle gitmenim en zor kısmı Halkalı'ya gitmek oldu bizim için. Yukarıda belirtmiştim Sofya treni için Sirkeci tren istasyonundan Halkalı istasyonuna 21:30'da kalkan bir servis var. Sirkeci zaten bana ters diyorsanız Halkalı istasyonun lokasyonunu aşağıda görebilirsiniz. Eminönü'den BN1 ve Yenikapı'dan BN3 numaralı otobüslerle istasyona ulaşabilirsiniz. Biz büyük bir hata yapıp kendi aracımızda istasyona gidelim dedik. Koca uluslararası tren istasyonunun yakınında bir otopark illaki vardır dedik. Aslında internette biraz baktım ve otopark göremedim ama yine de \"illaki otopark vardır\" hatası yaptık. Özetle Halkalı tren istasyonu yakınında otopark yok. İstasyonda inşaat olduğu için istasyona giden ara yol üzerine aracımızı bırakmak istemedik, başına birşey gelmesin diye. Sonunda istasyondan yerleşimlere doğru çıkan dik bir yokuşu çıkıp oradaki evlerin arasında bir ara sokağa bıraktık ve aracımızı Allah'a emanet ettik. Siz siz olun kendi aracınızla gitmeyin. Dönüşte de sabah trafiğine kaldığımız için 1,5 saat de dönüş trafiği çekmek zorunda kaldık. Trene binmeden önce İstanbul-Sofya treninde yiyecek-içecek yok diye okuduğumuz için kendimize kahveli, termoslu, içkili, abur cuburlu bir kumanya hazırlamıştık. Trende bir yemek vagonu yok, o yüzden \"yemek\" yok evet ama kondüktör amca su, çizi ve meyve suyundan oluşan kumanyamızı daha yola çıkar çıkmaz dağıttı. Hem gidiş hem de dönüşte bu kumanyalardan verdiler. Tamamen aç kalmazsınız yani. Ama tabii yolculuk uzun yanınıza bir şeyler almanızda fayda var. Sıcak içecek hiç yok, o yüzden yanımıza aldığımız termosumuz epey işe yaradı. Küçük bir ara hatırlatma, ben eğer taşıma sorunu yoksa yanıma sırt çantamda taşıyabileceğim boyutta bir termos mutlaka alıyorum. Özellikle pahalı ülkelerde sıcak içecek ihtiyacını karşılamakta çok işe yarıyor, ayrıca tren yolculukları gibi uzun yollarda da kahve veya çay için çok işe yarıyor. Daha önce farklı araçlarla hatta yürüyerek sınır geçmiştim ama trenle hiç sınır geçmemiştim. Sofya treni benim trenle ilk sınır geçişim oldu. Sofya treni Kapıkule sınır kapısından Bulgaristan'a geçiyor. Gece 02:00 gibi Kapıkule sınır kapısına vardığımızda sevgili eşim hiç uyumamış olduğu için uyanık, ben ise mışıl mışıl uykudaydım. Kondüktör kapıları çalıp sınıra geldiğimizi haber veriyor. Herkes trenden inip tren istasyonundaki pasaport kontrol noktasına gidiyor ve pasaportuna damgasını kendisi vurduruyor. Pasaport işlemini bitiren trene geri dönüyor. Kapıkule sınır kapısında karşı yönden gelen Sofya İstanbul trenini bekledik, iki tren lokomotiflerini değiştirdi ve Bulgaristan tarafına yaklaşık devam ettik. Buradaki bekleme süresi yaz döneminde trenin yoğun olduğu zamanlarda daha uzun sürebilir. Bulgaristan tarafına giriş yaptığımızda trenden inmeden önce pasaport polisi gelip pasaport kontrolü yapıyor, sonra gümrük memuru gelip beyan edilecek birşeyimiz olup olmadığını soruyor, en sonunda da Bulgar bilet görevlileri bilet kontrolü yapıyor ve sonunda işlemler bitti. Tüm bunlar olurken sıcak yatağınızdan bile çıkmanıza gerek yok. Aynı süreç dönüş için de geçerli, dönüşte Bulgaristan tarafında trenden inmeden Türkiye tarafında ise trenden inerek işlemlerimizi yaptırıyor ve tatlı uykumuza geri dönüyoruz. Tren rahat, mışıl mışıl uyudum filan yazdım ama oda hakkında bilgi vermediğimi farkettim. Biz 2 kişilik 2. Mevkiden bilet almıştık hatırlarsanız. Odada lavabo, askı, dolap ve küçük buzdolabı var. Yani yiyecek içecekler için epey yer var. Ayrıca elektronikleriniz için priz de var odada. Kompartmandaki yataklar ise altlı üstlü açılıyor. Trene biner binmez nevresim ve yastık kılıfı dağıtılıyor gayet temiz. Ayrıca odada battaniye ve yastık hazır durumda. Kılıfları geçirip yatmak kalıyor bize de. Temizlik konusunda takıntı varsa kendi çarşaf ve nevresimlerinizi getirebilir veya uyku tulumu ile de yatabilirsiniz. Kompartmanın sıcaklığı gayet iyi durumda, tek battaniye rahat rahat yetiyor, o konuda da endişeniz olmasın. Takipçilerimden gelen bir soru üzerine buraya tuvaletler konusunda bir ekleme yapayım: Her vagonun başında ve sonunda tuvaletler var. Trene binildiğinde tuvaletler gayet temizdi, sabah inmeye yakın ise tabii ki kirlenmeye başlamıştı, arada temizlik yapan kimse yok çünkü. Bizim şansımız trenin dolu olmaması idi, bu nedenle tuvaletler de çok kirlenememişti. Ama yoğun dönemlerde bu kadar şanslı olmayabilirsiniz. Sonuçta toplu kullanılan tuvaletlerin durumu malum. Yolun başında dediğim gibi tuvaletler temiz, son tuvalet ihtiyacınızı da Kapıkule sınır kapısında istasyonun tuvaletlerinde giderirseniz ve sonra da uyursanız muhtemelen sizi sabaha kadar idare eder 🙂 Böylece kirli tuvalet derdi düşünmeniz gerekmez. Sofya tren istasyonunda indiğinizde ilk wc'ler ücretli, ancak otobüs/metro duraklarına yakın çıkışa doğru ücretsiz tuvalet de var. Sabah hemen onları kullanabilirsiniz. Bulgaristan Türk Vatandaşlarına vize uyguluyor. Bulgaristan vizesi alabilir veya schengen vizeniz varsa o vizeyle Bulgaristan'a giriş yapabilirsiniz. Bulgaristan vizesi hakkındaki detaylar için yazıma göz atabilirsiniz. Yolculuğun başında üniforma ile bizi karşılayan kondüktör abiler sabah bizi atletle karşıladı 🙂 Sofya istasyonuna yaklaşırken yine kondüktör abiler kompartmanların kapısını çalarak herkesi uyandırdı. Sofya'ya yaklaştıkça devasa terk edilmiş fabrikalar, terkedilmiş evler yol boyu bizi takip ediyordu. Şehir merkezine 10 dakika yürüme mesafesinde olan trenden indiğimizde herhangi bir işlem yapmamıza gerek olmadan Sofya'ya, daha önce görmediğimiz yeni bir şehre ayak bastık. Gördüğüm 57. Ülke olam Bulgaristan'a böylece ulaşmış olduk. Benim de ilk ve tek uzun tren yolculuğumdur Sofya ???? Sofya'nın kendisinden çok tren yolculuğunu sevmiştim. Çocuklu aileler için de konforlu ve güzel bir alternatif olacağını düşünüyorum. Sofya gezisi için yurtdışı seyahat sigortası istemiyordu? Paylaştığımız faydalı bilgiler için tesekkurler. Şengen alırken seyahat sigortası almaız lazım. Bulgaristan vizesi için isteniyor mu bilmiyorum ama bakacağım. Bulgaristan Vizesi İçin ;Seyahat süresini kapsayan 30.000 teminatlı seyahat sağlık sigortası isteniyor. İnternetten bilet satışı olmaması kötüymüş. Paylaşım için teşekkürler. İnternet satışları başlayacak deniyordu, belki başlamıştır. Güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş. Biz de Sofya Ekspresini kullanarak Sofya'yı ziyaret ettik. Elinize sağlık. Bagajda birşey var mı diye soruyorlar, gözlerine yaramayan birşey varsa açın bir bakalım diyorlar. Bagaj hakkı gibi bir limit yok. Türkiye bulgaristan için En kısa rota hangisidir. En kısa rota derken, Bulgaristan'ın Türkiye'ye en yakın şehri Burgaz. Prag yazılarımı takip edin, her yazının ilgili olduğu konulardaki maliyetler yazıyor. Suplemen + bilet ücreti ödeyeceksiniz. Kendiniz hesaplayabilirsiniz. Sofya'dan Türkiye'ye dönüşte bilet nereden, nasıl, kaça alınıyor acıba? İspanya dönüşü cumartesi Madrid-Sofya uçakla, pazar Sofya-İstanbul trenle gibi bir rota planlıyoruz da. Bilet olup olmayacağını bilemem, yaz sezonu belki yoğun olur. Çok küçük bir dükkan var duty free olarak, büfe kadar. Çok seçenek bulamayabilirsiniz. Tren Sofya'ya giderken baska ulkelerin sehirlerinde duruyor mu? Örneğin Belgrad'da. Eğer öyleyse inip oralari gezip sonra devam edebiliyor muyuz? Sanki öyle bir şey duydum da doğru mu değil mi onu sormak istiyorum. Bulgaristan Türkiye'nin sınır komşusu, yani Türkiye'den direk Bulgaristan'a geçiyorsunuz başka ülke yok arada."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-ucak-bileti-firsatlari-ile-sehri-kesfedin", "text": "Türkiye'nin en güzide şehirlerinden biri olan İstanbul geçmiş medeniyetlere de başkentlik yaptığı için içerisinde tarihin en güzel izlerini barındırır. Kozmopolit yapısıyla yerli ve yabancı milyonlarca turisti her sene ağırlamaya devam eden İstanbul'un keşfedilmesi için kısa süreli gezintiler maalesef yeterli olmaz. İstanbul uçak bileti için bir fırsat yakaladığınız zaman ziyaretinizi gerçekleştirebilir, zamanınızı en verimli şekilde değerlendirebilirsiniz. İstanbul'u keşfetmek için tekrar ziyaret etmek isterseniz en ucuz İstanbul uçak bileti imkanlarını Biletbayisi'nden yakalayarak bu görkemli şehri her daim ziyaret edebilirsiniz. Şehre ulaştığınızda ilgi alanınıza göre ziyaret edebileceğiniz mekanları önceden belirlemek yararınıza olur. Birkaç günlük gezi planlıyorsanız İstanbul uçak bileti gidiş ve dönüş olarak alınabilir. Bu durumda sahip olduğunuz gün sayısına göre rotanızı belirleyebilirsiniz. İstanbul uçak bileti alırken seyahatinizin hangi mevsime denk geldiğinin yapılacak aktiviteler açısından çok da önemi yoktur. Her mevsim ayrı bir tadı olan şehrin öte yandan en sık turist çektiği dönemler genellikle bahar aylarıdır. Ilıman iklime sahip İstanbul'un kışları genellikle yağışlı ve karlı olsa da bahar ayları boğazı izlemek için en güzel zamanlardır. Şehri ilk kez ziyaret ediyorsanız ilkbahar ve sonbahar dönemleri için erken rezervasyon ile İstanbul uçak bileti alabilirsiniz. İstanbul'a ulaştığınız zaman gezilecek yer ve aktiviteler konusunda hiç sorun yaşamazsınız. Adım başı tarihi bir yapıya rastlayacağınız İstanbul'da özellikle Osmanlı ve Bizans dönemine ait iyi korunmuş yapıları ziyaret edebilirsiniz. Her bütçeden insana hitap eden dükkan ve mağazaları ile de İstanbul'un alışverişin kalbinin attığı yer olduğu söylenebilir. İstanbul büyük bir metropol kenti olduğu için hiç sönmeyen ışıkları, 24 saat atan kalbi ile her yaştan ve her kesimden insanı kendine çeker. Yerli ve yabancı birçok turistin hayatında en az bir kere ziyaret etmek istediği şehri benzersiz kılan özellikleri arasında kesinlikle tarihi yatar. İstanbul günümüzde nasıl büyük bir şehir ise geçmişte de aynı görkemi ile imparatorlukları ağırlamıştır ve medeniyetlerin izlerini taşır. İstanbul uçak bileti aldıktan sonra şehre indiğiniz anda tüm kalabalığa rağmen şehrin sesini duyabilir, tarihi her yerde görmeye başlayabilirsiniz. Osmanlı dönemine ait yapıları ziyaret etmeye Topkapı ve Dolmabahçe Sarayı'ndan başlayabilirsiniz. Süleymaniye Camii gibi Mimar Sinan'ın en güzide eserlerini görebilir, Osmanlı'nın farklı dönemlerine ait mimarinin gelişimini izleyebilirsiniz. Dünya'nın en önemli şark eserleri koleksiyonuna sahip Osman Hamdi Bey'in aracılığı ile kurulan İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni Pazartesi hariç her gün ziyaret edebilirsiniz. Şehrin en popüler yerleri ve sembolleri arasında olan Galata Kulesi, 12. yüzyıldan kalma Kız Kulesi ve Bizans döneminde inşa edilerek değişimlerle günümüze ulaşmış Ayasofya'yı görmek için sadece bir İstanbul uçak bileti almanız yeterlidir. Uçak bileti İstanbul şehri için oldukça kolay bulunsa da seyahat tarihinizi önceden belirlemek size indirimli uçuş bulma konusunda fayda sağlar. Seyahat tarihinizi erkenden belirleyerek kalacağınız yere yakın ve ulaşımı kolay olan yerleri birkaç günlük gezinize ekleyebilirsiniz. İstanbul'da Eminönü'nde balık yemeyi, boğazda bir kahve içmeyi ve lezzetli restoranları deneyimlemeyi de unutmayın. Alışveriş için İstiklal ve Bağdat Caddelerine, tarihi ve etnografik dükkanlar için Kapalı Çarşı'ya uğrayabilirsiniz. İstanbul uçak bileti fiyatları her mevsim farklılık gösterebildiği gibi aktarmalı uçuş, havalimanı ve firma seçimi ya da gelinen şehre göre çeşitlilik görülebilir. Türkiye'deki tüm havalimanlarından en sık ve kolay bulunan İstanbul uçak bileti olduğundan genellikle yer bulma sorunu yaşamazsınız. Yine de erkenden rezervasyon yaparak biletinizi uyguna getirebilir, geziniz için bütçenizi ayarlayabilirsiniz. İstanbul uçak bileti seçimi yaparken kalacağınız akraba, arkadaş ya da otele göre havalimanına karar vermek ulaşım konusunda size fayda sağlar. Trafiğin yoğun olduğu saatlerden kaçınarak da dilerseniz uygun fiyatlı havalimanı alternatifini değerlendirebilirsiniz. İstanbul uçak seferleri şehirde bulunan Sabiha Gökçen Havalimanı ve yeni açılan İstanbul Havalimanı'na yapılır. Asya kıtasında yani Anadolu yakasında bulunan Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan bu tarafta bulunan konaklayacağınız yere İETT otobüsleri, HAVAŞ, özel araç, transfer hizmetleri ve taksi ile kolaylıkla ulaşım sağlayabilirsiniz. Avrupa yakasında bulunan yeni İstanbul Havalimanı uçak bileti sahibiyseniz de aynı şekilde ulaşım imkanlarından faydalanabilirsiniz. Ekstra olarak bu hat için metro da kullanabilirsiniz. İstanbul uçak bileti Pegasus, THY, SunExpress, AnadoluJet gibi birçok popüler firmanın yanı sıra yurt dışı uçuşlarda yabancı hava yolu şirketlerinden de alınabilir. İstanbul'u Keşfetmek için Biletbayisi'ni Tercih Edin! İstanbul ucuz uçak bileti bularak seyahatinizi detaylı şekilde planlamak istiyorsanız Biletbayisi'nin kampanya ve indirimlerinden faydalanabilirsiniz. Biletbayisi üyeleri için özel ayrıcalık ve indirim sunmasının yanı sıra kişiye özel olarak anlık indirim teklifleri de yapar. Üye olduktan sonra haber bültenine kaydolarak kampanya ve size özel fırsatlardan anında haberdar olabilirsiniz. Üye olarak avantajlı şekilde ucuza İstanbul uçak bileti bulduğunuz anda hafta sonu için şehre kaçamak yapabilirsiniz. Arkadaş ve akrabalarınız için uygun fiyatlı İstanbul uçak bileti bulduğunuz zaman sürpriz ziyaretler düzenleyebilir ya da çok merak ettiğiniz yerleri görme şansı elde edebilirsiniz. İstanbul uçak bileti THY, Pegasus, AtlasJet gibi birçok farklı firma tarafından aktarma, saat ve döneme göre farklı fiyatlarda sunulur. Biletbayisi bu fiyatları karşılaştırarak dönem içindeki en uygun günü ve saati kolayca bulmanızı sağlar. Kolay arama ve filtreleme sistemi sayesinde aradığınız İstanbul uçak bileti saniyeler içerisinde karşınızda olur, size ise yalnızca rezervasyon yaptırmak kalır. İstanbul'un görkemi karşısında keyifli günler geçirmek istiyorsanız şimdi Biletbayisi ile farklı firmaların fiyatlarını inceleyebilir, anında uçak bileti satın alarak bu hafta sonunu boğaz manzarası eşliğinde geçirebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-un-en-iyi-kuru-fasulyecileri", "text": "Yemeyi, içmeyi ne çok sevdiğimi blogumu takip edenler bilir. Yeme-içme kadar kollektif içerik üretmeyi çok seviyorum. Süleymaniye'ye gidip Erzincanlı Ali Baba'nın kuru fasulyesini yedikten sonra instagram takipçilerime \"sizce İstanbul'un en iyi kuru fasulyecileri hangileri?\" diye sormuş ve bildiğim yerlere bilmediklerimi de ekleyerek bir liste oluşturmuştum. Bu listeyi blog okuyucularımla paylaşayım, takipçilerimle birlikte oluşturduğumuz liste sosyal medya dehlizinde kaybolup gitmesin dedim. Semtleri, adresleri, denediğim yerlere dair yorumlarım ve fiyatları ile birlikte işte İstanbul'un en iyi kuru fasulyecileri listesi! Kuru fasulyeden bahsedince biraz bu bitkinin geçmişini araştırayım dedim. Fasulye bitkisinin önceleri Hint kökenli olduğu sanılsa da en eski fasulye tohumları Peru'da bulunmuş. Yani fasulye Güney Amerika kökenli bir bitki imiş. Kolomb'un kıtayı keşfinden sonra İngiltere'den Asya'ya Anadolu üzerinden geçen fasulye zamanla bizim milli yemeklerimizden biri haline gelmiş olsa da ülkemizdeki tarihi 150-200 yıl kadarcıkmış. Ancak 2010 tarihli bir haberde \"MUĞLA'nın Bodrum İlçesi'ne bağlı Gümüşlük Beldesi'nde devam eden Antik Myndos Kenti kazıları çerçevesinde, Tavşan Adası'nda gün ışığına çıkarılan mezarlarda 1600 yıllık kuru fasulye bulundu\" şeklinde bir bilgiye rastladım. Habere göre fasulyenin doğuş yeri Güney Amerika değil, Anadolu. Hangisi tam olarak doğru ben de bilmiyorum, ancak bulduğum veriler bu şekilde. Yazının devamında kuru fasulyecileri anlatırken şu cins fasulye, bu cins fasulye diye bahsi geçeceği için fasulye çeşitlerine de kısa bir girizgah yapmak istedim. Bahsedeceğim fasulye çeşitleri bizim ülkemizde yetiştirilen cinsler. - Tombul Fasulye: Adı tombul olmasına rağmen oval şekilli, beyaz, ve küçük taneli fasulye cinsidir. - Çalı Fasulyesi: Böbreği andıran şekli, beyaz ve orta büyüklükte taneleri olan fasulye cinsidir. - Horoz Fasulye: Uzun silindir şeklinde, beyaz ve orta büyüklükte taneleri olan fasulye cinsidir. - Dermason Fasulye: Dolgun ve yassı şekilli, beyaz ve büyük taneleri olan fasulye cinsidir. Kuru fasulye yemeği pişirilirken en çok tercih edilen fasulye cinsidir. - Selanik Fasulye: Yandan basık ve uçları yuvarlak şekilli, beyaz ve iri taneli fasulye cinsidir. - Battal Fasulye: Böbreğe benzeyen yassı şekilli ve beyaz renkli olan battal fasulyelerin taneleri Selanik fasulyesinden daha iridir. - Şeker Fasulye: Yuvarlak şekilli, beyaz renkli ve iri taneli bir fasulye cinsidir. Kuru fasulye yapımında kullanılan meşhur İspir fasulyesi, şeker fasulye cinsidir. - Barbunya: Renkli, çizgili renkleri, iri taneleri ile en lezzetli fasulye cinslerinden olsa da kuru fasulye yapımında kullanılmazlar. - Bomba Fasulye: Oval ve dolgun şekilli, beyaz renkli ve battal cinsinden daha iri bir fasulye cinsidir. Tarihini, cinsini öğrendiğimize göre gelelim İstanbul'un en iyi 11 kuru fasulyecisi ile tanışmaya. Listede yer alan yerlerin pek çoğu \"gurme\"ler tarafından da onaylanmış yerler. Listede denedikleriniz varsa yorumlarınızı yazarsanız çok sevinirim. Benim İstanbul'da dışarıda kuru fasulye yenirmiş dediğim ilk yer Çömlek oldu. İlk yeri Çamlıca'da idi, Ataşehir ve birkaç yerde daha şube açtı sanırım. İspir fasülyesi, kuşbaşı et, tereyağ, soğan, Taşköprü sarımsağı ve domates salçası ile yaptıkları nefis bir kuru fasulyeleri var. Yanında pirinç pilavı, yoğurt ve turşu ile krallara layık bir yemek. Çömlek Kuru Fasulye Çamlıca Şubesi konumu için tıklayın. Rize, Ankara ve İstanbul Gayrettepe'de yerleri var. Yine tereyağlı, İspir fasulyesi ile yapılmış mis gibi bir kuru fasulyesi var. Diğer yemekleri, özellikle et yemekleri de güzeldir. Hüsrev Lokantaları Gayrettepe Şubesi konumu için tıklayın. Çanak Mangalda Kuru Fasulye Balat'ta yer alan küçük bir dükkan. Buranın fasulyesi bende ilk iki fasulyeci kadar iz bırakmadı. Kötü değil ancak muhteşem de diyemem. Ben gittiğimde fiyatları oldukça uygundu, ancak şu an açık olmadığı için fiyatlarına ulaşamadım. Çanak Mangalda Kuru Fasulye'nin Balat'taki konumu için tıklayın. Fasuli'nin fasulyesini ilk Karaköy'deki yerinde yemiştim, en şık dükkanı da sanırım orası. İlk şubesi Cerrahpaşa'da açılmış. Dünyanın en iyi kuru fasulyecisi diye kendine slogan yapmış. Bırak başkaları övsün değil mi? Şu an 6 tane şubesi var. İşler iyi sanırım. Kuru fasulyenin porsiyon fiyatı: 24 TL, fiyat diğerlerine göre rekabetçi. Fasuli Karaköy Şubesi konumu için tıklayın. Başıma birşey gelmeyecekse söylemeden duramayacağım, lütfen samimi olun, kim bu fasulyeyi tadıp da İstanbul'un en iyi fasulyesi demiş. Bence yediğim herhangi bir esnaf lokantası fasulyesinden farkı yoktu. 1960'lardan bu yana hizmet veren dükkanın yanına başka fasulyeciler de açılınca Süleymaniye'de fasulye yenir kültürü oluşmasına katkısı olmuş. Kuru fasulyenin porsiyon fiyatı: 18 TL, fiyat diğerlerine göre epey rekabetçi. Bu fiyata bu lezzet denebilir belki. Erzincanlı Ali Baba fasulyecisinin konumu için tıklayın. Tarihi Kısıklı Kuru Fasulyecisi, 1920 yılında Agop Bey tarafından tatlıcı olarak kurulmuş, 1938 yılından günümüze ise kuru fasulyeci olarak hizmet veriyormuş. Organik tarım ile yetiştirilen İspir fasulyesi ile, taş fırında toprak güveçte kuru fasulyelerini pişiriyorlarmış. Tarihi Kısıklı Kuru Fasulyecisi konumu için tıklayın. Yorumlarına bakınca \"kebap gibi fasulye\" diyebiliriz Ender Usta'nın kuru fasulyesi için. Sosyal medya paylaşımlarına bakınca, usta fasulyesinden çok kendi promosyonunu yapma peşinde gibi görünüyor. Fasulyesini denemedim, deneyen varsa yorumlara eklerse çok sevinirim. Kuru Fasulyeci Ender Usta konumu için tıklayın. Burak Kuru Fasulye, 2001'de Pendik'te kurulmuş. Fasulyeyi güveçte yaparak fark yaratmaya çalışmışlar. Tandır ve tatlıları da önerilen lezzetleri arasında. Burak Kuru Fasulye konumu için tıklayın. Hayvore adı üstünde Karadeniz yemekleri yiyebileceğiniz bir mekan. Kuru fasulyeleri Çayeli fasulyesinden yapılıyormuş. Listeye tavsiye üzerine giren restoranlardan biri burası. Hayvore Karadeniz Mutfağı konumu için tıklayın. Bu kadar restoran arasında kurucusu kadın olan tek mekan burası. Çömlekte Etli İspir Kuru Fasulye pişiriyorlar ve fasulyenin lezzetinin sırrının organik tarım ile üretilen fasulyeler, becerikli ustalar, tereyağı ile taş fırında pişmesi olduğunu söylüyorlar. Gidenler beğenmiş. Kuru Fasulye Diyarı konumu için tıklayın. Fasulyelerinin farkı, bol etli dermason fasulye kullanmaları imiş. Mekan, ev yemekleri ve et döneri ile popüler. 1973'ten beri Kemerburgaz'da hizmet veren mekanın yemekleri genel olarak beğeniliyor. Bu kadar kuru fasulyeden bahsedince eminim canınız çekti. Korona döneminde istediğimiz gibi evden çıkıp fasulye yemeye de gidemiyoruz. O zaman evde kolayca yapabileceğiniz lezzetli bir kuru fasulye tarifi vererek yazımı bitireyim. Öncelikle ben kuru fasulyeyi etli severim. Etsiz yaparsanız da güzel olur ama bence makbul olanı etlisidir. O yüzden benim tarifim etli olacak. Orta yağlı kuşbaşı etiniz fasulye yemeği için hazır olsun. Fasulyenizin dillere destan olması için tombul cinsleri tercih etmenizi tavsiye ediyorum. Lezzeti onaylanmış olan İspir veya yani şeker fasulye veya dermason cinslerinden yapacağınız fasulyenin kabuğu pişince ayrılıp sizi rahatsız etmeyecek, iri taneli olduğu için yemesi güzel olacaktır. Kuru fasulyenizi bir gece önceden ıslatmanız hem yemeğin lezzeti hem de gaz yapmaması için kritik. Ama unuttunuzsa da çok sorun değil, önden fasulyeleri biraz haşlarsanız da işe yarıyor. Tarifte 2 su bardağı fasulye kullanacağız. Kuru fasulyemizi akşamdan ıslatıp sabah güzelce suyundan arındırıyoruz. Ben yemeği düdüklüde yapıyorum, bu tarif de düdüklüye göre olacak. Tencerede etlerimizi yüksek ateşte kavurup mühürlüyoruz. Ben kavurma kısmını zeytinyağı ile yapıp, tereyağını yemeğe lezzet vermesi için sonradan ekliyorum. Böylece miktar olarak daha az kullanmış oluyorum. Etimiz kavrulduktan sonra 1 ince doğranmış biber, 1 iri soğan yemeklik doğranmış, 1 kaşık karışık salça ve zevkinize göre tereyağını tencereye atıp karıştırıyorum. Soğan, biber ve salçayı kavurmadan yapıyoruz yemeği. Tuz, şeker ve tercihinize göre baharatları da ekleyip fasulyelerin az üstünü kapatacak kadar su ekliyorum. Ben az sulu seviyorum, siz dilerseniz daha fazla su koyabilirsiniz. Düdüklü tencerede yemeğin suyu kaynadıktan sonra 20-25 dakika kadar pişiriyorum. Düdüklüde pişen yemeğinizi güveçe alıp fırınlarsanız tadı biraz daha artıyor ama ben bugüne kadar hiç uğraşmadım, denerseniz yorumlara yazın. Bir ekleme yapayım ben de. Kalkandelen pilavcısı var. Biri Beyoğlu Ayhan Işık Sokakta, diğeri Kadıköy'de Mürver Çiçeği Sokakta. Kurufasulye ve pilav yapıyorlar. Çok lezzetli, Öneri için çok teşekkürler Zehracım, şu yasaklar bitince gidip bir deneyelim. gayet güzel oluyor, ben taze fasulyeye de salçayı çiğden koyuyorum gayet güzel oluyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-ve-cevresinde-hafta-sonu-gezilecek-yerler", "text": "Beni tanıyanlar genelde bu kadar enerjiyi nereden bulduğumu sorarlar. Ben enerjimi genelde doğadan alırım. İlk fırsatta ormanlık, dağlık bir yerlere kaçar kendimi doğaya verir ve beni yenilemesine izin veririm. Şaman genlerim nedeniyle doğanın iyileştirici gücüne de sonsuz inanırım. İstanbul'a yakın gezilecek yerler benim enerji kaynağım. Uzaklara gidemesem de kısa kaçamaklar yapıp hava değişimi almak bana çok iyi geliyor. Arabanıza atlayıp günü birlik veya iki günlük geziler yapabileceğiniz rotaları karışık olarak sıraladım, İstanbul'un karmaşasından biraz olsun uzaklaşmak istiyoruz diyenler için harika bir kaynak! Ayrıca köyün içinde gezerseniz Polonya'da bir köyde geziyor duygusunu da yaşayabilirsiniz. Polina benim Polonezköy'deki favori mekanım. Kahvaltıya gidebileceğiniz gibi, güzel pastalarının tadına bakmak için de uğrayabilirsiniz. Belgrad Ormanı'na küçük bir piknik çantası ile gidip, hem yürüyüş yapıp hem piknik yapabilirsiniz. Belgrad Ormanı özellikle Avrupa yakasında yaşayanlar için tam bir nimet. Göl çevresindeki yürüyüş rotasında ister yürüyün ister koşun. Piknik sepeti yapmadıysanız parkur içinde kahvaltı edebileceğiniz, yemek yiyebileceğiniz yerler de var. Hafta sonu araç kiralamak isteyenler, avrupa yakası rent a car fiyatlarına bu linkten bakabilir. Avrupa yakasında değil de Anadolu yakasında oturuyorsunuz sizin için doğa ile iç içe zaman geçirme önerim Aydos Ormanı olur. Aydos Ormanı'na yine yürüyüş veya piknik için gidebilirsiniz, küçük bir göl olduğunu da hatırlatayım. Hafta sonları kalabalık oluyor tabii ama, doğa ile iç içe olmak için değer. Arabaya atlayıp 2 saatte Tekirdağ'a gidip Uçmakdere köyünde güzel fotoğraflar çekebilir, belki bir de yamaç paraşütü yapabilirsiniz. Köfte yemeden de dönmeyin tabii. Uçmakdere'de kamp ya yapabilirsiniz gitmişken, sadece günü birlik diye düşünmeyin. Yine kendi aracınızla veya günübirlik turlardan birine dahil olup hemen yakınımızdaki İzmit çevresinin doğal güzelliklerini keşfedebilirsiniz. İzmit çevresinde çok fazla rota var. Benim en sevdiklerimden biri Yuvacık barajı çevresi. Yukarıya köylere çıktıkça daha vahşi doğayla iç içe olma şansı bulacaksınız. Anadolu yakasında araç kiralamak isteyenler vivi. com. tr ye bakabilir. İzmit kesmediyse Sapanca, Maşukiye, Kartepe civarlarında kendinize güzel rotalar bulabilirsiniz. Mevsime göre kayaktan delta kanata kadar burada da yapılacak çok aktivite var tabii. Göl kıyısında vakit geçirebileceğiniz gibi Maşukiye veya Kartepe'de dağ havası da alabileceğiniz bir seçenek olması açısından çok keyifli bir rota. İznik hem doğa hem kültür turu yapmak ve köfte yemek için yine çok iyi bir seçenek. Göl kıyısında yürüyüş yapabilir, gölde kanoya binebilir, bisiklete binebilir, İznik'in tarih dolu sokaklarında kaybolabilirsiniz. İznik hakkında daha detaylı bilgi için İznik gezilecek yerler yazıma göz atın. Hep dağ tepe olmasın, deniz de olsun diyenlerdenseniz Şile ve Ağva tarafları tam size göre. Sahilde bir balık restoranında temiz havanın tadını çıkarabilir, serinlemek için dalgalı Karadeniz sularına kendinizi bırakabilirsiniz. Anadolu Yakası'nda değil de Avrupa yakasında deniz kıyısı olsa diyenlerdenseniz o zaman sizi Kilyos'a alalım. Kilyos farklı plaj seçenekleri ile eğlence arayanları da mutlu edebilir. Kite surf gibi sporlarla ilgilenenler için ise tam bir cennet! İstanbul'a yakın olsun, deniz olsun, doğa olsun, orman içinde yürüyüş rotaları olsun, kano da yaparız derseniz İğneada ve Longoz ormanları tam size göre bir rota. Bu bölgeye termik santral yapılma tartışmaları devam ediyorken, siz doğa bozulmadan bir an önce gidin görün derim. İğneada hakkında daha fazla bilgi için İğneada Gezisi yazımı okuyabilirsiniz. Trakya tarafında gezilecek görülecek pek çok yer var. Kıyıköy günübirlik veya iki günlük geziler için tercih edebileceğiniz bir rota. Hem denize girme şansınız var, hem doğa yürüyüşleri yapabileceğiniz patikalar var, hem de denize dökülen bir dere. Doğası sizi baştan çıkaracak cinsten. Avrupa tarafına değil de Anadolu tarafına gitmek ve Karadeniz havasını hissetmek isterseniz o zaman size önerim Taraklı ve Göynük. Bu Osmanlı kasabalarını gezdikten sonra doğa içinde kamp yapmak isterseniz Sülüklü Göl tarafına doğru çıkabilirsiniz. Günübirlik gitmek isterseniz Mudanya ve Tirilye, birkaç gün ayırırız derseniz Bursa'nın içi ve Cumalıkızık ve Gölyazı'yı da ekleyip hem kültür hem doğa gezisi yapabilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Tam olarak İstanbul'a yakın diyemeyiz ama Bozcaada da yazınızda bahsettiğiniz yerlere güzel bir alternatif olabilir. Belgrad ormanı benimde sevdiğim yerler arasında."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-yakinlarinda-sevgililer-gunu", "text": "İstanbul aşıkları sevgililer günü tatili için yakın yerleri tercih ediyor! 14 Şubat Cuma gününü hafta sonuyla birleştirip 3 günlük bir tatile gidebileceğiniz gibi, sadece hafta sonu için ufak bir kaçamak da ayarlayabilirsiniz. Amaç; biraz baş başa kalmak, biraz şehrin kaosundan kaçmak. Huzuru çok uzaklarda aramanıza gerek kalmayacağını, 14 Şubat sevgililer günü için yakın yerlere tatil seçeneklerini gördüğünüzde daha iyi anlayacaksınız. Hala Polonyalılar'ın yaşadığı Polonezköy'e gittiğinizde buranın ve bu ismin hikayesini dinlemeden dönmeyin. Doğayla baş başa, yeşiller arasında bir yer hayal edin. Sessizce, huzurlu yürüyüş yapabileceğiniz, koşup bisiklete ve hatta ata binebileceğiniz bir orman içinde romantik bir kış tatili geçirebilirsiniz Polonezköy'de. Havası İstanbul'dan daha ılık, huzuru daha bol olan eşsiz ve en yakın alternatifiniz için son dakika karar verseniz bile yarım saat sonra oradasınız. İstanbul'un en güzel sahillerinden biri kuşkusuz ki Silivri sahili... Bizans İmparatorluğu'ndan bugüne dek sayfiye yeri olarak anılan Silivri, İstanbul'a sadece 70 km mesafede bulunuyor. Eskiden kaleden dışında ev bulunmayan bu tatlı kasabaya bir tatlı huzur almaya gittiğinizde, liman içindeki kiralık teknelerle mutlaka sahil turu yapın. Sevgilinizle el ele kıyı boyunca yürüyüş yaptıktan sonra, sahil kenarındaki çay bahçelerinde çay içmeyi unutmayın. İstanbul'a yaklaşık 100 km mesafede olan Maşukiye ve Kartepe bölgelerine gitmek için sevgililer günü çok doğru bir zaman. Özellikle Kartepe'deki kayak merkezinin açılmasıyla birlikte son dönemlerin en popüler uğrak yerlerinden biri haline elen Maşukiye'de sevgilinizle baş başa, hem romantik hem eğlenceli bir tatil geçirebilirsiniz. ATV ile doğanın tadını çıkarabilir, kayak yaparak adrenaline doyabilirsiniz. O taraflara gitmişken alabalık yemeden dönmeyin! Stresli iş hayatından kaçan sevgililer için en ideal buluşma noktası Sapanca! İstanbul'a yaklaşık 120 km mesafede bulunan Sapanca'da, yeşile ve maviye, oksijene ve doğaya doyacaksınız. Nemli ve bol oksijenli havası sayesinde onlarca farklı bitkinin yaşadığı bu verimli topraklar botanik bahçeleriyle de adından söz ettiriyor. Sapanca'daki pek çok termal tesiste sevgilinizi ve kendinizi bol bol şımartabilirsiniz. Aromaterapi masajlarıyla, hamama sefalarıyla, sudan gelen şifa ile kendinizi yeniden doğmuş ve çok zinde hissedeceksiniz. Bizans, Hititler, Osmanlı, Selçuklu gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bu sevimli kasaba! Sizi, yüzlerce yıllık konakları ve tarihi güzellikleriyle karşılıyor. Mudurnu'dayken mutlaka tarihi bir konakta gecelemeli ve yöresel tatları denemelisiniz. Mudurnu'nun sembolü olan saat kulesine dik bir yokuştan çıkacaksınız, ama çıktığınızda muhteşem bir manzarayla karşılaşacaksınız."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbul-yeni-havalimani", "text": "Yeni İstanbul Havaalanı veya İstanbul Havalimanı 6 Nisan 2019 tarihi itibariyle tam anlamıyla hizmet vermeye başladı. Semt olarak Arnavutköy sınırları içinde olan Yeni İstanbul Havaalanı nerede, Yeni İstanbul Havalimanı'na nasıl gidilir gibi sorular kafaları kurcalamaya çoktan başladı bile. Yeni İstanbul Havalimanı nerede, İstanbul Havalimanı'na ulaşım, 3. havalimanına nasıl gidilir gibi sorularının cevabını bu yazıda bulacaksınız. Ayrıca yeni havalimanına ilk inişimi 9 Nisan'da yaptım, deneyimlerimden de kısaca bahsedeceğim. Yıllardır kullanmaya alışık olduğumuz, artık her yolunu, koridorunu bildiğimiz Atatürk Havalimanı ile vedalaştık ve yerine yeni, gıcır gıcır ama bilinmezlerle dolu bir havalimanımız oldu. Yeni İstanbul Havalimanı'nı bir kez kullandım, hem kendi deneyimlerim, hem havalimanında konuştuğum çalışanlar, hem de yakın çevremden deneyimleyenlerin yorumları ile önemli gördüğüm notları sizlerle de paylaşmak istiyorum. - 3. Havalimanı'na gidenlerin genel olarak şikayetleri navigasyon kullanarak gidildiğinde doğru yere çıkamamak, bu nedenle yönlendirme tabelalarını takip ederek gitmenizde fayda var. - İstanbul Havalimanı gerçekten çok büyük, büyük ve henüz ne çalışanlar ne de yönlendirme tabelaları tam verimli değil. Mesela bizim pasaport kontrolüne girdiğimiz noktada üstte İngilizce olarak \"Other Passports\" yani \"Diğer Pasaportlar\" yazarken, altta Türkçe olarak \"Türk Vatandaşları\" yazıyordu. Yabancılar kendi sırası sanıp giriyor, Türkler zaten giriyor, dolasıyla bir karmaşa oluyordu. Bunun gibi pek çok tabela hatası olduğuna dair internette çok paylaşım var. Benim gördüğüm bir örnek buydu. - Havalimanı büyük demişken, uçağın tekeri yere değdikten sonra yarım saat pist içinde dolaştık. Sanırım farklı ülkelerde 100'den farklı havaalanında bulunmuşumdur. Hiç bu kadar uzun süre pistte dolaştığımı hatırlamıyorum. Gece 03:30'da inen uçağımız kapıya yanaştığında 04.00'ü geçiyordu saat. Bütün yolcular sinirlenmiş, havayolu şirketi defalarca \"lütfen yerinizden kalkmayın\" uyarısı yapmak zorunda kalmıştı. Zaten uzun süren bir yolculuk, gecenin bir yarısı, kimsenin sabrı bu kadar uzun taksi süresine tahammül edemedi. - Pistte dolaştığımız süre boyunca önümüzde bize klavuzluk eden bir araç vardı. Yani önde bir araç gidiyor, biz uçakla peşinden takip ediyoruz. Meğer havalimanında normalde uçağı yönlendiren bir sistem olması gerekiyormuş, ama o sistem çalışmadığı için kılavuz araçla yolumuzu/yönümüzü bulduk. Şu an inen her uçak, kılavuz araç alıyor. Maliyete bak! - Havalimanına iniş için İstanbul üzerinde büyük bir tur attık. Bu tur sırasında İstanbul üstüne hava açık iken İstanbul Havalimanı'na yaklaştığımızda sis bastırdı, sonraki günlerde havalimanı üstünde sis sorunu olduğuna dair haberlere denk geldim. Umarım uzun vadede bu bir sorun oluşturmaz. - Havaalanında uçaktan inince gerçekten \"büyük\" teriminin ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Yürü yürü bitmeyen yollar, bak bak bitmeyen koridorlar, gerçekten devasa bir havalimanı yapmayı başarmışız. Başka da bir özelliği yok. Herhangi bir estetik dokunuş, \"vay be ne güzel yapmışlar\" dedirten bir alan göremedim. Mesela Paris Charles de Gaullle Havalimanı da çok büyük ve yolcuların daha rahat seyahat edebilmeleri için terminaller arası tren çalışıyor ve de ücretsiz. Singapur Havaalanı da büyük ama içinde botanik bahçesinden şelaleye kadar ağızları açıkta bırakacak güzellikte alanlar var. Bizimki gerçekten çok büyük ve bomboş! Göz alabildiğine boşluk. - Havalimanı test uçuşlarına açılalı aylar olmuş, Nisan başında tam hizmete geçeceği belli, ama içerideki mağaza ve dükkanların çoğu hala inşaat halinde. Pek çok mağaza alınında \"çok yakında\" afişleri var, umarım yakında açılır. - Havalimanı ile ilgili olumlu söyleyebileceğim tek şey gece-gündüz çok sık şekilde Havaist seferleri ile İstanbul'un her yerinden ulaşımın sağlanmış olması. Gece 04:30'da havaalanından çıktığımızda yanımızdan sürekli farklı noktalara giden Havaist servis araçları vardı. - Havaist ile ilgili bir de eleştirim olacak: Beşiktaş'taki Havaist araçları, Beşiktaş sahildeki otobüs duraklarından kalkıyor. Ancak Havaist araçları kocaman şehirlerarası otobüsler ve duraklarda en az 2 servis aracı oluyor sürekli. Otobüs duraklarındaki yoğunlukla birlikte orada tam bir karmaşa yaşanıyor. Havaist araçları çok büyük olduğu için birkaç manevrada ancak duraklardan çıkabiliyor, bu sırada diğer otobüsler de çıkamıyor... vs vs... Neden standart belediye otobüsü değil de şehirlerarası otobüs koymuşlar, onu anlayamadım. \"Yeni İstanbul Havalimanı çoook uzakta\" gibi bir espri ile başlayayım önce de ortam biraz ısınsın. Şaka bir yana, yeni havalimanı gerçekten İstanbul'un neresinden gelirseniz gelin, uzakta. Belki Kemerburgaz, Göktürk tarafında oturanlar için istisnası olabilir. İstanbul uçak bileti alanların hangi havalimanından alacaklarına özellikle dikkat etmesi gerekli. Uçak bileti almak için bilet. com internet sitesini tercih edebilirsiniz. İstanbul Havalimanı'na kendi aracınız ile geliyorsanız hangi yönden geldiğinize göre kısaca yolunu anlatayım. Eğer yeni havalimanına Anadolu Yakası'ndan geliyorsanız, Maslak'a kadar birinci veya ikinci köprüyü kullanabilirsiniz. Hasdal'dan sonra Kemerburgaz yönüne doğru devam edip oradan da üçüncü köprü yoluna bağlanarak İstanbul Havalimanı'na ulaşabilirsiniz. Eğer Anadolu Yakasında Maltepe, Kartal gibi bir yerlerden geliyorsanız ve trafiğin yoğun olduğu saatlerde havalimanına gidecekseniz üçüncü köprü yolunu kullanabilirsiniz, aksi halde üçüncü köprü kilometre olarak çok uzun olduğu için ben bir türlü ısınamadım, kullanmıyorum. Eğer yeni İstanbul Havaalanı'na Avrupa yakasından ancak, boğaz hattından gelecekseniz, yine Maslak-Kemerburgaz hattını kullanabilirsiniz. Beşiktaş, İstanbul Havalimanı'nı en yakın rotası yaklaşık 40 kilometre ve gün içinde özel araçla bir saati buluyor ulaşmak. Eğer 3. havalimanına Avcılar gibi Avrupa Yakası'nın iç kısımlarından gelecekseniz, o zaman Başakşehir yönünü takip edip Mall of İstanbul alışveriş merkezinin oradan kuzeye ilerlemeniz gerekiyor. Avcılar, İstanbul Havalimanı arası yaklaşık 50 kilometre ve gün orasında 1 saati buluyor özel araçla ulaşmak. Yeni İstanbul Havalimanı Otopark Seçenekleri yazım da ilginizi çekebilir. İstanbul Havalimanı'na ulaşım seçenekleri şu an için kendi aracınız ile gitmek veya otobüs ile gitmek. - Yeni havalimanına kendi aracınız ile gidecekseniz yukarıdaki yönlendirmeler fikir vermiştir sanırım. - Henüz yeni havaalanına metro işlemiyor, halbuki metro olsa hem trafik hem hız açısından çok fark yaratırdı, neyse onu da bekliyoruz. - Yeni havalimanına toplu taşıma ile gitmenin tek yolu otobüs, otobüs ulaşımı ise İETT ve HAVAİST olarak ikiye ayrılmış durumda, aşağıda tüm detayları yer alıyor, okumaya devam. Yeni Havalimanına; İETT'nin H-1, H-2, H-3, H-4 numaralı hatları hizmet veriyor. Otobüs bileti ücreti, 2 tam bilet ücreti olarak İstanbul Kart ile ödeniyor. İstanbul Havalimanı'na giden İETT hatlarının durakları ve kalkış saatlerini aşağıda görebilirsiniz. H-1 hattı, Mahmutbey Metro Karacaoğlan İÖO. İnönü Caddesi Halkalı Caddesi Piri Reis 15 Temmuz Mah. Sanayi Mahallesi İkitelli Köprü İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Mahmutbey Metro'dan İstanbul Havalimanı yönüne her gün 06:00 22:00 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Mahmutbey Metro yönüne ise her gün 06:30-22:00 arası hizmet veriyor. Sefer saatleri 20 dakika ile 30 dakika arasında değişiyor. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. H-2 hattı, Mecidiyeköy Metrobüs Çağlayan Yolu Nurtepe Viyadük Hasdal Kemer Yolu Orman Yolu Kıyı Emniyeti İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Mecidiyeköy'den İstanbul Havalimanı yönüne her gün 06:00 00:00 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Mecidiyeköy yönüne ise her gün 06:10-00:00 arası hizmet veriyor. Mecidiyeköy seferleri özel halk otobüsleri ile yapılmaktadır. Sefer saatleri 20 dakika ile 30 dakika arasında değişiyor. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. H-3 hattı, Gümrük Halkalı İstasyon Gültepe Mahallesi Göl Konutları Bezirganbahçe TOKİ İstasyon Mah. Muh. Sakarya Sokak M. Akif Ersoy Hastane Avrupa Konutları 3 Halkalı Polis Merkezi Halkalı Park Koca Ali Sokak Güneşpark Evleri Halkalı Yolu İkitelli Caddesi Atatürk Mahallesi İkitelli Garajı MASKO 2 MASKO 1 Demirciler Sitesi İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Halkalı'dan İstanbul Havalimanı yönüne her gün 06:00 23:00 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Halkalı yönüne ise her gün 06:10-00:00 arası hizmet veriyor. Sefer saatleri 20 dakika ile 30 dakika arasında değişiyor. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. H-4 hattı ise Atatürk Havalimanı İstanbul Havalimanı arasında hizmet veriyor. - Atatürk Havalimanı'ndan İstanbul Havalimanı yönüne her gün 06:00 22:00 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Atatürk Havalimanı yönüne her gün 06:00-22:00 arası hizmet veriyor. Sefer saatleri 20 dakika ile 30 dakika arasında değişiyor. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. Yeni Havalimanına İstanbul içinden 19 hat Havaist planlanmış. İST-1, İST-2, İST-3, İST-4, İST-5, İST-6, İST7, İST-8, İST-9, İST-10, İST-11, İST-12, İST-13, İST-14, İST-15, İST-16, İST-17, İST-18, İST19 numaralı hatlar hizmet veriyor. Yolculuk mesafesine göre bilet fiyatları 3 tam bilet ile 5 tam bilet arası değişiyor. İstanbul Kart ile ödeme yapabiliyorsunuz. - İST-1 Yenikapı hattı, Yenikapı İDO Yenikapı Marmaray Aksaray Ulubatlı İstanbul Havalimanı güzergahında ilerliyor. Ancak bu hat belli saatlerde Sultanahmet durağından belli saatlerde Eminönü durağından hareket etmektedir. - Yenikapı İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 90 dakika - Yenikapı İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 18 TL. - Yenikapı'dan İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:00 01:40 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Yenikapı yönüne her gün 02:00-01:40 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 20 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. Özellikle Sultanahmet kalkışlı ve Eminönü kalkışlı seferler için kontrol etmenizden fayda var. - İST-2 Tüyap hattı, TÜYAP Cumhuriyet Mahallesi Beylikdüzü Haramidere İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Tüyap İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 110 dakika. - Tüyap İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 18 TL. - Tüyap'dan İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:15 01:15 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Tüyap yönüne her gün 02:15-01:15 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 30 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-3 Otogar hattı, Otogar Otogar Yolu İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Otogar İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 90 dakika. - Otogar İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 16 TL. - Otogar'dan İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:00 01:10 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Otogar yönüne her gün 02:15-01:10 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 20 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-4 hattı, Bakırköy İDO İskelesi Ataköy 4. Kısım Şirinevler Kuleli İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Bakırköy İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 40 dakika. - Bakırköy İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 18 TL. - Bakırköy'den İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:35 01:45 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Bakırköy yönüne her gün 02:35-01:45 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 20 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-5 Beşiktaş hattı, Beşiktaş İskele Zincirlikuyu Metrobüs 2 4. Levent Seyrantepe Yolu İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Beşiktaş İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 37 dakika. - Beşiktaş İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 18 TL. - Beşiktaş'tan İstanbul Havalimanı yönüne, İstanbul Havalimanı'ndan Beşiktaş yönünde gece-gündüz kesintisiz sefer bulunuyor. - Sefer saatleri 15 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-6 Alibeyköy hattı, Alibeyköy Cep Otogarı İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Alibeyköy İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 27 dakika. - Alibeyköy İstanbul Havalimanı bilet fiyat: 16 TL - Alibeyköy'den İstanbul Havalimanı yönüne her gün 04:50 04:00 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Alibeyköy yönüne her gün 04:50-03:50 arası hizmet veriyor. - Bu araçlar Alibeyköy Otogarı içinden kalkıyor. - Sefer saatleri 40 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-7 Kadıköy hattı, Kadıköy Uzunçayır Metrobüs Göztepe Köprüsü Kozyatağı Metro Kavacık Köprüsü İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Kadıköy İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 100 dakika. - Kadıköy İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 25 TL - Kadıköy'den İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:00 01:30 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Kadıköy yönüne her gün 02:20-01:50 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 30 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-8 Pendik hattı, Pendik İDO iskelesi Pendik YHT İstasyonu Tavşantepe Metro Sabiha Gökçen Havalimanı İstanbul Haavalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Pendik- İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 81 dakika. - Pendik- İstanbul Havalimanı bilet fiyat: 30 TL - Hem Pendik, hem havalimanı yönünden gece-gündüz kesintisiz sefer var. - Sefer saatleri 30 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - İST-9 Hacıosman hattı, Hacıosman Maslak İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Hacıosman İstanbul havalimanı yolculuk süresi: 35 dakika - Hacıosman İstanbul havalimanı bilet fiyatı: 16 TL. - Seferler gece-gündüz kesintisiz devam ediyor. Seferler gün içinde 30 dakikada bir iken gece 01:00 ile 05:00 arasında saat başı. - Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-10 Sancaktepe hattı, Özyeğin Üniversitesi Yenidoğan Üst Geçit Madenler Tepe Üstü Kavacık Köprüsü İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Sancaktepe İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 59 dakika. - Sancaktepe İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 25 TL - Sancaktepe'den İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:15 04:15 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Sancaktepe yönüne her gün 02:30-01:20 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 40 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-11 Arnavutköy hattı, Arnavutköy Peronlar ArnavutköyBelediye Taşoluk Peronlarİstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Arnavutköy İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 16 dakika - Arnavutköy İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 12 TL. - Arnavutköy'den İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:00 01:00 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Arnavutköy yönüne her gün 02:00-01:20 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 30 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-12 Kemerburgaz hattı, Bahçeköy Caddesi Kemerburgaz Kemerburgaz Evleri güzergahında hizmet veriyor. - Kemerburgaz İstanbul havalimanı yolculuk süresi: 10 dakika - Kemerburgaz İstanbul havalimanı bilet fiyatı: 16TL - Seferler gece-gündüz kesintisiz devam ediyor. Seferler gün içinde 40 dakikada bir iken gece 00:00 ile 05:00 arasında saat başı. - Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-13 Sarıyer hattı, Sarıyer Maden Mahallesi Nalbanttepe Zekeriyaköy Yolu Uskumruköy Yolu İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Sarıyer İstanbul havalimanı yolculuk süresi: 39 dakika. - Sarıyer İstanbul havalimanı bilet fiyatı: 16 TL. - Seferler gece-gündüz kesintisiz devam ediyor. Seferler gün içinde 40 dakikada bir iken gece 00:40 ile 04:20 arasında saat başı. - Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-14 Başakşehir hattı, Başakşehir Metrokent İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Başakşehir İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 24 dakika - Başakşehir İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 18 TL. - Başakşehir'den İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:10 01:10 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Arnavutköy yönüne her gün 02:00-00:50 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 30 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-15 Bahçeşehir hattı, Bahçeşehir Merkez Merkez Kayaşehir İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Bahçeşehir İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 40 dakika. - Bahçeşehir İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 21 TL. - Bahçeşehir'den İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:30-01:20 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Bahçeşehir yönüne her gün 02:20-01:10 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 30 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - IST-16 Mahmutbey hattı, Mahmutbey Metro 15 Temmuz Mahallesi İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Mahmutbey İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 31 dakika. - Mahmutbey İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 18 TL. - Mahmutbey'den İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:15-01:15 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Mahmutbey yönüne her gün 02:20-01:15 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 30 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - İST-17 Halkalı hattı, Gümrük Halkalı İstasyon Halkalı Park Atatürk Mahallesi Demirciler Sitesi İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Halkalı İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 36 dakika. - Halkalı İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 18 TL. - Halkalı'dan İstanbul Havalimanı yönüne her gün 02:00 01:30 arası hizmet veriyor. - İstanbul Havalimanı'ndan Halkalı yönüne ise her gün 02:15-01:45 arası hizmet veriyor. - Sefer saatleri 30 dakikada bir. Güncel sefer saatleri için İett'in web sitesi veya mobil uygulamasına bakabilirsiniz. - İST-18 Mecidiyeköy hattı, Mecidiyeköy Metrobüs Nurtepe-Viyadük İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Mecidiyeköy İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 36 dakika. - Mecidiyeköy İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 18 TL. - Hem Mecidiyeköy hem de havalimanı yönünden 15 dakikada bir gece-gündüz kesintisiz sefer var. - İST-19 Taksim hattı, Abdülhakhamit Caddesi Nurtepe-Viyadük İstanbul Havalimanı güzergahında hizmet veriyor. - Taksim İstanbul Havalimanı yolculuk süresi: 100 dakika - Taksim İstanbul Havalimanı bilet fiyatı: 18 TL. - Hem Taksim hem de havalimanı yönünden 15 dakikada bir gece-gündüz kesintisiz sefer var. Yukarıda yer alan sefer bilgileri İETT ve İBB kaynaklarından faydalanılarak hazırlanmıştır. Sefer saatlerinde değişiklik olabileceğini dikkate almanızı ve seyahatinizden önce mutlaka IETT'nin internet sitesi veya mobil uygulamasından saatleri kontrol etmenizi öneririm. Uzak mesafe uçuşlarını buradan yapacağız yine, Sabiha'ya alternatif! Yeni havalimanına gitmenin en kolay en masrafsız ve sorunsuz yolu havaşlardır başka türlüsü zor şahsi araç dışında taksi çok yazıyor toplu taşıma da çok yoruyor. Güzel bir havalimanı olmuş fakat ulaşımı gerçekten sıkıntı rezillik çektiriyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbula-ilk-kez-gelecek-olanlarin-bilmesi-gerekenler", "text": "Ucuz uçak bileti sayesinde, Türkiye'nin neresinde olursanız olun, oldukça makul bir fiyat ile sadece 1-2 saatlik bir yolculuk sonunda İstanbul'a gelebilirsiniz. Peki, eğer daha önce İstanbul'a ilk kez gelecek olanların bilmesi gerekenler neler, görmeden dönmemesi gereken yerler nereler, dikkat etmesi gerekenler neler? İşte bu yazıda, bilmeniz gerekenlerden bahsedeceğiz. Kadim şehir İstanbul, onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış dünya çapında tarihi öneme sahip ender şehirlerden birisidir. Son yıllarda artan nüfusu ile birlikte yaşamak biraz zor olsa da her köşesinde barındırdığı güzelliklerle misafirlerine hoşluk yapmayı sürdürür. Yaşamak için ideal şehir olmasa da gezmek için harika bir şehirdir. İstanbul kıtalararası bir şehir olup, Avrupa'daki bölümüne Avrupa Yakası veya Rumeli Yakası, Asya'daki bölümüne ise Anadolu Yakası veya Asya Yakası denir. Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul yapılan arkeolojik kazılarda çıkan her detayla şaşırtmaya devam ediyor. Her ilçesinde kendine has özellikler barındıran İstanbul'un en çok ziyaret edilen ilçeleri Beyoğlu, Beşiktaş, Şişli, Üsküdar, Fatih ve Kadıköy'dür. Büyükçekmece'den Tuzla'ya kadar oldukça geniş bir alana yayılan İstanbul, gece hayatı sevenlerin yüzünü güldürecek etkinliklere ev sahipliği yapar. 1. Türkiye'nin En Kalabalık Şehri İstanbul'a Hoş Geldiniz! Hemen herkesin bildiği bir gerçek ile başlayalım. Bu şehir, resmi kayıtlara göre 16 milyon, gayriresmi tahminlere göre ise 20 milyondan fazla nüfusa sahip. Bu nedenledir ki, İstanbu'l'u ziyaret edeceklerin bilmeleri gereken ilk şey, bu nüfus yoğunluğudur. Anadoludan gelen göçün yanı sıra başka coğrafyalardan da bolca göç almış ve de almakta olan bu şehir; farklı kültürleri bir arada barındırıyor. Gideceğiniz hemen her yerde kalabalığı hissedeceksiniz; yemek yemek, kahve içmek, müze gezmek, bir yerden başka bir yere gitmek, toplu taşımaya veya taksiye binmek veya kendi aracınız ile yol almak istediğinizde binlerce kişi ile birlikte hareket edeceğinizi unutmamalısınız. İstanbul'a gezmek için geliyorsanız, özellikle mesai giriş-çıkış saatleri gibi şehrin en hareketli saatleri yerine gün ortası saatler ve hafta sonları yerine hafta içi günlerde gezilerinizi planlamanız iyi olur. Türkiye'nin en kalabalık üç şehrinden birisi olan İzmir ile İstanbul arasında günün hemen her saatinde uçak seferleri bulunabilmektedir. İzmir uçak bileti ile İstanbuldan İzmir'e sadece 1 saat gibi bir sürede gidebilmek mümkündür. İstanbul'da tarihi yerleri görmek için çok fazla araştırma yapmanıza gerek yok çünkü listenizde yer alan bir mekana giderken İstanbul'un en popüler yerlerinden birinin hemen yanından geçmiş olma olasılığınız oldukça yüksektir. İstanbul'daki tarihi yerleri saymakla bitiremeyiz. İstanbul'a geldiyseniz mutlaka Sultanahmet'e gitmeli, Eminönü'nde vakit geçirmeli, Eyüp'ün sokaklarında kaybolmayı, Balat'ta kahve molası vermeyi ve Beşiktaş'ta uzun yürüyüşler yapmayı ihmal etmemelisiniz. Restore edilen tarihi yerlerin yanısıra restore edilmemiş ve şehir içerisinde, şehrin modern dokusu ile uyum sağlamış birçok yapıyı da görebilirsiniz. İstanbul uçak bileti online olarak kolayca alınabilir. Alım işlemlerini gerçekleştirdikten sonra belirtilen kalkış saatinde hazır olmanız gerekiyor. İstanbul'da doğa ile baş başa kalmak isteyenler için en güzel seçeneklerin başında Polonezköy geliyor. Doğa ile iç içe olmayı seviyorsanız, burası tek başınıza ya da aileniz ile gelebileceğiniz bir yer. İstanbul'da yeşilin, ormanın korunduğu az kalan yerlerden birisi Polonezköy. Burada doğa ile iç içe kahvaltı yapabilir, çay kahve yudumlayabilir, yürüyüş rotasında uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Polonezköy Tabiat Parkı ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında geliyor çünkü burası doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için mükemmel bir alan. Burada bulabileceğiniz birçok doğa ile iç içe kır lokantaları bulunuyor. Üstelik kendin pişir kendin ye imkanı sunulan yerler de mevcut. Eğer İstanbul'da bir süre kalmayı planlıyorsanız ve de hafta sonları da bir yere gidip, gezeriz diye planlıyorsanız; Prens Adaları'nın en büyüğü olan Büyükada'yı rotanıza eklemelisiniz. Büyükada, özellikle de bisiklet sürmeyi seven çiftler için son derece ideal bir atmosferi sunar. Burada kiralayabileceğiniz bisikletler var ve küçük tur yolunda keyifli bir şekilde tur atabilirsiniz. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, İstanbul'un hemen her yerinde tarihi görebilmek mümkün. İşte bunu Büyükada'da da gözlemleyebilirsiniz. Buradaki tarihi köşkler oldukça etkileyici mimari estetiğe sahip. Burada eşsiz fotolar çekebilir, sosyal medyada paylaşabilirsiniz. Burgazada, özellikle kızılçam ormanları ile adından söz ettirir. Çam ormanlarının bulunduğu bu ada, özellikle de sessiz sakin doğal alan arayanlar için idealdir. Büyükada kadar kalabalık olmaması en büyük avantajı. Burgazada'nın en güzel kısımlarından birisi kesinlikle sahilidir. Sahili boyunca güzel fotoğraflar çekilebileceğiniz birçok yer mevcuttur. Tıpkı Büyükada da olduğu gibi, Burgazada'da da bisiklet kiralayabilir; kiraladığınız bisikletler ile muazzam koyları ve plajları keşfedebilirsiniz. Riva'ya, 2. Köprüye giden yolda, Kavacık sapağından dönülerek ulaşılabiliyor. Kavacık sapağından sonra yarım saatte Riva'ya ulaşabilirsiniz. Riva, özellikle yaz aylarında güzeldir. Burada, yaz ayında aradığınız deniz kum güneş üçlüsünü en güzel şekilde bulabilirsiniz. Üstelik Riva, İstanbul'un merkezinden gelen birisi için, oldukça kısa bir sürede ulaşılabilecek konumlardan birisidir. Riva'ya gitmeyi düşünenler için önerimiz; sadece yaz aylarında değil baharda ve güneşli kış günlerinde burayı keşfetmeleridir. Güneşli kış günlerini önerimemin nedeni kış günlerinde bile kumsalda oturup dalgaların sesini dinleyebilirsiniz. Eğer \"huzur\" arıyorsanız ve bunu İstanbul gibi son derece kalabalık bir şehirde arıyorsanız, en doğru adreslerden birisi burasıdır. Bu rota, özellikle de hafta sonunda, İstanbullular tarafından sıkça tercih edilir. Bu sebeple, haftanın bu günlerinde biraz kalabalıktır. Ancak yine de erken yola çıkıldığında trafik sorunu yaşama olasılığınız oldukça düşük ve keyifli bir şekilde doğada gezebilme şansınız da var. Yoros Kalesi ve bu kalenin yakınlarında eşsiz manzara eşliğinde kahvaltı yapabileceğiniz, akşam yemeği yiyebileceğiniz mekanlar mevcut. Ayrıca Anadolu Kavağı sahilinde bulunan balık restoranlarından birinde deniz kıyısında rakı-balık keyfi de yapabilirsiniz. 7. En Çok Sosyal Etkinlik Bu Şehirde! Sevdiğiniz müzisyenlerin konserlerini, sevdikleriniz ile birlikte gidebileceğiniz sinema ve tiyatro salonlarını, tanıtım fuarlarını ve daha birçok sosyal etkinliği bu şehirde rahatlıkla bulabilirsiniz. Üstelik etkinlik programı son derece yoğundur. Bu yüzden günler öncesinden biletleri ayırtmak gerekiyor. İstanbul'un en güzel yanlarından biri ise etkinlik seçeneğinizin çok fazla olması, farklı semtlerde farklı etkinlik merkezleri olmasıdır. Son yıllarda sayıları hızla artan etkinlik mekanlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Taksim, Beşiktaş, Kadıköy gibi klasik yerlerin yanısıra Gazhane, Bomonti Ada gibi alternatif rotaları da mutlaka araştırmanızı öneririm. 8. Trafik Sorunu Olsa da, Kolay Ulaşım Mümkün! İstanbulda yaşayan insanların sıkça yakındıkları konulardan biri trafik konusudur fakat özellikle de son yıllarda ulaşım ile ilgili yapılan geliştirmeler, ulaşımı son derece kolay bir hale getirmiştir. İstanbul'un bir ucundan, diğer ucuna; en geç saatlerde bile ulaşım sağlamanız mümkün. İstanbul içerisinde tercih edebileceğiniz birçok toplu ulaşım aracı bulunuyor. İşte bu yüzden, siz de trafikten şikayet edenlerden birisi olmak istemiyorsanız, kısa sürede çok yol kat etmenize olanak sağlayan toplu ulaşım imkanlarını kullanabilirsiniz. Metrobüs, metro ve tramvay hatları, vapur ve otobüs seçenekleri ile İstanbul'da gezmek için toplu taşıma kullanmanızı şiddetle öneririm. İstanbul gezinizde mutlaka bir kez boğazı geçen vapurlardan birine binmeyi ve Eyüp'e giden tramvaya binmeyi unutmayın. Avrupa Yakasında bulunan bu ormanlık alanın en önemli özelliklerinin başında, orman içerisinde 6 km'lik yürüyüş alanı olması geliyor. Bu, tek başınıza ya da sevdiklerinizle keyifli bir doğa yürüyüşü yapabileceğiniz bir yol anlamına geliyor. Belgrad Ormanı ile ilgili yazıma da mutlaka göz atmanızı öneririm. Türkiye'nin en çok göç alan şehri İstanbul, yerli ve yabancı farklı kültürlerden pek çok misafir ağırlıyor. Yıllarca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan İstanbul, herkesten bir şeyler almayı ihmal etmemiş. Osmanlı saray mutfağının en nadide yemeklerinden Balkanları'n mükemmel böreklerine, Doğu'nun harika kebaplarından Karadeniz'in emsalsiz hamsili yemeklerine, Anadolu'nun eşsiz lezzetlerinden Ege ve Akdeniz'in tadına doyum olmaz yemeklerine hepsini aynı anda sadece İstanbul'da tadabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbulda-gezilecek-yer-onerileri", "text": "İstanbul'da yaşayanlar için hayat sürekli bir koşuşturma halinde geçer. İşe yetiş, eve yetiş, arkadaşlara yetiş, sürekli bir yerlere yetişme telaşı ile geçer günler. Bu telaş içinde İstanbul'u gezmeye bir türlü vakit ayrılmaz, ayrılamaz. İstanbul'da turist olmak için en güzel zamanlar herkesin İstanbul'u terk ettiği uzun tatiller. Tatili İstanbul'da geçirecekler olanlar için İstanbul'da gezilecek yer önerileri bu yazıda sizi bekliyor. Tatil dönemlerinde İstanbullular İstanbul'u terk ettiğinde İstanbul tamamen boş kalıyor sanmayın, İstanbul'da yaşamayanlar İstanbul'u gezmeye geliyor. Öyle dahi olsa, İstanbul'da yaşayanlar için İstanbul'da turist olma fırsatını kaçırmamak lazım. İstanbul'da gezilecek yer önerileri listemi bölge bölge ayırdım ve bu rotaları günübirlik olarak deneyimledim, dolasıyla siz de rahat rahat yapabilirsiniz. İstanbul'u gezmek için Müze Kart edinmeyi unutmayın, gezinizi oldukça ekonomik hale getirecektir. İstanbul'da gezilecek yer önerileri için 9 günlük rota çıkardım, seçin, beğenin, gezin. - Sultanahmet Camii, - Ayasofya Müzesi, - Topkapı Sarayı, - Yerebatan Sarnıcı, Yerebatan Sarnıcı'nda restorasyon vardı eğer bitmedi ise Şerefiye Sarnıcı'nı tercih edebilirsiniz. - İstanbul Arkeoloji Müzeleri o bölgede görmeniz gereken yerler. 1 günde buraları bitirmek oldukça zor söylemedi demeyin. - Meydandaki dikilitaşlar, milyon taşını ve Alman çeşmesi gibi meydanda gezerken göreceğiniz yerler var. Öğle yemeği için Sultanahmet Köftecisi veya Puding Shop'u tercih edebilirsiniz. - Tatlı ve kahve molası için ise Edebiyat Vakfı'nın olduğu binadaki Hafız Mustafa'yı tercih edebilirsiniz. Bu bölgede tabii ki görülecek çok daha fazla yer var, ancak bir güne ancak yukarıdaki listedeki yerleri gezebilirsiniz. Bu bölgeye bir gün daha ayırmak isterseniz Beyazıt'a doğru devam edebilirsiniz, Gülhane Parkı'nı gezebilirsiniz. Arkeoloji Müzesi ve İslam Eserleri Müzelerini ziyaret edebilirsiniz. İstanbul'u keşfetmek için ikinci gün Eminönü ve çevresini önereceğim, ancak Pazar günü buraya giderseniz bir çok yer kapalı olacak, o yüzden hangi gün gideceğinize iyi karar verin. - Kapalıçarşı'dan gezmeye başlayabilirsiniz. - Beyazıt'yan girerseniz yukarıdan aşağıya doğru gezmek daha kolay olur, Kapalı Çarşı biraz labirent gibidir. Eminönü yönünden çıkmak istediğinizi söylerseniz esnaf sizi yönlendirir. - Mısır Çarşısı, benim İstanbul'da gezmeyi en sevdiğim yerlerden biri. Baharat, hediyelik, rengarenk, - Mısır Çarşısı'nın yan kapısından çıkarsanız bir kalabalık sizi karşılayacak, KURU KAHVECİ MEHMET EFENDİ'nin kahve kuyruğu. Eve taze bir Türk Kahvesi alabilirsiniz. Hemen o sokaktaki dükkanlardan yanına lokum da aldınız mı, tadından yenmez, - Mısır Çarşısı'ndan yan kapıdan değil de üst kapıdan çıkarsanız, üst sokaklar yukarıya doğru aradığınız her türlü ürünü bulabileceğiniz dükkanlarla dolu. MARPUTÇULAR ÇARŞISI her zaman kalabalık, Kapalı Çarşı'dan gelirken buradan geçebilirsiniz, - Yeni Camii, şu an restorasyon olsa da içine girilebiliyor, tabii kıyafetinizin uygun olmasına dikkat edin, - Yeni Camii'den çıkar çıkmaz arkasındaki Yeni Camii Meydanı'nda bir çay molası verebilir, çiçek tohumu satan dükkanları gezebilirsiniz, - İş Bankası Müzesi, - Eski Postane, - Sirkeci Garı, Garın içinde küçük bir müze var, mutlaka uğrayın, - Vaktiniz olursa Yeni Camii'nin yanında Hünkar Kasrı var, - Rüstem Paşa Camii bu sırada görülecek yerlerden biri ancak şu an restorasyon nedeniyle ziyarete açık değil, - Hem dinlenmek hem de Boğaz Turu yapmak için Eminönü'nden kalkan boğaz turlarına katılabilirsiniz, - Gezerken acıktık derseniz; HAMDİ RESTORAN bu bölgenin en iyi kebapçısı, yok ben hafif birşeyler yesem diyorsanız sahildeki BALIK EKMEK teknelerine yanaşın, turşu suyu içmeyi de ihmal etmeyin, - Mısır Çarşısı'nın içinde Pandeli diye bir restoran var, eğer yemek saatiniz uyarsa orada yemek yemenizi öneririm. - Sirkeci tarafında Tarihi Hocapaşa Lokantaları'nın olduğu bir sokak var, o sokakta pide, döner, vb yemekler bulabilirsiniz. - Galata Köprüsü'nden karşıya geçip akşam birşeyler yiyip içmek için Karaköy'e geçebilirsiniz ama yukarıdaki rota epey yorucu enerjiniz kalır mı bilmiyorum. Yoğun bir gün geçirdiniz, şimdi eve gidip dinlenme zamanı. Artık İstanbul'un farklı bir yüzünü görmek zamanı! Bugün Taksim ve İstiklal Caddesi'ni gezebilirsiniz. Biliyorum Taksim'in eski popülaritesi kalmadı ama hala gidip eski günleri anmak hoşuma gidiyor. Gelelim İstiklal Caddesi'nde gezilecek, görülecek yerlerle ilgili önerilerime. - İstiklal Caddesi deyince ilk aklıma gelen yerlerin başında pasajlar geliyor. ATLAS PASAJI, ANZAVUR PASAJI, TERKOS PASAJI, ÇİÇEK PASAJI hala gittiğimde dolaşmaktan keyif aldığım yerler. - İstiklal Caddesi gece hayatı ben üniversitede iken Büyük ve Küçükparmakkapı sokaklarında akardı. Sonra aşağıya doğru kaymaya başladı: Küçük Beyoğlu, Nevizade, Asmalımescit derken İstiklal Caddesi'nin yerini başka bölgeler aldı. - Galatasaray Lisesi'nin yanından inip Fransız Sokağı'nda bir kahve molası verebilirsiniz. - İstiklal Caddesi'nin bir başka güzelliği de kiliseleri. Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi, Saint Antuan Kilisesi gibi. - Caddede Konsolosluk binaları da çok güzeldir, İstiklal Caddesi'nin hemen girişinde yer alan Fransız Konsolosluğu'na girip gezebilirsiniz, bir de kafesi var, bir mola vermek isterseniz. - İstiklal Caddesi'nin bir başka güzelliği sanat galerileri. Borusan Sanat, Salt Beyoğlu, Pera Müzesi ayrı tatta sanat arayanlara hizmet verir. - Bir de sürprizlerle dolu ara sokakları vardır buranın. Bir sokak fal bakan kahvecilerle doludur, bir başkası antikacılarla. Tam kaybolmalıktır, hala... - GALATASARAY HAMAMI, GALATASARAY LİSESİ, FRANSIZ SOKAĞI, MISIR APARTMANI görmeden geçilmemesi gereken diğer yerler. - TÜNEL MEYDANI ve tam karşısındaki pasaj yirmili yaşlarımın sonunda epey vakit geçirdiğim yerlerden, şimdi eski hali olmasa da hala güzel. - Biz gezimize Karaköy'den, GALATA KÖPRÜSÜ'nden başlayalım. - Köprüden sonra istikamet BANKALAR CADDESİ. KAMONDO MERDİVENLERİ burada kaçırmamanız gereken yerlerin başında. . - Sanat sevenler SALT GALATA'ya da uğrayabilir. - TERZİLER SİNANGOG'u az bilinen ama görülmesi gereken yerlerden bir diğeri. Şu an sanat merkezi olarak hizmet veriyor. - GALATA KULESİ tabii ki bu bölgenin olmazsa olmazı. Kuleye mutlaka çıkın, manzaranın tadını çıkarın. - SERDAR-I EKREM SOKAK eski binaları ile bir tur atmadan geçmemeniz gereken bir sokak. Bir dönem ünlüler bu sokaktan ev kapma yarışında idi 🙂 . - Galata Meydanı'ndan Taksim Tünel'e doğru olan sokak hediyelik eşyacılar, müzik dükkanları ile benim sevdiğim sokaklardan bir diğeri. - O sokağın Tünel'e yakın kısmında GALATA MEVLEVİHANESİ yer alıyor. Mevlevi gösterisi olmasa dahi müze olarak girip gezebilirsiniz, mutlaka görün. Her Pazar 17:00'de Sema gösterisi oluyor, zamanınıza ona göre ayarlayıp gezinizi bir Sema gösterisi ile bitirebilirsiniz. - Galata'da mutlaka ara sokaklara dalıp çıkın, her sokakta sizi ayrı bir tarih bekliyor. Bu rotayı tam ters yönden, Tünel Meydanı'ndan başlayıp Karaköy'e inecek şekilde de planlayabilir, böylece günün akşamını Karaköy'deki mekanlarda geçirebilirsiniz. Tatilini İstanbul'da geçirenlere İstanbul keşif önerilerine devam ediyoruz! Bugün rotamız Beşiktaş-Ortaköy boğaz hattı! Kendi semtime torpil yapayım. - Beşiktaş deyince ilk görülmesi gereken yer tabii ki DOLMABAHÇE SARAYI. Saat Kulesi, Haremi, Selamlığı, arkasındaki Resim Müzesi ile yarım gününüzü ayırmanızı öneririm. - Beşiktaşlılar için VODAFONE PARK STADYUMU ziyaret edilmeden geçilmez tabii. - Dolmabahçe Sarayı'nın girişindeki camii, Bezmi Alem Valide Sultan Camii görülebilir. - Dolmabahçe Sarayı'ndan Saray Koleksiyonları Müzesi tarafından çıkarsanız 100 metre sonra DENİZ MÜZESİ var. Çok güzel bir müze, içinde bazen sergiler de oluyor. - Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesindeki kafenin deniz tarafında çok güzel bir manzarası var, oraya girmek için bilet almanıza da gerek yok. Çay içmeye de gidebilirsiniz. Saray Koleksiyonları Müzesi içinde ve bahçesinde iki güzel kafe var. Gizli saklı, güzel manzaralı. - Deniz Müzesi'nden sonra BEŞİKTAŞ ÇARŞISI'na uğrayıp bir kahve veya yemek molası verebilir, çarşılardan alışveriş yapabilirsiniz. . - IHLAMUR KASRI'na çarşıdan yürüyebilirsiniz. Çok güzel bir bahçesi var. - Ihlamur tarafına gitmek yerine, YILDIZ PARKI ve KÖŞKLERİ orman içinde vakit geçirebileceğiniz, sizi birden İstanbul'dan koparacak yerler. - ÇIRAĞAN SARAYI'nı geçip Ortaköy'e doğru bir yürüyüş ise Beşiktaş klasiklerinden. - ORTAKÖY'e gelip seyyar tezgahları gezmek, Ortaköy Camii önünde bir fotoğraf çektirmek, kumpir yemek lazım. Tüm bunları tek bir güne sığdırmak oldukça zor, Beşiktaş'a iki gün ayırmayı düşünebilirsiniz. Beşiktaş'ta mola vermek isterseniz, Beşiktaş'ın birbirinden güzel müze kafeleri arasından seçim yapabilirsiniz. Bayram tatilinde İstanbul'da kalanlar için İstanbul keşif önerilerinde sıra KADIKÖY semtine geldi! - KADIKÖY ÇARŞI burada en çok vakit geçirilecek, bohem dükkanları, antikacıları dolaşılacak, kafelerinde vakit geçirilip akşam meyhanelerinde gün bitirilecek İstanbul'daki en keyifli yer bana göre. - YELDEĞİRMENİ mahallesi yeni yükselen ve geleceğin Fener/Balat'ı olmaya aday. Sokak resimleri, kafeleri ve eski semt ruhu için birebir. - MODA; çay bahçesi, dondurmacısı, konsept kafeleri derken bütün günü geçirebileceğiniz bir yer. İstanbul'daki en güzel gün batımı da buradan bana sorarsanız. . - BAHARİYE CADDESİ, Boğa'dan başlayarak Kadıköy'ün alışveriş caddesi desek yeridir. - FENERBAHÇE futbol takımı, stadyumu ve sahili ile Kadıköy'ün başka bir rengi. - HAYDARPAŞA GAR'ı ise Kadıköy'ün kanayan yarası. Bu harika bina şu an restorasyonda, içinde bir restoran var. Akşam demlenmek için burayı tercih edebilirsiniz. Kadıköy'de çok sayıda irili ufaklı kilise ve sinagog yer alıyor. Sokak aralarında gezerken kafanızı kaldırıp etraftaki binalara bakmayı ihmal etmeyin. İstanbul keşif önerileri Üsküdar, Kuzguncuk hattı ile devam ediyor! - Üsküdar Meydanında 3. Ahmet çeşmesinden gezimiz başlıyor. - Mimar Sinan'ın muhteşem bir eseri olan Mihrimah Sultan külliyesini geziyoruz. - İstanbul'un Kuş saraylarıyla en ünlü yapısı Valide Sultan külliyesini geziyoruz. - Paşa limanı parkı ve Tekel Fabrikası binalarının önünden geçerek 1 km'lik kısa bir yürüyüşün ardından Kuzguncuk'a varıyoruz. - Kuzguncuk'a gelince önce şehir içinde kalmış son bostan olan KUZGUNCUK BOSTANI görülmeli tabii ki. - Kuzguncuk mahallesinde 3 kilise, 2 camii ve 2 sinagog var. Sahil yolunda Ermeni kilisesi ile Camii'yi yan yana görebilirsiniz. - İcadiye Caddesi Kuzguncuk'un ana caddesi olsa da Simitçi Tahir Sokak, Üryanizade Sokak, Tahtalı Bostan Sokak, Berberoğlu Sokak ve Perihan Abla Sokak pek çok eski evi ile görülmeye değer. - Perihan Abla, Ekmek Teknesi, Hayat Bilgisi ve Hatırla Sevgili dizileri bu semtte çekilmiş, dizileri izleyenler varsa sokaklar tanıdık gelecektir. - Nail Kitabevi hem oturup kahve içebileceğiniz hem de kitaplar arasında kaybolabileceğiniz çok güzel bir mekan, buraya uğramadan geçmeyin. @nail_kitabevi. - Eğer Rum Mezarlığına çıkarsanız meşhur MARKO PAŞA'nın mezarı orada. - Tarihi Kuzguncuk fırınından MANTAR KURABİYE almayı da unutmayın. Tanesi 9TL azıcık pahalı ama gerçekten güzel 😋 - Sahildeki İSMET BABA BALIKÇISI çok meşhurdur, ama artık meşhurluğunun etkisi ile pahalı. Kuzguncuk gezilecek yerler yazıma da bir göz atın. Kuzguncuk gezimizi bitirince Üsküdar'a geri dönüp günbatımı saatlerinde Kız Kulesi'ne gitmenizi şiddetle tavsiye ederim. Hem çok güzel bir Tarihi Yarımada manzarasına şahit olacaksınız, hem de Kız Kulesi'ni gün ortasında dik ışıkta görmek yerine, yumuşak bir ışıkta göreceksiniz. İstanbul'un yeni gözdesi Fener Balat benim gitmeyi en sevdiğim yerlerden. İstanbul'dan çıkmış da başka bir şehre gitmişsin hissi uyandırıyor bende. Fener Balat bölgesinde gezilecek yerleri aşağıda sıralıyorum. Daha fazlası için Fener Balat yazıma göz atın. - Kariye Müzesi - Asitane Restoran, Kariye Müzesi'nin hemen yanında Osmanlı yemekleri yapan bir yer. - Tekfur Sarayı - Fethiye Müzesi - Moğolların Meryemi Kilisesi - Fener Rum Lisesi - Rum Ortodoks Patrikhanesi - Bulgar Kilisesi - Kafelerle dolu Vodina ve Yıldırım Caddeleri - Çıfıt Çarşısı ve Agora Meyhanesi - Ahrida Sinagogu - Bütün Balat fotoğraflarında gördüğünüz Merdivenli Yokuş ve Kiremit Caddesi - Fener İskelesi ve kapanış 🙂 Kariye'den başlayıp aşağıya doğru gezmeniz gezi-yürüyüş performansınızı artıracaktır. Fener Balat gezilecek yerler yazıma da bir göz atın. Şehir hatları vapuru ile bir tam gününüzü alacak şekilde bir boğaz turu yapabileceğinizi biliyor musunuz? Şehir Hatları vapuru ile boğaz turu yazımda tüm detaylarını bulabilirsiniz. Boğaz Turu'nun ilk durağı Eminönü. Eminönü, Beşiktaş, Üsküdar, Kanlıca, Sarıyer, Rumeli Kavağı ve Anadolu Kavağı vapurun durakları. Siz istediğiniz duraktan binebiliyorsunuz. Sabah 10:35'te Eminönü'nden hareket ediyor ve 12:25'te Anadolu Kavağı'nda oluyor. Anadolu Kavağı'nda yaklaşık iki buçuk saatlik bir dinlenmeden sonra 15:00'te hareket ederek aynı rotadan geri dönüyor, 16:40'ta Eminönü'ne dönmüş oluyor. 6 saat süren toplam tur süresini tutturmak için vapur çok dakik hareket ediyor. Öğlen saatlerinde Anadolu Kavağı'nda balık yiyip Yoros Kalesi'ne çıkarak iki buçuk saatlik arayı çok güzel bir şekilde doldurabilirsiniz. - Piyer Loti, Haliç'teki Miniatürk ve oradan Koç Müzesi, - Karaköy, Çukurcuma, - Bebek, Arnavutköy, - Emirgan, Rumelihisarı, - Rumelifeneri, Garipçe, - Kandilli, Çengelköy, - Ve tabii ki Prenses Adaları. Daha geniş bir listeyi İstanbul'da gezilecek yerler yazımda bulabilirsiniz. İstanbul'da keyifli vakit geçirmeniz, tadını sonuna kadar çıkarmanız dileğiyle. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbulda-gezilecek-yerler", "text": "İstanbul'u her fırsatta keşfe çıkmayı severim. Daha önce gitmediğim görmediğim İstanbul'da gezilecek yerler arasından yeni bir köşeyi görmeyi veya gittiğim ama tadını çıkaramadığım yerlerin tadını çıkarmayı severim... Siz de İstanbul'da gezilecek yerler konusunda öneriye ihtiyaç duyuyorsanız bu yazıda uzunca bir liste bulacaksınız. İstanbul'da gezilecek yer önerileri yazım da ilginizi çekebilir, bir göz atın. İstanbul'u gezmeye mutlaka tarihi şehir merkezinden başlanması gerektiğini düşünüyorum. - Sultanahmet meydanı ve çevresi - Topkapı Sarayı - Ayasofya - Yerebatan Sarnıcı - Eminönü - Yeni Camii - Mısır Çarşısı - Kapalıçarşı - Beyazıt - Süleymaniye Camii - Kadınlar Pazarı buraya kadar gelmişken Büryan kebabı yememek olmaz. - Horhor oraya kadar gitmişken kebap yememek olmaz İstanbul'da eski şehir merkezinden sonra mutlaka gezilmesi gereken yer bence Taksim ve çevresi olmalı. - İstiklal caddesi - Tünel - Galata Mevlevihanesi - Galata Kulesi ve çevresi - Cihangir - Tophane - Karaköy - Fener Balat - Kariye Müzesi - Eyüp Sultan - Piyer Loti - Minia Türk - Koç Müzesi Eminönü'nden başlayan tam günlük boğaz turları ya da Ortaköy'den başlayan birkaç saatlik kısa turlara katılabilirsiniz. - Besiktaş - Dolmabahçe Sarayı - Ihlamur Kasrı - Yıldız Parkı - Ortaköy - Aşiyan - Bebek - Emirgan korusu - Rumeli Hisarı - Üsküdar - Uçurtma Müzesi - Beylerbeyi - Kuzguncuk - Kuleli - Çengelköy - Kanlıca - Anadolu Hisarı - Anadolu Kavağı - Cankurtaran - Kadırga - Kumkapı - Samatya - Belgrad ormanı - Atatürk Arbetoryumu - Kız Kulesi - Kadıköy - Moda - Caddebostan - Bağdat Caddesi - Oyuncak Müzesi - Büyük Ada - Burgaz Ada - Heybeli Ada - Kınalı Ada - Polonezköy - Şile - Ağva - Garipçe - Rumeli Feneri Listeye anadolu yakasında solunma noktası olarak Otağtepe eklenebilir.. Tarihi şehir merkezine bir de Arkeoloji Müzesini eklemek gerek derim. Önemli. İstanbul'un taşı toprağı altındır dememişler boşuna. bunlar haricinde bildik bilindik bir çok gezilip görülmesi gereken yerler de mevcut. paylaşımınız için teşekkür ederiz. Çok yardımcı oldunuz gerçekten paylaşımınız harika istanbul yaşıyorum inanın bukadar gidilecek yer varmıydı bilmiyorum. İstanbul'da gezilecek yerler konusunda gayet kapsamlı bir liste hazırlamışsınız. Tebrik ederim. Gezmek insanlara daha iyi düşünme daha iyi yaşamak için vizyon verir diye anlarım hep. Gezen kişilerin her zaman bir adım önce olduğunu anlamak zor değil. Hele İstanbul gibi her medeniyetin merkezi yapmaya çalıştığı bu yer ayrı bir güzel."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbulda-lale-zamani-istanbul-lale-festivali", "text": "Her yıl Nisan ve Mayıs ayları İstanbul'da lale zamanı olarak bilinir. Parklar, bahçeler rengarenk lalelerle kaplanır, şehre bahar geldiğinin habercisi olur bu güzeller güzeli çiçekler. İstanbul'daki büyük parklardan refüşlere kadar pek çok yeri rengarenk bir halı gibi kaplar laleler. 2005 yılından bu yana İstanbul Lale Festivali adı altında lalelere özel etkinlikler düzenleniyor. 2018'de 13. si düzenlenen İstanbul Lale Festivali 1 Nisan'da başlayacak ve 30 Nisan'a kadar devam edecek. Avrupa yakasında Emirgan Korusu, Anadolu yakasında ise Göztepe Parkı'nda çeşitli etkinlikler ile Lale Festivali kutlanacak. Dünyanın en büyük lale halısı da Sultanahmet Meydanı'nda hayat bulacak. İstanbul'daki pek çok park ve bahçe, refüşlere varana kadar renk renk laleler ile donatılmış durumda. Ancak ben yine de bir parkta bahçede görmek isterim derseniz, aşağıdaki park ve bahçelerde laleleri görebilir, fotoğraflayabilirsiniz. - Gülhane Parkı - Gözdağı Korusu - Emirgan Korusu - Yıldız Parkı - Soğanlı Bitkiler Parkı - Beykoz Korusu - Göztepe 60. Yıl Parkı - Büyük Çamlıca Korusu - Küçük Çamlıca Korusu - Fethipaşa Korusu - Hidiv Çubuklu Korusu İstanbul Lalesi diğer lalelerden farklı mı ki? dediğinizi duyar gibiyim. Evet, İstanbul Lalesi klasik lalelerden farklı. En belirgin özelliği sivri yaprakları, Osmanlı figürlerinde gördüğümüz sivri yapraklı badem şekilli laleler, İstanbul Laleleri imiş. Anadolu'ya Selçuklular zamanında Asya'dan gelen laleler, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Avrupa'ya ulaşmış. Osmanlı padişahları laleyi çok sevmiş, hem park ve bahçelerde hem de işgal ettiklerdi yerlerde bolca lale dikmişler, desen olarak da saraylarda lale figürü çokça kullanılmış. 19. yüzyıldan itibaren de laleler ortadan kaybolmuş. Bugün ise yeniden lale çiçeği İstanbul'da kaybettiği itibarı geri kazanıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/istanbulkart-hes-kodu-tanimlama-nasil-yapilir", "text": "Covid-19 hayatımızı her geçen gün biraz daha değiştiriyor. Koronavirüs taşıyan kişilerin toplu taşımayı kullanmasını engelleyebilmek için, İstanbul'da toplu taşımada HES Kodu 15 Ocak 2021'den itibaren zorunlu olacak. İstanbulkart ile Hes Kodu tanımlama nasıl yapılır olabildiğince pratik bir şekilde sizlere anlatmaya çalışacağım. Toplu taşımada, özellikle İstanbul'da işe gidiş ve iş çıkış saatlerinde sosyal mesafe kurallarının uygulanması pek mümkün görünmüyor. Araç sayıları artırılmış olsa da 1.5-2 metre mesafeyi korumak hiç gerçekçi değil. Sağlık Bakanlığı'nın önerileri ve İçişleri Bakanlığı'nın genelgesine göre, izolasyonda olması gereken, Covid-19 tanısı konmuş ve koronavirüs taşıyan biri ile temaslı olan kişilerin toplu taşımayı kullanmaması, kullanırlarsa da iligili makamlara iletilmesi gerekiyor. Koronavirüs hastası, taşıyıcısı veya hastalardan biri ile temasta olan kişiler İstanbul'da toplu taşıma kullanamayacak. Bu uygulamayı sağlayabilmek için de İstanbulkart ile HES Kodu eşleştirilmesi gerekiyor. Öncelikle, henüz HES Kodu almadıysanız, Hes Kodu Nasıl Alınır? yazıma bakabilirsiniz. Hayat Eve Sığar mobil uygulaması veya SMS yoluyla aldığınız HES Kodu'nuzu İstanbulkart'a nasıl tanımlayacağınızı adım adım anlatacağım. - İstanbulkart sitesine girin Öncelikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin İstanbul Kart için hazırladığı internet sitesine gireceksiniz. - İlgili formu doldurun İstanbulkart sitesine girdiğinizde uygulama yeni başlayacağı için önünüzde hemen bilgilendirme mesajı çıkıyor, ona tıklayarak veya kisisellestirme. istanbulkart. istanbul adresine girerek, sayfadaki formu doldurun. - İstanbulkart numaranızı girin Formda kişisel bilgilerinizin yanısıra İstanbulkart numaranızı da girip onaylamanız yeterli. İstanbulkartınıza HES Kodunuz tanımlanmış oldu, işlem bu kadar basit. 15 Ocak 2021 tarihinden itibaren İstanbul'da toplu taşımada HES Kodu zorunlu olacak. O tarihten itibaren kartına HES Kodu tanımlı olmayan kişiler toplu taşımadan faydalanamayacaklar. Hala vakit varken bir an önce İstanbulkart HES Kodu tanımlama işlemenizi tamamlayın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/isvicre-icin-gezi-ipuclari", "text": "İsviçre: Tarafsız Ülke... Bu nedenle de Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği gibi global kuruluşların üssü olmuş bir ülke. Güzeller güzeli dağları, zirveleri, gölleri ile bir cenneti andıran muhteşem bir ülke. Bu yazımda İsviçre için gezi ipuçları vereceğim. İsviçre'ye gitmeden bilmeniz gerekenler, küçük notlar bulacaksınız. İsviçre bizim için çok önemli, çünkü Lozan ve Montrö anlaşmalarına ev sahipliği yapmış. İsviçre'nin tarafsızlığının bir istisnası var: II. Dünya Savaşı zamanında Nazi altınlarının/paralarının İsviçre Bankalarında saklandığı söyleniyor. Bu nedenle de çok tepki almış. İsviçre, adını duyduğunuzda akla ilk akla gelen \"para\" değil mi? Bu konuda hiç de haksız değilsiniz. Zira İsviçre Avrupa'da gördüğüm en pahalı ülke. İsviçre'ye gitmek için yola çıkacaksanız bunu cebinize koymayı unutmayın. İsviçre hala Avrupa Birliğine girmemiş durumda. Schengen için serbest dolaşım hakkı veriyor, ama tabii ki Euro'yu kabul etmiyor. 1 İsviçre Fangı yaklaşık 1,4 Türk Lirasına denk geliyor. İsviçre'de yemek gerçekten pahalı. En ucuz yemek diye düşündüğünüz fast food yemeği bile yeseniz en az 20 TL ödemeniz gerekecek. Tavsiyem çokça rastlayacağınız \"Take Away\" tarzı yerlerden yemek ihtiyacınızı karşılamanız ya da sıkça bulunan Migros, Coop, Spar gibi marketlerden alışveriş yapmanız. Fiyatları restaurantlara kıyasla daha uygun. Migros'un bu kadar yaygın olduğu bir ülke daha göremezsiniz. Eğer İsviçre'ye gelmişken birden fazla şehri dolaşacaksanız ve çok transfer yapacaksanız Swiss Pass alabilirsiniz. Kalacağınız günlere göre farklı fiyat seçenekleri var. İncelemenizi öneririm. Paketlerden birini aldığınızda bütün ulaşım araçlarından faydalanabiliyorsunuz. Bazı istisnaları var, onlarda da indirimleri var. İsviçre'nin muhteşem bir ulaşım ağı var. En ücra köşelerine bile trenle ulaşmanız mümkün. Hatta 3000 metre yüksekliklere bile. Zaten küçük bir ülke olduğu için şehirler arası en uzun 2-2,5 saat sürüyor. Manzara da çok keyifli. Tren yolculuğunu kesinlikle tavsiye ederim. İsviçre'ye gitmişken Alplere çıkmamak olmaz, düşünülemez, düşünülmemelidir. Alplerin en yüksek noktalarına da trenle ulaşabiliyorsunuz. Ancak önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor bazı trenlere. Özellikle zirvelere çıkan dişli trenlere. Sabah erken saatlerde rezervasyon yaptırmazsanız ertesi günü beklemeniz gerekebilir. İsviçrede Turizm Büroları Turist İnfo'lar çok yardımsever. Bıkmadan usanmadan bütün detaylarıyla sorularınıza cevap veriyorlar. Her konuda yardım isteyebilirsiniz. İsviçre, son derece düzenli ve kurallara uyma konusunda hassas bir ülke. Zaten düzen belirgin şekilde göze çarpıyor. Çok dağlık olmasına rağmen bisiklet gayet yaygın olarak kullanılıyor. Diğer Avrupa ülkelerinin aksine burada son derece yeni, dağ bisikletleri sokaklarda. Mesela Amsterdam'daki bisikletlerin neredeyse hepsi çok eski. Sokaklarda ya da tramwayda kayak kıyafetlerini giymiş, elinde boardları ile yerli ya da turistleri bolca görürsünüz, şaşırmayın. Güzel tanıtım;isviçrelilerin size ödül vermesi lazım. Çok güzel yorum. Orayı görmedim ama görüyormuş gibi oldum. Gerçektende birçok tarihi olaylara tanıklık yapmış bir ülke. Yani savaşanlar adeta orada barışmışlar. Tren ağı ve istasyonları bahsettiğin gibi olduça iyi durumda, ülkeyi gezmeyi düşünüyorsanız kesinlikle trenler tercih edilmeli. Bir çok avrupa ülkesinin aksine trenleri rotar yapmıyor diyebilirim. En azından ben hiç raslamadım. Ayrıca her tren istasyonunun içindeki yapı ve tabelalar aynı. Her istasyonda tuvaletler, duşlar, kasalar, döviz bürosu ve market bulunuyor. Ayrıca tren istasyonları genelde şehir merkezinde bulunuyor. Trenle çıkmak mümkün, zirve trenlerinin saatlerini gitmeden bakarsanız saatlerini kaçırmamış olursunuz. Ben gezdiğim gördüğüm yerleri anlatıyorum. Oralarda karşılaştığım insanların hikayelerini... Gurbetçilerin durumu bu blogun konusu değil. Tek bir kartı 15 kişi kullanamazsınız, herkese 3gün 7gün 10gün gibi süreli kartlar alabilirsiniz. İsviçre'de tren ile sehayat ettim ve makinalardan kredi kartı ile aldım biletleri. İsviçreden 22 gün schengen vizesi aldım..22 mayısta orada olacağım kısmet olursa.. inanılmaz merak ediyorum. sadece İsviçreyi değil, almanya fransa Hollanda bir ihtimal italyaya geçeceğim. Hasan bey çok rahat gezersiniz, İsviçre turizm konusunda çok gelişmiş. Herhangi bir turizm danışma bürosuna girip yardım isterseniz size rota bile çizerler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/italya-gezisi-notlari", "text": "İlk yurtdışı seyahatimi İtalya'da yaptım, yıl 2005. Üniversite yıllarımda hem okuyup hem çalıştım, bu nedenle seyahat etmeye ancak üniversiteyi bitirip düzgün bir para kazanmaya başlayınca sıra geldi. Önce Türkiye içinde gezmeye başladım. Ama aklım hep yurtdışındaydı. O yıllarda ucuz uçak bileti, kolay seyahat etmek gibi kavramlar henüz yok. Pek yurt dışına giden de yok zaten. Aklımda İtalya var. Arkadaşlarımı ikna etmeye çalışıyorum, pasaportuydu, vizesiydi kimse uğraşmak istemiyor. İlk yurt dışı seyahatim olan İtalya gezisi notları, ilk yurt dışına çıkışımla ilgili deneyimlerim bu yazıda sizi bekliyor! Aklımda İtalya var. Arkadaşlarımı ikna etmeye çalışıyorum, pasaportuydu, vizesiydi kimse uğraşmak ve benimle gelmek istemiyor. Madem kimse gelmiyor deyip, ilk yurt dışı seyahatimi turla yapmaya karar veriyorum. O yılların en büyük ve en pahalı tur şirketlerinden birinden \"klasik İtalya turu\" satın alıyorum. - Benimle gelecek kimsenin olmaması yüzünden yalnız kalmak istemiyordum. - İlk kez yurt dışına çıkıyorum, yol yordam öğreneyim diye düşündüm. - İngilizcem var ama İtalyancam yok, iletişim sorunu yaşamadan gezmek kolay olur diye düşünmüştüm. Şimdi bu endişelerimin ne kadar yersiz olduğunu anlıyorum ama o zaman henüz bilmiyordum. Biraz tecrübe kazandıktan sonra \"Nasıl Çok Gezilir?\" yazımda öğrendiklerimi paylaştım. Tur rotasında Roma, Vatikan, Floransa, Piza, Venedik, Verona ve Garda Gölü vardı. İlk gün gezimize Roma'da Vatikan ile başladık. Ama bir sorun vardı: Rehber önde coşturuyor, biz arkasından yetişmeye çalışıyoruz. İlk kez İtalya'ya gitmişim, gördüğüm her şey bana çok etkileyici ve güzel görünüyor. Ne zaman dursam grubu kaybediyorum. İlk günün sonunda tur grubu ile gezmekten vazgeçtim. Araç bizi şehir merkezine bıraktığında dönüş için kaçta nerede buluşacağımızı rehberden öğreniyor ve gruptan ayrıldım. İkinci gün tekrar Vatikan'a gidip doya doya gezdim, çünkü ilk gün tadı damağımda kalmıştı. Araya bir not daha gireyim: Tur tanıtımında şehir merkezindeki oteller denmesine rağmen bütün oteller şehrin en az 15-20 km dışındaydı. Turdan ayrıldım ama dersime çalışmıştım, nereler gezilecek, ne yenir gibi... Berlitz'in cep rehber kitaplarından almıştım. Onun epey faydası olmuştu gezerken. Hem içinde harita vardı, hem tarihi hem de gezilecek yerleri anlatıyordu. Blog yazma fikri biraz böyle çıktı. Türkçe yazılı kaynak \"o zamanlar\" neredeyse hiç yoktu. İlk yurt dışı seyahatimi dair deneyimlerimi anlattığım videoyu aşağıdaki görsele tıklayarak izleyebilirsiniz. Videoyu beğenirseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! İtalyanlar bize o kadar benziyorlar ki, gittiğim her yerde beni İtalyan sandıkları için kimseden turist muamelesi göremedim. Sadece görünüş olarak benzemekle kalmıyorlar. Trafik sorunları, kuralsızlıkları, yemek zevkleri... Özellikle Roma'da kendinizi küçük İstanbul'da gibi hissediyorsunuz. İtalya'da özellikle günün kalabalık saatlerinde, yoğun yerlerde çok sayıda polis görüyorsunuz. Özellikle İtalya'nın kuzeyinden güneyine indikçe sokakta yaşayan ve dilenciler bizdekileri aratmayacak kadar fazla. Buna paralel olarak güvenlik sorunları da ortaya çıkmaya başlıyor. Ben bir sorun yaşamadım ama o yıllarda çok kapkaç sorunu vardı. İtalya'da beni en çok eğlendiren ise İtalyanların konuşma şekilleri. Hepsi birer oyuncu sanki... O kadar çok jest ve mimiklerini kullanıyorlar ki metroda sokakta ne söylediklerini anlamasanız da onları seyrederek eğlenebiliyorsunuz. Trafik sorununu aşmanın yolu ise motosikletler. En büyüğünden en küçüğüne kadar yer gök motor, özellikle de scooter. Yaşlısı genci, kadını erkeği herkes scooter kullanıyor. Umarım biz de kısa sürede o duruma geliriz. İtalya'dan ilk izlenimler böyle, devamı diğer İtalya gezi yazılarımda, onlara da bir göz atın. 27 Haziran 4 Temmuz 2010 tarihleri arasında ailece Italya'daydık. Blu expres ile Sabiha GÖKÇEN havalanından Roma FCO gidiş dönüş arabamızıda oto parka bıraktık 2 ayrı bankanın kredi kartları indirimli ve giderkende gelirkende araç sizin için hiç sorun olmuyor. Romada tüm gezilebilecek yerleri gece ve gündüz ayrı ayrı gezdik her ikisininde keyfi farklı, toplu taşıt araçlarını kullandık günlük kartlar gece 23:59 da bitiyor. Terminiden araç kiralayıp Siena, San Gimilgiano, Pisa, Floransa, Padova, Venedik Murano ve Burano adaları, Verona, Garda gölü tamamen gezdik ve arabayı FCO hava alanına bıraktık. Temrini'den araç alıp havaalanına bırakmak daha ucuz hava alanından alıp geri bırakmak daha pahalı. Biz gece geç saatde vardığımız için arabayı ertisi dün Termini'den aldık. Araç kiralama servisleri gece 23:30'dan sonra kapanıyor. Otobanlarda akaryakıt fiyatları şehir içine göere pahalı otobanda bulunan tüm istasyonların fiyatları bir tabeleda yazıyor. TOM TOM GPs ile her şey çok kolay oto yollar 130 Km hız sınırlı GPS de ayrıca uyarıyor. Şehir içlerinde ZTL trafige kapalı alanlara dikkat ederseniz sorun yok. Siena, San Gimilgiano ve Pisa'da park yerleri hep gezilecek meşhur yerlerin yakınında saati 2 euro Pisa'da 1.20, Floransa'da tren istasyonun altındaki park yeri ilginç araçlar üstüste park ediliyor ilk iki saat 2 euro sonrası 3 euro saati iyi ayarlamak lazım tüm gün 15 euro. Venedik'e araba ile gitmedik çünkü gidiş kolay fakat araç için garaja girmek ve çıkmak uzun kuyruk oluyor. Gece çogu akaryakıt istasyonu kapalı ve self servis. Biz Venedik için Padova'da kaldık ve Venedik'e tren ile gidip geldik 2nci sınıf tren bileti 2,90 Euro Tabaco shoplardan almak mümkün. 12 saatlik vapureto bileti 16 euro. Goldol içinde iyi pazarlık yapmak gerek biz ailece 4 kişi 60 euroya bindik. Baştan sona kendi turumuz çok güzel geçti bende sizlerle paylaşmak istedim. İtalya benim için çok ama çok ayrı bir yere sahip olan bir ülke. Üç defa gittim ve her defasında da yeniden aşık oldum bu ülkeye. Hiç bıkmadan sıkılmadan gideceğim bir ülke. İlk kez 2008 yılında gittim ve benim için tam anlamıyla \"İtalyan Rüyası\" o zaman başladı. Doğasına, tarihine, insanlarına, diline ve yemeklerine hayran kaldım. Her şehri ayrı güzel, insanı şaşırtacak sürprizlerle dolu. Gölleri, dağları, ovaları insanı ayrı bir yolculuğa çıkartıyor adeta. İlk İtalya seyahatimi ZNF Turizm ile yaptım, konusunda uzman ve deneyimli bir acenta olduğu için hiçbir sorun yaşamadım bu yüzden diğer iki seferimi de onlarla yapmayı tercih ettim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/italya-turunun-duraklari", "text": "İtalya'ya yaptığım gezi öncesinde şehir şehir gezilecek yerler listesi çıkarmıştım. Milano, Como Gölü, Verona, Venedik, Floransa, Pisa ve Roma şehirlerini kapsayan 7 günlük İtalya turu rotası aşağıdaki listede yer alıyor. 7 günlük İtalya turu rotası aşağıda şehir bazında; gezilecek yerler ve detayları şeklinde yer alıyor. Genellikle seyahatlerim öncesinde buna benzer tabloları, ara ulaşım seçenekleri ve konaklama opsiyonları ile hazırlıyorum. |Simetrinin ahengini görmek için gidilmeli, Michelangelo yapmış. İkinci kez gittiğim İtalya turu rotası kapsamında gittiğim yerlere ait noktalarıma aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz. - İstanbul'dan cumartesi gecesi Milano'ya iniyoruz. Milano gezi notları için tıklayın. - Milano'dan sonra ikinci hedef Venedik. Sular altında kalmamak için direnen Venedik... Gondolla kanallarda gezmenin tadı, binlerce çeşit maske bizi bekliyor. Venedik'te gezilecek yerler önerilerim için tıklayın. - Eğer vaktimiz olursa arada Romeo ve Juliet'in memleketi romantik Verona'ya uğrayacağız. Verona'ya daha önceki İtalya seyahatimde gitmiştik. Romantik, küçük bir İtalyan kasabası, bu seyahatimizde zamanımız yetmediği için uğramadık ama siz rotanıza ekleyebilirsiniz. - Venedik'ten sonra rotamız rönesansın yatağı Floransa. Sanatın başkenti Floransa yazıma da göz atın. - Sanat ve tarihi burada aynı potada eritip meşhur yamuk kulesi ile Pisa'ya geçiyoruz. Pisa gezi notlarıma da göz atın. - Klasik Pisa kulesi pozumuzu verip Roma'ya geçeceğiz. Roma gezilecek yerler notlarıma göz atabilirsiniz. Bu seyahatimizin ara geçişlerini tren ile yaptık. Hızlı trenler oldukça pahalı iken, standart trenler ekonomik sayılabilecek fiyatlarda idi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/italyada-tren-ile-gezmek", "text": "İtalya içinde yolculuk yapmayı planlıyorsanız trenleri tercih etmenizi öneririm. Trenle yolculuk yapmanın en güzel yanı, uğramayı düşünmediğiniz yeni yerleri de görme imkanı sunmasıdır. İtalya'da etrafı trenden seyretmek için alternatifleriniz var. Yerel trenler daha yavaş, bizim eski banliyo trenleri gibi olanlar. Ekspress trenler ise hızlı trenler. İtalya'da yerel trenler: Locale ya da Regionali diye geçiyor. Yavaş ve her istasyonda duran trenler. Aceleniz varsa tavsiye etmem. Tıngır mıngır seyahat etmeyi sevenler için bir seçenek olabilir. Tabii diğer trenlere göre çok daha ekonomik seçenekler bunlar. İtalya'da tren ile seyahat etmek için diğer seçenek ise büyük şehirleri bağlayan express trenler: Intercity ve Eurostar ağırlıklı olarak ülke içinde hizmet veren daha hızlı trenlerdir. Özellikle Eurostarda 1. sınıf yolculuk lüks bir seyahat sağlayacaktır. Bu trenler çok hızlı olmakla birlikte oldukça pahalı trenler. Yerel trenler ile 10 euroya gideceğiniz yere express trenler ile 60 euro'ya gidebilirsiniz. Yerel trenler aynı mesafeyi 6 saatte giderken express trenler 1-2 saatte gidebiliyor. İtalya'da uluslararası trenler: İsviçre, Fransa, Avusturya, Almanya gibi komşu ülkelere sefer yapan trenler. Euroctiy ya da EuroNight örnekler. Tren biletleri ile ilgili detaylı bilgi, rotalar ve zaman planları için Trenitalia sitesini incelemenizi öneririm. İtalya'da şehirlerarası ulaşım için diğer seçenekleriniz ise otobüs veya araç kiralama. Avrupa'da çok uygun fiyata araç kiralama seçenekleri bulabilirsiniz. Benzin fiyatları ve otoyol geçişleri maliyeti artıran etkenler. 3-4 kişi seyahat ediyorsanız araba kiralamak iyi bir alternatif olacaktır. Ancak tek başınıza iseniz pahalıya gelebilir. İtalya'da araba kiralama seçenekleri için Rentalcars. com sitesini ziyaret edin. Yukarıdaki bağlantıdan araç kiralayarak bana finansal olarak destek olmuş olacaksınız. Zaten araç kiralamayı düşünüyorsanız bu linki kullanarak kiralamanızı yaparsanız çok sevinirim. İtalya'da tren ile yolculuk etmek veya diğer ulaşım seçenekleri konusunda başka sorularınız varsa bu yazıya yorum olarak yazarsanız seve seve cevaplarım. öncelikle sitenizin 1. yılını tebrik etmek isterim. tüm sorulara cevap vereni bilgi dolu ve bir o kadarda göze hitap eden çok güzel bir site olmuş. bende sizin gibi bir roma aşığıyım ve ilk yurtdışı seyahatime Romadan başlamak istiyorum. Ancak bu ilk yurtdışı seyahatim olacağı için ve gideceğim yerde Roma olduğu için rehperlik hizmeti olan bir tur ile gitmeyi düşünüyorum. Ama tur firmaları hakkında okuduğum şikayet yazıları beni baya düşündürdü. bu konuda bana fikir verebilirseniz çok memnun olurum. ilk seyahatim ve roma gezimin zehir olmasını istemiyorum. Ben de ilk yurtdışı seyahatimi İtalya'ya ve bir tur şirketi ile yapmıştım. İlk çıkış için faydalı olabilir. Hazır uçak, otel vb. işler sizin için organize edilmiş oluyor. Size tavsiyem gitmeden önce detaylı bir araştırma yapıp tura bağımlı kalmamanız olur. Çünkü rehberle dolaşmak gezmekten, görmekten çok turu kaybetmemek rehberin hızına yetişmek gibi konularla uğraşmanıza sebep oluyor. Ve inanın kendi araştırmalarınız rehberin anlatacağından çok daha fazla keyif verecektir size. Bir hatırlatma da turlar konusunda şu olsun, kalacağınız otelin şehir merkezinde olduğundan emin olun. Yada en azından toplu taşımaya yakın olduğundan. Öğrenebiliyorsanız parayı ödemeden otelin hangisi olduğunu öğrenmeye çalışın derim. Son olarak gezinin nasıl geçeceği tamamen size bağlıdır, ne rehber ne yol arkadaşı eğer siz bu işten keyif almayı kafanıza koyduysanız size engel olamazlar. Italyada yer alan tren sırketlerının ındırımlı ve ıkı aylık lımıtlı kullanımları var fakat Turk turıstlere bu olanak yok."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izlanda-gezi-maliyeti", "text": "Öncelikle bu yazıyı okumadan önce belirtmek istediğim önemli bir nokta var! Biz bu gezide eşimle birlikte çift olarak, seyahatimizin yarısında kampta, diğer yarısında ise guesthouselarda konaklayarak ve neredeyse tüm yiyeceğimizi Türkiye'den götürerek maliyetlerimizi en azda tutmaya çalıştık. Bu şartları göz önüne alarak maliyetleri değerlendirmeniz önemli. Ben tatlı otellerde kalayım, her öğün dışarıda yiyeyim derseniz bu fiyatlara çıkamazsınız. Harcama kalemlerimizi en pahalıdan en ucuza doğru sıraladım. İzlanda seyahatimizin en pahalı kalemi bir haftalık 4x4 araç kiralamamız olmuş. Araç için toplam ödediğimiz fiyat 580 euro, iki kişi paylaştığımız için kişi başı 290 euro düşmüş oldu. Araç içinde wifi, araç üstü çadırı gibi ekstalarımız ve bronz ve silver plan sigortamız da bu fiyata dahil oldu. Kiraladığımız araç bilgilerine Lotus Car Rental sitesinden ulaşabilirsiniz. İzlanda'da araç kiralama yazıma da mutlaka göz atın. Biz İstanbul'da yaşadığımız için uçuş başlangıç ve bitiş noktalarımız İstanbul oluyor. Atatürk Havaalanı'ndan Lufthansa ile Frankfurt aktarmalı uçak biletlerimizi 9 Ocak tarihinde almışız. İyi ki o tarihte TL olarak almışız, yoksa şimdi kur nedeniyle kim bilir ne kadar pahalıya gelecekti. O tarihte aldığımız TL uçak biletinin bugünkü kurdan karşılığı kişi başı 223 euro. Aldığımız tarihteki euro karşılığı 359 imiş. Ancak TL olarak ödediğimiz için ben bugünün kurundan euroya çevirdim. İzlanda'da araç kiralayınca tabii en yüksek harcama kalemlerimizden biri de benzin oldu. İzlanda'da 95 Oktan benzin fiyatı 233 ISK yani 1,78 euro'ya karşılık geliyor. Bizim toplam benzin harcamamız 396 euro oldu. Kişi başına 198 euro düştü. Daha küçük araçlarda veya dizel araçlarda bu maliyet çok daha düşük olacaktır. İzlanda'da araç kiralama yazımda araç kiralama ile ilgili diğer önerilerimi görebilirsiniz. Seyahatimizin yarısını çadır kamplarında yarısını da guesthouselarda geçirmemize rağmen iki kişi toplam konaklama harcamamız 388 euro tuttu, kişi başı 194 euro. 8 gece konaklama yaptık yani geceliği ortalama 24 euro'ya geldi kişi başı. İzlanda'da konaklama yazımda kaldığımız yerlerin fiyatlarını detaylı olarak görebilirsiniz. Türkiye'den yaklaşık 17 kilo yiyecek ile İzlanda'ya gittik ve bunların toplamı sadece 55 euro tuttu. İzlanda'dan sadece duty free'den girişte şarap ve bira ile şehir içinde ekmek ve meyce suyu gibi basit birkaç ihtiyacımızı aldık. İki kişi yeme-içme harcamamız sadece 88 euro tutarken kişi başı 44 euro'ya gelmiş oldu. - Araç kiralama: 290 euro - Uçak bileti: 223 euro - Benzin: 198 euro - Konaklama: 194 euro - Yeme-içme: 44 euro - Diğer: 6 euro - TOPLAM: 955 EURO - daha küçük sınıf bir araç kiralayarak araç kiralama maliyetini, - yine daha küçük sınıf araç kiralayarak benzin maliyetini, - guesthouselar yerine daha fazla kampta kalarak konaklama maliyetini düşürebilirsiniz. Kamp alanlarında kamp yapmasak olmaz mı şeklinde sorular alıyorum. Evet yapabilirsiniz ancak heryerde kamp alanları dışında kamp yapmanın yasak olduğuna dair uyarılar var, yakalanmadan yapabilirseniz harika olur. Konaklamaya hiç para vermezsiniz. Dünyanın en iyi 10 dalış noktasından biri kabul edilen Silfra yarığında yaptığımız dalış ve benim şnorkel etkinliğimizin maliyetini toplama eklemedim, çünkü bunlar çok bize özel maliyetler. Merak edenler için 2 dalış 300 euro, şnorkel 115 euro civarına denk geliyor. Bir hafta İzlanda gezisi maliyeti ile ilgili detayları olabildiğince detaylandırmaya çalıştım, umarım faydalı olur. - İzlanda'da araç kiralama - İzlanda gezi maliyeti - İzlanda'da konaklama - İzlanda Keflavik Havaalanı - Silfra yarığı dalış ve şnorkel deneyimi - İzlanda Golden Circle Rotası gezilecek yerler - İzlanda Ring Road Rotası gezilecek yerler - İzlanda gezi rehberi Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izlanda-gezi-rehberi", "text": "İzlanda'ya gitmek uzun zamandır hayallerimizi süslüyordu. Ancak İzlanda'nın pahalı olması, uçak biletlerinin pahalı olması ve daha birçok bilinmezlik nedeniyle erteliyorduk. 2018 rotalarımızdan biri İzlanda olsun diye karar verdik ve benim doğum günümde, doğum günü hediyesi olarak İzlanda uçak biletlerimizi aldık. Sonrasında seyahatimizi nasıl en uygun şekilde yapabiliriz, İzlanda'da nelere dikkat etmemiz gerek diye araştırmalara başladık. Hem gitmeden önceki araştırmalarımız hem de orada yaşadıklarımızı göz önüne alarak detaylı bir İzlanda gezi rehberi hazırladım. İzlanda'ya gitmeyi düşünenler okumaya devam! - İzlanda'da yaklaşık 350.000 kişi yaşıyor. Evet, evet 350 bin! Hepsi bu. Son nüfus sayımına göre Kadıköy'ün nüfusu 482 bin, oradan pay biçin. - İnsan az, coğrafya zorlu. Ülkede hala pek çok aktif yanardağ, Avrupa'nın en büyük buzulu ve daha pek çok buzul, kaplıcalar, gayzerler ile henüz dünyanın oluşumunu tamamlamamış izlenimi veriyor. - 9. ve 10. yüzyılda Vikingler ilk kez adaya yerleşmişler. Adadaki yakışıklı atları da onlar buraya getirmiş. Atların bodur olmasının nedeni küçük Viking gemilerine sığabilecek büyüklükteki atları getirmeleri imiş. - Dünyadaki ilk meclis burada Vikingler tarafından kurulmuş, bu nedenle demokrasinin ilk adımlarının burada atıldığına inanıyorlar. - İzlanda tertemiz! Ülke pırıl pırıl ve bunu sağlamak için heryerde pek çok yere uyarılar asmışlar. - 350 bin nüfuslu ülkeye geçen yıl 3 milyon turist gelince bir şok yaşamışlar. Altyapı bu kadar insanı kaldırmakta zorlanmış. Onlar da heryere uyarılar ve ağır cezalarla turistleri kontrol altında tutmaya çalışmışlar. - İzlanda yaşam kalitesi en yüksek, eğitim seviyesi en iyi, kadın-erkek eşitliği sağlanmış ve cinsiyet ayrımcılığından vazgeçmiş, medeniyet seviyesinde diğer kuzey ülkeleri gibi zirveye ulaşmış ülkelerden biri. Toplam 9 ay doğum izni olan, eşcinsel evliliklerin serbest olduğu İzlanda'da kimse kimsenin tavuğuna kışt demiyor. - Ülkede insan az olunca pek çok şey self-servis. Otele gidiyorsunuz size bir şifre veriyorlar, onunla içeri gidiyorsunuz, hiç görevli görmeden otelden ayrılıyorsunuz. Restoran ve cafeler çoğunlukla self servis, havaalanındaki pek çok hizmet self servis. Manav bir kutu bırakmış, domatesi alıp parasını kutuya atıyorsun. Tuvaletin önüne bir kutu koymuşlar, çıkınca paranı kutuya atıyorsun. Neden? Çünkü insan yok 🙂 - Tabii bu kutuları kimse patlatmıyor. Dünyanın en güvenli ülkelerinden biri İzlanda. - Aylık ortalama gelir 3500 euro imiş İzlanda'da. Ülke yakın zamanda ekonomik kriz yaşadı demeye bin şahit. Hal böyle olunca herşey ateş pahası. - Ülkenin altı sürekli kaynadığı için enerji, ısınma gibi ihtiyaçlarını jeotermallerden karşılıyorlar. - Ülkede çok az miktarda meyve/sebze yetişiyor, onlar de jeotermal kaynaklara yakın yerlerdeki seralarda. Seralar sıcak su sistemleri ile ısıtılıyor. İzlandalılara sorarsan İzlanda'ya gitmek için en iyi zaman \"her zaman\". Tabii biz İzlandalı olmadığımızdan her sezonun artı ve eskilerini değerlendirerek kendimize göre en iyi zaman olduğunu düşündüğümüz Eylül ayını tercih ettik. İzlanda'nın yüksek sezonu yaz sezonu. Havanın 15 dereceler civarında olduğu, güneşi çokça görebileceğiniz, aynı zamanda turist kalabalığının en fazla olduğu dönem bu dönem. - Bütün yollar açık olacağından ülkeyi baştan başa rahatlıkla gezebilirsiniz. - Uzun doğa yürüyüşleri yapabilirsiniz. - Güneş ışığından maksimum düzeyde faydalanabilirsiniz, kutba yakın bu bölgede yaz döneminde hava neredeyse hiç kararmadan yeniden aydınlanıyor. - Puffin kuşlarını görmek için en iyi zaman yaz ayları. Ağustos sonu kuşlar göç etmeye başlıyor. - Balina gözlem turları için yine en iyi zaman yaz ayları. - Buzul göllerinde buzlar tam olarak erimiş olduğu için tekne turlarına katılabilirsiniz. İzlanda'ya gitmek için en iyi zaman bize göre sonbahar, hatta Eylül. Hava sıcaklığı hala 10 dereceler civarında, turist kalabalığı biraz azalmış olan bu dönemde hem hava henüz soğumamış olur, hem de gün ışığından hala yararlanabilirsiniz. - Bütün yollar açık olacağından ülkeyi baştan başa rahatlıkla gezebilirsiniz. Biz Eylül'ün üçüncü haftası gittiğimizde henüz kar yağmamıştı ama bizden birkaç gün sonra kar başladı. Eylül başı tercih etmekte fayda var. - Uzun doğa yürüyüşleri yapabilirsiniz. - Hava 18:30 civarı kararmaya başladığı için gezinizde gün ışığından hala faydalanabilirsiniz. - Puffin'ler artık gitti, görür müyüz diye heveslendik ama nafile 🙁 - Buzul göllerinde buzlar tam olarak erimiş olduğu için tekne turlarına katılabilirsiniz. - Ve en güzel kısmı, hava henüz çok soğumamış olmasına rağmen kuzey ışıklarını görebilirsiniz. Eylül'de başlayan kuzey ışıkları sezonu Mart sonuna kadar devam ediyor. Biz çok şanslıydık ki birkaç kez ve uzun uzun izleme fırsatı bulduk. İzlanda'ya kışın neden gidilir? Bilemedim 🙂 Günler çok kısa, hava çok soğuk. Ancak kuzey ışıklarını görmek için en iyi zaman. Yine de ben kış aylarında gitmeyi tercih etmezdim. Kışın gitmek yerine ilkbaharı tercih etmek çok daha mantıklı olabilir. Günler biraz uzamış, havalar azıcık ısınmış olur. Kuzey ışıklarını hala görebilir, buzul mağaralarını ziyaret edebilirsiniz. Karlar hala erimemiş olacağından beyaza bürünmüş İzlanda manzaralarını görme şansınız olur. İzlanda'ya Türkiye'den direkt uçuş yok ne yazık ki. Biz Lufthansa'nın Frankurt aktarmalı uçuşu ile Reykjavik'e gittik. Uçak biletimizi yolculuğumuzdan 8 ay önce aldığımız için oldukça ekonomik oldu. 2 saat gibi çok kısa aktarma süresi ile zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmiş olduk. Reyjavik'e Danimarka, İsveç veya Norveç'ten de uygun fiyata uçak bileti bulmak mümkün. İceland Air ve Wow Air Reykjavik'e uçabileceğiniz hava yolu şirketleri. Bu rotalardan birini tercih ederseniz aktarma noktasına da birkaç gün ayırıp orayı da gezebilirsiniz. Ancak unutmayın ki İzlanda'da gezilecek yerler tahmin ettiğinizden çok daha fazla, ne kadar çok zaman ayırabilirseniz o kadar iyi. Ucuz havayollarından bilet alırken bagaj hakkınıza da dikkat etmenizde fayda var. Bizim gibi kendi yiyeceğinizi taşıyorsanız maksimum kapasiteye ihtiyacınız olacaktır. Lufthansa'nın kişi başı 23 kilo bagaj hakkı çok işimize yaradı. Ancak kişi başı, kabin bagajı dışında tek bagaj hakkı var. Gerçi kontuardaki görevliler hem gidiş hem de dönüşte sorun çıkarmadan fazla sayıdaki bagajımız olmasına rağmen bize yardımcı oldular, kibarca hatırlatma yapmakla yetindiler. İzlanda'ya ulaşmakla iş bitmiyor, İzlanda içinde ulaşımı ne yapacağız derseniz İzlanda'da araç kiralama en iyi seçenek. İzlanda'da araç kiralama yazımda tüm detaylarıyla araç kiralarken dikkat etmeniz gerekenleri yazdım, ona bir göz atın. Araç kiralamak istemiyorum derseniz, otobüs ve günübirlik tur seçenekleri de elbette var. Ancak hem zaman hem de maliyet açısından araç kiralama hala en iyi alternatif. İzlanda'da konaklama içimde bir yara 🙂 İzlanda çok pahalı bir ülke olduğundan konaklama da pahalı. Hele ki euro/dolar kuru bu seviyelerde iken. Biz çadır+guesthouse+otel gibi farklı seçenekleri tercih ettik. İzlanda'da konaklama yazımda tüm detayları bulabilirsiniz. - 17 kilo civarında yiyecek götürdük. Taşıması kolay olsun ve ezilmesinler diye çekçekli bir valiz aldık yanımıza. - İki kişilik çadır, mat, uyku tulumu, kamp ocağı malzemesi bir çantamızı doldurdu. - Rüzgarlı, yağmurlu, soğuk hava koşullarına karşı koyabilmek için; - rüzgar kesme özelliği olan ve yağmur geçirmeye bir mont, - bere, eldiven, atkı/boyunluk gibi sizi rüzgar ve soğuktan koruyacak her türlü malzeme mutlaka çantanızda olmalı, - kaplıcalara girmek için mayo ve havlu, - yağmur geçirmez özellikte bot, - sakın şemsiye filan taşımayın, o rüzgarda şemsiye açmanız mümkün değil. - eğer kış mevsiminde gidecekseniz termak içlik, kar montu, kar botu, kar pantalonu en iyisi. İzlanda'da her yerde hız limiti var. Hız sınırına uymazsanız pat diye plakanıza ceza geliyormuş. Aracı kiralarken firma yetkilisi sıkı sıkı kurallara uymamızı tembihledi. Hız sınırı maksimum 90. Çok az yerde otoban var, genelde tek şerit gidiş tek şerit dönüş dar yollar. Belli aralıklarla yollara cep yapmışlar, durmak istiyorsanız o cepleri kullanıyorsunuz. Cepler dışında durursanız da cezaya tabii. Emniyet kemerinizi mutlaka takmanız, farlarınızı sürekli açık tutmanız lazım. İzlanda'da yemek mi? Biz İzlanda'da oraya özgü bir şey yemedik. Bütün yemeğimizi Türkiye'den taşıdık. Reykjavik'te çok kısa kaldığımız için orada mutlaka denenmesi önerilen hot dog'u kaçırdık. - Pazartesi Perşembe 11:00 18:30 - Cuma 10:00 19:30 - Cumartesi 10:00 18:00 - Pazar 12:00 18:00 Hostel ve guesthouse'larda daha önce kalanların bıraktığı malzemeleri almaktan da çekinmeyin. Biz kamp ocağımızın tüp ihtiyacını bizden önce kalanların bıraktığı tüplerden birini alarak karşıladık. Uçağa tüp/gaz sokamıyorsunuz. Ocak başlığını yanımızda getirip sadece tüp almamız yeterli oldu. Kuzey Işıkları'na, Aurora Borealis deniyor. Aurora Borealis adını ismini Roma tanrıçası Aurora ve kuzey rüzgarı olan Boreas'tan alıyor. Ne kadar güzel değil mi? Kış aylarında İzlanda'da kuzey ışıklarını çoğunlukla yeşil, şanslıysanız mor/turuncu gibi renklerde görmeniz mümkün. Gökyüzünde dans eden bu ışıklar, hayatımda gördüğüm en büyülü olaylardan biri. İsteyen herkesin bir gün deneyimlemesini dilerim. İzlanda'da kuzey ışıkları görsel şöleni Eylül ortasında başlıyor ve Nisan ortasına kadar görülebiliyor. - Eylül ve Nisan ayları arasında İzlanda'da olmanız, - havanın mümkün olabildiğince bulutsuz olması, - gökyüzünün karanlık olması, - şehir ışıklarından uzak olmanız, - güneş etkinliğinin yeterli seviyede olması gerek. Kuzey ışıklarının yoğunluğunu takip etmek için; Vendur. is adresinden kuzey ışıkları tahminlerini takip edebilirsiniz. Ancak sadece ışıkları takip etmeniz yetmiyor, bulut varsa göremiyorsunuz. Bu nedenle bulut yoğunluğunu da takip etmeniz lazım, yine Vendur. is 'in bulut durumu haritalarını takip etmekte fayda var. İzlanda kuzey ışıkları, muhteşem doğası ile bambaşka bir dünya. Mutlaka gidilecek ülkeler listenize eklemelisiniz. - İzlanda'da araç kiralama - İzlanda gezi maliyeti - İzlanda'da konaklama - İzlanda Keflavik Havaalanı - Silfra yarığı dalış ve şnorkel deneyimi - İzlanda Golden Circle Rotası gezilecek yerler - İzlanda Gezilecek Yerler Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Çok ayrıntılı harika bir yazı olmuş. Teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izlanda-keflavik-havaalani", "text": "İzlanda kuzeyin uzak ülkesi, az gidilen az bilinen bu ülkeye Frankfurt üzerinden aktarmalı olarak ulaştık. Lufthansa havayolları ile yaptığımız uçuş İstanbul-Frankfurt, Frankfurt Keflavik olarak gerçekleşti. İzlanda Keflavik Havaalanı, siz onu Reykjavik Havaalanı olarak da biliyor olabilirsiniz, ile ilgili notlarımı bu yazıda toparladım. Keflavik havaalanı düzenli, kuzey ülkelerine yakışır biçimde sade ve şık tasarımı ile girdiğinizde kendinizi iyi hissedebileceğiniz bir havaalanı. Frankfurt aktarmalı olarak Keflavik'e geliyorsanız herhangi bir pasaport kontrolünden veya güvenlik noktasından da geçmeden direk çıkışa ulaşıyorsunuz. Keflavik havaalanı Reykjavik merkezine 45 km mesafede, yani oldukça uzak sayılacak bir mesafede. Havaalanının adının Reykjavik değil de Keflavik olmasının nedeni de alanın Keflavik şehrinde olması. Keflavik havaalanına indiğinizde tuvaletlerin önünde bulunan çeşmelerden su içebilirsiniz. İzlanda genelinde çeşme suyu buzullardan gelen sulardan sağlanıyor, bu nedenle inanılmaz temiz ve lezzetli. İçmeye doyamıyorsunuz, İzlanda'da suya sakın para vermeyin. Yanınızda bir şişe veya matara bulundurursanız iner inmez şişenizi doldurur ve su ihtiyacınızı karşılarsınız, aynı durum dönüş için de geçerli. Malum güvenlik kontrolünden sıvı geçirmek yasak ama boş şişenizi geçirebilirsiniz. Keflavik havaalanı yolcuların konforuna uygun şekilde tasarlanmış, ortak alanda yer alan bekleme koltuklarının hemen altında elektrik prizleri yer alıyor. Telefonunuzu veya bilgisayarınızı kolayca şarj edebilirsiniz. Hem priz hem de usb girişleri mevcut. Ayrıca bu oturma alanlarının kolçakları yok, yani uçağınız çok geç veya çok erken saatte ise, buralarda uyuma şansınız da var. Keflavik havaalanında hem gidişte hem dönüşte, ücretsiz internet bağlantısı var. E-posta adresiniz ve hangi ülkeden olduğunuzu soran minik bir formu doldurmanız internete bağlanmanız için yeterli oluyor. İzlanda'da heryerde euro, dolar ve kredi kartı geçiyor. Bu nedenle yanımızda çok fazla İzlanda Kronu taşımamaya karar vermiştik. Havaalanında 100 USD bozdurduk sadece, o da yolculuk boyunca nakit harcamalarımıza rahat rahat yetti. Havaalanı'ndaki kurun biraz düşük olduğunu söylemem lazım, o yüzden havaalanında değil de eğer gidecekseniz şehir merkezinde para bozdurabilirsiniz. Biz ilk gece konaklamamızı (zaten gece 01:00 gibi indik) havaalanına yakın bir yerden ayarlayıp sonra da hemen yola koyulacağımız, büyük şehir görmeyeceğimiz için havaalanında bozdurmayı tercih ettik. Bozdurmasak da olurmuş. Herhangi bir yerde marketten veya biryerden alışveriş yaptığınızda euro veya usd olarak ödeyebilirsiniz, size para üstünü ISK olarak veriyorlar. Keflavik havaalanından Reykjavik şehir merkezine otobüs veya shuttle ile ulaşabiliyorsunuz. Biz araç kiralayarak İzlanda'yı gezmeyi tercih ettiğimiz için havaalanındaki araç kiralama bölümüne devam ettik. İzlanda'ya gelen yabancılar için ülkeyi gezmenin en yaygın biçimi araç kiralamak. Bu nedenle çok sayıda araç kiralayan şirket ve her şirketin büyük araç filoları var. Keflavik havaalanıda araç kiralama bölümüne yürüyerek ulaşamıyorsunuz, çıkışta \"car rental\" tabelalarını takip ederek araç kiralama bölümüne giden otobüsün kalktığı yere ulaşıyorsunuz. Bu servis aracı ücretsiz. Araç kiralama bölümünde ise 3 farklı noktada yolcu indiriyor ve yolcu alıyor. Kiraladığınız aracın hangi durakta olduğunu servis aracı içindeki yönlendirmelerden veya aracı kiraladığınız firmadan öğrenebilirsiniz. Biz İzlanda'yı gezeceğimiz aracı Lotus Car Rental üzerinden kiralamıştık. İlk durakta servis aracından inerek araç kiralama firmasına kolayca ulaştık. İzlanda'da araç kiralama yazımda detayları bulabilirsiniz. Havalanına geri dönecek olursak; Her havaalanında olduğu gibi döviz büroları, restoran ve kafeler bulunuyor. Uçaktan indiğinizde gümrüklü bölgeden çıkmadan önce Duty Free'den alkol alışverişinizi yapmanızı öneriyorum. Bira, şarap, votka gibi zevkinize uygun içkiyi buradan gümrüksüz alabilirsiniz, zaten çok sayıda alışveriş yapan kişi olduğunu göreceksiniz. - İzlanda'da araç kiralama - İzlanda gezi maliyeti - İzlanda'da konaklama - İzlanda Keflavik Havaalanı - Silfra yarığı dalış ve şnorkel deneyimi - İzlanda Golden Circle Rotası gezilecek yerler - İzlanda Ring Road Rotası gezilecek yerler - İzlanda gezi rehberi Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izlanda-ring-road-rotasi", "text": "Ateşin ve buzun ülkesi olarak anılan İzlanda! Hem ateşi hem buzu hem de İzlanda'nın ağızları açık bırakan güzelliklerini görmek için bir haftalık bir seyahat yaptık. İzlanda seyahatimizde bütün adanın etrafını tam tur yapan ve Ring Road adı verilen rotayı izledik. Eğer İzlanda'da birkaç gün yerine bir hafta gibi bir süreniz varsa, siz de bizim gibi Ring Road rotasını takip edebilir, İzlanda'da gezilecek yerleri görecek şekilde İzlanda seyahatinizi planlayabilirsiniz. Yedi günlük seyahatimizi günlere bölerek gezdiğimiz yerleri paylaşmak istedim, böylece siz de rotanızı yaparken benzer bir rota üzerinden ilerleyebilirsiniz. 14 Eylül Cuma akşamı İstanbul Atatürk Havaalanı'nda başlayan seyahatimiz 23 Eylül Pazar sabaha karşı yine AHL'de sona erdi. Lufthansa havayolları ile İstanbul'dan Frankfurt aktarmalı olarak İzlanda'ya uçtuk, dönüşte de aynı yolu izledik. İzlanda gezimizi günlere bölerek anlatmak en iyisi olacak. Böylece hem bizim gibi 7 günü olanlar için İzlanda gezi rotası net olarak hazır olacak hem de okumak daha rahat olacak diye düşündüm. Görüşlerinizi yazıya yorum olarak yazarsanız harika olur. Ring Road; İzlanda adasını çepeçevre dolaşan, Batı Fiyordları dışında ülkenin tamamını görmenizi sağlayan, turistik bir rota. Yol İzlanda'da görülmesi gereken yerlere yakın geçecek şekilde tasarlanmış. İzlanda'ya kendi başına gelen turistlerin pek çoğu araç kiralayarak bu rotayı yapıyor. Rotayı üç günde yapan da var, bir ayda yapan da. Görmek istediğiniz yerler, yapmak istediğiniz aktiviteler, ayırmak istediğiniz zamana göre süre değişebilir. Bizim 7 günlük süremiz fena değildi ama bir iki günümüz daha olsa atladığımız yerleri de dahil ederek istediğimiz heryeri görebilirdik sanırım. Aşağıdaki yazıda gitmeyi planlayıp gitmediğimiz veya gidemediğimiz yerleri de belirttim. İzlanda'da görülecek yerlerin pek çoğu ücretsiz, bu nedenle ücretli olan yerleri yazı içinde özellikle belirttim. Belirtmediysem bilin ki ücretsizdir. - Reykjanes, - Güney İzlanda, - Doğu İzlanda, - Kuzey İzlanda, - Batı Fiyordları, - Batı İzlanda, - Ve Reykjavik'in bulunduğu başkent bölgesi. Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece yarısını çoktan geçmişti İzlanda Keflavik Havaalanı'na indiğimizde. Önceden Lotus Car Rental'dan ayarladığımız kiralık aracımızı alıp, yine önceden rezerve ettiğimiz Base Otel'e geçtiğimizde İzlanda saati ile saat 02:00 olmuştu. Hemen yatıp ertesi gün için enerji depoladık. Cumartesi sabahı kahvaltımızı yanımızda getirdiğimiz böreklerimizle yapıp erkenden otelden ayrıldık. Ekmek, meyve suyu gibi ufak tefek ihtiyaçlarımızı almak için Bonus Market'e uğradıktan sonra artık yola çıkmaya tam anlamıyla hazırdık! Otelimiz Keflavik Havaalanı'na çok yakın idi ve Keflavik-Reykjavik arası 45 km olduğundan hiç Reykjavik tarafına gitmeden Keflavik'in içinde bulunduğu ve yedi bölgeden biri olan Reykjanes yarımadasından İzlanda gezimize başladık. İzlanda bulunduğu konum itibarıyle çok özel bir ülke. Kuzey Amerika ve Avrupa kıta plakaları İzlanda'daki tektonik hareketlerle kırılıp birbirinden ayrılmışlar. İzlandalılar da bu durumu turistik malzeme olarak çok iyi kullanıyorlar. Plakaların kırılması sonucu olan yarıklardan biri de burası. Bu yarık üzerine bir köprü yapmışlar ve köprünün adı da \"Kıtalararası Köprü\". Siyah volkanik kayalar ve köprü enteresan bir deneyim olmuş. Mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olmasa da vaktiniz varsa ziyaret edebilirsiniz. Otopark alanından kısa bir yürüyüşle köprüye ulaşabiliyorsunuz. İzlanda'nın en popüler ve tabii ki turistik noktası Blue Lagoon olsa gerek. Bu popüleritesini kesinlikle hak ediyor. Lagüne yaklaşırken daha uzaktan göğe yükselen buharı görmek mümkün. İzlanda'da gördüğüm en büyük otoparka girdiğinizde yer bulmak için iki tur atmanız gerekebilir, ki biz yüksek sezonun sonunda gittik. Yaz aylarındaki kalabalığı düşünmek dahi istemiyorum. Tabii ki Blue Lagoon'a etkileyici bir giriş yapmışlar. Lavlardan oluşan kayaların arasındaki bir yoldan lagün girişine ulaşıyorsunuz. Burada sağa giden yolu takip ederseniz aşağıdaki fotoğrafta yer alan, ücretsiz alanı gezip görebilirsiniz. Lagün rengi aynı ancak burada suya girilemiyor. Uzunca bir yürüyüş parkuru da var. Bu beyaz gölün etrafının tam tur olarak yürüyebiliyorsunuz. Eğer ben o sıcak sularda yüzmek istiyorum derseniz geldiğiniz yoldan sağa dönüyorsunuz zaten bina girişini hemen göreceksiniz. İçeride bilet satış/danışma ofisi var, arkasındaki tuvaletleri ücretsiz olarak kullanabilirsiniz. Günün sonunda biz Blue Lagoon'a girmedik çünkü İzlanda'da yapmak istediğim asıl aktivite Silfra dalışı idi. Ekstra bütçemizi oraya harcadık. İzlanda'ya ateşin ve buzun ülkesi diyorlar ama ben şelalelerin ve gökkuşağın ülkesi demeyi tercih ettim. Ülkede birbirinden güzel onlarca şelale ve durmadan yağan yağmur ilk ara verdiğinde çıkan ve uzun süre havada kalan muhteşeme şelaleleri var. Lafı uzatmadan, Blue Lagoon'dan çıktıktan sonra 2 saat durmadan Seljalandsfoss'a gitmeyi hedeflemiştik. Ancak yolda atlar ve koyunlar bizi davet etti, kısa aralar verip onları sevdikten sonra öğleden sonda Seljalandsfoss'a ulaştık. Artık güney İzlanda'dayız. Güney İzlanda şelaleleri ve buzullarıyla meşhur. Seljalandsfoss İzlanda'da gördüğümüz ilk yüksek şelale idi, arkasına dolaşıp sırıl sıklam ıslandığımız yetmezmiş gibi bir de çılgınca bastıran yağmura aldırmadan Seljalandsfoss'tan yarım kilometre kadar ilerideki Gljufrabiu şelalesine yürüdük ki iyi ki yürümüşüz, suyun kayayı delerek açtığı delik, şelalenin görüntüsü muhteşem idi. 2010 yılında İzlanda'da patlayan ve bütün Avrupa'yı küle boğan yanardağı hatırlıyor musunuz? Ben gayet iyi hatırlıyorum çünkü Madrid'te idim ve 1 haftaya yakın İspanya'da mahsur kaldım. İşte o yanardağ Eyjafjallajökull şimdi uslu uslu duruyor. Yanardağa çıkmadık ama yol üstündeki ziyaretçi merkezinde durup bir fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik. Bu kadar uzun ve bol ıslanmalı üşümeli günün sonunda kendimize bir kaplıca ödülü verelim dedik. Ama kaplıcaya da para ödemeyelim 🙂 O zaman karşımıza Seljavallalaug kaplıcası çıktı. Ana yolda 3-5 km kadar araçla yola devam edip, sonra da 1km kadar yürüyerek ulaşabileceğiniz bu kaplıca ücretsiz. Ücretsiz olduğu için de oldukça bakımsız. Giyinme kabinleri var, İzlanda'da gördüğüm en pis yerlerdi diyebilirim ancak soğuk havada başka seçeneğiniz kalmıyor. Seljavallalaug kaplıcası İzlanda'daki ilk kullanıma açılan kaplıcalardan biri imiş. Sıcak su ile soğuk su karıştırılarak doldurulan bir havuzu var. Bir yanda buz gibi buzul suyu dereden akarken siz sıcak su havuzunda keyif yapabiliyorsunuz. Biz gittiğimizde kalabalık olan havuz yağmur başlayınca birden boşaldı, biz de doya doya ve kocamla başbaşa havuzun tadını çıkardık. Havuzda pelte gibi olduktan sonra geceyi geçirmek için bir sonraki durağımız olan Skogafoss'a doğru yola koyulduk. İzlanda'nın en popüler şelalesi olan Skogafoss'a geldiğimizde artık hava kararmış, yağmur bitmeyen temposuyla yağmaya devam ediyordu. Şelale çevresini gezmeyi ertesi güne bırakarak hızlıca karnımızı doyurup araç çadırımızda rüzgar ve şelalelenin birbirine karışan sesleri altında uykuya daldık. Seyahatimizin ikinci gününde; yağmurlu ve rüzgarlı bir geceden sonra güneş bize yüzünü göstermeye karar vermiş olacak ki aydınlık pırıl pırıl bir güne uyandık. İzlanda fotoğraflarının yarısını Skogafoss oluşturuyor olabilir 🙂 60 metre yüksekten düşen şelale suları 23 metre genişliği ile İzlanda'nın en büyük şelalelerinden de biri Skogafoss. Şelalenin yanına yaklaştıkça gücünü daha da fazla hissediyorsunuz, yaklaştıkça su serpintileri insanı sırıl sıklam ediyor. Ama bu serpintiler harika gökkuşakları oluşmasını da sağlıyor. Şelaleyi üstten görebileceğiniz ve hatta kaynağına doğru yürüyübileceğiniz yürüyüş patikaları var. Kaynağına kadar gitmeseniz de şelalelenin üst bölümüne mutlaka çıkın, en az aşağısı kadar güzel manzaralar ve tabii ki tombik İzlanda koyunları orada sizi bekliyor. Güneşli havada şelale çevresini keşfetmenin mutluluğu ile yeniden yola çıktık. Haydi gelsin yeni duraklar! İzlanda'nın güney sahiline indiğinizde yol üstünde pek çok yerde buzul, buzul yürüyüşü gibi tabelalar görüyorsunuz. Biz ikinci günümüzü bir buzulla açalım diye düşünerek gördüğümüz tabelalardan birine saptık. Solheim buzulu Reykjavik'e en yakın buzul olması nedeniyle buzul yürüyüşlerinde çok tercih edilen noktalardan biri imiş. Biz buzul çevresinde gezerken bir çok grup buzul yürüyüşü için buraya geliyordu. Solheim buzulu İzlanda'da yakından gördüğümüz ilk büyük buzul olduğu için bizim için çok etkileyici idi. Önünde oluşmuş buzul gölüne dağılmış kocaman buzul parçaları ve dağı yararak bir dil gibi uzunan devasa Solheim buzulunda teknik yürüyüş yapmadan da bir süre yürüyebileceğiniz bir patika var, patika buzul yürüyüşünün başladığı noktada sona eriyor, oradan sonra buzulda ilerleyebilmek için kramponlar ve tırmanış malzemeleri ile yolunuza devam etmeniz gerekiyor. 1973'te Amerikan ordusuna ait bir uçak yakıtı bittiği için İzlanda'nın güney kıyılarına zorunlu iniş yapmak zorunda kalmış. Neyseki uçaktaki herkes sağ salim kurtulmuş ancak uçağı oradan almak neredeyse uçak maliyetine geldiği için uçağı oracıkta bırakmışlar. Bir süre sonra uçağı görmeye gelenlerin sayısı artınca burası turistik bir nokta haline gelmiş. Ring Road yolu kıyısına aracınızı park ettikten sonra 3,5km'lik taşlı bir yürüyüş sizi bekliyor uçak enkazına ulaşmak için. Yol düz olduğu için yürümek de kolay. Gidiş dönüş toplam 7 kilometre yürüyüş yapmış oluyorsunuz. Yağmur azalıp sığındığımız yerden çıkınca ilk simsiyah sahilimize de ayak basmış olduk. Aslında İzlanda'nın tamamı volkanik olduğu için bütün sahiller siyah ancak bu sahil bazalt taşlarından oluşmuş olan mağarası ve plajın sonundaki denizin içinde dikilen üç kayası ile çok enterasan bir yer. Bu nedenle de çok turistik bir nokta. Kesinlikle ününü hak ediyor, hem bazalt kaya oluşumlarına hem de siyah sahile, hem de uzaktan hayal meyal görünen Dyrholaaey arkına bayıldık. Vik şehri siyah plajı sayesinde oldukça ünlenmiş ama biz şehre uğramadık. Zaten İzlanda seyahatimiz boyunca Reykjavik hariç hiçbir şehre uğramadık, sanırım seyahatin en güzel kısımlarından biri de buydu. İzlanda ismi okunması zor yerlerle dolu. Bu kanyonun ismini okuyabilen varsa haber versin lütfen 🙂 Yönümüz doğu, İzlanda'nın güzellikleri arasında devam ederken ana yoldan iç kısımlara sapıp bu kanyona uğradık. Buraya geldiğimizde hava artık kararmaya başlamıştı, biraz daha erken gelebilmiş olsaydık kanyon kıyısında yürüyüş patikaları var, bu bölgede yürümeyi çok istiyordum, kısmet değilmiş. Kanyon dediğimiz kocaman bir yarık, ortasından da nedir/dere/su akıyor. Keşke daha uzun kalabilseydim dediğim yerlerden biri oldu burası. Akşam karanlığına kalmış olarak ikinci gece konaklayacağımız kamp alanını ararken görmeyi çok istediğimiz yerlerden biri olan Svartifoss'u atlamışız. Ertesi gün de şaşkın biz direk yola devam ettiğimiz için 5-10 km uzağımızdaki Svartifoss'u göremedik, siz atlamayın diye buraya yazmak istedim. Bazalt taşlarının oluşturduğu farklı zemini ile görülme değer şelalelerden biri Svartifoss. Geceyi geçirmek üzere Svanifell Kamp Alanı'nda ulaştığımızda hava iyice kararmış, karnımızda çoktan acıkmıştı. Skogafoss'taki soğuk ve rüzgarlı kamptan sonra Svanifell kamp alanındaki ortak mutfak bize lüks otel gibi geldi. Yorgun olmamıza rağmen, mutfakta uzun uzun sohbet edip geç saatlerde yine araç çadırımızda günü bitirdik. Kuzu melemeleri ile güne uyanmak ne tatlıymış. Svanifell köyündeki koyunlar kamp alanının etrafında koca popolarını sallaya sallaya dolaşırken biz de hızlıca kahvaltımızı edip yeniden yola koyulduk. Üçüncü gün rotamızda yine aşırı güzel yerler vardı. Solumuzda Vatna Buzulu yani İzlanda'nın en büyük buzulu, sağımızda okyanus muhteşem manzaralar eşliğinde bugün uzun bir yol kat edeceğiz ve bütün doğu İzlanda'yı araçla geçeceğiz. İzlanda'nın simgelerinde bir diğeri de Jökulsarlon, İngilizcesi Glacier Lagoon. Devasa bir buzul, dilini denize doğru uzatmış. Buzulun denize en yakın olduğu noktada bir lagün oluşmuş. Burası İzlanda'daki çok sayıdaki buzul gölünden biri, ve tabii en ünlüsü. 150 metreye varan derinliği ile de İzlanda'nın en derin üçüncü gölü olma özelliği taşıyor. Beyazdan maviye, maviden şeffafa dönen muhteşem buzul parçalarının gölü kapladığı görüntüler göz kamaştırıcı. Gölde tekne turları ve buzul üzerinde, buzul yürüyüş turları düzenleniyor. Buzul gölü denize bağlanıyor ve buzul parçaları bu bağlantıdan geçerek denize ulaşıyor. Ancak deniz suyu soğuk ve dalgalı olduğundan, buz parçaları kıyıya vuruyor. Tabii volkanik topraklar simsiyah. Doğanın bu muhteşem döngüsü sayesinde, sahile vuran buz parçaları siyah kumsal üzerinde elmaslar gibi parlıyor. Bu nedenle bu plajın adı Diamond Beach, yani Elmas Plajı. Plaja elinizi kolunuzu sallaya sallaya girip bu dev buzullara ister oturur, ister elinize alarak fotoğraf çekebilirsiniz. Sahili fotoğraftaki gibi boş sanmayın. Biraz ileriye doğru yürüyerek sahili boş yakalayabilirsiniz. Höfn şehri yakınındaki eski Viking yaşamının gösterildiği Stokkness Viking Köyü, görülecek yerler listemiz içinde idi. Ancak hem uzun bir yolumuz olduğu için hem de ücretli özel mülk olduğu için yolumuzu uzatmamaya karar verdik. Fiyatı 800 ISK yani 8 euro civarında imiş. Doğu İzlanda'daki bir diğer durağımız ise Djupivogur şehri oldu. Minik şirin bir balıkçı kasabasında kısa bir mola vererek kuzeye doğru yolumuza devam ettik. Djupivogur şehrinden sonra Hengrifoss şelalesine gitmek için navigasyonun bizi yönlendirdiği bir yola girdik. İyi ki de girmişiz çünkü aşağıdaki fotoğraftaki gibi yüksek tepelerin olduğu bir vadiye girdik. Vadide her köşeden bir şelale akıyordu desem yeri var. Folaldafoss bu şelaleler arasında en güzellerinden biri idi, bu yüzden ona yer verdim. 3. günümüzü Myvatn şehrinde, Vogar Camp alanında sonlandırdık. Günün sonunda oldukça uzun, 450km gibi, bir yol yapmış ve yorulmuştuk. Ama doğanın bize sürprizi vardı. Bütün gün kapalı olan hava, biz kamp alanına gelip yemek hazırlamaya başlayınca açmaya başladı. Yemeği bitirip yatmaya hazırlanırken ise kuzey ışıkları bizi ziyarete geldi. Çok uzun süre ışıkların dansını izledik. Ne yazık ki ışıkların fotoğrafları yok ama hafızamıza kazınan görüntüler muhteşemdi. Fotoğraf Guide to İceland sitesinden alınmıştır. Myvatn, Diamond Circle denen rotanın duraklarından biri. Biz de Diamond Circle duraklarını gezmek için burada konaklamayı tercih ettik. Diamond Circle; balina gözlemi yapılan Husavik, at nalı şekli ile etkileyici Asbrgy Kanyonu, Detti Şelalelesi, Godda Şelalesi gibi yerleri içeriyor ve İzlanda'nın en büyük ikinci şehri olan Akureyri'ye kadar devam ediyor. Biz de dördüncü günümüzü Diamond Circle'un keşfine ayırdık. Yazının sonunda yer alan haritada gün gün rotalarımızı göreceksiniz, orada Diamond Circle'ı daha net göreceksiniz. - 5000 ISK (02/07- 30/09 '18) Yüksek sezonda 43 euro - 4200 ISK (01/10 31/12 '18) Düşük sezonda 31 euro Dimmuborgir kayalıkları aslında lav tarlaları, patlayan volkanlardan akan lavlar zamanla soğuyup bu lav tarlalarını oluşturmuş. Burada kilise denen bir kaya var, geçmişte kilise olarak da kullanılmış. Tarlaların içinde uzunlu kısalı pek çok parkur var, biz kısa rotadan yürüyüş yapıp yolumuza devam ettik. Bu bölge kaynıyor demiştim 🙂 Hverir Kaplıcaları, diğer adıyla kaynayan çamur sıcak suyun dayanamayıp yeryüzüne çıktığı yerlerden biri. Yoğun sülfür kokusu ve çamur havuzcukları ile yine bu dünyanın dışından bir yer izlenimi veriyor burası da. Çamur banyosu yapmak yok burada, herhangi bir tesis de yok. Ancak yürüyüş yolları var, sıcak su/çamur havuzlarını görebilir, sülfür gazı püskürten deliklerin üstünden geçebilirsiniz. Diamond Circle rotasının en popüler noktalarından biri Dettifoss, Myvatn'dan yaklaşık 70 km mesafede. Avrupa'daki en güçlü şelale olduğu söyleniyor. Ülkenin kuzeyinde olmasında rağmen Vatna Buzulu'ndan eriyen buzların bu şelaleyi beslediğini söylemek gerek. Aracınızı bıraktığınız noktadan sonra, lav tarlaları arasından 700 metre kadar bir yürüyüş yolu sonunda şelaleye ulaşıyorsunuz. Şelaleye iki tarafından da erişim var, navigasyon bizi batı yönüne getirdi. Doğu tarafından biraz daha yaklaşılabiliyor gibi görünüyor. Dettifoss ile aynı vadi üzerinde, sadece 500 metre kadar yukarısında ise Selfoss yer alıyor. Dettifoss çok daha büyük ve ihtişamlı görünse de şekli itibariyle ben Selfoss'u daha çok beğendim. Buraya kadar gelmişken her ikisi de mutlaka görülmeli. Kuzey İzlanda rotamıza Asbrgy Kanyonu ile devam ettik. Kanyon at nalı şeklindeki oluşumu ve içindeki küçük göl ile doğa yürüyüşü yapmak isteyenlerin özellikle tercih ettiği noktalardan. Biz yine fazla uzun olmayan göle kadar giden yürüyüş rotasını tercih ettik. Sonbahar renkleri arasındaki yürüyüş oldukça romantik ve keyifli. Kanyondan sonra biz yeniden güneye doğru döndük. Bu rota üzerindeki Hüsavik şehri, balina gözlemi için en çok tercih edilen yerlerden bir tanesi, 23 çeşit balina görme imkanı ile dünyanın en iyi gözlem yerlerinden biri sayılıyor. Günübirlik balina gözlemi turları 150 usd gibi fiyatlara satılıyor. Biz yapmadık, ilgilenenler için fikir vermesi için yazdım. Asbrgy Kanyonu'ndan sonraki durağımız Godafoss, Tanrı Şelalesi idi. Akureyri yolu üzerindeki şelaleye ulaşım çok kolay. Hemen Ring Road yolu üzerinde. Bu şelalenin de her iki yakasından yaklaşmak mümkün. Bu şelalenin İzlanda tarihi açısından efsanevi bir önemi var. M. S.1000 yılında bölgenin yöneticisi Hristiyanlığı kabul ettiğini açıklıyor ve bunu ispatlamak için evindeki Pagan heykellerini bu şelaleye atıyor. İzlanda'daki beşinci günümüz uzun araba yolculuğu ile geçti. Ara duraklarımız Blöndous kasabası, Hvitserkur dinazor kayası, Grabrok Krateri, ve tabii ki İzlanda'nın olmazsa olması kaplıca, şelale oldu. Bu kasabanın çok bir özelliği yok aslında. Listede olmasının nedeni modern mimarili kilisesi ve büyük bir kasaba olması nedeniyle büyük market bulabileceğiniz yerlerden biri olması. İzlanda'da bu önemli bir kriter çünkü yerleşimler çok küçük ve market bulmak oldukça zor. İzlandalılar dinlerine ne kadar bağlılar emin değilim ancak kilise mimarisine çok özen gösteriyorlar. Pek çok küçük yerleşimin çok güzel kiliseleri var, bu da onlardan biri. Yarımadanın batı girişinde İzlanda Fok Merkezi yer alıyor. Oraya uğrayarak fokları hangi dönemde nerede görebileceğinize dair detaylı bilgi alabiliyorsunuz. Artık İzlanda'nın batısına ulaştık. Arkamızdan gelen fırtına uyarılarını dikkate alarak batıya ilerledik. Grabrok Krateri İzlanda'daki onlarca kraterden biri. Krater ağzına merdivenle çıkıp etrafında yürüyebiliyorsunuz. Çok rüzgarlı bir çıkış oldu bizim için. Hızlıca inip çıktık. Deildartunguhver kaplıcası saniyede ürettiği sıcak su kapasitesi ile Avrupa'nın en güçlü termal tesisi. İzlanda'nın ısınma ihtiyacının bir kısmını da burası karşılıyor. Ayrıca kaplıca çevresi İzlanda'da nadiren tarım yapılan bölgelerden biri. Seralar termal kaynaklardan ısıtılıyor. Sebze ve çilek gibi ağaçta yetişmeyen meyveler bu seralarda yetiştiriliyor. Kaplıcanın olduğu bölümde bir de tesis var, isterseniz sıcak su havuzlarından faydalanabiliyorsunuz. Diğer kaplıcalara göre de oldukça ucuz, yaklaşık 32 usd, 28 euro. Kaplıcaya 20 km mesafede yine harika bir şelale var: Hraun Şelalesi. İzlanda'da gördüğüm şelalelerin hepsi birbirinden güzel, bir sonraki hep bir öncekini geride bırakıyor. Hraun şelalesinin hemen arkasında bir de Barna şelalesi yer alıyor. Buranın da acıklı bir hikayesi var. İki çocuk burada nehre düşüp hayatlarını kaybetmiş, onun üzerine çocukların annesi şelale üstüne bir köprü inşa ettirmiş. Günü şelalede bitirdikten sonra konaklamak için bir kamp alanı bakmaya başladık. İnternetten bulduğum Hverinn kamp alanında Hobbit evleri şeklinde bir konaklama seçeneği dikkatimi çekti, direksiyonu oraya doğru çevirdik. Eski seraların içine çadır kurulabilecek şekilde düzenlemişler, sıcak su düzeneği hala çalıştığı için içerisi dışarıya göre oldukça sıcak. Geceyi bu değişik yerde geçirdik. Bu bölgeye yakın buzul yürüyüşleri yapabileceğiniz popüler bir rota da var. 3-4 saatlik buzul yürüyüş turlarından farklı olarak buzul mağaralarının içinde yürüyebiliyorsunuz. Fiyatları 120 euro civarında. LANGJOKULL buzulu bu turların yapıldığı yer. Biz bu turlardan birine katılmadık, ilginizi çekebilir diye yazmak istedim. İzlanda gezimiz artık İzlanda'nın batı rotası ile devam ediyor. Yine bir yarımada turu yapacağız. İlk durağımız Game of Thrones seyredenlerin hemen hatırlayacağı yerlerden biri Kirkjüfell tepesi, enteresan şekli ile pek çok yabancıyı kendine çekiyor. Şelaleden tepenin manzarası çok daha etkileyici. Yarımadada yol boyunca manzaralar muhteşem, yine İzlanda'nın güzel kiliseleri yolunuzu kesiyor. Artık İzlanda'da görmeye alıştığımız krater ağızlarında biri daha Saxholl yine bu yarımadada yol üzerinde. İzlanda'da görülecek bir yer varsa bilin ki yakınında bir buzul vardır. Snaefells buzulunun bulunduğu yer Ulusal Park ve içinde yürüyüş rotaları yer alıyor. İzlanda'ya ilk indiğimizde simsiyah kumulların olduğu plajları çok farklı ve ilginç gelmişti. Sonra sonra fark ettik ki bütün ülkede sahiller böyle. Djupalond plajının farkı ise sahilde kocaman yuvarlak kayaların olması ve bir de gemi batığının bulunması. Gemi batığı Epine adında bir tekneye ait. Sahilde 23 kilodan 100 kiloya kadar değişen ağırlıklarda yuvarlak kayalar var. Denizciler, güçlerini ispatlamak için bu kayaları kaldırırlarmış eskiden. Görmezseniz bir kaybınız olmaz, biz yolumuzun üstünde olunca uğrayalım dedik. Yarımadada görülecek son noktamız ise Siyah Kilise idi. İzlanda seyahat planı yaparken gördüğümüz fotoğraflarda beğendiğimiz noktaları işaretlemiştik, bu kilise de onlardan biri idi. Altıncı gün rotamızı son gün sabah erken saatte Silfra dalışı yapacağımız için Silfra'ya yakın bir yerde noktalanacak şekilde ayarlamıştık. Günümüzün kalanını konaklama yerimize ulaşmak için harcamış olduk. Kısaca; Thingvellir Ulusal Parkı, Silfra, Geysir, Gulfoss, rotamızın ana durakları idi. - İzlanda'da araç kiralama - İzlanda gezi maliyeti - İzlanda'da konaklama - İzlanda Keflavik Havaalanı - Silfra yarığı dalış ve şnorkel deneyimi - İzlanda Golden Circle Rotası gezilecek yerler - İzlanda gezi rehberi Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Harika dolu dolu biz yazı olmuş."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izlandada-arac-kiralama", "text": "Bu yazımda İzlanda'da araç kiralama seçenekleri ve İzlanda'da araç kiralama sırasında dikkat etmeniz gerekenleri anlatacağım. Üstelik İzlanda'da araç kiralama indirimi yazı içinde saklı! İzlanda son yıllarda turizm alanında hızlı bir sıçrama yaptı. İzlanda'da görülecek yerlerin dağınık olması, turistik rotanın bir araç yolculuk rotası olmasından dolayı araç kiralama ülkeye gelen yabancıların en fazla tercih ettiği ulaşım şekli. Ülkenin giriş kapısı niteliğinde olan Keflavik havaalanında kocaman bir araç kiralama bölümü var. Araç kiralama için ise pek çok seçenek var. Seçeneklerin çok olmasının nedeni hem uzun yol yapılması ihtiyacı, hem ülkede görülecek neredeyse heryerin doğal güzellikler olması ve yolların zorlu olması, hem de konaklamanın pahalı olması nedeniyle araç kiralama ve konaklamanın bir arada halledilmeye çalışılması. İzlanda'da yapacağınız yolculukla bizim tali yol dediğimiz, İzlandalıların ise F Road dedikleri yollara girecek misiniz? Tali yollara binek araçların girmesi yasak, bu yollara ancak 4x4 araçlar ile girebilirsiniz. Dolayısıyla, eğer tali yollara girecekseniz 4x4 araç kiralamanız gerekiyor. Tali yollara girip girmeyeceğinize nasıl karar vereceksiniz, veya gitmek istediğiniz yerlerin yollarına nasıl karar vereceksiniz, işte burada İzlanda'nın resmi pek çok internet sitesi devreye giriyor. Road. is bunlardan biri, yol durumlarını bu siteden kontrol edebilirsiniz. İkinci çözmeniz gereken konu ise İzlanda'da nasıl konaklayacağınız. İzlanda konaklama seçenekleri açısından zengin ancak fiyatları el yakıyor. Otel/hostel/guesthouse gibi yerlerde en ucuz kişi başı 30-40 eurodan başlayan fiyatlarla konaklayabilirsiniz. Bir diğer seçeneğiniz ise kamp yapmak. İzlanda'da neredeyse her şehirde bir veya birden fazla kamp alanı var. Ancak bizim gibi Eylül ayında gidiyorsanız, çadır kampı yağmur, rüzgar ve soğuk nedeniyle oldukça zorlayıcı olabilir. En. vedur. is adresinden gideceğiniz dönem için hava durumunu kontrol edebilirsiniz. Kamp yapmanın diğer yolları ise, araç üstü çadırı olan bir araç kiralamak, Camper tarzı araçlarda aracın arkasını konaklama için kullanmak. Normal araç kiraladığınızda kendi çadırınızı kurabilir veya otel/hostel/guesthouse seçeneklerini tercih edebilirsiniz. İzlanda'da benzin pahalı olduğundan kiralayacağınız aracın dizel olması cebinizi bir miktar daha rahatlatacaktır. İzlanda'da 2 tip yakıt var: 95 oktan benzin veya dizel. 95 Oktan benzin fiyatı 233 ISK (13,3TL) iken, dizel fiyatı 226 ISK (12,9 TL) yani aralarında büyük bir uçurum yok. Yine de kar, kardır. Kiralayacağınız araçta wifi olması İzlanda koşullarında çok işe yarıyor. Özellikle araçta birden fazla kişiyseniz internet paylaşımı çok pratik, kolay oluyor. Kendinize yerel hat alabilirsiniz ama bu seçeneği de değerlendirin mutlaka. İzlanda'da araç kiralarken önünüze bir sürü sigorta seçeneği koyacaklar. Basit paket, bronz paket, altın paket vs. İzlanda'daki ana sorun hava ve yol koşulları. Güçlü rüzgar nedeniyle araç kapılarının kırılması çok sık rastlanan bir durum, tali yollarda taş sıçraması ile aracın çizilmesi veya cam kırılması/çatlaması da öyle. Biz platin pakete kadar çıkmadık ama altın paketi tercih ettik. Paket içerikleri kiralama şirketine göre değiştiğinden siz kiralayacağınız yerdeki sigorta seçeneklerine mutlaka göz atın. İzlanda'da bizim gibi bir haftada çok yer görmek istiyorsanız aracınızın size yardımcı olması lazım. İki sürücüyle kullanabilmek ve sürüşte rahat etmek için biz otomatik aracı tercih ettik. İzlanda'da araç kiraladığınızda, kiralama firmaları size belli benzin istasyonlarında indirim sağlayacak bir kart verebiliyorlar. Lotus Car Rental'dan kiraladığımız araç için bizim indirimimiz N1 adlı benzin istasyonunda idi. İzlanda'nın her yerinde istasyon bulabildik. Benzin istasyonları çok sık değil, bu nedenle benzinci bulunca hemen depoyu doldurduk, aklınızda olsun. Yukarıdaki maddelere karar verdiysek artık aracı seçmek çok daha kolay olacak. İzlanda'da gideceğiniz yollar ve konaklama tipinize karar verdiyseniz aşağıdaki seçeneklerden birini kiralayabilirsiniz. İzlanda'da eğer ana yollarda yol yapacaksanız ve otel/hostel/guesthouse veya kendi çadırınızda konaklayacaksanız en ekonomik yöntem normal araç kiralama. Araç küçük olduğundan yakıt tüketimi de daha ekonomik olacak, küçük araçların günlük kiralama fiyatları da düşük. Normal araç kiralama İzlanda'da en ucuz kiralama yöntemi. Eğer bizim gibi F-Roadlara girme hevesiniz varsa 4x4 kiralamaktan başka seçeneğiniz yok. Zaten İzlanda 4x4 araç modellerinin çeşitliliği açısından gördüğüm en zengin ülke olabilir. 4x4 araçlar binek araçlara göre yakıt tüketimi daha yüksek araçlar. Ayrıca günlük kiralama ücretleri de binek araçlara göre pahalı. Ancak F-Roadlar için başka seçeneğiniz yok. Bu araçların üzerine araç çadırı da eklenebiliyor, bizim aracımız öyle idi. Böylece konaklama için kendi çadırınızı taşımanız veya kur/kaldır uğraşmanız gerekmiyor, oldukça pratik bir şekilde açılıp kapanabiliyor. Arkası yataklı camper araçlar yaygın kullanılan ulaşım ve konaklama seçeneklerinden biri. İki kişiyseniz ve konaklama için aracınızı kullanmak istiyorsanız oldukça uygun bir yöntem. Önde şoför ve yan koltuğunda iki kişi yolculuk edebilirken arkası tamamen üst kısmı yatak altı kısmı depolama alanı olarak tasarlanmış araçlar bunlar. Yolda karşılaştığım markalardan bir kaçı; Kuku Campers, Camp. is, GoCamper, Easy Camper, Rent. is, Happy Campers. Yine konaklamayı araçta yapmak için tercih edilen yaygın yöntemlerden biri de karavan kiralama. Karavanların çok fazla çeşit/modeli var. Kaç kişi yolculuk yapacağınıza göre kiralayacağınız karavanı seçebilirsiniz. Ancak yukarıdaki alternatiflerle kıyaslayınca hem yakıt hem de günlük kiralama ücreti açısından en maliyetli yöntem bu. Biraz daha rahat edelim diyenler için bir seçenek olabilir. Ancak İzlanda'da yol yaptığımız 7 gün boyunca sadece 1 kazaya denk gelmemize rağmen 2-3 tane devrilmiş karavana denk geldik. Ülkedeki güçlü rüzgarlar karavanların devrilmesine neden oluyor olabilir. Biz İzlanda'daki araç kiralamamızı istediğimiz özellikleri sağlayan araçlara sahip olduğu ve fiyatları da ekonomik olduğu için Lotus Car Rental üzerinden yaptık. Çalışanları son derece ilgili ve yardımsever, kiraladığımız araç ise beklentimizin üstünde iyi çıktı. Siz de İzlanda'da araç kiralamak için Lotus Car Rental'ı tercih edebilirsiniz. Lotus Car Rental instagram hesabında da güzel İzlanda fotoğrafları var, onlara da göz atabilirsiniz. İzlanda araçla yol yapmanın inanılmaz keyifli olduğu bir ülke. Yol boyunca manzaralar sürekli değişiyor ve değişen manzaraların hepsi birbirinden güzel. Kiralayacağınız araç ne olursa olsun, yolculuğunuzdan çok keyif alacağınızdan eminim. LOTUS CAR RENTAL Çok Okuyan Çok Gezen takipçilerine özel %7 İNDİRİM veriyor! İndirim kodunu almak için yorum yazabilir veya bana mesaj atabilirsiniz. - İzlanda'da araç kiralama - İzlanda gezi maliyeti - İzlanda'da konaklama - İzlanda Keflavik Havaalanı - Silfra Yarığı dalış ve şnorkel deneyimi - İzlanda Golden Circle Rotası gezilecek yerler - İzlanda Ring Road Rotası gezilecek yerler - İzlanda gezi rehberi Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Hi, i'm going to send you an e-mail about the code. merhaba, İzlanda'da araba kiralama ile ilgili yazınız çok faydalı oldu bizim için, firma konusunda tereddütteydim. sayenizde bu firmadan kiralayabileceğim. emekleriniz için teşekkür ederim. Merhabalar, indirim kodunu e-posta adresinize gönderiyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izlandada-konaklama", "text": "İzlanda, Türk vatandaşları için genel olarak oldukça pahalı bir ülke. Biz de maliyetlerimizi optimum tutabilmek için bir haftalık İzlanda seyahatimizin bir kısmını çadırda konaklama yaparak geçirdik. Çadır dışında üç gece Guesthouse, bir gece de otelde kaldık. İzlanda'da konaklama seçenekleri fiyatları ve dikkat etmeniz gerekenleri bu yazıda derledim, keyifli okumalar! İzlanda'da konaklama yolları arasında en ucuz yöntemlerinden biri çadırda kalmak. Kamp yerlerinde kişi başı konaklama fiyatları 1500 Isk'dan (13-14usd) başlıyor. Duş, mutfak ve araç için ayrı para alan kamplar var. Duş fiyatı genelde 200 Isk, mutfak 500 Isk, araç 500 Isk. Biz çoğunlukla ortak alanı/mutfağı olan kampları tercih ettik, çünkü yemeklerimizin tamamını da kendimiz yaptığımız ve soğuk havada dışarıda yemek hazırlamak oldukça zor olduğu için kapalı mutfak çok işimize yaradı. Kapalı mutfağı olan kamp alanlarının bazılarında mutfakta ocak yoktu, yani eğer yemeğinizi kendiniz yapacaksanız kamp ocağınız mutlaka olsun. Ocak olan ama kalabalık nedeniyle kullanımı zor olan yerlere de denk geldik, kamp ocağı ciddi hayat kurtardı. Biz kendi çadırımızı getirmiştik ancak İzlanda'da aracı kiraladığımız Lotus Car Rental bize bir güzellik yaparak üstünde kendi çadırı olan bir araç verdi. Böylece kendi çadırımızı kurup kaldırmakla uğraşmak yerine araç üstü çadırını kullandık. İzlanda'da araç kiralama yazıma göz atmak için tıklayın. Çadır konaklamasında önemli noktalardan biri hava durumu. İzlanda yağmur, rüzgar ve düşük hava sıcaklığının olduğu bir ülke olduğundan eğer çadırda kalacaksanız malzemelerinizin buna uygun olduğundan emin olun. Çadırınızın rüzgar mukavemetinin yüksek olmasına özen gösterin, eğer çadır tipiniz buna uygun değilse çadırınızın çubukları kırılabilir. Uyku tulumunuzun soğuk iklime uygun olduğundan emin olun, benim uyku tulumum -5 derece konfor derecesinde olmasına rağmen üşüttü. Çadır kampları Mayıs-Ekim ayları arasında genellikle açık. Kampların bazıları 15 Eylül, bazıları ise 30 Eylül veya 1 Ekim'de dükkanı kapatıyor. Gitmeden önce kamp yapacağınız yerin açık olduğundan emin olun. Biz kalacağımız kamplara son dakika karar verdik. Aracımızda internet olduğu için rotamızda konaklayabileceğimiz uygun yerdeki kamp alanlarının listesini çıkarıp tek tek ortak alanı var mı, fiyatı neymiş diye internetten bakıp ona göre karar verdik. İnternet sitelerindeki fiyatların hepsi de günceldi ve verilen bilgilerin hepsi tutarlı idi. Hatta kaldığımız kamp alanlarından birinde \"Hobbit House\" şeklinde çadır konaklaması yapılabileceğini görünce hemen arabamızın yönünü oraya çevirdik, çok da keyifli oldu. Skogafoss şelalesinin hemen girişinde yer alan bu kamp alanın ortak alanı veya mutfağı yok. Kamp alanına ödediğiniz para karşılığında sadece yer ve tuvalet hizmetinden faydalanabiliyorsunuz, kişi başı 1500 ISK, duştan faydalanmak isterseniz ekstra 200 ISK ödemeniz gerekiyor. Buradaki ana sorun çok fazla rüzgar alması. İlk kamp gecemiz idi ve rüzgardan uçacağız diye korktuk 🙂 Bu kampın en güzel yanı Skogafoss manzaralı olması ve fiyatının uygun olması. Kamp alanında wifi olmaması da bir diğer eksiği. Burası İzlanda seyahatimizde konakladığımız kamp alanları arasında en sevdiğimiz kamp alanı olabilir. Svartifoss'a oldukça yakın olan bu kamp alanına kişi başı 1700 ISK verdik. Duş, tuvalet, ortak mutfak kullanımı bu fiyatın içinde idi. Ortak mutfak gerçekten kamp yaparken büyük rahatlık, özellikle İzlanda gibi soğuk bir ülke için. Kamp alanının arkası da tepelik, o yüzden rüzgarı da iyi kesmiş yani kamp yapmak için güzel bir yer. Bir de sabah koyun sesleriyle uyanmanın tadı paha biçilmez 🙂 Bu kamp alanında sadece danışmanın olduğu yerde ücretsiz wifi vardı. Ancak danışma mutfaktan oldukça uzak olduğu için biz faydalanmadık. İzlanda'da doğudan batıya doğru yol alırken konaklamaya en uygun yer Mytavn gibi geldi bize. Bu bölgede birden fazla kamp alanı var. Biz yine kriter olarak ortak mutfak alanı olmasını göz önüne alarak burayı tercih ettik. Burası kaldığımız en pahalı kamp alanı oldu. Kişi başı 2000 ISK ve araç için de 500 ISK ödedik. Lav tarlalarının ortasındaki kamp alanı gerçekten keyifli. Ortak mutfak Svinafell'deki kadar büyük olmasa da işimizi gördü. Buranın bize en güzel hediyesi ise gece kuzey ışıklarını izleme şansını yakalamak oldu. Diğer kamp alanlarında çevrede restoran veya tur satın alabileceğiniz yerler yokken burada hemen yanda bir pizzacı var. Firma aynı zamanda bir tur acentesi, buradan günübirlik turlar da ayarlayabilirsiniz. Aşağıda harita üzerindeki yerini de görebilirsiniz. Kaplıca bölgesine yakın bu kamp alanına tercih etmemizin nedeni internette gördüğümüz ve fırtına yaklaşırken çok işimize yarayacağını düşündüğümüz \"hobbit house\" idi. Eski iki serayı kamp alanına çevirmişler, içinden kaplıcalardan gelen sıcak su da geçtiği için içerisi ılık. Rüzgarlı ve soğuk İzlanda iklimi için harika bir çözüm olmuş. Burada mutfak yoktu, duş fiyata dahildi. Hobbit House içinde masa, sandalye de olunca mutfağa ihtiyacımız kalmadı. Kişi başı 2000 ISK ödedik. Kaldığımız en enterasan kamp alanı burası idi. Tabii ki burada da wifi yoktu, hatta kampı işleten eğlenceli amca \"aranızda sohbet edin\" diye öneride bulundu 🙂 Biz de yan komşumuz Litvanyalı arkadaşla sohbet ettik hakikaten. İzlanda'da yaşanan ekonomik krizden sonra yerel halk evlerini turistlere açmaya başlamış. Böylece İzlanda'da konaklama alternatiflerine bir yenisi eklenmiş. Kimisi bir çiftlik evinin odalarını açmış, kimisi evinin yanına iki-üç oda eklemiş, kimisi de evinin alt katını misafirhaneye çevirmiş. Biz de bu evlerden 3 tanesinde kaldık. Hepsi de son derece temiz, ev sahipleri güler yüzlü ve rahat yerlerdi. Evler misafirhaneye çevrildiği için hepsi ortak banyo ve tuvaletli idi. Bu yerlerde mutfak da ortak kullanım alanı ve kendi yemeğinizi yapabiliyorsunuz. Biz de bu evlerde kendi yemeğimizi pişirdik. Yine bir tanesinde mutfak olmasına rağmen ocak yoktu, diğer ikisinde mükellef mutfaklar vardı. Mutfaktaki bütün malzemeleri de kullanabiliyorsunuz. İki kişilik oda fiyatları 70 eurodan başlıyor, yukarıya doğru devam ediyor. Odalarda yataklar genelde 2 tek yatak şeklinde. Aslıda sadece iki gece guesthouse'da konaklamayı planlamıştık ancak fırtına uyarısı ve hava sıcaklığının sıfırın altına düşeceğini öğrenince bir geceyi daha guesthouse'da geçirdik. Eylül biraz daha düşük sezon olduğu için Booking. com'dan son dakika fırsatı ile önceden rezerve ettiklerimizden daha ucuza geldi bu konaklamamız. Akureyri şehir merkezinin dışında, yanından minik bir dere akan şirin bir aile işletmesi burası. İki katlı binanın üst katında yaşayan ev sahipleri alt katı misafirhane olarak işletiyor. Zamanla ek bina ve bungalov evleri ile bahçelerinde konaklama seçeneklerini artırmışlar. Kamp alanı da varmış ama biz gittiğimiz dönemde kapatmışlar. Ve geldik son gecemize. Bu kez Thingvellir Ulusal Parkı ile Reykjavik arasında bir konaklama tercih ettik. Seralar arasında kocaman bir bahçe içindeki guesthouse ana eve ek olarak yapılmış 4 oda 1 banyo ve 1 mutfaktan oluşuyor. Sahibesi Laila son derece güler yüzlü bir şekilde karşıladı bizi. Bizim kaldığımız gece diğer odaları dolduran Taylandlı bir grup nedeniyle mutfak ve banyo sırası beklemek zorunda kalsak da güzel şirin bir misafirhane idi burası. 104 USD fiyatı ile kaldığımız en pahalı guesthouse burası idi. Başkent Reykjavik'e yaklaştıkça fiyatlar da yükseliyor. Bu kez odada wifi iyi çekerken mutfakta çekmiyordu. Bu wifi gücünü artırmak çok mu pahalı anlamadım ki. Tabii ki İzlanda'da pek çok otel var. İzlanda'da konaklama seçenekleri arasında en pahalı olanı otel konaklaması. Biz sadece bir gece, gece geç saatte Keflavik havaalanına indiğimiz için, havaalanına yakın bir otelde kaldık. Aslında otel+hostel olan bu yerin fiyatları da misafirhaneler seviyesinde idi. Otele varınca bir de oda tipimizin standarttan konforta yükseltildiğini öğrenmemiz daha da güzel oldu. Burası hostel olarak da hizmet verdiği için ve havaalanına yakın bir hostel olduğu için burada konaklayan ve ülkeden ayrılan kişiler yanlarında götürmek istemedikleri veya götüremeyecekleri mutfak eşyalarını ihtiyacı olanların alması için mutfağa bırakmışlar. Pek çok kamp ocağı için tüp vardı bırakılmış olan, biz de birkaç tane yanımıza aldık, bitiremediğimizi de son gece konakladığımız yere bıraktık diğer bazı mutfak malzemelerimiz ile birlikte. İlk gece havaalanına yakın olduğu için ve fiyatı uygun olduğu için burayı tercih ettik. Kaldığımız otel odası olsa da yine ortak banyo ve mutfak kullanımlı idi. Temiz, düzenli otelin aynı zamanda büyük de bir barı var. Biz gece 02:00'de gelip sabah 08:00'de ayrılınca barı deneyimleme şansımız olmadı tabii 🙂 67 USD bu otel için ödediğimiz rakam. İzlanda'da konaklamayı ucuza getirebileceğiniz en iyi yolları bu yazımda toparlamaya çalıştım, kendi aracımızla seyahat etmemiz kalacak yer seçiminde de esnek olmamızı sağladı. İstediğim zaman istediğimiz yerde konaklamak, veya şehir merkezine yakın olma zorunluluğumuzun olmaması konaklama maliyetlerimizi de düşürdü. Biz guesthouse ve otel için rezervasyonlarımızı aylar öncesinden yapmıştık, yüksek sezonda seyahat zamanı yaklaştıkça fiyatlar yükseliyor. Eylül biraz daha sakin bir dönem olduğu için son dakika fırsatı yakalamamız ise şans oldu. - İzlanda'da araç kiralama - İzlanda gezi maliyeti - İzlanda'da konaklama - İzlanda Keflavik Havaalanı - Silfra yarığı dalış ve şnorkel deneyimi - İzlanda Golden Circle Rotası gezilecek yerler - İzlanda Ring Road Rotası gezilecek yerler - İzlanda gezi rehberi Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izmir-de-gezilecek-yerler", "text": "Ülkemizde tatil denince akla gelen iki şehirden biri Antalya diğeri de İzmir ve her ikisinin de birbirinden güzel ilçeleri. Geçmişten günümüze birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan İzmir, tarihi güzellikleri, birbirinden güzel koyları ve lezzetli yemekleri ile yaş kış çok sayıda ziyaretçi çekiyor, gezgine ev sahipliği yapıyor. Ülkemizin en önemli antik kentlerinden biri olan Efes Antik Kenti, İzmir'in simgesi haline gelmiş olan Saat Kulesi, Türkiye'nin tatil ve eğlenceli başkenti olmak için yarışan Çeşme ve Alaçatı, çok sayıda müze, ören yeri ve milli parkı ile İzmir günlerce gezseniz bitiremeyeceğiniz bir tatil rotası. Bu yazıda İzmir şehir merkezi ve ilçelerini ayrı ayrı olacak şekilde İzmir'de gezilecek yerler listesine birlikte bakacağız, keyifli okumalar! İzmir şehir merkezinde gezilecek yerler listesini aşağıda sıraladım. Ben ne zaman İzmir merkezi gezmeye gitsem Saat Kulesi'nden gezime başlıyorum, siz de benzer bir rota izleyebilirsiniz. - Saat Kulesi - Agora - Kemeraltı Çarşısı - Kızlarağası Hanı - Tarihi Asansör - Dario Moreno Sokağı - Kordon Boyu - Hükümet Konağı - Arkeoloji Müzesi - Kültürpark - Smyrna Antik Kenti - Kadife Kale - Konak Pier - Karşıyaka Sevgi Yolu - Buca Tarihi Köşkler İzmir şehir merkezi kadar ilçeleri de gezilecek görülecek pek çok noktaya sahip, hepsi birbirinden güzel tarihi, kültürel ve doğal alanlara sahip. Özellikle deniz kıyısındaki ilçeleri yaz aylarında tatilcilerden yoğun talep görüyor. İzmir'in ilçelerinde mutlaka görülmesi gereken yerleri de aşağıda sıraladım. - Balçova Terapi Ormanı - İnciraltı Kent Ormanı - Balçova Teleferiği - Agamemnon Kaplıcaları - Deniz Müzesi - Kemal Namlı Sanat Evi - Bayındır Kaplıcaları - Ovacık Milli Parkı - Hoca Sinan Camii - Eski Çıplak Köyü - Hisarlık ve Güvercinlik Şelalesi - Ergenli ve Dereköy Kaplıcaları - Ermeni Kilisesi Bergama denince akla elbette ilk gelen Pergamon Antik Kenti, ancak Bergama'yı oradan ibaret sanmayın. - Kale Mahallesi - Atmaca Mahallesi - Bergama Şehir Merkezi - Bergama Antik Kenti - Asklepieion - Arasta - Kızıl Avlu - Bergama Müzesi - Halk Kütüphanesi - Pergamon - Küplü Hamam - Bergama Ulu Camii - Kozak Yaylası - Allianoi Antik Kenti - Elaia Antik Kenti - Homeros Vadisi - Yeşilova Höyüğü Az bilinen ama gezilecek çok yere sahip olan Buca, İzmir'in gizli cevherlerinden. - Kasaplar Meydanı - Buca Göç ve Mübadele Anı Evi - St. Jean Baptist Latin Katolik Kilisesi - Buca Protestan Baptist Kilisesi - Tarihi Buca Eczanesi - Eski Buca Sokakları Barış Manço Kültür Sokağı - Muradiye Camii - Şirinyer Tren İstasyonu - Buca Tren İstasyonu - Kız Kulesi - Kızılçullu Paradiso Su Kemerleri - Mevlana Heykeli & Tıngır Tepe - Yörük Ali Efe Parkı ve Papaz Kulesi - Dokuz Çeşmeler Çeşmesi - Cumhur Asparuk Meydanı Su Değirmeni - Ortodoks Kilisesi - Bayrakbilim ve Türk Bayrağı Müzesi - Yaylacık Mahallesi - Atatürk Maskı - Şirinyer Hipodromu - De Jongh Köşkü veya Malikanesi- SGK Hizmet Binası - Davut Fargoh Köşkü Buca Belediyesi Kültür Sanat Merkezi - Manoli Oteli - Russo Köşkü - Rees Köşkü Buca Eğitim Fakültesi Dekanlığı - Dimostanis Baltazzi Köşkü Baltacı Malikanesi Mehmet Akif İnan Anadolu Lisesi - Forbes Köşkü - Kaynaklar Köyü - Belenbaşı Köyü - Kırklar Köyü - Doğancılar Köyü Buca'da gezilecek pek çok yer olduğu için orayı ayrıca yazmıştım. Buca'da gezilecek yerler yazıma mutlaka göz atın. Yaz tatili denince İzmir'de ilk akla gelen yer tabii ki Çeşme, birbirinden güzel koy ve plajlarının yanısıra kalesi, çarşısı, kilisesi ile de görülmeye değer. - Çeşme Kalesi - Çeşme Çarşısı - Çeşme Marina - Çeşme Müzesi - Tarihi Kervansaray - Altınkum Plajı - Erythrai Antik Kenti - Ilıca Plajı - Ildırı - Aya Yorgi Koyu - Dalyan - Ilıcalar - Delikli Koy - Germiyan Köyü - Eşek Adası - Aya Haralambos Kilisesi - Alaçatı - İzmir Kuş Cenneti Selçuk deyince tabii ki ilk akla gelen yer Efes Antik Kenti, Türkiye'de mutlaka görülmesi gereken yerler listesine ilk sıralardan girmeye aday! - Efes Antik Kenti - Meryem Ana Kilisesi - Ayasuluk Tepesi - Şirince Köyü - Saadet Hatun Hamam Müzesi - Kurudağ Mağarası - Pamucak Plajı - Eski Foça - Beş Kapılar Kalesi - Yeni Foça - Siren Kayalıkları - Athena Tapınağı - Kybele Açık Hava Tapınağı - Şeytan Hamamı - Pers Anıt Mezarı - Kozbeyli Köyü - Mesinaki Koyları - Yeldeğirmenleri Daha fazlası için Foça'da gezilecek yerler yazıma da göz atmanızı öneririm. - Kavacık Köyü - Akçakale Ören Yeri - Reşat Nuri Güntekin Çocuk Kitaplığı İzmir'de bakir kalmış, kafa dinlemek için bir yerler arıyorsanız Karaburun yarımadası doğru adres. - Karaburun Limanı ve İskelesi - Dilek Pınarı - Müesser Aktaş Etnografya Müzesi ve Tarih Evi - Büyük Ada - Balıklıova Köyü - Mordoğan - Saip Köyü Kır Kahvesi - Sarpıncık Feneri - Özbek Köyü - Sazak Köyü - Klaros Antik Kenti - Özdere Çukuraltı Plajı - Gümüldür - Kalemlik Plajı - Orman Kampı İzmir deyince aklınıza sadece deniz, kum, güneş gelmesin. Osmanlı köyleri, kültürü, yemekleri ile Ödemiş tam bir keşif rotası. - Bedia Akartürk Müzesi - Ödemiş Pazarı - Kadın El Sanatları Pazarı - Tarihi Ödemiş Arasta Çarşısı - Ödemiş Ulu Camii - Ödemiş Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi - Ödemiş Müzesi - İlk Kurşun Anıtı - Gölcük - Gölcük yolu üzerinde 40 çeşme - Lübbey Köyü - Birgi Köyü Daha fazla bilgi için Ödemiş'te gezilecek yerler yazıma göz atabilirsiniz. Ülkemizin sakin şehirlerinin başında gelen Seferihisar, korunmuş Sığacık Kalesi ve muhteşem güzellikteki bakir plajları ile yaz kış ziyaretçilerini bekliyor. - Sığacık Kalesi - Teos Antik Kenti - Teos Marina - Sığacık Kaleiçi Minyatürü - Sığacık Balık Hali - Ekmeksiz Tabiat Parkı - Akkum Plajı - Sığacık Pazarı Sığacık'ta gezilecek yerler yazıma da bir göz atın. İzmir'de az bilinen bir kültür merkezi daha! Tire geleneksel el sanatları ve nefis yemekleri ile seyahat rotalarında mutlaka bulunması gereken yerler arasında. - Tire evleri - Derekahve - Tire Pazarı - Kaplan Köyü - Yoğurtluoğlu Külliyesi - Necip Paşa Kütüphanesi - Ali Baba Tekkesi - Tire Müzesi - Kent Müzesi - Tahtakale Hamamı - Theos Mozalesi - Tire parmak köftesi - Lor Tatlısı - Tire Tostu - Tire Çarşısı - Kutu Han - Key Museum - Metropolis Antik Kenti - Seyir Köşkü İzmir'deki küçük İstanbul haline gelen Urla, şehir merkezine yakınlığı ve son dönemde sayıları hızla çoğalan Şarap Evleri ile İzmir'in yeni sosyalleşme merkezi. - Urla İskele - Urla Sanat Sokağı - Barbaros Köyü - Bademler Köyü - Arkas Sanat Urla Bu uzun liste gözünüzü korkutmasın, ucuz uçak bileti buldukça yapacağınız her İzmir seyahatinizde ilçelerden bir veya birkaçını rotanıza ekleyebilir, böylece her defasında başka yerleri keşfetmenin tadını çıkarabilirsiniz. İzmir, ülkemizde ulaşılması en kolay şehirlerin başında geliyor. Otobüs veya uçak ile Türkiye'nin pek çok noktasından kolayca ulaşabileceğiniz gibi, İstanbul İzmir arasında yapılan yeni otoban ve köprüler ile kendi aracınız ile gelmek isterseniz de yolculuk süresi oldukça kısalmış durumda. Ancak otoban ve köprü ücretlerinin çok yüksek olması nedeniyle İzmir'e havayolu ile ucuz uçak bileti kampanyalarını takip ederek gitmek, kendi aracınız ile gitmekten çok daha ekonomik hale gelmiş durumda. Türkiye'nin pek çok noktasından direk uçuş ile veya İstanbul aktarmalı olarak İzmir'e havayolu ile ulaşabilirsiniz, üstelik uçuş sayısının ve havayolu firmasının fazla olması nedeniyle İzmir'e ucuz uçak bileti bulmak oldukça kolay oluyor. İstanbul'dan İzmir'e hem İstanbul Havalimanı'ndan hem de Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan her gün çok sayıda uçuş gerçekleşiyor. Ankara'da yaşayan, denizi seven, sezon başlar başlamaz kendisini sıcak denizlere atan biriyseniz veya kış sezonunda Ankara'nın soğuğundan kaçıp ılık yerlerde kültür seyahatleri yapmayı seviyorsanız Ankara İzmir uçak bileti alarak İzmir'in tadını doyasıya çıkarabilirsiniz. Ankara İzmir arasını otobüs ile gelmek yerine uçak ile gelmek zaman tasarrufu yapmanızı da sağlayacaktır. Sadece Ankara ve İstanbul değil Adana'dan da İzmir'e direk uçuşlar var, hem de çok uygun fiyatlara, üstelik uçuş da sadece 1,5 saat sürüyor. Türkiye'nin en sıcak şehirlerinden biri olan Adana'dan İzmir'e hem iş hem de tatil amaçlı seyahat ediyor olabilirsiniz, hangisi olursa olsun Adana İzmir uçak bileti bulmanız ekonomik ve çok kolay."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izmir-e-gidiyoruz", "text": "Havalar ısındıkça evde durma isteği azalıyor. Bazıları kendilerini evlerine yakın yerlere atmayı tercih ederken bazıları ise daha büyük planlar peşinde koşuyor. Mesela ucuz uçak bileti bildirimlerini açık bırakarak karşılarına çıkan fırsatları değerlendirmek isteyenlerin planları. Bahar aylarının tadını güzel havada, deniz kıyısında, tarih ve kültür ile içiçe çıkarmak isteyenler; çantanızı hazırlayın, İzmir'e gidiyoruz! Tek tek ucuz uçak bileti aramak yerine görmek istediğiniz yerleri belirterek o lokasyonlara gidecek olan uçuşları takip edebilirsiniz, fiyatları düştüğü an satın alarak görmek istediğiniz yerleri daha uygun fiyata aldığınız uçak bileti sayesinde doyasıya gezip görebilirsiniz. Örneğin; Ankara İzmir uçak bileti bakıyorsunuz. Bu güzel havaların tadını sadece Ankara'da değil aynı zamanda İzmir'de de vakit geçirerek tadını çıkarmak istiyorsunuz. Bahar ayları İzmir bir başka güzel oluyor. Hemen bildirimlerinizi açıp tercihlerinizi belirleyerek ucuz uçak bileti için hazır olda bekleyebilirsiniz. Adana İzmir uçak bileti gibi yoğun uçuş trafiğinin olduğu bölgeler için her güne hatta her saate uçak bileti bulabilirsiniz. Önemli olan o uçak biletinin bütçenize uygun olması. Bütçenize uygun uçak bileti bulduktan sonra yapmanız gereken şeylerin başında kendinize ufak bir çanta hazırlamak ve gideceğiniz yerde gezeceğiniz göreceğiniz yerleri belirleme. Adana'dan İzmir'e gittiğinizde her anı doyasıya yaşamak için yapmanız gereken en önemli şeylerden biri çantayı ufak tutmak. Uçak yolculuğu için yanınıza alabileceğiniz uygunlukta bir çanta alırsanız yolculuğunuz bittiğinde havaalanında valiz beklemek zorunda kalmazsınız. Bölgeye hızlıca gitmek için uçak yolculuğunu tercih edenler genelde gittikleri yerde de vakit kazanmak için araç kiralamayı tercih eder. Havaalanından teslim almak üzere araç kiralayarak gittiğiniz yeri özgürce keşfe çıkabilirsiniz. Şehirler arası yolculuğunu uçakla yapan seyahat severler, araç kiralayarak gittikleri şehri gezmeyi ve ardından aracı yine havalimanına bırakmayı tercih ediyor. Ve kısa geziler için bu tarz zaman kazanmalar çok önemlidir. İzmir Adnan Menderes Havalimanına ayak bastığınızda rahat bir nefes alarak turunuza başlayabilirsiniz. İzmir'e ilk kez gidiyorsanız muhtemelen herkes gibi ilk başta Konak, Alsancak, Çeşme gibi bu güzel şehrin en tempolu bölgelerini görmek isteyeceksiniz. Bazı kişiler kaç kere İzmir'e gitmiş olursa olsunlar mutlaka İzmir Alsancak bölgesine uğramadan dönmez. Deniz kıyısı boyunca bisiklet yolunun ve parkların olduğu bu bölgede kendi yiyecek ve içeceklerinizi alarak vakit geçirebilirsiniz. Dilerseniz aynı şeritte bulunan mekanlarda yemek yiyebilir, kahvenizi yudumlarak anın tadını çıkarabilirsiniz. İzmir aynı zamanda alışveriş için çok uygun şehirlerden biridir. Abiye, özel gece ve davetler için birbirinden şık tasarımlı kıyafetleri Çankaya bölgesinde kolaylıkla bulabilirsiniz. Alışverişten yorulursanız etrafta oturup dinlenebileceğiniz birbirinden keyifli kafeler bulunmaktadır. Ayrıca Konak'ta yer alan Kemeraltı Çarşısından alışveriş yapabilirsiniz. Çarşının içinde bulunan esnaf lokantalarında mükemmel lezzetler keşfedebilirsiniz. İzmir merkezdeki Konak, Alsancak, Karşıyaka, Göztepe gibi gözde ilçeleri daha önce gördüyseniz ve farklı yerlere gitmek istiyorsanız İzmir Adnan Menderes Havalimanına 45 dakika uzaklıktaki Çeşme'ye gidebilirsiniz. Çeşme deyince akla ilk olarak Alaçatı gelse de Çeşme'de gezip göreceğiniz keyifli vakit geçirebileceğiniz birçok bölge bulunmaktadır. Urla Yarımadasının en keyifli bölgelerinden biri olan Çeşme, özellikle yaz aylarında sahilleri ve mükemmel Ege denizi ile ön plana çıkmaktadır. İzmir dışından gelenler özellikle yaz aylarında hiçbir yere uğramadan transit bir şekilde Çeşme'ye gitmeyi tercih eder. Tarihin ilk yıllarından beri cazibe noktası olan Çeşme'nin etrafı taştan surlarla çevrilidir. Günümüze o surlardan çok az kalıntı kalmış olsa da ihtişamını kaybetmemiştir. 11. yüzyıldan beri Türk toprağı olan Çeşme, her dönemin gözde bölgelerinden biri olmuştur. Bilinen Osmanlı eserlerinden biri Çeşme Kalesi'dir. Çeşme ve çevresinde yapılan kazılarda elde edilen eserler Çeşme Kalesi içindeki müzede sergilenmektedir. Kaleye ek olarak bir de kervansaray bulunmaktadır. Çeşme'ye gittiğinizde Çeşme Kalesi'ne giderek tarihi mekanda gezebilir ve sosyal medya hesabınızdan paylaşmak için harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Çeşme'ye birkaç günlüğüne gittiyseniz ve pasaportunuz varsa Çeşme'den günübirlik olarak kalkan feribotlarla Sakız Adasına gidebilirsiniz. Yunanistan'la Türkiye arasında günübirlik seferlere müsaade edilen Sakız Adası, Çeşme'ye gidenlerin uğrak noktalarından biri haline geldi. Çesme'nin tipik Ege mimarisi özelliklerine sahip pek çok yapısının yanı sıra, adını aldığı Osmanlı dönemi çeşmeleri de, bu mimari zenginliğine ayrı bir değer kazandırır. Çeşme'nin kendine has incelikteki çeşmeleri önünde bol bol hatıra fotoğrafı çektirmeyi kesinlikle unutmayın. Yaz aylarında İzmir başlı başına Çeşme'den ibaret gibi görünse de uzun sahil şeridi ve halk plajlarıyla İzmir'in farklı farklı yerlerinden denize girme keyfini sürebilirsiniz. Tabii ki İzmir deniz tatilinden ibaret değildir. Tarihi ile dünyanın dört bir yanından turistlere kucak açan İzmir'in ihtişamlı bir tarihi bulunmaktadır. İzmir'in tarihi yerleri deyince tabii ki ilk akla gelen Efes Antik Kenti oluyor. Tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan İzmir, Efes Antik Kenti'nin yaşam dolu olduğu dönemde en zengin yıllarından birini yaşamış. İzmir'in Selçuk ilçesinde bulunan Efes Antik Kenti, neredeyse yılın her döneminde cıvıl cıvıldır. Yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biri olan Selçuk, aynı zamanda diğer popüler noktalar biri olan Şirince'ye de ev sahipliği yapmaktadır. Dilerseniz Şirince'nin tarihi ve huzur veren ortamında bir pansiyonda konaklayabilir, Selçuk'ta yer alan büyüleyici tarihi noktaları gezebilirsiniz. Bu kadar çeşitlikte gezilecek yer olan Selçuk aynı zamanda birbirinden lezzetli yemeklerin yapıldığı lokantalara ev sahipliği yapmaktadır. Kendine has şiş kebapları, köftesi ve ciğeri ile ön plana çıkan Selçuk'ta kısa bir lezzet turu yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izmirde-ruya-gibi-tatil-yapabileceginiz-yerlerin-listesi", "text": "Ege Bölgesi'nin incisi İzmir, Türkiye'nin 3 büyük şehrinden biri olduğu gibi aynı zamanda bir turizm cennetidir. Muhteşem ilçeleri, mahalleleri, sahilleri ve kültür yerleri ile dolu dolu zaman geçirebileceğiniz bu rotada birbirinden güzel İzmir tatil yerleri arasından seçim yapmakta zorlanabilirsiniz. Harika bir deneyim için İzmir ziyaretinizde rüya gibi tatil yapabileceğiniz başlıca yerlerin listesine göz atalım. İzmir'in Seferihisar ilçesine bağlı bir mahalle olan Sığacık, 3000 yıllık tarihi ile hem turizm hem de kültür tatili için ideal bir lokasyondur. Teos Antik Kenti, Sığacık Kalesi, tarihi değirmen, Kaleiçi sokakları görülmesi gereken başlıca tarihi yapılardır. sayıda pansiyon bulunan Sığacık'ta ayrıca butik oteller de vardır. Ege lezzetlerinin tadılabileceği çok sayıda dükkanın yanında her hafta Salı ve Pazar günleri kurulan organik pazarından alışveriş yaparak kendi yemeklerinizi kendinizde hazırlayabilirsiniz. Arzu eden kişiler Yunanistan'ın Sisam Adası'na yapılan günübirlik turlara katılarak tatil keyfine devam edebilir. İzmir merkeze 35 km uzaklıkta bulunan Urla genellikle İzmir'in yerli halkına ait yazlık evlerin bulunduğu bir bölgedir. Ege'nin en eski limanı olarak kabul edilen Limantepe'de kurulmuş olan Urla, zeytin ağaçları ile çevrelenmiş, muhteşem koyları, halk plajları ile sakin ve sessiz bir tatil deneyimi sunar. Bademler Köyü, Tassıca Ada, Güvendik Tepesi, Klazomenai Antik Kenti, Karantina Adası, Özbek Köyü ve Sanat Sokağı mutlaka görülmesi gereken yerlerden bazılarıdır. İzmir merkeze yaklaşık 1 saat uzaklıkta bulunan Alaçatı, İzmir'in en popüler tatil beldelerinden biridir. Büyük otellerden ziyade Alaçatı, butik oteller ve minimalist ancak modern konaklama sevenler için ideal olabilir. Yaz ayları kadar oldukça meşhur olan ve her yıl Nisan ayında düzenlenen Ot Festivali döneminde de Alaçatı'yı ziyaret edebilirsiniz. Alaçatı sörf tutkunlarının da uğrak yeridir. Her daim rüzgarlı oluşu sayesinde doğal sörf alanları oluşmuştur. Tarihte bir dönem Rum kenti olan bu sevimli beldenin dar sokaklarında gezerken begonvillerle süslü Rum evlerine, meyhanelerine, taş butiklerine hayran kalabilirsiniz. Gece hayatının da oldukça hareketli ve dinamik olduğu Alaçatı'nın şirin meyhanelerinde, barlarında ya da beach clublarında eğlenmenin tadına varabilirsiniz. Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı turisti ağırlayan Alaçatı'da çeşme kumrusu, damla sakızlı dondurma, deniz ürünleri ve mezeleri tatmadan bu güzel beldeden dönmemeniz tavsiye edilir. İster pansiyon, ister butik hotel olsun tercihinize göre Alaçatı otelleri arasından bütçenize en uygun olanı bulabilirsiniz. İzmir'e 85 km uzaklıkta yer alan Çeşme, termal ve sağlık turizmi ile en sık tercih edilen tatil yerlerinden biridir. İlçede çok sayıda plaj, eğlence mekanı ve bar bulunur. Çeşme otelleri arasında butik otellerden 5 yıldızlı otellere kadar her zevke hitap edecek pek çok konaklama tesisi bulmak mümkündür. Yaz aylarında nüfusu artan ilçenin merkezi kadar mahalleleri de oldukça meşhurdur. Ildırı Köyü sınırlarında yer alan Erythrai Antik Kenti görülmesi gereken başlıca yerlerdendir. İzmir Çeşme tatiliniz esnasında gündüz deniz, kum ve güneş üçlüsüyle birlikteyken gece çok sayıda eğlence mekanından birinde eğlenerek harika bir tatil geçirebilirsiniz. İzmir'e 120 km mesafede yer alan Dikili, yaz aylarının favori tatil beldelerinden biridir. Tarih bakımından da zengin bir mirasa sahip olan bu ilçe, geçmiş dönemde Pitane olarak bilinirdi. Çok sayıda antik kent eserlerinin izlerini halen görmek mümkündür. Huzurlu ve sakin bir tatil arayanların uğrak yeri haline gelen bu ilçede Deliklitaş Köyü, Çandarlı Kalesi, kaplıcalarıyla ünlü Bademli, doğal bir güzelliğe sahip olan Nebiler Şelalesi mutlaka görülmesi gereken yerler arasındadır. İzmir'in Selçuk ilçesinin bir köyü olan Şirince, doğayı dinleyerek sakin bir tatil geçirmek isteyenlerin favorisidir. Tarihi ve araç girmeyen sokakları, yemyeşil doğası, aromalı şaraplarıyla ünlü bu belde denize uzaktır. Bu nedenle bir nevi inzivaya çekilmek isteyenler için birebirdir. Arzu eden kişiler konaklama tercihini İzmir otelleri arasından yaparak Şirince'yi günübirlik ziyareti kapsamına alabilir. Tiyatro Medresesi, Aziz John Baptist Kilisesi, Nesin Matematik Köyü, şarap mahzenleri, Şirince Taş Mektep Müzesi görülmesi gereken yerler arasındadır. Beldeye kendi özel aracınızla ulaşabileceğiniz gibi Selçuk ilçe merkezinden hareket eden dolmuşlardan da faydalanabilirsiniz. İzmir denilince akla ilk gelen yerlerden biri olan Foça, il merkezine 65 km uzaklıktadır. İzmir'in geneli gibi çok sayıda antik mirasa sahip olan ilçede Athena Tapınağı, Foça Frigya Tepesi, Beş Kapılar Kalesi, Phokaia Antik Kenti, Foça Antik Tiyatro, Su Kemerleri, Ağalar Konağı, Kybele Açık Hava Tapınağı, Pers Mezar Anıtı, Sazlıca Koyu, Siren Kayalıkları, Foça Frigya Tepesi, Kozbeyli Köyü, Osmanlı Mezarlığı, Dış Kale, Arkaik Sur Duvarı ve Kent Kapısı gezilebilecek alternatifler arasındadır. Tarihte, sahilinde bulunan çok sayıda fok nedeniyle Phokaia olarak adlandırıldığı için günümüze Foça ismiyle ulaşmıştır. Eski Foça olarak adlandırılan yer bu bölgedir. Mavi bayraklı plajları, yemyeşil doğası ve tarihi yapısıyla hem tatil hem de kültürel bir gezi yapmak isterseniz Foça tam size göre olabilir. Urla, Foça ve Çeşme üçlüsünün arasında yer alan ve bozulmamış doğasıyla etkileyici bir ortam sağlayan Karaburun, İzmir il merkezine 102 km uzaklıktadır. Popülaritesi günden güne artan bu beldede Sazak Köyü, Mimoza Koyu, İncirlikoy Akvaryum Plajı, Ayıbalığı Koyu, Sarpıncık Deniz Feneri, Bodrum Plajı, Dolungaz Koyu ve Karaburun İskelesi harika anılar biriktirilebilecek lokasyonlardan bazılarıdır. Günbatımıyla meşhur olan Özdere, İzmir'in Menderes ilçesine bağlı bir mahalledir. İl merkezine 67 km uzaklıkta bulunan mahallede dünyaca ünlü Satsuma mandalinası yetişir. Yaklaşık 40 km uzunluğundaki sahil şeridiyle büyüleyici bir atmosfere sahiptir. Koyları, kumdan oluşan plajları, berrak denizi ile sakin tatil tercih edenler için favori bir lokasyondur. Dünyaca ünlü Efes Antik Kenti'ne 32 km uzaklıkta yer alan Özdere, ulaşım kolaylığı bakımından da tatilcilerin gözdesidir. Özdere'de konaklamak isterseniz çok sayıda pansiyon ya da küçük otel seçeneklerinden yararlanabilir, Kalemlik Milli parkında çadır kurarak kamp yapma fırsatına sahip olabilirsiniz. Özdere'nin komşusu konumunda olan Gümüldür, 7 km'lik sahil şeridi boyunca denizin ve doğanın tadına varmanızı sağlayacak imkanlar sunar. Antik çağa uzanan geçmişiyle Kolophon Antik Kenti, Notion Antik Kenti ve Klaros Antik Kenti ziyaret edebileceğiniz başlıca tarihi yapılardır. Seferihisar'a 25 km uzaklıktaki Ürkmez, Kuşadası karayolu üzerinde konumlanır. Yılın 6 ayı denize girilebilen belde sakin tatilin adresidir. 6 km uzunluğundaki sahili sayesinde su sporlarına gönül verenlerin uğrak yeri haline gelmiştir. Sadece kumdan oluşan plajında huzurlu vakitler geçirirken el değmemiş doğasında uzun yürüyüşler yapma fırsatı yakalayabilirsiniz. Belde çevresinde yer alan Dionysos Antik Kenti, Lebedos Antik Kenti, Ürkmez Barajı ve İpekkum Plajı gezilebilecek yerler arasındadır. Urla, Sığacık ve diğer bir çok görülesi beldeleri ziyaret edebileceğiniz İzmir tatili ister arkadaşlarınızla, ister ailenizle, ister tek başınıza, size unutulmaz anılar sağlayacak."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/izmire-yakin-gorulecek-guzel-koyler", "text": "Hafta sonlarını İstanbul'da geçirmek çoğu zaman Türkiye'de başka yerlere gitmekten çok daha pahalıya mal oluyor. Bu nedenle ucuz bilet yakaladığım anda yurt içi ya da yurt dışı farketmeksizin hafta sonu kaçamakları organize ediyorum kendime. Bu hafta sonu kaçamakları aynı zamanda enerjimi de artırıp haftaya çok daha pozitif başlamamı sağlıyor. Bir hafta sonumu da İzmir'e yakın görülecek güzel köyler için ayırdım. İzmir İstanbul uçak bileti kampanyalarından yakaladığım ucuz uçak bileti sayesinde 60TL İzmir-İstanbul gidiş-dönüş uçak biletimi birkaç ay öncesinde almıştım. Cumartesi sabah 07:15 uçağı ile İzmir Adnan Menderes Havaalanı'na indik. Yine daha önceden ayarladığımız kiralık aracımızı havaalanından teslim alıp hiç vakit kaybetmeden kahvaltı için Urla'ya devam ettik. Urla'da kahvaltı için bizi davet etmiş olan Urla'nın en güzel ağaçlık caddesinde yer alan Vera Melisa restorana gittik. Serpme İzmir kahvaltısı bizi bekliyordu; pişisinden türlü peynirlerine, otlarına zengin kahvaltı ve işletmenin sahipleri ve blogger arkadaşımız Sema'nın hoş sohbeti ile zamanında nasıl geçtiğini anlayamadık. Ama daha gezecek çok yerimiz vardı. Urla iskelesi ve merkezdeki Malaga Pazarı ile sanatçılar sokağına ise dönüş yolunda uğradık. Urla'ya gitmişken buraları da mutlaka görün. İzmir'de görmek istediğim asıl yer Karaburun yarımadası idi. O bölgedeki en bakir bölümün bu yarımada olduğunu bildiğim için ve daha önce de görmediğim için asıl hedefim o bölgeyi görmekti. Araçla olduğumuz için ana yol yerine sahil yolunu tercih ettik, beğendiğimiz köylerde durduk. Çay kahve, fotoğraf molası verdik. - Balıklıova köyünde de balıkçı Garibin Yeri'ni önerdiler, biz kahvaltıdan sonra gittiğimiz için girmedik ama aklınızda olsun. - İkinci durak Mordoğan, tipik Ege sahil kasabalarından biri. Sahilde inip bir tur atıp bir çay içip yolumuza devam ettik. - Saip Köyü'nde İstanbul'dan gelip buraya yerleşmiş bir çiftin Kır Kahvesi varmış, biz molamızı Karaburun'da vereceğimiz için durmadık ama kahvaltı için de öneriliyor. Ayrıca şifalı çayı da önerilenler arasında. - Karaburun'da hem biraz dinlenmek hem öğle yemeği molası vermek için durduk. İlkokul arkadaşımın orada Butik Otel işletmesi ve yılllar sonra buluşmamız da çok güzel oldu. Yolunuz oralara düşerse Arya Karaburun Otel'i öneririm. Karaburun dalış sevenler için de önemli bir dalış noktası olmaya aday. Suyun soğukluğu yüzünden sezon kısa olsa da yazın gidenler dalış da yapabilirler. - Karaburun'dan sonra biz adanın çevresinde geniş bir daire çizdik. Köy yollarından Ildırı üzerinden Alaçatı'ya vardık. Arada tamamen ya da terkedilmiş Rum köyleri var bolca. Sarpıncık Feneri'nde de gün batımı öneriyorlar. Rüzgar fenerlerinin manzaraya eşlik ettiği harika dağ yolları bunlar. Bu arada bu rota üstünde çok sayıda işaretlenmiş yürüyüş ve bisiklet yolları var. Baharda çadırla gelip buralarda yürüyüş yapmak muhteşem olur. - Özbek Köyü'nde balıkçı Akın'ın Yeri'ni önerdiler ama ona vakit kalmamıştı biz gidemedik. Karaburun yarımadasını bitirip Çeşme'ye doğru yönelince de yeni köyler bizi bekliyordu. - Biz gün batımı için Ildırı'yı tercih ettik. Fatmagül'ün suçu ne? dizisinden hatırlarsınız. Sahilde pek bir şey yok, yukarıda köyün içine doğru giderseniz hem yukarıdan manzara güzel hem de oturabileceğiniz yerler var. - Akşam konaklaması için Alaçatı'yı tercih etmiştik. Sezon olmadığı için otel fiyatlarının uygun olması tercih sebeplerimizin başında geldi. 20 sene önce sakin bir köyken rüzgar sörfünün popüler olması ile yaz aylarının popüler rotası Alaçatı baharda çok sakindi. Yazın insandan yürünemeyen ara sokaklarda birkaç kişi ancak vardı. Bu halini daha bir sevdim. Ucuz uçak bileti ayarladıktan sonra Alaçatı'da kalacağımız Alaçatı Adres Butik Otel'i ayarlamıştık. Kahvaltımızı ettikten sonra yeniden Urla yönüne doğru yola koyulduk. - Alaçatı'dan Urla'ya doğru devam ederken yolunuzu biraz uzatıp Germiyan Köyü'ne uğramayı kesinlikle ihmal etmeyin. Biz de etmedik. Köyün bütün duvarları Nuran Hanım'ın çizdiği rengarenk çiçeklerle süslü iken aynı zamanda Türkiye'nin ilk Slow Food köyü. Ekmeği de meşhurmuş. - Germiyan Köyü'nden sonraki durağımız ise korkuluk festivali ile meşhur Barbaros Köyü oldu. Festival zamanı dışında da köyün sokaklarında süslenmiş korkulukları görmek çok hoş bir deneyim. Barbaros Köyü Urla'ya çok yakın. Artık buradan sonra dilerseniz İzmir'e dilerseniz yarım adanın diğer tarafına doğru yolunuza devam edebilirsiniz. Diğer tarafta Sığacık ve Bademler Köyü mutlaka görülmesi gereken köyler arasında. Hafta sonu için İzmir ve çevresi özellikle baharda harika bir kaçamak noktası. Sadece yazın deniz için değil, bahar ve kış aylarında doğa sporları ve kültür seyahatleri için mutlaka planınızda olsun. Şirince'den çok daha iyi yerler bence en azından ticari değil. Teşekkür ederim paylaşım için. Kendim de gezi eksenli bir blog açınca kimler var bu camiada diye bakarken rastladim size. Aile olunca bizim gezi konseptimiz biraz farklı tabii haliyle. Ama laf aramizda paralel bir evrende sizin gibi bir gezgin olmak da çok isterdim. ArtIk takipteyim. Izmir'e de bir kac haftaya gidiyorum. Şirince'yi gördüm. Sıra diğerlerinde. Teşekkürler! Canım İzmir, her köşesi ayrı keyif veriyor bana. Okudukça nasıl da özlediğimi hissettim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/iznik-gezilecek-yerler", "text": "Selçuklular ve Bizans döneminde başkentlik yapmış, çinileri ile meşhur, Hristiyanlığın önemli dini merkezlerinden biri sayılan İznik, hafta sonu kaçamağı yapmak için harika bir seçenek. Osmangazi Köprüsü ile İstanbul'dan sadece 2 saatte ulaşılabilen bu güzel şehir fotoğrafçıların, motosiklet gruplarının ve günübirlik turların uğrak yeri haline geldi. İznik'in güzelliklerini, tarihini, kültürünü görmek için siz de günübirlik veya hafta sonu için İznik gezi planı yapmayı düşünebilirsiniz. İznik planı yapanlar için; İznik gezilecek yerler, İznik'te ne yenir, İznik nerede ve nasıl gidilir ve İznik yakınında görülecek yerler listemi İznik gezi rehberi niteliğindeki bu yazımda bulacaksınız. İznik, Anadolu'daki kadim şehirlerden bir tanesi ve bir açık hava müzesi. İznik gölü kıyısında kurulmış olan şehir, Selçuklular ve Bizanslılar döneminde başkentlik yapmış, çok sayıda tarih ve kültür eserini barındırıyor. İznik deyince tabii ki akla ilk gelen İznik çinileri ve İznik Gölü. Onlardan yazının devamında bahsedeceğim, okumaya devam edin. İznik, hem Hristiyanlık için hem de sonrasında Selçuklu ve Osmanlı için önemli bir merkez olmuş bir şehir. Bu nedenle şehirde pek çok tarihi eser, cami, medrese, türbe gibi önemli yapı bulunuyor. Bir kısmı toprak altında, bir kısmı restorasyon bekliyor, bir kısmı kötü restorasyonun kurbanı olmuş antik kalıntılar var. İznik, Roma döneminde Hristiyanlar için bir dönüm noktasının yaşandığı yer. M. S. 325 yılında I. Konstantin tarafından düzenlenen Birinci Konsil ile Hristiyanlar kendi aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için İznik'te buluşmuşlar. Bu konsildeki en önemli tartışma Hz. İsa'nın gerçek tanrı olup olmadığı idi. Yapılan konsil sonucunda, İsa'nın Tanrı'yla aynı öze sahip olduğu kabul edildi. Daha sonra başka yerlerde pek çok konsiller toplanmış ve bu konsillerde günümüz Katolik ve Ortodoks görüşlerinin temellerini oluşturan kararlar alınmış. Selçuklular dönemine geldiğimizde ise, Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075 yılında İznik'i Selçukluların başkenti ilan etti. 22 yıl boyunca İznik Selçukluların başkenti olarak kaldı. Osmanlı döneminde ise İznik, sanat, ticaret ve kültür şehri oldu. Özellikle İznik Çinisi bu dönemde altın dönemlerini yaşamış. Pek çok cami ve medresede İznik çinileri kullanılmaya başlanmış, çinilerin ünü Avrupa'ya kadar yayılmıştır. Çini sanatı, 2013 yılında Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanterinde kayıt altına alınmış. İznik, hala İstanbul'a yakın yerler içinde mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. İznik ve çevresindeki pek çok yeri gezip görmek için iki gün yani bir hafta sonu ayırabilir, hem tarihi ve kültürel yerleri görebilir, hem bazı aktiviteler yapabilirsiniz. Daha uzun süreli kalmak isterseniz de doğa yürüyüşleri, gölde kano gibi zamanınızı geçirebileceğiniz alternatifler de var. İznik'e girdiğinizde dikkatinizi, daha çok Avrupa'da görmeye alışık olduğunuz, ızgara biçiminde sokak düzeni çekecektir. Roma döneminden kalma bu düzen hala devam ediyor. Şehrin surları içinde kalan kısım özellikle bu ızgara düzenine uygun planlanmış. İznik'te gezilecek yerler listesinin başında şehir merkezine geldiğinizde meydanda sizi karşılayan eski Ayasofya Kilisesi yeni Orhan Camii geliyor. İçeri girip gezebilirsiniz. Eski bir kilise olan bu yapı yine kötü restorasyondan nasibini almış. Camii olarak hizmet veriyor olsa da Hristiyanlar için çok önemli, 7. Ekümenik Konsil'in M. S.787'de burada toplandığı düşünülüyor. Bu nedenle de Hristiyanlar için manevi önemi büyük. Şehrin 4 ana kapısının keşisim noktasında bulunan yeri ile de stratejik bir konumda. İznik'te gezilecek yerler arasında önemli camilerden biri de; Ayasofya Camii'nden göle doğru değil de diğer yöne doğru ilerlerlediğinizde karşınıza çıkacak Yeşil Camii. İznik'in en belirleyici sembollerinden biri olan camii, klasikleşmiş turkuaz rengi minaresi ile sizi karşılıyor. Ayrıca caminin içine girip çini işlemelerini de mutlaka görmenizi öneririm. İznik Müzesi olarak hizmet veren Nilüfer Hatun İmareti, ben gittiğimde restorasyon çalışması nedeniyle kapalı idi. İçeri girip gezme imkanım olmadı, umarım bir sonraki gidişimde ziyaret edebilirim. Nilüfer Hatun, Orhan Gazi'nin eşi, imarethane de onun adına yapılmış. Müze olarak kullanılan yapının içinde Helenistik dönem, Roma dönemi, Emeviler, Selçuklulardan kalan eserler sergileniyor. Ayasofya Camii yanından İznik Gölü'nün ters istikametine yani İznik surlarına doğru devam eden yol üzerinde tarihi yapılar ve eski İznik evlerini görebilir, anıt ağaçların gölgesinde yolu keyifle gezebilirsiniz. Meşhur İznik çinisi işleri satan irili ufaklı pek çok dükkanı ziyaret edebilirsiniz. İznik Çiniciler Sokağı ve Nilüfer Hatun Çini Çarşısı bol bol çinici görebileceğiniz yerlerden. Ayasofya Müzesi'nden İznik Çarşısı'na doğru yürürken sağlı sollu kocaman çınar ağaçları göreceksiniz. Bu ağaçların pek çok anıt ağaç statüsünde, üstlerine bakınca künyelerini görebilirsiniz. İznik'te gezilecek yerler arasında Roma kalıntıları yer alıyor. Özellikle Antik Tiyatro, 2. yüzyıldan bu yana ayakta, ancak daha ne kadar dayanır bilemiyorum. Kentin savunma surlarını yapmak için tiyatrodaki taşlar kullanıldığından oldukça zarar görmüş. 15.000 kişi kapasiteli tiyatro şu an ziyarete açık değil. İznik'e pek çok kez gittim ve hiçbirinde tiyatroyu açık göremedim. Restorasyon çalışmaları nedeniyle kapalı tutuluyor, umarım yakın zamanda ziyarete açılır. İznik eski şehri surlarla çevrili, altıgen olarak yapılmış olan surların uzunluğu yaklaşık 5km. Surların bir kısmı hala oldukça sağlam, bir kısmı da restorasyon görmüş. Helenistik dönemde inşaatına başlanmış olan surlar, Roma ve Bizans dönemlerinde yenilenerek günümüze kadar ulaşmış. - İstanbul Kapı: şehre İstanbul yönünden gelirken göreceğiniz ilk surlar ve ilk kapı, - Lefke Kapı; Şehrin kuzeyinde kalan ve şu an en iyi durumda olan, vakit ayırıp ziyaret etmenizi önereceğim kapı, - Yenişehir Kapı, - Göl Kapı ise yıkık durumda. İznik pek çok medeniyet ev sahipliği, hatta başkentlik yaptığından şehirde çok sayıda hamam bulunuyor. Şehir merkezinde sıkça hamamlara da rastlayacaksınız, girip gezebilir ya da hamam sefası yapabilirsiniz. İznik Gölü, 298 metrekarelik yüzölçümü ile Marmara Bölgesi'nin en büyük, Türkiye'nin ise beşinci büyük gölü. İznik'e gelip de yapılmadan dönülmeyecek aktivitelerden biri de tepeye çıkıp İznik Gölü manzarasını izlemek. Veya göl kıyısında İznik Gölü üzerinden gün batımı izlemektir. Yani ne olursa olsun, ister tepeden ister su kıyısından İznik Gölü manzarasını izlemek paha biçilmez. İznik Gölü'nü yukarından izlemek için çıkacağınız en yakın tepede, Abdulvahap Sancaktarı Türbesi bulunuyor. Çıktığınızda bir sürü fotoğraf grubunun makinalarıyla hazır beklediklerini göreceksiniz. Gölün içinde yeni keşfedilen Bazilika göl kıyısından görünmüyor. Gölde kano ile gezerken görür müyüz diye heveslenmiştim ama bazilikanın olduğu bölüm güvenlik şeridi ile çevrilmiş ve girilmesi yasak. Şimdilik sadece fotoğraflarla idare edeceğiz. İznik Gölü kıyısında bolca meyve bahçesi ve zeytinlik yer alıyor, bahar aylarında çiçek açmış meyve bahçeleri, yazın ise dalları dolu dolu nefis meyve bahçeleri. Gitmişken görebilirseniz harika olur. Bu bahçeler arasında tarihin izlerine de rastlayabilirsiniz. \"Beştaş\", \"Nişantaşı\" ve \"Dikilitaş\" adları ile de bilinen bu mezar anıtı eski Roma yolu üzerindedir. Üzerindeki Yunanca kitabeden I. yüzyılda C. Cassius Philiscus'a ait olduğu anlaşılmaktadır. Üst üste konmuş üçgen beş adet taştan oluşan bu yapıtın tepesinde eskiden bir kartal heykeli de varmış ama şu an kayıp. Ancak burayı bilen birileri olmadan bulabilir misiniz emin değilim. İznik'te gezilecek yerler arasında oldukça popüler noktalardan biri de Keramet Köyü Ilıcası. İznik'ten Yalova'ya doğru giderken Keramet Köyü tabelasını görünce girin, sizi doğal bir kaplıca karşılıyor olacak. Yaz-kış sıcak su havuzu şeklinde doğal havuza girip yüzebilirsiniz. İznik'ten İstanbul'a dönüşte, ana yolu takip etmek yerine Mavi-Yeşil yola girerseniz sizin çok güzel dağ yolları bekliyor. İznik'ten Bursa yönüne doğru giderken Boyalıca Köyü'nden Karamürsel yönüne doğru devam ederseniz bu yola ulaşabilirsiniz. Bu yol sizi yeniden Orhangazi Köprüsü yoluna bağlıyor isterseniz. Yol boyu fidan bahçeleri, yemyeşil tarlalar ve çiftlik evleri arasından geçiyor. Eğer acıktıysanız, Köfteci Nurettin yol üzerinde mola vereceğiniz bir et lokantası. Köfteci Nurettin'i geçtikten hemen sonra solda sizi yenilenmiş bir taş köprü karşılayacak. Bu köprünün 17. yüzyıldan kalmış olduğu tahmin ediliyor. Kösem Sultan'ın Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaptırdığı pek çok yapıdan biri bu köprü. 64 metre uzunluğundaki köprü üç gözlü ve sivri kemerli olarak inşa edilmiş. - Sansarak Kanyonu'nda yürüyüş yapabilirsiniz. - Elmalı Köyü'nün 1884'te çivisiz olarak yapılmış camisini görebilirsiniz. Yukarıda yer alan yerlerden daha fazlasını, aşağıda İznik'te gezilecek yerler listesi olarak görebilirsiniz. - İznik Gölü - Sansarak Kanyonu - Tacir Kanyonu - Ayasofya Müzesi ve Camii - Roma Antik Tiyatrosu - Beştaş - Tarihi Kapılar - Berberkaya Mezar Anıtı - Taş Köprü - Yeşil Camii - Şeyh Kutbettin Camii - Eşrefzade Camii - Hacı Özbek Camii - Mahmut Çelebi Camii - Yakup Çelebi Zaviyesi ve Türbesi - Kızgızlar Türbesi - Sarı Saltuk Türbesi - Davud-el Kayseri Türbesi - Alaadin-i Mısri Türbesi - Çandarlı Halil Hayreddin Paşa Türbesi - Eşref Baba Türbesi - Süleyman Paşa Medresesi - II. Murat Hamamı - Meydan Hamamı - İznik Müzesi - Hayrettin Paşa Medresesi - Orhan Gazi Hamamı İznik, göl kıyısında olmasının ve ikliminin avantajı ile, lezzetli et, balık, meyve, sebze yiyebileceğiniz bir şehir. İznik'e gidip sofradan mutlu kalktığım birkaç yeri aşağıda paylaşayım dedim. Köfte dışında her türlü kasap ürünü yiyebilir, eve götürmek için satın alabilirsiniz. Gölden çıkarılan sazan ve yayın balıklarıylala kendinize balık ziyafeti çekebilirsiniz. Gölün Güney ve Kuzey kıyılarında yol boyunca pek çok bahçeli restoran var, vaktiniz olursa mutlaka deneyin. Çakırca Köyü sahilindeki Şarlo Mustafa'nın yeri balık yemek için tercih edeceğiniz yerlerden biri olabilir. Ben balık yemiyorum diyenler için pide seçenekleri de var. Zeytin binlerce yıldır Anadolu'da sağlık ve lezzetin sembollerinden biri. Marmara Bölgesi'ndeki en zengin zeytinlikleri İznik'te görebilirsiniz. Bölgede yetişen zeytinlerden ve zeytinyağlarından alabilirsiniz. Biz evin zeytin ihtiyacını İznik'ten tedarik ediyoruz. İznik'ten ne alınır, İznik'in nesi meşhur derseniz, mutlaka bahsetmek gereken çini ve zeytin var. İznik denince ilk akla tabii ki çinicilik gelir. İznik, Osmanlı çini geleneğinin önemli merkezlerinden biridir. Hala devam eden bu gelenek sayesinde, İznik'e geldiğinizde çarşıda birbirinden güzel ürünlerin yapıldığı çini atölyelerine uğrayabilir, kendinize ve/veya sevdiklerinize çini işli tabaklar, takılar ve daha pek çok ürün alabilirsiniz. İznik'in bir başka zenginliği ise zeytin. İznik Gölü çevresinde yetişen zeytin ağaçlarından elde edilen zeytin ve zeytinyağı Türkiye'deki en iyi zeytin ürünleri arasında. Buraya gelmişken mutlaka zeytin ve zeytinyağı almanızı öneririm. Zeytin veya zeytinyağı nereden alınır derseniz, biz aşağıda fotoğrafı olan Nicaea'dan aldık, Ayasofya Müzesi'ne 100 metre mesafede dükkanları var, internet satışları da varmış. İznik'in zeytin, ceviz, kiraz ağaçlarından, İznik'te yapılan ahşap ürünlerinden almak isterseniz, sevgili İnci ve Ceren'in kendi elleri ile yaptığı ekinoXart'ı ziyaret edebilirsiniz. Çok bilinmese de İznik'te dokumacılık ve ipek halı üretimi de halen devam eden el sanatları arasında yer alıyor. İznik Gölü, gölde yapılabilecek pek çok aktivite vaad ediyor. Kano bunlardan biri. Çoğunlukla durgun olan ve kıyılarında sazlıkları olan gölde kano yapmak burada yapılabilecek en güzel aktivitelerden biri. 2017'de İznik Kano Festivali için gitmiş ve çok eğlenmiştik. Göl kıyısında bolca çay bahçesi, otel ve restoranlar bulunuyor. Piknik yapabilir, kamp yapabilir, göl manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca İznik Gölü'nde gün batımı muhteşemdir. Ayrıca İznik yakınlarında bulunan 8 kilometrelik uzunluğu ile Sansarak Kanyonu veya 17 kilometrelik uzunluğu ile Tacir Kanyonu'nda doğa yürüyüşleri veya kamp yapabilirsiniz. Doğa aktivitelerini ve macerayı sevenler için kanyon geçişleri oldukça eğlenceli olacaktır. Peki neyi unuttuk? 2012 yılından beri düzenlenen İznik Ultra Maratonunu. İznik Ultra Maratonu, Türkiye'deki en büyük uluslararası maratonlardan biri. Yüzlerce yerli ve yabancı koşucu her yıl Nisan ayında tarih ve doğa ile iç içe olan farklı uzunluklarda kendi performanslarına uygun olan rotayı koşuyor. En uzunu 160 kilometre, en kısası 10 kilometre halk koşusu olmak üzere farklı uzunluklarda parkurlarda koşuluyor. Biz de 2019 yılında koşmasak da koşan arkadaşlarımıza destek olmak ve oradaki ruhu yaşamak için oradaydık. İznik nerede sorusunun cevabı basit; İstanbul Bursa yolun 97. kilometresinde İznik Gölü kıyısından doğuya döndüğünüzde 40 kilometre daha göl kıyısından devam edin, yol sizi İznik'e götürecek. - İznik İstanbul arası mesafe 140 kilometre, Osmangazi Köprüsünü kullanırsanız 2 saatte ulaşabilirsiniz. - İznik Bursa arası mesafe yaklaşık 80 kilometre ve 1 saat sürüyor. İstanbul'dan kendi aracınızla gidiyorsanız, İznik'e gitmek için birkaç yol var. - Feribot ile Pendik'ten Yalova'ya geçip Mavi-Yeşil Yol diye geçen dağ yolunu kullanarak, köylerin arasından yeşillikler içinden dolaşa dolaşa gitmek çok keyifli. - Feribot ile Pendik'ten Yalova'ya geçip Bursa yolundan devam edip, Orhangazi'den dönebilirsiniz. - Yeni yapılan Osmangazi Köprüsü'nü kullanarak körfezi geçip yine Orhangazi'den İznik yönüne çıkabilirsiniz. Benim tercihim giderken bu dağ yolu, dönerken de Bursa bağlantısının olduğu ana hattı kullanmak oldu. Herkes kendi yolunu seçmekte serbest. İki yolun kenarında da ayrı ayrı görülecek yerler var. Seçim sizin 🙂 Dağ yolunda sizi minik bir şelale, şirin bir köy karşılarken, ana yolu kullanırsanız yoldan biraz içeri saparak doğal bir sıcak su havuzu olan Keramet Kaplıcalarına uğrayabilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/iznik-kano-festivali", "text": "Ülkemizde çok güzel şeyler oluyor! \"Ne mesela?\" dediğinizi duyar gibiyim. Mesela 31 Mart, 1 2 Nisan tarihlerinde İznik'te İznik Kano Festivali yapılacak. İznik Gölü'nü kürekleyerek keşfetmenin tadına varabileceğiniz harika bir etkinlik tasarlanmış. İznik, İstanbul'a yakınlığı ile zaten hafta sonları için harika bir kaçış rotası. Kano Festivali de bu kaçamağa güzel bir renk katmış. Son yıllarda çeşitli yollar ile şehirden kaçmak isteyen kişiler giderek çoğalıyor. Bisikletle, trekking grupları ile bunu yapanların yanında kanoya binen kişi sayısında gözle görülür bir artış var. Doğaya, denize meraklı kişiler kanolarıyla bireysel ya da grup halinde geziyor ve yeni yerler keşfediyorlar. İnsanın kendi kas gücüyle hareket edebildiği ve bu sayede birbirinden güzel kıyıları gezmesine imkan sunan, hiçbir gürültü çıkartmayan bu deniz taşıtı aynı zamanda dünyanın en doğa dostu ulaşım araçlarından. Aynı zamanda, insanoğlunun kendi yaptığı ilk ulaşım aracı olan ve tekerlek kadar eski olan kano, günümüzde doğa severler tarafından özellikle tercih ediliyor. Dünyanın birçok ülkesinde kendilerine has toplulukları mevcut olan kano severler, tanışmak, eğlenmek, öğrenmek için çeşitli festivaller, şenlikler yapıyor. Türkiye'de kano festivallerinin ilki 2011 yılında İstanbul Riva'da organize edilmişti. Benzer güzel örnekleri de İzmir'de ve Kütahya Sofça'da düzenlendi. Bu sayede Türkiye'nin birçok bölgesinden onlarca kanocu bir araya gelerek bilgi alışverişi ve sohbetlerde bulundular, birlikte gezerek güzel vakit geçirdiler. Geçtiğimiz yıllarda güzel örneklerini gördüğümüz kano festivalleri sayesinde bir araya gelen kanocular, bu kez 4 medeniyete başkentlik yapmış, tarihi ve doğal güzelliği ile korunmuş bir bölge olan İznik'te buluşacaklar. Birçok doğa sporunu kucaklayacak doğal güzelliklere sahip olan bu şirin kasabanın kıyıları kanocuların rengarenk kanolarıyla daha da şenlenecek. İznik Gölü kıyıları kano sporu için oldukça uygun coğrafi şartlara ve keşfedilesi oldukça nadir güzelliklere sahip. Yerleşim alanı içinde kalan, balıkçı barınağı civarındaki sazlıklar ve Çakırca Köyü civarındaki sazlıklar, şehrin surlarının göl içinde izlenebiliyor olması, 2014 yılında keşfedilen batık kilise bu çevrenin oldukça bakir ve nadide noktaları aslında. İznik'e şehir dışından gelen kanocular, aralarında su kuşları, kurbağalar ve zararsız su yılanlarının yer aldığı bu güzel sazlıkları keşfe çıkacaklar. İznik kıyılarını kanoyla geziyor olmanın yanında, gölde \"küreksiz kano yarışı, kano çekme yarışı, karton kano yarışı\" gibi eğlenceli yarışlarla keyifli zamanlar geçirecekler. Kano eğitimi, söyleşiler ve sohbetler gibi etkinliklerle bilgi ve tecrübemizi artıracaklar. Festivalin onur konuğu olarak, Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu ve Büyük Okyanusu motorsuz ve yelkensiz bir tekne ile kürek çekerek geçen ve kendi kas gücü ile devrialemi başaran ilk insan olan Erden Eruç da sunumuyla doğaseverlere feyz verecek. Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi, \"doğa turizmi\" ve \"spor turizmi\" gibi alternatif turizm araçları ülkemizde de yükselen değerlerden biri olmayı başarmıştır. Ülkemizde, gelişmiş ülkelerin sahip olduğu bu turizm payının yanında düşük oranda, fakat çok yüksek kapasitede olduğu görülmektedir. Hem doğa turizmi hem de spor turizmi potansiyeli yüksek bir kent olan İznik'te, kano festivaliyle birlikte yeni bir turizm imkanı da şehre kazandırılmış olacak. Bu sayede, doğayı kirletmeden, çevreye zarar vermeden kentimizin korumaya değer unsurlarının var olduğuna, güzelliklerinin korunarak hem gelecek nesillere aktarılmasının önemli olduğuna dikkat çekilecek. 3 gün sürecek Kano festivali etkinliğin program detaylarını aşağıda görebilirsiniz. 15:00 Kayıkhanede kano eğitimi, kano sohbetleri, kano eğitim videoları, 17:00 Serbest sürüşler, kano üzerinde gün batımı izlenmesi, 09:00 göl üzerine kanolar ile İznik yazısı yazma, 10:45 Bazilika bölgesi ziyaret ve bilgilendirme. 11:30 liman bölgesi, sazlıklar, Darka tatil köyü, İznik Kano Festivali; Bursa Valiliği, İznik Kaymakamlığı, Bursa Büyükşehir Belediyesi, İznik Belediyesi, Harline Nutrition, Köfteci Yusuf firmaları, Kano Diyarı, Kano Akademi, Kanoist, Büyük Ayı, ve İzdak destekleri ile gerçekleşiyor. İznik'i ve İznik Gölü'nü kürek çekerek keşfetmek isteyen kanosu, sup boardı olan herkesi 31 Mrt, 1-2 Nisan 2017 tarihlerinde bu şirin kente bekliyoruz. Sayende haberimiz oldu. Teşekkür ederim Sevil."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/julsana-buhring-ruzgara-karsi-kitabi", "text": "Juliana Buhring dünya çevresini bisikletle en kısa sürede dolaşan ilk kadın olarak Guiness Rekorlar Kitabı'na girmeyi başaran bir maceracı. Rüzgara Karşı ise, dünyayı dolaşma serüvenini yazdığı kitabı. Juliana Buhring, dünyayı bisikletle gezmeden önce çok farklı bir hayat yaşamış, çocukluğu akıl almaz şekillerde geçmiş bir kadın. Daha fazla tüyo vermeyeceğim çünkü detaylar için kitabı alıp okumanızı istiyorum. Juliana, bisikletle dünyayı en kısa sürede dolaşarak Guinness Dünya Rekoru kıran ilk kadın bisikletçi ve rekoru hala aşabilmiş olan kimse yok. Daha ilginç olanı ise, bisiklet kullanmaya rekoru kırmadan sadece 1 yıl önce yani 2010 yılında başlamış olması. Dünyayı en kısa sürede bisikletle dolaşma rekorunu kırdıktan sonra ise; 2013 yılında Londra-İstanbul arasında gerçekleştirilen Kıtalararası Bisiklet Yarışına katılan tek kadın olarak yarışmayı 9. sırada bitirdi. 2014'te Trans Am Bisiklet Yarışı'nda ise genel klasmanda 4. oldu. Juliana, dünyanın en güçlü ultra-dayanıklılık yarışçılarından biri kabul ediliyor. Juliana Buhring'in \"Not Without My Sister\" adlı başka bir kitabı daha var, uluslararası çok satanlar listelerinde yer almış ama sanırım Türkçe'ye çevrilmemiş ben bulamadım. Kendi adını taşıyan blogunda düzenli olarak yazıyor. Rüzgara Karşı kitabı gerçek bir serüveni, bir insan hikayesini anlatıyor. Günce gibi yazıldığı için siz de o serüvenin içinde kendinizi buluveriyorsunuz ilk sayfaları okumaya başlayınca. Uzun zamandır bir kitabı bu kadar hızlı okuyup bitirdiğimiz hatırlamıyorum diyerek yorumlarıma başlayayım. Seyahat ederken yolda tanıştığım ve uzun süreli seyahat eden pek çok kadının bir travma sonucu seyahat etmeye başladığına şahit olmuştum. Kimisi sevgilisinden ayrılmış, kimisi bebeğini kaybetmiş... Juliana da sevdiği adamı kaybediyor ve bu acıyla başa çıkmak ve sevdiği adamı onure etmek için bu yolculuğa çıkıyor. Ancak kitabı okumaya devam ettikçe aslında Juliana'nın çocukluğundan itibaren büyük travmalar yaşadığını ve hayatla sürekli mücadele etmek zorunda kaldığını anlıyoruz. Bu mücadele ruhunun daha önce hiç bisiklete binmemişken bisikletle dünyayı en kısa sürede dolaşma rekorunu kıracak kadar güçlü olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim. Kitapta yolda yaşadığı hikayelerle birlikte geçmişle yüzleşmelerine de tanık oluyoruz. Bu yanıyla kişisel gelişim kitabı kategorisine de sokabileceğimiz bu kitaba sadece gezi kitabı demek zaten haksızlık olur. Rüzgara Karşı kitabının Türkiye yayıncısı Garaj Kitap'ın da çeviri konusunda hakkını vermek gerek. Bu gibi yabancı seyahat kitaplarını okurken en zorlandığım bölüm kötü çeviri nedeniyle hikaye ne kadar akıcı olursa olsun dilin aynı akıcılığı yakalayamaması oluyor. Bu kitabın çevirisi ise hikayesi kadar akıcı olmuş. Kitabın satış fiyatı sadece 19TL, bisiklete ilgisi olan, seyahat etmeyi, mücadele etmeyi seven, sadece kişisel gelişimle ilgilenen herkesin bir çırpıda okuyacağı bu kitabı mutlaka alın. Rüzgara Karşı kitabını satın almak için tıklayın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kabin-el-bagaji", "text": "Seyahat ederken hafif olmak, her zaman esneklik ve hız kazandırır. El bagajı yani kabin bagajı ile seyahat ediyorsanız uçağa iniş ve binişte bagaj teslim etmek veya bagaj beklemek ile vakit kaybetmezseniz. \"Bagajım kaybolacak mı?\" diye endişelenmenize de gerek kalmaz. Bagajınız zaten yanınızda olur. Ayrıca el bagajı ile seyahat ederseniz bazı havayollarında ekstra bagaj parası ödemeniz gerekmez. Kabin bagajı ile ilgili bilmeniz gerekenler ve el bagajı ile seyahat etme tüyoları bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Çanta hazırlama konusundaki tüm önerilerimi okumak için; sırt çantası seçme ve hazırlama tüyoları sayfama mutlaka göz atın. Öncelikle kabin bagajının ne olduğunu tanımlayalım. Kabin bagajı ya da el bagajı yolcuların uçuşlarda yanına yani uçağın içine alabildiği eşyalara verilen isim. Buradaki kritik nokta el bagajının uçak içindeki baş üstü dolaplarına sığabilmesi. Baş üstü dolaplarının kapasitesi sınırlı olduğundan yanınıza alabileceğiniz çantalar boyut olarak sınırlandırılıyor. Havayolu şirketi bazında bu boyutlar değişiklik gösteriyor. El bagajı taşımak size ekonomik olarak avantaj sağlar. Nasıl mı? Ucuz havayolu şirketlerinde el bagajı ücretsiz iken uçağın altına vereceğiniz bagajlara ekstra ücret ödemeniz gerekebilir. El bagajı ile seyahat ederek ekstra bagaj için para ödemeniz gerekmez. Havayolu şirketlerinin kabin bagajı kuralları farklılaşabiliyor. Bu nedenle uçuşunuzdan önce mutlaka hangi havayolu firması ile uçacaksanız o şirketin kabin bagajı kurallarını kontrol edin. Havayolu firmalarının internet sitelerinden bu kurallara kolayca ulaşabilirsiniz, tek yapmanız gereken Google'a \"xyz havayolu şirketi kabin bagajı kuralları\" yazmak. Aşağıda örnek bir arama sonucu görebilirsiniz. Ancak bunların genelleştirilmiş bilgi olduğunu havayolu şirketine göre değişeceğini tekrar hatırlatmak isterim. Uçuşta yanınıza alabileceğiniz eşyalar için elbette bazı kurallar belirlenmiştir. El bagajı kuralları, havayolu firmaları arasında değişiklik gösterebilse de genel çerçeve olarak ortaklık gösterir. Havayolu firmaları arasında kilo ve boyut farklılıkları görülebilir, bu nedenle uçak biletinizi aldığınız havayolu firmasının kabin bagajı kurallarını uçuşunuzdan önce kontrol etmeniz tavsiye edilir. Kabin bagajına alınması yasaklı olan malzemeler, genel olarak uluslararası otoritelerce standartları belirlenmiştir. Kısıtlamaların ana nedeni ise güvenlik. Amerika'daki İkiz Kulelere yapılan 11 Eylül 2001 saldırısından sonra bu kısıtlamalar ve uygulaması daha özenle yapılmaya başlandı. Kabin bagajı sınırlamalarının başında sıvı kısıtlamaları geliyor. 1 Nisan 2012'den itibaren geçerli olan kurallara göre; el bagajınızda her biri 100 ml'lik kaplarda olmak şartıyla toplam 1 litreyi geçmeyecek miktarda sıvıyı yanınıza alabilirsiniz. Bu sıvıların bir tane şeffaf poşet içinde tutulması gerekiyor. Buzdolabı poşetleri bulun için en uygun poşetler. Bunu sağlayabilmek için bütün kozmetik malzemelerimi 100 ml ve altında kaplarda taşıyorum. Artık pek çok kozmetik markette \"seyahat tipi\" şampuan, kolonya, deodorant gibi ürünleri bulabiliyorsunuz. Ben genelde bunları bir kez alıp bittiğinde şişesini tekrar kullanıyorum. Eğer seyahatim uzunsa ve 100 ml şampuanın yetmeyeceğini düşünüyorsam 2 tane 100 ml'lik şampuan taşımak gibi çözümler buluyorum. - Su, şurup, içki ve her türlü sıvı içecek, - Krem, losyon, yağ, şampuan, parfüm, her türlü kozmetik ve makyaj malzemesi, - Diş macunu ve her türlü macun kıvamındaki malzemeler, - Reçel, bal, yoğurt, pekmez, salça gibi katı olmayan her türlü yiyecek, - Reçeteli, kullanmak zorunda olduğunuz ilaçlar ve bebekler için uçuş süresince ihtiyacı olacak kadar mama kabin bagajına alınabilir. Uçak içine el bagajına, hiçbir şekilde yanıcı, kesici, delici, ezici eşyalar ve zarar verici olarak tanımlanabilecek eşyalar sokulmaz. Bu durumun istisnası çakmaktır, üstünüzde 1 adet çakmak taşıyabilirsiniz. - Her türlü makas, çakı, bıçak yasaklı malzemelere girer. - Oyuncak silahlar dahil hiçbir silahı uçak içine alamazsınız. - Spor malzemesi olarak kullanılanlar dahil her türlü sopa yasaklı malzemeler arasındadır. - Kamp ocağını kabine alamazsınız. Uçakla kamp ocağı taşımak isterseniz mutlaka uçak altına vermeniz gerekiyor. Ancak kesinlikle yanınızda gaz taşıyamazsınız. Norveç ve İzlanda'ya giderken kamp ocağımızı alıp gazını gittiğimiz yerden satın almıştık. - Biber gazı gibi kişisel savunma aletlerini de uçak içine alamazsınız. - Çok kez el bagajımda traş bıçağı taşıdım ve sorun olmadı. Jilet boyutu kısa olduğu için sorun çıkarmıyorlar sanırım. - Tırnak törpüsü olarak da uzun süredir 10 cm'yi geçmeyen bir törpüyü yanımda taşıyorum, yıllardır kimse müdahele etmedi. Bu güne kadar kabin bagajına alamadığım için güvenlik kontrolünde kaptırdığım eşyalar: Tirbuşon, İsviçre çakısı, tripod, bol bol jöle. Tirbuşon ve İsviçre çakısına diyecek birşeyim yok, onları çantada unutmuşum ve yakalandım. Bir kez İtalya'dan dönerken tripodu kabin bagajı ile yanıma alamayacağımı söyledikleri için güvenlik noktasında bırakmak zorunda kalmıştım. Ancak daha sonra pek çok kez el bagajımda tripod ile seyahat ettim. Bu durum ülkeye, havayolu firmasına hatta güvenlik noktasındaki memurun psikolojisine göre değişiklik gösterebiliyor, o yüzden dikkatli olmanızda fayda var. Yanımıza hiçbir şey alamayacak mıyız diye endişelenmeyin. Kurallara uyduğunuz sürece yanınıza alabilecekleriniz var elbette. El çantası, kişisel kullanım için olan kamera ve fotoğraf makinaları, tablet, dizüstü bilgisayar, bebek arabası veya puset gibi eşyalarınızı yanınıza alabilirsiniz. Gelelim benim size vereceğim el bagajı ile seyahat etme tüyolarına! Bu tüyoların içinde hem hafif seyahat etme hem de yanınıza alacağınız faydalı malzemeler yer alıyor. Özellikle yurtdışına seyahat ediyorsanız ve ucuz havayollarını tercih ediyorsanız uçuş sırasında içme suyu ikram edilmeyecek. Suya para vermek istemiyorsanız, yanınızda mutlaka bir matara veya su şişesi bulundurun. Pek çok havaalanında ücretsiz içme suyu doldurabileceğiniz çeşmeler bulunuyor, özellikle Avrupa'da bu ücretsiz su çok işe yarıyor. Havaalanında 1 şişe suya 3-4 euro vermekten kurtuluyorsunuz. Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan uçuyorsanız ikinci güvenlik kontrolünden önce çıkış katında bir market açıldı. Su veya diğer içecekler dışarıdaki marketlerle aynı fiyata. Yanınıza su şişesi veya matara almayı unuttuysanız buradan su alıp ikinci güvenlik noktasından önce suyunuzu içip boş şişeyi yanınıza alabilirsiniz. Uçuşunuzdan önce lounge kullanıyorsanız, lounge'dan aldığınız her türlü yiyecek ve içeceği yanınıza alabilirsiniz. Benim yıllar önce Decathlon'dan aldığım katlanabilir bir sırt çantam var. Bu çanta çoğunlukla el çantamda yanımda olur. Eğer yanıma almam gereken şeyler olursa hemen bu katlanmış çantayı açıp 20 litrelik bir ek çanta olarak kullanabilirim. Bir de yanınızda küçük veya orta boy buzdolabı poşetlerinden olursa lounge'dan aldığınız kurabiye, sandviç gibi yiyecekleri saklamanız ve taşımanız kolaylaşır. Ayrıca Duty Free'den aldığınız herşeyi kabin bagajı olarak uçağa alabilirsiniz. Ancak uçağa binerken bunları duty free'den aldığınızı belgelemeniz istenebilir, fişini ve poşetini kaybetmemeye dikkat edin. Aldığınız ürünün satış temsilcisi tarafından poşetlenmesi ve ağzının kapatılarak size teslim edilmesi gerekir. \"Küçücük bir çanta ile nasıl günlerce seyahat edebiliyorsun?\" sorusunun aslında en basit cevabı seyahat tipi ürünler kullanıyor olmam. Yukarıda sıvıları 100 ml'lik kaplarda taşımamız gerektiğini öğrenmiştik. Bütün kozmetik, sağlık, güzellik ürünlerimizi küçük kaplarda taşımamız gerekiyor. Sadece sıvılar değil. Mesela tarak, mesela havlu, bunların hepsi az yer kaplayan ve küçük boyutlarda. Artık pek çok yerde bulabileceğiniz fiber havlular veya peştemal tipi havlular normal bir havluya göre 1/4 daha az yer kaplıyor. Yine yukarıdaki bölümde katlanıp küçücük kalan bir sırt çantasından bahsetmiştim. Şehir içinde gezerken de bu küçük katlanabilir çantayı kullanıyorum. Giysilerim de seyahat tipi. Yani ütü gerektirmeyen, katlandığında az yer kaplayan, birden fazla fonksiyon için kullanılabilen giysiler seçiyorum. Mesela şort olabilen outdoor pantolonlar; hem etek, hem elbise, hem pareo olarak kullanabileceğim etekler gibi giysilerle seyahat ediyorum. Mümkünse tek ayakkabı ile seyahat ediyorum. Ayakkabı bir çantada oldukça fazla yer kaplayabiliyor, bu nedenle gittiğim iklim ve yere göre değişkenlik gösterse de çoğunlukla tek bir spor ayakkabı ile yola çıkıyorum. Eğer sıcak bir sezon ise yanıma ekstra bir sandalet alıyorum sadece. Hepsinden önemlisi genellikle hiçbir şeyin yedeğini fazlasını taşımamaya çalışırım. En kötü ne olabilir ki, eksiğim varsa gittiğim yerden alırım. Bu arada gittiğim yerlerde üşüyüp ceket almışlığım, polar almışlığım vardır. Tüm bunların dışında seyahatler sırasında ekonomi yapmak için el bagajıma mutlaka kuru atıştırmalıklar koyarım. Hatta bazen o kadar çok koyarım ki yolculuk sonunda benimle beraber eve döndükleri dahi olmuştur. Gittiğim yere göre değişse de her istediğimde kaliteli kahve bulamadığım için yanıma birkaç içimlik çekilmiş kahve ve filtre alırım. Kahve düşkünleri neden böyle birşey yaptığımı anlamışlardır. Bütün seyahat sırlarımı tek bir yazıda vermiş gibi hissediyorum. Artık gizli saklı hiçbir şeyim kalmadı. Hafif seyahat etmenin tadını bir kez alınca siz de çok seveceksiniz, inanın. Hayatınızdan eşyaları azalttıkça kendinize daha fazla yer açtığınızı hissedecek, daha fazla özgürleşeceksiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kafa-bi-dunya-gezgin-roportaji", "text": "Kafa Bi Dünya adını ilk Instagram'da görmüştüm. Dünya turu yapan genç bir çift, dünyayı geziyor, çizimler yapıyor, videolar paylaşıyordu. Tabii hemen takibe aldım. Gençlerin gezme tutkusu beni çok heyecanlandırıyor, onları görünce keşke ben de çok daha erken yaşlarda seyahat virüsü kapsaydım demeden edemiyorum. Kafa Bi Dünya'ya geri dönecek olursak; Onur ve Kasia şu an dünya turundalar. Biz de Onur ile hem dünyaya bakış açıları hem de dünya turları hakkında konuştuk. Merhaba. Ben Onur Akkurt. 18 ay önce kız arkadaşım Kasia ile birlikte uzun bir süredir hayalini kurduğumuz ve ismini Kafa Bi Dünya koyduğumuz dünya turu maceramıza başladık. Evlerimizden ayrıldığımızdan bu yana doğuya doğru ilerliyoruz. Şu ana kadar Orta Amerika'ya kadar geldik. Seyahatimiz sırasında anılarımızı, deneyimlerimizi derlediğimiz bir seyahat bloğumuz var. Kafa Bi Dünya'dan önce ben grafik tasarımcısı olarak çalışıyordum. Kasia ise mimar idi. Mesleklerimizden edindiğimiz deneyimlerimizi de seyahatimiz sırasında kullanmaya çalışıyoruz. Ben ziyaret ettiğimiz ülkeler ile ilgili video klipler hazırlıyorum. Kasia ise resim yapıyor. Daha önceleri seyahat ile ilgili yazmıyorduk. Kafa Bi Dünya ile başladı seyahat yazıları. Blog yazmamızın bir kaç sebebi var. Bunlardan bir tanesi kişisel tatmin. Bu dijital bir ortam ve yazdıklarımızı gelecekte açıp okuyabilir ve aynı zamanda dünyaya -büyük ya da küçük ama zararsız- kendimizden bir iz bırakabiliyoruz. Bir diğer sebebi ise okuyucularımıza, seyahat edenlere ya da etmek isteyenlere deneyimlerimizi aktararak fikir verebiliyoruz. Biz diğer seyahat bloglarının çok yardımını gördük. Bir başka sebebi ise bu maceraya atılmadan önce bir çok gezginin hikayeleri bize ilham olmuştu. Belki biz de başkalarına bu yolda ilham olabiliriz. Hazırlık yaparken isim düşünmeye başlamıştık. Seyahatimiz bir dünya turu olacaktı. Aklımızda dünyayı görmekten başka bir şey yoktu. Çevremizdekilere bu konuyu açtığımızda olumlu olduğu kadar deli misiniz, işinize gücünüze bakın diye telkinde bulunanlar da oluyordu. Hem kelimenin tam anlamıyla aklımızda, kafamızda sadece dünyayı görmek olduğu için, hem de bu fikre bir şekilde uçuk bir şekilde bağlandığımız için Kafa Bi Dünya olsun dedik. Bu uzun seyahatten önce gezmek gündelik yaşamdan ve sıradanlıktan kısa bir sürelik kaçış ve yeni yerleri görme gibi geliyordu. 18 ay önce, ilk günlerimizde de böyleydi aslında ancak sürekli seyahat halinde olmaya alışınca şu an seyahat etmenin sıradanlaştığını söyleyebilirim. Rutinimiz sırtımızda çantalarımız ile sınır geçmek, yeni yerler görmek, yeni kültürlerle tanışmak ve yeni tatlar denemek. Bazı şeyler heyecanını yitirmiş olsa da, hiç karşılaşmadığımız bir şeyler ile karşılaştığımızda hala çok keyif alıyoruz. Yola çıkmadan önce hangi ülkeleri görelim, hangi şehirleri ziyaret edelim diye kabaca bir plan yapmıştık. İlk günler daha planlıydık ancak bir süre sonra plan yapmanın seyahatimizi daha da zorlaştırdığını gördük. Kafa Bi Dünya'nın ilk 3 ayında biletlerimizi bir kaç hafta daha önceden alabiliyorduk ama şimdi bir sonraki destinasyonumuzu bir ya da en fazla iki gün önceden kararlaştırabiliyoruz. Hala kabaca bir planımız var tabi. En azından bir ülkeye giriş yaptığımızda bir sonraki ülkenin hangisi olabileceğini kestiriyoruz. Gideceğimiz yerleri ise genel rotamızın üzerinde olup olmadığına göre belirliyoruz. Yol üzerinde olmayıp gitmek istediğimiz yerler de oluyor tabi. Bu yerleri de seyahat bloglarından, rehber kitaplardan ya da yolda tanıştığımız diğer gezginlerden öğreniyoruz. - Moğolistan'daki Gobi Çölü, - Endonezya'nın Pangandaran kasabası yakınlarındaki Yeşil Kanyon, - Filipinler'deki ufak Port Barton köyü, - Ekvator'daki Galapagos Adaları, - Peru'daki Machu Picchu oldu. Gobi Çölü ıssız ve dokunulmamıştı. Port Barton köyü de aynı şekilde bozulmamış ve cennetten çıkma bir yer gibiydi. Galapagos Adaları'nda doğal yaşama hayran kaldım. Machu Picchu ise manzarası sebebiyle aklıma çakıldı. İlk yurt dışı seyahatimi İsviçre'nin Basel kentine yapmıştım. Babam Basel'e göç etmişti ve ben de bir yıl sonra onu ziyaret gittim. Daha sonra Basel'e defalarca kez gittim ve Kafa Bi Dünya'dan önceki son 6 yılımda orada yaşıyordum. Basel'e ilk gittiğimde yabancı dil konusunda çok ama çok çekingendim. İnsanlarla iletişim kurmaya korkuyordum. Galiba o ilk yurt dışı seyahatime geri dönsem insanlarla iletişim konusunda o kadar çekingen olmazdım. En beğenmediğimiz yerlerde dahi bir çok ilginç deneyimimiz oldu. Bir daha gitmem herhalde dediğim yerler var ama başkalarına asla gitmeyin diyeceğim bir yer yok. Mesela Manila'yı tekrar ziyaret eder miyim, bilemiyorum. Bence dünyanın en çirkin şehri olabilir. Yine de iyi ki en azından bir kez gitmişim diyorum. O çirkinlik, kalabalık, telaşe bir arada olunca ilginç bir deneyimdi bizim için. Bugüne kadar seyahatlerinde başınıza gelen en ilginç olay/olaylar neydi? Belki birkaç hikaye anlatırsın bize. Daha seyahatimizin ilk ayında Finlandiya'dan Rusya'ya girerken dağ başında beni 4 m2'lik bir sorgu odasına kitlediler ve 1 saat hiç anlam veremediğim bir şekilde kilitli kaldım. Ne bir haber alabiliyorum, ne soru sorabiliyorum. 1 saat sonra damla güneş gözlüklü, deri ceketli bir ajan geldi beni 15 dakika kadar sorguladı ve ahiretlik sorular sordu. Daha sonra da bir şey demeden saldılar. İtiraf ediyorum, korkmuştum. Rusya'dan çıkarken ise trenden bir tek beni indirip yine sorguladılar. Sorgu odası bu sefer klimalı ve insan görebildiğim bir yer olduğu için bu seferki fena değildi. İlginç hikayelerimizden bir başkası ise Arjantin'de gönüllü olarak bir iş bulduk. Evinde çalıştığımız çift 25 yıl boyunca devasa bir karavan ile dünyayı gezmiş ve daha sonra Arjantin'in Mendoza şehri yakınlarına yerleşmeye karar vermiş Belçikalı çok ilginç bir çiftti. Çiftin erkek olanı geçmişte kimyagerlik yapıyormuş ve anlattığı hikayeleri dinlerken oldukça şaşırıyorduk. Ama adam bize ünlü Breaking Bad dizisindeki ana karakterin kendisinden esinlendiğini ve arşivinden dizi yapımcılarından gelen kontratları gösterdiğinde ağzım iki karış açık kaldı. Gerçek Walter White ile tanışmıştık. Seyahat etmek, uzun seyahat etmek bir tercih meselesi. Biz kariyerimizi ya da düzenli bir hayatı tercih edebilirdik, ama bu düzensiz, günleri geceleri sırtımızda çantalarla geçirdiğimiz, aynı 5 tshirtü 2 yıldır üzerimizden çıkarmadığımız bu yaşamı tercih ettik ve mutluyuz. Gerçekten alıp başımı gitmek istiyorum diyenlere söyleyebilirim ki, sizi sizden başka tutan hiç bir şey yok. - Para önemli, ama olmazsa olmaz değil. Bizim belirli bir bütçemiz var ama seyahatimiz esnasında çok az parayla seyahat eden onlarca gezgin ile de karşılaştık. Dünyanın her yerinde yiyecek ve konaklama karşılığı gönüllü çalışarak seyahat edebilirsiniz. Yolda geçici işler de bulabilirsiniz. Eğer imkan yaratabilirseniz, çevrimiçi çalışarak seyahat edebilirsiniz. - Günü gününe tutan, keskin planlar yapmayın. Yolda tanıştığınız bir gezgin, ya da yerel birisi size bölge ile ilgili bir tüyo verebilir ancak planlarınız dahilinde biletleriniz önceden alındığı için başka şeyleri kaçırabilirsiniz. - Dünyanın her yerinde kötü niyetli insanlar olabileceği gibi bir çok iyi niyetli insan da var ve hiç bir yer aslında bir diğerinden farklı değil. Gözünüz açık olsun ama güvenmeyi de ihmal etmeyin. www. kafabidunya. com deneyimlerimizi paylaştığımız websitemiz. Instagram hesabımız seyahat güncemiz. Youtube hesabımızda ise ziyaret ettiğimiz ülkeler ile ilgili kendi çekimlerimizden oluşan video kliplerimizi yayınlıyoruz. Onur'a samimi cevapları için teşekkür ediyorum. Dünya turu için banka soymak fena fikir değil 🙂 Şaka bir yana yola çıkmak isteyenler için ilham verici bu çifte yolunuz açık olsun diyorum. - BLOG: Kafabidunya. com - Instagram: Kafabidunya - Youtube: Kafabidunya"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kafkaslar-seyahati-maliyeti", "text": "Her yolculuğumun sonunda yaptığım gibi 40 gün süren Kafkaslar seyahati maliyeti ne oldu diyenler için tam liste çıkardım. Doğu Karadeniz, Gürcistan ve Ermenistan'ı gezdiğim seyahatim için maliyet hesabı yapmakta biraz zorlandım çünkü ben yoldayken TL neredeyse %20 değer kaybetti 🙁 Bu nedenle ben de yaklaşık bir ortalama alıp maliyetleri TL olarak vermeye karar verdim. Bu arada seyahatim sırasında masraflarımı takip etmek için Payback adında bir uygulama kullanıyorum. Böylece neye ne kadar verdim kolayca takip ediyorum. Uygulama offline olarak da çalıştığı için internet bağlantısına ihtiyaç duymadan kayıt tutabilmek de iyi oluyor. Normalde seyahat maliyetlerimi dolar olarak maliyet veririm ki 2 yıl sonra yazımı okuyan birine de yazım referans olsun. Ancak seyahate başladığımda 4.8 olan usd kuru döndüğüm gün 7TL'ye kadar çıkınca hesabın içinden çıkmak epey zor olacaktı. 40 gün süren Kafkaslar yolculuğumun toplam maliyeti 6115TL olmuş. Bu maliyete seyahatle ilgili yaptığım ulaşım, konaklama, yeme-içme gibi her türlü masraf dahil. İstanbul'dan yola çıkıp Tiflis'ten yeniden İstanbul'a dönene kadar cebimden çıkan her kuruşu kayıt altına aldım. Günlük ortalama harcamam 152TL olmuş ki, yola çıkarken günlük bütçemi 150TL olarak belirlemiştim, birebir tutturdum. Usd kurunu 5.5 ortalama kabul edersek günlük 27usd harcamam olmuş. Kafkaslar seyahatimde gidiş-dönüş uçak biletlerim, şehir içi ve şehirler arası tüm ulaşım maliyetlerimin toplamı 1564TL olmuş. Toplam ulaşım maliyetimin 681TL'si uçak biletlerim, diğerleri ara ulaşımlar. Ara ulaşımlardan kastım ise, şehirlerarası minibüs veya otobüs ile yaptığım yolculukları kapsıyor. Hem Türkiye'de hem Gürcistan'da hem de Ermenistan'da sık sık şehir değiştirdiğim için ara ulaşımların maliyeti yüksek. Bir de Gürcistan'daki ulaşım fiyatlarında bir tutarlılık yok. Mestia-Ushguli arası 2 saatlik yok 40 Lari iken Tiflis-Kazbegi arası 3 saatlik yok 10 Lari. Türkiye'de, özellikle Doğu Karadeniz'de hostel kültürü yok tabii. Oradalardaki günlük otel maliyetleri 150TL'lerde iken Batum ve Mestia'da hostel geceliğine 20Lari ödedim yani yaklaşık 45TL. Ermenistan'daki hostele ise 85TL civarında bir para verdim. Bazı yerlerde çadır konaklaması için para vermezken bazı yerlerde 20-25TL verdim. Yani konaklama maliyeti için bir standart ortalama vermek gerçekten zor. Seyahatim sırasında 1541TL ile en yüksek üçüncü büyük harcama kalemi yeme-içme olmuş. Kahvaltılarımı çoğunlukla kaldığım yerlerde, öğle ve akşam yemeklerimi ise dışarıda veya kendim yaparak geçirdim. Günlük 38,5TL üç öğün için fena değil. Ben alkol tüketmeyi de sevdiğimden ona da epey para harcamışımdır. Alkol olmasa günlük 30-35TL civarında olurdu sanırım maliyetim. Ermenistan'da ulaşım Gürcistan kadar rahat olmadığı için Erivan'da 2 kez günübirlik turlara katıldım, bunların toplamı 553TL'ye denk geldi. Bu turlar dışında bütün seyahatimi kendim organize ettim. Diğer harcamalarım 496TL tutmuş, bu rakamın içinde; internet paketi, müze girişleri, hediyelik, Ermenistan vizesi, laundry gibi harcamalarım var. - Giresun - Tirebolu - Trabzon - Trabzon Manastırları - Hamsiköy - Gümüşhane - Santa Harabeleri - Karaca Mağarası - Rize Yaylaları - Çinçiva - Makrevis - Huser - Avusor - Gito - Elevit - Kavrun - Ayder - Çayeli - Fındıklı - Artvin Yaylaları - Borçka - Şavşat - Erivan - Sevan Gölü - Manastırlar Planladığım bütçe içinde kalarak seyahatimi tamamlamış olmaktan dolayı da çok mutluyum 😊 Çok daha ekonomik bir şekilde bu gezi yapılabilir miydi derseniz tabii ki mümkün ancak ben hem keyfimden ödün vermeyip hem de ekonomik bir seyahat hedeflemiştim, hedefimi tutturdum. Yeni döviz kurları ile daha tutumlu olmamız gerektiği kesin. Döviz kurlarına rağmen yolda kalmaya devam edin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kalkan-gezilecek-yerler", "text": "Akdeniz'in cennet köşelerinden biri, muhteşem plajları, birbirinden zengin antik kentleri ve zorlu kanyonları ile Kalkan'a gidiyoruz bugün. Antalya'nın Kaş ilçesine bağlı olan Kalkan son yıllardaki hızlı büyümesi ile Kaş'ı gölgede bırakmaya hazırlanıyor. Kaş'ı gölgede bırakır, bırakamaz ayrı bir tartışma konusu olsa da gelin birlikte Kalkan'ı gezelim, Kalkan'da gezilecek yerler, Kalkan'a nasıl gidilir, Kalkan'da nerede kalınır bakalım. Eğer kendi aracınızla Kaş'a doğru geliyorsanız denizi gördükten kısa bir süre sonra Kalkan'a ulaşacaksınız. Teraslı yapısı, dik tepelere yerleşmiş evleri ile hemen dikkatinizi çekecek. Kalkan'a uçakla gelmek için Dalaman Havalimanı'nı kullanmanız gerekiyor. Dalaman Havalimanı'ndan Kalkan yaklaşık 120 km mesafede. Buradan transfer aracı ayarlayabilir veya araç kiralayabilirsiniz. Transfer araçları 60TL'ye sizi taşıyor. Otobüs ile Kalkan'a gelmek isterseniz, Kaş'a gelen otobüs firmalarını kullanarak Kalkan'da inebilir veya Fethiye otogarından direkt Kalkan otobüslerine binebilirsiniz. Kalkan'da konaklamak için pansiyonlardan otellere pek çok seçenek var. Kalkan'ın dik yamaçların üstüne kurulmuş olduğundan bahsetmiştim, bu kat kat teraslı yapı her bir binanın muhteşem bir manzaraya sahip olmasını sağlıyor. Kalkan'daki harika manzarada ev rahatlığını yakalamak için Kalkan'da villa kiralama en çok tercih edilen konaklama seçeneklerinin başında geliyor. Eğer arkadaşlarınızla kalabalık bir grup olarak Kalkan'a gelecekseniz Kalkan kiralık villa seçenekleri arasındaki büyük villaları tercih edebilirsiniz. 4 kişilik villaların gecelik fiyatları 200 TL-300 TL arasında değişiyor yani kişi başı 50-75TL civarında çok güzel ve manzaralı bir villada konaklayabilirsiniz. Kalkan'a nasıl gidilir, Kalkan'da nerede kalınır konularını hallettiğimize göre artık gezmeye başlayabiliriz. Kalkan'da gezilecek yerler listesinde yer alan yerleri görmenin en iyi yolu araç kiralamak. Kuşkusuz Kalkan'ın en dikkat çekici ve fark yaratan özelliği plajları. Kaputaş Plajı dünyaca ün salmış, doğa harikası plajlarımızdan biri iken Patara plajı ülkemizdeki en uzun kumsallardan biri. Fırnaz Koyu ise bölgenin en bakir koylarından biri. - Kalkan Halk Plajı - Patara Plajı - Kaputaş Plajı - Fırnaz Koyu Kalkan merkezi herhangi bir antik yerleşime ev sahipliği yapmasa da Patara, Letoon ve Xanthos Antik Kentleri bölgenin en önemli antik şehirleri. Buraları gezerken yanınıza müze kartınızı almayı unutmayın. - Xanthos Antik Kenti - Letoon Antik Kenti - Patara Antik Kenti Coğrafi olarak zorlu olduğu kadar bir o kadar da güzel bir bölgedeyiz. Kanyonlar, yaylalar, harika manzaralara sahip köyler Kalkan gezinizin tadına tat katacak. - Saklıkent Kanyonu - Mavi Mağara - Bezirgan Köyü / Yaylası - Gömbe Yaylası - İslamlar Köyü Kalkan, Kaş gezinizin önemli duraklarından biri olmaya aday! Gezi planı yaparken Kalkan ve çevresini mutlaka listenize alın. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kamp-malzeme-listesi", "text": "Kamp için gerekli malzemeler nelerdir, kamp malzemeleri listesi, kampa gitmeden önce bilmeniz gerekenler, yaz kampı için gerekli malzemeler ve çok daha fazlası bu yazımda sizi bekliyor. Pandemi ile birlikte kamp yapanların sayısında ciddi bir artış var. Bu yaz da şüphesiz kamp yapmak en çok tercih edilen tatil yöntemlerinden biri olacak. İlk kez kampa gidecekler için en büyük soru \"Kampa giderken yanımıza ne alacaktık, kamp için gerekli malzemeler neler?\". Kampa gittiğinizde konforlu ve keyifli zaman geçirebilmeniz için ve tabii bir kontrol listesi olsun diye kamp malzemeleri listesi yazısı hazırladım, kamp yapmayı planlayan herkesin işine yarayacak öneriler için okumaya devam edin. Ben genelde kampa arabayla ya da bir dağcılık kulübü ile gittiğim için eşyaları çoğunlukla sırtımda taşımam gerekmiyor, bu yazıda yer alan kamp malzemeleri listesi de buna uygun olarak hazırlandı. Eğer sırt çantası ile kampa gidecekseniz aşağıdaki listede yer alan malzemelerin hepsini yüklenip gitmeyin sakın. Sırt çantalı her türlü seyahatte çantanızı ne kadar hafif tutarsanız seyahat konforunuzun o kadar yüksek olacağını unutmayın. Sırt çantası ile çıktığım Likya Yolu Yürüyüşü yazıma göz atmanızı öneririm. Bir diğer önemli not ise listede yer alan malzemelerin hepsini almanızın zorunlu olmaması. Baltanız yok diye kamp yapamama gibi bir durum yok yani. Bazı internet sitelerinde gördüğüm listeler gerçeklikten oldukça uzak olabiliyor. Bu nedenle aşağıdaki kamp malzemesi listelerinde mutlaka edinmeniz gerekenlerin yanına yıldız ekledim. Kampa gidiyoruz, tabii ki önceliğimiz kamp malzemeleri. \"İnsan kampa giderken kamp malzemelerini unutur mu?\" demeyin, matsız tulumsuz kampa giden arkadaşlarım oldu, kamp yerinden yatak, yastık, battaniye isteyen çok insanla karşılaştım. O yüzden siz kontrol listesini göz önünde tutun. Bu liste, profesyonel dağcılık bilgisi gerektirmeyen, daha önce kamp deneyimi az olan veya hiç olmayan insanlar için hazırlanmıştır. Mevsime, hava durumuna, gidilecek olan bölgeye göre malzemelerde farklılıklar olabileceğini göz önünüze almanız gerektiğini hatırlatarak başlayayım. Kamp yapmak için olmazsa olmaz tabii ki bir kamp çadırı. Seyahat edeceğiniz zaman ve yere uygun bir çadır seçmeniz önemli. Yazlık çadırla sakın dağa gitmeyin mesela. Çadırın hava alması, güneş veya soğuktan en az şekilde etkilenmesi, çadırı kaç kişinin kullanacağı gibi pek çok değişken var çadır seçiminde. İhtiyacınızı doğru belirleyip ona göre bir çadır satın alın. \"Nasıl bir çadır alayım?\" sorusu bana sık sık geliyor. İlk kez kamp yapacaksanız, 3 mevsim kullanabileceğiniz, maliyeti yüksek olmayan bir çadır almanızı öneriyorum. Çadırınızın alt bölümü ince ise, nemli bir zeminde kamp yapacaksanız gibi durumlar için bir çadır koruyucusu da bulundurmanız iyi olur. Decathlon'un başlangıç seviyesi çadırları veya Evolite, Loop, Husky marka çadırlar bütçenizi çok yormaz. Kamp konusunda deneyim kazandıkça nasıl bir çadıra ihtiyacınız olduğunu çok daha net anlayacaksınız. Benim farklı durumlar için 3 farklı çadırım var: Biri tek başıma seyahat etmek için kullandığım, Decathlon'un 2 kişilik diye geçen çadırı, biri eşimle birlikte kamp yaparken kullandığımız Decathlon'un 3 kişilik çadırı, diğeri de dağcılık faaliyetlerinde kullandığım yine Decathlon'un hafif ve rüzgar dayanıklılığı olan, ultra light kategorisinde bir çadır. Çadırda kalırken en önemli konuların başında uyku kalitesi geliyor, çünkü çadıra çoğunlukla sadece uyumak için giriyorsunuz. Çadırlarda olduğu gibi uyku tulumları için de seçenek çok. Yaz aylarında yapacağınız bir kampta kullanacağınız tulum ile bahar veya kış kamplarında kullanacağını tulum aynı olmamalı. Kamp yapacağınız yerin sıcaklığına bakarak kullanacağınız uyku tulumu çeşidini seçmelisiniz. Konfor derecesi -5 civarında bir uyku tulumu bahar ve yaz aylarında işinizi görür. Kış kampı için mutlaka daha konforlu yani soğuk havada sizi koruyacak bir ürün almalısınız. Eğer yazın çok sıcak bir dönemde kamp yapıyorsanız o zaman en ince \"festival tulumu\" diye geçen tulumlar dahi işinizi görecektir, hatta bir pike. Ancak yaz da olsa Karadeniz veya yüksek bir yerde kamp yapacaksanız, akşamları hava sıcaklığının düşeceğini göze almalı ve ona göre bir tulum seçmelisiniz. Uyku tulumunda maliyeti etkileyen 2 faktör var: ilki konfor derecesi yani sizi kaç dereceye kadar sıcak tutacağı, ikincisi ise ağırlığı. Hem hafif olsun hem beni soğuktan korusunda derseniz cüzdanınızı biraz geniş açmanız gerekecek. Decathlon, Husky, Evolite, Loap gibi markaların ürünleri amatör kamplarınız için yeterli olacaktır. Bende üç farklı uyku tulumu var. Biri yazlık ve çok hafif, sırt çantalı seyahatlerimde hostellerde de kullanmak için mutlaka çantamda bulunduruyorum. Bir diğer Loap marka -5 konfor seviyesinde bir tulum. Son olarak yazın sadece üstüme sermek için kullandığım festival tipi denen ucuz basit bir tulum. Çadırda uyumanın belki de en zor yanı dar ve sert bir zeminde uyumak. Benim için ise en rahat yataktan bile rahat. Çadırda uyku konforu için standart mat, şişme mat veya şişme yatak kullanabilirsiniz. Ben uzun zamandır şişme mat kullanıyorum, hem taşıma konforu fazla hem de uyuma konforu. Standart veya şişme mat alırsanız kalınlığına dikkat edin. Çok ince bir mat, direk yerde yatıyormuşsunuz hissi verebilir. Eğer sırt çantası ile kampa gidiyorsanız mat tercih etmelisiniz. Ancak araç ile gidiyor ve ben konforumdan vazgeçmem diyorsanız o zaman şişme yatak tercih edebilirsiniz. Şişme yatak götürdüğünüzde şişirmek için aparatlarını da taşımanız gerekeceğini unutmayın. Yatağın bir parçası da elbette yastık. Şişme yastıkları tercih edebileceğiniz gibi benim gibi kıyafet torbanızı yastık olarak kullanabilirsiniz. Kamp hayatı konfor alanımızdan çıkmayı gerektirir. Hava karardıktan sonra çadırın içinde bir şey aramanız gerektiğinde, tuvalete gitmeniz gerektiğinde ve daha pek çok durumda aydınlatmaya ihtiyacınız olacak. Ben kafa lambasını çok daha pratik bulduğum için kafa lambası kullanıyorum, siz isterseniz farklı tipte kamp lambaları da tercih edebilirsiniz. Bunlar pille çalıştığı için bir sürpriz ile karşılaşmamak için yanınızda yedek pil olduğundan da emin olun. Kamp hayatı konfor alanınızdan çıkmayı gerektirir dedik ama masa sandalye için yeriniz varsa büyük rahatlık sağlar. Bazı organize kamp alanlarında kamp masaları olsa da gittiğiniz yerde neyle karşılaşacağınızdan emin değilseniz kendi oturma takımınızı yanınıza almanız iyi olur. Açılır kapanır masa ve sandalyeler artık renk renk, boy boy, marketlerde dahi bulabiliyorsunuz. Eğer sırt çantası ile yola çıkıyor ve yine de kamp sandalyem olsun diyorsanız bisikletçiler için tasarlanmış çok daha küçük sandalyeler var, onları tercih edebilirsiniz. Gerekli çamaşır meselesi herkes için çok değişken olsa da. Uzun konçlu bir çorap, gece soğuk riskine karşı kalın bir ceket, polar ve benzeri birşey mutlaka yanınızda olsun. Yağmurluk hiç beklenmeyen zamanlarda bardaktan boşanan kamplarda hep çok işe yarar. Onun dışındakiler tamamen kendi tercihinize kalmış, bu nedenle bu maddeye yıldız koymadım. Bu listeyi ben kendi kontrol listem olarak da kullandığım için unutmamak adına listeye Buff ekledim. Ben buffı saç tokası, boyunluk, bere hatta gerektiğinde sıcak birşeyi tutmak için gibi farklı amaçlarla kullandığım için seyahatlerimde yanımda hep en az 2 buff taşırım. Kampa giderken en lazım olan ama en çok unutulan şey çöp torbasıdır. Kamp yaptığınız yerde geride herhangi bir kalıntı bırakmamak için yanınıza mutlaka çöp torbası alın. Bu torbalar bazen kirli çamaşır torbası, bazen de yağmurdan korunmak için yağmurluk olarak da işe yarıyor. Yeri gelmişken kamp yaptığınız yeri nasıl bulursanız bulun temiz bırakmayı unutmayın! Artık neredeyse tüm akıllı telefonlarda bulunan uygulamaları olsa da, buraya hatırlatma amaçlı yazmak iyi olur. Telefonunuzda hala yoksa bir uygulama indirebilirsiniz. Yolunuzu kaybederseniz işinize yarayacaktır. Yolunuzu kaybetmeniz durumunda başkalarının sizi kolayca bulabilmesinin bir yolu da düdük çalmaktır. Boynunuzda veya cebinizde bir tane bulundurmanız faydalı olacaktır. Yine çoğunlukla ihmal edilen bir kalem ilk yardım malzemeleridir. Klasik bir ilk yardım çantası yanınızda her zaman bulunsun. Doğada başınıza ne geleceğinizi bilemezsiniz. Bazen küçük bir şişe amonyak hayat kurtarabilir. Bir de düzenli kullandığınız ilaçlar varsa yanınıza almayı unutmayın. Size selo bant gibi gelse de Duct Tape daha çok yapı marketlerde bulabileceğiniz daha kalın bir bant tipi. Yırtılan çadırınızı tamir etmekten tabanı yarılan ayakkabı veya terliğinizi birleştirmeye kadar aklınıza gelen gelmeyen birçok işe yarar. Ben normal seyahatlerde yanıma ince bantlardan kamplarda ise Duct Tape almaktan vazgeçmem çok işe yarıyorlar. Tabii bir de kamp keyfime kimse karışamaz ürünleri var ki bunların en başında hamak geliyor. Eski tip örme hamaklardan yeni tip katlanınca el kadar olanlarına kadar geniş bir yelpazede çeşit çeşit hamak bulabilirsiniz. Hatta sineklikli olanlarından alıp geceyi hamakta geçirmeyi de düşünebilirsiniz. keyif ürünleri demişken kamp duşundan kamp tuvaletine, kamp sobasından şişme koltuklara kadar kamp konusu çığrından çıkmış durumda. Siz başta da dediğim gibi zamanla kendi tarzınızı belirleyerek ihtiyacınıza uygun ürünleri alacaksınız zaten, ilk seferde çok abartmayın. Kampa gidince sadece yiyip içmiyoruz, bol bol yürüyoruz diyenlerden misiniz? Hazır doğadayken biraz çevre keşfi yapıp yürüyüş yapmak isteseniz aşağıdaki malzemeler işinize yaracaktır. Bu malzemelerin doğa yürüyüşü yapmayı planlayanlar için geçerli olduğunu unutmayın. - Yürüyüş yapılacak yerin durumuna bağlı olarak baton, tozluk - Yürüyüş için küçük sırt çantası - Polar ve yağmurluk. Doğa yürüyüşleri için ekipman önerileri yazımda detaylı önerilerim var, oraya da bir göz atın. - Gölge olmama riskine karşı gölgelik veya şemsiye - Deniz havlusu - Sandalet veya terlik : Terlik çadır kamplarında çok iş görür, mümkünse parmak arası olmayan çorapla giyilebilen bir terlik en kullanışlısıdır. Çünkü çadıra her giriş çıkışta ayakkabı giyip çıkarmak bir yerden sonra eziyet oluyor. - Şapka - Tabii ki güneş koruyucu krem - Tuvalet kağıdı - Kağıt havlu - Islak havlu - Sabun - Diş macunu ve fırçası Veee kampın en eğlenceli kısmı, elbette yeme-içme kısmı. Aşağıdaki kamp için mutfak malzemeleri listesi biraz uzun görünebilir ama sonra bana çok duacı olursunuz. - Gidilecek yerde içme suyu yoksa su ve/veya su filtesi - Kamp ocağı ya da tüp - Kibrit ve çakmak - Çatal, Kaşık, Bıçak, Tabak - Tencere-tava seti - Çaydanlık - Bardak: ben termos bardak alıp o bardağı her amaç için kullanıyorum. Böylece hem daha az plastik veya kağıt bardak kullanmış oluyorum, hem de tek bardakla işimi görmüş oluyorum. - Bulaşık bezi ve deterjanı - Tuz, baharat, şeker - Çay, kahve - Termos - Ambalajlı gıda, çerez - Mangal - Mangal yanacaksa odun, kömür - Çakı veya bıçak - Tel ızgara - Ekmek - Yağ - Meyve - Kalacağınız güne ve öğüne göre yiyecek - İçecekler - Maşa - Aliminyum folyo - Yiyecekleri soğuk tutmak için buzluk ya da yerini tutacak birşey Yukarıda da belirttiğim gibi bu listeyi ben kendime kontrol listesi olarak kullandığım için kendi ihtiyacım olan herşeyi listeye ekledim. Sizin de ihtiyacınız olabilir. - Güneş gözlüğü - Güneş koruyucu krem - Yanık kremi - Kas ağrıları için krem - Antibiyotik krem - Böcek savar - Defter, kalem - Kitap, dergi Bu kısım tamamen size kalmış elbette. Ancak pek çok kamp alanında elektrik bulmak zor olacağı için bir yedek batarya bulundurmanız çok iyi olur. - Fotoğraf makinası, Gopro gibi kamptaki keyifli anlarınızı kayıt altına almak için ne lazımsa - Yedek bataryalar, powerbank - Müzik için gerekli ekipman - Yedek hafıza kartları Kamp yapmanın tadını bir kez alan artık kamp yapmayı bırakamaz. Yukarıdaki malzemeler belki ilk kampınız için eksiksiz olmayacak ama zamanla eksiklerinizi tamamlarsınız. Kendinize bir kontrol listesi yapabilmeniz için Kamp malzemelerini listesi pdf olarak hazırladım, ayrıca aşağıda görsel olarak da bulabilirsiniz. Kamp malzemeleri listemi faydalı bulduysanız arkadaşlarınız ile paylaşmayı unutmayın! Kamp keyfiniz bol olsun. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Kamp malzemeleri listesi, kampa çıkmadan önce en çok dikkat edilmesi gereken nokta. Sonra gereksiz görünen bir malzemenin eksikliği tüm kamp boyunca hissedilebiliyor. Bu yüzden malzeme listesini gözden kaçırmamakta fayda var."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kapadokyada-gezilecek-gorulecek-yerler", "text": "Kapadokya Türkiye'deki en özel, en güzel, en görülmesi gereken yerlerden biri. Türkiye'de mutlaka görülmesi gereken yerler listesi yapsam -sanırım yapmadım- ilk beşe mutlaka girer. Kapadokya; Niğde, Nevşehir, Kayseri, Kırşehir ve Aksaray sınırlarını içeren geniş bir bölgeye verilen isim. Erciyes ve Hasandağı'nın lavlarını karşılıklı püskürtmesi ve milyonlarca yıl rüzgar ve yağmurun bu volkanik bölgeyi aşındırmasıyla oluşan büyülü kayalar zaman içinde yerleşim ve ibadet için kullanılınca da doğanın mucizesi insanın sanatıyla buluşmuş... Kapadokya gezi planı yapanlar için Kapadokya'da gezilecek yerler listesini hap gibi kısa ve öz bir şekilde hazırlayayım dediğimde bu yazı ortaya çıktı. Sizin de önerileriniz varsa yorumlara eklemeyi unutmayın! Kapadokya geniş bir alanı kapladığından ilk kez gidecek olanlar için gezi rotası oluşturmak bir miktar kafa karıştırıcı olabilir, özellikle de bir tur ile değil de kendiniz gidiyorsanız iyi bir ön araştırma yapmanız iyi olacaktır. Aşağıda yer alan Kapadokya haritası, bölgede görülecek yerlerin konumlarını net olarak anlamanız için yol gösterici olacak. Zamanınız kısıtlı ile kırmızı hatta yer alan noktaları gezmenizi, zamanınız varsa yeşil hattı da rotanıza dahil etmenizi öneririm. Aşağıda sıraladıklarım Kapadokya bölgesindeki en popüler yerler, buraları hakkıyla gezmek için 4-5 güne ihtiyaç var aslında. Bunlar dışında harika hiking, trekking rotaları var. Bütün konakları tek tek gezmek günleri alır, ya da bazılarını listeden çıkarıp daha kısa tutulabilir. Kapadokya'nın en merkezi ve en hareketli yeri Göreme, ben de yazının devamında görülecek yerleri Göreme'den mesafesine göre paylaşmaya çalıştım. Görülecek yerlerin kesişme noktası olmasının yanı sıra Göreme Açık Hava Müzesi'ne de ev sahipliği yapıyor. Bu müze kesinlikle görülmeyi hak ediyor. Müze kartınızla giriş yapabiliyorsunuz ama bazı kiliselere girişte ayrıca ödeme yapıyorsunuz. Bir rehberle gezerseniz, Piri Guide kullanırsanız ya da bir rehber kitap edinirseniz müzeyi gezerken daha anlamlı olur. - Göreme Milli Parkı, - lmalı Kilise, - St. Barbara Şapeli, - Yılanlı Kilise, - Tokalı Kilise, - Sandal Kilisesi, - Karanlık Kilise. Göreme Milli Parkı, Türkiye'de Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan yerlerden biri. Türkiye'den Unesco Dünya Kültür Mirası Listesindeki 19 Yer yazım ilginizi çekebilir. Göreme aynı zamanda sıcak hava balonlarının da en yaygın olduğu yer. Sabah gün doğumunda balonla havalanıp Kapadokya'nın büyülü vadilerini yukarıdan izlemek muhteşem bir deneyim. Bütçeniz elverirse mutlaka deneyimlemenizi öneririm. Ortahisar Kalesi, Kapadokya bölgesinde gün batımını en iyi izleyebileceğiniz gün batımı noktalarından biri. Ortahisar çevresinde son yıllarda çok sayıda otel, restoran ve kafe açıldı. Gün batımını buralardan izlemek mümkün olsa da kaleye çıkmak en güzeli. Temenni Tepesi, Asmalı Konak, Şarap Üreticilerinin Yerleri, Mustafapaşa eski adıyla Sinasos Ürgüp ve yakın çevresinde görülecek en güzel yerler. Altıkapılı Türbe, Temenni Tepesi Türbesi, Rum Hamamı'nı da listenize ekleyebilirsiniz. Ürgüp'te romantik bir restaurant önerisi isterseniz; ZİGGY Cafe. Uçhisar Kalesi bölgeyi panoramik olarak göreceğiniz en yüksek nokta. Kaleye gün batımına doğru çıkarsanız güzel bir manzara izleyebilirsiniz. Çavuşin Açıkhava Müzesi, Kapadokya'ya gelenlerin listesinde çoğunlukla yer almaz. Ancak bence mutlaka görülmesi gerekenler yerler arasında olmalıdır. Peribacalarının en yoğun olduğu bölgelerden biri Paşabucağı. Bu nedenle Kapadokya rotanızda mutlaka olması gereken yerlerin başında geliyor. Zelve Vadisi, Zelve Açık Hava Müzesi, Deve Kayası o çevrede görebileceğiniz. Kapadokya manzarası izleyebileceğiniz noktalardan bir diğeri de Güvercinlik Vadisi girişi. Yazı ayrı kışı ayrı güzel Kapadokya'da vadi içinde yürüyüş yapabileceğiniz yerlerden biri de burası. Akşam gün batımına yakın saatlerde giderseniz güzel bir manzara izleyebilirsiniz. Kapadokya'ya ilkbahar ve sonbahar aylarında peribacaları arasında yürüyüş yapmak için gelebilirsiniz. Güvercinlik Vadisi, Aşk Vadisi ve Kızıl Vadi yürüyüş için farklı rotalar. Ben Çavuşin'den başlayan Kızıl Vadi rotasını yürümüştüm, çok keyifli, zorlu olmayan güzel bir rota. Avanos, Göreme'den sadece 8 km mesafede, içinden Kızılırmak nehri geçen çok güzel bir şehir. Avanos'ta çömlekçiler, Alaaddin Cami, Saruhan Kervansarayı, Taş Köprü, bölgenin en önemli kilisesi olan Vaftizci Yahya Kilisesi mutlaka görmenizi önereceğim yerler. Avanos'un ara sokaklarında gezmek için de mutlaka zaman ayırın. Çömlekçilerde kendi çömleklerinizi de yapabilirsiniz, benim nasıl yapamadığımı aşağıdaki videomda izleyebilirsiniz. Videoya gitmişken kanalıma abone olmayı unutmayın. Kapadokya'ya gittiğinizde bir akşamınızı sema gösterisi izlemeye ayırabilirsiniz. Saruhan Kervansaray'ında sema gösterileri düzenleniyor. Gün ve saatlerini girmeden arayarak öğrenebilirsiniz. Ihlara Vadisi, Göreme'ye yaklaşık 80 km mesafede bulunuyor. Yaklaşık 10 km uzunluğundaki vadi Melendiz Çayı boyunca uzanıyor. Vadi boyunca yürüyüş hattına eşlik eden kaya kiliseleri sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıyor. Vadiyi yürümek isterseniz, vadinin tepesindeki lokantaların yanından merdivenle vadiye inip patikaları takip edebilir. Kapadokya Bölgesi yeraltı şehirleri ile ünlü. En ünlüsü Derinkuyu, benim en sevdiğim Kaymaklı, Özkonak ve Özlüce en bilinenleri. Henüz turizme açılmamış başka pek çok yeraltı şehri olduğu da tahmin ediliyor. Bazı noktalarını neredeyse sürünerek geçmeniz gereken yer altı şehirlerinin en bilineni Derinkuyu, Göreme merkeze 35 km mesafede yer alıyor. Derinkuyu'ya gitmişken hemen girişindeki Üzümlü Kilise'yi de mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. - Hacıbektaş Veli Müzesi ve Türbesi - Hacıbektaş Arkeoloji ve Etnografya Müzesi - Atatürk Evi Doğu Roma sanatının en güzel örneklerinden biri sayılan Gümüşler Manastırı, yekpare kayaya derinlemesine kazılmış bir kaya kilisesi olarak karşımız çıkıyor. Niğde'ye bağlı Gümüşler Köyü'nde bulunan manastır Göreme'ye 80 km mesafede yer alıyor. 8-12. yüzyıllar arasında kayaya oyularak yapılmış olan manastırın duvar işlemeleri de eşsiz. Az bilinen, mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri daha! Kayseri il sınırları içerisinde, merkeze 70 km mesafede bulunan Sultan Sazlığı, son yıllarda yılkı atlarının fotoğraflanması ile oldukça popüler oldu. Esasen burası kuş cenneti olarak geçen birinci derece bir sit alanı. Hem sazlık hem çok sayıda kuş türü hem de atları ile görülmeye değer bir doğal cennet desek yalan olmaz. Erdemli Köyü Kaya Kiliseleri Bu öneriyi hiçbir yerde bulamazsınız! Erdemli Köyü Kaya Kiliseleri'ni görmek için; araç ile Kayseri'den Niğde yakınlarındaki Gümüşler Manastırı veya Sultan Sazlığı'nı görmek için yola çıktıysanız yol üstünde \"Kaya Kiliseleri\" tabelası göreceksiniz. Yeşilhisar ilçesine gelmeden birkaç km önce ana yoldan Erdemli Köyü'ne doğru saptıktan sonra 4 km içeriye doğru devam ettiğinizde köyün içinden tekrar tabelayı göreceksiniz. Arabamızı bırakıp tabelanın gösterdiği yöne bir su yoluna doğru devam ettik, yolda da orada yaşayan biriyle karşılaştık. Kaya kiliselerinin yanı sıra oldukça büyük bir yerleşim yeri bizi bekliyordu. Muhtemelen sadece oralarda yaşayanların bildiği ve keşfedilmeyi bekleyen bir kaya şehri keşfetmiştik. Etrafta hiç insan olmayınca, kuş sesleri ve kelebekler eşliğinde dereyi biraz takip ettik. Dereyi takibe devam ederseniz \"Keşlik\" rotası adıyla bilinen yürüyüş yoluna bağlanabiliyorsunuz tabelalara göre. Türkiye'de son zamanlarda yürüyüş rotalarının tabelalamalarında dikkat çekici bir artış var, çok sevindirici. Kapadokya'ya gelmişken Kayseri'yi gezi rotanıza eklemeyi düşünebilirsiniz; Kayseri'de Gezilecek Yerler ve Kayseri Gezi Rehberi yazıma da göz atın! Kapadokya'nın merkezi benim için Göreme. Göreme'den sonra en bilinen yerler ise Ürgüp ve Uçhisar. Bunlardan herhangi birinde kalıp gidilmesi gereken yerlere ulaşabilirsiniz. Kapadokya'ya gidilince tabii mağara ya da taş oteller kalmak için en otantik yerler. Son zamanlarda sayıları arttıkça hizmet kalitesi de artmış. Birbirinden keyifli konaklama seçenekleri ve restoranlar açılmış. Göreme'de sıcak samimi bir otelde konaklamak isterseniz Historical Göreme House, Uçhisar'da konsept bir otelde konaklamak isterseniz Millstone Cave Suites, Göreme'de lüks bir otelde konaklamak isterseniz Kapadokya Hill. Gittiğiniz yerlerden yöreye özgü ürünler almayı seviyorsanız Kapadokya'dan alacak çok fazla şey bulabilirsiniz. Avanos'ta yapılan muhteşem seramik işleri, evlerde yapılarak hediyelik olarak satılan bez bebekler, Kapadokya ve çevresinin volkanik arazilerinden çıkarılan oniks taşından ürünler ve tabii ki Kapadokya'nın artık meşhur olan şarapları gitmişken alabilecekleriniz. Kapadokya ülkemizin en güzel bölgelerinden biri. Mutlaka zaman ayırıp görmenizi şiddetler öneririm. Bu yazıda yer alan yerleri içerecek şekilde rotanızı oluşturabilir veya tur firmalarının örnek programlarına bakabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kapikaya-kanyonu-adana", "text": "Adana denince akla sadece yemek gelmemeli. Toroslara sırtını dayamış, bereketli Çukurova'yı bağrına almış bu şehirde birbiriyle yarışan, az bilinen çok sayıda doğal güzellik var. Bunlardan biri de Adana'da mutlaka görmeniz gereken yerlerden olan KAPIKAYA KANYONU! Kapıkaya kanyonu nerede, yol tarifi, giriş ücreti var mı, kamp ve piknik alanları, Varda Köprüsü ile mesafesi ve çok daha fazlası bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Çakıt Çayı, 200 metre yükseklikteki kanyon duvarlarının arasından geçerek denize ulaşırken 20 kilometrelik bir kanyon oluşturmuş. Bu 20 km. lik kanyonun içinde 7.2 km'lik bir yürüyüş parkuru var. Gidiş-dönüş yürümek isterseniz 14 km'den uzun bir rota. Rota üzerinde Bahçecik Şelalesi bulunuyor. Kapıkaya Kanyonu, eskiden ulaşım amacıyla da kullanılmış, eski posta yolu imiş. Kapıkaya Köyü girişinde Adnan Menderes Posta Yolu Mesire Alanı yer alıyor. Kanyonun bir ucu da Çakıt Çayı'nın yer altına girip tekrar yer yüzüne çıkması ile oluşan Yerköprü Şelalesi'nin bulunduğu nokta. Burada da bir mesire yeri bulunuyor. Bahçecik Şelalesi ile Yerköprü Mesire Alanı arasında araç ile ulaşım mümkün. Kanyona gelip iyi vakit geçirmek isterseniz, doğa yürüyüşüne uygun ayakkabı ve kıyafet tercih etmenizi öneririm. Doğa yürüyüşü sevenler için muhteşem güzellikte bir rota, mutlaka zaman ayırın! \"Kapıkaya Kanyonu nerede?\" diye soracak olursanız; Adana'nın Karaisalı ilçesi sınırlarında yer alıyor. Kanyon Adana merkeze 56 km mesafede, Karaisalı ilçesine ise sadece 6 km mesafede yer alıyor. Kanyonun yürüyüşe açık olan bölümü, Karaisalı ilçesi Kapıkaya Köyü'nden başlıyor, Çakıt Çayı boyunca 7.2 km devam ediyor ve Yerköprü Mesire Alanı'nda son buluyor. Kanyonunun Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Kanyona kendi aracınız ile ulaşmak için; Adana üzerinden gelecekseniz, en hızlı ve kolay yol önce Karaisalı ilçesine gelmek, oradan batıya dönerek kanyonun Adnan Menderes Posta Yolu Mesire Alanı girişine ulaşmak. Yol boyunca yönlendirme tabelaları da olduğundan bulmakta zorlanmazsınız. - ilki Karaisalı ilçesine gelerek buradan köy minibüslerine binmek veya otostop yapmak, - ikinci seçenek ise tren ile Haçkırı tren istasyonuna gelip 5 kilometre kanyona doğru yürümek. Kanyona geldiyseniz rotanıza Varda Köprüsü'nü de eklemeyi unutmayın. Kapıkaya Kanyonu ile Varda Köprüsü arası mesafe araç ile yaklaşık 15 kilometre. Yürümek isterim derseniz; Varda Köprüsü ile Kapıkaya Kanyonu'nu birbirine bağlayan 5.5 km uzunluğunda bir yürüyüş rotası var ancak rota üzerinde yer alan asma köprü şu an hizmet dışı olduğundan göremedik. Bir sonraki gidişime tadilatı yapılmış olur umarım. Varda Köprüsü'nden Kapıkaya Kanyonu'na olan 5.5 kilometrelik yürüyüş rotasını yukarıda görebilirsiniz. Bu rotayı tek yönlü yapmak için bir aracın sizi Varda Köprüsü'nde bırakıp Kapıkaya Kanyonu'nda alması gerek, aksi halde aynı yolu geri yürümeniz gerekecek. Genellikle doğa yürüyüş grupları bu rotaya Çakıt Çayı'nın yer altına girdiği Yerköprü Şelalesi'ni de ekleyerek günübirlik yürüyüş turları düzenliyor, onlardan birini yakalarsanız harika olur. Kanyon girişi şu an ücretsiz, herhangi bir kontrol noktası bulunmuyor. Ziyaret saatleri için de bir kısıtlama yok. Ancak gerekli ekipmanlara sahip değilseniz hava karardıktan sonra kanyon içinde olmanızı tavsiye etmem, herhangi bir ışıklandırma bulunmuyor. Parkur boyunca herhangi bir işletme de bulunmuyor, su ve benzeri ihtiyaçlarınızı mutlaka tedarik ederek yürüyüşe başlamanız gerekli. - Adnan Menderes Posta Yolu Mesire Alanı: Kapıkaya Kanyonu'nun Kapıkaya Köyü girişinde Adnan Menderes Posta Yolu Mesire Alanı bulunuyor. Çakıt Çayı kıyısına piknik masaları yerleştirilmiş, burada piknik yapabilirsiniz. Mesire alanı girişinde tuvalet, market ve gözleme, sıkma, çay-kahve alabileceğiniz bir yer var. Yani malzemesiz gitseniz de aç kalmazsınız. Ancak kanyona girmeden bu noktada tedariğinizi mutlaka yapın çünkü içeride başka herhangi bir tesis yok. - Bahçecik Şelalesi: Kanyon yürüyüş rotası üzerinde yer alan şelale kıyısında piknik yapabilir. Burada tesis de bulunuyor, çay-kahve-sıkma molası için uygun. - Yerköprü Mesire Alanı: Kanyonun diğer ucu ise Yerköprü Mesire Alanı, bu noktada da benzer şekilde piknik alanı, market, tuvalet ve tesis bulunuyor. Kapıkaya Kanyonu'nda yer alan mesire yerleri veya kanyon içinde kamp yapabilirsiniz, herhangi bir kısıtlama yok. Ancak elektrik ve su gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bir tesis yok. Kamp yapmak istiyorsanız; su, yiyecek, aydınlatma gibi gerekli tüm tedariği yaparak gitmenizi öneririm. Bu yazıda kullandığım Kapıkaya Kanyonu fotoğrafları aşağıda toplu olarak yer alıyor. Fotoğrafların tüm kullanım haklarının tarafıma ait olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. - Adana'da gezilecek yerler listesi - Adana şehir merkezinde gezilecek yerler - Adana yemekleri - Adana Portakal Çiçeği Karnavalı - Adana Varda Köprüsü"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kaplan-international-ile-ingilizce-ogrenmek", "text": "Küçük dünyamız her geçen gün seyahat etmesi daha kolay bir yer haline geliyor. Seyahat kavramı da hızla değişiyor, seyahat artık sadece müzeleri, doğal güzellikleri gezmek değil gidilen yere dair her türlü deneyimi içeriyor. Yerel halkla daha fazla zaman geçirmek, kültürünü, yemeklerini, günlük yaşantılarını daha yakından görmek her geçen gün daha çekici hale geliyor. Pek çok uluslararası internet sitesi \"deneyimler\" adı altındaki servislerini gezginlerin seyahat deneyimlerini derinleştirmek için hizmete sunuyor. Tüm bu değişim içinde önemli bir nokta var, deneyimlerinizi zenginleştirmek için dil bilmeniz gerek. Özellikle İngilizce gibi dünyanın büyük bir kısmının konuştuğu, öğrendiği bir dili bilmek hem seyahat ederken hem de günlük yaşantınızda sizi bir adım ileriye taşıyacak. Bu yazımda İngilizce öğrenmek veya İngilizcesini geliştirmek isteyenler için öneriler listesi hazırladım, umarım işinize yarar. Keyifli okumalar! Bana gelen sorular genelde \"az buçuk İngilizce biliyorum, bununla yurt dışında idare edebilir miyim?\" şeklinde oluyor. Bu nedenle bu yazı daha çok İngilizcenizi geliştirmek üzerine olacak. Hazırsanız başlayalım. İngilizcenizi geliştirmek için vereceğim ilk öneri göz ve kulağınızın dile aşinalığını artırmak olacak. Bu ne demek, anlatayım: Kullandığınız telefon, bilgisayar, fotoğraf makinası gibi elektronik aletlerin dilini İngilizceye çevirerek işe başlayın. Böylece basit komut ve yönlendirmelerin \"başla=start\", \"kapat=close\" gibi kelimeleri günlük rutininiz içinde öğrenmiş ve ezberlemiş olacaksınız. Eğer yabancı film ve dizi izliyorsanız, dil seçeneğini hem seslendirme dili hem de altyazı dili İngilizce olacak şekilde düzenleyin. Dizi, film izlemek sizin günlük dile aşinalığınızı artıracaktır. Türk dizilerinin yaygın olduğu pek çok ülkede insanlar benim Türkiye'den geldiğimi duyunca hemen Türkçe bir şeyler söylemeye başlıyorlar. Gürcistan'ın bir dağ köyünde çobanlık yapan 8-10 yaşında çocuklar oldukça akıcı Türkçe konuşuyorlardı, nereden öğrendiklerini sorduğumda Türk dizilerinden cevabını almıştım. Siz de benzer şekilde İngilizcenizi geliştirmek için İngilizce dizi ve filmler izleyin. Göz ve kulak aşinalığı sağlamanın diğer yolları İngilizce okumak veya müzik dinlemek. Eğer kitap okumak ilginizi çekmiyorsa sevdiğiniz bir konuda İngilizce makale okumak, İngilizce gazete okumak gibi alternatifler üretebilirsiniz. Önemli olan tamamı İngilizce olan bir metni okumaya ve anlamaya çalışmak. İngilizce müzik dinlemek ise, ritim ile birlikte kelimeleri ve duyguları aktarmayı öğrenmenizi sağlayacaktır. Şarkı sözlerini anlamak her zaman kolay olmuyor, o yüzden dinlediğiniz şarkının sözlerini bulup takip ederseniz, öğrenme sürecinizi de hızlandırmış olursunuz. Yukarıdaki üç yöntem ile muhtemelen her gün yeni kelimeler öğreneceksiniz. Özellikle az duyduğunuz veya ilk kez duyduğunuz kelimeleri ezberlemeye, bildiğiniz başka bir kelime ile ilişkilendirmeye çalışın. Benim gibi yazarak öğrenen biriyseniz o kelimeleri yazın ve ara sıra kendinize kelime oyunları gibi testler yapın. Küçük kelime kartları bu noktada çok işinize yarar. Eğer kendiniz yapmaya üşeniyorsanız pek çok kitapçıda İngilizce kelime pratiği yapabilmek için bu kartlar satılıyor, onlardan alıp oyun oynar gibi kelimeleri öğrenebilirsiniz. Söylemesi kolay, uygulaması zor İngilizce konuşma pratiği yapmak. Biz Türklerin en zorlandığı konu bu olabilir. Yıllarca okullarda İngilizce eğitim alırsın ama \"hadi konuş\" deyince konuşamazsın. Siz bu kalıpları kırın, tarzanca da olsa, kıra döke de olsa derdinizi İngilizce anlatmaya çalışın. \"İyi de nerede yapacağım bunu, çevremde İngilizce konuşan yok ki!\" dediğinizi duyar gibiyim. Bunun bir kaç yolu var; birincisi yurt dışına seyahate gittiğinizde insanlarla İngilizce konuşarak anlaşmaya çalışın, ikincisi Couchsurfing gibi pek çok organizasyonun İngilizce konuşma buluşmaları oluyor, internette biraz araştırma yaparsanız başka alternatifler de bulabilirsiniz, üçüncüsü bulunduğunuz şehre yabancılar geliyorsa onlarla İngilizce pratik yapabilirsiniz. Yukarıda anlattığım tüm önerileri tek seferde nasıl yaparım derseniz, onun da yolu var. Anadili İngilizce olan bir ülkede İngilizce eğitimi almak tüm öğrenme sürecinizi hızlandıracak ve iyileştirecektir. Kaplan İnternational Languages, dünya çapında 10 ülkede yer alan dil okulları ile değerlendirebileceğiniz seçeneklerden biri. 80 yıldır bu işi yapan tecrübeli bir firma aracılığı ile dil eğitimi alabilir, yurt veya aile yanında konaklama seçeneklerinden birini tercih ederek ana dili İngilizce olan veya sizin gibi İngilizcesini geliştirmek isteyen dünyanın farklı yerlerinden gelmiş insanlar ile pratiğinizi geliştirebilirsiniz. Amerika, İngilitere, Kanada gibi ülkelerde 1 haftadan 52 haftaya kadar farklı sürelerde istediğiniz içeriği belirleyerek dil eğitimi alabilirsiniz. İngilizce veya herhangi bir dili öğrenmek kadar pratik yapmak ve o dili olabildiğinde fazla kullanmak dil öğrenme ve geliştirme sürecindeki temel konulardan biri. Yukarıdaki listeyi elbette daha da uzatmak mümkün, bana en pratik gelen önerileri sizlerle paylaşmak istedim, umarım fikir vermiştir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kaplumbaga-terbiyecisi-romani-emre-caner", "text": "Biraz yazıp çizen, okuyan herkes İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin kurucusu ve dünyaca ünlü Türk ressamımız Osman Hamdi Bey adını mutlaka duymuştur. Bu yazımda, kısaca Osman Hamdi Bey ve onun hayat hikayesini anlatan ve Emre Caner imzasını taşıyan Kaplumbağa Terbiyecisi romanı hakkında merak ettiklerinizi bulacaksınız. Bugüne kadar değerlendirdiğim gezi kitapları başta olmak üzere tüm kitaplara bir göz atın. Öncelikle, Osman Hamdi Bey'i tam anlamıyla tanımak için bu yazının da konusu olan Kaplumbağa Terbiyecisi kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Siz kitabı okuyana kadar Osman Hamdi Bey'i kısaca tanıyacak olursak; Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde sadrazamlık yapmış olan Ethem Paşa'nın oğlu olan Osman Hamdi, üniversitede hukuk eğitimi almak üzere Paris'e gönderilir. Paris'e gittiğinde ise sanat ve kültür hayatına olan ilgisi nedeniyle hukuk eğitimini yarım bırakıp resim eğitimi ve arkeoloji dersleri alır. Fransa'da evlenen Osman Hamdi, 12 yıl Paris'te kaldıktan sonra babasının ısrarları ile Osmanlı İmparatorluğu'na yani İstanbul'a geri döner. Babasının da nüfusu sayesinde hayatı boyunca çok kıymet verdiği Mithat Paşa'nın yardımcısı olarak Bağdat'a atanır. Bağdat, Osman Hamdi için tam bir okul olmuştur. Bağdat dönüşü devlet görevlerine devam eder ve Müze-i Hümayun'a müdür olarak atandığında tüm hayatının amacını bulmuştur. Güzel Sanatlar Akademisi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi kurma ve geliştirme şansına kavuşur. Böylece kendisi resimlerini yapmaya devam ederken Osmanlı'da sanat eğitimi veren bir kurumu hayata geçirir. Müze müdürlüğü ile birlikte Osmanlı sınırları içinde bulunan tarihi eserlerin yurtdışına çıkarılmasını engellemeye dair kanunlar çıkarılmasına öncülük eder. Osmanlı'daki ilk arkeolojik çalışmalara bizzat katılarak öncülük eder. Nemrut Dağı'nda bulunan heykeller Osman Hamdi'nin Anadolu'daki arkeolojik çalışmalarının ilkidir. Tüm bunları gerçekleştirirken resim çalışmalarına ara vermez ve çok sayıda önemli esere imza atar. Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu ise ressamın ustalık eserlerinden biridir. Bir aydının, bir ülkenin kültür hayatına ne kadar büyük etkileri olabileceğine dair en iyi örneklerden biridir Osman Hamdi. Eğitimli bir Osmanlı ailesinin, hukuk eğitimi için Paris'e gönderdikleri oğullarının \"ressam olma sevdası\"nı desteklemeleri sayesinde bugün hala Osman Hamdi Bey adından bahsedebiliyoruz. Osman Hamdi Bey, resimlerinde model olarak kendisi veya karısını kullanıyordu. Çünkü İstanbul'da resimlerine model bulması çok mümkün değildi. Bu nedenle resimlerindeki erkek figürleri hem görüntü hem de vermek istenilen mesaj açısından Osman Hamdi'yi temsil ediyordu. Osman Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunda yer alan kişi de yine kendisidir. Osman Hamdi bu resimde yüzünü aydınlık olan Batı'ya dönmüştür. Ayaklarının dibinde ise, aslında eğitilemeyen, yavaş hareket eden. yani gelişime ve değişime kendini kapatmış olanları temsil eden kaplumbağalar yer alır. Elindeki müzik aletleri ile, yani sanat ve kültür ile, bu kaplumbağaları eğitmeye çalışmaktadır. Tam olarak kendini anlattığı bu tablo onun hayatını özetlemektedir. Osman Hamdi Bey, Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunu 1906 ve 1907'de iki kez yapmıştır. İki tablo arasındaki en belirgin fark kaplumbağa sayısıdır. 1907'de yaptığı tabloda daha fazla kaplumbağa bulunur. 1906'da yaptığı ilk tablo Pera Müzesi'nde, 1907'de yaptığı tablo ise Belma Simavi'nin koleksiyonunda yer alıyor ve Sakıp Sabancı Müzesinde sergileniyor. İlk tablo, Pera Müzesi tarafından 5 trilyon liraya alındı, bugünkü değerlerini tahmin etmek zor. Emre Caner, 1976'da İstanbul Bakırköy'de dünyaya gelmiş. Yıldız Teknik Üniversitesinde Eğitim Bilimleri öğrenimi görmüştür. Kaplumbağa Terbiyecisi kitabının dışında yazarın yayınlanmış olan 6 kitabı daha var: Paris Sevdası, Kutsal Fahişeden Bakire Meryem'e, Mihri Müşfik Hanım'ın İzinde, Sürgün ve Hürriyet, Kim Olduğumu Artık Biliyorum, Cinsellik Üzerine Toplumsal Fragmanlar. Bu kitabı anlatmak için uzun bir girizgah yapmış oldum. Ama Osman Hamdi'yi ve resimlerini anlatmadan kitabı anlatmak istemedim. Emre Caner'in yazdığı kitap Osman Hamdi'nin Paris'e üniversite eğitimine gidişi ile başlıyor ve ölümüne kadar hayatının en önemli dönemlerini anlatıyor. Kitabın yazım dili çok iyi, hem bir biyografiyi hiç sıkmadan anlatıyor hem de içindeki duyguları çok iyi veriyor. Kitap çok kalın değil, bir çırpıda okunacak bir kitap, ben elimden düşüremedim. Kaplumbağa Terbiyecisi romanını okurken bazı noktalarda göz yaşlarımı tutamadım, bunun birkaç nedeni vardı. 1) Osman Hamdi'nin mücadelesi ve azmi 2) 1800'lerin sonunda dahi sanat ve tarih için bu kadar emek harcamış biri varken, biz neden bu adımların devamını getiremedik, diye üzüldüğüm için. Yazarın diğer kitaplarını okumadım ama okuma listeme aldım. Kitapta; Osman Hamdi'nin Paris yılları, aşk hayatı, Bağdat'ta yaşadıkları, babası ve ailesi ile ilişkileri, Arkeoloji Müzesi'ni kurduğu dönemler, vizyonu, çevresine topladığı insanlar gibi çok kıymetli hikayeleri okuyacaksınız. Kitap içeriğine dair daha fazla bilgi vermek istemiyorum çünkü herkesin okumasını istiyorum. - Yazarı: Emre Caner - Yayın Tarihi: 26.03.2020 - Yayın Evi: Kapı Yayınları - 2020 Satış Fiyatı: 22-25 TL arası Kaplumbağa Terbiyecisi romanı, pek çok internet sitesinde, Pera Müzesi'nin müze mağazasında satılıyor. Kitapla kalın, bol bol okumayı ihmal etmeyin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/karain-magarasi-antalya", "text": "Türkiye'nin en büyük doğal mağaralarından biri olan Karain Mağarası, 1946 yılında keşfedilmiş ve yapılan çalışmalarda günümüzden 500.000 yıl kadar önce yerleşim merkezi olarak kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin içinde insan yaşamış en büyük mağarası olma özelliğini ile Anadolu'nun önemli tarihi ve kültürel yerlerinden biridir. Karain Mağarası nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti, ziyaret saatleri, tarihçesi, buluntuları ve merak ettiğiniz herşey bu yazıda sizi bekliyor. Karain, Şam Dağı'nın kalkerleri yamaçlarında oluşmuş bir mağara. Mağaranın kalsit duvarlarla ayrışmış yedi boşluğu bulunuyor. Ben onlara galeri diyorum. Mağaranın doğusunda insanların içinde yaşadığı bir sığınak bulunuyor, bu sığınağa da \"Dölin\" deniyor. Mağaraya ulaşmak için 498 basamak yaklaşık 150 metre yükselen merdivenleri tırmanmanız gerekiyor. Merdivenlerin bittiği noktada yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz girişe ulaşıyorsunuz. İçeriye girdiğinizde bir büyük galeri ile karşılaşıyorsunuz, galeriden aşağıya inen merdivenlerden devam ettiğinizde ikinci büyük bir galeriye ulaşıyorsunuz. Bu ikinci galeride çok sayıda yarasa bulunuyor, seslerini duyacaksanız, korkmayın, siz onlara zarar vermediğiniz sürece onlar da size dokunmayacaktır. Ancak sesleri biraz insanın içini ürpertiyor, yalan yok. Ana galerilerin olduğu yer dışında dışarıda iki oyuk daha gözle görülür durumda. Ancak içeriye girilmemesi için demir ile kapıtılmış durumda. Yani içeriye girebileceğiniz, görebileceğiniz kısım iki büyük galerinin olduğu bölüm. Karain, 1946 yılında Ankara Üniversitesi öğretim görevlilerinden biri olan Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten tarafından bulunmuş. Sayın Kökten'in kazıları 1946-1973 yılları arasında devam etmiş. 1985'ten bu güne ise Prof. Dr. Işın Yalçınkaya kazılara devam ediyor. Kazılar sonucunda ortaya çıkan buluntulara göre mağaranın tarihi 500.000 yıl öncesine dayanıyor. M. S. 4. yüzyıla kadar bu mağarada yaşam devam etmiş ve çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış. Bu verilere dayanarak mağara 1994 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi'ne dahil edilmiş, kalıcı listeye girmesi için çalışmalar devam ediyor. - Mağara içindeki buluntular çok farklı dönemlere ışık tutuyor. İnsanlık tarihinin besin üretimi öncesi ve besin üretimi sonrası kalıntılar bulunmuştur. Yontma taş, sürtme taş, çanak çömlek, ezme ve öğütme taşları, kemik aletler, taşınabilir sanat eserleri, süs objeleri, sikke, kandil bulunanlar arasında yer alıyor. Buluntuların bir kısmı mağaranın yakınındaki Karain Müzesinde, bir kısmı Antalya Müzesi'nde sergileniyor. - Buluntular, insanlık tarihinin %99'undan fazlasını kaplayan avcı toplayıcı yaşamın tüm evrelerine ışık tutmuştur. - Karain'de Anadolu'da bilinen en eski insan kalıntıları bulunmuştur: Neandertal döneme ait insan iskeleti, diş ve alt çene kalıntıları bulunmuştur. - Mağarada ortaya çıkarılan taşınabilir sanat ürünleri Anadolu sanatının ilk örnekleri sayılmaktadır. - Kazılar sırasında bulunan bitki ve hayvan kalıntıları hem bölgenin tarih öncesi dönemine dair fikir vermekte, hem de atalarımızın besin kaynaklarını ortaya koymaktadır. Karain'de kimler yaşamadı ki desek yalan olmaz. Dünyada alt, orta ve üst katmanları ile tüm tarih öncesi dönemlerde yerleşim görülen nadir mağaralardan biridir Karain ve sürekli olarak yerleşim görülmüştür. Bu katmanlama bize Avrupa ve Yakın Doğu arasındaki göç yolları konusunda da fikir verir. Mağarada geç Roma dönemine kadar yerleşim olduğu biliniyor. Yakın dönemlerde ise daha çok Adak Mağara niteliğinde kullanılmıştır, mağara alnı ve dış duvarları üzerinde Grekçe kitabe ve nişler bulunmaktadır. Karain'i ziyaret etmeyi planlıyorsanız, gezi rotanıza Karain'den başlayıp Termessos Antik Kenti ile devam edebilirsiniz. Güver Kanyonu 2021 itibariyle kapalı ancak ziyarete açık olursa gezinize orayı da ekleyebilirsiniz. Karain Mağarası 2021 giriş ücreti 12,5 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz olarak girebilirsiniz. Mağara yaz döneminde 10:00-15:30, kış döneminde ise 08:30-17:30 saatleri arasında ziyaret edilebilir, Pazartesi günleri ziyarete kapalıdır. Karain, Antalya'nın 37 kilometre kuzeyinde yer alır. Antalya-Korkuteli yolunun 26. kilometresinde Termessos Antik Kenti yol ayrımının olduğu sapaktan Güllük Dağı tarafına değil de ters istikamete, Yağca Köyü'ne doğru dönüp 11 kilometre devam ettiğinizde mağaraya ulaşırsınız. Yağca Köyü'ne kadar yol gayet iyi. Köyden itibaren yol biraz daralıyor ve bozuluyor ama yine de asfalt, yani herhangi bir araba ile kolayca ulaşabilirsiniz. Mağara girişinde büyük bir otopark var, aracınızı otoparka bırakıp güvenle mağarayı gezebilirsiniz. Mağaraya ulaşmak için en uygun yöntem özel araç ile gitmek. Antalya merkezde konaklıyorsanız ve aracınız yoksa günübirlik turlara katılabilir veya araç kiralayabilirsiniz. Bütçenize uygun araç kiralama seçenekleri için tıklayın. Karain, Şam Dağı'nın kalkerli yamaçları içinde oyulmuş doğal bir mağara. Deniz seviyesinden 450 metre yükseklikte, önünde uzanan traverten ovasından ise 150 metre yüksekte yer alıyor. Bu yüksekliği tırmanmak için 498 basamak merdiven çıkarak mağaranın girişine ulaşıyorsunuz. 498 basamak kulağa az gelse de bacaklara çok geliyor. Neyse ki merdiven boyunca pek çok noktaya dinlenmek için banklar yerleştirilmiş. Banklar aşağıdaki ovaya bakıyor ve benim gibi bahar aylarında giderseniz ovanın yemyeşil, rengarenk manzarasını izlemek de çok keyifli. Merdivenden ovayla birlikte mağaraya gelen yolu da görebiliyorsunuz. Bu yazıda bulunan Karain fotoğrafları aşağıda listelenmiştir. Mağaranın baktığı ova, merdivenleri, giriş bölümleri ve iç galerilerini bu fotoğraflarda detaylı olarak görebilirsiniz. Karain ve Termessos Antik Kenti'ni gezdiğim ve gezdiğim yerleri anlattığım videom aşağıda yer alıyor. Videomu beğenip kanalıma abone olmayı unutmayın. - Anlık paylaşımlarım için instagram hesabımı takibe alın. - Daha fazla video izlemek için youtube hesabıma abone olun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/karamanli-da-gezilecek-yerler-burdur", "text": "Burdur'un yaklaşık 6000 nüfuslu ilçesi Karamanlı, aynı zamanda benim doğum yerim. İlkokulu Karamanlı'da bitirdim, ailem orada yaşıyor. Karamanlı, ben ilkokuldayken ilçe olduğundan benim için hala \"köy\", \"köyüm\" yani memleketim. Memleketime bir de gezgin gözüyle bakıp Karamanlı'da gezilecek yerler, Karamanlı'da ne yenir, tarihçesi, ulaşımı gibi bilgileri Karamanlı gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda topladım. Yolunuz bizim oralara düşerse köyümü ziyaret edip gezmenizi çok isterim, keyifli okumalar! Karamanlı'nın bulunduğu coğrafyada Neolotik Çağ'dan beri yerleşim varmış. Verimli Karamanlı Ovası bu bölgeyi cazip kılmış. Bu çevrede höyükler, Ardıçlık Tepesi'nde mağaralar, yazılı taşlar, lahit mezarlar bulunuyor olsa da pek sahip çıkan yok maalesef. Persler, Hititler, Pisidler, Likyalılar, Romalılar gibi farklı medeniyetlerin yolu buralardan geçmiş. Benim Karamanlı Ovası'nda en sevdiğim şey, uçsuz bucaksız ovanın bitiş çizgisinin Torosların uzantısı olan tepeler olması. Balkondan bakınca yemyeşil ova dağlara kadar devam eder, çocukken o dağların arkasında deniz var sanırdım, çok yanlış da sayılmaz hani. Dağları aşınca ya Antalya ya da Fethiye'ye çıkıyorsunuz. Beylikler döneminde Karamanoğulları Karaman ve civarında yerleşik durumda. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u alıyor, bir yandanda da Anadolu'da Karamanoğulları ile uğraşıyor. Hatta \"Karamanoğullarından çektiğim kadar Bizans'tan çekmedim\" dediği söylenir. Osmanoğulları'nın Karamanoğulları'nı pek çok yere dağıtması ile bazı obalar Karamanlı'nın bugün bulunduğu bölgeye gelerek, Ardıçlık Tepesi'nin altındaki Kocapınar'ın çevresine yerleşmişler. Cumhuriyet döneminde Karamanlı, bereketli ovası sayesinde ekonomik olarak güçlenmiş. Karamanlı'da yaşayan ve Karamanoğulları'nın muhalif genlerini taşıyan hemşerilerim ise uzun süre ilçe olmak istememişler, \"ilçe olursak, devlet bizi daha yakından denetler, her adımımızı takip eder\" gibi bir bakış açısı ile. Girişte bahsettiğim gibi, Karamanlı 1987'de ilçe olduğunda ben ilkokuldaydım, dedem de ilçenin belediye başkanı idi. Geçimini ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılık ile sağlayan Karamanlı'da maalesef son yıllarda mermer ocakları sayısı hızla arttı ve ilçenin sırtını dayadığı tepenin neredeyse tamamı mermer ocakları tarafından oyuldu. Şehre, ovaya, hemen yakındaki sulama için kullanılan baraj gölüne sürekli kanserojen mermer tozu yağıyor ve maalesef birkaç kısık ses dışında hiç kimse sesini çıkarmıyor. Karamanlı, Burdur il merkezine 60 km mesafede, Burdur-Fethiye ve eski Denizli-Antalya yolu üzerinde bulunuyor. İstanbul, Ankara tarafından Fethiye yönüne gidiyorsanız Karamanlı'dan geçiyorsunuz. Eski Denizli-Antalya yolunu kullanırsanız, yol üstünde Salda Gölü'ne de uğrayabilirsiniz. - Özel Araç ile; Karamanlı'ya nereden geldiğiniz farketmeksizin özel aracınız ile kolayca ulaşabilirsiniz. Karamanlı; Burdur merkeze 60km, Antalya'ya 118 km, Fethiye'ye 146 km mesafede bulunuyor. - Otobüs ile; İstanbul ve Ankara yönünden Fethiye'ye giden otobüsler, Karamanlı'da yolcu indirebiliyorlar. Bilet alırken bunu belirtmeniz gerekiyor. Eğer Karamanlı'da yolcu indirmiyorlar ise Burdur merkezden Karamanlı, Tefenni, Çavdır, Gölhisar tarafına giden minibüslere binerek Karamanlı'ya ulaşabilirsiniz. - Uçak ile; Karamanlı'ya uçakla ulaşmanın en kolay yolu Denizli Çardak Havalimanı'na inmek. Ancak Karamanlı yönüne bir servis olmadığı için ya sizi birinin karşılaması ya da havalimanındaki taksiler ile anlaşmanız gerekir. Karamanlı'nın konumunu Google Haritalar uygulamasında görmek için tıklayın. \"El kadar ilçede gezilecek ne kadar yer olabilir ki, üstelik adını da ilk kez duydum?\" diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama Anadolu'nun her köşesinde olduğu gibi bu küçük ilçede pek çok ve pek güzel görülecek yer var. Karamanlı'ya Fethiye yönünden giriş yaparsanız, mezarlığı ve şehitliği geçtikten sonra solda Kocapınar'ı göreceksiniz. Bu pınar Karamanlı'nın doğduğu yer. Karamanoğulları'ndan bazı obalar bu pınar çevresine yerleşmiş. Pınarın çevresi şu an bir restoran işletmesi olarak görünse de pınarda akan suyun binlerce yıldır burada aktığını hatırlamanızı isterim. Pınarın çevresinde asırlık çınar ağaçlarının gölgesinde Burdur Şiş yemek için burada bir mola verebilirsiniz. Pınar başında, pınar suyunun beslediği ve eskiden bağların olduğu bölgede ve etrafında yazılı taşlar ve lahit kapakları bulunuyor. Karamanlı'ya Fethiye yönünden gelirken girişe yakın bir tepe göreceksiniz. Bu tepeye biz Ardıçlık diyoruz. Ardıç ağaçları ile kaplı olduğu için adı Ardıçlık. Ardıç ağacının hikayesi de ilginçtir. Ardıç tohumları yere dökülür, bu tohumların bir ardıç kuşu tarafından yenmesi ve dışkı olarak çıkarılıp toprağa karışması ile çimlenir. Kuş yoksa ağaç yok, ağaç yoksa kuş da yok. Doğanın müthiş dengesi... Ardıçlık yürüyüş ve piknik için, kekik toplamak için çok güzeldir. Ardıç ağacının kokusu da çok güzeldir. Maalesef Ardıçlık da mermer ocaklarının tehdidi altında. Karamanlı Ardıçlıtepe yamaçlarında 3 tane kaya mezarı bulunuyor. Farklı boyutlardaki kaya mezarlarının olduğu tepeden ovada bulunan Çamur Höyük arasında bir tünel olduğu söyleniyor ancak tüneli gören yok. En küçük mezar sadece büyük bir kutu büyüklüğünde. Orta boy olanının içinde iki tane mezar yeri var, en büyüğünde ise büyükçe bir mezar odası bulunuyor. Buraya kadar herşey olağan. Ancak bu kaya mezarlarının altı üstü mermer ocağı, hatta Karamanlı'nın bütün tepeleri, yamaçları mermer ocağı. Şehre, ovaya mermer tozu yağıyor, tepeler tamamen tıraşlanıyor. Hikayelerimde bu durumu paylaşınca Türkiye'nin pek çok yerinden örnekler geldi. Mermer ocağı, taş ocağı, maden ocağı, barajlar derken ülkemizin dereleri tepeleri büyük bir talanla yok ediliyor. Peki neden herkes sessiz, neden ülkenin heryerinden sesler yükselmiyor, yükselen sesler sürekli bastırılmaya çalışılıyor. Bu ülke bizim, bu dağ, taş, dere, tepeyi savunmak için çok uğraştık. Bu kadar kolay teslim edemeyiz, etmemeliyiz! Kaya mezarlarını arkanıza alıp ovaya bakarsanız, Çamur Höyük Tepesi görünüyor. Burası da bir takım kalıntıların toprak altında olduğu bir tepe. Kaya mezarlarından Çamuryük Tepesi'ne tüneller olduğuna dair efsaneler var ama henüz bulunmuş bir tünel yok. Ardıçlık'tan kısa bir sürüş ile toprak yoldan ulaştığımız yerin adı, Sarmısaklı Oluk. Buradaki çeşmeden akan su sarmısak gibi koktuğu için böyle söyleniyor. Bu bölgede krom çıkıyor, muhtemelen suya karışan mineraller bu kokuya sebep oluyor. Burası bir piknik alanı, piknik masaları var. İlkokulda okurken buraya okul pikniklerine gelirdik yürüyerek. Ardıç ağaçlarının altında, o zamanlar az da olsa akan bir deresi vardı. Şu an dere tamamen kurumuş durumda, ardıç ağaçları da kurumaya başlamış maalesef. Burdur ve Karamanlı iklim krizinden çok ciddi şekilde etkileniyor. Verimli Karamanlı Ovası'nı sulamak için yapılmış olan barajın su seviyesi tüm zamanlarının en düşük seviyesine ulaşmış durumda. Karamanlı Ovası'nda bilinen pek çok höyük ve sarnıç var. Bu sarnıçlardan biri restore edilmiş. Birinin tarlasının ortasında duruyor. Sarnıcın kapısı açık, içeriye birkaç basamak ile aşağıya iniliyor. Şu an içi boş, herhangi bir işleme, boyama bulunmuyor. Eskiden içinde temiz su biriktiriliyor ve tarlada su ihtiyacı olanlar kullanıyormuş. Her Cuma, Karamanlı Belediyesi'nin arkasındaki pazaryerinde Karamanlı Pazarı kuruluyor. Pazara hem çevre köylerden hem Antalya, Denizli, Fethiye gibi yerlerden meyve, sebze ve tekstil ürünleri geliyor. Benim en sevdiğim şeylerden biri pazar gezmek olduğu için memleketime her gittiğimde mutlaka pazara bir uğrarım. Sezonunu tutturursanız bizim buraların Koyun Yoğurdu, kirazı ve cevizi çok güzel olur. Pazara gittiğinizde almadan geçmeyin. Devrim İlkokulu, benim de okuduğum ilkokul. Hemen evimizin karşısında, Karaman Mahallesi'nde bulunuyor. Eski köy okullarının mimari yapısını korumasının yanı sıra, adı Devrim olan Türkiye'deki son okul olma özelliği taşıyordu. Karamanlılar, okul aile birliği yıllarca okulun isminin değişmesine direndi, ancak sonunda okulu ilkokul statüsünden çıkarıp ismini öyle değiştirdiler. Okulun bahçesinden girip sol tarafa devam ederseniz o duvarda Mustafa Kemal Atatürk'ün ve Kurtuluş Savaşı'nın resmedildiğini göreceksiniz. Resmin üstünde de Nazım Hikmet Ran'ın Kurtuluş Savaşı Destanı adlı şiirinden alıntılar. Bu resmi rahmeti babaannem yaptırmıştı okulun duvarına. Aydın bir Cumhuriyet kadınıydı ve damarlarında muhalif Karamanoğulları kanı dolaşıyordu. Okul binasındaki idari kapıdan içeri girdiğinizde ise sol duvarda bir Atatürk resmi göreceksiniz, o resim de ressam olan amcam Hasan Saygın imzalı. İsmail Türel Müzesi, köyünün değerlerine sahip çıkan ve gelecek nesillere aktarmak isteyen emekli öğretmen ve ressam İsmail Türel tarafından Karamanlı'da kurulmuş olan bir etnografya müzesi. Müze, Burdur'un Karamanlı ilçesinde İstiklal Mahallesi'nde İsmail Türel'in dede evinin dönüştürülmesi ile oluşturulmuş. Karakovandan, Karamanlı'da üretilmiş olan şarap markasının şişelerine, çıkrıktan eski fotoğraf makinalarına kadar İsmail Türel'in 30 yıldır arkadaş, akraba ve hemşerilerinden topladığı pek çok ilginç malzemeyi müzede bulacaksınız. Müze girişi ücretsiz. Bahar ve yaz aylarında ziyaret edilebilir durumda. Daha fazla bilgi için İsmail Türel Müzesi yazıma göz atın. Karataş Gölü, Karamanlı'ya 20 kilometre mesafede Burdur yolu üzerinde bulunuyor. Küçük, sığ bir tatlı su gölü burası. Halk arasındaki adı ise Bahçeözü hatta Bağçöz Gölü. Karamanlı ilçe sınırları içinde bulunan ve uluslararası sulak alanlar listesinde bulunan Karataş Gölü, 1985 yılında yaban hayatı koruma alanı olarak tescillenmiş. Yayın ve sazan balığı avlanma noktası olan göl, aynı zamanda kuş göç yolları üzerinde ve 122 çeşit kuşa ev sahipliği yapıyor. Ancak son yıllarda göl çok hızlı bir şekilde kuruyor, iklim krizinin etkilediği göllerimizden bir tanesi. Aracınız ile göl kıyısına kadar inebilirsiniz, bir tane kuş gözlem kulesi bulunuyor ancak yolu bozuk ve maalesef ne tabelası var ne de Google Haritalar uygulaması üzerinde konumu. Gölün arkasında yekpare bir sivri şeklinde yükselen Karataş Tepesi'nin göle vuran yansıması ve balık tutan sandalların görüntüsü muhteşem güzellikte manzaralar sunuyor. Umarım Karataş Gölü kurumaz da bu manzaraları görmeye devam edebiliriz. Karataş Gölü ile aynı hizada, Bademli Köyü girişinde yan yana üç tane tümülüs bulunuyor. Burdur-Fethiye yolu kenarında yoldan geçerken görebilirsiniz. Tümülüslere gidiş için düzgün bir yol yok maalesef, yanlarına gidince de yıkılmış girişleri dışında bir şey görmek mümkün değil. Yukarıdaki fotoğrafta sıralı olarak gördüğünüz minik tepecikler bu tümülüsler. Karamanlı ilçe merkezine 19 kilometre mesafede bulunan Mürseller Köyü merkezinde Mürseller Köyü Kültür Evi bulunuyor. Kültür Evi, emekli öğretmen Eşref Yurdasiper önderliğinde kurulmuş, köy yaşantısına dair eşyaların sergilendiği bir müze. Mürseller Köyü Kültür Evi ile ilgili detaylı bir yazım var, mutlaka göz atın. Karamanlılara sorarsanız \"bir de baraja gidin\" derler ama genel olarak hiçbir yazımda okuyucularımı bir baraja yönlendirmediğim için burada da barajın bahsi sadece bu kadar. Karamanlı yeme-içme kültürü hemen her yerde olduğu gibi bölgede yetiştirilen meyve, sebze ve bakliyatlara dayanıyor. Ben çocukken ovadan çeşit çeşit otlar toplanır, sirkeye batırılarak yenirdi, Ege mutfağındaki gibi ot pişirme alışkanlığı yoktu. Şimdi o otlar da pek kalmadı zaten. Kömbe, Anadolu'nun farklı yerlerinde farklı yiyeceklere verilen bir isim. Bizim oranın kömbesi ise haşhaşlı bir çörek. Hamurun içine, pekmezle karıştırılmış çekilmiş haşhaş konularak fırında yapılır. Özellikle sıcakken yemeye doyamazsınız. Afyon Ekmeği'ni bilirsiniz belki, o da haşhaşla yapılıyor, görüntüsü ona benzese de bizimki pekmezle tatlandırıldığı için tatlı bir çörektir. Restoran veya pastanelerde bulmak pek mümkün değil, neden bilmem. Ancak bir eve misafir olduğunuzda yiyebilirsiniz. Benim favori yemeklerimden biridir Alaca Çorba. Ne zaman eve gitsem, veya annem İstanbul'a gelse mutlaka pişirmesini isterim. Adı çorba ama kıvamlı bir yemektir Alaca Çorba. İçinde mercimek, nohut, fasulye, bulgur gibi ovada üretilen ne varsa konur, tereyağı ile pişirilir. Bir tabak asla yetmez. Alaca Çorba yapan hiçbir yere denk gelmedim, yine bir eve misafir olarak yemeniz lazım. Göbek Aşı, soğanın yeşil saplarından yapılıyor. Soğanı tohumdan değil de soğanın kendisinden dikerseniz saplarının ucundan tohum çıkıyor. Bu haline soğan göbeği deniyor. Göbek soğanı domates ve biber ile kavurup üstüne yumurta kırarsanız ortaya Göbek Aşı çıkıyor. Tadı çok güzel, sıcakken yemeniz lazım, soğursa birşeye benzemiyor. Göbek Aşı, sadece soğanın göbek olduğu zamanda pişirildiğinden, Haziran ayında çok kısıtlı bir zaman aralığında pişiriliyor ve herhangi bir restoranda bulma şansınız maalesef yok. Ancak bir eve konuk olursanız yiyebilirsiniz. Tarhana çorbası yapmanın çok güzel bir ritüeli vardır bizim köyde. Unu, nohutu, domatesi, kırmızı biberi önceki günden hazırlanır. Komşular davet edilir, bahçeye bir ateş yakılır, üzerine bir kazan kurulur. Kazandaki malzemeler tahta büyük kaşıkla karıştırılır. Tarhana pişince kazanın ağzı büyük bir tepsi ile kapatılır. Mahallenin bekar delikanlılarından biri tepsini kaldırarak tarhanayı açar. Sıcak tarhana büyük tabaklara alınır, kavrulmuş tereyağı ve ayran ile servis edilir. Bir kaşık tarhana alınır, erimiş tereyağına banılır, sonra da ayrana. Sonra da afiyetle yenir. Kalan tarhana kurutulmadan önce büyük kaplara alınıp mayalanmaya bırakılır. Çoban kavurmayı güzel yapan nedir? Eti, sebzesi. Bizim oraların eti, sebzesi lezzetli olunca çoban kavurması da güzel olur. Bir de güzel haberim var, pek çok restoranda bulabilirsiniz. Burdur'un meşhur Burdur Şiş'i Karamanlı'da da yapılır. Çok da güzel olur. Parmak boyunca köfteler, çok az baharat ile yapılır, pide arasında servis edilir. Afiyetle yenir. Restoranların hemen hepsinde bulabilirsiniz. Burdur'un bir diğer meşhur lezzeti ceviz ezmesi. Ceviz, irmik ve şeker ile yapılan bu tatlı badem ezmesine benzetilebilir. Karamanlı'da taze yapan bir yer yok ama marketlerde paketli halini bulabilirsiniz. Yukarıda otları pişirerek yemeyiz dedim ama bunun tek istisnası ot ekmeği. Pırasa, soğan, ıspanak, mevsimine göre ne varsa kavrulup elde açılan yufkanın arasına konup saçta pişirilerek yapılır. Gözlemenin çeşitli otlarla yapılanı gibi düşünebilirsiniz. Bunu da restoranlarda bulamazsınız, evlerde komşu-akrabalar toplanıp hep birlikte pişirirler. Çocukluğumdan beri bu dondurmadan yediğim için mi, bizim köyün sütlerinden, Bucak'ın meşhur salebiyle yapıldığı için mi bilmem Günday Dondurma'nın dondurmasının tadını hiçbir yerde bulamadım bu güne kadar. Yolunuz Karamanlı'ya düşerse dondurmacının yeri şehir merkezine gelmeden. Eskiden tam çarşının içindeydi, birkaç sene önce mekanı büyütmek için yer değiştirdiler. İşletmecisi Laz olduğundan bizim orada herkes buraya Laz'ın Yeri der. Tahinli, cevizli, bal bademli olanlarının mutlaka tadına bakın gelirseniz. Ha, bir de fiyatları çok uygundur, şaşırmayın. Düğün yemekleri bizde çoğunlukla baklagil üzerine kuruludur. Nohut, fasulye mutlaka olur. Bir de buğdaydan keşkek yapılıp üzerine etli nohut dökülerek yenir. Tatlı olarak da çoğunlukla helva verilir. Bizim buralara gelir de geleneksel bir düğüne denk gelirseniz, hem yemekleri hem de eğlencelerini görmenizi isterim. Bu pestil bildiğiniz pestillerden değil. Bal kabağı 15 cm'lik dilimler halinde kesilir, bir gün önce kireçli suda bekletilir, kaynatılarak pişirilir ve soğumaya bırakılır. Adana, Hatay taraflarındaki kabak tatlısından farkı şeker değil pekmez ile yapılır. Bu nedenle kapkara çıtır çıtır bir tatlı ortaya çıkar. Off olsa da yesek. Ve yine herhangi bir restoranda bulamazsınız. Bu yazıyı yazarken Karamanlı'da bir restoran açıp yöresel yemekleri mi yapsak diye düşünmeden edemedim. Uzunca bir liste ekledim buraya, Karamanlı Ovası'nda yetişen ürünleri de göstermek için. Ceviz ve badem, kiraz, nohut buralarda yetişen ve tadına doyulmayanlar. Ayrıca devletin kısıtlamaları kapsamında haşhaş yetiştirilir Karamanlı'da. Eskiden şeker pancarı çok yetiştirildi, hatta yemekler arasına pancar haşlama da koyabildirdim ama artık ne pancar kaldı, ne de haşlaması. Karamanlı Ovası'nda eskiden cücük soğan dediğimiz, soğan üretiminde kullanılan küçük soğan üretilirmiş ve Türkiye'nin her yerinden üreticiler o soğandan almaya gelirmiş. Ancak soğan yurtdışından gelen tohumlarla çoğaltılmaya başlayınca kimse cücük soğan almaz olmuş. Ovada ayrıca rakı yapımında kullanılan anason bitkisi, ve daha çok ilaç sanayinde kullanılan yumurcak yetiştiriliyor. Karamanlı'da gezilecek yerler yazısında kullandığım Karamanlı fotoğrafları toplu olarak aşağıda yer alıyor. Tüm fotoğrafların telif haklarının bana ait olduğunu ve iznim dışında kullanılamayacağını hatırlatayım. Karamanlı'ya yolunuz düştüyse; 7 km uzaklıktaki Tefenni ilçesinde yer alan Barutlu Su, 19 km mesafede yer alan Mürseller Köyü Kültür Evi, sadece 20 km uzaktaki Salda Gölü ve 50 km uzaklıktaki Kibyra Antik Kenti rotanızda olmalı. Burdur ili içinde gezip görebileceğiniz yerlerin tam listesi için Burdur'da gezilecek yerler yazıma mutlaka göz atın. Şahane bir yazı olmuş. Tarihçesi ile görselleri ile... Ayrıca çok samimi değerli bir çalışma olmuş Sevil hanım. Elinize,, yüreğinize, ayağınıza sağlık. Büyük emek vermişsiniz. Elinize sağlık. Karamanlı'ya en yakın antik kent Kibyra olarak bilinse de, Belenli köyünün altında bir tarih yatmaktadır. Kim bilir, belki bir gün zamanınız olur ve Belenli köyünün sokaklarından günümüze kalan eserleri de yansıtırsınız o akıcı dilinizle. Saygılar."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/karanlikdere-kanyonu-altinyayla-burdur", "text": "Burdur turizme yeni yeni ısınan, pek çok gezilecek görülecek yeri olmasına rağmen yakın zamana kadar çok az insanın haritadaki yerini bildiği küçük bir Anadolu şehri idi. Son yıllarda Salda Gölü, lavanta tarlaları, Sagalassos Antik Kenti gibi yerler sayesinde yavaş yavaş popülaritesini artırmış olsa da hala bilinmeyen, adı hiç duyulmamış yerleri var. Burdur'un Altınyayla, eski adı ile Dirmil, ilçesinde yer alan Karanlıkdere Kanyonu bu az bilinen yerlerden bir tanesi. İki sene önce sosyal medyada Burdur'un tanıtımına yönelik bazı çalışmalar yapmış, Hürriyet Seyahat ve Momondo Türkiye instagram hesaplarından Burdur'u anlatmıştım. O dönemde Burdur'daki en az bilinen yer neresi diye araştırdığımda karşıma çıkmıştı saklı cennet Karanlıkdere Kanyonu. Burdur Karanlıkdere Kanyonu, ulaşım ve doğa yürüyüş rotası hakkında deneyimlerimi bu yazımda bulacaksınız, keyifli okumalar! Karanlıkdere Kanyonu, Altınyayla ilçesinin Ballık Köyü'nden başlayarak Muğla il sınırına kadar devam eden 10 kilometre uzunluğunda bir vadi. Kanyonun en derin yeri deniz seviyesinden 350 metre, en yüksek yeri 1500 metre yüksekliğe ulaşıyor. Kanyonun yüksek kaya duvarları, sanki çok daha fazla yükseklik farkı varmış gibi hissedilmesine neden oluyor. Kanyon boyunca sedir, çam, ardıç ve meşe ağaçları muhteşem bir görsel şölen oluşturuyorlar. Benim gittiğim Haziran döneminde ise zakkum çiçekleri açmıştı, bu yeşilliklerin arasında koyu pembe renkleri ile usta bir ressamın fırça darbeleri gibi kanyonu süslüyorlardı. Kanyon içinde bir de yürüyüş rotası yer alıyor, ancak zorlu bir rota olduğundan bölgeyi bilen birileri ile bu rotayı yürümek en iyisi. Kanyonun dibinden akan Karanlıkdere deresi nedeniyle bu adı almış kanyon. Kanyonda doğa yürüyüşleri yapılabildiği gibi dere üzerinde yer alan şelalenin olduğu yerde piknik de yapılabiliyor. Kanyonda yabani hayvanlardan; vaşak, karakulak, porsuk, kaya sansarı ve yaban domuzu gibi büyük memeli türleri görülüyor imiş. Vaşak, Burdur ve çevresinde sık görülen büyük kedi cinsi. Kanyonun önemli bir özelliği, vaşak ve karakulak hayvanlarının aynı habitatı paylaştığı ender alanlardan biri olması. Kanyonda 540 yaşında Toros sediri anıt ağacı da yer alıyor imiş ama onun yerini bulamadık. 2018 yılında kanyon, Türkiye'nin 229. tabiat parkı olarak, Karanlıkdere Kanyonu Tabiat Parkı olarak ilan edilmiş. Ancak ne bir tabelalama çalışması yapılmış, ne de yol düzenlemesi yapılmamış. Karanlıkdere Kanyonu videomu izlemek için buraya tıklayın! Kanyona gidebilmek için iki farklı rota var, biri Burdur tarafından biri de Fethiye tarafından. Burdur merkezden yaklaşık 145, Fethiye merkezden ise yaklaşık 50 kilometre vadinin içinde yer alan şelale. İkisini de tarif edeceğim. Birincisi, Burdur üzerinden gidilen ve daha zorlu olan rota. Öncelikle Burdur ili, Altınyayla ilçesi Ballık Köyü'ne ulaşacaksınız. Burdur merkezden Ballık Köyü 145 km, yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk. Eğer doğa yürüyüşü yapacaksanız yürüyüş rotası Ballık Köyü'nden başlıyor. Yürüyüş yapmak için değil de Karanlıkdere'ye inmek istiyorsanız, Ballık Köyü'nden sonra ise toprak yolu takip ederek yaklaşık 20 km daha düz devam edeceksiniz. Karşınıza çıkan ilk yol ayrımında solda çeşme, sağda mezarlık ve HES 1 ve HES 2 tabelalarını göreceksiniz. Yol ayrımında sola yani HES 1 tabelasını takip ederek devam ederseniz Karanlıkdere'ye kadar iniyor yol. Ballık Köyünden sonraki toplam 25 kilometre yol neredeyse 1 saat sürüyor. Yolun neredeyse tamamı toprak yol. Kanyonun kenarından kıvrıla kıvrıla giden neredeyse tek şerit bir yol. Bol virajlı olduğunu belirtmeme gerek yok herhalde. Yol ayrımından sonra, biraz daha ilerlediğinizde tepeden Karanlıkdere üzerinde yer alan küçük bir şelale göreceksiniz. Hedef noktamız orası. Tabelalardan da anlaşıldığı üzere maalesef kanyon üzerinde iki tane HES inşa edilmiş. Dereye indiğiniz noktada dev bir HES tesisi sizi karşılıyor. Tesisin ters yönüne doğru ağaçlık bölüme doğru ilerlerseniz birkaç piknik masasının olduğu bir yer göreceksiniz. Oradan 5-10 metre daha yürüyerek ilerlerseniz coşkun akan bir dere ile karşılacaksınız. Biz dereye ayaklarımızı sokarak girdik. Bu noktadan sonra uygun ekipmanı olmayan kişilerin devam etmesini önermiyorum. Buradan keçi yollarını takip ederek şelalenin olduğu yere kadar yürümek gerekiyor. Yukarıdaki haritada da göreceğiniz üzere aslında kanyonun bitiş noktası yani dereye indiğimiz yer Burdur ve Muğla il sınırının tam üstünde. Ve Fethiye'ye çok daha yakın. Dereden Fethiye'nin Ören Köyü'ne mesafe 15 kilometre. Bu 15 kilometre diğer yola oranla daha iyi, çoğunluğu asfalt. Ören Köyü ile Fethiye arası ise 38 kilometre, 45 dakikalık bir yol. Biz dönüşte ana yola girmek için bu yolu kullandık. Eğer kanyona doğa yürüyüşü için değil de bizim gibi dereye inmek için gidiyorsanız tavsiyem bu rotayı kullanmanız. Eğer doğa yürüyüşlerine meraklıysanız ve kendi rotanızı belirleyerek yürüyüşler yapıyorsanız Wİkiloc uygulaması tam size göre demektir. Telefonunuza indireceğiniz uygulama ile hem kendi rotalarınızı kayıt altında tutabilir, hem de başkalarının yürüdüğü rotaları kullanabilirsiniz. Rotanın iniş, çıkış, yükseklik bilgileri, uzunluğunu, zorluk derecesini ve çok daha fazla bilgiyi Wikiloc uygulamasında bulabilirsiniz. Bu kadar bilgi verdikten sonra, Burdur Dağcılık Kulübü tarafından hazırlanmış olan Karanlıkdere Kanyonu Wikiloc rotasını aşağıdaki haritada görebilir, şu linke tıklayarak detaylarına ulaşabilirsiniz. Konglomera ve kalker kayaçlardan oluşan kanyon, doğa sevenler için saklı bir cennet. Bu yolu yapmaya değer mi derseniz, kanyonları, vadileri, doğayı seviyorsanız değer. Ama sadece piknik yapmak için gelecekseniz değmez. Karanlıkdere Kanyonu'na gitmek için en iyi zaman, neyi sevdiğinize göre değişir. Haziran ayında bütün çiçekler açmış hali ile çok güzeldi. Sadece zakkum değil, pek çok yabani çiçek doğayı süslemişti. Yaz kurağından henüz etkilenmediği için heryerden şırıl şırıl akan sular da ayrı bir güzellik katıyor kanyona. Ben Haziran halini beğenmesem de sonbaharda ağaçların renkleri değiştiğinde de çok güzel oluyormuş. O dönem Haziran'a göre daha kurak olacaktır ama sarı-yeşil-turuncu renk cümbüşü de eminim ayrı bir güzel oluyordur. Buralara kadar gelmişken Burdur'da gezilecek yerler listesine de mutlaka bir göz atın. Aşağıdaki bağlantıları tıklayarak ilgilendiğiniz yazıya ulaşabilirsiniz. - Burdur'a gidinci nereleri gezelim diyorsanız; Burdur gezilecek yerler - Az bilinen antik şehir; Kibyra Antik Kenti - Türkiye'nin Maldivleri diye meşhur olan; Salda Gölü - Burdur yemekleri için; Burdur'da ne yenir, nerede yenir? - Binlerce yıllık tarih Sagalassos Antik Kenti"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/karavan-ile-dunyayi-gezen-turk-gezginler", "text": "Karavan ile dünyayı gezme fikri size de çok romantik gelmiyor mu? Kulağa geldiği kadar kolay birşey olmasa da kendi karavanını yapan, hazır bir karavan alan veya bir araç alıp karavana dönüştüren bir sürü çılgın Türk var. Kimisi Türkiye'de kimisi Avustralya'da kimisi Güney Amerika'da, evlerini yanlarına almış dünyayı geziyorlar. Ben de karavan ile dünyayı gezen Türk gezginler kimlermiş, nerelere gitmişler, neler yapmışlar bir liste çıkarayım dedim. Karavanıyla tek başına gezen, ailecek gezen, köpeğiyle gezen farklı farklı karavan hikayeleri bu yazıda sizi bekliyor! Karavan konusunun içine girince aslında bir derya deniz. Çeşit çeşit karavanlar, arabanın arkasına takıp çıkarabileceğiniz çekmeli karavanlardan motokaravanlara, asıl yapım amacı minibüs olup sonradan karavana çevirenlere kadar yelpaze geniş. Ben bu yazıda bu kadar teknik konulara girmeyeceğim. Ama merak edenler için her bir gezginin künyesine aracın marka-model bilgisini yazacağım. Eğer karavan ile yola çıkıyorsanız olmazsa olmazlardan biri karavanınıza bir isim koymanız. Aşağıdaki listede yer alan gezginlerin karavanlarına verdikleri isimleri mutlaka belirteceğim. Sıla, geçen yıl önce işinden ayrılıyor ve çocukluk hayali olan karavanla gezme konusunda bir adım atıyor. Bu adım herkesin atabileceği cinsten değil çünkü eski bir sucu minibüsünü alıp kendi imkanları ile karavana çeviriyor. Öyle \"hayallerinin peşinden koş\" seminerleri verenler gelip bi denesinler bakalım, nasıl oluyormuş. Karavanını bitirip yol arkadaşı Siri ile birlikte Türkiye'yi gezmeye başladılar, önce emektar minibüs gezisine taş koydu, şimdi de korona yüzünden pek rahat hareket edemiyor olsalar da hala Türkiye içinde karavanla gezmeye ve yaşamaya devam ediyor Sıla. Şimdi asıl bomba geliyor, Sıla'nın bir geliri yok. Sosyal medya üzerinden satttığı ürünler, gittiği yerlerde yaptığı geçici işler, bazen karavanında yaptığı sandviçleri satarak yoluna devam ediyor. Sıla, Mücbir Seyyah adıyla instagram'da deneyimlerini, Youtube kanalında yol hikayelerini gün gün tüm doğallığı ile paylaşıyor, nasıl yetişiyor aklım almıyor gerçekten. - Karavanın Adı: Düldül - Karavanın Marka ve Modeli: 1994 Model Mazda 2200 - Karavanın Yapım Şekli: Kendisi Sıla'nın karavan yapımıyla ilgili videolarına Mücbir Seyyah youtube kanalından ulaşabilirsiniz. Burçin ve Erdi sosyal medyanın en popüler karavan ile gezen çifti olabilir. Birkaç yıl önce çalıştıkları yerden ayrılıp kendilerine bir minibüs alıp onu karavana çevirdiler. Burçin ve Erdi'nin karavanlarının ismi Mars. Aldıkları minibüsü karavana dönüştürdükten sonra önce Türkiye'de sonra Avrupa'da çeşitli rotalar yaptılar. Kimi zaman Mars'ı arkalarında bırakıp sırt çantalı seyahatler de yapıyorlar. İşten ayrılma, aldıkları minibüsü karavana çevirme hikayelerinden başlayarak tüm hikayelerini anlattıkları Trail of Us adlı Youtube kanalları oldukça popüler, instagramda da aynı isimle bulabilirsiniz. Fotoğraf ve videoları çok özenli ve kaliteli. Takip etmekten keyif alacaksınız. - Karavanın Adı: Mars - Karavanın Marka ve Modeli: 2002 Model Ford Transit - Karavanın Yapım Şekli: Minibüs olarak alıp İzmir'de içini istedikleri gibi yaptırdılar. Gonca, Emin Cihan çifit, 2011 doğumlu kızları Maya ile birlikte karavanla dünya turuna çıkan bir aile. Ne çılgın bir fikir öyle değil mi? Karavan ile yola çıkmak aslında Maya'nın hayali imiş. Anne-baba olarak onlar da kızlarının hayalinin peşine düşmüşler. Kızlarının hayali olan bu yolculuğa çıkmak için uzun süre hazırlanmışlar, karavanı tamamlamaları 1 yıllarını bulmuş. Önce Türkiye'de kısa rotalar yaparak karavan yaşantısını deneyimleyip sonra da Avrupa'dan başlayarak dünya turlarına başladılar. Epey de yol kat etmişlerdi ancak korona nedeniyle şu an Lizbon'da yeniden yerleşik hayata geçmek zorunda kaldılar. - Karavanın Adı: MayaVan - Karavanın Marka ve Modeli: 2012 Model Fiat Ducato 17 metreküp - Karavanın Yapım Şekli: Panelvanı boş halde alıp kendileri yaptılar. MayaVanLife youtube kanalında hem karavanı yapım hem de dünya turlarına dair çok sayıda video var. Çocukla karavan hayatı ilginizi çekerse mutlaka bir göz atın. Ceren ve Sercan çifti, 1 yıl kadar önce Hollanda, Amsterdam'daki hayatlarını bırakıp Asya'dan başlayan bir dünya turuna başlamışlardı. Dünya turunun Asya bacağından Güney Amerika bacağına geçerken Şili'den bir minibüs alıp içini Santiago'da yaptırıp Güney Amerika'yı yaptırdıkları bu karavan ile gezdiler. Yaptırma hikayeleri de biraz sancılı, karavanın içini yaptırdıkları dönemde Şili'de Ohal ilan edildi. Hikayenin devamı için youtube kanallarına göz atın. Patagonya'ya kadar inip Şili'nin kuzeyindeki Atacama'ya geri döndükleri büyük bir daire çizdiler. Aslında Güney Amerika gezileri devam edecekti ancak yaşadıkları hırsızlık ve korona virüsü nedeniyle dünya turlarına kısa bir ara verdiler. Ceren ile yaptığımız röportajı okumak için tıklayın. - Karavanın Adı: Serçe - Karavanın Marka ve Modeli: VolksWagen Transporter - Karavanın Yapım Şekli: Şili'de satın aldıkları minibüsün içini orada yaptırdılar. Hem karavan dönüşümü hem de dünya turlarını Ceren Baykal youtube kanalında izleyebilirsiniz. Beril ve Azad'ı Mesut Süre ile İlişki Testi kanalı aracılığıyla tanıdım. Onlar da yolculuklarında \"başka bir dünya mümkün\" diyerek başlamışlar. Hippi karavanı olarak bilinen T3 model bir minibüsü kendi imkanları ile karavana dönüştürmüşler. Önce Türkiye sonra İran, hedeflerinde Hindistan'a gitmek vardı. 120 gün Türkiye turu yaptılar, yolda bileklik satarak para kazanıyorlar ve yola devam ediyorlardı. Şu an karavan yolculuğu durmuş görünüyor, son durumlarını ben de bilmiyorum. Instagram ve youtube hesapları pek aktif görünmüyor. - Karavanın Adı: Sanırım bir adı yok, veya ben bulamadım. - Karavanın Marka ve Modeli: 1980 Volkswagen Model T3 - Karavanın Yapım Şekli: Minibüsü alıp içini kendileri yapmışlar. Yaren ve Deniz, Avustralya'da aldıkları minibüsü kendileri dönüştürerek karavana çevirmişler ve yaklaşık bir yıldır karavan ile yoldalar. Üstelik güzel köpekleri Phoebe de onlarla birlikte seyahat ediyor. Mayıs 2020 National Geographic Traveler'in kapak konusu oldular. Korona yüzünden onlar da bir durma noktasına gelmişler tabii. Deniz yeniden iş bulmuş, şu an Sydney'de yolların yeniden açılmasını bekliyorlar. - Karavanın Adı: Sanırım bir adı yok, veya ben bulamadım. - Karavanın Marka ve Modeli: 2012 Model Mercedes 4x4 Sprinter Van - Karavanın Yapım Şekli: Minibüsü alıp içini kendileri yapmışlar. Instagram hesaplarını takibe alırsanız hem Avustralya hem de karavan hayatına dair nefis fotoğraflar paylaşıyorlar. Gökçen ve Gökalp, Fıtı adını verdikleri karavanları ile Kaçkarlar senin Ege, Akdeniz benim geziyorlar. Tam zamanlı karavanda yaşamıyor ama yurt içi seyahatlerini karavanla yapmaya çalışıyorlar. - Karavanın Adı: Fıtı - Karavanın Marka ve Modeli: 2016 Model Renault Master - Karavanın Yapım Şekli: Hazır yapılmış şekilde satın alınmış. Instagram Güneşin Yolunda hesabında maceralarını takip edebilirsiniz. Bahar ve Özgür çifti, motosikletle, sırt çantalı gezilerine bir de jeep eklemişler. Ama jeeplerini karavan gibi kullanıp içinde yatıp kalkarak 2 aylık bir Avrupa seyahati yaptılar. Youtube kanallarında karavana dönüşmüş olan Tosbik'e dair detayları bulabilirsiniz. Ayrıca instagramda İki Kafa Bi Dünya hesabına göz atabilirsiniz. Benim en sevdiğim dönüşümlerden biri bu olabilir, hem jeep ile istediğin yere git, hem de çadırda kalır gibi arabada yat. Uzun süreli yaşamak zor ama uzun seyahatler için çok elverişli göründü bana. Tabii herkesin tarzı farklı. - Karavanın Adı: Tosbik - Karavanın Marka ve Modeli: 99 model, turbo dizel, otomatik Mitsubishi Pajero 2.8 TDI - Karavanın Yapım Şekli: İç donanımını kendileri yapmış. Adı üstünde Cahil Cesareti. Onlar 2013'ten beri yollarda. Yelkenli ile dünya turu projelerine şimdilerde karavan ve iki çocuk ile devam ediyorlar. En son Şili'den Bolivya'ya geçiyorlardı, umarım iyilerdir. Bunca yıl yolda, yolda doğan büyüyen iki çocuk. Gerçekten efsaneler. 2013'te Bodrum'dan Blue Belle isimli yelkenli ile yola çıkmış ve 20 ayda Rio De Jenario'ya ulaşmışlardı. Geçen yaz ikinci çocukları da dünyaya gelince denizden karaya geçip karavanla seyahat etmeye başladılar. - Karavanın Adı: Bir adı yok. - Karavanın Marka ve Modeli: Ford Transit - Karavanın Yapım Şekli: Fransa'da fabrika çıkışı pilot tarafindan karavan olarak yapılmış bir araç. Gözde ve Alex tanıştıktan kısa bir süre sonra karavanla gezmeye karar veriyorlar. Ağustos 2018'den beri yoldalar. Karavanlarını çalışmaya devam ederken hafta sonlarında kendileri yapmışlar. Korona nedeniyle Güney Amerika'da mahsur kalan Türk gezginler arasında onlar da vardı. Gözde dönebildi, şu an Tekirdağ'da bir yurtta karantinada ancak Alex ve Lokum uçağa evcil hayvan almadıkları için Arjantin'de kaldılar. Umarım en kısa zamanda tekrar kavuşurlar ve yeniden yola çıkabilirler. - Karavanın Adı: Big Guy - Karavanın Marka ve Modeli: 1998 Model Dodge Ram Van - Karavanın Yapım Şekli: Kendileri yapmış. Zehra ve Eray çifti, Mersin'de öğretmenlik yapıyorlar. Kızları İdil ile birlikte tam zamanlı karavanda yaşıyor ve tatillerinde de seyahat ediyorlardı. Geçen yıl Ekim ayında aralarına yeni çocukları Berkin de katıldı. Artık çekme karavandan panelvana geçecek ve kendi karavanlarını kendileri yapacaktı. Tabii bebekle sanırım çok kolay olmuyor, bir süredir ses seda yok kendilerinden. - Karavanın Adı: Cango - Karavanın Marka ve Modeli: Avondale marka, çekme karavan - Karavanın Yapım Şekli: Hazır. Chloe ve Gürkan, bir Fransız ve bir Türk'ten oluşan tatlı bir çift. 2019 Nisan'ından bu yana karavanda yaşıyorlar ve seyahat ediyorlar. Hayatlarını fotoğraf, video ve içerik üreterek kazanıyorlar. Instagram hesaplarında çok güzel fotoğraflar göreceksiniz. - Karavanın Adı: Sanırım bir adı yok, veya ben bulamadım. - Karavanın Marka ve Modeli: 1985 Mercedes Hymer - Karavanın Yapım Şekli: Olduğu hali ile satın almışlar. Ebru ve Cihan çifti, yaklaşık 2 yıldır karavanla seyahat ediyorlar. Fethiye'de yaşıyorlar, yazları çalışıp kış aylarında 2-3 aylık karavan seyahatlerine çıkıyorlar. İlk karavanları eskiyince yerine yenisini aldılar ve 3 ay önce yeni karavanlarına taşındılar. Artık evlerini tamamen kapatıp karavanda yaşamaya başladılar. Yeni evleri hayırlı olsun, sağlıkla yaşasınlar. Yeni karavana geçiş sürecini anlatttıkları videolarına bir göz atabilirsiniz. Youtube'a sürekli içerik üretiyorlar, karavana ilginiz varsa kanalları da ilginizi çekebilir. - Karavanın Adı: Sanırım bir adı yok, veya ben bulamadım. - Karavanın Marka ve Modeli: 2007 Model Fiat Ducato Minibüs - Karavanın Yapım Şekli: Kendileri yaptılar. Bu yazı karavan ile dünyayı gezen Türkler yazısı olacakken, karavanda yaşayan Türkler yazısına dönüştü birazcık. Karavanda yaşayan ve karavanını aynı zamanda kafe olarak da kullanan Baran da onlardan biri. Baran'ın da bir yol arkadaşı var, kedisi Rota. İlk karavanı Tırtıl ile vedalaştıktan sonra ikinci karavanı Rotabüs adını verdiği eski bir okul otobüsü olan otobüsü alıp dönüştürdü. Baran'ın hayali Rotabüs ile dünyayı gezmek, umarım en kısa zamanda hayaline kavuşur. - Karavanın Adı: Rotabüs - Karavanın Marka ve Modeli: Tarihi eser olabilir, ben marka modelini bulamadım 🙂 - Karavanın Yapım Şekli: Kendisi dönüştürdü. Rotasız Baran instagram hesabında hikayesini güncel olarak takip edebilirsiniz. Bir araç ile yola çıkmak, hele ki dünyayı gezmekten bahsediyorsak Ali abiden bahsetmemek olmak. Onunki bir karavan değil bir jeep. Ama pek çok karavandan daha fazla donanıma sahip bir araç. Ali Eriç, 15 Ekim 2005 yılında tek başına kendi aracı ile 6 ay sürecek olan İstanbul'dan başlayan ve Cape Town'da sona eren Tur Afrika adını verdiği yolculuğa çıktı. Bu yolculuktan döndükten 3 yıl kadar sonra ise bu kez 3 yıl sürecek olan dünya seyahatine yine aracıyla çıktı. İlk yolculuğunu Tur Afrika, ikinci yolculuğunu ise İstanbul'dan İstanbul'a Bir Dünya Seyahati adlı bir kitabı daha var. Kitap gelirlerini de Türk Eğitim Vakfı'na bağışlıyor. Tur Afrika kitabı ile ilgili notlarım için tıklayın. - Aracın Marka ve Modeli: Land Rover Defender 110 - Aracın Yapım Şekli: Araç uzun yolculuk ve yol koşullarına uygun şekilde modifiye edildi. Eminim benim henüz keşfetmediğim, karavanı ile dünyayı gezen pek çok Türk gezgin yolları aşındırıyordur. Bu listeye eklenmesini önerdiği kişiler varsa yorumlara eklemeyi unutmayın. En kısa zamanda yeniden yollarda olmak dileğiyle. Karavan benim de hayalimdir ama şehşr hayatından kopamamak öteliyor hayalleri... Türkiye'de bayağı bir karavancı var, Eski Londra Asfaltındaki Londra Camping Meşhurdu eskiden... Liste çok güzel Sevil, tanımadıkları da takip edeceğim böylece, önümüzdeki aylarda bu liste artacak ve karavanlar daha da konforlu hale gelecek muhtemelen. Kesinlikle bu liste çok uzayacak, kiminle konuşsam karavan diyor. Karavancılardan Ceren ile bir röportaj yapmıştık ama daha teknik birşeyler istiyorsun sen sanırım. Yapalım onu da! Aaa sizi bilmiyordum, hoş geldiniz 🙂 Umarım planladığınız rotaya en kısa zamanda çıkarsınız. Karavan özgürlüktür diye düşünürken, şimdi corona dolayısıyla can kurtarıcı bir seyahat aracı haline de geliyor. Karavanlı gezginlerle tanışmak, hikayelerini bol bol dinlemek isterdim. Ayvalık'a yolu düşen olursa beklerim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/karayip-gemi-turlari", "text": "Çocukken egzotik bir yer söyle deseler aklıma ilk Karayipler gelirdi. Turkuaz mavisi denizi, yemyeşil adaları, geleneksel kıyafetleriyle dans eden yerlileri ile bana hep çok uzak, ulaşılmaz ve egzotik gelirdi Karayipler. Dünyanın öbür ucunda gibi hissederdim. Ben büyüdükçe dünya küçüldü, Karayipler artık kolayca ulaşılabilen, hatta Karayip gemi turları ile uygun fiyata tatil yapabileceğimiz bir yer haline geldi. Karayipler deyince bir tek ülke veya birkaç ada diye düşünmeyin. Karayipler dediğimiz bölge, Karayip Denizi'ni, adalarını ve çevresindeki sahilleri kapsayan oldukça geniş bir bölge. Amerika'nın Florida kıyılarından başlayıp aşağıda Güney Amerika kıta karasının kuzeyine kadar inen bir alandaki adalardan bahsediyoruz. Karayipler'de 7000 civarında ada, adacık bulunduğu tahmin ediliyor. O yüzden bu bölgeye gitmek üzere bir plan yapıyorsanız, iyi bir araştırmaya ihtiyacınız olacak. Veya bölgeyi iyi bilen zaten sürekli o bölgeye Karayip turları düzenleyen firmaları tercih edebilirsiniz. Karayipler çok geniş bir alan ve gideceğiniz adalara, bölgeye, ülkere göre vize uygulaması değişiklik gösterebiliyor. - Antigua ve Barbuda - Bahamalar - Barbados - Britanya Virgin Adaları - Dominika - Dominik Cumhuriyeti - Haiti - Jamaika - Saint Kitts ve Nevis Adaları - Saint Lucia - Saint Vincent ve Grenadinler - Trinidad ve Tobago - Turks ve Caicos Adaları - Virgin Adaları: İngiltere vizesi istiyor. - Aruba: Amerika, Schengen, UK veya Kanada vizesi ile gidebilirsiniz. - St Thomas: Amerika vizesi istiyor. - Grenada: Belçika'daki Grenada Büyükelçiliği'nden vize almanız gerekiyor. - Küba: Küba vizesi almanız gerekiyor. Karayipler genel olarak tropik kuşakta olduğu için bu bölgeye gitmeden önce hava durumunu mutlaka kontrol etmenizi öneririm. Bütün yıl hava sıcaklığı 24-29 arasında seyretmesine rağmen rüzgarlı sezon denilen sezona dikkat etmek gerek. Özellikle rüzgarlı hatta fırtınalı/kasırgalı sezonda Karayip turları ayarlamanız rüya tatilinizi cehenneme çevirebilir. Mayıs ile Kasım ayları arası bu rüzgarlı sezona denk geliyor. Karayipler'e gitmek için en iyi zaman ise Aralık Nisan arası. Karayipler'e gitmek için havanın sıcak ve çoğunlukla kuru ve güneşli olduğu bu dönemi tercih edebilirsiniz. Karayip Adaları çok geniş bir coğrafyaya yayılıyor ve bu bölgeye seyahat etmeyi düşünüyorsanız iyi bir planlamaya ihtiyacınız var demiştim. Seyahat planı yaparken pek çok Karayip gemi turu rotası olan aşağıdaki rotalardan birini tercih edebilirsiniz. Miami'den başlayıp St. Thomas adası, Charlotte Amalie, Porto Riko, Haiti'yi kapsayan 10 gün 9 gecelik gemi turlarına katılabilirsiniz. Miami'den başlayıp Haiti, Jamaika, Meksika'nın Cozumel Adası'nı kapsayan 10 gün 9 gecelik bir Karayip gemi turuna katılabiliriniz. Miami'nin de tadını çıkaracağız, Miami'den başlayıp Meksika'da Costa Maya ve Cozumel, Florida kıyılarında Key West'i dahil edeceğiniz gemi turlarına katılabilirsiniz. Karayipler'e sanıldığından çok daha uygun fiyatlara cruise yani gemi turları bulabilir, beş yıldızlı otel konforunda muhteşem bir tatil geçirebilirsiniz. Bu yazıda kullanılan fotoğraflar royalcaribbean. com. tr adresinden alınmıştır. Karayipler benim hayalim. Ama uçak biletleri ve konaklama çok pahalı. Bu kurlarla bütçeyi epey zorlayacak bir seyahat olur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kars-gezilecek-yerler", "text": "Ülkemizin her köşesi ayrı bir güzellik ayrı bir kültür mirası. 40 yıl boyunca Rus işgali altında kalmış, ülkemizin en yüksek illerinden biri olan, kış ve sonbaharda birkaç kez görme şansı yakaladığım Kars ve Kars'ta gezilecek yerler konusundaki deneyimlerimi Kars gezi rehberi tadındaki bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar! Kars adı, Karsaklardan geliyormuş ve Türkiye'deki en eski Türkçe il adı olma özelliği taşıyor. Urartular, İskitler, Karsaklar, Selçuklular, Moğollar, Akkoyunlular ve Karakoyunlular tarih boyunca Kars'ta egemenlik sürmüş medeniyetler. Kars 1535 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılıyor. Kars, 18 Kasım 1877 ile 25 Nisan 1918 yılları arasında 40 yıl Rus işgali altında kaldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmış. Ruslar Kars'ta kaldıkları süre boyunca Hollanda'dan getirttikleri mimarlara şehir planlaması yaptırmış ve şehrin ızgara şehir planını oluşturmuşlar. Yine Ruslar zamanında bölgeye gelen Malakanlar sayesinde peynircilik, hayvancılık ilerlemiş ve Kars'ın bugün ekonomik olarak gelişimine katkı sağlayan pek çok üretim bu dönemde öğrenilmiş. Kars, Türkiye'nin en doğusunda yer alan illerimizden bir tanesi. Kuzeyinde Ardahan, doğusunda Ermenistan, güneyinde ise Ağrı yer alıyor. Kars sınır şehri olması nedeniyle \"Serhat Şehri\" olarak anılmaktadır. Türkiye'nin en yüksek şehir merkezine sahip olan Kars'a ulaşım için uçak, tren veya son yılların popüler yolu olan treni tercih edebilirsiniz. Kars'a Doğu Ekspresi ile yani tren ile gelmek isterseniz, tren Ankara'dan her gün 18:00'de hareket ediyor ve ertesi gün 18:13'te Kars'a varıyor. Yaklaşık 24 saat süren yolculuk ile Kars'a ulaşabilirsiniz. Kars'a uçakla gelirseniz; Kars Harakani Havalimanı'na Türkiye'nin farklı şehirlerinden ulaşabilirsiniz. Havalimanından şehir merkezine otobüs çalışıyor. Havaalanı ile şehir merkezi birbirine oldukça yakın, taksi ile giderseniz de fazla tutmaz. Kaldığınız otele bilgi verirseniz pek çok otelin havalimanından transfer hizmeti var. Kars'ta gezilecek yerler, yeme-içme yerleri, konaklama ve ulaşım seçeneklerine dair ihtiyaç duyacağınız tüm yerler aşağıdaki haritada işaretlenmiş durumda. Haritaya tıklayarak detaylarına ulaşabilirsiniz. Haritada kayıtlı yerlerin açıklamalarına yazının devamında ulaşabileceksiniz. Şehir merkezindeki Ruslardan kalan binalar bugün çoğunlukla virane durumunda olsa da bir kısmı restore edilmiş ve halen kullanılıyor. Ruslar Kars'a girdiklerinde Hollanda'dan mimarlar getirterek ızgara planlı yeni bir şehir inşa etmişler. O dönemde 600 kadar bina inşa edilmiş, bugün geriye 170 kadarı kalmış, bu binaları mutlaka görmenizi öneririm. Kars Kalesi, Kars şehir merkezinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Şehir merkezinden yürüyerek kolayca ulaşabileceğiniz kalenin içinde bir kafe var, şehir manzarasına karşı çay, kahve içmek için uğrayabilirsiniz. Menuçehr Camii, Evliya Camii, Tabyalar, 12 Havariler Kilisesi, Harakani Hazretleri'nin Türbesi kale çevresinde görebileceğiniz diğer tarihi binalar. Fethiye Cami, Rus döneminde bir kilise olarak inşaa edilmişken şu an camii olarak kullanılıyor. İçeriyi girip gezebilirsiniz. Ayrıca bahçesinde de vakit geçirebilirsiniz. Kars Müzesi, Kars tarihini anlamak için iyi bir seçenek olabilir, şehir merkezinin biraz uzağında olan müze vaktiniz varsa uğranabilecek yerlerden biri. Kars çarşısında bir tur atmak hem gözünüzü hem midenizi doyurur. Birbirini kesen ızgara düzen sokaklarda bolca peynirci var. Peynircilere girip peynirlerin tadına bakabilir, isterseniz adresinize gönderilmesi için sipariş verebilirsiniz. Peynir derken Kars eski kaşarı, gravyer, göğermiş çeçil, göbek kaşar listenin ilk sıralarında. Peynircilerde ayrıca yörede üretilen bal ve daha pek çok yerel ürün bulabilirsiniz. Kars'ta henüz yeni açılmış çok güzel ve özel bir müze var: Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi. Türkiye'de son zamanlarda müzecilik konusunda ciddi bir ivme kazandığımızı ve güzel müzeler açıldığını görmek beni çok mutlu ediyor. Kafkas Cephesi'nde yaşananların hikayeleştirilerek anlatıldığı, eski bir tabya olan Kafkas Cephesi Müzesi giriş ücreti 2022 itibariyle 20 TL, Müzekart ile ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Müzenin bahçesinde Kazım Karabekir Paşa'ya, Paşa'nın beyaz at hediye etmesine karşılık Ruslar tarafından hediye edilmiş olan beyaz vagonu da gezebilir, Karabekir Paşa'nın ofis olarak kullandığı vagonda tarihin sayfalarında dolaşabilirsiniz. Kars şehir merkezinde 2022 yılında açılmış olan çok güzel bir müze var; Peynir Müzesi. Boğatepe Köyü'ndeki Peynir Müzesi ilk olsa da şehir merkezindeki müze 2000 metrekare alana eski bir tabyaya kurulmuş binası ile çok güzel ve dikkat çekici olmuş. Müzede peynirin gelişimine dair hemen herşey var. Endemik bitkilerden inek çeşitlerine, eski usülle yapılan peynir örneklerinden gravyer yapımına kadar farklı galerilerde pek çok konu sergileniyor. Kars'a gelince mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri Kars'ta peynir yapımının başladığı köylerden biri olan Boğatepe Köyü. Boğatepe Köyü'ne Kars şehir merkezindeki ilçeler otogarından minibüslere binerek ulaşabilirsiniz. Boğatepe Köyü'nde evlerde köy kahvaltısı hizmeti veriliyor. Zümran Ömür, Koçulu Çiftliği gibi farklı evlerde kahvaltı organizasyonu yapabilirsiniz. Yöresel ürünler ve bol bol, çeşit çeşit peynir yiyebileceğiniz kahvaltının 2022 yılı için kişi başı ücreti 100 TL idi. Boğatepe Köyü'nde bir de peynir müzesi bulunuyor, gittiğinizde mutlaka sorun, sizi gezdirsinler. Boğatepe Köyü'nün hikayesi için Peynir'in Doğduğu Yer Boğatepe Köyü yazıma mutlaka göz atın. Boğatepe Köyü'nde Zümran Ömür'ün köyü tarihini ve Peynir Müzesi'ni anlattığı videomu aşağıda izleyebilirsiniz. Kars şehir merkezine 65 km mesafede olan Çıldır Gölü, yüksekliği ve bulunduğu bölgenin soğuk olması nedeniyle her yıl Aralık ayında donmaya başlıyor, hava durumuna bağlı olarak Nisan başına kadar donmuş olarak kalıyor. Bu muhteşem donmuş karı görmek ve üstünde kızağa binmek, gölde açılan delikten balık tutan balıkçıları izlemek için her yıl yüzlerce insan kış aylarında Çıldır Gölü'ne akın etmesine neden oluyor. Yaz aylarında da Çıldır Gölü'nü görmüş biri olarak mutlaka kış döneminde görmenizi öneririm gölü. Göl kıyısında Çıldır Gölü'nde avlanan sarı kanat cinsi balık yapan yerler var, en ünlüsü Atalay'ın yeri. Hem öğlen yemek molası vermek hem de içeride yanan sobada ısınmak için iyi bir seçenek. Kış aylarında hafta sonları çok kalabalık olduğu için önceden arayıp rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Çıldır Gölü'nün üstünde kızağa binmek isterseniz Atalay'ın önünde bir sürü kızak ve kızakçı bekliyor. Kişi başı ödeme yaparak buz tutmuş göl üstünde eğlenebilirsiniz. Göl üzerinde perspektiften faydalanıp çok eğlenceli fotoğraflar çekmek mümkün, bu eğlenceden mahrum kalmayın. Biz Çıldır'a şoförlü araç ayarlayarak gitmiştik, kış aylarında yol çok karlı/buzlu olabileceği için o bölgeyi, yol şartlarını bilen biri ile gelmek daha güvenli geldi bize. Çıldır Gölü kıyısındaki köylerde, Terekeme, eski yazıları ile mezarlıklar bulunuyor. Renkli taşlar ve taşlar üzerindeki yazıları ile oldukça ilginç görüntüler içeriyor. Çıldır Gölü'ne sadece 10 km mesafede yer alan Şeytan Kalesi, bulunduğu vadi üzerinde kartal yuvası gibi bir tepeye kurulmuş. Kaleye ulaşmak için 2 km patika yürüyüşü yapmanız gerekiyor. 2 km gidiş, 2 km dönüş olacağını dikkate alarak yola çıkın. Patika düzgün, biz doldukça karlı bir dönemde gitmemize rağmen kolaylıkla yürüdük. Vadi ve manzaralar muhteşem, Çıldır'a kadar gelmişken burayı es geçmeyin. Sadece etrafta ne çay, kahve içebileceğiniz bir yer ne de tuvalet var, ona göre gidin. Ani Harabeleri binlerce yıllık tarihi, İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri olması ile muhteşem bir ören yeri. Kars şehir merkezine yaklaşık 50 km mesafede bulunan harabeleri gezmek için 3-4 saat vakit ayırmayı ihmal etmeyin. İsmi Ani Harabeleri olsa da burası kadim Ani şehri. Rus, Ermeni, Türk pek çok milleti misafir etmiş bu şehrin kalın şehir surları şu an en sağlam kısmı. Geniş bir alana yayılmış olan şehrin içinde yarı ayakta veya ayakta olan camii, kilise, köprü gibi bir çok eser zamana direniyor. Harabelerin girişinde size kenti anlatmak için bekleyen yerel görevliler oluyor, onlardan tarihçesini dinlemek ve yöre halkının bu \"harabelere\" bakışındaki değişimi görmek için biriyle sohbet etmenizi tavsiye ederim. Biz giderken araç ve şoförü iki gün için ayarlamıştık, dört kişi olmanın avantajı ile maliyeti de paylaştığımız için bizim için uygun oldu. Yoksa Ani Harabeleri'ne Kars merkezden araç dışından otobüs ile ulaşma seçeneğiniz de var. Kars şehir merkezinden günde 2 kez, sabah 09:00 ve öğlen 13:00'te belediyenin araçları kalkıyor imiş, yine de Kars'a gidince önceden araştırıp tam saati ve kalkıp kalkmadığını öğrenmenizde fayda var. Ani Harabeleri'ne giriş ücretli, Müzekart ile ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Kars denince tabii ki akla ilk peynir geliyor. Gravyer ve kaşar başta olmak üzere 40'tan fazla çeşit peynir üretiliyor Kars'ta. Peynir dışında Kaz Eti, Piti, Evelik Aşı, Kete, Hangel, Haşıl başta gelen yöresel yemekler. Kars yemekleri ile ilgili daha fazla bilgi için Kars'ta Ne Yenir, Nerede Yenir? yazıma göz atabilirsiniz. \"Kars'ta gece hayatı mı var?\" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Kars son derece hareketli bir sosyal hayata sahip, üniversite nedeniyle de gençlerin sokakları doldurduğu bir şehir. Son yıllarda Kars'a gelen turist sayısının artması ile birlikte gece eğlenceleri de gittikçe hareket kazanmış. Kars'ta gece eğlencesi denince birkaç farklı eğlence var. Geleneksel eğlence isterseniz pek çok restoranda Kafkas Dansı gösterileri oluyor, birbirinden yetenekli dansçıların uçar gibi dans etmesi her defasında tüylerimi diken diken ediyor, mutlaka bu gösterilerden birini izleyin. Kars Kaz Evi'nde her akşam yemek 21:00'de bitiyor, yaklaşık 1 saatlik Kafkas Dansı gösterisi başlıyor. Dansı izlemek istemeyenler kalkıyor, izlemek isteyenler çay/kahve eşliğinde masalarında dansı izleyebiliyor. Dansı izlemek için yemek fiyatına ek olarak 30 TL kişi başı gösteri ücreti ödemeniz gerekiyor. Bu muhteşem gösteri için bu fiyat az bile. Kars'ta pek çok restoranda Aşık Atışmaları'na rastlamanız mümkün. Yine yemekten sonra bağlamaları ile gelen aşıklar karşılıklı atışarak türkülerini seslendiriyorlar. Biz Hanımeli Restoran'da dinledik. Bir restoranda dinlemek istemezseniz, Kars Kalesi'nin altındaki Namık Kemal Evi'nde de aşıkların atışmalarını izlemeniz mümkün. Ağızlarına şimdi kürdan yerleştirerek, eskiden iğne yerleştirerek b, f, p, m, v gibi dudakların birleştiği sesleri kullanmadan türkü söylemeleri ise bu geleneği daha da özel hale getiriyor. Ülkemizin doğusu ile batısı arasında büyük fark var. Hem iklim hem coğrafya hem kültür ile yepyeni bir dünya ile tanışmak için Kars'ı da görülmesi gereken yerler listenize ekleyin. Kışın Sarıkamış'ta kayak yapmak için de uğrayabilirsiniz. Kars'a gitmek için en iyi zaman Ocak-Şubat-Mart ayları olarak biliniyor. Kars'a Doğu Ekspresi ile gidip kayak yapacaksanız ve Çıldır Gölü'nü buz tutmuşken görmek istiyorsanız bu aylar en güzel zamanlar. Ancak ilkbaharda doğa uyandığında veya sonbaharda şehir sakin de Kars seyahatinizi planlamayı düşünebilirsiniz. Kars şehir merkezinde konaklayacaksanız farklı bütçe ve zevke göre otel seçenekleri bulabilirsiniz. Özellikle yoğun sezonda yani Ocak-Şubat-Mart aylarında Kars'a gitmeyi planlıyorsanız otel rezervasyonunuzu erkenden yapmayı unutmayın. Merkezde olsun, temiz ve güvenilir olsun, yemekleri güzel olsun, ekonomik olsun derseniz Grand Ani Hotel merkezdeki en iyi seçeneklerden bir tanesi. Oda+kahvaltı şeklinde hizmet veren otelin harika bir açık büfe kahvaltısı var. Kars'a uçakla gelecekseniz havalimanı transfer hizmeti de sunuyorlar. Otel 3 yıl önce yenilenmiş, bu nedenle odalar ve ıslak alanlar pırıl pırıl. Otelin spa ve kapalı havuz seçeneği olması en güzel yanlarından biri. Kars'a gelmişken eski Rus binalarında kalmak isterseniz Kars Çayı kıyısındaki Katerina Sarayı veya kaleye yakın olan Cheltikov Oteli ilginizi çekebilir. - Kars sokaklarında dolaş, Ruslardan kalma yapıları görün, - Ani Harabeleri'ni mutlaka ziyaret edin, 3-4 saat ayırın, - Sarıkamış Kış Sporları Merkezi ve Sarıkamış Katerina Av Köşkü'nü ziyaret edin, - Peynir'in doğduğu yer olan Boğatepe Köyü'nü ziyaret edin, - Kars Kalesi'ne çıkıp Kars manzarasını seyredin, - Dede Korkut'un yaşadığına inanılan Digor ilçesini ziyaret edin, - Kars Kalesi çevresinde Eski Osmanlı Evleri'ni görün, - Kars çarşısına gidin, eski kaşar ve gravyer peyniri alın. Kars ile ilgili diğer gezi yazılarıma da mutlaka göz atın. - Kars'a gidince ne yeriz derseniz; Kars'ta ne yenir, nerede yenir? - Kars'a Doğu Ekspresi ile gitmek isterseniz; Doğu Ekspresi'ne nasıl bilet alınır? - Kars'a gitmişken İshak Paşa Sarayı'na da uğramak isterseniz; İshak Paşa Sarayı Hayranlıkla okudum. Paylaşımlar çok guzel, teşekkür ederim. Kaz yetiştiriciliği çiftliklere geçtiği için halk artık kaz beslemez olmuş, fiyatla rekabet edilemiyor o durumda malum. Kars Kaz Evi ve sahipleri ise bu konuda halkı bilinçlendirmeye çalışıyorlar. Nuran hanım'a Kars Kaz Evi adresinden ulaşabilirsiniz. Çok güzel bir site kars kaşarı adresiniz kaşkar süt mamülleri kars şubesi. Üstünden 3 yıl geçti, fiyatını inanın hatırlamıyorum ama ucuz değildi, öyle bir beklenti olmasın. Kars'ta Ani harabaleri ziyaret edilmeli bence. Kars'ta taksiciler ile anlaşıyorsunuz bunun için. Son seyahatimizde tanıştığımız İbrahim Sümbül ile 0 533 155 71 05 üzerinden iletişime geçebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kars-peynir-muzesi", "text": "Kars'a birkaç yılda bir gidiyorum. Her gidişimde şehirde görülecek yeni bir yer, yeni bir müze açılmış oluyor. KARS PEYNİR MÜZESİ Kars'taki son keşfim. Müze, 2022 yılının Nisan ayında açılmış hatta resmi açılışı 2022 Ekim ayında yapılmış. Kars Peynir Müzesi nerede, giriş ücreti, müzede neler var gibi merak ettiğiniz tüm bilgiler bu yazıda! Kars'a gitme planınız varsa Kars Gezi Rehberi ve Kars'ta Ne Yenir? yazılarıma mutlaka göz atın. Kars şehir merkezindeki müzenin giriş ücreti 2022 itibariyle 20 TL idi, özel bir müze olduğu için Müzekart geçerli değil. 2000 metrekare alan üzerine kurulmuş olan müze binası eski bir tabya; atların tutulduğu bir tabya olduğu için Süvari Tabyası olarak anılıyor. Tabya iki yıllık bir çalışma sonucunda müze haline getirilmiş. Müzede Kars'ın endemik bitki türlerinden inek cinslerine, gravyer peynirinin yapılışından farklı peynir türlerinin köylerde yapımının canlandırmalarına kadar görülecek pek çok bölüm var. Kars'ta 650'den fazla endemik bitki türü inekler tarafından tüketiliyor ve o sütün lezzeti peynirin kalitesini belirliyor, bu nedenle endemik bitki türlerinin yaşatılması kritik. Gravyer peynirinin yapımı adım adım mumya heykeller ile canlandırılmış, böylece yapım aşamasını gözünüzde net olarak canlandırabiliyorsunuz. Müzenin kafeteryasında peynir tadımı yapabilir, peynir alabilirsiniz. Müzede peynir yapıma dair atölyeler de düzenleniyormuş, müzenin internet sitesi veya sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz. Ben müzeyi çok sevdim, özellikle giriş ve kafe bölümünün dışında kullanılan gravyer tekerinden dekorasyona bayıldım. Peynir Müzesi Kars şehir merkezinde, bir de Boğatepe Köyü'nde peynir müzesi var, ikisini karıştırmayın. Kars Peynir Müzesi'nin Google Haritalar uygulamasındaki konumu için tıklayın. Bu kış Kars planı yapın, Kars'a geldiğinizde @grand_anihotel de kalın ve @karspeynirmuzesi ne kesin uğrayın, bana selam göndermeyi de unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/karsta-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Serhat şehri Kars, Doğu Ekspresi'nin estirdiği rüzgarla son yıllarda birden popülerlik kazandı. Kars'a giden yabancılar, gezilecek yerlerin yanı sıra Kars'ta ne yenir, nerede yenir, kaz eti nerede yenir, piti yemeği nedir gibi sorular sormaya başladı. Haydi gelin Kars'ın meşhur yemekleri nelermiş, nerede ne yenir birlikte bakalım. Kars'ın coğrafi konumu nedeniyle tarım neredeyse yok, şehir tarım yapılamayacak kadar yüksekte ve soğuk mevsim çok uzun sürüyor. Kar Eylül sonu yağmaya başlıyor, Mart sonuna kadar yaylalarda kar kalmaya devam ediyor. Hal böyle olunca tarım yapmak çok mümkün olmuyor. Yaylalarda yapılacak en güzel şey ise hayvancılık, hayvancılık oldukça gelişmiş. Kars'ta yenilecek şeyler de ağırlıklı olarak hayvan ürünleri. Hayvan ürünleri deyince aklınıza sadece inek, koyun gelmesin, Kars aynı zamanda kaz eti ile de meşhur. Kars denince akla ilk gelen yemek kaz eti olsa da, Kafkas yemekleri Kars'ta hemen hemen tüm restoranlarda yapılıyor. Aslen Azerbaycan'ın Şeki şehrinin yemeği olan piti yemeği, haşıl, hıngel gibi hamur işi yemekleri Kars'ın meşhur yemekleri. Kars ve Ardahan'da bolca kaz yetişiyor. Yol kıyısında kaz sürülerini görünce önce çok yadırgamıştım, çok sık görünce alışıverdim. Kazın tüyünden ve etinden faydalanıldığı için ekonomik önemi büyük. Fransız mutfağında önemli yer olan Kaz, bu bölgede de hem taze hem de kurutularak yıl boyu tüketiliyor. İlk kez Kars'a gittiğimde Kars'ta kaz eti yenecek yer bulamazken, artık neredeyse bütün restoranlarda kaz eti bulunuyor. Kaz eti, kaslı bir hayvan olduğundan sert ve soğuk iklimde yaşadığı için yağlı bir et. Pilav üstü haşlama şeklinde servis ediliyor genelde. Ağır bir et olduğu için miktar olarak çok yemek pek mümkün değil, benim favori etim diyemem. İşte benim Kars'taki favori yemeğim bu! İlk kez Azerbaycan'ın Şeki şehrinde yemiş ve bayılmıştım. Nohut ile birlikte haşlanan kuzu incik suyuna önce pide konularak yumuşatılıyor, sonra da üstüne yemeğin kendisi ekleniyor. Favori eti kuzu olanların seveceği bir yemek kesinlikle. Kars'ta pek çok yerde Piti yedim, Hanımeli Restoran'daki Piti yemeği favorim. Kars, Kars gravyer peyniri ile meşhur. Kars şehir merkezinde Kars göbek kaşarı, eski kaşar, gravyer peyniri, çeçil peyniri ve Kars balı bulabileceğiniz yerler var. Gravyer kahvaltılık değil, mezelik bir peynir, kahvaltıda yemek için ağır olabilir. Kahvaltıda yemek için eski kaşar, göbek kaşar veya çeçil peynirini tercih edebilirsiniz. Kars'ta peyniri nereden alalım diye soracak olursanız seçenek çok; Büyük Zavotlar, Metin Bey Peynircilik, Koçulu Çiftliği, Zümran Ömür, Çapan Peynircilik deneyip memnun kaldıklarım. Siparişinizi yanınızda taşımanıza da gerek yok, istediklerinizi seçiyorsunuz, onlar adresinize kargoluyorlar. 650'den fazla endemik bitkiye ev sahipliği yapan Kars yaylalarında tabii ki bal da pek güzel oluyor. Peynircilerin çoğunda Kars balı da bulabilirsiniz. Kars'ta sebze yok demiştim, bu nedenle et yemekleri dışında geriye hamur işleri kalıyor. Ancak ben Kars'taki hamur işlerini çok beğendiğimi söyleyemem, bu tamamen benim kişisel yorumumum, beğenenler vardır eminim. Hangel, haşlanmış üçgen kesilmiş hamur parçalarının üzerine yine tereyağı ve yoğurt ile servis ediliyor. Bu haşıla göre biraz daha iyi. Ama sadece hamur yemiş oluyorsunuz, o yüzden ilk tercihim değil. Ayrıca kahvaltılarda yiyebileceğiniz kete ve umaç denilen un helvası pek çok yerde bulabileceğiniz bir tatlı. Sıcak ayran aşı çorbası ve evelik çorbası menülerde yer alıyor. Yöresel yemekler yapan Kars Kaz Evi, Hanımeli Restoran, Puşkin gibi restoranların hemen hepsinde yukarıda saydığım yemekleri bulabilirsiniz. Çıldır Gölü'nde yaşayan ve buzun altında avlanan sarı balık kızartılarak pişiriliyor. Bol kılçıklı ama lezzetli bir balık cinsi. Çıldır Gölü kıyısında avlanan sarı kanat cinsi bu balığı yapan yerlerin en ünlüsü Atalay'ın yeri. Hem öğlen yemek molası vermek hem de içeride yanan sobada ısınmak için iyi bir seçenek. Kış aylarında hafta sonları çok kalabalık olduğu için önceden arayıp rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Kars'a 5 sene önce gittiğimde yöresel yemek yenebilecek olan sadece Kars Kaz Evi ve Hanımeli Restoran vardı. Şimdi her köşe başında bir restoran açılmış. Ben yine de eskilerden başlayıp yeni denediğim yerler ile ilgili yorumlarımı da ekliyorum. Kars Kaz Evi, Nuran Özyılmaz'ın bireysel çabaları ile altınlarını satarak kurduğu, Kars'ta kaz etini ticarileştirilmesini sağlayan ilk işletme. Biraz daha küçük ve yolu sapa olan eski yerinden Kars Kalesi'nin altında, çok daha ferah ve güzel bir taş binaya taşınmışlar, pek de güzel olmuş. Kars Kaz Evi menüsünde kaz eti dışında, yöresel hatta unutulmaya yüz tutmuş yemekler vardı. Tavsiye üzerine siparişlerimizi verdik, adını ilk defa duyduğumuz ne varsa sipariş verdik. Güzel bir yemek ve güler yüzlü servisin ardından gitmeye hazırlanırken, Kaz Evi'nin işletmecisi Nuran Hanım ile sohbete başladık, bir baktık ki saatler geçmiş. Kaz Evi'nin hikayesini Nuran Oğuz Özyılmaz'dan dinledik. Kızları ile beraber çalıştığı bu yer bir restauranttan çok daha fazlasını ifade ediyor onun için. Kaz yetiştiriciliği konusunda Karslı kadınları bir araya getiren bir dernek kurmuş, Birleşmiş Milletler'den destek almış. Kars'a inanan cesur bir kadın o. Doyumsuz sohbeti ile yolu Kaz Evi'ne düşen herkesi de dost edinmiş kendine. Kars'a giderseniz mutlaka Kars Kaz Evi'ne uğrayıp Nuran Hanım'la sohbet edin. Kaz Evi'nde kaz eti, piti yemeği, haşıl, hıngel, umaç helvası gibi yöresel yemekleri bulabileceğiniz gibi her akşam 21:00'de Kafkas Dansları gösterisi yapılıyor. Dans gösterisi için kişi başı ekstra ödüyorsunuz, ama o kadar güzel bir gösteri ki Kars'a gittiğinizde mutlaka izleyin. Kars Kaz Evi'ne gitmeden önce de yoğun sezonda rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Aşağıda sadece yöresel yemeklerin isimlerini yazdım, menüde bunlar dışında da yemekler bulunuyor. - Evelik Çorbası - Ayran Aşı Çorbası - Kesme Aşı - Kars Ketesi - Tandırda, Bütün Kaz - Tandırda, Göğüs veya But Kaz - Tandırda Kaz, Pilav Üstü - Piti Yemeği - Hangel - Haşıl Kars Kaz Evi, 2020 sonunda sipariş ile Kars peyniri, balı, kaz eti gibi ürünleri adrese teslim göndermeye başladı. Sipariş vermek isterseniz aşağıda bilgileri bulabilirsiniz. Kars'taki en eski yöresel restoranlardan biri de Hanımeli Restoran. Burada da yukarıda yer alan yöresel yemekler bulabilirsiniz. Ayrıca Hanımeli Restoran menüsünde alkol de bulunuyor. Hanımeli Restoran'nın Kafkas göçmeni olan sahibi akordiyon şovu yapıyor, ondan sonra da aşık atışması oluyor. Ünlü yazar Puşkin bir dönem Kars'ta yaşamış, bu nedenle adına kafeler restoranlar görebilirsiniz. Kars Kalesi yakınındaki Pushkin Restoran yeni açılan restoranlardan biri. İçerisi ferah güzel dizayn edilmiş. Kars Kaz Evi'nin yeni mekanına yakın bir restoran. Menü içeriği yine benzer. Diğer mekanlara göre çalışanların ilgisi burada biraz zayıf geldi bana. Farklı mekan denemek isterseniz buraya da gidebilirsiniz. Bu arada yukarıdaki restoranların tamamı için eğer yoğun sezonda gidiyorsanız, mutlaka rezervasyon gerekiyor. Kars'ta güzel bir mekanda ferah ferah çayımı kahvemi içeyim, tatlımı yiyeyim diyenler için Kılıçoğlu Pastanesi tavsiye edilir. Çalışanlar güler yüzlü, tatlılar nefis. Biz 3 kişi ayrı tatlılar söyledik, üçü de çok güzeldi. Burada ayrıca geniş bir yemek menüsü var. Yemeklerin tadına bakmadığım için yorum yapmıyorum ama onların da kötü olduğunu sanmam. Ayrıca Kars'ta akşam hem eğlenelim hem alkollü birşeyler içelim derseniz, ocak başından barlara kadar pek çok seçenek var. Biz birşeyler içmek için Bahane Cafe'yi tercih ettik. Dışarıda yanan ateşin başında sıcak şarap oldukça keyifli idi. Israrla Süryani şarabı olduğunu iddia ettikleri bir şarap verdiler ama Kars'ta sanmıyorum ki Süryani şarabı olsun. Kars'a gelince Kars peynirinin doğduğu yer alan Boğatepe Köyü de mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Boğatepe Köyü'nde köylülerin evine konuk olarak kendi mandıralarında yetişen peynirlerin tadına bakabilir, ev halkı ile sohbet edebilirsiniz. Boğatepe Köyü'de biz Zümran Ömür'ün evine konuk olduk, ancak farklı evlere de konuk olabilirsiniz. Serpme köy kahvaltısı 2022 yılında kişi başı 100 TL idi. Boğatepe Köyü yazıma ve Boğatepe Köyü Videoma mutlaka göz atın. Göl kıyısında Çıldır Gölü'nde avlanan sarı kanat cinsi balık yapan yerler var, en ünlüsü Atalay'ın yeri. Hem öğlen yemek molası vermek hem de içeride yanan sobada ısınmak için iyi bir seçenek. Kış aylarında hafta sonları çok kalabalık olduğu için önceden arayıp rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Fiks menü hizmet veriyor burası, sarı balık, salata, meşrubat menüsü şeklinde sunuluyor. Kars'ta pek çok yerde ev şarabı veya Süryani şarabı adıyla şarap satılıyor, menüde genelde olmuyor, fiyatlarını sormadan ısmarlamamanızı öneririm. Atalay'ın yerinde çok kötü bir şarap içtik. Şarabı denemeden sipariş vermeyin. Çıldır Gölü kıyısında uzun zaman tekel olarak çalışan Atalay'ın Yeri'ne alternatif olarak Kars Valiliği tarafından yapılmış olan Arpaçay Kütük Ev de tercih edilebilir. Burada yemeğin yanı sıra konaklama seçeneği de var. Kars hala turizm potansiyelini yeteri kadar değerlendiremiyor bana göre. Ancak her gittiğimde biraz daha ilerlemiş oluyor. Umarım bir sonraki gidişimde çok daha güzel mekanlar açılmış olur. Kars ile ilgili diğer gezi yazılarıma da mutlaka göz atın. - Kars'ta gezilecek yerler hakkında bilgi almak için; Kars gezilecek yerler - Kars'a Doğu Ekspresi ile gitmek isterseniz; Doğu Ekspresi'ne nasıl bilet alınır? - Kars'a gitmişken İshak Paşa Sarayı'na da uğramak isterseniz; İshak Paşa Sarayı Gezi blogları hakkındaki samimi yaklaşımınızı takdir ve beğeni ile karşıladığımızı belirtmek isteriz. Sıkı takipçiniziz. Bu paylaşımınızdan sonra Doğu Ekspresi ile Kars seyahatini biz de planımıza aldık doğrusu. Bilgi ve paylaşımlarınız için teşekkür ederiz, öz ve samimi gerçekten. http://www. geziseyahatrehberi. com adı altında biz de gezi birikimlerimizi okuyucularla ve gezginlerle paylaşmak üzere yayın hayatımıza başladık. Desteklerinizi, önerilerinizi bekler, keyifli geziler ve paylaşımlar dileriz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kas-gezilecek-yerler", "text": "Kaş'a bir kez gittiyseniz, hep gidersiniz. Akdeniz'in ulaşılması zor bir noktasında olmasının avantajı ile bakir kalmış nadir sahil kasabalarından biri Kaş. Dar yolları, çok yakınında havalimanı olmaması sayesinde sadece gerçekten burayı sevenlerin geldiği; harika doğası, dalıştan tekne turlarına, doğa yürüyüşlerinden antik kentlerine kadar her mevsim çok şey vaadeden bir güzellik. Kaş'a daha önce gitmediyseniz gitmeniz için pek çok sebebi, gittiyseniz eksiklerinizi tamamlamanız için yeni maddeleri bu yazıda bulacaksınız. Kaş'ta gezilecek yerler ve Kaş'ta mutlaka yapmanız gerekenler konusundaki önerilerimi tüm detaylarıyla yazdım, keyifli okumalar. Kaş ve kaş çevresinde gezilecek yerler listemi, google haritalarda işaretledim. Kaş gezilecek yerler haritasına bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kaş'a gittiğinizde mutlaka görmeniz gerektiğini düşündüğüm yerleri aşağıdaki listede bulacaksınız. Kaş'a farklı zamanlarda pek çok kez gittiğim için, belli bir rota önermiyorum bu yazımda. Kaş'a gittiyseniz Kaş şehir merkezinde dolaşmak için de mutlaka zaman ayırmalısınız. Kaş limanını dik kesen 2-3 katlı binaların süslediği sokaklardan en renkli olanı Uzun Çarşı. Yılın büyük bir kısmında begonvillerin süslediği, sağlı sollu hediyelik eşya dükkanlarının sıralandığı çarşı alışveriş sevenler için tehlikeli olabilir. Kaş merkezinde yer alan antik eserlerden biri Aslanlı Lahit. Uzun Çarşı'nın sonunda sizi bekliyor. Adını lahidin kapağında yer alan 4 aslan kafasından alan lahit M. Ö.4. yüzyılda yapılmış. Pek bilen yoktur ama Kaş çarşısındaki Smiley's restoranın altında tarihi bir sarnıç var. Tarihi M. Ö. 5. yüzyıla uzanan sarnıcın antik tiyatroya kadar uzanan bir sarnıç serisinden geriye kalan son sarnıç olduğu sanılıyor. Kaş merkezinde yer alan en Antiphellos Antik Kenti hala dimdik ayakta olan ve 4000 kişiyi ağırlayabilen tiyatrosu ile Kaş merkezindeki mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Antik Tiyatro kimi zaman Likya Yolu'nu yürüyenleri, kimi zaman da bir yoga sınıfını ağırlıyor. Sapasağlam ayakta olması ve harika manzarası ile herkesi kendisine çekiyor. Kaş limanından kısa ama dik bir yürüyüş ile Likya Kaya Mezarlarına ulaşırsınız. Likya Caddesi'nde yürürken deniz tarafına değil de tepeye doğru bakarsanız kaya mezarlarını göreceksiniz. Birden fazla yerde kaya mezarı var, en büyük olanına ise \"Likya Kaya Mezarları\" tabelası koymuşlar, onu görürsünüz mutlaka. O büyük olanın önündeki merdivenlerden harika bir Kaş manzarası var, oturup manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Likya Kaya Mezarları'ndan tam karşıya baktığınızda tepenin üstünde bir yapı görünüyor. Kendisi yine bir anıt mezar. Antik tiyatroya arkadan gitmek için Akram Dorik Mezarı'nın bulunduğu rotayı kullanabilirsiniz. Mezardan sonra tepedeki patikayı takip ederek antik tiyatroya ulaşabilirsiniz. Akram Dorik Mezarı, Antiphellos Antik Kenti'nin kuzeybatı ucunda yer alıyor. M. Ö. 4. yüzyıldan kalma mezar yaklaşık 4.5 metreye 4.5 metre boyutunda. Bütün bir kaya blokuna hafifçe konik bir küp şeklinde oyularak yapılmış. Anıtı çevresinde bir geçit var. Açık kapıdan girdiğinizde üç tarafta ölülerin konduğu banklar bulunuyor. Odanın arka tarafındaki sıranın üstündeki boşlukta ellerini tutarak dans eden 24 kız işlemesi var, mezarın en ilginç buluntusu bu kadınlar. Kaş'ın tam merkezinde henüz çok yakın bir tarihte, 2012 olması lazım, bir inşaat sırasında rastlanan kalıntılar hemen incelemeye alınarak kazılara başlanmış ve 18 metre uzunluğunda, 13 metre genişliğinde, Likya dönemine ait bir yapı ortaya çıkarılmış. Tapınak çevresinde çok sayıda Likya mezarı da bulunuyor. Çok az bilinen yapı limandan antik tiyatroya yürürken solda kalıyor. Kaş şehir merkezinde gezilecek yerleri anlattığım videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. Videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Kaş'ın sadece tekne ile ulaşılabilen, karadan ulaşımı olmayan muhteşem doğal güzelliklerinden biri de Limanağzı. Tekne turları, dolmuş tekneler veya Likya Yolu rotasını yürüyerek Limanağzı'na ulaşabilirsiniz. Sakin, romantik, huzurlu rotalar arayanlardansanız Limanağzı mutlaka Kaş tatilinize eklemeniz gereken yerler arasında. Kaş'ta ulaşımı en zorlu, görülmesi en kaçınılmaz yerlerden biri Simena yani Kaleköy. - Kaş'tan Kekova'ya geçmek için Kaş limanından kalkan tekneleri de tercih edebilirsiniz. Böylece aktarma yapmaya gerek olmadan Kekova sahil şeridini görebilirsiniz. - Kaş'tan kalkan teknelerle Üçağız'a gelebilir buradan da batık şehrin bulunduğu Kekova'ya aktarma yaparak geçebilirsiniz. Kaş'ta yaşanabilecek en güzel deneyimlerden biri kesinlikle burası. Kaleköy tepesindeki Simena Kalesi'nden adını almış. Çiçeklerle bezenmiş daracık sokakları, kalesi ve meşhur keçi sütünden yapılan dondurması ile yine unutulmaz Kaş duraklarından birisi. Simena Kalesi'nden Kekova'nın muhteşem manzarasına bakmadan dönmeyin elbette. Simena Antik Kenti ve Kaleköy yazımda detayları bulacaksınız. Kekova ayrıca dalış sevenler için çok güzel bir dalış noktası. Kaş, antik Likya medeniyetinin en önemli bölgelerini, kentlerini çevresinde barındırıyor. Sahilden başlayarak Antalya yönünde doğru antik kentler sırasıyla Patara, Letoon ve Xanthos antik kentlerini ziyaret edebilirsiniz. Liman kentleri olan bu kentlerde tiyatrolardan müzik evlerine, stadyumlardan alışveriş yerlerine kadar pek çok kalıntıyı bulacaksınız. - Patara Antik Kenti, yaz aylarında 19:00'a kadar, kış aylarında ise 17:30'a kadar açık ve 2020 giriş ücreti 24 TL. - Letoon Antik kenti, yaz aylarında 19:30'a kadar, kış aylarında ise 17:30'a kadar açık ve 2020 giriş ücreti 12 TL. - Xanthos Antik Kenti, yaz aylarında 19:00'a kadar, kış aylarında ise 17:30'a kadar açık ve 2020 giriş ücreti 14 TL. Tüm bu 3 antik kente Müzekart ile ücretsiz girebilirsiniz. Türkiye'in 2020 Turizm teması Patara Antik Kenti olarak duyuruldu. Böylece 2020 yılı, Patara Yılı olarak ilan edildi. Patara Antik Kenti üzerinden hem Kaş hem de Antalya turizminin hareketlenmesini sağlaması beklenen Patara Yılı teması, yerel ve uluslararası duyurularda kullanılacak. Likya Meclisi, Caretta Caretta kaplumbağalarının yaşam alanı, dünyanın en iyileri arasında sayılan Patara Plajı ile Patara 2020 yılının gözdesi oldu. 2021 yılı ise tekrar Patara Yılı olarak ilan edildi. Kaş'a tatile geldiğinizde mutlaka zaman ayırmanız gereken yerlerden biri de Demre. Noel Baba'nın evi olarak bilinen Demre, Hristiyan dünyası için de önemli bir ziyaret noktası. Demre'ye geldiğinizde aşağıdaki yerleri mutlaka ziyaret edin. - Myra Antik Kenti: Yaz aylarında 19:00'a kadar, kış aylarında ise 17:30'a kadar açık ve 2020 giriş ücreti 36 TL. Müzekart geçerli. - Aziz Nikola Kilisesi: Yaz aylarında 19:00'a kadar, kış aylarında ise 17:30'a kadar açık ve 2020 giriş ücreti 36 TL. Müzekart geçerli. - Likya Uygarlıkları Müzesi: Yaz aylarında 19:00'a kadar, kış aylarında ise 17:30'a kadar açık ve 2020 giriş ücreti 10 TL, aynı bilet ile Andriake ören yerine de girebilirsiniz. Müzekart geçerli. - Andriake Ören Yeri: Yaz aylarında 19:00'a kadar, kış aylarında ise 17:30'a kadar açık ve 2020 giriş ücreti 10 TL, aynı biletler Likya Uygarlıkları Müzesi'ne de girebilirsiniz. Müzekart geçerli. - Demre Kuş Cenneti: Andriake Ören Yeri ile Çayağzı limanı arasında kalan sulak bölge Demre Kuş Cenneti geçiyor. Saklıkent Kanyonu, Kaş'a 65 kilometre mesafede yer alıyor. Aslında Kaş diyemeyiz buraya ama Kaş'a gelenlerin rotalarına dahil ettikleri yerler arasında olduğu için ben de eklemek istedim. Kanyon içinde uzun bir yürüyüş rotası bulunuyor. Buzzzz, gerçekten buzz gibi soğuk suların içinde yürüyüş, yüzme, rafting gibi aktiviteler yapmanız veya girişe en yakın bölgedeki kafelerde gözleme yiyip dönmeniz mümkün. Kaş'tan Saklıkent Safari adı altında günübirlik turlar düzenleniyor, hem yol üstündeki antik kentlere uğranıyor, hem de Saklıkent Kanyonu'nda aktiviteler yapılıyor. Saklıkent Milli Parkı girişi özel işletmeye ait. 2021 yılı için tam 10 TL, öğrenci 5 TL. Likya Yolu'nu yürüyenlerin iyi bildiği ama Kaş'a deniz tatili yapmak için gelenlerin adını duymadığı bir yerden bahsedeceğim şimdi: Bezirgan Yaylası. Bezirgan Yaylası Kaş merkeze 38 km, Kalkan'a 14 km mesafede bulunuyor. Çok dik bir çıkış ile yaylaya yükseliyorsunuz ve yolun manzarası muhteşem. Yolun tamamı asfalt, o yüzden rahatlıkla çıkabilirsiniz. Bezirgan Yaylası'nın şahane manzarası dışında bir de 500 yıllık tarihi ambarları var ki, o tepeye tırmanmaya değer. Tipik Likya mimarisi ile yapılmış olan ambarların sayısı 300 civarında iken bakımsızlık ve bazı ambarların turistik yerlere taşınması ile 120'ye kadar düşmüş. Bunlar tarihi tahıl ambarları, çivisiz geçme ahşaptan yapılmış ambarlar yayladan biraz daha yukarıya yapılmış ki su baskınlarından etkilenmesin. Bezirgan Köyü ve Tarihi Bezirgan Tahıl Ambarları yazıma da göz atın. Likya Yolu üzerindeki bir diğer tarihi değer ise Tarihi Su Kemeri veya Deliklikemer olarak anılan ve Patara şehrine su taşıma amacıyla yapılmış olan kemer. Kullanıldığı dönemde 22 km uzunluğunda olduğu sanılan kemerden bugüne bir parçasının kalabilmiş olması büyük bir şans. Deliklikemer'e ulaşmak için Kalkan'dan sonra Yeşilköy'e doğru giderken Fırnaz İskelesi tabelasından giriyorsunuz. Sağda tepede kemeri gördükten sonra aracınızı uygun bir yere park edip kemere doğru patikadan yürüyorsunuz. Kısa ve kolay bir yürüyüş ile kemere ulaşabiliyorsunuz. Kemerin üstüne çıkıp yürüyebiliyor, üstüne oturabiliyorsunuz. Zeytin ağaçları ve Akdeniz manzarasını izlemenin tadı da bir başka. Yukarıdaki fotoğraftan omurilik şeklinde yapılmış olan kemerin kalınlığı daha net anlaşılıyordur. Kalkan, Kaş'a bağlı olsa da kapladığı alan olarak bugün Kaş'ı geçmiş durumda. Kalkan için Türkiye'nin kiralık villa cenneti desek yalan olmaz. Kalkan şehir merkezinde liman, Halk Plajı hem yürüyüş yapmak için hem de birşeyler yiyip içmek için oldukça güzel. Gün batımını izlemek de eminim güzel olur. Meis Adası'nda öten horozların sesi Kaş'tan duyulurmuş. Türkiye kıyısına sadece 2 kilometrelik bir mesafede bulunan Meis Adası, Yunanistan'ın en doğu noktası. Meis'teki tek yerleşim, Kaş'ın tam karşısında yer alan Kastellorizo'da yer alıyor. Şengen vizesi veya Yunan Adaları kapı vizesi ile Meis'e Kaş'tan feribot ile geçmeniz mümkün. Kaş seyahatinize bir de Yunanistan durağı eklemek güzel bir seçenek. Yukarıda anlattığım Kaş ve çevresinde gezilecek yerler, Kaş'ta yeme-içme yerleri, Kaş Plajları aşağıdaki görselden tıklayarak ulaşabileceğiniz Google haritasında işaretlenmiştir. Kaş'ta gezilecek yerleri gezdik, peki Kaş'ta başka neler yapabiliriz dediğinizi duyar gibiyim. Kaş size deniz ve kültür dışında pek çok farklı aktivite de sunuyor. Kaş Türkiye'deki en iyi dalış noktalarından biri, batıklardan mağaralara pek çok alternatif dalış noktası var. Kaş'tan günübirlik veya uzun süreli tekne turları ile bakir koylara gidebilir, denizin tadını farklı bir açıdan çıkarabilirsiniz. Aksiyon sevenler için Saklıkent Kanyonu'nda safari turu yapabilir veya dünyanın en güzel yürüyüş rotaları arasında sayılan Likya Yolu rotalarından performansınıza uygun olanı seçerek doğa yürüyüşleri yapabilirsiniz. Kaş, Türkiye'nin en güzel dalış noktalarının başında yer alıyor. Hatta Kaş'ın popülaritesi biraz da dalış turizmi sayesinde arttı desem yalan olmaz. Kaş'ta pek çok dalış noktası yer alıyor. Daha önce tecrübeniz yoksa dalış eğitimi alabileceğiniz pek çok dalış okulu bulunuyor Kaş'ta. Eğitimden önce bir keşif dalışı yapsam diyenler için dalış tekneleri ve dalış okulları eşliğinde keşif dalışı imkanı da var. Kaş'ta yıl boyu dalış yapabileceğiniz 20'den fazla dalış noktası ve 15 civarı dalış teknesi dalış severleri bekliyor, üstelik Caretta görme garantili. Kaş'taki dalış noktalarını sayacak olursak; Uçanbalık Bankosu, Besmi Adası, Kanyon Dimitri Batığı, Oasis Banko, Kovanlı Adası, Deve Taşı, Heybeli Ada, Pina Banko, Sarıot Ada Güney Duvar, Onüç Banko, Çoban Burnu Tünel, Büyük Mağara, Limanağzı Fener, Osmanlı Batığı ve C47 Uçak Batığı, Mağara II ve Likya Batığı, Hidayet Sualtı Arkeopark \"Stonehenge\", Güvercin Adası, Neptün Üçkaya, Çapa Banko, Gürmenli Kayaları, Adası ve Duvarı. Tropik mercan adaları veya Kızıldeniz gibi bol balıklı rengarenk mercanlarla dolu bir dalış deneyimi beklemenizi istemem ancak Türkiye'deki en güzel dalış noktalarının Kaş'ta olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Yeni başlayanlar için dalış ekipmanları yazım ilginizi çekebilir. Kaş ve çevresindeki muhteşem koyları görmek için en iyi yöntemlerden biri Kaş'ta tekne turu yapmak. Kaş'ta günübirlik tekne turlarına katılabilir, yelkenli veya gulet tipi teknelerle 3-4 günlük özel tekne turları yapabilirsiniz. Kaş'ta tekne turu yapmayı düşünürseniz Kaptan Ergun ile iletişime geçmenizi öneririm. Hem günübirlik hem de özel tekne turları konusunda size yardımcı olacaktır. Günübirlik tekne turlarının en güzel yanı pek çok günübirlik tekne gibi bangır bangır müzik yayını yapmaması. 3-4 günlük turlar için Kaş çevresinde çok sayıda farklı rota var. İsterseniz rotanızı kendiniz belirleyebilirsiniz, isterseniz Ergun Bey size sezona göre en uygun rotayı önerir. Kendi arkadaş grubunuzu oluşturup özel rota çıkararak koy koy gezmek gerçekten çok keyifli, biz de son yıllarda bu keyfi keşfettik, kesinlikle tavsiye ederim. Kaptan Ergun'un nefis Kaş ve Kekova tekne turları ile ilgili detaylı bilgi almak için Boattripturkey internet sitesini ziyaret edin. Kaptan Ergun instagram hesabını takip edip, ÇOKGEZENKAŞ indirim kodu ile kendilerine mesaj atan Çok Okuyan Çok Gezen takipçileri, günübirlik Kaş Kekova turlarında 20 TL indirim kazanacak. Bu şahane turu kaçırmayın. Antalya Geyikbayırı ile Fethiye Ovacık arasında yer alan dünyanın en güzel antik yürüyüş rotalarından biri olan Likya Yolu'nun bir bölümü de Kaş'tan geçiyor. Doğa yürüyüşlerini seviyorsanız, tamamı 530 kilometre olan Likya Yolu'nun, Kaş ve çevresinde yer alan rotalarında uzun veya kısa süreli yürüşler yapabilirsiniz. Likya Yolu ile ilgili yazım da ilginizi çekecektir, bir göz atın. Her yıl 29 Ekim'de Kaş'ta sezon kapanışı 29 Ekim kutlamaları ile birleşir. Büyük bir coşku ile dolan sokaklar, Kaş severler, Kaş'ta yaşayan ve çalışan herkes için bu tarih çok önemlidir. 29 Ekim'de mutlaka Kaş'a gitmeye çalışın, sokaklara taşan masalar, heryeri süsleyen bayraklar ve geç saatlere kadar devam eden eğlence ile muhteşemdir. Kaş şehir merkezinden gezilecek tarihi ve kültürel yerleri, yeme-içme yerlerini anlattığım videomu aşağıda göreceksiniz. Videomu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Kaş'ta sezon bahar aylarında açılır ve 29 Ekim'de çok keyifli kutlamalarla kapanır. Tabii bu demek değildir ki başka zaman denize girilmez. Yılbaşını Kaş'ta geçirip denize girmişliğimiz de, yaz aylarında soğuktan titrediğimiz de olmuştur. Tam zaman vermek gerekirse Nisan-Ekim arası Kaş'ta denize rahat rahat girebilirsiniz. Kaş'ı da içine alan Likya Yolu'nu yürümeyi düşünüyorsanız yine Nisan-Mayıs veya Eylül-Ekim ayları ideal olacaktır. Yürüyüşlerinize kısa deniz molaları vererek bu muhteşem yürüyüş rotasını renklendirebilirsiniz. Kaş'a gelirken uzun kumsallar, beach kulüpler veya herşey dahil otellerin kapattığı sahiller beklemeyin. Kaş'ta bunların hiçbiri yok. Yine de konforlu Antalya Kaş otelleri mevcut. Genellikle şehir merkezinde bu tip oteller bulunuyor. Çok klas butik oteller bulmanız mümkün. İstisnaları hariç, genellikle zor ulaşılan, dar ve bol taşlı plajları var Kaş'ın. İşte bu nedenle öyle herkes buraya gelmiyor, çocuklu aileler pek tercih etmiyor. Tam kafa dinlemelik, gürültüden uzak, sakin bir deniz tatili hayal ediliyorsanız Kaş tam size göre. Kaş'ın en bilinen yeri neresi desek sanırım yukarıdaki gezilecek yerler listesindeki noktalardan önce akla Kaputaş plajı gelir. Doğal yapısı, buz gibi ve tertemiz denizi, merdivenler boyu inişi ile Kaş'a giderseniz mutlaka bir dalıp çıkmanız gereken plajların başında Kaputaş geliyor. Kaputaş Plajından sadece 200 metre mesafede bulunan Mavi Mağara, bu bölgede görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor. Tekne turları ile buraya gelebileceğiniz gibi, Kaputaş plajından kano kiralayarak buraya kürek çekebilirsiniz. Yaz aylarında iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık olan Kaputaş plajı, kış aylarındaki sakinliği ile yaz-kış ziyaret edilmeyi hak ediyor. Kaş merkezinde denize girebileceğiniz en uygun yerler Küçük ve Büyük Çakıl plajları. İsimlerinden de anlaşılacağı üzere çakıllı bir sahile sahip plajlar karşıda Meis manzarası, pırıl pırıl denize ile çok davetkarlar. Küçük Çakıl merkeze daha yakın, Büyük Çakıl ise ondan bir 15 dakika yürüyüş mesafesinde. Bu çakılların olduğu bölgede çok sayıda otel ve pansiyon da yer alıyor. Çakıllı ve hemen derinleşen yapıları ile iyi yüzme bilenleri tercih etmesini önereceğim plajlar bunlar. Derya Beach'in pizzalarından Kaş'ta yeme-içme bölümünde bahsedeceğiz. Ondan önce burası şehir merkezinde denize girmek için en uygun yerlerden biri. Genellikle çok kalabalık oluyor, erken gidip yer kapmakta fayda var. Kaş'a 2,5 kilometre mesafesinde yer alan Çamada plajı Çukurbağ Yarımadası'nda yer alıyor. Hidayet Koyu için giriş ücreti ödemeniz gerekmiyor, şezlong ve şemsiye kiralamak isterseniz ona ödeme yapmanız lazım. Çukurbağ Yarımadası ile Kaş ana karasını birbirine bağlayan incecek bir boğaz var; Inceboğaz. Inceboğaz Plajı açık denize değil de yön olarak limana baktığı için Kaş bölgesindeki en ılık suya sahip plaj olma özelliği taşıyor. Buraya da giriş ücreti yok, şezlong ve şemsiye kiralama ücreti ödüyorsunuz. Çukurbağ Yarımadası'ndaki bir diğer plaj da Kaş Belediyesi Plajı. Buraya da giriş ücretsiz, şezlong ve şemsiye için ödeme yapmanız gerekiyor. Kaş merkezden 2 kilometre mesafede yer alan Akçagerme plajı özel işletme. Yeme-içme, şezlong, şemsiye imkanları var. - Nuri's Beach, - Delos Beach, - La Moda Beach, - Bilal'in Yeri. Mavi tur veya günübirlik teknelerle buraya ulaşabileceğiniz gibi Kaş'tan dolmuş tekneler de 20 TL gibi fiyatlara Limanağzı'na geliyor. Patara plajı Kaş'ta hatta Türkiye'deki en uzun plaj. Uçsuz bucaksız ince kumlu sahili çok çekici gelse de, önü tamamen açık olduğu için ben ne zaman gitsem çok dalgalı ve rüzgarlı idi. Hatta çocukluğumda ailecek gittiğimizi ve rüzgar yüzünden bütün o ince kumun içimize dolduğunu hatırlıyorum. Bir de babamın bir arkadaşı eşşek şakası yapıp beni suya batırmıştı, ondan sonra yıllarda başımı suyun altına sokamamış, bu korkumdan kurtulabilmek için dalış eğitimi almıştım. Konuyu çok dağıtmadan geriye toplayayım, Patara plajı görsel olarak müthiş görünse de ben yüzmek için tekne ile açılmayı veya Kaş'ın küçük plajlarını tercih ederim. Kaş Akdeniz Bölgesi'nin Ege Bölgesi ile kavuştuğu nokta yer alıyor. Antalya'ya dan batıya doğru yani Fethiye'ye doğru ilerlerseniz Kaş'ı bulabilirsiniz. Antalya'dan yaklaşık 200 kilometre, Fethiye'den ise 125 kilometre mesafede yer alıyor. Kaş'a özel aracınız ile, otobüs veya uçakla ulaşabilirsiniz. - Araç ile; Eğer kendi aracınız veya kiralık araç ile gideceksiniz; Kaş İstanbul'a yaklaşık 800, Ankara'ya ise 650 kilometre mesafede bulunuyor. İstanbul'dan 10-12 saat arasında ulaşabilirsiniz. - Otobüs ile; Büyük şehirlerden Antalya, Muğla ve Fethiye'den otobüs ile ulaşabilirsiniz. Pek çok otobüs firmasının servisleri bulunuyor. Kaş otogarı pek çok yerde olduğu gibi şehrin çok uzağına taşınmış ve maalesef şu an otobüs firmalarının servisi veya şehir merkezine otobüs, minibüs seçeneği yok. Tek seçeneğiniz taksi ve sabit 50 TL alıyorlarmış. Herhangi bir yolla Fethiye'ye geldiniz ve Kaş'a otobüs ile ulaşmanız gerekiyorsa Fethiye'den Kaş'a son otobüs 18.00'de kalkıyor, onu kaçırırsanız ertesi günü beklemeniz gerekir, o yüzden plan yaparken bu saate dikkat etmeye çalışın. - Havayolu ile; Dalaman veya Antalya havaalanlarından birine gelerek oralardan Kaş'a ulaşabilirsiniz. Kaş'a yakın bir havaalanı açılacağı bir süredir konuşulan konulardan biri. Ancak öyle birşey olursa Kaş'ın bütün büyüsünü kaybedeceğini düşünüyorum, umarım yapılmaz. Kaş'ta esnaf lokantasından vegan restorana yeni nesil kahvecisinden pizzacısına kadar pek çok yeme-içme seçeneği bulabilirsiniz. Limana bakan birbirinden güzel manzaralı mekanları ve çok güzel mezeler yapan meyhaneleri de unutmamak gerek. Kaş'ta yeme-içme konusundaki tüm önerim Kaş'ta ne yenir, nerede yenir yazımda yer alıyor, okumak için tıklayın. Kaş'ta butik otellerden, pansiyonlara, kamp alanlarından kiralık evlere kadar geniş bir yelpazede konaklama seçenekleri bulabilirsiniz. Ne bulamayacağınızı söyleyeyim: Herşey dahil oteller. - Kaş Kamping: Kaş'ta kamp yapacak yer var mı derseniz, var. Kaş merkezden Çukurbağ Yarımadası'na doğru giderken Kaş Kamping'de çadır veya bungalovlarda kalabilirsiniz. - Hotel Club Phellos ve Ekici Otel: Bu otellerin tam merkezde olması büyük avantaj. İlk yapıldığı yıllarda muhtemelen çok havalıydı ama şimdilerde oldukça retro görünüyorlar. Odaları temiz, açık büfe kahvaltısı yeterli. - Aqua Princess Otel: Küçük Çakıl'a yakın otellerden biri de burası. Şehir merkezine de yürüme mesafesinde. - Çakıl Pansiyon: Küçük Çakıl'a yakın otellerden biri de burası. Şehir merkezine de yürüme mesafesinde. Burası otel ile pansiyon arasında bir yer. Odalar küçük ama temiz ve deniz manzarası çok güzel. - Villa Dündar: Kaş merkezin kalabalığından biraz uzak olsun ama 5 dakikada Kaş'a ulaşayım derseniz Büyük Çakıl'a 500 metre mesafede yer alan Villa Dündar'ı tercih edebilirsiniz. Manzaraya karşı akşamüstü havuz keyfi yapmak için de birebir. Yukarıdakiler benim deneyimlediğim oteller. Bunlar dışında Çukurbağ Yarımadası'nda Club Antiphellos & Villas, Kalkan tarafında çok sayıda kiralık villa seçeneklerini değerlendirebilirsiniz. Kaş, doğa ile iç içe olmayı seven, farklı aktiviteler arayan, tarih ve kültür meraklıları için tam anlamıyla bir cennet. Bu nedenle Kaş'a bir kez giderseniz hep gidersiniz. Sizin Kaş deneyimlerinizde neler var? Yorumlara ekleyin. Kaş ve tüm diğer seyahatlerimi anlık takip etmek için @cokokuyancokgezen instagram hesabımı takibe almayı unutmatın. I just like the valuable info you provide to your articles. I'll bookmark your weblog and take a look at again here frequently. I'm somewhat sure I will be told many new stuff right right here! Good luck for the following! Good write-up, I am normal visitor of one? s website, maintain up the nice operate, and It's going to be a regular visitor for a lengthy time."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kas-ta-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Kaş'ın sevdiğim yönlerinden biri de Bodrum, Alaçatı gibi saçma sapan yemek fiyatlarının olmaması. Fiyatlar genelde İstanbul fiyatları, hatta biraz daha ucuz. Kaş'ta ne yenir, nerede yenir önerilerim yine benim kişisel deneyimlerimden oluşuyor. Sizin de sevdiğiniz mekanlar varsa yorumlara ekleyin lütfen. Kaş'ın en çok el değiştiren ve en güzel manzaralı ve geniş mekanı sanırım burası. Dejavu'nun birkaç metre ilerisinde geniş bir bahçesi olan birşeyler içip akşamüstü denizden çıkıp duşunuzu aldınız, bir bira içelim dediğinizde gidilecek yer burası. Özellikle kalabalık bir grupsanız geniş ortamı ile rahat edebileceğiniz bir yer. Kaş deyince ilk akla gelen mekanlardan biridir Dejavu. Gün Dejavu'da batırılır, birşeyler içilir, sonra yemeğe geçilir. Islak saçlarla Dejavu'da oturan tatilciler içkilerini yudumlarken derin sohbetlere dalmışlarsa hiç şaşırmayın. Ruhi Bey Meyhanesi'ni geçen yıl keşfettik. Rezervasyonsuz yer bulmanız neredeyse imkansız. Meyhanenin hemen her yerinde Atatürk fotoğrafları görmek beni çok mutlu ediyor. İşin duygusal boyutunun dışında yemekleri çok lezzetli. Fotoğraftaki sütte balık efsane bir lezzet. Mezeleri, balık yemekleri ile benden tam not aldı. Fiyatlar ise İstanbul fiyatlarının altında. Kendisi plaj olsa da pizzaları efsane! Gündüz plaja gitmeseniz de pizza fırını akşamları da açık, akşam yemeği için pizza söyleyebilirsiniz. Şu fotoğraftaki pizza 2 kişiye rahat yeter, off olsa da yesek canım çekti. Smiley's Restoran'dan altındaki Tarihi Sarnıç nedeniyle bahsetmiştik. Burası balık yiyebileceğiniz, çeşit mezeleri olan bir mekan. Aklınızda olsun, eğer yoğun sezonda gitmiyorsanız bu tarz yerlere gündüzden gidip menü konusunda anlaşıp pazarlık edip fiyatınızı fiksleyebilirsiniz. Önerilerim yemekten çok içme üzerine oldu sanırım ama Kaş'a gidince durum böyle oluyor, yapacak birşey yok. Ayrıca Kaş'ta sahil boyunca keçi sütünden yapılan mis gibi dondurmadan yemeden, limanın hemen arka sokağındaki Çınaraltı çay bahçesinde bir çay veya kahve içmeden dönmeyin. Kaş'ta gece hayatı çok hareketli bir o kadar da sakin. Çılgın partiler yok ama yıllardır aynı çizgide müzik yapan mekanlar var. - Mavi Bar: Gündüzleri renkli sandalyeleri ile instagramlık bir köşe iken, geceleri dolup taşar. Kaş'ın simgelerinden biri haline gelmiş bir mekan Mavi Bar. - Red Point: Red Point'in sokağına girip yürümekte zorlandığımız günler olmuştur. İğne atsan yere düşmez derler ya tam da öyle. Mekan da genel de dolu oluyor, canlı müzik her zaman coşturmaya hazır. - Hi Jazz: Canlı müzik bulabileceğiniz mekanlardan biri de Hi Jazz. - Hide Away Kaş'ta gezilecek yerler ve yapılacak aktiviteler için tıklayın. Kaş gece de gündüz de hem gözlere hem de midelere hitap ediyor!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/katikli-nedir-bilir-misin", "text": "Hatay'dan kalanlar; güzel bir coğrafya, güzel yemekler, hoşgörü ve barış içinde yaşayan mutlu ve güzel insanlar. Aklımda kalan o güzel yemeklerden biri de katıklı ekmek. Katıklı ekmek nedir, bilir misin? Bilmiyorsan, hadi gel anlatayım. Hatay'ın Hıdırbey Köyü'nde meşhur bir Musa Ağacı var. Hz. Musa Peygamber'in dereyi geçebilmek için asasını sapladığı ve o asanın çınar ağacına dönüştüğüne inanılıyor. O ağacı görmek için Hıdırbey Köyü'ne gittik ama yolda da acıktık, gitmişken atıştırmalık ne var diye bakınırken, karşıda gözleme olduğunu sandığımız \"bir şey\" gördük. Sonradan adının \"Katıklı Ekmek\" olduğunu öğrendik ki, ben kendisine Hatay Pizzası adını verdim. Türkiye'de ve dünyada ünlü olmayı hak eden bu ekmek ile ilgili bilmediklerinizi anlatayım! Görüntüsü biraz pizzayı biraz da lahmacunu andıran katıklı ekmek, Hatay'da her öğünde tüketiliyor. Sabah kahvaltısında, öğle yemeğinde, akşam yemeğinde menüde katıklıyı her zaman görebilirsiniz. Katıklıya biberli ekmek de deniyor, gittiğinizde görünce şaşırmayın! Hatay'a ilk gidişimdi (2011). Rotamdaki yerlerden biri olan Hıdırbey Köyü'ne vardığımızda sadece bir yerde evlerinin önünde turistlere katıklı yapan bir çift ile tanıştık. Evin hamarat kadını çalışıp katıklı ekmeklerini yaparken evin erkeği bizimle sohbet etti. İkisi de yöre halkı gibi misafirperver, konuşkan ve oraları anlatmaya pek istekli idi. İlk kez katıklı ekmeği burada yemiş ve tadına, kıvamına, çıtırlığına bayılmıştım. Hıdırbey Köyü'ne son gidişimde (2022) ise Hıdırbey Köyü'nde dere kenarına çok sayıda işletme, katıklı pişiren yer açılmış. Hıdırbey Köyü ve Musa Ağacı çok popüler ve turistik bir yer olmuş, iyi de olmuş. Köye hareket ve bereket gelmiş. Tek sorun bence köydeki yöresel ürün pazarında Çin yapımı hediyelik eşyalar satılması, neyse konuyu dağıtmayayım. Hıdırbey Köyü'nin meydanına bakan Hatay Belediyesi'ne ait bir işletme olan Hıdırbey Gastronomi Evi'nde ıspanaklı katıklı ekmeğinin tadına baktık, o da çok güzeldi, parmaklarımızı yedik. \"Katıklı ekmek yemek için Hıdırbey'e gitmesek olmaz mı?\" diyorsanız, çözümü var! Antakya merkezdeki Uzun Çarşı'da da katıklı yapan fırınlar var, ara sokaklarda dolaşırken mutlaka karşınıza çıkacaktır. Tandır yerine odun fırınlarında pişiriliyor oralarda tabii, yine de çok lezzetli. Ayrıca pek çok restoranın menüsünde katıklı var, biberli ekmek de diyorlar. Denediğim her yerde tadı çok iyiydi, tabii tandırda pişeni en güzeli. Hatay'da pek çok fırın yemeğinde olduğu gibi, evde katıklı harcınızı hazırlayıp evinize en yakın fırına götürüp ekmeğinizi pişirttirebiliyorsunuz. Yukarıdaki fotoğrafta bu şekilde çalışan bir fırını görüyorsunuz. Katıklı ekmeğin harcında Antakya çökeleği, zahter, biber salçası, zeytinyağı, susam, kimyon ve soğan bulunuyor. Baharatları kendi damak tadınıza göre çeşitlendirebilirsiniz. Katıklı ekmeğin hamuru ise kepekli undan yapılıyor. Katıklı harcını kendiniz hazırlamakla uğraşmak istemezseniz Uzun Çarşı'daki baharatçılara gidip kendinize özel sevdiğiniz baharatları içerecek şekilde bir harç hazırlatabilirsiniz. Gelelim katıklı ekmeğin nasıl yapıldığına! Katıklı ekmeğin orijinali tandır fırınında pişiriliyor. Aşağıdaki fotoğrafta örnek bir tandır fırınını görüyorsunuz. Tandır fırını yoksa odun fırınlarında pişiriliyor. Siz evde pişirmek isterseniz evdeki fırınınızda da pişirebilirsiniz elbette. Hatay'a gitmeden katıklı ekmeğin tadına bakmak isterseniz internetten sipariş verip evde ısıtarak yiyebilirsiniz. Katıklı ekmek siparişi vermek için tıklayın. Hatay'a gidince nereleri gezelim diyenler; Hatay'da gezilecek yerler yazıma mutlaka göz atın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kavala-da-gezilecek-yerler", "text": "Birkaç günlüğüne Yunanistan'ın kuzeyine gidince olmazsa olmaz duraklardan biri de eski bir Osmanlı şehri olan Kavala. Kavala mübadeleden en çok etkilenen Yunan şehirlerinden biri olmuş. Şu an çok az Türk nüfusu bulunmasına rağmen Kavala'da gezilecek görülecek yerler listesinde yer alan yerlerin neredeyse tamamı Osmanlı döneminden kalma. Hadi bu Osmanlı şehrini biraz daha yakından tanıyalım. Osmanlı döneminde o dönemin bölgedeki en önemli şehirlerinden biri olan Kavala, aynı zamanda Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın da adında da anlaşılacağı üzere doğum yeridir. Eski Şehir olarak bilinen kalenin olduğu kısım Osmanlı zamanında genişletilmiş ve şu an şehrin simgesi haline gelmiş olan su kemeri yine bu dönemde inşa edilmiştir. Kavala stratejik konumu ve gücü nedeniyle gözde bir şehir olmuş bu da sürekli işgallerle mücadele etmesine neden olmuş. Birinci Dünya Savaşı'nda Bulgarlar, İkinci Dünya Savaşı'nda ise Yunanlılar tarafından ele geçirilmiş. Osmanlı İmparatorluğu'nun Mısır Valisi olmasına rağmen bir isyan çıkararak Mısır, Sudan, Suriye, Filistin bölgesinin yönetimini ele geçirmişti. Tarih dersinden hatırlayanlar vardır belki. Kavala'da gezilecek yerler deyince aklınıza bir sürü gezilecek görülecek yer var gibi birşey gelmesin 🙂 Kavala'ya otobüs ile geldiyseniz, şehir merkezine çok yakın minik bir otogarları var. Sizi orada bırakacak otobüs, gezimizin başlangıç noktası olarak orayı referans alıp Kavala'da gezilecek yerler önerilerimi paylaşacağım. Eski Şehir merkezine gitmeden önce Kavala'nın tarihini öğreneyim derseniz önce Arkeoloji Müzesi'ne uğrayabilir, gezinize buradan başlayabilirsiniz. Arkeoloji Müzesi'ni gezdikten sonra sahilden şehir merkezine yani kale yönünde doğru yolunuza devam edebilirsiniz. Limana geldiğinizde, solunuzda eski şehir merkezi karşınızda ise kale olmalı. Eski şehir merkezindeki gezinizi akşama doğru bırakıp buradaki tavernalardan birinde günü bitirmenizi tavsiye ederim, gündüz tavernalar da kapalı olduğu için dar ve sevimli sokaklar dışında çok görülecek birşey yok burada. Eski Şehrin olduğu bölümün hemen girişinde yer alan büyük kilise Aziz Nikola Kilisesi, görmemeniz mümkün değil zaten 🙂 Kanuni tarafından camii olarak inşa edilmiş, şehri Yunanların almasından sonra kiliseye çevrilmiş burası. Aziz Nikola Kilisesi'nin önünden yukarıya doğru ilerlediğinizde Osmanlı döneminde bugünkü haline getirilmiş olan su kemeri ile karşılacaksınız. Kemer oldukça sağlam görünüyor ve şehrin de simgesi haline gelmiş durumda. Kavala'da yerli halk buraya \"Kamara\" diyor, bizdeki Kemer ile aynı yani. Kemerin altından geçip kale duvarlarının içine doğru \"Castle\" tabelalarını izleyerek yukarıya doğru devam edebilirsiniz. En tepede kale duvarlarının içinde Kavala Akropolis yani Kale Duvarları yer alıyor. İçeride görülecek çok birşey yok, giriş 2,5 euro. Yukarıya doğru çıkan sokaklar çok daha keyifli. Kaleden iniş yönü olarak liman tarafını tercih ederseniz Halil Bey Camii ilk durağınız olacak. Pembe boyalı camiisi ve mavi boyalı medresesi ile fotoğraf çekmek için harika bir nokta. Kale içine adını da veren Panagia Kilisesi, güzel bir manzaraya da sahip. Kiliseye gelmeden önce yukarıda bahsi geçen Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın da bir heykeli var. Bu Paşa'nın bir isyankar olduğunu dikkate almak lazım buraları ziyaret ederken. Bugün otel olarak hizmet veren İmaret, önemli Osmanlı yapılarından biri. Burası da Mehmet Ali Paşa tarafından din eğitimleri vermek üzere inşaa ettirilmiş. Otel olduğundan ziyarete açık değil. Ancak benim Kavala'da en sevdiğim yer hemen bu imarethanesinin karşısındaki evler ve o sokak üzerindeki kafeler oldu. Kavala'da gezilecek yerler bu kadarcık, yarım günde yayıla yayıla gezip bitirmeniz mümkün. Gezip yorulduktan sonra sırada yemek var, hadi Kavala'da ne yenir, nerede yenir bir göz atalım. Kavala'da diğer Yunanistan şehirlerinde olduğu gibi tabii ki mezeler ve deniz mahsülleri yenir 🙂 Kavala'da deneyip memnun kaldığım restoranları aşağıda paylaşıyorum, Kavala'ya yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Kavala sahilinde yan yana dizilmiş restoranlar göreceksiniz. Daha önce gitmediyseniz bunlardan hangisini seçeceğinize karar vermek zor, hepsi aşağı yukarı görüntü olarak birbirine benziyor, işte bu noktada yeşil masa örtülüleri olan Panos Zafira'yı seçmenizi öneriyorum. Ahtapot, kalamalar, kabak kızartması, cacık, Yunan salatası gibi klasik bir Yunan tavernasında bulabileceğiniz yemek çeşitleri ve içecekleri burada var. Öğlen Kavala'ya indiğinizde doğruuuu buraya gidip karnınızı doyurup şehri gezmeye ondan sonra başlayabilirsiniz, biz öyle yaptık. Panos Zafira'nın asıl özelliği çalışanları. Çalışanlarından Ömer Bey'e mutlaka gidince benim selamımı götürün. Sosyal medyadan takip edenler biliyor, çantalarımız Kavala'da kaldı ve biz döndük. Ömer Bey bizi hiç tanımadığı halde iki gün uğraşıp çantalarımızın bize ulaşmasını sağladı. İskeçe'deki Türk azınlıktan olan Ömer Bey'e yardımları için bir kez de buradan teşekkür ediyorum. Burası Aziz Nikola Kilisesi'nin hemen arka sokağında bir taverna. Aile işletmesi olan bu tavernada keyifle akşamınızı geçirebilir. Yerel şaraplardan uzoya, yerel biralara kadar hem içecek hem yiyecekler açısından sizi tatmin edecektir. Kaleden inerken İmaret'in hemen karşı sırasında kafe ve restoranlar olduğundan bahsetmiştim. O kafelerden birince kahve molası verelim diye düşünürken güzel bir müzik bizi sardı hemen, biz de 1901'e oturduk. Akşam üstü güneş batarken burada güneşlenmek çok keyifli geldi. Kavala Kurabiyesi'ni almadan önce tadına bakabiliyorsunuz. Herkesin yapış şekli birbirinden farklı olduğu için tadı da biraz farklılık gösteriyor, o yüzden tadıp almanızda fayda var. Kavala'ya İstanbul'dan otobüsle gitmek oldukça kolay, otobüs ile Yunanistan yazımda detayları okuyabilirsiniz. Ayrıca kendi aracınızla gitmek için de oldukça yakın. Kavala'dan ayrıca yaz tatilinin gözde Yunan Adaları'ndan Thasos Adası'na da feribotlar çalışıyor. Thasos gidiş veya dönüşte yarım gününüzü Kavala'ya ayırmak iyi bir alternatif olabilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kaya-tirmanisi-egitimi-icin-eskisehir-kara-kayalar-yolcusuyum", "text": "- Yarım kazık düğümü - Tam kazık düğümü - Kapalı Sekizli - Açık Sekizli - Balıkçı - Pursik - Kaya tırmanışı için özel ayakkabı, tercihen ayağınızdan 2 numara küçük - Belinize bağladığınız ve hem sizi hem de malzemelerinizi taşıyacak olan kolon - İpe ve kayaya bağlantılarınızı sağlamak için tüp, HMS, karabina gibi irili ufaklı materyaller - Tabii ki sizi tutacak olan ip - Kafanızı olası kazalardan koruyacak olan kask Eskişehir'deki Kara Kayalar'a tırmanmak için bu akşam yola çıkıyoruz. 2 gün sürecek eğitim sonunda kayayı tanımış ve tırmanma konusunda fikir edinmiş olmayı ümit ediyorum. Trekkingler dışında ilk kez kaya tırmanışı yapacağım için son derece heyecanlıyım. Kamp ve tırmanış maceralarımı da dönüşte paylaşırım diye ümit ediyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kayakoy-gezilecek-yerler", "text": "Kayaköy'de gezilecek yerler ile birlikte Kayaköy'e ulaşım, Kayaköy'ün tarihçesi, Kayaköy'de nerede kalınır, Kayaköy'de ne yenir sorularının hepsinin cevabı bu yazıda, keyifli okumalar! Likya Yolu yürüyüşüne başlamadan önce, Fethiye'ye geldiğimiz ilk gün daha hafif bir yürüyüş yapalım istedik. Uzun zamandır görmediğim Kayaköy'ü ziyaret edelim diye Fethiye'ye yaklaşık 15 km mesafedeki terkedilmiş Rum Köyü olan Kayaköy'e gitmeye karar verdik. Kayaköy'e en son 2005'te gitmişim, resmen üstünden yıllar, yıllar geçmiş. Kayaköy, Fethiye'ye yaklaşık 15 kilometre mesafede, oldukça yakın olmasına rağmen hala az biliniyor. Kendi aracınızla geliyorsanız Ölüdeniz üzerinden veya direkt Fethiye'nin içinden gelebilirsiniz, yarım saatte ulaşırsınız. Toplu taşıma ile gelmek isterseniz, Fethiye'den her yarım saatte bir Kayaköy'e minibüs var. 6,25 minibüs ücreti. Fethiye merkezdeki büyük caminin hemen yanındaki minibüs duraklarından binebilirsiniz. Kış aylarında seferler seyrekleşiyor imiş, ona dikkat etmekte fayda var. Kayaköy'de işaretlenmiş yürüyüş yolları ile Ölüdeniz'e, Gemiler Koyu'na ve daha pek çok yere ulaşmanız mümkün. Klasik Likya Yolu rotasında olmasa da, buradan Ölüdeniz'e oradan Ovacık'a yürüyerek isterseniz Likya Yolu rotanıza ekleyebilirsiniz. Kayaköy'ün tarihinin M. Ö. 4. yüzyıla kadar dayandığı bilinse de en yakın kalıntılar M. Ö. 3. yüzyıla ait imiş. Antik dönemdeki adı Karmylassos olan köyün 19. yüzyılda Rum yerleşimi olan adı Levissi. Kayaköy, eski bir Rum Köyü. 1923 mübadelesinde boşaltılmış ve kaderine terk edilmiş. Levissi Köyü 'ndeki terkedilmiş evlerin ahşap aksamları ve çatıları zamanla çürüyüp yok olmuş ve ortaya hayalet bir köy kalmış. Bodrum üstü iki katlı yapılmış olan evlerin çoğu 50 metre kare plan ile yapılmış. Hemen hepsinde ocak bulunuyor. Köyde gezerken bir zamanlar bu evleri dolduran insanları, sokaklarda koşulan çocukları hayal etmek insanın içini ürpertiyor, kim bilir ne acılar yaşandı mübadele sırasında ve sonrasında. İnsanın zorunlu olarak evini, yerini bırakıp gitmesi çok zor ve acı olmalı. Birbirinin ışığını engellemeyen evlerden 760 tanesi koruma altına alınmış. Köyde evlerin yanısıra 2 kilise, 14 şapel, 2 okul binası ve 1 gümrük binası bulunuyor. Köyün tarihçesi ise M. Ö. 3binlere kadar dayanıyor. Rumlar gidince köye Türkler gelmiş ama Rumların boşalttığı tepelerdeki evlere değil aşağıdaki ovaya yerleşmişler. Yani bugün Kayaköy'de yerleşim var. Kayaköy, ören yeri statüsünde köyün farklı yerlerinde bilet satış gişesi bulunuyor. Kayaköy ören yeri giriş ücreti: 6TL. 2004-2005'te geldiğimde burası ören yeri olarak belirlenmemişti ve ücretsiz girilebiliyordu. Kesinlikle koruma altında olması ve ücret alınması taraftarıyım. Biz Aşağı Kilisenin oradaki kapıdan girip soldan Yukarı Kilise'ye doğru çıktık. İki kilise de şu an koruma amacıyla kilit altında. Yukarı Kilise'nin yan duvarından ilerlerseniz duvarda bir delik var, oradan girip içini gezebiliyorsunuz. Yukarı Kilise'den çıktıktan sonra yukarıya doğru giden yolu takip ederseniz yukarıdaki Şapel'e çıkarsınız. Buradan hem köyün muhteşem bir manzarası var hem de tepenin arkasından harika bir deniz manzarası. Üşenmeyip buraya mutlaka çıkmanızı şiddetle öneririm, manzara muhteşem. Zaten köyün içinde tepeye doğru yükseldikçe, manzara daha da güzelleşiyor. Dik çıkışlar ve taşlı yollar sizi durdurmasın. Kayaköy'de gezilecek yerler; Aşağı Kilise, Yukarı Kilise, şapeller, eski okul ve gümrük binaları. Köyün ara sokaklarında dolaşırken zaten hepsi ile karşılaşıyorsunuz. Ayrıca Kayaköy'de konaklayarak Af Kule, Gemiler Koyu gibi yerlere de gidebilirsiniz. Kayaköy ve Likya Yolu boyunca en çok göreceğiniz yiyecek kesinlikle gözleme. Köy içinde çok sayıda restoran var. Bu restoranlardan fiyatlarına baktığımız Levissi'nin fiyatları cep yakıyor, Rokka ortamı dışarıdan güzel görünüyor ama orası da fiyat olarak ortalama üstü görünüyor. Biz gözleme yemeyi tercih ettik, bu sayede gözlemeci teyzenin oğlu İsmail ile de tanışmış olduk. Gözleme fiyatları 10 TL, çay 3 TL, ayran 5 TL. Köy Kahvesi'nde çayınızı kahvenizi içebilirsiniz. Köy kahvesi deyip geçmeyin Türk kahvesi 7,5 TL. Turist bulduk alalım paralarını yaklaşımı ne yazık ki burada da var. Aşağıdaki kahve Kayaköy Sanat Kampı'na en yakın olan kahve, köy içinde başka kahve de var, sizi yanıltmış olmayayım. Kayaköy'de sabah erken saatte kahvaltı yapacak yer bulmakta zorlandık. Likya Yolu yürüyüşüne başlayacağımız için erken kalkmamız gerekiyordu. Aç aç yola çıkmak da istemedik ama sabah 09:00'dan pek kahvaltı vermeye başlayan kimseler yoktu. Biz de şöyle bir çözüm bulduk. Köy kahvesinin hemen yanında Yılmaz Unlu Mamüller adında bir yer vardı. \"Sabah poğaça ve simidimizi senden alsak kahveden de çay alıp orada yesek sorun olur mu?\" diye sorduk. \"Kahveci birşey demez\" yanıtını alınca kahvaltımızı bu şekilde çözdük. Üstelik unlu mamüller satan yerde paketli peynir, haşlanmış yumurta dahi vardı. Hal böyle olunca mükellef bir kahvaltı yapmış olduk. Kayaköy'e bizim gibi bahar aylarında giderseniz dut ağaçları size cömert davranacaktır. Yaz aylarında ise incirden eriğe bahçelerden sarkan meyveler aklınızı çelebilir. Kayaköy'de konaklamak için biz Kayaköy Sanat Kampı'nda çadır kurmayı tercih ettik. Köyün içinde pansiyonlar da var. Mayıs sonu bir de kamp alanı açılacakmış, köy kahvesinde tesadüfen karşılaştık kampı açacak olanlar ile. Kayaköy Sanat Kampı'na ben 2005-2006 idi sanırım, iki yaz gittim. Bir haftalık bir paket alıyorsunuz, sabah öğleye kadar kamptaki sanat dallarından biri ile ilgileniyorsunuz, resim, ebru, fotoğrafçılık gibi. Öğleden sonra yakın koylara doğa yürüyüşleri yapıyorsunuz, akşamları da kalan herkes birlikte zaman geçiriyor. Yalnız gidip çok eğlendiğim günler geçirmiştim. Bu kez de Kayaköy'de çadır kuracak yer bulur muyuz diye bakarken sanat kampına bir bakalım dedik. Sahibi Mutlu, \"istediğiniz yere çadırınızı kurun\" dedi. Henüz sezonu açmamış olduklarından bütün bahçe bizim oldu. Russell Crowe'un Türkçe'ye \"Son Umut\" olarak çevrilen \"The Water Diviner\" filminin bazı sahneleri de Kayaköy'de çekilmiş ve ünlü aktör çekimler için köye geldiğinde oldukça ses getirmişti, belki hatırlarsınız. Filmde Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan da rol almıştı. Kayaköy, terkedilmişliğin hüznü ile doğanın güzelliğini bir arada görebileceğiniz, Fethiye seyahatinizde mutlaka rotanıza eklemeniz gereken yerlerden biri. Bir kez gelince zaten hep gelmek isteyeceksiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen 2 kilise 14 Şapel.. Şapel küçük kilise idi galiba bizdeki mescidler gibi.. Bir köy için bu kadar kilise çok değil mi? Yoksa adı köy de şehir miymiş burası? Kadıköy gibi.. Rum yerleşimi imiş, köy olması şu an adından geliyor aslında daha çok. yazik, cok yazik, yuva bozanin yuvasi olmaz. olmayacakta kim olursa olsun. daha dun bir bu gun iki 2 dunya savasi surda elli seenlik mesele. bu ne turkluge sigar ne dine."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kayseri-de-gezilecek-yerler", "text": "Kayseri deyince aklınıza ne geliyor? Mantı? Erciyes'te Kayak? Pastırma? Mimar Sinan? 6000 yıla uzanan tarihi, doğal, tarihi ve kültürel zenginlikler, yemekleri ile Kayseri bulunduğu bölgenin en önemli şehirlerinden biri olma özelliğini yüzyıllardır korumuş bir şehir. Kayseri deyince aklınıza gezilecek yerler gelmiyorsa bu yazı fikrinizi değiştirecek. Kayseri'de gezilecek yerler, Kayseri'de ne yenir, Kayseri nerede, nasıl gidilir, Kayseri'nin tarihçesi ve fazlası Kayseri gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Kayseri gezi rehberi yazıma Kayseri'nin tarihçesi hakkında bilgi vererek başlayayım. Kayseri 6000 yıllık bir geçmişe sahip. Şehirdeki ilk yerleşim, Kültepe mevkiinde Anadolu'daki ilk medeniyetlerden olan, Hititlerin ataları Hattilere ait. Kayseri'nin bilinen en eski adı Mazaka. Mazaka, Kapadokya Krallığı'nın başkenti olmuş. M. S.17 yılında ise şehir Roma İmparatorluğu'nun yönetimine geçiyor ve Kaisareia adını alıyor. Kayseri, ticaret yolları üzerindeki konumu nedeniyle sürekli akına uğramış, bir dönem Moğolların yönetimine dahi girmiş. Malazgirt Zaferi'nin ardından ise Türklerin eline geçmiş. Önce Danişmentler sonra Selçukluların yönetimine girmiş olan Kayseri, Selçuklular zamanında Konya'dan sonra ikinci başkent olmuş, bu nedenle şehirde çok sayıda Selçuklu eserini görebilirsiniz. Sık sık el değiştiren şehir, 1515 yılında Yavuz Sultan Selim'in İran seferi dönüşünde Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmış. Kayseri, Milli Mücadele sırasında işgal edilmemiş şehirlerimizden biri. Bu nedenle ilk meclisin burada kurulması düşünülmüş ancak daha sonra Ankara'da kurulmasına karar verilmiş. Cumhuriyet'in kurulması ile birlikte ilan edilen Kayseri'ye çok sayıda yatırım yapılmış. 1926'da ülkemizin ilk uçak fabrikası Kayseri'de açılmış, maalesef şu an üretim yapmıyor. 1950'lerden itibaren Kayseri'de sanayileşme adımları atılıyor, 1953'te Sümer Bez Fabrikası kuruluyor. İrili ufaklı sanayi tesisleri kurularak bu bölgede mobilyacılık, iplik-dokuma, makina üretimi yapan tesislerin sayısı hızla artıyor. Kayseri'de yaşayan Ermeniler (mübadele öncesi şehirde 30.000 civarında Ermeni yaşadığı tahmin ediliyor) pastırma ve sucuk üretimi konusunda öncü olmuş ve şehrin bu konuda ün kazanmasını sağlamış. Atina'da bir akşam yemeğe gittiğimiz, şarküteri konusunda uzmanlaşmış olan, Karamanlidika restoranın sahiplerinin de Kayseri'den Yunanistan'a göçtüklerini öğrenmiş, tanışınca \"hemşerilerimiz\" diye sarılmıştık birbirimize. Ne de olsa onların da bir ayağı Karamanoğulları idi, dükkanın adı da oradan geliyordu, ben de Karamanoğulları'ndan olunca neredeyse akraba çıkacaktık. Kayseri şehir merkezi Anadolu'da görmeye alışık olmadığımız şekilde düzenli, düzgün. Geniş caddeleri, şehir merkezindeki Selçuklu eserleri, hareketli sosyal hayatı, süpermarket kadar büyük hamur işi dükkanları, yan yana dizilmiş pastırmacıları ile Kayseri merkezi hem zihninize hem de midenize hitap ediyor. İlk kez Kayseri'ye gittiğim dikkatimi çeken bir diğer konu da, göze batacak kadar çok sayıda özel hastane olması idi. Sonradan düşününce bu kadar çok hamurişi ve kırmızı et tüketilen bir şehirde sağlık sorunları olmasından daha normal birşey olamaz dedim kendi kendime. Kayseri ile ilgili sevdiğim şeylerden biri de Avrupa şehirlerinde görmeye alışık olduğumuz bir Kültür Yolu yapılmış, farklı renk ve içerikte rotalar belirlenmiş, ilginizi çeken rotayı renkleri takip ederek gezebiliyorsunuz. Kayseri Kültür Yolu'nun Kayseri Belediyesi tarafından hazırlanmış olan detaylı rehberi için buraya tıklayın. Ben tüm Kültür Yolu detayını anlatmayacağım. Kayseri şehir merkezinde mutlaka görmenizi önerdiğim yerleri aktarmaya çalışacağım. Kayseri şehir merkezinde mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında Gevher Nesibe Şifahanesi yer alıyor. Bina Selçuklu Uygarlığı Müzesi olarak hizmet veriyor. Gevher Nesibe'nin Türbesi'nin de içinde yer aldığı, tıp medresesi ve şifahanesi olarak Anadolu Selçuklu Sultanı ve Gevher Nesibe'nin kardeşi I. Gıyasettin Keyhüsrev tarafında kız kardeşinin vasiyeti üzerine yaptırılmış bir medrese burası. Anadolu'nun ilk tıp medresesi olması nedeniyle tarihi önemi çok kıymetli bir yer burası. Medrese girişinde yer alan taç kapı Selçuklu mimarisinin güzel örneklerinden biri. Ancak giriş bu ihtişamlı taç kapı yerinde diğer medresenin giriş kapısının olduğu yerden verilmiş. Tıp medresesi ve şifahane için iki ayrı medrese yer alıyor binada, bu nedenle Çifte Medrese diye de anılıyormuş. Buket Uzuner'in Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları serisinin Hava kitabının büyük bölümü Kayseri'de ve Kapadokya bölgesinde geçiyor. Uzuner, Hava kitabında Gevher Nesibe'den de detaylıca bahsediyor, ilginizi çekiyor ise kitabı okumanızı öneririm. Selçuklu Uygarlığı Müzesi, Pazartesi günleri hariç yaz sezonunda 09:00-19:00, kış sezonunda 09:00-17:00 saatleri arasında ziyarete açık. Medresenin hemen arkasında Avgunlu Medresesi ve türbesi yer alıyor. Kayserili olan Mimar Sinan'ın Kayseri'de yaptığı 12 eser arasından günümüze ulaşan tek eseri olması nedeniyle Kurşunlu Camii özel bir yere sahiptir. Caminin asıl adı Hacı Ahmet Paşa Camisi olmasına rağmen merkezi kubbesinin kurşunla kaplı olması nedeniyle dolayı \"Kurşunlu Cami\" adıyla anılmaya başlanmış ve ismi de öyle kalmış zamanla. Selçuklu Dönemi eserlerinden bir diğeri olan Sahabiye Medresesi, yolun yükselmesi nedeniyle taç kapısı ve Kayseri'nin en eski çeşme olan çeşmesi yol hizasının altında kalmış olması ile hemen dikkat çekiyor. Medrese şu an belediyenin işletmesi ile hediyelik eşya satan dükkanların olduğu, çay/kahve içebileceğiniz bir yer olarak hizmet veriyor. Hukuk Cemiyeti Kayseri Şubesi olarak hizmet vermiş. Kuleye bir merdiven ile çıkış varmış. Benim önceki Kayseri ziyaretlerimde hediyelik eşyalar satıldığı için açık olan kule son ziyaretimde kapalı idi. Yani içine gireceğiz diye bir beklentiniz olmasın, dışarıdan bakıp \"aaa ne güzel\" kule deyip yolunuza devam edebilirsiniz. Dış Kale surları Roma, iç kale surları ise Doğu Roma İmparatorluğu döneminde yapılmış olan Kayseri Kalesinin hem iç hem de dış kale surlarının büyük bölümü günümüze kadar ulaşmayı başarmış. İç Kale'nin içine Kayseri Arkeoloji Müzesi yapılmış. Müzekart ile girebildiğiniz müzede Kayseri'ye tarih boyunca ev sahipliği yapan medeniyetlere ait buluntular sergileniyor. İç Kale'den girilmesi ve tasarımı güzel, çok zengin bir müze sayılmaz. Hunat Hatun Külliyesi, Selçuklu mimarisinin güzel örneklerinden biri. Yine güzeller güzeli bir taç kapı girişte ziyaretçilerini içeriye buyur ediyor. Külliye, Alaeddin Keykubat'ın eşi ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hatun tarafından 1238 yılında yaptırılmış ve onun adı verilmiş. Cami, medrese, kümbet ve hamamdan oluşan külliye ziyarete ve ibadete açık. El sanatları merkezi ve sosyal alan olarak kullanılıyor günümüzde. Mustafa Kemal, 1919 yılında Samsun'a çıkıp Anadolu'ya geçtikten sonra Kayseri'ye de gelmiş. Eski Kayseri evlerinin de güzel bir örneği olan, Kayseri'de kalmış olduğu İmamzade Reşit Ağa Konağı şu an Atatürk Evi olarak düzenlenmiş. Ücretsiz olarak gezilebiliyor. Öncelikle kümbetin ne olduğunu açıklayayım, ondan sonra Alacak Kümbet'ten bahsedelim. Kümbet, Anadolu Selçuklu Devleti zamanında yapılan, konik şekilli anıt mezarlara verilen isim. Genellikle büyük devlet veya din adamları için yapılan anıt mezarlara kümbet deniyor. Muhammed için yaptırılmış. Kümbetin gövdesi yarıya kadar kare, üst kısmı ise konik çatı şeklinde yapılmış. Meryem Ana Kilisesi'nin yapılış zamanı tam olarak bilinmiyor. Sağlam durumdaki kilise restore edilerek kültür sanat merkezi ve kütüphane olarak hizmet vermeye başlamış. 1903 yılında inşa edilen Kayseri Lisesi 1915 yılında \"sultani\"ye dönüştürülmüş. Sultani nedir derseniz Fransız okulları model alınan ve idadilerin üzerinde eğitim verem okullardır. Daha sonra sultaniler lise yapılmıştır. Milli Mücadele yıllarında 1920-1921 eğitim öğretim yılında tüm son sınıf talebeleri Sakarya Savaşında şehit düştüğünden o sene mezun verememiş olan okul 1923'te liseye çevrilmiş. Müzede hem Kayseri Lisesi olarak hizmet verdiği dönemden okulun eğitimlerine dair pek çok canlandırma yapılmış hem de Milli Mücadele döneminde Kayseri'de yaşananlar canlandırılmış. Müze, özel müze statüsünde ve haftanın her günü açık. Kayseri'ye giderseniz kesinlikle uğramanız gereken yerlerin başında. 88 dönüm arazi üzerinde yer alan Kayseri Mahallesi, Kayseri kültürünü yansıtacak şekilde tasarlanmış. Eski Kayseri evleri, fırını, berberi ile Kayseri gelenek göreneklerinin yaşatıldığı bir bölge. Açıkçası ben gittiğimde ne evler ne de dükkanlar açıktı, o yüzden ne kadar yaşadığından emin değilim, belki şimdi daha hareketli bir yer haline gelmiştir. Kayseri Kapalı Çarşısı, Osmanlı Döneminde inşa edilmiş, İstanbul'daki Kapalı Çarşı'dan sonra ikinci büyük çarşı olması ile meşhur. Şehrin en merkezi yerinde bulunan çarşı farklı kapıları ve satılan ürünlere göre aldığı isimleri ile otantikliğini kaybetmiş, günümüzde yaşayan bir çarşı. Yukarıdaki fotoğraftan da demek istediğim net olarak anlaşılmıştır diye düşünüyorum. Kapalı Çarşı ile İç Kale arasında kalan, özellikle sucuk ve pastırmacıların çok olduğu bölümün adı ise Kadınlar Çarşısı. Buraya Kadınlar Çarşısı denmesinin asıl nedeni; Milli Mücadele döneminde Kayserili kadınlar kendi yaptıkları ürünleri burada satarak kazandıklarını mücadeleye destek vermek için göndermiş olmaları. Yine gözleri dolduran bir hikaye... İnsan bu memleket kolay kurulmadı demeden edemiyor. Talas Mahallesi, taş evleri, arnavut kaldırımlı sokakları, hediyelik eşya satan dükkanları, camii ve kilisesi ile Kayseri şehir merkezindeki en turistik noktaların başında yer alıyor. Erciyes Dağı'nın eteklerinde bulunan mahalle aşağı ve yukarı Talas olarak ikiye ayrılmış durumda. Yukarı Talas bölgesi Rum ve Ermenilerin yaşadığı bölüm imiş. Yukarı Talas'ta yer alan kiliseyi yukarıdaki fotoğrafta görüyorsunuz. Kayseri merkezinde bu listeye ek olarak pek çok türbe, kümbet, camii, medrese yer alıyor. Hepsini tek tek saymadan Kayseri şehir merkezinde gezilecek yerler arasında en önemli olanlara yer vermeye çalıştım. Ayrıca Kayseri merkezine 5km mesafede bağ evleri var. Şehirde yaşayanlar yaz döneminde bağ evlerine taşınıyorlar. Bir tanıdık bulursanız bağ evi keyfi de yapabilirsiniz. Kayseri şehir merkezi dışında Kayseri çevresinde de gezilecek görülecek pek çok yer bulunuyor. Bu yerleri ben bizzat gidip deneyimlemediğim olanları aşağıda liste halinde paylaşıyorum. - Kültepe - Sultan Sazlığı Milli Parkı - Kapuzbaşı Şelalesi - Koramaz Vadisi - Ağırnas İlçesi - Mimar Sinan Evi - Ağırnas Yeraltı Şehri - Tekir Yaylası - Ali Dağı Mesire Yeri - Gülistan Yeraltı Şehri - Yamula Barajı - Gesi Evleri ve Gesi Bağları - Develi İlçesi - Gereme Harabeleri - Ayşepınar Mahallesi Roma Mezarları - Bakırdağı Mahallesi Hitit Kaya Anıtı - Çomaklı Yeraltı Mağaraları - Develi Kalesi - Develi Lisesi - Frantın Hitit Kaya Anıtı - Gazi Mahallesi Yeraltı Şehri - Kayseri'ye kış aylarında gidiyorsanız Erciyes Dağı Kayak Merkezi'ne çıkmamak da olmaz elbette. Günübirlik Erciyes Kayak Merkezi yazıma da bir göz atın. Kayseri seyahatinizi Kapadokya gezisi ile birleştirebilirsiniz, Kapadokya'da gezilecek yerler listesi yazıma da bir bakın. Kayseri merkezde gezilecek yerler haritası aşağıda Kültür Yolu rotası ile birlikte yer alıyor. Günübirlik Erciyes Kayak Merkezi'nde kayak yaptığımız ve bir gün de Kayseri merkezini gezmeye ayırdığımız son Kayseri gezimizin videosuna da göz atın. Gelelim en lezzetli, en keyifli konuya: Kayseri'de ne yenir, nerede yenir? Kayseri'de bol bol hamurişi ve et yemeği yenir diye özetleyebilirim. Bol yağlı, lezzetli mi lezzetli, mis gibi yemekler. Kayseri'de yemeden dönmemeniz gereken yemekleri sıralayayım önce; mantı, tepsi mantısı, yağlama, sarma, sucuk ve sucuk içi, pastırma, etli yaprak sarma, başta kete olmak üzere her türlü hamurişi, Konya'da meşhur olan bamya çorbası Kayseri'de de çok güzel ve lezzetli yapılıyor, Develi cıvıklısı. Yazarken bile ağzım sulandı. Bu listeye bir de pöç kebabı eklenebilir ancak ben denemedim ne yazık ki, inşallah ilk fırsatta. Hamurişi deyince hafife almayın, çünkü Kayseri'de gezerken devasa hamurişi marketleri göreceksiniz. Dev bir süper market gibi, elinize sepetinizi alıp doldurabileceğiniz bir yer düşünün. Ben Kayseri'den başka bir yerde görmedim. Ayrıca, Kayseri'de bana çok ilginç gelen çok sayıda balık satan dükkan olması idi. Kocaman kocaman balıkçılar, ister hemen orada pişiriyorlar, isterseniz taze alıp kendiniz pişirebiliyorsunuz. Sırrını ben de bilmiyorum, bilen varsa yorumlara eklerse sevinirim. - Elmacıoğlu: çok turistik görünse de fiyat, yemek lezzeti, servis ve her türlü yöresel yemeği bulabilmek açısından bizden tam puan aldı. - Sultan Sofrası: Elmacıoğlu kadar olmasa da lezzet konusunda hiç fena değil. - Kaşıkla: Kayseri'den çıkıp Türkiye çapına da yayılmış bir zincir haline gelmiş. Mantısı ile meşhur, Kaysri'de de birden fazla şubesi var. İlk ikisini daha fazla tercih ederim. Eminim listeye eklenebilecek pek çok yer vardır daha, ben özellikle deneyip beğendiklerimi yazmayı tercih ediyorum. Kayseri, İç Anadolu Bölgesinde yer alıyor. Erciyes Dağı eteklerinde yerleşmiş olan şehir merkezi ilin kuzeyinde yer alıyor. Kayseri; Yozgat, Sivas, Kahramanmaraş, Adana, Niğde ve Nevşehir illeri ile çevrelenmiş durumda. Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan ve bir zamanlar Kapadokya bölgesinin başkenti olan şehir, bugün Ankara ve Konya'dan sonra İç Anadolu Bölgesi'nin üçüncü büyük şehri. Kayseri'nin bazı şehirlere olan mesafesini aşağıda görebilirsiniz. - Kayseri İstanbul arası yaklaşık 800 km, - Kayseri Ankara arası yaklaşık 350 km, - Kayseri Konya arası yaklaşık 300 km, - Kayseri Nevşehir arası yaklaşık 80 km, - Kayseri Adana arası yaklaşık 320 km, - Kayseri Kahramanmaraş arası yaklaşık 250 km. Kayseri, bulunduğu bölgede ekonomik olarak güçlü bir konumda olduğundan farklı havayolu firmalarının büyük şehirlerden uçuşları, pek çok otobüs firmasının da seferi bulunuyor. Kayseri ayrıca Van Gölü Ekspresi duraklarından biri, yani tren ile ulaşmak da mümkün. Van Gölü Ekspresi yazım da ilginizi çekecektir. Kayseri'ye gitmek için en iyi zaman ne yapmak istediğinize göre değişecektir. - Kayak yapmak için en iyi zaman: Ben Kayseri'ye çok defa gittim, bir keresi hariç hepsinde kayak için gidip gitmişken bir günümü de şehri keşfetmeye ayırdım. Şubat ayı kar seviyesi açısından en iyi zaman olduğundan kışın gidişlerim Şubat ayında olmuş. Hava durumuna bağlı olarak Mart'a da sarkıtabilirsiniz Kayseri seyahatinizi. - Doğa gezileri için en iyi zaman: Kayseri çevresinde görülecek yerleri görmek, Karpuzbaşı Şelaleleri gibi yerlerde doğada zaman geçirmek istiyorsanız özellikle ilkbahardan yaza geçiş ayları ideal bir zamanlama olacaktır. - Kapadokya gezisi için en iyi zaman: Kayseri seyahatinizi Kapadokya gezisi ile birleştirmek gibi bir planınız varsa çok sıcak aylara kalmamanızı öneririm, yaz aylarında kızgın güneşin altında peri bacaları arasında gezmek pek eğlenceli olmuyor. Özetle kayak için Şubat, doğa ve kültür gezisi için bahar ayları Kayseri'ye gitmek için en iyi zaman alternatifleri. Kayseri'ye farklı seferlerde gittiğimde farklı otellerde kaldım. Kayseri şehir merkezinde konaklamayı planlıyorsanız bilindik zincir otellerin pek çoğunu bulabilirsiniz. - Son gidişimde İbis Otel'de kaldım, şehir merkezine 15-20 dakikalık yürüme mesafesinde idi. İbis kalitesi ve ekonomik ücretleri nedeniyle gayet memnun kaldım. - Bir önceki gidişimde Sivas Bulvarı üzerinde yer alan Radisson Blue otelde kaldım. Tam şehir merkezinde, her yere yürüme mesafesinde olması ile konum olarak çok iyiydi. Fiyat olarak İbis'in oldukça üstünde. - Önceki gidişlerimden birinde yine şehir merkezinde zincir olmayan, Booking. com puanı yüksek bir otelde konaklamıştık. İsmini maalesef hatırlayamadım, ancak yeri ve fiyatı çok iyiydi. Tek sorunu Kayseri işi diyebileceğimiz altın renkli süslemeleri idi. - Bu seçenekler dışında eğer kayak yapmak için Kayseri'ye gidiyorsanız Erciyes Kayak Merkezinde bulunan otelleri tercih edebilirsiniz. Ben o bölgede hiç konaklamadım, şehir merkezindeki otellere göre fiyatları daha yüksek oluyor. Şehir merkezinde konaklayıp kayak için Erciyes'e gitmek isterseniz oteller veya siz kendiniz münferit olarak servis ayarlayabilirsiniz. Kayseri'ye gitmeyi planlayanların en çok araştırdığı sorulara bakınca ilk sıralarda aşağıdaki sorular yer alıyor. Ben de cevaplarını hap gibi yazmak istedim, umarım işinize yarar. Kayseri'de eğer sucuk pastırma alışverişi yapacaksanız Kapalıçarşı Kadınlar Pazarı çıkışında çok sayıda dükkan göreceksiniz. Şahin sucukları ve Başyazıcı en popüler yerler olsa da yerel pek çok dükkanda lezzetli ve kaliteli et ürünleri bulabilirsiniz. Mantı, kete gibi hamur işleri almak istiyorsanız Sivas Bulvarı üzerinde hamurişi süpermarketleri kesinlikle ihtiyacınızı görecektir. Kayseri merkezde gezilecek yerler için hazırlanmış olan Kültür Yolu rotasını takip edebilirsiniz. Kültür Yolu üzerinde yer alan yerler aşağıdaki listede yer alıyor. Kayseri'ye giderken aklınıza gelen ilk yemek muhtemelen mantı veya pastırma. Ama Kayseri mutfağı bundan çok daha fazlasını sunuyor. Hamur işi ve et yemekleri konusunda çok iddialılar. Yağlama, mantı, bamya çorbası, kete, pastırma, sucuk mutlaka tadına bakmanız gereken yemekler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kaza-geliyorum-derse", "text": "25 Mayıs Pazartesi, hava tam da motorla gezme havası. İşten çıkıp kendimi sokağa atmak için can atıyorum. Nereye gitsem diye düşünürken bir arkadaşım Cihangir'e gelsene diyor. Uzak da değil, benim gibi acemi bir motorcu için ideal. Tam işten çıkacağım, motorcu başka bir arkadaşım diyor ki: \"Dikkat et, iş çıkışı sürücüler yorgun, bezgin ve dikkatsiz oluyorlar\". \"Tamam\" diyorum, \"çok dikkatli olacağım\". Her zaman iş-ev arası kullandığım arka yol yerine nedense e-5'i kullanıyorum. 4. Levent'ten Beşiktaş üzerinden giderim diye düşünüp son anda Gümüşsuyu yokuşunu tırmanmak gözümde büyüyor, Mecidiyeköy'e dönüyorum. Mecidiyeköy trafiğine nerden girdim diye de söyleniyorum. Kulağımda arkadaşımın sözleri \"Dikkatli ol\". Ali Sami Yen stadının karşısındaki ışıklara yaklaşıyorum, ışık sarıdan kırmızıya dönüyor. Ben de doğal olarak duruyorum. Bunu doğal bulmayan bir kadın otomobil sürücüsü sertçe bana çarpıyor. Nitekim istemeden de olsa duruyor 🙂 Kaza böylece geliyorum demiş oluyor. Ufak bir sarsılma yaşadım ama motoru düşürmeden ayaktayım. Ben ayaktayım ama otomobili kullanan bayan panikte. Arabadan kendini dışarı atıp bilinçsizce \"ne yapıyorsunuz\" diye haykırıyor. \"Ben kırmızı ışıkta duruyorum, siz ne yapıyorsunuz\" diyince hatasını farkediyor, \"Sizi hemen hastaneye götüreyim\" diye tutturuyor. İyi olduğum konusunda kendisini ikna etmeye uğraşıyorum. Şans bu ya hemen ışıktaki trafik polisinin gözü önünde olay gerçekleşiyor. Koşa koşa geliyor polisimiz yardımcı oluyor sağolsun. Bu arada hemen araya \"Motor çok tehlikeli, ben de kaza yaptım, 2 ay yattım\" notlarını ekleyiveriyor. Otomobildeki bayan kendi başına olay. \"Sizde kaza tutanağı var mı diye?\" soruyoruz polisle beraber. Ben kazayı çağırmamak için bulundurmam normalde ama bu şirket arabası belki vardır diyor. Neyse tutanak bulunuyor. Trafik polisi sağolsun tutanağı bizim için dolduruyor. Bu arada şoför kadın ilginç yorumlarıyla beni güldürüyor. Neden motor kullanıyor muşum, kaç paraymış bu motor, kaç yakıyomuş, bunu alacağıma küçük bir araba alsaymışım güvenli olmaz mıymış... Ben gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Motor yolun kenarında ama jant yüzünden yerinden oynamıyor. Güçlü bir arkadaşımı çağırıyorum bana yardım etsin diye. Beklerken hem ben hem polis jantı çıkarmaya çalışıyoruz ama yerinden oynamıyor. Arkadaşım kısa sürede yetişiyor yardımıma, ama jantı o da çıkaramıyor. Tornavida filan lazım, onlara bakarken bir kurye motoru arkamda duruyor. Ufacık tefecik bir genç. Elmayra: İyiyim, sorun yok, jantı-plakayı ordan çıkarmaya çalışıyoruz. Kurye: Yok, yok. ben hemen yaparım. Demesiyle beraber motorunu bırakıyor. Jantı çektiği gibi çıkarıyor saplandığı yerden, atladığı gibi motoruna gidiyor. Belli ki hergün başına gelen bir olay, el pratikliği kazanmış 🙂 Benim ufak çaplı kaza birden eğlenceye dönüştü. Eğlencesi bir yana, acemi bir motorcu olarak birkaç önemli ders aldım kendime. - Kurallara uymak yeterli değil, diğer sürücülerin kurallara uymak istemediğini unutma - Kadın sürücülerden mümkün mertebe uzak dur - Kurye motorların dediğini yap, gittiği yoldan gitme 🙂 Geçmiş olsun, hayat uzun bir tecrübeden ibaret.. Geçmiş olsun. Size çarpan bayan bundan sonra algıda seçicilik yaşayarak motorlu arkadaşlara daha bir özen gösterecek eminim. Geçmiş olsun dilekleriniz için teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kazakistan-da-gezilecek-yerler", "text": "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılması sırasında kendi özgürlüğünü kazanan Kazakistan, stratejik konumu ve zengin doğal kaynakları sayesinde Orta Asya'nın en güçlü ülkelerinden biri olma yolunda. Türki Cumhuriyetler arasında ise ekonomik olarak en iyi durumda olan ülke, bu nedenle Kazakistan'a Orta Asya'nın yüksek uçan kartalı adını verdim. Kazakistan'da gezilecek yerler listesinde bulunan en güzel 10 yer bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! - Kazak, eski Türkçede \"gezinmek\" anlamında kullanılıyor. Göçebe kültürün izlerini pek çok noktada görebileceğiniz Kazakistan'a \"gezenlerin ülkesi\" veya \"göçebelerin ülkesi\" demek yanlış olmaz. - Resmi adı Kazakistan Cumhuriyeti olan ülke, yüzölçümü olarak dünyanın 9. büyük ülkesi. Ülkenin güneyi Tanrı Dağları'nın bereketinden faydalanırken kuzeyi daha kurak ve bozkırlık. - Tarih boyunca Saka, Hun, Göktürk, Kıpçak, Karahanlı, Altın Ordu gibi önemli Türk Devletlerinin merkezi olan Kazakistan, Kazak Hanlığı sonrası Rus İmparatorluğu ve SSCB egemenliği altında yaşamış ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından kendi bağımsızlığını ilan etmiş. Ülkede Kazakça ve Rusça konuşuluyor. - Tarihte İpek Yolu üzerinde bulunan ülke bugün, zengin doğal kaynakları sayesinde Orta Asya'da bulunan Türk Devletlerinin en zenginidir. Kazakistan, Türk Vatandaşlarından turistik ziyaretler için vize istemiyor. Umuma mahsus pasaport sahipleri 30 gün süreyle vizeden muaf. Diplomatik, hizmet ve hususi pasaport sahipleri de 30 gün süreyle vizeden muaf. Kazakistan, geniş bir coğrafyaya yayılmış kocaman bir ülke, bu nedenle belli bir mevsimle sınırlamak oldukça zor olsa genel olarak karasal iklime sahip. - Kazakistan'a kültür ve doğa gezisi için gidecekseniz bahar ve yaz ayları en uygun zamanlar. - Kazakistan'a kayak turizmi için güzel tesislere sahip. Ülkeye kış sporları için gidecekseniz kış aylarını değerlendirmek uygun olacaktır. Kuzeyde Rusya, güneyde Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan, doğuda Çin ile komşu olan Kazakistan'ın Hazar Denizi ve Aral Gölü'ne kıyısı bulunuyor. Kazakistan'ın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Kazakistan'a Türkiye'den gitmek için pek çok alternatif uçuş seçeneği bulunuyor. Ülkenin başkenti Astana'ya, eski başkenti Almati'ye ve Türk Dünyasının Kültür Başkenti seçilen Türkistan'a Türk Hava Yolları, Air Astana ve Fly Arystan ile uçabilirsiniz. Kazakistan'ın çevresindeki ülkelerden havayolu ve otobüs gibi alternatif yollar ile ulaşmak mümkün. Türk Dünyası'nın merkezi ve İpek Yolu üzerinde olmasının getirdiği köklü bir tarih, kanyonlar, vadiler, göller ve bozkırlarla kaplı büyük bir yüzölçümü, birbirinden güzel milli park ve doğal alanları ile Kazakistan'da gezilecek yerler listesi oldukça uzun. Bu listeden 10 yer seçmek hiç kolay olmadı. Almatı, Kazakistan Cumhuriyeti'nin ilk başkenti, halen en kalabalık ve en hareketli şehri. Adını elmadan alan şehir verimli ovalar ve yüksek zirvelerle kaplı. Şehir, Sovyet döneminde birliğin en yeşil başkenti seçilecek kadar yeşillikler içinde, büyük park ve bahçeler, geniş caddeleri sağlı sollu süsleyen yüksek ağaçları ile hala yemyeşil. Şehre iner inmez Sovyet etkisini hissetmek mümkün, geniş caddeler, düzenli yapılar, ihtişamlı kamu binaları ile düzenli ve güzel bir şehir Almatı. Şehir merkezinde Zenkov Katedrali, Slav Anıtı, Cumhuriyet Meydanı, Panfilov Parkı, Kökbazar, Astana Meydanı, Kok Tobe Tepesi görülecek yerlerin başlıcaları. Şehir merkezine sadece 20 dakika mesafede yer alan ve 4300 metreye varan zirvelerle çevrili kayak merkezi Shymbulak Kayak Merkezi sayesinde kış sporları turizmi için de önemli bir destinasyon. Shymbulak Kayak Merkezi'ne çıkış yolunda dünyanın en büyük yüksek dağ paten pistlerinden biri olan Medeu Buz Pisti'ni de ziyaret edebilirsiniz. Almatı'ye Türkiye'den Air Astana ile direkt uçabilirsiniz. Astana, Kazakistan'ın modern ve yeni yüzü diyebiliriz. Başkent Almatı'dan Astana'ya taşındıktan sonra ticari olarak da daha önemli hale gelen şehir, ülkenin orta bölümünde Ishim nehri kıyısında yer alıyor. Şehrin ismi bir dönem \"Nur-Sultan\" olarak değiştirilse de halkın tepkileri nedeniyle Astana ismine geri dönüldü. Çoğunlukla iş merkezleri, AVMler, yüksek binalar ve yeni yapılmış anıtlar bulabileceğiniz bir şehir Astana. Şehirde görülecek başlıca yerleri sıralayacak olursak; Baiterek Kulesi, Hazret Sultan Camii, Aşıklar Parkı, Barış Sarayı, Ulusal Müze, Nur Astana Camii, Khan Shatyr Alışveriş Merkezi. Kazakistan'ın üçüncü büyük şehri olan Çimkent, İpek Yolu üzerindeki konumu ile tarihte önemli bir yere sahip. Bugün de Özbekistan sınırına yakın büyük bir şehir olması nedeniyle Özbekistan ile turistik ve ticari bağlantı noktası gibi. Çimkent'e 1,5 saat mesafede yer akan Ak Meshit, 2 saat mesafede yer alan ve Timur'un vefat ettiği şehir olan Otrar Antik Kenti, şehir merkezinde yer alan Etnoğrafya Müzesi ve Yeraltı Camii, Çimkent Kalesi Çimkent ve çevresinde görülecek yerler arasında yer alıyor. Türkistan, eski adı ile Yesi şehri, 2021 yılında düzenlenen Türk Dünyası Zirvesi'nde \"Türk Dünyasının Manevi Başkenti\" ilan edilmiş. Bu seçimin en önemli nedeni ise Hoca Ahmet Yesevi'nin burada yaşamış olması. Ahmet Yesevi'nin Türbesi Türkistan şehir merkezinde yer alıyor. 1389 yılında Timur tarafından yapılmaya başlanan türbe Timur'un 1405 yılında ölmesi ile yarım kalmış. Türbenin bulunduğu alanda Hoca Ahmet Yesevi'nin 20 yıl boyunca inzivaya çekildiği yer altı camisi de ziyaret edilebiliyor. Türkistan'da bulunan Ulu Dala Eli Ortalygy müzesi Kazak kültürü ve bölge tarihine dair pek çok bilgi alabileceğiniz yeni açılmış bir müze. 1903 yılında açılan bölgenin ilk demir yolu hattı, Altın Samurg ve Kervansaray Türkistan şehir merkezinde görülecek yerler. Türkistan'a 60 km mesafede Ahmet Yesevi'nin hocası olan Arystan Bab Türbesi'ni de listenize ekleyebilirsiniz. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan Air Arystan ile Türkistan'a direk uçabilirsiniz. Aktav, Kazakistan'ın Hazar Denizi kıyısında yer alan şehri. Zengin gaz ve petrol yataklarına sahip olan şehir, 40 yıl öncesine kadar yağ endüstrisinde çalışan işçilerin yaşadığı bir kamp alanı imiş. Bugün ise Hazar Denizi kıyısındaki kumsalları ile yaz tatili için hem Kazakların hem de yabancıların tercih ettiği renkli, hareketli bir turistik destinasyon haline gelmiş durumda. Rafting, kano, tüplü dalış gibi su sporlarından hoşlanıyorsanız, Balkaş Gölü mutlaka Kazakistan rotanızda olmalı. Yerli ve yabancı turistlerin konakladığı pek çok tatil köyü, otel ve spor merkezi göl çevresinde ziyaretçilerini bekliyor. Asya'nın en büyük göllerinden biri ve dünyanın en büyük 15. gölü olan Balkaş Gölü'nün en dikkat çekici yanı batısının tatlı su, doğusunun tuzlu su olması. Gölün mavi sularında serinletici dalışların tadını çıkarmak, kaplıcalardan faydalanmak, çamur banyolarında güzelleşmek için birçok turist yaz aylarında gölü ziyaret ediyor. Bitki ve çiçek çeşitliliği ile dikkat çeken göl çevresi ekolojik turizm rotası olarak belirlenmiş ve 2021 yılında Balkaş Gölü, Kazakistan'da ziyaret edilecek ilk 10 yerden biri olarak seçilmiş. Kazakistan'ın geniş coğrafyası sayesinde farklı doğal güzellikleri barındırdığını söylemiştim. Altın Emel Milli Parkı bu güzellikleri görebileceğiniz en iyi yerlerden biri. 1996 yılında milli park olarak kabul edilmiş olan alan Kazakistan'daki en büyük koruma alanı, aynı zamanda Unesco koruması altında. Milli park, İli Nehri ile Ak-Tau sıradağları arasında yer alıyor. Bu milli parkın ilginç yanı, sadece sık ormanlardan oluşması değil, aynı zamanda çöl ve kayalık arazileri de içermesidir. Geçmiş yaşamlar hakkında çok önemli tarihsel kanıtlar içerdiğinden arkeologlar için de bir hazine niteliğinde. Kum çölleri, dağlar ve bitki örtüsü dahil olmak üzere birbirinden ilginç manzaralar görebileceğiniz park, fotoğraf çekmek için Kazakistan'ın en iyi noktalarından biri. Kızıl dağlar, ay dağları, yeşil çayırlar, höyükler, kum tepeleri, ağaçlıklardan oluşan bir vahalar gibi pek çok yer bulabilirsiniz. Çocukluğunuzda uzaya gönderilen uzay araçlarını, roketleri, uyduları izlediniz mi? İzlediyseniz Baykonur ismini mutlaka duymuşsunuzdur. Baykonur Uzay Üssü dünyanın en eski ve bölgedeki en büyük üs. Baykonur, yıllar boyunca birçok uzay bilimi deneyine tanık olmuş bir şehir. Bununla ilgili ilginç olan şey, Kazakistan'ın çok önemli bir parçası olması, ancak teknik olarak Rusya Federasyonu tarafından bir yerleşim bölgesi olarak kiralanması ve yönetiliyor olması. Rusya Federasyonu tarafından yönetildiğinden, burayı ziyaret etmek Kazakistan'daki diğer yerlere kıyasla biraz karmaşık. Yabancı ziyaretçilerin Baykonur kasabasını ziyaret etmeleri için Rus makamlarından ön onay almaları ve ayrıca normal bir Rus Vizesine sahip olmaktan tamamen ayrı yazılı onay almaları gerekiyor. Yer çok maceralı ve ilginç. Kuşkusuz, Kazakistan'da ziyaret edilecek en iyi yerlerden biridir. Kaindy Gölü, Kazakistan'daki pek çok güzel gölden biri. Almatı şehrinin 129 kilometre doğu-güneydoğusunda yer aldığından ulaşımı Kazakistan'daki diğer bazı turistik yerler kadar karmaşık ve zorlu değil. Kaindy Gölü, deniz seviyesinden 2000 metre yüksekte, 400 metre uzunluğunda ve gölün ortasında yaklaşık 30 metre derinliğe ulaşıyor. Göl 1911'de yaşanan bir deprem ile doğal olarak oluşmuş. Depremde doğal bir baraj duvarı oluşmuş ve temiz su birikmeye başlamış. Ancak o dönemde orada yaşayan ladin ağaçlarının bir kısmı suya gömülürken bir kısmı suyun yüzeyinde kalmış, böylece çok güzel bir görüntü ortaya çıkmış. Suyun mavimsi yeşil rengi, tüm gölü o kadar güzel kılıyor ki görenler güzelliğine aşık oluyor. Gölü çevreleyen yeşillik de büyüleyici. Uzun ağaçlar, küçük bitkiler, yaban hayatı ve doğanın tüm güzelliği sizi büyülemekle kalmayacak, aynı zamanda size bir huzur atmosferi de yaşatacak. Eski zamanlarda insanların kendilerini ifade etmek için kayalara yazılar yazıp güzel resimler çizdiğini hepimiz biliyoruz. Tamgaly-Tas'ı ziyaret ederek bu yerlerden birini deneyimleyebilirsiniz. Türkçeye çevirecek olursak \"damgalı taş\" anlamına gelen petrogliflerin olduğu yer Almatı'nın 120 km kuzeyinde, İli nehrinin kıyısında bulunuyor. 17. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Tibet ikonografisine ait çok sayıda kaya resmi ve yazıt bulunuyor. Kayalara birçok mantra, resim ve şiir kazınmış. Tarihe meraklıysanız, bu turistik yeri Kazakistan gezinize eklemelisiniz. Kazakistan'daki Tamgaly-Tas olağanüstü bir sanat, tarih ve kültür anıtı olarak ziyaretçilerini bekliyor. Buraya gitmişken bir film seti olarak kurulmuş olan Nomad Kalesi'ni de gezi listenize ekleyebilirsiniz. Türk ve göçebe kültürünü yerinde yaşamak, İpek Yolu'nun izlerini yerinde görmek, bambaşka bir coğrafyada bizimle çok benzer bir kültür ile yaşayan Kazaklar ile tanışmak için Kazakistan'ı gezi rotalarınız arasına ekleyebilirsiniz. Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi'nde yayınlanmıştır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kendingez-com-husnu-tavlastan-gezi-tuyolari", "text": "Ben klasik sorularımı sordum, o da samimi bir şekilde cevapladı. Ben gezmek için yaşarım. Yeni yerler keşfetmek, yeni insanlarla tanışmak bizim yaşam biçimimiz oldu artık. Bu öylesine bir virüs ki bir kere bulaşmaya görsün. Hafta sonu bile evde oturtmaz insanı. Çok sayıda ülke ve sayısız şehir deneyimim oldu. En çok İran'dan etkilendiğimi söyleyebilirim. Bir çok insanın ön yargıyla yaklaştığı bu ülke, ziyaretçilerini şaşırtmayı başaran bir ülke. Tarihi, coğrafyası, kültürü, halkının yakınlığı ile etkisi altında bırakıyor. Gezginlere ekonomik gezme imkanı sağlayan komşumuz İran'ı gezmeleri için her fırsatta insanları teşvik ediyorum. Gittiğim hiç bir coğrafyaya ön yargım olmadı. Gitmeyin dediğim bir yer de. Her coğrafyanın mutlaka görülesi, yaşanası bir yeri vardır. Ortadoğu'da tehlikeli olduğu söylenen ülkelere de gittim, 2012 de Suriye'ye ailemle, 6 yaşındaki kızımla birlikte gittim. Olaylar yeni başlamıştı, bana deli diyende oldu, ailemi tehlikeye attığımı söyleyende. Kaderciyim, başımıza bir şey gelecekse ofiste oturduğumuz yerde de gelebilir. Biz çok gezenlerin sıklıkla karşılaştığı sorulardan bir tanesi bu. Günümüzde gezme anlayışı değişti. Evvelden gidilecek yer belirlenir plan bunun üzerine yapılırdı. Şimdi ise ucuz uçak bileti bulunup, bunun üzerinden plan yapılıyor. Bir gezinin en büyük gider kalemleri yol ve konaklamadır. Uçak için promosyonları takip etmek, konaklama için de hostelleri tercih ederek ucuz seyahat edilebilir. Çok gezmenin yolu çok okumaktan geçer. Ben bir yere gitmeden mutlaka o ülke ile ilgili ciddi bir araştırma yaparım. Çok sayıda kitap, makale ve gezi yazısı okurum ve okuduklarımdan öğrendiklerimi gittiğimde yaşar, deneyimlerim. Çok Gezen, Çok Bilir diyebiliriz. - Hüsnü'nün Twitter Hesabı @husnutavlas - Kendingez. com - Kendingez. com Facebook sayfası - Azgittimuzgittim. com - Kendingez Twitter Sayfası"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kenya-tanzanya-gezisi-ilk-maliyetler-jamboafrika", "text": "Kenya'da Masai Mara'da safari, Tanzanya'da Zanzibar adasını içeren gezimize ait maliyet detaylarını bu yazıda bulacaksınız. Rotamın detayları Jambo Afrika gezi planı yazımda yer alıyor. Pek çok vahşi hayvanı doğal ortamında 4 gün boyunca gördüğüm safariden Afrika'nın en popüler adası Zanzibar'da 4 günlük aktivite dolu seyahatim beklediğimden de güzel geçti. 9 günlük Kenya-Tanzanya gezisi maliyeti kalem kalem bu yazımda sizi bekliyor. Bu gezi 2014 yılında yapıldığından maliyetleri değerlendirirken buna dikkat etmenizi rica ederim. Kenya-Tanzanya gezisi tüm maliyetlerini tabii ki tek tek hesapladım. \"Nasıl hesaplıyorsun?\" diye merak edenler için, harcadığım her bir kalemi tek tek üşenmeden yazıyorum, bunun için kullanabileceğiniz telefon uygulamaları var, onlardan faydalanabilirsiniz. Ben Payback veya Trip Expense uygulamarını kullanıyorum. Yani aşağıda göreceğiniz maliyetler eksiksiz attığımız her adım maliyeti dahil olarak hesaplandı. 9 Gün süren Kenya, Tanzanya ve Zanzibar'ı içeren 2,5 ülke, 3 uçak, 1 feribot, bolca minibüs yolculuğu yaptığım sehayatimin toplam maliyeti 2.287 USD oldu. Harcama rakamlarını olabildiğince dolar olarak vermeye çalışıyorum, böylece yıllar içinde fiyat değişimlerinden en az şekilde etkilenmiş oluruz. Uçak biletleri hariç diğer tüm harcamalar; 1.180 USD tuttu. Aşağıda tüm harcamaların detayları görebilirsiniz. Seyahati Eylül ayında yaptım, uçak biletlerimi önceki Şubat ayında almıştım. Gidiş İstanbul-Kenya, dönüş ise Tanzanya -İstanbul şeklinde. Arada Nairobi'den Zanzibar'a da uçak ile geçtik. Kişi başı gidiş-dönüş 910 Usd verdik. Nairobi'den Zanzibar'a da zaman kazanmak için uçak ile geçtik, Kenya Airways'den 197 USD'ye aldım. Toplam uçak bileti maliyeti olan 1107 Usd'ye tüm bu biletlerin fiyatı dahil. Kenya'da 3 gece 4 günlük bir safari yaptık. Safari programında Masai Mara ve Lake Nakuru var. Safarimizi African Breeze Tour üzerinden satın aldık, internet sitelerinden güncel rakamları görebilirsiniz. Safari'nin havaalanından alma ve bırakma dahil maliyeti 520 USD oldu. 20 USD'yi düşmediler 🙁 Bu arada, aynı turu aldığımız Yunan çift kişi başı 450 USD vermiş, o yüzden kazıklanmış fiyatlar bunlar. Çok iyi pazarlık ettiğinizden emin olun. Ulaşım kalemi için 40 USD Zanzibar-Darüselam feribotu, taksi ücretleri ve Zanzibar adasının tüm gün turlarken kiraladığım rehberli araç da dahil. Onu tur olarak mı yazsaydım acaba? Neyse böyle oldu bu defa. Zanzibar Dar-es Salaam arası bilet için Zanzibar'da Stone Town'da dolaşırken seyahat acentalarına uğrayın ve bilet sorun. İlginç bir şekilde internette daha ucuz olmasını beklediğiniz uçak fiyatları acentelerden alınca komisyon almalarına rağmen daha ucuz olabiliyor. Kenya ve Tanzanya Türk Vatandaşları'ndan vize istiyor. Vize almak son derece kolay, havalimanında kapı vizesi alıyorsunuz. Her iki ülkede de vize maliyeti 50 Usd. Kenya ve Tanzanya girişi için toplam 100 Usd ödemiş oldum böylece. \"Kenya-Tanzanya seyahati daha ucuza mal edilebilir miydi?\" derseniz tabii ki edilebilirdi. Pazarlık sınırlarını zorlayabilir, taksi kullanmayabilir, daha ucuz yerlerde yiyebilirsiniz vs vs... Ama ben tadını sonuna kadar çıkarıp gitmişken yapmadan dönmemeliyim dediğim herşeyi yaptım. Darısı gitmek isteyen herkesin başına! Hayal etmeye başlayın! Harika bilgilendirme olmuş. Heyecanla takip ediyorum teşekkürler. Sitenizi bugün keşfettim, her yazının altına yorum yazmadan sadece burada yazıyorum aam siz hepsi için değerlendirin lütfen. Bence harika bir site yapmışsınız. Çoğu turist şuraya gittim şunu yaptım şunu yedim diye eksik bilgilendirme yapıyorlar. Oysa siz özellikle gezginler için önemli olan fiyat bilgilerini vererek harika bir iş yapıyorsunuz. Gezmeyi seven herkes adına bu bilgileri bizimle paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Ben 3 günlük masai mara turuna 300 usd, 4 günlük tanzanya serengeti, tangiria, ngorongoro turuna 650 usd verdim. Klimanjaro tırmanışı dahil oraya özel yapacağım etkinlikler 2030 usd tuttu. Diğerleri yemek, ıvır zıvır vs. Ulaşım en büyük kalemlerden birisi. Havalanına gidip gelmek en pahalısıydı. 20 ila 30 dolar harcadım. Bundan sonra daha az yükle dolaşacağım. Her şey daha pratik oluyor. https://www. safaribookings. com sayfasından tur şirketlerini inceleyip e-mail yoluyla iletişime geçebilirsiniz. Fiyatların pazarlığa açık olduğunu da mutlaka dikkate alın. Çok önemsediğim bu çağdaş ve dikkatli tavrinizi tebrik ediyorum. Yazınız bana tur şirketlerinin sözde! Bilgilendirme yazılarından daha sıcak, samimi ve doyurucu geldi. Sizi tebrik ve teşekkür ediyorum. Med. Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için. Pasta dilim grafik beni benden aldı, çok profesyonelce:) Gezi planı aşamasında altın bilgiler vermişsin, teşekkürler! https://www. safaribookings. com sayfasından tur şirketlerini inceleyip e-mail yoluyla iletişime geçebilirsiniz. Fiyatların pazarlığa açık olduğunu da mutlaka dikkate alın. Türkiye'den giderken turla gitmedim kendim organize ettim. https://www. safaribookings. com adresinden bir firma bulup safariyi ayarladım. Araçlar 6-8 kişilik oluyor dolayısıyla sizi zaten bir gruba 2 kişi de olsanız dahil ediyorlar. Firmalarla yazışarak daha iyi fiyat alabilirsiniz. Çocuklarınızın standartlarını bilmediğim için yorum yapmam mümkün değil. Genel olarak risk doğuracak bir durum olmadığını söyleyebilirim. Aşılarla ilgili bilgileri Seyahat Sağlığı Merkezlerinden alabilirsiniz. Masai Mara'ya uçakla götüren bir tur hiç görmedim/duymadım. İnternette araştırabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kenya-zanzibar-tanzanya-gezi-rotasi", "text": "Kısa süre içinde iki ülke yine bol koşuşturmalı bir seyahat beni bekliyor demek aslında. Büyük göç benim gittiğimde dönemde Serengeti Milli Parkı'nın Kenya tarafında olacak, yani dünyanın en meşhur kabilesi Masai Maraların olduğu tarafta, rotam sırf bu nedenle Kenya'dan başlıyor. Safariden sonra ise hemen Zanzibar'a geçip bu yıl hiç denize girmemiş olmamın acısını Hint Okyanus'unda çıkarayım istiyorum. Dönüş de Daresselam'dan bir güncük de oraya ayırdım. Kenya, Zanzibar, Tanzanya gezi rotası detayları aşağıda gün gün planı ile yer alıyor. |02:25 Nairobi'ye iniş. Safari başlangıcı Naoribi'den Great Rift Valley, Maasai Mara Game Reserve'e. |Lake Nakuru National Park gezisi ve Naoribi'ye dönüş. Nairobi'den Zanzibar'a uçuş. Bu geziye ait maliyetleri Kenya-Tanzanya gezi maliyeti yazıma göz atabilirsiniz. Yaptığmız safariye dair detaylar için Kenya'da Safari yazıma bakmanızı öneririm. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Sevil merhaba, keyifle takip edeceğim, harika bir program! En çok gitmek istediğim yerlerden biri! Hangi turları kullanacağın ve nerelerde kalacağın da ayrı bir merakım. Şimdiden iyi eğlenceler!!! Zanzibar Stone Town'da yöresel lezzetler için Lokmaan lokantasına uğramanızı tavsiye ederim. Nairobi'de dönüş gecenizde Carnivore restorant'a gidebilirsiniz. Dünyaca ünlü bir mekan. Eti yenen her hayvanı deneyebilirsiniz. Biz timsah eti bile yedik mesela. 🙂 Doydum anlamına gelen bayrağı çekene kadar et gelmeye devam ediyor. Nairobi'de bir taksiciyle anlaşırsanız önce sizi carnivore nin önünde bekler, oradan sonra da havaalanına götürür. Merhabalar. Sağlık konusunda özellikle ebola ile ilgili durumlar nedir, bilginiz varsa paylaşırsanız çok sevinirim, haftaya ben de zanzibar'da olacağım, merak ediyorum. Ebola ile ilgili bütün havaalanlarında bilgilendirme yazıları var. Onun dışında birşey görmedim. Ebola'nın yaygın olduğu bölgeler daha çok Batı Afrika, bir de havayla değil, temasla bulaşıyor. O yüzden dikkatli olunduğunda bizim için riski oldukça düşük. Mutlaka pazarlık edin. Kenya'da safari daha ucuz sanırım, 2-3 gün için 400usd gibi idi fiyatlar. Ben turu Safari Bookings sayfasından ayarlamıştım. Oraya bakabilirsiniz. Ancak çok iyi pazarlık edin, zira benim 520USD'ye aldığım turu aynı grupta Yunanlı bir çift 450USD'ye almıştı. Bir de Lake Nakuru'da biraz zaman kaybı var, mümkünse Ekvator çizgisine kadar gideceğiniz bir tur organize etmeye çalışın. yazılarınızı keyifle takip ediyorum. Yakın bir zamanda Nairobi Darulselam-Zanzibar seyahati planlıyorum. Bu turda sizin deneyimlerinizden yararlanmak isterim. bu konuda sizden bilgi alacağım bir mail adresi rica edebilir miyim. Size bir e-posta gönderdim, onun üstünden bana sorularınızı iletebilirsiniz. Tabii ki 🙂 sevil. mert gmail. com adresimden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kenyada-mutlaka-gormeniz-gereken-9-yer", "text": "Afrika'da safari deyince aklınıza ilk gelen yer neresi? Kenya olma ihtimali çok yüksek, çünkü her yıl dünyanın pek çok yerinden gezginler, binlerce hayvanın Serengeti Milli Parkı'ndan Masai Mara Ulusal Koruma Alanı'na yaptıkları Büyük Göç'ü izlemek, Big Five denilen aslan, leopar, gergedan, fil ve bufaloları görmek için Kenya'ya akın ediyor. Kenya, Afrika'daki en popüler turizm destinasyonlarının başında geliyor. Bu muhteşem göçün dışında Kenya doğası ile büyüleyen, kabile yaşantısı ile şaşırtan bir ülke. Kültürel ve doğal zenginlikleri, Hint Okyanusu sahilleri, sarp dağları, yemyeşil ormanları, vahşi yaşamı yerinde görebileceğiniz milli parkları ile tam bir cazibe merkezi Kenya. Gelin bu ülkeyi birlikte tanıyalım! Resmi adıyla Kenya Cumhuriyeti, dünyanın neredeyse tam ortasında çünkü Ekvator Çizgisi Kenya'dan geçiyor. Ülke Afrika kıtasının doğusunda, Hint Okyanusu kıyısında yer alıyor. Komşuları ise Etiyopya, Somali, Tanzanya, Uganda ve Güney Sudan. Kenya adını ülkede bulunan Kenya dağından almış, anlamı ise beyaz dağ. Kenya'nın geçmişinin milyonlarca yıl öncesine dayandığını söylesek yanlış olmaz. Tarih öncesi dönemden pek çok dinozor ve timsah fosili bulunan ülkede, en eski fosil kalıntıları 200 milyon yıl öncesine ait. Dünyanın en eski insan fosilleri ise yine Kenya'da bulunan Turkana Gölü çevresinde bulunmuş. Yaşlı gezegenimizin yaşlı toprakları buralar. Kenya'ya gitme sebebiniz Masai Mara'da safari yapmak ve büyük göçe şahit olmak ise en iyi zaman Ekim, Kasım ayları. Büyük Göç, Tanzanya ile Kenya arasındaki milli park içinde park içinde sürekli bir döngü halinde ve döngünün Kenya'ya ulaştığı dönem sonbahar ayları oluyor. Bu dönemde hava denize girmek için de uygun oluyor, çünkü ülkenin yüksek kesimleri hariç yılın her ayı denize girmek için uygun bir iklim var. Kenya, Türk Vatandaşlarından vize istiyor ancak kapı vizesi yeterli, ülkeye havayolu ile giriyorsanız havalimanında vizenizi alabilirsiniz. Kenya'da şüphesiz görülecek çok sayıda yer var, bunlar arasında mutlaka görmeniz gerekenleri öncelik listesi olarak sıralamak istedim. Listede deniz tatili arayan, dağlara çıkmak isteyen, safari yapmak isteyen herkese göre bir yer var! Kenya'da mutlaka görmeniz gereken 9 yer listesinin başında yer alan Nairobi ülkenin hem en büyük şehri hem de başkenti. Dünyanın hemen her yerinden Kenya'ya safari yapmaya gelenlerin de ilk durağı burası. Nairobi, koloniyal dönemde çay ve kahve ticareti yapan tüccarların ana durağı idi. Koloniyal renkli mahalleleri, meşhur Kenya kahvesini içebileceğiniz kahvecileri, Nairobi Ulusal Müzesi şehir merkezinde uğranması gereken yerlerden. Nairobi'deki bir başka turistik nokta, Out of Africa kitabının ünlü Danimarkalı yazarının restore edilmiş ikametgahı olan Karen Blixen Müzesi'dir. Şehir merkezinin hemen yanındaki Nairobi Ulusal Parkı ise vahşi yaşamın giriş kapısı gibi, zürafalar, gergedanlar, zebralar bu parkta görebileceklerinizin sadece bir kısmı. Nairobi'deki en popüler turistik aktivitelerden biri de Zürafa Parkı'nı ziyaret edip, zürafalardan öpücük alırken fotoğraf çektirmek. Nairobi, hareketli gece hayatı ve Afrika ile ilgili hatıralıklar alabileceğiniz pazarları ile de ilginizi çekecektir. Şehre indiğimde beni en çok etkileyen şey ise havalimanından şehir merkezine doğru ilerlerken yol kenarında zebra ve zürafa görmekti. Türkiye'de nasıl inek, koyun görüyorsak Kenya'da da bizim için çok farklı olan bu hayvanları görüyorsunuz. Kıtalar ayrılırken ayrılmayı unutmuş bir kırık var dünyamızda. O kırık Mozambik'ten başlayıp Suriye'nin kuzeyine kadar devam eden 9.600 kilometre uzunluğunda bir vadi. Coğrafi olarak büyük bir öneme sahip olan bu müthiş oluşum Kenya'da Iten kasabasındaki izleme noktasından bütün ihtişamı ile izlenebiliyor. Kenya ziyaretinizde mutlaka rotanızda olması gereken yerlerden biri. Kenya'nın en popüler noktaları arasında bulunan Nakuru Milli Parkı, Hell's Gate Milli Parkı gibi yerlerin pek çoğu Rift Vadisi üzerinde yer alıyor. Sadece Kenya'da Rift Vadisi üzerinde sekiz göl bulunuyor. En popülerlerinden biri olan Naivasha Gölü, su aygırlarından pelikanlara 400'den fazla canlı türüne ev sahipliği yapıyor. Masai Mara Ulusal Koruma Alanı, Kenya'daki en önemli turistik noktalardan biri ve ülkenin en popüler safari alanı. Her yıl Masai Mara Ulusal Koruma Alanı, zebra ve antilop göçünü yani Büyük Göç'ü izlemek için buraya gelen binlerce turist tarafından ziyaret ediliyor. \"Büyük Göç\", her yıl Temmuz'dan Ekim'e kadar, milyonlarca antilop ve zebranın Tanzanya'daki Serengeti Milli Parkı'ndan Masai Mara Koruma Alanı'na göç etmesiyle gerçekleşiyor. Bu göç sırasında Mara nehrini geçen hayvanların timsahlara yem olması, aslan ve leopar gibi yırtıcıların göç eden hayvanları avlaması gibi sahnelere canlı canlı tanık olmak mümkün. Ayrıca bu bölgede yaşayan Masai kabilesi dünyanın en popüler kabilesi olarak nam salmış. Bölgeye Büyük Göç'ü izlemeye gelen turistler, Masai köylerini ziyaret ederek kabile yaşantısını yerinde görme imkanı buluyorlar. Ancak belirtmeden edemeyeceğim artık kabile yaşamı büyük oranda turistik bir etkinlik haline gelmiş, gündüz geleneksel kıyafetleri içinde köyünde saz ve çamurdan yapılma evini ziyaret ettiğiniz kabile üyelerini akşam gittiğiniz barda kot, tişört giymiş olarak görünce şaşırmayın. Büyük Rift Vadisi'nin sekiz gölünden biri olan Nakuru Gölü'nü içinde barındıran Nakuru Gölü Milli Parkı, binlercesine ev sahipliği yaptığı pembe flamingo sürüleri ile meşhurdur. Milli park içinde yer alan ve suyunun sodalı olması ile bilinen Nakuru Gölü bu kuşlar için çekim merkezi. Aynı anda milyondan fazla flamingonun gölde olabildiği söyleniyor. Nakuru, 450'den fazla kuş türüne, aslan, leopar, yaban domuzları, piton yılanları ve soyu tükenmekte olan beyaz gergedanların da yaşam alanı. Göl çevresi safari araçları ile gezilebiliyor ve soyu tükenmekte olan beyaz gergedanlar belli bir mesafeden izlenebiliyor. Gölü çevreleyen geniş çayırlık alanların devamında kayalık uçurumlar ve akasya ormanları bulunuyor. Milli parkın çarpıcı manzaralarını görmek için Baboon Cliff'in yüksek gözetleme noktalarından birine gidebilirsiniz. Nakuru, Afrika'nın en büyük sütleğen ormanını da barındırıyor. Uzun, dallı ve sulu meyveleri olan bitki bölgenin endemik türleri arasında. Milli parkın içinde kamp alanları ve bir de lüks konaklama deneyimi sunan lodge bulunuyor. Milli park dışındaki yerleşimlerde de otel konaklaması yapmak da mümkün. Nakuru Gölü'nden biraz daha kuzeye devam ederseniz dünyanın ortadan sanal bir çizgi ile ayıran Ekvator Çizgisi'nin geçtiği tahmin edilen bir noktaya ulaşıyorsunuz. Buraya \"Ekvator Çizgisi'ni Geçiyorsunuz\" şeklinde bir tabela koymuşlar. Bu tabela önünde fotoğraf çektirmek de Kenya'daki turistik aktivitelerden bir diğeri. Eğer benim gibi Barış Manço'nun 7'den 77'ye programı izleyerek büyüdüyseniz ve dünyayı gezme merakı kanınıza o sayede işlediyse, bu çizginin bizim için bir anlamı daha var. Dünyanın döndüğünü ispatlama deneyi! Çizginin geçtiği düşünülen noktanın kuzeyi ve güneyinde huni kullanarak bir şişeyi doldurmak isterseniz, kuzey yarımküredeki huniye dökülen su saat yönünde, güney yarım küredeki huniye dökülen su saat yönünün tersine dönerek, sıfır noktadaki huniye dökülen su ise doğrudan dökülerek boşalıyor. Dünyanın manyetik alanından kaynaklanan bu durumu ilk kez televizyonda Barış Manço'dan izlediğimdeki şaşkınlığımı hiç unutmam! Afrika'nın en yüksek zirvesine ev sahipliği yapan Kilimanjaro Dağı Tanzanya'da bulunuyor. Ama dağın en güzel manzara izleme noktası Kenya'da. Amboseli Ulusal Koruma Alanı, önde fil sürüleri arkada Kilimanjaro Dağı manzarasını izlemek isteyen turistleri ağırlıyor. Doğu Afrika'daki en güzel milli parklar arasında sayılıyor bu güzel park. Amboseli adı ise Maasai dilinde \"tuzlu toz\" anlamına geliyor. Kocaman fillerin koca ayakları altında ezilen toprağın toza dönüşmesi nedeniyle bu ismi almış olması muhtemel. Büyük fil sürüleri başta olmak üzere, zürafa, aslan, çita, ceylan gibi hayvanlar, 600'den fazla kuş türü koruma alanında doğal alanında izlebiliyor. Ayrıca Masai kabilelerini görebileceğiniz yerleşimler de bulunuyor. Kenya Dağı Milli Parkı, ekvator çizgisinin hemen altında olmasına rağmen 5.199 metre yüksekliği ile kar görebileceğiniz nadir yerlerden biridir. Kenya'da Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan yerlerden biri de bu milli parktır. Volkanik patlamalar ile oluşmuş olan Kenya Dağı, buzullarla kaplı üç tepeden oluşuyor. En yüksek tepesi Batian olmasına rağmen en zorlu tırmanışı olan Nelion Tepesi'dir. En alçak olan Lenana Tepesi ise tırmanması en kolay olanıdır. Kenya Dağı, çarpıcı manzaralar, buzullar, göller, dereler, yoğun bambu ormanları gibi pek çok güzelliği bir arada görebileceğiniz bir milli park. Beyaz kolobus maymunları, bufalo, fil, ağaç yaban faresi, leopar, sırtlan yaban hayatın size sunacaklarından sadece bir bölümü. Kenya'nın ikinci büyük şehri ve en büyük limanı olan Mombasa, safariden sonra kültür ve deniz tatili yapmak isteyenler için çok güzel bir alternatif. İngiliz, Portekiz, Arap, Hint ve Asya kültürlerinin karıştığı mimari ve mutfağı ile turistler için bir cazibe merkezi. Mombasa 480 kilometrelik bir sahil ve Mombasa Deniz Ulusal Parkı içinde mercan resifleri ile hem yüzme hem de dalış severler için bir cennet vaad ediyor. Mombasa, sahil boyunca dar sokakları, Swahili konutları, pazar yerleri, hediyelik eşya dükkanları, 16. yüzyıldan kalma limanı ve eski şehir merkezi ile tarih ve kültür gezisi sevenler için de çok seçenek sunuyor. Bu araya bir not girmeliyim. Genelde Kenya'ya safari için gelenler, deniz tatili, yüzme ve dalış için Zanzibar Adası'nı tercih ediyor, ki ben de öyle yapmıştım. Ancak Mobasa sahilleri ve su altı da en az Zanzibar Adası kadar güzel. Hint Okyanusu kıyısından kuzeydoğuya doğru devam ettiğinizde Lamu Adası ile karşılacaksınız. Bu küçük adanın eski şehir merkezi Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Burası geçmişi 12. yüzyıla kadar uzanan Kenya'nın en eski sürekli yerleşim yeri olması nedeniyle bu listeye girmiş. Ada ticaret zengini. Arap dünyası, Avrupa ve Hindistan tacirler sayesinde bu farklı kültürler Swahili kültürü ile birleşerek mimariye yansımış. Şehrin labirent sokaklarında ahşap kapılar, mercan taşları ile süslenmiş binalar, gizli avlular, çatı teraslı binalar görebilirsiniz. Sokaklarda gezerken kendinizi tarihte zaman atlamış gibi hissedebilirsiniz. Sokaklarda çok az sayıda motorlu araç görürsünüz, çoğunlukla eşekler kullanılır. Lamu'nun nüfusunun çoğu müslümandır ve hem kadınlar hem erkekler hala geleneksel kıyafetlerini giyerler. Adada Lamu Müzesi, Lamu Kalesi ve Eşek Tapınağı görülecek yerler arasında. Siz zamanınızın bir kısmıı beyaz kumlu plajların tadını çıkarmak için ayırmayı unutmayın! Kenya'da listenize alabileceğiniz pek çok milli park ve vahşi yaşam koruma alanı bulunuyor. Daha geniş zamanınız varsa, listenize ekleyebilecekleriniz; Cehennem Kapısı Ulusal Parkı, Ol Pejeta Koruma Alanı, David Sheldrick Fil Yetimhanesi, Naivasha Gölü, Shaba Ulusal Koruma Alanı, Tsavo Ulusal Parkı. Kenya, Afrika'nın dünyaya açılan kapısı, Tanrı'nın bu dünyaya lütfu olan bir ülke. Eğer Afrika'ya ilk kez gidecekseniz başlamak için kesinlikle doğru yer! Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi Eylül 2021 sayısında yayınlanmıştır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kesfetsek-ahmet-bugra-tokmakoglu", "text": "Gezgin Röportajlarının Haziran 2020 konuğu, pek çoğunuzun Keşfetsek adlı blogu nedeniyle tanıdığınız Ahmet Buğra Tokmakoğlu. Genç yaşta blog yazarlığı ile hayatını kazanmaya başlayan Buğra'nın pek çok gence ilham verecek bir hikayesi var. Blog yazarlığının yanısıra Ege Telgraf gazetesindeki seyahat yazıları ile de onu tanıyor olabilirsiniz. Buğra ile seyahat etmeye nasıl başladığından, blogu Kesfetsek. com'un nasıl ortaya çıktığından, sevdiği yerlerden ve daha pek çok konudan konuştuk. Ahmet Buğra Tokmakoğlu, 20 Nisan 1989'da İzmir'de dünyaya geldi. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden 2011 yılında mezun olduktan sonra İzmir'de farklı basın kuruluşlarında muhabir, editör ve haber müdürü gibi görevlerde bulundu. 2016 yılında gazetecilik görevinden ayrılıp tam zamanlı blog yazarlığına başladı. Halen İzmir merkezli yerel bir gazete olan Ege Telgraf gazetesinde düzenli yazılar yazıyor ancak tutkusu olan seyahat ve seyahat yazarlığı tek düzenli geliri. Küçüklüğümden bu yana aileden gördüğüm, öğrendiğim bir 'sevda' gezmek. Küçük yaşlarda Türkiye'nin farklı noktalarına ağırlıklı olarak arabayla yaptığımız aile gezileriyle Türkiye'yi tanıdım. Üniversite hazırlık sınıfındayken 17 yaşında yaptığım Belçika seyahati ise dünyada gezilecek, görülecek yüzlerce farklı yer olduğunu keşfetmemi sağladı. Gezmek, yeni yerler görmenin dışında, dünyanın farklı yerlerindeki yaşamlara dokunmak, yerel kültürleri tanımak, önyargıları ortadan kaldırmak için en büyük motivasyon kaynağım. İnsanların nasıl yaşadığı, neler yiyip neler içtiği, yaşadıkları coğrafyada insanlık mirası olan yapılar, müzeler ve sosyal yaşama tanık olmak tarifi zor bir duygu. Gazetecilik eğitimi aldığımdan yazmaya aşina biriyim. Kalemimin güçlü olduğu kadar gözlem ve analiz yapmada da başarılı olduğumu düşünüyorum. İlk kez 2007 yılında Milliyet Blog'da her türlü konudan yazmaya başladığım blog yazarlığı deneyimim, 2013'te isim ve soy ismimin baş harflerinden oluşan Anlık Birikimlerin Toplamı adlı blogu Alper Elbirler adlı arkadaşımın yardımı ve desteğiyle açmamla bir adım öteye taşındı. Ağırlıklı olarak seyahatlerimden anlar, anılar ve deneyimlerimi paylaştığım blogum Yolda Olmak blogunun kurucusu Kemal Kaya'nın önerisiyle Keşfetsek'e dönüştü. İyi ki de dönüşmüş. Bu soru sıklıkla soruluyor ve her seferinde de benzer cevabı veriyorum. Bir yeri diğerlerinden ayırmak için o yerde en az 2-3 hafta zaman geçirmek ve ona göre değerlendirmek gerekiyor aslında. Birçok kişi de seyahat sırasında hızlı ve daha çok yer görmeye odaklı gezdiği için gördüğümüz yerleri tam anlamıyla tanımıyoruz diye düşünüyorum. Bugüne kadar seyahat ettiğim ve gördüğüm yerler arasında Yunanistan'ın başkenti Atina, sosyal yaşamı, yemekleri, kent dokusu ve tarihi atmosferi ile yaşayabileceğim bir yer olarak zihnime kazındı. Almanya'nın başkenti Berlin renkli gece hayatıyla, Amerika Birleşik Devletleri'nin San Francisco kenti ise iklimi ve hoşgörülü yaşamıyla aklımdan çıkaramadığım yerler. Roma ve Amsterdam da her şekilde defalarca gidebileceğim kentler. Bugüne kadar seyahatlerinde başına gelen en ilginç olay neydi? Belki birkaç hikaye anlatırsın okuyucularımıza. Mısır'ın Şarm El Şeyh kentinde karşılaştığım yerel halkın sıcak ve samimi tavırlarının Türk olduğumu öğrenmeleriyle birlikte bir anda yüz ifadesi başta olmak üzere nasıl bir değişkenlik gösterdiğine tanık olmak üzücüydü. Politize olmamak gerekiyor. Sharm El Şeyh gezilecek yerler yazıma da bir göz atın. Selanik'te Yunan bir arkadaşımın anneannesinin 10 harçlık verip, Mübadele döneminde Ayvalık'tan Selanik'e göç ediş hikayelerini anlatmış olmasına duygulanmıştım. Paris'te sokakta 'bul karayı al parayı' oyunu oynatan şarlatanlar tarafından dolandırılmam, Tahran'daki aşırıya kaçan misafirperverlik, Barselona'da hırsızlık olaylarından dolayı korka korka çıktığım sokaklarda peşime hırsız takılması, Teksas'ın San Antonio kentinde içerisinde olduğum arabaya sarhoşun çarpması, Taksim Meydanı'nda yanımdan geçen birinin kendini yakması, ailemin kökeninin dayandığı Yunanistan'ın İstanköy Adası'nda kendi akrabalarımın mezarlarını bulmam aklıma gelen ilk şeyler arasında. Türkiye'de seyahatini finanse etmek isteyen ancak asıl işi farklı olan birçok kişi var. Bu kişiler genellikle bütün yıl çalışıp yılda birkaç kez seyahat edip bir şekilde amatör olarak blog işleriyle de uğraşmaya çalışıyor. Ben, 2017 yılından bu yana seyahat yazarlığı, sosyal medya yönetimi ve içerik üretimi konularında hizmet veren bir şirketin kurucuları arasındayım. Hem sevdiğim işi yapıp hem de bu işten para kazanan az sayıdaki şanslı kişiden biriyim diyebilirim. Seyahat gözünüzde korkuttuğunuz kadar zor bir şey değil. Birkaç Facebook grubu ve Instagram'a bile baktığınızda dünyanın birçok yerinde seyahat eden yüzlerce kişiye rastlayabiliyorsunuz. Bir de görmediğimiz ama dünyanın çok ilginç yerlerine seyahat eden hatırı sayılır bir kitle de var. Bir yerden para gelince ilk işim dünya turuna çıkmak olacak bahanesinden uzaklaşıp, bizim gibi blog yazarlarını takip ederek kafada bir türlü oturtulamayan seyahat etme konusunda ilk adımı atabilirsiniz. Ahme Buğra Tokmakoğlu'nu takibe almayı unutmayın! Bu klasik sorunun cevabı da çok klasik olacak haliyle. Çok okuyan ve çok gezeni aynı yerde buluşturabilirsek en şanslı kişi o olur herhalde. Seyahatlerimde okuduğum şeyleri canlı canlı görmenin keyfi ve tadı bambaşka. Bir de üstünkörü gördüğümü düşündüğüm birçok yeri, yapıyı ya da müzeyi seyahat bittikten sonra araştırıp bir kez daha gezme keyfini yaşamak seyahatlerin sağlaması gibi oluyor. Buğra'ya samimi cevapları ve ayırdığı vakit için teşekkür ediyor, blogu için bol okuyucu ve nice yollar diliyorum. Bir sonraki gezgin röportajında görüşmek üzere."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/keukenhof-parki-amsterdam", "text": "Keukenhof Parkı, sadece Hollanda'nın değil, dünyanın en güzel bahar bahçesi kabul ediliyor. Her yıl Mart sonundan Mayıs sonuna kadar sadece 8 hafta ziyaret edebileceğiniz park; binlerce lale, farklı konseptlerde hazırlanmış bahçeler, etkinliklerin yapıldığı pavyonlar ile çiçek sevenleri bekliyor. Gelin, Keukenhof Parkı'nın tarihçesi ile başlayalım, nasıl gidilir, bilet ücretleri neler, gitmek için en iyi zaman gibi ihtiyacınız olan tüm bilgilere beraber bakalım. Bazı şehirler vardır, yazı ayrı, kışı ayrı güzeldir. Bazı şehirler ise bahar şehridir, ilkbahar ve ya sonbaharda görmezseniz büyüsünü anlayamazsınız. Amsterdam bence o bahar şehirlerinden biri. Sonbaharda sararmış yaprakların bütün şehri kapladığı muhteşem manzaralar sunarken, ilkbahar geldiğinde bütün şehri ve çevresini renk renk çiçekler, özellikle de laleler sarar. Amsterdam gezi rehberi yazımı da atlamayın. Bisiklete atlayıp yakın mahalleler veya köylere pedallamak bu renk cümbüşünün içinde yol almak dünyanın en keyifli aktivitelerinden birine dönüşür. Hatta Lale Rotası olarak anılan yaklaşık 100 km'lik rota, National Geographic tarafından dünyanın en iyi yol rotaları arasına girmiştir. Bugün o lale rotasının en güzel durağı olan Keukenhof Parkı'na gideceğiz birlikte. Lalenin ana vatanı neresi tartışmaları hiç bitmez. Anadolu'ya Himalayalar'dan, Avrupa'ya ise 1500lü yıllarda Anadolu'dan gittiğini belirtmek lazım. Hollandalı bir tüccarın gemisiyle tesadüfen Hollanda'ya giden lale soğanları, yine tesadüf eseri dikilince renk renk çiçekleri fark ediliyor. Yakın tarihlerde Viyana'ya dönen Avusturya-Macaristan büyükelçisi önce Viyana sonra da Hollanda'da lale dikmeye başlıyor. 17. yüzyılda ise Hollanda'da lale en değerli zamanlarını yaşıyor. Melezleme yapılarak bugünkü lale formunu alıyor. Çok büyük paralara lale satışları gerçekleşiyor. Zamanla Hollanda'nın simgesi haline geliyor bu güzel çiçek. Lalenin İngilizcesi olan \"tulip\" kelimesinin \"türban\" kelimesinden geldiğini de Keukenhof Parkı'nda öğrendik. Hollanda'da her yıl Mart ayının sonunda başlayan lale sezonu Mayıs sonuna kadar devam ediyor. 8 hafta süren bu renk cümbüşünü görebileceğiniz en güzel yerlerden biri ise, dünyanın en güzel bahar bahçesi olarak anılan Keukenhof Parkı. Aynı zamanda dünyanın en iyi rotaları arasında gösterilen Lale Rotası içinde de yer alan bu park dünyanın en güzel çiçek bahçesi olması iddiası ile kurulmuş. Binlerce lalenin sizi beklediği Keukenhof'un tarihine bir bakacak olursak; parkın kuruluşu 15. yüzyıla dayanıyor. Teylingen Kalesi'ne meyve ve sebze yetiştirmek üzere kurulmuş bir bahçe burası. 1641'de ise Keukenhof Kalesi inşa edilmiş. Amsterdam'ın içinde yer alan Vondelpark'ın mimarı Jan David Zocher ve oğlu Louis Paul Zocher, kalenin bahçe peyzajını yapmışlar. 1949'da ise 20 çiçek imalatçısı birleşerek bugünkü Keukenhof parkının tohumlarını atmışlar. Park 1950'de kapılarını açmış ve bugün hem Hollanda'nın hem de dünyanın en önemli çiçek parkı olmuş durumda. 32 hektarlık bir alanda 800 farklı tür laleyi görebileceğiniz parkta, her yıl sadece 8 hafta çiçekleri görebiliyorsunuz ve her yıl farklı bir tema belirleniyor. Bu yılın teması olan \"flower power\" yani \"çiçek gücü\" ile Keukenhof parkın 70. yılını kutluyor ve hippilere, çiçek çocuklara el sallıyor. Keukenhof Parkı'nın içinde küçük konsept bahçeler, metrelerce rengarenk bir halı gibi uzanan lale bahçeleri ve farklı sergi ve etkinliklerin düzenlendiği pavyon alanları bulunuyor. Bu yıl çiçek gücü konseptini destekler şekilde düzenlenen küçük bahçeleri sayacak olursak; Aşk ve Barış Bahçesi, Çilek Tarlaları Parkı, Mutluluk Bahçesi, Çiçek Gücü Bahçesi, Ibiza Bahçesi, Orman Kabini Bahçesi, Yeşil Makina Bahçesi misafirlerini bekliyor. Keukenhof, Amsterdam'ın yaklaşık 40 kilometre batısında yer alıyor. Keukenhof'a araba kiralayarak, bisiklet ile, Amsterdam'dan toplu taşıma ile veya paket tur satın alarak gidebilirsiniz. - Kendi aracınız ile veya bisiklet ile gidecekseniz A4 veya A44 otoyollarını kullanarak ulaşabilirsiniz. - Toplu taşıma ile gelecekseniz; Amsterdam şehir merkezinden, Shiphol Havaalanından, Harleem'den direkt otobüsleri bulabilirsiniz. Hatta Keukenhof biletlerini satın alırken otobüs+giriş bileti şeklinde kombine bilet alabilirsiniz. - Lale zamanı Amsterdam'a gittiyseniz, şehirde dolaşırken Keukenhof turu satan pek çok acente göreceksiniz. Onlardan birini tercih edebilirsiniz. Keukenhof'a Amsterdam'dan bisiklet ile gelmek biraz uzun ve alışkın olmayan için zor olabilir. Onun yerine park girişinde yer alan kiralık bisikletlerden faydalanabilir, parkı bisiklet ile gezebilirsiniz. Keukenhof Parkı her gün sabah 08:00 akşam 19:00 saatleri arasında ziyarete açık, bilet gişesi ise 18:00'de kapanıyor yani 18:00 öncesi parka giriş yapmanız lazım. Parkı gezmek için en az yarım gününüzü ayırmanızı, mümkünse sabah erken saatlerde gelmenizi öneririm. Özellikle hafta sonu gittiyseniz öğle saatlerinde çocuklu aileler gelmeye başlıyor, bu yüzden onlar gelmeden görmek istediğiniz alanları gezip bitirmeniz çok iyi olur. Veya turlar ve aileler gittikten sonra yani 16:00 sonrası biraz daha sakin oluyor. Parka geldiğinizde girişte size bir rehber broşür verecekler, o broşürde parkın haritası, hangi bölümde ne göreceğiniz yer alıyor. Park gezinizi bu haritayı referans alarak yapabilirsiniz. Keukenhof girişinde verilen park haritası aşağıda yer alıyor. Haritaya bakarak gezinizi kolayca planlayabilirsiniz. - Yetişkin bilet fiyatı: 17 euro - Çocuk (4-17 yaş) bilet fiyatı: 8 euro - Grup (20 kişi ve üstü) bilet fiyatı: 14,75 euro - Otobüs+giriş bileti şeklinde kombine biletler Amsterdam merkezden 30 euro, havaalanı ve Harleem'den 25 euro. Keukenhof Parkı'na yaptığımız gezinin videosunu bu linkten izlemeyi unutmayın. Keukenhof Parkı, çiçekleri, doğayı, laleleri sevenler için tam bir cennet. Boşuna dünyanın en güzel bahçesi ünvanını almamış. Eğer Mart-Mayıs ayları arasında Amsterdam'a yolunuz düşerse yarım gününüzü ayırıp mutlaka Keukenhof Parkı'nı görmenizi öneririm. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/key-museum-torbali-izmir", "text": "İzmir'in Torbalı ilçesinde kocaman bir otomobil müzesi olduğunu biliyor muydunuz? Açıkçası İzmir'in güneyine bir hafta sonu gezisi planlayana kadar ben bilmiyordum. İzmir'in köklü ailelerinden Özgörkey ailesi tarafından kurulmuş olan ve KEY MUSEUM adı verilen müzede, 130 otomobil ve 40 motosikletten oluşan bir koleksiyon sergileniyor. Bu koleksiyon ile Türkiye'nin en büyük otomobil müzesi olma özelliğini taşıyan Key Museum hakkındaki bilgiler, koleksiyon detayları, Key Museum giriş ücreti, Key Museum yol tarifi ve daha pek çok bilgiyi yazımda bulabileceksiniz. Key Museum, Torbalı sanayi bölgesinin içinde, Torbalı'ya birkaç kilometre mesafede yer alıyor. Özgörkey ailesine ait bir sanayi tesisinin bulunduğu yerde açılmış. - İzmir'den İZBAN ile Torbalı'ya gelip Torbalı'dan Key Museum'a taksi ile ulaşabilirsiniz. Taksi 15TL civarı tutacaktır. - İzmir'den İZBAN ile Tepeköy durağında inip 701 veya 712 numaralı otobüslerden birine binip \"Temel\" durağında inebilir veya yine aynı istasyondan \"Çapak\" dolmuşlarına binerek müzenin önünde inebilirsiniz. Aşağıda Key Museum'un açık adres ve telefonu yer alıyor. - Adres: Çapak Mahallesi Özgörkey Caddesi No:5 Torbalı/İzmir - Telefon: 0 232 850 35 35 - Web sitesi: Keymuseum. com Key, İngilizce anahtar demek. Otomobil sergilenen bir müzenin adı olmak için oldukça iyi. Aynı zamanda müzeyi kuran Özgörkey ailesinin de soyadının \"key\" ile bitmesi asıl müzenin adına ilham veren şey. Key Museum'da neler sergilenmiyor ki 🙂 İlk otomobil ve ilk motosiklet modellerinden Cadillaclara, BMWler'den Mercedesler'e, araç maskotlarından model arabalara benzin pompalarından motosikletlere, eşarplara kadar yüzlerce parça var içeride. 1886 yılında üretilen ilk otomobilden bugüne farklı marka ve model yılında araçları 7000 metrekareye yayılmış olan müzede görmek mümkün. Benim otomobillerle hiç ilgim yok diyen ben dahil her yaştan herkesin ilgisini çekebileceğini düşünüyorum çünkü; araçlar insanı tarihte bir yolculuğa çıkarıyor adeta. Eski otomobillerdeki estetiğin güzelliği, meyve/sebze araçlarının dahi zarafetle tasarlanmış olması gibi detaylar insanın bugünki estetik anlayışını sorgulamasına neden oluyor. Otomobillerin mekanik olarak gelişimlerini de adım adım görebiliyorsunuz. Müze 4 ana salondan oluşuyor, ilk 2 büyük salon en etkileyici olanları bence. Aralarda da daha küçük sergi alanları var sanırım 2-3 tane de onları sayabiliriz; maskotların bulunduğu bölüm, oyuncak arabaların bulunduğu bölüm daha küçük sergi alanları. 1886 yılında üretilmiş olan ilk otomobilden bu güne otomobil dünyasındaki değişimi görebileceğiniz 130 otomobil müzede sergileniyor. Bu otomobiller arasında otomobil sektörüne yön vermiş olan Mercedes Benz, BMW, Cadillac, Ford, Porsche, Mini gibi otomobil markalarının ilk ürettiği modeller dahi yer alıyor. Sadece ilk modeller değil, farklı zamanlarda üretilmiş çok özel modeller de müzede yer alıyor. Ayrıca; Batmobile, Batcycle gibi efsaneleşmiş araçların dünyadaki sayılı replikaları arasında yer alan araçları da müzede görmek mümkün. 19. yüzyıl sonlarında BMW tarafından üretilmiş olan ilk motosiklet dahil olmak üzere, farklı marka ve modelde 40 farklı motosiklet koleksiyonda yerini almış durumda. Motosikletlerin kendi özel salonu var. İki teker sevdalıların oldukça ilgisini çekecek bir koleksiyon. Key Museum'da en ilgimi çeken bölümlerden biri maskot koleksiyonu oldu. Antik Mısır'da araçları süslemek için bu maskotların kullanıldığını biliyor muydunuz? Tabii o zaman motorlu değil araçlar. Bu gelenek otomobiller üretildiğinde de devam etmiş 1920-1950 yılları arasında otomobil maskotları popüleritesinde zirveye ulaşmış. Balerinlerden arslanlara, okçu figürlerinden jaguarlara kadar aklınıza gelen gelmeyen pek çok figür maskot olarak kullanılmış. 1860-1945 yılları arasında ünlü Fransız cam sanatçısı Rene Lalique tarafından art deco stilinde yapılmış maskotlar da oldukça ilginç. Müzede de 300 parçalık geniş bir maskot koleksiyonu var. Herhalde her erkek hayatının bir döneminde model otomobil biriktirmiştir. Ben bile birkaç motosiklet modeli almıştım gittiğim ülkelerden. Key müzesinde 1:8, 1:12 ve 1:18 ölçeklerinde tam tamına 2550 adet model otomobil sergileniyor. Model otomobillerin sergilendiği salona girişte minik ve yanar döner bir yarış pisti dekoru var, orayı da çok sevdim. Otomobil müzesinde eşarbın işi ne dediğinizi duyar gibi oldum 🙂 Eski filmlerde üstü açık arabanın içinde oturan güzel kadının eşarbının rüzgarda dalgalanışını hatırlatsam size. 20. yüzyılın en özel aksesuarlarından biri olan eşarplar otomobil dünyasındaki değişim ve gelişimlerden etkilenmiş elbette. Modaya yön veren ünlü markaların; üzerinde kimi zaman otomobil figürleri kimi zaman da direkt otomobil markalarını taşıyan 39 farklı eşarp modeli koleksiyonda yerini bulmuş böylece. 1900'lerin başından itibaren otomobil yaygınlaştıkça, benzin istasyonları ve oralarda kullanılan aksesuarlar da artmaya başlamış. Orjinal ekipmanlarla hazırlanmış, 1950'li yıllara ait bir Shell benzin istasyonu da müzede yerini bulmuş. Ayrıca müze içinde farklı benzin pompası örnekleri de yer alıyor. Müze, Pazartesi/Salı günleri hariç 10:00'da hizmete açılıyor ve akşam 17:00'ye kadar hizmet veriyor. Hafta sonu gezmek için ideal. Ayrıca resmi ve dini bayramlar ile özel etkinlikler olduğunda kapalı olma durumları olabiliyor, sosyal medya hesaplarından veya arayarak tam bilgi edinmeniz iyi olabilir. Key Müzesi özel müze statüsünde. Bu nedenle Müze Kart ile girilemiyor ancak Müze Kart'a %15 indirimi var. Key Museum müze giriş ücretleri aşağıda yer alıyor. Bu ücretleri Kasım 2018 tarihine ait olduğun hatırlatmakta fayda var. - tam 20TL, - öğrenci, öğretmen ve 65 yaş üstü için 10TL - 10 kişi ve üzerinde grup olarak gelirseniz giriş ücreti 15 TL oluyor - 0-6 yaş, engelliler ve her engelliye refakat eden bir kişi ve basın mensupları için müze girişi ücretsiz. - Müzedeki araçların bir özelliği de halen çalışır durumda olmaları imiş, çok güzel değil mi? Herbir parçanın orijinalliğini koruması ve eskisinden daha iyi çalışması amaçlanmış. - Müzenin içinde bir de kafe var; çay, kahve veya soğuk içecek molası vermek isterseniz hizmete hazır. - Müzeye üzerinizde çanta ile girmeniz mümkün değil, mantığını çok kavrayamadım. Ancak çantanızı aracınızda bırakmanızı istiyorlar. Benim çok küçük bir çapraz çantam olmasına rağmen kabul etmediler. Bir emanet dolabı da yok, bu yüzden arabanıza bırakmanızı istiyorlar. - Fotoğraf, video çekmek serbest istediğiniz kadar çekebilirsiniz. - Müzenin önünde kendi otoparkı var ve ücretsiz olarak otoparkı kullanabiliyorsunuz. - Biz Cumartesi sabahı 10:30 civarında gittiğimizde oldukça tenha idi. Bizim dışımızda sadece bir kaç kişi vardı. Ziyaret için, sabah saatlerini, sakin olması açısından, tercih edebilirsiniz. Yolunuz bu taraflara düşüyorsa vakit ayırıp mutlaka gezmenizi önereceğim bir müze burası. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! Ben de gittim ve çok beğendim. Ama tanıtımının yetersiz olduğunu söylemek lazım. Otomobil severler için mükemmel bir müze. Ülkemizde zaten otomobile her yaştan bir merak var. İster klasik olsun ister spor, hepsini bir araya toplayıp böyle proje kurmak çok iyi olmuş. Fiyatlar da gayet uygun. Tebrikler!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kibris-gezi-rehberi", "text": "Kıbrıs, tam adıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye'deki kullanımıyla \"yavru vatan\", İstanbul'a uçakla sadece birkaç saat mesafede, kısa ya da uzun tatiller için tercih edilebilecek, denizin yanı sıra pek çok kültürel aktivite de yapabileceğiniz keyifli bir gezi rotası. Kıbrıs gezi rehberi niteliğindeki bu yazımda Kıbrıs'ta gezilecek yerler hakkında detaylı bilgiye ulaşabileceksiniz, keyifli okumalar! Türkiye'den Kıbrıs'a gitmenin bir güzel yanı da vizesiz, pasaportsuz kolayca geçiş yapabiliyor olmamız. Kıbrıs'ı cazip kılan bir diğer konu ise, yıl boyu ılık havası tabii ki. 300 gün yazı yaşayabileceğiniz harika bir iklim... Kış aylarında ah bir deniz olsa da yüzsek diye hayal edip 2 saat sonra kumsalda olabilirsiniz. Eskinin kumarhane cenneti, şimdilerin ise yeni seyahat rotası, küçük kardeşimiz Kıbrıs, 9 bin yıllık tarihi ve dünyanın başka hiçbir yerinde göremeyeceğiniz orkideleriyle beklediğinizden çok daha güzel bir keşif gezisi için ideal bir rota. Aynı zamanda Akdeniz'in 3. büyük adası olma özelliği de taşıyor. Yavru Vatan'da Güzelyurt'tan Karpaz'a kadar geniş bir yelpazede görülecek pek çok güzel yer sizi bekliyor. Kıbrıs'taki yerleşime dair ilk izler Neolitik çağa ait. Pek çok farklı medeniyete ev sahipliği yapan ada ünlü isimlere ve devirlere ait pek çok iz taşıyor. Bu nedenle de Kıbrıs'ta gezilecek, görülecek yerler listesi oldukça uzun. Beşparmak dağlarında yapılacak yürüyüşlerden, tarih kokan kalelere, Akdeniz'in sıcak kumlarında doya doya güneşlenebileceğiniz farklı zevke uygun deniz sporlarına kadar yapılacaklar listesi oldukça uzun. Lefkoşa, Kıbrıs adasının ortasında yer alıyor. Adanın en kalabalık ve en hareketeli şehri ve aynı zamanda da başkent. Kıbrıs'ın kalbinin attığı nokta da diyebiliriz aslında, adanın en hareketli noktası. Kıbrıs'ın yakın geçmişini okuyarak ya da tarihi konu alan filmleri izleyerek gitmek orada göreceğiniz pek çok şeyin sizin için daha anlamlı olmasını sağlayacaktır. - Selimiye Camii ; Kıbrıs'taki en büyük, en görkemli dini yapı ve en önemli gotik mimari eser olarak kabul ediliyor. Adındaki değişimden de anlaşılacağı gibi, katedralken cami olarak kullanılmaya başlanmış. - Büyük Han; Lefkoşa'daki önemli Türk eserlerinin başında 1572 yılında Osmanlı Valisi Muzaffer Paşa tarafından yaptırıldığı bilinen Büyük Han yer alır. Mimari ve tarihi değeri açısından önemli bir kültür varlığıdır. - Lefkoşa Surları; Venedikliler, Kıbrıs'a girmek üzere olan Türklerden korunabilmek için eski surlar yerine yenilerini yapmışlar. 1567 yılında yapımına başlayan bu yeni surlar daire şeklinde, 11 burcu ve 3 kapısı olacak şekilde tasarlanmış. - Girne Kapısı; EskiLefkoşa şehrinin sınırlarını belirleyen surlarda 3 önemli kapı, 3 önemli geçiş noktası varmış. Girne Kapısı, bu önemli giriş-çıkış noktalarından biri. - Lefkoşa'da görülecek diğer yerler; Bedesten, Mevlevi Tekkesi, Venedik Sütunu... Türkiye'de Eskişehir neyse, Gazi Mağusa da Kıbrıs için odur. Neden derseniz, tam bir üniversite şehridir. Doğu Akdeniz Üniversite'si şehrin sosyal hayatını canlı tutuyor. Eskişehir'deki Porsuk nehri yerinde de Gazi Mağusa'nın derin bir limanı var. - Salamis Harebeleri; Bronz Çağı sonlarında başlayan göçlerle oluşmuş bu şehir, önce Anadolu'dan gelen kavimlere ya da Kilikya'dan gelen Akalara ev sahipliği yapmış. - Othello Kalesi; Mağusa şehrini korumak için inşa edilmiş olan Kale, 14. yy'da Lüzinyanlar tarafından yapılmış. Şehrin ana girişlerinden biri olarak kullanılmaktadır. Avrupa kalelerinden alışık olduğumuz gibi bu kalenin de etrafı koruma amaçlı olarak derin bir hendekle çevrilmiştir. - Venedik Sarayı; Lüzinyanlar tarafından 13. yy'da yapılmış olan saray kalıntıları üzerine Venediklilerin yaptığı yeni krallık sarayı Venedik Sarayı'dır. Sarayın 16. yy'da yapılmış olan ve halen ayakta olan cephesinde kullanılan sütunların Salamis harabelerinden alınmış olduğu söyleniyor. - Lala Mustafa Paşa Camii; 1298 1312 yılları arasında yapılmış olan Camii, Gotik mimarisi ile dikkat çekmektedir. Akdeniz çanağının en güzel Gotik yapıları arasında yerini almıştır. - Gazi Mağusa'da görülecek diğer yerler; Kantara Kalesi, Magusa Kalesi, St. Nicholas Katedrali, Namık Kemal Zindanı Kuzey Kıbrıs'ın güneyinde yer alan Girne ve çevresi, adanın en popüler tatil bölgesidir. Gördüğünüz pek çok Kıbrıs fotoğrafı muhtemelen bu bölgede çekilmiştir 🙂 Girne'ye Lefkoşa'dan ulaşım ise oldukça kolay, otobüs ile 35-40 dakikada ulaşmak mümkün. - Girne Kalesi; Kıbrıs'ta mutlaka görülmesi gerekenler listesinin başında Girne Kalesi var.7. yüzyılda Arap akınlarına karşı kentin korunması için yapılmış bu kalenin yenileme süreci 1373'te Cenevizliler Kuşatması nedeniyle sekteye uğrasa da tekrar devam etmiştir. Venedikliler kaleyi ele geçirdiklerinde, Osmanlı saldırılarına göre yeniden inşa etmişler ancak bu önlemlere rağmen 1570 yılında kaleyi Osmanlılar'a teslim etmişlerdir. Girne'deki Rum mimarisine pek güzel eşlik etmektedir. - Buffaveneto Kalesi; Eskinin hapishanesi, yeninin kalesi olan bu yapı, Aslan Şatosu adıyla anılırmış. 950 metreye kurulmuş olan kale, Buffavento yani \"rüzgara boyun eğmeyen\" ünvanının da sahibi. Kaleden müthiş Lefkoşa manzarasını seyretmek mümkün. - Bellapais Manastırı; Adını Fransızcadan alan manastıra Barış Manastırı da denmektedir. Kıbrıs'ın en güzel gotik eserlerinden biri olan bu manastırı mutlaka görmelisiniz. Şehir merkezine 10 dakika mefadeki bu gotik manastır da mutlaka görülmesi gerekenler listesinde olmalı. Bir kısmı yıkık olsa da muhteşem manzarası kaçırılmamalı. - İkon Müzesi ; Eski bir kilise olan müze, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'inin kurulmasından sonra müzeye çevrilmiştir. Yüksek kulesi ise Girne'nin her yerinden görülebilmektedir. Girne ve çevresinde toplanan ikonlar bu müzede sergilenmektedir. - Batık Gemi Müzesi; Girne Kalesi'nin içinde bulunan Batık Gemi Müzesi deniz ve batıklara ilgi duyanların mutlaka görmesi gereken bir yer. Müzede sergilenen geminin bugüne kadar bulunan en eski gemi olduğu sanılıyor. 15 metre uzunluğundaki gemi 1965 yılında bir sünger avcısı tarafından suyun üç metre derinliğindeyken farkedilmiş ve Pennsylvania Üniversitesi araştırmacıları tarafından su yüzüne çıkarılmış. Batı'dan Rodos'tan yola çıkan bu geminin Doğu'ya giderken burada battığı tahmin ediliyor. - St. Hilarion Kalesi; Girne'ye 10 km mesafade bulunan kale, Bellapais gibi güzel bir Girne manzarası seyretmek için ideal noktalardan biri. - Hz. Ömer Tekkesi; Girne'den 4-5 km mesafede yer alan sahildeki bu beyaz bina Kıbrıs'taki önemli dini ziyaret noktalarından biridir. Kıbrıs'ta İslamiyetin yaygınlaşması için inşa edildiği düşünülmektedir. - Girne Limanı; Kıbrıs'ın en önemli simgelerinden biridir, başta da söylediğim gibi pek çok Kıbrıs fotoğrafında aslında burayı görürsünüz. Venedik mimarisindeki binalar, restoran ve kafeleriyle Girne'nin en popüler noktası burasıdır. Girne Limanından mutlaka gün batımı izlemeyi de ihmal etmeyin. - Soli Haraberleri; Adını filozof Solon'dan alan bu antik kentte Bazilika ve Antik Tiyatro görülebilecek yerler olarak sıralanabilir. Lefke kıyılarındaki bu antik kent, döneminde verimli topraklar üstünde kurulmuş ancak Pers ve Arap saldırıları ile yok olmuştur. - Vuni Sarayı; Soli halkı tarafından yıkıldığı sanılan saray bugün açık hava müzesi olarak ziyaret edilebiliyor. - St. Mamas Manastırı; Güzelyurt şehir merkezinde yer alan manastır, İkon ve Arkeoloji müzesi olarak hizmet vermektedir. Adanın kuzeyinde doğal mağaralar da bulunmaktadır. Sarkıt ve dikitleri ile İncirli Mağarası, İnönü'deki Sütünlu Mağara, olmak üzere 85 adet civarındaki doğal mağara bulunmaktadır. Kıbrıs'taki irili ufaklı oteller arasından seçim yapabilir, aynı zamanda Kıbrıs'ta konforlu villa kiralama seçeneklerinden faydalanabilirsiniz. Eğer tatilinizi el değmemiş göz alabildiğince uzanan kumsalı olan, Kıbrıs'ın en güzel denizi ve eşsiz sahiline sahip bir tesiste yapmak istiyorsanız; fantastik mimarisi ve çocuklarınıza özel tasarlanmış eğlence ve oyun alanları ile ailenizle bir arada bir tatil geçirmek için doğru tesisi arıyorsanız, Kaya Artemis Kıbrıs beklentilerinizi doyasıya karşılayacaktır. Hem şehre yakın olmak hem de meyve ağaçları, deniz manzarası ve dağ manzarası ile iç içe olmak isteyenler için ise Girne'ye 11 km mesafedeki Riverside Garden Resort oteli tercih edebilirsiniz. Ayrıca Girne'nin eğlence merkezi ve casinolara yakın bu resort içinde dilerseniz apart ya da bungalovlarda kalabilir, aqua parktan tenis kortlarına, safari aktivitelerine kadar pek çok aktivite seçeneği ile tatilinizi renklendirebilirsiniz. Güzelim Kıbrıs hakkında detaylı bir yazı olmuş ellerinize sağlık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kibrisa-gitmek-icin-10-neden", "text": "Kıbrıs, Akdeniz'in en büyük adası, ülkemizin de hemen alt komşusu olan şirin adacık. Kıbrıs Adasında tipik Akdeniz iklimi yaşandığı için ve Antalya'ya göre daha güneyde kaldığı için neredeyse yaz-kış denize girebilirsiniz. Yılın büyük kısmını güneşli geçirmesi nedeniyle bahar aylarından itibaren denizi özleyenlerin tercih ettiği bir yer olma özelliği taşır. Karpaz yarımadası; Kıbrıs'ın doğusunda yaklaşık 80 km uzunluğunda ve 11 km genişliğinde bir yarımada. Salamis Körfezinin kuzeyinden başlıyor ve Apostolos Andreas Burnunun ucundaki Klidhes Adalarına dek uzanıyor. Burası Kuzey Kıbrıs'ın en iyi korunmuş, hatta el değmemiş bölgesi. Güzelyurt ile birlikte Kuzey Kıbrıs'ın en verimli topraklarına sahip olan Karpaz'da zengin tarihi kalıntılar da bulunuyor. Mesarya Ovasının bitip Karpaz Yarımadasının başladığı noktada İskele kasabası yer alıyor. İskele'ye 1974 yılına kadar Trikoma deniyormuş. Larnakalı Türkler yerleşince adı Yeni İskele olarak değiştirilmiş, zira Türkler Larnaka'ya İskele diyormuş. İskele'deki İkona Müzesinin duvarları da 1974 öncesinden kalma EOKA ve Enosis yazılamalarıyla dolu. İkona Müzesi 12. yüzyılda inşa edilmiş bir Bizans kilisesi, duvarları aynı dönemde yapıldığı anlaşılan resimlerle süslü. Burada Kıbrıs'ın en eski ikonaları sergileniyor. Othello Kulesi 14. yy'da Luzinyanlar tarafından olası bir düşman saldırısına karşı limanı korumak için inşaa edilmiştir. Bir diğer gezilecek olan yerlerden biride Othello kulesi dir. 1492 yılında venedikliler tarafından bu kale bir topçu tabyasına dönüştürülmüştür. Kalenin girişinde venediklilerin kullandıkları Saint Mark'ın kanatlı aslan kabartmasının altında kaleye son şeklini veren kaptan Nicolo Foscarini'nin adı yazılıdır. Leonardo da Vinci'nin 1481 yılında Kıbrıs'ta iken Venediklilere kentin savunma sistemi hakkında tavsiyelerde bulunduğu rivayer edilir. Kale birbiri ardına sıralı kuleler ve topçu bataryalarıyla biten koridorlardan oluşur. Geniş avlunun hemen yanında inşa edilmiş olan yemekhane ve üstündeki yatakhane Lüzinyanlar döneminden kalmıştır. Kalenin avlusunda yeralan topların bir kısmı Osmanlı, bir kısmı İspanyol yapımıdır. Demir gülleler toplara, taş gülleler de mancınıklara aittir. Kalenin şimdiki ismi Kıbrıs'ın İngiliz sömürgesinde olduğu dönemlerden gelir. Soli Antik Kenti ise Kıbrısa gidince mutlaka uğranılacak yerlerden biridir. Soli, Lefke kıyılarında, Gemikonağı yakınlarında yer alan bir antik kenttir. Kıbrıs adasındaki on krallıktan biri olan Soli'nin ilk olarak M. ö. 1. binyılın başlarında kurulduğu tahmin edilmektedir. Kentin adınının Atina'lı filozof Solon'a dayandığı söylenmektedir. . Roma döneminde refah içinde yaşayan kent denize doğru genişlemiştir. Bununla birlikte limanının dolması ve bakır madenlerinin kapanması ile önemini yitirmiş, son olarak 7. yy'daki Arap akınları sonucunda tamamen terkedilmiştir. Vuni Sarayını da unutmamak lazım kesinlikle. Saray, Kıbrıs'ta Pers egemenliğine karşı ayaklanmaların olduğu bir dönemde, yaklaşık 6 km uzakta bulunan Soli kentini Pers hakimiyeti altında tutmak için inşa edildi. Sarayın inşası dört yılda tamamlandı ve 137 odası vardı. Yapının üç ana bölümü vardır, bunlar en tepede bulunan Athena Tapınağı, tapınağın hemen altındaki bulunan saray ve diğer tapınaklar, bunların da aşağısındaki bulunan evlerdir. Bu üç bölüm tepeden denize doğru eğimli olan üç farklı teras üzerine kurulmuştu. Hz. Ömer Türbesi ise günümüzde orada yaşayan müslümanların dini ziyaret yerlerinden biridir. Çatalköy'den bir kilometre kadar sahile doğru ilerlediğimiz zaman sahilde yüksekçe bir yerde beyaz bir bina görürüz. Hz. Ömer Türbesi yada Tekkesi olarak bilinen bu binada adları bilinmeyen yedi İslam mücahidinin türbesi bulunmaktadır. Osmanlıların bir diğer eseri ise Derviş Paşa Konağıdır. Konak, Lefkoşa surlar içinde tarihi çevre dokusunu en yoğun biçimde koruyan Arabahmet Mahallesi'n de bulunmaktadır. Konak sahibine atfen, Kıbrıs'ta ilk Türk gazetesi olan ''Zaman'' gazetesini çıkaran şahıs olan Derviş Paşa ismi ile anılmaktadır. İki katlı konağın alt katı taştan, üst katı ise kerpiçten inşa edilmiştir. Kıbrıstaki en önemli tarihi mekanlardan diğeri ise Mevlevi Tekke Müzesi' dir. Lefkoşa'daki Girne Kapısının hemen ilerisinde yer almaktadır. Genellikle şimdiki tekkenin Emine Sultan adlı bir saraylının verdiği arazi üzerine XVII. Yy. Başlarında kurulduğu ve türbe binalarının kuzey-doğu dış duvarının yanındaki yazıtsız mezarın Emine Sultan'a ait olduğu öne sürülmektedir. Güzelyurt Kalkanlı bölgesinde koruma altına alınan yaklaşık 2000 adet devasa anıt zeytin ağaçları 500-800 yaşlarındadır. Bu tarihi yeşilliği karşıdan seyretmeden Kıbrıstan ayrılmanızı tavsiye etmiyoruz. Kıbrıs ta kahve kültürü de ileri düzeydedir. 1 Ağustos 1571 yılında Osmanlı imparatorluğu Venediklilerden Kıbrıs'ı fethedince kahve, Kıbrıs'a Osmanlı halkı ile birlikte gelmiş oldu. Geçen zaman içerisinde kahve, Kıbrıs Türk Halkı'nın vazgeçilmez içeceği konumuna gelmiştir. Türk kahvesi, Türkler tarafından keşfedilen kahve hazırlama ve pişirme metodunun adıdır. Özel bir tadı, köpüğü, kokusu, pişirilişi, ikramıyla kendine özgü bir kimliği ve geleneği vardır. Dünya üzerinde nüfusuna oranla en çok Türk kahvesi tüketilen yer Kıbrıstır. Kıbrıs, beş yıldıza kadar Kıbrıs otellerinin yanısıra Otel-Apartmanlar, Tatil Köyleri, Kamplar, ve pansiyonlar farklı zevklere ve bütçe arayışlarına cevap verir niteliktedir. Turistik tesislerin çoğu Girne ve Gazimağusa bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Ama muhteşem Karpaz Yarımadası'nın yakın zamanda çok gelişeceği unutulmamalıdır. Avrupa standartlarında 5, 4 ve 3 yıldızlı Kıbrıs otelleri arasında seçme yapma şansına sahipsiniz. Kıbrıs otelleri istediğiniz seçenekleri ve her türlü konaklama çeşitlerine sahiptir. Ayrıca Kıbrıs otellerine paket turlarıyla da sahip olabilirsiniz. Cratos Kıbrıs adanın en yeni ve en lüks tesisidir. Girne şehrinde yer alan Cratos Kıbrıs muhteşem konumu ve sahili ile konaklayan misafirlerini kendisine hayran bırakmayı başarmıştır. Cratos Kıbrıs ve Casino siz değerli misafirlerine en kaliteli hizmeti vermeyi ilke edinmiş bir oteldir. Kıbrıs adasının en büyük Casino 'suna sahip olan Cratos Kıbrıs 'ta sizde şansınızı deneyebilirsiniz. Özellikle yaz aylarında Cratos Kıbrıs ta her hafta sahne alan ünlü sanatçıları dinleyerek ve Akdeniz 'in sıcak yaz gecelerinde keyifli zaman geçirmeye davetlisiniz. Cratos Kıbrıs Otel Girne şehir merkezine sadece 5 dk mesafede yer alan merkezi bir konumda bulunmaktadır. Cratos Kıbrıs Otelin ihtişamlı yapısı, misafirlerine rüya gibi bir tatil ve sınırsız eğlence sunmak amacıyla tasarlanmıştır. Cratos Kıbrıs Otelin hizmet ve aktiviteleri, tatilinizin keyfini sorunsuz bir şekilde doyasıya çıkartmanızı sağlamak için konusunda uzman personeller tarafından sunulmaktadır. Kaya Artemis Resort Hotel, adını ve yapısını mitolojik bir tapınak olan Artemis' ten almaktadır. Eşsiz mimarisi ile misafirlerine sunduğu lüks olanaklar ve benzersiz huzur dolu atmosferiyle tatil için sizi bekliyor. Kaya Artemis Resort, 4 mevsim tatil havası yaşatan iklimi, el değmemiş göz alabildiğince uzanan kumsalı, egzotik plajı, Kıbrıs`ın en güzel denizi ve eşsiz sahiliyle baştan çıkartıcı fantastik mimarisi ve çocuklarınıza özel tasarlanmış eğlence ve oyun alanları, şımartan konfor ve ailenizle bir arada vakit geçirebileceğiniz benzersiz huzur dolu atmosferi sizlerle buluşturuyor. Kıbrıs'ın el değmemiş kumsallarının bulunduğu Karpaz bölgesine çok yakın olan Kaya Artemis Resort Hotel, eşsiz mimarisi ve benzersiz plajı ile mükemmel bir Kıbrıs tatili için ideal bir oteldir. Ayrıca Kuzey Kıbrıs' a doğrudan yapılan en büyük turizm yatırımı olma özelliğini taşıyan Kaya Artemis Resort & Casino, oda sayısı bakımından tüm adanın en büyük otelidir. Kıbrıs'a planlayacağınız bir seyahat ile, Kıbrıs otellerinde konaklama ayrıcaklıklarının ve kıbrısın tarihi güzelliklerinin tadına varın. Günümüzde bir çok bireyin sadece kumar merkezi olarak bildiği yerin tarih ve kültür cenneti olduğunu bilen birisinin olması güzel. Günlerce gezmeye değer bir yer yavru vatanımız. Güzel paylaşımınız için teşekkürler. Bazı yerlerin ne yazık ki üstüne yapışmış imajları var. Halbuki kumar dışında da Kıbrıs'ta yapılacak çok şey var. Kültürel ve tarihi yapısı itibariyle daha fazla ziyaret edilmesi gereken bir destinasyondur Kıbrıs. Arkadaşın dediği gibi Kıbrıs sadece kumar merkezi değildir tarihi dokuları tanımak ve öğrenmek için Kıbrıs kesinlikle gidilmeye değer bir yerdir. Kuzey Kıbrıs'ta kumar dışında gezilip görülebilecek çok yer vardır. Birçok uygarlığın yaşadığı adamızda tarhin izlerini bütün şehirlerde görebilirsiniz. yeter ki siz gezmek isteyin. Lefkoşa, Gazi Mağusa, Girne tarihi yerleri gezmeden Kıbrıs'tan dönülmez. Simply wish to say your article is as amazing. and i can assume you're an expert on this subject. feed to keep up to date with forthcoming post. Thanks a million and please keep up the rewarding work. information! existing here at this website, thanks admin of this web page."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kibyra-antik-kenti-golhisar-burdur", "text": "Burdur'un Gölhisar ilçesinde yer alan Kibyra Antik Kenti; Likya, Karya, Pisidya ve Frigya'nın kesişme noktasında yer alması ve Anadolu'da bulunan en büyük ve sağlam zemin mozaiğine sahip antik kent olma özelliği ile dikkat çeken muhteşem güzellikte bir antik kent. 2023 yılı Haziran ayında ayağa kaldırıp ziyarete açılan güzeller güzeli antik çeşmesi ise eşsiz. Nekropol yolunda bulunan gladyatör kabartmaları nedeniyle Gladyatörler Şehri olarak da anılan Kibyra Antik Kenti hakkında merak ettikleriniz, Kibyra'nın tarihçesi, giriş ücreti ve Kibyra'ya ulaşım önerileri bu yazıda sizi bekliyor. Burdur, Türkiye'nin pek çok şehrinde olduğu gibi, birbirinden değerli tarihi ve doğal güzelliğe ev sahipliği yapıyor. Hacılar Höyüğü, Sagalassos Antik Kenti, Salda Gölü, İnsuyu Mağarası bunları en bilinenleri. Bu listeye son yıllarda kazı çalışmalarına hız verilen Kibyra Antik Kenti de eklendi. Kibyra Antik Kenti için Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin yürüttüğü kazı çalışmalarında Anadolu'da bulunan sağlam şekilli en büyük yer mozaiği bulundu, üstelik mozaik muhteşem bir Medusa şeklinde yapılmış. M. S. 250'li yıllarda yapıldığı tahmin edilen zemin mozaiği yaz aylarında ziyaretçiler için açılıyor, kış aylarında size koruma amaçlı olarak üstü kapatılıyor. Antik kentte kazı çalışmaları halen devam ediyor ve her gittiğimde yeni bir şeyler ortaya çıkarılmış oluyor. En yeni ayağa kaldırılan yapı ise 2023 yılının Haziran ayında ziyarete açılan antik çeşme. Kibyra adının, Roma / Helenistik dönem öncesinden gelen Anadolu'nun eski uygarlıklarından Luvi'lere ait bir isim olduğu tahmin ediliyor. Amasyalı gezgin Strabon ise, Kibyralıların Lidyalı olduklarını yazılarında söylemiş. Kentin en güçlü zamanını ise Roma döneminde yaşadığını söylemek mümkün. Kibyra Antik Kentinde Stadyum, Tiyatro, Agora ve Meclis binası ile yakın zamanda ortaya çıkarılmış olan hamam kalıntıları oldukça iyi durumda. Yeni ayağa kaldırılmış olan antik çeşmesi ise göz alıcı güzellikte. Kibyra'nın \"Gladyatörler Şehri\" olarak anılmasının sebebi ise, şehirde çok sayıda asker olmasının yanısıra nekropol yolu üzerinde bulunan antik döneme ait dünyanın en uzun gladyatör frizlerine sahip olması. Bu frizler şu an Burdur Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. İhtişamlı yapıların pek çoğunun ayakta olduğu muhteşem antik kent Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde ise geçici listede yer alıyor. Umarım en kısa zamanda kalıcı listede yer bulur, kesinlikle hak ediyor. Burdur'un Gölhisar ilçesinde bulunan kahverengi Kibyra yönlendirme tabelalarını takip ettiğinizde antik kentin girişine ulaşacaksınız. İlk otopark alanı stadyuma ikinci otopark alanı ise hamami tiyatro ve odeona yakın. Stadyumu görmek için alt otoparktan antik kente girmelisiniz. Antik kente buradan girmek oldukça etkileyici çünkü yüzlerce yıl önce gladyatörlerin yarıştığı stadyumun büyük bir bölümü hala sapasağlam ayakta. Kibyra Stadyum'unda M. Ö. 1 yüzyıldan itibaren gladyatör gösterileri yapılıyormuş. Stadyum çevresinde savaşan gladyatör heykelleri de bulunmuş ancak heykeller alanda sergilenmiyor, buradan çıkarılan buluntuları Burdur Arkeoloji Müzesi'nde görebilirsiniz. 10.000 kişi kapasitesi olan stadyum U şeklinde yapılmış, altı dolgulu olan kısmı çökmüş ama altı kaya olan kısmı oldukça sağlam. Stadyum'dan tepeye doğru ilerlediğinizde Kibyra Agorası yani şehrin pazar yeri, şimdiki AVMler gibi, 3 teras üzerinde kurulmuş, yani 3 katlı bir AVM gibi düşünebilirsiniz. Şehrin su ve kanalizasyon yapılarını da agoraya çıkan yollar üzerinde görmek mümkün. Stadyumdan agoraya uzanan bir yol var imiş, şu an yolun bir kısmı açığa çıkarılmış durumda. Kibyra Agorasının girişinde bir tapınak yer alıyor. Tapınaktan geriye şu an ihtişamlı işlemeleri ile yukarıdaki fotoğraftaki kapı kalmış. Buranın tapınak olduğuna dair net veriler de yok ancak yeri ve yapısı nedeniyle tapınak olduğu tahmin ediliyor. Eski şehirlerin hepsinde bir stadyum ve bir tiyatronun mutlaka olduğu dikkatinizi çekmiştir. Kibyra Tiyatrosu da 8000 kişilik kapasitesi ile Anadolu'nun büyük tiyatrolarından bir tanesi. Tiyatro oldukça sağlam durumda, restorasyon çalışması devam ediyor. Şu an antik kentin en sağlam yeri müzik evi binası, meclis binası hatta mahkeme olarak kullanılmış olan bina, kış aylarında ise tiyatro olarak da hizmet vermiş. Bu bina 3600 kişi kapasitesi ile Anadolu'nun üstü kaplı en büyük antik kamu yapısı olarak da kayıtlara geçmiş. Bina zemininde aşağıdaki fotoğrafta ortadaki üzeri mıcırla kaplanmış sahne gibi olan yerde Medusa şeklinde bir mozaik bulunmuş ve bu mozaik yine Anadolu'da bulunan en büyük ve sağlam mozaik olma özelliği taşıyor, Medusa'nın %95'i toprak altında sağlam olarak kalmış. 1700 yaşındaki Medusa mozaiğinin 11 metre çapı var, gerçekten büyük ve çok etkileyici bir yapı. Çok Gezen Tüyosu: Medusa Mozaiği'nin üstü yaz aylarında açılıyor, kış aylarında koruma amaçlı olarak kapatılıyor. Ayrıca mozaiğin fotoğraflarda daha iyi çıkmasını istiyorsanız sabah saatlerinde değil, öğleden sonra saatlerinde gelmeniz iyi olur. Geç Roma dönemine ait Kibyra hamamı Türkiye'de sağlam olarak bulunan ilk tarihi hamam olma özelliğini taşıyor. Büyüklüğü insanı gerçekten şaşırtıyor. Hamamın en az 800 yıllık olduğu tahmin ediliyor. Kibyra büyük bir kent olunca mezarlığı yani nekropolü de büyük tabii. Stadyumun olduğu kısımdan aşağıya nekropüle inen taş bir nekropol yolu bulunuyor. Yolun çevresinde lahitler ve mezarlıkları görebilirsiniz. Bu yol üzerinde bulunan gladyatör frizleri Burdur Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Friz, mimarlıkta taban kirişi ile çatı arasında kalan, kabartmalarla bezeli ya da düz şeritlere verilen addır. Kibyra'ya her gidişimde yeni bir yer daha toprak yüzüne çıkarılmış oluyor. 2021 Mart ayında gidişimde agoradan tiyatroya doğru çıkan yolun sağ tarafındaki tepede bir çeşme açığa çıkarılmış. Çeşmeden akan suların yola doğru şelale formunda döküldüğü yerler de görülebiliyordu. 2023 yılı Haziran ayında ise antik çeşme orijinal kaynağının aktığı yerde tekrar ayağa kaldırılarak ziyarete açıldı. Çeşmenin yapımında 168 tanesi orijinal olmak üzere, 192 parça birleştirilmiş ve çeşme bugünkü halini almış. Fotoğrafta arkada görünen de şehrin tiyatrosu. Müzik evinden çeşmenin ve Gölhisar Ovası'nın manzarası da harikadır, basamakların en üstüne çıktığınızda yukarıdaki manzarayı göreceksiniz. Zaten tüm antik kentten ova manzarası çok güzel görünüyor, söylemeden geçmeyelim. 2021 yılında antik kenti ziyaret ettiğimizde çeşmenin yanında çok sayıda künk yani içinden su geçen toprak boruların kalıntılarını da görülebiliyor. Buradan şehre su taşındığını söylemek mümkün. Kibyra Stadyumu ile Agorası arasında bir da bazilika bulunuyor, ulaşımı biraz zor olduğundan ziyaretçilerin genelde atladığı bir nokta burası. Tabelaları takip etmek yerine stadyumun üst kısmındaki patikayı kullanırsanız hızlıca bazilikaya ulaşabilirsiniz. Bazilikanın şu an ne tavanı ne de tam olarak duvarları var ama hala müthiş bir akustiği var, gidince apsise oturup yüksek sesle bağırırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Çok Gezen Tüyosu: Kibyra, gitmekten ziyaret etmekten asla bıkmayacağım, çok güzel ve oldukça büyük bir antik kent. Kenti hakkıyla gezmek için en az 3-4 saat ayırmanızı öneririm. Antik kenti yaz aylarında ziyaret edecekseniz yanınıza şapka, güneş koruyucu ve su almayı unutmayın. Kentte mesafeler uzun ve yollar toprak olduğundan ayağınıza rahat bir spor ayakkabı giyerseniz rahat edersiniz. Antik kente son yıllarda neredeyse her yıl gittim. 2020 yılı Haziran ayındaki ziyaretim sırasında ise bir vlog çektim. Kibyra videoma göz atmak ve kanalıma abone olmak için tıklayın. Medusa Mozaiği ve Antik Çeşme eklenmiş yeni bir video çekmenin zamanı gelmiş! Kibyra Antik Kenti girişinde Haziran 2021'e kadar herhangi bir kontrol noktası veya giriş ücreti yoktu. Ancak 2021 yılı Mart ayında gittiğimde girişe bir kulübe yerleştirilmiş, bir de ziyaretçi merkezi olacağını tahmin ettiğim bir bina yapılmıştı. HAZİRAN 2023 itibariyle Kibyra Antik Kenti girişi ücreti 90 TL, Müzekart ile ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Kibyra ziyaret saatleri aşağıda yer alıyor. Kibyra Antik Kenti'ne giriş için biri stadyumun orada biri de hamamın olmak üzere iki otopark bulunuyor. Böylece Medusa Mozaiği'nin bulunduğu noktanın çok yakınına kadar araçla çıkılabiliyor. Aracınızı istediğiniz noktaya bırakabilirsiniz. Kibyra Antik Kenti, Burdur'un Gölhisar ilçesi sınırları içinde, ilçeye yukarıdan bakan tepelerde yer alıyor. Derin yarların ayırdığı üç tepe üzerine yayılmış oldukça büyük bir şehir burası ve manzarası da oldukça güzel. Antik kent, Salda Gölü'ne 72 km, Burdur'a 108 km, Denizli'ye 112 km, Fethiye'te 111 km, Kaş'a 172 km mesafede yer alıyor. Burdur il merkezine 110 km uzaklıktaki Gölhisar ilçesine gitmek için Burdur merkezden Gölhisar minibüslerine binilebilirsiniz. Ancak şehir merkezinden mutlaka araçla çıkmak gerek, yürümek için uzak ve bildiğim kadarıyla toplu taşıma yok. Özel araçla geliyorsanız; Burdur-Fethiye karayolu üzerinde önce Gölhisar, Gölhisar'a geldikten sonra da Kibyra tabelalarını takip ederek kente ulaşabilirsiniz. Yaz aylarında Fethiye ve/veya Kaş'a giderken yolunuzun üstünde kalacağı için birkaç saatinizi ayırarak kenti gezmenizi tavsiye ederim. Çok Gezen Tüyosu: Antik kent çok geniş bir tepelik alana yayılmış durumda olduğundan rahat ayakkabılar tercih etmenizi, şapka takmanızı ve yanınıza su almanızı öneririm. MÖ 300'lerde kurulmuş köklü bir devlet geleneğine sahip Kibyra Antik Kenti, stadyumu, meclis binası, agorası ile dünyanın en önemli antik kentlerinden biri olarak gösteriliyor. Gölhisar'da farklı bir kahve içmek isterseniz; çörek otu kahvesi içmek için Memiş'in Çörotu Gavesi'ne uğrayabilirsiniz. Yemek molası vermek isterseniz, yöresel olmasa da Gölhisar çarşısında bulunan Maydanoz Döner'de döner yiyebilirsiniz. Hem bayram seyran, tatil günü demez açık olur. Kibyra Antik Kenti'ne kadar gelmişken, 20 kilometre mesafede bulunan Dirmil kasabasına gidip kuyu kebabı yemenizi öneririm. - Burdur'a gidince nereleri gezelim diyorsanız tüm liste burada: Burdur gezilecek yerler - Kibyra Antik Kenti'ne yakın bir kanyon: Karanlıkdere Kanyonu - Türkiye'nin Maldivleri diye meşhur olan; Salda Gölü - Burdur yemekleri için; Burdur'da ne yenir, nerede yenir? - Binlerce yıllık tarih Sagalassos Antik Kenti Aydın bölgesinde Afrodisias antik kentine çok benzetiyorum burasını. Gladyatörler burada da sahne alıyor bir nevi bölge eleme turnuvası düzenleniyor diye duymuştum son olarak Roma'ya gitmeden önce. Hemşerim tebrik ederim. Emekli öğretmenim, buranın turizme kazandırılmasında ve tanıtımında çok mücadele ettik. Güzel bir tanıtım olmuş. Gölhisar bölgenin sadece tarih değil, doğa ve kültür zengini bir ilçemiz. Bir daha ziyaretinizde tanışmak isterim. Selam ve saygılarımla. Teşekkürler Yılmaz Bey, ben de Karamanlılıyım. Her yıl bir kez ziyaret ediyorum Kibyra'yı."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kimliksiz-ucmak-mumkun-mu", "text": "Uçağa binmek için mutlaka kimlik gerekiyor mu? Kimliksiz uçmak mümkün mü? sorularının cevabına gelin birlikte bakalım. Uçağa binmek için yurt içi uçuşlarda; nüfus cüzdanı, evlilik cüzdanı veya ehliyet gibi bir kimlik belgesi bulundurmanız gerekiyor. Yurt dışı uçuşlarda ise pasaportunuzun mutlaka yanınızda olması ve sorulduğunda göstermeniz gerekiyor. Yolculuğa çıkarken unutulmaması gerekenler yazımda daha fazla öneriyi bulabilirsiniz. Uçak kaçırmanın türlü nedenleri var. Benim uçak kaçırma hikayelerimden birinin nedeni kimliğimi evde unutmam idi 🙁 Üstelik kimlik unutma hikayem tek de değil. Ama kimliksiz Ordu'ya uçabilmişken İzmir'e uçamamıştım. İzmir uçağı için Sabiha Gökçen Havaalanı'na gidip, sıra güvenlik kontrolünden geçmeye geldiğinde ne ehliyetim ne de nüfus cüzdanımın yanımda olmadığını farkettim, çanta-cüzdan değiştirirken bir şekilde kimliklerimi evde bırakmıştım. Önce hemen bana çok yakın oturan ve evimin anahtarı olan arkadaşımı arayıp kimliğimi getirmesini isterim, sabah 05:30'da kendisini uyandırmış olmam da cabası 🙂 O sırada havaalanında; önce havayolu firması sonra da güvenlikten \"kimliksiz uçmak mümkün mü?\" sorusunun cevabını öğrenmeye çalıştım. Havayolu firması çalışanı havaalanı çıkışındaki emniyet amirliğinden geçici kimlik belgesi alınabileceğini söylemişti, ancak güvenlik ülkedeki son durumlar nedeniyle güvenliğin artırıldığı ve geçici kimlik verilmediğini söyledi. Tek umudum bana kimliğimi getirecek arkadaşımdı ve ne yazık ki 2-3 dakika ile ben uçağa yetişemedim. Siz yine de benzer bir durumla karşılaşırsanız havaalanı güvenliğine yeniden sorun, cevaplar kişilere bağlı olarak çok değişkenlik gösterebiliyor. Ordu uçağına binmek üzere Sabiha Gökçen Havaalanı'na geldiğimde \"yine\" yanımda ehliyet veya nüfus cüzdanım olmadığını farkettim. Geçen seferden antremanlı olarak önce havayolu şirketinin kontuarına gittim, bu kez görevli çalışan; \"üzerinde TC kimlik numaramın yazılı olduğu ve fotoğrafımın olduğu herhangi bir resmi kartın geçerli olacağı\" bilgisini verdi. Cüzdanımı boşaltmaya başlayınca \"ilkyardımcı kimlik kartı\" imdadıma yetişti. Üzerinde hem TC kimlik numaram hem de fotoğrafım vardı. Hem gidiş hem de dönüşte bu kart ile uçağa alındım, en ufak bir sorun dahi yaşamadım. İlk uçuşta bu bilgiyi veren kimse olmamıştı, belki olsa o uçuşumu da kaçırmazdım. Özetle, kimliksiz uçmak mümkün değil. Yurt içi uçuşlarda üzerinde kimlik numarası ve fotoğraf bulunan herhangi bir kimlik kartı, ehliyet veya nüfus cüzdanının yerini tutuyor. Bu yazı kendi deneyimlerim sonucunda yazılmış bir yazı. Ancak havaalanlarında, havayolu şirketlerinde veya güvenlik noktalarında uygulama farkları olabileceğini mutlaka göz önünde bulundurun! Siz yine de evden çıkmadan önce cüzdanınızı, çantanızı kontrol edin; boşuna benim gibi stres yaşayıp uçak kaçırmayın. Pasaport zaten kimlik yerine geçer. Pasaportunuz ile geçebilirsiniz. Van dan İzmire kimlik fotokopisi ile geldik. Sorularızın cevaplarını bilmiyorum, sonucu yazarsanız sevinirim. Merhaba, Yurtdışına çıkarken zaten nüfus cüzdanı göstermenize gerek yok, pasaportunuzu göstermeniz yeterli. 1. Pasaportunuz olmadan yurt dışına çıkamazsınız. 2. Gideceğiniz ülke Ukrayna ise yeni çipli kimlik kartınız olması gerek. Yurtdışı çıkışı için nüfus cüzdanına ihtiyaç yok. Pasaport soyadınız ile biletteki soyadınız farklı ise yanınıza evlilik cüzdanınızı alın. Yazıyı okursanız sorunuzun cevabı var zaten. Fotoğraflı ve resmi kimlik yerine geçen başka bir kimlik belgeniz varsa onunla uçabilirsiniz, öğrenci kimliği gibi. Merhaba http://cokokuyancokgezen. com/evlilik-nedeniyle-pasaport-yenileme-islemleri/ bu yazım cevaplarınızı içeriyor. Eğer bahsettiğiniz bir çıktı ise geçerli olacağını sanmam. Alternatif bir resmi, resimli kimlik olması gerekiyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kirgizistan-a-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler", "text": "Kırgızistan, çok gidilen çok tercih edilen bir ülke olmadığından hakkındaki bilgilerimiz de kısıtlı. Bu nedenle Kırgızistan'a gitmeden önce bilmeniz gerekenler konusunda bir özet yapmanın faydalı olacağını düşündüm. - Kırgızistan'ın başkenti Bişkek. - Kırgızistan'ın nüfusu 6 milyondan fazla. - Kırgızistan nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman, oranı daha az olmakla birlikte (%15) Ortodoks Hristiyanlar da var. - Kırgızistan'ın para birimi Som. Temmuz 2022 tarihinde 1 Usd ~ 83 Som. Ülkeye gitmeden güncel kurları kontrol etmekte fayda var. - Kırgızistan Rusça'da oblast denilen 8 bölgeye ayrılıyor; Bişkek, Batken, Talas, Çuy, Narın, Celal-Abad, Issık-Göl, Oş, Batken. - Ülkenin Dünyaca tanınan yazarı Cengiz Aytmatov'a çok kıymet veriliyor. Ülkede çok sayıda heykelini görebilirsiniz. Gelmeden birkaç kitabını okumak isteyebilirsiniz. Aytmatov'un Türkiye'de en çok bilinen eseri; Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ın başrollerinde oynadığı Selvi Boylum Al Yazmalım filminin senaryosu olan Kırmızı Eşarp kitabı. - Manas Destanı ülkenin en önemli kitabı gibi. Hemen her yerde Manas ve destanda konu edilen kahramanların heykellerini görebilirsiniz. - Issık Göl; ülkenin en büyük, dünyanın ise Peru-Bolivya arasında bulunan Titicaca'dan sonra ikinci büyük dağ gölü. Ülkenin en verimli ovaları Issık Göl çevresinde bulunuyor. - Tanrı Dağları ülkenin %65'ini kapladığından ülkenin ortalama rakımı oldukça yüksek. Orta Asya'nın İsviçresi diyorlar hatta. Tanrı Dağları ayrıca maden zengini, altın yaygın olarak çıkarılıyor. - Kırgızistan, daha çok doğa sever gezginlerin tercih ettiği bir ülke. Yaz aylarında doğa yürüyüş rotaları, kış aylarında ise kayak için turistler tarafından tercih ediliyor. - Kırgızistan saat dilimi olarak Türkiye'den 3 saat ileride. Türk kimliğini en iyi koruyan etnik grubun Kırgızlar olduğu söyleniyor. Göçebe yaşayan Kırgızlar, Sovyet yönetimi altına girince yerleşik hayata geçmeye zorlanmışlar. Bugün Kırgızistan'daki neredeyse bütün şehirler Ruslar tarafından kurulmuş. Mimari olarak geniş caddeler, büyük parklar, caddeleri süsleyen heykeller çoğunlukla Rus etkisi. Kırgızistan, 1991 yılında SSCB'den ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş Türki Cumhuriyetlerden biri. O zamandan bu yana cumhuriyet ile yönetiliyor, ülkenin resmi adı Kırgız Cumhuriyeti. Ülkede 40 farklı boy bulunuyor ve Kırgızistan bayrağında bu 40 boy güneşin ışıkları olarak resmedilmiş. Ortada da göçebe kültürü temsil eden ve geleneksel çadırları olan yurtları ayakta tutan tündük bulunuyor. Kırgızistan, Orta Asya'da Tanrı Dağları ile sınırları belirlenmiş bir ülke. Dünyada denizden en uzak ülke olması ile biliniyor. Ülkenin komşuları; kuzeyde Kazakistan; batıda Özbekistan, güneybatıda Tacikistan ve güneydoğuda Çin. Türkiye'den Kırgızistan'a düzenli uçuşlar bulunuyor. İstanbul Havalimanı'ndan Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'e Türk Havayolları, Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan Osh ve başkent Bişkek'e Pegasus Havayolları'nın direkt uçuşları var. İstanbul'dan Bişkek'e gidiş yaklaşık 5 saat, dönüş ise 6 saat sürüyor. Kırgızistan turistik amaçla ülkesine gelen Türk Vatandaşları'ndan vize istemiyor. Sadece pasaportunuz ile Kırgızistan'a gidebilirsiniz. Pasaportunuz yoksa Pasaport nasıl alınır? yazıma mutlaka göz atın. Türk Vatandaşları için vize uygulamaları yazım da ilginizi çekebilir. Kırgızlar en az bozulmuş/değişmiş Türk topluluğu olarak biliniyor. Ülkenin resmi dili Kırgızca, bizim konuştuğumuz Türkçe ile çok fazla ortak noktası var. İkinci dil ise Rusça. Ülkede Türkçe bilen sayısı oldukça fazla, anlaşmak kolay. Türkçe bilinmese dahi ortak çok kelime olduğu için dilimizin yapısı büyük oranda aynı olduğundan dikkatli dinleyince kelimeleri seçmek çok kolay. Sanılanın aksine Kırgızistan yemyeşil bir ülke, doğası muhteşem. Buraya gelenlerin pek çoğu doğa yürüyüşleri için geliyorlar. Eğer doğa ve kültür gezisi için Kırgızistan'a gelecekseniz en iyi zaman Temmuz ve Ağustos ayları. Kırgızistan'da birkaç tane kayak merkezi var. En popüler olanı Karakol şehrinde 3040 metrede bulunan Karakol Kayak Merkezi. Kayak yapmak için gelmek isterseniz Ocak ve Şubat aylarını tercih edebilirsiniz. Kırgızistan; çift, grupla veya tek başınıza gezmek için son derece güvenli bir ülke. Kırgızistan'da bulunduğumuz süre boyunca; kalabalık pazar yerleri, şehir merkezleri, ıssız vadiler gibi farklı yerlere gittik, gittiğimiz herhangi bir yerde güvenlik tehditi/sorunu ile karşılaşmadık. Ben Kırgızistan'a eşim ile gitmiştim, benimle aynı dönemde Kırgızistan'da tek başına seyahat eden Şeyma adında bir genç kız vardı Türkiye'den, tek başına bir aydan uzun Kırgızistan'ı gezdi, bir sorun yaşamadı. Bağlantısını eklediğim instagram sayfasından kendisine ulaşabilirsiniz. Bu başlığa dair detaylı bir yazı hazırlayacağım. Kırgızistan'a seyahat planı yapıyorsanız fikir vermesi için, Kırgızistan'da gezilecek başlıca yerler listesi aşağıda yer alıyor. - Ülkeye giriş kapısı olan başkent Bişkek - Bişkek'e çok yakın mesafede bulunan Ala Arça Milli Parkı - Kırgız tarihi hakkında bilgi alabileceğiniz Ata Beyit Anıtı. Burada Cengiz Aytmatov'un da anıt mezarı bulunuyor. - Cengiz Aytmatov'un müze olarak ziyaret edebileceğiniz evi, - Burana Arkeoloji ve Tarih Kompleksi - Çon Kemin Milli Parkı - Çolpon Ata şehrinde bulunan Petroglif Açık Hava Müzesi - Çolpon Ata şehrinde bulunan Ruh Ordo Kültür Merkezi - Çolpon Ata'da bulunan plajlardan birinde Issık Göl'de suya girebilirsiniz. - Karakol şehrinde bulunan Dungan Camii - Karakol şehrinde bulunan Kutsal Ortodoks Kilisesi - Karakol Kayak Merkezi - Altın Araşan Vadisi - Ala Kul Gölü - Jeti Ögüz Kayalıkları - Kök Cayık Yaylası - Barskoon Vadisi - Masal kanyonu da denen Skazka Kanyonu - Bökönbaev'de kartal ile avlanma - Ülkenin en büyük ikinci gölü olan ve 3000 metre rakımda bulunan Son Köl - Taş Rabat Kalesi - Üzgen Tarih Kompleksi - Arslanbob Vadisi Kırgızistan'da bu liste dışında mutlaka görülecek pek çok yer var. Ben öncelikli liste olarak bu yerleri belirlemiştim. Kırgizstan'da şehirlerarası ulaşım oldukça kolay. Şehirden şehire otobüs ve maşrutka denilen minibüsler ile ulaşım var. Ancak yukarıdaki listede bulunan vadi, milli park gibi yerlerin bir çoğu için özel araca ihtiyacınız var. Özel araç ihtiyacınız için hemen her yerde kolayca bulabileceğiniz taksiler ile pazarlık edebilir, pazarlık etmek istemezseniz Yandex Taksi uygulaması üzerinden taksi çağırabilir veya bir turizm acentesi ile anlaşarak sizi istediğiniz yerlere götürmelerini isteyebilirsiniz. Bizim Kırgızistan planımız son dakika oldu. Gezi süremiz sadece bir hafta, görülecek yer çok olunca daha önce buraya gelmiş olan canım kardeşim @aydan. ayarcilar a fikir sordum. O da bana Türkiye'de yaşamış, Türkçe iletişim kurabileceğim @yurttours firmasından Ulukman'ın bilgilerini verdi. Hızlıca araştırma yapıp kabaca rotamızı belirlemiştim. Görmek istediğimiz yerler, yapmak istediğimiz aktiviteler ve konaklama için mutlaka birkaç gün yurtta kalmak istediğimizi belirttim. Ulukman benim için planı son haline getirip Bişkek dışındaki tüm konaklamalarımız, araç, şoför/rehberimizi içeren bir bütçe çıkardı. İki kişi için toplam bütçemiz 1100 Usd oldu. Bu rakama öğle ve akşam yemekleri, Bişkek konaklamalarımız, müze/ören yeri girişleri, kartal ile avlanma (yaklaşık 55 usd) ve ata binme (15 usd) dahil değil. Onları da ekleyince toplam bütçemiz yaklaşık 1300 Usd oldu. Yani kişi başı 8 günlük Kırgızistan seyahat bütçemiz 650 Usd. Rakamlar 2022 yılı Temmuz ayına aittir. Bu arada kendi planınızı yapıp araç kiralayarak gezebilir misiniz? Tabii ki mümkün. Ancak pek çok noktada bütün ihtiyaçlarınızı gideren elinizi sıcak sudan soğuk suya sokmayan, nerede kalacaktık, nerede yesek derdimiz olmadan bizim için plan yapan bir rehberimiz olması, planımızın tıkır tıkır işlemesi bize inanılmaz kolaylık sağladı. İyi derece İngilizce, bizimle başlayan başlangıç seviyesinde Türkçesi ile çok iyi anlaştığımız Azis'e @azis.0208 ve herşeyin istediğimiz gibi gitmesini planlayan Ulukman'a buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum. Kırgızistan'dan yerel bir acente ile çalışmak yerine Türkiye'den bir tur şirketi ile de Kırgızistan'a gelebilirsiniz. Sevgili arkadaşlarım Mehmet Altay ve Deniz Kılıç Türkiye çıkışlı Kırgızistan turları düzenliyor. Detaylar için kendileri ile iletişime geçebilirsiniz. - Bişkek Terrasse Hotel & Bar ve Alpinist Hotel - Çon Kemin Guest house Jekshen - Karakol Guest house Jamilya B&B - Bökönbaev yakınlarında Almaluu Yurt Camp - Son Kul Jyrgalbek's Yurt Camp Kırgızistan'da şehir merkezlerinde, otel, restoran ve kafeteryalarda wifi bulmak mümkün. Ancak küçük yerlerde wifi bulmak sıkıntılı. Bu nedenle, 8 günlük Kırgızistan seyahatimiz için GSM hattı almayı tercih ettik. Beeline marka hattı havalimanından 20 GB interneti ile birlikte 5 Usd'ye aldık. Son Kul dışında gittiğimiz hemen her yerde çekiyordu GSM, bu nedenle çok işimize yaradı. Kırgızistan'da döviz bozdurmak için Bişkek şehir merkezinde bulunan döviz bürolarını tercih edebilirsiniz. En iyi kuru genellikle onlar veriyor. Ancak biz taksi için havalimanında döviz bozdurduğumuz oradaki kur da gayet iyiydi. Yukarıdaki fotoğrafta bulunan bankanın ofisinde bozdurduk. Biz yanımızda Usd götürmüştük, TL bozan döviz büroları da varmış. Kırgızistan'da yeme-içme kültürü ağırlıklı olarak et ve hamur işi üzerine kurulu. Klasik bir Kırgız sofrasında salata/meze tarzı yemekler ana yemekten önce masaya servis ediliyor. Her yemeğin yanında mutlaka çay servis ediliyor, tercihinize göre yeşil veya siyah çay. Yine yemek masasında atıştırmalık kraker, kurabiye, şekerleme ve reçel mutlaka masada oluyor. Kırgız yemekleri bize çok uzak değil. Mantı, pilav, şaşlık ve borsok hemen her yerde bulabileceğiniz yemekler. Kırgızların meşhur yemeği Beş Parmak haşlanmış eriştenin üzerinde koyulan soğanla karışık minik et parçaları ile servis ediliyor. Biz at eti ile yapılanı tercih ettik, çok lezzetli idi. At eti ve kımız Kırgızistan'da bana en çok sorulan sorular idi. İkisini de denedim. At etinin at olduğunu söylemeseler ben dana etinden ayıramazdım. Kımız ise ekşi süt gibi, pek benim damak tadıma hitap etmiyor. Kırgızlar, sadece erkek atın etini yiyorlar, dişi at tayları ve sütü için besleniyor. Issık Göl çevresi çok bereketli, her türlü meyve sebze yetişiyor. Yol kenarındaki haşlanmış mısır tezgahları, meyve tezgahları Türkiye'yi aratmıyor. İlgisini çekenler için Kırgız votkası oldukça iyi ve Türkiye'ye kıyasla fiyatı çok uygun. Dönüşte almayı düşünebilirsiniz. Kırgızistan da bizim gibi yüksek enflasyon ile mücadele eden bir ülke. Birkaç yıl önce Türk Vatandaşları için ucuz iken şu an fiyatlar İstanbul seviyelerinde diye düşünebilirsiniz. Ekonomik oteller 30-40 Usd bandında, yemekler 7-10 Usd civarında. Eğer doğanın tadını çıkarmak, Ata yurdumuzu görmek, eski Türk gelenek göreneklerini yerinde yaşamak istiyorsanız Kırgızistan harika bir alternatif! Uçuşuma iki gün kala kurları takip etmek için baktığımda yazınıza ulaştım. Şansıma oldu. Emeğinize sağlık, daha görünür olabilirse çok sevinirim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kirgizistanda-gezilecek-9-harika-yer", "text": "Bir ülke hayal edin; topraklarının %65'i dağlarla kaplı, dünya üzerinde denize en uzak ülke, göçebe yaşamdan yerleşik hayata geçeli henüz 100 yıl ancak olmuş, yaylarında keçiler, inekler, atlar, Tibet öküzleri çarşaf gibi yayılmış, dağı taşı rengarenk çiçeklerle kaplı, Dünyaca ünlü yazar Cengiz Aytmatov'u yetiştirmiş, Manas Destanı'nı yol gösterici saymış, kımız içip ata binen doğa ile iç içe yaşayan insanların yaşadığı, az bilinen gidildiğinde ise çok sevilen bir ülke. İşte o ülkenin adı Kırgızistan... Kırgızistan'da gezilecek 9 harika yer listesi bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Doğa severlerin, alternatif rotalar arayanların, otantik bir seyahat isteyenlerin bayılacağı bir rota olan Kırgızistan'a gidiyoruz bu kez. Tanrı Dağları'nın gölgesinde Issık Gölü'nün beslediği bereketli ovaları, yaylaları ile süslenmiş bu bakir ülke görenleri hayran bırakıyor! Kırgızistan Rusça'da oblast denilen 8 bölgeye ayrılıyor; Bişkek, Batken, Talas, Çuy, Narın, Celal Abad, Issık Göl, Oş, Batken. Ülkenin en popüler gezi rotaları Bişkek ve Issık Göl çevresinde bulunuyor. Kırgızistan seyahati planlıyorsanız Kırgızistan'a Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenler yazımı okumanızı tavsiye ederim. Kırgızistan'da gezilecek 9 yer listemizin ilk sırasında yer alan Bişkek, Kırgızistan'ın en büyük şehri ve başkenti. Ülkeyi dünya ile bağlayan Manas Havalimanı da Bişkek'e 30 km mesafede bulunuyor. Tanrı Dağları'nın eteklerine kurulmuş olan şehir geniş caddeleri, büyük parkları, sokak ve parkları kaplayan heykelleri ile Rus etkisini sonuna kadar hissettiriyor. Şehir Orta Asya'nın en yeşil başkenti ünvanını taşıyor. Ala Too Meydanı şehrin kalbi. Güzel Sanatlar Müzesi, Devlet Opera ve Bale Binası, şehrin en eski parkı olan Oak Park, Frunze Müzesi, Devlet Tarihi Müzesi, Erkindik Caddesi, Panfilov Park, Osh Pazarı, Zafer Meydanı, Atatürk Parkı Bişkek'te görülecek yerler. Ala Arça Milli Parkı, Bişkek'e 45 dakika sürüş mesafesinde Tanrı Dağları'nın içinde bir doğa harikası. Yürüyüş ve piknik yapmak için tercih ediliyor. Ata-Beyit Ulusal Tarih ve Anıt Kompleksi, Bişkek şehir merkezine sadece 22 km mesafede bulunan bir anıt kompleksi. Aya Beyit'in Kırgızca'daki anlamı Atalarımızı Mezarı. Burada 1916 yılında Ruslar tarafından öldürülmüş olan Kırgızlar için bir anıt, 1937 yılında Cengiz Aytmatov'un babası ile birlikte Rus istihbaratı tarafından öldürülen 137 kişinin mezarları, 2010 yılında Kırgız Hükümeti'ne karşı ayaklanan ve öldürülen gençler için bir anıt ve dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un mezarı da burada bulunuyor. Ata Beyit'e 12 km mesafede Cengiz Aytmatov'un yaşadığı ev müze haline getirilmiş. Ata Beyit'ten sonra burayı da ziyaret edebilirsiniz. Karahanlılara başkentlik yapmış olan Balasagun Şehri, Kırgızistan'da Moğol saldırılarından kurtulabilmiş nadir yerlerden biri. Unesco dünya kültür mirası listesinde bulunan şehir Kutadgu Bilig siyasetnamesinin yazarı Yusuf Has Hacib'in şehri olarak da ün salmış. Antik kentte yıllara meydan okuyan Burana Kulesi, balballar, petroglifler, az da olsa kent kalıntıları ve müze görülecek yerler arasında. Burası daha çok Burana Kulesi olarak bilinse de kule, şehrin kulelerinden biri. Kent Bişkek'e 85 km mesafede. Özel araç ile 1,5 saatte ulaşabilirsiniz. Bişkek'ten Issık Göl tarafına doğru devam ettiğinizde Kırgızistan'ın cennet coğrafyasını yavaş yavaş keşfetmeye başlıyorsunuz. Çon Kemin Milli Parkı, Bişkek'e 150 km mesafede, yol özel araçla yaklaşık 3 saat sürüyor. Bişkek'ten otobüs ile de ulaşmak mümkün. Milli park içinde bulunan köyde bulunan pansiyonlarda konaklayarak çevredeki çok sayıda yürüyüş rotasından birini seçerek doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. Rengarenk çiçekler, tertemiz hava, Tanrı Dağları'nın etkileyici manzarasını görmek için harika bir yer. Nihayet ılık/sıcak göl anlamına gelen Issık Göl kıyısındayız. Çolpon Ata Issık Gölü kıyısında pek çok plaja sahip en popüler turistik destinasyonlardan biri. Petroglif Açık Hava Müzesi ve Ruh Ordo Kültür Merkezi Çolpon Ata'da gezilecek yerler. Ruh Ordo Açık Hava Müzesi, Issık Gölü kıyısında Kırgız kültürünü anlatmak için kurulmuş bir kültür merkezi. Issık Göl kıyısındaki konumu ve içinde yer alan çeşitli pavyon ve heykellerle görülmesi gereken yerler arasında. Çolpan Ata ayrıca ülkenin en büyük Kök Börü müsabakalarına ev sahipliği yapan stadyumun bulunduğu şehir. Uluslararası Göçebe Oyunları Kırgızistan kısmı burada gerçekleşmiş. Kırgızistan'da gezilecek 9 yer listemizde şimdi de Kırgızistan'ın en popüler turistik noktalarından biri olan Karakol şehri. Kış aylarında kayak, yaz aylarında ise doğa yürüyüşçülerinin uğrak noktası olan şehir Issık Gölü'nün güneyinde yer alıyor. Karakol'da görülecek yerleri sıralayacak olursak; Karakol Kayak Merkezi, Dungan Camii, Ortodoks Kilisesi, Pazar yeri, Kök Cayık Yaylası, Jeti Ögüz Kayalıkları, Altın Araşan Vadisi, Ala Kul Gölü, Barskoon Vadisi, Skazka Kanyonu. Karakol çevresinde çok sayıda vadi bulunduğundan görülecek yerler listesini uzatmak mümkün. Karakol şehrinin bir özelliği Çin'e en yakın Kırgız şehri olması. Çin'den gelen müslüman topluluk Dunganlar Karakol'a yerleşmiş. Bu nedenle şehirde Çin izleri görmek mümkün. Tabii ki mutfak kültürü de etkilenmiş. Ashlyan-Fu adındaki soğuk nooddle çorbası buranın en meşhur yemeği. Kırgızların en etkileyici geleneklerinden biri kartal ile avlanma. Tarih boyunca göçebe avcılar kendi yetiştirdikleri kartalları avlanmak için kullanmışlar. Şu an eskisi gibi kartal ile avcılık yapılmasa da geleneksel avlanmayı turistik olarak izlemeniz mümkün. Bunun için en uygun yer ise Bökönbaev şehri. Avcı, iki atı ve iki kartalı ile size bir avlanma gösterisi yapıyor. Bir gösteri olduğunu bilerek izlemenize rağmen çok etkileyici. Avcı gösteri öncesi ve gösteri sırasında kartal ile ilişkisi, avlanmanın nasıl yapıldığına dair detaylı bilgiler veriyor. Avcı ile kartalın arasındaki ilişkiyi görmek için dahi izlenmesi gereken bir aktivite. Kırgızistan'ın en büyük ikinci gölü olan ve 3000 metre rakımda bulunan Son Göl, Narin Bölgesi'nin en popüler turistik rotası. Bişkek'e yaklaşık 300 km mesafede bulunan göl çevresinde geleneksel yurt kamplarında konaklayarak Kırgız geleneklerini yerinde yaşama şansınız var. Göl çevresinde ata binebilir, uzun yürüyüşler yapabilir, at bakımı ve sağımlarına katılabilirsiniz. Narin Bölgesi'nde görülecek yerlerden bir diğeri de Orta Asya'nın en eski tarihi, mimari eserlerinden biri olan Taş Rabat Kervansarayı. Başkent Bişkek'e 430 km mesafede bir geçitte yer alan kervansaray, İpek Yolu ticaretinin sekteye uğramaması, Çin'den gelen kervanların dinlenmesi ve kar fırtınalarından korunması için yapılmış. Kırgızistan'da görülecek daha pek çok yer var elbette, Oş ve Celal Abad bölgesinde dağ geçişleri, göller ve Üzgen Tarih Kompleksi gibi doğa ve kültür gezileri yapmayı sevenler için pek çok seçenek bulunuyor. Kırgızistan kimsenin gezmek için aklına gelmeyen bir ülke olsa da, yakın zamanda adını daha çok duymaya başlayacağımıza eminim. Siz de bu çiçekler ülkesini gezi rotalarınıza bir an önce ekleyin! Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi Eylül 2022 sayısında yayınlanmıştır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kirmizi-guzellik-kokina-nedir", "text": "Her yıl kasım ayının son haftası veya aralık ayı ile beraber sokaklarda, çiçekçilerin tezgahlarında, sosyal medyada kırmızı meyveli ve yeşil yapraklı buketler halinde satılan çiçekler görmeye başlarız. Halk arasında kokina olarak bilinen ve yılbaşının vazgeçilmezlerinden olan bu çiçek; şüphesiz kırmızı ve yeşil renkleriyle yılbaşına ruhunu en iyi yansıtan çiçeklerden birisidir. Kokinalar yılın bu zamanlarında ortaya çıktığı her yerde farklı ve sıcak bir hava yaratmaktadır. Birçok kişi için kokinaları görmek bile yüzlerinde mutlu bir gülümseme yayılmasını sağlamaktadır. Yunanca kırmızı anlamına gelen kokina çiçeği, yeni yıl yaklaşınca yeşil yaprakları arasına silcan adlı kırmızı bir meyvenin iplerle bağlanarak birleştirilmesiyle yapılıyor. Kokina çiçeği yapay ya da canlı bitkiler olarak karşınıza çıkabilir. Eğer herhangi bir yerde, yeşil yapraklarının arasındaki kırmızı kokina çiçeğinin üzerinde kırmızı ipler görürseniz şaşırmayın. Çünkü bu, onun yapay bir kokina olduğunu göstermez. Bu durum birçok kişiye garip gelebilir. Kokina çiçeği genelde Roman aileler tarafından koparılıp yapılmaktadır, kokina çiçeği toplanırken ise çok büyük emekler harcanmaktadır. Zira yeşil yapraklarının dikenli olması bu işlemi hayli zahmetli hale getirmektedir. Normal çiçekler gibi olmadığından, bu çiçeği güzel ve hoş bir görünüme getirmek oldukça emek sarf ettiren bir iştir. Çoğu yerde tavşanmemesi olarak da bilinen kokina çiçeği, ülkemizin bazı kırsal kesimlerde alternatif tıp yöntemi olarak hastalar üzerinde şifa vermesi için kullanılıyor. Kokinalar ile ilgili olarak halk arasında birçok efsane gezinmektedir. Mesela bunlardan birisi, kokinaların şans, huzur ve mutluluk getireceğine inanılmasıdır. Başka bir efsaneye göre ise; yeni yılda aldığınız kokinalarınız bir sonraki yılbaşına kadar rengi bozulmadan ve kırmızı çiçekleri dökülmeden evinizde aynı şekilde duruyorsa bu, yeni bir ev alacağınız anlamına geliyor veya çok istediğiniz bir dileğinizin gerçekleşeceği de söylenmektedir. Halk arasında yıllardır yayılan bu efsaneler, uzun süre kolay kolay solmamaları gibi özellikleri de yeni yıl hazırlıklarında vazgeçilmez olmalarına etki etmiştir. Yılbaşı zamanına özel bir başka gelenek ise yılbaşı ağacı süslemektir. Yine hemen her yerde farklı tarz ve çeşitlerde süslenmiş çam ağaçları görebilirsiniz. Ancak yılbaşı ağacı süslemek her bütçeye uygun olamayabiliyor. Bunun yanında birçok kişi için yılbaşı ağacı süslemek meşakkatli bir aktivite. Ancak evinize alacağınız bir veya birkaç demet kokina ile hem evinize farklı bir hava katabilir hem de kokinaların getirdiği şans, mutluluk, huzurdan yararlanabilirsiniz. Yine yılbaşı ağacınızı, yeni yıl için hazırladığınız yemek masalarınızı süslerken de kokinaların cazibeli görüntüsünden yararlanabilirsiniz. Bir başka öneri olarak ise kokinaları farklı çiçeklerle bir araya getirerek çeşitli ve yaratıcı aranjmanlar yaratabilirsiniz. Dilerseniz eğer; bu aranjmanları isterseniz sevdiklerinizle yaparak onlarla hoş bir zaman dilimi yaratabilir; isterseniz kendi başınıza yaparak yaratıcılığınızı ön planda tutarak, en sevdiğiniz müzikler eşliğinde kendinize güzel bir ve farklı bir tecrübe armağan edebilirsiniz. Bunlarla beraber kokinalar, büyük zahmetlerle yapılmalarına rağmen her bütçeye uygundurlar. Tabi fiyatları demetlerin büyüklüğüne, başka çiçeklerle yapılan aranjman ve süslemelerine göre değişmekle beraber genel olarak her bütçeye her bütçeye hitap etmektedirler. Kokinalar hakkındaki efsaneler saydık ancak kokinaların yararı bunlardan ibaret değildir. Sağlığınız ve bedeniniz için de çok sayıda yararı bulunmaktadır bu cazibeli çiçeklerin. Örnek verecek olursak eğer kokinaların anti bakteriyel, idrar söktürücü, böbrek taşı düşürücü etkileri ve hatta hemoroit tedavisinde de etkili olduğunun bilinmesinin yanında bu bitkinin, iştah açıcı ve ateş düşürücü etkileri bulunur. Ayrıca ödem attırıcı, eklem ağrılarını giderici, kalp gibi özelliklerinin de yer aldığı ifade ediliyor. Peki, kokinanın bu faydalarından nasıl yararlanabilir, bu bitkiyi nasıl tüketebiliriz? Tabii ki, kokinanın doğrudan meyvesini alıp direkt kendisini tüketmiyoruz. Bitkinin köklerini topladıktan sonra kurutup ardından çay olarak tüketilmesi gerekmektedir. Ancak çayın acı bir tadı olabilir, bu nedenle doğal bitki şurubu gibi tatlandırıcılarla ile tüketilmesi öneriler arasında yer almaktadır. Fakat kokinanın köklerinden elde edilen bu çayı tüketmeden önce doktorunuza danışarak onun önerileri doğrultusunda hareket etmeniz gerektiğini önemle hatırlatmak isteriz. Zira kokina da dahil herhangi bir bitki veya ürünü bilmeden kullanmak istenmeyen bir sağlık problemleri yaşamanıza sebebiyet verebilir. Elbette siz kendi sağlığınızı öncelikle düşünüyorsunuz fakat, yeni yıla girmeden ve yeni yılda herhangi bir aksilik yaşamanızı istemiyor olmamız nedeniyle bir ufak hatırlatma da biz yapmak istedik naçizane. Kokinaların iki farklı bitkinin bir araya gelmiş olması nedeni ile canlılıklarını korumak için birçok bitkiye göre daha özel bir bakım yapmanız gerekiyor. Her ne kadar kokinaları genel olarak vazolarda görüyor olsak da kokinalar saksıda da yetişmektedirler. Eğer kokinaya saksıda bakıyorsanız iklim koşullarına dikkat ederek onu ılıman bir atmosferde tutmalısınız. Evet, bu bitki soğuk havalara karşı dayanıklı ancak yine de iç mekanda ılıman bir iklim sağlanabilir ancak, çok sıcak yerlerden de şiddetle uzak durulmalıdır. Bu hususlar, vazoda bakılan kokinalar için de geçerlidir. Vazoda baktığınız kokinalarınız suyunu ise düzenli aralıklarla değiştirmelisiniz. Saksıda baktığınız kokinalar için diğer bir önemli mesele de sulamadır. Kokinaları sularken kök kısmından suyunuzu vermelisiniz. Sulama miktarı ise bir haftada en fazla iki kez olmalıdır. Eğer bunlarla uğraşmak gözünüzde büyümüşse ve sizi kokina almaktan alıkoyacak ise yapay satılan kokinaları da tercih edebilirsiniz. Küçük bir tavsiye olarak eğer kokinalarınızı kurumaları halinde çöpe atmayın. Yine eviniz çeşitli köşelerini dekore ederken veya yemek masalarınızı süslerken yine kokinalardan yararlanabilirsiniz. Hatta aldığınız bir hediyeye ait hediye paketine ufak bir kokina çiçeği kesip yapıştırmanız da güzel bir paket yapmanızı sağlar. Önemli bir uyarı olarak ise eğer evde küçük çocuğunuz veya bakımını üstlendiğiniz evcil hayvanınız/hayvanlarınız varsa kokinalardan uzak tutmaya çalışın. Gerek iğneli yaprakları gerekse de çiçeğini yemeye çalışmaları halinde bu, onlar için zararlı olabilir. Özellikle de evcil hayvanlarınız için toksik madde içerdiğini belirtmekte yarar görüyoruz. Sevdikleriniz için henüz bir yılbaşı hediye seçmediyseniz kokinalar doğru seçim olabilir. Çünkü kalıcı olmaları ve taşıdıkları özellikleri nedenleri ile uzun soluklu ve hemen unutulup gitmeyen türden hediye olmalarını sağlamaktadır. Bu sebeplerle, sevdiklerinize alacağınız yılbaşı hediyeleri arasına kokinaları da ekleyebilirsiniz. Hatta sadece başkalarına değil; bu sene bir güzellik yapın ve kendi kendinize de kıpkırmızı bir kokina demeti hediye edin! Belki seneye bu zamanlar bir ev sahibi olursunuz veya çok istediğiniz bir dileğiniz gerçekleşir. Kokinalar kadar güzel ve huzur dolu bir yeni yılınız olsun!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kis-tatilinin-tadini-sonuna-kadar-cikaracaginiz-9-yer", "text": "Kışın ve dolayısıyla soğuk havaların gelmesi kimileri için uzun, karanlık ve evden çıkılamayan günler demek iken kimileri için beyaz bir çarşaf ile örtülü doğanın tadını sonuna kadar çıkarmak, kartopu oynamak, kayak yapmak, karda sucuk-ekmek ve hatta kuzey ışıklarını izlemek demek. Eğer siz de ikinci gruptaysanız; kuzey yarımkürede kış tatilinin tadını sonuna kadar çıkaracağınız 9 yer listesi tam size göre. Valizlerinizi hazırlayın, yola çıkıyoruz! Listemizde kayaktan doğa yürüyüşüne, kuzey ışıklarını izleme noktalarından şehirde buz pateni yapabileceğiniz yerlere kadar pek çok seçenek sizi bekliyor. Listemiz en yakın komşumuz ile Bulgaristan ile başlıyor. Bulgaristan kar tatilini en ekonomik şekilde yapabileceğiniz nadir ülkelerden biri. Pirin Dağı eteklerinde bulunan Bansko, 2016 yılındaki Dünya Kayak Ödülleri'nde En İyi Kayak Merkezi Ödülü almış bir yer. Farklı zorluk derecelerindeki çok sayıda pistin toplam uzunluğu 75 kilometreyi buluyor. Doğu Avrupa'nın en popüler kayak merkezlerinden bir olan Bansko'da çok sayıda otel konaklama imkanı sunarken, Avrupa'nın en uygun fiyatlı kayak ve snowboard derslerini burada alabilirsiniz. Ayrıca renkli gece hayatı ile gündüzleri karın akşamları ise eğlencenin tadını çıkarabilirsiniz. İtalya deyince aklınıza gelen ilk yerin Dolomitler, ilk şeyin de kar tatili olmadığını tahmin etmek hiç zor değil. Roma, Floransa, Venedik gölgesinde kalmış olsa da doğa sevenler için muhteşem güzelliklere sahip Dolomitler İtalya'nın kuzeybatısında yer alıyor. Bölge bulunan muhteşem güzelliklteki dağlar Alp Dağları'nın güney uzantıları ve Avusturya ile İtalya sınırını oluşturuyor. Yaz kış doğa severleri misafir eden bölge kışın karlar altındayken şüphesiz çok daha çekici. 3000 metre yükseklikleri zirveler ve buzul gölleri ile muhteşem manzaralar sunan bölge 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girmiş. Farklı zorluk derecesindeki pistleri kayak severleri, spaları ise keyfine düşkünleri tatmin ediyor. Kayak tatiline biraz ara verip masalsı manzalar sunan bir kış tatili yapmaya ne dersiniz? Avusturya'nın Hallstatt aradığınızı bulabileceğiniz bir tatil rotası. Hallstatt Köyü, UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesi'nde yer alıyor. Kıyısında kurulduğu göl ve tarihi evleri ile tam bir fotoğraf stüdyosu gibi. Kış aylarında, karlar altında manzaraların başka güzel olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Hallstat küçük bir köy olduğundan kısa sürede gezip fotoğraflayıp bitireceksiniz bu nedenle gezinize tuz madenlerini ekleyebilir ve Sky Walk denen ve gölü tepeden görebileceğiniz gözlem noktasına çıkabilirsiniz. Hallstatt gezinize Salzburg'u da ekleyerek seyahat sürenizi uzatabilir, güzel manzaraların tadını biraz daha uzun süre çıkabilirsiniz. Bu listeye Avusturya'dan iki farklı yerin olması sizi şaşırtmasın. Üstelik ikisi de kayak değil şehir önerisi. Avusturya'nın başkenti Viyana, tarih, kültür, kafeleri ile ünlü olduğu kadar buz pistleri ile de ünlü. Kış gelip havalar soğuduğunda Viyana'nın bir çok meydanına devasa buz pistleri kurulur, bu Viyana'da bir kış geleneğidir. Pistler genellikle 24 Aralık Noel Günü açılır ve iki ay açık kalır. Genci yaşlısı, kadını erkeği bu pistlerde paten yapar. İzlemek de en az kaymak kadar keyifli olsa da malzeme kiralayıp siz de bu eğlenceye dahil olabilirsiniz. Listemize kış sporları sevenlere yönelik başka bir destinasyon ile devam ediyoruz. Zermat, İsviçre ile İtalya sınırında yer alan bir dağ köyü. Yüksek dağlarla çevrili bölge İsviçre'nin en popüler kayak merkezlerinden biri. Farklı zorluk derecelerine sahip çok sayıda pistin toplam uzunluğu ise 200 kilometreyi aşıyor. Pek çok farklı pisti, muhteşem Alp Dağları manzaraları ile kayak sevenlerin başını döndüren merkez kaymayanlar için de pek çok kış yürüyüş rotası ve izleme noktasına ulaşım imkanı sunuyor. Kayak severler için bir başka mükemmel destinasyon Fransa Alplerinde yer alan Val Thorens. Avrupa'nın en yüksek kayak noktası olarak bilinen bölgeye kar Mayıs ayına kadar yağmaya devam ettiğinde kış keyfi uzun süre devam ediyor. Kayak sevenler için uzun bir sezon vaadeden Val Thorens'in bir avantajı da düşük sezonda gittiğiniz uygun fiyata kış tatili yapabilme imkanı sunması. Ben kaymayacağım diyenler için de çok sayıda kış yürüyüş rotası, izleme noktası ve zipline bulunuyor. Avrupa'nın güneyinden hızla kuzeyine doğru çıkıyoruz, artık kayak keyfini bırakıp biraz da peri masallarının peşinden koşalım. Rovaniemi deyince bu isim kulağınıza tanıdık gelmeyebilir, peki Noel Baba'nın evi desek size bir şeyler çağrıştırdı mı? Kuzey Kutup Dairesi içindeki bu küçük köy, Noel Baba'nın resmi memleketi olarak kabul ediliyor. Köy bütün yıl ziyarete açık olmasına rağmen en çok rağbet gördüğü dönem kış ayları. Rovaniemi, kuzey ışıklarını yakalamak, bir buz restoranında öğle yemeği yemek veya geceyi eski bir buz otelinde geçirmek için harika bir yer. Vahşi kutup hayvanlarını doğal ortamında görme imkanı, kar arabası ve kızak gezintisi de yapabileceğiniz diğer aktiviteler. Dünya üzerindeki en etkileyici doğa olayı ne diye sorsanız kesinlikle kuzey ışıkları olarak bilinen Aurora derdim. Kuzey ışıklarını izlemek için farklı yerler olsa da bu işin en kurumsallaşmış olduğu yerlerin başında Finlandiya'nın Lapland geliyor. Buzdan otellerden konaklama deneyiminin yerini şimdi kuzey ışıklarını yattığınız yerden izlemenize olanak tanıyan cam kubbeli oteller aldı. Karda kızağa binme, vahşi doğada yürüme gibi her türlü kış aktivitesinin bulunduğu bölgede meşhur Fin Hamamları'nın da tadını doyasıya çıkarmanız mümkün. Kuzeye gitmeye başlayınca insan kendisini tutamaz oluyor. İzlanda kış aylarında özellikle kuzey ışıklarını izlemek isteyenler için muhteşem bir kış destinasyonu. Avrupa'nın en büyük buzulu olan Vatnajökull Buzulu üzerinde, hatta içinde yapılacak bir yürüyüş hayatınızın en unutulmaz deneyimlerinden biri olacaktır. Beş-altı saat süren buzul yürüyüşü bölgeyi bilen bir rehber eşliğinde yapılabiliyor ve ihtiyacınız olan ekipmanlar da tur şirketleri tarafından sağlanıyor. Ateşin ve buzun ülkesi İzlanda'da tam anlamıyla bir kış deneyimi için buzul yürüyüşünden başka bir seçenek düşünemiyorum. Birbirinden güzel ve çekici bu destinasyonları gördükten sonra dahi hala kış tatili sevmiyorum diyorsanız sizi güney yarımkürenin uçsuz bucaksız plajlarına ışınlayabiliriz. Mauritius, Zanzibar, Güney Afrika, Maldivler gibi pek çok yer biz kışı yaşarken deniz ve kumun tadını çıkarıyor. Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi Şubat 2022 sayısında yayınlanmıştır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kisin-antalyada-gezilebilecek-yerler", "text": "Türkiye'nin \"tatil cenneti\" olarak bilinen Antalya, yaz aylarında gerek yerli gerekse yabancı turistlerin uğrak merkezi halini alıyor. Doğal güzellikleri; muhteşem plajları, şelaleleri, antik kentleri ve gece hayatı düşünüldüğünde bu bölgeye ilginin her geçen gün daha da arttığını söylemek mümkün. Evet; Antalya tatili denildiğinde akla ilk olarak deniz, kum ve güneş üçlüsü geliyor. Ama aslında kış aylarında bölgeye gelen turistler için de çok çeşitli imkanlar var. Sakinlik; uygun fiyat avantajları, istediğiniz yerde konaklama imkanı, gezme için uygun hava koşulları ve benzer bir dizi avantajdan bahsedilebilir. Gezi rotasına başlamadan önce Antalya kiralık villa sayfası üzerinden villa konaklama seçeneklerine bakarak; filtreler sayesinde size en uygun villaları listeleyebileceğinizi ekleyelim. İlk kez öğrenenler şaşırmış olabilir ama evet, Antalya'da bir kayak merkezi var. Bakırlı Dağı'nın yamaçlarında yaklaşık olarak 2550 metrelerde bulunan Saklıkent Kayak Merkezi hem amatörler hem de profesyonellere uygun pistler barındırıyor. Gezerken aynı zamanda eğlenmek ve farklı aktiviteler yapmak isteyenler bu kayak merkezini kış aylarında listenin en başına ekleyebilirler. \"Denizden gökyüzüne\" mottosuyla hizmet veren Olympos Teleferik, Olimpos Beydağları Milli Parkı'nda yer alıyor. Yemyeşil çam ormanlarının üstünden geçip kayalıkları ve dik yamaçları tepeden görmek gerçekten bambaşka bir deneyim. Yine gezi ve aktivite seçeneklerini bir arada uygulamak isteyenler için harika bir durak. Antalya'nın eski şehir merkezi kaleiçi, şehrin dokusunu en iyi yansıtan bölgelerin başında geliyor. Tarihi evler; dar sokaklar, özenle dekore edilmiş kafe ve oteller epey ilgi çekici. Ama aslında daha önemlisi Osmanlı Dönemi eserlerinin bölgede hala yaşatılıyor olması. Kaleiçi'ni ziyaret edip güzel bir yürüyüş eşliğinde harika dakikalar geçirebilirsiniz. Elmalı ilçesinde bulunan Avlan Gölü, karstik oluşumla meydana gelmiş olan bir göl. Özellikle bölgeye kar yağışının olduğu bir döneme denk gelirseniz harika manzaralar sunduğuna emin olabilirsiniz. Görmekte yarar var. Tarihi gezileri sevenler için Antalya'daki Arkeoloji Müzesi başta Helenistik Dönem'e ait olan bir dizi eseri barındırıyor. Seramik ve mozaik salonları, portreler, tiyatro salonu, lahitler, simgeler, paralar ve Türk-İslam dönemi çalışma salonları detaylar arasında. Tarih gezisi rotası kapsamında su kemerleri, agoralar, hamamlar, tiyatro ve diğer kalıntılar sebebiyle Phaselis Antik Kenti'ni gezip döneme dair araştırmalar yapabilirsiniz. Bizans Dönemi'ne ait küçük bazilika kalıntılarını da mutlaka görmelisiniz. Alanya'nın simgeleri arasında yer alan Alanya Kalesi, deniz seviyesinden yaklaşık 250 metre yükseklikte. Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılan kalede surların uzunluğu toplamda 6,5 kilometreyi buluyor. Antalya'ya gitmişken bu görkemli kaleyi de gezip görmekte gerekiyor. Damlataş Mağarası, bölgeye yapılacak liman için taş çıkarılması sırasında bulunan bir mağara. Alanya Kalesi'nin batısında yer alan bu mağara, 50 metrelik bir geçit sunuyor. İsminin Damlataş olmasının sebebi ise su damlacıklarının sarkıt halini almasından kaynaklanıyor. Mağarada yaz-kış fark etmeksizin sıcaklık 22 derece. Antalya Ulu Camii olarak da geçen Yivliminare Camii, 13. yüzyıla Selçuklu tarafından inşa edilen muhteşem bir eser. Hatta Antalya'nın ilk İslami yapılarından biri. Kesme taştan yapılan kaide, tuğla ve turkuaz renkli gövde kısmı özellikle dikkat çekici. Ancak en önemli ayrıntılardan biri isminden geliyor; minare, alışılmışın dışında yivli şekilde inşa edilmiş. Genel olarak bakıldığında yaz aylarındaki yoğunluktan uzaklaşıp kafa dinlemek ve şehri doyasıya gezmek için Antalya'da kış tatili oldukça mantıklı. Konaklama konusundaki seçenekler ise oldukça geniş. Özellikle ekonomik seçeneklere yoğunlaşanlar Antalya ucuz otel fiyatları sayfasından genel olarak tüm otelleri listeyelebilir ve filtreleme yaparak kendileri için en uygun olan işletmeyi rahatlıkla bulabilirler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kisin-guvenle-seyahat-etmek-icin-araciniz-hazir-mi", "text": "Seyahat aşkı kar, yağmur dinlemiyor. Hatta bazı rotalarda kar ve yağmur olmazsa olmaz. Hepimiz gezmek için bavullarımızı özenle hazırlıyoruz, peki aynı özeni araçlarımıza gösteriyor muyuz? Kışın araç kullanmak düşündüğünüzden daha tehlikeli olabiliyor. Alınabilecek küçük önlemlerle, tüm sorunların üstesinden gelmek ise mümkün. İşte kışın güvenle seyahat etmek için aracınızı hazırlama önerileri! Yolunuz uzun da kısa da olsa, net görüş hayati önem taşıyor. Aracınızın camlarınızın temiz olduğundan emin olmalı, bunun yanında silecekler içinde ufak ayarlamalar yapmalısınız. Silecek suyunu %50 antifiriz sıvı, %50 su ile doldurarak donmanın önüne geçebilirsiniz. Kışın araba yıkamak yalnızca bakım için değil, aracın sağlamlığı için de gerekli görülüyor. Kışın yollar sık sık tuzlandığı için araca sıçrayan tuzlar arabanın yüzeylerinin çok hızlı korozyona uğramasına neden oluyor. Bu nedenle özellikle yollar tuzlandığında seyahat ediyorsanız, aracı sık sık yıkamaya özen göstermelisiniz. İster araba ister motosiklet kullanın, lastik tüm araçlarda güvenliğin temel koşulu oluyor. Lastiklerin yıpranmasına, şişkinliğine, diş derinliğine muhakkak bakmalısınız. Diş derinliğinin 1.6 milimetreden az olmamasına dikkat etmeli ve aşınmış lastiklerle kesinlikle yola çıkmamalısınız. Çok ağır, yüklü bir araçla yola çıkarken, basınçları standart değerlerin biraz üzerinde tutmalısınız. Böylece daha az yakıt harcayarak seyahatinizi güvenle sürdürebilirsiniz. Ayrıca rotanızdaki hava durumunu dikkatle incelemeli aracınızı yola uygun hale getirmelisiniz. Kar varsa muhakkak kar zinciri takmalısınız. Kış için tasarlanan, yer tutuşu yüksek motosiklet lastiği ve otomobil lastikleri de alabilirsiniz. Özellikle karlı ve sisli havalarda görüş mesafesi azaldığı için yol boyunca kısa farlar açık bir şekilde yolculuk etmek gerekebiliyor. Uzun yolculuklar öncesinde kısa ve uzun farları kontrol etmeyi unutmamalısınız. Yakıt deposunun dolu olması tüm seyahatler için çok önemli. Özellikle kış aylarında yola çıkmadan önce yakıt deposunun dolu olduğundan emin olmalısınız. Olası bir yolda kalma durumunda, ısınma ihtiyacı için de aracı kullanmanız gerekebileceğini hep aklınızın bir kenarında tutarak temkinli davranmalısınız. Aracınızın hava filtresini kışa girerken temizlemeli ya da değiştirmelisiniz. Önemli bu ayrıntı birçok kişi tarafından atlanıyor. Yıllık bakım, araçların gereksinimi. Ancak uzun yollara, zorlu şartlarda yolculuklara, çıkacaksanız kontrol çok daha önemli hale geliyor. Kışın saatler boyunca sizi taşıyacak aracınızı yola çıkmadan önce muayeneye götürmelisiniz. Frenler, motor ve teknik aksam için onay aldıktan sonra gönül rahatlığı ile yola çıkabilirsiniz. Kış aylarında kazalar çok daha fazla görülüyor, elbette gönül ister ki güvenle yolculuk edelim ancak her ihtimale karşı aracınızda bir ilk yardım çantası bulunması gerekiyor. Eğer çantanızda eksikler varsa yola çıkmadan önce tamamlamaya özen göstermelisiniz. Aracınızın eksiklerini tamamladıysanız yola çıkmaya hazırsınız demek. Yalnız kış aylarında seyahat yaparken mevcut rotanıza alternatif bir rota daha belirlemelisiniz. Olası kazalar, yol kapanmalarına karşı her zaman bir B planınız olmalı. Gideceğiniz yere ulaşan küçük köy yollarına bakarak saatler sürecek bir sorunun üstesinden kolaylıkla gelebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/konak-ta-gezilecek-yerler", "text": "Bazı şehirler vardır, defalarca gider, her gittiğinizde yeni rotalar keşfeder, daha önce görmediğiniz yerler görür, tatmadığınız lezzetler tadar, bilmediğiniz hikayeler dinlersiniz. İşte ülkemizin en güzel şehirlerinden biri olan, kadim İzmir de o şehirlerden. Büyük İskender'in kurduğu şehir tarih boyunca Anadolu'nun önemli merkezlerinden biri olmuş. Bu güzel şehrin merkezi şüphesiz Konak İlçesi. İzmir'in merkez ilçesi olan Konak'ta gezilecek yerler listesi yapmak istedim ama liste oldukça uzun, öyle bir günde iki günde bitecek gibi değil. Ben bu yazıda favori noktalarımı yazdım, sizin de olmazsa olmaz dedikleriniz varsa mutlaka yorumlara ekleyin! İzmir, Antik Çağ'dan bu yana Anadolu'ya açılan kapı olması nedeniyle önemli bir merkez olmuş. İzmir'in merkez ilçesi yani kalbi Konak ise 2400 yıl kadar önce Smyrnalılar tarafından bugünkü Kadifekale, o zamanlar adı Pagos olan tepeye yerleşmişler. Smyrna'nın Pagos tepesine yerleşme hikayesi mitolojik hikayelere konu olmuş. Efsaneye göre Büyük İskender İzmir'e geldiğinde Pagos Tepesi'nde ava çıkar. Av sırasında Nemesisler Tapınağı'nın önündeki çınarın altında uyuyakalır. İskender'in rüyasına giren iki Nemesis Pagos Tepesi'ne yeni bir kent kurmasını isterler. Büyük İskender rüyasını yorumlamaları için hemen kahinlerden görüş alır. Kahinlerden biri \"Kutsal Meles çayının yanındaki Pagos Tepesi'nde yerleşecek İzmirliler eskisinden dört kez daha mutlu olacaklar...\" diye yorumlar rüyayı. Bunun üzerine Smyrna burada kurulur. İzmirlilerin mutlu, neşeli olmalarının sebebi belki de bu rüyadır, kim bilir... Bu efsane Roma Dönemi'nde sikkelere dahi konu olmuş, o sikkelerden biri bugün British Museum'da sergileniyor. İzmir sırasıyla; Roma, Doğu Roma, Beylikler Döneminde Emir Çaka Bey, yeniden Doğu Roma, sahil kesimine yerleşen Cenevizliler derken 14. yüzyılda Aydınoğulları İzmir'i alır. Ancak sahil kesimleri hala Cenevizlilerin elindedir. Bu durum Aşağı Şehir, Yukarı Şehir; Müslüman İzmir, Gavur İzmir gibi adlandırmalara sebep olmuş. 15. yüzyıla geldiğimizde İzmir Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmış. Anadolu'nun Akdeniz'e açılan kapısı konumundaki şehir ticaretin önemli merkezlerinden biri olmuş. Fransa, Hollanda ve İngiltere'den tüccarlar şehre yerleşmeye başlar. Türk, Ermeni, Rum çeşitliliğine Avrupalı levantenler de eklenmiş, şehir kozmopolit bir yapıya kavuşmuş. Kurtuluş Savaşı'nda Yunan Orduları denize dökülmesi ile İzmir bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin şehirlerinden biri olmuş, 1924'te İzmir Vilayeti adını almıştır. Konak uzun süre İzmir'in merkezi ve merkez ilçe durumunda iken 1987'den itibaren Konak Belediyesi adını almıştır. Bu nedenledir ki Konak'ın tarihini anlatırken İzmir'in tarihini anlatmam gerekti, ikisini birbirinden ayırmamız mümkün değil. Konak'ı birkaç ana mahalleye bölerek gezi planınızı oluşturabilirsiniz, ben bu yazıda Konak Merkez, Alsancak, Kemeraltı ve Basmane şeklinde gezilecek yerleri ayrıştırarak anlatmaya çalışacağım. Aşağıda semt semt ayrıştırılmış olarak Konak'ta gezilecek yerler listesi yer alıyor. Yazının devamında listede bulunan yerleri teker teker anlatıyorum, lütfen okumaya devam edin! - Konak Merkezde Gezilecek Yerler - Saat Kulesi - Yalı Konak Camii - Milli Kütüphane - İzmir Devlet Opera Ve Balesi Elhamra Sahnesi - İzmir Arkeoloji Müzesi - Konak Pier - Osmanlı Bankası Binaları - Dario Morena Sokağı - Tarihi Asansör - Smyrna Antik Kenti Smyrna Agorası - Altınyol - Kadifekale - Alsancak'ta Gezilecek Yerler - Kordon Konserler & Festivaller - Pasaport - Arkas Sanat Merkezi - Atatürk Evi - Kültürpark - Kemeraltı'nda Gezilecek Yerler - Kemeraltı Çarşısı - Kızlarağası Hanı - Hisar Camii - Havra Sokak - Sinyora Sinagogu - Abacıoğlu Hanı - Basmane'de Gezilecek Yerler - İsmet İnönü Anı Evi ve Kitaplığı - Aziz Vukolos Kilisesi - İzmir Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi - Altınpark Arkeolojik Alanı - Kumrulu Mescit - Radyo ve Demokrasi Müzesi - Basmane Oteller Sokağı & Sadık Bey Oteli - Konak Belediyesi Basmane Semt Merkezi - Kadın Müzesi - Dönertaş Sebili - Basmane Tren Garı - Bonus: Aydın Erten Rekreasyon Alanı & Macera Parkı Bu yazıda bahsi geçen yerleri aşağıdaki Konak'ta gezilecek yerler haritası üzerinde görebilirsiniz. Haritaya tıklayarak Google Haritalar uygulaması üzerinde yerleri görebilirsiniz. İzmir'de yaşıyor veya İzmir'e seyahat amaçlı gitmeyi planlıyorsanız; Konak Belediyesi tarafından ücretsiz düzenlenen Kent Tarihi gezilerinden birine katılabilirsiniz. Gezilerle ilgili bilgi almak için belediyenin sosyal medya hesapları veya internet sitesinden bilgi alabilirsiniz. Konak merkez demek İzmir'in merkezi demek, benim için İzmir'in merkezi Saat Kulesi. \"İşte\" diyorum Saat Kulesi'ni görünce \"İzmir'in sıfır noktası burası\". Kadifekale'den Asansör'e Ege Denizi'inden Smyrna Agorası'na kadar olan alanlar Konak merkez olarak kabul ediyor ve ona göre Konak merkezde gezilecek yerler listemi sıralıyorum. Saat Kulesi, 1901 yılında II. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. yılı şerefine Sadrazam Küçük Said Paşa tarafından yaptırılmış. Kulede bulunan saat Alman İmparatoru Kayser II. Wilhelm tarafından hediye edilmiş.25 metre yükseklikte sekizgen platformlu ve 4 katlı kule estetik olarak da çok güzel görünüyor. Saat Kulesi'nin bulunduğu Konak Meydanı'nda ufacık tefecik, sekizgen planlı, çini işlemeli bir camii dikkat çekiyor. İzmir'in en zarif camilerinden biri olan Yalı Konak Camii, 18. yüzyılda yapılmış. Camii ziyarete açık ama çok küçük olduğu için kalabalık olabiliyor. İzmir'in kamu binaları Konak merkezde yer alıyor. Milli Kütüphane bu binalar arasında yer alıyor. 1912'den bu yana hizmet veren kütüphanenin adında milli geçiyor olmasına rağmen aslında bir dernek bünyesinde hizmet veriyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ile meclis kararı alınarak \"Milli Kütüphane\" olarak kullanılmasına izin veriliyor. Kütüphanenin tasarımı Mimar Tahsin Sermet'e ait. Bugün kütüphanede 1,5 milyon kitap bulunuyor. Kütüphanenin arşivinden faydalanabilir, çalışma salonlarını kullanabilirsiniz. Milli Kütüphane'ye maddi kaynak sağlamak için, 1926 yılında, hemen kütüphane binasının yanına yine Mimar Tahsin Sermet Bey imzası ile Elhamra Sineması inşa edilmiş. Neo-klasik tarzı ile hemen dikkat çeken sinema binası bugün İzmir Devlet Opera ve Balesi tarafından aktif olarak kullanılıyor. Bu tarihi binada sahnelenen gösterilerden birini izlemek güzel bir İzmir aktivitesi olabilir. Konak'ta bulunan İzmir Müzesi içinde arkeoloji ve etnoğrafya müzeleri bulunuyor. Müze oldukça büyük, İzmir ve çevresindeki antik kentlerden çıkarılan pek çok buluntu sergileniyor. Ancak bina oldukça eski, ülkemizde müzecilik bu kadar gelişmişken İzmir'e bu müze pek yakışmıyor açıkçası, umarım en kısa zamanda yenilenir. Müze girişi ücretli, Müzekart geçerli. Hayatına 1800'lerin sonunda gümrük binası olarak başlamış olan Konak Pier, 1960'larda balık hali olarak kullanılmış, günümüzde ise alışveriş merkezi olarak kullanılıyor. Ege Denizi'ne uzanan konumu ve Eyfel Kulesi'nin mimarı olan Gustave Eiffel'in şirketi tarafından yapılmış tasarımı ile hala işlevsel ve güzel bir yapı. Konak'ta dolaşırken birbirinden güzel eski binalar göreceksiniz. Bu binalardan biri ülkemizin en eski bankalarından biri olan Osmanlı Bankası binası, aynı cadde üzerinde bu güzellikte, aynı mimari tarzda ancak burası kadar bakımlı olmayan başka yapılar da göreceksiniz, gezerken etrafınıza bakınmayı ihmal etmeyin. İzmir'in en güzel manzaralarından birini izleyebileceğiniz Tarihi Asansör aslında yerleşim yerleri arasındaki yükseklik farklarını bertaraf etmek için 1907 yılında Musevi iş adamı Nesmi Levi tarafından yaptırılmış. Asansör kulesi ayrı estetik, kulenin üst bölümündeki restoran ve kafe alanı ayrı güzel. Asansörü kullanmak ücretsiz, İzmir manzarasının keyifini çıkarmak paha biçilmez. Tarihi Asansör'e çıkan sokak, İtalyan asıllı bir Türk sanatçı Dario Moreno'nın bir dönem yaşadığı evin bulunduğu sokak. 1921 yılında Aydın'da doğan ve İzmir'in Tilkilik semtinde büyüyen sanatçıyı anmak adına sokağa adı verilmiş. Sokak hem Dario Moreno hem de Asansör'e çıkan cadde olması nedeniyle kafelerle dolu şimdi. Sağlı sollu renk renk kafelerde eski Rum evlerinin ortamında sokağın tadını çıkarabilirsiniz. Güzeller güzeli Milli Kütüphane'nin Dario Morena Sokağı girişinde, hemen köşedeki binada çok güzel bir şubesi var. Buradaki kitaplardan faydalanabilir, çalışma salonlarını kullanabilirsiniz. Dario Morena Sokağı'na bakan balkonlarında kitap okumak için bile gidilir. İzmir'de şehrin göbeğinde bir antik kentin kalıntıları olduğunu biliyor muydunuz? Artık biliyorsunuz. Smyrna Antik Kenti'nin agorası yani tüm toplumsal olayların yaşandığı yer burası. Smyrna Agorası, Roma dönemi agoralarının en büyüğü, en iyi korunmuş olanı. Izgara planlı şehrin agorası da dikdörtgen şeklinde yapılmış, ortada avlu çevresinde de bodrum üstüne yapılmış olan binalar bulunuyormuş. Agoranın bodrum katları oldukça sağlam, 2500 yıldır akan bir çeşme ve agorayı dolaşan su sistemi ise beni en çok etkileyen bölümleri. Agorada halen kazılar devam ediyor. Bazilikanın olduğu bölümün altında yapılan kazılarda M. Ö. 2. yüzyıla tarihlenmiş duvar resimleri bulunmuş, dünyadaki en zengin Latince grafiti koleksiyonu olduğunu söylüyorlar. Agora Ören Yeri'ne giriş ücreti 2022 yılında 50 TL, Müzekart ile ücretsiz. İzmir'de adı çıkmış dokuza inmez sekize diyeceğimiz bir yer varsa o da Kadifekale ve çevresi. Halbuki kale çevresindeki gecekondular temizlenmiş, kale bakımlı hale gelmiş, oturup İzmir manzarası izleyebileceğiniz çay bahçeleri açılmış. Yani artık İzmir rotanıza Kadifekale'yi gönül rahatlığı ile ekleyebilir, güvenle kaleyi gezebilirsiniz. Kadifekale, Büyük İskender'in generallerinden Lysimachos tarafından M. Ö.4. yüzyılda yaptırılmış. Kale; antik adı Pagos olan ve deniz seviyesinden 186 metre yüksekte olan Kadife Dağı'nda bulunuyor. Konak'ın tarihçesinden hatırlayacağınız üzere burası Smyrna'nın yeniden kurulduğu yer. Kale, Hellenistik Dönemde kuruluyor ve sonrasında Roma, Doğu Roma ve Osmanlı Dönemi'nde kullanılıyor. Her dönemden kalıntıları kale içinde bulabilirsiniz. Kalede; su sarnıçları, kale surları, burçlar ve İzmir'in ilk İslami yapısı olan Kale Mescidi ziyaret edebileceğiniz alanlar. Sarnıç hala sapasağlam ve çok etkileyici. Kadifekale'ye giriş ücretsiz. Kadifekale'ye çıkarken yolun solunda İzmir manzaraları taş döşeli bir yol göreceksiniz. Bu yol Roma döneminde yapılmış bir antik yol. Şu an sadece belli bir bölümünü gördüğümüz yolun, Smyra'dan Efes'e uzanan Altın Yol'un bir bölümü olduğu tahmin ediliyor. Şehrin orta yerine hala yaşayan bir antik yol, çok etkileyici değil mi? Üstelik ilk günkü gibi sapasağlam. Kemeraltı, İzmir'in en hareketli, en canlı, en ne ararsanız bulabileceğiniz yeri; İzmir'in en eski alışveriş merkezi Tarihi Kemeraltı Çarşısı, sinagogları, hanları, yeme-içme mekanları ve dükkanları ile dev bir açık hava müzesi desek yeridir. Kemeraltı denilince akla ilk gelen, İzmir'e gelen turistlerin mutlaka ziyaret ettikleri bir yer varsa orası Tarihi Kemeraltı Çarşısı'dır. Çarşının kapladığı toplam alan çok geniş, satılan ürünler binbir çeşit olsa da kapalı çarşı olarak yapılmış olan Kızlarağası Hanı ve Hisar Camii elbette en bilinen yerleridir. Kemeraltı çarşısında kömürcüden gelinlikçiye çok geniş bir yelpazede ürün satan dükkanlar ile karşılaşabilirsiniz. Ayrıca çarşıda Konak'a özgü birbirinden güzel sokak lezzetlerinin tadına bakabilirsiniz. Lezzetler için vaktiniz yoksa bile çarşının ara sokaklarında mutlaka bir kahve molası vermenizi öneririm. Havra Sokak, Kemeraltı'nın en hareketli sokaklarından biri, meyveden balığa, sakattan boyoza kadar herşeyi bulabileceğiniz tezgahlar gün içinde hep cıvıl cıvıl. Bu sokağı takip ederek Kemeraltı'ndan Agora Ören Yeri'ne çıkabilirsiniz. Havra sokağının paralelinde bulunan Küçük Karaosmanoğlu Han'ın restora edilmesi ile turizme açılmış olan Lagora Old Town Otel, Kemeraltı'nda yemek veya kahve molası vermek için güzel bir alternatif. Kemeraltı bir zamanlar Yahudi Mahallesi imiş, bu nedenle semtte 9 tane sinagog bulunuyor. Bir kısmı restorasyondan geçmiş, ziyarete açık, bir kısmının ise halen tadilat/restorasyon çalışmaları devam ediyor. La Sinyora Sinagogu, Havra Sokağı'na yakın sinagoglardan biri. Şadırvanaltı Camii'den Havra Sokağı'na doğru devam ederken Synagogues tabelasını göreceksiniz. Tabelayı takip ederseniz sinagogun önce dış duvarlarını sonra da kapısını göreceksiniz. 17. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen sinagogun yemyeşil bahçesi insanı şaşırtıyor. Bahçede kocaman bir turunç ağacı var, bu ağacın meyvelerinin bereket, çocuğu olmayanlara çocuk getirdiğine inanılıyormuş. Bu ağacın turunçları Kemeraltı'ndan kalkıp Amerikalara kadar gidiyormuş. Sinagogun ibadet alanı oldukça geniş, sade ve şık manzara resimleri ile süslü duvaları mavi beyaz ağırlıklı renkleri ile çok iç açıcı. Sinagoglarda ibadet camilerde olduğu gibi kadın erkek ayrı şekilde yapılıyor. Üst katı kadınlara ayrılmış olan sinagogu yaptıran Donna Gracia'nın lakabı Sinyora olduğundan burası da Sinyora Sinagogu olarak anılıyor. Sinagoglar halka açık ibadethaneler olmuyor çoğunlukla bu nedenle gitmeden önce arayıp haber vermeniz iyi olur. Kemeraltı Çarşısı'nın kalabalığından bir adımda uzaklaşabilirsiniz desem inanır mısınız? Abacıoğlu Hanı, dışarıdaki çılgın kalabalığa inat ne zaman gitsem sakin. Hanın avlusunda farklı mutfaklardan lezzetleri tadabileceğiniz restoranlar, kahve molası verebileceğiniz kafeleri ve hediyelik eşya dükkanları ile capcanlı bir yer. Handa nerede yemek yiyelim derseniz Köftecioğlu Kardeşler ve Boşnak yemekleri yapan Ayşa denediğim ve memnun kaldığım yerler. Abacıoğlu Hanı, Konak Belediye Başkanlığı tarafından esnafın da desteği alınarak restore edilmiş ve 2007 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihe Saygı Yerel Koruma Ödülü'nü, 2011 yılında da Philippe Rotthier Avrupa Mimarlık Yarışması Ödülü ve Tarihi Kentler Birliği Uygulama Ödülü'nü almış. Geldik Konak'ın en sosyal, en havadar kısmı olan Alsancak'a. Kordon boyunca sıralanmış kafe ve restoranlar, deniz kıyısında geniş yürüyüş ve spor alanları ile İzmirlilerin ve İzmir'i ziyaret edenlerin en çok zaman geçirdikleri yerlerinde başında Alsancak geliyor. İzmir denince şüphesiz akla gelen ilk yerlerin başında Kordon geliyor. Yürüyüşe çıkan, arkadaşları ile buluşan, boş boş denizi seyreden, film çeken, aşkını ilan eden, herkesi burada bulabilirsiniz. Sahil boyunca sıralanan balık pişiriciler, kahvaltıcılar, midyeciler, barlar, restoranlar ile İzmir'in en sosyal alanlarından biri Kordon Boyu. Pek çok açıkhava festival ve konseri de burada yapılıyor. Kordon boyunda yürüyüşe çıktığınızda dalga desenli kaldırımlar da mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Bu kaldırımlar 1957 yılında Demokrat Parti'den İzmir Belediye Başkanı seçilen Avukat Faruk Tunca döneminde yapılmış. Faruk Bey'in hem Türkiye hem de Avrupa güzeli seçilmiş olan eşi Günseli Başar, Brezilya'da, Rio de Janerio'nun Copacabana sahillerinde bu deseni görmüş ve eşine Kordon'a bu desende kaldırım yapılmasını önermiş. Kordon'da yer alan güzel bir binada Arkas Sanat Merkezi yer alıyor. Arkas ailesinin dünyanın farklı yerlerinden getirdiği eserler burada sergileniyor. Dönemsel sergiler, farklı etkinlikler de yapılıyor merkezde, etkinlik ve sergiler genelde ücretsiz oluyor. Gitmeden programlarına bir bakmak iyi olabilir. Kordon'da yer alan Atatürk Evi Müzesi'nin bulunduğu bina 1800'lerin sonunda bir halı tüccarı tarafından yaptırılmış. Türk Ordusu'nun İzmir'e gelişi ile sahibi evi terk edince, bina devlet mülkiyetine geçmiş. Bir dönem karargah olarak kullanılmış olan bina Atatürk tarafından kullanılmaya başlanınca İzmir Belediyesi binayı satın alarak tamamen Atatürk'ün kullanımına tahsis etmiş. Atamız İzmir'e her gelişince bu binada kalmış. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızdan ayrılmasından sonra bina müze olarak düzenlenmiş. Atatürk'e ait eşyaların sergilendiği müze ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. 1936'da açılmış olan ve İzmir'in ilk fuar alanı olan Kültürpark, o gün bugündür İzmir'in merkezindeki en büyük eğlence alanı olarak hizmet veriyor, İzmir Enternasyonel Fuarı başta olmak üzere pek çok fuar ve etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Bir etkinlik yoksa dahi, geniş yeşil alanlarında sadece yürüyüş yapmak için de ziyaret edebilirsiniz. Alsancak Garı'nın hemen devamında bulunan İzmir'in en çarpıcı binalarından biri olan havagazı fabrikası, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek kültür merkezi haline getirilmiş. 23 bin 250 metrekarelik açık alan ve 2 bin 850 metrelik kapalı alanı ile devasa olan yapının bacası da kendisi gibi dev. 1862 yılında inşaatına başlanan havagazı fabrikası, uzun yıllar İzmirlilere hizmet vermiş ancak elektrik kullanımının yaygınlaşması ile zamanla işlevini kaybetmiş, fabrikanın tamamen kapatılması 1955 yılı. Tarihi fabrika 2008 yılında kültür merkezi olarak yeniden İzmir'e kazandırılmış. Alsancak denince Kıbrıs Şehitleri Caddesi, Sevgi Yolu gibi caddeler, Pasaport iskelesi de var ama onların detaylarını yazma ihtiyacı duymadım. Alsancak'ta gezilecek yerler arasında; Karikatür Müzesi, Mask Müzesi, TCDD Müzesi'ni de sayabiliriz. Bu müzelere gitmediğim için detaylı yazmadım. Basmane, İzmir'e gidenlerin gezmek için pek aklına gelen bir semt değil. Ben de defalarca İzmir'e gitmiş olmama rağmen Basmane'ye ilk kez 2022 yılının Eylül ayında gittim. Gittim ve bugüne kadar gitmediğime üzüldüm açıkçası. Bambaşka bir dünya var Basmane'de. Konak Belediyesi'nin girişimleri ile son yıllarda iyi anlamda inanılmaz bir değişim, dönüşüm geçişmiş, çok kültürlü bir semt karşılardı beni. Basmane'nin tarihi sokakları arasında bir sokak var ki hem fotoğraflamak için çok güzel, hem de Türkiye tarihinde önemli rol oynamış birinin doğduğu ev. İnönü Sokak'ta yer alan İsmet İnönü Anı Evi, müze olarak düzenlenmiş, giriş ücretsiz. İki katlı evin odaları sergi alanları olarak düzenlenmiş. Evin mutfağı ise orijinal hali ile korunmuş. Evin en etkileyici parçalarından biri ise üst kattaki arka odanın duvarında sergilenen İzmir'in kurtuluşu sırasında kadınların evde diktikleri bayraklardan biri. Aziz Vukolos Kilisesi, Aziz Yuhanna'nın müritlerinden Aziz Vukolos'a ithaf edilmiş ve adını da buradan almış. 19. yüzyılda Rum Ortodoks cemaati tarafında yapılmış olan kilise, cemaati kalmayınca atıl durumda kalmış. 14 Şubat 1924'te, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün isteği ile, İzmir'in ilk arkeoloji müzesi olarak Asar-ı Atika Müzesi adıyla hizmet vermeye başlamış. Müzeden sonra devlet opera balesinin deposu olarak kullanılan bina, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek, bugün etkinlik ve sergilerin yapıldığı bir kültür merkezi olarak hizmet veriyor. Etkinlikleri takip etmenizi öneririm, ilginç konserler olabiliyormuş. Herkese açık olan kiliseye giriş ücretsiz. Aziz Vukolos Kilisesi'nin müştemilatı olarak inşa edilmiş olan bina bugün Basın Müzesi olarak hizmet veriyor. Gazeteciliğin gelişim süreci, İzmir ve Türk basınının dünü ve bugününü müzede bulacaklarınız. Giriş ücretsiz. Basmane'de tesadüf eseri bir inşaat sırasında ortaya çıkan Antik Smyrna kentinin kalıntılarının M. Ö. 4. yüzyıla ait olduğu düşünülüyor. Şu an ziyarete açık olmayan alanda kazı çalışmaları devam ediyor. Çevresi tel örgü ile kaplı olduğundan uzaktan görme şansınız var. Basmane sokaklarında gezmenin en güzel yanı, bir kilise, bir arkeolojik alan sonra da bir mesciti ard arda doğal bir akışta görebilmek. Kumrulu Mescit de Basmane sokaklarında karşınıza ansızın çıkıveren bir güzellik. Aslında ismi Abdurrahman Mescidi imiş ama çatısına yuva yapan kumrular nedeniyle Kumrulu Mescit olarak anılmaya başlamış. Avlu duvarında bulunan kitabesine göre M. S. 1757 yılında Hatice Kadın tarafından yaptırılmış. Ben gittiğimde kapalı idi, içeriye giremedim. Basmane'de gezerken genellikle sokak köşelerinde büyük blok taşlar görürseniz, taş deyip geçmeyin, bunlara yardım taşları deniyor. Binek taşı, özellikle kadınların ata veya eşeğe kolay binebilmeleri için; dinlenme taşı, yorulan yolcuların durup soluklanması için; sadaka taşı ise üzerine ihtiyaç sahiplerine verilmesi üzere erzak konması için kullanılırmış. Ne güzel gelenekler değil mi? Bu taşlardan biri hemen Kumrulu Mescit'in karşı köşesinde bulunuyor. Basmane'nin yeni ve güzel müzelerinden biri de Radyo ve Demokrasi Müzesi. Geçmişte radyonun tüm halkın haber kaynağı olduğu zamanlardan çok güzel radyo örnekleri, radyonun demokrasiye katkısına dair pek çok bilgi bulunan müzede Atatürk'ün sesini dinleyebileceğiniz bir radyo da var, görevlilerden yardım isteyerek dinleyebilirsiniz. Müzede binbir çeşit radyo var, eğer eski eşyaları, radyoları seviyorsanız mutlaka uğrayın buraya. Basmane'nin eski konakları yavaş yavaş yeniden sosyal hayata dönüyor, bunu görmek çok mutluluk verici. \"Doktorlar Evi\" olarak anılan bina 2014 yılında Konak Belediyesi tarafından restore edilerek Kadın Müzesi olarak hizmet vermeye başlamış. Özellikle kendi alanında önder, aktivist, tarihi etkilemiş kadınlara dair sergilerin bulunduğu müze hem bina hem de içerik olarak çok güzel. İki katlı binanın her salonunda pek çok kadın hikayesi var, detaylı gezmek için vakit ayırmak gerek. Müze girişi ücretsiz. Bir sonraki İzmir seyahatimde tekrar görmek istediğim yerlerden biri. Basmane'nin en bilinen yerlerinden biri oteller sokağı. Tarihi Basmane Garı'nın karşısındaki sokak, eskiden İzmir'e gelenlerin konakladığı otellerin bulunduğu işlek bir cadde imiş. Otel olarak hizmet veren binaların pek çoğu İzmir'in tanınmış ailelerinin yaşadığı konutlarmış. Sokaktaki pek çok eski konak yenilenmiş veya yenilenme sürecinde. Bu sokak üzerinde şu an terkedilmiş gibi görünen Sadık Bey Oteli binası, Mustafa Kemal Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın doğduğu köşk imiş. Umarım en kısa zamanda restore edilerek sosyal hayata kazandırılır. Anafartalar Caddesi üzerinden bulunan, 1814 yılında Osmanzade Seyyid İsmail Rahmi Efendi tarafından yapılan sebil hem su hem de Ramazan ayında şerbet dağıtılmak üzere kullanılırmış. Çeşmenin iki cephesinin birleştiği yerde bulunan sütun döndüğü için Dönertaş Sebili olarak anılmaya başlanmış. Sütun dönmüyorsa, yapının deprem veya benzeri bir nedenle zarar gördüğü anlaşılsın diye yapılmış. Sebil olarak çok güzel ama üzerindeki taş işlemeleri de muhteşem yapılmış, yakından bakmadan geçmeyin. Basmane'de en beğendiğin, en sevdiğin yer neresi derseniz kesinlikle Sanathane Konak. Konak Belediyesi tarafından restore edilen konaklardan biri olan Sanathane Konak'ta yaz ayları boyunca tiyatro, sinema gösterileri düzenlenen bir açıkhava sahnesi bulunuyor. Bahçesi ayrı güzel, sahnesi ayrı güzel. Sanathanekonak instagram hesabından etkinlikleri takip edebilirsiniz. 2011'de Basmane tren garından binip Selçuk'a gitmiş, oradan da Şirince'ye geçmiştim. Hey gidi günler hey! 1876 yılında Fransızlar tarafından Anadolu'dan İzmir'e İzmir'den Anadolu'ya ticareti hareketlendirmek üzere yapılmış olan Basmane Garı, yıllar içinde Anadolu'dan İzmir'e gelişin sembolü olmuş. Basmane'nin farklı millet, farklı şehir, farklı kültürden insanların uğrak yeri olmasının sebebi bu gar dersek abartmış olmayız sanırım. Basmane'de görebileceğiniz diğer yerleri sıralayacak olursam; Cihan Palas, Basmane Polis Merkezi, Kıllıoğlu Hamamı, Hatuniye Meydanı ve Camii, Müftü Rahmetullah'ın Evi, 1298 Sokak üzerindeki Türk Evi, Emir Sultan Türbesi ve Külliyesi, İsmail İplikçi Dede Türbesi, Bayram yeri, Namazgah Camii, Namazgah Hamamı, Lüks Hamam, Kortijolar Aile evleri. Basmane, tarih boyunca çok kültürlü, kozmopolit bir semt olmuş, bugün de farklı renk ve kültürleri ağırlamaya devam ediyor. Konak'ın tamamı için söylemek isterim ki, sokak aralarında dolaşırken ara sıra yukarı doğru bakmayı unutmayın. Hiç beklemediğiniz bir yerde bir duvar resmi, eski bir binanın cumbasındaki işlemeler bir anda yüzünüzü güldürebilir. Konak'a geldiğinizde alternatif bir eğlence arıyorsanız Çınartepe'de bulunan Aydın Erten Rekreasyon Alanı & Macera Parkı aradığınız yer olabilir. Belediye işletmesi olan tesiste kahvaltı ve yemek yiyebileceğiniz ve fiyatları uygun büyük bir restoran alanı bulunuyor. Macera Parkı bölümünde ise zipline'dan dev salıncaklara kadar hem yetişkinler hem de çocuklar için pek çok oyun alanı var. Üstelik bu aletleri kullanmak 2022 yılında sadece 5 TL idi. Toplu taşıma ile kolayca ulaşabileceğiniz alan çocuklu ailelerin bütün günü geçirebileceği bir yer olmuş. Alanın pek güzel bir İzmir manzarası olduğunu da söylemeden geçmeyelim. İzmir merkez ilçelerinden Konak'a gezilip görülecek yerleri görmek için şehir dışından gelecek gezginler, İzmir Otogarını kullanabilirler. İzmir Otogarında faaliyet gösteren otobüs firmalarının telefon numaralarına buradan ulaşabilirsiniz. Konak'a gelmişken; şambali, midye, söğüş, boyoz, lokma, turşu suyu, sübye yemeden dönmeyin! Konak'ın her yeri ayrı bir yemek cenneti desem abartmış olmam sanırım, tüm bu tatlar için mideniz boş olarak yola çıkmanızı öneririm. - Tarihi Abacıoğlu Hanı'nın girişinde bulunan Köfteci Kardeşler'de köfte, - Abacıoğlu Hanı'nın içinde Boşnak yemekleri yapan Ayşa Restoran, - Havra sokağının paralelinde bulunan Küçük Karaosmanoğlu Han'ın restora edilmesi ile turizme açılmış olan Lagora Old Town Otel, Kemeraltı'nda yemek veya kahve molası vermek için güzel bir alternatif, - Kumrucu Şevki'de İzmir usulü kumru, - Boyoz, gevrek, - Hisaörünü Söğüşçüsü'de söğüş, - Zeynel Ergin Gevrek Fırını'ndan gevrek, - Kemeraltı Çarşısı'nda damla sakızlı Türk Kahvesi, - Topçunun Yeri'nde Çöp Şiş, - Kordon'daki balık pişiricilerinden birinde rakı-balık, - Basmane'de 1928'den beri hizmet veren Mehmet Helvacı Oğulları'ndan helva, - Tarihi Basmane Fırını'ndan boyoz, gevrek ve çeşitli unlu mamuller, - Basmane Öztat Lokmacısı'nda lokma, - Gültepe'deki Fasulye Tanesi'nde kuru fasulye ve fırın sütlaç, - Bulabilirseniz kavun çekirdeğinden yapılan sübye şerbeti, - İzmir bomba. Konak, İzmir'in kalbi olunca konaklama seçenekleri de çok fazla. Zincir otellerden, butik otellere kadar her bütçeye göre bir konaklama alternatifi bulabilirsiniz. Konak otelleri 2023 fiyatları 400 TL ile 4000 TL arasında değişiklik gösteriyor. Türkiye'de en iyi otel fiyatlarını veren sitelerden biri olan Enuygun. com Konak otelleri araması yaparak bu fiyatları aldım. Eğer tarih ile iç içe, Konak'ta gezilecek hemen her yere yürüme mesafesinde, gerçek bir han deneyimi yaşamak isterseniz Kemeraltı Çarşısı içinde yer alan 300 yıllık geçmişe sahip olan Küçük Karaosmanoğlu Han'ın restore edilmesi ile hizmete açılmış olan Lagora Old Town Otel'i tercih edebilirsiniz. Avlu'da akşamları canlı müzik ve gün boyu restoran hizmeti verilen otelin odaları ise avluyu çevreliyor. Son Konak gezimi, Pamsworks danışmanlığında Konak Belediyesi'nin ROTA KONAK projesi kapsamında gerçekleştirmiştim. Organizasyonda emeği geçen herkesin bu yazıda emeği var, hepsine ayrı ayrı teşekkürler. İzmir'e gelmişken Buca'yı da ziyaret etmenizi öneririm. Buca ile ilgili merak ettiğiniz herşey Buca'da Gezilecek Yerler yazımda sizi bekliyor, mutlaka göz atın! There are all details about izmir and travel to this lovely city. Minimum three days can be enough I guess. Thank you.. 3 days is enough for the city center."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/konyaalti-nda-gezilecek-yerler", "text": "Antalya'nın turistik açıdan en popüler ilçelerinden biri olan Konyaaltı, şehir merkezinin batısında yer almaktadır. Muratpaşa, Kepez ve Döşemealtı ilçeleriyle çevrilidir. Yaz turizminin uğrak destinasyonlarından biri olarak kabul edilen Konyaaltı; plajları, müzeleri, tarihe tanıklık eden yapıları ve görülmeye değer doğal güzellikleriyle ziyaretçilerine unutulmaz bir gezi deneyimi sunmaktadır. Konyaaltı gezilecek yerler ile Antalya'nın güzelliklerini gözler önüne sererken aynı zamanda ziyaretçiler masmavi denizinin sunduğu manzara ile büyüleyici anlara tanıklık edebilmektedir. Yalnızca ilçenin değil tüm Türkiye'nin en ünlü sahillerinden biri olan Konyaaltı Plajı, eğlenceli atmosferi ve uzun kıyı şeridiyle ziyaretçilerine keyifli anlar sunmaktadır. Antalyalılar olmak üzere yerli ve yabancı turistlerin uğrak yerlerinden biridir. Kumsalında uzun yürüyüşlerin yapılabildiği Konyaaltı Plajı, sığ ve temiz deniziyle ünlüdür. Sahilinin arkasında pek çok konaklama imkanı sunan tesis ve eğlence merkezi hizmet vermektedir. Mavi Bayrak sahibi olan Konyaaltı Plajı, çocuklu aileler ve iyi derecede yüzme bilmeyenler için oldukça uygundur. Bünyesinde şezlong, şemsiye, duş, tuvalet, soyunma kabini, büfe ve kafeterya gibi olanaklar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra plaj boyunca farklı işletmeler ziyaretçilere hizmet vermektedir. Özellikle yaz aylarında akşamın erken saatlerinden gün ışıyana kadar devam eden canlı müzik ile Konyaaltı Plajı'nda eğlence bir an olsun durmamaktadır. Antalya Müzesi, Konyaaltı Plajı'nın hemen kuzeyinde yer almaktadır. Türkiye'nin en büyük müzelerinden biridir. 1922 yılında ilk ziyaretçilerini ağırlamaya başlayan Antalya Müzesi, toplamda 30 bin metrekarelik alan üzerinde hizmet vermektedir. Bünyesindeki 14 sergi salonu ve açık hava galerileri ile birlikte ziyaretçilerini uzun bir tarih yolculuğuna çıkarmaktadır. Antalya'nın ünlü antik bölgelerinden Likya, Pamfilya ve Psidia'daki kentlerde gerçekleştirilen arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda gün yüzüne çıkarılan eserlere ev sahipliği yapmaktadır. Ortalama 5 bin eserin sergilendiği Antalya Müzesi'nde toplamda 30 bini aşkın tarihi açıdan önemli koleksiyon yer almaktadır. Konyaaltı'nın eğlenceli destinasyonlarından biri olan Antalya Aquarium, Türkiye çapında en çok ziyaret edilen tesisler arasında bulunmaktadır. 15 Ağustos 2012 tarihinde Antalya Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde hizmete giren tesis, bünyesindeki tematik parkları ile ünlüdür. 40'a yakın ekosistemi ziyaretçilerine keyifli bir şekilde aktaran destinasyonda birbirinden farklı canlılara tanıklık edilebilmektedir. Özellikle çocuklu ailelerin rağbet ettiği yerlerin başında gelen Antalya Aquarium, su altı dünyasını yakından keşfetmek isteyenler tarafından yıl boyunca ilgi görmektedir. Çocuklar için ayrı oyun alanlarının da bulunduğu Antalya Aquarium'da Snow World, Oceanride XD Cinema ve Wild Park gibi bölümler, ziyaretçilerine eğlence dolu anlar yaşatmaktadır. Konyaaltı'nın tarihine tanıklık etmek isteyenleri ağırlayan Roma Hamamı, 3. yüzyıldan günümüze ulaşmıştır. İlçeye bağlı Gürsu Mahallesi sınırları içerisinde ziyaret edilebilmektedir. 6. yüzyılda büyük bir yangın geçiren yapı, 14. yüzyıla ulaşana dek mimari açıdan pek çok değişikliğe uğramıştır. Bölge halkı tarafından \"Kara Kilise\" adıya da anılan hamam, 1998 yılında alınan karar doğrultusunda 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak kabul edilmiş ve koruma altına alınmıştır. 2009 yılında arkeolojik kazı çalışmalarının gerçekleştirildiği hamamın bir kısmı yıkık durumdadır. Moloz taşlarla yapıldığı düşünülen Roma Hamamı'nın çatısı kiremitlerle örtülmüştür. Roma Dönemi'ni yansıtan en nadide örneklerden biri olarak bilinen hamam; soyunma, soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve spor alanı olmak üzere birçok bölüme ayrılmıştır. Tarih meraklıların uğrak yerlerinden biri olan Roma Hamamı, günümüzde ziyarete açıktır. Geyikbayırı Mağarası, Konyaaltı'nda gezilecek yerler arasında sıralanan doğal güzelliklerden biridir. 6,5 metrelik derinliği ile oldukça gizemli bir görünüme sahip olan mağara, yağışın fazla olduğu dönemlerde sunduğu manzarasıyla adından sıkça söz ettirmektedir. Toplamda 120 metrelik uzunluğa sahip olup, bir kısmında hala çalışmaların devam ettiği bilinmektedir. İdari olarak Konyaaltı'na bağlı Geyikbayırı köyü sınırları içerisinde kalmaktadır. Köy merkezinden ortalama 5 kilometrelik uzaklıkta yer almaktadır. Turizme kazandırma çalışmalarının devam ettiği Geyikbayırı Mağarası, yılın belirli dönemlerinde ziyaretçiler tarafından keşfedilebilmektedir. Genel olarak serin bir havaya sahip olan destinasyon, aktif mağara tipindedir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kopenhag-gezilecek-yerler", "text": "Kopenhag'a gitme zamanı yaklaştıkça Euro kuru yükseldi, Kopenhag yani Danimarka'da para birimi Danimarka Kronu olsa da çapraz kurdan her türlü biz Euro artışından etkileniyorduk. Masraflarımızı en aza indirebilmek için masraf kalemlerimize baktık, genel olarak seyahatlerde en yüksek harcama kalemlerimiz; ulaşım, konaklama ve yeme-içme oluyor. Bizde bu 3 kalemi en minimumda tutmanın yollarını bulduk, çok sorulduğu için bu kısmı detaylıca yazıyorum. Öncelikle bir konuya açıklık getirelim; Kopenhag'da ekonomik konaklama diye birşey yok. Bu nedenle en ekonomik konaklama yöntemi olan hostelde konaklama yapmayı tercih ettik. Madem hostelde kalacağız bari en merkezi olan hangisi ise orada kalalım dedik ve Nyhaun bölgesinde yer alan Bedwood Hostel'i bulduk. Hostelimizin dışarıdan görüntüsü çok güzeldi, merkezi olması harika ve bize çok kolaylık sağladı, yoruldukça dönüp dinlenme şansımız oldu. Ancak gecelik kişi başı 45 euro gibi bir para ödedik ki 2 kişi için 90 euro gecelik konaklama maliyeti hostel için oldukça pahalı... Birkaç arkadaşımız da Down Town Hostel'de kalmışlar, memnun kalmışlar. Kopenhag'a ucuz uçak bileti bulduğumuzu söylemiştim, bu nedenle ulaşımı ucuza getirme yöntemi olarak şehir içi ulaşımı da ucuza getirirsek maliyetlerimizi düşük tutabileceğimizi düşündük. Havaalanından şehir merkezine 24 saat metro var, 4 euro civarında tutuyor kron karşılığı, gidiş-dönüş 8,5 euroya bu konuyu çözmüş olduk. Metro ağı oldukça yaygın şehir içinde gezmek için turistlere özel günlük, iki günlük kartlar da var ama görülecek yerlerin çoğu yürüme mesafesinde olduğundan biz ekstra metro kartı almadık. İkinci gün şehri bisikletle gezmek için 8 saatlik bisiklet kiraladık, ona da 10 euro verdik. Kopenhag'da yerliler de çoğunlukla yiyecek ve içeceğini marketten alıp deniz veya kanal kıyısında oturarak karnını doyuruyor veya içki keyfi yapıyor, biz de onlara uyduk. Netto ve zincir marketlerin hepsinde micro dalgada veya tavada ısıtabileceğiniz yemekler, salatalar gibi ekonomik yemek seçenekleri mevcut. İçeceğinizle birlikte kişi başı 50 krona rahatlıkla karnınızı doyurabilirsiniz. Ayrıca Kopenhag'da street food kültürü oldukça yaygın. Farklı bölgelerde sokak yemekleri yapılan geniş pazar yerine benzer alanlar var. Buralarda içkiden sandviçe, dünya yemeklerinden tatlıya kadar pekçok lezzeti bulabiliyorsunuz. Reffen bölgesi sokak yemekleri yapılan yerler arasında şu aralar en popüleri, biz oraya yetişemedik ama gitmek isterseniz Nyhaun'dan feribot ile ulaşabiliyorsunuz. Oraya kadar gitmek istemem derseniz, Nyhaun'daki bisiklet ve yayalar için yapılmış köprüden Christianshavn bölgesine geçer geçmez köprünün ayağında BroensGadeKokken yer alıyor. Danimarka'nın iki önemli markası Carlsberg ve Tuborg'dan bahsetmeden yeme-içmi kısmını geçmek olmaz. Marketlerde 10-12 kron, restoranlardaysa 30-50 kron aralığında bira içebilirsiniz. Carlsberg ve Tuborg dışında pek çok yerel biraları olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Kopenhag'a gitmek için uçağımız Cuma akşamı 22:40'ta Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan kalktı. Bu da demek oluyor ki gece yarısından sonra Kopenhag'a varacağız. Kopenhag'ın en güzel özelliklerinden biri havaalanından şehir merkezine 24 saat metro olması. Danimarka ile aramızdaki saat farkının da etkisi ile gece 01:00 gibi Kopenhag'a indik. Havaalanı sakin, pasaport sırası az idi hızlıca havaalanından çıkabildik böylece. Metro biletlerini kredi kartı ile havaalanındaki kiosklardan satın aldık, Kiosklarda İngilizce dil seçimi var, kolayca bileti aldık böylece. Metro bileti tek yön için kişi başı 32 kron, yani 4 eurodan azıcık fazla. Hostelimiz Bedwood, Nyhaun bölgesinde yani şehrin tam göbeğinde ve gece hayatının da hareketli olduğu bölgede olduğu için indiğimizde hala sokaklar hareketli idi. Alkolün etkisi ile sallanan bedenler arasından hostelimize ulaşıp hızlıca odamıza yerleştik. Odamız 10 kişilik yatakhane tipi bir oda idi, bunu biliyorduk elbette. Ancak bilmediğimiz kısım odamızda senfoni orkestrası gibi horlayan arkadaşların olması idi. Normalde her şartta uyuyan ben bu orkestranın sesiyle uzun süre mücadele ettim. Kulaklık, müzik, ne yaptımsa kar etmedi, 02:30 gibi hostele ulaşmamıza rağmen benim uyumam sabah 04:00'ü bulmuştu. Hostelimizin dış görünüşü ve ortak alanları çok kullanışlı ve güzel olmasına karşın kaldığımız odadaki horlama gürültüsü ve yatakların darlığı nedeniyle yatakhane kısmından mutlu olmadığımı söyleyebilirim. Hostelimiz Nyhaun bölgesindeki en eski binalardan biri ve ana caddeden bir avluya doğru girişi var, turistlerin binayı görmeye sık sık geldiğini söylemekte de fayda var. Siz de Kopenhag'a giderseniz Nyhaun 63 nolu avluya mutlaka girip bir bakın. Sonunda Kopenhag keşfimiz başlıyor. Uykusuzluk biraz vursa da sabah 09:30 gibi sokaklardayız, henüz şehirde hareketlilik başlamamış. Kopenhag gezilecek yerler listemiz uzun, zamanımız kısa. Denizci barınaklarından, depolara, genel evlerden barlara kadar herşey denizciler için yapılmış zamanında. Şimdi ise şehrin en hareketli ve en turistik yeri. Burası fotoğraf çekmek, birşeyler yiyip içmek için şehrin en güzel yeri. İllaki kanal kıyısındaki restoranlara oturmanız gerekmiyor, yiyecek içeceğinizi alıp kanal kıyısına oturabilirsiniz çoğu insan öyle yapıyor. Nyhaun kıyısında yan yana iki kırmızı ev görecekseniz, bu evlerden biri Hans Christian Andersen'in Masal Evi. Çocukken keyifle okuduğumuz Andersen Masalları'nın yazarının masallarının canlandırıldığı evi 40 kron karşılığında ziyaret edebilirsiniz. Nyhaun'da kanalın ters yönüne doğru ilerlediğinizde geniş bir meydana çıkıyorsunuz. Meydan biz gittiğimizde metro çalışması nedeniye kapalı idi. Meydanın bir köşesinde ihtişamlı, dışında heykeller olan bir bina göreceksiniz, burası bir tiyatro binası. Avrupa'da tiyatro binaları kendi başına birer sanat eseri gibidir, Kopenhag da bizi bu anlamda şaşırtmadı. Bu meydanın bir köşesi meşhur alışveriş caddesi Ströget'e çıkıyor ama biz şimdilik o yöne değil, kalenin olduğu diğer yöne doğru gezimize devam ediyoruz. Bu meydanın adı Kongens Nytorv, aynı zamanda havaalanından şehir merkezine ulaşmak için inmeniz gereken Kongens Nytorv metro durağına da ev sahipliği yapıyor. Kongens Meydanından Amalienborg Sarayı'na doğru ilerlerken solda soğan kubbeli bir kilise göreceksiniz. Burası Rus Çarı ile evlenen Danimarka prensesinin desteğiyle Alexander Nevsky adına yaptırılmış bir Rus Ortodoks Kilisesi, tipik bir Rus mimarisi. Amelienborg Sarayı kraliyet varlıklarını görmek isteyenler için uygun bir ziyaret noktası olabilir. Biz iki günde müze, saray gezmeye vakit ayırmadığımız için içeriye girmedik. Burası halen saray olarak kullanılıyor aynı zamanda müzesi de var. Her gün 12:00'de nöbetçi değişim töreni var sarayın önünde. Bu nöbet değişimleri benim pek ilgimi çekmiyor ama herkes görmek için geliyor. Biz tesadüfen o saatlerde sarayın önüne gelmiştik ve acayip bir kalabalık vardı, bir gariplik olduğunu düşünüp oradaki Danimarkalılardan birine sorunca kralın 50. doğum günü olduğunu ve halkı selamlayacağı için burada toplandıklarını öğrendim. Doğum günü hafta boyunca farklı aktivitelerle kutlanmış, biz de tam doğum gününün olduğu güne denk gelmişiz. Mermer Kilise ve Amalienborg Sarayı'nı geçip kanala doğru yönelirseniz Amalie Garden adındaki saray bahçesine ulaşacaksınız. Kanal kıyısında oturup dinlenmek için çok güzel küçük bir bahçe, saray bahçesi deyince aklınıza devasa bir yer gelmesin. Kopenhag'da en sevdiğim yerlerden biri bu Kastellet yani Kopenhag Kalesi oldu. Yukarıdan bakılınca beşgen bir yıldız şeklinde görünen kalenin iki kat iç suru, dolayısıyla çevresinde iki kat su havuzları var. Zaten yeşil olan bir şehirde bir de sularla çevrili bir kale yaparsanız masallardan fırlamış bir kale görüntüsü ortaya çıkıyormuş. Kaleye yaklaşırken yol üstündeki St. Alban Kilisesi, içerideki yeldeğirmeni, kırmızı askeri binaları, suda yüzen balıkçıl, kuğu ve ördekleriyle tam bir masal kalesi... Burada kahve molası verip çimlerde biraz yayılmaktan kendimizi alıkoyamadık. Beşgen yıldız şeklindeki yapının 2 kapısı var, kapıdan girince başka bir çağa geçiş yapıyorsunuz. Kalenin içinde de küçük bir kilise var ve Mermer Kilise'de göremediğimiz düğünü burada yakalıyoruz. Askeri kıyafetler içindeki damat ve aile fertleri ile masalın devamını da burada yaşıyoruz. Kopenhag'ın simgesi Küçük Denizkızı sanırım buradaki en ilginç olmayan şey. Andersen'in Küçük Denizkızı masalından esinlenilerek inşa edilmiş küçük bronz bir denizkızı heykeli, sular yükselince su içinde kalıyor, çekilince üstüne oturduğu kayayla birlikte suyun dışında kalıyormuş, biz dışarıda olduğu zamana denk geldik. Uzakdoğulu turist akınına uğramış denizkızının yanında fazla vakit kaybetmeden gezimize devam ettik. Kopenhag'ın en hareketli, alışveriş ve yeme-içme caddesi burası. Eski Danimarka evleri ile süslenmiş bu caddeyi kesen bütün sokaklar da görmeye değer. Kongens Meydanı'ndan başlayan cadde Belediye binasına kadar devam ediyor. Cadde üzerinde Guiness Rekorlar Müzesi'nden Lego mağazasına, küçük meydanlarda müzik yapan gruplardan dönercilere kadar herşey var. Belediye Binası'nı geçtikten sonra da Kopenhag'ın içindeki büyük bir lunaparka ulaşıyorsunuz, burası Tivoli. Büyükler için oyun parkı diye düşünebilirsiniz. Giriş ücreti 110 kron idi yanılmıyorsam, Kopenhag'da birkaç günümüz daha olsa belki girebilirdik. Stroget ve çevre sokaklarda dolandıktan sonra kralın doğum günü şerefine yapacağı geçit töreni için yeniden Kongens Meydanı'ndayız. Bir bando takımı, gazilerden oluşan bir karşılama ekibi, birkaç polis ve askerden başka turist ve yerli halk kalabalığı var. Kral mütevazi bir şekilde halkı selamladı. Geçit töreninden sonra kendimizi kanal kıyısında sakin bir yere atıp biraz dinlenmek istedik. Play House'ın önündeki basamaklara Danimarkalılar gibi oturup manzaranın tadını çıkardık. Kanalda karşılıklı yapılmış iki bina Play House ve Opera House bence mimari olarak Kopenhag ile uyumsuz, kanaldan birbirlerini izleyen iki çirkin bina. Tiyatro binası gibi mimari dokuya uyan bir opera binası Kopenhag'a çok daha fazla yakışırdı. İlk günü böylece bitirdik. Zaten uykusuz olduğumuzdan bir an önce yatıp dinlenmek istedik, önümüzde bir koca gün daha vardı. Bu arada fotoğrafların çekildiği saatler akşam 22:00 civarı, kuzeye yaklaştıkça günler uzadığı için gün ışığından maksimumda faydalanma şansımız oldu. Oster Voldgade caddesinin altında kalan ve sonu \"gade\" ile biten bir sokaklar serisi görecekseniz Kopenhag haritası üzerinde. İşte o sokaklarde sarı boyalı, kırmızı panjurlu, iki katlı, bir örnek evler var. Bu evler eskiden denizci lojmanları olarak yapılmış. Şimdi ise renkli görüntüleri ile fotoğraf çekmek için harika bir mahalle olmuş. Tabii mahallenin sakinleri hala içinde yaşıyor, bu nedenle saygılı davranmakta fayda var. Bir bahçeden çıkıp diğerine, bu kez Botanik Bahçesi'ne gittik. Dünyanın heryerinden bitkilerin sergilendiği kocaman bir bahçe burası ve girişi ücretsiz. Buranın bahçesinde de piknik yapanlar, spor yapanlar, güneşlenenlerle yaşayan bir yer yapmışlar. Şehrin içinde nefes almak için harika bir bahçe. Bahçede epeyce vakit geçirmişiz, yeniden bisikletlerimize atlayıp Pilestrade caddesine devam ediyoruz. Hedefimiz Round Tower, 17. yüzyılda gözlem kulesi olarak inşa edilmiş bu kule Avrupa'daki hala kullanılan en eski gözlem kulesi olma özelliğini taşıyor. 268,5 metre yükseklikteki kuleye çıkmak için merdiven kullanmıyorsunuz, döne döne bir rampadan tırmanıyorsunuz. Kule çıkışı iyi ışık yakalarsanız oldukça güzel fotoğraf kareleri yakalayabileceğiniz bir yer. Kulenin tepesinde ise Kopenhag manzarası sizi bekliyor, Kopenhag manzarası izleyebileceğiniz kulelerden biri burası. Kuleye çıkış 25 kron; Pazartesi, Perşembe, Cuma, Cumartesi, Pazar günleri 10:00-18:00 arası, Salı ve Çarşamba günleri ise 10:00-21:00 arası ziyaret edilebilir. Bir sonraki durağımız Christiana Bölgesini de içine alan Christians Havn. Burası Nyhaun'un karşı kıyısı, Overgaden Oven Vandet limanı ile eskiden Nyhaun'a yanaşan teknelere ev sahipliği yapmaya başlamış bir bölge. Meşhur Savior Kulesi de bu bölge içinde. Kule dışından döne döne çıkılan Savior Kulesi ve Kilisesi yine bu bölgede yer alıyor. Kuleye çıkış var, 400 basamak çıkışın 150 basamağını dışarıdan tırmanıyorsunuz, yükseklik korkusu olanlar için zor olabilir. Kopenhag manzarası izlenebilecek diğer kule de burası. Mermer Kilise, Round Tower ve Savior Kuleleri şehir manzarası için tercih edebileceğiniz farklı noktalar. Kopenhag genel olarak estetik sokaklarla dolu olsa da bazı sokaklar diğerlerinden biraz daha güzel 🙂 Siz bizim gibi bisikletle sokak sokak gezme fırsatı bulamayabilirsiniz, bu yüzden hızlı bir liste yapayım istedim. - Stroget: burası zaten Kopenhag'ın en hareketli alışveriş caddesi demiştik, yine de estetik olarak çok güzel. - Pilestrade: Burası da Stroget'in alternatifi olan cadde, Round Tower da bu cadde üzerinde. - Pistolstrade: Bu sokağın içinde çok eski birkaç tane renkli bina var, onların önünde de bir restoran. - Magstrade: Stroget'i kesen başka bir sokak daha. Burası bizim Karaköy'e daha yakın bir bölge, kafe ve barların yoğun olduğu. - Overgaden Oven Vandet: yukarıda buradan bahsetmiştim, burası da yatlarla dolu keyifli bir liman. Kopenhag'dan ne alınır diye sorarsanız, ben hiçbir şey almadım 🙂 Ama illaki almak isterseniz Troll oyuncaklar, seramik veya yünden yapılan hediyelik eşyalar ve amberden yapılmış mücevher ve takılar hediyelik almak isteyenler için seçenekler. Kopenhag'da genel olarak fiyatlar yüksek ama bir istinası var, Flying Tiger isimli bir mağaza zinciri. Burayı bizdeki bir milyoncular gibi düşünebilirsiniz ama ülke Danimarka olunca içerideki ürünler çoğunlukla tasarım ürünleri. Hem zevkli ürünler hem de ekonomik. Kopenhag aşağıdaki sarı logoyu gördüyseniz kaçırmayın girin 🙂 Burası bizdeki BİM'e karşılık gelebilecek bir market zinciri. Fiyatlar oldukça iyi ve 7-23 hizmet veriyorlar. Burası planımızda olmasına rağmen uğramadan geçmişiz 🙂 Farkettiğimizde epey uzaklamıştık, geri dönmedik. Burası kapalı bir pazar yeri, içinde hem yemek hem de manav, hem kasap gibi pek çok alternatif bulacağınız bir yer. Vaktiniz olursa uğrayın, biz kaçırdık. Kopenhag'da para bozdurmak için Stroget ve çevresinde döviz büroları göreceksiniz bol bol. Nyhaun bölgesinde ise hiç döviz bürosu yok, ona göre hazırlıklı olmanızda fayda var. Döviz büroları %4 komisyon alıyorlar. Böylece bozdurduğunuz paranın %4'ü pul oluyor, aklınızda olsun. Biz hafta sonu gittiğimiz için bankadan döviz bozdurma şansımız olmadı, bankalar komisyon almıyor olabilir, deneyimlen varsa yazıya yorum olarak eklerse harika olur. - Uçak biletimizi alalı aylar olmuştu, o zaman için 450TL idi, bütün hesaplarım 5,49 euro kuru ile yapıldı yani 82 uçak bileti, - 2 gece kaldığımız hostel için kişi başı ödediğimiz rakam 95 idi, Kopenhag'da konaklama pahalı vesselam ???? - 8 saatlik bisiklet kiraladık, bir bisikletin ücreti 10 idi - Gezmekten yorulunca kanal turu yapalım dedik ve 1 saatlik kanal turu için 11 (85 kron) vermiş olduk, daha ucuz (50 kron) bir tur da vardı ama sonuncusunu kaçırdık. Tavsiyem; kanal turuna gerek yok ???? - Havaalanına gidiş-geliş kullandığımız tren için kişi başı toplam 8,5 ödedik. - Round Tower çıkışına yaklaşık 3 ödedik (25 kron) - Geri kalan 34,5 yemek için harcadığımız rakam, bunun içinde Türkiye'den getirdiğimiz yiyecekler, Kopenhag'dan yaptığımız market alışverişi gibi herşey dahil. Euro karşısında en çok burada avantaj sağladık 🙂 - Çeşme suyu içiliyor, suya para vermedik, - Hostelde kahvemizi yapıp termosla yanımızda taşıdık, kahveye para vermedik, - Şehirdeki bütün umumi tuvaletler ücretsiz, ona da para vermedik. Para birimi olarak Danimarka Kron'u kullanıyorlar, kolay anlaşılsın diye Kopenhag gezi maliyetlerini euro cinsinden yazdım. Seyahatlerimi anlık takip etmek isterseniz instagram hesabıma göz atabilir, videolu içeriklerim için youtube kanalıma abone olabilirsiniz. Çok güzel bir rehber olmuş. Not aldım teşekkürler. Umarım ileride sizin gibi bir gezgin olabilirim. Umarım benden çok daha fazla gezer, görürsünüz. Merhaba, ben İsveç'e geçmedim Kopenhag'dan bir yorum yapamayacağım. Internet için biz paket almadık, wifi oldukça yaygındı, ondan faydalandık. biz de agustosta oglumla gidiyoruz. işim gereği cok önceden plan yapamadıgım için hep bilet konusunda kazık yiyorum. Ucuz uçak bileti bulma yolları yazım size yardımcı olacaktır. Yazınızi cok büyük bir keyifle okudum. Onsekiz yıl önce Danimarka da üç yıl yaşadık. Döndükten sonrada birkaç kez gittik. Bizim ikinci vatanimız gibi çok seviyoruz. Ayrıca Nettoya haksızlık yapmayalım???? Bim ayarındaki zincir marketler Aldi dır. Nettodan çok daha ucuzlar. Güzel bir yazı olmuş eğer yolum düşerse bir gün dediklerinize kesinlikle dikkat edeceğim. Teşekkürler.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/koprulu-kanyon-milli-parki-antalya", "text": "Türkiye'nin kanyon zengini şehri Antalya'nın en bilinen, en popüler, en turistik kanyonu neresi diye sorarsanız, cevap çok basit: Köprülü Kanyon. Kanyon ile birlikte 36 bin hektarlık bir alanı kaplayan bölge ise 1973 yılında milli park ilan edilmiş olan Köprülü Kanyon Milli Parkı. Bu yazıda Köprülü Kanyon Milli Parkı hakkında genel bilgiler, giriş ücreti, ulaşım, yapılacak aktiviteler gibi merak ettiğiniz herşeyi bulacaksınız. Köprülü Kanyon 14 kilometrelik uzunluğu ile Türkiye'nin en uzun kanyonları arasında yer alıyor. Milli park içinde yer alan çeşitli endemik türler ve servi ormanları kanyonun doğal çeşitliliğini zenginleştiriyor. 36 bin hektarlık alana yayılmış olan kanyon ve çevresi 1973 yılında milli park ilan edilmiş. Milli park içinde görebileceğiniz önemli yerleri aşağıda sıraladım. Isparta'nın Sütçüler ilçesi sınırlarında Toros Dağları'ndan doğan Köprüçay Irmağı, Antalya'nın Serik ilçesinin güneyinde Akdeniz ile buluşuyor, yani burada denize dökülüyor. Köprüçay Irmağı'nın yıllarca oyduğu vadinin yüksek duvarları yer yer 100 metreye kadar ulaşıyor. Köprülü Kanyon adını ise Köprüçay üzerinde bulunan antik Oluk Köprüsü'nden almış ve Köprülü Kanyon olarak anılmaya başlanmış. Oluk Köprüsü, antik dönemden kalma, Köprüçay üzerine yapılmış bir taş köprü. Yüksekliği 22 metre, genişliği ise sadece 2.7 metre yani oldukça dar bir köprü. Antalya-Alanya ana yolundan Köprüçay Irmağı'nı takip eden yola döndüğünüzde yol boyunca muhteşem manzaralar size eşlik edecek. Milli park olarak bilinen nokta olan ve Roma döneminde kalmış olan Oluk Köprüsü rafting veya bot gibi aktivitelerin de başlama noktası. Oluk Köprüsü'nden geçerek ana yola ırmağın sağından gidip solundan dönerek her iki taraftaki manzaraları görebilirsiniz. Oluk Köprüsü'nden sonra 11 kilometre daha tepeye doğru devam ederek M. Ö. 5. yy. da kurulmuş olan Selge Antik Kenti'ne ulaşabilirsiniz. Antik kentin şu an ayakta sadece tiyatrosu ayakta, bu nedenle gittiğinizde hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Vaktiniz kısıtlı ise, zamanınızı Aspendos Antik Kenti'ne harcamanızı öneririm. Selge Antik Kenti'ne doğru çıkarken \"Adam Kayalar\" olarak bilinen kayaların ilginç doğal şekilleri de görülmeye değer bir başka güzellik. Beşkonak yönünden gelip Oluk Köprüsü'nü geçip Köprüçay'ın diğer yanından ana yola dönerseniz yol üstünde bir antik köprü daha göreceksiniz, o köprünün adı Büğrüm Köprüsü. Köprünün bulunduğu noktada çardakların bulunduğu bir piknik alanı bulunuyor. Burada suyun da debisi azaldığı için havalar güzel olduğunda burada suya giren ve piknik yapan çok insan oluyor. Ben Mart ayında gittiğimden kimsecikler yoktu. Su da müthiş görünüyordu. Köprülü Kanyon'dan 16 kilometre kuzeye doğru devam ettiğinizde manzarası ile meşhur Tazı Kanyonu'na ulaşırsınız. Köprüçay Irmağı'nın aşındırdığı yüksek duvarların oluşturduğu kanyon son yıllarda popülerliğini artıran yerlerden biri. Daha fazla bilgi için Tazı Kanyonu yazıma mutlaka bir göz atın. Aziz Paul'un Anadolu'daki ilk misyonerlik macerası sırasında yürüdüğü yol olarak bilinen ve Türkiye'nin antik yürüyüş yolları arasında yer alan Aziz Paul Yolu'nun 45 km'lik kısmı milli park sınırları içinde kalıyor. Aziz Paul Yolu'nu yürümek isterseniz yürüyüşe Isparta tarafından başlamanız öneriliyor. Köprülü Kanyon Milli Parkı için herhangi bir giriş ücreti yoktur. Bazı internet sitelerinde ücret bilgisi verilmiş olsa da rağbet etmeyin, bilgi doğru değildir. Kanyonda yapacağınız rafting, zipline, ATV kiralama gibi aktivitelerin tabii ki ücretlendirmesi vardır ancak milli park girişi için bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Toros Dağlarından doğan Köprüçay Irmağı, Isparta'nın Sütçüler ilçesi sınırlarından başlayıp Akdeniz Antalya'nın Serik ilçesi yakınlarından Akdeniz'e dökülüyor. Bu yolculuk sırasında geçtiği vadide derin oyuklar oluşturarak bir kanyon oluşturuyor, işte bu kanyonun adı Köprülü Kanyon, koruma altında bulunan alanın adı da Köprülü Kanyon Milli Parkı olarak anılıyor. Google Haritalar'da milli parkın işaretli olduğu nokta ise tarihi Oluk Köprüsü'nün bulunduğu yer. Google haritalardaki konumu için tıklayın. - Köprülü Kanyon, Antalya şehir merkezi arası 90 kilometre, - Köprülü Kanyon, Antalya Havalimanı arası 82 kilometre, - Köprülü Kanyon, Serik ilçe merkezi arası 46 kilometre, - Köprülü Kanyon, Manavgat ilçe merkezi arası 66 kilometre, - Köprülü Kanyon, Aspendos Antik Kenti arası 39 kilometre, - Köprülü Kanyon, Tazı Kanyonu seyir noktası arası 16 kilometre, - Köprülü Kanyon, Selge Antik Kenti arası 11 kilometredir. Köprülü Kanyon Milli Parkı'na özel aracınızla, araç kiralayarak veya Antalya ve çevresinde kaldığınız otellerden günübirlik tur satın alarak gelebilirsiniz. Yol çok geniş olmasa da asfalt ve düzgün bir yol. Milli parka gitmek için, Antalya-Alanya yolunun 45. kilometresinden Beşkonak yönüne doğru kuzeye döneceksiniz. Beşkonak yönüne döndükten sonra Köprülü Kanyon Milli Parkı tabelalarını göreceksiniz zaten. 45 kilometre boyunca Köprüçay Irmağı'nın yanında devam eden çok güzel bir yol size eşlik edecek. Yol boyunca çok sayıda tesis bulunuyor. Çay, kahve veya yemek molası verebilir, veya rafting gibi aktiviteleri buralardan ayarlayabilirsiniz. Köprülü Kanyon Milli Parkı, muhteşem doğası, binlerce yıllık tarihe dayanan geçmişi ile ziyaretçilerine çok sayıda aktivite imkanı sunuyor. - Türkiye'nin en önemli rafting parkurlarından biri Köprüçay üzerinde bulunuyor. Rafting organizasyonu için Antalya'da konakladığınız yerlerden, turizm acentelerinden yardım alabileceğiniz gibi geldiğinizde direkt Oluk Köprüsü veya yol boyu göreceğiniz tesislerden yardım alabilirsiniz. Fiyatlaması bot başına veya kişi başına olabiliyor, iyi pazarlık yapmanız şart. - Köprüçay'da rafting yapmak istemezseniz bot ile daha sakin geziler veya kano turları yapmanız mümkün. - Nehrin sakin kısımlarında yüzebilir veya balık tutabilirsiniz. - Milli park içinde doğa yürüyüşü yapabileceğiniz müthiş rotalar bulunuyor, bireysel olarak veya bir yürüyüş grubu ile doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. - Zipline ve ATV turları ise rafting ile birlikte paket halinde satılan aktiviteler. 2021 Mart ayında gittiğim; Köprülü Kanyon, Tazı Kanyonu ve Aspendos Antik Kenti gezimi anlattığım videoyu aşağıda göreceksiniz. Videoyu izledikten sonra kanalıma abone olmayı unutmayın! - Antalya Merkezde Gezilecek Yerler - Uçansu Şelalesi - Sillyon Antik Kenti - Tazı Kanyonu - Antalya İlinde Gezilecek Yerler - Anlık paylaşımlarım için instagram hesabımı takibe alın. - Daha fazla video izlemek için youtube hesabıma abone olun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/korona-doneminde-seyahat-ederken-dikkat-edilmesi-gerekenler", "text": "Korona virüsü, karantina günleri, seyahat yasakları derken herkes evde çok sıkıldı, çok bunaldı. Havaların ısınması ve seyahat yasaklarının kalkması ile yavaş yavaş herkes kabuğundan çıkıp yola düşmeye başladı. Bu yeni dönemde, seyahat etmek eski yöntemlerimizi unutup yeni bir yol bulmak anlamına geliyordu. Ben de uzun bir evde kalma döneminden sonra uzun zamandır göremediğim ailemi görmek için yola çıktım. İstanbul'dan memleketim Burdur'a giderken rotamı biraz uzatıp, seyahat etme, yeni yerler keşfetme zevkini çıkarayım, diyerek Kütahya, Uşak ve Burdur'da bazı duraklar belirledim. Bu yazımda kendi adıma Korona döneminde seyahat ederken dikkat etmemiz gerekenler ile ilgili notlarımı paylaşacağım, keyifli okumalar! Bundan çok değil 7-8 ay önce hayatımızın bu kadar değişeceğini söyleseler kim inanırdı? Korona virüsü bize büyük bir oyun oynadı, hayatımız hiç tahmin edemeyeceğimiz, sadece bilim kurgu filmlerinde izlesek inanacağımız şekilde değişti. Değişmeye devam ediyor. İlk günler kendimizi film ve dizi izlemeye verdik, sonra çeşit çeşit ekmekler, yemekler, börekler... Ancak tabiatımız gereği dışarıda olmayı seviyoruz. Sosyalleşmeyi, arkadaş ve ailelerimizle oturup uzun sohbetler etmeyi... Bir anda hepsi bitti, hem de hepsi. Ben ve benim gibi seyahat etmeyi hayatının merkezi haline getirmiş insanlar için ise hayat daha da değişti. Üç gün arka arkaya evde oturamayan ben, günlerce hatta haftalarca evden çıkmadım. Evi botanik bahçesine çevirmekle yetindim doğa sevgimi tatmin edebilmek için. Bu zor geçen dönemin sonunda yeşil ışık görünür gibi olup seyahat yasakları kalkınca ve herkes sokaklara akın edince dahi ben bir süre daha evde kalmaya devam ettim. Genel olarak hayatımın her alanında tedbirli biriyimdir ve korona da bundan nasibini aldı. Yazlıkçılar yazlıklarına, memleketçiler memleketlerine gidip ortalık biraz sakinleşince ben de artık evden çıkmanın zamanı geldi dedim ve ailemin yanına Burdur'un Karamanlı ilçesine gitmeye karar verdim. Karar vermesine verdim ama İstanbul'dan Karamanlı'ya yaklaşık 650 kilometre bir yol var. Uçak ve otobüse binmeyi hala güvenli bulmuyorum, ve daha basit bir hayat yaşamak adına aldığımız kararlardan biri nedeniyle son birkaç yıldır kendi aracımız yok. Araç kiralama firmalarına baktığımda ise, en yakın 1 ay sonraya araç bulunabiliyor ve fiyatlar normal zamanlara göre oldukça yüksek. Bu sıkıntılarımı anlattığım yakın arkadaşlarımdan biri olan Hacı Bayhan \"benim arabayla birlikte gidelim\" dedi. Harika bir teklifti, hemen kabul ettim. Biliyordum ki Hacı da korona dönemi boyunca çok dikkat etmiş, zorunlu haller dışında evden hiç çıkmamıştı. Bu kısım benim için önemliydi çünkü 65 yaşını geçmiş olan anne ve babamı riske atmak istemiyordum. Bu yazıya başlarken aslında amacım Kütahya-Uşak rotamı anlatmaktı, ancak yazmaya başlayınca rotadan önce korona döneminde seyahat ederken dikkat edilmesi gerekenler konusunda kendimin neler yaptığını anlatmanın daha faydalı olacağını düşünüp yazının yönünü tamamen değiştirdim. Bilimsel açıklamalardan daha çok ben nelere dikkat ettim onu paylaşacağım. Koronanın hayatımıza girmesi ile birlikte hayatımıza giren maske, eldiven, kolonya ve dezenfektan artık olmazsa olmazlarımız. El çantamda seyahat tipi küçük boy kolonya, kolonyalı mendil ve dezenfektan, sırt çantamda ise büyük boyları yanımda idi seyahatim boyunca. Elbette yolda almak mümkün ama yola çıkmadan tedarik etmek bana daha güvenli geldi. Maskeyi de kutusuyla taşıyoruz arabada, her an lazım olabilir diye. Eldiveni ben oldum olası hiç kullanmadım korona döneminde, faydasına dair net bilimsel veriler de paylaşılmadı, bu yüzden ben eldiven almadım yanıma, ama siz tedbiri artırmak için alabilirsiniz. Ben eldiven giymek yerine her fırsatta yıkamayı veya su yoksa dezenfektan ile temizlemeyi tercih ettim. Yukarıdaki giriş kısmında bahsettiğim gibi, uzun mesafeli bir seyahat için uçak veya otobüs ile seyahat etmek yerine özel araçla seyahat etmeyi tercih ettim. Bu şekilde hem daha tenha yerlerde istediğimiz zaman durup mola verme imkanımız oldu, hem de kalabalıktan uzak kalmayı başardık. Bu yolculuktan sonra uzun zamandır direndiğim araba alma konusunda geri adım atıp ailemize bir araba aldık, adı Panda. Bundan sonra seyahatlerimizde sık sık kendisini göreceksiniz muhtemelen. Toplu taşıma yerine özel araç ile seyahat etmek konusunda benimle aynı fikirde olan büyük bir kesim var sanıyorum, çünkü piyasada istediğiniz özelliklerde araç bulmak da biraz zor bu dönemde. Ama biz 2 hafta gibi bir sürede, istediğimiz aracı bulup aldık. Araç kiralamak da bir seçenek elbette ancak başta söylediğim gibi, pek çok araç kiralama sitesinde yakın tarihli kiralık araç oldukça zor, bulsanız dahi fiyatlar korona öncesine göre epey yüksek. İnsan temasını azaltabilmek için benim çözümlerimden biri yolda verilen molaları en aza indirmek oldu. Bunun için evde kendi kahve veya sıcak / soğuk içeceklerinizi hazırlayıp termos veya seyahat tipi buzluklar ile yanınıza almak, yolluk olarak yine evde hazırladığınız yiyecekler taşımak oldukça işe yarıyor. Sadece benzin almak veya bacaklarımızı açmak için durup durduğumuz yerde de hızlıca tuvalet ihtiyacımızı giderecek şekilde yolumuza devam ettik. Mola yerlerindeki tuvaletlerde alafranga klozetler yerine alaturka tuvaletleri kullanmak ortak kullanılan yüzeyler açısından bana daha sağlıklı geldiği için hep alaturka tuvaletleri tercih ettim. 650 kilometre yol, arada insan birşeyler yemek veya hava almak için de durmak istiyor. Böyle durumlarda önünde en az araba olan, en az insan olan yerleri tercih ettik. O durumda dahi insanlarla sosyal mesafede konusunda ekstra dikkatli davrandık. Benim bu seyahatim Haziran ayının sonu idi. Hem üniversite hem de lise giriş sınavlarından önceki hafta yola çıkmaya özen gösterdim çünkü çocuklu aileler sınavlardan sonra yola çıkacaklardı, yıllardır bu böyle olur, değişmez. Seyahat tarihi belirlerken kitleleri etkileyen bu gibi dönemlere ben hep dikkat ederdim, kalabalık sevmediğim için, korona döneminde çok daha fazla dikkat etmek gerek. Bir diğer önemli nokta ise tam yaz başı, herkes denize gitmek istiyor. Ben ne yaptım? Kütahya-Uşak rotasında antik kentler, yaylalar, kanyonlardan oluşan bir gezi rotası belirledim. Gittiğimiz yerlerde bizim dışımızda 3-5 kişi ancak vardı. Aynı dönemde Ege ve Akdeniz sahilleri dolup taşmaya başlamıştı. Korona döneminde bulaş riskini en aza indirmek istiyorsanız kalabalık olmayan seyahat rotaları tercih edin. Ülkemizde deniz kıyıları dışında gezilecek görülecek çok yer var, illaki tatil yapmak, seyahate çıkmak istiyorsanız kalabalıkların tercih etmeyeceğini düşündüğünüz rotalar bulup oralara gitmek en güvenlisi. Bu kısa yolculuğum sırasında en çok sorulan sorulardan biri nerede kaldığım, nerede konakladığım oldu. Uçak ve otobüsü hala güvenli bulmadığım gibi otel ve benzeri konaklama şekillerini de hala pek güvenli bulmayanlardanım. Virüsün katı yüzeylerde uzun süre yaşadığına dair bulgular var. Siz kendinizi ne kadar dezenfekte ederseniz edin, kalacağınız yerde sizde önce kalan veya orayı temizleyen kişilerin ne izler bıraktığını bilme şansımız maalesef yok. Kendi çadır veya karavanınız varsa hijyen standartlarını kendiniz belirleyerek daha rahat seyahat edebilirsiniz diye düşünüyorum. Otel ve benzeri konaklama şekillerine güvenemediğim için korona döneminde ilk kez yolculuğa çıkarken yanımıza çadırımız ve tüm kamp malzemelerimizi alarak çıktık. İlk planımız 3 gece çadırda konaklamak iken yolda huzursuz olduğumuz için onu 1 geceye indirdik ve bir an önce ailemin evine varıp oradan günü birlik geziler yapmayı tercih ettik. Bayram döneminde de benzer şekilde 2 gece eşimin ailesinin Didim'deki yazlığında, 2 gece benim ailemin Karamanlı'daki evinde kaldık. İlk seyahatimizde bir geceyi de Murat Dağı'nda geçirmeye karar vermiştik, ancak dağa ulaştığımızda gök delinmiş gibi yağmur yağdığı için Murat Dağı'nda Gediz Belediyesi'nin işletmesinde olan bungalovlarda konaklamak zorunda kaldık. Yemeği bungalovun verandasında açık havada yedik, gece kendi uyku tulumlarımızın içinde yattık. Yine de çok huzurlu olduğumu söyleyemem. Çadır veya karavan kampı veya aile evinde kalmak hala korona döneminde bana en güvenli gelen konaklama şekli. Ayrıca katlanır masa ve sandalye gibi kamp malzemeleri ile gittiğimiz yerlerde ortak kullanılan masa, sandalye gibi eşyaları da kullanmaktan kurtulmak iyi oluyor. Eğer mutlaka otel ve benzeri bir yerde konaklayacaksanız Güvenli Turizm Sertifikası olan otelleri tercih etmeye çalışın. Korona döneminde seyahat ederken dikkat edilmesi gerekenler diyerek yola çıkıp koronada yaptığım ilk seyahatin rotasını da detaylarıyla paylaştığım bu yazı umarım işinize yarar, umarım size biraz fikir vermiştir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/korona-doneminde-uygulanan-seyahat-kisitlamalari", "text": "2020 yılının bize en büyük sürprizi olan korona hayatımızı kökten değiştirirken seyahat planlarımızı da derinden sarstı. Yurt dışı seyahatleri hala hayal gibi görünse de bana sık sık sorular \"ülkelerin Türk Vatandaşlarına uygulamadığı seyahat kısıtlamaları neler, kısıtlamalardaki son durumu nereden takip edilebiliriz?\" oldu. Her bir ülkenin güncel durumunu vermek yerine, uygulamalar sürekli değiştiği için uygulamada çok zor, sizlerin korona döneminde uygulanan seyahat kısıtlamaları konusunda bilgi alabileceğiniz yerleri bir listede derlemek istedim. Umarım bu yazıdan faydalanarak yurt dışı seyahatleri yaparsınız ve oralardan bana bir selam çakarsınız. Korona döneminde seyahat ederken dikkat edilmesi gerekenler yazıma da mutlaka bir göz atın. Korona döneminde seyahat etmek oldukça meşakkatli. Zaten zorunlu olmadıkça seyahat etmek için mükemmel bir dönem olduğunu söyleyemeyiz. Her ülke korona döneminde farklı uygulamalar devreye almış olsa da kısıtlamaları belli başlıklar altında toplayabiliriz. - Karantina uygulaması: Gideceğiniz ülkede yurt dışından gelenler için bir karantina uygulanıp uygulanmadığına, uygulanıyor ise süresine dikkat etmelisiniz. Bütün seyahat planınızı buna göre şekillenebilir. 14 gün karantina şartı isteyen bir ülkeye gezmeye gitmek ister misiniz? - PCR Testi: Artık pek çok ülke, ülkeye gelecek olan kişilerden, geliş saatini baz alarak 48 saat içinde, bazıları 2 gün bazıları 5 gün içinde yapılmış PCR Testi istiyor. Tabii ki test sonucunun negatif olması şartıyla. Bazı ülkeler havalimanında test yaptırmanızı isterken bazı ülkeler ülkeye girdikten sonra belli bir süre içinde yaptırmanızı istiyor. Özellikle gelmeden önce PCR testi isteyen ülkeler için dikkat etmeniz, seyahat planını yaparken test sürecini de dahil etmeniz gerekiyor. - Doldurulacak Olan Evrak ve İndirilmesi Gereken Uygulamalar: Bazı ülkeler ülkeye girişte sizi takip edebilmek adına bir form doldurmanızı istiyor. Bu formun uçakta veya havalimanında doldurulması istenebiliyor. Bazı ülkeler, ülkeye gitmeden online bir sağlık formu doldurmanızı isteyebiliyor. Bazı ülkeler ise ülkeye indiğiniz andan itibaren PCR test sonuçlarınızı da yükleyebileceğiniz bir mobil uygulama indirmenizi istiyor. Böylece ülkede bulunduğunuz süre boyunca sizi takip ediyorlar, bizdeki \"hayat eve sığar\" uygulamasına benzer uygulamalar oluyor bunlar. - Diğer uygulamalar: Korona döneminde bir ülkeye gitmeden, seyahat planı yapmadan önce maske kullanım uygulamaları nasıl, restoran, kafe gibi yerler açık mı, müzeler açık mı gibi bilgileri de kontrol etmenizi öneririm. Özellikle turistik bir seyahate gidiyorsanız ve heryer kapalı ise bundan ne kadar keyif alırsınız bilemem. Mesela Türkiye'deki yabancılar hafta sonu ve akşam yasaklarından muaflar ama heryer kapalı olduğu için gidecek yer bulamayıp hava güzelse park ve bahçelerde dolaşıyorlar. Yukarıdaki seyahat kısıtlamalarını gitmeyi planladığınız ülke için mutlaka kontrol etmenizi şiddetle öneririm. Korona da olsa seyahat edeceğim derseniz, en çok mil kazandıran kredi kartları yazım ilginizi çekebilir. Korona döneminde uygulanan seyahat kısıtlamaları konusunda herhangi bilgiye ihtiyacım olduğundan baktığım yerleri aşağıda herhangi bir öncelik sıralaması olmadan paylaşıyorum. Sizin de önerileriniz, şuraya da baksanıza dediğiniz yerler varsa lütfen yorumlara yazın. Dünyanın pek yerine uçak milli havayolu şirketimiz Türk Hava Yolları internet sitesinde \"Yeni Koronavirüs (COVID-19) döneminde seyahat güncellemeleri\" adında bir sayfa hazırlamış. Bu sayfada uçuş sırasında uygulanan tedbirler, koronavirüsü nedeniyle yapılan güncel duyurular, HES kodu uygulaması ve Ülkeler tarafından uygulanan uçuş kısıtlamaları, Türk Vatandaşları için uygulamalar ayrı başlıklar halinde yer alıyor. Bu sayfada yer alan bağlantılardan sizi ilgilendiren kısmı seçerek hem yurt dışından Türkiye'ye hem de Türkiye'den yurt dışına uçuşlar ve ülkeye girişte uygulanan kısıtlamalara ulaşabilirsiniz. Dünyaya seyahat başlığı altında ülkelerin tek tek uygulamaları yer alırken uygulama detayında varış ülkesinde uygulanacak karantina bilgileri, PCR testi gereksinimi, doldurulacak evrak ve form bilgileri, varış ülkesindeki maske kullanım şartları ve varsa diğer gereklilikler nelerdir başlıkları altında ihtiyaç duyacağınız tüm bilgilere yer verilmiş durumda. Bu sayfada yer alan bağlantılar gördüğüm kadarıyla gün aşırı güncelleniyor, hafta sonları ise güncellenmiyor. Pegasus Hava Yolları, kendi uçtuğu ülkeleri kapsayacak şekilde \"Hangi ülkelere uçabilirim?\" adında bir sayfa hazırlamış. Bu sayfada, Pegasus Hava Yolları'nın uçtuğu ülkeleri kapsayan bir ülke listesi, havalimanına gelmeden önce yapılması gerekenler listesi, uçuş öncesi alınması gereken önlemler listesi ve korona ile ilgili güncel duyurular yer alıyor. Her bir ülkenin bağlantısına tıkladığınızda uçuştan önce yapmanız gerekenler, PCR testi uygulaması, karantina uygulaması ve kabul koşulları detaylı olarak açıklanmış. Uçuş öncesi doldurulması gereken sağlık formu gibi formlar varsa bu sayfadan ilgili formlara da ulaşabiliyorsunuz. Bu sayfada yer alan bağlantılar gördüğüm kadarıyla gün aşırı güncelleniyor, hafta sonları ise güncellenmiyor. Sadece havayolu şirketlerinin üye olabildiği IATA yani Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği, dünyadaki tüm ülkelerin koronavirüs seyahat kısıtlamaları bilgisine ulaşabileceğiniz \"COVID-19 Travel Regulations Map\" adında bir sayfa tasarlamış. Site tüm dünyanın kullanabilmesi için İngilizce olarak hazırlanmış. Bu sayfada ülke sınırı olmaksızın tüm ülkelerin seyahat kısıtlamalarını bulabilirsiniz. Gitmek istediğiniz ülkeyi seçtiğinizde o ülkenin hangi ülkelere ne gibi kısıtlamalar getirdiğini görebilirsiniz. Bu sayfadaki bilgilerin havayolu şirketlerinden alınarak derlendiğini unutmamanız, güncelliği konusunda tereddütünüz varsa mutlaka gideceğiniz ülkenin resmi otoritelerinin duyuru kanallarını kontrol etmeniz gerektiğini unutmayın. Seyahat kısıtlamalarını takip edebileceğiniz bir diğer internet sitesi ve uygulaması ise Skyscanner. \"Seyahat Kısıtlamaları\" başlığı altında bir sayfa hazırlamışlar. Yukarıdaki 3 siteden görsel olarak çok daha güzel olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Kalkış noktasınızı seçtiğinizde, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz şekilde, o ülkeden gidilecek ülkeler için kısıtlamaları 4 kategoriye ayırmışlar: Düşük düzeyde kısıtlama, orta düzeyde kısıtlama, yüksek düzeyde kısıtlama ve kısıtlamalar bilinmiyor şeklinde. Ben kalkış noktası olarak Türkiye seçtiğimde tablo yukarıdaki şekilde çıktı. Bu sayfada çok kullanışlı olan bir diğer bilgi ise gitmek istediğiniz ülkeyi seçtiğinizde, seyahat kısıtlamalarının yanısıra o ülkedeki korona seyir durumuna dair bilgi veriyor olması. Bir diğer güzel uygulama, verilerin hangi tarih itibariyle geçirli olduğunu sayfalarında belirtmiş olmaları. \"Bilgiler 15 Ocak 2021 itibariyle geçerlidir\" şeklinde bir ifade yer alıyor. Bu haritadaki bilgileri de İATA'dan alıyorlar, ancak gösterim şekli çok daha iyi ve İngilizce bilmeyenler için Türkçe açıklamaları detaylıca yazılmış. Seyahat kısıtlamalarını takip ettiğim yerlere geçmeden önce önemli bir uyarı yapmak istiyorum. Koronavirüs sayıları, yayılımı her gün değişkenlik gösterdiğinden ülkeler her 24 saatte bir uygulamalarında değişiklik yapabiliyor. Bu nedenle aşağıdaki sitelerden incelemelerinizi yapsanız da seyahatiniz yakın tarihte ise, her gün gideğiniz ülkenin korona konusunda resmi duyurularını yaptığı internet sitesini takip edip, en güncel bilgiyi oradan almanızı tavsiye ederim. Hemen bir örnekle konuya açıklık getireyim. Korona döneminde tek yurt dışı uçak biletimi, 2020'nin Kasım ayında Ukrayna'nın Lviv şehrine aldım. Ben biletleri aldığımda Ukrayna Türk Vatandaşlarını \"green zone\" dediği gruba almıştı ve ne PCR testi, ne de herhangi bir karantina uygulaması yapıyordu. Ülkelerin sürekli uygulamalarını değiştirdiğini bildiğim için uçuşumuza günler kala Ukrayna'nın resmi duyurularını yaptığı VisitUkraine. Today internet sitesini her gün takip etmeye başladım ve bir Cuma akşamı Ukrayna Türkiye'yi \"red zone\" a aldığını duyurdu. Bu durumda ya gitmeden 48 saat önce PCR testi yaptırmanız ya da gittiğinizde test yaptırmanız ve karantinaya girmeniz gerekiyordu. Bunlarla uğraşmamak için seyahat planımızı iptal ettim. Ancak duyuru hafta sonuna geldiği için Türk Hava Yolları ve Pegasus Hava Yolları internet sitelerinde eski uygulama bilgisi devam ediyordu, Pazartesi güncellemeler yapıldı. Bu nedenle mutlaka ve mutlaka gideceğiniz ülkenin duyurularını takip etmenizde fayda var. Umarım kafanızdaki soru işaretlerine cevap bulabilmişizdir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kota-kinabalu-sabah", "text": "Malezya'nın Sabah Eyaleti'nin idari merkezi, kuzey Borneo'nun en hareketli şehri ve dünyaya açılan kapısı Kota Kinabalu. Adını Malezya ve Borneo'nun en yüksek dağından alan şehir muhteşem gün batımları, hareketli gece pazarları, muhteşem sualtı güzelliklerine yakınlığı ve çok sayıda alışveriş merkezi ile uzak ve yakın ülkelerden gelen gezgin ve turistler için bir cazibe merkezi. 2 haftalık Kuzey Borneo gezi rotamızın ilk durağı olan Kota Kinabalu nerede, nasıl gidilir, gitmek için en iyi zaman nedir, ne yenir, nerede kalınır ve Kota Kinabalu'da gezilecek yerler listesi ve çok daha fazlası Kota Kinabalu gezi rehberi niteliğindeki yazımda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Kota Kinabalu, 15. yüzyılda Brunei Sultanlığı'na bağlı Api-Api adında küçük bir balıkçı köyü imiş. Api-Api, ateş-ateş anlamına geliyor, mangrov ağaçlarında yaşayan ateş böceklerinden ilham alınarak bu isim verilmiş. 19. yüzyılda İngilizler bölgede sömürge faaliyetlerine başlamış ve British North Borneo Company adında bir şirket bölgeyi yönetmeye başlamış, o zamanlar merkez Gaya Adası imiş. Ancak adanın saldıralara açık olması, güvenli olmaması nedeniyle merkez doğal bir liman olan Api-Api'ye taşınmış. O dönem BNBC'nin başında olan Sir Charles Jessel'ın adının verilmesi ile şehrin adı Jesselton olmuş. Malezya'nın kurulması ve Kuzey Borneo'nun Sabah adını almasından sonra 1967 yılında idari merkez olan Jesselton adı, Malezya'nın en yüksek dağı olan Kinabalu Dağı'ndan alınan ilham ile Kota Kinabalu olarak değiştirilmiş. Kota Kinabalu, Sabah bölgesinin dünyaya açılan ticari kapısı olması ve son yıllarda artan turistik faaliyetler ile Malezya'nın en hızlı büyüyen şehirlerinden biri durumunda. Malezyalılar şehirlerde isim kısaltmalarını seviyor; Kuala Lumpur için KL, Kota Kinabalu için de KK kısaltması kullanılıyor. Ben de yazı içinde bahsederken zaman zaman KK diye bahsedeceğim. Malezya'nın Sabah Eyaleti'ne Gitmek için Birbirinden Güzel 12 Neden yazıma da mutlaka göz atın! Seyahat planı yaparken en çok ihtiyaç duyulan ama en az zaman harcanan kısım sanırım \"gitmeden önce bilmeniz gerekenler\" kısmı. - Kota Kinabalu, tropik iklim kuşağında yer alıyor yani yılın tamamında sıcak ve nemli, ortalama 27-28 derece sıcaklıkta oluyor. Güneş koruyucusu, şapka gibi sizi güneşten koruyacak her şeye ihtiyacınız olacak. - Kota Kinabalu'da para birimi olarak Malezya Ringit'i, kısaltması RM, kullanılıyor. Buraya Usd veya Euro ile gelip döviz bürosu ve bankalardan paranızı çevirebilirsiniz. - Kota Kinabalu ile Türkiye arasında 5 saat fark var, eğer KK seyahatiniz sırasında Türkiye'de takip etmeniz gereken konular varsa saat farkını dikkate alın. - KK'de maalesef priz olarak İngiliz tipi priz kullanılıyor. Büyük otellerde uluslararası priz de bulunuyor ama her ihtimale karşı siz yanınıza bir İngiliz tipi prizi uluslararası prize dönüştüren bir dönüştücü almayı unutmayın. Priz dönüştürücü almak için Çoklu Priz Ucu Çevirici Seyahat Adaptörü linkine tıklayın. - KK'de Malayca konuşulsa da İngilizce çok yaygın, ikinci dil olarak okullarda öğretildiğinden hemen herkes ile İngilizce anlaşabiliyorsunuz. - Prizler gibi trafik de İngiliz tipi ve trafik soldan akıyor, direksiyon sağda. Kendiniz araç kullanmasanız bile karşıdan karşıya geçerken dahi dikkatli olmanızda fayda var, insanın alışması zaman alıyor. - Bir çok yerde ayakkabılarınızı çıkarak mekanlara girmeniz gerekiyor. Tapınaklar, camiiler, müzeler, bazen restoran ve oteller gibi. Eğer sandalet veya terlik ile gezecekseniz hijyen açısından çantanızda bir çorap bulundurmanız iyi olur. - Malezya nüfusunun çoğunluğu müslüman olsa da hristiyan, budist, hindu ve pagan nüfusu da var. Tüm dinler birbirine saygı içinde yaşıyor. Bu nedenle yemekler aksi belirtilmediği sürece helal olarak pişiriliyor. Sabah Bölgesi'nde ise İngiliz sömürgesi etkisi ile hristiyan nüfusu biraz daha fazla. Çok Gezen Tüyosu: Eğer dil konusunda kendinize güvenmiyorsanız; Google Translate uygulaması üzerinden gideceğiniz ülke veya İngilizce dilini telefonunuza indirerek internet bağlantınız olmasa da kullanabilirsiniz. Gittiğim yerlerde yukarıdaki gibi haritayı açıp \"dünyanın neresindeyim?\" diye görmeye bayılıyorum. Kota Kinabalu bizim için kelimenin tam anlamı ile neredeyse dünyanın öbür ucunda. Kota Kinabalu, Güneydoğu Asya'da bulunan Borneo Adası'nın kuzeyinde Sabah Eyaleti'nde bulunuyor. Güney Çin Denizi kıyısında bulunan şehir, Sabah Eyaleti'nin turizm ve ticaret merkezi. Kota Kinabalu'ya; Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'dan, Singapur'dan ve Brunei'nin başkenti Bandar Seri Begavan'dan, Filipinlerin başkenti Manila'dan veya Tayland'ın başkenti Bangkok'tan uçak ile ulaşmak mümkün. Türkiye'den Kota Kinabalu'ya ulaşmak için ise Singapur veya Kuala Lumpur'a Singapur Havayolları, Türk Havayolları veya Air Asia ile direk uçuş ile gelip bu şehirlerden Kota Kinabalu'ya uçabilirsiniz. Kota Kinabalu Havalimanı şehir merkezine oldukça yakın. Taksi uygulaması olan ve Malezya'da en çok kullanılan Grab uygulamasını gelmeden telefonunuza indirin, böylece havalimanındaki ücretsiz wifi'den uygun fiyatlara taksi tutabilirsiniz. Kota Kinabalu'dan Sabah Eyaleti içindeki diğer şehirlere oldukça sık uçuş bulunuyor. Uçuşlar hem kısa sürüyor hem de uygun fiyata bilet bulunuyor. Yol koşulları da çok iyi olmadığından Sabah bölgesinde otobüs çok tercih edilmiyor. Yine de otobüs ile seyahat etmek isterseniz, şehirde bulunan otobüs terminaline giderek veya telefonla arayarak bilet rezervasyonu yaptırmanız gerekiyor, online otobüs bileti satışı yok maalesef. Kota Kinabalu'da iki otobüs terminali bulunuyor; KK Sentral ve Inanam. Sandakan, Tawau ve Lahad Datu tarafında gitmek için Inanam Otobüs Terminali'nden otobüse binmeniz gerekiyor. Kota Kinabalu yıl boyu tropik yani sıcak ve nemli iklim etkisi altında, ortalama sıcaklıklar 27-28 derece civarında oluyor ve bölgede iki iklim var; yağışlı sezon ve kurak sezon. Yağışlı sezon Kasım-Mart arası, kuru sezon ise Nisan-Ekim arası etkili oluyor. İlk bakışta kuru sezonda gitmek mantıklı gelse de ocak ve şubat aylarında balina köpekbalıkları Kota Kinabalu açıklarından geçiyor. Bu görsel şöleni izlemek tamamen şansa bağlı olsa da bu tarihlerde seyahat planı yapmayı düşünebilirsiniz. Yağışlı sezonda yağmur birden indirse de uzun sürmeyip yağıp geçebilir ve bir anda tekrar güneş açabilir, yanınızda bir yağmurluk olması yeterli olur çünkü yağmur da yağsa hava soğumuyor. Kota Kinabalu'ya gelmek için güzel bir dönem ise her yıl 30-31 Mayıs tarihlerinden kutlanan Hasat Festivali zamanı. Çok eğlenceli geçen bu festivale göre plan yapmak da mantıklı olacaktır. Özetle, Kota Kinabalu'ya aslında yılın her dönemi gelebilirsiniz, önemli olan ne yapmak istediğiniz. Biz Haziran ayı başında gittiğimizde 3 gece yağmura denk geldik ama gündüz günlük güneşlikti. Hava durumu biraz da şans işi. Kota Kinabalu'da zincir otellerden butik otellere, hostellerden kiralık odalara, resort otellerden klübelere kadar her türlü konaklama seçeneğini bulabilirsiniz. Eğer şehir merkezinde konaklayacaksanız otelinizi Jin Tun Razak veya Jin Tun Fuad Stephens caddeleri çevresinde ayarlarsanız merkezde görülecek her yere yürüme mesafesinde olursunuz. Bizim Kota Kinabalu konaklamamız Hyatt Centric Otel'de idi. Şehir merkezinde, şehirde görülecek yerlere yürüme mesafesinde, yeni yapılmış, doğa dostu ve harika bir çatı havuzu ve müthiş bir gün batımı manzarası olan otelimizden çok memnun kaldık. Kota Kinabalu otel bilgileri için tıklayın. Kuzey Borneo'nun en hareketli şehri Kota Kinabolu'da gezilecek yerler listesi uzun, zamanınıza bağlı olarak birkaç günden bir haftaya kadar dolu dolu bir program yapabilirsiniz. Modern bir şehirde aradığınız her türlü konforun yanısıra muhteşem gün batımları, cıvıl cıvıl gece pazarları, doyum olmayan denizi ve adını aldığı dağda yapılabilecek aktiviteler ile kesinlikle görmeniz gereken bir şehir. Aşağıdaki Kota Kinabalu'da gezilecek yerler listesinde; bizim gittiğimiz şehir içinde gezilecek yerler ve yakında günübirlik geziler ile gidebileceğiniz yerler ve zamanımız daha fazla olsaydı programımıza eklemeyi düşündüğümüz yerler bulunuyor. Kota Kinabalu seyahat planı yaparken çok işinize yarayacağından eminim. Kota Kinabalu, Malezya'nın 13 eyaletinden biri olan Sabah Eyaleti'nin idari merkezi. Malezya'nın Borneo Adası'nda sadece iki eyaleti var; Sabah, Kuzey Borneo olarak da anılıyor, adanın kuzeyinde bulunan kısım. Sarawak ise adanın batısında kalan kısım. Sabah Eyaleti'ne bir gezi planlıyorsanız bölgeyi anlamak ve tanımak için gezinize Kota Kinabalu'dan başlamak iyi bir seçenek olacaktır. Deniz, tropik adalar, şnorkel, dalış, kültür, doğa, doğa yürüyüşü, muhteşem gün batımları, güzel yemekler, vahşi yaşam, milli parklar gibi Sabah seyahati için cazip olan her şeye Kota Kinabalu'dan ulaşmak oldukça kolay. Kota Kinabalo'nun sıfır noktası, yol tariflerinde mesafe ölçmek için kullanılan noktası Gaya Caddesi üzerinde bulunan Sabah Tourism Board Binası. Bu bina koloniyal dönemde postane olarak kullanılmış. Şu an içeride turizm danışma ofisi bulunuyor, mutlaka girip içini de görmenizi öneririm, şehirdeki en güzel binalarda biri olabilir. KK şehir içinde gezerken yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi hem konum haritası hem de görülecek yerlere dair açıklayıcı bilgiler var. Bu haritaları takip ederek şehir merkezindeki önemli noktaları kolayca gezebilirsiniz. Sıfır noktasında çok yakın bir noktada şehrin sembollerinden biri olan Atkinson Saat Kulesi bulunuyor. Kule çevresi, biz Haziran 2023'te gittiğimizde, restore ediliyordu bu nedenle sadece aşağıdan görebildik, normalde yanına yürüyüş yolu bulunuyor. Kule, koloniyal dönemde şehrin yöneticiliğini yapan ve 28 yaşında sıtmadan ölen Mr. Francis George Atkinson anısına 1905 yılında yapılmış. Şehirde II. Dünya Savaşı dönemindeki bombalamalardan kurtulan iki yapıdan biri bu kule, diğeri de Sabah Turizm Ofisi binası olan eski postane binası. Bu ikisi dışında bombalamalardan sağlam kurtulan yapı maalesef olmamış. Sıfır Noktası'na yürüme mesafesinde, Gaya Caddesi üzerinde bulunan Api Api Gece Pazarı sadece cuma ve pazar günleri 18:00-24:00 arası kurulan bir sokak pazarı. Hediyelikler, kıyafetler, yiyecek-içecek gibi Güneydoğu Asya pazarlarında görmeye alışık olduğunuz her şeyi bu pazarda bulabilirsiniz. Biz günü tutturamadığımız için göremedik maalesef. 90'ların başında yangında yok olmuş bir binadan geriye kalan sütunlar ve duvarlar 2018'den bu yana, Sabah bölgesinin zengin doğal ve kültürel yaşamını sergilemek üzere bir sanat alanı olarak değerlendirilmiş ve çok da güzel olmuş. Biz gittiğimizde deniz yaşamına dair bir sergi vardı, sergi hangi sıklıkta değişiyor bilmiyorum ama çok güzel olmuş. Daha fazla bilgi almak isterseniz Pillars of Sabah internet sitesini ziyaret edebilirsiniz. Kota Kinabalu sahili ve Tunku Abdul Rahman Milli Parkı içinde bulunan adalar ile Güney Çin Denizi manzarasını izlemek için şehir merkezinin hemen üstünde bir tepede bir gözlem kulesi yapılmış. Ancak biz gittiğimizde kule yıkılmış ve yeniden yapılıyor idi. Bizim otelimizin manzarası tam da Signal Hill manzarasına sahip olduğu için çıkmaya gerek görmedik. Kota Kinabalu'da sahil boyunca yan yana çok sayıda pazar bulunuyor, bunlar genellikle yeme-içme üzerine pazar yerleri. Özellikle taze deniz mahsüllerini tezgahtan seçip hemen orada pişirterek yiyebiliyorsunuz, fiyatlar da Türkiye ile kıyaslandığında çok uygun. Bu pazarlar arasında bir de el işi pazarı bulunuyor, inci, hediyelik eşya, incik-boncuk aklınıza ne gelirse, dar koridorlarca bir pazar yeri burası. El işi pazarı geceleri kapalı ama diğer pazarlar zaten gece pazarı, gündüz sıcakta kimsecikler olmazken gece ana-baba günü oluyor. Kota Kinabalu gece pazarları açısından gerçekten çok zengin, mutlaka bir gecenizi buralara ayırmanızı öneririm. Pazarın adının Filipino olmasının nedeni ise Filipinlerden gelen göçmenlerin çoğunlukla burada çalışıyor olması. Pazarlardan bahsetmişken Kota Kinabalu'daki alışveriş merkezlerinden de bahsetmek lazım. Şehre girince ilk dikkatimi çeken ne kadar çok avm olduğu idi. Özellikle Çinli turistler buraya alışveriş için geliyorlarmış, bu nedenle avm sayısı çok artmış. Eğer gittiğiniz yerlerden alışveriş yapıyorsanız programınıza birkaç avm alabilirsiniz. Bizim otelimize çok yakın Suria Sabah Shopping Mall ve Jesselton vardı mesela, yağmurlu akşamlarda buralarda tur atmak iyi oldu. KK Waterfront, deniz kıyısında çok sayıda bar ve restoranın bulunduğu, özellikle gün batımı ve akşam saatlerinde hareketli olan bir yer. Biz bir akşam bira içmek için uğradık, oldukça kalabalık ve keyifli bir ortam vardı. KK'de bir akşam uğramanızı öneririm. Kota Kinabalu'da pek gidilmeyen ama mutlaka görmenizi önereceğim yerlerden biri Sabah Müzesi. Burası çok büyük bir kompleks, içinde doğa tarih müzesi ve etnoğrafya müzesi bölümleri bulunuyor. Devasa balina iskeletinden bölgede yaşayan canlı türlerine, Sabah Eyaleti'nde yaşayan kabilelerin yaşam alanlarını görebileceğiniz evlerin bulunduğu alanlara, botanik bahçesine kadar görülecek pek çok bölüm var. Tek sıkıntı güneş altında dolaşmak biraz zorlayıcı oluyor, giriş dışında yiyecek içecek alabileceğiniz bir yer yok maalesef. Yanınıza mutlaka su alın, yoksa kuruyabilirsiniz. Giriş ücretli. Kota Kinabalu şehir merkezinden 22 kilometre mesafede bulunan ve bir müze gibi düzenlenmiş olan Mari Mari Kültür Köyü'ne şehirden araç ayarlayarak gidebilirsiniz. Sabah bölgesinde yaşayan beş farklı kabilenin günlük yaşamını ve kültürünü görmek için Mari Mari Kültür Köyü'nü ziyaret etmeyi de düşünebilirsiniz. Sabah Müzesi'ndeki yaşam alanlarına ek olarak Mari Mari Kültür Köyü'nde günlük yaşama dair canlandırmalar da yapılıyor. Alkol yapımı, avcılık, ev yaşamı, geleneksel danslar gibi kabile kültürünü burada görebilirsiniz. Giriş ücretli. Mari-Mari Kültür köyüne çok yakın olan Kiansom Şelalesi'ni de rotanıza eklemeyi düşünebilirsiniz. Kota Kinabolu Şehir Camii'nin bulunduğu bölgede şehir merkezinin biraz dışında bulunan Çin Tapınağı çok eski bir tarihe sahip olmasa da görsel olarak çok güzel olduğu için ziyaret ettik. Burası bir tapınak kompleksi aynı zamanda eğitim de veriliyor. Kapalı alanlara ayakkabılarınızı çıkarak girmeniz gerektiğini unutmayın. Farklı dinlere ait ibadethaneler ilginizi çekiyorsa; budistlerin ibadethanesi olan Liu He Pagodası'nı da gezi planınıza dahil edebilirsiniz. Kota Kinabalu şehir merkezinin biraz dışında etrafı bir hendek ile çevrelenmiş şehir camii yer alıyor ve Malezya'nın en güzel camilerinden biri olarak anılıyor. Caminin kapasitesi 10.000 kişiye kadar çıkabiliyormuş. Bana sorarsanız dışarıdan görüntüsü güzel, içeride görülmeye değer bir şey yok. İçeriyi görmek isterseniz; Girişte hem kadınların hem de erkeklerin tamamen tesettüre uygun giyinmesi gerekiyor, kadınlar için uzun bir elbise ve türban, erkekler için ise yine uzun bir entari ve takke veriyorlar ve müslümanlardan ayrı hristiyanlardan ayrı bir ücret alıyorlar. Bu kıyafetlerin giyildiği yerde dünyadan camilerin fotoğrafları vardı ve karşımıza birden Adana'daki Sabancı Camii fotoğrafı çıkınca tatlı bir anı oldu. Kota Kinabalu'da muhteşem gün batımları olduğunu söylemiştim. Bu gün batımlarını izlemek için en popüler noktalardan biri Tanjung Aru Plajı. Şehir merkezine sadece 5-6 km mesafede bulunan plaj halka açık ve giriş ücretsiz. Gün batımı saatlerine yakın giderseniz çok kalabalık olacağını tahmin edersiniz. Bizim KK seyahatimizde hemen her akşam yağmur yağdığı için maalesef burada gün batımının keyfini çıkaramadık ama otelimizin çatısından da manzaramız oldukça güzeldi. Kota Kinabolu'dan sadece 15 dakika bot mesafesinde birbirine oldukça yakın beş ada bulunuyor. Bu adalar Tunku Abdul Rahman Milli Parkı adıyla koruma altına alınmış. Zengin deniz altı ve muhteşem kumsalları ile deniz sevenlerin karşı koyamayacağı güzellikle adalar bunlar. Adalara yüzmek, şnorkel yapmak, dalış yapmak veya hepsini içerecek şekilde konaklamak için gidilebiliyor. Biz günübirlik bir şnorkel turu alarak 3 farklı noktada yüzme imkanı bulduk. Milli parka gitmek için günübirlik tur alırsanız; Tur sabah 08:30'da Jesselton limanında buluşma ile başlıyor, farklı adalardaki farklı noktalara hava ve akıntı durumuna göre karar verip üç noktada duruyorlar. Öğle yemeği tura dahil oluyor, öğleden sonra 15:00'te limana geri dönülüyor. Adalara gitmek için hareket noktası Jesselton Feribot İskelesi, isterseniz oradan bot ayarlayabilir veya birden fazla adaya gitmek üzere tur satın alabilirsiniz. Eğer adalardaki otellerde konaklayacaksanız oteller size ulaşım hizmeti sunuyor. - Gaya Adası : Adı üstünde adaların içinde en büyük olanı burası. Kota Kinabalu'nun tam karşısında bulunuyor. Adanın KK'ye bakan tarafında Kampong Ayer yani bir yüzen köy bulunuyor. - Manukan Adası : Miili parkın üçüncü büyük adası, balayı çiftleri için harika bir otel bulunuyor. Adanın çevresini yürüyerek dolaşmanız mümkün. - Mamutik Adası : Beş adanın en küçüğü, buradan da konaklama imkanı var. - Sapi Adası : Gaya Adası'nın hemen yanında, şnorkel ve günübirlik turların Gaya ile birlikte en çok tercih ettiği ada. - Sulug Adası : Adalar arasında en az turistik olanı. Adalarda konaklamak için en popüler olanlar Manukan Adası ve Mamutik Adası. Balayı çifti olsam bu adalarda kalmayı çok isterdim. Kota Kinabalu'ya gelen turistlerin geliş nedenlerinin başında 4095 metre yükseklikteki Malezya ve Borneo'nun en yüksek noktası olan Kinabalu Dağı geliyor. Dağın bulunduğu milli park KK'den yaklaşık 2 saat mesafede yer alıyor. 745 kilometrekarelik bir alana yayılmış olan Kinabalu Dağı ve eteklerini kapsayan bölge Malezya'nın ilk Unesco Korumasına giren alanı olmuş ve Kinabalu Milli Parkı olarak koruma altına alınmış. Büyüklüğünü anlamanız için belirteyim, parkın toplam alanı Singapur'dan daha büyük. Milli park içinde parkta yetişen bitki türlerini görebileceğiniz bir botanik parkını gezebilir, pek çok doğa yürüyüş rotası ve Kinabalu Dağı zirve tırmanışı gibi aktivitelere katılabilirsiniz. Park içinde iki zirve yer alıyor; Malezya'nın en yüksek dağı olan Kinabalu Dağı ve Malezya'nın üçüncü yüksek dağı olan Tambayukon Dağı. Eğer Kinabalu Dağı zirve tırmanışı yapmak isterseniz, 2 tam gününüzü ayırmanız gerekiyor, seyahat planınızı ona göre yapmanızı öneririm. Biz Kinabalu Park ve Poring Kaplıcalarını içeren günübirlik bir tur ile bölgeyi gezdik. Turumuzda; ilk molamızı Kinabalu Dağı'nın zirvesini görebileceğimiz bir izleme noktası bulunan Pekan Nabulu şehrinde verdik. Dağ her zaman zirvesini göstermezmiş, bir şanlıydık ki bu muhteşem güzelliği görebildik. İzleme noktasının hemen yanında yöresel ürünler ve hediyelik eşya satın alabileceğiniz bir yerel ürün pazarı bulunuyor, burayı da görmeden geçmeyin. Kinabalu Park içinde bulunan Botanik Parkı'na kadar yol üstünde meşhur Sabah Çayı'nın üretildiği Ranau şehrinden geçtik. Botanik Park'ta güzel düzenlenmiş bir yürüyüş yolundan bölgede yaşayan bitkileri doğal ortamlarında görme şansımız oldu. Tabii ki en ilginçleri et yiyenler idi. Botanik parktan sonra yarım saatlik bir yolculuk ile bu kez Poring Kaplıcalarının olduğu yere geldik. Göz göz su sıcak su kaynaklarının olduğu alanda hem toplu girilebilen hem de özel kullanım için ayrılmış havuzlar bulunuyor. Havanın 30 derece olduğunu düşününce \"neden kaplıcaya girelim ki?\" demiştik ama yürüyüş parkurunda bir saatlik bir yürüyüşün ardında çok da sıcak olmayan, ılık diyebileceğimiz havuzlara girmek tahminimden çok daha iyi geldi. Eğer hijyen konusunda hassasiyetiniz varsa toplu kullanılan havuzlar yerine özel havuzları tercih edebilirsiniz. Kaplıcaların olduğu alanda yine orman içinde ve yüksek ağaçların arasına kurulmuş halattan köprüler üzerinde yürüyüş yapabileceğiniz bir parkur bulunuyor. Kocam yüksekte olmayı pek sevmese de benim orman yürüyüşlerindeki favorilerim bu yüksek ağaçların arasında yürüme imkanı veren halat köprüler. Kaplıcaların çıkış noktasında yan yana çok sayıda yerel yemek yapan restoran bulunuyor. Poring Station Restaurant'ta yediğimiz yemekler gerçekten güzeldi, tavsiye ederim. Poring yolu üzerinde, Malezya'daki endemik türlerden biri olan ve dünyanın en büyük çiçeği olarak anılan Raflezya çiçeğinin açık halini görebilme şansınız var. Aslında köylülerin bahçe veya tarlalarında doğal olarak yetişen çiçek turistik olarak değerli olduğundan korunuyor ve ücret karşılığı ziyaret edilebiliyor. Biz de yolda gördüğümüz tabelalardan birinde durduk, bahçenin sakinlerinden küçük bir kız önümüze düştü ve bizi 600 metre ormanın içinde yürüdükten sonra çiçeğin olduğu noktaya götürdü. Çiçeğin yaşam süresi sadece 2 hafta, birinci haftadan itibaren yavaş yavaş solmaya başlıyor ve ikinci haftanın sonunda tamamen ölmüş oluyor. Çok kötü bir kokusu olduğunu dair bir ünü var ama biz ölmüş olanların çok yakınında geçmiş olmamıza rağmen koku duymadık. Kota Kinabolu'dan Kuzey Borneo'nun en kuzeyi olan Tip of Borneo'ya gidebilirsiniz. Mesafe olarak 186 km görünse de yol çok iyi olmadığı için en az 4 saatlik bir yol olacağını unutmayın. Borneo Adası'nın en kuzey ucu Pulau Kalampunian Deniz Feneri'nin bulunduğu nokta burası. Hem plajdan denize girebilir hem de Borneo Adası'nın en kuzey noktası olan deniz fenerine yürüyebilirsiniz. Biz vaktimiz yetmediği için burayı bir sonraki Sabah seyahatimize bıraktık. KK'de şehir içinde gezilecek yerlere bir gün yetiyor. Yakındaki yerlere gitmek için gün sayınızı istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Biz KK'de; 1 gün Tunku Abdul Rahman Milli Parkı, bir gün şehir gezisi, bir gün de Kinabalu Park gezisi olacak şekilde 3 gün 4 gece kaldık ve buradan Sabah Eyaleti rotamıza devam ettik. Kuzey Borneo için 2 Haftalık Gezi Rotası yazımda rotamıza dair tüm detayları bulabilirsiniz. Eğer Sabah Eyaleti içinde çok hareket etmeyecekseniz Kota Kinabalu gezinizi uzun tutabilir, yakın yerlerde günübirlik geziler yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/koycegiz-dalyan-gezilecek-yerler", "text": "Türkiye'nin en güzel yerlerinden biri, dünyada eşi benzeri az rastlanan bir doğaya sahip Dalyan ve Dalyan'ın komşusu Köyceğiz çevresinde gezip görebileceğiniz pek çok yer var. Şelalesinden kaplıcasına, seyir noktalarından plajlarına kadar Köyceğiz ve Dalyan gezisi için ihtiyacınız olabilecek tüm bilgileri Köyceğiz ve Dalyan'da gezilecek yerler yazısında topladım, keyifli okumalar! Bu yazıda \"neden Köyceğiz ve Dalyan birlikte yazıldı?\" derseniz, ikisini birbirinden ayırmak oldukça zor. Gezi bloglarını biraz incelediğimde de Köyceğiz'deki yerler Dalyan, Dalyan'daki yerler Köyceğiz rehberlerine yazılmış. Bari ikisini bir arada yazayım da hem gidecek olanlara doğru bir şekilde rehber olsun, hem de Köyceğiz Dalyan karmaşası yaratmasın dedim, umarım işinize yarar. Köyceğiz ve Dalyan'da gezilecek yerler listesi aşağıda yer alıyor, yukarıda bahsettiğim Köyceğiz, Dalyan karmaşasını biraz olsun azaltmak için iki sütuna ayırdım listeyi. Yazımın devamında listede yer alan her yeri detayları ile anlattım, okumaya devam edin. - Dalyan Merkez - Dalyan Lagünü - İztuzu Plajı - Sülüngür Gölü - Gökbel-Radar Tepesi Seyir Noktası - Çandır Tepesi Seyir Noktası - Kaunos Antik Kenti - Kaunos Kral Mezarları - Sülüklü Göl - Ala Gölü - Köyceğiz Merkez - Köyceğiz Gölü - Köyceğiz Sığla Ormanı - Köyceğiz Kulak Mesire Alanı - Yuvarlakçay - Topgöz - Toparlar Şelalesi - Sultaniye Kaplıcaları - Sandras Dağı - Kartal Gölü Tabiat Parkı Köyceğiz ve Dalyan'da gezilecek yerler, koylar, restoran ve kafeler, konaklama ve kamp alanları gibi Köyceğiz, Dalyan gezinizde ihtiyaç duyabileceğiniz tüm yerleri aşağıdaki Köyceğiz ve Dalyan'da gezilecek yerler haritasında işaretlenmiş olarak görebilirsiniz. Bu linke tıklayarak haritayı Google Haritalar uygulaması içinde açabilirsiniz, çevrimiçi ulaşabilirsiniz. Köyceğiz ve Dalyan çevresindeki yerleri hakkıyla gezmek isterseniz bu bölgeye en az 3-4 gün ayırmanız, deniz keyfi de yapayım derseniz süreyi biraz daha uzatmanız gerekiyor. Köyceğiz ve Dalyan'da gezilecek yerler listesinde bulunan yerlerin sayısının fazlalığını görünce siz de bana hak verecekseniz, yazımın devamında günlük rota önerilerimi de paylaştım, okumaya devam edin. Köyceğiz Gölü'nün Dalyan Lagünü ile bağlandığı yerde küçük bir yerleşim olan Dalyan aslında bu bölgenin tam göbeği. Muğla'nın Ortaca ilçesine bağlı olan köy, bir veya iki katlı evleri, lagün kıyısına serpiştirilmiş kafe ve restoranları ile minik ve şirin bir ilçe. Lagün kıyısında ahşap iskele şeklinde yapılmış bir yürüyüş yolu var, burada dolaşmak burada yapabileceğiniz en sakin aktivite. Benim Dalyan'da yapmayı en sevdiğim aktivite kaya mezarlarının karşısındaki belediye çay bahçesine oturup lagünde tura çıkan tekneleri, sazlıkları ve kaya mezarlarını izlemek. Belediye işletmesi olduğu için fiyatları da çok uygun. Ayrıca; Dalyan merkezden İztuzu plajına giden tekne taksilere binebilir veya Köyceğiz Gölü ve Dalyan Lagünü'nü içeren günübirlik tekne turlarına katılabilirsiniz. Dalyan'dan karşı kıyıya yani kaya mezarları ve Kaunos Antik Kenti tarafına geçmek için tüm lagün ve Köyceğiz Gölü'nü dolaşan yolu kullanmak yerine, Dalyan'dan kalkan içine sadece birkaç arabanın sığdığı minik feribota Dalyan'dan binebilirsiniz. Dalyan-Kaunos Feribotu, her 15 dakikada bir Dalyan merkezden biraz daha denize doğru olan bir noktadan kalkıyor. Dalyan-Kaunos Feribotu 2021 fiyat tarifesine bakacak olursak; tek yön 1 kişi 8 TL, motosiklet 12 TL, otomobil 23 TL, bisiklet, 65 yaş üstü ve 6 yaş altı ücretsiz. Feribotun çalışıp çalışmadığını öğrenmek veya gittiğinizde feribotu göremediyseniz çağırmak için aramak isterseniz telefon numarası: 0 539 203 30 07. Köyceğiz ve Dalyan bölgesinin popüler olmasının ve buradaki tüm güzelliklerin sebebi; Köyceğiz Gölü'nden başlayan ve İztuzu Plajı'na kadar uzanan, Alagöl, Sülüklü Göl ve Sülüngür Gölleri, Dalyan kanalı, sazlıklar ve doğal hayata ev sahipliği yapan, dünyada az sayıda bulunan Köyceğiz-Dalyan Lagünü. Eskiden bir koy olan, bugün Köyceğiz Gölü'nün bulunduğu yer, zamanla nehirlerin taşıdığı alüvyonların ve MÖ 226 veya 227'de yaşandığı tahmin edilen Büyük Rodos Depremi etkisi ile dolmuş ve deniz ile bağlantısı kısmen kesilerek lagünü oluşturmuş. Bu muhteşem güzellikteki lagün sadece görsel bir şölen sunmuyor aynı zamanda pek çok canlı türüne de ev sahipliği yapıyor. Üstelik bu yapısı ise dünyadaki sayılı noktalardan biri. Lagünü yakından görmek için; Köyceğiz veya Dalyan'dan kalkan tekne turlarına katılabilir veya kendinize özel tekne kiralayabilirsiniz. Fiyatlar her yıl değiştiği için en güzeli, fiyat almak için turizm danışma ofisini aramak, yukarıdaki fotoğrafta Turizm Danışma Bürosunun telefon numarasını görebilirsiniz. Aynı numaradan taksi, otel gibi ihtiyaçlarınıza dair de yardım alabilirsiniz, aklınızda olsun. 4,5 kilometre uzunluğunda Köyceğiz-Dalyan Lagünü ile Akdeniz'i birbirinden ayıran, Caretta Caretta kaplumbağalarının yumurtlama noktası olması ve dünyanın dikkatini çeken güzelliği ile meşhur İztuzu Plajı, Gökbel Tepesi ile Çandır Tepesi arasında uzanıyor. İztuzu Plajı kilometrelerce uzansa da denize girebileceğiniz iki nokta var. Birincisi Dalyan'dan kalkan tekneler ile ulaşabileceğiniz Dalyanağzı Plajı, ikincisi ise karadan ulaşabileceğiniz İztuzu Plajı. Her iki plajda da belediyenin işletmesi olan tesisler bulunuyor. İsterseniz belediyenin işletmesinde olan şezlong ve şemsiyeleri kiralayabilir, isterseniz havlunuzu serip deniz ve güneşin tadını çıkarabilirsiniz. Tesis fiyatları da oldukça uygun. İztuzu Plajı'nın tamamı kaplumbağaların yumurta bırakma noktası olduğu için Mayıs'tan Eylül'e akşam 20.00'den sabah 08.00'e kadar plaja giriş yasak, geceleri plajın tadını kaplumbağalar çıkarıyor. Şaka bir yana, gün içinde denize girerken de kaplumbağa yumurtalarını korumak için yerleştirilmiş olan kapanlara dikkat etmeniz, bastığınız yere dikkat etmeniz çok önemli. İztuzu uzun bir plaj olsa da önü açık olduğu için çok dalgalı veya rüzgarlı oluyor genelde. Denizin en sakin noktası Dalyanağzı Plajı'nın lagüne bağlandığı yer. Dalyanağzı Plajı'na gitmek için Dalyan'dan kalkan teknelere biniyorsunuz, tekneler doldukça kalkıyor. 2021 yılı Dalyan-İztuzu arası tekne fiyatı 30 TL idi. Yarım saat, 40 dakika gibi bir sürede sazlıkların arasından, kaya mezarı manzaralı çok güzel bir yolculuk ile plaja ulaşıyorsunuz. Tekne ücreti gidiş-dönüş şeklinde alınıyor, dönüşte iskeleye dönüp müsait olan bir tekneye binip geri dönüyorsunuz. Dönüş tekneleri 14:00'te başlıyor, gidiş-dönüş plan yaparken buna dikkat etmenizde fayda var. Bu plaj aynı zamanda kum zambağı koruma alanı. Sülüngür Gölü, Dalyan merkezi ile İztuzu Plajı arasında yer alıyor. İztuzu Plajı'na karadan gitmek için onun yanındaki yoldan ilerliyorsunuz. Göl, lagün kapanmadan önce antik dönemde bir liman imiş. Göl kıyısında ahşap banklar bulunuyor, piknik yapmak isterseniz bankları kullanabilirsiniz. Gölün içinde bu bölgeye özgü nil kaplumbağaları yüzüyor, Caretta Carettalar ile karıştırmayın bunlar başka bir cins. Özellikle gün batımında gölün manzarası çok güzel oluyor. Dalyan'dan Sülüngür Gölü'ne araçla 10 dakikada ulaşabilirsiniz. Ayrıca Dalyan'dan bisikletle gelmek için de güzel bir yolu var. Radar Tepesi'ndeki seyir noktasından Sülüngür Gölü'nü net olarak görmeniz mümkün. Dalyan Lagünü ve İztuzu Plajı'nın güzelliğini seyretmek için lagün çevresinde pek çok seyir noktası bulunuyor. Bu seyir noktalarından en meşhur olanı Gökbel Radar Tepesi'nde bulunan seyir noktası. Pek çok blogda buraya çıkmanın ve bulmanın çok zor olduğu, 4x4 araç olmadan çıkılamayacağı gibi bilgiler yazıyor, onlara aldanmayın. Yolu toprak olsa da oldukça düzgün bir yol, herhangi bir araçla kolayca çıkabilir ve seyir noktasının yerini de elinizde koymuş gibi bulabilirsiniz çünkü ben tam tarifi vereceğim. Hatta instagram hesabımda paylaştığım reels linkine tıklarsanız görsel olarak da tarifi alabilirsiniz. Göbel Radar Tepesi'ne yol tarifini yazılı olarak veriyorum çünkü Google Haritalar'da işaretli olan yere sanki yol yokmuş gibi görünüyor, yanılgıya sebep oluyor. - Dalyan merkezden İztuzu Plajı yönüne doğru ilerleyin. - Sülüngür Gölü kıyısından yolunuza devam edin. - Solda, Kargıcak Koyu tabelasını görünce buradan sapın. Buradan itibaren tepeye tırmanış başlayacak. - Orman yolundan yukarıya doğru devam edin. - Sağda \"Radar Orman Yolu\" tabelasını görünce sağdaki toprak yola girin. Bu yolun sonunda gerçekten bir radar binası var. Burada çalışan iş araçları da bu yolu kullandığından yolun durumu kötü değil. - Yukarıdaki tepede radarı net olarak gördüğünüz bir noktaya geleceksiniz. O noktaya geldiğinizde araç park edebileceğiniz bir açıklık da var. Aracınızı oraya bırakın. - Karşınızda fotoğraftaki manzarayı göreceksiniz, biraz daha sağa doğru yürürseniz ağaçların olduğu uçta manzara daha da güzelleşiyor. - Buraya kadar ulaştıysanız fotoğraflarınızda beni etiketlemeyi ve tabii bol bol fotoğraf çekmeyi unutmayın. - Buraya toplu taşıma ile ulaşım yok, Dalyan merkezden taksi ile anlaşarak çıkabilirsiniz. - Radar tarafında ışık öğleden sonra hatta gün batımı saatlerinde çok daha güzel olacaktır. Biz sabahtan Gökbel öğleden sonra Çandır yaparak hata etmişiz. - Bu seyir noktasından sonra Radar'ın olduğu tepeye de çıkabilirsiniz. Radar'ın olduğu noktadan hem İztuzu hem de Kargıcak tarafının manzarası görünüyor, açısı çok güzel. Dalyan lagününe tepeden bakan bir diğer manzara noktası ise Çandır Tepesi'nde yer alıyor. Çandır Tepesi'nde sahile yakın, Ogm'ye ait iki tane ahşap seyir terası var, bu tarif olanlardan biri değil, burada bulacağınız tarif tepeden Dalyan manzarasını, yani fotoğraftaki manzarayı göreceğiniz yer. Bu manzaraya ulaşmak için toprak yoldan biraz daha yukarılara tırmanmanız gerekecek. Ancak toprak yol deyince gözünüz korkmasın, yol stabilize ama bozuk değil. Dolayısıyla yere çok yakın olmayan bir araçla çıkılabilir. Çandır tepesi seyir noktası için de yol tarifini yazılı olarak veriyorum çünkü Google Haritalar'da işaretli olan yere sanki yol yokmuş gibi görünüyor, yanılgıya sebep oluyor. Instagram hesabımda hazırladığım reels'te görsel olarak da anlattım, ona da bakabilirsiniz. - Öncelikle Dalyan'dan karşı kıyıya geçip Çandır Köyü'ne gidin. - Çandır Köyü içinde \"Kaunos\" tabelasının ters yönünde \"Ekincik Koyu\" yönüne devam edin. - Kısa süre arnavut kaldırımlı yoldan devam edin. - Toprak yola girdiğinizde ilk yol ayrımından sola devam edin. - Toprak yoldan devam edin, pek çok tali yol göreceksiniz, onlara sapmayın. - Tabela gördüğünüz her yol ayrımından sola devam edin. - Tabelalarda çoğunlukla \"plaj\" yazacak, plaj yönüne devam edin. - Yolun çıkışa başladığı yerde ise plaj tabelası görünce yine soldan devam edin. - Yolun sonunda \"GİRİLMEZ\" yazan kapılar bulacaksınız. Aracınızı burada bırakın. - Kapının yanından devam eden patikayı 100 metre kadar takip ettiğinizde yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz manzaraya ulaşacaksınız. - Artık bol bol fotoğraf çekin, fotoğraflarınıza @cokokuyancokgezen 'i etiketlemeyi unutmayın. GİRİLMEZ tabelasının olduğu yer özel mülk, ve hatta konaklama yapabileceğiniz bir yer. Nova's Riverside Lodges sahiplerine ait. Dalyan çevresinde aracınız olmadan bir yerlere gitmeniz oldukça zor. Otostop yapmak bir seçenek olabilir. Ancak Çandır Tepesi Seyir noktasına gittiğimizde bizden başka kimse yoktu, yani otostop yapacak kimseyi bulamayabilirsiniz. Taksi ile buralara çıkmak bir alternatif olabilir. Ancak birkaç yerde yol toprak olduğu için taksilerin çıkmak istemediğini okudum. Böyle durumlarda en pratik çözüm gideceğiniz yerin turizm danışma bürosunu arayıp yardım istemek. Turizm ofisi yoksa belediye veya muhtarlığı arayabilirsiniz. Mesela biz Çandır Tepesi yolunu Çandır Muhtarlığı'na sorduk. Kaunos Antik Kenti, eskiden liman olan Sülüklü Göl kıyısında kurulmuş bir antik kent. Karya ve Likya bölgeleri arasında kalan kent, ikisine de dahil olmamış ve ayrı bir bölge olarak kabul edilmiş. Kaunos, çevre şehir ve köyleri içine alan bölgenin merkezi olmuş. Kaunoslular Girit'ten geldiklerini söylemelerine rağmen, resmi kaynaklar Kaunoslular için yerli Anadolu insanı diyor. Kaunoslular için \"yeşil benizli\" denirmiş. Kent tarih boyunca sürekli sıtma ile mücadele etmiş, hastalıklı görüntüleri nedeniyle yeşil benizli olarak anıldıkları söyleniyor. Miletos'un oğlu Kaunos tarafındana kurulmuş olan antik kent kaya mezarları ile ünlü olsa da; surları, 5bin kişilik tiyatrosu, hamamı, agorası, bazalikası, Demeter Tapınağı ve meşhur kaya mezarları ile geniş bir alana yayılmış. Kent surları yukarıda yer alan fotoğrafta gördüğünüz tepeye kadar uzanıyor ve tepenin güzel bir manzarası var. Ancak manzarayı görmek için sıcak sezonda veya günün sıcak saatlerinde gitmemenizi öneririm. Antik kent, Pers, Mısır, Rodos, Bergama krallığı ve Roma imparatorluğu yönetimine girmiş. M. S. 6. yüzyıl sonralarına kadar burada yaşam devam etmiş. Zamanla şimdi Sülüklü Göl'ün bulunduğu yerde bulunan liman alüvyonlarla kapanınca şehir önemini kaybetmiş. Kenti ziyaret etmek için Dalyan'dan karşıya Çandır tarafına geçmeniz gerekiyor. En hızlı geçiş yolu yazının başında bahsettiğim arabalı tekne. Tekneden inip yürüyebilir veya aracınız ile geçebilirsiniz. Antik Kente giriş ücreti 17,5 TL, Müzekart ile ücretsiz. Kaunos Antik Kenti, Yaz Dönemi (1 Nisan 1 Ekim arası) 10:00 16:00, Kış Dönemi (1 Ekim 1 Nisan arası) 08:30 18:30 arasında ziyarete açık. Dalyan denince akla ilk gelen görüntü; kaya mezarları veya kral mezarları olarak anılan, kayalara oyulmuş muhteşem yapılar. M. Ö. 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen mezarlar, Roma döneminde de kullanılmaya devam etmiş. Kaya mezarlarının en güzel manzaralarını Dalyan merkezden ve Dalyan lagününde yapacağınız tekne turlarında görebilirsiniz. Mezarları yakından görmek için ise Dalyan'dan Çandır tarafına geçmeniz gerekiyor. Eğer tekne ile geçtiyseniz, tekneden indikten sonra 15 dakikalık bir yürüyüş ile mezarların bulunduğu yere ulaşacaksınız. Ancak koruma amacıyla mezarların içine girmek mümkün değil, belli bir mesafeden yine uzaktan görebiliyorsunuz. Kaunos Antik Kenti'ni gezerken, kentin denize bakan tarafında küçük bir göl göreceksiniz, şimdiki adı Sülüklü Göl. Bu göl eskiden bu önemli ticaret şehrinin limanı imiş. Zamanla limanın önü alüvyonlarla dolunca limanla denizin bağlantısı kopmuş ve burada bir göl oluşmuş. Şimdi antik kenti gezenlerin eski günleri anmasına yardımcı oluyor. Dalyan deltasının eşsiz coğrafyasının eşsiz parçalarından biri de Ala Gölü. Çandır'a sadece 1 kilometre mesafede bulunan göl, Dalyan deltasının batısında bulunuyor. Eşsizliği ise bir dizi kaplıca kaynağından ısınmasından geliyor. Sıcak bir gölde yüzme deneyimi yaşamak isterseniz bu göl listenizde olmalı. En derin yeri 4 metre olan sığ bir göl olan Ala Gölü, Dalyan kanalına bağlanıyor. Caretta Carettaların da çiftleşme noktalarından biri. Dalyan'ın turistik kalabalığından pek nasibini almamış, kendi halinde sakin bir ilçe Köyceğiz. Muğla'nın en sakin ilçelerinden biri, hatta dünyadaki sayılı sakin şehirleden biri çünkü Köyceğiz Citta Slow birliğindeki şehirler arasında. Köyceğiz, 2019 yılında Citta Slow birliğine Türkiye'den katılan 16. şehir olmuş. Adını hemen kıyısında kurulmuş olan gölden alan Köyceğiz merkezini yürüyerek dolaşabilir, göl kıyısında yan yana sıralanmış restoranlarda manzaraya karşı yemeğini yiyip içkinizi içebilirsiniz. Şehir merkezinde; meşhur Köyceğiz balı alabileceğiniz dükkanlar, eski Köyceğiz evlerini görebileceğiniz sokaklar, göl kıyısında düzenlenmiş uzun yürüyüşler yapabileceğiniz kordon boyu Köyceğiz'de mutlaka görmeniz gerekenler. Köyceğiz merkeze geldiğinizde; Cumhuriyet Meydanı'nda yer alan Atapark, eski belediye binası ve Hacıbey Camii'yi, Atapark'ta yer alan Kaunos Aslanı'nı, Köyceğiz yaşam tarzını görebileceğiniz Sait Bey Konağı'nı ve gölde yüzmek için Delta Plajı'nı rotanıza eklemeyi unutmayın. Kulak Mesire Alanı ve Sığla Ormanı da merkeze yakın yürüme mesafesinde görebileceğiniz yerler, onları biraz daha detaylı olarak aşağıda anlatacağım. Köyceğiz Gölü, Dalyan deltasının uzantısı olarak Köyceğiz merkeze kadar uzanıyor. Türkiye'nin tek ayaklı gölü yani deniz ile bir kanal aracılığıyla bağlantısı olan gölü olan Köyceğiz Gölü, deriniği 15 metre ile 150 metre arasında değişen sığ sayılan bir göl. Köyceğiz Gölü'nün etrafını Batı Toroslar sarmış. Gölü çevreleyen Ölemez Dağı, Kızlan Dağı, Palanduz Dağı ve Çiçek Dağı aynı zamanda gölü besleyen suların da kaynakları. Gölü besleyen su kaynaklarının başında; Yuvarlakçay, Namnam Çayı ve Kargıcak Çayı geliyor. Göl içinde irili ufaklı birkaç ada bulunuyor. Bu adalardan Hapishane Adası, üzerindeki Ortaçağ surları ile dikkat çekiyor. Göl çeşitli su sporları yapmaya elverişli. Sabah erken saatlerde gölü izlerseniz çok sayıda kano yapan sporcu görebilirsiniz. Ayrıca Köyceğiz merkezden veya Dalyan'dan kalkan tekne turları ile gölü etraflıca gezmeniz de mümkün. Gölde tatlı su balıkları ve Nil Kaplumbağası olarak bilinen suda yaşayan, carettalar gibi iri olmayan kaplumbağalar yaşıyor. Hem tarih hem doğal yaşam hem de spor severler için Köyceğiz Gölü tam bir cennet. Sunduğu muhteşem manzaralar ise cabası. Köyceğiz sembolü haline gelmiş olan yerlerden biri Sığla Ormanı. Köyceğiz ilçe merkezinden kısa bir yürüme mesafesi ile ormana ulaşabiliyorsunuz. Göl kenarından başlayan yürüyüş patikası orman içine doğru ilerliyor. Eğer orman içinde rota bulmak konusunda kendinize güvenmiyorsanız rehbersiz ormanın derinlerine girmenizi önermem çünkü ormanda yüksek ağaçlar, sarmaşıklar, çeşit çeşit bitkiler ile sizi sarmalıyor. Ve bir süre sonra heryer birbirine benziyor. Meşhur Köyceğiz balını yapan arı kovanlarını da orman içinde görebilirsiniz. Orman içinde arıcılar, kamp veya piknik yapanlara rastlayabilirsiniz. Sığla ormanı girişinde herhangi bir güvenlik kontrolü yok, dolayısıyla giriş de ücretsiz. Köyceğiz merkeze yürüme mesafesinde bir diğer yeşil alan Kulak Mesire Alanı. Piknik yapmak, yürüyüş yapmak, yeşillikler içinde zaman geçirmek, kamp yapmak isteyenler için çok güzel bir alan. Çocuklu aileler ve kamp severlerin gözde yerlerinden biri, üstelik Delta Plajı'na da yürüme mesafesinde. Sadece bir çay-kahve için uğramak isterseniz içeride bir kafeterya var. Ayrıca karavanlar için de yeri var. Gitmeden önce bilgi almak isterseniz, Kulak Mesire Alanı Telefonu: 0543 544 38 72. Giriş ücretli, güncel fiyatlar için aynı telefondan bilgi alabilirsiniz. Köyceğiz şehir merkezinden çıkıp tepelere doğru devam edelim ve sıcak günlerde biraz serinleyelim isterseniz Yuvarlakçay tam aradığınız yer. Yuvarlakçay Köyceğiz Gölü'nü besleyen su kaynaklarından biri. Köyceğiz merkezden 14-15 kilometre Pınar Köyü'ne doğru çıktığınızda çay kıyısında çok sayıda restoran göreceksiniz. Restoranların içinden çaya girip yüzebilir, çay kıyısına yerleştirilmiş salıncaklarda instagramlık fotoğraflar verebilirsiniz. Çınar Restoran en popüler olanlardan biri, kahvaltı veya yemek için gelebilirsiniz. Ama sadece bir kahve içmek isterseniz ona da birşey demiyorlar. Fiyatlar da oldukça uygun. Ülkemizde turistik yerler arasında en ekonomik yerlerden biri Köyceğiz olabilir. Çayda suya giriş var ama işletmeler herhangi bir güvenlik sorumluluğu almıyor tabii, tatlı su olduğu için eğer yüzme bilmiyorsanız girmeyin derim. Yuvarlakçay'ın çıktığı yer var dediler. Meşhur restoranların olduğu yerden ayrılıp çayın gözüne doğru yeniden yola çıkıyoruz. Burada yolu bulmanın en kolay yöntemi \"Defne Restoran\" tabelalarını takip etmek çünkü Google Haritalar'da burası da işaretli değil. Defne Restoran'a ulaştığınızda burası da güzel ama suyun gözü yani çıktığı yer hala burası değil. Defne Restoran girişinden 100 metre önce solda bir toprak yol girişi var. Toprak yolun sonuna kadar gidin, göze hala ulaşamadınız, aracınızı yolun sonunda bırakın. Patikadan yolunuza devam edin, patika bitince suyun içinden geçen su borularının üstünden geçerek göze ulaşılıyormuş. Muş diyorum çünkü ben tek başıma gittiğim ve etrafta başka insan olmadığı için risk almamak adına oradan geri döndüm. Suyun içinde yürümeye uygun kıyafetler ile buradan suyun gözüne yani Top Göz denen yere ulaşabilirsiniz. Ben Defne Restoran'a dönüp yemek yemeyi tercih ettim. Sıradaki durağımız Toparlar Şelalesi. Köyceğiz-Akyaka yolu üzerinde 7. km civarında yukarıdaki fotoğrafta göreceğiniz şelale tabelasını göreceksiniz. Buradan girin. Google Haritalar üzerindeki konum hatalı, köy aralarında dolanıp durmayın bu tabelayı bulun. Tabeladan sonraki yol toprak ama çok kötü değil, kısa bir süre toprak yolda ilerleyip yolun sonuna ulaşacaksınız. Burada arabanızı park edin. Aracınızı park ettiğiniz noktadan itibaren kırmızı-beyaz boyalar ile işaretlenmiş patikayı takip edeceksiniz. Patikadan 500 metre kadar dere kenarından devam edin. Sarı yürüyüş tabelaları var yol üzerinde ama sanırım yönü bozulmuş, tabelayı dikkate almayıp düz toprak yoldan devam edin. Tabelayı geçtikten 200 metre kadar sonra şelaleyi uzaktan göreceksiniz. Bu kez dik bir patikadan şelalenin olduğu yere ineceksiniz, tebrikler ulaştınız. Toparlar Şelalesi yaklaşık 4 metreden dökülüyor. Altında bulunan havuzu yüzmek için çok keyifli. Şelale çevresinde yine sığla ağaçları var, ağaçlardan birine ip bağlamışlar. İpte sallanıp suya atlamak da epey eğlenceli. 1 km civarı bir patika ile şelaleye ulaşılıyor, bu yolu yürümeye değer mi derseniz, benim gibi büyük küçük demeden şelale seviyorsanız, bakir bir yer arıyorsanız kesinlikle değer. Ama beklentiniz çok yüksek olmasın. Şelaleden sonra sırada yine meşhur bir yer var, Sultaniye Kaplıcaları. Köyceğiz merkezden yaklaşık 26 kilometre Köyceğiz Gölü kıyısından muhteşem manzaralar izleyerek kaplıcaya ulaşıyorsunuz. Araçla gelmek istemezseniz Dalyan veya Köyceğiz'den kalkan tekne turları da buraya uğruyor. Burası dünyada nadir bulunacak doğal güzelliklerden biri. Çünkü soğuk bir tatlı su gölünün hemen kıyısında sıcacık kaplıca suyunda havuza girebiliyorsunuz. Kaplıcanın giriş ücreti 2021 yılında 10 TL, bence sudan ucuz. Böyle kıymetli yerlerin daha yüksek giriş ücreti olması gerektiğini düşünüyorum. 10 TL verip bütün gün bütün havuzlardan faydalanabilir, çamur banyosu yapabilir, güneşlenebilirsiniz. İçeride birkaç tane kafeterya var, onların da fiyatları uygun. Benim Köyceğiz seyahatlerimde gitmediğim ama gezilecek yerler arasında sayabileceğimiz bir kaç nokta daha var. Sandras Dağı ve Kartal Gölü Tabiatı Koruma Alanı bunlardan birkaçı. Köyceğiz Dalyan civarına geldiğinizde, mutlaka uğrayacağınız yerlerin başında şüphesiz İztuzu Plajı geliyor. İztuzu Plajı, mutlaka görülmesi gereken bir doğal güzellik olmasıyla birlikte, oldukça açık bir plaj olduğundan rüzgarlı ve popülerliği nedeniyle kalabalık olabiliyor. Eğer bakir ve az insanın gittiği yerleri tercih ediyorsanız, Dalyan'dan önceki koylar olan Kargıcak veya Aşı Köyü plajlarını tercih edebilirsiniz. Benim bir gün diye gidip üç gün kaldığım yer ise Ekincik Koyu oldu. Bu yazıda kullandığım tüm Köyceğiz ve Dalyan fotoğraflarını aşağıda toplu halde görebilirsiniz. Yazıda kullandığım fotoğrafların bir kısmı 2021 yılı Haziran ayı, bir kısmı ise 2012 yılı Mart ayına ait. Tüm fotoğrafların telif hakkının bana ait olduğunu söylemem gerek yok sanırım. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Dalyan'da bi Ocak günü sadece 1 öğleden sonra vaktim vardı ve tekne turu yapmak yerine Radar Tepesi'ne çıkmayı tercih ettim, iyi ki de etmişim. Yol tarifin inanılmaz işe yaradı, emeğine sağlıkSevilim. Orman Yolu-Radar tabelasını kaçırmışım, fatk edince Reels izledim ve hoop dönüp olayı çözdüm. Minnacık Fiat 500 aracımla bahsettiğin yere kadar yavaş yavaş rahatça çıkabildim ve park ettim. 15 dakikalık manzaralı tırmanış sonunda süper bi manzara beni bekliyodu. Benden başka kimse yoktu, hava şahaneydi, götürdüğüm kahvemin keyfini çıkardım. Yalnız güneşi batışına kadar bellemedim, lakin geri yürünecek ve toprak yoldan arabayla sağ salim ana yola çıkışacaktı. Güneşi İztuzu plajında batırdım. Emeğine sağlık. Süper detaylı bi yazı olmuş. Gelecekte umarım tekrar blog yazına ihtiyaç duyarım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kremna-antik-kenti-burdur", "text": "Pisidler, atalarım... Bugün; Isparta, Burdur, Afyonkarahisar, Konya ve Antalya'nın bir bölümünde yaşamış bir medeniyet. Sarp yerlere şehirler kurmuş, Büyük İskender'e kafa tutmuş, dağları seven bir toplulukmuş Pisidler. En bilinen şehirleri Burdur'un Ağlasun ilçesinde yer alan Sagalassos ve Antalya'da Güllük Dağı'nda bulunan Termessos Antik Kenti. Bu şehirlere gittiyseniz ikisinin de ne kadar sarp ve zor coğrafyalara kurulmuş olduklarını biliyorsunuzdur. Çılgın Pisidlerin kurduğu bir diğer şehir de Burdur'un Bucak ilçesi Çamlık Köyü sınırları içinde yer alan Kremna Antik Kenti. Burdur'da gezilecek yerler önerilerimin tamamı için Burdur Gezilecek Yerler ve Burdur Gezi Rehberi yazıma mutlaka göz atın. Kremna, Aksu Vadisi'ne bakan, kuzeyi güneyi ve doğusu uçurumlarla çevrili bir tepe üzerine kurulmuş bir kent. Kremna'nın anlamı da \"uçurum\" demek, yani şehrin yeri adını da belirlemiş. Kent 1100 metre yüksekteki konumu ile bulunduğu tepe üzerinde görkemli bir kale gibi görünüyor. Özellikle kente yaklaşırken aşağıdan yukarıya bakarsanız bu etkileyici manzarayı siz de göreceksiniz. Kenti görünce taş taş üstüne kalmamış olduğunu göreceksiniz. Çok sayıda deprem geçirmiş olan kentten geriye kalanlar oldukça sınırlı maalesef. Kremna Antik Kenti'ni kuranların Pisidlyalılar, kent en parlak dönemini M. Ö. 2. yüzyılda yaşamış. M. Ö.4 yüzyılda Lidyalılar, M. Ö.540 yıllarında ise Perslerin bölgede yaşadığı biliniyor. M. Ö. 188 yılında Büyük İskender kenti alıyor ve böylece Makedon hakimiyeti başlıyor. M. Ö. 188 yılından itibaren kent Bergama Krallığı'nın egemenliğine geçiyor, M. Ö. 25 yılında ise Roma hakimiyeti başlıyor. Türkler Anadolu'ya gelene kadar Roma kolonisi olarak kalıyor. Bugün kentten geriye kalan yapılar Roma dönemine ati yapılar. Kentte ortaya çıkarılan buluntulara göre en son Selçukluların burada yaşadıkları biliniyor. Antik kent, 2 metre genişliğinde 7-8 metre yüksekliğinde surlarla çevrili imiş. Roma şehirlerinden görmeye alışık olduğumuz şekilde ızgara planlı olarak kurulmuş. Kentin güney ve batıdan olmak üzere iki tane giriş kapısı ve 12 tane gözetleme kulesi bulunuyor. - Akropol yani Yukarı Şehir - Meydan - Bazilika - Kilise - Kütüphane - Anıt Giriş Kapısı - Anıt Çeşme olarak sayılabilir. Antik kentteki ilk incelemeler 1880'lerde Avusturyalı araştırmacı Graf von Lackoronski tarafından yapılmış ve ilk planı onun tarafından çıkarılmış. Kremna Antik Kenti'nde yapılan kazılardan çıkarılan buluntular Burdur şehir merkezinde yer alan ve zengin bir koleksiyona sahip olan Burdur Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Kremna Antik Kenti'nde 1971-1973 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden Prof. Dr. Jale İnan tarafından yapılan arkeolojik kazılar yapılmış ve önemli buluntular o dönemde açığa çıkarılmış. Bulunan 9 adet tanrıça heykeli Burdur Arkeoloji Müzesi'nde görülecek eserler arasında yer alıyor, hepsi birbirinden güzel ve etkileyici. Antik kentte yapılan araştırmalarda çok sayıda pagan ayinin gerçekleştirildiği de ortaya çıkarılmış. Burdur'daki antik kentleri gezmeden önce bu müzeyi mutlaka görmenizi öneririm. Böylece hem tarihini daha iyi anlayacaksınız, hem de buluntuları görünce antik kent çok daha anlamlı hala gelecektir. Kremna, Burdur ilinin Bucak ilçesi Çamlık Köyü sınırları içinde bulunuyor. Antik kent Bucak ilçe merkezinde yaklaşık 12 km uzaklıkta. Kremna Antik Kenti'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için buraya tıklayın. Google Haritalar'da kentin en yüksek noktası işaretlenmiş ancak oraya kadar araçla ulaşım yok maalesef, bu nedenle Çamlık Köyü'ne geldikten sonra kahverengi \"Kremna\" tabelalarını takip ederek antik kent girişine ulaşabilirsiniz. Aracınızı bıraktıktan sonra toprak bir yoldan 10-15 dakika kadar yukarı şehre doğru yürümeniz gerekecek, rahat bir ayakkabı giydiğinize emin olun. Antik kente gitmek için önce Bucak'a sonra da Çamlık Köyü'ne ulaşmanız gerekiyor. Bucak ilçesi Burdur şehir merkezine 47 km, Antalya şehir merkezine ise 85 km mesafede yer alıyor. Burdur ve Antalya otogarlarından Bucak ilçe merkezine otobüs bulabilirsiniz. Bucak ilçe otogarından ise Çamlık minibüsleri ile köye ulaşabilirsiniz. Ancak köy merkezinden dik bir yürüyüş yolu olduğunu hatırlatayım tekrar. Kremna Antik Kenti'ne giriş şu an ücretsiz, herhangi bir kontrol yok. Biz gittiğimizde araçların bırakıldığı noktada bekçi vardı ancak kenti ziyarete ne zaman açıp kapattıklarına dair bir bilgiye ulaşamadık. Aşağıda şehrin girişinde yer alan Kremna Antik Kenti haritası ve bilgilendirme panosunu görebilirsiniz. Burdur'da gezilecek görülecek yerler maalesef birbirinden biraz uzak. Süreniz kısıtlı ise ve Kremna'yı görmek istiyorsanız yakınlarda görebileceğiniz diğer yerleri de anlatmak istedim. - Kremna'dan Antalya yönüne doğru giderken antik kente 21 km mesafede yer alan İncirhan ve 24 km mesafede bulunan Susuz Kervansarayı'nı ziyaret edebilirsiniz. - Kremna'dan Burdur şehir merkezine giderken 46. kilometrede sağınızda kalacak olan Türkiye'nin turizme açılmış ilk mağarası olan İnsuyu Mağararası'nı ziyaret edebilirsiniz. - Burdur şehir merkezinde yer alan Burdur Müzesi'ni mutlaka görün. Ayrıca Burdur Etnoğrafya Müzesi olarak hizmet veren Taş Oda Konağı'nı planınıza ekleyebilirsiniz. - Ağlasun ilçesinde yer alan ve bir diğer Pisidya şehri olan Sagalassos Antik Kenti'ni rotanıza ekleyebilirsiniz. Kremna'ya 48 km mesafede bulunuyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kuduste-mescid-i-aksaya-giris", "text": "İsrail gezisinden dönüşte bana en çok sorulan soru: \"Kudüs'te Mescid-i Aksa'ya giriş kolay mı?\" oldu. Mescid-i Aksa'ya giriş konusunda bilgi vermeden önce önce Kudüs'ün eski şehir merkezi hakkında kısa bir bilgi vereyim. Aşağıdaki Kudüs haritasında gördüğünüz surlarla çevrili alan Kudüs'ün eski şehir merkezi. Hristiyan, Müslüman, Yahudi ve Ermeni bölgeleri kendi içinde ayrışmış durumda. Müslüman mahallesinin hemen yanında Mount Moriah Tapınak Dağı ya da Harem ül Şerif olarak görülen büyük alan ise, Mescid-i Aksa'nın da içinde bulunduğu hem Müslümanlar hem de Yahudiler için kutsal sayılan bölge. Harem ül Şerif'e şu anda Müslüman olmayanların girmesine izin verilmiyor. Bu alana girişi olan bütün yollar polis tarafından tutulmuş durumda. Mutlaka kontrolden geçiyorsunuz. Ve asıl alana girerken Müslüman olduğunuzu ispatlamanız isteniyor. Türkiye'den geldiğimizi söyleyince bize çok iyi davrandılar. Zira Kudüs'teki Müslümanların gözünde, dünyada onları koruyup kollayan tek ülke Türkiye. Ama bu sevgi sınava tabi tutulmamıza engel değil. Ben giriş alanına yaklaşırkan başımı örtmüştüm zaten. Arkadaşlarımdan birinin ilk adı Mehmet olduğu için o da artı bir önde başladı. Hemen nüfus cüzdanlarımızı istediler. TC kimliklerinde din hanesinin olduğu alanı öğrenmişler. \"İslam\" yazdığını görünce sıkıntı olmadı. Ama üçüncü arkadaşımızın yanında nüfus cüzdanı yoktu, ondan şaadet getirmesini ve kulağındaki küpeleri çıkarmasını istediler. İçeride Kubbet-üs Sahra girişinde tekrar minik bir sınava tutulduk ama Türkiye'den gelmemiz orada da işimizi kolaylaştırdı. Hem Kubbet-üs Sahra hem de Mescid-i Aksa'da rahatça dolaşabildik. - İsrail vizesi ile ilgili daha fazla bilgi için; İsrail vizesi için gerekli belgeler yazıma da bir göz atın. - İsrail'e giderken yanıma neler aldım görmek isterseniz; İsrail gezisi için sırt çantamda neler var? - Mescid-i Aksa'ya giriş konusunda soru işaretleriniz varsa; Mescid-i Aksa'ya giriş - İsrail gezisi kaç liraya mal oldu diye merak ederseniz; İsrail gezisi maliyeti Bize özel hiçbir zorluk yok Yalçın. Ama çıkışta didik didik arıyorlar herkesi, o yüzden havaalanına uçuştan 3 saat önce gitmek gerekiyor. Pasaportsuz sadece Gürcistan ve Ukrayna'ya gidebilirsiniz. Yakın zamanda Mescidi Aksayı ziyaret etmek istiyorum. Bu konuda izleyeceğim yol haritası konusunda geri dönüşünüzü bekliyorum. Saygılar, sevgiler.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kulluoba-hoyugu-eskisehir", "text": "Küllüoba Höyüğü'nü daha önce hiç duymuş muydunuz? Arkeoloji haberlerini takip edenler veya Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde yaşayanlar belki duymuştur. Adı pek duyulmasa da Anadolu tarihi için önemli bir yerleşim Küllüoba Höyüğü. Batı Anadolu'nun ilk şehirleşmesi, dünyada saptanabilen en eski ağrı kesici kalıntılarının bulunması, Kuzey Suriye ve Mezopotamya ile ticaret gibi dünya tarihi için önemli bulguların keşfedildiği bir yer Küllüoba. 1996 yılından bu yana kazıları devam ediyor, kim bilir kazılar devam ettikçe daha neler bulunacak neler! Bu yazıda; Küllüoba Höyüğü'nün tarihçesi, kazı hakkında bilgiler, konumu, ziyaret bilgileri gibi Küllüoba Höyüğü hakkında merak ettiğiniz her şeyi bulacaksınız, keyifli okumalar! Sosyal medya hesaplarımı takip edenler biliyor, 2023 yılının Temmuz ayında iki buçuk hafta boyunca Küllüoba Höyüğü Kazısı'nda gönüllü olarak çalıştım. Küllüoba Höyüğü ile ilgili öğrendiklerimi paylaşmak istedim. Öncelikle \"höyük nedir?\" onu anlatayım; tarih boyunca insanoğlu aynı yerlere yerleşmeyi tercih etmiş, eski yapıları yıkıp üstüne yenilerini yapmış. Höyük, yerleşimlerin yıkılıp yeniden yapıldığı, katman katman yerleşimlerin bulunduğu tepelere verilen isim. Höyüklerde en üstte günümüze en yakın, en altta ise en eski yerleşim bulunuyor. Ülkemizde çok sayıda höyük var. Benim kazıya katıldığım Eskişehir bölgesinde 200 civarında höyük bulunuyor. - Ankara Gordion - Batman Demirköy Höyüğü - Batman Hallan Çemi Höyüğü - Burdur Kuruçay Höyüğü - Burdur Hacılar Höyüğü - Çorum Alacahöyük - Eskişehir Demircihüyük - Eskişehir Küllüoba Höyüğü - Konya Çatalhöyük - Tunceli Sakyol Höyük Küllüoba, İlk Tunç Çağı'nın tüm evrelerini içeren bir höyük. En alt katmanda M. Ö. 3300'e varan kalıntılar bulunuyor. Yani Geç Kalkolitik Çağ sonundan İlk Tunç Çağı sonuna kadar yaklaşık 1350 yıl boyunca kesintisiz yerleşim olan höyüğümüz 350 metre boyunda, 250 metre eninde ve 10 metre yükseklikte. Höyüğün çağdaşları Mezapotamya'da Sümerler Şehir Devletleri, Akkad İmparatorluğu, Mısır'da ise Mısır Erken Hanedan ve Eski Krallık dönemleri, batıda ise Troya'nın I, II., III. IV. ve V. yerleşimleri. Höyüğün güney ve güneydoğusu yönündeki tarlalarda Geç Hellenistik Dönem'e ait bir yerleşme olduğu da tespit edilmiş yani bölgede tarih boyunca yerleşim devam etmiş demek mümkün. Bugünkü köyün de sadece 1,3 km uzaklıkta olması bir tesadüf değil. Gelelim Küllüoba'nın neden bu kadar önemli olduğuna! Küllüoba Höyüğü; kazılarda bulunan yukarı ve aşağı şehir, anıtsal büyüklükte yapıları ve kamusal yapıların olması ile Batı Anadolu'da şehirleşme sürecinin ilk adımlarının burada atıldığını gösteriyor. Bunun dışında her evde ocak ve fırın bulunması, dokuma tezgahları gibi buluntular, burada evlerin aynı zamanda birer atölye gibi kullanıldığını gösteriyor. Evler ve ortak alanlarda bulunan çok sayıda silo ise yoğun üretimi. Bulunan 5bin yıllık boya ezme paletinin çanak çömleğin boyanmasında kullanıldığı yani estetik anlayışının gelişmeye başladığını gösteriyor. Anadolu'nun en eski yerleşim dışı mezarlığı Küllüoba'da ortaya çıkarılmış. Öncesinde Neolitik dönemden beri cenazeler evlerin tabanına gömülürmüş. Bir medeniyete geçiş göstergesi olarak Küllüoba'da yerleşim yerinin mezarlığı yerleşim yerinden görülebilecek bir noktada oluşturulmuş. Yapılan kazılarda ortaya çıkarılan mezarlarda, aralarında çocukların da bulunduğu, 120 kadar insan iskeletine ulaşılmış. Bazı iskeletlerde ise şiddet izleri tespit edilmiş. Cenazeler küplere, sanduka tipi mezarlara veya doğrudan toprağa gömülmüş. Küllüoba'daki kazılarda günümüzden 4500 yıl öncesine ait dünyada saptanabilen en eski ağrı kesici kalıntıları ve bitkisel ilaçlara ait izler burada saptandı. Kazılar sırasında bir adak çukurundan çıkarılan 4.500 yıllık çömleklerde yapılan analizlerde ağrı kesici etken maddesi salisilik asit kalıntısı tespit edildi. Salisilik asit, günümüzde kullanılan kinin ve aspirin türü ağrı kesicilerin söğüt ağacının kabuğundan elde edilen temel ham maddesi. Bu keşif dünyada bulunan ilk ağrı kesici örneği olması nedeniyle Küllüoba'yı çok özel bir yer kılıyor. Küllüoba Kazısı, Eskişehir Arkeoloji Müzesi başkanlığında ve İstanbul Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Turan Efe bilimsel yönetiminde 1996 yılında başlamış, evet yanlış okumadınız 1996! Yıllar boyunca höyüğün farklı bölümlerinde bilimsel kazılar yapılmış ve pek çok önemli buluntuya ulaşılmış. Kazı, 2019 yılından itibaren ise Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Türkteki başkanlığında devam ediyor. Kazıya başkanlık eden Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi ekibine ek olarak, Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü ve Batman Üniversitesi Arkeoloji Bölümü destek veriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yanı sıra Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Knauf firmasının desteği ile kazılar finanse ediliyor. Kazılan alanların düzgün bir şekilde sergilenebilmesi ve güneş, yağmur, rüzgar gibi doğal etkenlerden korunabilmesi için daha fazla finansal desteğe ihtiyaç olduğu ise aşikar. Ben de 2023 yılı Temmuz ayında Murat Türkteki Hocamın kazı ekibine gönüllü olarak katıldım. Beni kazıya kabul ettiği için buradan bir kez daha teşekkür ederim, çok güzel bir deneyimdi benim için. Daha fazla bilgi için Küllüoba Kazısı'nın resmi internet sitesini inceleyebilirsiniz. Küllüoba Höyüğü, Eskişehir'in 35 km güneydoğusunda, Seyitgazi İlçesi'nin 15 km kuzeydoğusunda ve Yenikent Köyü'nün 1.3 km güneyinde yer alıyor. Küllüoba, şimdi kurumuş olan Kireçkuyusu Deresi'nin yatağının kuzey kenarında kurulmuş. Küllüoba Höyüğü'nün Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Höyüğün Ankara, Konya ve Afyon civarından gelen tüm doğal ulaşım hatlarının bağlantı noktasında olmasından dolayı stratejik bir konumu var. Küllüoba'dan batıya, Eskişehir, İznik, İnegöl ovalarına uzanan yollar, Kuzey Ege, Güney Marmara, dolayısıyla Balkanlar'a kadar devam ediyor. Höyük, doğudan batıya ticaret yolları üzerinde bir yerleşim olması nedeniyle önem taşıyor. Küllüoba Höyüğü'nün katmanları kerpiç olduğundan korumak ve sergilemek çok zor. Höyükten çıkan buluntuların çok kısıtlı bir bölümü Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Her yıl Temmuz ayı ortasından Ağustos ayı sonuna kadar, kazı yapılan dönemde, siz de Küllüoba Höyüğü'nü ziyaret edebilirsiniz. Şanslıysanız kazı başkanımız Murat Türkteki sizi bizzat gezdirir. Kazı yapılan saatler boyunca höyük ziyarete açık olduğundan gitmeden önce @kulluobakazisi instagram hesabı ile iletişime geçmeniz iyi olur. Aynı hesaptan kazının aktif dönemlerini takip edebilirsiniz. - Küllüoba'ya kendi aracınız ile gelecekseniz; Eskişehir-Ankara arası D100 yolunun 25. kilometresinde Yenikent Köyü'ne doğru devam etmeniz gerekecek. 11 km sonra Küllüoba Kazıevi, 12,5 km sonra ise Küllüoba Höyüğü'ne ulaşırsınız. - Küllüoba'ya toplu taşıma ile gitmek isterseniz; Küllüoba Höyüğü'ne Eskişehir-Seyitgazi arası çalışan Odunpazarı Durağı'ndan kalkan Kırmızı 75 numaralı belediye otobüsleri ile ulaşım mümkün. Otobüs şoförüne höyükte ineceğini mutlaka belirtin, aksi halde köyden höyüğe 1,5 km kadar yürümek zorunda kalırsınız. Yazılıkaya Anıtı veya Yazılıkaya Vadisi'ne biz gezi planlıyorsanız, rotanıza Küllüoba'yı da eklemenizi öneririm. Plan yapmadan önce Yazılıkaya Vadisi yazıma da mutlaka göz atın. Ülkemizin her köşesinde başka bir zenginlik yatıyor, gidip görmek bize kalıyor!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kurban-bayrami-tatil-onerileri", "text": "Bütün bir yılın yorgunluğunu üzerimizde hissettiğimiz bu günlerde Kurban Bayramı'ndaki dokuz günlük tatil ilaç gibi gelecek. ''Kurban Bayramı'nda ne yapsak acaba?'' sorusunun aklımızdan geçtiği bu dönemde size şahane tatil önerilerim var. ''Ama ben ailemden ayrı tatil geçirmek istemiyorum.'' diyorsanız, toplayın bavulları Kurban Bayramı için tatil önerileri geliyor! Antalya'da en güzel koylarda yükselen tatil köyleri, ailece tatil yapmak isteyenler için oldukça cazip fiyatlar sunuyor. Çocuk dostu otellerden yetişkin otellerine kadar pek çok konseptte otel bulunuyor. Her türlü eğlence ve aktivitenin otel hizmetleri içerisinde bulunması da oldukça avantajlı oluyor. Alanya, Kemer ve Side otelleri şehirdeki birçok destinasyona yakın olmasıyla da dikkat çekiyor. Siz de Kurban bayramı için Antalya Otelleri arasından bütçenize uygun olanı alabilirsiniz. Türkiye'de sakin ve huzurlu bir tatil isteyenlerin ilk adresi Muğla, her biri ayrı bir cennet olan ilçeleriyle herkesin mutlaka gitmesi gereken bir şehir. Kurban Bayramı turları sayesinde bölgedeki pek çok koyu, doğa harikası bölgeleri ve tarihi yapıları gezebilirsiniz. Marmaris, Datça ve Kızkumu turu ise bölgede mutlaka gezilmesi gereken yerlerin ilk üç sırasını oluşturuyor. Yeşil ve mavinin iç içe geçtiği Marmaris, taş evleri ve Ege'ye özgü sokakları ile herkesin beğenisini kazanan Datça ve efsanelere konu olan Kızkumu turu için Kurban Bayramı tatilini mutlaka değerlendirin! İstanbul'a bir-bir buçuk saat uzaklıkta bulunan ama şehrin karmaşasından oldukça uzak kalan bu bölgeler, hem uygun fiyatlı tatil yapmak isteyenlere hem de şehirden uzaklaşmadan dinlenmek isteyenlere çözüm oluyor. Nehir kenarında yapılan kahvaltılarıyla, Ege sahillerini aratmayan plajlarıyla ve doğa sporlarına elverişli yapılarıyla Ağva, Şile ve Polonezköy tam da aradığınız tatil olabilir. Yedigöller bölgesi doğayla baş başa tatil geçirmek isteyen herkesin ilk rotası oluyor. Birçok bitki çeşidinin sunduğu muhteşem manzaralar eşliğinde yürüyüş yapabilir, doğa fotoğrafları çekebilirsiniz. Ağustos ayında bile serin olan Yedigöller, yaz aylarının verdiği yorgunluktan kurtulmanız için iyi bir fırsat. Sınırsız eğlencenin adresi olan Çeşme, Kurban Bayramı tatilini eğlenerek değerlendirmek isteyenlere hitap ediyor. Birçok ilden İzmir havaalanına uçuş yapılması da Çeşme'yi kolay ulaşılabilir kılıyor. Çeşme Alaçatı, Boyalık ve Ilıca Kurban Bayramı'nda İzmir'i tercih edeceklerin konaklayabilecekleri destinasyonlardan. Dokuz günlük Kurban Bayramı tatilini ülkemizde yeşilin adresi olan Karadeniz'de geçirmeye ne dersiniz? Yaz günü serin bir soluk almanızı sağlayan yaylaları, dağlardan gelen buz gibi suları, ucu bucağı olmayan yeşili ve bol oksijeniyle Karedeniz, Kurban bayramını keyifli bir tatile çevirmenizin en iyi yollarından biri. Kıbrıs, kendinizi hem yurt dışında hem de evinizde hissettiren bir yer. Dinlenmek isteyenlere de eğlenmek isteyenlere de çeşitli alternatifler sunan Kıbrıs, yılın pek çok döneminde tatil severleri ağırlıyor. Renkli eğlence hayatı ve tarihi değerleriyle Kıbrıs'ta kültürel ve eğlenceli bir gezi yapabilirsiniz. Likya turu, Dalyan'ı, Kaş'ı ve Fethiye'yi içine alan bir tur. Ege'nin en güzel koylarının, en meşhur tarihi yapılarının görülebileceği bu turda birçok aktivite imkanı da sizleri bekliyor. Fethiye'de yamaç paraşütü yaparak tüm koyları kuş bakışı seyredebilir, Kaş'ta ise su altı dünyasını keşfe çıkabilirsiniz. Kurban Bayramı tatilini Bodrum'da uygun fiyat avantajlarıyla geçirmek isterseniz Kurban Bayramı otelleri arasından Bodrum'u seçebilirsiniz. Bodrum otelleri her bütçeye uygun tatil fırsatı sunuyor. Doğal güzellikleri ve gece gündüz durmadan devam eden eğlenceleriyle tüm bir yılın stresinden kurtulabilirsiniz. Dokuz gün sürecek Kurban Bayramı tatilini yurt dışında değerlendirmek isteyenler, Amerika turlarını tercih ederek birçok bölgeyi aynı anda keşfedebilir. Avrupa'dan hem mimari hem de kültürel olarak oldukça farklı olan Amerika, size yeni dünyaların da kapısını aralayacaktır. Yeni yerler keşfetmeyi, doğanın sunduğu güzellikleri fotoğraflamayı seven herkesin mutlaka gitmesi gereken ateş ve buzun ülkesi İzlanda... 2 saat uçak yolculuğuyla Helsinki'ye varacağınız bu rotada çeşitli maceralara hazır olmalısınız. Ucuz uçak bileti fırsatlarını değerlendirerek İzlanda rotanızı hemen oluşturmalı, her karışında ayrı bir doğal güzellik olan bölgeyi mutlaka ziyaret etmelisiniz. Asya'nın en merak edilen ülke ve şehirlerini Kurban Bayramı turları ile ziyaret edebilirsiniz. Farklı kültürlerle harmanlayacağınız bu turda, Budizm'e ait en meşhur tapınakları gezebilir, dünyaca ünlü plajlarda denize girebilirsiniz. Fillerle yapacağınız safarilere katılarak, meşhur muson ormanlarını ziyaret edebilirsiniz. Şimdiden herkese iyi bayramlar, iyi tatiller!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kurban-bayrami-tatili-beneluks-gezi-rotasi", "text": "Eğer benim gibi turla gitmek yerine kendi rotasını çizmeyi sevenlerdenseniz uygun fiyatlı uçak bileti bulmak tatil planının ilk adımı oluyor. Uçak biletlerini almak için tabii ki nereye gidileceğine karar vermek ilk adım. Neyseki Ramazan Bayramı tatili için aldığım Fransa vizem olduğu için shengen ülkelerinden istediğime gitmekte özgürdüm. İlk rotayı biraz değiştirerek yeni bir rota çizdim. Tatil süresini maksimum kullanarak pek çok yeri tek bir tatille görme şansını da yakalamış oldum. Rotam; Strasbourg, Luksemburg, Bruksel, Amsterdam. Rotaya Brugge'ü de eklemek isterdim ama 8 güne 4 şehiri 5 şehre çıkarmak diğer şehirlere haksızlık olacaktı. Brugge görmek istediğim şehirler listesindeki yerini korumaya devam ediyor. 7 Aralık Pazar günün Almanya, Fransa, İşviçre sınırındaki ilginç havalanı Basel'e iniyorum. Yolculuğum Easyjet ile. Bu havalanının 3 ülkeye ayrı kapısı var. Basel-Mulhouse havalimanı diye geçiyor zaten. Sınır çizgilerini alandan görebiliyorsunuz. Bu havaalanına ikinci gidişim olacak. Neden burayı tercih ettiğimi sorarsanız, konumu nedeniyle bu havaalanına inip Avrupa'da herhangi bir ülkeye-şehre uygun fiyatlarla ulaşılabilmesi. Buradan Strasbourg'a geçiyorum. Üç de yol arkadaşım var. Daha önce yurtdışına hiç grup halinde çıkmamıştım, bakalım birbirimizi yiyecek miyiz? Birinin ilk yurtdışına çıkışı olacak. Onun izlenimlerini de paylaşmayı çok isterim. - Christmas Market - Cathedrale Notre Dame de Strasbourg - La Petite France - Musee d'Art Moderne et Contemporain - Musee Alsacien - Ancienne Synagogue Les Halles - Musee de l'Oeuvre Notre-Dame - Palais de Rohan - European Parliament - Opera National du Rhin - Palace of the Grand Dukes - Notre Dame Cathedral - Museum of Natural History - National Museum of Art and History - Bock - Casino Luxembourg - Casemates du Bock - Philharmonie Luxembourg - Petrusse Casemates - Luxembourg American Cemetery Memorial Gezip gördükten sonra detaylarını vereceğim. Bruksel ve Amsterdam için cep rehberlerim olduğu için daha rahatım. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kurumlara-ozel-turlar", "text": "Çalışanlarınız, bayiileriniz, müşterileriniz veya iş ortaklarınızla bir araya gelip güzel vakit geçireceğiniz şirket gezileri düzenlemek istiyorsanız, doğru yerdesiniz, \"Kurumlara Özel Turlar\" tam size göre. Kurumlara özel turlar kapsamında yapabileceklerimizin bir kısmını aşağıda görebilirsiniz, daha fazlası hayal gücünüze kalmış. - Şirketinizin gezi kulübü, fotoğraf kulübü, trekking kulübü gibi kulüpleri için yurt içi veya yurt dışı gezi planlaması, - Bayii veya iş ortaklarınız ile bir araya gelip sinerjinizi geliştirmek için gezi planlaması, - Çalışan memnuniyeti için başarılı çalışanlarınızı ödüllendirmek için düzenlenecek geziler, - Müşteri sadakatini artırmak için belirleyeceğiniz segmentlerdeki müşterileriniz için düzenlenecek geziler, - ve daha pek çok alternatif seçenek... İhtiyacınızı anlatın, size veya ekibinize en uygun geziyi planlayalım. Mutlu çalışanlar, mutlu iş ortakları, mutlu müşteriler, mutlu şirketler! Arayın, size en uygun şirket gezisini birlikte planlayalım! Çok Gezen Turları hakkında bilgi almak için tıklayın! Çok Gezen Turları, Sevil Mert Uzun rota danışmanlığı ve gezi liderliği ile Türsab A Grubu 4393 Belge Nolu Turhande Turizm Seyahat Firması aracılığıyla düzenlenmektedir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kutahya-usak-burdur-gezi-rotasi", "text": "\"Korona döneminde seyahat edilir mi, yola çıkılır mı\" derken Haziran sonunda seyahat yasakları kalkıp ilk yoğunluk azalınca ben de memlekete gitmek üzere yola çıktım. Memleketim Burdur'a giderken yol üstünde Kütahya ve Uşak'ta gezilecek yerlere uğradım. Korona dönemindeki ilk seyahatim olan Kütahya, Uşak, Burdur gezi rotası detayları, nerelere gittik, neler yaptık bu yazıda sizi bekliyor. İstanbul veya Ankara gibi yönlerden gelip Antalya, Muğla yönüne gidiyorsanız rotanıza bu yazıda bahsettiğim yerlerin tamamını veya bir kısmını ekleyebilirsiniz. İstanbul'dan yola çıkıp ailemin yaşadığı yer olan Burdur'un Karamanlı ilçesine ulaştığımız ve orayı merkez üs alarak gezdiğimiz yerleri gün gün aşağıda göreceksiniz. Yazı içinde bahsi geçen yerlerle ilgili daha detaylı bilgi almak için ilgili günlerin başında yer alan bağlantılara tıklayabilirsiniz. Kütahya, Uşak, Burdur gezi rotamızı aşağıdaki haritadan görebilir, detaylara ulaşmak için şu bağlantıya veya aşağıdaki haritaya tıklayabilirsiniz. Korona döneminde seyahat ederken dikkat edilmesi gerekenler yazıma da mutlaka göz atın. İstanbul'dan sabah erken saatte yola çıktık. İlk durağımız plansız bir şekilde Bursa'nın İnegöl ilçesinde yer alan Oylat Mağarası oldu. Siz Oylat tarafına gelirseniz kaplıcaları ve Oylat Şelalesi'ni de gezi rotanıza ekleyebilirsiniz. Oylat Mağarası'ndan sonra yol üstünde bir köftecide mola verdik. Köftecide bizden başka hiç kimse olmaması nedeniyle içimiz biraz rahat etti. Oylat Mağarası Bursa-Ankara yolu üzerinde, aynı hattan devam ettiğimizde Topuk Yaylası'na ulaştık. Burası küçük bir göl çevresinde piknik masaları atılmış güzel bir mesire yeri. Biz gittiğimizde giriş ücreti veya herhangi bir kontrol yoktu. Tuvaletler kapalı idi, korona döneminde açılmamış olabilir. Sanki tesis varmış da açılmamış gibiydi. Çok fazla piknikçi vardı. Gölün çevresini dolaşabileceğiniz kısa bir yürüyüş rotası var. İlk gün rotamızın asıl hedefi Kütahya il sınırları içinde yer alan Aizanoi Antik Kenti idi. Aizanoi Antik Kenti, dünyanın en iyi korunmuş Zeus Tapınağı'na ev sahipliği yaptığı için çok özel bir yer. Bu tarafa yolunuz düşerse kesinlikle uğramanızı öneririm. Biz günü kamp yapabilmek için Murat Dağı'nda bitirdik. Ancak sağanak yağmur başlayınca çadırdan vazgeçip bungalovlarda kaldık. Bungalovlara dair detayları Aizanoi Antik Kenti yazımda bulabilirsiniz. Murat Dağı'ndan sonra rotamızı Uşak'a çevirdik. İlk durağımız İngiltere'deki Stonehenge'e benzerliği ile dikkat çeke Blaundus Antik Kenti idi. Antik kente giriş ücreti yok, biraz bakımsız. Umarım önümüzdeki yıllarda restorasyon ve bakım çalışmaları yapılır. Blaundus Antik Kenti'nden sadece 20 kilometre mesafede Ulubey Kanyonu yer alıyor. Kanyon dünyanın ikinci büyük kanyonu olarak lanse edilse de ben bu bilgiyi hiçbir yerden doğrulayamadım. Kanyonda izleme terasları ve yürüyüş rotaları bulunuyor. Ulubey Kanyonu izleme teraslarının olduğu yerden 30 kilometre mesafede kanyonun kollarından biri olan Banaz Çayı üzerinde yer alan Clandras Köprüsü bulunuyor. Lidya Kral Yolu üzerinde bulunan köprü aslında Pepuza Antik Kenti'ne su taşımak için yapılmış bir su kemeri imiş. Muhteşem güzel bir yapı, çevresinde geniş bir mesire alanı var. Clandras Köprüsü'nden sonra biz rotamızı ailemin oturduğu Karamanlı'ya çevirdik. Siz isterseniz yol üstünde Salda Gölü'ne uğrayabilirsiniz. Biz başka bir gün daha geniş zamanda gideceğimiz için pas geçtik. Uşak tarafına geldiğinizde Taşyaran Vadisi ve Uşak merkezi de gezi rotanıza ekleyebilirsiniz. Özellikle Uşak Müzesi, Karun Hazineleri'nin sergilendiği yer olarak görülmesi gereken yerlerden biri. Ailemin evini merkez olarak belirleyip Burdur'da görülecek pek çok yere gittik. İlk gün Karamanlı'ya 40 kilometre mesafede yer alan Kibyra Antik Kenti'ni görmeye gittik. Gladyatörler şehri olarak bilinen antik kent henüz çok yeni turizme açılmış durumda, bu nedenle çok az biliniyor. Kibyra Antik Kenti'nden sonraki durağımız benim de ilk kez gittiğim Karanlıkdere Kanyonu oldu. Kanyonun ulaşımı oldukça meşakkatli olsa da görmeye değer çok güzel bir yer. Doğa içinde olmayı sevenler rotalarına ekleyebilir. Kanyondan çıktığımız yer Fethiye'ye çok yakın, ancak biz korona yüzünden Fethiye'yi es geçip evimize geri dönüyoruz. Burdur'a gelip Sagalassos Antik Kenti'ni görmemek olmaz. Pisidya Bölgesi'nin hem dini hem de idari merkezi olmuş bu muhteşem şehir bu tarafa yolu düşen herkesin mutlaka görmesi gereken yerlerin başında geliyor. Ben son yıllarda neredeyse her yıl bir kez gitsem de ilk kez 5-6 yaşlarında gittiğim, benim antik şehirleri sevmemin sebebi olan yer. Sagalassos'a Haziran veya Temmuz aylarında giderseniz Isparta Kuyucak'tan başlayarak Burdur Gölü kıyısından Salda Gölü'ne kadar devam eden Lavanta Yolu'nu da mutlaka rotanıza eklemenizi öneririm, bu yol üzerinde Lisinia Doğal Yaşam Alanı ve Hacılar Höyüğü de mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Ayrıca, Burdur merkezine uğrayıp Burdur Gölü ve Arkeoloji Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, Tarihi Burdur Evleri'ni ziyaret edebilirsiniz. Burdur'da gezilecek yerlerle ilgili önerilerim için Burdur gezi rehberi yazıma bir göz atın. Burdur denince artık ilk akla gelen yer olan Salda Gölü tabii ki yine olmazsa olmaz noktalarda biri. Türkiye'nin Maldivleri diye ünlendikten sonra Türkiye'nin akın akın buraya gelmesi ile temizlik ve organizasyon sorunları yaşandıktan sonra bu yıl oldukça iyi durumda gördüm Salda Gölü'nü. Siz yine de hafta içi ve akşamüstü giderseniz daha sakin bulabilirsiniz, hafta sonları hala çok kalabalık oluyormuş. Memlekette vakit geçirmenin en güzel yanı çok az kişinin bildiği yerleri bilip, gezip görmek. Karamanlı'nın bir köyü olan Mürseller Köyü'nde emekli bir öğretmen olan Eşref Yurdasiper önderliğinde oluşturulan Kültür Evi bu seyahatimin sürpriz noktalarından oldu. Mürseller Köyü'ne giderseniz Karataş Gölü ve Karataş Sivrisi gün batımına doğru çok güzel manzaralar veriyor. Aklınızda olsun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kuzey-borneo-sabah-icin-2-haftalik-gezi-rotasi", "text": "Popüler rotalar yerine az bilinenler, herkesin gittiği yerler yerine insanların haritada yerini dahi bilmediği yerlere gitmeyi oldum olası sevmişimdir. Özellikle bakir, doğası, kültürü ve gastronomisi farklı ülkeler, şehirler, coğrafyalar her zaman ilgimi daha fazla çeker. İşte tam da bu nedenlerle, 2023 yılının Haziran ayında, eşimle birlikte, İstanbul'dan Malezya'nın Sabah eyaletinin bulunduğu Kuzey Borneo'ya iki haftalık bir gezi yaptık. Vahşi ormanlardan, bakir denizlere, doğa ile iç içe bir rota olan Kuzey Borneo'yu neden seçtik, nereleri gezdik, Kuzey Borneo için 2 haftalık gezi rotası ve Sabah'ta gezilecek yerler ve çok daha fazlası bu yazıda sizi bekliyor. Sabah Eyaleti, Malezya'nın Borneo Adası'nda bulunan iki eyaletinden biri. Borneo Adası'nın en kuzey noktasında bulunduğundan Kuzey Borneo olarak anılıyor. Kuzeyde ve doğuda Filipinler, kuzey batıda Vietnam, güneyde Borneo Adası'nı paylaştığı iki ülkeden biri olan Endonezya, batıda Borneo Adası'nı paylaştığı iki ülkeden diğeri olan Brunei yer alıyor. Sabah Eyaleti'nin Google Haritalar uygulaması üzerinde konumu için tıklayın. Türkiye'den Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'a veya Singapur'a; Singapore Airlines, Türk Hava Yolları ve Air Asia'nın uçuşları bulunuyor. Singapur veya Kuala Lumpur'a ulaştıktan sonra Sabah Eyaleti'ndeki farklı şehirlere uçuş bulabiliyorsunuz. Kota Kinabolu, Tawau, Sandakan, Lahad Datu Sabah'ta havalimanı olan şehirler. Ayrıca Brunei, Bangkok, Manila gibi yerlerden de Sabah'taki havalimanlarına uçuş bulabilirsiniz. Çok Gezen Tüyosu: Malezya içinde ve Sabah Eyaleti içinde seyahat ederken çok uygun iç hat uçuşları bulabiliyorsunuz, bu nedenle otobüs ile ulaşım sağlamak yerine uçak ile seyahat etmek daha efektif oluyor. Sabah Eyaleti'nin bağlı olduğu Malezya Türk Vatandaşları'ndan vize istemiyor, kolaylıkla pasaportunuzu cebinize koyup seyahat edebileceğimiz bir ülke. Yılın her mevsimi ziyaret edebileceğiniz Malezya tropikal iklime sahip, yılın neredeyse tamamında sıcaklık 30 derece civarında. Tropik iklim nedeniyle her an yağmur yağabilir, biz Haziran ayında gittiğimizde 2 hafta boyunca sadece 2 gün yağmura denk geldik. Sabah bölgesi için gidilecek yere göre bazı özel sezonlar var, onları rotamızı anlatırken ayrıca belirteceğim. Çok Gezen Tüyosu: Malezya'ya seyahat ederken çantanızda yağmurluk bulundurmanız seyahatinizi konforlu hale getirecektir. Seyahat sırasında çantanızda şapka, güneş koruyucusu ve su bulundurmanız seyahatinizin daha rahat geçmesini sağlayacaktır. 2020 yılının Şubat ayında Malezya Yarımadası seyahati yapmış ve Malezya'yı çok sevmiştik. Ancak pandemi nedeniyle planladığımız rotayı tamamlayamamıştık. Malezya'da beni daha fazla heyecanlandıran kısım henüz popüler olmamış Borneo Adası idi. \"Neden Borneo?\" derseniz; tropik ormanlar, dünyada sadece Borneo Adası'nda bulunan canlı türleri, dünyanın en iyi dalış noktalarından biri olan Sipadan Adası, Malezya'nın en yüksek noktası olan Kinabolu Dağı, Malay yemekleri gibi beni cezbeden pek çok nokta var. Borneo Adası'nda gezilecek görülecek çok fazla yer, yapılacak çok fazla aktivite var. Süremiz 2 hafta ile sınırlı olunca bakir doğa ve başka hiçbir yerde göremeyeceğim denizaltı beni daha fazla cezbetti ve Sabah Eyaleti'ni tercih ettim. Etnik yaşam daha fazla ilginizi çekiyorsa; Malezya'nın Borneo Adası'nda bulunan diğer eyaleti olan Sarawak Eyaleti'ni tercih etmeyi düşünebilirsiniz. Kuzey Borneo için 2 haftalık gezi rotası çıkarmak gerçekten zor oldu. Uzun bir gezilecek yerler listesi hazırlayıp zaman planımız ve en çok görmek istediğimiz yerleri dikkate alarak rotamızı oluşturduk. Kuzey Borneo'ya gelmişken dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan ve Borneo Adası'nı Malezya ve Endonezya ile paylaşan Barışın Ülkesi Brunei'yi görmeyi planladık. İstanbul'dan Singapur Havayolları ile önce Singapur'a oradan da Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'a uçuştuk. Kuala Lumpur'dan Air Asia ile Brunei'nin başkenti Bandar Seri Begawan'a uçuştuk ve ilk gün Kuzey Borneo'ya giriş yapmış olduk. Türkiye'de Cuma günü öğle saatlerinde başlayan yolculuğumuz Brunei'de Cumartesi günü öğleden sonra sona ermiş oldu. İlk gün Brunei'de otelimize yerleşip Gadong gece pazarını gezmek dışında bir şey yapamadık. Singapur Havayolları Uçuş Deneyimimizi okumak için tıklayın. Çok Gezen Tüyosu: Singapur Havayolları'nın KrisFlyer uygulamasına üye olarak uçak bileti kampanyalarından ilk siz haberdar olabilir, çok uygun fiyatlara uzak rotalara uçak bileti alabilirsiniz. Brunei'de konakladığımız otel şehir merkezinde, görülecek yerlerin pek çoğuna yürüme mesafesinde idi. Ayrıca havalimanından otele ücretsiz servis, şehirde görülecek yerlere ücretsiz servis imkanları olması işimizi çok kolaylaştırdı. Brunei otel bilgileri için tıklayın. Brunei'nin başkenti olan Bandar Seri Begawan şehir merkezinde gezilecek yerleri görmek için bir gün yeterli. Şehirde; Omar Ali Saifuddin Camii, sahil kıyısı, yüzen köy, nehir turu, Jame' Asr Hassanil Bolkiah Camisi, Brunei Müzesi, Kraliyet Müzesi, Brunei'deki tek Çin Tapınağı olan Teng Yun Tapınağı ve gece pazarlarını görebilirsiniz. Eğer Brunei'ye bir günden fazla zaman ayıracaksanız yağmur ormanlarında bulunan milli parklara giden günübirlik veya daha uzun süreli turlara katılabilirsiniz. Bandar Seri Begavan'da gezilecek yerler yazıma mutlaka göz atın. Gündüz şehir gezimizi tamamlayıp akşam Malezya'nın Sabah Eyaleti'nin idari merkezi olan Kota Kinabolu'ya uçtuk. Bu uçuşumuz için saatleri bize daha fazla uyduğu için Royal Brunei Havayolu'nu tercih ettik. Çok Gezen Tüyosu: Malezya'da şehir içi seyahatlerde taksi hizmeti almak için Grab uygulamasını kullanabilirsiniz. Havalimanından şehir merkezine veya şehir içinde oldukça uygun fiyatlara uygulama sayesinde yolculuk edebilirsiniz. Kota Kinabalu konaklamamız Hyatt Centre Otel'de idi. Şehir merkezinde, şehirde görülecek yerlere yürüme mesafesinde, yeni yapılmış, doğa dostu ve harika bir çatı havuzu olan otelimizden çok memnun kaldık. Kota Kinabalu otel bilgileri için tıklayın. Malezya'da şehir isimlerinin kısaltma ile kullanılması oldukça popüler. Kuala Lumpur için KL, Kota Kinabalu için ise KK kısaltması kullanılıyor. Ben de Kota Kinabalu'dan bahsederken KK diyeceğim. KK seyahatimizi planlarken bir günümüzü denize ayırmak istedik ve merkezden sadece 15 dakikalık bir bot sürüşü ile ulaşabileceğimiz Tunku Abdul Rahman Milli Parkı'nı tercih ettik. Milli park içinde 5 ada bulunuyor. Bu adalarda dalış, yüzme, şnorkel, konaklama gibi imkanlar bulunuyor. KK'den alacağınız günübirlik turlar ile adalarda birkaç farklı konumda dalış veya şnorkel yapabilirsiniz. Biz dalış hakkımızı farklı bir yerde kullanacağımız için şnorkel yapmayı tercih ettik. Milli park içinde beş ada bulunuyor, adaların isimleri ve anlamları; Gaya Adası, Manukan Adası, Mamutik Adası, Sapi Adası, and Sulug Adası. KK'de daha uzun kalmayı planlıyorsanız milli park içinde yer alan Manukan Adası veya Mamutik Adası'ndaki otellerde konaklamayı da değerlendirebilirsiniz, müthiş güzel oteller var. Şnorkel turumuzu gitmeden önce Get Your Guide sitesi üzerinden ayarlamıştık, isterseniz otelinizden veya yerel acenteler aracılığıyla da günü birlik Tunku Abdul Rahman Parkı turu alabilirsiniz. Tura; bot ile ulaşım, milli park giriş ücreti, 3 farklı noktada şnorkel ve öğle yemeği dahil oluyor. Size denizin tadını çıkarmak kalıyor! Tur sabah 08:30'da Jesselton limanında buluşma ile başlıyor, öğleden sonra 15:00'te limanda sona eriyor. Günün kalanında Kota Kinabolu'da gezilecek yerlerin bir kısmını görmek için zamanını kalıyor. Şehir gündüzleri pek hareketli değil, akşam saatlerinde Todak sahili, el işi pazarı, Filipin pazarı gibi gece pazarlarını gezebilirsiniz. Kota Kinabalu, Sabah Eyaleti'nin idari merkezi ve en büyük şehri ve Kuzey Borneo'nun dünyaya açılan kapısı. Bu nedenle zincir oteller, alışveriş merkezleri, uluslararası markalar gibi pek çok şeye kolayca ulaşabileceğiniz modern bir şehir burası. Kuzey Borneo'nun en hareketli şehri Kota Kinabalu'da gezilecek yerler listesine bakacak olursak; Wonders of Wilderness Anıtı, şehrin en eski yapılarından olan Atkinson Saat Kulesi, Pu Toh Tze Çin Tapınağı, Sabah Müzesi, Kota Kinabolu Camii, Tanjung Aru Plajı gün batımı izlemek için, KK Waterfront, Handicraft Market Filipino Night Market, Todak Waterfront, koloniyal dönemde postane binası olarak yapılmış olan Sabah Tourism Board Binası, cuma ve cumartesi akşamları kurulan Gaya Street Api Api Gece Pazarı, Signal Hill Gözlem Kulesi. Kota Kinabalu'da şehir içinde gezilecek yerlere bir gün yetiyor. Yakındaki yerlere gitmek için gün sayınızı istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Kota Kinabalu'ya gelmek için en iyi zaman; her yıl 30-31 Mayıs tarihlerinde yapılan hasat festivali zamanı veya balina köpekbalıklarını görmek için en iyi dönem olan ocak-şubat ayları. Kota Kinabolu'dan Kuzey Borneo'nun en kuzeyi olan Tip of Borneo'ya gidebilirsiniz. Borneo Adası'nın en kuzey ucu Pulau Kalampunian Deniz Feneri'nin bulunduğu nokta burası. Biz vaktimiz yetmediği için burayı bir sonraki Sabah seyahatimize bıraktık. 4095 metre yüksekliği ile Malezya'nın ve Borneo Adası'nın en yüksek dağı olan Kinabolu Dağı aynı zamanda Kota Kinabolu şehrine adını vermiş. Kinabolu Dağı'nın içinde bulunduğu Kinabolu Park'ı KK'dan günübirlik turlar ile gezebilirsiniz. Kinabolu Park Turu, Pekan Nabulu şehrinde bulunan Kinabolu Dağı'nın harika manzarasını ile başlıyor, aynı yerde bulunan el işi pazarına uğruyor. Kinabolu Park, Malezya'nın ilk milli parklarından biri. Park içinde bulunan bitkileri görebileceğiniz Botanik Parkı KK'ya yaklaşık 2 saat mesafede yer alıyor. Milli park Kinabolu Dağı'nı içerecek şekilde 745 kilometrekarelik bir alana yayılmış. Milli park içinde yer alan Poring'de yürüyüş yolu ve Poring Kaplıcalarında şifalı su havuzlarında dinlenebilirsiniz. Poring yolu üzerinde dünyanın en büyük çiçeği olan Rafflesia'yı doğal ortamında görme imkanı bulabilirsiniz. Eğer doğa yürüyüşleri ve dağcılık ilginizi çekiyorsa; Kinabolu Dağı'na zirve yürüyüşü yapmak mümkün, bunun için en az iki tam gün ayırmanız gerekiyor. Ayrıca milli park içinde pek çok yürüyüş rotası bulunuyor, bu rotaları yürümek için de plan yapabilirsiniz. Kota Kinabalu Gezi Rehberi & Kota Kinabalu'da Gezilecek Yerler yazıma da mutlaka göz atın! Kota Kinabolu'dan Sabah Eyaleti'ndeki diğer havalimanları ve ülke dışına çok sayıda uçuş bulabilirsiniz. Biz bir sonraki rotamız olan Sepilok'a ulaşmak için Kota Kinabolu'dan Sandakan Havalimanı'na 40 dakikalık bir uçuş yapıyoruz. Buraya gelme sebebimiz yağmur ormanlarındaki vahşi hayatı yerinde görmek ve deneyimlemek. Kota Kinabolu'dan Sandakan'a otobüs ile de ulaşabilirsiniz. Otobüs yolculuğu 6-7 saat sürüyormuş ve günde 4 sefer varmış. Ancak online bilet satışı yok, şehirdeki otobüs terminaline giderek veya kaldığınız yerden telefon ile arayarak otobüs biletini ayarlayabilirsiniz. Sandakan, Sabah Eyaleti'nin ikinci büyük şehri. Asıl hedefimiz Sepilok olsa da gelmişken Sandakan'da birkaç yer görelim dedik. Muhteşem Sulu Denizi manzarası ile Sandakan Çin Tapınağı, Sandakan'ın ilk betonarme yapısı olan St. Micheal ve Melekler Kilisesi'ne uğradık. Sandakan'da bir saatte tamamlayabileceğiniz bir \"\"heritage trail\" var ancak gün içinde değil de gün batımı saatlerinde yürümenizi tavsiye ederim. Ayrıca Selingan, Bakungan Kecil ve Gulisan Adaları'ndan oluşan Kaplumbağa Adası Mlli Parkı'na Sandakan üzerinden ulaşabilirsiniz. Biz rotamıza eklemedik ama siz düşünebilirsiniz diye buraya not edeyim dedim. Sandakan'a asıl geliş nedenimiz Sandakan'a 25 kilometre mesafede bulunan Sepilok şehrine gitmekti. Sepilok'ta Rainforest Discovery Centre ilk durağımız oldu. Burası yağmur ormanları hakkında bilgi edinmek, tanımak, ağaçların arasındaki yüksek köprülerde yürüyüş yapmak, kuş gözlemi yapmak için harika bir yer. 1 saatlik kısa bir yürüyüş yapabileceğiniz gibi 4-5 saatlik yürüyüşler yapabileceğiniz rotalar da var. Vahşi ormanın içinde yürüdüğünüzü ve karşınıza her an vahşi bir hayvan çıkacağını unutmamanızda fayda var. Çok Gezen Tüyosu: Bu milli parklarda gezerken yanınıza mutlaka içme suyu alın, satın alabileceğiniz bir yer olmuyor. Hava nemli ve çok sıcak olduğundan şapka, güneş gözlüğü takmayı, güneş koruyucu sürmeyi unutmayın. Ayrıca güneşten yanmamak için ince ama uzun kıyafetler tercih etmenizi öneririm. Sepilok'ta yağmur ormanının içinde Sepilok Nature Resort adında bir otelde kaldık. Vahşi yaşamın içinde harika bir yaşam alanı yaratmışlar, ortamı, odaları, restoran ve ortak alanları ile harika idi. Kesinlikle tavsiye ederim. Burası Sepilok'ta Rainforest Discovery Centre ve Orantugan Rehabilitasyon Merkezi'ne yürüme mesafesinde. Sepilok'a gelme sebeplerimizden biri de Orangutanları görmekti. Sepilok'ta bulunan Orang Utan Rehabilitasyon Merkezi, doğada yaralı, yetim kalmış, bakıma muhtaç orang utanların rehabilitasyonunun yapıldığı bir merkez. Merkezde 10 yaşın altındaki orang utanların bakımı gerçekleştiriliyor. Bakımı devam eden orang utanları camlı bir bölmeden, hayvanlara yaklaşmadan izleyebiliyorsunuz. Merkezde her gün 10:00 ve 15:00'te hayvanlar doğal ortamında besleniyor, böylece ziyaretçiler beslenen hayvanları doğal ortamlarında izleyebiliyor, kesinlikle muhteşem bir deneyim. Orang Utan Rehabilatasyon Merkezi'nin kapı komşusu, dünyanın en küçük ayıları olan Güneş Ayıları Koruma Merkezi. Buraya daha çok ticari nedenlerle doğadan koparılmış ve sonrasında kurtarılmış olan ayılar bulunuyor. Bunların yanında ormanda yaralı veya annesini kaybetmiş olarak bulunan ayılar da merkeze getirilerek yeniden doğaya kazandırılıyor. Bir sonraki rotamız hayvanları tamamen doğal ortamlarında göreceğimiz Kinabatangan Nehri. Sepilok'tan yaklaşık 2 saatlik bir araç yolculuğu ile Kinabatangan Nehri'ne ulaşacağız. Yol üzerinde meşhur güvercin yumurtası toplanan mağaralardan biri olan Gomantong Mağarası'na uğrayabilirsiniz, biz gittiğimiz dönemde restorasyon nedeniyle kapalı idi. Kinabatangan Nehri kıyısında bulunan logde tarzı konaklama yerlerinde kaldığınızda; hayvanların en aktif olduğu saatler olan sabah 06:00 ve 16.00'da nehirde yapılan bot turları, sabah, öğle, akşam yemeği ve Sepilok-Sandakan veya Kinabatangan şehrinden ulaşım ile konaklama paketinize dahil oluyor. Bizim kaldığımız yerin adı Bilit Adventure Lodge idi. Yemekler, oda ve ortam son derece güzeldi. Nehir turu sırasında dünyada sadece Borneo Adası'nda yaşayan uzun burunlu maymun ve pek çok farklı maymun türünü ve yüzlerce farklı kuş türünü doğal ortamında görebiliyor, timsah gibi vahşi hayvanları güneşlenirken izleyebiliyorsunuz. Borneo Adası, pigme fillerin yaşadığı yer. Biz sadece onları görmek için 4 saatlik bir nehir turu yaptık ama maalesef göremedik. Pigme filleri görmek için Danum Vadisi'nin derinliklerine gitmek iyi bir fikir olabilir. Çok Gezen Tüyosu: Nehirde bot turu yaparken veya oteldeki açık alanlarda dolaşırken mutlaka tüm bedeniniz ve hatta kıyafetlerinizin üstüne sinek koruyucu spreylerden sıkın. Lavanta yağı gibi kokulu yağlar da sineklerin gelmesini engelliyormuş, bir de uzakdoğuda kolayca bulabileceğiniz tiger balmların beyaz olanı sinekleri engelliyormuş. Daha önce Amazonlara giderken B vitamini almıştım, onun vücutta ve idrarda yarattığı kokunun da sinekleri kaçırdığı söyleniyor. Ben ne yaptıysam olmadı, yüzlerce ısırığa maruz kaldım. Yanınıza kaşıntı önleyici, sakinleştirici bir krem almanız iyi olur. Tüm sinek ısırıklarıma rağmen Malezya'nın Amazonları olarak anılan, Sabah Eyaleti'nin en önemki eco turizm merkezi olan Kinabatangan Nehri'nde geçirdiğimiz iki gün bir belgeselde yaşamak gibiydi... Unutulmazlarım arasında yerini aldı. Malezya'nın en zengin vahşi yaşam alanı Kinabatangan Nehri'nden en zengin sualtı yaşamı için Semporna şehrine geçiyoruz. Kinabatangan Nehri'nde kaldığımız yerden Semporna şehrine araçla ulaşmamız yaklaşık 4 saat sürüyor. Bir diğer ulaşım seçeneği ise Sandakan'a geri dönüp oradan otobüs ile Semporna'ya geçmek, tabii iki katı kadar sürecektir. Semporna şehri; Mabul, Sipadan, Kapalai gibi Selebes Denizi'nde bulunan adalara geçiş noktası. Buradaki limandan her gün adalarda bulunan otellere ve dalış merkezlerine hızlı botlar ile ulaşım sağlanıyor. Bu adalar dünyanın en güzel dalış noktaları arasında sayılıyor. Biz konaklamamızı Mabul Adası'nda yapıp diğer adalara dalışa gidecek şekilde bir plan yaptık. Bu adaların en meşhuru olan Sipadan Adası koruma altında olduğundan şu an herhangi bir yerleşim yok. Mabul Adası'ndaki Mabul Resort'ta konaklayanlar için her gün iki kez Semporna'dan hızlı bot servisi var, konaklama ücretine dahil. Biz de 13:00'teki hızlı bota yetişip adaya geçiyoruz. Adaya iner inmez önce dalış briefingi veriliyor, ilk gün Mabul Resort iskelesindeki dalış noktasında check-dive denilen kontrol dalışı yapıyoruz. Mabul Adası'nda Borneo Divers Mabul Resort adlı otelde konakladık. Otelin hem otel odaları hem de bungalovları var, istediğiniz kısımda kalabiliyorsunuz, biz otel kısmında kaldık. Konaklamaya sabah, öğle, akşam yemeği ve sürekli çay-kahve servisi dahil. Dalış paketi ile birlikte veya sadece otel konaklaması almanız mümkün. Bizim konaklamamız 4 gece 5 gün şeklinde idi. Bu süre içinde Mabul, Kapalai ve Sipadan Adaları'ndaki dalış noktalarında toplam 10 dalış yaptık. Burada dalış yapabilmek için en az Cmas 2 Star ve/veya Padi Advanced Open Water sertifikalarına sahip olmanız gerekiyor. Aksi halde sadece şnorkel yapabilirsiniz. Mabul Adası, Kapalai Adası ve dünyanın en iyi dalış noktalarından biri olan Sipadan Adası'nda dalış yapabilmek Malezya'daki en iyi deneyimlerimizden biri idi. Köpekbalıkları, kaplumbağalar, mürenler, binbir çeşit ve renkteki balıklar ve rengarenk mercanlar ile bambaşka bir dünya su altı. Her gün farklı dalış noktalarında üçer dalış yaptık. Herhangi bir sınır olmaksınız Mabul Resort iskelesi önündeki dalış noktasında istediğiniz kadar dalış yapabiliyorsunuz. Sualtının hareketli olduğu akşam saatleri veya sabah gün doğumu saatlerinde dalış yapmak mümkün. Ben günde 3 dalışta yeterince yorulduğum için ekstra dalış yapmadım. Dalışlar en geç 15:00 gibi bittiğinden öğleden sonra otelin havuzunda keyif, adadaki köyü gezmek, masaj yaptırmak gibi aktivitelerle günümüzü doldurduk. Her gün, gün batımı saatlerinde ise muhteşem renkleri izlemek için iskelede yerimizi aldık. Adalarda dalış için en iyi zaman nisan ve mayıs ayları. Hava genelde hep aynı ama sualtında görüş çok daha iyi oluyormuş. Sipadan Adası ile ilgili daha fazla bilgi için Dalıcıların Rüyası Sipadan Adası yazıma da göz atın. Sabah 11.00'deki hızlı bot ile Mabul Adası'ndan ayrılıyoruz. Bu bölgeye gelen turistlerin ulaşım için tercih ettiği havalimanı Tawau Havalimanı. Tawau, Sabah Eyaleti'nin üçüncü büyük şehri. Mabul Resort dilerseniz havalimanı servis hizmeti veriyor. Ancak uçağa binebilmeniz için son dalışınız üzerinden 24 saat geçmiş olması gerekiyor, bu konuda çok hassas davranıyorlar. Mabul Adası'ndan hızlı bot ile Semporna'ya ulaşmak 45 dakika sürüyor. Semporna'dan Tawau'ya ise yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk var. Biz Tawau'da iki gece kalmayı tercih ettik. Hem 24 saat bekleme süremizi doldurmak hem de Tawau'yu görmek için. Tawau'ya gelmeden önce dünyada sayılı olan bazalt kayalarının olduğu Columnar Basalt Balung Cocos'a gittik. 27.000 yıl önce bir volkan patlaması sonrasında oluşmuş kayalar gerçekten çok etkileyici. Benzerlerini Türkiye'de Boyabat ve Güzelcehisar'da ve İzlanda'da görmüştük. Burası birinin özel arazisi, arazi sahibi kendisi yönlendirme tabelaları koymuş ama yolu oldukça bozuk, yüksek bir araç ile gelmek iyi olur. Tawau'da LA Hotel'de kaldık. Şehir çok turistik bir yer olmadığından zincir oteller veya turistlere yönelik oteller yok. Burası da genelde iş insanlarının kullandığı bir otel, en güzel özelliği ise çatısındaki barından Tawau manzarası. Tawau'da ikinci günümüze, şehir merkezine 20 dakika mesafede yer alan Tawau Hills Park ile başlıyoruz. Milli park içinde çok sayıda yürüyüş rotası, şelaleler ve konaklama alanları var. Eksiden \"dünyanın en yüksek tropik ağacı\" olan ağacı görebileceğimiz kısa bir rotayı tercih ediyoruz. Ağacımız 88,32 metre boyu ile dünyanın en yüksek ağaçları arasında yer alsa da tacını Danum Vadisi'nde bulunan 100,8 metrelik başka bir tropik ağaca bırakmış. Milli parktan döndükten sonra Tawau şehir merkezinde gezilecek yerler listesinde bulunan yerleri görmek üzere sokağa çıktık. Tawau'da Penang'da olduğu gibi duvar resimleri üzerine bir turizm yaratılmaya çalışılıyor, duvar resimleri Google Haritalar uygulaması üzerinde işaretlenmiş. Duvar resimlerinden sonra pazar yeri, sahil şeridi görülecek diğer yerler. Şehir merkezinden biraz dışarıda bir Kakao Müzesi var ancak ziyaret edebilmek için önceden randevu almanız gerekiyor. Gece pazarlarını son kez gezerek Tawau gezimizi sonlandırıyoruz. Biz Tawau'da 2 gece kaldık, fazla geldi. Uçak saatinizi Tawau'da minimum zaman harcayacak şekilde planlamanızı öneririm. Dönüş günü yolumuz uzun. Sabah Tawau'dan Air Asia ile Malezya Yarımadası'nda bulunan başkent Kuala Lumpur'a gittik. Kuala Lumpur'dan Singapur Havayolları ile Singapur aktarmalı olarak İstanbul'a döndük. Toplam 27 saat süren gidiş-dönüş biraz uzun olsa da Malezya'nın muhteşem doğasını keşfetmek için bu yolculuğa kesinlikle değer. - Tunku Abdul Rahman Park - Pulau Tiga Park - Crocker Ranger Park - Mermaid Adası - Kinabolu Park - Pazar günleri kuralan pazarı ile ünlü Tuaran - Tip of Borneo - Tun Mustapha Müzesi - Sepilok Orangutan Rehabilitasyon Merkezi - Sun Bear Korumu Merkezi - Yağmur Ormanları Keşif Merkezi - Malıau Havzası - Kaplumbağa Adası Milli Parkı - Gomantong Mağarası - Kinabatangan Nehri - Imbak Kanyonu - Danum Vadisi - Tabin Vahşi Yaşam Merkezi - Madai Mağarası - Sipadan Adası Milli Parkı - Tun Sakaran Deniz Parkı - Tawau Hills Milli Parkı - Tawau Bazalt Kayalıkları Bu gezide Sabah Tourism Board bize ev sahipliği yaptı, Sepilok Tropical Wildlife Adventure acentesi buradaki gezilerimizi sağladı. Emeği geçen, seyahatimizin harika geçmesini sağlayan herkese çok teşekkür ederiz. Sabah bölgesi hakkında ihtiyacınız olan her türlü bilgiye Sabah Tourism internet sitesinden ulaşabilir, özel gezileriniz için Sepilok Tropical Wildlife Adventure ile iletişime geçebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/kuzguncukta-gezilecek-yerler-ve-kuzguncuk-gezi-rehberi", "text": "İstanbul'un ruhu olan semtlerinden biri Kuzguncuk. İki katlı renkli binaların süslediği sokakları, üç farklı dine ait ibadethanelerin sırt sırta vermesi, İstanbul içinde kalan sayılı bostanlardan birine ev sahipliği yapması, kitapçıları, kafeleri ile İstanbul Anadolu yakası gezilecek yerler arasında ilk sıralarda Kuzguncuk. Kuzguncuk'a gitmeyi düşünen ama nereden başlayacağını bilemeyenler için Kuzguncuk'ta gezilecek yerler önerileri, Kuzguncuk nerede, Kuzguncuk'a nasıl gidilir, Kuzguncuk'ta ne yenir sorularının cevapları ve çok daha fazlasını Kuzguncuk gezi rehberi niteliğindeki bu yazımda bulacaksınız. Keyifli gezmeler! \"Kuzguncuk nerede?\" sorusunun cevabına bakacak olursak; Kuzguncuk, Üsküdar ile Beylerbeyi arasında, İstanbul Boğazı kıyısında yer alıyor. Üsküdar yönünden Fethi Paşa Korusu, Beylerbeyi yönünden ise Nakkaştepe Mezarlığı ile çevrelenmiş durumda. Bu iki geniş yeşil alanın arasında kalmış bir vadi gibi Kuzguncuk. Peki, Kuzguncuk'a nasıl gidilir? Kuzguncuk'a kendi aracınız ile, otobüs, minibüs gibi toplu taşıma ile veya şehir hatları vapuru ile ulaşabilirsiniz. Kuzguncuk, Üsküdar'dan sadece 15 dakika yürüme mesafesinde. Üsküdar'a otobüs veya vapur ile gelip Üsküdar'dan yürüyerek Kuzguncuk'a ulaşabilirsiniz. Üsküdar'dan yürürseniz yol üstünde aşağıda Kuzguncuk'da gezilecek yerler arasında anlatacağım bazı noktaları da görebilirsiniz. Kuzguncuk'a toplu taşıma ile gelmek isterseniz Üsküdar'dan kalkan, sahil yolundan geçen neredeyse tüm otobüs ve minibüsler Kuzguncuk'tan geçiyor. Kuzguncuk'ta şirin bir vapur iskelesi var. Boğaz Hattı adı verilen vapur günde sadece 3 kez gidiş, 3 kez de dönüş yolunca bu iskeleye uğruyor. Saatlerini denk getirebilirsiniz, deniz yoluyla da ulaşabilirsiniz. Aşağıdaki tabloda Kuzguncuk vapur saatlerini görebilirsiniz. Şehir hatları vapuru ile boğaz turu yazım da ilginizi çekebilir. Kendi aracınız ile geliyorsanız, sahil yolunu takip ederek Kuzguncuk'a kolayca ulaşabilirsiniz. Ancak özellikle hafta sonları sahil yolunda trafik olduğunu hatırlatmakta fayda var. Araçla geliyorsanız, Kuzguncuk'un ana caddesi olan İcadiye Caddesi'ni geçin, sonraki sağda yer alan, Kuzguncuk iskelesini karşınıza aldığınızda çıkan sokağa girin, bu sokağın adı Üryanizade Sokak. Hemen girer girmez solda büyük bir otopark göreceksiniz. Kuzguncuk'ta gezilecek yerler ile ilgili önerilerimi Üsküdar yönünden yürüyerek geliyormuş şekilde ve o sıralama ile paylaşıyorum. Siz istediğiniz şekilde listeyi karıştırabilirsiniz. Üsküdar yönünden Kuzguncuk'a gelirken solda tam deniz kıyısında yüksek bir bina göreceksiniz. Burası şu an Ciner Meyda Grubu'na ait bir bina. Eski Tekel Binası imiş ve yedi katlı mimarisi ile boğazın en yüksek yalısı olarak anılıyormuş. Ciner Binası'nı geçince bu kez sağda sıralı tuğladan yapılmış bir bina göreceksiniz. Bunlar da eski Karakol binası iken, şimdi İstanbul Devlet Opera ve Balesi Üsküdar Sahnesi tarafından kullanılıyor. Tekel depolarını geçince Silahtar Abdurrahman Ağa Camii'ni geçince sağda Fethi Paşa Korusu'nun girişini göreceksiniz. Burası Yıldız Parkı Korusu gibi, büyük bir alana yayılmış, içinde tesisleri de olan bir mesire yeri. İsterseniz piknik, isterseniz uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Eğer Kuzguncuk tarafına tam bir gün ayırdıysanız kahvaltınızı burada piknik şeklinde veya içerideki Beltur tesislerinde yapabilir, gezinize oradan devam edebilirsiniz. Korunun içine girmek istemezseniz solda Beltur'un Paşalimanı tesisleri var, orada da kahvaltı servisi veriliyor hem de denize sıfır. Kuzguncuk, güzelliğini farklı kültürleri birarada yaşatabilmesinden alıyor. Farklı dinlere ait ibadethaneler bazen yanyana bazen sırt sırta Kuzguncuk sokaklarında sizi karşılıyor. Kuzguncuk mahallesinde 3 kilise, 2 camii ve 2 sinagog var. Sahil yolunda Ermeni kilisesi olan Surp Krikor Lusaveriç Kilisesi'ni ile Camii'yi yan yana görebilirsiniz. Kuzguncuk'un ana caddesi olan İcadiye Caddesi üzerinde Kuzguncuk Ayios Pandelimon Rum Ortodoks Kilisesi bulunuyor. Ayin olduğu zamanları denk getirirseniz girip gezebilirsiniz. Kuzguncuk'a gelince önce şehir içinde kalmış son bostanlardan biri olan KUZGUNCUK BOSTANI görülmeli tabii ki. İcadiye Caddesi'nden devam ettiğinizde bostanın girişine ulaşacaksınız. Bostan ziyarete açık. Mahalleli dönüşümlü olarak bostanda parsellenmiş alanlarda sebze yetiştiriyor. Ayrıca okullara da bölüm ayrılmış, öğrencilerin meyve ve sebzeleri tanıması ve doğa ile iç içe olması için kullanılıyor. Bostanın içinde bir de minik gösteri alanı var. Cuma ve Cumartesi akşamları açık hava sineması gibi etkinlikler oluyormuş. İcadiye Caddesi Kuzguncuk'un ana caddesi olsa da Simitçi Tahir Sokak, Üryanizade Sokak, Tahtalı Bostan Sokak, Berberoğlu Sokak ve Perihan Abla Sokak pek çok eski evi ile görülmeye değer. Kuzguncuk'taki bir başka manzara noktası ise Bamyacı sokağın sonunda yer alıyor. Boğazın 180 derece görebileceğiniz bir açısı var. Nail Kitabevi hem oturup kahve içebileceğiniz hem de kitaplar arasında kaybolabileceğiniz çok güzel bir mekan, buraya uğramadan geçmeyin. Refika'nın Mutfağı adlı programı izliyorsanız çekimleri Kuzguncuk'ta bir binada yapıyorlar. Bina girişi de oldukça güzel. Eğer Rum Mezarlığına çıkarsanız meşhur MARKO PAŞA'nın mezarı orada. Kuzguncuk bostanın yanındaki sokaktan yukarı tırmanılarak çıkılıyor en kısa yoldan. İnci Çayırlı sokağın devamında yokuş var, yokuşun sağında mezarlığın girişini göreceksiniz. Mezarlık görevlisine mezarın tam yerini sorabilirsiniz. Marko Paşa'nın Yalısı ise bugün Kuzguncuk İlkokulu olarak hizmet veren bina. Hayat Bilgisi dizisinin çekildiği okul olarak meşhur olmuş. Okulun ön kapısına kadar tırmanırsanız, oradan güzel bir boğaz manzarası izleyebilirsiniz. Kuzguncuk'ta gezilecek görülecek yerler listesi daha da uzatılabilir, ancak bence asıl güzel olan kısmı ara sokaklarına dalıp biraz dik ve herkesin çok uğramadığı sokakları keşfetmek. Hafta sonları genellikle çok kalabalık oluyor Kuzguncuk. Sabah erken saatlerde gitmek kalabalıktan bir nebze de olsa kurtarabilir sizi. Aşağıda, Google haritalar uygulaması üzerinden hazırladığım \"Kuzguncuk'ta gezilecek yerler haritası\" yer alıyor. Yukarıda bahsettiğim Kuzguncuk'ta gezilecek yerlerin tamamı harita işaretlenmiş durumda. Bu haritaya bakarak Kuzguncuk'u rahatlıkla gezebilirsiniz. Google haritası üzerinden ulaşmak için bu linke tıklayın. Perihan Abla, Ekmek Teknesi, Hayat Bilgisi ve Hatırla Sevgili dizileri bu semtte çekilmiş, dizileri izleyenler varsa sokaklar tanıdık gelecektir. Kuzguncuk'ta Perihan Abla Sokağı adında bir sokak olsa da aslında dizinin çekildiği sokak bu sokağı kesen diğer sokak. Kuzguncuk'ta gezilecek yerden daha fazla yeme-içme mekanı var desem abartmış olmam sanırım. İcadiye caddesi boyunca ve artık ara sokaklarda modern kahvecilerden esnaf lokantalarına, çikolatacılardan kebapçılara kadar ne ararsanız var. Benim tecrübe ettiğim bir kaç yeri öneri olarak yazmak istedim. - Metet Közde Döner: Vedat Milor'un meşhur ettiği yerlerden biri olsa gerek. Başka şubeleri de var. Et sevenler için güzel bir seçenek, adı üstünde dönerci. Porsiyon döner, ayran, manda yoğurdu içeren menüye 42 TL verdim. - Pita Kuzguncuk: Ev yemekleri, zeytinyağlılar sevenler için güzel bir seçenek. - Betty Blue: Ev yemekleri, zeytinyağlılar sevenler için güzel bir başka seçenek daha. - Tarihi Kuzguncuk Fırını: Fırından MANTAR KURABİYE almayı da unutmayın. Tanesi 9TL azıcık pahalı ama gerçekten güzel. - İsmet Baba Balıkçısı: Kuzguncuk sahildeki İsmet Baba Balıkçısı çok meşhurdur, ama artık meşhurluğunun etkisi ile pahalı. - Vanilin Chocolate: Bir dondurma molası için durduğum bir yer, ancak dondurma için verdiğim rakam çok yüksek geldi. Fazlasıyla şık bir mekan. Kuzguncuk yaz, kış rahatlıkla gidebileceğiniz, güzel vakit geçirebileceğiniz bir semt. Kuzguncuk dönüşü Kız Kulesi manzarasına karşı güneşi batırmak ise paha biçilmez. - Eğer Kuzguncuk'ta gezilecek yerler yazımı beğendiyseniz, İstanbul'da gezilecek yer önerileri yazım da mutlaka ilginizi çekecektir. - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen harika bir yazı, teşekkürler... ilk fırsatta ziyaret edeceğim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/laos-vizesi-kalkti-mi-laos-vize-muafiyeti-uygulamasi-nasil", "text": "Laos vizesi nereden alınır? Laos kapıda vize veriyor mu? Laos vize muafiyeti kimler içinde geçerli, tüm bilgileri bu yazıda bulacaksınız. Laos, Güney Doğu Asya'da yer alan, seyahat severlerin listesinde çok yer almayan ancak bakir oluşu ile benim dikkatimi cezbeden ülkelerden biri. Laos, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından vize isteyen ülkelerden biri. Laos için Diplomatik, Hizmet ve Hususi Pasaport hamilleri vizeye tabi. 1 Nisan 2019 itibarıyle Türk Vatandaşları, 35 ABD Doları karşılığında sınır kapılarında vize alabiliyor. Sınır kapılarında vize alabilmek için uçakta ve sınır kapılarında başvuru formu doldurulması ve bir adet fotoğraf ibraz edilmesi gerekiyor. Sınırda alınan vizeyle Laos'ta 30 güne kadar kalınabilmektedir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, resmi temaslarda bulunmak Laos'ta idi. Laos Dışişleri Bakanı Saleumxay Kommasith ile bir araya geldi ve yapılan heyetler arası görüşme sonrasında Laos ve Türkiye arasında Diplomatik Vize Muafiyeti Anlaşması'nı imzaladı. Laos vize muafiyet uygulaması detayları henüz açıklanmış değil. Açıklamalar geldikçe yazıyı güncelleyeceğim. GÜNCELLEME: Laos ve Türkiye arasında Diplomatik Vize Muafiyeti Anlaşması'nı imzaladı. Yani vizesiz giriş sadece diplomatlar için geçerli. Ne yazık ki bordo pasaportlar vize almaya devam edecek. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Bilgi için çok teşekkürler Ayhan bey. Ben kapı vizesi ile girmedim ama bilgim herhangi bir belgeye ihtiyaç olmadığı yönünde. hiç bir belge sormuyorlar, sadece verilen evrağı doldurup 1 resim ve 35 dolar vize ücreti ödediğinizde 10 dakika sonra vize veriliyor. güzel bir tatil geçirmeniz dileği ile.. Son yorumlarda en güncel bilgiler yer alıyor. Umarım işinize yarar. Ümit bey ben tam altı yıldır Laos'a gidiyorum, Bangkok'tanda vize aldım, Khonkaen'dende, ama gerçekten konsolosluk olayı bitti. 18 Temmuz'da bizzat kendim kapıda vize aldım. Bangkok'tan direkt Wattay havalimanına uçup kapıda vizenizi alabilirsiniz. sadece her ihtimale karşılık TURSAB'ın laos için vize yazısını kopyalayıp Thai'ceye çeviri yapın bir çıktı alın, Thai makamları vizenin kalktığını bilmediği için Suvarnabhumi havaalınında çıkış yaparken bu yazıyı gösterebilirşiniz. Ama size bir tavsiyede bulunmak isterim bangkok'tan Udon Thani'ye uçun daha az masraf olur ve 1 saat sonra Nong Khai'den Vientianeye giriş yapabilirsiniz. Kapıda taksicilerle pazarlık yapın şehir merkezine 200 Baht'a gidebilirsiniz. Birde lütfen Ban Salakham'da bulunan BATMAN Night clup uğramayı unutmayın. İyiy yolculuklar."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/letoon-antik-kenti-mugla", "text": "Tanrıça Leto efsanesinin hayat bulduğu, Likya'nın önemli şehirlerinden biri ve dini merkezi sayılan Letoon Antik Kenti, bugün kendi halinde bir ören yeri. Pek ziyaret edeni, kazı yapanı yok şu an ancak Xanthos Antik Kenti ile birlikte Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan antik kentlerimizden biri. Letoon Antik Kenti nerede, nasıl gidilir, tarihçesi, Leto Efsanesi, giriş ücreti ve çok daha fazlası bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Xanthos ve Patara gibi önemli antik kentler arasında biraz kenarda kalmış olan Letoon, az bilinen az ziyaret edilen bir antik kent olsa da Likya Dönemi'nin önemli şehirlerinden biri ve dini merkezi olarak biliniyor. Letoon, Muğla ili, Seydikemer ilçesi, Kumluova mahallesinde bulunuyor. Eskinin Xanthos, yeninin ise Eşen Çayı hafzasında yer alan antik kent, Antalya il sınırlarında değil Muğla il sınırları içinde yer alıyor. Xanthos'a sadece 6 km mesafede olmasına, birlikte Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmiş olmalarına rağmen iki antik kent farklı illerde yer alıyor, çünkü Antalya-Muğla sınırını Eşen Çayı belirliyor, şehirlerden biri çayın batısında biri doğusunda kalıyor. Letoon'un Google Haritalar uygulamasındaki konumu için tıklayın. - Letoon Xanthos arası 6 km, - Letoon Karadere Plajı arası 7 km, - Letoon Patara Antik Kenti arası 16,5 km, - Letoon Patara Plajı arası 17 km, - Letoon Kalkan arası 25 km, - Letoon Saklıkent Milli Parkı arası 26 km, - Letoon Pınara Antik Kenti arası 26,5 km, - Letoon Kaş merkez arası 49 km, - Letoon Fethiye merkez arası 65 km, - Letoon Dalaman Havalimanı arası 106 km, - Letoon Antalya merkez arası 217 km. Portakal ve zeytin Letoon'a nasıl gidilir sorusunun en basit cevabı şöyle; Kaş'tan Fethiye'ye veya Fethiye'den Kaş'a gitmek için kullanılan eski Fethiye-Kaş yolunun 65. kilometresinden güneye sapıyorsunuz. Sapaktan sonra yoldan 3 kilometre devam ettiğinizde Letoon antik kentine ulaşıyorsunuz. Eğer Letoon'dan önce Xanthos Antik Kenti'ni gezdiyseniz, antik kentin bulunduğu Kaş'ın Kınık mahallesinden 4 kilometre güneye devam ettiğinizde Kumluova'ya ulaşacaksınız. Kumluova'dan sonra 2 kilometre devam ettiğinizde Letoon'a ulaşırsınız. Kumluova'dan gelen minibüs veya otobüslere binerek toplu taşıma ile de antik kente ulaşabilirsiniz. Letoon Antik Kenti giriş ücreti 2021 için 15 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Antik kent; Yaz döneminde (1 Nisan 1 Ekim) 08:00 19:00 arası, Kış döneminde ise (1 Ekim 1 Nisan) 08:30-17:30 arası ziyaret edilebiliyor, her gün ziyarete açık. Bu arada antik kent içinde herhangi bir kafeterya yok, yaz aylarında gidecekseniz yanınıza su almanız iyi olur. ÇOK OKUYAN ÇOK GEZEN TÜYOSU! Antik kentler ile ilgili internette bilgi alabileceğiniz pek çok kaynak olsa da maalesef hepsi güncel olmayabiliyor. Müzekart'ın internet sitesi, Dosim'in internet sitesi, Kültür Bakanlığı'nın internet sitesi gibi kaynaklardaki bilgilerin doğruluğundan emin olamıyorsanız güncel tarihli ve gidilip görülerek yazıldığından emin olduğunuz gezi bloglarını dikkate almanızı öneririm. Antik kentte 30 yıldır kazılar yapılıyor, bu kazılardan ortaya çıkan bilgilere bakarak kentin geçmişinin M. Ö. 7. yüzyıla kadar dayandığını görebiliyoruz. Ortaya çıkarılan kalıntılardan anlaşılıyor ki kent, Likya döneminde politik ve dini bir merkezmiş. Kent, MS 7. yüzyılda terk edilmiş. Letoon, Xanthos ile birlikte 1988 yılında UNESCO tarafından kültürel miras olarak \"UNESCO Dünya Miras Listesi\"ne alındı. Letoon, Tanrı Apollon ve Artemis'in annesi Leto adına kurulmuş bir şehir. Antik dönemde her şehrin bir koruyucu tanrısı olurdu, Leto da buranın koruyucu tanrısı idi. Aslında yasak bir aşk hikayesi sonucu bu şehir ortaya çıkıyor. Çapkın Zeus, titan olan Leto'ya gönlünü kaptırıyor. Zeus'un karısı Tanrıça Hera durumdan haberdar oluyor ve Leto'nun peşine düşüyor. Leto, Hera'dan kaçarak ikiz bebekleri olan Apollon ve Artemis'i Mikonos Adası yakınlarında bulunan Delos Adası'nda doğurur. İkiz bebeklerden biri olan Apollon müziğin, sanatların, Güneş'in, ateşin ve şiirin tanrısı, kehanet tanrısı; diğeri Artemis ise vahşi doğa, avcılık, okçuluk ve ay tanrıçasıdır. Leto çocuklarını doğurduktan sonra kaçmaya devam eder. Ksantos Nehri'nin denize ulaştığı yere gelir. Nehri takip ederek yoluna devam eder ve bugün Leto Tapınağı'nın bulunduğu yerdeki su kaynağına ulaşır. Kaynakta çocuklarını yıkamak isteyen Leto halk tarafından engellenir. Leto da halkı kurbağaya çevirerek onları cezalandırır. Antik kentin bulunduğu yer Letoon Ören Yeri olarak geçiyor. Bilet gişesinin bulunduğu noktadan broşür isterseniz size güncel bilgileri içeren tanıtım broşürünü vereceklerdir. Kent küçük ve gezmesi kolay bir yerleşim, yarım saat gibi kısa bir sürede gezebilirsiniz, benim gibi bütün taşları tek tek inceliyorsanız o zaman daha uzun sürebilir. Antik kente girdiğinizde solda ilk gördüğünüz yer antik tiyatro. Hakim rüzgarlardan korumak için bir tepeye yaslanmış bulunan tiyatro 8000 kişi kapasiteli imiş. Antik tiyatro oldukça sağlam durumda, kazılan bölümü ve kazılmayan bölümü de net olarak görülebiliyor. Tiyatronun yan kapısından çıkarsanız teraslanmış bir alana çıkacaksınız. Burada üç kat teraslama yapılmış insan eliyle. Terasların bulunduğu seviyeden antik kentin manzarası oldukça güzel görünüyor. Toprak patikadan devam ederseniz solda iki tane taş bina göreceksiniz. Ben Mart ayında gittiğimde kapalılardı, ama belki yazın yüksek sezonda kafeterya olarak hizmet veriyorlardır diye düşünmeden edemedim. Antik kentteki kazılar sırasında 1973 yılında üç dilli bir anıt bulunur. Likçe, Aramice, Grekçe olmak üzere üç dilde yazılmış olan anıt, Likya'nın Pers egemenliğinde olduğu M. Ö. 338 yılında yapılmış. Bugün yazıt Fethiye Müzesi'nde sergileniyor, antik kent içinde yazıtın bulunduğu yere bir tabela konulmuş, bilgileri oradan alabiliyoruz. Antik kentte üç adet tapınak bulunuyor. Üç tapınaktan en doğuda yer alanı Apollon Tapınağı. Apollon Tapınağı'nda taban süslemesi olarak yapılmış olan mozaik üzerinde 3 desen dikkat çekiyor. Ortadaki motif ışık ülkesi Likya'yı, sağdaki Lir müziğin de tanrısı olan Apollon'u, soldaki ok ve yay ise avcılık ve okçuluk tanrısı Artemis'i sembolize ediyor. Mozaik, tapınağın yapıldığı dönem olan Helenistik Dönem'de yapılmış. Eserin orijinali yine Fethiye Müzesi'nde sergilenirken, orijinal yerine bir kopyası yerleştirilmiş. Görünce renklerine hayran olduğum mozaiğin kopya olduğunu öğrenince biraz hayal kırıklığına uğramış olabilirim. Üç tapınaktan en küçük olan ve ortada bulunan tapınak Artemis Tapınağı. Üç tapınaktan sonuncusu ve en batıda yer alan Leto Tapınağı. Bugün sütunları ayakta görebildiğimiz tek tapınak burası. Tapınakların arkasında ise meşhur Roma İmparatoru Hadrian onuruna yapılmış bir çeşme yer alıyor. Çeşmeden bugüne sular altında kalmış kalıntılar var sadece. Leto'nun çocuklarını yıkamak istediği su kaynağının burası olduğu bu nedenle kutsal su olarak kabul edildiği söyleniyor. Tapınakların olduğu bölgede bir de kilise kalıntısı bulunuyor. Tapınakların üzerine inşa edildiği tahmin ediliyor. Arrunti Anıtı, antik dönemden günümüze kısmen de olsa ulaşmış olan, varlıklı kişilerin yaptırdıkları gösterişli anıtlara örnek gösterilebilecek önemli bir anıt. Likya'nın ilk senatörü olan M. Arruntius Claudianus başarılı bir askermiş, bu askeri onurlandırmak için yapılmış bu anıt. Letoon'da gezdiniz çok sıcakladınız ve bir denize girip çıksak ne güzel olur dediyseniz Karadere Plajı sadece 7 kilometre mesafede yer alıyor. Patara Plajı'nın en uç noktası diyebiliriz burası için. Buradan sonra plaj bitiyor. Geniş bir kumsal sizi bekliyor burada. Çok bilinen bir yer olmadığı için sakin, kalabalık olmayan bir deniz seçeneği, değerlendirmek isteyebilirsiniz. Antik kent, Likya Yolu rotası üzerinde yer alıyor. Hangi yönden gelirseniz gelin Likya Yolu'nu yürüyorsanız Letoon Antik Kenti'ne uğramadan geçmeyin. İlginizi çekiyorsa Likya Yolu yazıma da bir göz atın. Antik kent Türkiye'nin en popüler noktalarına çok yakın mesafede yer alıyor. Xanthos Antik Kenti, Patara Antik Kenti mutlaka görmeniz gereken yakın mesafedeki antik kentler. O çevrede gezilecek yerlerin tamamı için Kaş'ta Gezilecek Yerler yazılarıma da mutlaka göz atın! Letoon Antik Kenti'ne yaptığım ziyareti anlattığım videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. Videoyu izleyip beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Bu yazıda kullanmış olduğum Letoon fotoğrafları aşağıda toplu olarak yer alıyor. Fotoğrafların tüm telif haklarının bana ait olduğunu tekrar hatırlatayım. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/likya-yolu-yuruyusu", "text": "Likya Yolu'nu yürümek için Fethiye veya Antalya başlangıcını tercih edebilirsiniz. Fethiye'deki başlangıç noktası Ovacık, Antalya'daki başlangıç noktası ise Geyikbayırı. Bizim Fethiye tarafını tercih etmemizin çok belirgin bir sebebi yok. Fethiye tarafının daha kolay olduğuna dair bir şeyler duymuştuk sadece. Ayrıca bu çevrelerde işaretlenmiş çok sayıda yürüyüş rotası var, Likya Yolu rotasını takip etmek zorunda değilsiniz. Tabii ki vakit ve enerjiniz varsa bu antik yolu takip etmeniz en güzeli. Likya Yolu'nu yürümeden önce biraz ön araştırma ve rota çalışması yapılmasında fayda var. Bu araştırmalarda işinize yarayacak mobil uygulama ve rehber kitapları aşağıda görebilirsiniz. Likya yolunu yürürken faydalanabileceğiniz birkaç tane telefon uygulamasını aşağıda açıklamaya çalıştım. - WİKİLOC: Rotaların mesafelerini, zorluk seviyelerini görmek için wikiloc uygulamasından faydalanabilirsiniz. Bu uygulamada ihtiyacınız olan haritayı indirerek offline olarak kullanabiliyorsunuz. Wikiloc kendi başınıza doğa yürüyüşü yapmayı düşünüyorsanız oldukça faydalı bir uygulama. Daha önce bu rotayı yürümüş olan kişilerin rotalarını görüp o rotaları takip edebiliyor, rotanın zorluk veya eğim seviyelerini görebiliyorsunuz. - MAPS. ME: Maps. me benim her zaman her yerde kullandığım offline harita uygulaması. Biz gelmeden bu harita üzerinden rotamız üstündeki konaklama yerlerini, su kaynaklarını işaretlemiştik, işaretlemeseniz de haritayı takip ederken görebilirsiniz. Yürüyüş sırasında en fazla maps. me den faydalandık. Ayrıca haritada olmayan su kaynaklarını kendi haritamızda işaretledik. - LYKIAN WAY: Likya Yolu'nu işaretlemiş olan Kate Clow tarafından hazırlanmış, ücretsiz Lykian Way adlı bir de mobil uygulama var. Bu uygulama üzerinde de su kaynakları, konaklama yerine ek olarak bölgenin endemik bitki örtüsünü anlatan bir bölüm var. Bu uygulama bana çok kullanışsız geldiği için hiç kullanmadım diyebilirim. Yolu yürümeden önce Likya Yolu'nu anlatan rehber kitaplardan edinebilirsiniz. Böylece yürüyeceğiniz rotaya çok daha kolay karar verebilirsiniz. - Altuğ Şenel'in Adım Adım Likya Yolu kitabı, - Metin Tüzün'ün Likya Yolu Rehberi, - Bu rotayı ilk kez işaretleyerek turizme kazandıran Kate Clow'un Likya Yolu kitabı. En son sözü en başta söyleyeyim; Eğer uzun süreli yürüyüş tecrübeniz yoksa, ağır sırt çantası ile uzun yürüyüşler yapmadıysanız, kondisyonunuz iyi değilse Likya Yolu'na bizim gibi ağır çantalarla gelmeyin. Likya Yolu yürüyüşüne çıkarken konaklamayı çadırda, yeme-içmeyi kendimiz pişirerek hallederiz diye düşünmüştük. Yanımıza da ona uygun şekilde eşya aldık ve sırt çantalarımız 12 kilo oldu. Daha önce ağır yük ile uzun yürüyüş tecrübesi olmayan biz, ilk çıkışta büyük bir hata yaptığımızı farkettik. - Çadır, mat ve uyku tulumum toplam 3 kilo tutuyor. Konaklamayı güzergah üzerindeki pansiyonlarda yaparak bu yükten kurtarabilirdik. Pansiyonlar 100-125 TL civarında. - Yolda yemeğimizi kendimiz yaparız, çay kahve aramayız diye kap kacak, ocak gibi malzemeler aldık yanımıza. Ancak yolda köylerde gözlemeci, kahvehane bulunuyor. Gözleme 10 TL, menemen 15 TL, çay 3 TL, ayran 5TL. Termoslu bardaklarımız var, çay içtiğimiz yerlerden sıcak su alıp kahvemizi de kolayca yapıyoruz, ocağa hiç gerek olmadı. Zaten kamp tüpü de bulamadık. Yani bütün kap kacak boşa taşıdık. Ayrıca konaklanan pansiyonlar sabah kahvaltısı ve akşam yemeğini fiyata dahil olarak veriyor, yani yemek sorunu kalmıyor. - 10 gün için 5 kısa kollu tişört, 2 pantalon, 2 havlu, 1 polar, 2 uzun kollu tişört, bir sürü çorap çamaşır koymuşum. 2 kısa 1 uzun kollu tişört yetermiş, akşam yıka sabah çantanın arkasında kurusun. 1 havlu da yetiyor. - Bu arada baton kesinlikle hayat kurtarıyor, mutlaka yanınızda bulundurmanızı öneririm. Tüm bunları azaltınca zaten yükümüz yarıya inecek, hafif ve kolay bir yürüyüş yapabilecektik. Netekim Faralya'da fazlalıklarımızı bıraktık ve yolumuza hafifleyerek devam ettik. Çantanızı ne kadar hafif tutarsanız yürüyüş keyfinizin de o kadar artacağını unutmayın. Çantanızı ona göre hazırlayın. Dünyanın en güzel yürüyüş yollarından biri olan Likya Yolu yürüyüş videomu aşağıda izleyebilirsiniz. Yola çıkmadan önce kitaplarımızı aldık, uygulamaları telefonumuza indirdik ve yola çıkma vaktimizin gelmesini bekledik. Likya Yolu yürüyüşümüzü sırt çantalı olarak yapacak, çadır malzemelerimizi ve yemek malzemelerimizi yanımızda taşıyacaktık. Biz Likya Yolu yürüyüşüne Fethiye'den başlamaya karar vermiştik. Uçak biletlerimizi gidiş-dönüş Dalaman Havaalanından olacak şekilde aldık. Likya Yolu için çok fazla araştırma yapmadan, 12 kiloluk sırt çantamı, daha sonra bunun nasıl bir hata olduğunu farkedecektim, yüklenip Salı sabahı İstanbul'dan Dalaman Havaalanı'na geldik. Dalaman Havaalanı'nından Fethiye'ye Havaş ve Muttaş var. İkisi de 17,5TL ve aynı zamanda hareket ediyorlar. Önce Fethiye merkeze gidip hem kahvaltı yapacak hem de yolda yemek için erzak alacaktık. Fethiye otogardan şehir merkezine dolmuşlar gidiyor. O dolmuşlarla merkeze ulaşabilirsiniz. Biz sırtımızda çantalarla yürüyebilecek miyiz denemesi yapmak için yürüdük 20 dakikada yürünüyor. Yol düz olunca çantalarla yürüme antremanımız başarıya ulaştı sandık, ne kadar da şaşkınmışız. Karnımızı doyurduktan sonra Fethiye merkez sahilinde bir tur attık, gelmişken görmeden geçmiş olmayalım dedik. Yolluk yiyeceklerimizi Carrefour'dan aldık, yükte hafif enerjide yüksek olabilecek yiyecekleri tercih ettik, yolda yaparız diye düşünüyoruz ya. Ama yemek yapabilmek için kamp ocağımızın tüpü yok. Uçağa kamp tüpü almıyorlar, bu nedenle ocak başlığını getirip gittiğim yerlerden kamp tüpü alıyorum, geçen yıl Karadeniz'de de öyle yapmıştım. Fethiye merkezde epey aramamıza rağmen tüpçüleri gezmemize rağmen kamp tüpü bulamıyoruz. İşte bunlar hep işaretmiş ama biz anlamamışız. İlk gün hem güzel bir ören yeri ile gezimize başlayalım hem de kısa bir yürüyüş yapalım diye düşünerek rotamızı terk edilmiş Rum Köyü Kayaköy'e çeviriyoruz. Kayaköy ile ilgili detaylar için \"Terk Edilmiş Rum Köyü Kayaköy\" yazıma göz atabilirsiniz. Kayaköy'e Fethiye merkezden yarım saatte bir minibüs var, kime sorsanız yerini gösterir. Kayaköy'de çadır kurmak için daha önce bir kaç kez geldiğim Kayaköy Sanat Kampı'nın kapısını çalıyorum. Henüz sezonu açmamışlar ama bahçede istediğimiz yere çadırımızı kurabileceğimizi söylüyor kampın sahibi Mutlu. Çadırlarımızı bırakıp terk edilmiş şehirde uzun bir yürüyüş yapıyoruz. Köyde gerçekten sezon açılmamış, birkaç gözlemeci ve oldukça pahalı bir kaç restoran dışında yemek yiyecek yer yok. Gözlemeci teyzelerden birinde otlu gözleme söylüyoruz, oğlu İsmail ile ilgilendiğimizi görünce bize bir de çikolatalı gözleme ikram ediyor sağolsun. Köyün içindeki tüm bakkallar tüp satıyor ama yine kamp tüpü yok. Anlaşılan kamp tüpümüz olmadan yola çıkacağız. Çantalarımızı hazırlarken hava durumuna baktığımızda gündüz 23, gece 14 derece civarında gösteriyordu. Buna güvenip hafif de olsun diye konfor derecesi 12 olan uyku tulumumu almıştım yanıma, geceyi epey üşüyerek, getirdiğim ne varsa kat kat giyerek geçiriyorum. Yol arkadaşımın durumu da benden farklı değil. Kayaköy'de sabah Sanat Kampı'na yakın bir köy kahvesi var, hemen yanında da hamur işleri satan bir dükkan. Sabah simit, peynir, yumurta, poğaçamızı alıp kahveye oturup çayımızla beraber mis gibi yiyoruz. Bu sırada yürüyüşümüze başlayacağımız Ovacık minibüsünü kovalıyoruz, minibüs durağı kahvenin tam önü. Kayaköy'den Ovacık'a Fethiye minibüsleri gidiyor yani her yarım saatte bir minibüs var. Fethiye'den Ovacık'a 5 dakikada bir minibüs var. Ama Ovacık minibüsünden inince Likya Yolu başlangıç noktasına ulaşmak için 1 kilometre kadar yürümek gerekiyor. Onun yerine yine yarım saatte bir kalkan Faralya minibüslerine binerseniz Likya Yolu başlangıç noktasına çok daha yakın bir yerde minibüsten inebilirsiniz. Likya Yolu'nu yürüyenler sabah erken yürüyüşe başlayabilmek için Ovacık'taki pansiyonlarda konaklıyormuş genellikle. Biz Kayaköy'ü de görmek istediğimiz için rotamızı biraz daha farklılaştırmış olduk. İlk gün hedefimiz Ovacık'tan başlayıp Faralya'ya ulaşmaktı. Evdeki hesap çarşıya uymadı ama normal şartlarda bu rotayı yapabilirsiniz, biz neden yapamadık anlatacağım. Ovacık'tan yola çıktığımızda çam ormanları arasında başlıyor yol ve bir süre traktör yolu olarak devam ediyor. Traktör yolu bitip patika başladıktan kısa bir süre sonra ise, antik yol başlıyor. Babadağ'ın yamacından yükselen yolun eğimi gittikçe artarken bizim 12 kiloluk tombik çantalarımız sırtımızda git gide ağırlaşmaya başlıyor. Yol üstünde su içebileceğiniz sarnıç olduğu yazıyor kaynak kitap ve uygulamalarda, ancak tavsiyem içme suyunuzu mümkün olduğunca yanınızda taşımanız, çünkü sarnıçtaki su oldukça çamurlu idi. Sırtı çıkmayı tamamladığımızda \"Vitamin Kafe Gözleme 80 metre\" tabelasını görünce gözlerimiz parlasa da sezon henüz başlamadığı için gözlemeci kapalı. Kozağaç Köyü'ne kadar az bir yürüyüş mesafemiz kaldığını farkedince seviniyoruz çünkü orada da bir gözlemeci var. Üstelik benim suyum da bitmek üzere. Likya yürüyüşlerinde en önemli meselelerden biri su, yanınıza mutlaka uzun süre sizi götürebilecek kadar su almanız lazım. Bazı rotalarda sık sık çeşme olsa da bazı rotalarda uzun süre temiz içme suyu bulunmuyor. Ovacık'tan sonraki ilk çeşme Kozağaç Köyü'nde. Önce çeşmeden suyumuzu doldurup sonra da aç karnımızı doyurmak için gözlemeci Halil'in Yeri'ne oturuyoruz. Gözleme ve çay yorgunluğumuzu bir nebze alsa da ağır çantalarımızın bize sorun çıkaracağını çoktan anladık bile. Bir sonraki yerleşim yeri olan Kirme'ye kadar gidebilecek miyiz ondan bile emin değiliz. Rotayı kontrol ettiğimizde Kozağaç-Kirme arasının çoğunlukla düz yoldan olduğunu görünce devam ediyoruz. Artık adımlarımız iyice yavaşlamaya hatta sürünmeye başladı. Fethiye çevresinde ciddi şekilde arıcılık yapılıyor. Geçtiğimiz bütün yollarda arı kovanları, durduğumuz köylerde bal satan teyzeler var. Hala bu kadar çok arı yetiştirdiğimiz için mutlu oldum açıkçası. Arılar yürüyüş sırasında bize hiç sıkıntı çıkarmadı ama arıya alerjisi olanların yanında amonyak taşımaları iyi olabilir. - Eski okulun bahçesi: burası kamp yeri olarak güzel, tam karşısında bir Sugar Cafe adında gözlemeci var karnını doyur, çayını kahveni iç. Gel gör ki tam tepede fena rüzgar alıyor. Bir gece önce çadırda iyice üşüdüğümüz için burayı pas geçiyoruz. - Çukurda çeşme başı: çukur denilen yer Faralya rotasının tersinde kalıyor, biraz indik baktık daha epey iniş var, bunun bir de çıkışı olacak diyip geriye döndük. - Faralya yolu üzerinde bir kamp alanı: burayı bir sonraki gün Faralya'ya giderken gördük, gerçekten güzel ama bizim buraya kadar inecek halimiz kalmamıştı. Biz de bu seçeneklerden hiçbirini seçtik. Köyde pansiyon olsa kalacaktık ama yok. Köyden Faralya patikasına doğru inerken bulduğumuz ilk düzlüğe çadırları da kendimizi de attık. Ayak parmaklarımızı attık hiç hissetmiyorduk. Sosyal medya paylaşımlarımdan sonra \"ayakkabılarınız mı rahatsızdı?\" soruları geldi. Neden bu kadar yorulduğumuzu ve ayaklarımızın acıdığını açıklayayım da siz yapmayın veya dikkatli olun. - Ağır sırt çantaları sizi özellikle inişlerde arkadan ittiriyor ve siz de ayaklarınızı fren gibi kullanmak zorunda kalıyorsunuz, yani en büyük suç çantalarımızın ağır olması. İkimiz de yürüyüş yaptığımız ayakkabıları uzun yürüyüşlerde kullanmıştık ve sorun çıkmamıştı, değişen tek şey çantalar idi. - Ben çanta hazırlarken genel olarak bir hata edip Mayıs ortasında Fethiye sıcak olur diye düşünerek her şeyi ince ve yazlık almıştım, çoraplarım da dahil. Halbuki doğa yürüyüşlerinde, kalın ve yürüyüşe uygun çorap giyilmesi gerektiği çok bilinen bir kuraldır. Benim çoraplar ince olunca sürtünme ile birlikte serçe parmaklarım su topladı. Muhtemelen sol serçe parmağımın tırnağı düşecek, çünkü bütün çevresine kan oturdu. Bu iki büyük hatanın bedeli olarak ayak ve bacaklarımızı fena halde yormuştuk. Kirme Köyü'ndeki Lemon Cafe çadır kurduğumuz yere sadece 150 metre mesafede idi. Oraya dahi sürünerek gittik neredeyse. Akşam yemeğimizi orada yedik, çayımızı içtik, ayaklarımızı uzatıp dinlendik, sağ olsunlar çok ilgilendiler. Hava kararınca hava iyice soğudu bize bir de battaniye verdiler ki o battaniye beni soğuktan korurken yol arkadaşım battaniyesiz olduğu için ertesi gün hasta olacaktı. Üçüncü güne uyandığımızda gece buz kesmememiz yetmezmiş gibi bütün kaslarımız ayrı ayrı ağrıyordu. Kahvaltımızı Lemon Cafe'de yapıp ödünç battaniyeyi verdikten sonra bugün uzun yürüyemeceğimizi kabul ederek kendimize kısa bir rota belirledik. Bugün tek amacımız Faralya'ya ulaşmaktı. Kirme Faralya arası 4 kilometrelik kolay bir rota. İlk başlangıcında kısa süren dik bir inişten sonra çoğunlukla düz orman içinden ilerleyen güzel bir patikası var. Yol üstünde sık sık temiz su kaynağı yani çeşmeler var. Faralya mesafesi kısa dahi olsa ayaklarımız o kadar kötüydü ki, Faralya'ya vardığımızda bir an önce ayaklarımızı uzatmak istiyorduk. Hemen girişte yer alan Onur Motel'in tabelasını patika yol üzerinde görmüştüm, çadır alanı olduğu yazıyordu. Görür görmez içeriye girdik, çadır alanına baktık ve kalmaya karar verdik. Zaten bir adım daha o çantalarla atmaya dermanımız kalmamıştı. Şansımıza Onur Motel çok güzel çıktı, biz çadır alanında kaldık ama 8-10 tane bungalov odası var. Biz çadır + sabah kahvaltısı + akşam yemeği için kişi başı 100 TL ödedik. Aile işletmesi olan motelde akşam yemeğini işletmenin annesi hazırlamış, 2 gündür içimiz dışımız gözleme olmuşken çeşit çeşit salata, sebze yemeği hem de anne elinden nefis geldi. Bence fiyatı hak ediyor. Faralya'da çantalarımızı kamp yaptığımız yere bırakınca Kelebekler Vadisi'ne insek mi dedik. Ancak inişin çok tehlikeli olduğuna dair o kadar çok uyarı aldık ki, inmekten vazgeçip Kelebekler Vadisi manzarasını en güzel nereden görürüz diye onun için biraz köyde dolaştık. - Köyün içinde giren yoldan \"George House\" tabelasını takip ederseniz bir noktadan sonra Kelebekler Vadisi tabelası da var. Tepeden vadiyi görebiliyorsunuz inişe geçmeden önce, bu patika vadinin aşağısına kadar inen patika ama tekrar söyleyelim \"kesinlikle tavsiye etmiyorum\". - İlk yola gelirken bir de \"view point\" tabelası göreceksiniz. Faralya'dan en güzel vadi manzarası burada. Ayrıca burada çadır da kurabiliyorsunuz. Su yok ama kamp alanının hemen arkasındaki ev ücretli olarak elektrik ve tuvaletini kullandırıyor. Telefon şarjı 2 TL, wc 1 TL yazıyordu. Faralya'da çadır kurduğumuz Onur Motel'de çadır malzemeler, kapkacağımız, fazla kıyafetlerimizi bıraktık. Hafiflemiş bir şekilde gün sonu rotamızı Kabak olarak belirledik. Niyetimiz öğleye kadar Kabak'a varıp öğleden sonra da denize girmekti. Faralya, Kabak arası 7 kilometrelik kolay bir rota. Artık çantalarımız da hafiflediği için 2 saatte Kabak'a vardık. Yol boyu manzara o kadar güzel ki sürekli durup manzarayı seyrettik. Bir yanınız çam ormanı bir yanınız masmavi deniz... Likya Yolu, dünyanın en güzel yürüyüş rotası denmesinin hakkını kesinlikle veriyor. Kabak Koyu'na inerken yol üstünde gördüğümüz ve manzarası çok güzelmiş dediğimiz Full Moon pansiyona yerleştik. Ama ufak bir sorunumuz vardı; yol arkadaşımın boğazı şişmişti. Çorba, bitki çayı, soğuk algınlığı ilacı filan işe yaramadı, Hacı bütün günü uyuyarak geçirdi. Ben de bir şeye ihtiyacı olursa diye başında. Hacı bu sabah ne yazık ki daha da kötü uyandı. Karabiber bal, ıhlamur, parol filan hiçbiri işe yaramamıştı. Kabak'ta kalıp iyiye gidip gitmeyeceğine bakmaya karar verdik. Hacı kahvaltıdan sonra uykuya dalarken ben de Kabak Koyu'na doğru bir yürüyüşe çıktım. Köyden koya dik bir iniş var, yürümek istemezseniz servis araçları var doldukça kalkıyormuş. Ben tabii ki yürümeyi seçtim. Koyu gören, yine çam ormanın içinden kekik ve adaçayı toplayarak sahile indim. Sahile yaklaştıkça her yerde inşaat sesleri olması biraz can sıkıyor. Sahile indiğimde insanlar denize girmeye başlamıştı ama benim için yine de soğuktu, o yüzden hiç yeltenmedim. Sahilde bir şeyler yiyip manzaranın tadını çıkarayım dedim, ne yazık ki o keyfim yüksek müzik ile kesildi. Koydan batıya doğru giden bir patika vardı, o patikayı izleyerek ve koyun muhteşem manzaralarını izleyerek biraz daha yürüdüm. Bu taraf çok daha sakin ve koyun görüntüsü çok daha muhteşem. Koydan beş dakikalık yürüme mesafesinde çadır kurulmuş bir alan var. Burası resmi bir kamp alanı değil ama özellikle Likya Yolu'nu yüyüyenler buraya çadır kuruyor. Sahilden yukarı yeniden tabana kuvvet çıktığımda yol arkadaşımı biraz daha ağırlaşmış olarak buldum. Topladığım kekiklerden çay filan yaptıysak da işe yaramadı. Likya Yolu yürüyüşü için harcama kalemlerimiz ve tutarları çok soruldu. Aşağıda genel rakamlar var bizim toplam gezi maliyetimizi görebilirsiniz. - Likya Yolu yürüyüşü için İstanbul Dalaman uçak biletlerimizi Pegasus'tan birkaç hafta önce 270 TL'ye almıştık. Uçuş günümüzü öne çekince 61 TL ek masraf çıktı. Toplam 330 TL uçak bileti için harcamış olduk. - Dalaman Havaalanından Fethiye merkeze ulaşım 17,5 TL, gidiş dönüş toplam 35 TL havaalanı ulaşımına harcadık. - Ara ulaşımlar için kullandığımız minibüslere de 17,5 TL vermişiz. - Yol boyunca yemek için marketten toplu alışveriş yapmıştık. Kişi başı tutarı 48 TL. - Yolda yiyip içtiğimiz her şey için kişi başı 200 TL harcamışız. Bu rakama konaklama içinde olan yemekler dahil değil. - Pansiyon konaklaması için 100-125 TL civarı idi. Biz Faralya'da yemek dahil çadır için 100 TL, Kabak'ta 125 TL ödedik. Kabak'ta 2 gece kaldığımız için konaklamaya kişi başı toplam 350 TL ödemiş olduk. 5 günlük yolculuğumuz tüm harcamalarımız dahil kişi başı toplam 980 TL'ye mal oldu. Büyük bir heves ve heyecan ile başladığımız yolculuğumuz önce çantalarımızın ağır olması, sonra da çadırda çok üşümemiz nedeniyle planladığımız çok daha kısa sürdü. Bekle bizi Likya Yolu, yeniden geleceğiz! Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Hacı daha iyi, biraz serum iğne filan toparlıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/lisinia-doga", "text": "Lisina Doğa, bilinen adıyla Lisinia Doğal Yaşam Alanı, ailesinden pek çok kişiyi kanser nedeniyle kaybeden ve kansere karşı önleyici tedbirler alınabileceğine inanarak yola çıkan Öztürk Sarıca tarafından 2005 yılında kuruldu. Lisinia Doğa, bünyesindeki 9 farklı proje ve sayısız alt proje ile kansere karşı savaş açmış olan bir proje. Burdur Gölü kıyısındaki Karakent Köyü yakınlarında geniş bir arazi üzerinde kurulmuş olan Lisinia Doğa'nın kapıları hem ziyaretçi hem de gönüllü olarak çalışmak isteyen herkese açık. Burdur'un içinde bulunduğu bölge antik dönemde Pisidya idi, Karya, Likya, Pamfilya ve Frigya ile çevrelenmiş olan Pisidya'nın en bilinen şehirleri Antalya'daki Termessos Antik Kenti ve Burdur'daki Sagalassos Antik Kenti. Lisinia, Burdur Gölü kıyısında kurulmuş olan Pisidya şehirlerinden biri imiş. M. Ö. 300 civarında bu bölgede yaşamış olan antik Lisinia'dan ne yazık ki bugüne birşey kalmamış, sadece adını biliyoruz. Lisinia Doğa ismini, kurulduğu bölgeye yakın olan bu antik kentten alıyor. Proje alanı aşağı Lisinia olarak biliniyor. Lisinia'nın kelime anlamı ise; \"doğan ve batan güneşin, ay ışığının sudaki pırıltısı, yansıması\" demek. Çok güzel bir anlam değil mi? Bu arada söylemeden geçmeyelim, Burdur Gölü üzerinden gün batımı çok güzeldir, yakalamaya çalışmanızı öneririm. Lisinia, Burdur Gölü kıyısında Lavanta Yolu üzerinde Kuyucak ile Salda Gölü arasında yer alıyor. Lisinia'ya gitmenin en kolay yolu özel araç ile gitmek, kendi aracınız veya kiralayacağınız araç ile ulaşabilirsiniz. - Lisinia Burdur merkeze 35 kilometre, Karakent'ten sonra yol oldukça dar ve yer yer bozuk. - Lisinia, lavanta tarlaları ile meşhur Kuyucak Köyü'ne 31 kilometre mesafede yer alıyor. - Lisinia, Salda Gölü'ne yaklaşık 60 kilometre mesafede. Lisina'dan Salda'ya giderken; lavanta zamanı yani Haziran sonu Temmuz başı ise, Akçaköy Lavanta Deresi tarafından, flamingoların geldiği dönem ise Yarışlı Gölü tarafından gidebilirsiniz. İkisi de kesinlikle görülmeye değer yerler. Lisina'ya gitmek için; Kuyucak'tan başlayıp Lavanta Yolu'nu takip ederek Salda Gölü'ne gidecek şekilde bir rota yapabilirsiniz. Burdur'da gezilecek yerler yazımda Burdur için gezi rotası önerimi yazmış ve Lisinia Doğa'yı rotanıza nasıl dahil edebileceğinizi de belirtmiştim, o yazıma mutlaka bir göz atın. Lisinia Doğa'nın kurucusu Öztürk Sarıca, Burdur'un Yeşilova ilçesi Akçaköy'de doğmuş ve büyümüş. Kendisi aynı zamanda veteriner hekim, uzun yıllar burada veterinerlik yapmış. Öztürk Sarıca, annesi, babası ve dedesi dahil olmak üzere ailesinden pek çok kişiyi kanserden kaybedince ailenin tek varisi olarak, kendisine kalan tüm birikimleri ve o güne kadar kendi yaptığı birikimleri Lisinia Doğa projesine aktarıyor. Bu proje Öztürk Sarıca için kayıplarının anısına hastane yaptırmak, okul yaptırmak gibi. Projenin kuruluş amacı kansere karşı farkındalık yaratmak ve doğal yaşamdan ne kadar uzaklaşırsak kanser ve benzeri hastalıklara yakalanma ihtimalimiz o kadar artacak mesajını en güçlü şekilde vermek. Kansere yakalanmamak için nasıl bir hayat yaşamalıyız, neler yapmalıyız, nasıl beslenmeliyiz, bunları insanlara anlatmak için bu proje hayata geçirilmiş. Akçaköy aynı zamanda meşhur yazarımız Fakir Baykurt'un köyü. Akçaköy aynı zamanda yine Öztürk Sarıca'nın öncülüğünde kurulmuş Türkiye'nin en büyük lavanta bahçesi olan Lavanta Deresi'nin de bulunduğu köy. Lisinia bünyesinde; doğanın korunarak gelecek nesillere aktarılmasının sağlanması amacıyla 8 ana proje ve bu projelerin alt projeleri hayata geçiriliyor. - Kansersiz gelecek elimizde: Bu projesinin amacı \"kanser konusundaki farkındalığı gelişmiş\" bir toplum yaratarak, bilinçli bir yaşam sürülmesini sağlamak, böylece olabilecek riskleri en aza indirmektir. Proje bünyesinde Lisinia Doğa alanında kanser evi ve kanser piramitleri yapılmış, ziyaretçilerin dünya çapında kanserin etkilerine dair bilgi sahibi olmaları sağlanmıştır. - Lisinia'dan Dünya'ya: Yaşamak için Burdur Gölü'nü yaşat!: Hızla kuruyan Burdur Gölü'nü kurtarabilmek için önce civar köylerde ve bölge genelinde örnek bir model oluşturmak ve bu modeli öncelikle bölgeye ve ülkemize sonrasında ise dünyaya tanıtarak küresel ölçekte su kullanımının doğru yönlendirilmesini sağlamak amacıyla çalışmalar yapılıyor. - Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi: Lisinia ülkemizin ilk Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezlerinden birisi. Bütün masrafları ve hayvanların rehabilitasyonu Öztürk Sarıca tarafından karşılanmak üzere 10 yıllığına Orman ve Su İşleri Bakanlığına bedelsiz hibe edilmiş bir yer burası, yaban hayatı devletin malı olduğundan böyle bir çare bulunmuş. Civarda yaralanmış, elektrik tellerine takılmış veya avcılar tarafından vurulmuş yabani hayvanlar buraya getirilerek bakım ve beslenmeleri yapılıyor. İyileşen hayvanlar doğaya geri salınırken, tamamen iyileşmeyen doğada yaşayamayacak durumda olan hayvanlar ise sürekli misafir ediliyor. Leylekler, domuzlar en sık gelen ziyaretçiler iken kurt, şahin, kartal gibi hayvanlar da merkezde rehabilite edilebiliyor. Lisinia'yı ziyaret eden kişiler de bu hayvanları belli bir mesafeden görebiliyor. - Lisinia Doğa Okulu: Türkiye'nin farklı illerinden öğrenciler gelip Lisina'da neler yapıldığını deneyimliyorlar. Burada görerek ve uygulayarak tarım ve hayvancılık uygulamalarına şahit oluyorlar. - Gönüllü doğa koruyucusu: Türkiye'nin ve dünyanın farklı yerlerinden gelerek Lisinia'da gönüllü olarak çalışan kişiler, burada gönüllü doğa koruyucuları olarak yetiştiriliyor. Böylece evlerine döndüklerinde burada öğrendiklerini uygulama imkanı buluyorlar. - Ekolojik üretim ve doğa dostu tarım uygulamaları: Lisinia'nın kurulduğu topraklarda yüzyıllar boyu herhangi bir ilaç ve kimyasal madde kullanılmadan yapılmış kaliteli tarım uygulamaları referans alınarak, Organik Tarım Sertifikalandırma işlemlerine başlanmıştır. - Yerli bitki, hayvan türlerinin üretimi ve gen muhafaza: Yerli hayvan ırkları ve bitki türleri toplanması ve yetiştirilmesi Lisinia'nın projelerinden bir diğeri. Bu kapsamda yerli tohumlar ve yerli hayvan türleri köyler dolaşılarak anlatılmış ve yerli ürünler teşvik edilmiş. - Lisinia enerjisini doğadan alıyor!: Lisinia Doğa projesi %100 temiz enerji kullanacak şekilde güneş, rüzgar ve su enerjisinden faydalanıyor. Böylece doğayı koruma felsefesini desteklemiş oluyor. Lisinia Doğa, maddi kazanç kaygısı olan bir yer değil. Asıl amaç olabildiğince çok insana ulaşmak. Bu felsefe ile herhangi bir kişi veya kuruma bağımlı kalmamak için proje bağış da kabul etmiyor. Bağış kabul edilmiyor ama gönüllü olarak çalışmak isterseniz ister 3 gün ister 3 yıl gelip Lisinia Doğa'da gönüllü olarak çalışabiliyorsunuz. Uluslararası gönüllü çalışma platformları veya yerel Tatuta sitesi üzerinden başvuru yapabileceğiniz gibi, Lisinia. com internet sitesindeki iletişim bilgileri üzerinden direkt proje ile hatta Öztürk Bey ile iletişime geçebilirsiniz. Lisinia'da temel olarak aromatik bitkiler üretiliyor. Kanserlerin büyük bölümü ciltten başlıyor. Yediğimiz içtiklerimiz kadar vücudumuza sürdüğümüz kimsayallar, her türlü temizlik maddesi, şampuanlar, çamaşır suları, hepsi kanserojen aslında. Cildin tek koruyucusu cildin kendi ürettiği yağlar. Kimyasallarla yıkandığımızda ise bu koruyucu tabakayı kaldırıyoruz. Lisinia'da bu ürünlerin insanlara zararları anlatılırken aynı zamanda doğal krem, yağ, sular ve sabunlar üretiliyor. Satılan ürünlere kısaca göz atacak olursak; aromatik bitkiler, yağlar ve o yağlarla üretilmiş olan sabunlar, kremler. Çoğunlukla aşağıdaki bitkiler kullanılarak yağ ve kremler üretiliyor. - Lavanta - Adaçayı - Kekik - Haşhaş - Çörekotu - Susam - Kantaron - Keten Tohumu Maalesef Lisina Doğa Ürünleri'nin internet satışı yok. Proje alanını ziyaret ederek ürünlerden satın alabilirsiniz. Lisinia Doğa'ya gidiyoruz ve orada çalışan gönüllü arkadaşlardan biri bize Lisinia'yı anlatıyor. Videoyu beğenmeyi, bildirimleri açmayı ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Burdur'da giderseniz Lisinia Doğa mutlaka gidilecek yerler listenizde bulunsun. - Burdur'da gezilecek yerler: Burdur gezilecek yerler ve Burdur gezi rehberi - Burdur yemekleri için; Burdur'da ne yenir, nerede yenir? - Binlerce yıllık tarih Sagalassos Antik Kenti - Türkiye'nin Maldivleri diye meşhur olan; Salda Gölü - Az bilinen antik şehir; Kibyra Antik Kenti"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/liverpool-gezilecek-yerler", "text": "İngiltere merak ettiğim, fakat nasılsa yakın, yaşlılıkta da giderim diyip ertelediğim yerlerden biriydi. EF Dil Okullarının organizasyonu vesilesi ile Manchester'a gitme fırsatı yakalayınca hemen bir saat mesafedeki Liverpool'u görmeden dönmeyeyim dedim ve bir günümü Liverpool'u keşfetmeye ayırdım. Bir günde Liverpool'da gezilecek yerler önerilerim bu yazıda. Manchester'dan sabah erkenden trenle Liverpool'a geçtim. Gidiş dönüş bilet parası 11 Pound. Yolculuk yaklaşık bir saat sürüyor. Yol boyunca yemyeşil ovalar, düzenli kasabalar ve pırıl pırıl çiftlikler, bakımlı hayvanları gördükçe ülkenin refah seviyesini anlamak hiç de zor olmuyor. Nerede bizim köyler, nerede İngiliz köyleri demeden edemiyor insan. Liverpool Manchester arasındaki tren hattı, dünyanın ilk şehirlerlerarası yolcu taşıması için kullanılan ilk tren hattı imiş. Liverpool'un köle ticaretinde önemli bir liman olması iç kısımlara hem malzeme hem de insan taşıma ihtiyacı yaratmış. Liverpool şehir merkezi, Dünya Kültür Mirası listesine girmiş ve koruma altında. Sokaklar, binalar gerçekten estetik olarak çok güzel. Georgian stili oldukça yaygın. Tren istasyonu oldukça büyük ve güzel. Avrupa şehirlerinde görmeye alışık olduğumuz cinsten, şehir merkezine oldukça yakın bir noktada. İstasyondaki turizm danışma bürosundan şehir haritanızı alıp hemen gezmeye başlayabiliyorsunuz. Ben de öyle yaptım. Liverpool'da görülecek müze, alışveriş için caddeler, bolca resturant ve bar bulabileceğiniz gece hayatı ve İngiliz yaşantısını tam anlamıyla yansıtan kırmızı tuğlalı evlerden oluşan sokakları var. Ben gezime istasyondan çıkar çıkmaz sağa dönüp St. George's Meydanı'na doğru başladım. St. John bahçesinin yanından Beatles'ın barı olarak bilinen Cavern Club'un yakınındaki şehrin en hareketli alışveriş bölgesi Liverpool One'a doğru devam ettim. O bölgede pekçok mağaza ve alışveriş merkezi, cafeler restaurantlar var. Vaktim az olduğu için akşamüstü geri dönmek üzere burayı hızlı geçiyorum. Yolu biraz karıştırıp önce St. Luke Kilisesi, sonra Britanya adasının en büyük katedrali olan Liverpool katedralini geziyorum. Katedral'in kulesine çıkış ücretli, geceleri de gece turları düzenleniyormuş. Katedralin hemen altı da China Town. Liverpool'un Çin mahallesi oldukça meşhur. Katedral'den sonra limana, Çin mahallesinden daha da meşhur olan Albert Dock'a gidiyorum. Limanda başka bir şehir kurulmuş. Beatles'in hikayesini görebileceğiniz Beatles Shop, kafeler, mağazalarla dolu limandan bozma alışveriş merkezi Albert Dock. Denizcilik ve Köle müzesi gibi müzeler de Albert Dock'ın içinde. Albert Dock'taki en büyük eğlence Yellow Duck. Hem denizde hem karada gidebilen bu eğlenceli vasıta ile 1 saatlik şehir turu atabiliyorsunuz. Saat belirleyip bilet alıyor, saati gelince de binip şehri geziyorsunuz. Bu eğlencenin bedeli 10 Pound. Limanda kısa bir deniz turu da attırıyor J Albert Dock'ta bir de dönme dolap var, şehri yukarıdan görmek için onu da kullanabilirsiniz. Haritada Metropolitan Katedralini görüp orayı görmeden dönmeyeyim diyor ve yolumu yukarı çeviriyorum. İyi ki de çevirmişim, kırmızı tuğlalı evlerle dolu sokaklardan geçiyorum. İngiltere'de en sevdiğim mimari yapılar bunlar. Akşam yeniden Cavern Club bölgesine döndüm, gündüze göre oldukça hareketlenmişti. Herkes Cavern önünde fotoğraf çektirme telaşında idi. Gece 12'ye kadar Manchester'a tren var. Ben fazla geç kalmadan dönmeye karar verdim, bütün gün sokaklarda oldukça yorulmuştum. Liverpool ile ilgili aklımda kalan ne var diye düşününce; çok güzel ve düzenli bir şehir, güleryüzlü insanları... hepsi bu. İlginç, farklı, beni şaşırtan birşey var mıydı derseniz yoktu. Keyifli birkaç gün geçirmek, sakin zaman geçirmek için tercih edilebilir. Bir seçenek de bu bölgede Göller Bölgesi olarak geçen yerde yürüyüş yapıp doğayı yakından tanımak olabilir. Uzun lafın kısası, yolunuz düşerse görün ama yolunuzun düşmesi için ekstra çaba sarfetmeye değmez. - Londra'da Gezilecek Yerler - Londra'da İnternet Kullanımı - İngiltere Vize Başvurusu Futbol ilgi alanımın çok dışında. Barselona'ya gittiğimde de Camp Nou'ya da gitmedim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/londra-gezilecek-yerler", "text": "İngiltere'nin kalbi Londra seyahati uzun zamandır ertelenmiş bir seyahatti. \"3 saat mesafede nasılsa gidilir, gezilir bir gün acelesi yok\" diye düşünüyordum hep. Bugün de gitseniz 20 sene sonra da gitseniz aynı. Gitmeden önce dersime çalışıp bir Londra gezi rehberi hazırlamıştım, çok işime yaradı. Gezdiğim ve gezemediğim ama Londra'da gezilecek yerler listesini toparladım. Londra'da gezilecek yerler konusundaki önerilerim ve deneyimlerim bu yazıda sizi bekliyor. Londra şehir merkezinde gezilecek yerler için 4 günlük bir gezi rotası hazırladım, umarım işinize yarar. Londra'nın şehir merkezinde görülecek ana yerler yürüme mesafesinde, eğer kondisyonunuza güveniyorsanız 🙂 4 günlük planın birinci gününde Londra'nın simgesi haline gelmiş birkaç yapıyı görecek şekilde bir plan yaptım. Benim rotam bundan biraz daha farklıydı. İlk günü Thames Nehri kıyısında geçireceğiz. Güne her Londra fotoğrafında görmeye alıştığımız büyük parlemento binası ve Big Ben saat kulesi ile başlıyoruz. Parlemento halkın ziyaretine açık. Westminster metro istasyonunda indiğinizde tam da Big Ben'in önüne çıkıyorsunuz. Parlemento binasının hemen karşısında taç giyme törenlerinin yapıldığı kilise yer alıyor. Londra'da bugüne kadar alışık olmadığım bir durum kiliselerin girişi ücretli. Londra Olimpiyatları için tasarlanmış, ilk yapıldığında şehrin dokusunu bozduğu için çok fazla tepki almış ancak zamanla şehrin turizm simgelerinden biri haline gelmiş olan London Eye ile devam ediyoruz. London Eye'a ulaşmanın en kolay yolu Waterloo metro istasyonu. Eğer metro kullanmak istemezseniz yine Waterloo'dan geçen otobüs hatlarını kullanabilirsiniz. London Eye sabah saatlerinde hem daha tenha oluyor, hem de ışık fotoğraf çekmek için daha uygun. Eğer parlemento tarafından geliyorsanız tek yapmanız gereken bol bol fotoğraf çekerek Waterloo köprüsünü geçmek. London Eye giriş bileti eğer kapıda alırsanız 19.20pound. Internetten alırsanız %20 ucuz alabilirsiniz. London Eye internet sitesinden alım yapabilirsiniz. Ayrıca internet ya da kapıdan ya da turizm ofislerinden London Eye, Madame Tussands, Sea Life, The London Dungeon ya da Cruise turlarının paket versiyonlarını daha uygun fiyatlara alabilirsiniz. Eğer zamanınız varsa London Eye'in hemen yanındaki akvaryumu da ziyaret edebilirsiniz. Ben girmedim, ilgisi olanlar için ilginç bir deneyim olabilir. London Eye'dan çıkıp nehir kıyısından devam ediyoruz. Nehir kıyısındaki kültür merkezi Royal Festival Hall'da bir mola verip eğer şanslıysanız sergilenen ücretsiz gösteri veya sergileri izleyebilirsiniz. Tiyatro molası için ise bir sonraki bina National Theatre'da soluklanabilirsiniz. National Theatre'ın hemen arkasındaki seyyar teygahlarda dünyanın her köşesinden yemeklerin tadına da bakabilirsiniz. Tiyatro binasının önünde ise ikinci el satanlar, sahaflar gibi hergün farklı tezgahlarla karşılaşabilirsiniz. Hemen Tate Modern'in yanında Shakespear'in dünyasıyla tanışabilirsiniz. Eğer geziniz Perşembe, Cuma ya da Cumartesi günü ise bu pazara mutlaka uğramalısınız. Meyvalar, sebzeler, yine dünya lezzetleri, hareket bol fotoğraflık malzeme sizi bekliyor olacak. Borough Market'e gelmeden önceki ara sokaklarda ise sizi sürprizler bekliyor olabilir. Londra seyahatimdeki en fazla beğenilen fotoğrafım o ara sokaklardan birinde çekildi. Borough Market hemen London Bridge'in ayağında, London Bridge'den geçen metro ya da otobüslerle kolayca ulaşabilirsiniz. Borough Market'in girişinde Southwark Katedrali var, Londra'daki ilk Gotik kilise imiş ve 1400 yaşında. İkinci günü sokaklarda ve parklarda geçireceğiz. Rotamız Kraliyetin merkezi Buckingham'dan başlıyor. Buckingham'a ulaşmak için Greenpark ya da Hydepark duraklarını kullanabilirsiniz. Sarayın içini gezebiliyorsunuz, halen aktif olarak kullanılmasına rağmen belli bölümleri halka açık. Parklar arasından geçerek saraya ulaştığınızda eğer hava açıksa ve şanslı gününüzdeyseniz saat 11:00'de başlayan nöbet değişim törenini yakalayabilirsiniz. Buckingham'ı gezip nöbet değişimini de izlediyseniz uzun bir park gezmesi iyi gelebilir. Hyde Park meşhur \"Speakers Corner\" ı ve uzun yürüyüş parkurlarıyla güzel bir Pazar yürüyüşü için harika seçim. Dilerseniz bisiklet ya da parkın içindeki gölde kayık kiralayabilirsiniz. Hyde Park'ın bitişiğinde Kensington Park yer alıyor, içinde de Kensington Sarayı. Kensington Park'ı bitirdikten sonra Hugh Grant'ın meşhur filmi Notting Hill'in çekildiği semte gelmiş oldunuz. Portobello sokağı ise filmdeki pazar sokağı. Antikalar, ilginç ürünler bulabileceğiniz pazara haftasonları gitmekte fayda var. Günü benim için Londra'nın en hareketli bölgesinde bitirmenizi öneriyorum. Bunun için Notting Hill'den bir otobüse ya da metroya atlayıp Camden Town'a gidin. Şu ana kadar dolaştığınız Londra'dan farklı bir Londra sizi bekliyor. Çok renkli, çok hareketli... Fotoğraf makinanızı hiç kapatmayın çünkü her köşede çekim yapabileceğiniz bir malzeme var. Etnik ürünlerden ikinci ellere, dünya yemeklerinden sokak sanatçılarına kadar karmakarışık bir yer burası. Rock barları, eski at ahırlarından bozma alışveriş yerleri... Londra'nın en sevdiğim köşesi burası oldu. Üçüncü günü Londra'nın en meşhur alışveriş, yemek ve gece hayatı mekanlarına ayırdık. Londra'ya geldik ama hala en meşhur sokaklarını gezmedik dediğinizi duyar gibiyim 🙂 O yüzden hemen başlayalım. Saray kapılarından biri olarak tasarlanan sonra da yeri değiştirilen bu yapının tek özelliği meşhur Oxford Street'in başlangıç noktası olması. Marble Arch durağından geçen bir metro ya da otobüsle buraya kolayca ulaşabilirsiniz. Tottenham meydanına gelmeden sağmızda ise kalan bölge meşhur Soho. Lezzetli yemekler bulabileceğiniz restaurantlar, ilginç ürünler bulabileceğiniz mağazalar ara sokaklara serpişmiş. Oxford'un sonuna kadar yürümüşken solda ara sokakta kalan, İngilizlerin dünyanın heryerinden topladıkları eserlerin sergilendiği British Museum'a uğruyoruz. Hakkıyla gezmek için bir gününüzü ayırmanız gerekebilir. Ya da müze haritasına bakıp sadece ilginizi çeken bölgelerini gezebilirsiniz. Müzeden çıkıp yolun karşısındaki sokaklara dalıyoruz. Covent Garden'a doğru ilerliyoruz. Alışveriş yapmak, meydanda soluklanmak, Apple Store'daki ilginç ürünleri incelemek için vakit ayırın. Ayrıca Apple Store'ın arkasındaki Ulaşım müzesi de ilginizi çekebilir. Yine ara sokaklardan bu kez Londra'nın merkezi sayılan Trafalgar Meydanına çıkıyoruz. Meydan son derece hareketli. Ayrıca ücretsiz gezebileceğiniz National Gallery'i de hemen meydanın başını bekliyor gibi. Komutan Nelson anısına dikilmiş 52 metrelik de bir anıt meydanı bekliyor. Bu bölge tiyatro binalarının da çokça yer aldığı bir bölge. Londra'nın en hareketli meydanlarından biri de burası. China Town ve Soho'ya yakın olması, Londra'nın önemli kültürel aktivitelerinden biri olan müzikallerin çoğununn bu bölgedeki tiyatrolarda sahnelenmesi ve Oxford Street'e de komşu olması nedeniyle stratejik bir noktada. Piccadilly'nin ve Soho'nun komşusu Çin mahallesindeki restaurantların çoğunda sıra oluyor, söylemedi demeyin. Londra'daki özel müzeler hariç müzelere giriş ücretsiz. Haftasonları oldukça kalabalık oluyorlar, o yüzden tavsiyem vaktiniz uygunsa hafta içi bir günü müze gezisine ayırmanız. - Natural History Museum Doğa Tarihi Müzesi Ücretsiz - Science Museum Bilim Müzesi Ücretsiz - Victoria & Albert Museum Victoria ve Albert Müzesi Ücretsiz - British Museum İngiliz Müzesi Ücretsiz - London Transport Museum Londra Ulaşım Müzesi 15pound - National Gallery Ulusal Galeri Ücretsiz - Museum of London Londra Müzesi Ücretsiz - St. Paul's Cathedral Aziz Paul Katedrali 15pound - Tower of London Londra Kulesi 20.90pound Gezilecek yerler konusunda söyleyecek çok şey var, ancak şimdilik bu bilgileri yazabildim. Önerileriniz varsa yorum kısmına ekleyebilirsiniz. Yeni bir şehre giderken en büyük sorulardan biri \"Nerede kalınır?\" oluyor. Bilmediğiniz bir şehirde, özellikle şehir büyük ve şehir merkezinde otel fiyatları yüksekse nerede kalınacağı sorusu daha da büyüyebiliyor. Ben de Londra'ya gitmeden önce daha önce orada yaşamış birkaç arkadaşıma danıştım, nerede kalırsam hem ulaşımı kolay olur hem de ucuz otel bulabilirim diye sordum. - Earls Court - South Kensington - Old Town Hem metro hem de gece otobüslerinin ulaşım hattında olan bu bölgelerden otel ya da kalacak yer seçerek seyahatinizi kolaylaştırabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/londra-havaalanindan-sehir-merkezine-ulasim", "text": "İstanbul'dan Londra'ya uçak ile gitmek için farklı seçenekleriniz var. Londra çevresinde 4 ayrı havaalanı var. Herbir havaalanından şehir merkezine ulaşmanın ise farklı yolları var. Uçaktan inince panik yaşamamanız için Londra Havaaalanı'ndan şehir merkezine ulaşım seçeneklerini sizin için derledim. Gatwick havaalanı Londra şehir merkezine yaklaşık 50km uzaklıkta. www. gatwickairport. com adresinden detaylı bilgi de alabilirsiniz. - Gatwick express treni> şehir merkezindeki Victoria istasyonuna her 15 dakikada bir kalkıyor ve 30dakika sürüyor. Bilet fiyatı 16.85pound. - First Capital Connect treni> London Bridge istasyonuna tren ile ulaşım sağlıyor. Saatte 4 kez kalkıyor ve yaklaşık 45 dakika sürüyor. Bilet fiyatı 9.90pound - Southern treni> London Bridge ya da Victoria istasyonlarına tren ile ulaşım sağlıyor. Saatte 9 tren kalkıyor ve yaklaşık 35 dakika sürüyor. Bilet fiyatı 13.20pound - National Express otobüsü> Kuzey ve Güney Victoria'ya otobüs ile ulaşım sağlıyor. Sabah 06:00'dan itibaren yarım saatte bir, gece de saat başı kalkıyor. Bilet fiyatı 8pound - Taksi> Şehir merkezi yaklaşık 99pound tutuyor. Heatrow havaalanı Londra şehir merkezine yaklaşık 25 km uzaklıkta. Londra'nın en büyük ve bilinen havaalanı Heathrow. www. heathrowairport. com adresinden detaylı bilgi de alabilirsiniz. - Heatrow Express treni> şehir merkezindeki Paddington tren istasyonuna ulaşım sağlıyor. Her 15 dakikada bir kalkıyor ve 15-20 dakika sürüyor. Bilet fiyatı 15 pound - Heatrow Connect treni> şehir merkezindeki Paddington tren istasyonuna ulaşım sağlıyor. Her 30 dakikada bir kalkıyor ve 25 dakika sürüyor. Bilet fiyatı 9.10 pound - Piccadilly Line metro hattı> şehir merkezindeki Piccadilly metro istasyonuna ulaşım sağlıyor. Çok sık kalkıyor. Bilet fiyatı 5.30 pound - National Express otobüsü> Victoria durağına ulaşım sağlıyor. Her 15-30 dakikada bir kalkıyor ve 50 dakika sürüyor. Bilet fiyatı 6 pound - Taksi> Şehir merkezi yaklaşık 60 pound tutuyor. London City havaalanı Londra şehir merkezine yaklaşık 15 km uzaklıkta. Londra merkezine en yakın havaalanı bu. www. londoncityairport. com adresinden detaylı bilgi de alabilirsiniz. - Dockland Light Railway > şehir merkezindeki Bank istasyonuna ulaşım sağlıyor. 20 dakika sürüyor ve bilet fiyatı 4.30 pound - Taksi> Şehir merkezi yaklaşık 30 pound tutuyor. Stansted havaalanı Londra şehir merkezine yaklaşık 56 km uzaklıkta. Londra'ya uçan ucuz uçak bileti satan ucuz havayolları çoğunlukla bu havaalanını kullanıyor. Ryanair, Easyjet ve Pegasus'u örnek verebiliriz. www. stanstedairport. com adresinden detaylı bilgi de alabilirsiniz. - Stansted Express treni> şehir merkezindeki Liverpool Street tren istasyonuna ulaşım sağlıyor. Her 15 dakikada bir kalkıyor ve 45-5dakika sürüyor. Bilet fiyatı 22.50 pound - National Express otobüsü> Victoria durağına ulaşım sağlıyor. Her 15-30 dakikada bir kalkıyor ve 80 dakika sürüyor. Bilet fiyatı 10 pound - Taksi> Şehir merkezi yaklaşık 100 pound tutuyor. 1 eksik bilgilendirme olmus Londra havaalanlari hakkinda, Luton havaalani-easyjet havayolu Istanbul Sabiha Gokcen Havalimanindan servis vermekte, cok talep var bu havaalani icinde. Luton Havaalani Londra'nin kuzeyinde olup sehir merkezine National Express otobusu ile 1 saat 10 dk, bilet bedeli 15 pound, tren ile Luton Havaalanindan Londra St Pancras tren istasyonuna yaklasik 45-50 dk, bilet bedeli £ 15 pound. Siyah taksi ile £100 pound, onceden rezerve etme yolu ile taksi ucreti £ 75 pound olarak gerceklestirilebilir. Eklemeniz için çok teşekkürler, çok faydalı bir bilgi oldu bu. Luton havalimanina bir eklemede ben yapayim, Luton'dan National Express ilavaten EasyBus'da shuttle servisi saglamakta. Net'den onceden alirsaniz ortalama £ 4-6 civarinda almaniz mumkun. Bileti alir iken saat seciyorsunuz, eger o saate yetisemez iseniz, bir sonraki bus'a binebiliyorsunuz bu durumda tek dezavantaj sizin icin yer rezervesinin olmamasi. Easybus ile MarbleArch 'da inip metroya kolaylikla erisebilirsiniz. Londra tren veya metro haritasına bakarak bir yol bulabilirsiniz. https://tfl. gov. uk/plan-a-journey/ inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/loplopculerden-gezi-tuyolari", "text": "Türkiye'nin en sevilen en çok okunan gezi bloglarından biri olması dışında, dünya tatlısı bir insan Semih Diken 🙂 Eşi ve sayıları kısa zaman önce ikiye çıkan tatlı bebekleriyle birlikte dünyayı geziyorlar, yiyor, içiyor, Löplöpçüler adlı gezi bloglarında yazıyor, bizi de kendisine hayran bırakıyor. Gezmek bizim icin artık bir yaşam biçimi oldu. Zorlu bir haftadan sonra insan 2 gün evde oturup yatıp dinlenmek ister di mi? Yok arkadaş bizde öyle değil. Bulunduğun ortamdan çıkıp yeni yerler yeni lezzetler kesfetmek bizim için en keyifli aktivitedir. 47 tane ulke gördüm ama bizi en çok etkileyen ülke Vietnam oldu. Adamlar çok fakir olmasına rağmen mutlular. Ayrıca Fransız kültürü etkisinde kaldıklarından dolayı yemeklerini ben çok sevmiştim. Tayland mutfağı gibi acı değil ayrıca çok da ucuz. Tropical meyvalar ve gerçek kömür ateşi üzerinde pişirilen deniz ürünleri buz gibi bir biraya sadece 5-6 dolar verince insan ister istemez mutlu oluyor tabi. Israil'e de gittim Tanzanya'ya da! Ama hiç birine sakin gitmeyin diyemem. Tüm ülkelerin şehirlerin iyi yanları da vardır, kötü yanları da vardır. Önemli olan sizin ne amaçla gittiğinizdir. Beğenip beğenmemeniz önemli değil, yeni bir kültürü görmek yeni lezzetleri tatmak bence kumbaraya atılmış bozuk para gibidir. Arap ülkelerinde veya Afrika'da olumsuz seyler yaşama olasılığınız cok fazla ama her zaman bardağın dolu tarafından bakın. Viyana'da asla yapamayacağınız seyleri buralarda yapabilirsiniz. Uçak bileti promosyonlarını çok iyi takip edin. Şuraya gidecem diye kafanızda bir yer bellemeyin, nereye ucuz bilet bulursanız oraya gidin. Biz gezginler icin uçagin nereye gittiği degil, bilet fiyatı onemlidir. Bir de otele cok fazla para vermesinler, mümkünse couchsurfing'e üye olup yerel insanların evinde kalsınlar. Ucuz uçak bileti yakalayıp konaklamayı da bedavaya getirirseniz yılda 5-6 ülke gezebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/lubbey-koyu-hayalet-koy-odemis", "text": "Bir köy düşünün, köyün bütün halkı bakliyat yetiştirmek üzere 7-8 km ötedeki başka bir köye taşındığı için terkedilmiş hayalet köye dönüşmüş. Ülkemizde farklı nedenlerle boşalan, boşaltılan köyler olduğunu biliyoruz. Lübbey Köyü, İzmir'in Ödemiş İlçesine bağlı terkedilmiş bir köy. Köyde şu an sadece birkaç hane kalmış yaşayan. Onlar da çoğunlukla yaşlılar. Lübbey Köyü, Bozdağların yamacındaki Türkmen Köylerinden biri. Köyün yazları çıktığı yaylasına elektrik gelip de Lübbey'e gelmeyince köylüler yavaş yavaş yaylaya, şimdiki adı ile Çamyayla Köyü'ne taşınmışlar. Çamyayla bakliyat yetiştirmeye elverişli arazisi nedeniyle de köyde yaşayanları oraya çekmiş. Yeni ev yapacak olanlar yeni ve verimli arazisi olan Çamyayla'yı tercih etmiş. Lübbey Köyü, hayvancılık, nar ve kestane gibi meyve yetiştiriciliği ile geçiniyormuş ancak zamanla bunlar köylünün geçinmesine yetmemiş. Kimisi Çamyayla'ya kimisi Ödemiş'e taşınmış derken köy hayalet köye dönüşmüş. Köyün özgün mimarisi, yeni binalarla kirletilmemesi, köyün yerleştiği sırtın yapısı nedeniyle zamanla fotoğrafçıların, yürüyüş gruplarının ilgisini çekmesi ile şimdi yeniden popüler hale gelmeye başlamış. Lübbey Köyü ile ilgili bir çok rivayet var; kimisi köyü cinlerin bastığını bu yüzden köydeki herkesin kaçtığını, kimisi Alevi köyü olduğunu ve boşaltıldığını, kimisi de eşkiya köyü olduğunu söylese de gerçek yukarıda yazdığım gibi ekonomik. Nereden biliyorsun dersen, köyde kalan az sayıda insan ile sohbet etme şansım oldu. Bu arada Lübbey Köyü'ne doğru gelirken yolda terkedilmiş veya çok az kişinin yaşadığı belli olan başka köyler de var. Yani Lübbey tek başına değil bu durumda olan. Ancak Lübbey görsel olarak çok daha çekici olduğu için daha fazla ön plana çıkmış gibi görünüyor. Lübbey Köyü'nün geçmişinin Hellenistik döneme kadar dayandığına dair bulgular var. Bizans döneminden kalma manastır, mezarlık gibi kalıntılara da rastlanmış. Şu an kentsel sit alanı ilan edilmiş durumda olan Lübbey'de 44 sivil mimari örneği ve 4 anıtsal yapı bulunuyor. Evlerinde arasında geniş yollar yok, sadece eşekle veya yürüyerek gidilebilecek ara yollarla evler birbirine bağlanmış. Evler yıkılmaya yüz tutmuş olsa da bütün evlerde kapı numarası gıcır gıcır yeni asılmış, darısı evlerin başına. Köyün ününü artırması ve sit alanı ilan edilmesi buradaki rantı artıracak gibi görünüyor. Köydeki yıkılmış veya yıkılmaya yüz tutmuş evlerin üstünde satılık tabelaları var. O satılık evlerden birini Ödemiş'ten bir abimiz almış, biz gittiğimizde inşaat bitmek üzere idi. Köye yukarıdan bakan harika bir manzarası var yapılan evin. Bu yenileme çalışmaları şüphesiz köye bir hareket getirecektir. Lübbey Köyü, Ödemiş'e yaklaşık 18 kilometre mesafede olmasına rağmen; yolun baraj inşaatı nedeniyle oldukça bozuk olması ve sürekli baraj inşaatına taş taşıyan kamyonlar nedeniyle bu kısa mesafeyi almak 1 saati buluyor. Bir vadinin içinden yükselen yol boyu kestane ağaçları başta olmak üzere çeşit çeşit ağaçlarla süslenmiş doğayı izlemenin tadı da bir başka. Köyün google maps üzerinde görünen yolu baraj çalışması nedeniyle değişmiş, ancak bu sizi korkutmasın çünkü yol üstüne Lübbey Köyü tabelaları koymuşlar. Tabelaları takip ederek köyü kolayca bulabilirsiniz. Bozdağların içinde deniz seviyesinden 500 metre yükseklikte bulunan köye gitmek için; kendi aracınızı kullanabilir veya günü birlik gezilere katılabilirsiniz. Köyde yaşayan insan sayısı çok az olduğu için bildiğim kadarıyla buraya düzenli çıkan bir toplu taşıma yok. Köy kahvesini işleten Mehmet Güler, her gün Ödemiş'ten geliyormuş belki onu yakalar onunla birlikte çıkabilirsiniz köye. Köyün camiisinin olduğu bölüme kadar araç ile ulaşım mümkün, camiiden sonrasını yürüyerek dolaşmanız lazım. Yıkılmış evlerin arasında patikayı bulmakta zorlanabilirsiniz, dikkatli dolaşmanızda fayda var. Lübbey Köyü'nün dikkat çeken yerlerinden biri de camisi. Caminin minaresinin olmaması nedeniyle hakkında farklı söylentiler var. Caminin içinde güzel duvar işlemeleri var, içini girip gezebiliyorsunuz. Üst katına çıkış da var, kadınların ibaret ettiği bölümden aşağıyı görebilirsiniz. - Lübbey Köyü'ne yaklaşırken köyü karşıdan gördüğünüz açı - Köyün girişinde tepeden aşağıya doğru gördüğünüz açı - Köyün en ucundan yukarıya doğru gördüğünüz açı Lübbey Köyü'nde çok az hane kalmış demiştim. Kalan az nüfusa rağmen köy kahvesi hala aktif olarak çalışıyor. Kahveyi işleten Mehmet Güler her gün Ödemiş'ten gidip geliyormuş, çocukları orada okuduğu için Ödemiş'te yaşasa da Lübbey Köyü'nü bırakmamış. Köy kahvesinde köyde yaşayan 5-10 kişi dışında köye gelen fotoğraf ve yürüyüş grupları ziyaret ediyor. Bizim köyde olduğumuz sırada bir otobüs İzmir'den bir dağcılık kulübü geldi mesela. Lübbey'in ünü artınca ninesinin evini toparlayıp restorana çeviren bir ailenin işlettiği \"Ninemin Yeri\" Lübbey'deki bir diğer uğrak yeri. Kahvaltı veya öğle yemeği için burayı tercih edebilirsiniz. Hafta sonları gelen gruplar nedeniyle kalabalık olabilir, biz Pazar öğleden sonra gittiğimiz halde çok kalabalık olduğu için içeriye girmedik. Tabii talep kendi arzını da yaratıyor, Ninemin Evi'nin önünde el yapımı oya işleri, salça, turşu gibi ürünler de satılıyor. Bizim Lübbey'e geliş rotamız hafta sonu gezisi şeklinde idi. Cumartesi sabahı uçakla İzmir Adnan Menderes Havaalanı'na inip araç kiraladık. Cumartesi günü Torbalı Key Museum, Ödemiş ve Gölcük'ü gezerek gece Birgi'de konakladık. Pazar sabahı Birgi'yi gezdikten sonra öğleden sonra da Lübbey Köyü'ne geçtik. Benzer bir gezi rotası siz de yapabilirsiniz. Lübbey Köyü, hayalet görüntüsü, içinde bulunduğu vadinin harika doğası, merak uyandıran geçmişi ile ziyaret edilmeyi hak ediyor. İçimden bir ses kısa süre sonra Lübbey'de ciddi bir hareketlilik başlayacak ve yıkılmaya yüz tutmuş köy küllerinden yeniden doğacak diyor. Hayalet köy deyince Türkiye'deki en iyi örnek bence Fethiye'deki Kayaköy, hala görmediyseniz orayı da seyahat planlarınıza mutlaka alın. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Bu güzel değerli Resim ve bilgi paylaşımınızdan Ötürü Teşekkür Ederim SAYGILARIMLA İSMET HÜSEYİN EKER ANKARA.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/lubnan", "text": "Başkenti Beyrut olan Lübnan'ın; dili, yüzölçümü hakkında pek çok bilgiye google araması ile kolayca ulaşabilirsiniz. Ben Lübnan hakkında biraz daha ilginç verileri paylaşmak istiyorum. - Başkent Beyrut 7 kez yıkılmış ve yeniden yapılmış, bu özelliği ile Phoneix'e benzetiliyor. - Sınırları içinde çöl olmayan tek Asya ve Afrika ülkesi. - 15 tane nehir var ve hepsi de Lübnan dağlarından doğuyor. - Ülkede 3,5 milyon Lübnanlı yaşarken, Lübnan dışında 10 milyon Lübnanlı yaşıyor. - İlk alfabe Byblos'da oluşturulmuş. (bundan %100 emin değilim) - İncil'in adı Lübnan şehri Byblos'tan geliyor - Jüpiter'in bilinen tek tapınağı güneşin şehri olarak anılan Baalbeck'te yer alıyor. - Lebanon adı 4000 yıllık bir ad. Dünyanın en eski ülke-millet ismi olduğu sanılıyor. - Hakkında en fazla kitap yazılan ülke. - Eski Ahit'te 75 kez geçmiş. - Tabii ki listenin başında Ortadoğu'nun Paris'i Beyrut var. - Anjar - Beitteddine - Unesco Dünya Kültür Mirası içindeki Roma şehri Baalbeck - İncil'e adını veren şehir Byblos - Lübnan'ın en iyi korunmuş şehirlerinden biri Deir Al Qamar - Yeni Unesco koruması altındaki Qadisha Vadisi - Sidon - The Cedars, Arz Al Rab - Tripoli - İçindeki Unesco korumasındaki hipodromu ile Tyre - Zahle Liste daha da uzayabilir ancak Lübnan'da görülmesi gereken yerlerin en önemlileri yukarıdaki şehir ve bölgeler. Lübnan'a şu anda en güvenli gidiş şekli uçakla gitmek. Suriye'deki çatışmalar nedeniyle Türkiye'den Lübnan'a kara yolu ile gitmek çok akıllıca değil. - Pegasus - Türk Hava Yolları - Middle East Airlines Diplomatik, Hususi, Hizmet ve Umuma Mahsus Pasaport sahibi Türk vatandaşları, Lübnan'a yapacakları turizm amaçlı seyahatleri veya transit geçişlerinde, Lübnan'da toplam ikamet süresi, ilk giriş tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde, 180 gün içinde 90 günü geçmemek kaydıyla vizeden muaftır. Lübnan'a akredite diplomatik, konsüler veya uluslararası örgütler nezdindeki temsilciliklere atanan Diplomatik, Hizmet ve Hususi Pasaport hamilleri, görevleri müddetince, vizeden muaftır. Ticari mahiyette otobüs, kamyon ve benzeri ağır vasıtaların sürücüleri ve yardımcıları, uluslararası sefer yapan tren ve lokomotif mürettebatı, uluslararası yolcu ve mal nakliyesi yapan sivil uçak ile gemi mürettebatı, Lübnan'a yapacakları seyahatleri veya transit geçişlerinde, Lübnan'da toplam kalış süresi, ilk giriş tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde, 180 gün içinde 90 günü geçmemek kaydıyla vizeden muaftır. Baalbeck'i özellikle beğenmiştim. Beyrut'un dışında ama kesinlikle gidilip görülmesi lazım. Güzel ve doğru bir liste olmuş."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/lyrbe-antik-kenti-manavgat-antalya", "text": "Lyrbe Antik Kenti, Antalya'nın Manavgat ilçesi Bucakşeyhler Köyü'nde yer alıyor. Pamfilya şehirleri arasında agorası en iyi korunmuş, günümüze en iyi şekilde ulaşmış şehir olması ile bilinmesine rağmen adı çok az duyulmuştur, ziyaretçisi pek azdır. Manavgat Şelalesi'ne sadece 7 km mesafede bulunan antik kent çam ormanları arasında saklanmıştır. Maalesef ülkemizde 2021 yazında meydana gelen orman yangınları antik kente kadar ulaşmıştır. Seleukeia adıyla da bilinen Lyrbe Antik Kenti nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti nedir, ziyaret saatleri nelerdir, tarihçesi ve gittiğinizde neler göreceğinize dair tüm bilgiler bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Antik Kent, Manavgat şehir merkezine 12 km, Manavgat Şelalesi'ne ise sadece 8 km mesafede, Bucakşeyhler Köyü yakınlarında bulunuyor. Kendi aracınız buraya orman içi dar bir yoldan kolayca ulaşabilirsiniz. Lyrbe, Antalya merkeze 84 km, Side'ye 16 km, Alanya'ya ise 70 km mesafede yer alıyor. Antik kentin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Toplu taşıma kullanmak isterseniz Manavgat'tan Bucakşeyhler Köyü'ne gelen minibüslere binebilirsiniz. Köyden antik kente 3 km kadar yürümeniz gerektiğini de hatırlatmış olayım. Lyrbe girişi ücretsiz ve bir kontrol noktası olmadığından ziyaret saatleri için de bir kısıtlama yok ne yazık ki. Ne yazık ki diyorum çünkü antik kent bu hali ile sahipsiz görünüyor. Biz gittiğimizde turistler sütunlarla oyun oynuyordu. En kısa zamanda kente bir güvenlik noktası kurulmasına ihtiyaç var. Antik kentte herhangi bir düzenleme olmadığından yanınıza su, yiyecek gibi ihtiyacınız olan malzemeleri de almanızı öneririm. Özellikle yaz aylarında geliyorsanız sıcak bunaltıcı olabilir. Bu nedenle antik kenti gezmek için en iyi dönem sonbahar, kış ve ilkbahar ayları. Antik kent, Antalya çevresinde hakim olan Pamfilya şehirlerinden biri. Pamfilya şehirleri genellikle deniz kıyısına kurulmuş olmasına rağmen Lyrbe dağ kenti imiş. Kent, Hellenistik Dönem ve Roma Döneminde aktif olsa da kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla Selçuklu ve Osmanlı Dönemi'nde kullanılmamış ve kaderine terk edilmiş. Kentin bilinen bir ismi de Seleukeia. Bu ismi almasının nedeni ise Büyük İskender'in kumandanlarından I. Seleukos Nikator tarafından kurulduğu söylencesi. Gemicilerin seyir defteri olarak bilinen; limanların listelendiği, istikamet ve mesafelerin bulunduğu \"Stadiasmus Maris Magni\" metinlerinde Seleukeia olarak bahsi geçen şehrin Lyrbe olduğunu sanılmış ve şehir uzun süre bu isimle anılmış. Ancak daha sonra o şehrin liman şehri olduğu ortaya çıkınca Lyrbe'nin başka bir şehir olduğu anlaşılmış. Kentte 1972-1979 yılları arasında İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Jale İnan'ın başkanlık ettiği kazılar yapılmış. Kazılarda ortaya çıkarılan heykel ve mozaikler, aralarındaki en özel eserler kütüphaneden çıkarılan Yedi Bilgeler Mozaiği ve Orpheus Mozaiği, Antalya Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Sonraki yıllarda bulunan eserler ise Side Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Antik kentin üç tarafı derin yarlarla çevrili olduğunda sadece güney yönü surlar ile çevrili. Antik kente giriş, bu sur duvarları arasında yer alan ve şehre girişi sağlayan anıtsal kapıdan yapılıyor. Kapının iki yanında iki anıtsal kule bulunuyor. Kentin merkezinde agora bulunuyor. Şehrin konumu nedeniyle batı kısmı yamaca yaslanmış olan agora, doğuda ise iki katlı bir yapı olarak meydana bakıyor. Helenistik Dönem'de yapılmış olan agoranın batısında galeri I ve galeri II olarak adlandırılmış olan iki yapı bulunuyor. Agora'nın kuzeyinde bulunan Yedi Bilgeler Mozaiği'nin çıkarıldığı yapının kütüphane bulunuyor. Antik kentin içinde ayrıca hamam kompleksi, tapınaklar, kilise, sarnıç ve nekropol bulunuyor. Bu kalıntılara bakılarak kentin Roma Dönemi'nde oldukça gelişmiş, güçlü bir kent olduğu tahmin ediliyor. Antik kent içinde düzenli bir tabelalama yapılmış, böylece hangi yapının hangi amaçla kullanıldığını kolayca anlayabiliyorsunuz. Kentin gezilebilir alanı çok büyük olmadığından hızlıca gezip bitirmeniz mümkün. Antik kent çevresinde Antalya'nın pek çok popüler turistik noktası bulunuyor. Antik kente sadece 16 km mesafede bulunan Side Antik Kenti ve 8 km mesafede bulunan Manavgat Şelalesi'nin yanısıra Oymapınar Barajı, Yeşil Kanyon, Tilkiler Mağarası antik kent yakınlarında görebileceğiniz diğer yerler. 2021 yılı Ekim ayında ziyaret ettiğimiz Lyrbe'yi anlattığım videoyu aşağıda görebilirsiniz. 2021 yılı Ağustos ayında ülkemizde çıkan yangınlarda antik kentin büyük bölümü etkilenmiş, videoda çok daha net göreceksiniz. Videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın. Bu yazıda kullanılmış olan Lyrbe fotoğrafları aşağıda yer alıyor. Fotoğrafların tüm kullanım haklarının bana ait olduğunu hatırlatayım. Antalya'da gezilecek yerler konusundaki önerilerime de göz atmayı unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/machu-picchu-giris-bileti-nereden-alinir", "text": "\"Book online\" yazan kısmın altında \"lugar a visitar\" yazan kısımdan Machu Picchu seçin. Hemen altında \"Seleccione la Ruta\" yazan kısımda, satın almak istediğiniz opsiyonu seçin. Buradaki seçenekler ve fiyatlarını Peru Solesi cinsinden görebilirsiniz. - Machupicchu: 125 SOLES Eski şehre giriş - MachuPicchu y Museo: 148 SOLES Machu Picchu girişi ve Machu Picchu müzesine giriş bileti. Müze Aguas Calientes'e 5km mesafede, ben gitmedim, gidene de pek rastlamadım. - MachuPicchu+Huayna Picchu : 150 SOLES -Eski şehir girişi ve Huayna Picchu dağına çıkış bileti. Klasik Machu Picchu fotoğraflarının tamamında karşıda gördüğünüz dağ, yeni dağ. İniş-çıkış 2-3 saat kadar sürüyor, İnkaların yaptığı basamaklardan tırmanıyorsunuz. Günlük kişi limiti var. - MachuPicchu+Wayna Picchu : 140 SOLES Eski şehir girişi ve Wayna Picchu dağına çıkış bileti. İnka yolu üzerinde bu dağ da var. Huayna Picchu'dan daha yüksek inip çıkmak 3-4 saat sürüyor. Son olarak \"date\" kısmından gideceğiniz tarihi de seçin. Ortada açılan bilete benzer kısımdan kaç kişi bilet almak istediğinizi seçin. Foreign kısmından almaya dikkat edin, girişte kimlik kontrolü gayet sıkı. - Kişi sayısını seçtikten sonra \"Step 2\" ye tıklayın. - Açılan formu eksiksiz olarak doldurun. - \"Step 3\" tıklayın. - Adresinizi girin. - Kuralları kabul edin. - \"Reserve generating\" e tıklayın. Size bir rezervasyon numarası üretecek REZERVASYON NUMARASINI MUTLAKA NOT EDİN. - \"Payment\" sekmesine tıklayın. - Rezervasyon numaranızı girin. - \"Pay\"e tıklayın. - Check-in sekmesine tıklayın. - Rezervasyon numaranızı girin. - Gördüğünüz BİLETİN ÇIKTISINI MUTLAKA ALIN. Plaza de Armas yakınındaki Instituto Nacional de Cultura 'dan biletinizi alabilirsiniz. Otelinize ya da herhangi bir yere sorun gösterirler. Aguas Calientes'teki Machu Picchu Cultural Centre'dan alabilirsiniz. Ama yanınızda Peru Soles'i olduğundan emin olun, dolar ya da kredi kartı kabul etmiyorlar. Ben garanti olsun diye birinci yolu seçtim, kredi kartımla da aldım. Umarım en kısa zamanda hayalini gerçekleştirirsin. Detaylı bilgiler. Gideceklere büyük kolaylık. Kalemine sağlık Sevil. benimde görmek istediğim yerlerden bi tanesi burası umarım başarılı olurum. süper bi yazı olmuş. tebrikler. Batu umarım en kısa zamanda görürsün. Öncelikle açıklayıcı yazınız için çok teşekkürler. Bu doğrumu? Ödemeyi rezervasyon yaparken mi yaptınız? Gidincemi yaptınız? Son dakikaya bileti bırakmamak gerekiyor dediğiniz gibi, gidip bilet bulamamakta var. Ödemeyi kendi kartımla yaptım hiç sıkıntı olmadı. Yazıda anlattığım gibi ödemeyi o anda yaptım. Biletinizi mümkün olduğu kadar erken alın, çünkü günlük 2000kişi gibi bir limit var, aksi halde içeri giremezsiniz. Ben yükseklik hastalığından hiç etkilenmedim ama çok etkilenen insanlarla tanıştım. 1. Bünye meselesi, benim düşük tansiyonum sanırım işime yaradı. 2. Bol sıvı az yemek tüketmek lazım, seyahat sırasında birkaç kilo vermiş olablirim. 3. Koka oralarda yükseklik hastalığından korunmak için çok kullanılıyor, çayı, şekeri vb. Ben bol bol tükettim. Peru'da legal, sıkıntı yok. Çok teşekkür ederim Sevil Hanım. Umarım rahat bir yolculuk olur benimkide. Merhaba Sevil Hanım, çok güzel bir yazı hazırlamış ve emek vermişsiniz. Ellerinize sağlık. 24-25 aralık tarihlerinde machu picchuyu ziyaret edeceğim. 2 gün ayırdım sabah erken orda olacağım ve ertesi gün akşam treniyle döneceğim. Fakat online olarak bir türlü siteden bileti alamadım. Birde hangi bileti ve giriş saatlerini tavsiye edersiniz. Sabah gün doğumuna Machu Picchu'ya çıkıp oradan Huayna Picchu ya da Wayna Picchu'ya çıkacaksınız. Huayna daha popüler ve çıkış rotası daha kolay olanı. Wayna ise daha yüksek olanı, ben Wayna'ya çıkmıştım. Aguas Calientes'ten ilk otobüs yukarıya gün doğumu için sabah 5'te kalkıyor ama ona binebilmek için sabah 4 gibi sıraya girmeniz lazım. Çok uzun bir kuyruk sizi bekliyor olacak."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/machu-picchuya-nasil-gidilir-kaca-mal-olur", "text": "Lonely Planet'e göre tüm dünyadaki gezginlerin görmek istediği yerler listesinin başında, İnkaların eski şehri Machu Picchu yer alıyor. Peru'ya akın akın turist gelmesini sağlayan bu kayıp şehir kendi ekonomisini oluşturmuş. Machu Picchu'ya nasıl gidilir, Machu Picchu'ya çıkmak kaça mal olur gitmeden önce en çok araştırdığım şeylerden biri olduğu için blog okuyucularımla da paylaşmak istedim. 1450 yıllarında yapıldığı sanılan şehrin adı, neden yapıldığına dair hiçbir yazılı kaynak yok. Sadece bir takım teoriler var. İnkalar bu şehirde dehasını konuşturmuş. Yaptıkları depolarda mısır ve patatesler 20 sene dayanabiliyormuş, güneş saatleri, pusulalar, kurdukları su sistemleri bugün hala kullanılabiliyor. Machu Picchu'ya gitmek için öncelikle Kutsal Vadi 'in girişi olan Cuzco'ya gitmeniz lazım. Bu şehir Peru'nun en tanınmış şehirlerinden biri. Başkent Lima'dan uçakla, otobüsle buraya ulaşmak mümkün. Bu kısmı hızlı geçeceğim, çünkü asıl kritik kısım Machu Picchu. Cuzco Kutsal Vadi'nin başlangıcı ve yaklaşık 100KMlik bir yolun sonunda Machu Picchu var. Machu Picchu'ya çıkış için en son yerleşim noktası Aguas Calientes. Buradan otobüsle 25 dakikada Machu Picchu girişine çıkabilir ya da 1-2 saatlik bir yürüyüşle 10USD vermeden çıkabilirsiniz. Ben çıkarken otobüsle çıkıp, inişte yürümeyi tercih etmiştim. Macchu Picchu giriş bileti hakkında bilgi almak için tıklayın. Machu Picchu'ya en hızlı ve pahalı gitme yöntemi bu. Alım tarihinize göre değişmek üzere, 200-250USD civarı gidiş dönüş biletine vermeniz lazım. Yolculuk 4 saat sürüyor. Pahalı olmasa bile Kutsal vadiyi trenle ve hızlı bir şekilde geçmek, o güzellikleri harcamak olur. O yüzden tüm yolu trenle geçmeyi ben istemedim. Ben bu yöntemi tercih ettim. Günübirlik Kutsal Vadi turu alıp Pisac ve Ollantaytambo'yu gezdim. Ollanta'dan da gece trenle Aguas Calientes'e geçtim. Ertesi sabah da erkenden Machu Picchu. Dönüş de benzer şekilde trenle Ollanto, oradan otobüsle Cuzco. Kutsal Vadi turu, öğle yemeği, gidiş-dönüş tren (120USD), Aguas Calientes gece otel, Machu Picchu çıkış otobüsü(10USD), dönüş otobüsü bana toplam 200USD'ye mal oldu. 2. yolu turla değil de yerel otobüslerle alabilirsiniz. Muhtemelen çok fiyat farketmez. Machu Picchu'ya gitmenin en ucuz yolu bu arka yol. Cuzco'dan Santa Maria'ya yerel otobüslerle gidip oradan Santa Teresa ya da Hydro Electrica'ya taksi ile geçebilirsiniz. Gece bu iki yerleşimden birinde kalıp sabah 2-3 saatlik bir yürüyüşle Machu Picchu'ya çıkabilirsiniz. Bu yürüyüş rotasının da orman içinde çok güzel bir yol olduğunu söyledi gidenler. Olimpos yoluna göre çok çok dik bir çıkış hayal etmeniz lazım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/madrid-gezilecek-yerler", "text": "2010 yılında 14 gün 11 şehir Avrupa seyahati yapmak için yola çıkmış ve tatilimi 20 gün 12 şehire uzatarak geri dönmüştüm. Bu gezide en sevdiğim duraklardan biri ise İspanya idi. İspanya'da daha önce Barselona ve Figures şehirlerini görme fırsatı bulmuştum, bu kez İspanya'daki ilk durak Madrid'ti. İspanya'ya kendimi yakın hissetme sebeplerimden biri belki de dünyanın neresine gidersem gideyim beni İspanyol sanıp İspanyolca konuşmaya başlamaları olabilir. Benim gibi coşkulu, heyecanlı ve renkli insanlarla dolu capcanlı bir ülke burası. Avrupa'nın sıkıcı düzeninden uzak ama modernlikte Avrupa'dan geri kalmayan; Arap ve Osmanlı kültüründen beslenmiş, sanat dolu, tarih dolu, denizi güneşi bol, ışıklı bir ülke İspanya. Yola çıktığımızda sadece Madrid'i görüp dönecekken gezimiz zorunlu nedenlerle uzayınca Barselona'yı da gezimize dahil edip ikinci kez Katalanya'yı gezmek de ayrıca keyifli oldu. Madrid şarap, aşk, et ve kanın şehri, Madrid'in rengi kırmızı! Madridlerilerin bellerine taktıkları kırmızı kuşak da cesaretin ve arzunun sembolü. Madrid'in merkezi Plaza Mayor kabul edilir. Bir zamanlar bütün tören ve kutlamalar bu meydanda yapılır, meydana bakan 400 balkon için ise bilet satılırmış. Meydana binaların altından geçen 9 kemerli kapıdan girilir. Madrid gezinizin tamamını Sol Meydanı'nda bir kafede geçirseniz Madrid hakkında pekçok bilgiye sahip olabilirsiniz. Bu meydanın ortasında da dünyanın merkezini gösterdiğine inanılan bir işaret bulunur. Orada hareket hiç bitmeden devam eder. Sokak sanatçıları, dansçılar, yere oturup eğlenen gençler, yaşlılar... Sanki bütün Madrid orada buluşmuş gibi... tabii siz gitmişken daha fazla yer görün. Madrid'in simgesi ayı ve çilek ağacı ise yine bu meydandadır. Birbirine oldukça yakın mesafelerde yürüme mesafesinde pekçok yeri görebilirsiniz Madrid'de. Hemen hemen bütün Madrid fotoğraflarında yer alan \"Metropolis\", o yolun devamındaki Cibeles Meydanı ve meydanda Kibele heykeli ve devamında müzeler bölgesi de burada yer alır. Müzelerin bittiği yerde ise Buen Retiro Parkı bulunur. Parkın içinde suni bir göl, uzun yürüyüş parkurları ve botanik bahçesi yer alır. Madrid'i anlatan şeylerden biri de boğa güreşleridir. Hala şehirde seyri mümkün olan boğa güreşlerini Plaza Toros'da izleyebilirsiniz. Eski Madrid'den geziye başlayıp günü yine Plaza Mayor'da bitirebilirsiniz. İhtişamlı Kraliyet Sarayı'ndan başlayıp Don Kişot'un sizi selamladığı İspanya Meydanına devam edebilirsiniz. Cervantes anıtının çevresinde ise ihtişamlı binaların etkisine kapılabilirsiniz. Oeste Parkı'na teleferik ile geçip aşağıda kalan manzarayı ve karşıda kraliyet sarayının manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz. Parktan geri dönerken Mısır'ın Aswan barajı yapımındaki yardımları nedeniyle İspanya'ya hediye ettiği Mısır Tapınağı'nı şaşkınlıkla gezebilirsiniz. İspanyollara özgü deniz yemekleri, flamenko ve hareketli gece hayatı Madrid'i cazip kılan diğer nedenler. İspanyol tarzını sevenlerin mutlaka görmesi gereken bir şehir. Bu 3 haftalık bir seyahatin son adımı idi, şu an bütçemi tam olarak hatırlamıyorum. Ama üstünden de çok zaman geçti. Genel olarak Avrupa'da günlük 20euro'yu geçmemeye çalışıyorum otel hariç."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/magnesia-antik-kenti-aydin", "text": "32 kişinin yan yana hacet giderebildiğini halk tuvaleti, Artemis Kutsal Alanı, agorası, meclisi, spor tesisleri ile tarihi M. Ö. 4. yüzyıla kadar dayanıyor Magnesia Antik Kenti'nin. Magnetlerin yaşadığı antik kentin \"Yarışlar Kenti\" olarak anılmasının nedeni 30.000 kişilik dünyanın en iyi korunmuş stadyumlarından birine sahip olması. Stadyum, 189 metre uzunluğundaki pisti ile tek kelimeyle muhteşem, nefes kesici. Hadi gelin antik kentin detaylarına birlikte bakalım. Hazırladığım \"Yarışlar Kenti Magnesia Antik Kenti\" videomu izlemeyi, beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın. Magnesia Antik Kenti nerede diye sorarsanız, Aydın'ın Germencik ilçesi sınırlarında bulunan antik kent Ortaklar'a sadece 4 kilometre mesafede, Aydın'a ise 35 kilometre mesafede yer alıyor. Bodrum veya Didim'e giderken İzmir Aydın otobandan çıktığınızda Ortaklar Söke yolu üzerinde, Magnesia'nın kahverengi tabelasını göreceksiniz. Tabelaları takip ederek antik kent girişine ulaşabilirsiniz. - Magnesia Antik Kenti Aydın arası 35 kilometre, 25 dakikada ulaşabilirsiniz. - Magnesia Antik Kenti İzmir arası yaklaşık 95 kilometre, 1 saatte ulaşabilirsiniz. - İzmir Havalimanı'na ise 78 kilometre mesafede, 45 dakikada ulaşabilirsiniz. - Magnesia Antik Kenti İstanbul arası yaklaşık 560 kilometre, Osmangazi Köprüsü'nü kullanarak 5-6 saatte ulaşabilirsiniz. Magnesia Antik Kenti giriş ücreti 2020 yılı için 10 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz olarak girebilirsiniz. - Yaz Dönemi: 08:30 19:00 - Kış Dönemi: 08:00 17:00 Yine de korona döneminde saatlerde uygulama değişiklikleri olabileceğini dikkate almanızı, çok erken veya çok geç saate kalmamanızı öneririm. Kaynaklara göre antik kent Teselya'dan gelen Magnetler tarafından kurulmuş. Teselya Yunanistan'ı oluşturan 13 bölgeden birinin adı. Efsaneye göre Apollo Magnetlere yol göstermiş ve Magnetler Anadolu'daki ilk yerleşimlerini Menderes nehri kıyısında kurmuşlar. Ancak nehrin yatağının sürekli değişmesi sonucu oluşan taşkınların sebep olduğu salgın hastalıklar ve Pers saldırıları nedeniyle şehir bugünkü yeri olan Gümüş Dağı eteklerine M. Ö. 4. yüzyılda taşınmış. İlk şehrin nerede olduğu hala bilinmiyor. Antik kent, tarih boyunca sırayla Persler, Makedonlar, Seleukos Krallığı, Bergama Krallığı ve Roma İmparatorluğu yönetiminde kalmış. En son ziyaretçileri Aydınoğulları Beyliği olmuş, ancak 1300'lü yıllarda salgın hastalık ve sel baskınları nedeniyle şehrin terk edildiği tahmin ediliyor. Antik kentte ilk kazılar 1842-43 yıllarında Fransızlar tarafından, 1891-93 yılları arasında ise Almanlar tarafından yapılmış ve o dönemde çıkarılan eserleri ülkelerine götürmüşler. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ne yazık ki antik eserlere gereken önem ve değer gösterilmemiş. Ta ki Osman Hamdi Bey Arkeoloji Müzesi'nin başına geçene kadar. Fransa ve Almanya'ya götürülen eserlerden bazıları Paris'te Louvre Müzesi ve Berlin'de Pergamon Müzesi'nde sergileniyor. Antik kentin çevresi surlarla kaplı. 1300x1100 metrekare alana yayılmış antik kentte şehir planı ızgara düzeninde. Kentin girişinden itibaren Magnesia Antik Kenti'nde gezilecek görülecek yerler listesi aşağıda yer alıyor. - Artemis Kutsal Alanı - Artemis Leukopheyene Tapınağı - Artemis Sunağı ve Kutsal Alanı - Latrina Genel Tuvaletler - Kutsal Agora Propylonu - Kutsal Agora - Kriptoportikus - Zeus Tapınağı - Devlet Agorası ve Meclisler - Gymnasion & Hamam Birleşkesi - Stadyum - Çarşı Bazilikası - Odeion - Hypokaustlu Yapı - Çerkez Musa Camii & mezarlık - Şapel - Tiyatro - Athena Tapınağı - Themistokles Tümülüsü - Kent Surları - Nekropol Yukarıdaki listede yer alan yerler arasında özellikle önem taşıyan yerler Artemis Tapınağı, Latrina, Meclis, Agora, Stadyum detayları aşağıda yer alıyor. Helenistik dönemin ünlü mimarı Hermogenes'in en önemli eseri, Magnesia'daki Leukophryne Tapınağı'dır. Tapınak kentin koruyucu tanrıçası Artemis için yapılmış. Arkaik dönemde yapılmış bir tapınak üzerine inşa edilmiş olan tapınak, İyon düzeninde 8x5 sütun kullanılarak inşa edilmiş. 67,5x40 metre boyutları ile Anadolu'nun Helesnistik dönemdeki en büyük dördüncü tapınağı. Ne yazık ki tapınaktan geriye şu an yerdeymiş gibi, bir zamanlar sütunlar üzerinde duran kaidesi, yukarıdaki fotoğrafta görünüyor. Tapınağın İyon sütun başları açığa çıkarılmış ve üstü kapalı alanda sergileniyor. Artemis Kutsal Alanı'nın kuzeyinde şehrin genel tuvaletleri yer alıyor. 32 kişinin yan yana dizilip ihtiyaçlarını giderebileceği şekilde yapılmış olan tuvaletlerde oturulacak şekilde yapılmış delikli mermer bölümler net olarak görülebiliyor. Tuvalette iki çeşme ve temiz su kanalları da bulunuyor. Bu bölümün üstü kapatılmış ve tel örgü ile çevrilmiş koruma amaçlı olarak, parmaklıklar arkasından görebiliyorsunuz. Magnesia'nın önemli alanlarından biri Artemis Kutsal Alanı'ndan bir kapı ile ayrılan Kutsal Agorası. 26.000 metrekare boyu ve 414 sütunu ile döneminin en büyük çarşılarından biri imiş. Şimdi ayaktaki yüksek duvarları ve bazı sütunları ile hala etkileyiciliğini koruyor. Agora'nın devamında yer alan yapının Roma dönemine ait olduğu düşünülürken son kazılarda Homeros'un \"Odyseia\" adlı eserinde anlatılan köpek bacaklı Skylla'nın macerasını anlatan kabartmalar bulunmuştur. Buranın Hristiyanlık öncesi bir kapalı bir çarşı, sonrasında ise bazilika olarak kullanıldığı düşünülüyor. Magnesia'daki en büyük alana sahip yapılar Devlet Agorası ve Meclislerin olduğu bölüm. Kutsal Agora'dan düz ilerlediğinizde buraya ulaşıyorsunuz. Bu yapıların Magnesia'nın Halk Meclisi, Kent Meclisi ve Yaşlılar Meclisi olduğu tahmin ediliyor. Magnesia Antik Kenti'nin en önemli bölümü kesinlikle antik stadyumu, buraya gelirseniz mutlaka görmeniz gereken yer burası. Antik stadyum girişten 1.2 kilometre ileride bulunuyor. Kapısı kilitli oluyormuş, girişteki gişe görevlisine stadyuma gideceğinizi söylerseniz size kapıyı açıyor. Aracınız ile stadyum girişine kadar gidebiliyorsunuz. Agoranın olduğu bölümden stadyum tarafına geçiş maalesef yok, arada tel örgü var. Bu stadyum sayesinde antik kentin adı Yarışlar Kenti olarak biliniyor. 30.000 kişilik stadyum muhteşem güzellikte. Pist uzunluğu 189 metre olan stadyum, Dünyanın en iyi korunmuş stadyumlarından biri sayılıyor. Atina'daki Panatenik Stadyum'a benziyor yapısal olarak. Anadolu'da ise Afrodisyas ve Kibyra stadyumlarına benzettim ilk görüşte ancak burası gerçekten çok büyük ve etkileyici. Gladyatörler kabartmaları ile süslenmiş duvarlarda yarışma türleri ve verilen ödüller anlatılmış. 150 farklı kabartma varmış. Antik kente girdiğinizde karşınızda bir bilgilendirme panosu göreceksiniz. Bilgi panosunda Magnesia Antik Kenti haritası ve yönlendirme tabelalarını göreceksiniz. Ne yazık ki yönlendirme tabelaları doğru yönlendirmiyor, onları referans almayın, girişteki görevlilere sorarak antik kent gezi planınızı belirleyin. Antik kentin kazı çalışmaları devam ediyor. Kentin henüz çok az bir bölümünün toprak üstüne çıkarıldığı söyleniyor. Bir de antik kent içinde zeminlerin tamamı toprak, sulak bir coğrafya olduğu için çamurlu olabiliyor gezeceğiniz yerler, spor ayakkabı ile gitmenizde fayda olacaktır. Antik kentin tamamını gezmek için en az 2 saat ayırmanızı öneririm. Bu çevreye geldiyseniz Didim ve Çevresinde Gezilecek Yerler yazım da ilginizi çekebilir. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen 40 yıl Alm. Ve ing lisanlarında rehberlik yaptım. Çok ğüzel çalışmalarınızdan dolayı kutluyorum. Yolunuz düşerde Efes 'e uğrarsanız, sizi ağırlamayı ve deneyimlerini dinlemeyi isterdim. Esen kalın. Yazınızın baş tarafındaki cümlenizi bilimsel bir makalemde kullandım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/malay-mutfagi", "text": "Malezya Mutfağı egzotik tatlar ve değişik pişirme tarzlarıyla eşsiz ve zengin bir gastronomi macerası sunar. Malay mutfağı her biri kendi farklı pişirme teknikleri olan Malay, Çin, Hint ve Batı mutfakları olarak dört ana grup ayırmak mümkündür: Nyonya ve Hint Müslüman toplulukları gibi farklı toplulukların birbirinden etkilenmesiyle ortaya çıkan mutfaklar da önemli yer tutar. Ayrıca ülkene çok sayıda Arap ülkelerinden gelen uluslararası öğrencilerin bulunması nedeniyle çok sayıda Arap mutfakları'da yer almaktadır. Ortak tariflerin binlerce yıllık bir mazisi vardır. Pişirmede Çin etkisiyle haşlama, buğulama ve kızartma tercih edilirken baharat kullanımı Hint mutfağından bile daha fazladır. Kullanılan malzemeler ise Malezya mutfağının hakimiyeti söz konusudur. Bu kadar çeşitli kültürün sentezi olan bir mutfağında çok çeşitli olması beklenirdi ama ülkedeki yemek kültürünün sınırlarının bu kadar geniş olmasındaki tek etken kültürel çeşitlilik değil. Ellerindeki ürünlerin de büyük payı var bu zenginlikte ülke tropikal enlemde bulunduğundan ve sadece iki mevsim yaşandığından, sebze ve meyveler yıl boyunca toplanabiliyor, birçok balık çeşidi ya denizden çıkarıldıkları gün servis ediliyor böylece çok taze ve lezzetli balıklar bulmak mümkün bu ülkede ya da ülkenin deniz bulunmayan kesimlerine gönderilmek üzere tuzlanıyor. İslamiyet'in yaygın bir ülke olduğu için Malay mutfağında domuz etinin yeri yoktur. Malezya'ya giderken itiraf etmeliyim ki bu kadar zengin, çeşitli ve lezzetli bir mutfakla karşılaşmayı beklemiyordum. Beni şaşırtan ve sevindiren Malezya mutfağından ilginizi çekebilecek yemekleri sizler için derledim. Nasi lemak Malezya'nın milli yemeğidir. Aslında resmi olarak sayılmaz ama, Malezyalıların bu yemeğe duydukları tutku göz önüne alınırsa, milli yemek diyebiliriz. Malezyalıların özünde ne var diye bakılsa Nasi Lemak çıkar herhalde. Zengin ve krema kıvamındaki Kokonat sütü, Pandanus yaprakları, zencefil ve limon otu bu unutulmaz tadın bileşenleri. Tipik bir Nasi Lemak ançuez, kızartılmış yer fıstığı, katı haşlanmış yumurta, dilimlenmiş salatalık ve sambal sosu ile sunulur. Bu yemeğin hayranları Nasi Lemak'larını kızartılmış tavuk, acılı sosta kızartılmış ciğer gibi yan yemekler ile birlikte almayı sever. Ne zaman yenilir derseniz, neredeyse günün her anı ve yol kenarı tezgahından lüks otel restoranlarına kadar her yerde yenilir. Rendang, kurutulmuş baharatlı körinin tavuk veya dana et ile karılmasından yapılan bir yemek. Birçok Malay yemeği gibi ne kadar baharatlı ise o kadar iyi cinsinden. Pirinç ile birlikte iyi giden bir tat. Barbekülenmiş, Bambu yaprakları içerisinde kokonat sütü ile yoğrulmuş pirinç ile de yapıldığı oluyor. Hainanese chicken rice, en ekonomik ve yaygın pirinç yemeklerinden birisi. Malezya'da neredeyse her tarafta bulabilirsiniz. Çin'deki Hainan adasından gelen yemek, günümüzde her türlü restoranda bulunuyor. Hem karbohidrat hem de protein veren basit ve lezzetli bir tabak. Tavuk kemikleri ile haşlanan tavuk etleri barbekülenir. Asıl tat ise pirinçten gelir. Tuz, sarımsak ve zencefil ile birlikte pişirilen pirinç, salatalık, yeşil soğan, kişniş ve bir kap tavuk suyu ile birlikte servis edilir. Yanında acı biber, sarımsak, zencefil ve limon suyundan yapılan ekşimsi bir sos da ilave edilir. Sup Kambing veya mutton soup genelde Malezya ve Endonezya'da ortak rastlanan yemeklerden. Keçi eti, domates, kereviz, kuru soğan, zencefil, mumağacı meyvesi ve limon otu ile yapılır. Sarı bir rengi vardır. Çin mutfağının populer tabaklarından birisi olan bir çeşit kalın şehriyenin, tavuk, büyük karides ve soya sosu ile servis edilir. Fazla miktarda, çıtır fasulye filizleri üzerine dökülür. Kimi zaman ördek yumurtası da eklenir. Büyük demir bir wok'da kızarırken önünde kuyruklar oluştuğunu görebilirsiniz. Özellikle Penang'da bu kuyruklara fazlasıyla rastlanır. Mee goreng mamak tatlı, baharatlı ve ekşi bir tada sahiptir. Siyah soya sosu içerisinde yumurta, domates, biber, patates, ve sebzeler ile kızartılmış şehriyedir. Tüm Mamak restoranlarda günün 24 saati bulunur ve yenir. Roti canai favori Malezya kahvaltısıdır. Türkiye'deki gözlemeye benzer. İdeal bir Roti Canai'nin içi yumuşak dışı ise çıtır çıtır olmalıdır. Murtabak bir Mamak dehası tabaktır. Esasen Roti Canai'nin bolca baharatlanmış et ve yumurta ile servisi denilebilir. Bu yemek, köri veya soğan ya da salatalık turşusu ile de servis edilebilir. Günümüzde Mamak restoranlarından lüks restoranlarakadar her yerde bulunabilir. Thosai çıtırlı bir krema olarak anlatılabilir. Pirinç unundan yapılma sulu hamurun, kara gram dhal ile bir gece fermante edilmesiyle olur. Bir çok thosai türü vardır. Hint ekmekleri, Malezya'nın bir çok yerinde, Hint ve Mamak restoranlarında satılmaktadır. Satay büyük ihtimalle Dünya yemek literatürüne, Malezya'nın soktuğu en önemli tabaktır. Sate olarak da bilinir. Keçi, dana ya da tavuktan yapılma ufak kuşbaşı etlerdir. Çubuk şişlere takılıp barbekü olarak hazırlanırlar. Marine edilmiş etlerin yanında salatalık, soğan gibi ekler verilir ama Satay'ı ünlü yapan beraberindeki baharatlı fıstıklı sostur. Malezya'nın genelinde gün batımı sonrası daha fazla olmak üzere tüketilir. Curry puff Puf tarzı bir başka benzer pasta gibi gözükse de, Bölgedeki en güzel tatlardan birisidir. Türk mutfağına da oldukça yakın bir tatdır. Özellik Malezya usulü tatlı çay olan Teh Tarik ile birlikte çok iyi gider. Popüler bir atıştırmalık olan Popiah, kızartılmış Spring rolls'dur. Kağıt gibi ince Kreplere sarılmış ve içi çeşitli sebzeler ve karidesler ile doldurulmuştur. Bir anlamda Malezya'nın milli içeceği diyebiliriz. Tam Türkçesi Çekme Çay. Malezyalı olup, Teh Tarik içmeyen sanırız yoktur. Hazırlanması da biraz farklı olan bu çay, iki kap arasında sürekli doldurulup boşaltılarak ve bir damla dahi dökmeden akrobatik hareketler ile yapılıp bir şova dönebilir. Aslında bu dökme işlemi, çayı biraz soğutmak içindir. Cendol, özellikle çok sıcak olan günlerde daha da ön plana çıkan, farklı bir tatlıdır. Palmiye şekeri şurubu ile en aimyene tabiri ile mükemmeldir. İçinde siyah fasulye, pirinç ve buz bulunan bu tatlı, benim favorilerim arasında yerini aldı. Çin'deki Yee Sang gibi, Hinava'da Sabah'taki Kadazandusun topluluğu için özeldir. Limon suyundaki sitrik asit sayesinde balık pişmekte. Sarawak'ın en özel tabağı, laksa Sarawak, hem popüler hem de neredeyse her tarafta bulunan bir tabak. Tavuk suyundan yapılma koyu sosu, kokonat sütü, sarmısak, biber ve tamarind gibi malzemelerden yapılır. Ülke genelindeki diğer laksalara hiç benzemez. Oldukça zengin bir tada sahip özel bir yemektir. Özellikle Penang'da çok popüler! Dayakların Bambu Tavukları, genç bambu çubuklarının içine yerleştirilen tavuk parçaları, zencefil, sarmısak, kara biber, limon otu ve körpe tapioca yaprakları gibi malzemelerden oluşur. Aslında Pirinç şarabı ile yapılsa da, günümüzde bu katılmadan da yapılmaktadır. Ağ şeklindeki Pankek olan Roti Jala, sulu hamur, yumurta, tereyağı ve kokonat sütünden yapılan en benzersiz Malay tabağıdır. Bir süzgeç sayesinde kızgın tava üzerine ağ şekli verilerek yapılan pankek, gerek tatlı gerekse soslu olarak hem tuzlu hem tatlı yenebilen bir yemektir. Ais kacang veya Air Batu Campur, Malezya'nın en popüler tatlısır. Kimi zaman üzerine dondurma konularak da satılır. Özellikle sıcak günlerde veya baharatlı bir yemek sonrasında çok iyi gider. Özellikle dondurmalısı benim favorim. Cendol'a çok benziyor. Ambuyat, kimi zaman Nantung olarak da adlandırılır. Kalın ve yapışkan bir görünümde olup sos içine batırılarak yenir. Özellikle Sabah bölgesinde Murut ve Kadazan, Sarawak'ta ise Bisaya'lar arasında çok popülerdir. 10 milyon yaşındaki yağmur ormanları ile 8,000 yaşındaki mercan kayalıkları arasında yer alan ada, egzotik florası ve nadide yaban hayatı ile beş yıldızlı tatil ortamının entegre edebilmiş olduğu nadir yerlerden birisidir. Malezya'nın sahip olduğu diğer güzellikleri keşfetmek için, bir devlet kuruluşu olan Malezya Turizm Tanıtma Ofisine ait, malezyatatilcenneti. com websitesine de göz atabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/malezya-da-mutlaka-gormeniz-gereken-8-yer", "text": "Malezya, doğanın cömert davrandığı, Çin, Hint ve Malay kültürünün yanı sıra Sabah ve Sawarak etnik gruplarının iç içe yaşadığı, dalıştan doğa yürüyüşlerine kadar pek çok aktivite için muhteşem ortamlar sunan Güneydoğu Asya'nın yükselen ekonomisi kendisini ziyaret edenlere çok geniş bir yelpaze sunuyor. Malezya, coğrafi olarak iki ana karaya bölünmüş durumda. Biri başkent Kuala Lumpur'un da içinde bulunduğu kuzeyde Tayland, güneyde Endonezya ile komşu olan ve yarımada; diğeri ise Borneo Adası'nın kuzeyinde kalan bölüm. Yıl boyu tropik iklime sahip olan Malezya, her tarafı denizlerle kaplı bu konumu sayesinde yüzlerce bakir plaja ev sahipliği yapıyor. Farklı uygarlıkların ve etnik grupların oluşturduğu kültür çeşitliliği şüphesiz Malezya mutfağına etkilemiş, damakları şenlendiren Asya mutfağının en güzel örneklerini Malezya'da bulabilirsiniz. Malay Mutfağı yazım ilginizi çekebilir. Malezya'da mutlaka görmeniz gereken 8 yer listesi bu yazıda sizi bekliyor. Başkent Kuala Lumpur, Penang, Langkawi ve çok daha fazlası için okumaya devam edin. Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur, eski ile yeniyi muhteşem bir şekilde sentezlemiş bir metropol. Şehir aynı zamanda Malezya'ya giriş kapısı ve Asya'nın en çok turist çeken şehirlerinden biri. Koloniyal dönemden kalma yapılarının hemen yakınında yükselen Dünyanın en yüksek ikiz yapısı ve beşinci yüksek gökdeleni olan Petronas Kuleleri, Malezya'nın nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Müslümanların ibadet etttiği camileri, dünyanın en büyük mağara tapınağı sayılan Batu Mağaraları, alışveriş ve yemek severlerin kendini kaybedeceği Çin Mahallesi, metropolün içindeki devasa parkları ve geniş ve bakımlı meydanları ile gezme tutkunlarına çok fazla seçenek sunuyor. Melaka, stratejik konumu ile koloniyal dönemde Melazya'da ticaretin merkezi imiş. İyi korunmuş kırmızı boyalı binaları, Portekiz, Hollanda ve İngiliz mimarisinin etkisi altında kalmış birbirinden renkli sokakları, Melaka Nehri'nin iki yanına yerleşmiş evleri ile 2008 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmiştir. Nehirde yapacağınız tekne turları, Jonker Sokağı'nda yapacağınız kültür gezileri, Malezya mutfağının en güzel lezzetlerinin yanında Portekiz mutfağından dahi örnekler bulabileceğiniz restoranları ile gezginler için harika bir durak Melaka. Malezya'nın en yüksek bölgesi olan Cameron Highlands, çay tarlaları ile meşhur. İngilizler Malezya'daki çay yetişme potansiyelini keşfedip yüksek tepelerin tamamına çay tarlaları dikmiş. Yıl boyu çay tarlalarında gezip fotoğraf çekmek için turistler buraya akın ediyor. Çay tarlaları dışında çilek tarlaları, kaktüs ve çiçek bahçeleri gibi pek çok tarım bölgesini de turizme açmışlar. Ayrıca Cameron Highlands bölgesinde çok sayıda yürüyüş rotası bulunuyor. Doğa severler çay tarlalarını gezdikten sonra ormanların, tepelerin arasındaki patikalarda yeşillikler içinde yürüyüş yapmanın da tadını çıkarabiliyor. Penang Adası, Malezya'nın en popüler turistik destinasyonlarının başında geliyor. Malezya'nın en büyük ikinci şehri olan Penang, Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Adanın en popüler noktası ise şehrin ve ülkenin yemek başkenti sayılan ve sokak resimleri ile ünlenmiş olan George Town. Koloniyal dönemden kalma pastel renkte binalarla süslenmiş olan George Town adeta bir açık hava müzesi. Elinde şehir haritaları ile birbirinden ilginç ve ikonik duvar resimlerini bulmaya çalışan turistler ise şehrin vazgeçilmezi. Asya'nın en iyi sokak yemeklerini bulabileceğiniz şehir, Malezya'nın yemek başkenti olarak anılıyor. Hem ucuz hem lezzetli hem de çok çeşitli yemekler için sokak tezgahlarından şık restoranlara kadar seçenek çok. Langkawi, Malezya'nın Tayland sınırında Andaman Denizi'ndeki 99 adadan oluşan bir tatil cenneti. Deniz, kum, güneş ve uygun fiyata tropik tatil yapmak isteyenlerin akın ettiği ada, gümrüksüz bölge olması nedeniyle Malezyalıların da alışveriş cenneti. Adada sırt çantalı gezginler için ekonomik konaklama seçeneklerinden tropik tatil keyfini zirvede yaşamak isteyenler için beş yıldızlı otellere kadar çok konaklama seçeneği var. 2007 yılında UNESCO Küresel Jeopark alanı olarak ilan edilen adada, dalış yapmak isteyenler için dalış rotaları, adanın çevresindeki daha küçük çok sayıda adayı görmek için düzenlenen günübirlik turlar, mangrov ormanları, adanın en yüksek noktasından manzara izleme noktası olarak kurulumuş olan Skybrigde gibi pek çok aktivite sizi bekliyor. Malezya'nın Borneo Adası'nda gitmek için ilk tercih edilen nokta Sawarak bölgesinin merkezi sayılan Kuching. Gezginlerin, Kuching'e gitmesinin en önemli sebepleri: nefes kesen doğal yapıları ve kaya oluşumları ile Bako Milli Parkı; Dünyanın en büyük mağara pasajı, en büyük mağara boşluğu, Asya'nın en uzun mağazası, jilet keskinliğinde kalker kayaları ile Unesco Dünya Mirası olan Gunung Milli Parkı; and orangutanları doğal ortamında görebileceğiniz Semenggoh Doğa Rezervi; Sawarak kültürünü yerinde görebileceğiniz köyler ve daha pek çok doğal ve kültürel değer. Kinabalu Dağı, 4095 metre yüksekliği ile Güneydoğu Asya'daki en yüksek zirvelerden biridir. Kinabalu Dağı'nı bünyesinde bulunduran Kinabalu Parkı, Kinabalu Dev Kırmızı Sülüğü ve Paphiopedilum Terlik Orkidesi gibi endemik türlere ev sahipliği yaptığından UNESCO Dünya Mirası Alanı listesinde yer almaktadır. Park, endemik sülük ve orkide dışında çok sayıda endemik bitki ve hayvan türüne de ev sahipliği yapıyor. Kinabalu zirvesine tırmanmak ve buradaki manzaranın tadını çıkarmak ise burada yapılacak en zevkli aktivite. Malezya dalış tutkunları için bulunmaz bir deniz habitatı sunuyor. Sipadan Adası, zengin su altı çeşitiliği ile dünyanın en iyi 5 dalış noktasından biri sayılıyor ve profesyonel veya amatör dalışla ilgilenen herkesin hayallerini süslüyor. Sipadan Adasına gitmek için oldukça meşakkatli. Önce uçakla Borneo Adasındaki Tawau kentine, Tawau'dan taksi ile Semporna'ya, Semporna'dan ise hızlı bot ile Sipadan Adasına ulaşım sağlanıyor. Ulaşımı zor ve maliyetli bir seçenek olsa da dünyanın en iyi su altı zenginliğini görmek için değer. Malezya, Güneydoğu Asya'nın yükselen turizm yıldızı, doğa, kültür, tarih seven gezi tutkunlarının mutlaka görmesi gereken yerler arasında yer alıyor. Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi'nde yayınlanmıştır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/malta-gezilecek-yerler", "text": "Game of Thrones ile ününe ün katan, bir zamanlar dil öğrenmek isteyen Türklerin vizesiz olduğu için akın akın gittiği Akdeniz'in ortasındaki ada ülkesi Malta gezilecek yerler, Malta'da görülecek tarihi ve turistik yerler ile ilgili deneyim ve önerilerimi bu yazıda bulabilirsiniz. Öncelikle bir itirafla başlayayım; Malta bugüne kadar hiç radarıma giren, ilgimi çeken bir yer değildi. Geçen yıl eşim dalış için Malta'ya gidip beğenince bu yıl hazır uzun süreli şengen vizesi almışken bir hafta sonu Malta gezisi yapalım dedik. \"Hafta sonu için o kadar yol gidilir mi, hafta sonu Malta gezisi yapılır mı\" diyenleri duyar gibiyim. Halbuki Malta İstanbul'dan uçakla sadece 2,5 saat mesafede. Cumartesi Sabah 08:00'de İstanbul'dan uçağa biniyorsun, aramızdaki saat farkı nedeniyle Malta saati ile 08:30'da Malta'dasın. Pazar akşam da Malta ana adası yüz ölçümü olarak İstanbul kadarcık, diğer adaları da eklersek bir Konya etmiyor. Tabii ki hakkıyla gezmek için 4-5 gün harika olur ama bir hava değişimi, keyifli zaman geçireyim diyenler için hafta sonu da gezilebilir. Malta 3 adadan oluşan bir adalar ülkesi. Ana ada olan Malta Adasının yüzölçümü neredeyse İstanbul kadar. Gezi planı yaparken bunu dikkate almanızda fayda var. Gozo diğer büyük ada iken, Malta ve Gozo arasında ise Comino adası yer alıyor. Kuzeyde İtalya, güneyde ise Libya ile deniz komşusu olan Malta, İtalyan ve Arap kültürlerinden ciddi şekilde etkilenmiş. Akdeniz ortasındaki bu ada stratejik konumu nedeniyle pek çok ülkenin de sömürgesi altına girmiş. Adadaki şehirlerin isimleri Arap isimleri iken yemek kültürü daha çok İtalyan esintileri taşıyor. İngiliz sömürgesi etkisi ile trafik bize göre tersten akıyor. Böyle karma ülkeleri seviyorum, her kültürden bir parça taşıyor ve bu birliktelik güzel bir harmoni oluşturuyor. Malta'da ulaşım hakkında detaylıca yazmıştım ancak kısaca belirtmek gerekirse adada gelişmiş bir toplu taşıma sistemi, bütün turistik noktaları görebileceğiniz hop-on hop-off servisleri var, ayrıca araç kiralama da oldukça ucuz bir seçenek. Malta, İngilizce öğrenmek veya İngilizce'sini geliştirmek isteyenler için de çok cazip bir ülke. Malta EF Dil Okulları burada dil öğrenmek için en iyi alternatiflerden biri. Cumartesi sabahı Malta'ya iner inmez öncelikle eşyalarımızı bırakmak için otelimizin bulunduğu Gzira'ya geldik. Havaalanından buraya ulaşmamız 1 saati geçti. Otele eşyalarımızı bırakamadık çünkü otelimiz pansiyondan hallice ve resepsiyonu yokmuş meğer. Biz uygun fiyata otel bulduğumuz için konaklama için Gzira bölgesini seçtik. Malta adasındaki otelimiz Shore Bridge House deniz kıyısında otelden çok apartman dairesinin otele çevrilmiş hali gibiydi ama işimizi gördü. Otelde kahvaltı olmadığından hemen otelin olduğunu binanın altında yer alan BLT 'dan kahve (4 euro) ve sıradan bir fırın olan Fourts Pastizeria'dan aldığımız poğaça ve börekler (4.75 euro) ile kahvaltımızı hallettik. 2 kişi 9 euroya kahvaltıyı halletmiş olduk. Fourts Pastizeria'dan aldığımız poğaça ve börekler gerçekten nefisti. Hatta yanımıza daha fazlasını almadığımıza pişman olduk. Biz Gzira'yı konaklama için tercih ettik, toplu taşıma da vardı ama konaklamak için bütün ulaşım seçeneklerinin kesişme noktası olan Valetta ve çevresinde ayarlamanız daha iyi olabilir. Gzira'nın bir avantajı ise gece hayatı ile meşhur St. Julian bölgesine yakın olması. Eğer Malta'da gece hayatı ilginizi çekiyorsa burası konaklamak için ekonomik bir seçenek olabilir. Otel işimizi halledemesek de asıl rotamıza çantalarımızla geri döndük. Neyseki hafta sonu için geldiğimizden sadece 20 litrelik küçük sırtçantalarımız yanımızdaydı da taşımak sorun olmadı. İlk durağımız Malta'da gezilecek yerler listesi için olmazsa olmaz olan tarihi şehir Mdina. Surlar içindeki eski şehrin adı Mdina iken, surlar dışında kalan bölgenin adı ise Rabat, bu nedenle buraya gelirken otobüse binecekseniz durak olarak Rabat duraklarına bakmanızda fayda var. Valetta'dan 50 ve 53 nolu otobüslerle Rabat'a gelebilirsiniz. Mdina son zamanların ünlü dizisi Game of Thrones çekimlerine de ev sahipliği yapan şehirlerden biri. Ayrıca Mdina Malta'nın eski başkenti. Mdina'nın eski sokaklarının hepsini gezmeniz en fazla birkaç saatinizi alır ama sokaklarda her köşede fotoğraf çekmek isterseniz daha fazla vakte ihtiyacınız olacaktır. Ayrıca Triq is-Sur sokağının olduğu surdan uzaktan deniz ve Valetta manzarası görmeniz de mümkün. Küçük surlar içinde 4 kilise bir de Katedral yer alıyor. Hepsine göz atabilirsiniz çünkü duvar süslemeleri oldukça güzel. Mdina'da gezilecek yerler; Mdina Dungeons, Ulusal Tarih Müzesi, Agatha Kilisesi, Peter Kilisesi, St. Nicolas Kilisesi, Carmelite Kilisesi ve Müzesi ile St. Peter&Paul Katedrali olarak sayılabilir. Katedralin arkasında müzesi de yer alıyor, müzeden bilet almadan kiliseyi de gezemiyorsunuz. Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Mdina şehri Avrupa'nın en güzel antik sur şehirleri arasında sayılıyor. Mdina gezimizi tamamladığımızda artık açıkmıştık, ana kapıdan çıktıktan sonra solda kalan Il-Veduta Restoran'da öğle yemeğimizi yedik. Malta mutfağı İtalyan muttfağından etkilenmiş demiştik, biz de pizza ve salata yiyoruz öğle yemeği olarak yanında da Malta birası. İki kişi öğle yemeği için 25 euro ödüyoruz. Mdina surlarından dışarıya çıktığınızda artık Rabat şehrindesiniz. Rabat önemli bir Roma şehri imiş, bu bölgede yer alan antik eserler de Romalılara ait. Malta'da görmeye doyamayacağınız mavi, yeşil, kırmızı cumbalı sarı Malta taşından evlerin güzel örnekleri Rabat sokaklarını süslüyor. Bu meydandan devam ettiğinizde, Kapadokya'daki yer altı şehirlerine benzeyen yer altı mezarlarına ulaşacaksınız. Rabat şehrinde yer alan yer altı mezarların adı St. Paul Catacombs. Oldukça geniş bir alana yayılmış yer altı mezarları savaş zamanında sığınak, zaman zaman depo ve hayvan barınağı olarak kullanılmış ama şu an tamamen restore edip turizme kazandırılmış. Kişi başı 5 euro ödeyerek yer altı mezarlarını gezebilirsiniz. Catacomb'u da görünce Mdina girişine doğru otobüs duraklarına geri dönüyoruz. Bir sonraki durağımız Mosta. Otobüse atlayıp 15 dakika kadar sonra Rotunda ile meşhur Mosta'ya ulaşıyoruz. Dünyadaki desteksiz kubbeye sahip üçüncü en büyük kilisesi olan Rotunda Mosta'nın en dikkat çeken yapısı. Yine sarı Malta taşından yapılmış bu yapı mıknatıs gibi kendisine çekiyor insanı. Akşamüstü gün batımına yakın Mosta'ya ulaştığımız için ışık da çok iyiydi ve Rotunda adeta altın bir yapı gibi parlıyordu. Mosta sokaklarını dolaşmaya başladığımızda hem yorulmuştuk hem de artık hava kararmaya başlamıştı, otele dönüp biraz dinlenmeye karar verdik. Surlarla çevrili Valetta şehri Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Valetta da Mdina, Rabat ve Mosta gibi her bir sokağını tek tek dolaşıp saatlerce fotoğraf çekebileceğiniz Malta taşından yapılma renkli cumbalı sarı evlerle dolu. Şehir oldukça engebeli, inişli çıkışlı, bu da fotoğraf sevenler için çok güzel manzaralar oluşturuyor. Akşam yemeği için adanın başkenti Valetta'yı tercih ettik çünkü Malta'da tek akşamımız vardı ve Valetta'yı gece de görmek istiyorduk. Gece hayatı St. Julian'da akıyor olsa da biz Valetta'ya gitmeyi tercih ettik. Valetta'da akşam yemeği için elimizde bir gidilecek yerler listesi vardı ama biraz doğaçlama yapmak istediğimiz için ara sokaklarda dolaşmaya başladık. Dolaşırken hareketli Strait Street'in sonuna doğru biraz daha sakin görünen Rocks Wine Bar diye bir şarap evi bulduk. Zengin şarap menüsünün yanında yemek için Malta tabağı ve İtalyan tabağı adında sadece 2 çeşit yiyecek vardı. 1 şişe Malta şarabı yanında 2 kişilik Malta tabağı söyledik. 17 euro tabak 10 euro 1 şişe şarap için toplam 2 kişi için 28 euro ödedik. Akşam için tahminimizden çok daha ucuza keyifli bir yemek yiyebilmiştik. Valetta'nın belli sokakları mutlaka görülmesi gereken sokaklar; Old Bakery, St. Lucia, Strait, Republic, Merkanti sokakları mutlaka görülmesi gerekenlerin başında. Valetta'nın sokak planı ızgara şeklinde olduğundan aradığınız sokakları da kolayca bulabiliyorsunuz. Valetta'da mutlaka görmeniz gereken aktivitelerden biri de her gün saat 12:00 ve 16:00 şehir surlarında yapılan top atma töreni. Upper Barakka Gardens'dan bu gösteriyi izleyebilirsiniz. Valletta'da gezilecek görülecek diğer yerler için: Grand Master Palace, St. Johns Katedrali, Manoel Tiyatrosu ve Ulusal Kütüphane'yi saymak mümkün. Ayrıca limandan tekne turlarına katılabilirsiniz. Biz akşam yemeğinden sonra Republic caddesi üzerinde yer alan dondurmacı Amorino'da Malta dondurmasının da tadına baktık. 3,5 euro civarında 3 çeşit dondurma yedik. İstanbul'da başlayan günümüz 3 şehir gezerek bitmişti, biz de otelimize dönüp dinlenmeye çekildik. Pazar günü bizi yoğun bir program bekliyordu. Pazar sabahı erken kalkıp otelimizin altındaki kafe ve fırından mamalarımızı yiyip geç kalmadan yeniden yollara düştük. Malta'nın sarı taşlı binaları ve cumbaları dışında doğal güzellikleri de dikkat çekici. Avrupalıların yaz tatili için oldukça fazla tercih ettiği adada pek çok plaj ve dalış noktası var. Biz hava soğukken gittiğimiz için deniz keyfi yapmasak da Malta'nın ilginç doğal yapılarından olan Blue Grotto rotamızdaydı. Yine Gzira'dan otobüse binip Valetta'ya, Valetta'dan da 74 numaralı otobüsle Blue Grotto'ya yollandık. Deniz manzarasına baktığınızda dalgaların kayalara açtığı ilginç yarıkta güzel bir şekil oluşmuş. Bunun dışında da burada görecek birşey yok bu mevsimde. Hava güzel olduğunda buraya tekne turları düzenleniyormuş, denizden görmek ilginç olabilir. Blue Grotto'dan kuzey batıya doğru yarım saatlik deniz manzaralı bir yürüyüş ile Türkiye'deki Göbeklitepe bulunana kadar dünyanın en eski tapınağı ünvanını taşıyan ancak tacını Göbeklitepe'ye bırakan iki tapınağın olduğu bölgeye geldik. Giriş kişi başı 10 euro. İki tapınak arasında 500 metrelik bir yürüme mesafesi var. Bol rüzgarlı ve güneşli bir alanda oldukları için korumak için üzerindeki büyük tenteleri yapmışlar, hem estetik hem de koruyucu olmuş. Tapınakları da gördükten sonra Valetta'ya tekrar geri döndük. Hagar Qim'e geldiğimizde gidiş otobüs saatlerine bakıp dönüşümüzü ona göre ayarlamıştık, size de tavsiye ederiz çünkü buraya otobüs pek sık gelmiyor. Valetta'da önceki gece gezdiğimiz sokakları bu kez gün ışığında gördük, top atma törenini izledik. Sokaklarda dolaşıp bol bol fotoğraf çektik yine. Malta'nın çok fazla kendine özgü yemeği yok aslında. Malta'daki son yemeğimiz için Malta'nın meşhur yemeği tavşan yahnisi yemek istedim. Jamie Oliver'in önerdiği Angelica adlı bir restorana gittik. Öğlen yemeğinde fiks menüler oluşturmuşlar, ana yemek+salata veya tatlı 19,9 euro olacak şekilde. Ancak ana yemek olarak tavşan seçersen ekstra 4,9 euro şeklinde. Yanına birer de bira söyleyince kişi başı 30euro hesaba çıktık. Malta'daki en pahalı yemeğimiz oldu. Tavşan dışında İtalyan etkisi ile her yerde pizza, et restoranları bulmanız mümkün. Farklı mutfakları denemek isteyenler için farklı seçenekler var. Hamur işleri lezzetli ve malzemeden kaçınılmamış. Helva, lokum gibi bizim çok aşina olduğumuz lezzetleri de pek çok yerde görmek mümkün. Ayrıca dondurma da tabii ki heryerde. - Adada gördüğüm yerlerin ara sokaklarında kaybolmayı isterdim, sarı Malta taşından yapılan cumbalı evler fotoğraf çekmeyi sevenler için harika bir dekor. Valetta, Mdina ve Mosta'nın ara sokakları daha fazla vakit geçirmeye değer. - Neredeyse Malta'nın sembolü haline gelmiş olan göz desenli kayıkları ve liman çevresindeki balık restoranlarıyla ünlü Marsalox kasabası listeye eklenmeli. - Temel Reis animasyon filminin çekildiği set olan ve sonradan turizme açılan Popeye Village adanın kuzey ucuna yakın. - St. Julian bölgesinde bir akşam geçirmek isterdim ancak bizim tek akşamımız olunca onu da Valetta'da geçirmeyi tercih ettik. - Gozo ve Comino adaları ise özellikle yazın yaz tatili yapmak isteyenler için güzel alternatifler olabilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/malta-uluslararasi-havaalani", "text": "Malta Uluslararası Havaalanı, diğer adıyla Luqa Havaalanı Malta'yı dünyaya bağlıyor. Özellikle Rynair'in buraya uçuşlarının olması Avrupa'nın pek çok yerinden uygun fiyata seyahat etmek, tatil yapmak, özellikle de deniz tatili yapmak isteyenleri Malta'ya taşıyor. - AEGEANAIR - BALTICAIR - FRANCEAIR - MALTAAIR - SERBIA - ALITALIA - ATLANTIC AIRWAYS - BRITISH AIRWAYS - CONDOR - CZECH AIRLINES - EASYJET - EMIRATES - FINNAIR - IBERIA EXPRESS - JET TIME - JET2 - LUFTHANSA - LUXAIR - NIKI - NORWEGIAN AIR SHUTTLE - RYANAIR - SCANDINAVIAN SAS - SMALL PLANET AIRLINES - SWISS - THOMAS COOK - THOMSON AIRWAYS - TRANSAVIA - TUI FLY - TUNISAIR EXPRESS - TURKISH AIRLINES - VOLOTEA - VUELING - WIZZ AIR - X4 Valetta - X2 Silemna - 119 Marsalox - 201 Blue Grotto Malta otobüs haritasını aşağıdaki haritada görebilirsiniz. Havaalanında turizm ofisi, otobüs bileti almak ya da otobüs rotası sorabileceğiniz toplu taşıma ofisi de var. Havaalanında geliş terminali ve çıkışında uyumak için uygun yer ise göremedim. Ama akşam da toplu taşıma olduğu için zaten kalmanıza gerek kalmayacaktır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/maltada-ulasim", "text": "Malta'da ulaşım konusundaki deneyim ve önerilerimi bu yazıda bulabilirsiniz. Kasım ayında hafta sonu iki günlüğüne Malta'ya gittim. Sürenin kısa olması nedeniyle sadece ana adadaki önemli noktaları ziyaret ettim. Bu yazının içeriği de ana adadaki ulaşımıdır. - Toplu taşıma - Araç kiralama - Hop-on Hop-off Malta'da ulaşım alternatiflerinin hangisini neden tercih edilebileceğine dair önerilerimi bu yazıda bulabilirsiniz. Bu yazıda adalara geçişle ilgili bilgi yer almamaktadır. Öncelikle söylemeliyim ki ben Malta seyahatim için toplu taşımayı tercih ettim. Okuduğum tüm kaynaklarda Malta'da geniş bir otobüs ağı olduğu ve görmek istediğim heryere otobüsle ulaşabileceğim yazıyordu. Gerçekten öyle miydi derseniz, evet. Ulaşım ağı geniş, gece geç saatlere kadar otobüs var. Gece otobüslerinin numaraları N ile başlıyor ve gündüz otobüslerinden daha pahalı. Malta'daki otobüs servisinin adı Tallinja, ayrıca uygulaması da var. Uygulamayı kullanarak gitmek istediğiniz yerlere giden hatları kolayca bulabilirsiniz. Otobüslere bindiğinizde şoförden direkt bilet alabiliyorsunuz, fiyatı 1.5 euro, yaz aylarında ise 2 euro'ya çıkıyor. Bizim gibi kısa zamanda çok kez otobüse binme durumunuz varsa Malta'da ulaşım için 12li veya 21li bilet içeren kartlar var. Biz 12li olanı tercih ettik, fiyatı 15euro idi. Otobüslere arka arkaya binerseniz bilet hakkınız bitmiyor, bir yerde yazılı bulamadım ama sanırım 1-2 saat içinde tekrar otobüse binerseniz onu transfer sayıyor. Bir konuda dikkatli olmanızda fayda var, o da Avrupa'da alışık olduğunuz gibi otobüslerin zamanında kalkmıyor olması. Otobüs saatine göre plan yapıyorsanız sizi zor duruma düşürebilir. Bir de benim daha önce herhangi bir yerde yaşamadığım bir durum vardı. Eğer otobüs doluysa durakta durmuyor veya dursa da indirdiği yolcu kadar yolcu alıyor. Yani dolu otobüsten 2 kişi indiyse şoför sadece 2 yeni kişi alıyor. Bekleyen 10 kişi varsa diğer 8'i sonraki otobüsü bekliyor. Bir diğer konu ise Malta adasında sokakların çok dar olması. Otobüsler bir araçla karşı karşıya gelince geçemediği sokaklar var. Bu sokaklarda bir de hızlı giden bir otobüsteyseniz pek eğlenceli olmuyor. Sık sık ani frene maruz kalıyorsunuz. Otobüsler şehir içi otobüs ama adadaki şehirler arasında seyrediyorlar. Ancak pek çok şehirde şehir merkezine girip yolcu alıyorlar. 200 metrelik mesafeyi yolcular yürümesin diye otobüs içeri giriyor, aynı yoldan geri dönüyor. Bu da otobüs sefer süresinin uzamasına. Şehir içinde trafik sıkışıklığının artmasına neden oluyor. Valetta'dan havaalanına giden X4 numaralı otobüs Pazar günleri çalışmayabiliyormuş. Eğer o yoksa 71-72-73 numaralı hatlardan birine binip havaalanına yakın inip havaalanına ulaşmak da mümkün. Trafik bize göre tersten aktığı için otobüs durağının da terste olanını kullanacağınızı unutmayın 🙂 Oldu ki kafanız karıştı, tüm durakta o duraktan geçen otobüslerin listesi ve hangi yöne gittikleri bilgisi yer alıyor, oradan kontrol edebilirsiniz. Malta'ya gelmeden önce de Malta'da araç kiralamanın çok ucuz olduğunu okumuştum. Havaalanında indiğimizde günlük 9euro araç kiralama ilanları gördük. Eğer araç kirası belirtildiği kadar ucuz ise düşük sezonda araç ile gezilebilirmiş aslında. Bizim gittiğimiz dönem (Kasım 2017) deniz tatilcilerinin adayı terk ettiği zamana denk geldiği için zaman zaman trafik sıkışsa da yazın olduğu gibi değildi. Malta'da seyahat etmenin bir yolu da Hop-on Hop-of imiş. Bilindik indi bindi firmaları Malta'da da var ve adadaki tüm turistik hatlardan geçiyorlar. Günlük veya iki günlük bilet alarak adayı bu şekilde de gezebilirsiniz. Siz neden tercih etmediniz derseniz; Zamanımız kısıtlı olduğundan belirlediğimiz noktalara hızla ulaşmayı hedefledik, ancak hop-on hop-ofun bir rotası var ve ona göre hareket ederek, tüm turistik noktalara gidiyor. Bu durum bize zaman kaybettireceği için otobüsle seyahat etmeyi tercih ettik. Otobüsle de istediğimiz hızı bulabildik denemez, epeyce koşturmamız gerekti otobüs saatlerine uyabilmek için."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/manda-batmaz", "text": "Türk Kahvesi fincanıyla, sunumuyla, köpüğüyle, içimiyle, sohbetiyle, falıyla kendi başına bir kültürdür... Sabah kahvaltıdan sonra, yemeklerin üstüne, kız istemeye gidildiğinde, hatır gönül işi olduğunda şöyle bol köpüklü bir kahve masamızda yerini alır. Türkiye'ye 16. yüzyılda Yemen'den gelen kahve bize özel pişirme şekliyle Türk Kahvesi adını almış. Bana göre hakettiği değeri bulamamış, Kuru Kahveci Mehmet Efendi dışında bu işi ticarileştirme konusunda başarı öyküsü de yaratılamamıştır ülkemizde. Son dönemde Türkiye'den bir kahveci diyerek gurur duyduğum ve bir konsept yaratmaya çalışan Kahve Dünyası var, o da Türk Kahvesi özelinde değil tabii. Lezzetini belirleyen önemli faktörlerden biri kahvenin tazeliği, diğeri de pişirme şeklidir. Ağır ağır pişecek kahve ki bol köpüklü olsun, kahve yanmasın ama çiğ de kalmasın. Kahveye dair bir önemli ayrıntı da kahvenin yanında ikram edilen suda gizlidir. Genel kanı kahvenin üstüne içilmesi yönünde olsa da bu ikram edilen bir bardak su kahveden sonra değil önce içilir. Böylece ağzın içi temizlenir ve kahvenin tadı daha iyi anlaşılabilir. İstanbul'a ilk geldiğimde vurulduğum İstiklal Caddesi'nde, Beyoğlu'nda yanlız dolaşmayı, orada yürürken kendimi dinlemeyi severim. Bu dinlencem genellikle Beyoğlu'nun meşhur kahvecisi Mandabatmaz'da biter. Mandabatmaz'a ilk ne zaman kiminle gittim hatırlamıyorum, bu her fırsatta bir kahve molası vermeme engel değil tabii ki... Bol köpüğünde \"Manda bile batmaz\" mantığı ile yaşayan küçücük bir sokak kahvesidir Mandabatmaz. Asıl oturma alanı, Barcelona pastanesinin yan sokağındaki sokağa atılmış tabureler olan bu mekanda İstanbul'un en lezzetli, en köpüklü Türk Kahvesini içebilirsiniz. Tanıdığınız pek çok entellektüel ile karşılaşabilir, gazetenizi güzel bir kahve eşliğinde okuyabilir, caddenin koşuşturmasını ara sokaktan bir film şeridine bakar gibi izleyebilirsiniz. Küçük kahve ocağında seri halde çay-kahve yapan ustayı ne zaman görsem, sanki kahve Yemen'den İstanbul'a geldiğinden beri oradaymış hissi bırakır bende. Beyoğlu'na gittiyseniz kahve molanızı Mandabatmaz'da verin, bugüne kadar gitmediğinize pişman olacaksınız."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/manisa-kula-divlit-volkanik-parki-jeopark", "text": "Sizi Türkiye'den alıp çok uzaklara İzlanda'ya götürecek bir yer var Manisa'da. Türkiye'de olduğuna inanmakta zorlandığım Kula Divlit Volkanik Parkı, Türkiye'nin UNESCO etiketli ilk ve tek Jeoparkı olan Kula Salihli UNESCO Global Jeoparkı içinde yer alıyor. Jeopark kapsamında Kula Divlit Volkanik Parkı'nın yanı sıra Kula Peri Bacaları, Çakırca Bazalt Sütunları ve Sandal Divlit Yanardağı bulunuyor. Bu yazıda Manisa ili sınırları içinde yer alan Kula Divlit Volkanik Parkı hakkındaki detayları ve jeopark gibi kavramları dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım, keyifli okumalar! Kula Divlit Volkanik Parkı, Kula Salihli Jeoparkı alanı içinde, Kula'ya 17 kilometre mesafede, Manisa merkeze ise 132 kilometre mesafede, Uşak merkeze ise 80 kilometre mesafede yer alıyor. Kula Divlit Volkanik Parkı'nın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Kula Divlit Volkanik Parkı'na toplu taşıma ile ulaşım imkanı maalesef yok, kendi aracınız veya bir tur ile gidebilirsiniz. Eğer kendi aracınız veya tur ile seyahat etmiyorsanız Manisa'nın Kula ilçesinden taksi veya otostop ile ulaşmayı deneyebilirsiniz. Kula Divlit Volkanik Parkı, Türkiye'nin en genç volkanik alanlarından biridir. Volkanik faaliyetler sonucunda oluşmasını beklediğimi tüm yer şekillerine sahiptir. Park alanı içinde bulunan Kula Divlit Cüruf Konisi, lav akıntısı, parazit koniler, spatter koniler, lav tünelleri ve hendekleri ile doğal, jeolojik, kültürel ve arkeolojik açıdan ülkemizin en önemli volkanik alanı ve 200 milyon yıldan uzun geçmişi ile jeolojik mirasıdır. Kula-Salihli Jeoparkı, 2013 yılında UNESCO Jeoparklar Ağı denetiminden geçen ilk Türk Jeoparkı oldu ve böylece ülkemizin ilk ve tek UNESCO etiketli jeopark ünvanına sahip oldu. Volkanik park içinde tek yön uzunluğu yaklaşık 3 km olan ve jeositleri yakından görme imkanı tanıyan bir yürüyüş yolu, lav kalıntılarını yukarıdan görmenize olanak tanıyan üç adet ahşap köprü ve yaklaşık 35 kilometre uzunluğunda bir bisiklet parkuru bulunuyor. Kula Divlit Volkanik Parkı sahasına girdiğinizde sizi bir güvenlik kulübesi karşılayacak. Parka girenlerin kaydını tutabilmek için güvenlik görevlisi TC Kimlik numaralarınızı alıyor. Kula Divlit Volkanik Parkı için giriş ücreti yok. Girişten sadece birkaç yüz metre ileride bir \"Mağara\" tabelası göreceksiniz. Aracınızı bırakarak çok kısa bir yürüme mesafesinde mağaraya ulaşabilirsiniz. Derin ve büyük bir mağara beklemeyin, sizi küçük bir kovuk bekliyor. Girişteki kulübeyi ve mağarayı geçtikten sonra 1-2 kilometre toprak yoldan devam ederek ilk otopark alanına ulaşacaksınız. Aracınızı buraya bıraktıktan sonra tek yön yaklaşık 3 kilometre devam eden patika yola girerek parkı gezmeye başlayabilirsiniz. Otopark alanındaki tuvalet dışında park alanında ve yürüyüş parkurunda tuvalet yok, burada ihtiyacınızı karşılamanızı öneririm. Ayrıca park alanı içinde herhangi bir büfe veya kafeterya da yok. Eğer patikada yürüyecekseniz yanınıza mutlaka su almanızı tavsiye ederim, zira park içinde çeşme de yok. Yürüyüş parkurunun 1,5. kilometresinde ahşap/asma köprüler bulunuyor. Köprülere kadar yürüyüp dönmek isterseniz yürüyüşünüz 3 kilometre, parkurun tamamını yürümek isterseniz gidiş-dönüş 6 kilometre yürüyeceksiniz. Biz ahşap köprülerden geriye döndük. 3 kilometrelik parkurun sonunda bir otopark daha varmış, yürüyüş veya tur grupları için başlangıçtaki otoparkta grubu sondaki otoparktan almak için iyi bir alternatif olabilir. Münferit geldiyseniz başladığınız otoparka geri dönmeniz gerekiyor, ona göre yürüyüş planınızı yapabilirsiniz. Yürüyüş yolunun tamamı çok güzel bir şekilde düzenlenmiş, patikanın iki tarafı volkanik taşlardan yapılmış alçak duvarla işaretlenmiş, yol üzerindeki izleme noktaları ve ahşap köprülere ne kadar mesafe kaldığına dair tabelalar yerleştirilmiş. Benim gördüğüm tek eksik patikanın neresinde olunduğuna dair haritalar yerleştirilmemiş olmasıydı, onun dışında herşey son derece güzeldi. Sönmüş volkanların arasından, volkanik kayaların arasından yürümek beni o kadar heyecanlandırdı ki, eksik görmek istememiş olabilirim. Yürüyüş parkurunun tamamı toprak olduğundan buraya gelirken yürüyüşe uygun, rahat bir spor ayakkabı giymeniz iyi olur. Çevrenizi saran simsiyah donmuş lav kalıntılarının arasında patikada yürümek müthiş bir keyif. Park alanı içinde 90 kadar patlamış minik volkan tepesi bulunuyor. Sadece bir tanesi patlamamış, o da yürüyüş yolu kenarında bulunuyor. Ahşap Köprüler 600 Metre yazan tabelayı gördüğünüzde solunuzda kalacak olan minik tepe patlamayan volkan. Yürüyüş rotası üzerinde minik tepelerin üzerinde gözetleme/izleme noktası bulunuyor. Patikadan ayrılıp gözetleme noktasını çıkabilir, sonra da patikaya geri dönebilirsiniz. Hatta yanınıza piknik malzemelerinizi, sandviç veya içeceğinizi alıp manzaraya karşı keyif yapabilirsiniz, biri hariç hepsinde bank var. Tabii ki çöplerinizi orada bırakmamak, yanınızda geri götürmek kaydıyla. İzleme noktalardan en azından birine çıkıp etrafı yukarıdan izlerseniz parkın yapısını, ne kadar ilginç bir yer olduğunu çok daha net anlayabilirsiniz. Yürüyüş rotasının 1,5. kilometresinden itibaren ard arda üç tane ahşap köprü sönmüş lav katılıntılarının üstünde yükseliyor. Sönmüş lav kalıntılarını yukarıdan görebileceğiniz köprüler estetik olarak da çok güzel görünüyor. Köprülerin manzarası, yeni patlamış bir volkanın lavlarının içinde yürüyormuşsunuz gibi bir his veriyor. En sondaki ahşap köprü en uzun olanı. Yılan gibi kıvrılarak lav kalıntılarının üstünden süzülüyor. Bu köprünün sonunda da bir izleme noktası var. Dilerseniz bu izleme noktasından otoparka geri dönebilir veya üç kilometrelik tüm rotayı bitirmek için devam edebilirsiniz. Biz ahşap köprülerin olduğu noktadan geri dönmeyi tercih ettik. Aşağıda Kula-Salihli Jeoparkı haritası yer alıyor. Alanın büyüklüğü ve parkın farklı noktalarını bu haritadan anlayabilirsiniz. Manisa'daki turistik yerlerin pek çoğunda bu haritanın olduğu bilgilendirme panoları bulunuyor. Jeopark, benzer veya farklı özellikler taşıyan jeolojik miras örneklerini bir arada görmeye imkan sağlayan özel doğa koruma alanlarına verilen addır. Uluslararası öneme sahip olan bu alanlar, dünyanın ve yerkabuğunun oluşumu konusunda bilgi sahibi olmamızı sağlar. Tıpkı kültürel miraslar gibi, jeoparklar da dünya için jeolojik miras kabul edilir ve UNESCO tarafından etiketlenir. UNESCO Küresel Jeopark Ağı bünyesinde 44 ülkeden 161 Jeopark yer almaktadır. Türkiye'den bu listeye giren ilk ve tek jeopark ise Manisa'da bulunan Kula-Salihli Jeoparkı'dır. Türkiye'den Unesco Dünya Kültür Mirası Listesindeki Yerler yazıma göz atmanızı öneririm. Jeolojik Mirası Koruma Derneği ülkemizde pek çok alanın jeopark ilan edilmesini teklif etse de şu an Türkiye'nin tek jeoparkı Salihli Kula Jeoparkı'dır. - Sardes Antik Kenti - Jeopark Alanı içinde yer alan Sandal Divlit Yanardağı/Konisi - Tarihi Kula Evleri - Kula Peri Bacaları - Çakırca Bazalt Sütunları - Tabduk Emre ve Yunus Emre Türbesi - Adala Kanyonu - Kurşunlu Kaplıcaları - Thermai Thessos Kaya Oymaları - Suuçtu Şelalesi - Kız Köprüsü Kula Divlit Volkanik Parkı videosu aşağıda yer alıyor. Videoyu izlemeyi, beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı umutmayın! Bu yazıda kullanmış olduğum tüm Kula Divlit Volkanik Parkı fotoğrafları aşağıda yer alıyor. Tüm fotoğrafların telif haklarının tarafıma ait olduğunu hatırlatmış olayım. Fotoğraflı günlüğümü takip etmek isterseniz instagram hesabıma da beklerim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mardin-gezilecek-yerler", "text": "\"Ey Güzel Mardin! Uzaktan bana hep çok gizemli, çok derin, çok etkileyici görünürdün. Uzun zamandır sana gelmek ister, fırsat kollardım. Sonunda ben de senin sarp sokaklarında dolandım, insanlarınla sohbet ettim, tarihini anladım, yemeklerinden yedim, suyundan içtim.\" diye Mardin'in kulağına fısıldadım. Mardin'de gezilecek yerler, Mardin'de nerede kalınır, Mardin gezi notları ve çok daha fazlasını bu yazıda bulacaksınız. Aylar öncesinden Diyarbakır'a bilet almıştım, sırf Mardin'i görebilmek için. Gitmişken Diyarbakır, Hasankeyf ve Midyat'ı da gezdim ama Mardin'den bahsetmek istiyorum. Mezopotamya'ya tepeden bakan ama bir o kadar da mütevazi Mardin'den... Onlarca farklı kültürü, dili, dini aynı yerde harman etmiş ve birbirine karıştırmadan yaşatmış olan Mardin'den... Mardin'de gezilecek yerler için listemi günler öncesinden hazırlamış, uçuş gününün gelmesini bekliyordum. Gece geç vakit ulaştık Mardin'e... Mardin'in Diyarbakır yönünden gece manzarası çok etkileyici derler. Bendeki aksi kader, biz tersten Midyat yönünden gördük ilk onu. Daha sarp, daha sert tarafından baktık ilkin. Yine de uzakta, sanki bulutların üstünde oturur gibi aşağıya bakan ışıklarını gördüm önce. Sonra yavaş yavaş o ışıkların içinde buldum kendimi... Benim masal şehrim, rüya şehrim Mardin'e gelmiştim sonunda. Mardin, Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yer alan şehirlerden biridir. Kuzeyinde Diyarbakır ile Batman, batısında Şanlıurfa, güneyinde Suriye, doğusunda ise Siirt ve Şırnak ile komşudur. Mezopotamya ovasına bakan ve sırtını verdiği tepenin yamaçlarındaki konumu ve teras sistemi ile yapılmış taş evleri ile ovaya tepeden bakmaktadır. Mardin'e çevre illerden otobüs ile ulaşabileceğiniz gibi, uçak ile de ulaşabilirsiniz. Mardin'de havalimanı bulunmaktadır. Ancak turistik olarak popüler olduğundan ve uçuş sayısı az olduğundan uygun fiyata uçak bileti bulmak oldukça zor. Uygun uçak bileti bulup Diyarbakır'a uçakla gidip oradan Mardin'e geçmeyi tercih edebilirsiniz. Googlemaps'ten Mardin Havaalanı ile Mardin merkez arası 15 km olduğunu gördüm, taksiye sorduğumda 50 tl'ye götürebileceklerini söylediler, gidiş-dönüş 100 tl'ye mal olacağına daha uygun bir fiyata araba kiralamanın mantıklı olacağını düşündüm. Fiyatlar 2011 fiyatlarıdır. Lütfen o gözle değerlendirin. İnternetten yaptığım aramada Mardinrentacar. net internet sitesine ulaştım. Merkezden uzak yerlere Midyat, Hasankeyf ve Dara Harabeleri'ne gidebilmeyi de çok istiyordum. Kiraladığım araç sayesinde bu yerlere kolay bir şekilde gittim. Hemen bizi havaalanında karşıladılar ve tüm konaklamamız süresince rahatça kullanabileceğimiz rahat bir araç tahsis ettiler. Gezeceğim yerlere bu araç ile gittim, hiçbir yerde park sorunu yaşamadım. Çok rahat ettim. Mardin malum eski taş evleri ile meşhur. Bu eski taş evlere kasır deniyor. Genelde 2-3 katlı olan bu konakları otel olarak kullanılıyor. Eski şehir içinde bu konakların en lüksünden orta hallisine kadar pek çok alternatifini bulabilirsiniz. Bizim kaldığımız orta halli olanında birazcık ısınma sorunu vardı, elektrik sobası ile ısıtıyorlardı odaları. Konaklar bana göre değil derseniz pek çok otel zincirine ait otelleri yeni şehir tarafında bulabilirsiniz. Benim önerim bütçenize uygun bir seçenek bularak kasırlarda kalmanız olur. İnternetten rezervasyonunu yaptırdığım Kasr-i Abbas otele arabayla ulaşamayacağımızı anlamamız kısa sürdü. Eski Mardin'de tek bir cadde var, o da tek yön. Gidiş var, dönüş yok. Diğer bütün sokaklar sadece eşeklere ayrılmış. Otelden gelip bizi ana caddeden alıyorlar. Abbaralar arasından, daracık sokaklardan, kirli, yıkık dökük sokaklardan geçip otelin arka kapısına geliyoruz. Biran için korkuyorum, acaba ne çıkacak karşıma diye. O küçücük kapıdan içeri girince 1000 yıllık bir Mardin evinin avlusunda muhteşem bir Mezopotamya manzarası çıkıyor karşıma. Gece sanırsın karşısı deniz. Denizde irili ufaklı gemiler, tekneler ışıklarını görür gibi.. Halbuki Mezopotamya burası... Sabah anlayacağım ki, göz alabildiğine ova, geceleri denize dönüşüyor. Otelimiz tam bir Mardin Evi. Yüksek taş duvarları, işlemeli güzel kapıları, kat kat avluları ile bütün günümü burada geçirebileceğim kadar keyifli. Manzara güzel, güneş pırıl pırıl. Mardin beni beklemese avludaki masada günlerimi geçirebilirmişim gibi. Mardin ilk görüşte insanın aklını başından alan bir şehir. Son yıllardaki restorasyon çalışmaları ile daha da güzelleşmiş. Bu nedenle insan gezmeye nereden başlayacağını bilemiyor. Biz şöyle bir çözüm bulduk, Mardin'de gezilecek yerler listemizde bulunan yerleri, kaldığımız yere yakın olanları yürüyerek gezmeye başladık. Pazar sabahı Mardin sokakları oldukça sessiz. Zaten turizm sezonu olmadığı için esnaf da ağırdan alıyor. Bütün bunlar bizi durduramıyor elbette. Otelden çıkıp Mardin sokaklarını keşfe dalıyoruz. Mardin gezilecek yerler listesinin başlarında, Tellaklar ve Sipahiler çarşısı olarak bilinen çarşı var. Çarşı 17. yüzyıldan beri burada. 2002 yılında restorasyon geçiren çarşıda çalışan zanaatkarları izlemek ayrı bir keyif. İlk durak Artuklu dönemi mimarisini taşıyan ve Mardin'in simgelerinden biri haline gelen Ulu Camii, ama restorasyon nedeniyle kapalı. İçeri girebilir miyiz diye şansımızı deniyoruz ama ne yazık ki olmadı. Biz gittiğimizde yıl 2011, şimdi restorasyon çoktan bitmiştir. Caminin hikayesi ilginç; iki minareli olarak yapılmış ama tarihte minarelerinden birini kaybetmiş. Süryani kaynaklarında kiliseden camiye çevrildiğine dair bilgiler de yer alıyor. Kiliseden çevrildiği kabul görmese de geçmişte aynı yerde bir kilise olması muhtemel. Dışarıdan minareli Artuklu mimarisinin geleneksel bir örneği olan caminin yivleme tekniği ile yapılmış olan minaresi, tüm Mardin fotoğraflarının olmazsa olmaz misafirlerinden biri. Pazar günü kiliselerde Pazar ayinleri var, bizi içeri almıyorlar. Pazartesi günleri de müzeler kapalı. O yüzden ilk planı tersine çeviriyoruz. Pazar müzeleri bitireceğiz, Pazartesi kiliseleri. Gittiğiniz yerlerde gezi planı yaparken bunun gibi küçük detaylar, özellikle de az zamanınız varsa, çok işinize yarıyor. Yukarıya doğru devam edip Mardin Müzesi'ne giriyor ve her zaman yaptığım gibi, şehrin turistik haritasını alıyorum. Her ne kadar gelmeden dersime çalışmış ve Mardin'de gezilecek yerler listemi hazırlamış olsam da haritayla gezmeyi ayrı seviyorum. Süryani Katolik Patrikhanesi olarak inşa edilmiş olan müze binası, Süryani mahallesinde yer alıyor. Etrafı Süryani evleri ile çevrili, duvarına dayanmış bir de Süryani kilisesi yer alıyor. Mardin Müzesi küçük ama gezilmeye değer. Urartu, Asur, Artuklu, Selçuklu, Pers, Roma, Osmanlı dönemine ait eserler bulabilirsiniz müzede. Benim en çok ilgimi çeken Kırk Haramiler definesi olduğuna inanılan parçalar. Mardin Müzesi Kültür Bakanlığı'na bağlı bir müze olduğu için Müze Kart ile girebiliyorsunuz. Kartınız yoksa 6 TL giriş ücreti. Mardin Müzesi'nin üst kısmı Süryani ailelerin yaşadığı bölge, ara sokaklarda gezerken Mardin'in gönüllü rehberlerinden biri bize eşlik ediyor, Mor Behram Kilisesine giriyoruz. 1293'te Mardin, Süryani Kadim Patriklik Merkezi oluyor. O tarihten itibaren Mardin'de yaşayan Süryanilerin ruhani ve idari işleri bu kiliseden yönetilmeye başlıyor. Ayin yüzünden yine içeri giremiyoruz ama avlusu bile güzel. Mardinli gönüllü rehberler daha sonra da sık sık karşımıza çıkacak, önceleri sempatik gelse de bir süre sonra yakanızdan bahşiş için düşmeyen bir çocuk sürüsü haline dönüşebiliyor, bahşiş koparmak için çok hırçınlaşabiliyorlar. Umarım hala öyle değildir ve umarım yabancı turistleri de böyle taciz etmiyorlardır. Bir Süryani ailesinin evini de ziyaret edip, ev yapımı şarap tadına da bakma fırsatı yakalıyoruz. Şarapla aram oldukça iyi olmasına rağmen Süryani şaraplarını çok sevemedim, taze şarap sevmediğim için herhalde. Vakit kaybetmeden Eski Mardin'in öbür ucuna Valilik binasının hemen karşısındaki Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi'ne gidiyoruz. Çok iyi restore edilmiş bir bina, çok güzel bir sergi salonu. Mardin'e gidipte görmeden dönmeyin. İlk yapım nedeni bilinmemekle birlikte, Osmanlı döneminde süvari kışlası olarak hizmet vermiş olan bina 2009 yılından bu yana Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi olarak hizmet veriyor. Binanın üst katında, Mardin şehrinin kimliğini oluşturan zanaatlar, yaşam alanları, sosyal yaşam ve kent tarihine ait buluntu ve eşyalar sergileniyor. Alt katta ise sergiler düzenleniyor. Eski Mardin merkezindeki en ihtişamlı bina Mardin Artuklu Kaymakamlığı binası. Ben güvenlik görevlisine şirinlik yapıp içeriye girip gezdim, dışarısı kadar güzel. Mardin büyük bir değişim geçiriyor. Onlarca bina restore ediliyor. Kaçak yapılan ve Mardin'in mimari dokusunu bozan binalar önce boşaltılıyor, sonra da yıkılıyor. 2000'e yakın yıkılması planlanan bina var, 2011'de 700 tanesi yıkılmış. Unesco, Anıtlar Yüksek Kurulu, Mardin Valiliği ve Belediyesi büyük bir proje yürütüyor. Dokuyu bozmadan, dokuyu bozan binalar yıkılıyor, eskileri restore ediliyor. Çalışma tamamlandığından Mardin silüeti çok daha güzel olacak. Sabancı müzesinin altında kalan bölüm büyük ölçüde düzenlenmiş ve sokaklarda gezmek büyük keyif. Mardin Kalesine çıkmak istiyoruz, bize gülüyorlar. Askeri bölge olduğu için kaleye çıkmak yasak. Tamamen doğal kaya üzerine inşaa edilmiş bu kale kesinlikle çok korunaklı. Askeri alan olma nedeni de bölgedeki en yüksek ve korunaklı nokta olması imiş. Mardin sokaklarında gezerken dikkatimi geçen bir başka konu ise özellikle orta yaş ve üstündeki herkesin mutlaka selam vermesi. Umarım bu gelenek genç nesillere de aktarılır. Kendimizi turist değil de misafir gibi hissettirdikleri için Mardinlilere bir kez daha teşekkür ederim. Güneş batmadan Mardin'e 30 km mesafedeki Dara Köyü'ne gidiyoruz. Mezopotamya'nın en önemli merkezlerinden biriymiş burası. Çok büyük bir alana yayılmış dev bir medeniyet. Oğuz Köyü ile Dara Antik Kenti birbirine girmiş. Büyük kısmı hala toprak altında. Kazı çalışmaları da yapılmış ancak ödenek yetersizliğinden dolayı şu an devam etmiyormuş. Yeraltı sarnıçları, depolar, yerleşim yerleri, surlar... Bu medeniyet keşfedilmeyi bekliyor. Sınıra çok yakın bu köy değeri anlaşılırsa tam bir turist merkezi olabilir. Akşam yemek yediğimiz yer bu kez Mardin'in modern yüzü. Yine restore edilmiş eski bir Mardin evi kafe olarak hizmet veriyor. Mardin'e özgü kebapları da İtalyan kahvesi de içebileceğiniz bir yer: Leylan Kafe. Bütün akşamı orada geçiriyor, önce işletmecileri ile sonra da oranın restorasyonunda görev alan arkeologla uzun uzun sohbet ediyoruz. Mardin ile ilgili çok şey öğreniyoruz. Buradaki potansiyelin birkaç yıl içinde nasıl da gelişeceğini, oranın insanlarının bunu nasıl da dört gözle beklediğini... Umarım o gün geldiğinde ne sen, ne de insanların değişmez sevgili Mardin. Mardin'de ne yenir, nerede yenir? yazım işinize yarabilir. Ertesi sabah yine erkenden ayaktayız. Otelin avlusundaki keyifli kahvaltıdan sonra hemen sokağa atıyoruz kendimizi. Kayseriyye ve Ulu Cami çevresindeki bakırcıları izleyerek önce Kız Meslek Lisesi olarak kullanılan büyük ve ihtişamlı yapıyı ziyaret ediyor, sonra da Zinciriye Medresesi'ne gidiyoruz. Medrese üniversite vakfının elinde imiş, ne yazık ki üst katlara geçmeye izin verilmiyor. Burada da şirinlik yapmayı denedim ama nafile. Mardin'de hüküm süren son Artuklu hükümdarı tarafından yaptırılmış olan medresenin asıl adı İsa Bey Medresesi olmasına rağmen halk arasında Zinciriye Medresesi olarak biliniyor. Mardin'in ara sokaklarını tavaf ediyoruz, en çok eşekler ilgimi çekiyor. Çöp, eşya, insan... Herşeyi onlar taşıyor. Bizim taksilerin yerine orada eşekler almış. Belediyenin kadrolu eşekleri bile varmış. Dün giremediğimiz kiliselere bugün girebiliriz diye ümit etmiştik ama bugün de tamamen kapalılar. Birkaçının kapısını zorluyoruz ama kapı duvar. Anlaşıldı, kiliselerden yana şansımız yok bu defa. Çay saatinde Mardin'e 9 km mesafedeki Deyrulzaferan Manastırına gidiyoruz. Çay bahane tabii ama safranlı çayını denemenizi öneririm. Süryani Patriklik Merkezi olarak da hizmet vermiş bu yapı, Mezopotamya manzarası, güzel mimarisi ile insanı etkiliyor. Dışarıda çay içerkenki sessizlik ise neden manastırın burada olduğu anlamaya yetiyor. Manastır milattan önce güneş tapınağı olarak kurulmuş. Manastır çevresinde yetiştirilen safran bitkisi nedeniyle zamanla adı Safran Manasıtırı olarak değişmiş. Manastır halen Süryani Kilisesi'nin önemli merkezlerinden biri olarak hizmet veriyor. Kasimiye Medresesi ile günü bitiyoruz. Artuklu mimarisinin son örneklerinden bu medrese hala ihtişamını koruyor. Bir külliye olarak inşa edilmiş olan medresenin Artuklu döneminden bu yana ayakta olması muhteşem bir tarih yolculuğu. Gün batarken yine Mardin fotoğrafı çekme derdindeyiz, birkaç yerden deniyoruz ama istediğimiz gibi bir poz yakalayamadık. Şu silüeti bozan binalar biran önce yıkılsa da gerçek güzelliği ortaya çıksa bu asi delikanlının. Mardin deyince akla hemen gümüş işleri, Telkari geliyor. Telkarinin asıl vatanı Midyat, söylemedi demeyin. Mardin'de de oldukça fazla çeşit var elbette. Bir iki hatıralık almak güzel, ancak asıl orijinal tasarımlar ve bol çeşit için Midyat'a yolunuzu çevirmelisiniz. Mardin eski şehir merkezindeki çarşıda bir tur atıp pek çok telkari dükkanından birkaçını ziyaret edebilirsiniz. Mardin gezilecek yerler listesine ekleyebileceğiniz pek çok manastır, kilise var. Ben kendi ziyaret edip önemli bulduklarımı bu yazıda anlattım. Listenize vaktiniz varsa; Nusaybin'e yakın mesire yeri Beyaz Su'yu, tabii ki Midyat'ı ve Mor Gabriel Manastırı'nı, Mardin eski şehir merkezinde eski PTT binasını ekleyebilirsiniz. Mardin'de gezilecek yerler ile ilgili farklı bir bakış açısı için Biletbayi. com sitesini ziyaret edebilirsiniz. Mardin'de gezilecek yerler listesini aşağıdaki harita bulabilir, google haritalar bağlantısında tıklayarak detaylarına ulaşabilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Ahh Sevil, ben de görmek istiyorum ve yazın rehber niteliğinde olmuş. Bende çok beğendim. çok güzel resimler ve anlatım dilini begendim. bende mardine temelli yerleştim henüz bir kaç gün oldu dedigin yerleri gezip resimler çekicem inş. dün mezopotamyayı aşkam tepeden seyrettim çok güzel di gercekten görülmeye deger bir manzaraydı. Beğenmenize çok sevindim. Umarım Mardin'deki yeni yaşantınız çok keyifli olur. 3-4 gün Mardin ve çevresi yeterli olacaktır. 5 kişi bu hafta sonu gideceğiz Mardin'e. Pazar günü kiliselere almadıklarını yazında okumasaydım, gittiğimizde hüsran olacaktı. Bizim uçağımız Mardin de inecek ve oteli Midyat da tuttuk. Sizce çok mu uzak olur? Ayrıca bizde araç kiralamayı düşünüyoruz.. Yarın Gidiyoruz Mardin'e. Bu yazıyı okumak çok iyi geldi.. Anlatım dilinize bayıldım.. Ne kadar güzel ifade etmişsiniz.. Biz 2 aile(4 yetişkin,1 çocuk,1 bebek) gidiyoruz.. Gezimiz baya maceralı olacak gibi görünüyor.. İyi eğlenceler, çok güzel geçeceğine eminim. Çok sıkışık olur, keşke 3 gününüz olsa. Çok harika 2 gün geçirdik Mardin'de.. Bahsettiğiniz kebapçı Yusuf USta olabilir mi. Gümüşçülerin olduğu caddeden ilerlerken, sağda çay bahçesini andıran bir kebapçı kendileri.. Kebapları nefisti.. Biz fıstıklı, cevizli ve acılı kebap yedik orada. Özellikle cevizli kebaba bayıldıkk.. Güzel şehir Mardin'e yakışır güzel bir anlatım dili olmuş, kaleminize sağlık. herkesin Mutlaka bir kere görmesi gereken, huzur ve hoşgörü dolu bir şehir. Mardini çok seviyorum. Yöresel ürünleri tarif kokak sokakları, Urfa ve mardin hem komşular hemde tarif kokuyor. Emeğinize sağlık..."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mardin-midyat-hasankeyf-ve-diyarbakir-ile-mini-gap-gezisi", "text": "Mardin uzun zamandır görmek isteyip sürekli ertelediğim gezi rotalarından biri idi. Aylar önce ucuz bilet fırsatı yakalayınca Kasım'da Mardin'e gitmek için Diyarbakır'a, Mart'ta da Antep'e biletlerimi almıştım. Zaman geldi, geçtiğimiz Cuma akşamı Diyarbakır'dan başlayan Mini GAP gezisi yolculuk duraklarım sırayla; Hasankeyf, Midyat, Mardin ve Dara köyü oldu. Gezinin kısa özetini yazayım detayları vakit buldukça daha sonra anlatırım. Mardin, Türkiye'de son yıllarda en fazla turist çeken yerlerden biri, havaalanı ulusarası hale getirileceği için 1 yıldır kapalı, umarım en kısa zamanda tamamlanır. Ancak benim önerim eğer Mardin'i merak ediyorsanız birkaç yıl daha bekleyin, ciddi bir restorasyon ve kurtarma çalışması var tüm şehirde. - İlk gün gece Diyarbakır'a ulaştık. Sur içini gece hızlı şekilde dolaşıp meşhur ciğer kebaplarının tadına baktık. - İkinci gün kiraladığımız araçla Mardin yolunu uzatarak önce Hasankeyf'e gittik. Yollar sanılanın aksine son derece güvenli, en ufak bir tereddütünüz olmasın. Hasankeyf mutlaka görülmeli. - Öğleden sonra Hasankeyf'ten Midyat'a geçtik. Dinler ve diller şehri Midyat. Süryani kültürünün en etkili olduğu yer. Bolca gümüşçü ve şehrin ara sokakları görülmeye değer. - Akşam geç saatlerde Mardin'e ulaştık. Booking. com üzerinden rezervasyonunu yaptığım otel 1000 yıllık bir taş konak çıktı: Kasr-i Abbas Oteli. Müthiş Mezopotamya manzarası ile tam bir Mardin evi. Mardin'e gitmek isteyenlere şiddetle öneriyorum. - Üçüncü gün Mardin'in içinde gezmeyi planlamıştık ama birşeyi unuttuk, Pazar günü kiliseler kapalı, Pazartesi günü de müzeler kapalı. Pazar sabahtan Mardin Müzesi ve Sabancı Mardin Kent Müzesi'ni gezip Mardin'e 30 km. mesafedeki Dara Köyüne gittik. Binlerce yıllık bir medeniyet kocaman bir şehir, yarı toprak altında yarı toprak üstünde. - Dördüncü gün Mardin'de medreseler, kiliseler, ara sokaklarda geçti, günü de Mardin'e 5 km mesafedeki Deyrulzeferan manastırında bitirdik. - Beşinci ve son gün sabah erkenden Diyarbakır'a geri döndük. Gece kapalı gördüğümüz suriçini bu kez tüm hareketliliği ile gezdik. 14:45teki uçağımıza kadar, demirciler çarşısı, bakırcılar çarşısı, surlar, Gazi köşkünü gezdik. - Doğu insanı çok misafirperver, çok canayakın. Güvenlikle ilgili şüplerinizden kurtularak Gap Turu yapabilirsiniz. - Diyarbakır'da Kürtçe, Mardin'de ise Arapça asıl konuşulan diller o yüzden Türkçe konuştuklarında anlamakta zorlanabilirsiniz 😉 - Son olarak ülkemizin her köşesinde ayrı bir kültür ayrı bir medeniyet yatıyor, fırsat bulursanız mutlaka gidin görün. Midyat'ın eşsiz ve büyüleyici mekanlarını gezmenize eşlik edecek rehber hizmeti verilir.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mardinde-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Mardin, kültürü ve mimarisi ile olduğu kadar yeme-içme kültürü ile de dikkat çekiyor. Arap, Süryani ve Türk mutfaklarının bir araya geldiği Mardin'de özellikle et yemekleri sizi mutlu edecek. Ayrıca safran çayından badem şekerine Mardin'de bulmayı beklemediğiniz lezzetler de var. Mardin'de ne yenir, nerede yenir? sorusunun cevabını bu yazıda bulacaksınız, okumaya devam! Mardin'de ne yenir derseniz yemek listesi uzun, sizin vaktiniz var mı önemli olan o. En popüler bilinen ve Mardin'de yemek istediğinizde bulabileceğiniz yemekleri sayacak olursak; Kaburga dolması, kuzu kol, kuzu Tandır, tirozi turşusu, sembusek, içli köfte ve mumbar dolması, erik yahnisi, çağla ve kuzu eti'nden yapılan yemekleri, zırh kebabı, mırra kahvesi, dibek kahvesi, safran çayı, badem şekeri, cevizli sucuk, irok, etli ekmek, ekşili dolma, Mardin türlüsü ve tabii ki Süryani şarabı. Dediğim gibi Mardin'de ne yenir listesi uzun, yenecek yemek gezilecek yer çok. Mardin Gezilecek Yerler yazıma da mutlaka göz atın. Mardin kebabı, Mardin'e gidince mutlaka tadına bakılması gereken yemeklerin başında geliyor. Sonraki günlerde hem yemek hem de kahve molası için uğradığımız ve yemeklerden memnun kaldığımız yerin adı ise Leylan Cafe idi, Reyhani Kasrı otelinin hemen karşısında bu kafe. Mardin kebabını burada da yiyebilirsiniz. Ayrıca geniş ve ferah bir mekan, bahçesini veya iç mekanı tercih edebilirsiniz. Kebap yemek için bir diğer seçenek ise Yusuf Usta, yine Eski Mardin'in merkezinde bahçe içinde uygun fiyatlı bir mekan. Mardin denince artık akla ilk gelen yerlerin başında Cercis Murat Konağı geliyor. Biz kendimizi kaburda dolması yemek için, meşhur Cercis Murat Konağı'na atıyoruz. Onu yiyince başka birşeye yerimiz kalmıyor, halbuki başka yemekleri de denemek iyi olurdu. Mardin yemeklerinin hepsinin tadına bakabileceğiniz küçük sunum tabaklarında servis ettikleri bir tepsileri de var. Tüm yemeklerin tadına bakmak için daha iyi bir seçenek olabilir. Cercis Konağı'nın İstanbul'da da şubesi var, tabii ki yerinde yemek her zaman başka. Bir de burada yoğun sezonda geleneksel müzik de oluyormuş ama biz gittiğimizde sakin bir dönem olduğundan denk gelemedik. Eski Mardin'de ana cadde üzerinde bir sürü badem şekercisi göreceksiniz. Özellikle mavi renkli olan badem şekeri çok popüler ama onlar dışında pek çok farklı aromalı olanlarını bulmak mümkün. Bu rengarenk badem şekerleri hem tadına bakmak hem de hediyelik almak için birebir. Mardin deyince tabii ki akla gelenlerden biri de Süryani kültürü. Süryani aileler kendi evlerinde şarap yapmaya devam ediyor. Süryani ailelerden birine konuk olup gerçek bir ev şarabı deneyebilirseniz harika olur. Eğer evde içme şansınız yoksa pek çok Süryani şarabı ticari olarak da üretiliyor, satış noktalarından alabilirsiniz. Eğer, özellikle et yemeklerini seviyorsanız Mardin'de aç kalmazsınız. Afiyet olsun. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Çok yakın bir zamanda Mardin'e gitme fırsatı bulduk herşeyiyle resmen büyüledi. Fakat Cercis Murat Konağı bizim için tam bir hayalkırıklığı oldu. Misafirperverlikleri ve iletişim konusunda bizim için sınıfta kaldılar."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/masai-mara-safari-ve-nakuru-milli-parki", "text": "Kenya-Zanzibar-Tanzanya gezi rotası ve 9 günlük Kenya-Tanzanya gezi maliyetleri yazılarıma da mutlaka göz atın. İstanbul'dan uçağımız Cuma akşamı 18:45'te kalkacaktı. Erkenden Atatürk Havalimanı'na gelip zamanın gelmesini heyecanla bekledim, bekledik. Aslında yola 4 kişi çıkıyor ama 2 kişi devam ediyorduk. Sevil, Aydan, Özgür ve Nazmiye dörtlüsü olarak Kenya'nın başkenti Nairobi'ye doğru yola koyulduk. Nairobi'ye gece 01:00 gibi indik. Nairobi havaalanı yenileme çalışması yüzünden minicik bir alana çekilmiş havaalanı, biz vize ve pasaport işlerini halledene kadar çantalarımız gelmişti bile. Kenya kapıda retina tarama ve parmak izi aldıktan sonra 50 Usd karşılığı vize veriyor. Hiç birşey de sormuyor. Hemen alanda dolar bozduruyoruz ki para lazım olursa sıkışmayalım. Dolar kuru normalde 89 şilin iken havaalanında 86 şilin bu yüzden sadece 50 Usd bozduruyoruz. ÇOK OKUYAN ÇOK GEZEN TÜYOSU: Havalimanlarında genelde döviz kur kötü olur. Ülkeye girişte o ülkenin para birimine illa ki ihtiyacınız olacağı için olabildiğince mümkün olduğunca az para bozdurup şehir merkezine gidince para bozdurmaya çalışın. Çıkışta daha önce anlaştığımız turun şoförü bizi bekliyor ama sabaha kadar havaalanındaki ofislerinde bekliyoruz. Ben safariyi Afrika'daki hemen hemen bütün turları bulabileceğiniz Safaribookings. com sitesi üzerinden bulmuştum. African Breeze Tours bizim safariye katıldığımız firma. Cate'e benim selamımı söylerseniz biraz indirim alabilirsiniz, zira sağlam pazarlık etmeniz lazım. Bir gece daha otel parası vermek istemediğim için sabaha kadar havaalanında bekledikten sonra şehir merkezine geçtik. Sabah 06:00 olmasına rağmen şehir uyanmış ve koşturma başlamıştı bile. Burada hayat erken başlıyor... Nairobi halkının gittiği yerel bir kafede kahvaltı ettik. Haşlanmış kahvaltıda bitki kökü yeniyor. Bana çok tatsız tuzsuz gelse de tadına baktım 🙂 Nairobi beklediğimden çok daha düzenli ve bakımlı. Girdiğim bütün tuvaletler tertemizdi. 09:00'a doğru yola çıktık. 6 kişilik araçta biz iki Türk, Yunan bir çift, Alman ve Perulu bir çiftten oluşan güzel bir grup olduk. İlk durak Amik ovasından başlayıp 9600 km yol kat ederek Kenya'ya ulaşan Büyük Rift Vadisi izleme noktası idi. Binlerce yıl sonra Afrika'yı ayıracak bu vadi şu an çok masum ve güzel görünüyor. Yemek molası vereceğimiz Narok şehrine kadar etrafı akasya, kaktüs ağaçlarıyla kaplı yemyeşil bir yoldan gittik. Yemekte pirinç pilavı, mercimek, ıspanak ve haşlanmış tavuk var. Sonraki günlerde de menümüz benzer olacak. Bu arada yollar dar, kalabalık ve bozuk. Bu nedenle oldukça yavaş ilerliyoruz. Masai Mara Koruma Alanın'dan önceki son şehir Narok, bu bölgedeki en büyük şehir ve Masai kabilesinin de en büyük şehri. Bir sonraki durak Masai Mara! Yolda henüz kampa girmeden gördüğümüz hayvanlar: zebra, yarasa, babun, maymun, antilop, bol keçi, bol koyun, bol inek. Kalacağımız kamp alanı beklediğimden çok daha güzel. King size yataklı kişiye özel dev çadırlar, her çadırın kendi banyo tuvaleti ile gayet güzel. İlk gün izlenimi olarak Kenyalılar gayet temiz. 16:00'da game drive için kamp alanından çıkıyoruz. Game Drive'dan kasıt kendi doğal alanında vahşi hayvanları araç içinden izleme. - pek çok çeşit geyik - thompson gazella - grand gazella - bufalo - zebra - erkek aslan - babun - zürafa - antilop - mongoo - pumba - topic geyiği - wild beest - hat beest Kamp alanına döndüğümüzde yemek yer yemez uykuya daldık. Hepimiz çok yorgunduk. - antilopların en küçüğü ve en büyüğü - fil sürüsü - çita - hipopotam - timsah - dişi aslan ve yavruları - leş yiyen 2 çeşit kuş - renk renk kuşlar - minik maymun Fillerin tuz yemek için geldikleri bölgede 50 fili bir arada gördük. Aslandan kalan avı paylaşan leş yiyici kuşları. Çevresini tanımaya çalışan genç bir çitayı, zıplama egzersizi yapan bir geyik yavrusunu, ve daha bir sürü... Hepsi ayrı ayrı muhteşemdi. Onları doğal ortamlarında görüp yaşamlarına tanıklık etmek müthiş bir deneyim. Akşam 16:00 gibi kampa döndük. Ekstra alabileceğimiz Masai Mara köyü gezisini kaçırmadık tabii. Kişi başı 12 Usd verdik. Son derece turistik bir aktivite. Masai erkekleri önce bir karşılama dansı yapıyor, sonra da yükseğe zıplama yarışı. En yükseğe zıplayan hem köyün en güzel kızını alıyormuş hem de başlık parası olarak 10 inek yerine 7 inek veriyormuş. Tabii ki ben de dansa ve zıplama çılgınlığına katıldım. Sonrasında köyü gezdiriyorlar. Köyün yapısı yuvarlak şeklinde, ortadaki alanda akşam inekleri topluyorlarmış. Koyunlar ve keçiler için de ayrı ağıllar var. Kerpiçten yapılmış küçücük evlerinde çok küçük bir pencere dışında ışık yok. Gezi sonunda kendi yaptıkları incik boncukları satmaya çalıştıktan sonra bir de zorla köyün kadınlarına şarkı söyletti köyün erkekleri. Kadınların işlerini bırakıp geldikleri ve çok mutsuz oldukları her hallerinden belli idi. Kampa kadar bize 3 Masai eşlik etti, yolda gördüğümüz bitkileri nasıl kullandıklarını da anlattılar. Günü kampımızda yorgun ve mutlu bitirdik. Masai Mara'da son günümüzde sabah 06:00da sabah Game Drive için yola çıktık. Önceki günlerden farklı bir hayvan göremedik ama zürafalara epeyce yakınlaşma fırsatımız oldu. Kampa dönüp kahvaltı ettikten sonra bir sonraki durağımız olan Nakuru'ya doğru yola koyulduk. Yolda Perulu ve Alman arkadaşlarımız Nairobiye dönmek üzere bizden ayrıldılar. Sırayla Longolot dağı, Navaisha gölü ve adını hatırlayamadığım bir gölü daha geçerek Nakuru'ya öğleden sonra 16:00 gibi ulaştık. Otelimiz 1970'lerden kalma bir oteldi. Nakuru merkeze de National parka da uzak olduğundan günü otelde bitirdik. - flamingo - water buck - impala - white rhino Flamingoları Uyuni'de de gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Nakuru'da da aynı etkiyi yarattı, ikisinin tadı birbirinden farklı idi. Beyaz gergedanları çok uzaktan ancak dürbünle görebildik. Parkta sadece 80 tane olan bu hayvanların 4ünü görmüş olduk. Soyu tükenmekte olan bu hayvanları hala avlamaya çalışanlar olduğunu duymak ise çok can sıkıcı, insanoğlunun vahşetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu parka kendi özel aracınızla da girebiliyormuşsunuz, yanınızda rehber olmadan. Nakuru gölüyle ilgili bir diğer ilginç bilgi ise, göl suları iklim değişimleri yüzünden yükseliyormuş, bu da çevresindeki ağaçların kurumasına neden oluyormuş. Gölün yükselmesini engellemeye çalışıyorlarmış. Göldeki yükselmeyi yol tabelasının suyun altında kalmasından görebilidik. Milli Parkın içinde bir de küçük şelale vardı. ÇOK OKUYAN ÇOK GEZEN TÜYOSU: Herhangi bir safariye katılacaksanız, yanınıza uzaktaki hayvanları görebilmek için bir dürbün ve eğer fotoğraf çekmeyi seviyorsunuz zoom lensi olan bir fotoğraf makinası götürmeniz iyi olur. Bazı hayvanlara çok yaklaşmak mümkün olmuyor, hem güvenlik hem de hayvanı ürkütmemek için. Bu nedenle dürbün ve/veya zoom lens oldukça işe yarıyor. Yol arkadaşım, canım kocam Özgür Uzun seyahatimizi 8 dakikalık bir videoya sığdırdı, ben her izlediğimde tekrar gitmiş gibi oluyorum. Umarım siz de aynı keyifle izlersiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Ellerinize saglik Sevil hanim... Harika anlatmışsınız... Özellikle de videoya bayıldım. .. O hayvanları doğal ortamlarında görmek müthiş, yazıyla aktarmak ise mümkün değil. Kenya ve Tanzanya'da farklı zamanlarda safari şansı buldum, umarım güney Afrika'da, Zambia'da da tecrübe ederim. Bizim kenya tecrübemizin en ilginç tecrübelerinden biri The Ark idi. http://cokokuyancokgezen. com/kenya-tanzanya-gezisi-ilk-maliyetler-jamboafrika/ sayfada turların kaç gün olduğu ve tur firmasının linkini bulabilirsin. Tur firmasından Cate'e selam söylerseniz size özel bir indirim de yaparlar. Uçak biletiyle ilgili bilgi de aynı yazıda mevcut. harika bir tatil gecirmissiniz belli. Sanirim bir safari'de gorulebilecek her tur hayvani gormussunuz. Gitmeden once asi oldunuzmu? Mutlaka gorulmesi gerekli diyebileceginiz bir yer varmi Nairobi'de? Nelere dikkat etmeliyiz gitmeden once. Resimleri bizle paylastiginiz icin tesekkurler. Hepsi harika. Gitmeden önce seyahat sağlığı merkezine gidip aşılarımı olmuştum. Size de tavsiye ederim. Hangi aşıları olmanız gerektiğini söylüyorlar zaten. Nairobi'de benim gitmek isteyip gidemediğim bir Zürafa Yetimhanesi vardı. Listenize ekleyebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/masallar-ulkesi-svaneti-svan-baskenti-mestia-organik-sehir-zugdidi", "text": "Svaneti Bölgesi Gürcistan'ın kuzey batısında Abazya'ya yakın bir bölge. Bölgenin kuzeyi sarp Kafkas Dağları ile sınırlanmış durumda, bu dağlar aynı zamanda Rusya ile de sınır görevi görüyor. Svan halkı ise bu bölgede yaşayan etnik bir grup, kendi dilleri ve kültürleri olan Svanlar, ulaşılması zor bölgelerde yaşadıklarından dolayı kültürlerini de korumayı başarabilmişler. Ancak artık yollar, köprüler inşa ediliyor, yakın zamanda buralar da eski otantikliğini kaybedecek. Bol bol Türk mütaahit buralarda inşaat ve Hes projeleri yapmaya başlamış bile. Savaşçı Svan halkını Moğollar, Türkler gibi pek çok millet egemenliği altına almaya çalıştıysa da başarılı olamamış taa ki Rus egemenliğine kadar. Gürcülerin savaş zamanlarında değerli eşyalarını bu bölgedeki kiliselere getirip sakladıklarına dair de rivayetler var, define avcılarına yol göstermek gibi olmasın 🙂 Ortodoks Svanlar oldukça dinlerine bağlı bir toplum. Mestia'da çok sayıda yeni yapılmış kilise de görebilirsiniz. Savaşçı bir topluluk olarak bilinen Svanlar, 1000 yıllık kültürlerini korumaya devam ediyorlar. Bu bölgeye özgü Svan Kuleleri ise en dikkat çekici mimari yapıları. Evlerin yanında savunma amaçlı olarak yapılmış 20-25 metre yükseklikteki bu kulelere 4 ila 7 kat arası katmandan çıkılıyor. Her katmana çıkan merdiven yukarı kata çekilip merdiven girişi taş bir kapakla kapatılıyor, böylece düşmanların üst katlara ilerlemesi engelleniyor. Kuleler sadece dışarıdan gelen düşmanlardan korunmak için yapılmamış, bu bölgede kan davası çok yaygınmış ve kendi kan davalılarından korunmak için de bu kuleler kullanılmış. Mestia'ya geliş yolu üzerinde de bu kulelerden tek tük görmek mümkün olsa da çoğu yıkılmış veya bakımsız durumda. Mestia'da ise ziyarete açık kuleler var, tepesine tırmanabilirsiniz. Gerçek Kafkasları görmek için çıktığım yolculuğumun ilk durağı aşağı Svaneti bölgesinin en önemli şehri Zugdidi idi. Batum'dan gelip burada kısa bir ara verip Mestia'ya doğru yoluma devam ettim. Zugdidi, Mestia'dan önceki son büyük yerleşim yeri. Mestia için bir bağlantı noktası diye düşünebilirsiniz. Birkaç saatte bir buradan Mestia'ya dolmuşlar kalkıyor. Batum'dan Mestia'ya hızlı gelebilirim umudu ile Zugdidi aktarmalı bir seyahat planı yapmıştım, hem de Zugdidi'de yer alan Dadiani Sarayı ve pazarını görmeyi planlamıştım. Batum-Zugdidi arası yaklaşık 2 saat, Zugdidi-Mestia arası da 3 saat kadar sürüyor. Batum'dan direkt 5 saatte Mestia'ya 30 Lari'ye ulaşabiliyorsunuz, ancak günde sadece 1 tane 15:00'te Batum-Mestia arası direkt minibüs var. Benim gibi Zugdidi üzerinden gelirseniz 37 Lari fiyatı ve Zugdidi'ye bir sonraki minibüsün saatine bağlı olarak 1-1,5 saat kadar beklemeniz oluyor. O sırada hem sarayı hem de pazarı görebilirsiniz. Zugdidi pazarı organik ve uygun fiyatlı meyve sebze, peynir, yumurta gibi ürünleri bulabileceğiniz bir yer. Mestia bölgenin en turistik yeri olduğundan Zugdidi'den alışveriş yapmak oldukça mantıklı. Özellikle uzun süreli kalacaklar için tavsiyem alışverişlerini buradan yapmaları olur. Bu arada bu pazardan çok az alışveriş yaptım ama pişman oldum, çünkü aldığım birkaç meyve bile o kadar lezzetliydi ki tadına doyamadım. Dadiani Sarayı'na ise biraz yürümem gerekiyordu ve hava 32 dereceyi aşmıştı, o sıcakta yürümek istemediğim için sarayı es geçtim. Svaneti şu an bir ülke değil, Mestia da başkent değil tabii ki. Yukarı Svaneti'deki en büyük şehir Mestia olduğundan ben Mestia'yı buranın başkenti ilan ettim 🙂 Burası Svaneti Bölgesi'ni görmeye gelenler için önemli bir durak, havaalanı bile yapılmış buraya ki ulaşım kolay olsun. Şehir şu an aslında daha çok turizm başkenti. Şehir merkezindeki binaların hemen hepsi restore edilmiş, çok sayıda restorant, otel, turizm acentesi, guesthouse bu bölgeye hem kuleleri hem de doğayı görmeye gelen yabancıları ağırlamak için hazır durumda. Birden artan turizm talebi biraz da fırsatçılığa dönüşmüş elbette. Henüz iyi bir turizm altyapısı olmadığından gelen yabancılardan para koparmak için de hazır bekleyen bir kesim var. Gidilecek yerlere ulaşım ağı çok güçlü değil, pek çok noktaya araç kiralamanız veya taksi ile ulaşmanız gerekiyor. Ushguli gibi bölgenin en turistik yerine dahi günde tek bir araç sabah 10:00'da kalıyor -ki buralarda pek zamanında kalkmaz otobüsler- 2-2,5 saatte Ushguli'ye varıyor ve 16:00'da araç geri dönüyor. Yani orada gezmek için sadece 1,5 saatiniz kalıyor veya orada konaklayıp ertesi gün dönen aracı beklemeniz gerekiyor. Buraya ulaşım 40Lari (Yaklaşık 80tl). Ancak Mestia'dan Tiflis'e gidiş 7 saat civarı olmasına rağmen 35 Lari. Böyle enteresan hesaplar nedeniyle bu bölgeye turla gelmek veya araç kiralamak daha mantıklı görünüyor. Araç kiralamayı düşünürseniz; mutlaka 4x2 veya 4x4 araç kiralamanızı tavsiye ederim, bir de sürücülüğünüze güvenmenizi. Mestia'dan itibaren yollar çok bozuk. Tur ile gelmeyi düşünürseniz; benim de birkaç günlüğüne rotalarına katıldığım Rize merkezli Ritur'u tercih edebilirsiniz. Trabzon havaalanından sizi alıp Svaneti Bölgesi'ne özel hazırlanmış programla gezdirip yine Trabzon'a geri bırakıyorlar. Fiyatları da oldukça iyi. Yıllardır bu bölgeye geldikleri için coğrafyaya çok hakimler. Buraların en yüksek yerleşimi olan Ushguli, Mestia'dan 46km mesafede ancak yol bozuk olduğu için 2-2,5 saat civarı sürüyor imiş. Mestia'dan 4 günlük bir trekking rotası da var, gelen yabancıların pek çoğu bu rotayı yürüyor. Koroldi Buzul Gölleri'ne Mestia merkezden çıkılan bir yürüyüş rotası var, ancak çok dik bir çıkış. Biz Ritur ile araçla göllere çıkıp inerken yürümeyi tercih ettik. İniş 15km civarı sürüyor ancak dik iniş nedeniyle mutlaka bilekli yürüyüş botunuz olması lazım. Oldukça zorlu bir iniş, özellikle son bölümü. Chalaadi Buzulu, Mestia merkeze 12 km civarında. Araçla gidilen son noktadan sonra 2km kadar bir yürüyüş rotası buzulun içine girmenizi sağlıyor. Ancak taksi ile gitmek isterseniz 80 Lari'ye sizi götürüp getiriyor, bir grup oluşturup öyle gidebilirsiniz. Mazeri Köyü Mestia'dan 22km mesafede. Ondan sonra şelale yürüyüşü 9km sürüyor, yine zor denebilecek bir çıkış rotası. Patikada kendi yürüyen veya kılavuz alarak yürüyen gruplara sık sık rastladık. Ben burayı da Ritur ekibi ile yürüdüm. Şelale gerçekten görmeye değer, ancak 18km yürüyüş için uygun malzeme ve kondisyonunuz olduğundan emin olun 🙂 Bu rota aynı zamanda en tehlikeli zirve çıkışlarından biri olan Ushba zirvesi çıkışının da başlangıç noktası. Hem kaya tırmanışı hem de buzul geçişleri ve dik duvarları nedeniyle çok zorlu bir çıkışı varmış. Teleferik başlangıcı şehir merkezinden 6km yukarıda, buraya da taksi ile çıkıp inebilirsiniz. Teleferik 2 katmanlı, 10 Lari'ye bilet alarak her iki katmana da bu bilet ile çıkabiliyorsunuz. Buradan bölgeyi panaromik olarak görebileceğiniz gibi, Ushguli rotasını yürüyecek olanlar dik çıkıştan kurtulmak için teleferiği tercih ediyorlar. Svaneti Müzesi şehir merkezinde ve çok güzel bir Mestia manzarası var. Aynı zamanda Svan tarih ve kültürünü öğrenmek için vaktiniz olursa uğrayabilirsiniz. Svan Kuleleri'nin bazıları ziyarete açık. Benim çıktığım Khergiani Kulesi şehrin yukarı bölümünde, kulenin girişi 2 Lari idi. Ücretsiz kuleler de varmış eskiden ama ben denk gelmedim. Kule çıkışını mutlaka deneyimlemenizi öneririm. Mestia'da konaklama seçenekleri de çok fazla. Büyük otellerden pansiyonlara, hostellerden kamp alanlarına kadar çok seçenek var. Ben şehir merkezine çok yakın olan Old Town Guesthouse'u tercih ettim. Dere kenarında, kocaman bahçesi ile benim ihtiyaçlarımı gördü. Burada pansiyonlarda kişi başı 20 Lari'den başlıyor, yukarıya doğru devam ediyor fiyatlar. Mestia'da seçeneklerin bol olduğu bir alan da burası. Çoğunlukla yerel yemekleri bulabileceğiniz restoranlardan Avrupa usülü kahve yapan kahvecilere kadar aradığınız herşeyi bulabilirsiniz. Gürcistan'ın genelinde olduğu gibi burada da haçapuri, khingali en çok bulunan yemekleri. Gürcistan'da yemek konusunda pek sıkıntı çekmedim ben, ancak bir dip not düşeyim; eğer kişniş ile aranız yoksa haçapuri dışındaki yemeklerde biraz zorlanabilirsiniz. Bizdeki maydanoz kullanım yoğunluğu ne ise Gürcistan'da da kişniş kullanımı öyle. Ancak aroması çok baskın olduğu için sizi zorlayabilir. Mestia'nın en popüler yeri Laila restorant, burada akşamları canlı yöresel müzik de oluyor. Rezervasyonsuz yer bulmanın zor olduğu bir yer burası. Onun dışında başka canlı müzik yapan pek çok yer de var şehir merkezinde, zaten akşam saatlerinde küçük şehir merkezinde bir tur atmanız müzik seslerini duymanıza yetecek. Mestia'da ne yenir, nerede yenir? yazıma mutlaka bir göz atın. - Haçapuri 5-6 Lari, - Khingali'nin bir mantısı 0,80-,90 Lari (4 tanesi ile doyarsınız), - Restoranlarda açık bira 3 Lari, - Ekmek 2 Lari, - Şarap içecekseniz kadeh yerinde litre sipariş ederseniz daha ekonomik olur, Gürcü şaraplarını mutlaka deneyin. - Markette snickers 2 Lari, - Girdiğim bir kahvecide kahve 6-8 Lari arası, burada Avrupa usülü kahve epey pahalı. Benim Gürcistan'da olduğum dönemde 1TL yaklaşık 0,50Lari idi. Fiyatları ona göre değerlendirebilirsiniz. Svaneti Bölgesinde \"Svan tuzu\" olarak satılan bir baharat karışımı var. Farklı baharatlardan oluşan bu karışımın kokusu epey ağır, yemeklerin çoğunda az da olsa kullanıyorlar. Hediyelik olarak da alabilirsiniz. Gürcistan'da görülmeye değer pek çok yer var ve Svaneti kesinlikle bunlardan biri. Svaneti ile ilgili önerilerimi uluslararası uçak bileti fiyatları karşılaştırma sitesi olan Skyscanner ile de paylaştım. \"2019'da Kurban Bayramı tatili için nereye gidilir?\" yazısında benim ve başka gezginlerin önerilerini görebilirsiniz. Gürcistan ile ilgili yazdığım diğer gezi yazılarının listesi aşağıda yer alıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/meis-adasi-nerede-meis-e-nasil-gidilir", "text": "1947'de imzalanan Paris Anlaşması ile tamamen Yunanistan'a geçen oniki adalardan biri olan Meis Adası, İtalyan mimarisi, renk renk evleri, harika denizi, lezzetli yemekleri ile minik bir cazibe merkezi. Kaş'tan sadece 20-25 dakikalık bir feribot yolculuğu ile kolayca ulaşabileceğiniz Meis Adası nerede, Meis Adası'na nasıl gidilir, Meis'e feribot ile geçiş gibi ilgili tüm sorularınızın cevapları bu yazıda, keyifli okumalar! Meis Adası, Yunanistan'ın Ege ve Akdeniz'deki adalarından bir tanesi. Doğu Akdeniz'de yer alan ada, Kaş şehir merkezinin ve hatta Kaş Limanı'nın tam karşısında, 2.1 km açıkta yer alıyor. Adanın Türkiye ve Kıbrıs'a yakın konumu nedeniyle Yunanistan için bir garnizon konumunda, burada bir askeri üssü bulunuyor. Meis Adası'nın ilginç özelliklerinde biri Yunanistan ana karasına en uzak Yunan Adası olması. Meis'e en yakın ulaşım noktası Türkiye. Kaş'tan ilkbahar, yaz ve sonbaharda her gün feribot ile ulaşım sağlanıyor. Yunanistan'dan gelecekseniz; Rodos Adası'ndan feribot ile veya Atina'dan uçak ile adaya ulaşım sağlanıyor. - Geçerli bir pasaportunuz olmalı, - Pasaportunuzda geçerli bir şengen vizesi olmalı, - Eğer yeşil pasaportunuz varsa vizesiz gidebilirsiniz, - Kapı vizesi uygulaması şu an yok, ne zaman başlayacağına dair bir açıklama da yapılmadı. Kapı vizesi, Türk Vatandaşları'nın Yunan Adaları'na kolayca ve hızlıca gidebilmeleri için devreye alınmış bir uygulama idi. Yer yıl yaz sezonu öncesi kapı vizesi uygulaması şartları duyuruluyordu ancak uzun zamandır uygulama devam etmiyor, tekrar başlayıp başlamayacağına dair yapılan bir açıklama da yapılmadı. Meis Adası, Türkiye'ye en yakın Yunan Adaları'ndan biri. Hatta \"Meis'te horoz ötse Kaş'tan duyuluyor\" gibi laflar duyarsınız. Dolayısıyla Türkiye'den Meis'e gitmek Yunanistan'dan Meis'e gitmeden daha kolay. Feribota binip sadece 20-25 dakika içinde Meis'e ulaşılabiliyor. Kaş'tan Meis Adası'na Meis Ferry Lines ile sadece 20-25 dakikada geçebilirsiniz. Meis Ferry Lines'in Kaş şehir merkezinde Cumhuriyet Meydanı'nda ve Kaş Marina'da ofisleri var, bu ofislerden veya www. meisferrylines. com internet sitelerinden feribot biletinizi alabilirsiniz. Kaş'tan Meis'e feribot ile geçiş ücreti 2022 yılı için kişi başı bilet fiyatları tek yön 25 , gidiş-dönüş 30 . Bilet fiyatına ek olarak sadece yurtdışı çıkış harcını mecburen ödüyoruz. Meis Adası için liman vergisi alınmıyor! Alınıyor diyenlere itibar etmeyin! Kaş'tan Meis Adası'na araç ile geçiş yok, sadece yaya olarak, aracınız olmadan gidebilirsiniz. Meis Ferry Lines ile Kaş Meis Feribotu; 1 Mayıs-31 Ekim arası, her sabah 10:00'da Kaş'tan kalkıyor, 16:00'da Meis'ten geri dönüyor. Yaz sezonunda Çarşamba ve Cumartesi günleri 18:00'de gidiş 23:00'te dönüş; Perşembe günleri ise 10:00 gidiş 22:00 dönüş seferleri oluyor. Sonbaharda ise talep olması durumunda sefer ekleniyor. Meis Ferry Lines ile aşağıdaki kanallardan iletişime geçerek saatler ve fiyatlarla ilgili güncel durum bilgisi alarak plan yapmanızda fayda var. - Instagram: @meis_ferry_lines - İnternet sitesi: www. meisferrylines. com - Telefon: +90 532 250 49 25 Meis Adası'na Yunanistan'dan gelmek istiyorsanız; Meis'e en yakın ve büyük ada olan Rodos Adası'nı bağlantı noktası olarak kullanmanız gerekiyor. Rodos'tan feribot ve uçak ile Meis Adası'na ulaşım imkanı var. Yunanistan'da Meis Adasına Kastellorizo, Türkçesi Kızıl Hisar, deniyor. Bu nedenle Yunanistan'dan Meis Adası'na feribot veya uçak arıyorsanız Kastellorizo olarak aratmalısınız. Rodos ile Meis Adası arasında yaz sezonunda haftada 4 gün, kış sezonunda ise haftada 2 gün; Blue Star, Dodekanisos Seaways ve Saos Ferries adlı firmalar ile feribot seferleri düzenleniyor. Rodos ile Meis arası 126 km, standart feribot ile 3-5 saat arası, hızlı feribot ile 2,5 saat sürüyor. Katamaran, arabalı feribot gibi farklı feribot seçenekleri ile yolculuk yapılabiliyor. Rodos ile Meis arası feribot biletleri tek yön 18-21 Euro arası değişiklik gösteriyor. Feribot süresi ve fiyatları araç tipi ve feribot firmasına göre değişiklik gösteriyor. Yunanistan ana karasından Meis Adası'na uçak ulaşmak için Atina'dan Rodos'a Rodos'tan Meis'e uçacak bir rota çizmeniz gerekiyor. Aegean veya Sky Express Havayolları ile Atina'dan Rodos'a ulaşabilirsiniz. Rodos ile Meis arasında ise Olimpic Air ve Aegean Havayolları'nın seferlerinden faydalanabilirsiniz. Rodos ile Meis Adası arası uçuş sadece 40 dakika sürüyor, uçak bileti fiyatları 54 Euro'dan başlıyor. - Marmaris veya Bodrum'dan Kaş'a gelerek, Kaş'tan feribot ile Meis Adası'na geçebilirsiniz. - Marmaris veya Bodrum'dan önce Rodos Adası'na, Rodos Adası'ndan Meis Adası'na geçebilirsiniz. Kaş'ta gezilecek yerler önerilerim de ilginizi çekebilir, göz atmanızı öneririm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/meis-gezi-rehberi", "text": "Yunanistan'ın hemen burnumuzun ucundaki güzeller güzeli adası Meis ile geç buluştuk ama çabuk kaynaştık, ben kendisine bayıldım, o da bana karşı boş değil bence. Türkiye'ye en yakın Yunan Adaları'ndan biri olan Meis, güzel sahil şehrimiz Kaş'a sadece 20-25 dakikalık bir feribot mesafesinde. Minik bir ada olduğu için günübirlik gezmek de mümkün. Meis'in tarihçesi, nerede, nasıl gidilir, ne yenir, Meis'te gezilecek yerler, nerede kalınır gibi Meis seyahatinizde ihtiyaç duyacağınız tüm bilgileri içeren Meis Adası gezi rehberi hazırladım, keyifli okumalar! Biz Meis Adası diyoruz ama Meis Adası'na Yunanlılar Megisti, Avrupalılar ise Kastellorosso diyor yani Türkçesi Kızıl Hisar. Meis'te indiğimiz limanın olduğu yerin adı ise Megisti. Biz hepsine toptan Meis Adası diyoruz. Kısaca adanın tarihçesini anlatacak olursam; ada Malta Şövalyelerinin egemenliği altında yaşamış uzun süre. Akdeniz ticareti için önemli bir konumda olduğundan deniz ticareti sayesinde çok zengin bir ada imiş. 1512 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş. Ada I. Dünya Savaşı sonunda Fransızlar'a verilmiş, Lozan Anlaşması ile İtalyanlar'ın yönetimine geçmiş. Şu an ada mimarisinde gördüğümüz İtalyan etkisinin sebebi de bu. Meis Adası; II. Dünya Savaşı'ndan sonra Paris Anlaşması ile oniki adalar ile birlikte Yunanistan'a verilmiş. Ada, Türkiye'ye en yakın Yunan Adaları'ndan biri olduğundan burada ciddi bir askeri bölge bulunuyor. Meis Adası'nın dünyaca ünlü olmasını sağlayan ise 1991 yapımı Mediterraneo adında bir film. Film 1992 yılında en iyi yabancı film oscarını alınca ada birden popüler bir turizm destinasyonu haline geliyor. Adada az miktarda zeytin ve üzüm yetiştiriliyor, ana geçim kaynağı ise sünger avcılığı ve şüphesiz turizm. 400 civarında olan nüfus yaz aylarında binlerin üzerine çıkıyor. Meis Adası, Doğu Akdeniz'de bulunan Yunanistan anakarasına en uzak Yunan Adası. Tam olarak Kaş şehir merkezinin karşısında, sadece 2.1 km uzaklıkta bulunuyor. Türk Vatandaşları'nın Meis Adası'na gidebilmek için geçerli bir pasaport ve geçerli bir şengen vizesine ihtiyaçları var. Eğer yeşil pasaport sahibiyseniz vizesiz geçebilirsiniz. Bir de tabii maalesef yurt dışı çıkış harcı ödemeniz gerekiyor. Türkiye'den Meis'e gitmenin en kolay ve hızlı yolu; Kaş'tan sadece 20-25 dakika süren feribot ile Meis Adası'na gitmek. Beşiktaş'tan Kadıköy'e geçme süresinde ülke değiştirmek harika bir deneyim. Kaş'tan ise Meis Adası'na feribot ile sabah gidip akşam dönebilirsiniz. Meis Ferry Lines; 1 Mayıs-31 Ekim tarihleri arasında her gün sabah 10:00'da Kaş'tan Meis'e akşamüstü 16:00'da Meis'ten Kaş'a feribot seferleri düzenliyor. Ayrıca belli günlerde gece 22:00 veya 23:00 dönüşlü feribotlar da bulunuyor. Biz sabah 10:00'da gidip akşam 22:00'de dönmeli dolu dolu bir Meis gezisi yaptık. Böylece hem adada görülecek her yeri doyasıya görme hem de adanın akşamını yaşama imkanı bulduk. Sefer saatleri ile ücretleri konusunda detaylı bilgi almak için Meis Ferry Lines'a; Kaş Limanı veya Kaş Marina'da bulunan ofislerinden, internet sitelerinden veya instagram sayfalarından ulaşarak bilgi alabilirsiniz. Meis Adası'na Yunanistan'dan gelecekseniz Rodos Adası'na gitmeniz gerekiyor. Rodos'tan feribot veya uçak ile Meis'e ulaşabilirsiniz. Meis Adası Nerede, Meis'e Nasıl Gidilir? yazımda Meis Adası'na ulaşım ile ilgili daha fazla detay bulabilirsiniz. Meis Adası'nda gezilecek yerler listesinde bulunan yerleri ve yeme-içme önerilerimi aşağıdaki google haritasında görebilirsiniz. Meis minik bir ada ve yerleşim sadece Kaş'a bakan kuzey tarafında bulunuyor. Bu nedenle gezilecek görülecek yerlerin de hemen hepsi bu tarafta yer alıyor. Üç katı geçmeyen rengarenk evlerin deniz kıyısına sıra sıra dizildiği Megisti uzaktan da yakından da öyle güzel görünüyor ki... Adaya yaklaştıkça insanın aklında tek bir soru oluyor: \"sadece 20 dakikada nasıl bu kadar farklı bir yere geliyoruz?\". Şimdi bizim gezdiğimiz sırayla Meis Adası'nda gezilecek yerler listesine bir bakalım. Dünyanın en güzel deniz mağaralarından biri olan Mavi Mağara, adanın güneydoğu tarafından bulunuyor ve karadan ulaşım yok. Bu nedenle biz feribottan iner inmez limandaki minik teknelerden birine binip Mavi Mağara'ya gitme planı yaptık. Hem Mavi Mağara'yı aydınlık görebilmek için hem de dalgalar nedeniyle öğleden sonra mağaraya girilemediği için mağaraya öğleden önce gitmek gerekiyor, acele etmemizin bir sebebi de buydu. Bizim teknemizin sahibi Stavros idi, biraz suratsız ama hiç sıkıntı olmadı. Kısa, sarsıntılı ve dalgalı bir deniz yolculuğundan sonra mağara girişine ulaşınca insanın biraz gözü korkuyor açıkçası. Minik bir aralıktan, hatta delik desem yeri var, tekne içinde eğilerek mağaraya giriliyor. İçeriye girince bütün korkunuz bitiyor çünkü muhteşem bir mavi renk mağara duvarlarını boyamış, su ayrı güzel, mağara zemini ayrı güzel. Mağara 100 metre uzunluk, 80 metre genişlik, 35 metre tavan yüksekliği ile inanılmaz etkileyici görünüyor. Tekne burada kısa bir yüzme arası veriyor. Burada yüzmek de biraz ürpertici olsa da çok etkileyici. Megisti Limanı'ndan Mavi Mağara'ya gitmek için tekneye kişi başı 10 Euro verdik (2022 yılı). Mavi Mağara dönüşü, adanın en güzel plajı olan Saint George Plajı'na ev sahipliği yapan Aya Yorgi Adası'na geçiyoruz. Bizi Mavi Mağara'ya götüren tekne, ek ücret almadan, dönüşte adaya bırakıyor ve istediğimiz saatte gelip geri alıyor. Bu arada çok uzak sanmayın, tekne ile sadece 5 dakika sürüyor Megisti Limanı ile Aya Yorgi Adası arası. Biz dinlenmek ve denize girmek için 2 saat kadar adada mola verdik. Ada üzerinde Aya Yorgi Kilisesi ve Saint George Plajı işletmesi bulunuyor. Zaten minicik bir ada. Denizi çok güzel olduğu için Meis'e gelen hemen herkes buraya da uğruyor. Saint George plajının işletmecisi adanın tek Türk gelini Huri Hanım. Gidince bir \"merhaba\" derseniz mutlu olur. Plajda şezlong ücreti 2022 yılında 4 Euro idi, yeme-içme fiyatları da Yunan Adaları'na benzer, mesela Frappe 3,5 Euro idi. Meis Adası'nda feribottan indiğimiz yerin adı Megisti Limanı. Görülecek hemen her şey liman çevresine serpişmiş durumda ama liman boyunca yürümek, bütün binaları seyretmek, her kapının önünde durup fotoğraf çektirmek için mutlaka zaman ayırmalısınız. Limanda deniz kaplumbağaları dolaşıyor, onlara bir selam vermeden de geçmeyin. Tabii sadece limanda gezmeyin, ara sokaklara dalın, çiçeklerin süslediği harika İtalyan mimarisi bırakın sizi sarıp sarmalasın. Liman boyunca devam ettiğinizde Aziz George Kilisesi yolunuza çıkacak. Burası adadaki en büyük kilise. Meis'i meşhur eden Oscar Ödüllü Mediterraneo filminin çekildiği Mediterraneo Kastelorizo pansiyonuna ulaşmak için güzeller güzeli limanın sonuna kadar yürümeniz gerekiyor. Üzülmeyin, yol boyunca göreceğiniz her bina, her açı birbirinden güzel. Görüp görebileceğiniz en temiz ve en güzel balık pazarı da limanda bulunuyor. Tabii balıklar sabah erken geldiği için biz balıkları göremedik ama boş hali de güzeldi. Meis Adası'nda feribot ile yaklaşırken solda bir cami minaresi göreceksiniz. O camii 18. yüzyılda Osmanlı döneminde yapılmış, o dönemde yeniçeriler tarafından kullanılan bir camii. Şu an camii olarak kullanılmıyor ama binası ve minaresi korunarak arkeoloji müzesi olarak hizmet veriyor. Müze 15:30'da kapanıyor, geç kalırsanız ziyaret edemiyorsunuz. Osmanlı Camii'nin önünden kale yönüne doğru devam ederseniz; Meis'e İtalyanca adını veren Kızıl Kale'nin üstüne kurulu olduğu tepenin çevresini yürüyerek dolaşabileceğiniz, zemini taş döşeli bir patika bulunuyor, patikanın manzarasının da çok güzel olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Bu patika üzerinde Yunanistan'da bulunan tek Likya kaya mezarı bulunuyor. Bizim taraftaki ihtişamlı kaya mezarları ile kıyaslanmaz ama adada tek olması nedeniyle görülmeye değer. 1379-1388 yılları arasında, Rodos Şövalyeleri tarafından kurulmuş olan kale, üzerinde bulunduğu tepenin kızıl toprak olması nedeniyle Kızıl Hisar adını almış. Ada İtalyanca adını bu kaleden almış. Limandan yürüyürek ulaşabileceğiniz mesafedeki kalenin surlarının üzerine, bayrağın olduğu yere çıkarsanız adanın 360 derece manzarasını görebilir; hem Megisti Limanı hem de Mandreka Plajı'nın müthiş manzaralarını izleyebilirsiniz. Kaleye giriş ücretsiz. Kızıl Kale'den adanın iç kısımlarına doğru ara sokaklardan kilise çanını gördüğünüz yöne devam edin, karşınıza Santrape Okulu çıkacak. Meis'te gezilecek yerler listesine bir okul almamın sebebi; okul binasının, bahçe kapısının ve bahçesindeki çakıl mozaiklerinin çok güzel olması. Adaya gelmişken Mediterraneo filminde geçen La Platania restoranının ve Santrape Aziz George Kilisesi'nin bulunduğu meydanı ve bu güzel okulu görmenizi isterim. Meis Adası'na gelince mutlaka yapılması gerekenler listedeki aktivitelerden biri de Saint George Manastırı'na çıkan merdivenleri tırmanmak. Eğer zamanınız kısıtlıysa manastıra kadar çıkmanıza gerek yok ama patikadan biraz yükselmenizi öneririm, çünkü müthiş bir Meis Limanı manzarası, Kaş manzarası patika boyunca size eşlik ediyor. Manastıra çıkış 1100 metre ve 400 basamaktan oluşan oldukça dik bir patika. Sakın gün ortasında sıcak havada çıkmayın, akşamüstü güneş etkisini azalttıktan sonra tırmanmak en iyisi. 1759'a tarihlenmiş olan manastırın ahşap ikonastası, çakıl mozaikli bahçesi ve manzarası görülmeye değer imiş ama biz manastıra kadar çıkmadan, hava karardığı için, yarı yoldan geri döndük. Ana yerleşim bölgesinin güneybatısına doğru çıkarsanız antik döneme ait kalıntılar, 4. yüzyıldan kalma bir kule ve yakın dönemde yapılmış şapeller bulunuyor. Biz buraya çıkmadık ama gitmek isteyenler olursa diye listeye ekledim. Adada süreniz kısaysa ve her yeri görmek istiyorsanız, hız kazanmak için scooter kiralamayı düşünebilirsiniz. Böylece tüm adayı dolaşabilirsiniz. Limanın hemen paralelinde bir araç kiralama ofisi bulunuyor, orada scooter da bulabilirsiniz. Meis Adası'nda az sayıda plaj bulunuyor. Meis'te ana adada denize girebileceğiniz plajın adı Mandrake Plajı. Plajın kaleden manzarası da şahane. Adanın en güzel plajı Saint George Plajı. Megisti Limanı'ndan 5 Euro'ya plajın olduğu Aya Yorgi adacığına ulaşabilir veya Mavi Mağara'ya gitmek için tekne ayarladıysanız dönüşte sizi plaja bırakmalarını isteyebilirsiniz. Meis Adası sadece 400 hanenin bulunduğu minik bir ada. O yüzden yüzlerce yeme-içme seçeneği yok, ama korkmayın aç kalmazsınız. Yunanistandasınız, hiçbir şey yoksa hamur işi ve deniz mahsülleri yiyecek, şarap veya bira içecek bir yer mutlaka bulursunuz. Bütün mekanlar feribottan indiğinizde sağınızda kalan liman bölgesinde yer alıyor. Bir yürüyüş yapıp gözünüze kestirdiğiniz bir yerde de yemek yiyebilirsiniz. Ben yine de önerilerimi sıralayacağım elbette. Adanın en güzel ve keyifli restoranı limanda deniz kıyısında bulunan Alexandra's Restoran'da yemek yiyin, özellikle deniz ürünleri çok lezzetli, servis çok ilgili. Bebek karides yiyip beyaz şarap için, bu bir Yunan Adası klasiğidir. Ahtapot gerçekten nefisti. Bir de ballı kızarmış Saganaki peyniri yediki o da çok iyiydi. Giderseniz sahibi Mihalis'e benden selam söyleyin. Yine limanda deniz kıyısında bulunan Athina Restoran'da kabak kızartması, Yunan salatası gibi klasik Yunan lezzetlerini deneyebilirsiniz. Restoranın sahibi Türk damat almış Kaş'tan. Kerem Bey genelde restoranda oluyor. Mediterraneo filminde geçen La Platania Restoran'da soğan dolmasının tadına bakın. Adanın tek fırını olan Kastellorizo Fırını'ndan sabah saatlerinde atıştırmalıklar, hamur işleri alabilirsiniz. Meis küçük bir ada, bir günde gezip bitirebilirsiniz ama gidip uzun süreli tatil yapmak ve kafa dinlemek için de çok keyifli bir yer. Kaş'ın kalabalığından kaçayım derseniz, Meis tam olarak o yer! Meis'i ünlü yapan Mediterano filminin geçtiği pansiyon hala otel olarak işletiliyor, Mediterraneo Kastelorizo konaklamak için en ilginç yerlerden biri. Bunun dışında adada başka butik otel ve pansiyonlar da var. Bütçenize en uygun Meis Adası konaklama seçenekleri için tıklayın. - Mavi Mağara'yı görmeden, cam mavisi sularında yüzneden dönmeyin! - Aya Yorgi Adası'ndaki Saint George Plajı'nda yüzme ve güneşlenme molası verin. - Megisti Limanı'nda sakin sakin gezinin, ara sokaklara dalıp güzel mimarinin tadını çıkarın. - Harika Kaş ve Meis manzarası ile kaleye çıkan taşlı yolda yürüyün. - Avrupa'daki tek Likya mezarı sayılan kaya mezarını ziyaret edin. - Adaya Kızıl Hisar denmesine sebep olan kaleye çıkın ve adanın manzarasının tadını çıkarın. - Adanın tek okulu olan Santrapeia Okulu'nun çakıl mozaiklerini görün. - Adanın tepesindeki Saint George Manastırı'na çıkmak için 400 basamak merdiven çıkmanız gerek, manzara için değer. - Kabak kızartması, bebek karides, ahtapot ve beyaz şarap menüsünün tadına mutlaka bakın! Meis'te geçirdiğim her dakikadan çok keyif aldım, siz de gidin görün! Keşif önerileri ve seyahat tüyoları için takipte kalın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/meksika-da-arac-kiralama", "text": "Meksika seyahatimiz boyunca en çok sorulan soruların başında güvenlik vardı. Bir de Yucatan Yarımadası'nda araba kiralayınca, bu sorulara \"araba kiralamak güvenli mi?\" sorusu da eklendi. Biz de Meksika'da araba kiralarken biraz tedirgindik. Okuduğumuz, izlediğimiz bazı örnekler Meksika'daki güvenlik sorunlarına işaret ederken polislerin de rüşvet almak için türlü numaralar çevirdiklerini gösteriyordu. Meksika'da araç kiralama sırasında dikkat edilmesi gerekenler, Yucatan yarımadasında araba kiralama fiyatları gibi ihtiyaç duyduğunuz pek çok bilgi bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar. Meksika'da araç kiralama fiyatlarını görmek için tıklayın. Önce neden Meksika'da araç kiralama yaptık o konuya bir açıklık getireyim. Zamanımız az, görmek istediğimiz yer sayısı fazla olunca hızlı hareket edebilmek istedik. Daha önce Meksika'ya gitmiş olan bir arkadaşımız Meksika'da araç kiralarının çok uygun olduğunu ve Yucatan Yarımadası'nın ise yabancılar için gayet güvenli olduğunu söyleyince Yucatan Yarımadası'nda geçireceğimiz 5 gün için araba kiralamak çok mantıklı geldi. Araç kiralamaya karar verdikten sonra da Mexico City'den Yucatan Yarımadası'na uçuşumuzu Cancun yerine Merida'ya yapmaya karar verdik. Hem Mexico City'den Merida'ya uçak biletleri Cancun'dan daha uygun hem de araç kiralama ücretleri daha uygun oldu böylece. Daha önce de pek çok kez yurt dışında araba kiraladık. Araba kiralarken uluslararası fiyat karşılaştırma sitelerinden biri olan Rentalscar. com üzerinden fiyat seçeneklerine baktık. Bu siteyi araba kiralamanın Booking. com'u gibi düşünebilirsiniz. Pek çok uluslar arası ve yerel araç kiralama firmasının fiyatlarını listeliyor. Araç seçeneklerini listeledikten sonra ise daha önce çok sefer araç kiraladığımız Avis'ten aracımızı kiraladık. Meksika gibi az gelişmiş ülkelerde araç kiralama yaparken fiyat olarak daha fazla olsa da yerel firmalar yerine uluslar arası firmaları tercih ediyoruz, çünkü hizmet standardından emin olmak istiyoruz. Merida Havaalanı'nda indiğimizde hemen Avis ofisine gittik. Havaalanındaki ofiste herhangi bir işlem yapmıyorlar, rezervasyon çıktınızı gördükten sonra size bir shuttle çağırıyorlar, Avis'in havaalanının hemen yanında büyük bir park alanı var, servis aracı sizi oraya götürüyor. Bütün kiralama işlemleriniz o park alanında yapılıyor. Meksika'da olduğunuzu unutmamanız önemli, çünkü bütün işler olduğu gibi kiralama işlemi de yavaş yavaş yapılıyor 🙂 Yavaş olsa da Avis standardında gayet profesyonel ve kaliteli hizmet alıyorsunuz. Aracımızı kolayca teslim aldık. Çoğu yerde olduğu gibi aracın deposunu dolu teslim edip dolu teslim alıyorlar. Burada şöyle bir not düşeyim; havaalanındaki ofisteki görevli \"benzin alamazsanız önemi değil, depo farkını biz piyasadaki fiyatlardan kiralama yaptığınız kredi kartınıza yansıtıyoruz\" demişti. Halbuki park alanındaki görevli, \"eğer depoyu dolu getirmezseniz piyasa fiyatının 2-3 katı benzin fiyatı yansıyor, mutlaka doldurup getirin\" dedi. Biz işimizi garantiye alıp doldurup bıraktık, bırakırken. Bu arada aracı teslim alırken kredi kartınıza 1200 Usd'lik bir bloke koyuyorlar, kart limitinizin müsait olduğundan emin olun. Yucatan yarımadasında 5 günlük araba kiralama yaptık. Kiraladığımız araç orta sınıf, otomatik ve benzinli bir araçtı, marka olarak bize Chevrolet Aveo marka sedan bir araç verdiler. 5 günlük, orta sınıf araba için toplam 68 Usd kira ücreti verdik. Standart sigorta paketi olan bir kiralama yaptık, ekstra bir teminat almadık, ihtiyacımız da olmadı. İstediğiniz araç sınıfı, vites tipi, yakıt tipi, kaç gün kiralama yaptığınız gibi değişkenlere göre Yucatan yarımadasında araç kiralama fiyatları günlük 12 Usd'den başlıyor, 35 Usd'ye kadar çıkıyor. 5 gün boyunca Yucatan'da yaklaşık 1000 km yol yapmışız, benzin masrafımız ise 60 Usd oldu. Valladolid'den sonra Cancun, Tulum yönlerine gitmek için otoban kullandık, 34 Usd otoban ücreti ödemişiz, bize epey yüksek geldi. - Merida-Valladolid arasında bir noktadan sonra otoban ücreti alınıyor. Merida-Valladolid arası için alınan ücret 185 Peso, yaklaşık 10 Usd. Gidiş yönünde Valladolid-Tulum arası otoban kullanmadığımız için giderken sadece bunu ödedik. - Dönüşte ise, Playa del Carmen'den gelirken Playa-Valladolid arası için ise 266 Peso ödedik, yaklaşık 14 Usd. - Valladolid-Merida arası için ise tekrar 185 Peso yani 10 Usd otoban ücretini ödedik. Otoban ücretleri motosiklet, araba, kamyon, tır için farklılaşıyor. Aşağıdaki fotoğraf bir otoban giriş noktasına ait. Otoban kullanmadan gidebilir miyim derseniz, evet otobana alternatif yollar var. Ancak yollar yerleşimlerden geçiyor, sürekli çok yüksek kasisler var. Hızlanma ihtimaliniz neredeyse yok, biz Chichen Itza Valladolid arasını otobanı kullanmadan gidip geldik ancak oldukça yavaşlattığını belirtmekte fayda var. Meksika ile güvenlik uyarılarının başında polislerin rüşvet almak için durdurmaları ve göz korkutmaları yer alıyor ne yazık ki. Yolda 3 kez polis çevirmesine denk geldik. Daha doğrusu çok daha sık çevirme var ama üçünde bizi durdurdular. Durdurduklarında hemen Türk olduğumuzu söyledik çünkü kiralık araçlar genelde Amerikalılar tarafından kullanıyor ve Amerikalılar'ı para makinası olarak görüyorlar, Amerikalı olmadığımızı anlarlarsa insaf ederler dedik. Hiçbirinde polisle ilgili bir sorun yaşamadık, ehliyet/ruhsat kontrol edip bıraktılar. Durduran polislerin hiçbiri İngilizce bilmiyordu, belli kelimelerin İspanyolcasını öğrenmenizde veya vücut dilinizi kullanmanızda fayda var. Ama polisin dediklerini anlamak için az da olsa İspanyolca çok işinize yarar. Biz Türküz: origino Turko demek epey işe yarıyor mesela. Bizim eski ehliyetlerimizde son kullanım tarihi yok, yenilerinde var. En çok ona takıldılar. Son kullanım tarihi yok: \"sin fecha de vencimiento\" demeniz işinize yarayabilir. Kocamın doğum tarihini son kullanma tarihi bu mu diye soran dahi oldu. Meksika'da araç kiralama fiyatlarını görmek için tıklayın. Kullandığımız yollar oldukça işlek olmasına rağmen trafiğin akışı konusunda sorun yaşamadık, İstanbul'da araç kullanan biri her yerde kullanır iddiamızı yineledik. Beklediğimiz gibi ölümüne araç kullanan kimseye denk gelmedik. Ancak çok kurallı araç kullandıklarını söyleyemeyiz, ani sollama yapanlar, sinyal vermeden dönenler Meksika'da da sizi bekliyor, hazır olun. Meksika trafiğindeki en önemli sorun otobanlar dışındaki tüm yollarda çok yüksek ve geniş kasislerin olması. Özellikle yerleşim noktalarından geçiyorsanız çok sık kasis var, kasisler çok yüksek ve bazı kasisler o kadar geniş ki yol haline gelmiş. Standart, genel geçer tüm trafik kuralları burada da geçerli. Hız limitlerine uymanız, emniyet kemeri takmanız kritik, hele ki bu kadar çok polis çevirmesi varken. Otobanlarda oldukça sık U dönüş var, bizde kilometrelerce olmaz ya, orada her 10 km gibi neredeyse dönüş var. Yucatan Yarımadasında; Merida, Valladolid, Tulum, Playa del Carmen ve Izamal şehirlerinde bulunduk. Şehirler arasında, Merida dışında aracımızı sokağa park ettik ve herhangi bir park ücreti ödemedik. Ören yerlerinde ise hemen hepsinde park ücreti ödedik. - Merida'nın eski şehir merkezinde vakit geçirmek istediğimiz için ve sokaklar çok dar olduğu, park edecek yer olmadığı için otoparka bıraktık aracımızı. 5 saatlik park için 70 Peso, yaklaşık 4 Usd ödedik. - Chichen Itza ve Uxmal'da 80 Peso, yaklaşık 4,5 Usd ödedik. - Tulum Harabeleri'nde 100 Peso, yaklaşık 5,5 Usd otopark ücreti ödedik. Tulum Harabeleri'ne ana caddeden döndüğünüzde üzerinde üniforma olan insanlar yola atlayıp resmi otopark olduklarını söyleyip sizi içeriye çekmeye çalışıyor ve otopark için 150 Peso istiyorlar. Yolun sonuna kadar devam edin, resmi otopark orada, orası 100 Peso. Genel olarak Yucatan Yarımadası'nda araç kiralama işini sorunsuz olarak hallettik. Issız yerlerde veya daha az turistik yerlerde durum farklı olabilir belki, Yucatan ülkenin en turistik bölgesi. Aklınıza takılan konular varsa lütfen yorum olarak yazın, cevaplayayım. Yazdığım tüm Meksika gezi yazıları aşağıdaki listede yer alıyor. İlgilendiğiniz yazının bağlantısına tıklayarak ulaşabilir, cevabını göremediğiniz sorularınız varsa yorum olarak ekleyebilirsiniz. - Meksika'ya gitmeden vize almamız gerekiyor mu, vize ücretli mi, kapı vizesi var mı gibi soruların cevapları için; Meksika vizesi - Meksika'ya sadece bir haftalığına gidilir mi, gidilirse gezi rotası ne olmalı derseniz: 1 haftalık Meksika gezi planı - Meksika ucuz bir ülke mi, yeme-içme, ulaşım, konaklama maliyetleri ne oldu merak ediyorsanız: Meksika gezisi maliyeti - Meksika'da araç kiralama güvenli mi, kaça mal oluyor sorularının cevapları: Meksika'da araç kiralama Biz Merida'dan alıp Merida'ya bıraktık aracı. Meksiko City Uçağımız Merida'dan idi. Cancun'a hiç girmedik."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/meksika-gezi-rehberi", "text": "Meksika'ya gitmek istiyor ama nasıl bir plan yapacağınızı bilemiyor musunuz? Meksika güvenli mi, Meksika'da araba kiralanır mı, Meksika'da hava durumu nasıl, Meksika'ya gitmek için en iyi zaman, Meksika'da beyaz adama karşı yaklaşım nasıl gibi pek çok sorunuzun cevabı Meksika gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! - Ülkenin tam adı: Meksika Birleşik Devletleri ve 6 bölgeden oluşuyor. - Başkenti: Meksiko - Nüfusu: 120 milyon. Dünyadaki Amerika'dan sonra en fazla obez nüfusuna sahip ülke. - Para Birimi: Peso - Dili: İspanyolca, ülkede resmi dil olmamakla birlikte yaygın kullanılan dil İspanyolca, İspanyolca dışında 60'tan fazla yerel dil konuşuluyor. Dünya üzerinde en büyük İspanyolca konuşan nüfusu Meksika'da. - İklim: Tropikal iklim, yılın altı yazı yağışlı, altı ayı kurak genel olarak sıcaklık ortalaması 30 derece civarında - Dini: Hristiyan Katolik. Brezilya'dan sonra dünyadaki ikinci büyük katolik nüfusu Meksika'da. - Yüzölçümü: 1.973.000 km2 ile, Brezilya ve Arjantin'den sonra Latin Amerika'nın yüzölçümü olarak üçüncü büyük ülkesi. - Komşuları: Güneyde Belize ve Guatemala, kuzeyde ise ABD ile sınırı var. Meksika ABD sınırı dünyadaki ikinci en uzun kara sınırı, birincisi ABD Kanada sınırı. - Meksika Bayrağı: Meksika bayrağında yer alan renk ve desenlerin anlamına bakacak olursak; yeşil umut ve geleceği, beyaz renk birlik ve beraberliği, kırmızı da Meksika tarihinde bağımsızlık için dökülen kanları temsil ediyormuş. Bayrağın ortasında yer alan armada; kaktüsün üzerinde ağzında bir yılan olan kartal resmedilmiştir, bu arma eski bir Aztek efsanesine dayanıyor. Meksika'ya gitmeden önce, Meksika tarihi hakkında biraz bilgi edinmek ve tarihte yaşananları dikkate alarak ülkenin bugününü değerlendirmek lazım. Meksika, dünyanın en eski medeniyetleri olan Olmecler, Aztekler ve Mayalar'a ev sahipliği yapmıştır. Güneş ve Ay'a tapan bu medeniyetler, 1519 yılında İspanyolların Meksika'ya gelişi ve Meksika'yı işgal etmesi ile büyük oranda güçlerini kaybettiler. Meksika'nın bağımsızlık savaşı 1800'lü yıllara kadar devam etti. Her ne kadar bağımsızlıklarını kazansalar da 300 yıla yakın misyonerlik faaliyetlerini sürdüren İspanyollar nedeniyle dinleri, kültürleri ve dillerini İspanyollardan aldılar. İspanyolların Meksika'ya çıktığı dönem, Maya inanışına göre gökten/denizden tanrıların geleceğine dair inançları vardı. Bu nedenle zırhlı kıyafetleri ve koca gemileri ile denizden gelen bu yabancıları önce Tanrı sanarak direnmeden teslim oldular. Durumun farkına vardıklarında ise artık çoktan İspanyollar ülkenin iç bölgelerine ulaşmış ve başkenti işgal etmişti. İspanyol işgali sırasında Meksika'nın en büyük gelir kaynakları olan altın ve gümüşlerine el koydular. Eski şehirleri kısmen veya tamamen yakıp yıktılar. Bu nedenle bugün Meksika'da gidip ziyaret edebildiğimiz Maya Kalıntıları restore edilmiş ve bulunmuş olanlar. Ülke genelinde hala ortaya çıkarılmamış çok sayıda antik kent olduğu tahmin ediliyor. Ben genellikle farklı coğrafyalara, çok fazla gidilmeyen yerlere gitmeyi tercih ediyorum. İnsan bilmediğinden korkar, ne zaman böyle bir yere gidecek olsam ilk sorulan soru \"orası güvenli mi?\" oluyor. \"Güvenli\" tanımı sizin için nedir? Mesela Paris ya da Fransa güvenli midir, ya da İstanbul? Eğer bir metropole gidiyorsanız zaten her zaman kapkaç, hırsızlık, gece saatlerinde taciz gibi riskleri alırsınız. Paris de İstanbul da Mexico City de durum aynı. \"Güvenli\" olmamasının bir nedeni de dünya genelinde yaşanan terör olayları, ki alası bizim ülkemizde var. Bir diğer nedeni de doğa olayları, yanardağ patlaması, tsunami gibi afetler. Yukarıda saydıklarımdan sadece yanardağ patlaması riski Meksika'da Türkiye'den çok daha fazla diyebilirim. Onun dışında gezdiğimiz yerlerde herhangi bir güvenlik riski ile karşılaşmadık. Ancak önemli bir not düşeyim; bizim gezdiğimiz yerler Meksika'nın en turistik yerleri idi. Belki daha ücra köşelerinde durum farklıdır. Genel olarak herhangi bir ülkede güvenlik konusunda endişeniz varsa, her zaman tedbirli olmanızı öneriyorum. Telefonunuzu olur olmadık her yerde çantanızdan çıkarmamamız, büyük boyutlu bir fotoğraf makinanız varsa göstere göstere taşımamanız sizi hedef olmaktan kurtarır. - Pasaportumuzu hiç yanımızda taşımadık, çantamızda fotokopilerini taşıdık. - Kalabalık yerlerde telefonlarımızı, cüzdanlarımızı sürekli kolladık. - Yolda durdurulup gasp edilme riskine karşı sahte cüzdanlar hazırladık. İçinde az miktarda Usd, tarihi geçmiş ve/veya geçersiz kredi kartları ve aslında ihtiyacımız olmayan geçersiz kimlik gösteren belgelerden oluşan bir cüzdan. Biri yolumuzu keser de \"verin cüzdanları\" derse hemen bunları verecektik. Neyse ki hiç ihtiyacımız olmadı. Hatta dönüşte kendi kendimize \"amma da abartmışız\" diye güldük. - Bileklik şeklinde içinde para taşıyabileceğiniz cüzdanlar var, bir tane de onlardan almıştım yanıma, onu da hiç kullanmadım. - Biz güvenlik riski olan yerlerde hep çapraz çanta kullanıyoruz. Böylece cüzdan, telefon, fotoğraf makinası gibi değerli malzemelerimiz hep önümüzde duruyor. Sırt çantasında arkada değerli eşya bırakmamaya özen gösteriyoruz. Bu önlemlerin çoğu sadece Meksika'ya özel değil, güvenlik riski olduğunu düşündüğümüz her yerde uyguluyoruz. Japonya, İzlanda, BAE gibi güvenlikle ilgili hiç sorun olmayan yerlere gitmediğimiz sürece, hep tedbirliyiz. Meksika'ya gitmeden önce blogları okuyunca Meksika'da araç kiralamak güvenli mi diye oldukça endişe etmiştik. Araç kiralama deneyimi yaşadığımız Yucatan Yarımadası'nda herhangi bir sorun yaşamadık, üstelik araç kiralama fiyatları da çok ucuz. Meksika'da para bozdurma konusunu ihmal ederseniz bizim gibi yarım gününüzü para bozdurmak için dolaşarak geçirebilirsiniz. Siz öyle yapmayın diye yapmanız gerekenleri detaylıca yazıyorum. Meksika'da en kolay para bozdurabileceğiniz yerler havaalanları. Mexico City Havaalanı'nda bagaj bölümünden çıktığınız hemen karşıda bankaların döviz gişeleri var. Onları geçip soldan iç hatlara doğru ilerleyin. Burada çok sayıda döviz bürosu göreceksiniz. Aşağıdaki fotoğraf banka gişesindeki kurdan. Halbuki döviz bürosunda 18.25'ten para bozdurabilirsiniz. Yani bankalar yerine döviz bürolarını tercih edin. Döviz büroları en az 100 USD banknot kabul ediyor genellikle. - Uluslararası bankalar dahil bankalar USD bozmuyor, Amerika ile geçmişten kalan kötü anıları nedeniyle bankalar USD kabul etmiyormuş. HSBC euro kabul ediyordu mesela. - USD bozan bankalar Türk Pasaportu kabul etmiyor, sadece Regio Türk pasaportunu kabul ediyor ve döviz bozuyormuş, kuru da iyi oluyormuş. Bu bilgi dünya turundaki Aklından Bir Ülke Tut'tan geldi. - Şehirde sadece bir tane döviz bürosu vardı ve o da 11:00'de dükkanı açtı sağolsun. - ATM'lerden TL hesabınızdan para çekebilirsiniz, ben bu tarz ihtiyaçlarım için TEB hesabımı kullanıyorum, en düşük komisyon oranı onda olduğundan. Ancak yanımızda yeteri kadar USD var diye TEB hesabımda pek para bırakmamışım. Saat farkı yüzünden EFT saatini de kaçırdığım için mecbüren döviz bürosunun açılmasını bekledik. Meksika'da ekvatora yakın olduğundan yıl boyu 30 derece civarlarında seyreden bir sıcaklık durumu var. Yağışlı ve kuru sezon olmak üzere iki mevsimden oluşan iklime sahip. Mayıs-Eylül arası yağışlı sezon, Ekim-Kasım ve Mart-Nisan iki mevsim arası geçiş ayları. Hem turist kalabalığının daha az hem de yağışın az olduğu dönemler. Aralık-Şubat arası ise Meksika'da yüksek sezon denilen, kuru mevsim ve en fazla turistin geldiği dönem. Ülke oldukça büyük ve ülkenin iki yakası farklı okyanuslara bakıyor, bu nedenle hava sıcaklıkları farklılık gösterse de yukarıdaki düzen genel olarak geçerli. - Güneş gözlüğü: Güneş ile aranız iyi ya da kötü fark etmez, Meksika'ya gitmeyi planlıyorsanız çantanızda mutlaka güneş gözlüğü olmalı. - Güneş koruyucusu: Meksika'ya seyahat ediyorsanız ya antik kentleri ya da deniz kıyısını göreceksinizdir. İki durumda da yüksek faktörlü bir güneş koruyucusu mutlaka bulundurun, ben sürekli 50 faktör koruyucu sürerek dolaştım. - Şapka: Benim şapkalarla pek aram yoktur, yanımda bir şapka götürmüştüm ama kullanamadım. Eşim çoğunlukla şapkası ile gezdi, sağlık açısından şapka ile gezmek en iyisi. Antik şehirlerde çok fazla şemsiye ile gezen vardı, güneş gerçekten yakıcı. Teotihuacan'da boynumda güneş koruyucusu deymeyen bir bölge hemen kavruldu. Meksika yemekleri ile Unesco listesine girmiş bir ülke. Ağırlıklı olarak mısır unundan yapılan ve tortilla adı verilen ekmeklerinin kullanılarak yapıldığı yemekler yaygın olarak yeniyor. Taco, Nachos, Burrito, Enchiladas, Fajita, Meksika fasulyesi, tropik meyveler Meksika mutfağının temelini oluştururken et ve balık da Meksika mutfağında çok fazla kullanılıyor. Meksika mutfağı ve yemekleri hakkındaki detaylar için Meksika Yemekleri yazıma mutlaka göz atın. Yazdığım tüm Meksika gezi yazıları aşağıdaki listede yer alıyor. İlgilendiğiniz yazının bağlantısına tıklayarak ulaşabilir, cevabını göremediğiniz sorularınız varsa yorum olarak ekleyebilirsiniz. - Meksika'ya gitmeden vize almamız gerekiyor mu, vize ücretli mi, kapı vizesi var mı gibi soruların cevapları için; Meksika vizesi - Meksika'ya sadece bir haftalığına gidilir mi, gidilirse gezi rotası ne olmalı derseniz: 1 haftalık Meksika gezi planı - Meksika ucuz bir ülke mi, yeme-içme, ulaşım, konaklama maliyetleri ne oldu merak ediyorsanız: Meksika gezisi maliyeti - Meksika'da araç kiralama güvenli mi, kaça mal oluyor sorularının cevapları: Meksika'da araç kiralama - Meksika'ya gitmeden önce bilmeniz gerekenleri içeren gezi rehberi: Meksika gezi rehberi - Meksika'nın Unesco listesine girmiş yemekleri ile ilgili tüm detaylar için: Meksika Yemekleri"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/meksika-gezisi-maliyeti", "text": "Gelelim keyifli geçen bir Meksika gezisinin dikenli detaylarına. Meksika gezisi maliyeti ne kadar oldu, ulaşıma, uçak biletlerine, yeme-içmeye, müze girişlerine ne kadar verdik, daha ucuza mal edebilir miydik, nereden kıstık, nerede bonkör davrandık hepsi bu yazıda sizi bekliyor! Bir haftalık Meksika gezimizin kişi başı maliyeti 1277 Usd olmuş. Bu seyahate kocamla birlikte gittik, yani konaklama, araç kiralama gibi masraflarımızı yarı yarıya paylaştığımızı dikkate almanızı önereceğim. Meksika gezisi maliyet kalemlerini ana başlıklar haline getirmeye çalıştım, maliyetlerin tamamını Usd cinsinden yazdım, bazı rakamları çok küsüratlı olmasın diye yuvarladım, tam rakamlarını ilgili yerlerin gezi yazılarının içinde Meksika Pesosu cinsinden ayrıca yazacağım. Maliyet hakkında bir sahibi olmak ve kaç gün nasıl bir rotada gezdik anlamak için Meksika gezi planı yazıma da göz atmanızı öneririm. Meksika gezimizin ana maliyet kalemi pek çok seyahette olduğu gibi ulaşım. 1277 Usd olan toplam maliyetimizin 798 Usd'sini ulaşım için harcamışız. - İstanbul-Mexico City gidiş-dönüş uçak biletlerimizi Air France'ın Black Friday kampanyası ile yola çıkmadan 5 ay kadar önce, 543 Usd'ye almıştık. - Gezimizin 5 günü Yucatan Yarımadası'nda geçtiği için, Mexico City'den Yucatan Yarımadası'nın başkenti sayılan Merida'ya uçtuk. Mexico City-Merida gidiş-dönüş uçak biletleri Interjet havayolları ile 147 Usd tuttu. Meksika içinde uçuşları daha ucuz olan havayolu şirketleri de vardı ama internette çok fazla uçuş iptali yazısı okuğumuz ve zamanımız kısıtlı olduğu için Interjet'i tercih ettik. - Yucatan Yarımadası'nda hızlı hareket edebilmek ve istediğimiz yerde durma, kalma esnekliğimiz olsun diye araç kiraladık. 5 gün araç kiralama toplam 68 Usd tuttu, kişi başı 34 Usd maliyeti olmuş oldu. Aracımız orta sınıf, otomatik vites bir Chevrolet idi, hiç lüksü olmayan ama işimizi gören bir araç oldu. Meksika'da trafikteki araçların çoğu Chevrolet. Meksika'da araç kiralama fiyatlarını görmek için tıklayın. - 5 günlük benzin harcaması toplam 60 Usd, kişi başı 30 Usd oldu. - Yucatan Yarımadası'nda Valladolid, Cancun, Tulum arasında hızlı ilerlemek için otoban kullanmak gerekiyor. Otoban geçiş ücreti olarak toplam 34 Usd ödemişiz, kiş başı 17 Usd. - Araç kiralayınca otopark ücreti de kaçınılmaz olarak peşinden geldi. Şehir merkezlerinde sadece Merida'da otoparka araç bıraktık, onun dışındaki şehirlerde sokak aralarında sorun olmadı. Yucatan yarımadasındaki antik kentlerin hepsi ise otopark ücreti alıyor, onlara toplam 7 usd ödemişiz. - Teotihuacan Antik Kenti'ne yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuk ile Mexico City'den otobüs ile gittik. Gidiş-dönüş otobüs 6 usd tuttu. - Mexico City'de sık sık Uber kullandık, havaalanından şehir merkezine 20TL tutuyor mesela, çantalarımızla metroda in-bin yapmaya değmez dedik. Sonra alışınca uzak mesafeler için Uber kullandık. Son derece güvenilir ve pratik Uber, ben zaten tam bir Uber sever olduğum için rahatlıkla kullandık. Uber Taksi harcamalarımız kişi başı 13 usd tutmuş. - Mexico City'de oldukça geniş bir metro ağı var. Hemen hemen her yere metro ile ulaşabilirsiniz ve tek yön bilet 5 peso yani 0,23 Usd. Biz de Uber kullanmadığımız zamanlarda metro kulladık, Metro harcamaları 1 usd bile tutmamış. - Merida'da 1 gece konaklama: Hotel Hacienda Cortes - Valladolid 1 gece konaklama: Ka'an Guest House - Tulum 2 gece konaklama: Jarro Cafe Tulum Hotel - Playa Del Carmen 1 gece konaklama: Playa Centro - Mexico City 3 gece konaklama: Hotel Castropol Linklere tıklayarak kaldığımız yerlerin güncel fiyat bilgilerine, fotoğraflarına ve yerlerine ulaşabilirsiniz. Bu arada Booking. com üzerinden otel rezervasyonlarınızı aşağıdaki bağlantı üzerinden yaparsanız, otel harcamınızın %10'u kadar tutarı Booking. com size konaklama sonrası iade edecek. Her seyahatimizde, yol boyunca yiyip içtiğimiz herşeyi, market ve suya varana kadar herşeyi not alıyorum. Meksika'da kişi başı 124 Usd'lik yeme-içme harcamamız olmuş. 9 gün yiyip içtik diye düşünürsek günlük 13-14 usd civarında yeme-içmeye para ödemişiz. Meksika'da çeşme suyu içilmesi tavsiye edilmiyor, hava da çok sıcak olunca çılgınca su tükettik. Onun yanında tacolar, margaritalar derken günlük 13-14 Usd hiç fena değil. Meksika'nın meşhur yemeği Tacolar 10-50 peso arasında değişiyor. Sokakta yerseniz tanesi 10 peso (yaklaşık 0,50 usd), güzel bir mekanda yerseniz 50 peso'ya kadar çıkabiliyor. Büyüklükleri, içerikleri çok değişken onu ayrıca Meksika yemekleri yazımda anlatacağım. Meksika'da ören yeri giriş ücretlerinde kesinlikle bir standart yok. Şehir içinde küçük bir müze de 75 peso, koca antik kent Teotihuacan da 75 peso giriş ücreti alıyor, ama bunun yanında Chichen Itza girişi 481 peso ve bir de 80 peso otopark ücreti veriyorsun... Cenote Zaci girişi 30 peso iken, Dos Ojos girişi için 380 peso ödüyorsun. Cenoteleri işletenlerin hepsi ayrı işletmeler bu nedenle belli bir fiyat politikası yok ama müze ve ören yerlerinde bir standart olmasını beklerdim. - Tulum'da 2 cenote dalışı, ulaşım ve atıştırmalıklar için 120 Usd ödedik kişi başı. - Müze ve ören yerlerine giriş için 97 usd ödemişiz. 27 Usd ile en pahalısı Chichen Itza, 23 Usd ile Uxmal antik kentleri. Tüm bu harcamaları takip etmek için PayBack adında offline çalışan bir uygulama kullanıyorum. Eğer siz de seyahat masraflarınızı takip etmek istiyorsanız faydalanabilirsiniz. Hafızalarımıza kazınan, tadı damağımızda kalan çok keyifli bir gezi oldu bizim için Meksika. Ucuz uçak bileti yakalanınca kesinlikle gidilmesi gereken yerlerden biri. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Umarım en kısa zamanda bir Meksika planı yaparsın Şükrancım. Meksika'yı hep merak etmişimdir. Bu bilgilendirici makale için teşekkürler. Umarım en kısa zamanda gitme şansın olur. Çok güzel bir seyahat rotası. Aralık 2018 de 20 günlük meksika seyehatimiz oldu. Gitmeden endişelerimiz vardı ama, gezdikçe oldukça yersiz olduğunu anladık, otobüsle toplamda 3,000 km yol yaptık dönüş uçakla, fırsatımız olursa tekrar gitmeyi düşündüğüm tek ülke diyebilirim. Yazıda zaten maliyetler yazıyor, ayrıca burası arkadaş arama platformu değil."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/meksika-vizesi", "text": "Meksika, Türk Vatandaşlarından vize isteyen ülkeler arasında yer alıyor. Meksika vizesi nasıl alınır, Meksika vize ücreti, Meksika vizesi almaya gerek olmayan durumlar ve Meksika vizesi ile ilgili merak ettiğiniz herşeyi bu yazıda bulacaksınız! 2019 yılı Mart ayının sonunda eşimle birlikte Meksika'ya gideceğiz. Yolculuk hazırlıkları, Meksika gezi rotası filan derken iş geldi vize başvurusu yapmaya. Meksika vizesi ile ilgili deneyimlerimi bu yazıda paylaşmak istedim. Eğer Meksika'ya; turizm, iş, eğitim, gazetecilik veya transit geçiş gibi nedenlerle gidiyorsanız, havayoluyla seyahat etmek şartıyla 30 gün geçerli tek girişli vize alabiliyorsunuz. Meksika vize başvurusu için Meksika vizesi bilgi formunu doldurarak işlem yapabilirsiniz. Başvuru formunu doldurduktan sonra size gelecek olan vize e-vize olacak. Onaylanmış olan formunuzun çıktısını yanınıza almanız yeterli, Sri Lanka vizesinde olduğu gibi online bir onay yazısı oluyor elinizde.. Eğer pasaportunuzda geçerli çoklu girişli Şengen vizesi ve/veya Amerika vizesi varsa, Meksika vizesi için başvuru yapmanıza gerek yok! Geçerli Amerika vizenizin olduğu pasaportunuzu yanınıza alarak Meksika'ya girebiliyorsunuz. Meksika elektronik vize sistemi sadece Türkiye Cumhuriyeti umuma mahsus pasaport sahipleri içindir. Eğer Türkiye Cumhuriyeti hususi veya hizmet pasaport sahibi iseniz, ilgili vize için en yakın Meksika Konsolosluğuna başvurmalısınız. Yukarıdaki linki ben açamadım ama eşim açabildi, her zaman çalışmıyor olabilir. Elektronik vize, sadece havayoluyla, SAE'ye dahil olan bir havayolu şirketi ile seyahat ederseniz geçerlidir. Eğer kara ya da deniz yoluyla Meksika'ya giriş yapmak isterseniz, ilgili vize için en yakın Meksika Konsolosluğuna başvurmanız gerekir. Meksika vizesi almanın en güzel yanı, turistik olarak ülkeyi ziyaret ediyorsanız, Meksika vize ücreti olmaması 🙂 En sevdiğimiz ülke tipi, Türk Vatandaşlarından vize istemeyen veya vize ücreti almayan ülkeleri ekstra seviyorum. Meksika elektronik vizesi ülkeye tek giriş hakkı verir. Meksika vizesi başvurunuzu yaptıktan sonra 30 gün içinde ülkeye giriş yapmanız gerekiyor. Kalış süresi olarak da 180 gün veriyorlar. Geçerli Amerika vizeniz yoksa aşağıdaki evrakları hazır bulundurmanız gerekiyor. - Meksika vizesi başvuru formu, - Pasaportunuzun kimlik bilgileri ve fotoğrafın olduğu sayfanın fotokopisi, - 1 adet vesikalık fotoğraf Geçerli Amerika vizeniz varsa; uçakta size verilen bir gümrük formu olacak, onu doldurmanız pasaport kontrolünde pasaport polisine bu formu göstermeniz yeterli olacak. Seyahatiniz boyunca bu formu yanınızda bulundurmanız ve dönüşte beyan etmeniz gerek. Aksi halde 40 Usd para cezası var. Ayrıca ülke girişinde pasaport polisi otel rezervasyonlarınızın çıktılarını, uçak bileti bilgilerinizi ve seyahatiniz tur ile gerçekleşiyor ise tur detaylarını talep edebilir, bu belgelerinizin çıktısının yanınızda olmasında fayda var. Meksika Milli Göçmen Enstitüsü, 1 Mayıs 2010 tarihinde yayınladığı bildiri ile pasaportlarında geçerli Amerika Birleşik Devletleri vizesine sahip olan yabancı uyruklu kişilerin; Meksika'ya turistik, iş amaçlı ya da transit olarak gitmeleri durumunda Meksika vizesinden muaf tutulacaklarını duyurmuştur. Yani, pasaportunuzda geçerli bir Amerika vizeniz varsa Meksika'ya turistik, ticari ya da transit geçiş amacıyla vizesiz olarak giriş yapabilirsiniz. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Diplomatik pasaport sahipleri Meksika vizesinden muaftır. Meksika konsolosluğu sitesinde yer alan bilgiye göre; Elektronik vize sistemi sadece Türkiye Cumhuriyeti umuma mahsus pasaport sahipleri içindir. Eğer Türkiye Cumhuriyeti hususi veya hizmet pasaport sahibi iseniz, ilgili vize için en yakın Meksika Konsolosluğuna başvurmalısınız. Hususi veya hizmet pasaport sahipleri elektronik vize ile Meksika'ya giremez. - e-posta: - telefon: 0312 442 30 33 1121 - web sitesi: https://embamex. sre. gob. mx/turquia/index. php/consular-services/electronic-visa Meksika beni çok heyecanlandıran ülkelerden bir tanesi, vize süreci kolay, ücretsiz, ülkeye girişte her türlü kolaylığı sağlıyor, umarım seyahatimiz de bu kadar güzel geçer! Yazdığım tüm Meksika gezi yazıları aşağıdaki listede yer alıyor. İlgilendiğiniz yazının bağlantısına tıklayarak ulaşabilir, cevabını göremediğiniz sorularınız varsa yorum olarak ekleyebilirsiniz. - Meksika'ya gitmeden vize almamız gerekiyor mu, vize ücretli mi, kapı vizesi var mı gibi soruların cevapları için; Meksika vizesi - Meksika'ya sadece bir haftalığına gidilir mi, gidilirse gezi rotası ne olmalı derseniz: 1 haftalık Meksika gezi planı - Meksika ucuz bir ülke mi, yeme-içme, ulaşım, konaklama maliyetleri ne oldu merak ediyorsanız: Meksika gezisi maliyeti - Meksika'da araç kiralama güvenli mi, kaça mal oluyor sorularının cevapları: Meksika'da araç kiralama Sevil Hanım. Öncelikle iyi günler dilerim. Türk Havayollarının SAE sistemine kayıtlı olup olmadığı konusunda bir bilgi sahibi misiniz? Çok yakında uçuşum var. Havayolu şirketinden net bir cevap alamadım. THY Star Alliance üyesi olduğu için SAE'ye de dahil olması gerekiyor. Bu konu benim alanım değil, size başarılar. Paylaştığınız elektronik vize linki maalesef çalışmıyor 🙁 Mexico konsolosluğu sitesindeki link de aynı şekilde çalışmadı. Eğer mümkünse tekrar kontrol edip paylaşabilir misiniz? Ben alternatif olarak yalnızca aracı kurum firması bulabildim, onlar da kişi başı 150tl ücret talep ediliyor. Bu linkte zaman zaman sorun olabiliyor, kullandığınız bilgisayarı değiştirip tekrar denemenizi öneririm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/meksika-yemekleri-meksika-mutfagi", "text": "Meksika deyince akla ilk Meksika yemekleri geliyor. Bu bir tesadüf olamaz! Her yerde baharatlı, acılı yemekler dense de aslında baharat ve acısına sizin karar verdiğiniz, isterseniz baharatsız ve acısız da yiyebildiğiniz, ana malzemelerin birbirine çok benzediği ama aynı alt malzeme ile yüzlerce çeşit yemek yapılan bir mutfaktan bahsediyoruz. Meksika sokak yemeği kültürü çok gelişmiş, insanların yemek için yaşadığı renkli ve lezzetli bir ülke. Gelin, Meksika yemekleri ve Meksika mutfağı konusuna birlikte bir giriş yapalım! Meksika mutfağı, Azteklerden Mayalara kadar bölgede yaşayan yerliler, o bölgede yetişen mısır, fasülye ve tropik meyveler ile başlıyor, daha sonra İspanyolların istilası ile yemek kültürü de ülkeye geliyor. İspanyolllarla sadece İspanyol mutfağı değil Arap mutfak kültürü de geliyor. Yakın komşulardan Karayip mutfağı da Meksika kültürüne karışıyor ve bugün tüm dünyanın severek yediği Meksika yemekleri ortaya çıkıyor. Meksika mutfağı, 2010 yılında UNESCO'nun Dünya Kültür Mirasları Listesi'ne girmiş. Meksika mutfağının en önemli malzemesi tortilla. Bizde ekmek neyse Meksika'da tortilla o. Yemekler ya tortilla ile yapılıyor ya da yemeğin yanında tortilla yeniyor. Tortilla, çoğunlukla mısır unundan yapılan, yuvarlak, 20 cm çapında lavaştan biraz kalın ekmek. Çoğunlukla mısır unu diyorum çünkü Meksika mutfağının ana malzemesi mısır ve eğer aksini belirtmezseniz masanıza gelecek olan tortilla her zaman mısır ekmeğinden olacak. Beyaz un ile yapılanı da var, bazı restoranlarda menüde beyaz un seçeneğini de bulabilirsiniz ama sokak yemeği seviyorsanız mısır ekmeğine hazır olun. Tortilla deyip geçmemek lazım, eğer siyah mısırdan yapılırsa Taconuz siyaha yakın bir renk oluyor. Meksika mutfağının ana yemeği Taco. Tortilla içine türlü malzeme ve sosları ekle kıvır ye, afiyet olsun. Genellikle yapılışı, tortilla üzerine ince bir katman guacomelo sosu, onun üstüne ana malzeme olarak ne seçtiysenız, onun üstüne genelde salsa sos veya salata. Dönerlisinden, vejetaryenine kadar Taco'nun yüzlerce çeşidi yapılıyor Meksika'da. Aşağıdaki fotoğrafta solda gördüğünüz dana mide ve bağırsak, sağda gördüğünüz ise dana kelle ile yapılmış olan tacolar. Taco malzemesine genellikle tuz dahil pek baharat eklenmiyor. Acılı ve acısız soslar, salata seçenekleri genelde açık büfe gibi istediğiniz kadar alabileceğiniz şekilde servis ediliyor. Açık büfe yoksa masalarda lime ve 2 çeşit sos oluyor. Siz istediğiniz kombinasyonu istediğiniz miktarda kendiniz yapıyorsunuz. Benim gibi çok acı yiyemeyen biriyseniz kendinize göre miktarını ayarlayabiliyorsunuz. Nachos bildiğimiz mısır cipsi, tabii marketten aldıklarımız gibi değil daha doğal yollarla yapılmış olanı, biraz daha kalın ve daha kıtır kıtır. Nachos genelde yemeklerden önce farklı soslarla birlikte geliyor, bandıra bandıra yemek için birebir. Gelmezse de siz biranız veya margaritanızın yanına sipariş edebiliyorsunuz. Nachos'un ama yemeğin içinde kullanımları da var. Chilaquiles yemeği için nachosu yumurta, peynir ve krema ile çırpıp pişiriyorlar, harika bir kahvaltı. Meksika'da kahvaltıda ne yeriz diye merak edenler için harika bir seçenek. Taco'nun kızartılmış haline tostada deniyor. Tostada taco büyüklüğünde ve içeriği tamamen aynı, ama taco gibi yumuşak olmuyor. Oldukça sert, kıvramayacağınız şekilde sert. Üzerine konan malzeme ve sosları zaptetmek çok daha zor. O yüzden Meksikalılar diyor ki, Taco veya Tostada yerden onun size uymasını beklemeyin, boynunuz var, çevirin boynunuzu altına girin, üstünden çıkın, malzemeler dökülmesin. Aşağıdaki benim karidesli tortadam, bunu böyle yemek tabii ki mümkün değil, o yüzden yanında çatal veriyorlar, üstten yemeye başlıyorsunuz. Eğer tortilla ekmeğinin çapı 20 cm değil de 30-40 cm yapar ve içini malzeme ile doldurup ikiye katlarsanız işte size quesedilla. Aşağıda bir restoran quesedillası görüyorsunuz. Sokak yemeklerinin görüntüleri ile restoranlardakilerin görüntüleri genellikle birbirinden oldukça farklı oluyor. Bizim dürüm veya yeni adıyla wrap diyebileceğimiz yemek. Yine lavaş gibi tortillamız var, işine ne istersek doldurup dürüm şekli verince Burrito oluyor. Burrito'yu sardıktan sonra acı biber sosuna batırdıktan sonra fırında veya yağda bişiriyorsanız bunun adı da Enchilada oluyor. Bu yemeklerin hiçbirinde ana malzemeler farklılaşmıyor, pişirme veya servis etme şekli farklılaşıyor. Pastör bizim bildiğimiz döner, anlamı çoban usulü demekmiş. Pastör yapımını Ortadoğu'dan giden göçmenlerin Meksikalılara öğrettiği söyleniyor. Ortadoğu dönerinden farkı, döner sarılırken aralara lahana yaprakları koyuluyor. Döner tezgahının üstünde bir ananas oluyor, pastör konan tabağa birkaç dilim de ananas ekleniyor. Fajita aslında Meksika'da bizdeki çoban kavurma gibi servis ediliyor. Türkiye'ye gelirken nasıl o kadar havalı bir sunuma kavuşmak bir araştırmak lazım. Çok basit ifadesi ile kuzu tandırın Meksika'da yapılanına Barbacoa deniyor. Yol kenarındaki kamyoncu lokantasına benzeyen yerlerde daha çok bulunsa da ararsanız şehir içindeki sokak satıcılarında ve restoranlarda da bulmanız mümkün. Biz Frida Kahlo Müzesi yakınındaki Cocayan Pazarı'nda deneme fırsatı bulmuştuk. Güney Amerika'nın resmi poğaçası Empanada Meksika'da da çok yeniyor. Kıymalı, patatesli pek çok farklı malzeme ile yapılıyor. Görüntü olarak bizdeki poğaçadan biraz daha büyük, kenarları şık bir şekilde saç örgüsü olarak kıvrılmış hamur işlerinin genel adı empanada. İri bir sandviç ekmeği içine yine Tacos malzemeleri konularak yapılıyor. Ekmek fazla olduğu için ben çok tercih etmedim, Taco hep favorim oldu. Bu işin içinden ben çıkamadım, farklı çeşit biberlerden yapılan farklı soslar var, en popüler olanı Halapeno biberi ile yapılanlar. Ülkede çeşitli lezzetlerde ve renklerde; 90'dan fazla biber çeşidi yetiştirilir. Büyük marketlere girdiğinizde aşağıdaki gibi kocaman sos rafları bulabiliyorsunuz. Biz 7-8 farklı sos alıp geldik. Avacado ile yapılan Guacamelo sos hemen her yerde karşınıza çıkıyor. Taco yaparken altlık olarak çoğunlukla guacamelo sos kullanılıyor. Ancak neredeyse her mekan kendi soslarını yapıyor. Domates, soğan ve çoğunlukla kişniş ile yapılan salsa sos olmazsa olmazlardan. Yemeklerin üstüne veya yanına geliyor. Meksika mutfağında turşu da pek çok yerde bulabileceğiniz bir yiyecek. Yukarıdaki fotoğrafta sarımsak, havuç ve biber turşusu var. Meksika'da tatlılar bende pek iz bırakmadı. Churros'un epey peşinde koştum çünkü her yerde bulunmuyor. Bizim sokakta satılan tulumbaya benzeyen halka tatlısı vardır ya, onu ince uzun yapın, dışını şeker ve tarçınla kaplayın. İşte size Churros. Avrupa'da da çok rastlayacağınız bu tatlının yanında küçük bardakta sıcak çikolata ile servis edilir. Bandıra bandıra yiyebilirsiniz. Başka tatlı var mı derseniz tabii ki var. Ama çok tatlı peşinde koştuğumu söyleyemem. Meksika'da ne yenir sorusu kadar, ne içilir konusu da çok Meksika'ya özel. Dünya çapında ünü olan agave bitkisinden yapılan Tekila tabii ki Meksika ile özdeşleşmiş durumda. Tekilaya ek olarak mezcal, margarita, bira Meksika'da hemen her yerde bulabileceğiniz içkiler. Ayrıca Meksika tropik olmasının avantajı ile meyve açısından çok zengin. Bu meyvelerden yapılan meyve sularını de her yerde bulabilirsiniz. Meksika yemekleri beni genel olarak çok mutlu etti. İlk anda ekmek ve içeriğini menüde ayrıştırmak konusunda biraz zorlansak da sonradan mantığını anlayınca sipariş vermek daha kolay oldu. Biz Meksika'da bir offline sözlük uygulaması kullandık, böylece yemek siparişi verirken içinde ne gelecek süprizi yaşamayalım dedik. Ancak dana mide gibi şeyler o sözlükte yoktu, tamamen vitrinde görüp gördüğümüzün ne olduğunu bilmeden sipariş verdiğimiz çok şey oldu. Meksika'da yemek fiyatları ne kadar derseniz, 10TL'ye de 500 TL'ye de doymanız mümkün. Sokak yemekleri çok çeşitli ve çok ucuz, içecekler Türkiye seviyelerinde. Ortalama bir yemek diye bakarsak 20TL'ye doyar 10TL'ye içkinizi içebilirsiniz. Yazdığım tüm Meksika gezi yazıları aşağıdaki listede yer alıyor. İlgilendiğiniz yazının bağlantısına tıklayarak ulaşabilir, cevabını göremediğiniz sorularınız varsa yorum olarak ekleyebilirsiniz. - Meksika'ya gitmeden vize almamız gerekiyor mu, vize ücretli mi, kapı vizesi var mı gibi soruların cevapları için; Meksika vizesi - Meksika'ya sadece bir haftalığına gidilir mi, gidilirse gezi rotası ne olmalı derseniz: 1 haftalık Meksika gezi planı - Meksika ucuz bir ülke mi, yeme-içme, ulaşım, konaklama maliyetleri ne oldu merak ediyorsanız: Meksika gezisi maliyeti - Meksika'da araç kiralama güvenli mi, kaça mal oluyor sorularının cevapları: Meksika'da araç kiralama Aslında taslakta olan daha çok Meksika yazısı var, gidecek olursanız haberim olsun, henüz yazmadıklarımı anlatırım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/meltem-yasar-pigmelerle-dans-kitabi", "text": "Bir gün Afrika'ya yerleşme hayali kurdunuz mu hiç? Afrika'yı gezme değil, Afrika'ya yerleşme? Afrika kıtası bakirliği, zengin doğal yaşamı, farklılıkları ile pek çok kişiyi cezbetse de bu cazibe gidip yerleşmekten ziyade gezip görmek keşfetmek üzerine. Meltem ise çocukluğundan itibaren hayallerini süsleyen Afrika'ya yaptığı bir seyahat sonrası orada yaşamak istediğine kesin olarak karar veriyor ve çantasını toplayıp Uganda'ya yerleşiyor. Pigmelerle Dans, Meltem Yaşar adlı maceraperest kadının Afrika'ya taşınma hikayesi ve taşındıktan sonraki aylarda yaşadıklarını anlattığı kitabı. Pigmelerle Dans Meltem'in ikinci kitabı olmasına rağmen, ilk gezi/seyahat kitabı. İlk kitabı beklenenin aksine finans kitabı. Meltem Yaşar, Adana'da doğmuş büyümüş, çok çocuklu bir memur ailesinin en küçük kızı. Üniversiteyi Odtü'de, yüksek lisansını İngiltere'de yapmış ve Türkiye'de büyük şirketlerde kariyerine devam etmiş. Çocukluğunda izlediği belgeseller, okuduğu dergi ve kitaplardan vurulduğu Afrika'da Uganda'ya yaptığı bir safariden sonra Uganda'ya yerleşmeye karar vermiş ve yerleşmiş de. 12 yıl Uganda'da yaşadıktan sonra şimdi Türkiye'de Olimpos'ta yaşıyor. Bir ayağı hala çok sevdiği Uganda'da, Uganda ve Afrika'nın farklı coğrafyalarına safari turları düzenliyor. Pigmelerle Dans kitabı Meltem'in Uganda'da gittiği safariden başlıyor, Uganda'ya yerleşme kararı, taşınma süreci ve taşındıktan sonraki yaklaşık 1 yıllık \"yerleşme\" dönemini anlatıyor. Pigmelerle Dans kitabını okurken o coğrafyanın güzelliklerini, insan hikayelerini okumuyoruz sadece. Meltem'in inişli çıkışlı duygu durumu, yeni bir ülkede tutunma mücadelesi, aşk hayatı, arkadaşlıkları, geri dönmekle kalmak arasında yaşadıkları var. Pigmelerle Dans bir gezi rehberi veya seyahat kitabı değil aslında. Afrika'ya gitme isteğinizi inanılmaz derecede körükleyecek bir insan hikayesi. Diğer gezi kitaplarında pek bulamadığımız edebi lezzet bu kitapta var. Ben kitaplarımı gece yatmadan önce okuyorum ve bu kitabı bitirene kadar 3 gece uykusuz kaldım çünkü kitabı bırakmak istemiyor insan. Tabii ki eleştiri yapmadan geçmeyeceğim 🙂 Kitabı okurken siyah beyaz da olsa birkaç fotoğraf aradı gözüm. Belki gezi kitaplarında görsel desteğe alışık olduğumuz için. Sonuçta Yaşar Kemal yazmıyor ki sayfalarca betimleme olsun ve anlatılan yeri en ufak detayına kadar hayalimizde canlandıralım. Kitap Meltem'in hikayesinin sadece başlangıcı, bu yüzden yarım kalmış hissi yaratıyor. Daha yeni başlamıştık, neden bitti ki kitap demeden edemedim. Sosyal medyadan Meltem'i tanıdığım için \"kitabın devamı nerede?\" diye kendisine de sordum. Sanırım yakında devamı gelecek. Pigmelerle Dans kitabını online kitap satan sitelerden alabilirsiniz. Pek çok gezi kitabında olduğu gibi bu kitabı da kitapçılarda bulmak çok kolay olmayabilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/meshur-etiyopya-kahvesi", "text": "Siz de benim gibi kahve sevenlerden misiniz? Etiyopya seyahatim sayesinde Etiyopya kahvesi hem ulaşılabilir olması hem de lezzeti ile sevdiğim kahveler içinde listenin üst sıralarında yerini aldı. Etiyopya'da sokak başında kolayca ve ucuza bulabileceğiniz Etiyopya Kahvesi ile ilgili deneyimlerimi ve öğrendiklerimi bu yazıda paylaştım, keyifli okumalar. Kahvesi meşhur ülkelerin bir kısmında çok çok iyi kahve içebilmişken, bir kısmında gerçekten içecek doğru dürüst yerel kahve bulmakta zorlandım. Aradaki fark, yerel halkın kendi kahve kültürünün olmasından kaynaklanıyor. Etiyopya kahvenin ana vatanı ve halk kahveyi günlük hayatının içine geleneksel pişirme teknikleri ile yedirmiş. Ama Kenya'da kahve istediğinizde size \"made in Kenya\" yani Kenya'da yapılmış eriyebilir kahve getiriyorlar çoğunlukla. Etiyopya kahvenin ana vatanı. Hal böyle olunca kahve, ülke için önemli bir geçim kaynağı. Ülkede her yerde güzel Etiyopya kahvesi bulabilir, 1-2 Usd'ye içebilirsiniz. Etiyopya'da kahveye \"buna\" diyorlar. Etiyopya'da kahve çekirdeği öğütülüp toz kahve formuna getirildikten sonra kaynatılarak demleniyor. Bir miktar Türk Kahvesi gibi düşünülebilir. Kil benzeri bir malzemeden yapılan sürahiler direk ateşin üstüne konuluyor ve bizim kahve fincanlarının büyüklüğünde ama sapsız fincanlarda servis ediliyor. Fincanın küçük göründüğüne bakmayın, oldukça sert bir kahve ama çok da lezzetli. Kahve sevenler için Etiyopya bir cennet. Kahveyi servis ederken özellikle küçük yerlerde yanında bir ot ile veriyorlar. Bu ot çok yoğun aroması olan bir ot. Kahvenin içine minik bir dal atınca kokusu değişiveriyor. Etiyopya hiç sömürge altına girmemiş nadir Afrika ülkelerinden biri. Ancak İtalyanlar çok uğraşmışlar sömürgelerine alabilmek için. Bu süre zarfında da İtalyan usulü expresso makinası ile kahve yapmayı öğretmişler Etiyopyalılara. Geleneksel usul halen devam etse de pek çok yerde İtalyan usulü ile de pişiriliyor kahve. Hangisi daha lezzetli derseniz ben geleneksel olanını daha çok beğendim. Addis Ababa'da gezilecek yerler ile ilgili önerilerimi daha önce yazmıştım ama kahve mekanlarını bu yazıya saklamak istedim. - Harar Coffee veya yerel adıyla Mokarar Coffee - Cafe Choche - To. mo. ca pek çok yerde şubesi olan To. mo. ca Addis Ababa'daki ilk İtalyan kahvecisi. İlk mağazası hala hizmet veriyor ve hiç boş kalmıyor. - Kaldi's Coffee - Yeshi Buna - Lime Tree Kahve sevenler, hala denemediyseniz Etiyopya Kahvesi'ni mutlaka deneyin! Bayılacaksınız! Bizim ülkenin doğu yöresindeki \"mırra\" tadı ve sunumuna benziyor ancak kök olarak Etiyopya yani Habeşistan kahvenin ana vatanı olduğu bir gerçek. Mıra gibi sert ama çok daha lezzetli çünkü kullanılan kahve çok iyi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mestiada-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Svaneti bölgesinin en büyük şehri, kalbinin attığı yer diyebileceğim Mestia, bu bölgeye gelenlerin ana durağı. Mestia'da konaklayarak Svaneti bölgesindeki pek çok yere günübirlik geziler yapmak mümkün. Burada konaklarken Mestia'da ne yenir, nerede yenir konusunda da bilgi vermek istedim. Önemli bir not; Mestia özelinde değil tüm Gürcistan'da genel olarak servis çok yavaş. Bir yere yemeğe gidiyorsanız iyi ihtimalle 1 saat içinde yemeğinizi yiyeceksiniz, bu nedenle çok acıkmadan yemeğe gitmeye dikkat edin. Gürcistan'ın turistik bölgelerine göre Mestia'da yemek fiyatlarının oldukça ekonomik olduğunu da belirtmek isterim. 6-8 Lari arası ana yemek yemeniz mümkün. Yemekler de doyurucu. Hesaba mutlaka %10 servis bedeli ekleniyor, sipariş verirken ona da dikkat etmenizde fayda var. Restoranların hepsinde wifi var. Ama genel olarak Mestia'da wifi hızı/performansı çok zayıf. Tavsiyem mutlaka gsm hattı almanız ve internet ihtiyacınızı öyle çözmeniz. Geocell veya beecell alabilirsiniz. Nerede yemek yenir bilgisinden önce Mestia'da ne yenir bilgisini paylaşayım tabii 🙂 Gürcü mutfağına çok çok yakın bir mutfağı var Svaneti bölgesinin. İklim koşulları sayesinde meyve ve sebze oldukça bol ve organik. Bu nedenle ne yeseniz genellikle lezzetli oluyor. Meyve sebze bol olsa da ana yemekleri genellikle hamur işleri. Mestia veya Gürcistan'ın herhangi bir bölgesinde yemeklerde genel olarak yoğun şekilde kişniş kullanılıyor. Eğer kişniş sevmiyorsanız özellikle et ve sebze yemeklerinde zorlanabilirsiniz. Kendinize buna alıştırmanızda fayda var. En popüler ve benim de sevdiğim yemek çeşitlerini aşağıda kısa kısa anlatmaya çalıştım. Svaneti Bölgesinin Gürcistan'ın geri kalanından ayıran baharatı Svan Tuzu. Tuz ve bazı baharatların karışımı ile hazırlanan bir çeşit köri gibi düşünebilirsiniz. Yemeklerin çoğunda bulunuyor. Ayrıca hediyelik olarak da almanız mümkün, marketlerde kilo ile turistik hediyelik eşyacılarda 50-100 gr paketlerde satılıyor. Haçapurilerin bizdeki pide gibi çeşitleri var. Aşağıdaki menüde çeşitler fotoğraflarıyla birlikte gösterilmiş, o yüzden koydum. Lobiani fasulye/barbunya ile yapılanı. Hem kapalısı hem açığı var. Sevdiklerimden biri de bu kocaman mantılar. Özbek mantısı veya Gürcü mantısı adıyla belki Türkiye'de görmüşsünüzdür. Koca mantının içinde kıyma oluyor, isterseniz peynirli, mantarlı veya patatesli olanları da bazı restoranlarda yapılıyor. Menülerde tane fiyatını görürsünüz 0,50 lari ile 1 lari arasında fiyatları değişiyor genelde. Gürcü çorbaları benden genel olarak tam not aldı. Malzemeler organik olunca yemekler de lezzetli oluyor elbette. Sebze çorbası etli veya etsiz olarak servis ediliyor, sipariş verirken belirtmenizde fayda var. Bizdeki cevizli veya fıstıklı sucukların aynısı hem Gürcistan'da hem de Ermenistan'da her yerde var. Meyve bol olunca böyle değerlendirmişler. Hamurişlerinde benden tam not alan Gürcistan'da geleneksel ekmek aşağıdaki gibi kayık şeklinde ve tandır ocaklarında yapılıyor. Tanesi 1 Lari oluyor genelde. Yanına tereyağı ve peynirle fırından yeni çıktığında pek bir güzel oluyor. Mestia ve Gürcistan'ın genelinde hem alkollü hem de alkolsüz içecekler için oldukça iyi seçenekleriniz var. Gürcistan şarabın ana vatanı bu nedenle oldukça güzel şarapları var. Saperavi Gürcülerin kendi üzüm cinsleri, bu üzümü içeren şarapları deneyebilirsiniz. İlla şişede şarap almanız gerekmiyor, marketlerde 1,2,5 litrelik şişelerde ev yapımı şaraplar satılıyor, sofra şarabı gibi düşünebilirsiniz. İçimi oldukça hafif, yemekle beraber içmek için ideal. Fiyatları da epey ucuz. Mestia küçük bir şehir olmasına rağmen, Svaneti bölgesine gelen turist sayısının artması ile birlikte pansiyon, restoran ve kafe sayısı epeyce fazla. Kafkaslar seyahatim sırasında Mestia'da oldukça uzun süre konaklama ve vakit geçirme fırsatım oldu. Şehirdeki pek çok kafe ve restoranı da denemedim. Aşağıda sıralayacağım restoran ve kafeleri herhangi bir öncelik/önem sırasına göre vermiyorum. Mestia merkezinden Svaneti Müzesi'ne doğru ilerleyen yol üstünde bir köprüden geçmeniz gerekiyor. O köprünün ayağında bir restoran var, onun adı eskiden Malat imiş şimdi Bridge House. Mestia'nın içinden akan Mestiachala Nehri'nin tam kıyısında yer alan restoranın alt katına inerseniz nehre bakan küçük bir balkonu var. Klasik Svaneti mutfağında bulacağınız yemekler burada mevcut, çok güzel bir yoğurt çorbaları var. Yine merkezden müzeye giden yol üstünde olan bu mekana gündüz gitmeyin çok sıcak oluyor. Panaroma olabilmesi için büyük bir teras yapmışlar ama esmiyor 🙂 Yemekler yine klasik. Ekstra bir numarası bence yok. Terasın da manzarasına bayıldım diyemem. Mestia'nın en eski ve popüler bar/restoranı burası. Günün her saati çok kalabalık oluyor, çünkü Lonely Planet rehber kitabında önerilen yerlerin başında. Akşamları da canlı yerel müzik oluyor, rezervasyonsuz yer bulmanız zor. Ben genel olarak popüler ve kalabalık yerlerin iyi olmayacağı önyargısı taşıdığımdan sadece bir bira içmek için uğradım buraya. Mestia'ya minibüsle geldiğinizde sizi bıraktıkları meydan, Mestia'nın merkezi. İlk gördüğünüz restoran da Koskhi. Popüler mekanlardan biri de burası. Burada da canlı müzik var. Diğer restoranlara göre fiyatı azıcık daha yüksek ama yemek performansı daha iyi değil. Ben genellikle gittiğim şehirlerde meydanda bir kafeye oturup etrafı, insanları izmeleyi çok severim. Burası tam öyle bir yer, otur dış kısmına meydandaki hareketi izle. Yine meydandaki restoranlardan biri burası. Dışarıdan küçük bir yer gibi görünse de içerisi oldukça geniş. Klasik yemekler dışında pizza filan da yapıyorlar. İşte benim favori mekanım 🙂 Meydandan azıcık yürüyerek nehir kıyısındaki bu restorana ulaşabilirsiniz. Nehir tarafındaki balkonu hava güzelse 18:00'den sonra tamamen dolu olabiliyor. Erken giderseniz daha kolay yer bulursunuz. Favori mekanım olmasının birkaç nedeni var: fiyatları şehir merkezine göre daha uygun, balkonu nehre bakıyor ferah ve keyifli, bir aile işletmesi bu yüzden yemekleri daha lezzetli. Gürcistan ile ilgili yazdığım diğer gezi yazılarının listesi aşağıda yer alıyor. - Mestia'da ne yenir, nerede yenir? - Masal ülkesi Svaneti - Tiflis-Erivan ulaşım - Tiflis havaalanı - Batum gezilecek yerler"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/midilli-gezilecek-yerler", "text": "Yunan Adaları'nı sevenler kulübünden misiniz? Ben Yunanistan'ın kana karasını seviyor olsam da adalarını daha fazla seviyorum. Her adanın kendine has bir dokusu, ruhu olmasını ayrıca seviyorum. Yunanistan'ın üçüncü büyük adası olan Midilli, işte o kendine özgü ruhu olan Yunan Adalarından biri. Dik yamaçlara kurulmuş taş evlerden oluşan köyleri, birbirinden güzel plajları, sakinliği, doğallığı, harika yemekleri ile benim en sevdiğim Yunan Adaları arasında yerini aldı. Midilli gezisi yapmayı düşünenler için Midilli gezilecek yerler listemde nereler vardı, Midilli gezi planı yaparken neleri dikkate aldım, Midilli'de ne yenir gibi pek çok sorunuzun cevabını Midilli gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda bulacaksınız! Öncelikle biraz Midilli Adası'nı tanıyalım! Midilli Adası'na Midilli Adası diyen sadece biz varız. Midilli adı, adanın en büyük yerleşimi olan ve bize en yakın şehri olan Mitilini'den geliyor. Biz Türkler bu şehrin adını bütün adaya vermeyi uygun görmüşüz ama Yunanlılar bu güzel adaya Lesvos diyor, Lesbos olarak da okunuyor. Lesvos ise Teselyalı kahraman Lapithos'un oğlunun adı imiş. Teselyalılar, Cenevizliler, Bizanslılar derken ada 1462'de Osmanlı İmparatorluğu'na geçmiş. 1914 yılında ada Yunanistan'a geçene kadar Osmanlı himayesinde kalmış. Mübadele döneminde Türkiye'de yaşayan pek çok Rum adaya gelmiş. Midilli; Nobel Ödüllü şair Odiseas Elitis, Antik Helen Döneminde \"10. sanat perisi\" olarak tanımlanan ünlü kadın şair Sappho, Namık Kemal, Barbaros Hayrettin Paşa gibi ünlü isimlere ev sahipliği yapmıştır. Midilli'nin Türkiye'ye bakan tarafları zeytin ve çam ormanları ile dolu iken Ege Denizi'ne açık tarafı kurak ve bol rüzgarlı. Adada doğu-batı doğrultusunda ilerlerseniz, çam ormanları arasında yol alırken birden bire bitki örtüsünün yok olduğu ve rüzgarlı yollarla karşılaşacaksınız, şaşırmayın. Midilli, Yunanistan'a bağlı bir ada olduğundan gidiş için şengen ülkeleri kuralları geçerli. Midilli'ye gitmek için geçerli bir pasaport ve şengen vizeniz olması gerekiyor. Eğer yeşil pasaport sahibiyseniz vize almadan gidebilirsiniz. Daha önce geçerli olan kapı vizesi uygulaması 2019 yılından bu yana geçerli değil. Şengen vizesi ile ilgili detaylar için tıklayın. Midilli'ye 2022 yılı itibariyle en kolay ulaşım şekli Ayvalık'tan feribot ile Mitilini şehrine geçmek. Turyol firmasının arabalı feribotu ile 1,5 saatte veya Jalem Tur'un hızlı feribotları ile 45 dakikada adaya geçmek mümkün. Feribotlar sabah 09:00'da Ayvalık'tan akşam 18:00 Mitilini'den kalkıyor. Biletlerinizi firmaların internet sitesinden veya Ayvalık limanındaki ofislerinden alabilirsiniz. Ayvalık ofisleri sabah 07:00'de açılıyor. Feribot içinde yiyecek içecek alabileceğiniz minik bir büfe bulunuyor, yani aç susuz kalmazsınız. Ben iki Midilli seyahatimde de Turyol firmasının tercih ettiğimden aşağıda o Turyol firmasının Ayvalık-Midilli feribot bilet fiyatlarını göreceksiniz. Pandemi öncesi Dikili ve Küçükkuyu'dan kalkan feribotlar var imiş ancak şu an bu hatlarda feribot hizmeti devam etmiyor. Araç ile Midilli'ye geçiş yapabilmek için kendi belgelerinize ek olarak araç için; çipli ehliyetiniz, ruhsatınız ve uluslararası geçerliliği olan trafik sigortanız gerekiyor. Midilli'ye ulaşım, Midilli'ye nasıl gidilir detayları için Midilli'ye nasıl gidilir? yazıma mutlaka göz atın. Ayvalık'tan Midilli'ye geçerken bilet fiyatlarına ek olarak 150 TL yurtdışı çıkış harcı ve bireyler için liman vergisini ayrı gişelere ödemeniz gerekiyor. Ayvalık limanından çıkan tüm yolcular için aşağıdaki vergi rakamlarını ödemeniz gerekiyor. - Yaya: 15 TL Liman Vergisi - Motosiklet : 15 TL - Otomobil : 65 TL - Jeep & Minibus : 115 TL - Kamyonet : 115 TL - Otobüs : 230 TL Midilli Adası, 1600'ün üstündeki kilometrekaresi ile gezi planı yaparken sizi zorlayabilir. Harita üzerinde mesafeler kısa görünse de dağlık yapısı nedeniyle yolları bol virajlı ve dar. Hızlı yol almanız mümkün değil, seyahat planınızı ona göre yapmanızda fayda var. Ben Midilli'ye ilk gidişimde125 CC'lik bir scooter kiralayarak, ikinci gidişimde ise bir araç kiralayarak gezdim. Otobüs de var şehirlerarası ancak günde 1-2 kez kalktığı için esnek plan yapmanıza engel olabilir. Bir diğer seçenek ise Ayvalık'tan kalkan turlara katılmak. Eğer araç kiralamayı düşünüyorsanız ve hafta sonu adaya gelecekseniz araç kiralama firmalarında ciddi bir yoğunluk oluyor. Bu nedenle gitmeden önce aracınızı kiralamanız iyi olur. İnternetten araç kiralamak istediğinizde fiyatlar biraz yüksek çıkıyor. Biz adadaki firmaların birkaç tanesine e-posta göndererek şansımızı denedik. Discovery Araç Kiralama ile günlüğü 50 Euro'dan küçük sınıf bir araç kiraladık. Hafta içi rakamlar 45 Euro'ya düşebiliyor. adresinden iletişime geçebilirsiniz. Midilli Kuzey Ege'de bulunan bir ada olduğundan bol rüzgar alan, denizi soğuk bir ada. Bu nedenle Midilli'ye gitmek için en iyi zaman yaz ayları. Benim ilk Midilli seyahatim Haziran ayında okullar tatil olmadan idi ve ada çok sakin, tenha idi. İkinci seyahatim ise Ağustos başı idi, Haziran'a göre biraz daha kalabalık olmasına rağmen yine de rahatsız edici bir kalabalık yoktu. İki ayda da hava güneşlikti. Aşağıdaki görsele tıklayarak 4 günlük Midilli gezimin videosunu izleyin ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Midilli'de gezilecek yerler listesinde yer alan noktaları aşağıdaki haritada gördüğünüz şekilde Google Haritalar uygulamasında Midilli'de gezilecek yerler haritası adı altında işaretledim. Bağlantıya veya görsele tıklayarak haritaya ulaşabilirsiniz. Midilli iki gün kafa dinlemek için de bir hafta hareketli bir tatil geçirmek için de çok uygun bir ada. Ne istediğinize karar verip ona göre bir gezi planı yapmanız en doğrusu. Ne istediğinize karar verebilmeniz için de Midilli'de gezilecek yerler arasında neler var önce oradan başlayalım. Aşağıdaki sıralama haritadaki yön sırasına göre Doğu>Kuzey>Batı>Güney rotası şeklinde ilerliyor. Adanın en büyük şehri ve merkezi Mitilini yani Midilli şehri. Ayvalık feribotları buraya iniyor. Sabah akşam karşılıklı feribot olduğundan ulaşım seçeneği açısından gayet iyi. Sabah 09:00'da Ayvalık'tan kalkan feribot 10:30 gibi Mitilini'ye gelmiş oluyor. Adanın en hareketli ve kalabalık şehri de burası. Agios Therapontas Kilisesi, Özgürlük Heykeli, Sapfo meydanı ve çevresindeki dükkanlar, Gataluzi Kalesi Mitilini merkezinde görülecek yerler. Ben buraları ilk gün feribottan inince değil, son gün dönüşte dolaştım. Mitilini'ye çok yakın (5km) bir sahil kasabası, Midilli Adası'nda her zaman denize sıfır ve dik yamaçlardan inilmeyen bir sahil kasabası bulmak kolay değil. Ben bir kahve molası için durmuştum. Denize girmek veya bir yemek molası için de uğranabilir. Mitilini'den kuzeye giderken yol üstüne Thermi Kasabası kaplıcaları ile ünlü. Bölge Roma Dönemi'nde de sıcak su kaynakları ile ünlü imiş. Artemis Tapınağı ve hamam kalıntılarına rastlanmış. Osmanlı Dönemi'nde ise yine sıcak su kaynaklarından faydalanılmış. Sarlitza Sarayı Midilli Adası'nın Avrupa sosyetesinin ilgisini çektiği dönemde yapılmış bir spa oteli imiş. Ancak ekonomik kriz ve adanın popülerliğini kaybetmesi nedeniyle otel kapanmış. Zamanla eskiyen bina hayalet otele dönüşmesine neden olmuş. Deniz kıyısında çok güzel bir yeri varmış. Belki bir gün yeni bir otel yapılır. Mantamados Köyü, Mitilini'den Silaminia'ya doğru devam ederken yol üstündeki duraklarınızdan biri olabilir. Midilli'ye 35 km mesafede bulunan köy adını \"Manda\" kelimesinden almış. Adanın en iyi süt ve süt ürünlerini bu küçük köyde bulabilirsiniz. Köy meydanındaki güzel kafe ve restoranlar için küçük bir kilise olan Aziz Vasili kilisesi köy içinde görülmeye değer yerler. Seramik ve et köyde bulabileceğiniz geleneksel ürünler arasında. Köyde bulunan Taksiyarhis Kilisesi & Manastırı adanın en meşhur kiliselerinden biri. Taksiyarhis Kilisesi, baş melek Mikail'e adanmış 140 kilisenin merkezi kabul ediliyor. Kilisenin meşhur olmasının nedeni içeride bulunan Baş Melek Mikail yani Taksiyarhis İkonası. 10. yüzyılda Midilli sık sık korsan saldırılarına uğruyormuş. Korsanlardan korunabilmek için denizden daha içeride tepede bir manastır inşa edersek güvenli olur diye düşünmüşler. Ancak korsanlar bir gece ansızın buraya da saldırmış ve manastırda yaşayan 39 rahibi öldürmüş. Manastırda korsanlardan kurtularak sağ kalan tek rahip ölen rahiplerin kanlarının bulandığı toprak ve mum kullanarak Taksiyarhis İkonası'nı yapmış. İkona halen kilisede sergileniyor ancak içeride fotoğraf çekmek yasak. Hemen karşı kıyıda Cunda ve Ayvalık'ta da birer tane Taksiyarhis Kilisesi bulunduğunu da belirteyim. Köye yakın Mankatsa Şelalesi de görülecek yerler arasında. Tepeden aşağıya denize indiğinizde güzel plajlar da bulabilirsiniz. Midilli'de pek çok yerleşim sahil ve tepe bölümü olarak iki ayrı yerde konumlandırılmış. Sikaminia, Midilli'nin yüksek yamaçlarından biri olan Lepetimnos'un kuzeyinde kurulmuş bir köy iken sahil kısmının adı Skala Sikamineas. Sikaminia Köyü, Nobel ödüllü yazar, gazeteci ve bilim adamı Stratis Myrivilis'in (1890-1969) doğduğu köy. Yazarın \"Panagia Gorgona\" kitabına ilham vermiş bu köy. Köyün taş evleri, taş döşeli sokakları tam fotoğraflık. Ayrıca köyde bir de müze var: Folklore Museum Sykaminia. Köy adını dut ağaçlarından almış. Dut ağacının altı anlamına gelen \"Mouria tou Myrivili\" restoranının yer aldığı ve adanın evlilik merasimlerinin yapıldığı yer olarak bilinen yer ise Sikaminia Köyü'nün sahil bölümü Skala Sikamineas. Ayrıca burası adının en meşhur balıkçı kasabası. Ben de öğle yemeği molamı burada vermiştim. Sahildeki kayalıklarda yer alan minik bir kilisesi ve yılan gibi kıvrıla kıvrıla inilen yolu ile beni zorlayan ama çok da sevdiğim bir yer oldu. Sahilde yan yana iki tane restoran bulunuyor. Birinin adı Dut Ağacı'nın Altı diğerinin adı da Anemoessa. İkisinde de lezzetli deniz mahsülleri ve harika bir manzara var. Adanın en popüler şehirlerinden biri ve turistik merkezi Molivos kasabası. Büyük bir kalesi, orta çağ kasabalarını andıran sokakları, irili ufaklı çok sayıda tavernası ile gece ve gündüz her türlü aktiviteyi bulabileceğiniz bir yer. Molivos 1965 yılında UNESCO tarafından koruma altına alınmış. Molivos'ta çok sayıda restoran, kafe, kafeterya yer alıyor. Ben tercihimi tatlıdan yana kullanıp şehrin içinde Blue Fox adında, denize yukarıdan bakan, eski usül dekore edilmiş bir yer buldum. Ben seçimi dondurmadan yana kullandım, ev yapımı tatlılar da vardı ama günün sonu gelmişti ve ev yapımı da olsa bütün gün beklemiştir diye düşündüm. Aşağıdaki dondurmaya 5,5 Euro verdim, olsun tadı güzeldi. Molivos'ta çok sayıda konaklama seçeneği de bulunuyor. Benim kaldığım yer \"The Schoolmistress With The Golden Eyes\" tam Molivos'un kaleye çıkan sokaklarından birinde, çok güzel bir deniz manzarası olan bir oteldi. Molivos'taki en uygun oda idi aynı zamanda. 26 euro civarında idi fiyatı. Booking. com'da bu oteli görmek için tıklayın. Molivos'a sadece 5-6 kilometre mesafede yer alan Petra, şehrin tam ortasında yer alan 35 metre yüksekliğinde bir kaya ve kaya üzerinde yer alan Panagia Glikofilusa Kilisesi ile tanınıyor. Uzun bir plajı ve sahildeki irili ufaklı tavernaları kadar gün batımı ile de meşhur. Molivos yerine Petra'da kalmak da bir seçenek. Petra'nın uzun bir plajı var, denize girmek için Molivos'tan çok daha uygun olabilir. Midilli'ye deniz tatiline değil de sadece dağ köylerini gezmeye gelebilirsiniz. Skalochori bu köylerden biri. Köylere uzaktan yaklaşırken genellikle aşağıdaki fotoğraftakine benzer bir görüntü sizi karşılıyor; dik yemyeşil bir vadiye yayılmış, iki katlı, kiremit çatılı, taş evler. Skalochori Köyü de o köylerden biri. Köyün ortasında bir köy kahvesi, hemen yakınındaki kilisesi ile her biri yapısal olarak birbirine benzeyen ama hepsinde durup bir kahve içme duygusu uyandıran köyler bunlar. Vatoussa Köyü de bahsettiğim dağ köylerinden biri, Molivos'a 32 kilometre mesafade. Mesafe kısa görünse de Midilli'de yolların dar, bol virajlı ve bol manzaralı olduğunu belirtmek gerek, bu nedenle 32 kilometreyi 1 saatte gidebilirsiniz. Ana yoldan ayrılıp Vatoussa Köyü'ne doğru tırmanmaya başladığınızda aşırı dik arnavut kaldırımlı sokaklar sizi karşılıyor. İlk anda biraz ürkütücü olsa da etraftaki taş evlere baka baka köy meydanına çıkıyorsunuz. Burası birazcık daha turistik olduğu için burada birden fazla köy kahvesi var. Vatoussa Köyü benim kahvaltı molası verdiğim köy idi. Köy meydanında motorumla durunca yaşlı amcalar oturdukları yerden selam verdiler sırayla. Meydanda küçük bir tur atıp kahvelerden birine oturdum. Kahveye oturunca bir frappe bir de ballı yoğurt sipariş ettim. Ballı yoğurt Anadolu'da da çok yenir, bizim çocukluğumuzda bal yerine şeker serperdik mis gibi köy yoğurdunun üstüne. Bu yoğurtta da işte o çocukluğumdaki köy yoğurdunun tadı vardı, üstüne gezdikleri bal da uzun zamandır yediğim en güzel bal olabilir. Vatoussa Köyü'nden sonra sadece 14 kilometre devam edince bir başka dağ köyü olan Antissa'ya ulaşıyorsunuz. Burası Vatoussa'dan biraz daha büyük. Ben Vatoussa ve Skalochori'de yeterince vakit geçirdiğimi düşünerek buraya uğramadım ama planınıza uygun şekilde yaparsanız burası da çok güzel bir köy imiş. Antissa'dan batıya devam ediyorsanız coğrafya birden değişiyor. Çam ve zeytin ağaçları yerini boz tepelere, tatlı meltem yerini sert rüzgarlara bırakıyor. Antissa'dan direkt Eresos'a geçebileceğiniz gibi, benim gibi enayi bir merakla Sigri'ye yani adanın en batısına devam edebilirsiniz. Ben ettim, siz etmeyin diye de eklemek isterim ama yanlış yönlendirmek de istemiyorum, belki siz seversiniz. Sigri'nin birkaç önemli noktası var: Midilli'nin en eski manastırı olan Ipsilou Manastırı, 15-20 milyon yıl önce oluşmuş Taşlaşmış Fosil Orman ve Taşlanmış Orman Tarih Müzesi. Ben Sigri'ye ulaşana kadar bozuk yol ve rüzgar nedeniyle o kadar yorulmuştum ki maalesef hiçbirine çıkmadım. Sigri'nin içinde bir de Osmanlı zamanından kalma kale var, içine girilemiyor, sadece dışarıdan bakabiliyorsunuz. Sigri aynı zamanda rüzgar sörfçülerinin de uğrak mekanı imiş, seviyorsanız ilginizi çekebilir. Sikaminia'da olduğu gibi Eressos da tepe ve sahil olmak üzere ikiye ayrılmış kasabalardan biri. Eressos, Antik Helen Döneminin \"10. sanat perisi\" olarak bilinen, ünlü kadın şair \"Sapfo\"nun memleketi olması ile ün salmış. Ayrıca bir meşhur tarafı daha var, özellikle lezbiyenler tarafından çok tercih ediliyor imiş. Ben çok sakin bir dönemde gittiğim için gözle görülür bir lezbiyen kalabalığı görmedim, başkalarının yalancısıyım. Midilli'de denize girmek için en sevdiğim yer Skala Eresou oldu. Hem çok sakin, hem deniz kıyısındaki tavernalarında birbirinden güzel Yunan yemeklerinin tadına bakabiliyorsunuz. Denize girmek için herhangi bir yere oturmanız veya şezlong parası vermeniz gerekmiyor, havlunuzu serip istediğiniz yerden denize girebilirsiniz. Midilli'nin bütün plajlarından durum aynı, Yunanlıların en sevdiğim özelliklerinden biri bu. Ben Skala Eresou'da yemek yemek için tamamen tesadüfi olarak Adonis Restoran'a oturdum. Tek başıma yemek yediğim için çalışanlar da ekstra ilgilendiler, ufaktan muhabbet kurduk. Ben bira içmeme rağmen bol bol uzo shot ikram ettiler. Derken sıra hesap ödemeye gelince, çantama elimi bir attım, cüzdanım yok. Otelde unutmuşum. Ben ezile büzüle \"çantam burada kalsın, ben otele gidip cüzdanımı alıp geleyim\" dedim. Onlar ise \"çantanı da al, yarın sabah getirirsin hesabı\" dediler. Hala insana güvenin, samimiyetin olduğu yerlerin varlığını bilmek beni çok mutlu etti. Ben yine de rahat edemeyip gidip parayı getirdim, üstüne bana bir de bira ısmarladılar. Skala Eresou'ya giderseniz Adonis Restoran'da yemek yiyin mutlaka, kendinizi evinizde gibi hissedeceksiniz. Bu arada ne yedin derseniz, şarap ile marine edilmiş ahtapot ve 2 bira için 15 Euro ödedim. Yemekten önce kızarmış ve üzerine zeytin yağı sürülmüş ekmek de geliyor buralarda her yerde. Tıka basa doyuyorsunuz. Ben ikinci gün konaklamamı Skala Eresou'daki Pansion Apart otel Pension Krinelos'da yaptım. Denize 50 metre yürüme mesafesinde retro dekorasyonuna rağmen tertemiz, İngilizce anlaşamadığımız yaşlı Yunan teyzelerin işlettiği bir yer burası. Aynı dili konuşamasak da çok iyi anlaştık teyzelerle. Ayrılırken çantama koymam için bahçelerinde yetişmiş bir kilo kayısı da elime tutuşturdular. İstemeyerek de olsa Skala Eresou'dan ayrılıp bir sonraki durağım olan Agiasos Köyü'ne doğru rotamı çevirdim. Yol üstünde Kalloni Kasabası'na varmadan sizi Limonos Manastırı karşılıyor. Eğer Halkidiki tarafına gittiyseniz orada kadınların alınmadığı, Yunanistan'ın en büyük manastırı olan Ayanoros Manastırı vardır. Limonos Manastırı da Ayanoros'un minyatürü olarak anılıyor ve tıpkı onun gibi sadece erkekler alınıyor. Ana manastırın çevresine yayılmış çok sayıda şapel ile geniş bir araziyi kaplayan manastır ziyarete açık. Kalloni, adını aldığı körfezin kıyısında yine sahil ve üst şehir olarak ikiye ayrılmış bir yer. Buranın sardalyası meşhur imiş, balık sevenlerin ilgisini çekebilir ama ben sabah saatlerinde uğradığım için pek ilgilenmedim. Kalloni filozof Aristo'nun bir dönem yaşadığı ve araştırmalarını yaptığı yer olarak da nam salmış. Kalloni aynı zamanda tuz havuzları ve kuş gözlemi yapabileceğiniz kocaman bir alana da ev sahipliği yapıyor. Sardalya ilgimi çekmeyince kuş gözlem alanlarına doğru yol aldım ben de. Bu bölge çok geniş bir alanı kapsıyor, içinde yürüyüş yapabileceğiniz yollar ve kuş gözlem kuleleri bulunuyor. Kalloni'den sonra yeniden dağ yollarına dalıp görmeyi en çok istediğim yerlerden biri olan Agiasos Köyü'ne doğru yoluma devam ettim. Midilli merkezinde sadece 27 kilometre mesafede olan köy Olimpos Dağı eteklerinde yer alıyor. Kestane, çınar, çam ve çeşit çeşit meyve ağaçlarının süslediği yollardan geçerek ve yine tırmanmalı bir yol ile köye ulaşılıyor. Agiasos Köyü, seramik ve ahşap işleri ile meşhur. Köyün meydanında yer alan Panagia Vrefokratusa'' Kilisesi de ahşap işlemeleri ile meşhur. Köy bu kilisenin etrafına kurulmuş durumda. Ara sokaklarda çok sayıda kahve, peynirci, seramikçi, ahşap işleri satan dükkanlar sizi bekliyor. Köy kahvesinde sakızlı kahve içmeyi de ihmal etmeyin sakın ola. Köyün içinde ben de bir kahve molası veriyorum tabii. Kahvenin yanına, bizim laz böreğine benzeyen içi muhallebili bir tatlı olan Bogaça sipariş ediyorum. Normalde laz böreğini pek sevmem ama buna bayıldım, bulursanız affetmeyin. Köyün sokakları tek tek gezmeyi, güzel mimarili evleri ve taş döşeli sokakları görülmeyi kesinlikle hak ediyor. Her yıl Kasım ayında köyde bir de kestane festivali düzenleniyor imiş, bir dahaki sefere festivale gelmek üzere köyden ayrılıyorum. Agiasos'tan sonraki rotam Plomari ama artık bütün gün yorulduğum için konaklama ayarladığım yer olan Agios Isidoros köyüne geçiyorum. Burası mavi bayraklı plajı ile ünlü. Gelmeden önce okuduğum bloglarda pek övmüşlerdi, ben de ona inanarak geldim ama adayı gezerken o kadar güzel yerler gördüm ki burası beni hiç etkilemedi. Sahile şöyle bir bakıp yemek yemeye çekildim. Agios Isidoros'ta plaj dışında çok fazla aktivite yok. Diğer köyler, kasabalardaki sahil tavernaları da yoktu malesef. Sahildeki birkaç yerin de Foursquare yorumları oldukça kötüydü. . Ben de şöyle bir tur atıp sahile paralel caddede yer alan ve denizi yukarıdan gören Sunset adında bir restorana oturdum. Yine güler yüzlü servis, yine rahatsızlık vermeyen arkada hafif bir Yunan müziği. Keşke bizdeki mekanlar da şunları bir öğrenebilse. Bu kez Midilli'ye geldiğimden beri merak ettiğim kabak çiçeği kızartması, Midilli'de üretilen ve tulum peynire benzeyen peynirden sipariş ediyorum. Bunlara da Midilli'de üretine Barbayanni marka uzo eşlik ediyor. Kabak çiçeği kızartmasının da içi peynir dolgulu imiş, nefis birşeydi, bulursanız affetmeyin. Üçüncü gün konaklamamı Agios Isidoros'ta Villa Katerina adında bir pansiyonda yaptım. Midilli adasındaki en pahalı konaklamam da burada oldu malesef, 40 Euro gibi bir ödeme yaptım. Mavi bayraklı plajın bedeli imiş. Ancak Plomari civarında da daha uygun bir yer bulamamıştım. Yine retro bir pansiyon ve güler yüzlü Yunan teyze işletmecisi olan, denize 50 metre yürüme mesafesinde bir yerdi burası da. Bir önceki gün Plomari'ye zamanım kalmayınca Agios Isidoros'a sadece 6 kilometre mesafede olan Plomari'ye geri döndüm. Geri dönerken yol üstünde Midilli'de üretilen iki Uzo markasından biri olan Barbayanni Uzolarının fabrikası ve aynı zamanda müzesi olan yere uğradım. Müze girişi ücretsiz, yanınıza bir görevli gelerek size müzenin tarihçesi ve uzo yapım süreçleri ile ilgili kısaca bilgilendirme yapıyor. Sonra da gerçek üretimin yapıldığı tesise iniyorsunuz. Orada başka bir görevli sizi karşılayıp uzonun iyisi nasıl olur, uzo nasıl içilmeli gibi konularda da bilgi veriyor. Dilerseniz buradan uzo satın alabiliyorsunuz. Barbayanni marka uzolar rakıya en yakın tadı olan uzo olarak biliniyor. Fabrikada beni gezdiren görevlinin önemli birkaç notu oldu, hem uzo hem de rakı içerken dikkate alınacak. Birincisi; damıtılmış olan içkiye direkt buz atmayın veya uzun süre buzdolabında bekletmeyin, bu içkiler kristalleşmeye başladığında özelliğini kaybetmeye başlıyor demek imiş. Rakı veya uzoyu soğuk içmek istiyorsanız yanında içtiğiniz suya buz atabilirsiniz ama en ideal yöntem ehlikeyf ile içmekmiş. İkincisi ise; rakı veya uzo şeker atılarak yapılırsa ertesi gün çok baş ağrısı yaparmış çünkü şeker vücuttaki bütün suyu emermiş. Şeker atılması genelde yüksek miktarlarda üretim yapan firmalar tarafından tercih ediliyormuş. Plomari bir başka balıkçı kasabası. Plomari ve Barbayanni Uzo fabrikalarının burada olması ve mavi bayraklı Agios Isidoros plajının yakın olması nedeniyle oldukça popüler. Diğer köy ve kasabalarda gördüğümüz düzgün mimari burada da devam ediyor. Şehrin içinden bir nehir geçiyor ve nehre bakan evlerin olduğu sokaklar hediyelik eşya ve kahvecilerle dolu. Uzo fabrikaları olmasaydı rotamı buraya çevirmeyi düşünmezdim, şehir ve çevresinde görülecek, fark yaratan bir güzellik \"bence\" yok. Plomari'de eğer yemek yiyecek olursanız pek çok kişi bana Maria'nın Yeri diye bir restoran önerdi. Aklınızda olsun. Bir de bu bölgede kırmızı eti de çok iyi yaptıklarını söylediler ama ben denemedim. Artık dönüş yoluna geçtim ve Mitilini yolu üzerindeki Paleokipos Köyü'ne Barbaros Hayrettin Paşa'nın doğduğu yer olduğu için bir uğradım. Belki bir heykeli vardır veya evini müze yapmışlardır umudu ile, malesef birşey bulamadım. Benim rotam Mitilini'de bitti. Oradan akşam 18:00'de kalkan feribot ile yeniden Ayvalık'a döndüm. Midilli ile tekrar gelmek üzere ayrıldık. Yukarıda saydığım yerler benim gördüğüm ve araştırdığım yerler. Bunlar dışında adada çok sayıda termal bölge var. Benim sıcak sular ile aram iyi olmadığı için planıma dahil etmedim, siz etmek isterseniz Thermi, Efelatau, Gerra bakabileceğiniz yerler arasında. Midilli'ye kaç gün gideceğinize göre gezi planı yapabilirsiniz. Aşağıda 2, 3 ve 4 günlük Midilli gezi planı önerilerimi göreceksiniz. Bu planlar kiralık veya kendinize ait bir araç olması durumunda anlamlı olacak. Adada toplu taşıma var, ancak otobüs seferleri çok sık olmadığından bu planları uygulamanız zor olacaktır. Eğer Midilli'de sadece 2 gününüz varsa adanın en popüler yeri olan hem deniz, hem tarih, hem güzel yemek bulabileceğiniz Molivos tarafına yani adanın kuzeyine gitmek en mantıklısı. Küçükkuyu'dan direkt Molivos'a feribot var, buraya geçip hafta sonu keyfi yapabilirsiniz. Molivos'un ortaçağ şehrinin sokaklarında kaybolabilir, kaleye çıkabilir, Molivos'tan gün batımı ile meşhur Petra'ya veya yemekleri ile meşhur Skala Skamineas'a gidebilirsiniz. Ayrıca çok yakında çok güzel plajlar da var, denize girmek için de güzel yerler. Midilli için 3 gün ayırdıysanız yukarıdaki 2 günlük plana ek olarak Molivos'tan başlayarak dağ köylerinden geçerek Skala Eresou'ya inmeniz harika olur. Benim Midilli'deki favori yerim Skala Eresou oldu. Vatoussa dağ köyü kesinlikle uğranıp köy kahvesinde ballı yoğurt yemenizi önereceğim yer olacak. Ben biraz doğa, biraz tarih, biraz da kültür görmek istiyorum derseniz o zaman benim de yaptığım gibi adayı tam tur dolaşacak bir rota çizebilirsiniz. O zaman saat alternatifleri daha fazla olan Ayvalık'tan Mitilini'ye gelecek şekilde bir rota çıkarmanız çok daha mantıklı olur. Aşağıda 2019 yılında yaptığım 4 günlük Midilli gezisi maliyeti detayları yer alıyor. - Ayvalık-Midilli arası feribot bileti gidiş-dönüş 25 Euro. Biletimi Turyol Midilli'den aldım. - 4 gün yolculuk etmek için motosiklet kiraladım. 125cc'lik scooter için 4 gün 70 Euro kiralama ücreti verdim. - Motorun benzin masrafı 25 Euro oldu. - Molivos 26 Euro, Skala Eresos 27 Euro ve Agios Isidoros 40 Euro olmak üzere 93 Euro konaklama masrafı. Otelleri son dakika ayarlamak biraz maliyetimi artırdı sanırım, belki erken rezervasyon yapsam daha ucuz olurdu. Bir de adada hostel tarzı bir yer bulamadım, pansiyon konaklaması da tek başıma olunca pahalıya geldi. 2 kişi gelinse daha ekonomik olurdu. - 100 Euro da yeme-içme masrafım olmuş. Bu kısmı daha ekonomik halletmek de mümkün olurdu. Ben biraz kendime torpil yaptım. Genel olarak kahve 1,5-2,5 Euro arası, bira 2-3 Euro arası, ahtapot, kalamar gibi yemekler 9-10 Euro civarı. - 4 günlük gezinin toplam maliyeti 313 Euro olmuş. Bana biraz fazla geldi, siz ne dersiniz? Beni uzun zamandır takip eden, tanıyanlar bilir, plaj, deniz insanı değilim. Midilli Adası'na giderken deniz de birincil amacım değildi. Ama bir adaya gitmişiz, tabii ki denize girmeden olmaz. Midilli'de gördüğüm, girdiğim plajlar hakkında kısaca bilgi vereyim. - Midilli Adası'nda plajların tamamına giriş ücretsiz. Gidip havlunuzu serip istediğiniz yerden denize girebilirsiniz, önünde tesis dahi olsa. Eğer şezlong veya şemsiye istiyorsanız onlara para ödemeniz gerekiyor. Ben hiç ödemediğim için fiyatları bilmiyorum. - Deniz kıyısındaki köy ve kasabalarda genelde deniz kıyısında tavernalar, restoranlar yer alıyor, oralardan yiyip içerseniz genellikle ücretsiz şemsiye veya şezlong veriyorlar. - Midilli Adası'nda gördüğüm plajlar çoğunlukla taş veya çakıllı, ki ben çok severim, sadece Kalloni'de kumsal plaja rastladım. - Mitilini'den Skaminea tarafına giderken yol üstünde çok güzel plajlar gördüm ama hemen hepsini yukarıdan gördüm, genellikle taşlık veya kayalık pırıl pırıl plajlardı. - Petra uzun sahil şeridi ve Molivos'a olan yakınlığı ile en çok denize girilen yerlerden biri. - Benim favorim Skala Eresou plajı idi, deniz küçük taşlı, sahili ise ince olmayan kumlu idi. Deniz kıyısında duşlar ve tesisler burada da mevcut. - Adanın güney tarafındaki sahilleri daha az rüzgar alması nedeniyle daha çok tercih ediliyor. Plomari yakınındaki mavi bayraklı Agios Isidoros onlardan biri. Burası çok kalabalık ve pahalı olduğu için orada konuştuğum Yunanlılar Plomari'ye 5 kilometre mesafedeki Melinda plajını tavsiye ettiler, hem daha az kalabalık hem de fiyatları daha uygun imiş. - Ege Denizi'nin kuzeyinde yer alan adanın suyu elbetteki soğuk. Ben zaten soğuk su severim ama sıcak deniz sevenler Temmuz hatta Ağustos aylarını tercih ederse daha iyi olacaktır. - Genel olarak gördüğüm plajlar temiz, yüksek müzik yok, deniz zaten pırıl pırıl. Rüzgarlı günlerde öğleden sonraları biraz dalgalanabiliyor. Midilli Adası, gerçek adıyla Lesvos, Yunan adalarından farklı olarak fazla turistik hale gelmemiş, herkesin samimi, sıcak olduğu, beyaz-mavi evler yerine taş evlerin köyleri süslediği bu adayı ben çok sevdim. - Birbirinden güzel 10 Yunan Adası önerisi - Türklerin gözde adası Simi - Şövalyeler adası Rodos - Balayı adası Santorini Şu an ne iş yaptığım ve geçmiş tecrübelerim Hakkımda sayfamda yer alıyor. elinize sağlık. Çok faydalı bilgiler. Aile ve çocuk için hangi plaj daha sığ ve temiz ? cevaplarsanız sevinirim, teşekkürler.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/midilli-ye-nasil-gidilir", "text": "Midilli Adası'na önce gitmeden önce \"Midilli'ye nasıl gidilir?\" araştırması yaptım. Hem araştırma sonuçlarım, hem de iki kez gittiğim adadaki deneyimlerim ile Midilli'ye nasıl gidilir? ve Midilli 'de ulaşım nasıl? sorularının cevaplarını bu yazıda bulacaksınız. Kuzey Ege'de Ayvalık'ın karşında bulunan ve Yunanistan'ın üçüncü büyük adası olan Midilli Adası'na, Yunanistan'ın belli noktalarından uçak ile, Türkiye'den veya Yunanistan'dan feribot ile ulaşabilirsiniz. Midilli'ye gitmek için geçerli bir pasaportunuz ve şengen vizeniz olması gerekli. Yeşil pasaport sahibiyseniz vize almadan gidebilirsiniz. 2019 yılına kadar Yunan Adalarına kapı vizesi ile gidilebiliyordu ancak o zamandan beri kapı vizesi geçerli değil. Yani mutlaka adalara plan yapmadan önce şengen vizesi almanız gerekiyor. Pasaportunuzda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti damgası varsa Midilli'ye giremiyorsunuz. Kıbrıs'a zaten kimliğimizle gidebiliyoruz, pasaport kullanmanıza ve damga vurdurmanıza gerek yok. Yine de Yunanistan ve Yunan Adaları'na gidiyorsanız pasaportunuzda KKTC damgası olmaması gerektiğini hatırlatmak istedim. Midilli'ye feribot ile Ayvalık'tan ve diğer Yunan Adaları'ndan feribot ile geçebilirsiniz. Pandemiden önce Küçükkuyu ve Dikili'den de feribot varmış ama şu an bu feribotlar çalışmıyor. Midilli'ye Ayvalık'tan kalkan feribotlar ile ulaşabilirsiniz. Ayvalık'tan Midilli'ye feribot hizmeti veren 2 farklı firma var. Turyol ve Jalem Tur firmalarının feribotları gidiyor. Turyol ve Jalem Tur'un normal feribotları 90 dakikada, Jalem Tur'un hızlı feribotu 45 dakikada Midilli'ye ulaşıyor. Sabah 09:00 ve akşam 18:00'de Ayvalık'tan Midilli'ye, Midilli'den Ayvalık'a karşılıklı feribot seferleri var. - Bebek (0 6 yaş): tek yön 5 Euro, gidiş-dönüş 5 Euro - Çocuk (6 12 yaş): tek yön 10 Euro, gidiş-dönüş 15 Euro - Yetişkin: tek yön 20 Euro, gidiş-dönüş 30 Euro - Motosiklet: tek yön 25 Euro, gidiş-dönüş 40 Euro - Otomobil & Jeep (5 metreden kısa): tek yön 55 Euro, gidiş-dönüş 80 Euro - Minibüs (6 metreden kısa): tek yön 90 Euro, gidiş-dönüş 140 Euro - Karavan (6 metreden kısa): tek yön 120 Euro, gidiş-dönüş 180 Euro - Midibüs (6-9 metre arası): tek yön 200 Euro, gidiş-dönüş 250 Euro - Otobüs: tek yön 300 Euro, gidiş-dönüş 400 Euro - Yaya: 15 TL Liman Vergisi - Motosiklet : 15 TL - Otomobil : 65 TL - Jeep & Minibus : 115 TL - Kamyonet : 115 TL - Otobüs : 230 TL Midilli'den Selanik ve Atina'ya feribot ulaşımı var. Ayrıca Sakız, Limnos, Kos gibi diğer adalara da Midilli üzerinden geçebiliyorsunuz. Benim alışkanlığım bir yere gideceğim zaman havaalanına, otogara, feribota erken gitmektir. Ayvalık'ta kaldığım Macaron Otel'den 2-3 dakikalık bir yürüyüş ile eski Tansaş durağındaki minibüslerden birine atlayıp feribot iskelesine gittim. Liman Ayvalık merkeze sadece 1 km yürüme mesafesinde. İskelenin tam karşısında Ayvalık'tan Midilli'ye giden 2 firmanın da ofisleri var. Ben Ayvalık'tan Midilli'ye geçmek için Turyol'u tercih ettim. Bileti feribota binmeden önce ofisten alabileceğiniz gibi internetten de alabiliyorsunuz. Feribot iskelesinin girişinde solda bir kafeterya ve sağda ise yurt dışı çıkış harcını ve liman vergisini ödeyebileceğiniz gişe yer alıyor. 09:00'daki feribot için 07:30'da iskeleye gelince kafeteryaya oturup bir kahvaltı edebilirsiniz, tost, simit, çay gibi seçenekleriniz var. Feribot saati yaklaşmadan gümrük kapılarını açmıyorlar bu nedenle kapılar açılana kadar Midilli yolcuları dışarıda veya bu kafeteryada bekliyor. Kapılar açıldığında harç pulu gişesi de açılıyor, önceden ödemediyseniz burada hızlıca ödeyebilirsiniz. Feribot çoğunlukla Türk tatilcilerden oluşuyordu ve oldukça sakindi. Hafta sonları ve Temmuz-Ağustos aylarında, bayramlarda çok kalabalık olabiliyormuş, ona göre hazırlıklı olmakta fayda var. Benim bindiğim feribot 3 katlı, hem yolcu hem de araç taşıyabilecek şekilde tasarlanmış bir feribot idi. Feribota binerken bilet kontrolü yapan gence \"en güzel yer neresi\" diye sordum. Kaptan köşkünün önündeki yeri önerdi ama 1,5 saat güneş altında ve açık havada gitmek istemediğim için ikinci kattaki kapalı bölüme yerleştim. Alt kat araçlara ayrılmış, orta kat kapalı alan. Burada bir kafeterya bulunuyor. Üçüncü katın tamamı üstü açık oturma yerlerinden oluşuyor, yazın sıcak günlerinde eminim epey esintili oluyordur. Feribot Ayvalık'a veda edip sağına Cunda'yı alarak yola çıktığında ben de Midilli'de gezeceğim yerlerin planını yapmak için bilgisayar başına geçtim. Mitilini limanına ulaşana kadar Türk GSM operatörleri çekiyor. Hatta adanın Türkiye'ye bakan pek çok yerinde de çekiyor. Manuel olarak operatör seçimini Vodafone veya Turkcell ne kullanıyorsanız onu seçmeyi ve hücresel verinizi serbest dolaşıma kapatmayı unutmayın. Yoksa Yunan operatörüne bağlanır ve uluslararası internet tarifesinden ödeme yapmak zorunda kalırsınız. Feribot tam zamanında hareket ediyor ve 1,5 saatlik yolculuğun sonunda Mitilini Limanı'na ulaştık. Limanda iner inmez pasaport kontrolünün yapılacağı gümrük binasına yönlendiriyorlar. Bizim feribot oldukça sakin olduğu için fazla sıra beklemeden kontrolden geçtim. Midilli'ye gitmenin bir başka yolu ise kendi arabanız ile feribota binerek geçmek. Tabii bu kez sadece yolcu fiyatı değil, araç ve yolcu için bilet almanız gerekiyor. İnternetten bilet alırken kalan araç yeri sayısını görebiliyorsunuz. Araç feribot geçiş bedeli gidiş-dönüş 80 Euro, en az bir yolcu yani aracın da şoförü olacağı için minimum ödeme tutarı 105 Euro oluyor. Ekstra her yolcu için 25 Euro daha ödüyorsunuz. Ayrıca yurtdışına çıkarken aracınızın yeşil sigortası da olması gerekiyor. Midilli'de bir havaalanı bulunuyor, Midilli Uluslararası Havaalanı olarak geçiyor adı. Aegean Airlines, Astra Airlines, Skyexpress, Olympic Air firmalarının Midilli'den uçuşları var. Bu arada Midilli Adası'na sadece biz Midilli diyoruz, Yunanlılar Lesvos diyor. Herhangi bir uçuş ararken buna dikkat etmenizde fayda var. Ada olarak Lesvos, şehir olarak ise Mitilini seçerek uçuşları kontrol edebilirsiniz. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan Aegean Airlines ile Atina aktarmalı olarak Mitilini Havaalanı'na uçuşlar yapılıyor. Atina'dan, Selanik'ten direk, Avrupa'nın pek çok şehrinden ise Atina aktarmalı olarak Midilli'ye ulaşmanız mümkün. Midilli içinde farklı yerleri görmek için araç veya motor kiralamak en sık başvurulan yöntem. Günlük 45-50 euro arası istediğiniz sınıfa göre araç kiralayabilirsiniz. Adanın bazı şehirlerinde sokaklar çok ama çok dar, bu nedenle geniş bir araç yerine mümkün olduğunca küçük bir araç tercih edin. Midilli feribot iskelesinden çıkar çıkmaz sol çaprazda pek çok araç kiralama ofisinin tabelalarını göreceksiniz. Bunlardan birine uğrayarak araç ayarlayabilirsiniz. Ancak yoğun dönemlerde araç veya istediğiniz sınıf araç bulunmama riski oluyormuş, önceden ayarlamak da bir seçenek. Rentalcars. com sitesinden istediğiniz özelliklere sahip bir aracı kiralayabilirsiniz. Yoğun sezonda internet sitelerinin verdiği fiyatlar biraz yüksek oluyor. Bu nedenle biz araç kiralama firmalarına e-posta göndererek rezervasyon yapmayı tercih ettik. Midilli'ye ilk gidişimde Golden Sun firmasından scooter, ikinci gidişimde ise Discovery firmasından araba kiraladım. Discovery firmasından araç kiralamak için adresinden firma ile iletişime geçerek araç rezervasyonu yapabilirsiniz. Herhangi bir ön ödeme yapmadan aracı kiraladık. Hatta ödememizi de aracı teslim ederken yaptım. Gayet ilgili ve güvenilir bir firma. 125 cc'lik motosikletin kiralama ücreti olarak günlük 23 Euro dediler. Ben 4 günlük kiralayacağım için toplam 70 Euro'ya anlaştık, yani günlüğü 17,5 Euro'ya gelmiş oldu. Eğer ehliyetiniz eski tip ehliyetlerden ise, benimki öyle, Yunanistan genel olarak araç kiralamada sorun çıkarıyor. Bana motoru veren abi, yolda polis çevirmesine denk gelirsen \"yeni ehliyetim otelde kaldı\" dersin diyerek verdi. Yerel bir kiralama şirketi değil de Sixth, Avis gibi bir firma olsaydı muhtemelen vermeyeceklerdi. \"Motor ehliyeti olması şart mı?\" sorusu da çok geldi. Bana özellikle \"motor ehliyetin var mı, tecrüben var mı?\" diye sordular motoru verirken. Olmasaydı ne olacaktı bilmiyorum ama zaten tecrübeniz ve ehliyetiniz yoksa motor kiralamayın. Yollar dar, çok virajlı ve çok ıssız. Başınıza birşey gelirse sizi bulmaları uzun sürebilir. Scooter/motor kiralayınca sadece çenesi açık bir kask veriyorlar koruma için. Eğer motosiklet kullanıyorsanız ve kendi malzemeleriniz varsa gelirken getirmek iyi bir fikir olabilir. Midilli Adası'nda yollar gerçekten çok virajlı, bazı yerlerde yol çalışması var. Bu kadar korumasız bir şekilde motosiklet kullanmak beni oldukça tedirgin etti, aklınızda bulunsun. Bir notum daha olacak, motosiklet kullanırken ince de olsa uzun kollu bir kıyafet tercih edin. Ben atlet formunda bir tişört ile bütün gün motor kullanınca günün sonunda şahane amele yanıklarına sahip oldum, ben ettim siz etmeyin. Midilli seyahatim sırasında sosyal medyadan çok sayıda \"araç kiralama dışında Midilli Adası'nda seyahat edemez miyiz?\" sorusu geldi. Kendi aracınızla adaya gelebileceğiniz gibi, ada içinde şehirlerarası otobüsler ile de ulaşım var. Otobüs sefer saatleri için Midilli Şehirlerarası Otobüs İşletmesi'nin internet sitesine bakabilirsiniz. Yukarıdaki haritada otobüslerin hangi şehirlere uğradığını görebilirsiniz. Görülecek ana yerlerin neredeyse tamamına uğruyor ancak genellikle günde bir veya birkaç otobüs var. O yüzden seyahat planı yaparken önceden otobüs saatlerini kontrol etmenizde fayda var. Midilli'de gezmenin bir yolu da Ayvalık'tan kalkan turlara katılmak. Günübirlik, iki günlük veya daha uzun süreli turları Turyolonline. com adresinden satın alabilirsiniz. Fiyatları da oldukça uygun. Midilli'ye bana sorarsanız her yerini dolu dolu gezmek için bir hafta ayırmak lazım. Ama hafta sonu iki gün kafamı dinleyeyim derseniz, onun için de çok uygun bir ada. Gitmesi gelmesi kolay, ada içinde yolculuk yapması kısmen kolay, genel olarak gezmesi çok keyifli bir ada. Umarım benim yolum tekrar düşer Midilli'ye. - Midilli Gezilecek Yerler ve Midilli Gezi Planı - Birbirinden güzel 10 Yunan Adası önerisi - Türklerin gözde adası Simi - Şövalyeler adası Rodos - Balayı adası Santorini"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mil-kazandiran-kredi-kartlari-2018", "text": "Sık seyahat edenler için uçak biletlerini ucuza hatta bedavaya getirmenin önemli yollarından biri mil programları. Dolayısıyla bana en çok sorulan sorulardan biri de \"en çok mil kazandıran kredi kartları hangileri?\" oluyor. Açık söylemek gerekirse ben de en iyi mil programları konusunda çok başarılı olduğumu söyleyemem. Uzun yıllardır Yapı Kredi Bankası'nın Adios Kartı ile Garanti Bankası'nın Miles&Smiles kartını kullanıyordum, geçtiğimiz yıl (2020'de) QNB Finansbank'ın Miles&Smiles kartını aldım. Yılda bir kez yurt içi veya iki yılda bir yurt dışı uçak bileti ancak alıyorum, onu da genelde avans mil kullanarak alabiliyorum. Ekonomideki son gelişmeler, Türk Lirası'nın değer kaybı derken, mil konusu daha kıymetli hale gelince ben de mil programları konusunda daha detaylı bir araştırmaya gireyim dedim ve 10 farklı kredi kartının mil programını mercek altına aldım. Araştırmam sırasında mil alıp satabileceğim bir uygulama olan Pointship ile tanıştım. Öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim. Pointship üzerinden yapacağınız ilk işlemde, servis ücretinde %10 indirim kazanmak için tıklayın! En çok kazandıran mil programlarını belirlemeden önce hangi bankanın hangi mil programı var, hangisi daha avantajlı, hangisinin ne özelliği var onları bir görelim istedim. Önemli Not: Bu yazı Temmuz 2018 tarihinde yazıldı ve Ocak 2021 tarihinde güncellendi, yani veriler ve kart bilgileri güncellendiği gösteriyor. Bankalar mil programlarında sürekli değişiklik yaptıkları için yazıyı okuduktan sonra ilginizi çeken bankanın internet sitesinden güncel bilgi almanızda fayda var. En bilinen mil programlarından biri Garanti Bankası'nın Türk Havayolları ile ortak mil programı olan Miles & Smiles. Türk Hava Yolları 2018 yılında Garanti Bankası ile münhasırlık anlaşmasını bitirene kadar Garanti THY 'nin uçuş program ortağı olarak tek idi. Artık QNB Finansbank'ın da Miles&Smiles kredi kartı var. - Kaç miliniz olduğunda nereye bilet alabileceğinizi biliyorsunuz. 20.000 miliniz varsa Avrupa gidiş-dönüş, 60.000 miliniz varsa Amerika veya Asya gidiş-dönüş gibi. Hatta bazı ülkeler sizi şaşırtabilir, - Afrika'da bazı noktalara da 20.000 mile uçabiliyorsunuz. Eğer bilet almaya yetecek kadar miliniz yoksa avans mil kullanabiliyor yani eksik milinizi ileriye doğru kazanacağınıza dair taahhüt vererek bilet alabiliyorsunuz. - Eğer kart sınıfınız Business veya Elit ise, kazandığınız mil rakamları çok yükseliyor, imkanınız varsa kartınızı mutlaka upgrade edin. - Avans mil kullanılabiliyor. - Miles&Smiles kartının en büyük dezavantajı sadece THY veya Star Alliance üyesi havayollarından uçak bileti satın alabilmeniz. - Mil puanlarınızla uçak biletinin tamamını alamıyor, vergilerini ayrıca ödemek zorunda kalıyorsunuz. Hal böyle olunca bazı durumlarda ödeyeceğiniz vergi ile başka bir havayolu firmasından uçak bileti alabilir durumda oluyorsunuz. - Mil ile satın aldığınız uçak biletinden mil kazanamıyorsunuz. - Miles&Smiles kart talep ettiğinizde 1 American Express, 1 Mastercard geliyor. American Express çok daha fazla mil kazandırıyor ancak American Express kart her üye işyerinde çalışmayabiliyor. - Eğer kart sınıfınız Business veya Elit ise, kazandığınız mil rakamları çok yükseliyor, imkanınız varsa kartınızı mutlaka upgrade edin demiştim, ancak yıllık kart aidatının da kart sınıfı ile birlikte yükseldiğini unutmayın. - Mil Puan ile bilet almak istediğinizde kontenjan sınırına takılıyorsunuz. Uçakta yer olmasına rağmen siz millerinizle o bileti alamıyorsunuz. Garanti Bankası'nın Miles&Smiles anlaşması bitince hemen yerine diğer bankaların yaptığı gibi bir her havayolu şirketinde puanların kullanılabileceği bir kredi kartı çıkardı, adını da Shop & Fly koydu. Gold ve Platinum olarak iki çeşidi olan kartın lansmanını, \"sen neymişsin Shop & Fly\" sloganı ve Mazhar Fuat Özkan üçlüsünün oynadığı reklam filmi ile yaptılar. Gold kartınız varsa her 1 TL alışverişinizde 1 Mil kazanıyorsunuz. Eğer American Express ise 1.15 Mil oluyor. Platinum kartınız varsa her 1 TL alışverişinizde yine 1 TL kazanıyorsunuz, seyahat, yeme-içme, eğlence ve yurt dışı harcamalarınızda %25 daha fazla mil kazanıyorsunuz yani 1 TL'ye 1.25 mil kazanıyorsunuz. Kartınız American Express ise 1 TL alışverişinizde 1,5 Mil kazanıyorsunuz. Toplamda biriktirdiğiniz her 100 Mil, 1 TL olarak değerlendiriliyor. Yani basit bir hesapla; eğer Gold kartınız varsa yaptığınız her 100TL alışveriş 1 TL uçak bileti ediyor. Mil çarpan değerinin net bir şekilde verilmesi bence çok iyi, pek çok kartta elinizdeki puanın neye denk geldiğini bilmiyorsunuz. - Pek çok bankanın mil kartında olduğu gibi tüm havayollarından uçak bileti alınabiliyor. - Alan verginizi milleriniz ile ödeyebiliyorsunuz, yani tüm uçak bileti paranızı millerle ödemiş oluyorsunuz. Miles&Smiles'in dezavantajlarından birini avantaja çevirmişler. - Avans mil kullanabiliyorsunuz. Platinum kartta 300.000 Mil, Gold kartta 200.000 Mil'e kadar avans mil kullanabiliyorsunuz. - Uçak bileti dışında otel, araç kiralama gibi başka seyahat harcamaları için de millerinizi kullanabiliyorsunuz. - American Express olanı kullanırsanız daha fazla mil kazanabiliyorsunuz. - Yurt içinde seyahat sigortası, yurt dışında ise seyahate ek sağlık sigortası imkanı sunuyor. - Havaalanında vale parking indirimi var. - Avans mil kullanılabiliyor. Kart kullanımı arttıkça zaman içinde puan kazanım ve kullanım sistemlerindeki şeffaflığa devam ederlerse bence herkes memnun kalır. Shop & Fly için şu an gördüğüm en büyük dezavantaj kart ücreti. 2021 yılında Gold kart için 188 TL, platinum için 274 TL ödemeniz gerekiyor. Üstelik benim gibi hali hazırda Garanti'den Miles & Smiles kartınız varsa ondaki miller ve puanları kaybetmek istemiyor ve kartı kullanmaya devam ediyorsanız, Shop & Fly karta Miles & Smiles kartınızdaki miller aktarılmıyor ve onlar yanmasın diye iki kartı birden tutarsanız yıllık kart ücreti çok yüksek rakamlara çıkıyor. Garanti Bankası'nın Türk Hava Yolları ile münhasırlık anlaşması sona erince Qnb Finansbank Türk Hava Yolları ile anlaşan ikinci banka oldu ve QNB Finansbank Miles & Smiles kartını çıkardı. Shop & Fly kart lansmanında kısa bir süre sonra, \"Asıl şimdi uçacaksınız\" sloganı ve uzay temalı bir reklam filmi ile kartı tanıttılar. Mil kazanım; Finansbank'taki kart tipiniz, müşteri segmentiniz ve Türk Hava Yollarındaki Miles&Smiles üyelik tipiniz, alışveriş sektörü, harcama tutarına göre değişkenlik gösteriyor. Mil kazanma sistemi karmaşık olunca, internet sitelerine bir mil hesaplama aracı koymuşlar. Qnb Finansbank Miles & Smiles kartın avantajlarına bir bakalım. - Türk Hava Yolları'ndan aldığınız biletinizin uçuş sınıfını ücretsiz olarak yükseltebilirsiniz. Sanırım bu elle tutulur tek ciddi avantajı bu kartın. - Miles&Smiles QNB Finansbank kredi kartı limitinizin 10 katına kadar Avans Mil kullanabilirsiniz, 1 yıl içinde en fazla toplam 250.000 Avans Mil kullanabilirsiniz. Millerinizi uçak bileti dışındaki alışverişler için de kullanabilirsiniz. - QNB Finansbank'ın internet sitesinden daha önce kaç mile nereye uçabileceğinizi net olarak görebildiğiniz bir tablo vardı. Ancak bu tablo internet sitelerinden kaldırılmış. Şeffaflığın sürdürülmesi iyi olurdu. - Avans mil kullanılabiliyor. Eski tablo aşağıda yer alıyor, ancak bu verilerin hala geçerli olduğunu doğrulayabileceğiniz bir yer yok maalesef. Qnb Finansbank Miles & Smiles kartın dezavantajlarına bir bakalım. - Millerinizi sadece THY ve Star Alliance üyesi hava yollarında kullanabiliyorsunuz. - Alan vergisini ekstradan ödemeniz gerekiyor, milleriniz ile verginizi ödeyemiyorsunuz. Garanti Bankası Shop & Fly kart ve Qnb Finansbank Miles & Smiles kart internet sitelerini, reklamlarını ve söylemlerini karşılaştırınca Garanti Bankası'nın yılların deneyimi ile çok daha iyi iş çıkardığını belirtmeden geçemeyeceğim. Yapı Kredi Bankası mil programı dünyasına oldukça geç girdi Adios Kart ile. Ancak hızlı bir atak yaptı. Hemen her mil kartında olduğu gibi, Adios Card ilk çıktığında diğer kartlara göre oldukça avantajlı idi. Ancak şu an çok farkı kalmadığını söylemem lazım. - Biriken puanlarınızla istediğiniz havayolu firmasından bilet alabiliyorsunuz. Hava yolu firması kısıtlaması yok. - Sadece uçak bileti değil, otel, tur, cruise, araç kiralama da satın alabiliyorsunuz. - Eğer bilet almaya yetecek kadar miliniz yoksa avans mil kullanabiliyor yani eksik milinizi ileriye doğru kazanacağınıza dair taahhüt vererek bilet alabiliyorsunuz. - Puanlarınızla aldığınız uçak bileti harcamasından da puan kazanıyorsunuz. - Setur Duty Free'de %5 indirim, anlaşmalı otel, restoran ve plajlarda %10 indirim kazandırıyor. - Sık sık yaptıkları kampanyalarda puan çarpan oranını avantajlı hale getiriyorlar, kampanyaları takip ederek daha çok puan kazanma imkanınız var. Ben bunu hiç yapamıyorum. - Avans mil kullanılabiliyor. - Adios Kart'ın en büyük dezavantajı harcama yaparken neye göre puan kazandığınızı ve bilet alırken kaç puana ihtiyacınız olacağını bilmememiz. Mutlaka çağrı merkezini arayıp puanlarınızın hangi uçak biletine denk geldiğini öğrenmeniz gerekiyor. İnternet sitelerine de bir puan hesaplama aracı eklemişler, oradan da ihtiyacınız olan puan miktarını hesaplayabilirsiniz. Akbank, Wings Card ile mil dünyasına geç giren bankalardan biri daha. Wings Card da diğerleri gibi ilk piyasaya girdiğinde çok avantajlı kampanyalar yapmıştı. Ancak devamını getirdiğini söyleyemeyeceğim. - Wings Card ile yapacağınız harcamanın kaç mil puan kazanacağınızı net olarak biliyorsunuz. Her 1,5 TL alışverişe 1 Mil Puan veriyor. Yurtdışı alışverişlerde kullandığınızda ise %25 daha fazla Mil Puan kazanıyorsunuz. Ancak 1.5 TL = 1 Mil uygulamasının istisnaları var, internet sitesinden kontrol edilmesinde fayda var. - Havayolu kısıtlaması olmadan istediğiniz havayolundan uçak bileti alabilirsiniz. - İnternet sitesinde hangi bilet için kaç mil puan gerektiğine dair interaktif bir hesap makinaları var. Wings bu hesaplama motorunu koyduktan sonra pek çok kart internet sitesine böyle bir hesap makinası ekledi. - Avans mil kullanılabiliyor. - Yıl içinde maksimum 150.000 Mil Puan gibi bir limitleri var. - Bir alışverişte maksimum 5000 Mil Puan kazanılması kısıtlaması var. - Wings Card ile alınan yurt dışı uçak biletlerinde de biletin tamamını mil puan ile alamıyorsunuz, vergileri sizin ödemeniz gerekiyor. Bu en önemli dezavantajı. - Wings Kart mil programı ile alınan biletlerde iptal, iade ve değişiklik yapılmıyor olması da bir diğer önemli dezavantaj. - Mil kullanırken açıklanmış olan net bir katsayı yok. İnternet sitesindeki hesaplama aracını kullanarak ihtiyacınız olan mil miktarını öğrenebilirsiniz. Maximiles kredi kartı İş Bankası'nın önemli ürünlerinden biri. Diğer kartlara göre daha fazla avantaj sağlayan ve avantajlarını düzgün anlatan bir internet siteleri var. - Kazanacağın Mil Puanın karşılığını net olarak biliyorsunuz. Her 200TL harcamanıza karşılık 1 MaxiMil kazanıyorsunuz. - MaxiMilleriniz ile uçak bileti alırken bölge veya yolcu kotası olmadan bilet alabiliyorsunuz. - Maximiles ile herhangi bir bölge ve yolcu kotası olmadan, sabit mil tutarlarına ulaşmak zorunda kalmadan dilediğiniz yurt içi uçak biletini, fiyatı kadar MaxiMil ile alıyorsunuz, yurt dışı uçuşlarda ise MaxiMilleriniz seyahat edeceğiniz bölgeye göre 1,5 ya da 2 kat değerli, yurt dışı katsayılarının hangi ülkede 1,5 hangisinde 2 olduğunu görmek için internet sitesinden bakmanız gerek. . Hesaplama kısmını böylece çok basite indirgenmiş. - Avans mil kullanılabiliyor. - Bir alışverişte maksimum 50 Maximil kazandırıyor. - MaxiMil ile alınan biletlerin iptali ve iadesi mümkün değil. Pegasus Havayolları HSBC ile olan anlaşmasını ING Bank'a geçirince ING Bank'ın Pegasus Kartı ortaya çıktı. Pegasus puan uygulamasının adını BolBol diye değiştirince de kartın adı ING Pegasus BolBol kredi kartı oldu, kart ismi için epeyce uzun. BolBol Kart sahipleri, classic ve premium olarak iki sınıfta avantajlardan faydalanabiliyor. - Classic kart sahipleri alışverişlerinde her 5 TL'ye 1 BolPuan, seyahat harcamalarında her 2,50 TL'ye 1 BolPuan, Pegasus uçuşlarında her 1 TL'ye 3 BolPuan kazanıyor. - Premium kart sahipleri alışverişlerinde 2 TL'ye 1 BolPuan, seyahat harcamalarında her 2 TL'ye 1 BolPuan, Pegasus uçuşlarında her 1 TL'ye 3 BolPuan kazanıyor. - Pegasus BolBol programına entegre olduğu için Pegasus havayollarından alınan biletler, online check-inler nedeniyle kazanılan puanları bu karttaki puanlar ile birleştirmek mümkün. - Sabiha Gökçen Havaalanı'nda geçerli olacak şekilde; cretsiz Fast Track Hizmetinden, %50 indirimli Lounge Hizmetinden, %50 indirimli Vale Parking Hizmetinden faydalanabiliyorsunuz. - ING Pegasus BolBol Kredi Kartı alanlar, ilk ay yapacakları alışverişlerde %20, toplamda ise 100 TL Bonus kazanıyor! - Sadece Pegasus Havayolları'ndan bilet alırken puanlarınızı kullanabiliyorsunuz. Pegasus'un destinasyonlarının da kısıtlı olduğunu düşünecek olursak bu kart ancak ikinci kart olarak kullanılabilir. - Puan-TL karşılığını net olarak bilmiyor ve hesaplayamıyor olmamız en büyük dezavantajı. - Avans mil gibi bir uygulaması yok. Yurt Dışında Para Bozdurma, Para Taşıma, ATM ve Kredi Kartı Kullanımı yazımda detaylarını görebilirsiniz. Vakıfbank'ın MilPlus programı Yapı Kredi Bankası ile ortak çıkardığı World Kart özellikleri taşıyan kartı üzerinden yapılıyor. Vakıfbank'ın bir de tren yolculuklarından mil kazanımı için çıkarılmış olan Rail&Miles kartı bulunuyor. - Yapı Kredi World Kartın tüm özellikleri bu kart için de geçerli. - Avans mil kullanılabiliyor. - Havayolu firması kısıtlaması yok. - Uçak bileti vergileri dahil olacak şekilde tüm bileti kapsıyor. - 1 TL = 1,5 Mil gibi çok basit bir mil kazanım mantığı var. - Ücretsiz seyahat sigortası sunuyor. - En büyük avantajı kart ücreti olmaması. - Mil kullanırken nasıl bir katsayı ile bilet alınabileceğine dair herhangi bir bilgi vermiyor. - Tek seferde kullanılabilecek puan miktarının sınırı var, aşağıdaki tabloda kısıtlamaları görebilirsiniz: Halkbank mil programı olan bankalar kervanına yeni katıldı. Program oldukça geniş kapsamlı şekilde hazırlanmış. Bu kartın bir diğer özelliği de hem kredi kartı hem de banka kartı olarak kullanılabiliyor olması. - Avans mil kullanılabiliyor. - Tüm yurt dışı harcamalarda 5 kat parafpuan kazandırıyor. - Paraf Günüm uygulaması ile, ayda 1 kez seçeceğiniz bir günde ister %5 indirim, ister artı 4 taksit, ister 2 ay erteleme, isterseniz 5 kat ParafPara kazanma fırsatı sunuyor. - Her yer Lounge uygulaması da çok başarılı görünüyor. Hangi havalimanı olursa olsun ister yurt içi ister yurt dışı, uçuş gününüzde havaalanında yapacağınız restoran harcamanızın 25 TL'si Parafly ve Parafly Platinum 'dan size hediye ediliyor. - Parafly sahipleri, Ankara Esenboğa Havalimanı İç Hatlar'da yer alan AnadoluJet \"primeclass\" Lounge ve Dış Hatlar'da yer alan Comfort Lounge'da, aşağıda yer alan hizmetlerden ücretsiz yararlanabiliyor. - Ankara Esenboğa Havalimanı iç ve dış hatlar terminalı TAV çok katlı otoparklarından %50 indirimli faydalanılabiliyor. - Paraf ile tek seferde yapacağınız 150 TL'lik alışverişte İSPARK' ta ücretsiz otopark hizmetinden faydalabiliyor. Yol üstü otoparklarda 2 saat, açık ve katlı otoparklarda 3 saat ücretsiz park fırsatı sunuyor. - Puanları kullanırken hangi hizmetin katsayısının ne olduğunu net olarak görebiliyoruz. - Yurt İçi Uçak 2 Kat - Yurt Dışı Uçak 2 Kat - Yurt İçi Otel 2 Kat - Yurt Dışı Otel 2 Kat - Yurt İçi Uçak+Otel 2 Kat - Yurt Dışı Uçak+Otel 2 Kat - Transfer 2 Kat - Paket Turlar 3 Kat - Araç Kiralama 3 Kat Parafly için tek negatif şeyin yurt içi mil kazanım katsayını herhangi bir yerde açıklanmamış olmasını söyleyebiliriz. Mil programları karşılaştırması için bir tablo hazırlamak kıyaslama yapabilmek için çok daha kolay olacak gibi göründü gözüme. Kıyaslamaları kolay yapabilmek adına tüm kartların en alt üyelik özellikleri kıyaslamasını göreceksiniz tabloda. |Her 1 TL'lik alışverişinize 1 mil kazanırsınız. |Her 1 TL'lik alışverişiniz, 100 mil sayılır. Örneğin; 100 TL değerindeki uçak bileti için 10.000 mil'inizi kullanırsınız. |QNB First müşterileri; yurt dışı, e-ticaret, seyahat ve eğlence harcamalarınızda %40, market, giyim, sağlık ve benzin harcamalarınızda %10, diğer harcamalarınızda %5 oranında Mil kazanır. Türk Hava Yolları'ndan ile satın alacağınız uçak biletleri için 1 TL harcamanıza 1 Mil kazanırsınız. |Mili hangi katsayı ile kazanacağınız belli değil. |Tüm havayollarında geçerli ancak vergileri ödemeniz gerekiyor. |Wings ile 1,5 TL alışverişten 1 Mil Puan kazanılır. Yurt dışı alışverişlerinden, yurt içine göre %25 daha fazla Mil Puan kazanılır. |Açıklanmış net bir katsayı yok, internet sitesindeki hesaplama motorundan hesaplayabilirsiniz. |Her 200 TL'lik alışveriş size 1 MaxiMil birikir. |Yurt içi uçuşlarda 1 TL=1 Mil, yurt dışı uçuşlarda ülkeye göre katsayu 1,5 veya 2. |Classic kart sahipleri alışverişlerinde her 5 TL'ye 1 BolPuan, seyahat harcamalarında her 2,50 TL'ye 1 BolPuan, Pegasus uçuşlarında her 1 TL'ye 3 BolPuan kazanıyor. Premium kart sahipleri alışverişlerinde 2 TL'ye 1 BolPuan, seyahat harcamalarında her 2 TL'ye 1 BolPuan, Pegasus uçuşlarında her 1 TL'ye 3 BolPuan kazanıyor. Uzun yıllardır mil kazandıran kredi kartı kullanıcısı olarak, yıllar içinde mil programlarının avantajlarının giderek azaldığını belirtmeden edemeyeceğim. Genellikle mil programı başlatan bankalar ilk birkaç yıl çok avantajlı katsayılar ile müşteri çektikten sonra zamanla katsayılarını düşüyorlar. Böyle bakacak olursak, bankaların yeni çıkardıkları mil programlarını takip edip o kartı almak iyi bir çözüm olabilir. Mevcut mil programlarını değerlendirirken Miles&Smiles ve ING Pegasus'u ayrı tutmak gerek, çünkü bu iki kart da sadece belli havayolu şirketlerinin biletlerinde fırsat sunuyor. Şu bir seçenek olabilir, bu iki kartı alıp o havayollarından bilet alacağınız zaman bunları kullanabilirsiniz. Hem yurtiçi hem yurtdışı biletleri havayolundan bağımsız olarak almak istediğimizde ise kartların Mil katsayılarının yanı sıra sundukları ekstra faydalar ön plana çıkıyor. En fazla fayda Halkbank Parafly gibi görünüyor. Üstelik en düşük kart ücreti de onda. Eğer bir mil programına dahil olmak istiyorsanız, bankaların kampanyalarını çok yakından takip etmek bu işin sırrı gibi görünüyor. Aksi halde ben normal harcamalarımı yapayım, birikince uçak bileti alırım derseniz benim gibi yılda, iki yılda bir ancak bir bilet alabilirsiniz. Genel olarak bankaların mil kartlarını tanıttıkları internet sitelerine girdiğimde, çoğunda net olarak sağladıkları fayda veya farka dair bilgiye ulaşmak mümkün olmuyor. Keşke hepsi farklılaşma noktalarının net olarak adını koyabilseler de biz de karar verirken ona göre karar versek. En düşük sınıf kart ücretlerine bakmış olmama rağmen kart ücretleri oldukça yüksek. Kart ücreti almaktan vazgeçen bir kart olursa fark yaratması çok daha kolay olur. Pointship, üyeleri arasında mil paylaşımı yapabileceğiniz bir mobil uygulama. Sadece millerinizi değil, hotel fırsatları, lounge hakları gibi seyahate dair kazanımlarınızı paylaşabileceğiniz sistem kurmuşlar. Mil almak isteyen ve millerini satmak isteyen kişileri ortak bir platformda buluşturmuşlar. Pointship üzerinden yapacağınız ilk işlemde, servis ücretinde %10 indirim kazanmak için tıklayın! Mil ile uçmak ve uçuş sınıfınızı yükseltmek için ihtiyacınız olan milleri sistemde millerini paylaşmak isteyen kişilerden alabiliyorsunuz, böylece %80'e varan fiyat avantajından faydalanabiliyorsunuz. Pointship uygulamasına Android ve İos üzerinden ulaşabiliyorsunuz. Üye olarak mil paylaşımına hemen başlayabilirsiniz. Mil programlarından bahsederken sık sık bahsi geçen Avans mil ve Star Alliance konusundaki soruları da cevaplamak istedim. Avans mil, gidedeceğiniz yer için yeterli kadar miliniz olmadığında ileride o milleri toplayacağınızı taahhüt ederek aldığınız millere denir. Harcama ve uçuşlarınız ile 18 ay içinde aldığınız avans mili tamamlamanız gerekir. Eğer avans mili tamamlayamadıysanız bu durumda 1 mil karşılığı belirlenen TL tutar ile kalan mil miktarı çarpılarak kredi kartınızdan tahsil edilir. Star Alliance, merkezi Almanya'nın Frankfurt şehrinde bulunan, Dünyanın en büyük havayolu topluluğudur. Türk Hava Yolları'nın aralarında olduğu uluslararası uçuş yapan 27 üyesi bulunmaktadır. Miles&Smiles kartlarınız ile bu topluluk hava yollarından biri ile uçtuğunuzda da mil kazanırsınız, milleriniz eklenmemiş ise eklenmesi için talepte bulunabilirsiniz. Siz de kullandığınız kartlarla ilgili deneyimlerinizi yorum olarak eklerseniz harika olur! - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen Ben Maximiles'cıyım. Aslında Miles&Smiles'ı merak ediyordum ama Garanti Bankası'nın yanında Amex'i zorla verip onu da parayla satma konusunda diretmesi yüzünden almama kararı aldım. İş Bankası bende biraz lovemark, onun da etkisi var ama sistemleri çok sorunsuz çalışıyor. Kazandığın mil ve maxipuan detayını anında görebiliyorsun Maximum Mobil uygulamasında. Kapatılacak avans mil miktarları da dahil şeffaf bir şekilde sunuyor. Uçak bileti alma sitesini de yenilediler geçenlerde. İş görüyor fazlasıyla. Tek eksiği ekstra mil kazandıran kampanya düzenlememeleri. Yani standart ne biriktirebiliyorsan o, ekstra bir kampanyası yok mil tarafında. Her alışverişte hem maximil, hem de maxipuan kazandırması iyi. Maxipuanlar bilet alırken 2 ile çarpılıyor. Ortaya çıkan toplam mil puanı ise Avrupa'da 1,5 Amerika'da 2'yle çarpılıyor. Biletleri Entaş diye bir firmadan kesiyorlar. Oradaki bilet fiyatları bazen normal piyasadan daha ucuz bile olabiliyor. Tek eksiği işlem masrafi diye millerin bir kısmına standart olarak el koymaları 🙂 20-30 TL civarındaydı bir ara. Ama toplamını düşündüğümüzde yine de çok karlı. Ayrıca avans mil almamaya dikkat etmek lazım. Onun yerine biletleme sırasında geri kalanın parasını ödeyip alın. Çünkü 1 yıl içinde kapatamazsanız 1,5 ya da 2 ile çarpılıp ceza gibi kesiliyor kalan tutar. Halbuki o puanlar mil olarak hesabımda dursaydı, bir sonraki uçuşumda yine katlanarak kullanabilecektim. Şuan boşuna puan kaybediyorum aslında. Bu tür bug'ları da yok değil. İşlem masrafı üçüncü parti çalışan bankalarında hepsinde var sanırım, ancak yazılı kaynak olarak bulamadığım için yazmadım, iyi bir noktaya değinmişsin. Araştırdığım bir konudu. Detaylı anlatımınız için teşekkür ederim. İş bankası antalya kırcami şubesi beni sürekli kredi satmak için arayarak taciz ettiği için tüm hesaplarımı ve maximiles kartımı kapattım. Hatta defalarca tartıştım en son banka müdüresini arayarak yasal işlem başlatacağım resmen uğraşacağım sizinle dedim. Artık aramıyorlar. Bende vakıf milplus çıkarmıştım çok avantajlıydı ama artık hem kampanya yapmıyor hemde birsürü özelliğini iptal ettiler. Yapı kredi adios şu mil işini açık ve net yapsa, iyi kampanyalar yapsa ona geçeceğim ama şuan hiç cazip değil. Kısacası kararsızım. Bankalar ciddi potansiyelin farkında değil bence amerikada bu işler çok iyi. Yani valla bravo. Çok başarılı bir içerik. Çok teşekkür ederim emeğinize. Eleştiren kişi daha iyisini yapsın sonra lütfen emeğe saygısızlıkta bulunsun! Gerçekten çok bilgilendirici buldum yazınızı, sayenizde bütün banka kartlarını tek tek araştırmak ve karşılaştırmak zorunda kalmadım. ciddi bir zaman ve emek vermişsiniz teşekkür ederim. Kart ücretine alerjim var. Gördüğüm kadarıyla ücretsiz bir kart yok. Derleme çok güzel olmus. Teşekkürler. Ben Fransa'da yasiyordum orada AMEX kullaniyorudum, ve her sene, kart ucretine alerjim oldugu icin musteri servisini arayip 160 iptal ettiriyordum. O kısım maalesef bankanın satış stratejisi. Kart satış hedeflerini doldurmak için 2 kart dayatıyorlar, isterseniz birini iade edebilirsiniz. merhaba, önceden maximiles kullanıcısıydım ve çok memnundum. kartla sakız bile alınsa puan biriktiriyordu. şubede yaşadığım problem nedeni ile iş bankasına kızarak tüm bağımı koparttım ve adios premium kullanmaya başladım. yapı kredinin kampanyaları gerçekten güzel. puan kazanmaya teşvik etmesi bence iş banksına göre daha başarılı ama bu kampanyalar ve puan biriktirmeler sadece yapı kredi pos cihazını kullanırsanız geçerli oluyor. mesela internetten x liraya bir alış veriş yapıldığında biriken puan yok!!! dediğim gibi iş bankasının özlediğim yanı bu heralde. 1 tl ye sakzı bile alınsa maxipuan ve mil biriktiriyordu ve pos cihazı zorunluluğu da yok... umarım yardımcı olmuşumdur bu yazı ile... bu arada sevil hanıma da bu sayfa ve emeği için teşekkürler. Çok güzel tespitler. Shop&Fly için ; harika bi tele-pazarlama ekipleri var. Ps: garanti miles & smiles kullaniyorum. ama tek cazibesi avans mil kullandirmasi ve dusuk ucret almasi suan. Digerlerinde nasil bilmiyorum acikcasi. O bilgiler varsa o da cok faydali olabilir icerik acisindan. Aynı anda iki karta sahip olabiliyorsunuz evet. Bende şu an hem Garanti hem QNB Miles&Smiles kartı var. Ancak uçuş milleri tek karta yükleniyor. Yani milleri bölmüş oluyorsunuz. O yüzden tek kart kullanmak daha mantıklı. Yazıdaki karşılaştırma tablosunda belirttiğiniz bilgiler yer alıyor. İkisinin de ekstra mil kazandıran kampanyalardan yararlanmak amaçlı soruyorum. Selamlar, kredi kartı harcamalarınızdan ayrı ayrı mil kazanabilirsiniz. 2023 için henüz kartları inceleme şansım olmadı. Tebrik ederim başarılı olmuş, güncel versiyonunu paylaşmanızı öneririm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/milano", "text": "7 gün süren İtalya gezi rotamızın ilk günü Milano'dan başladı. Milano'da gezilecek yerler, Milano gezi notlarımız ve çok daha fazlası bu yazıda! Gece Milano'ya indiğimizde saat gece yarısına yaklaşıyordu. Milano'nun merkez havaalanı olan Malpensa'ya değil, Bergamo havaalanına inmiştik. Milano'ya yaklaşık 45 dakika mesafede. 8 'ya sürekli Milano'ya giden shuttlelar var. Bileti gidiş-dönüş alırsanız daha da ucuza alabiliyorsunuz. Biz de atladık, Milano merkez tren istasyonunun hemen yanında indirdi bizi shuttle. Otelimiz yürüme mesafesinde, 500 metre sonra oteldeyiz. Otelimiz Hotel Sempione Milan, çalışanlar sempatik olmasa da otel sempatik, rahat, temiz, merkezi. Daha ne isterim. Sabah düşüyoruz yollara... Otelimize çok yakın kocaman bir park var, Montanelli Parkı. Pazar sabahı kahvaltı edenler, koşanlar, köpeklerini gezdirenler, ne ararsanız var. Hava çok güzel, parkın keyfini çıkardıktan sonra Milan kalesine doğru ara sokaklardan ilerliyoruz. Karşımıza bir antika pazarı çıkıyor, bir sürü ilginç malzeme, bir sürü de alıcı var. Biz de kalabalığın tadını çıkarak yolumuza devam ediyoruz. Kaleye geldiğimizde ortaçağda hissediyoruz kendimizi, etrafına su da doldursalar film karesinde hissedeceğiz kendimizi. Castello Sforzesco'nun en iyi açıdan fotoğraflarını yakalamaya çalışıyoruz. Biraz çimenlerde yayılıyoruz, kalenin arkasında da kocaman bir bahçe var, Parco Sempione. Burada da pazar keyfi yapanlar var. Daha ilginç olanı ise bir sürü gelin ve damat var, kalenin önündeki gelin arabalarını açıklıyor. Neden bilmiyorum hepsi de çekik gözlü taze evlilerin. Elimizde turistik haritamız -gittiğimiz her şehirde ilk bunu temin ediyor ve gezimiz boyunca elimizden düşürmüyoruz- haritada ne varsa göre göre ilerliyoruz. Bir kilise, bir kilise daha... Artık isimlerini takip edemeyeceğim kadar çok kilise gördüm 🙂 Şehir yavaş yavaş hareketleniyor bu sırada. Biz de Avrupa'nın en büyük gotik katedraline varıyoruz. Dış görüntüsü gerçekten ihtişamlı, içeri girince hayal kırıklığına uğruyoruz. Şehrin en büyük kilise ya da katedraline duomo diyorlar. Duomo'nun önündeki meydan ana baba günü. Biraz daha sakinleşmesi için meydanı kendi haline bırakıyoruz. Meydanın etrafında yemek yiyecek biryerler arıyor ama göremiyoruz. Hemen meydanın yanında günümüz alışveriş merkezlerinin ilk örneği olan Galleria Vittorio Emanuele'nin girişinde yiyecek bişeyler buluyoruz neyseki... İnsan keşke biz de kapalı çarşımızı böyle koruyup lanse edebilsek diye iç geçirmeden edemiyor, günümüz alışveriş merkezlerinin ilk örneği sıfatını daha çok hakediyor. Duomo'dan kaleye doğru trafiğe kapalı cıvıl cıvıl bir cadde var, vaktimizin geri kalanını orada geçiriyoruz. Ertesi gün yolculuk devam edecek, fazla yorulmadan otelimize dönüyoruz. Bir sonraki durak Venedik... Sabah trene binmek için Milano tren istasyonuna gidiyoruz. Tren rötar yapıyor, Avrupa'da ilk kez başımıza geliyor ama İtalya turumuz sırasında sık sık karşılaşacağımızdan henüz haberimiz yok. İtalya'da trenler ile ilgili yazım da ilginizi çekebilir. - 7 gün İtalya, Gün 2: Venedik - 7 gün İtalya, Gün 3: Floransa - 7 gün İtalya, Gün 4: Pisa - 7 gün İtalya, Gün 5: Roma I - 7 gün İtalya, Gün 6: Roma II - 7 gün İtalya, Gün 7: Roma-Milan-İstanbul"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/milli-saraylar-resim-muzesi", "text": "Beşiktaş'ın kalbinde, kalabalıktan uzak, sanat ile iç içe zaman geçirmeye ne dersiniz? Aradığınız yer gizli bir vaha. Dolmabahçe Sarayı'nın eski veliaht dairesi, şimdi Milli Saraylar Resim Müzesi olarak hizmet veriyor. Osmanlı padişahlarının yaptırdığı ve/veya satın aldığı resimlerin sergilendiği müzenin girişinde çok güzel bir kafeteryası var: Şeker Ahmet Paşa Çay Salonu. Müzenin arka bahçesinde pandemi döneminde açılan Limonluk Kafe bulunuyor. Milli Saraylar Resim Müzesi ve Şeker Ahmet Paşa Çay Salonu ve Limonluk Kafe ile ilgili merak ettiğiniz herşey bu yazıda sizi bekliyor! Milli Saraylar Resim Müzesi'ni ziyaret ettikten sonra İstanbul'da merkezi bir yerde konaklamak isterseniz Beşiktaş otelleri içerisinden hem bütçenize hem de zevkinize uygun bir tesise rezervasyon yaptırabilirsiniz. Bölgede hizmet veren oteller, şehrin turistik yerlerine olan yakın konumlarıyla da oldukça dikkat çekiyor. Resim Müzesi'nin olduğu bina, Dolmabahçe Sarayı'nın dört ana bölümünden sonuncusudur ve 1855 yılında veliaht dairesi olarak inşa edilmiştir. Yapı, Tanzimat ile birlikte şehzadelerin kapalı hayatının sona ermesinin simgesi niteliğindedir. Bu dairede oturan ilk veliaht, Abdulmecid'in kardeşi Abdülaziz olmuştur. Bu bina, 1937-2010 yılları arasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne bağlı olarak İstanbul Resim ve Heykel Müzesi adıyla hizmet vermiş. 2010-2014 arasındaki restorasyondan geçirilerek, Milli Saraylar Resim Müzesi olarak tekrar açılmış. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ise Fındıklı'da Antrepo 5'te inşa edilen olan yeni müze binasına taşınmış. Mimar Sinan Üniversitesi'ne bağlı olan Resim Heykel Müzesi burasıyla karıştırılmamalıdır. Milli Saraylar Resim Müzesi'ne Beşiktaş Dolmabahçe Caddesi üzerinden girdiğinizde, bina girişinden önce bahçesine çıkmanızı tavsiye ederim. Boğazın kıyısında ve Dolmabahçe Sarayı'nın hemen yanında olan binanın harika bir manzarası ve çok güzel bir bahçesi var. Bu bahçeden Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesine de geçebilirsiniz. Dolmabahçe Sarayı ve Resim Müzesi bahçelerinde gezmek için herhangi bir bilet almanız gerekmediğini de belirteyim. Bahçedeki kafeteryalardan birinde kahve molası verebilirsiniz. Binanın boğaza bakan yüzü ile iç bahçeye bakan yüzü görüntü olarak oldukça farklı, yukarıdaki iki fotoğraf aynı binanın iki yüzünü gösteriyor. Ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır fotoğraflardan. Bahçede, yani binanın etrafında tam bir tur attıktan sonra içeriye girebilirsiniz. Eğer Resim Müzesi'ne manolyaların açtığı zamanda giderseniz hem ön hem de arka bahçede bulunan manolya ağaçlarının muhteşem güzellikteki çiçeklerini görebilirsiniz. Mart ayı ortasından Nisan başına kadar manolyaları görebilirsiniz. Müzenin arka bahçesinde içinde kuğuların yüzdüğü bir süs havuzu, Limonluk Kafe ve arşiv binaları yer alıyor. Arşiv kısmı ziyaret kapalı ama bahçesi ve binaların mimarisi yine çok güzel. Kapıdan kafanızı uzatıp bakmayı ihmal etmeyin. Resim Müzesi, dışarıda görüntüsünden de anlaşıldığı üzere çok büyük bir bina. İki katlı olan binada toplam 34 ayrı sergi alanı bulunuyor. Eğer resim sanatı ile ilgileniyor ve tüm resimleri incelemek için vakit harcamak istiyorsunuz 2-3 saat ayırmanızı tavsiye ederim. Giriş katı ve birinci kat olarak ayrılmış iki katlı binayı ikinci kattan gezmeye başlayabilirsiniz. Benim daha özel, önemli gördüğüm resimler üst katta yer alıyor. Müze, yakın zamanda bir düzenlemeden geçti, resimlerin olduğu fotoğraflar düzenleme öncesinden, şu an içeride fotoğraf veya video çekmek yasak. Genel olarak çok güzel tasarlanmış müzedeki tek sorun aydınlatmaların resimleri yeterince aydınlatmaması. Eski halinin aydınlatması bence çok daha iyiydi. Müzede Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı, Hikmet Onat gibi ünlü Türk ressamlarının eserlerini görebilirsiniz. Deniz ressamı olarak bilinen, ünlü Rus ressam Ayvazovski'ye ayrılmış özel bir salon yer alıyor müze içinde. Müzenin en güzel kısımlarından biri ise tavan süslemeleri, her salonun tavanı ayrı güzel, ayrı özen gösterilmiş. İnsan gözünü tavandan alamıyor. Müzede 34 ayrı sergi salonu bulunuyor. Bu salonlarda Dolmabahçe ve Topkapı Sarayı'ndan getirilen resimler, padişahların yaptırdığı, aldığı veya padişahlara hediye edilen resimler sergileniyor. Salonların adlarını ve katlarını aşağıda görebilirsiniz. Yukarıda da bahsettiğim gibi, benim daha fazla ilgimi çeken salonlar birinci katta yer alıyor. Benim için önemli olanlara kısa açıklamalar girdim. - Sultan Abdulmecid ve Sultan Abdulaziz Salonu - Devlet-i Aliyye - Salvatore Valeri: Osman Hamdi Bey tarafından kurulmuş olan Sanayi-i Nefise Mektebi'nin ilk resim öğretmeni olan Valeri'nin az sayıda eseri sergileniyor. - Ressam-ı Hazret-i Şehriyari - İvan Konstantinoviç Ayvazovski Salonu: Müzede en beğendiğim salonların başında geliyor. Deniz ressamı olarak bilinen Ayvazovski sevenler için 25 kadar eseri burada sergileniyor. - Emilio della Sudda - Osman Nuri Paşa - Süleyman Seyyid - Türk Hamam Kültürü - Halil Paşa - Osmanlı'nın ihtişamı - Ahmed Ali Paşa: Şeker Ahmet Paşa olarak bilinen ressam Osman Hamdi Bey ile aynı dönemde Paris'te eğitim almış ressamlarımızdan. Aslında Tıp eğitimi almış olmasına rağmen, bu eğitimde edindiği anatomi bilgisini resimlerine aktarmıştır. Önemli Osmanlı ressamları arasındadır. - Abdülmecid Efendi'nin Atölyesi'nden İzler: Müzede Abdülmecid Efendi imzası ile çok sayıda resim göreceksiniz. Abdülmecid Efendi olarak gördüğünüz imza II. Abdülmecid, Osmanlı Hanedanı ndan son İslam halifesi ve Osmanlı Hanedanı'nın tek ressam üyesi. Bu sarayda yaşadığından kütüphanesinden atölyesine kadar müze içinde pek çok izine rastlayacaksınız. - Abdülmecid Efendi - Osman Hamdi Bey: Blogumu sosyal medyadan takip edenler bilir, tam bir Osman Hamdi Bey hayranıyımdır. Müzede Osman Hamdi Bey için bir salon ayrılmış olsa da, salonda ona ait orijinal tek bir resim yer alıyor. Diğerleri başka ressamların yaptığı Osman Hamdi tabloları. Osman Hamdi Bey'i yakından tanımak isterseniz onu anlattığım yazıya göz atın: Osman Hamdi Bey'in Hayat Hikayesi - Ali Rıza - Hüseyin Zekai Paşa - Goupil Galerisi'nden - Hayat İstanbul - Osmanlı Hanımları - Mustafa Kemal Atatürk: Sanmayın ki Atatürk için bir salon ayrılmış, maalesef koca müzede Atamızın sadece tek bir resmi sergileniyor. - Hane-i Saadet - Tasvir-i Hümayun - Osmanlı Donanması - Savaşlar ve Zaferler - Savaşlar ve Zaferler Salonu - Fetih ve Fatih - Abdülmecid Efendi'nin Atölyesi - Doğu'ya Dair - Suretler - Enderunlu Ressamlar - Osmanlı Bürokrasisi - Osmanlı Sarayında Manzara - Çanakkale Resim Müzesi, Beşiktaş sahilde, Dolmabahçe Caddesi üzerinde Dolmabahçe Sarayı ile Deniz Müzesi arasında yer alıyor. Dolmabahçe Sarayı'nı gezip Beşiktaş yönünden çıkışa doğru ilerlerseniz Resim Müzesi tabelasını görebilirsiniz. Beşiktaş çarşı veya iskele yönünden Dolmabahçe Sarayı'na doğru yürürken ise, solda kalıyor müze girişi. Resim Müzesi, Pazartesi günü hariç her gün 09:00-17:30 saatleri arasında ziyarete açık. Resim Müzesi giriş ücreti öğrenci ve öğretmenler için 15 TL yetişkinler için 40 TL, Müzekart geçerli. Eğer Dolmabahçe Sarayı biletiniz varsa Resim Müzesi'ne ücretsiz girebiliyorsunuz. Müze girişinde daha biletinizi almadan galoş giymenizi istiyorlar. Ihlamur Kasrı'nda da galoş zorunlu idi. Yerdeki güzelim halılara zarar vermemek ve temiz kalmasını sağlamak için bu uygulama benim çok hoşuma gitti. Resim Müzesi'ne müzeyi gezmek dışında, kafeteryasından faydalanmak için de gidebilirsiniz. Kafeye girmek için binaya girip müze giriş ücreti ödemenize gerek yok. Binaya girdikten sonra ücretsiz olarak soldaki çay salonuna geçebiliyorsunuz. - Bitki Çayları 20 TL, - Türk Kahvesi 20 TL, - Filtre Kahveler 25 TL, - Atıştırmalıklar 15-20 TL civarı, - Tatlılar 20-25 TL arası. Çay salonu küçük bir mekan, aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü kadar. Hafta içi olduğu için çok sakin oluyor. Beşiktaş'ın karmaşasından kaçıp sakin bir yerde çalışmak veya kitap okumak, arkadaşlarınızla sohbet etmek isterseniz çok uygun bir yer. Bu sakinliğin yanı sıra bir de harika bir boğaz manzarası var kafeteryanın. Dolmabahçe Sarayı'nın manzarası ile aynı manzara burada da var. Resim Müzesi'nin arka bahçesinde bir kafeterya daha var. Eskiden burası atölye imiş, şimdi ise kafe olarak düzenlenmiş. İsmi Limonluk Kafe. Hem iç mekanı, hem binanın kendisi hem de bahçesi tam bir saray kafeteryası. Bu kafeteryaya girmek için herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Limonluk Kafe'nin hem iç hem de dış mekanda oturma alanı var. Limonluk Kafe menüsü çay salonu ile kıyaslanınca daha zengin. Ancak fiyatlar bana biraz yüksek geldi. Fikir vermesi için 2021 menüsünden bazı fiyatları aşağıda görebilirsiniz. - Sandviç Çeşitleri 35 TL, - Salatalar 45-60 TL arası, - Tatlılar 18-22 TL arası, - Ana yemekler 28-95 TL arası. En güzeli termosunuza çayını kahvenizi doldurun, çantanıza sandviç veya atıştırmalık atın, bahçedeki banklarda yiyin. Beşiktaş'a gelip Dolmabahçe Sarayı'nı gezdiyseniz Resim Müzesi'ne mutlaka uğrayın. Amacınız müze gezmek değil de sakin ve güzel bir ortamda oturmak ise Şeker Ahmet Paşa Çay Salonu harika bir seçenek. Çay Salonu 17:30'da kapanıyor ve Pazartesi günleri tüm gün kapalı, hatırlatmış olayım. - Beşiktaş'ta gezilecek yerler ile ilgili tüm önerilerim: Beşiktaş gezilecek yerler - Dolmabahçe Sarayı ile ilgili tüm detaylar için: Dolmabahçe Sarayı - Beşiktaş'ta bir vaha: Ihlamur Kasrı - Beşiktaş'ın akciğeri olan ve doğa ile iç içe olabileceğiniz: Yıldız Parkı Pera müzesinin kafeteryası da bana çok şık gelir, burası da öyle duruyor. Hele burası Saray neticede, insan fotoğrafına bakarken bile kendini \"saraylı\" hissedebilir 🙂 Saray Koleksiyonları Müzesi biraz daha ileride, depo binasında idi. Google maps'e göre hala orada görünüyor; gezerken yeni şeyler öğrenmiştim. Umarım kapatılmamıştır. ek olarak artık milli saraylara girişlerde müze kart geçerli hale gelmiş. Bilgilendirme için çok teşekkürler. Yazıyı güncelleyeyim ben de. İstanbul'a gidip bilmediğimiz yerleri ne güzel öne çıkarmışsınız. Teşekkürler. İstanbul tam bir cennet, biraz arayıp bulmak gerek. Ah İstanbul. İçimde kanayan yara. Çok özledim çok."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/miniaturk-ve-istanbul-tarihi-yarimada-model-sergisi", "text": "İstanbul derya deniz, gez gez, gör gör, tat tat bitmez bir şehir. İstanbul'a gelen turistlerin ilk ziyaret ettiği yerlerin başında gelen açık hava müzesi Miniatürk; sadece İstanbul değil, Türkiye ve Osmanlı coğrafyasındaki mimari eserlerin sergilendiği devasa bir eğlence, turizm ve kültür alanı. Miniatürk içinde yeni açılan İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisi ise tarihi yarımadanın Doğu Roma ve Osmanlı dönemini 1600'lü yıllardan başlayarak 400 yıllık bir zaman dilimini minyatür bir sergi şeklinde gözler önüne seriyor. Miniatürk ve İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisi içinde neler var, nasıl gidilir, giriş ücretleri gibi Miniatürk ziyareti için ihtiyaç duyacağınız tüm bilgileri bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar! Miniatük, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ bünyesinde hizmet veren pek çok yerden biri. Haliç kıyısında tarihte bir yolculuk vaad eden Miniatürk; Anadolu, Osmanlı ve Türk dünyasında iz bırakmış, İstanbul, Türkiye ve Osmanlı coğrafyasında bulunan 136 farklı mimari eserin 1/25 oranında küçültülmüş minyatür modellerinin bulunduğu 15 bin m2lik bir turizm, eğlence ve kültür alanı. - 60 eser İstanbul'dan - 63 eser Anadolu'dan - 13 eser Türkiye sınırları dışında bulunan Osmanlı coğrafyasından. 3000 yıllık bir medeniyetin izlerini taşıyan 136 eser arasında neler yok ki; kervansaraylar, külliyeler, medreseler, köprüler, garlar, iskeleler, kaleler, surlar, türbeler, camiler, kiliseler, sinagoglar, saraylar, yalılar, dikilitaşlar, anıtlar, heykeller, peri bacaları, Kapadokya, Anadolu'da inşa edilen ve bugün yerinde olmayan, dünyanın antik çağdaki yedi harikası arasında sayılan Artemis Tapınağı ve Halikarnas Mozolesi. Alanda sabit minyatürlerin yanısıra hareketli maketler var; Pamukkale maketinde travertenlerin su akışı, Atatürk Havalimanı maketinin uçak pisti alanında hareketli uçak maketleri, Boğaziçi Köprüsü'nün altındaki yapay göletteki vapurlar ve daha pek çok hareketli maket açık alanda sergileniyor. Miniatürk, ulusal ve uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Amfi tiyatro, atölyeler, animasyon gösterileri, sanat etkinlikleri ile hem yetişkinler hem de çocuklar için pek çok eğlenceli aktivite bulabilirsiniz. Etkinlik takvimine Miniatürk internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Eğlence alanları içinde; Türkiye-İstanbul simülasyon helikopter turu, masal ağacı, temsili kömür vagonlu gezi treni, labirent alanı, satranç alanı, Truva atı, ters ev, çocuk parkı, feribot gibi pek çok alternatif etkinlik yer alıyor. Hiç sıkılmadan bütün bir gününüzü Miniatürk'te geçirebilirsiniz. Miniatürk içinde bir de Beltur kafeteryası bulunuyor yani uygun fiyatlara bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Miniatürk içinde yer alan alanlar arasına en yeni katılan bölüm; 10.000 figürden oluşan İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisi. O kısmı aşağıda detaylıca anlatacağım, okumaya devam edin! Dünyanın farklı yerlerinde gördüğümüz hareketli model sergilerinin Türkiye'deki en büyük örneği Miniatürk içinde açıldı! İBB Kültür AŞ ve ModelPort iş birliğinde hazırlanan İstanbul Tarihi Yarımada model Sergisi, 10.000'den fazla figürün 1/87 oranında küçültülmüş haliyle sergileniyor. Dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden olan Tarihi Yarımada'nın 1600'lü yıllardan 19. yüzyıla uzanan hikayesi, aslına sadık kalınarak modellendirilmiş. Tarihi kaynaklar ışığında 5 yılda geliştirilen İstanbul Tarihi Yarımada model Sergisi, 400.000 m2lik alanda var olan yapıları, sosyal hayatı ve tarihe geçen olayları 400 yıl önceki haliyle tekrar canlandırıyor. Dünyada ilk kez kültür, sanat ve eğitimi birleştiren devasa model sergisi, 10.000 figür ve 50.000 led ışığı; yüzlerce insan, at arabası, yangınlar, meşaleler ve dumanları tüten bacalar gibi hareketli figürler ile tarihi günümüze taşıyor. Gerçekten inanılmaz bir emek verilmiş, emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Yeniçeri isyanları, at arabaları, yangınlar, ezan, Mehter Marşı gibi orijinal seslerle her noktası tarihi kaynaklardan esinlenerek modellendirilen yüzlerce sahne, ziyaretçilerini adeta tarihte yolculuğa çıkarıyor. 16. yüzyılda özel günlerin düzenlendiği At Meydanı'ndan Osmanlı Devleti'nin ilk kurumsal para basım tesisi olan Darphane-i Amire'ye; 200.000'den fazla İznik çinisinin süslediği Sultanahmet Camii'nden bir zamanlar fillerin beslendiği rivayet edilen Topkapı Sarayı Fil Bahçesi'ne kadar her detayın titizlikle konumlandırıldığı İstanbul Tarihi Yarımada model Sergisi ile kültürel mirasımızın ve tarihsel birikimimizin yansıması Miniatürk'te tarih meraklılarıyla buluşuyor. Sergiyi gezen ziyaretçilere, ölçeklendirilen sahneler ve yapılarla ilgili 7 dilde bilgi sunan interaktif ekranlar eşlik edecek; serginin yapım aşamasından kesitler de ekranlara yansıyor. Miniatürk'ün giriş bölümünde konumlandırılan İstanbul Tarihi Yarımada model Sergisi ayrıca 3 boyutlu mapping gösterisi ile ziyaretçilerine sıra dışı bir deneyim sunuyor. Sergi alanında küçük bir salonda tüm bu serginin nasıl yapıldığının anlatıldığı bir bölüm var. O kısım da çok samimi ve güzel olmuş. 5 yıl süren çalışmanın, emeğin kısa bir özeti diyebiliriz. Sergi alanını geceden gündüze, gündüzden geceye geçiş efektleri, ezanlar, yeniçerilerin sesleri arasında gezmek inanılmaz keyifli bir deneyim olmuş. Ben sergiyi gezmeye doyamadım, \"keşke daha fazla zamanım olsaydı da tek tek tüm figürlere baksaydım demeden\" edemedim. Özellikle detay seviyorsanız buraya mutlaka zaman ayırın. Miniatürk, İstanbul'un Beyoğlu ilçesi Sütlüce semtinde, Haliç kıyısında yer alıyor. Miniatürk, özel aracınız ile gelmek için ulaşımı kolay bir noktada bulunuyor. Park girişinde 300 araçlık bir İspark otoparkı yer alıyor, bu sayede aracı nereye bırakacağız sıkıntısı da yok. Miniatürk'ün Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Miniatürk'e İstanbul'un farklı noktalarından otobüs ile ulaşabilirsiniz, aşağıda otobüs numaralarını görebilirsiniz. - Eminönü: 47, 47Ç, 47E, 47N Belediye Otobüsü - Mecidiyeköy ve Şişli: 54 HŞ Belediye Otobüsü - Taksim: 36 T Belediye Otobüsü - Topkapı: 41 ST Belediye Otobüsü - Sultanahmet- Dolmabahçe: TB 1 Minibüs; Seyrantepe Topkapı arası çalışan minibüsler ile Miniatürk'e ulaşabilirsiniz. Metrobüs; Miniatürk'e Metrobüs ile gelmek isterseniz Halıcıoğlu durağında inmeniz gerekiyor. Durakta indikten sonra 41 ST belediye otobüsüne veya dolmuşa binerek Miniatürk'e ulaşabilirsiniz. Miniatürk her gün 09:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. İlk kez yapılan bir uygulama ile; 2023 yılında Ramazan ayı boyunca Miniatürk akşam 22:00'ye kadar açık kaldı ve 19:00-22:00 arası ziyaretçiler ücretsiz kabul edildi. Önümüzdeki dönemde benzer uygulamalar olup olmayacağını İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür İstanbul ve/veya Miniatürk'ün internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz. Miniatürk girişinde 300 araçlık İspark bulunuyor. Standart İspark uygulaması gibi kaldığınız saate göre ödeme yapıyorsunuz. - Yabancı Ziyaretçi: 165 TL - Yerli Yetişkin: 55 TL - Yerli Öğrenci Öğretmen 22,50 TL İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisi'ni gezebilmek için ayrıca bilet almanız gerekiyor. Miniatürk girişini de içeren 2023 kombine bilet fiyatlarını aşağıda görebilirsiniz. - Yabancı Ziyaretçi: 270 TL - Yerli Yetişkin: 100 TL - Yerli Öğrenci: 50 TL Miniatürk ve İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisi ile ilgili daha fazla bilgi almak için Miniatürk. com. tr adresini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/minik-gezgin-yolda-buyumek-kitabi", "text": "Seyahat etmenin çok farklı şekilleri var. Kimileri uçakla, trenle, otobüsle... Kimileri motosiklet ya da bisikletle... Kimileri de var ki yürüyerek... Biz bugün bisikletle ve maaile gezen ve gezilerini blogdan sonra kitaplara da taşımış Sarıhan ailesinden ve o ailenin çocukları Tibet Çınar 2 yaşındayken çıktıları bisikletli yolculuğu anlattıkları Minik Gezgin Yolda Büyümek kitabından bahsedeceğiz. Aramızda kaç kişi var çocukla seyahat eden? Peki 2 yaşındaki çocuğuyla 54 gün yollarda olan kaç kişi var? Sanırım bu bu soruya \"evet\" cevabı verecek bırakın Türkiye'yi dünya üzerinde de çok az insan vardır sanırım. Sarıhan ailesi bunları sabah ekmek almaya gider gibi yapan bir aile. Minik Gezgin Yolda Büyümek kitabı Soner ve İnci Sarıhan'ın kuzuları Tibet Çınar'ın ağzından yazılmış bir yol güncesi. 54 gün boyunca Tibet Çınar'ın dünyayı keşfini, gördüğü yeni çoğrafyalar, yeni hayvan ve bitkileri tanıması sürecini çocuk ağzından bir solukta okuyacağınız bir kitap bu. Bu kitabın iki yaşında bir çocuğun ağzından yazılmış bir gezi kitabı olmasının yanında birkaç farklı yönü var. O farklılıklardan biri çocuklu bir ailenin bisiklet üzerinde 54 gün seyahat ederken başlarına gelen olayları ve çoğunlukla da güzel olayları okuyacaksınız. Çünkü doğada olmanın, iyilik içinde olmanın ödülü olarak başınıza hep güzellikler geleceğinin en tatlı anlatım şekli masum bir çocuğun dilinden anlatmak. Farklılıklardan diğeri de aslında bu kitap tüm ebebeynlerin okuması gereken bir \"çocuk gelişimi\" kitabı aslında. Bir çocuğun uyku düzeni nasıl oluşturulur, yemek düzeni, oyunları, doğayla etkileşimi nasıl olmalı üzerine yazılmış çok bilgilendirici bir kitap. Kitabın bir diğer iyi yanı bol ve renkli fotoğraflarla dolu olması. Anlatılanları gözünüzde canlandırmakta zorlanırsanız bisikletle ve çocuklu seyahat nasıl olur diye, fotoğraflar size yardımcı olacaktır. Ben kitabı bir hafta sonu seyahatim sırasında uçakta gidip gelirken okudum. O kadar keyifli bir dille yazılmış ki, kitabı epey sesli okudum. Kimi zaman kahkaha kimi zaman hayret nidalarım uçakta yanımda oturanların dahi ilgisini çekti. Şansıma gidişte de gelişte de yanımda çocuklu ebebeynler vardı ve kitabın konusundan bahsedince şaşkınlıklarına engel olamadılar. Bütün günü bisikletin arkasındaki \"sırça köşkte\" geçiren Tibet Çınar'ın nasıl uslu uslu duruyordu acaba? Cevaplar kitapta! Tibet Çınar yolda büyümeye devam ediyor. Onun maceralarını takip etmek için Minikgezgin. com adresini takip edebilirsiniz. Minik Gezgin Yolda Büyümek kitabını satın almak için tıklayın. \"Bisiklet feleğin tekerine sokulan çomaktır.\" der sevgili Aydan Çelik. Hem sıradan hem efsunludur da. Belki de bu efsun itti bizi alternatif bir ebeveyn olmaya. Oğlumuz, renkleri, sevgiyi ve önyargısız olmayı, yoldan ve toprak ananın kendisinden öğrensin istedik. Bizim için çok kıymetli olan kitabımıza dair yazdığın değerli sözler bizi çok mutlu etti Okuyanları yollara düşürmesi en büyük dileğim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/misir-gezi-rotasi-onerileri", "text": "Mısır, çok büyük bir medeniyet, tarihiyle doğasıyla, Türkiye'ye yakın olması, Türk Vatandaşları için ekonomik bir seyahat rotası olmasıyla ilgi çeken bir rota. Nil nehri boyunca İskenderiye, Kahire, Luxor, Aswan gibi tarihte yolculuk yaptıran şehirleri, Kızıldeniz boyunca Hurgada, Şarm El Şeyh, Dahab gibi deniz ve sualtı ile dünya sıralamasına giren şehirleri ile gezilecek çok yer var, mesafeler uzun, plan yapmak zor. Mısır'a farklı tarihlerde farklı rotalara gittim, geziler yaptım. Bu seyahatlerimde edindiğim Mısır tecrübelerime dayanarak Mısır'a gitmeyi planlayanlar için Mısır gezi rotası önerileri hazırladım, bence çok işinize yarayacak, keyifli okumalar! Mısır, 2023 yılı Mayıs ayına kadar Türk Vatandaşlarından vize istiyordu, üstelik vize süreci de oldukça sancılı idi. O tarihten itibaren kapı vizesi ile Mısır'a giriş yapılabiliyor. Sinai Yarımadası'na giriş 15 güne kadar vizesiz, Mısır'ın diğer bölgelerine giriş için 25 Usd kapı vizesi almanız yeterli. Detaylar Mısır vizesi yazımda. Mısır'da görülecek yerler arasındaki mesafeler birbirinden oldukça uzak, bu nedenle plan yaparken ara geçişler için zaman ayırmayı unutmayın! Air Cairo ve Eygpt Air ülke içi uçuşlarda kullanabileceğiniz havayolu firmaları. Otobüs ile ulaşım için en güvenli olanı Go-bus, internet üzerinden biletlerinizi alabiliyorsunuz. Kahire gibi büyük şehirlerde birden fazla otobüs terminalı olabiliyor, bilet alırken dikkat edin. Mısır'da turist tacizi denilen şey korkunç seviyede. 60'tan fazla ülkeye gittim, Mısır kadar turiste bir şey satmak için peşinden koşan, yalan söyleyen, laf atan, rahatsız eden başka bir ülke görmedim. Mısır'da gördüğüm şehirler arasında Dahab'da ve İskenderiye'de hiç taciz yok, Kahire bu konuda en kötü olanı. Özellikle piramitler, tarihi yerler çevresindeki taciz üst seviyede. Luxor ve Aswan da beter... Polis ve güvenlik görevlisi dahil herkes sizden para koparmak için türlü kurmacalar yapıyor. Tur satabilmek için Kahire Müzesinin bireysel ziyaretçilere açık olmadığını söyleyenler, bir tane şal satmak için dakikalarca yanınızda yürüyenler, önce fotoğrafımı çek deyip sonra bahşiş isteyen polisler, ben buranın bekçisiyim deyip alakasız yerlere götürmek isteyenler... Bu liste uzayıp gider, siz Mısır'da her seslenene bakmayın, bir kere göz göze gelince kurtulmak daha zor oluyor. Mısır'da her şey için pazarlık yapmanız gerekecek. Üç diyecekler ikiye bazen bire alacaksınız ama bire aldığınızda dahi \"kesin kazıklandım\" diye düşüneceksiniz. Taksi, otel, tur, hediyelik eşya, kıyafet aklınıza ne gelirse pazarlık etmeniz lazım. Taksi pazarlığı ile uğraşmamak için büyük şehirlerde kullanabileceğiniz \"Careem\" adında Uber benzeri bir uygulama var, onu telefonunuza indirmeyi unutmayın. Mısır ekvatora yakın olduğundan yılın 12 ayı hava sıcak. Kış aylarında deniz tatili yapmak için harika bir durum. Ancak yaz aylarında sıcaklıklar 40 derecenin üstünde ve çok yakıcı olduğundan yüksek faktör güneş koruyucusu ve şapkanız mutlaka yanınızda olsun. Mısır'da ve hatta Arap ülkelerinin çoğunda genel bir temiz olmama sorunu var. Benim gördüğüm Arap ülkeleri arasında Suriye bu konuda en kötüsü idi. Mısır'da bizim standartlarımızda bir temizlik beklemeyin. Konaklama için otel seçerken yorumlarına mutlaka bakın ve değerlendirme puanı 9 ve üzerindekileri tercih edin. Yanınızda dezenfektan ve kolonya taşımayı unutmayın. Mısır'da uygun otel bulmak için tıklayın. Mısır'a yapacağınız seyahati mümkün olduğu kadar ucuza getirmek için uçak bileti harcamanızdan tasarruf etmeye çalışabilirsiniz. Enucuzu. com, Mısır seyahati için başta Royal Jordanian, Aegean, Nasair, Middle East, Saudi Arabian, Türk Hava Yolları, Royal Air Maroc, Tunisair, Qatar Airlines ve Emirates olmak üzere onlarca farklı hava yolu şirketinin uçak bileti fiyatlarını karşılaştırmanıza ve ucuza uçak bileti satın almanıza olanak sunuyor. Ayrıca seyahat tarihi konusunda esnek bir takvime sahip olan seyahatseverler, Enucuzu. com'daki Günlük Fiyat Tahminleri özelliğini kullanarak farklı dönemlerdeki uçak bileti fiyatlarını karşılaştırabilir ve ekstra tasarruf sağlayabilirler. Enucuzu'nun \"Uçağım Nerede?\" özelliği sayesinde dilerseniz seyahat edeceğiniz uçağın, dilerseniz de uçuş kodunu bildiğiniz herhangi başka bir uçağın anlık konumunu harita üzerinden takip edebilir, planlanan kalkış ve varış zamanı bilgisine ek olarak gerçekleşen kalkış ve varış zamanı bilgilerini öğrenebilirsiniz. Mısır ile ilgili aklınızda başka soru işaretleri varsa yorumlara yazın! Mısır'ın tamamını hakkıyla gezmek için en az bir ay vakte ihtiyacınız var. Ancak işinizi kolaylaştırmak için farklı rotalar hazırladım. Böylece 1 hafta veya daha kısa süreli olarak Mısır'da görülmesi gereken önemli yerleri görebileceksiniz. Hazırladığım ilk rota daha kültür gezisi, ikinci rota deniz ve kültür gezisi, son rota ise daha hızlı kültür rotası. Hazırsanız başlıyoruz! - Kahire > Luxor > Aswan > İskenderiye - Sharm El Sheikh > Dahab > Sina Dağı > Kahire > İskenderiye - Hurgada>Luxor>Aswan>Hurgada İlk gezimiz Kahire'den başlayıp Kahire'de bitiyor. Kahire > Luxor > Aswan > İskenderiye rotasını içeriyor. THY veya Egyptian Air havayolları ile İstanbul'dan direk Kahire'ye gelmeniz mümkün. Kahire'ye iner inmez önce mutlaka Tahrir Meydanı'nda bulunan Mısır Müzesi'ni görmenizi öneririm. Müze sabah 09:00'da açılıyor. Birkaç saatinizi burada geçirebilirsiniz. Güncelleme: Müze Piramitlerin yakınına taşındı, planınınızı ona göre yapın. Öğleden sonra için 2 ayrı seçeneğiniz var, birincisi İslami Kahire denen bölgeyi gezmeniz. Akşam gün batımına doğru eski şehrin giriş kapılarından biri olan Zuwayla Kapısı'na gidin. Burada caminin üst katına çıkış var, 40 Mısır Poundu vererek çıkabiliyorsunuz. Güzel bir eski şehir manzarası göreceksiniz. Diğer seçenek ise Kıpti Mahallesi yani Kahire'nin Hristiyan bölgesi. Burada çok sayıda kilise ve bir de müze bulunuyor. Bu bölge daha konforlu bir gezi sunuyor. Akşamına isterseniz yemekli veya yemeksiz bir Nil turuna katılarak hem şehri gece görebilir, hem de Nil gezisi yapabilirsiniz. İkinci sabah erkenden kalkıp Piramitlere gitmenizi öneririm. İster toplu taşıma isterseniz taksi tutarak gidebilirsiniz, detayları Piramitler yazımda var. İlk durağınız dünyanın 7 harikasından biri olan Giza Piramitleri, ikinci durağınız ise dünyanın ilk piramidi olan Saqara Piramidi olsun. Zaten bu iki bölge bütün gününüzü alacaktır. Detaylar için Giza Piramitleri yazıma göz atın. Akşam treni ile Luxor'a geçmek üzere planınızı yapın. Sleeper train denilen bu tren turistler için tasarlanmış, yerel halk pek kullanmıyor. Geceyi trende uyuyarak geçirip sabaha isterseniz Luxor veya Aswan'da oluyorsunuz. Kahire'deki piramitler kadar meşhur olmasa da Luxor en az piramitler kadar etkileyici. Mısır'da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de bana göre Luxor. Karnak Tapınağı, Krallar Vadisi, Hatşepşut Tapınağı ve görülecek pek çok yer var. Bütün gününüzü buraya ayırdıktan sonra akşam Aswan'a hareket edin. Aswan'dan her gün sabah 04:00 gibi kalkan konvoylar Aswan barajının ucundaki Abu Simbel Tapınağı'na gidiyor. Bu nedenle bu turunuzu önceden ayarlamanız lazım. Öğleye doğru konvoylar geri dönüyor. Öğleden sonra baraj gölünde Felluka denilen teknelerle gezintiye çıkabilir, baraj gölü nedeniyle pek çok köyü sular altında kalmış olan Nubiyan halkının yaşadığı köyü ziyaret edebilirsiniz. Abu Simbel Tapınağı yazım ilginizi çekebilir. Aswan Luxor arası 3-4 saatlik bir mesafe, dönüşte tekrar Sleeper tren ile dönmek isterseniz Abu Simbel sonrası hemen Luxor'a dönüşe geçmeniz gerek. Ancak Aswan'da vakit geçirmenizi öneririm. Birkaç gün ekstra vaktiniz varsa Luxor-Aswan arası Nil üzerinde geceleyebileceğiniz tekne turlarına katılabilirsiniz. Tren veya uçak ile Kahire'ye geldiyseniz İskenderiye'ye geçmeyi planlayabilirsiniz. Hatta gece treni ile geliyorsanız direk İskenderiye'ye geçebilirsiniz. Ancak tren biletleri çabuk tükeniyor, biletlerinizi önceden almayı unutmayın. İskenderiye'de Pompei Sütunu, Roma mezarları, Arkeoloji Müzesi ve İskenderiye Kütüphanesi ilk gün görebileceğiniz yerler. İskenderiye'de yemek için bir öğününüzü mutlaka Muhammed Ahmed adlı yerel restoranda geleneksel Mısır yemeklerinin tadına bakarak geçirin. İskenderiye'de ikinci gün önce Quitbay Kalesi sonra da Montana Sarayı ve bahçelerini gezmeye ayırın. Ayrıca Küçük Venedik denilen sahil şeridinde aylak aylak gezinebilirsiniz. Ayrıca denize girmek isterseniz İskenderiye çevresinde uzun plajlar da var. Akdeniz'in bir de bu tarafında yüzmek ilginç olabilir. Akşam Kahire'ye geri dönün. İskenderiye Kahire arası yaklaşık 3 saat sürüyor. İskenderiye gezi rehberi yazıma da mutlaka göz atın. Yeniden Kahire'deyiz. Kahire'de önceki günlerde gitmediğimiz birkaç yer kaldı. Kahire Kalesi, Sultan Hasan Camii ve Medresesi, Türk şehitliği bugün gidilebilecek yerler. Bir de iddialı bir önerim var. Ben gidemedim, belki siz gidersiniz. Şehrin en kötü bölgesi denilebilecek çöp şehir denen bir yer var Kahire'de: Garbage City. Hemen bu bölgenin kıyısında ise mağara kiliseler var. Hikayeyi merak ederseniz Samaan Church sitesini inceleyebilirsiniz. Artık geri dönmeye hazırız. Bu rotada Mısır tarihi ve kültürü ile ilgili görülmesi gereken önemli yerlerin neredeyse tamamını oldukça detaylı şekilde görmüş olacaksınız. Eğer zamanınız kısıtlı ise İskenderiye'yi ve Kahire'nin son gününü plandan çıkarabilirsiniz. Böylece en fazla 5 günde gezinizi tamamlayabilirsiniz. İkinci gezimiz Sharm El Sheikh'ten başlayıp Kahire'de bitiyor. Sharm El Sheikh > Dahab > Sina Dağı > Kahire > İskenderiye rotasını içeriyor. THY veya Pegasus havayolları ile İstanbul'dan direk Şarm El Şeyh'e gidebilirsiniz. Mısır'ın sualtı merkezi Sharm El Sheikh'te gezimize başlıyoruz. İlk gün sabaha karşı şehre geleceğiniz için deniz kıyısında bol balıklı dinlenmeli bir gün planlayın. Akşam eski pazar veya Naama Bay civarında yerel yemekler veya balık yemekleri yiyebileceğiniz bir plan yapabilirsiniz. Sharm El Sheikh gezi rehberi yazım ilginiz çekecektir. Gün doğumunda çöl safarisi yapmayı düşünebilirsiniz. Sabah 4 gibi otelinizden çıkıp ATVler ile safari yapıp gün doğumunu çölde izleyip sabah erkenden otelinize geri dönebilirsiniz. Günün geri kalanında Ras Mohammed Milli Parkı'nı karadan veya denizden keşfe ayırabilirsiniz. Her iki durumda da günübirlik tur almanız gerek. Üçüncü günümüz için akşam saatlerinde Sharm'dan Dahab'a geçiyoruz, yolculuk sadece 1 saat sürüyor. Otobüs veya taksi ile Dahab'a geçebilirsiniz. Dahab Mısır'ın en bohem şehri. Bir gece önce geldiğinizde sahildeki acentelerden kendinize bir Blue Hole turu ayarlayabilirsiniz. Denizde 100 metrelik bir delik olan Blue Hole, Ras Abu Galum ve Blue Lagoon içeren günübirlik bir turu 25 Usd civarında alabilirsiniz. Dahab gezilecek yerler yazım da ilginizi çekecektir. Akşam Dahab'daki Light House bölgesindeki sahil restoranlarından birinde yemeğinizi yiyebilirsiniz. Aslında üçüncü günün akşamında Sina Dağı'nda gün doğumunu izlemek için yola çıkmanız lazım. Gece 10.00'da yola çıkıp ertesi gün öğlen 12.00 civarı otelinize dönmüş oluyorsunuz. Bu turu 15 Usd'ye almıştım Dahab'dan, aynı turu Sharm'dan almanız da mümkün. Sina Dağı Yürüyüşü yazıma da bir göz atın. Öğleden sonrayı deniz kıyısında uyuyarak ve ara sıra denize girerek geçirebilirsiniz. Burası Mısır'da chill yapmak için en uygun yer. Artık Kahire'ye geçme zamanı geldi. İsterseniz gece otobüsü ile geçebilir, isterseniz Sharm'dan uçakla Kahire'ye geçebilirsiniz. Gece otobüsü maalesef güvenlik kontrolleri nedeniyle gündüz yolculuğundan uzun sürüyor. Kahire'den günübirlik İskenderiye turlarına katılabilir veya kendiniz otobüs ile git-gel yapabilirsiniz. Biraz yorucu olacaktır ama mümkün. İkinci planımızda 3 gün deniz 4 gün kültür ve doğa gezisi yapmış oluyoruz. Süremiz kısıtlıysa İskenderiye ve Sina Dağı yürüyüşünü rotadan çıkararak 5 günlük bir plan yapabilirsiniz. Mısır'ın deniz kıyısındaki popüler noktalarından biri de Hurgada. Hurgada>Luxor>Aswan>Hurgada yapılacağınız hızlı ve bol içerikli bir plan. İstanbul'dan Hurgada'ya Pegasus'un direk uçuşları var ve çok uygun uçak biletleri bulunabiliyor. Böyle bir bilet yakalarsanız Hurgada, Luxor, Aswan rotası için plan yapabilirsiniz. Benim sadece 3 güne sığdırdığım bu rotanın detayları için Hurgada ve Luksor Gezisi yazıma göz atın. Hurgada gezilecek yerler yazıma göz atın. Mısır kesinlikle birden fazla kez gidilmeyi hak ediyor. Büyük bir medeniyet ve görülecek çok yer var. Daha kısa ve daha uzun rotalar yapmak elbette mümkün, ben çok sorulduğu için en ideal önerilerimi yazmak istedim. Sizin farklı rota önerileriniz varsa aşağıya yorum olarak yazabilirsiniz. - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen Çok teşekkür ederim Şükrancım, çok soruldu hangi rotalara gidelim diye, ben de toplu cevap vereyim dedim. Sevil hanım merhaba, Mısır ile yazdığınız ayrıntılı yazıların hepsine baktım gerçekten çok faydalı oldu. Ben iki şey sormak istiyorum. -Sharm varış (3 gece konaklama) -Dahab'a da gitmekte istiyoruz.- -Kahire 3 veya 4 gece konaklama günübirlik veya bir gece konaklamalı İskenderiye ve 1 gece çölde konaklama -Tren ile Aswan'dan hareket (1 gece trende geçiyor ve Aswan 2 gece ve Ebu Simel gezisi -Luksor 2 gece -Hurgada konaklama yapmadan dönüş. 1. Vizeyi aldığınız firma sürekli bu işi yapıyor, verdiği bilgi benim vereceğimden çok daha doğru olacaktır. Bildiğim kadarıyla aldığını bilgi doğru, giriş yaptığınız tarihten itibaren en fazla 1 ay olacak şekilde ve son çıkışı 09.02.2020 olacak şekilde vizenizi kullanabilirsiniz. 2. Mısır rotası önerilerimi zaten okumuşsunuz. Orada ve diğer blog yazılarımda tavsiyelerimin tamamını paylaştım, hepsi oldukça detaylı şekilde. Sadece bu planda Kahire'de 1 gece çöl konaklaması planınız olduğunu görüyorum. White Desert denilen bölgeye gidecekseniz 1 gece ama 2 gün ayırmanız gerekiyor, bir gün gidiş, akşam konaklama bir gün de dönüş şeklinde düşünebilirsiniz. Aswan ve Luxor 2'şer gece fazla gelebilir, onun yerine Hurgada'da 1 gün geçirip denize girebilirsiniz. Oldukça yoğun bir rotanız var, sonunda dinlenmek güzel olur. Mart ayında gittiğim ve maalesef Kahire'de Hüseyin Camii de Cuma namazı çıkışında telefonumu çaldırdığım için yarıda keserek geri döndüğüm MISIR seyahati için yazdığınız bilgileri yeni gördüğüm için hem hayıflanıyor hem de yazılarınızı yeni de olsa gördüğüm için seviniyorum. Şarm El Şeyh de başlayan Go Bus ile Kahire'ye geçen ardından Hurgada, Luxor ve Aswan gezisi sonrası tekrar Şarm dan dönecek bir gezi planı yapmıştım. Ancal Şarm dan Kahire'ye geçtikten sonra telefonumu çaldırdığım için hem moralim oldukça bozuldu hem de yeni bir telefon almak zorunda kalmamak ve telefon kaybım ile ilgili endişeleri daha fazla taşımamak için 3 üncü gün akşamında Kahire'den Egypt Air den aldığım aldığım biletle önce İstanbul ardından da Konya'ya dönüş yaptım. Umarım sizin gezi notlarınızı da dikkate alarak yeniden bir Mısır seyahati yaparım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/misir-gezisi-notlari", "text": "Mısır, tarihin en büyük medeniyetlerine ev sahipliği yapmış, piramitlerin gizemi nedeniyle bütün dünyanın ilgisi hep üzerinde olan bir ülke. Piramitleri ve Mısır medeniyetlerini konu alan pek çok filme de ev sahipliği yapmış bir ülke. Mısır'ın en popüler noktaları Kahire başta olmak üzere piramitlerin olduğu bölgeler ve su altı zenginliği nedeniyle Sharm-el Sheik. Ancak benim Mısır'a gitme nedenim başka idi. Yıllardır görmek istediğim Abu Simbel Tapınağı'nı görmek için yola çıktım. Abu Simbel Tapınağı'nın olduğu Aswan şehrine uçakla en ucuz ve Türkiye'den direkt gidebileceğim şehir olan Hurgada'ya uçtum. Hurgada'ya sabah 03:00 gibi indik ve daha önceden rezervasyon yaptırmış olduğumuz otele geçtik. Havaalanından otele taksi ile gittik. Mısır'daysanız taksiler ve herkesle pazarlık etmeniz gerekiyor. 10usd'ye otelimize ulaştık. Mısır seyahatine 3 kişi çıkmıştık. Bizden bir gün önce gelen arkadaşımız Krallar Vadisi ve Aswan geçişleri için turumuzu ayarlamıştı. Sabah 05:00'te araç bizi almaya geldi. Minibüs şeklinde aracımız ve 2 rehberimiz ile bize özel turumuz sabah çok erken başlamıştı. Birkaç saatlik uyku ile yeniden yollara düştük. Mısır ile aramızda 1 saat saat farkı olduğunu da unutmayın! İlk durağımız Krallar Vadisi'nin önemli şehri Luksor idi. Hurgada-Luxor arası çöle yakın bir coğrafyada sanıyorum 4 saat kadar yol aldık. Arada bir kahvaltı molası verdik. Burada büyük bir hata yaparak ücretini sormadan kahvaltı aldık ve Mısır yolculuğumuzun en pahalı yemeğini yemiş olduk. Tur otobüslerinin durduğu bir yer olan mola yerinde ne yazık ki turist kazığının tadına baktık. Ayrıca en pahalı tuvalet ücretini de burada verdik. Mısır'da turistik noktalarda fiyat sormadan hiç birşey almayın, mutlaka pazarlık edin! Mısır'ın tarihi yerlerini gezmek için en iyi dönem bizim kış dönemi! Öğle yemeğimiz de paket turumuzun içinde dahil idi. Sadece turistlere hizmet veren ve açık büfe yemek sunan bir yere gidip öğle yemeğimizi yedikten sonra Abu Simbel'e gitmek için en yakın yerleşim olan Aswan'a doğru yola çıktık. Öğle yemeğinde tabii ki herhangi lokal bir lezzet bulamıyorsunuz, turistik olduğu için salata, makarna, meyve gibi klasik yiyecekler. Luksor-Aswan arasında aslında iki ana yol var; ilki Nil yolu, ikincisi Çöl otoyolu. Çöl otoyolu uzun zamandır güvenlik nedeniyle kullanılmadığı için hem şehirler arası ulaşım, hem ülkeler arası ticari kamyon vb araçlar hem de turist araçları Nil yolunu kullanıyor. Nil yolu yol boyunca köylerin içinden geçtiği için sürekli kasisler ve trafik sıkışıklığı ile ilerliyor ne yazık ki. Bir de bunlara kural tanımayan Mısırlı şoförler eklenince yol 4 saatte bitecekken 6-7 saat sürüyor. Bu nedenle eğer vaktiniz varsa otoyol yerine tren ya da deniz yolunu kullanarak bu trafik kaosundan kurtulabilirsiniz. Aswan Nil nehrinin üzerine kurulmuş olan dünyanın en büyük barajlarından birinin kıyısında yerleşik bir şehir, baraj da adını bu şehirden alıyor. Baraj gölünde felluka denilen kayıklarla tur yapabilir, gölün içinde ada olarak kalmış olan eski medeniyetleri görmek için saatlik ya da günübirlik turlara katılabilirsiniz. Biz ancak gece geç saatte Aswan'a ulaşabildik. Mısır da pek çok sıcak ülkede olduğu gibi hayat gece güneş battıktan sonra yaşanmaya başlıyor. Aswan'da kısa bir çarşı turundan sonra karnımızı doyurup uykuya daldık. Hem sabah çok erken saatten beri yoldaydık, hem de ertesi sabah yine çok erken saatte Abu Simbel'e giden kafileye eklenmek için kalkmamız gerekiyordu. Abu Simbel tapınağına gitmek için güvenlik gerekçeleri ile mutlaka kafile ile yola çıkmak zorundayız ve kafile sabah 04:00'te yola çıkıyor. Böylece sabah erkenden tapınağa ulaşıp öğlen yeniden dönülüyor. Abu Simbel tapınağına nasıl gidileceğini detaylı yazdığım için burada tekrar detaylara girmiyorum, ancak mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken müthiş bir yer. Abu Simbel dönüşü Aswan'da 2 saatlik bir Felluka turu ayarlamıştık rehberimiz aracılığıyla ama Aswan'a geldiğimizde şoförümüz bunu yapamayacağını söyledi, rehber ve şoför kavga ettiler. Ne yazık ki şoför galip geldi, olan arada bizim tura olmuş biraz keyfimiz kaçmıştı. Önce rehberi suçladık ama bir sonraki olayda anladık ki uyanıklık etmek isteyen şoförümüzmüş. Sabah 04:00'te başlayan yolculuğumuz akşam 10:00 gibi Hurgada'da sona erdi. Böylece bir gün içinde 18 saat yol yaparak kendi rekorumu kırmış oldum 🙂 Ne yazık ki geri dönüş yolunda bize özel turda çatlaklar oluşmaya başladı. Şoför ya da rehberimiz çok geç kalıyoruz diye pakete dahil olan öğle yemeğimizi vermekten vazgeçti. Tabii biz de orada siz Mısırlıysanız biz de Türküz diyerek cıngar çıkardık ve kendimize yemek ısmarlatmayı başardık. Ancak son ana kadar bize kazık atma çabası içine giren zihniyet olmasa daha keyifli olurdu elbette! Ne yazık ki turist görünce kazıklama eğilimi az gelişmiş pek çok ülkede olduğu gibi Mısır'da da yaygın! Otelimiz hemen Hurgada'nın merkezinde temiz ve ucuzdu, daha ne isteriz ki 🙂 Kişi başı 12-13 dolara gelmiş oldu. Şnorkel turu neredeyse bütün günümüzü alacak bir programdı, öğle yemeği de teknede. Hurgada'nın hemen yakınındaki resiflere gittik. Deniz tabii çok güzeldi, su altı zenginliği beklediğim kadar değildi ama şnorkel turu Zanzibar'dakinden daha profesyonel ve çok daha ucuzdu. 15usd'ye ayarlamıştık. Teknede her grubun 1 ya da 2 rehberi vardı ve dalış sırasında size sürekli eşlik ediyor, balıkların yerlerini gösteriyorlardı. Öğleden sonra da adaya çıkıp kıyıdan denize girmiştik. Rengarenk balıklar bol yüzmeli tur beni fazlasıyla tatmin etti. Dönüşte denize karşı biralarımızı yudumlayıp beyazdan maviye geçen pırıl pırıl denizi seyredeceğimiz bir yerde oturduk. Artık akşam oluyordu ve gece dönüş uçağımız vardı. Bir havayolu şirketinin kampanyalı biletlerinden yakalayıp Hurgada gidiş dönüş bilet almıştım Şubat ayında. Sürem sadece 3 gündü ve yıllardır görmek istediğim Abu Simbel tapınağı ile Hurgada arası harita üzerinde yakın görünüyordu. Yol arkadaşlarımı da ikna edip rotayı önce Krallar Vadisi'ne sonra da Aswan üzerinden Abu Simbel'e çevirmeye karar verdik. Hala Hurgada için 1 günümüz kalıyordu hatta. Ondan da Kızıldeniz'e kendimizi bırakıp şnorkel yapacaktık. 3 gün dolu dolu geçen Mısır gezisi maliyeti uçak bileti hariç kişi başı 340USD tuttu. Tek başıma olsam daha maliyetli olabilirdi. İnternetten bakınca Hurgada çıkışlı Luxor Abu Simbel için 2 günlük turlar görünüyordu. Sonradan anladık ki aslında onlar butik, size özel turlarmış. Size bir minibüs, iki şoför ve Luxor için ayrı, Aswan için ayrı rehber tahsis ediyorlar. Tek başıma olsam bu organizasyonu yapamayabilirsim maliyet yüzünden, çünkü toplam bir fiyat çıkarıyorlar. Biz 3 kişi olunca 3'e bölmüş olduk 650USD'yi. Daha kalabalık olsak daha da ucuz olabilirdi. Yani kişi başı 216usd ödemiş olduk. Günü birlik şnorkel turu sadece 15usd idi. Oteller ise kişi başı 12-13usd tuttu. Daha ucuzu ya da pahalısı da bunulabilirdi tabii. Toplam 4 gece otelde kaldık. 1 gecesi 650usd turun içine dahildi. Yeme içme ise bize göre oldukça ucuz. Ana kalemleri çıkarınca yeme-içme için 70 usd harcamışım. - Mısır'a gitmeyi planlayanlar için: Mısır vizesi nasıl alınır? - Mısır'ın gizemli güzelliklerinden biri: Abu Simbel Tapınağı - Mısır ile ilgili tüyolar için: Mısır gezi notları Devletlerarasındaki sorunları siz gündeme getirmediğiniz sürece Mısırda sizi kimse sorgulamaz diye düşünüyorum. Mısır'da turistleri sürekli taciz etmeleri ve hırsızlık durumları dışında güvenlik sorunu olmaz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/misir-vizesi-nasil-alinir", "text": "Mısır, Türk Vatandaşlarından vize istiyor ve sık sık vize başvuru sürecinde değişiklikler yaşanıyor. Farklı tarihlerde yaptığım Mısır seyahatlerindeki Mısır vizesi deneyimlerim, Mısır vizesi nasıl alınır, Mısır vizesi için gerekli belgeler nelerdir gibi ihtiyaç duyulan tüm konuları bu yazıda bulacaksınız. 02 Mayıs 2023 tarihi itibarıyle Dışişleri Bakanlığı Twitter hesabından yapılan açıklama ile; Türk Vatandaşları Mısır'a önceden bir başvuru yapmaksızın kapı vizesi ile giriş yapabilecekler. Uygulama kapsamında; Türk Vatandaşları Sinai Yarımadası'na 15 gün süre ile vizesiz, Mısır'daki diğer bölgelere ise 25 Usd karşılığında kapı vizesi ile giriş yapabilecekler. Çok Gezen Tüyosu: Mısır ile Türkiye arasında yaşanan politik gerilimler ve Mısır'ın iç sorunları nedeniyle Mısır vizesi süreci sık sık değişikliğe uğrayabiliyor. Bu yazıdaki bilgileri okusanız da, son durum hakkında kesin bilgi almak için Mısır Konsolosluğu ile görüşmenizi öneririm. Yukarıda yer alan güncellemeden sonra aşağıdaki vize uygulamaları geçerliliğini kaybetmiştir! 18 yaş altı ve 45 yaş üstündeki Türk Vatandaşları Mısır'a kapı vizesi ile giriş yapabiliyorlar. Ancak kapıda bu işlem uzun sürdüğünden kapı vizesini Türkiye'deki Mısır Konsolosluklarından alabilirsiniz. 3 gün gibi bir sürede alınabiliyor. 1 Nisan 2022'den itibaren Mısır Türk Vatandaşları'nın Sinai Yarımadası'na ücretsiz kapı vizesi ile girişine izin verdi. Kapı vizesi için tek yapmanız gereken uçakta size verilen formu doldurmak. Havalimanında başka bir işlem yapmanız gerekmiyor, direkt olarak pasaport kontrolüne gitmeniz yeterli. Bu uygulamanın detayları yazının devamında yer alıyor. 2023 yılı Mart sonu Mısır gazetelerinde çıkan haberlere göre Mısır Türk Vatandaşları'nın tüm Mısır'a sadece kapı vizesi ile girebilecek, ancak bu konuda resmi bir açıklama henüz yapılmadı. Resmi duyuru yapıldığında bu yazıyı tekrar güncellerim. Mısır'da çıkan haber için tıklayın. 2019 yılında yaptığım Mısır seyahatinde Şarm El Şeyh, Kahire, İskenderiye ve Dahab şehirlerini gördüm. O tarihte Sinai Bölgesinde bulunan Şarm ve Dahab dahil her yeri görmek için Mısır vizesi almam gerekiyordu. 2019 yılındaki vize başvurum için; İstanbul Mısır Konsolosluğu Bebek'te olduğu ve işlerimin yoğun olmasından dolayı Mısır vizesi almak için aracı bir firma üzerinden başvuru yapmayı tercih ettim. Bir aracı firma olmadan bireysel olarak da başvuruda bulunabilirsiniz. Biz Anemon Turizm adlı acenteyi tercih ettik. İstanbul Mısır Başkonsolosluğu veya Ankara Mısır Konsolosluğu üzerinden bireysel başvuru yapabilirsiniz. Hafta içi 09:30 11:45 arasında konsolosluğa giderek, randevu almadan başvuru yapabiliyorsunuz. İstanbul Mısır Konsolosluğu'na ait iletişim bilgilerini aşağıda görebilirsiniz. - Adres: Cevdetpaşa Cad. No:12 Bebek Beşiktas İstanbul - Telefon: 0 (212) 324 21 60 Telefon ile ulaşmak konusunda çok fazla zorluk yaşandığına dair mesajlar aldım. Bir soru sormak istediğinizde pes etmeden aramaya devam edin. İstanbul Mısır Başkonsolosuğu Bebek'te çok güzel bir yalıda yer alıyor. Bebek parkının bittiği yerdeki yalı Mısır'ın İstanbul Konsolosluk Binası. Bu binanın ilginç bir hikayesi var, onu da burada anlatmak isterim. Yalı, 1781 yılında inşaa edilmiş. Yapıldıktan sonra birkaç kez el değiştirmiş ve yenilenmiş. En sonunda Osmanlı sultanı 2. Abdulhamid zamanında yalıyı Osmanlı Sarayı almış. O dönemde Mısır ile ilişkileri iyi tutmak isteyen 2. Abdulhamid saray ile yakın ilişkiler içinde olan Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın annesi Emine Valide Paşa'ya yalıyı hediye etmiş. Emine Hanım yalıyı yeniden yaptırmış ve o dönemde yalı \"Hidiva Sarayı\" olarak anılmış. Osmanlı İmparatorluğu dağılıp Türkiye Cumhuriyeti kurulunca, Emine Hanım yalıyı Türkiye Cumhuriyeti'ne armağan etmek istemiş. Resmi yazışmalar başlamış, ancak yazışmalar Emine Hanım'ın adı Emine Valide Paşa yerine \"Bebekli Emine Hanım\" olarak geçiyormuş çünkü cumhuriyetin kurulması ile ağalık, paşalık ünvanları kalmamış. Rivayete göre kendisine \"Hanım\" denilmesine bozulan Emine Hanım, sinirlenmiş ve Mısır hükümeti ile iletişime geçmiş. Yalının Mısır Konsolosluğu olarak kullanılması için bağışlamış. Ölene kadar da yalının bahçesinde bulunan köşkte yaşamış. Böylece Hidiva Sarayı, Mısır Konsolosluğu'na ev sahipliği yapmaya başlamış. Ankara Mısır Konsolosluğu iletişim bilgilerini aşağıda bulabilirsiniz. - Adres: Atatürk Bulvari No: 126 Kavaklıdere Ankara - Telefon: 0 (312) 426 10 26 Mısır vizesi için diğer ülkelerdeki kadar çok evrak hazırlanması gerekmiyor. Aşağıdaki evrakların eksiksiz hazırlanması yeterli. - Nüfus cüzdan fotokopisi - Pasaportun aslı - Pasaport fotokopisi - Beyaz zemine çekilmiş rötuşsuz 2 adet vesikalık fotoğraf. - Seyahat edecek kişini çalıştıkları iş yerinden İngilizce olarak seyahat amaçlarını ve şirketteki görevlerini belirten kaşeli imzalı yazı. - Başvuru yapacak kişinin seyahat tarihlerini ve amacını belirten İngilizce dilekçesi, aşağıda dilekçe örneğini görebilirsiniz. Çalışmayanlar dilekçelerinde çalışmadıklarını beyan etmeli. - Vize alınacak kişi tarafından doldurulup imzalanmış vize müracaat formu, İngilizce olarak doldurulmalıdır. Müracaat formu için tıklayın. - Otel ve uçak rezervasyonları. - Eğer bir aracı kurum üzerinden başvuru yapacaksanız, o kurumun sizin adınıza işlem yapabileceğini belirten hizmet sözleşmesi. Bu sözleşme aracı kurum tarafından size verilecektir. I want to touristic Travel to your country, for the dates 06/03/2015 & 09/03/2015. I guarantee the returning of me on above mentioned departure date. I can confirm that all expenses correspond by myself. We kindly ask you to give the required visa. Bu dilekçenin şirketin antetli kağıdına hazırlanması ve şirket kaşeli, yetkili imzalı olması gerekmektedir. Our........ Manager Mr. ...................... will travel to your country between........................................... for tourism. We guarantee the returning of his/her on above mentioned departure date. We kindly ask you to give the required visa. Mısır vizesi diğer vize süreçlerinden biraz farklı. İlk başvuruda pasaportunuzu kontrol edip size geri veriyorlar, evraklarınızı verdikten sonra \"1 ay içinde vize başvurunuz sonuçlanır\" diyorlar. Eğer başvurunuz olumlu sonuçlandı ise, e-posta ile bilgilendirme yaparak pasaportunuzu getirmenizi istiyorlar. Pasaportunuzu konsolosluğa tekrar verdikten sonra 2-3 gün içinde de vize basılmış oluyor, gidip pasaportunuzu almanız gerekiyor. Vizenizin hazır olduğu bilgisini aldıktan sonra hafta içi 15:00-15:30 saatleri arasında pasaportunuzu konsolosluktan teslim alabiliyorsunuz. Eğer aracı firma üzerinden işlem yapıyorsanız bu süreçleri firma sizin adınıza takip ediyor. Eğer başvurunuzu bireysel olarak yapıyorsanız 3 kez konsolosluğa gidip gelmeniz gerekiyor. Özetle; Mısır vizesinin başvuru süreci 2-3 ay arasında değişiklik gösterebiliyor. Son birkaç yıldır Mısır ile aramızda yaşanan siyasi gerginlikler nedeniyle Mısır vizesinin çıkması normalden uzun sürüyor. Bu nedenle mutlaka erken başvuru yapın! Seyahatinize çok kısa süre kala başvurup riske atmamanızda fayda var. ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME! Bizim son vizemizin sonuçlanması 3 ayı buldu. Bu nedenle başvurunuzu en az 3 ay öncesinden yapmaya çalışın. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Umuma Mahsus pasaport sahipleri Mısır Konsolosluğu'na vize için başvuru yapmak zorundadır. Hususi Pasaport, Hizmet Pasaportu ve Diplomatik Pasaport sahibi olan kişiler ise 90 güne kadar olan seyahatlerinde Mısır vize işlemlerinden muaftırlar. 18 yaşından küçük ve 45 yaşından büyük Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları Mısır vizelerini ülkeye girişleri sırasında kapıda alabiliyorlar. Kapı vizesi uygulaması zaman zaman kaldırılıp tekrar devreye alınıyor. Güncel bilgi için mutlaka konsolosluğu arayıp bilgi almanız gerekiyor. Mısır vizesi almanın zorluğundan çok bahsettim, biraz da güzel haber vereyim. 1 Nisan 2022 tarihinden geçerli olmak üzere; Mısır hükümeti Şarm El Şeyh ve Sinai Bölgesi için Türk Vatandaşları'ndan ücretli vize uygulamasını kaldırdı. Türk Vatandaşları; Sina Yarımadası'nda kapı vizesi ile ücretsiz olarak 15 gün süre ile kalabiliyorlar. Kapı vizesi sadece Şarm El Şeyh değil, Sinai Bölgesi için geçerli. Sharm El-Sheikh, Taba, Dahab, Nuweiba, Saint Catherine gibi pek çok güzel yer bölge içinde yer alıyor. 15 gün boyunca bu yerlerde kapı vizesi ile seyahat edebilirsiniz. - Gidiş-dönüş uçak bileti, - Onaylanmış otel rezervasyonu, - En az 2000 Usd nakit veya bu miktarda limiti bulunan bir VISA kredi kartı. Ancak 2023 yılında yaptığım Dahab seyahatimde Şarm El Şeyh Havalimanı'nda uçak bileti, otel rezervasyonu, nakit veya kredi kartı limiti sorulmadı. Sadece uçakta bir form dağıtıldı, o formu doldurarak pasaport polisine vermemiz yeterli oldu. Yine de tedbir olarak diğer belgelere ek olarak varsa yeninizde kredi kartı limitinizi gösteren bir belge bulundursanız iyi olur. - Sharm El Sheikh Gezilecek Yerler - Sharm El Sheikh'e Nasıl Gidilir? - Dahab Gezilecek Yerler ve Dahab Gezi Rehberi - Kutsal Sina Dağı ve Azize Katerina Manastırı Gezisi Mısır'a birkaç kez gittiğim için Hurghada'dan İskenderiye'ye kadar pek çok şehirle ilgili gezi notlarım bulunuyor. Tüm Mısır yazılarım için Mısır kategorisine göz atabilirsiniz. - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen çok başarılı ve kaliteli bir makale olmuş güzellik sırlarım olarak teşekkür ederiz. çok başarılı ve kaliteli bir makale olmuş güzellik sırlarım olarak teşekkür ederiz. Emeğinize sağlık, bilgilendirmeler için teşekkür ederim. Faydalı bilgilerinizi bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederim. çok başarılı ve kaliteli bir makale olmuş güzellik sırlarım olarak teşekkür ederiz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mobil-ucak-bileti-almanin-hizli-kolay-yolu-ucakbileti-com", "text": "Ülkemizde hem yurtiçi hem de yurtdışı uçuş sayısı ve havayolu şirketi sayısı sürekli artıyor. Ne güzel ki uluslararası havayolları Türkiye'ye yaptıkları uçuşlarını artırıyorlar. Bu güzel gelişmelerle birlikte uçak ile seyahat etmek isteyenler için seçenekler artıyor ve ucuz uçak bileti almak için karşılaştırma yapmak gerekiyor. Havayolu şirketlerinin kendi web siteleri dışında, internette Ucakbileti. com gibi güvenilir bir site üzerinden de satın alma yapmanız mümkün. Mobil uygulamalardan uçak bileti satın almayı oldukça kolay hale getiren Ucakbileti. com'dan farklı havayolu firmalarının uçuş bilgilerini ve uçak bileti fiyatlarını karşılaştırarak kendinize en uygun uçak biletini satın alabiliyorsunuz. Bilet fiyatları, uçak rezervasyonu, yurt dışı biletleri, ekonomik biletler, online bilet avantajlarını listeleyen tek ekranda görebilme imkanı sunan bir uygulama olan Ucakbileti iPhone ve Android uygulamaları ile dünyanın tüm lokasyonları için uçak bileti satın alabiliyorsunuz. Ucakbileti. com ile gidiş ve dönüş en uygun biletleri farklı havayollarından alabilir; Aktarmalı, direkt, ekonomik biletleri ve iptal edilebilir uçuşları, kalkış-varış saatlerine, havayolu ve havalimanına göre listeleyebilirsiniz. En uygun uçak bileti bulabildiğiniz Ucakbileti. com'da yapılan kampanyalar ve daha düşük biletleme ücretleri sayesinde en ucuz bileti online alabilirsiniz. Rezervasyon imkanı ve indirim kuponlarıyla hesaplı uçmanıza olanak sağlayan Ucakbileti. com'un, kullanıcı dostu ara yüzüyle hızlı şekilde ucuz bilet satın alabileceksiniz. Uçak bileti almanın kolay ve ucuz yolu Ucakbileti. com ile ister bilgisayarınızdan ister tabletinizden, isterseniz akıllı telefonlarınızdan THY, Atlasjet, Pegasus, Anadolujet, Onurair gibi farklı birçok havayolu şirketinin bilet fiyatlarını karşılaştırıp dilediğiniz bileti anında satın alabilirsiniz. Mobile uygulamalar kesinlikle pratik cozum durumunda. Bircok farkli uygulama denedim ve acikcasi Skycanner uygulamasi beni en cok mutlu eden uygulama.. Tavsiye ediyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mogolistan-gunlugu", "text": "Moğolistan'ın beni çekmesinin en önemli nedeni uçsuz bucaksız bozkırları hemen sonra Gobi çölü -okyanuslar ve çöller hep çeker beni kendisine- ve bizim bilinen en eski köklerimizin oralara dayanması... Şaman kültürü, hala orada yaşayan Türk ve Şaman topluluğu olan Dukalar... Moğolistan'a gidene kadar orayla ilgili kitaplar, bloglar yazıları, fotoğraflar, belgesellerle kendimi beslemeye çalışıyorum. Moğolistan Günlüğü yine bana hediye gelen kitaplardan biri idi. Yıldırım Büktel'in yazdığı kitap hem tarih hem de coğrafya bilgisi ile dolu. Tarih kısmını okurken sıkılmıyor, coğrafya ve insanlarla ilgili kısmını okurken ise heyecanlanıyorsunuz. Aslında hikaye sanırım en fazla 2 haftayı anlatıyor ama dolu dolu 2 hafta... Moğol tarihini tekrar hatırlamak, o tarih içinde Türk boylarının yerini anlamak kitabın akışı içinde basit ve sürükleyici bir dille anlatılmış. Cengiz Han'ın dünyaya hükmeden zengin ülkesinden kendi halinde, biraz unutulmuş ve fakir Moğolistan'a geçen yolculuğu da yazarın yolculuğu boyunca takip etmek mümkün. Eğer Moğolistan'a gitme niyetiniz varsa mutlaka okuyun derim. Kitabın ücreti 9TL ile 12TL arası değişiyor, oldukça ucuz, pek çok yerde de bulabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mogolistan-macerasi-nasil-basladi", "text": "Ama uçuş seçeneği az ve olan uçuşlar da pahalıydı. Rusya ya da Çin'den geçilebilirdi ama o ülkelerle de sorunlarımız olduğundan bu yıla plan yapmak yine mantıklı görünmüyordu... Hayaller yine başka bahara mı kalacaktı... Bu arada geçtiğimiz yıl ev almıştım ve üstümde bir kredi ödeme yükü vardı. Bu nedenle masraflı seyahatlerimi sonraki yıllara atmak daha mantıklıydı sanki.... Bir yanım böyle diyordu ama diğer yanım artık bu yıl mutlaka Moğolistan'a gitmek istiyordu. Olaylar tam da ben böyle düşünceler inceyken başladı... Aşağıda uzun uzun yazdığım hikaye, Moğolistan seyahatimin gerçekleşmesi için bütün taşların nasıl da bir araya geldiğini anlatıyor. 8 Ocak benim doğum günüm, ailem benim gezme sevdamı bildikleri için bir süredir doğum günlerimde kendime uçak bileti almam için bana nakit para veriyorlar. Bu yıl da doğum günü hediyem 1000TL olarak Moğolistan seyahatimin ilk sponsoru olan annem ve babamdan geldi. Hayallerimi gerçekleştirmem için bana bu kadar destek olan bir ailem olduğu için çok ama çok şanslıyım. Beklemediğim bu para Moğolistan hayalimin tekrar filizlenmesine sebep olmuştu, bu bir işaretti ve ben harekete geçmeliydim 🙂 Ama uçak biletleri hala çok pahalıydı. Bir kaç ay önce yoğun bir iş gününün arasında sevgili arkadaşım Uzakrota Gökhan'dan \"Air Astana'da kampanya var, Ulanbator'a baksana\" diye bir mesaj aldım. Gün içinde yoğunluktan bakamadım, tam işten çıkacakken aklıma geldi Gökhan'ın mesajı. Çıkmadan bir bakayım dedim, bir de ne göreyim uçak bileti sadece 1300TL. Önce gözlerime inanamadım ama bu çok sevindirici bir haberdi çünkü o ana kadar sürekli uçak bileti bakmıştım ve en ucuz 3000TL'lerde bilet bulabiliyordum. Bu bir mucize olmalıydı. Tam da o sırada yine yakın arkadaşım Gezitozu Burcu'nun bana bir tavsiyesi aklıma geldi. \"Turna. com gezginlere destek veriyor, bilet sponsorluğu için iletişime geçsene\" demişti. Ben de şansımı bir deneyeyim deyip Turna. com'dan Abdulkadir Bey'e bir mesaj attım. Çok kısa bir süre sonra Abdulkadir Bey'den \"size destek olmaktan mutlu oluruz\" şeklinde bir cevap aldım. O gün şanslı günüm olmalıydı! Şimdi yapmam gereken tarihleri belirlemekti. Ramazan Bayramı ile 1 hafta tatili birleştirirsem hangi tarihlerde en uygun biletleri bulurum diye bakmaya başladım, bu arada Turna. com'dan Abdulkadir Bey'e nasıl yapalım dedim, \"siteden rezervasyon yap, hem izin almak hem de karar vermek için zaman kazanırsın\" dedi. Çok mantıklı idi! Rezervasyon yapınca bana sadece 2 saat sonrasına opsiyon verdi Air Astana, yani 2 saat içinde herşeye karar vermem lazımdı. Bilet de kampanyalı, şimdi aldın aldın yarına bu fiyatı bulamam diye korkuyordum. Bu arada akşam saat 21:00'i geçti, opsiyonum saat 23:00'e kadar. Patronuma izin almak için mail attım, elimde telefon maile cevap beklemeye başladım 🙂 O sırada patron işle ilgili maillerime cevap veriyor, ben de izin mailime cevap versin diye bekliyorum. O sırada telefonum çalmaya başladı, patron arıyor 🙂 Bir hevesle açtım, işle ilgili arıyormuş 10 dakika konuştuk. Tam kapatacak, \"izin mailimi gördünüz mü?\" dedim, \"yarın konuşuruz, acelen ne\" dedi 🙂 Biletimin opsiyonu doluyor açıklamasının yanı sıra çok istediğim bir seyahat olduğunu, bunun büyük bir fırsat olduğunu anlattım. Sonunda aldığım cevap \"tamam, doldur izin formunu\" oldu 🙂 Bana bitmeyen şanslı gün yapmışlardı sanki. Çok konudan konuya atlıyormuşum gibi oldu ama, Anadolu Üniversitesi'nde düzenlenen Gezginler Kampüste etkinliğine konuşmacı olarak davet edilmiştim. Organizasyon ekibinden başta beni etkinliğe davet eden Alptekin olmak üzere herkese tekrar teşekkür ediyorum. Sunumlar arasında pek çok öğrenci ile sohbet etmek imkanımız oldu. Öğrencilerden biri de Eskişehir'de okuyan Moğol öğrenci Jugi idi. Jugi ile ayak üstü sohbet ettik ve Moğolistan seyahatim için sorularım olursa yardımcı olabileceğini söyledi. Rotamı çıkardıktan sonra da ara ara yazıştık, hatta birlikte seyahat etmeyi planladık. Jugi'nin okulu Haziran sonu bitti, Ulanbator'da buluşacağız ve Moğolistan seyahatimi birlikte yapacağız. Bu güzel tesadüf muhtemelen benim Moğolistandaki seyahat planlarımın çok daha kolaylaşmasını sağlayacak. Dünyanın ne kadar küçük olduğunu unutmamak gerek. Bir gün Saleduck adlı bir firmadan bir e-posta aldım. Türkiye'deki gezi blogları arasında bir yarışma düzenlemeyi planladıklarını ve bloguma da finalistler arasında yer verdiklerini söylüyorlardı. Kazanan, kullanıcı oyları ile belirlenecek ve toplam 1800 TL ödül verilecekti (1. 1000 TL, 2. 500 TL ve 3. 300 TL şeklinde). Saleduck'ı merak edenler için; Amsterdam merkezli, Avrupa ve Asya'da toplam 10 ülkede yayın yapan bir kupon platformu. Normalde bu tarz yarışmalar için zaman ve enerjimi harcamak için vaktim olmuyor ama bu maili alınca içimden bir ses \"Moğolistan bütçesine bir destek daha\" dedi... Yarışmanın bitiş zamanı ile benim yola çıkış zamanlarım uyuyordu. Netekim, finalistler arasında Türkiye'nin en iyi seyahat blogları yer almasına rağmen, takipçilerimin desteği ile Saleduck Seyahat Blog Ödülleri yarışmasının birincisi oldum. 1000TL daha Moğolistan bütçeme destek gelmişti. Her Zaman Her Şey Yolunda Gitmeyebilir, Gidedebilir! Bir sabah Air Astana'dan gelen e-posta bütün sevincimi kursağımda bıraktı. Air Astana Ulanbator uçuşları iptal olmuştu, hemen Air Astana çağrı merkezini aradım. İstersem biletimin ücretini tamamen iade edecekler ya da başka bir rota için değişiklik yapabilecektim. Bu arada Air Astana'nın Türkiye'de çağrı merkezi olmadığından Almaty'deki çağrı merkezi ile konuşuyoruz. Yine de sosyal medya hesaplarımdan isyanımı dile getirdim. Air Astana'nın THY ile ortak uçuşları olduğu, bileti Moğolistan için değiştirme ihtimalleri olduğuna dair yorumlar aldım. Jugi'den bir mesaj aldım, benzer durumda olan arkadaşlarının biletleri THY ile değiştirilmişti. Ben de tekrar Air Astana'yı aradım, yine gecenin bir vakti 🙂 Gece vakti konuştuğum kızcağız kötü İngilizcesi nedeniyle mail atarsam supervizörüne yönlendirebileceğini söyledi. Biz gece 2'ye kadar yazıştık ve bu sırada bilet değişikliği yapabileceğim bilgisini net olarak aldım. Ertesi sabah Air Astana'yı tekrar aradım, bu kez İngilizce anlaşabildiğimiz bir Ainash adında bir müşteri temsilcisi ile bilet değişikliği yapmayı başardık! Ainash'a o kadar çok teşekkür ettim ki 🙂 Herşey o kadar yolunda gitmişti ki, değişen uçuş saatleri nedeniyle 2 gün daha kazanmıştım Moğolistan'da! Ben buna sevinirken, aktarma sırasında kalacağım Almaty ve Bişkek'teki otellerimi ve havaalanı transferlerini de karşılayacaklarının bilgisini aldım. Bayıldım ya bu yazıya! İnsan birşeyi gönülden isteyince Allah yolunu açıyor cidden.. Şimdiden iyi yolculuklar... Sizi merakla takip edeceğim.. Harikasın hakkaten azme bak 😀 Eline sağlık yazı serisinin devamını bekliyorum.. Siir tadinda okudum ???? Takipteyiz.. Yolunuz acik olsun ???? .."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mogolistan-sehayati-rotasi", "text": "Şunun şurasında sadece birkaç günüm kaldı Moğolistan'a gitmek için. 30 Haziran akşamı yola çıkıyorum ve 17 Temmuz akşamı geri dönüyorum. Toplam Moğolistan seyahati rotası 18 gün sürecek. Bunun 15 günü Moğolistan'da 3 günü ise yolda Kazakistan ve Kırgızistan'da geçecek. Moğolistan seyahatimin maceralı bir şekilde başlayacak, zira 2 aktarmalı uçuşumun tamamlanması epey uzun sürüyor. Uçak biletlerimi Turna. com sitesi üzerinden Air Astana'dan 350USD'ye almıştım. Ancak Air Astana şu an Ulanbator'a uçmuyor, Ulanbator'a gitmek isterseniz ve Air Astana'yı seçenek olarak görmezseniz sizi yanıltmasın. Moğolistan'ın güneyine inerek Gobi Çölünü, orta kısmındaki Karakurum ve Orhun Yazıtlarını, kuzeyinde ise Altay dağlarını görecek şekilde bir rota çıkardım kendime. Moğolistan'da vaktiniz varsa çok daha fazla görülecek yerleri var elbette. - gün > 30 Haziran 2016 Perşembe 21:55 İstanbul Almaty uçuşu - gün > 1 Temmuz 2016 Cuma 06:05 Almaty'e iniş, bütün gün Almaty, akşam 18:00 Almaty'den Bişkek'e uçuş, akşam Bişkek'te kalış - gün > 2 Temmuz 04:15 Cumartesi Bişkek'ten 11:05 Ulanbaatar' a varış, aynı gün yol arkadaşlarım ile buluşup Hövsgöl'e doğru yola çıkıyoruz. - gün > 3 Temmuz 2016 Pazar Amarbayasgalant Monastery ve Uran Togoo rotamızda olacak bakalım ne kadarını görebileceğiz. - gün > 4 Temmuz 2016 Pazartesi Khövsgöl - gün > 5 Temmuz 2016 Salı Khövsgöl burada bir şaman ayinine katılmak istiyorum. - gün > 6 Temmuz 2016 Çarş Orhon vadisi hot springs'e gitmeyi unutma - gün > 7 Temmuz 2016 Perş Karakorum & Göktürk Anıtları & Erdenee Zuu - gün > 8 Temmuz 2016 Cuma Gobi'ye yolculuk - gün > 9 Temmuz 2016 Ctesi Gobi-Hongorin Els, Yolin Am Ice Field, Dalanzadgad, Flaming Cliffs - gün > 10 Temmuz 2016 Pazar Gobi Baga Gazriin Chuluu Mountain, Sum Khukh Burd - gün > 11 Temmuz 2016 Pztsi Nadaam için Ulanbator - gün > 12 Temmuz 2016 Salı Nadaam için Ulanbator - gün > 13 Temmuz 2016 Çrş Tereji Park, Cengiz Kaan Heykeli - gün > 14 Temmuz 2016 Prş Ulan Batoor - gün > 15 Temmuz 2016 Cuma Ulan Batoor - gün > 16 Temmuz 2016 Cts 12:05 Ulan Batoor'dan 13:30 Bishkek'e uçuş, aynı gün 19:55 Bişkek'ten 20:45 Almaty'a uçuş. - gün > 17 Temmuz Pazar 17:55 Almaty'den 20:55 İstanbul'a dönüş 🙁 Umarım Moğolistan'a gitmek isteyenler için rotam biraz fikir vermiştir. Normal şartlarda eğer klasik usul Rus yapımı araçlarla bu rotayı yapmak isterseniz bu kadar kısa sürede rotayı bitirme ihtimaliniz oldukça düşük. Benim şansım, Moğolistan'daki arkadaşlarımla jeeple seyahat edecek olmak. Bu nedenle plan yaparken aracınızın özelliklerine çok dikkat etmenizi öneririm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mogolistan-sirtcantam", "text": "Büyük gün yaklaşıyor, 30 Haziran 2016 akşamı Moğolistan seyahatim için yola çıkacağım. Seyahatim toplam 18 gün sürecek, bu 18 gün içinde HolidayInn'de de kalacağım, çadırda da, hostelde de. Sıcak çöllerde de gezeceğim soğuk dağlarda da... Bu nedenledir ki Moğolistan sırt çantam diğer seyahatlerime göre daha zor hazırlandı. Çantamta temizlik ve sağlık malzemelerinden yiyeceğe, elektronikten giysi ve çadıra kadar aklınıza ne gelirse var. Tam liste için okumaya devam. Moğolistan'daki yolculuğum şehirler dışında çöl, bozkır ve dağlarda geçeceği için temizlik ve sağlık malzemelerini biraz abartmış olabilirim. - Kolonyalı mendil : pek çok yerde çadırda konaklayacağımız ve tuvalet bulma ihtimalimiz düşük olduğu için bolca 🙂 - Antibiyotik krem. yolda başınıza ne geleceği belli olmaz, açık yaralar için bulunmasında fayda var. - Vitamin: enerjim düşmez ama ya düşerse 🙂 - Kas gevşetici krem - Ağrı kesici - Ateş düşürücü - Şampuan - Nemlendirici krem - Güneş koruyucu: ben süt beyaz olduğum ve su toplayacak kadar yandığım için benim için önemli bir kalem - Diş macunu fırçası - Roll-on ve deodorant - Saç tokası, fırçası - Afterbite: özellikle sinek ısırıkları için işe yarıyor. - İlk yardım malzemesi - Sıvı sabun - Kağıt havlu - Sinek kovar - Dayanıklı bisküvi - Çerez - Çay Kahve - Kuru gıda - Çadır - Termos - Kamp için gerekli malzemeler - Uyku tulumu - Mat - Şişme yastık - Çeşitli ipler - Kibrit ya da çakmak - Tencere tava tabak vb - Bardak - Otel rezervasyonlarının çıktıları - Uçak biletlerinin çıktıları - İpad'e indirilmiş kitaplar - Nazar boncuğu, oralarda tanıştığım insanlara hediye etmek için. - Dikiş seti - Bant - Pasaport - Aşı kartı - Dolap ve çanta kilidi - Gezi notları - Kilitli poşet - Fotoğraf makinası - İpad - Güneş gözlüğü - Not defteri - Nakit ve hesap kartı - Dürbün - SD kartlar - Şarj aletleri ve yedek bataryalar - Büyük sırtçantam Hımbıl - Küçük sırtçantam Pembo - Uzun etek, bunun kullanım amacı epey ilginç. Yol üstünde tuvalet ihtiyacı için yer bulmak çok zormuş, bu nedenle uzun etek olursa kadınların ihtiyacını gidermesi çok kolay oluyormuş. Bana çok mantıklı geldi. - İnce mont - Yağmurluk - Bufflar - Sandalet - Ayakkabı: Outdoor ve bilekli ayakkabı. - Havlular - Bikini - İç çamaşırlar - Çorap - Polar - Tshirt - Pantalon - Tayt Liste uzun görünüyor ama gözünüzü korkutmasın. 50+10 litrelik sırt çantam Hımbıl ile yola çıkacağım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mogolistana-gitmek-icin-10-gecerli-sebep", "text": "Moğolistan uzun zamandır görmek istediğim ve sonunda pek çok kişinin ve uçak bileti sponsorum olan Turna. com'un desteğiyle bu yıla planladığım bir rota oldu. Çok tercih edilen bir seyahat rotası olmadığından, Moğolistan'a gideceğim dediğimde herkesin ilk sorusu \"Neden Moğolistan?\" oluyor. Madem çok soruluyor Moğolistan'a gitmeyi neden bu kadar çok istediğimi sıralamak istedim. Bu yazıda \"Neden Moğolistan?\" ve \"Moğolistan'a nasıl gidilir?\" sorularının cevaplarını bulacaksınız. Dünya üzerinde gidecek başka yer bulamadın mı, neden gitmek için Moğolistan gibi kimselerin gitmediği bir coğrafyayı tercih ettin gibi sorulara cevaben aşağıdaki listeyi hazırladım. Bu liste umarım neden Moğolistan sorularına cevap olur. Hani bizler Orta Asya'dan yola çıktık ya, işte yola çıktığımız yer aşağı yukarı Moğolistan'ın kuzeyindeki Altay Dağlarının çevresi. Hala Khövsgöl Gölü'ne atla 4-5 gün mesafede göçer olarak yaşayan ve Türkçe konuşan akrabalarımız orada yaşıyor. Yaz dönemi birkaçı Khövsgöl kıyılarına iniyor imiş, ben sadece çadırlarını görme şansı yakaladım, benim gittiğim dönemde göl kıyısına inmemişlerdi. Dukhalar hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz; Seyyarkalem'in sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Tabii ki, Orhun Vadisi'nde yer alan ilk Türkçe yazıtlar olan Orhun yazıtları da Moğolistan'a gitmek için önemli bir neden. Sadece Orhun yazıtları değil; Kül Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk yazıtlarını görmek ilginç bir deneyim. Dünyanın metrekareye düşen insan sayısı en az olan ülkesi Moğolistan. Yerleşim belli birkaç büyük şehir dışında göçebe. Ger denilen çadırlarda yaşıyor ve çobanlıkla geçiniyor ülkenin çok büyük bir kısmı. Yine belli şehirler dışında yaygın bir ulaşım ağı da yok Moğolistan'da. Bu nedenle kısa mesafeleri uzun zamanlarda almak, yolda kaybolmak, aracın bozulması olağan durumlar. Kilometrelerce yol alıp tek insan görmeden seyahat edebileceğiniz nadir coğrafyalardan biri burası. Bir ger çadırı ile karşılaştığınızda sizi hemen misafir etmeye hazır Moğollar da bulacağınız başka bir güzellik. Hemen sütlü tereyağlı çaylarından ikram edip sofralarına davet ederler. Moğolistan deyince benim aklıma ilk bakir doğa geliyor. Moğolistan vahşi yaşamı yerinde gözlemleyebileceğiniz destinasyonlardan biri. Vahşi atlar, geyikler, develer, avlanma amacıyla da kullanılan kartallar, el değmemiş uçsuz bucaksız bir coğrafya, fırçayla boyanmışçasına güzel bir doğa... Eğer benim gibi doğa düşkünüyseniz seyahat rotanıza mutlaka girmesi gereken yerlerden biri Moğolistan. Moğolistan'daki bakir yerlerden bir diğeri daha: Dünyanın beşinci büyük çölü olan Gobi Çölü'nün en önemli özelliği çok zengin fosil yataklarına sahip olması. Bulunan fosillerin büyük kısmı her ne kadar Moğolistan'da sergilenmiyor olsa da dünyayı tanımamız ve anlamamız için çok önemli kaynaklardan biri burası. Bir diğer özelliği ise kar kaplanlarına ev sahipliği yapması. Çok nadir görülüyorlar, çok da heveslenmemek lazım. Kazakistan'dan başlayıp Rusya, Moğolistan ve Çin'e uzanan Altay dağlarının anlamı Altın Dağ demektir. Türk, Moğol ve Rus mitolojisinde adı geçen kutsal dağdır aynı zamanda. Türk mitolojisinde de ayrıca yeri olan bu dağ hakanlığın da simgesidir. Moğolistan deyince aklınıza gelen, uçsuz bucaksız bozkır ve bozkıra serpişmiş olan ger görüntüsü Moğolistan'a gitmek için tek sebebim dahi olabilirdi. O ıssız bozkırda zaman geçirmek, hiçliğin kokusunu içime çekmek, gerlerde yaşayan Moğollarla zaman geçirmek, at eti ve at sütünün tadına bakmak ve daha fazlası için Moğolistan'a gidilir. Şamanizm kimine göre bir din, kimine göre bir felsefe, kimine göre ise bir çeşit şifacılık geleneği. Bana göre ise insanın doğa ile ilişkisini en saf hali ile yönetme şekli. Türklerin ilk dini olarak da kabul görür Şamanizm. Aynı zamanda bugünkü semavi dinlerin pek çok kabulü de Şamanizm'den gelmektedir, bu nedenle bana göre dinlerin çıkış noktasıdır. Şamanizm Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Atalarımızda birlikte bizim de genlerimize işlemiş. Şu an günlük yaşantımızı etkileyen pek çok ritüel de Şamanizm kökenlidir. Ağaçlara çaput bağlamaktan, tahtaya vurmaya, gelin ya da yeni doğum yapanların kırmızı bağlamasından nazar boncuğuna kadar pek çok geleneğimizin kökeninde Şamanizm yatar. Beni yakın takip edenler boğazıma ne kadar düşkün olduğumu ve gittiğim ülkelerde yereller ne yiyorsa benim de onları yediğimi hiçbir şeyden çekinmediğimi bilir. Timsahtan lamaya, zebradan çekirgeye o ülkedeki insanlar ne yiyorsa ben de onu yiyorum. Bizde nasıl koyun, inek var ve onları yiyorsak Moğolistan'da da at bol. Onlar da atın etinden sütünden faydalanıyor, biz de tadına bakacağız elbette. Cengizhan dönemi Moğolistan'ın en güçlü zamanları. Dünyanın çok büyük kısmına hüketmiş, büyük bir imparatorluk kurmuş Cengizhan tabii ki Moğolistan'a pek çok iz bırakmış. Yaşadığı dönemde dünyayı titreten Cengizhan'ın bugün mezarının tam olarak nerede olduğu bilinmiyor, bulunursa ülkeye uğursuzluk getirileceğine inanılıyor. Ülkenin en büyük festivalı olan Nadaam pek çok şehirde kutlansa da en büyük Nadaam Ulanbator'da kutlanıyor. Ata binme, cirit, okçuluk gibi ata sporlarının yarıştığı festival her yıl 11-12 Temmuz civarındaki tarihlerinde kutlanıyor. Seyahatinizi o tarihlere getirmeye çalışabilirsiniz. Bu listeyi daha da uzatmak tabii ki mümkün ama beni en çok ilgilendiren kısımları paylaşmak istedim. Bir de bonus var tabii ki, birbirinden sevimli Moğol çocukları. Moğolistan'a nasıl gidilir sorusuna cevap bulabilmek için öncelikle Moğolistan'ın coğrafi olarak nerede olduğuna bir bakmak gerek. Moğolistan, kuzeyinde Rusya güneyinde Çin ile komşu, Orta Asya'nın tam merkezinde yer alan bir ülke. Rusya ve Çin gibi iki güçlü ülkenin sınır komşuları olması nedeniyle ekonomik olarak da büyük oranda o ülkelere bağımlı hale gelmiş bir ülke maalesef. Moğolistan'ın başkenti Ulan Bator ülkenin kuzeydoğusunda yer alır. Moğolistan'a nasıl gidilir sorusunun ise farklı ulaşım araçlarına göre farklı cevapları bulunuyor. Moğolistan'da uluslararası havalimanı başkent Ulan Bator'da yer alan Ulanbator Buyant Uhaa Havalimanı eski adı ile Cengiz Kağan Uluslararası Havalimanı. - Rus havayolu firması Aeroflot'un İstanbul Moskova Ulanbator uçuşlarına bakabilirsiniz. - Asiana ve Korean Havayollarının İstanbul Seul Ulanbator uçuşlarına bakabilirsiniz. - Ayrıca Air China'nın da Ulanbator'a uçuşları var ancak Çin'e gitmek de Moğolistan'a uçmak kadar maliyetli olabilir. Ben gittiğim dönemde Air Astana çok kısa süre İstanbul Astana Ulanbator uçuşları yapmıştı ancak devam etmiyor, keşke etseydi. Ben çok uygun fiyata bilet bulmuştum. Moğolistan'a gitmenin bir diğer yolu ise efsanevi tren yolu rotası olan 9289 kilometrelik Trans Sibirya trenini kullanmak. Rusya veya Çin'de trenin bir durağından binip tren ile Moğolistan'a aktarma yaparak gitmek mümkün. İlk durak olan Moskova'dan binerseniz, Baykal Gölü'nden sonra Trans Mongolia hattına geçiş yaparak Moğolistan'a ulaşmak 7 gün sürüyor. Benim uzun zamandır planlarımda olan bir rota, umarım bir gün gerçekleştirebilirim. Merak edenler için aşağıdaki google haritasında Trans Sibirya hattındaki şehirleri görebilirsiniz. Umarım Moğolistan'a neden ve nasıl gidilir sorularınıza cevap olabilmişimdir. Moğolistan konusunda başka sorularınız varsa aşağıdaki yazılamarıma da göz atabilirsiniz. - Moğolistan'da Mutlaka Görmeniz Gereken 10 Büyüleyici Yer - Moğolların Milli Bayramı Nadaam Festivali - 15 Günlük Moğolistan Seyahati Maliyeti - 2 Haftalık Moğolistan Gezi Rotası - Moğolistan Sırt Çantamda Neler Var? - Moğolistan Macerası Nasıl Başladı? Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen. NY, Barcelona, Tokyo, Roma vb tüm yerler bir yana Moğolistan bir yana. Discovery Channel'da yayınlanan bir belgeselde 194 ülke gezmiş iki gezgin arkadaş için 1. sırada ve en beğendikleri yer olan Moğolistan güzel tercih olmuş Sevil. Turna. com linki paylaşımı için ayrıca teşekkürler. tatlım nasıl bir deneyimdi ? Biraz bahseder misin. Bende uzun zamandır gitmeyi planlıyorum. Harika güzellikte bir ülkeniz var. Bir yanım diyor ki çok insan gidip de bozmasın o bakir coğrafyayı. Keşke yazıyı düzgün okuyasaydınız, ben orada yaşamıyorum, seyahat etmek için gittim. Kim olduğum \"hakkımda\" sayfamda yazıyor. Çok güzel bir yazi olmus, benimde gidip görmek istedigim bir yer ve inşallah görme firsatim olur.. Bu gerçekten harika bir blog, burada olduğuma sevindim, bizimle böyle bir içgörü paylaşmaya devam edin. A very nice blog post, as soon as the pandemic is over, it will be time for a relaxing vacation. Harika bir yazı, iyi ki buradayız, harika yazıları bizimle paylaşmaya devam edin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mogolistanda-mutlaka-gormeniz-gereken-10-buyuleyici-yer", "text": "Moğolistan, dünyanın en bakir ülkelerinden biri, metrekare başına düşen insan sayısının dünyada en az olduğu ülke. İnsan az, coğrafya büyük, ulaşım zor olunca da pek az insanın seyahat planları arasında yer alıyor. Halbuki Moğolistan bugüne kadar gördüğüm 60'a yakın ülke arasında en pastoral en büyüleyici en unutulmaz olanı benim için. Moğolistan çok uzun zamandır gitmek istediğim ülkeler listemin ilk sıralarında yer alıyordu. Bu nedenle bulduğum ilk fırsatta Moğolistan'da 2 haftalık bir seyahat yaptım. Moğolistan'ın kuzeyi, orta bölgesi ve güneyini görme fırsatı bulduğum bu yolculuk hayatımın en güzel seyahatlerinden biri oldu. Moğolistan ise gittiğim 60'a yakın ülke arasında en sevdiğim ilk 3 ülke arasında. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz taş, ağaç parçaları ve bezlerle yapılan şeylere Ovoo adı veriliyor. Şaman ve Budist geleneklerinin bir araya gelmesi ile ortaya çıkan bu şeyler yollarda tepelerde, kavşaklarda yer alıyor. Yolcuları kötü ruhlardan koruduğuna inanılıyor. Ayrıca Şaman ayini yapılan yerlerde de bu Ovoolara ulaşmak mümkün. Moğolistan'a gitmeyi planlayanlar için mutlaka görülmesi gerekenlere dair önerilerimi paylaşmak istedim. Ülkenin en kuzeyindeki böl Khövsgöl. Tunka Ulusal Parkı'nın içinde yer alan Khövsgöl aynı zamanda Şamanizm'in de merkezi. Bu göl Rusya sınırları içinde yer alan Baykal Gölü'nün ikiz kardeşi olarak biliniyor. Dünyanın en temiz göllerinden biri olan Khövsgöl'un suyunu gönül rahatlığı ile içebilirsiniz, yerel halk içiyor. Bu gölün bizim için önemi ise, hala Türkçe konuşan ve göçer olarak yaşayan Dukha Türklerinin yaşadığı bölge olması. Dukha Türkleri dağlarda göçer olarak yaşadıkları için birkaç gün at sırtında yol alıp yerlerini bulmak için de bölgeyi bilen bir rehbere ihtiyacınız var. Khövsgöl'de ayrıca Yak denilen yabani bir cins inek ve geyikleri yakından görmek, ata binmek için son derece uygun. Khövsgöl'den güneye doğru indiğinizde Khövsgöl kadar güzel ancak daha küçük ve yaz aylarında yüzülebilen bir göle ulaşırsınız. Harita üzerindeki mesafeleri çok yakın olsa da doğru düzgün yol olmaması nedeniyle 10-12 saat jeeple yol yaparak gece yarısını geçerek ancak ulaşabilmiştim bu göle. Sabah uyandığımda ise manzaranın güzelliği karşısında nutkum tutulmuştu. Bir önceki gün yollarda yaşadığım endişeleri unutuverdim. Zaten ilerleyen günlerde sadece Ulanbaatar ile ana şehirler dışında hiçbir yerde doğru düzgün yol olmadığını net olarak anlamış oldum. Moğolistan'ın neredeyse tam ortasında, Orhun Vadisi'nin çok yakınında bir kaplıca bölgesi var. Pek çok Moğol'un dahi bilmediği bu vaha eskiden volkanik bir bölge imiş. Şu an hareketli volkan olmasa da her yerden şırıl şırıl sıcak sular akıyor. Normalde sıcakla ve sıcak suyla aram çok iyi değildir. Ancak buradaki tesislerde Moğolların meşhur yurt denen çadırlarında kalıyor ve açık hava havuzlarında sıcak suyun tadını çıkarabiliyorsunuz. Bölgede irili ufaklı, ucuzlu pahalılı pek çok tesis var, bu tesislerden birinde hem konaklayıp hem de sıcak sularda keyif yapabilirsiniz. Karakurum tarih kitaplarından adını bildiğimiz şehirlerden biri çünkü burası Orhun Vadisi'nin merkezi ve Moğol İmparatorluğunun tarihi merkezi. Sadece Moğol İmparatorluğu'nun merkezi değil aynı zamanda İpek Yolu'nun da çok önemli duraklarından biri. Hal böyle olunca şehirde görülecek pek çok yer var. Ayrıca Orhun Vadisi'nin turistik duraklarından biri Orhun Şelalesi Moğolistan'ın en büyük şelalesi olma özelliği taşıyor. Moğolistan'a gidip Orhun Yazıtlarını görmeden dönmek düşünülemez. Orhun Yazıtları ile Karakurum arasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılmış olan Bilge Kağan Otoyolu bulunuyor. Yazıtların bulunduğu yerde yine Türkiye tarafından yapılmış bir müze bulunuyor. Yazıtların orijinalleri müze içinde tutulurken gerçek yerlerinde replikaları yer alıyor. Moğolistan'ın güneyi dünyanın en büyük çöllerinden birine ev sahipliği yapıyor. Ancak çöl deyince aklınıza sahara gibi tamamı kumul bir görüntü gelmesin. Kısa bir bitki örtüsünün kapladığı bir çöl karşılıyor sizi, buna oldukça şaşırmıştım. En kumul bölgelerden biri Khongor Kum Tepecikleri. Buraya aynı zamanda şarkı söyleyen kumullar da deniyormuş. Ancak ben gittiğimde çölde yağmura yakalanınca bizim kumulların şarkılarını duyamadık. Çünkü kumullar rüzgar estikçe şarkı söylüyorlarmış. Moğolistan'da beni en çok etkileyen yerlerden biri idi Alevli Kayalar. Kırmızı ve turuncu toprak renginden oluşmuş kayalar içlerinde dinazorların fosillerini barındırıyormuş. Dünyada en fazla dinazor fosili bulunan yerlerin başında geliyor Moğolistan. Ulanbaatar'daki dinazor müzesi de bu nedenle görülmeye değer. Renk cümbüşünün yanı sıra oralarda gezerken bir zamanlar aynı topraklarda dinazorların koşuşturduklarını düşünmek muhteşem. Gün batımında orada bulunabilirseniz renkler daha da etkileyici olacaktır. Eğer Moğolistan'da kısa süreli gittiyseniz ve uzun mesafeleri kat edecek aracınız yoksa Terelj Ulusal Parkı Ulanbataar'a yakın ve düzgün yolu, toplu taşıma imkanı ile tercih edebileceğiniz bir yer. Doğayla içiçe zaman geçirebilir, uzun yürüyüşler yapabilir, ata veya deveye binebilir, eski budist manastırını ziyaret edebilirsiniz. 3 milyon kişinin yaşadığı Moğolistan'da nüfusun 1,5 milyonu başkent Ulanbaatar'da yaşıyor. Ulanbaatar her başkent kadar sıkıcı ancak Türkiye, Moğolistan'ın Çin ve Rusya ile birlikte müttefik olarak belirlediği 3 ülkeden biri. Bu nedenle şehrin en merkezi yerlerinde Türkiye Büyükelçiliği, konsolosluk yer alırken yine şehrin en güzel caddelerinden birinin adı Atatürk Caddesi ve caddenin girişinde bir Atatürk heykeli bulunuyor. Dünyanın bir ucundaki bir ülkede Atamızı görmek gurur verici. Moğolistan'da görülecek ve benim de gördüğüm daha pek çok güzellik var. Bunlar arasından en çok beğendiklerimi paylaşmak istedim. 2 hafta her gün yer değiştirerek 4x4 jeep ile yaptığım Moğolistan yolculuğum hayatımdaki en önemli seyahatler arasında yerini aldı. Sonsuz bozkırlar, saatlerce tek bir araç görmeden yapılan uzun yolculuklar, yol olmadığı için yaşanan panikler, doğayla iç içe ve saygıyla yaşayan insanlar, çölden henüz çıkmışken at sırtında gidilen buzullar, devasa Cengiz Kağan heykeli, onlarca ulusal park, Tonyukuk Yazıtları ve daha pek çok Türk eseri, sert görünüşlerinin altında sıcacık kalpleriyle sizi kucaklayan Moğollar Moğolistan'da sizi bekliyor. Bu arada Khövsgöl'ü çok büyüleyici gözüküyor. Çalışmamızın hiçbir ticari yönü bulunmamaktadır. Uygun görürseniz \" \" ya da şahsi e posta adresim \" \" adresine \"fotografımınMEB HBÖGM AÖDB Uzaktan Öğretim ve Dijital İçerik Birimi tarafından dijital üretim materyali olarak kullanılmasına izin veriyorum\" şeklinde mesaj atarsanız kurumum ve şahsım adına çok mutlu olurum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/molla-zeyrek-camii", "text": "İstanbul'da sıradan bir gün. Bir yerden bir başka yere gitmek için metroya binmiştim ve Unkapanı'nda bir işim vardı. Unkapanı'na gitmek için metrodan Haliç durağında inince karşı tepede çok güzel bir yapı gördüm. Daha önce bu yapıyı gördüğümü hatırlamıyordum, yeni olamazdı çünkü tarihi bir yapı gibi görünüyordu. Yaklaştıkça yapının Zeyrek'te olduğunu anladım ve aradığım cevabı buldum, burası Molla Zeyrek Camii idi, eski adı ile Pantokrator Kilisesi. İstanbul'da yaşamanın en güzel tarafı bu olabilir diye düşünerek \"işim biraz beklesin\" dedim ve rotamı Zeyrek'e çevirdim. Molla Zeyrek Camisi nerede derseniz, Unkapanı'ndaki SGK binasının arka tarafında kalıyor. Bozdoğan Kemeri'ne gelmeden soldaki tepenin üzerinde. Molla Zeyrek Camii'ne nasıl gidilir sorusunun ise birkaç cevabı var. - Eğer metro ile geliyorsanız Haliç durağında yürüyerek 10 dakikalık bir yürüyüş ile, - Otobüs ile geliyorsanız Vefa durağında inerek 5 dakikada Molla Zeyrek Camisinin olduğu bölgeye ulaşabilirsiniz. - Kendi aracınız ile geliyorsanız Haliç'ten Bozdoğan Kemeri'ne doğru giderken SGK binasını göreceksiniz. SGK'nın hemen yanında yol tabelalarında \"Molla Zeyrek Camii\" yönlendirmelerini göreceksiniz, ara sokaklarda otoparklar var. Caminin hemen önünde Haliç'ten Süleymaniye Camisi'ne kadar geniş bir manzarası olan bir kafeteryası var. Burayı benden başka herkes biliyormuş zaten. Hatta daha önce Koç grubu işletiyor imiş, şimdi Fatih Belediyesi tarafından işletiliyor. Geniş bir bahçesi ve çok güzel bir manzarası var. Kışın dahi manzara güzel iken bahar aylarında çok daha güzel olur eminim. Molla Zeyrek Camii'nin olduğu alan Doğu Roma döneminde Pantokrator Manastırı'na ait imiş. Manastırın çevresinde hastanesi, okulu, kütüphanesi, eczanesi, tıp mektebi, ayazma gibi pek çok bina varmış, o yüzden geniş bir alana yayılmış. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u alınca manastırı medreseye, Pantokrator Kilisesi'ni de camiye çevirmiş. İstanbul'da camiye dönüştürülen ilk kilise burası olmuş. Medrese olarak İstanbul'un Osmanlı dönemine ait ilk eğitim kurumu olma özelliği taşıyor. Bu nedenlerle tarihi önemi var. Medrese 1766 depreminde çok zarar görmüş. Manastır döneminde yapılan mermer işleri de depremden nasibini almış. Deprem sonrası yapılan onarımlar ile bugünkü görünümüne kavuşmuş. Zarar gören mermerler yerine mermer görünümlü kalem işleri yapılmış. Bölge Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Caminin restorasyonu 9 yıl sürmüş ve 2017'de tamamlanmış. Aktif olarak ibadete açık ve müze statüsünde olmadığından ücretsiz olarak gezebilirsiniz. Caminin duvarlarında Doğu Roma'dan izler bulabilirsiniz. Sosyal medyada burayı paylaşınca binanın güney kısmında halının altındaki mermer yer döşemelerinin de çok güzel olduğunu ve görevlilerden yardım alarak görebileceğimizi öğrendim, bir sonraki gidişimde mutlaka bakacağım. Molla Zeyrek Camii'ne doğru giderken çevrede Zeyrek Yokuşu Çeşmesi, Zenbilli Ali Efendi Türbesi, Mehmet Emin Tokadi Türbesi, Zeyrek Sarnıcı gibi tarihten kalan yerleri de göreceksiniz. Onlara da uğrayabilirsiniz. - Vefa Bozacısı - Bozdoğan Kemeri - At Pazarı - Süleymaniye Camii İstanbul sürprizlerle dolu, siz de ara sıra bu sürprizleri keşfe çıkın. Özellikle restorasyonun ardından çok daha dikkat çekici bir yer haline geldi. Önceden bu kadar yoğun olduğunu söylemek pek doğru olmazdı. Molla Zeyrek Camii'ni ziyaret ettikten sonra görülmesi gereken esas yerin At Pazarı olarak bilinen yer olduğunu düşünüyorum. Ama yolunuz buraya düşerse işkembeciler ve kasaplarla dolu tarafa pek uğraşmanızı önermem. Gerçekten ortamın kokusu nedeniyle etten soğuyabilirsiniz. Yazı için çok teşekkürler, İstanbul'da özellikle Fatih bölgesi ziyaret edildiğinde gidip görülmesi gereken yerlerden birisi diyebilirim. bir gün gitmeyi çok istiyorum ayrıca yazı içinde tşkler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mor-valiz-fatos-pur-roportaji", "text": "Gezgin röportajlarında bu haftanın konuğu muhteşem fotoğraflarıyla gönlümüzü çalan Fatoş Pur. Dolu dolu blog içerikleri, birbirinden güzel fotoğraflarıyla blogunu okumaktan çok keyif aldığım arkadaşlarımdan biri olan Fatoş Pur ile geziler ve blogu Morvaliz. com hakkında sohbet ettik. Profesyonel hayatı arkasında bırakıp enerjisini seyahate harcayan biri Fatoş. Seyahat etmenin yanı sıra fotoğraf çekmeyi de önemli bir yere koymuş, harika fotoğraflar çekiyor. Fotoğrafçılığı bir adım daha ileri taşıyıp belgeseller çekiyor. Aynı zamanda gazete ve dergilere gezi yazıları yazıyor. Fatoş'a Mor Valiz'i, seyahatlerini sordum, o da içten bir şekilde cevap verdi. Haydi biraz Fatoş'un dünyasına yolculuk edelim. - Bize kısaca kendinden bahseder misin? Kimdir Mor Valiz? Henüz çocukken bile yaptığım iki şey vardı. Biri çizimler yapıp giysiler tasarlamak ya da el işi, takı, v. s. gibi tasarımlarla uğraşmak, diğeri de haritaya saatlerce bakıp gideceğim yerlerin hayalini kurmak. Evde dedemden kalan kare format bir makinam vardı. Ne olduğunu, nasıl çekeceğimi hiç anlamama rağmen elimden hiç düşürmezdim onu. Büyüyüp de hayatımın yönünü seçmeye karar verdiğimde, İstanbul Üniversitesi Pedagoji Bölümünü tercih ettim. Ama gönlümde tasarımcı olmak vardı. Okulum sırasında tasarım eğitimleri de alınca, mezun olur olmaz tasarımcı olarak çalışmaya başladım. Yıllar içinde tekstil dünyası bana güzel imkanlar sundu. Tasarım yapmanın yanında, bir çok değerli markayı yönetip, farklı kültürden bir çok insanla tanıştım. Aynı zamanda gerek fuarlar, gerekse iş yaptığım yabancı firmalar dolayısıyla bir çok yeri gezip görme imkanım oldu. Tüm bu seyahatlerim sırasında fotoğraf makinem elimden hiç düşmedi. Önceleri kompakt makinelerle çekerken, daha sonra fotoğrafçılık eğitimleri alarak, hem makinelerimi, hem de bakış açımı değiştirdim. Şimdi ise seyahat etmek ve fotoğraf çekmek en büyük tutkum. Yıllar içinde bir çok ülke ve şehir gezme şansım oldu. Kanada'da, Kızılderililerle birlikte bir belgesel çektim. 'Unutulmuş Bilgelik' adını verdiğim bu belgesel, Beiniz Tv'de dört yıldan fazla bir sure yayınlandı. Geçen yıl gittiğim Küba'da, Fidel Castro sonrası hayatı hem fotoğraf, hem de video olarak kayda alarak yine bir belgesel çektim. 'Fidel'in Adası Küba' ismiyle Beiniz Tv'de bir yıldır yayınlanıyor. Gezdiğim tüm bu yıllar içinde güzel hatıralarım birikti. Hatıraların ve bilgilerin paylaşıldıkça bir anlamı olduğuna inandığım için, birikimlerimi hem morvaliz. com adlı blogumda, hem de Sabah Gazetesi Tatil Eki'nde ve farklı turizm sitelerinde de elimden geldiğince paylaşıyorum. Ve artık görüyorum ki fotoğraf dünyam olmuş. Dünya ise evim! - Gezi, gezmek sana ne ifade ediyor? Alıp başını gitme, kaçma, uzaklaşma, yeni yerler görme, yeni insanlarla tanışma, yenilik rutinden çıkma hangisi? Sorunun her öğesine 'evet' dedirten, benim hayatımdaki en büyük tutkum. Dünyanın farklı köşelerini görmek, farklı kültürleri tanımak beni çok heyecanlandırıyor. Dünyamıza hayranım. Ona ve güzelliklerine, gezdikçe ve gördükçe daha da aşık oluyorum. Bence hayatta olmak insana verilmiş en büyük armağan. Gezebilmek, görebilmek ama bu sırada bu aşkı fark edebilmek ise bence bu armağanın kaymaklı olanı. Ben bu konuda şanslı insanlardan biri olduğuma inanıyorum ve bu güzellikleri de yazı ve fotoğraf ile paylaşmaya çalışıyorum. - Bugüne kadar gittiğin yerler arasında sen en çok etkileyen yerler, en beğendiğin yerler neresi? Neden? Bugüne kadar 30 ülkede, 150'den fazla şehir gezdim. Ama en sevdiğim yer için bir tane ile yetinemiyorum. Nepal, Rio ve Lizbon en sevdiklerimden. Nepal'in inanılmaz bir enerjisi var. Katmandu son derece kalabalık ve pis olmasına rağmen, belki tapınakların ve insanların inanca bağlılığı yüzünden çok mistik. Ne yazık ki depremde bir çoğu yıkıldı. Deprem sonrası görmedim ama hala aynı enerjiyi yaydığına inanıyorum. Chitwan ve Pokhara ise, Katmandu'dan çok farklı. Kendinizi çok rahat hissediyorsunuz. Dünyada sanki bir tek orası var ve hiç dert yok. Rio ise enerjisini insanlarından alıyor. İki yaşındaki çocuğun bile plajda dans ettiğini görüyorsunuz. Lizbon ise, sımsıcak bir duygu veriyor. Çini kaplı evleri, Akdeniz havası, deniz mahsullü yemekleri ile harika. Geçen yıl gittiğim Fransa'nın Provans bölgesi, lavanta tarlaları ve Arnavut kaldırımlı yolları ve Roma dönemi evleriyle sanki bir festival gibiydi. En keyif aldığım yerlerden biri de Kanada. O güne kadar bu kadar temiz bir hava solumamıştım. Kanada'da kızılderililer ile çektiğim belgesel sırasında onlarla birlikte olmak, onları ve yaşamlarını fotoğraflamak unutulmaz anılarımdan biri oldu. Ancak yurt dışı kadar yurt içinde, köylerimizin ve köylülerimizin fotoğraflarını çekmeyi de çok seviyorum. Sadece fotoğraf çekmekle kalmayıp, onlarla beraber yaşıyoruz. İnsanımız çok güzel, misafirperver. Gittiğimiz her yer bize evlerini, sofralarını açıyorlar ve ben bu içtenliği çok seviyorum. - Bugüne kadar gittiğin yerler arasında sakın gitmeyin diyeceğin bir yer var mı? Neden? Seyahatlerim sırasında hep olağan dışı şeyler başıma gelir. Bazen sıkıntılar çeksem de, sonrasında gülümsemeyle hatırlarım. Yolculuklarımı sıradan olmaktan çıkaran bu olaylar, elbette gittiğim yeri sevip sevmememde etken olsa da, her yerin bana kattığı bir anlam olduğuna inanıyorum. Bu yüzden 'sakın gitmeyin' diyeceğim bir yer olduğunu düşünmüyorum. - Bugüne kadar seyahatlerinde başına gelen en ilginç olay neydi? Daha önce de söylediğim gibi, hemen her yolculuğum ayrı bir hikayedir benim. Burada yazmakla bitmez. Bu yüzden en büyük arzum bir kitap çıkarmak. Ama birkaç anımdan bahsetmek gerekirse unutamadıklarım arasında Napoli'de arabamın çalınması ve bütün günümü polis karakolu ile Avis arasında geçirmem, Kenya'da bir köyde fotoğraf çekerken reflektörü açınca yerlilerin korkması ve yaşlı bir ninenin beni dövmek için sopayla kovalaması, Kanada'da Kızılderililerle beraber arabanın arkasında yatarak kamp kurmam, Costa Rika'da yaptığım unutulmaz rafting deneyimi gibi birkaç örnek verebilirim. - Bende alıp başımı gitmek istiyorum diyenler için tüyoların, önerilerin var mı? Seyahat edip, yeni yerler görmek, yeni kültürler tanımak, insanın ufkunu açıyor. Her şeyi daha farklı bir gözle görmeye başlıyorsunuz. Uygun biletler bulduğunuzda seyahat etmek sanıldığı gibi pahalı değil. Uygun yerlerde kalarak oldukça ucuza seyahat etmek mümkün. Herkesin algısı gezmek pahalıdır yönünde, ama bu doğru değil. Dünya bize verilmiş bir armağan ve keşfedilmeyi bekliyor. Tavsiyem herkesin bütçesinde ve hayatında seyahate yer ayırması ve hayatta hiç bir şeyi ertelememesi. Sonuçta yaşanan her gün size kar kalıyor. - Ne zamandır blog yazıyorsun, neden blog yazmaya başladın? İlk blogumu 1999 yılında 'Bir Güvercinin Kanadında' ismiyle yazmaya başlamıştım. İçerik olarak yazıdan daha fazla fotoğraf blogu şeklindeydi. Zaman içinde, gittiğim yerlerde aldığım notlar, etrafımdaki pek çok insanın gezdiğim yerler hakkında tavsiyeler sorması, fotoğrafın yanında yazıyı da ön plana çıkardı. Gezdiğim tüm bu yıllar içinde güzel hatıralarım birikti. Hatıraların ve bilgilerin paylaşıldıkça bir anlamı olduğuna inanıyorum. Eğer anlatmasaydım ve yalnız başıma yaşasaydım seyahatlerimi sanki bu kadar keyif almazdım diye düşünüyorum. Diğer yandan, zaman içinde bir şeylerin unutulması beni üzüyor. Hem hafızamın zayıflığı buna etken, hem de hayatın unutmak üzerine bir döngüsü var. Bu yüzden fotoğraf en güzel anı defteri benim için... Yazı ile birleşince ise sanki ölümsüzleşiyor. İşte bu sebeplerle, birikimlerimi artık 'morvaliz. com' adlı blogumda elimden geldiğince paylaşıyorum. Bloğumda, hem hatıralarımı, hem de önerilerimi anlatıyorum. Artık bilgiye ulaşmak çok kolay. Seyahat alışkanlıkları da değişti. İnsanlar artık gitmek istedikleri yer için internetten araştırma yapıp, kendi rotalarını çiziyorlar. Bloğumdan okuyarak ya da mesaj atarak öneri alan çok oluyor. Bu yüzden hem fotoğraflarımı, hem de anı ve bilgilerimi paylaşıp, hayatlara bir nebze bile dokunabiliyorsam çok mutlu oluyorum. Sloganım ise 'Dünya benim evim!'. Bu slogan beni çok anlatıyor. Çünkü her yerde kendimi oraya ait hissediyorum. Sanki hep orda yaşadım ya da bundan sonra hep orda kalacağım gibi. - Son olarak klasik bir soru \"çok okuyan mı bilir, çok gezen mi? Fatoş'a samimi cevapları için çok teşekkürler. Umarım yola çıkmak isteyenler için ilham kaynağı olmuştur bu yazı."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mosaic-hostel-belgrad", "text": "Belgrad, hem kilometre hem de kültür olarak Türkiye'ye yakın olması, uygun fiyatlı olması ve vizesiz seyahat edilebileceğimiz ülkelerden Sırbistan'da olması, renkli gece hayatı ve daha pek çok sebeple Balkanlar'ın en çok ilgi çeken destinasyonlarından biri. Belgrad'a ilk seyahatimi 2016'nın Ocak ayında 50. ülkem olarak yapmıştım, ikinci seyahatimi ise Belgrad Turizm Ofisi'nin davetlisi olarak 2021'in Ağustos ayında yaptım. Bu seyahatlerimde Belgrad'da gezilecek yerler hakkında aldığım notlar, Belgrad'a gitmek için vize gerekli mi, pandemi koşulları nasıl, nasıl gidilir, ne yenir gibi pek çok bilgiyi Belgrad gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda bulacaksınız. Keyifli okumalar! Belgrad'da gitmek için en iyi zaman, Belgrad'ı gezmek için kaç gün gerekli gibi Belgrad'a gitmeden bilmeniz gerekenler ve bana Belgrad ile ilgili gelen tüm soruların cevaplarını yazımın Belgrad gezi rehberi bölümünde bulacaksınız. Belgrad'ın başkenti olduğu Sırbistan Türk Vatandaşları'ndan vize istemiyor. Haziran 2022 itibariyle pasaport da istemiyor. Sadece Türkiye Cumhuriyeti çipli/yeni kimlik kartınız ile Sırbistan'a, dolayısıyla Belgrad'a kolayca gidebilirsiniz. Belgrad'a İstanbul'dan Türk Havayolları, Air Serbia ve Pegasus Havayolları'nın uçuşları bulunuyor. Uçuş sadece 1 saat 45 dakika sürüyor. Ayrıca yaz döneminde Antalya gibi tatil beldelerinden charter uçuşları gerçekleşiyor. Uçuşlarla ilgili tek sorun Belgrad çok tercih edilen bir seyahat rotası olduğundan ucuz bilet bulmak biraz zor olabiliyor, onu yakalamak için kampanyaları yakından takip etmek gerek. Belgrad sakin, gezmesi kolay, rahat bir şehir. Belgrad'da gezilecek yerler listesindeki yerleri birkaç gün ayırarak gezebilirsiniz. 2 gün fena olmaz, 3 gün harika olur, daha fazla zamanınız olursa, Novisad, Karlofça gibi yakın yerlere gitmek için de zamanınız olur. Ben Ocak ayının soğuk günlerinde Belgrad'da idim. Yaz ya da bahar aylarında çok daha hareketli, gece hayatı capcanlı bir şehir sizi karşılıyor olacak. Belgrad'a gitmek için en iyi dönem kış ayları yerine yaz ve bahar ayları. Yaz aylarında Tuna ve Sava kıyıları cıvıl cıvıl oluyor, kışın bu hareketliliği görmek pek mümkün değil. İkinci Belgrad seyahatim sırasında en çok sorulan sorulardan biri \"Belgrad eskisi kadar ucuz mu?\" oldu. Maalesef cevabım hayır. Türk Lirasının hızla değer kaybetmesi ve Sırbistan'da neredeyse sıfır enflasyon olması gibi nedenlerle 4-5 sene önce 1 TL 48 Dinar iken, şimdi 1 TL 12 Dinar yani, paramız neredeyse 4 kat Dinar karşısında değer kaybetmiş durumda. Dolayısıyla eskiden çok ucuz olan herşey şu an İstanbul fiyatlarında veya biraz daha pahalı. Türkiye'den gelirken yanınızda döviz getirecekseniz; Euro kuru Usd kurundan daha iyiydi, Euro getirmenizi öneririm. Knez Mihailova Caddesi çevresinde çok sayıda döviz bürosu bulunuyor. Bu arada Belgrad'da bazı yerlerde kredi kartı geçmiyor, bu yüzden mekanlara girerken sormanız ve yanınızda nakit Dinar bulundurmanızı öneririm. Yurt Dışında Para Bozdurma, Para Taşıma, ATM ve Kredi Kartı Kullanımı yazıma göz atın. - Belgrad Havalimanı'ndan şehir merkezinde \"Aero Bus\" adında bir otobüs geliyor. - Şehir içinde yaygın bir otobüs, tramvay ağı var, herhangi bir yere gitmek istediğinizde Google Haritalar uygulamasından toplu taşıma seçerek rota oluşturursanız otobüs numarası gibi bilgileri görebiliyorsunuz. - Otobüs biletiniz yoksa şoföre nakit olarak ödeme yapabiliyorsunuz. - Şehir merkezinden Zemun Bölgesi'ne şehir içi otobüsler ile gidebiliyorsunuz. - Şehirde taksi biraz problem. Uber Bitaksi benzeri bir yerel taksi uygulamaları var, adı Cargo. Uygulamayı kullanabilmek Sırbistan telefon hattınız olması gerekiyor. Eğer Cargo uygulamanız yoksa, Pink veya Naxis markalı taksileri tercih edin, bunlarda kredi kartı ile ödeme yapabiliyorsunuz ve fiyatları uygun. Bunlar dışında bir taksiye bindiğinizde kazıklanma riskiniz var, bu nedenle tavsiye edilmiyor. Belgrad'da her bütçeye göre konaklama seçeneği bulunuyor. İlk gittiğimde Mosaic Hostel'de 12 Usd gibi bir paraya kalmıştım, ikinci gidişimde ise Central Point Hotel'de kaldık, gecelik fiyatı 99 Euro'dan başlıyor. Herhangi bir şehirde konaklama aramalarımı Booking. com üzerinden yapıyorum. İstediğim konumu, özellikleri ve fiyat aralığını belirleyip yüksek puanlı olan yerlerden birini seçiyorum, nadiren pişman oldum. Siz de benzer bir yol ile kalacak yere karar verebilirsiniz. Belgrad'a gidince sürekli internete bağlı kalabilmek için 5GB internet paketi, 7 gün geçerli olan bir GSM hattı satın aldık ve 300 Dinar ödedik. Bizim operatör kaynaklı mıydı bilmiyorum ama sadece 3G vardı ve internet çekim gücü oldukça zayıftı. Mekanların hemen hepsinde wifi bulunuyor, internet paketi almak istemezseniz wifi kullanmak da bir seçenek. ÇOK GEZEN TÜYOSU: Gideceğim yerlere Google Haritalar veya Maps. me üzerinden bakmak için internete ihtiyacım var, diye düşünebilirsiniz. Aslında yok, her iki uygulamada da haritayı \"offline\", çevrimdışı olarak indirebiliyorsunuz, böylece internetiniz olmasa dahi kullanabiliyorsunuz. Belgrad'ın hamur işlerini tadarak yeme-içme konusuna giriş yapabilirsiniz. Pekara \"bakery\"nin Sırpçası. Çeşit çeşit hamur işlerini, gayet ekonomik fiyatlara alabilirsiniz. Buralar hep ayak üstü yemelik yerler, hemen hepsinde bar tipi tabure ve dar masalar var. Uzun uzun oturmadan hemen yiyip devam etmelik yerler. Birkaçını denedim ve hepsi çok taze ve lezzetli idi. Damak tadı olarak çok yakınız tabii. Pekaralarda Boşnak börekleri bulmanız da mümkün. Hamur işleri dışında kuru et, ayvar, Sırp köftesi, Pljeskavica hamburgeri Belgrad'da mutlaka tadına bakmanız gereken lezzetler. Belgrad'da ne yenir, nerede yenir yazım Belgrad yeme-içme rehberi tadında, mutlaka bir bakın. - Pek çok yerde kapalı alanda sigara içiliyor, kafeler ve restoranların bir kısmı sigara içilen alanlar ayrıştırılmış durumda ama aynı ortam yarısında sigara var yarısında yok. - Avrupa'nın pek çok şehrinde olduğu gibi Pazar günleri şehir neredeyse tamamen ölü. Pazar gününe önemli bir program yapmamaya çalışın. - The Times'a göre Belgrad Avrupa'nın gece hayatı şehri. Bu yazıda gece hayatına dair bir bilgi olmayacak, ama eğer gece hayatı ilginizi çekiyorsa kışın değil bahar ya da yaz aylarında gitmenizi öneririm. - Sırp kızları gerçekten güzel. Başka söyleyecek birşeyim yok. - Türklere karşı hiçbir olumsuz yaklaşım yok, burası Türkiye'den çok fazla ziyaretçisi olan bir şehir. Rahat olun, siz negatif olmadıkça kimse durduk yere size sataşmayacak. Aksine Türkiye'den gelenlere son derece sıcak yaklaşıyorlar. Belgrad'a Türkiye'den çok sayıda turist gittiğinden hem Türk Vatandaşlarına karşı çok pozitif bir tavır var, hem de ihtiyacınız olması durumunda Türkçe rehberlik hizmeti alabiliyorsunuz. Bizim rehberliğimizi yapan Veljko Antonijevic çok iyi Türkçe konuşuyor, Belgrad'ı da avucunun içi gibi biliyor. Üstelik sadece rehberlik değil, her konuda çok yardımcı oldu bize, ihtiyacınız olursa eminim size de yardımcı olacaktır. Instagram hesabını ismine bağladım, kendisine oradan ulaşabilirsiniz. Belgrad'da gezilecek yerler listesi aşağıda sıralanmış şekilde ve aşağıda Belgrad haritası üzerinde işaretlenmiş olarak bulabilirsiniz. Yazının devamında detaylı açıklamaları göreceksiniz. - Cumhuriyet Meydanı - Knez Mihailova Caddesi - Kalemegdan - Öğrenci Meydanı - Aziz Sava Katedrali - Sveti Sava Pazarı - Nicola Tesla Müzesi - Tajmegdan - Aziz Mark Kilisesi - Sırp Tarih Müzesi - Skadarjia Bölgesi - Zemun - Gardos Kulesi - Avala Tepesi & Avala Kulesi - Ada Ciganlija - Beton Hala - Sava Mala - Tekne Turu - FK Crvena Zvezda Stadyumu Haritaya tıklayarak Google Haritalar uygulaması üzerinden çevrimiçi olarak haritayı görebilirsiniz. Belgrad gezilecek yerler listesi için kendi tecrübelerimi aktarmak istiyorum. Bu listede yer alan Zemun Bölgesi, Avala Tepesi ve Ada Ciganlija hariç heryeri yürüyerek gezebilirsiniz. Yürümeyi sevenler için harika bir şehir, sokakları keşfetmek. ayrı bir keyif. Belgrad'ı gezmeye başlamak için en iyi nokta Cumhuriyet Meydanı. Meydandaki at heykeli aynı zamanda Belgrad için buluşma noktası imiş, biriyle buluşacaksanız burayı söyleyebilirsiniz. Meydanda Ulusal Tiyatro ve Ulusal Müze de bulunuyor. Eğer müze gezmeyi seviyorsanız buraya uğrayabilirsiniz. Cumhuriyet Meydanı'ndan Belgrad Kalesi 'ne doğru uzanan cadde Belgrad'ın en popüler alışveriş caddesi Knez Mihailova Caddesi. Her zaman haraketli bu caddenin ara sokaklarına girip çıkıp güzel cafe ve restoranlar bulabilirsiniz. Kalemegdan'a yaklaştıkça kafe ve restoran seçenekleri artıyor. Sokak sanatçıları, pasajlar, seyyar satıcılar ne ararsanız bulabileceğiniz renkli bir cadde burası. Belgrad'ın İstiklal Caddesi diyebiliriz kısacası. Knez Mihailova'dan doğru devam edince Kalemegdan karşınıza çıkacak. Kalemegdan adnı Osmanlılardan almış, Belgrad Kalesi aslında. İsmi de Kale Meydan'dan geliyor, zaman içinde Sırpça'ya yaklaşmış. Askeri müze, kilise, saat kulesi, kale burçlarından izleme kulesi, büyükçe yeşil alan içeren şehrin en turistik yeri. Turistler kadar yerellerin de hafta sonu yürüyüşü yapmak için geldikleri Tuna ve Sava nehirlerinin birleşme noktasını yukarıdan görebileceğiniz, yeni Belgrad'a karşıdan bakan manzarası ile herkesi kendine çeken bir yer. İstanbul Kapısı'nı görünce tabii ki çok hoşuma gitti, bizden izler görünce yurt dışında hep hoşuma gidiyor 🙂 Kale içindeki müzeler kış dönemi kapalı, sadece özel grup olarak önceden rezervasyonla girebiliyorsunuz. Gitmeden önce bilgi almak için Belgrad Kalesi'nin sitesini incelemenizi öneririm. Eğer bahar ya da yaz dönemindeyseniz Kalemegdan'dan nehir kıyısındaki Beton Hala'ya inebilir, bisiklet kiralayıp nehir kıyısında gezebilirsiniz. Knez Mihailova Caddesi'nden iki dakikalık bir yürüyüş ile Öğrenci Meydanı'na ulaşabilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraftaki kırmızı pencereli bina dekanlık binası. Bu bölge daha çok öğrencilerin takıldığı bir bölge. Çok sayıda kafe ve restoran, ara sokaklarda bol bol fotoğraflık köşeler bulabileceğiniz şehrin hareketli semtlerinden biri. Aziz Sava Katedrali, Belgrad'ın en büyük kilisesi. 2016'da geldiğimde içeride çok sayıda iskele varken 2021'de gittiğimde iskelelerin çoğu kalkmış ve içerisi çok gösterişli duvar süslemeleri ile donatılmış. Bu kilisenin bir özelliği de İstanbul'daki Ayasofya ile benzerliği. Aziz Sava Katedrali'nden çıkıp katedralin arkasına dolaşırsanız, sabit pazar yeri göreceksiniz. Belgrad'da pek çok yerde bu sabit pazarlardan var. Bunun adı Sveti Sava. İçeride meyve-sebzeden balığa, ikinci el eşyalardan nalburiyeye kadar herşey var. Ev yapımı reçeller, ballar, turşular... \"Komşi komşi\" diye arasında konuşan pazarcılarla benim görmekten keyif aldığım yerlerden biri, bir şehirde en çok görülmesi gereken yerler pazar yerleri bana göre. Sveti Sava'dan çıkıp artık Nicola Tesla Müzesi'ne doğru devam edebilirsiniz. Nicola Tesla Sırplar için tam bir gurur kaynağı. Öyle de olmalı zaten. Tam bir dahi olan Tesla'nın keşiflerinin bir kısmı hala hayata geçirilememiş. Gitmeden önce Nicola Tesla Müzesi sitesine göz atmanızı öneririm, müzede mutlaka rehberli tura katılın bu sayede bazı minik deneylere şahit olabileceksiniz. Rehberli turlar 2 saatte bir oluyor, eğer zamanında gitmezseniz çok beklemeniz gerekebilir. Müze giriş ücreti nakit alınıyor ve 2021 fiyatı 800 Dinar, yaklaşık 10 Usd. Müze ziyaret saatleri aşağıda yer alıyor. Nicola Tesla Müzesi'nden çıkıp Belgrad'ın en güzel parklarından biri olan Taj Megdan'ı görebilirsiniz. Tahmin ettiğiniz gibi Taş Meydan'ın Sırpçası. Taj Magdan parkının bitişinde Aziz Mark Kilisesi yer alıyor, bana sorarsanız mimari olarak Aziz Sava'dan daha güzel. Taj Megdan'ın önünden devam ederseniz Sırp Tarih Müzesi'ni göreceksiniz. Biz gitmedik, müzeler ilginizi çekiyorsa uğrayabilirsiniz. Şehrin eskiden en bohem, bugünlerde en turistik yerlerinden biri olan Skadarjia bölgesi'ne gelirken artık akşama yaklaştıysanız akşam yemeği ve gece eğlencesi için buradaki Kafana denilen meyhanelerden birine oturabilirsiniz. Yoğun dönemlerde rezervasyonsuz yer bulunmuyor diyorlar ama ben kışın gittiğimde sezon düşük olduğu için mekanlar bomboştu. Kafanalarda canlı müzik, türlü mezeler, Sırp şarap ya da rajikaları eşliğinde keyifli bir akşam geçirebilirsiniz. En popüler olan kafanalar; Sesir Moj, Tri Sesira, Dva Jelena. Skadarjia bölgesinin girişinde yine bir açık pazar yeri var, Sveti Sava'ya uğramadıysanız buraya uğrayabilirsiniz. Zemun Bölgesi eskiden balıkçı barınaklarının olduğu, şehrin belalı tiplerinin yaşadığı bir bölge imiş. Şimdi ise o balıkçı barınakları restore edilip şık restoranlara dönüştürülmüş. Eski şehir merkezinden Zemun Bölgesi'ne giden çok sayıda otobüs var. Zelenivenad meydanından Zemun'a otobüs sorarsanız en fazla yarım saat içinde Zemun'a ulaşırsınız. Zemun Bölgesi'ne öğleden sonra gidip Avusturya mimarisi taşıyan sokaklarında gezip fotoğraf çekmenizi, gün batımında tepedeki Gardoş Kulesi'ne çıkıp gün batımını izlemenizi ve akşam nehir kıyısındaki restoranlardan birinde keyifli bir yemek yemenizi öneririm. Şaran Restoran bizim ilk gidişimizde tercih ettiğimiz yer olmuştu, balık restoranı olarak kesinlikle önerilen bir yer. Zemun bölgesini görmeden sakın Belgrad'dan dönmeyin. Zemun'dan nostalji kokan sokaklar arasından tepeye doğru tırmanırsanız Gardoş Kulesi'ne ulaşacaksınız. Kulenin çok güzel bir Belgrad manzarası var. Tepeye tırmanıp bu manzarayı mutlaka izlemenizi öneririm. Belgrad'ın bir başka tepesine geçiyoruz şimdi de. Avala Tepesi, Belgrad merkeze yarım saat mesafede bulunuyor. Minik köyler ve üzüm bağlarını geçerek tepeye ulaşıyorsunuz. Tepenin en uç noktasında Meçhul Asker Anıtı şeklinde bir anıt yer alıyor. Anıttan biraz aşağıda ise 204 metre yüksekliğindeki Avala Kulesi yer alıyor. Burası bir televizyon kulesi imiş. Şu an tepeden Belgrad'ı izleme kulesi olmuş. Kuleye çıkış ücreti 2021 yılı için 300 Dinar. Belgrad'da gezilecek yerler listesinde beni en çok şaşırtan yerleden biri Ada Ciganlija oldu. Sava nehrinin içinde bir adacık oluşturmuşlar. İçeride tenis kortlarından, koşu parkurlarına, çok sayıda plajdan, çeşit çeşit restoranlara kadar ne ararsanız var. Nehir suyu olduğu için bulanık olur diye düşündüğüm su da gayet güzel görünüyordu. Ada Ciganlija içinde uğramadan geçmeyin diyeceğim bir restoran var, Kafanica Na Adi Bakara. Mezeler, et yemekleri şahane. Yerel mutfağa dair pek çok yemek bulabilirsiniz, ayrıca restoranın sahibi tam bir Türkiye hayranı. Zeytinyağları, zeytinleri Ayvalık'tan getiriyor. Belgrad'a yaz aylarında gitmek için çok önemli bir sebebiniz var. Sava nehri kıyısında bulunan ve Kale Megdan'ın hemen aşağısında yer alan Beton Hala bölgesi. Eski depolar yeni restoranlar ve barlar olmuş. Dünya mutfağından yerel restoranlara, kokteyl barlara kadar ne ararsanız var. Sadece yürüyüş yapıp gün batımınde yürüyüş yapmak için de gelebilirsiniz. Beton Hala'dan Tuna'ya doğru değil de Sava'nın içlerine doğru devam ederseniz ulaşacağınız yer bu kez Sava Mala bölgesi. Nehir kıyısında bisiklete binebilir, yürüyüş yapabilir, basamaklara oturup manzarayı izleyebilir veya güzel mekanlardan birinde yemek yiyebilirsiniz. İçinden nehir geçen bir şehirde tekne turu yapmamak mümkün mü? Biz gün batımı saatlerinde kalkan bir tekneyi tercih ettik. Beton Hala bölgesinden kalkan tekne Sava ile Tuna'nın birleştiği noktaya kadar gidip Sava Mala'nın iç kısımlarına kadar gidip başladığı noktaya geri dönüyor. Yaklaşık 1.5 saatlik bir aktivite. Yemekli, yemeksiz farklı seçenekleri var. Yemeksiz turlar 15 Euro. Sava ile Tuna'nın birleştiği noktada bir duba var, o dubanın orada dilek tutarsanız gerçek. oluyormuş. Yugoslavya, en güçlü olduğu dönemlerde pek çok spor dalında başarılıydı. Kızıl Yıldız Takımı da bu başarı sembollerinden, Orta ve Doğu Avrupa'nın en eski ve aynı zamanda da en başarılı futbol kulüplerinden biriydi. Futbol ile az çok ilgisi olan herkesin bildiği bu takımın efsanevi stadyumu ise turistik bir nokta olarak ziyaret edilebiliyor. Sırbistan'a vakit ayırdıysanız; Novisad, Karlofça, Emir Kusturica'nın önce film seti olarak kullandığı şimdi de turizme açılan Drvengrad köyü, kayak merkezleri, trekking aktivitleri için farklı rotalar gibi çok fazla seçenek bulabilirsiniz. Belgrad'a uygun uçak bileti bulmak için tıklayın. Bu yazıda yer alan fotoğrafları aşağıda toplu olarak görebilirsiniz. Tüm fotoğrafların telif hakkının bana ait olduğunu tekrar belirteyim. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mosel-ve-ren-nehri-kiyisinda-ruya-gibi-bir-tatil", "text": "Mosel ve Ren Nehri kıyısında huzurlu ve keyifli bir yolculuğa çıkmayı ister misiniz? Cevabınız evet ise, Amadeus Classic'in nehir turları ile masalsı bir geziye adım atabilirsiniz. Lüksemburg'dan hareketle, Almanya ve Fransa'nın Trier, Bernkastel, Cochem, Koblenz, Speyer, Breisach gibi çeşitli bölgelerini gezecek gemi ile keyifli bir Ren Nehri turu sizi bekliyor. 2013 yılında yenilenmiş ve 110 metre uzunluğunda olan beş yıldızlı Amadeus Classic, evinizdeki konforu aratmayan bir iç mekan sunuyor. Geniş ve lüks kabinlerinde rahat bir yolculuk yapabilirsiniz. 5 yıldızlı deluxe nehir gemisi ile yapılacak turda 7 gece tam pansiyon konaklama, havalimanı transferleri, gemideki eğlence ve aktiviteler, havalimanı ve liman vergileri fiyata dahil. Ayrıca bu tur için 18 Aralık'a kadar yapacağınız rezervasyonlarda çeşitli indirimler elde edebiliyorsunuz. Suit kabinlerde toplam 300 'ya kadar, üst French Balkonlu kabinlerde toplam 250 'ya kadar, Orta French Balkonlu kabinlerde ise toplam 200 'ya kadar indirimli konaklama sağlayabilirsiniz. Bu sebeple, önümüzdeki yaz Mosel ve Ren Nehri'ni keşfedeceğiniz keyifli bir gezi için şimdiden yerinizi ayırtmanızı öneririz. Gezi boyunca göreceğiniz sevimli kasabalar hakkında sizler için ufak bilgiler hazırladık, bu bilgiler gezi rotanızı oluşturmanızda size yardımcı olabilir. Köln'ün güneybatısında konumlanan bu kasaba, Mosel ve Ren Nehirleri'ni birbirine bağlayan bölgede bulunuyor. Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bu bölge, doğal güzellikleriyle adeta kendine hayran bırakıyor. Burada nehir gezilerinin yanı sıra orman yürüyüşlerine çıkabilir veya tarih kokulu eski şehri gezebilirsiniz. Bölgeye gitmişken meşhur lezzeti tavuk şinitzeli yemeden dönmeyin. Ayrıca buranın dondurması da mutlaka tadılmalı. Ren Nehri'nin sol kıyısında yer alan bu küçük Almanya şehri, eşsiz mimarisiyle öne çıkıyor. Eskiden Keltlerin yerleşim merkezi olan bölge, büyüleyici tasarımlara sahip evleri, dini yapıları ve tarihi meydanlarıyla görülmeye değer bir yer. Şehri ziyaretinizde görkemli şatolarını, katedrallerini ve Old Gate'i mutlaka görün. Speyer'da ne yemeli diyorsanız, tavuk şinitzel, patates salatası ve ekmeklerinin tadına bakmalısınız. Almanya'da Ren kıyısında bulunan Rüdesheim, etkileyici şatoları ve kaleleriyle ünlü bir kasaba. Tepede konumlanan üzüm bağları, karşılıklı dizilmiş şatoları ve mükemmel Ren Nehri manzarasıyla insanı kendine hayran bırakıyor. Ehrenfels Kalesi'ni görüp Drosselgasse Sokağı'nda keyifli bir gezintiye çıkabilir, Ren kıyısında sakin ve huzurlu bir yürüyüş yapabilirsiniz. Şehrin ünlü lezzetleri patates kızartması ve şinitzeli denemeyi de unutmayın. Fransa'nın en kalabalık şehirlerinden biri olan Strazburg, tarihi ve doğal güzellikleriyle 27 yıldır UNESCO'nun Dünya Mirasları Listesi'nde yer alan bir kent. Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu gibi önemli siyasi merkezlere ev sahipliği yapan şehirde, Orta Çağ ve Rönesans döneminden kalma çeşitli eserlere rastlamak mümkün. La Petite France, Kleber Meydanı, Ponts Couverts ve Kammerzell Evi şehirde görülmeye değer yerlerden. Kuzu etli patates yemeği Baeckeoffe ile Fransız peynirlerinin tadına bakmamak da olmaz. Bu yaz yurt dışına çıkmayı düşünüyorsanız, ancak farklı bir deneyim yaşamak istiyorsanız, gemi turları güzel bir alternatif olabilir. Gemi turları arasında yer alan Ren Nehri turu ile Almanya, Fransa ve Hollanda'nın şirin kasabalarında unutulmayacak bir tatil yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/moskova-da-gezilecek-yerler", "text": "Güzeller güzeli, kızıllar kızılı, kominizmin eski başkenti, Rusya federasyonunun yeni başkenti Moskova. 2013 yılının Mayıs ayında gitmiştim Moskova'ya. Kaldığım yer meşhur Arbat caddesine çok yakındı, o yüzden otele yerleşir yerleşmez hızlı bir Arbat gezisi ile Moskova gezim başlamış oldu. Arbat bizim İstiklal caddesinin epey küçük bir versiyonu. Üzerinde pek çok restoran, hediyelik eşyacı, bar, sokak sanatçıları bulunan eğlenceli bir yer. Konsept motosiklet barlarından, esnaf lokantasına kadar pek çok seçenek var. Benim Moskova'daki restoranlar içinde favorim MyMy restoran zinciri. İnek desenli konseptleri ile beni hemencecik tavladı. Yerel Rus yemeklerinden çorbalarına, dünya mutfağından alkole, kahvaltı servisine kadar ne ararsanız var. Sadece Arbat'ta değil Moskova'nın pek çok yerinde olan bu restoranın fiyatları da oldukça ekonomik, 10-12usd civarında kapsamlı bir yemek yemeniz mümkün. - Yine Arbat üzerinde caddenin yukarı başından aşağıya doğru ilerlerken sağda büyükçe bir Gürcü restoranı var, benim gibi Gürcü yemeklerini seviyorsanız burası da tavsiye edeceğim bir başka alternatif. Fotoğrafı aşağıda, adını okuyabilirsiniz umarım 🙂 - Bu Gürcü restoranının olduğu ara sokakta hemen aynı sırada sağda, Rusların gittiği bizim İstiklal'deki Bereket'e benzer bir yer var. Koca bardaklarda bira içen Moskovalıları görmek ve yerel yemekleri ekonomik fiyatlara denemek için burayı da denemelisiniz. Plotnikov Bar imiş adı. - Ayrıca sevenleri varsa bu cadde üzerinde bir de Hard Rock Cafe var. - Starbucks, Mc Donalds gibi pek çok zincir mağaza da Moskova'yı işgal etmiş. Kominizmin eski başkenti kapitalizme teslim olmuş. Moskova'ya gidince şöyle bir ikilemde kaldım; önce Moskova metrosunun bütün duraklarını mı gezsem yoksa Kızıl Meydan'a mı çıksam? Kızıl Meydan daha ağır bastı. Bütün Moskova fotoğraflarının olmazsa olmazı soğan kubbeli St. Basil katedrali, Devrim meydanı ve devasa Kremlin Sarayı ile çevrelenmiş Kominizmin simgesi olmuş Kızıl Meydan! Kızıl Meydan benim için o kadar heyecan vericiydi ki, önce etrafında geniş bir daire çizdim. Devrim meydanında oyalandım, meydana giriş kapısı bana göz kırparken ben oyalandıkça oyalandım. Devrim Meydanı'ndaki hediyelik eşyacıları dolandım. Her şehirde olan dünyanın merkezi sayılan taşın üstünde vakit öldürdüm. Beni başka bekleyenler de vardı, Lenin ile Stalin 🙂 Bu meydanın bekçileri gibi hemen girişi tutmuşlar. St. Basil Katedrali dışardan çok şirin ama içinde pek birşey yok, o yüzden para verip içeri girmemeyi tercih edebilirsiniz. Pek tabii Lenin'in mezarı da meydanda Kremlin'in duvarına dayanmış. Uğramadan geçmemek lazım. Gitmeden açık gün ve saatlerine dikkat etmekte fayda var. Meydana eğer Devrim Meydanı yönünden geliyorsanız önce pembe bir kilise sonra da tarihi bir bina görecekseniz, bu bina bir alışveriş merkezi GUM. Alışveriş yapmasanız da girip gezin, güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Meydandaki gezimiz bittikten sonra artık sıra Rusya'nın sembolü olan Kremlin Sarayı'na geliyor sıra. Kırmızı tuğlalı duvarları ve kuleleri ile Moskova'nın en eski yapılarından biri burası. Saraya giriş ücretli, yoğun dönemlerde kapıda sıra olabiliyor. Saray bahçesinde çok sayıda katedral ve kilise yer alıyor, bu nedenle bir Katedral Meydanı var ve meydanı Başmelek Katedrali, Meryem'e Müjde Katedrali, Çarların ve İmparatorların Taç Giyme Törenleri'nin düzenlendiği Uspenski Katedralleri çevreliyor. Her birine ayrı ayrı girip eşsiz duvar süslemelerini görebilir veya kulesine çıkıp meydanı yukarıdan izleyebilirsiniz. Meydan'da katedral dışında Fasetalı Sarayı ve meşhur kırık Büyük İvan Çanı'nı görebilirsiniz. Çan yangında kırıldığı için bahçede kalmış ve çan kulesine hiçbir zaman taşınamamış. Ve tabii ki Kremlin Sarayı'nın kendisi görülmeye değer, ihtişamlı mobilyalar, porselenler, kristaller baş döndürücü. Saraydan çıkınca Bolşoy Tiyatrosu'na doğru devam edebilirsiniz. Dünyanın en meşhur tiyatrolarından biri olan Bolşoy'da bir gösteri izlemek harika olurdu ama yer bulmak oldukça zor. Ancak tiyatronun içini görmek isteyenler için turlar düzenleniyor, bunlardan birine dahil olabilirsiniz. Kurtarıcı İsa Kilisesi de Kremlin Sarayı'na yürüme mesafesinde. Sosyalizm döneminde tahrip edilen kilise, 1994 yılında yeniden yapılmaya başlanmış. Ünlü Rus mimar ve ressamların eserleri ile süslenen kilise 2000 yılında yeniden ziyarete açılmış. Moskova'da şehir merkezindeki binalar genellikle çok ihtişamlı, yüksek tavanlı, dışarıdan estetik görünen, ortalarında avlu olan kocaman binalar. Ancak bu kocaman binaların arasında 7tanesi var ki, \"Seven Sisters of Moscow\" yani Moskova'nın Yedi Kız Kardeşi olarak biliniyor. Özellikleri aynı zamanda 26-32 kat arası değişen yükseklikleriyle Moskova'nın en yüksek binaları olmaları. Bu yedi bina şehrin farklı yerlerinde aynı mimari tarzda olmaları ile dikkat çekerler; Moskova Üniversitesi, Dışişleri Bakanlığı, \"Leningrad\" ve \"Ukrayna\" otelleri, Kızıl Kapı Meydanı'ndaki devlet yönetimine ait binalar ve Kotelniçeski Rıhtımı ile Sadov Kudrinski Meydanı'ndaki apartmanlardır. Lenin Dağları üzerine kurulmuş olan 238 m. yüksekliğindeki Moskova Devlet Üniversitesi, bu binaların içinde en çok bilineni olarak ön plana çıkar. Şehrin kalbinin attığı yerden uzakta ama görmeye değer bazı anıt, müze ve parkı da mutlaka belirtmek isterim. Kozmonotluk Anıt Müzesi bunların başında geliyor. Uzay bilimlerinde Rusların başarıları malum, bu konudaki birikimlerini sergiledikleri müze hem dışarıdaki anıtları ve heykelleri ile hem de hem çocuklar hem de büyükler için sunduğu ilginç salonlarıyla görülmeye değer. Burası şehir merkezinden uzak olsa da 6 numaralı metro hattı ile kolayca ulaşılabiliyor. Buraya kadar gelmişken köylü ve işçi sınıfının birliğini temsil eden \"İşçi adam ve köylü kadın\" heykelini de görebilirsiniz. İşçi adam ve köylü kadın ellerinde tuttukları Sovyet Devlet'in sembolü olan yukarı kaldırdıkları orak ve çekici ile sosyalizmi simgelemekte. Heykel Rusya Sergi Merkezi'nin girişinde yer almaktadır. Ve geldik Moskova'nın en can alıcı yerine, yani metrosuna! Dünyanın en güzel metro durakları Moskova'da bulunmaktadır, sanatçılar, ressamlar, heykel tıraşlar tarafından süslenmiş her metro durağı ayrı bir sanat eseri. Bu nedenle özellikle eski şehir merkezindeki ring hat olan 6 nolu hattaki bütün duraklarda inip farklı çıkışlardan çıkıp metronun güzelliğinin tadını çıkarabilirsiniz. Moskova'da metro hatlarına özel turlar dahi düzenleniyor, hem metro hatlarının tarihi hem de eserler hakkında bilgi alabilirsiniz bu turlara katılarak. Şu an aktif olmayan savaş zamanında sığınak olarak kullanılmış veya devlet binalarını bağlayan metro hatları olduğu da söyleniyor. - Komsomolskaya - Arbatskaya - Belorusskaya - Novoslobodskaya - Mayakovskaya - Elektrozavodskaya - Shosse Entuziastov - Park Kultury - Teatralnaya - Kievskaya - Ploshchad Revolyutsii - Slavyanskiy - Dostoyevskaya - Taganskaja Moskova'da kalacak yer pahalı! Önce bunu kabul ederek çıkalım yola. Pansiyon, hostel gibi yerlere geceliği kişi başı 40-50usd vermeye hazır olun. Arbat veya Kremlin çevresinde pek çok otel ve hostel seçeneği tabii ki var ama dediğim gibi pahalı olduğunu unutmayın. Moskova kesinlikle zaman ayırıp gezip görmeye değer, yukarıda anlattıklarım dışında pek çok müze, park, görülmeye değer yer var Moskova'da. Umarım vizeler bir an önce kalkar da tekrar gitme fırsatı bulurum. Rusya; coğrafya derslerinde öğretilenden oldukça farklı, gittiğinizde sizi şaşkınlığa uğratacak yeşil doğasıyla gerçekten harika bir ülke. Kiliseleri, caddeleri, meydanları, mutfağı, kürkleri, sanat galerisini andıran metrosu, sarayları, heykelleri, şehirleri ve Volga'sıyla ayrı bir dünya. Birkaç arkadaş ZNF Turizm'le gittik harika bir acenta tavsiye ederim. Sevil, bu yaz Moskova'da gayet hoş hostellerde günlüğü 6-8 USD gibi komik rakamlara konakladım. Gindza Hostel Sretenka ve Gindza Hostel Patriarshie Ponds içlerinde en güzel olanıydı. Booking'den rezervasyon yapıyordum genelde. 270-300 Ruble arasında farklı zamanlarda farklı hostellerde konaklamıştım. Merhaba, çok hoş yazmışsınız ellerinize sağlık. Bizde 8 kişi olarak Ekim Önce St. Petersburg'a oradan da Moskova'ya geçtik. St. Petersburg'da 3 Moskova'da 2 gece kaldık. Rüya gibiydi. Dünyanın bir çok ülkesini gezdik ama bu gezideki konforu, samimiyeti, ekonomikliği hiç bir yerde görmedik. Rehberimiz Kuzey Bey hem otellerimizi, hızlı tren ile Moskova'ya geçişimizi, tüm havaaanı-otel, tren istasyonu transferlerimizi ve kusursuz gezi programı ile olağanüstü bir hizmet verdi. Lazım olursa diye telefonunu yazıyorum +90 530 4688113 ve +7 911 1977979 google'da petersburgrehberim diye aratırsanız bulabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/moskova-gezi-notlari", "text": "Moskova, Rusya'da gittiğim ilk şehirdi. Moskova'dan aklımda kalanları Moskova gezi notları olarak paylaşayım istedim. Beyaz geceler zamanına yakın olması için 19 Mayıs'ta gitmiştim Moskova'ya. Gerçekten de gece bir türlü gelmek biliyor, bütün gece alacalı bir gökyüzü ile sabahı ediyorsunuz. Zaman ve bütçe ayarlayabiliyorsanız Haziran ve Temmuz ayları beyaz geceler için ideal. Moskova dünyanın en pahalı şehirlerinden biri, o yüzden fikren kendinizi buna hazırlayarak gitmenizi öneriyorum. Ulaşım, yemek ve özellikle otel fiyatları alışık olduğumuz rakamların üzerinde. Ama itiraf etmeliyim, İsviçre bana daha pahalı gelmişti. Bana en pahalı gelen oteller olmuştu, pansiyon, hostel gibi yerler bile Avrupa ortalamasının üstünde. Yemek-içme ise daha makul seviyelerde. Tabii ki çok ciddi bir trafik sorunu var, bu nedenle mutlaka metro kullanmalısınız. Moskova metrosu zaten kullanmaktan çok keyif alacağınız bir toplu taşıma aracı olacak. O yüzden keyfini çıkarın. Rusya'ya gideceğimi söylediğimde herkes kimsenin İngilizce konuşmadığını, tabelaların hepsi Kiril alfabesi olduğu için hiçbirşey anlaşılmadığını söylemişti. Evet İngilizce yaygın değil ama ihtiyaç duyduğum herkesle Tarzanca anlaşabildim. Kiril alfabesinin de mantığını çözünce okuması çok da zor gelmedi. İngilizce konuşulmaması hiç dert edilecek bir mesele değil. Emperyalizm orayı da ele geçirmeye başlamış çoktan. Mc Donaldslar, Starbuckslar her köşe başında. Yemek konusunda hiç sıkıntı çekmedim. Ama bu sizi yanıltmasın, ben hiçbiryerde sıkıntı çekmiyorum 🙂 Timsah da diyorum domuz da... Yine de kırmızı et yemekleri, Gürcü ve Macar mutfağı etkileri bize uygun bir yemek kültürü yaratmış. Moskova gezilecek yerler yazım da ilginizi çekecektir. Moskova hep gitmek için planlar yaptığım fakat nedense bir türlü gidemediğim yerlerin başında geliyor. Okudukça kıskandığımı itiraf etmeliyim. Umarım en kısa zamanda Moskova'yı görebilirim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/motorsiklet-egitimi-sart", "text": "2009 yılı Nisan ayında motorsikletimi aldığımda yaşadığım heyecan ve mutluluk hiç aklımdan gitmiyor. Biliyordum ki macera yeni başlıyor, gidilecek çok yol, öğrenilecek çok şey var. Minik scooterıma \"Uçuç\" adını vermiş ve onu çok sevmiştim. İlk görüştü aşktı bizimkisi 🙂 Ayaklarımı yerden kestiği için adı da \"Uçuç\" olmuştu. - Vespa Academy - Honda Motorsiklet Eğitim Merkezi Scooter kullandığım için ilk durağım Vespa Academy oldu, ancak sanıldığı gibi orada scooter eğitimi değil, vitesli motorsiklet eğitimi veriliyor idi. Gidip görüştüm, Eski Ulus Pazarı'nın olduğu yerde çok güzel bir eğitim merkezi hazırlamışlar. Kendim için başlangıç seviyesinde eğitim almayı düşünüyordum çünkü eğitimler vitesli motorsikletlerle yapılıyordu ve benim hiç vitesli motor tecrübem yoktu. Eğitim madem vitesli motorsiklet ile yapılacak o zaman Honda bu işin uzmanı eğitimi oradan alayım dedim. Çevremde Honda'nın eğitimlerine gitmiş ve memnun kalmış pek çok arkadaşım vardı, halbuki Vespa Academy'e gitmiş kimseyi bulamadım. Fiyatları hakkında da bilgi almak isterseniz başlangıç seviyesi çin 2 günlük eğitim Vespa'da 324 TL iken, Honda'da 280 TL. Sonuç olarak Honda'nın Güvenli Sürüş 1 eğitimine Ağustos ayında başvurduğumda yoğunluktan dolayı ancak Ekim'in üçüncü haftasına kayıt kaptırabildim. Benimle birlikte eğitime gelmesi için yeni motor sahibi olmuş arkadaşım Özgür'ü de ikna ettim ve takvimlerin 24 Ekim'i göstermesini beklemeye başladım. 24 Ekim pırıl pırıl bir İstanbul günüydü... Sonbaharın en sıcak günlerinden birinde Honda'nın Taksim'den kalkan servisi ile Gebze'deki fabrikaya ulaştık. Kendi imkanları ile gelenlerle birlikte toplam 12 kişilik bir gruptuk. Dizi dizi motorlar eğitim alanında bizi bekliyordu. Konusunda ehil olduğu her halinden belli olan Tayfun Gülhan Hoca bize öncelikle teorik bilgiler verdi. Honda'nın dünyada bireysel olarak motorsiklet eğitimi veren ilk firma olduğu ve Japonya'da bu eğitimlerden alınan sertifika ile motor ehliyeti alınabildiğini, Türkiye'deki eğitim merkezinin Avrupa'da açılan ilk eğitim merkezi olduğunu ve Avrupa'da açılan merkezlerde eğitim verecek kişileri de eğittiklerini öğrendik. Bizim hocamız da Japonya'da eğitim almıştı, etkilenmedim desem yalan olur. Teorik eğitimden sonra 2 günlük eğitimimizin ilk günü öğleden sonra motorların üstünde uygulamaya geçtik. 12 kişilik grupta 4 kadın vardı ve 2 tanesi motorsiklet üzerinde grubun geneline oranla geride kalıyorlardı. Sık sık düşüyor yada yol dışına çıkıyorlardı. Ancak grup halinde yapılan çalışmalara da devam ediyorlardı. Hocamız gruba uygumaları için çaba gösteriyordu. Slalom ve dönüş çalışmalarına başladığımızda fark daha da hissedilir hale gelmişti. Ve ne yazık ki hiç istemediğimiz bir kaza ile günümüzün tadı tuzu kaçtı. Arkadaşlarımızdan biri gazı kontrolsüz açınca motor altından kaçmış ve onu fırlatmıştı. Buraya kadar beklenebilecek bir durumdu, asıl bundan sonrası tatsızdı. Çünkü Honda'nın web sitesinde olası yaralanma durumlarında revir ve ambulansın eğitim alanında olduğu söylenirken, ne revir açıktı ne de ambulans çalışıyordu. En yakın 112'den ambulansın gelmesi yaklaşık yarım saat sürdü, bu sırada düşen arkadaşımızı hiç kıpırdatmadan sabit şekilde tutmaya çalıştık. Kol, bel, bacak bölgelerinde ağrısı olduğunu söylüyordu, hepimiz çok endişelenmiştik. Anında müdahele yapılamamış olması ise hepimizi hayal kırıklığına uğratmıştı. İkinci gün hepimiz için daha heyecan verici idi. Dönüşler, yokuşlar, daireler derken ikinci gün çok yorucu bir o kadar da hızlı geçmişti. Günün sonunda Honda CBF 500 ile yaptığımız 3 tur hepimizi mutluluktan deliye döndürmüştü. Ayaklarımız geri geri giderek, güvenli sürüş 2 eğitiminde buluşma sözleriyle Honda'nın eğitim merkezine veda ettik. Motorsiklet kullanmaya yeni başlamış yada başlayacak herkese kesinlikle tavsiye edebileceğim, profesyonel, motor kullanmanın ana mantığını kavramaya yönelik, iyi hazırlanmış 2 günlük eğitim programı beni tatmin etti, 2. sine de gitmeyi kesinlikle düşünüyorum. Tekrar etmekte fayda var, motorsiklet kullanmak için eğitim şart! bence acemi bir insana 500 cc lik bir motorsiklet ile eğitim verilmemesi gerek. Burak ilk eğitimler 159 CC ile yapılıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/motosiklet-kullanmamak-cilginlik", "text": "Bu sıkıntıları avantaja çevirmenin yollarından biri de trafikte motosiklet sayısının artması diye düşünürüm hep. Motosiklet kullanmaya karar verdikten sonra pekçok arkadaşımı da teşvik etmeye başladım bu düşünceyle. Trafikte ne kadar çok bilinçli motosiklet kullanıcısı olursa o kadar çok farkedilmeye başlayacağız. Bilinçsizce, çılgınca motosiklet kullananlar da işin önemini ciddiyetini kavrayacaklar ve biz motosiklet kullananlara vurulan \"serseri\" damgasından kurtulacağız. Tam da bu düşünceler içindeyken Moted'in \"Asıl Motosiklet Kullanmamak Çılgınlık\" kampanyasını gördüm. Etkili bir kampanya olacağına dair ümidim büyük. Yoğun bir iletişim kampanyası yürütüyor olmaları da ümidimi artırıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mudurnu-suluklu-gol-milli-parki-kamp", "text": "Doğada olmayı çok seviyorum, benim için bir nevi antidepresan dağlarda olmak, yeşili izlemek... Bu hafta sonu için de daha önce gitmediğim, sakin sessiz bir kamp yapmak istedim. Çoğu zaman yaptığım gibi sosyal medyadan bir çağrı yaptım. Öneriler arasında daha önce gitmediğim Bolu'nun Mudurnu ilçesi öneriler arasında dikkatimi çekti. Mudurnu'da kamp yapılacak yerler şeklinde google'da bir arama yaptım ve çıkan seçenekler içinden Sülüklü Gölü Milli Parkı aradığım özellikler sağlıyordu. Cumartesi sabah erkenden evden çıktık. Sülüklü Göl'e giderken yolumuzu birazcık uzatıp İpek Yolu üzerindeki Osmanlı şehirleri Taraklı ve Göynük rotamıza girsin istedik. Sapanca'dan sonra önce güneye sonra doğuya doğru yol alarak İstanbul'dan çıktıktan yaklaşık 2 saat sonra Taraklı'ya ulaştık. Taraklı'yı Şener Şen'in Mümkünlü Köyü reklamlarından hatırlarsınız. Biz Taraklı'ya gittiğimizde tam öğle sıcağı olmuştu, bir de Ramazan zamanı olduğu için etraf pek boştu. Çarşısında hızlıca bir tur atıp şansımıza pazardan da kamp için ihtiyacımız olan meyve, sebze alışverişimizi yaptıktan sonra yolumuza devam ettik. Taraklı'dan 20km sonra da Göynük'te durduk. Burası Türkiye'nin sakin şehirlerinden biri imiş. Osmanlı evleri koruma altında olduğu için eski evler restore edilmiş veya yeni binalar da eskiye uygun inşa edilmiş. Türkiye'de nadir gördüğümüz güzel şehir yerleşimlerinden biri olmuş. Aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemsettin'in Türbesi de burada yer alıyor. Bir de şehre yukarıdan bakan bir Zafer Kulesi var. Bu kule Göynük'ün Kurtuluş Şavaşı'ndaki başarılarını sembolezi etmek için yapılmış. Taraklı için aynısını çok söyleyemem ama Göynük görülmeye değer. Göynük'ten Mudurnu yönüne doğru devam ederken bir de Çubuk Gölü var ama biz Sülüklü Göl'e gideceğimiz için uğramadık, belki bir dahaki sefere. Göynük'ten Mudurnu'ya gitmeden Adapazarı yönüne dönüp dağ yollarından yukarıya tırmanmaya başladık. Buradaki önemli nokta Tavşansuyu Köyü'nü bulmanız. Bu köyden sonra 9 km'lik bir stabilize yol ile Sülüklü Göl Milli Parkı'na ulaşılabiliyor. Yolun çok kötü olduğunu söylemişlerdi ama çok kötü değil, belki yağmurlu sezonda gitmek zor olabilir. 9 km'lik yolda yanınızdan dere, çevrenizden çeşit çeşit ağaç eksik olmuyor. Yemyeşil bu yolda ilerlemek bile ayrı bir keyifti benim için. Haziran 2017'de gittiğimizi göz önüne alarak bundan sonraki bölümü okumanızı rica edeceğim. Milli Parklar geçici süre hizmet dışıyız şeklinde bir tabela koymuş. Normalde Milli Park girişinde giriş ücreti, kamp için ücret alan birileri olur. Tuvalet olur, gece bekçisi olur. Şu an hiçbiri yok. Herhangi birşey alabileceğiniz yer de yok, yani tam tedarikli gittiğinizden emin olmanızda fayda var. En yakın 9km aşağıdaki köyde ne bulunur emin değilim ama köyle park arasında birkaç tane alabalık tesisi var. Göl kenarında kamp ve piknik alanları, piknik masaları var. Oldukça sık şekilde çeşme ve çöp kutuları var. Göl çok büyük değil ve heyelan sonucu oluştuğundan çevresindeki tepeler çok dik, bu yüzden de çok fazla çadır için düz alan yok. Biz Ramazan'da gittiğimiz için kalabalık değildi, muhtemelen bu sayede güzel bir kamp yeri bulduk ve insan sesi duymadan iki gün geçirebildik. Sülüklü Göl heyelan sonucu 300 yıl önce oluşmuş, gölün içinde hala heyelandan kalan kuru ağaçlar var. Gülün güzelliğine güzellik katıyor. Bizim gittiğimiz zamandan mıdır, ışıktan mıdır bilmiyorum ama harika yansımalarla görsel bir şölen sunuyor. Gölün çevresinde bir patika yol var burada kısa yürüyüşler yapabileceğiniz gibi, göl ile köy arasında çizilmiş yürüyüş rotası var, o rotada da yürüyüş yapabilirsiniz. Hafta sonu kafa dinlemek, dinlenmek, yeşile doymak istiyorsanız Sülüklü Göl harika bir seçim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/murseller-koyu-kultur-evi-karamanli-burdur", "text": "Babam ile birlikte, Burdur'un Karamanlı İlçesine bağlı Mürseller Köyüne bir yolculuk yaptık. Emekli öğretmen ve halk oyunları eğitmenliği yapan, aynı zamanda aile dostumuz olan, Eşref Yurdasiper'in oluşturduğu Mürseller Köyü Kültür Evi köydeki görmek istediğimiz yerdi. Kültür Evi'nde, Mürseller Köyü'nde ve çevre köylerden derlenmiş, bölge kültürünü yansıtan 300'den fazla eşya sergileniyor. Sergilenen eşyalar arasında 150 yıllık bir beşik, 210 yıllık tahta kile gibi değerli malzemeler var. Bu yazıda sizleri Mürseller Köyü Kültür Evi'ne götürüp, oradaki eşyalar arasında ilgimi çekenleri paylaşacağım, keyifli okumalar! Karamanlı'da gezilecek yerler ve Karamanlı gezi rehberi yazıma mutlaka göz atın. Mürseller Köyü Kültür Evi videoma da bir göz atın, videoyu beğenirseniz kanalıma abone olmayı unutmayın. Mürseller Köyü, Burdur ile Fethiye yolu üzerinde, ana yoldan 3 kilometre kadar içeride yer alıyor. Burdur şehir merkezine 50, Karamanlı ilçe merkezine ise 19 kilometre mesafede yer alıyor. Köye kendi aracınız ile veya Burdur'dan Karamanlı-Tefenni-Çavdır yönüne giden ilçe otobüsleri ile gidebilir, ana yoldan içeriye doğru da otostop yapabilirsiniz. Google haritalar uygulamasından Mürseller Köyü konumuna ulaşmak için tıklayın. Mürseller Köyü Kültür Evi sürekli olarak ziyarete açık değil. Burayı görmeye gelen birileri olduğunda ev açılıyor. Bu nedenle gitmeden önce Eşref Yurdasiper veya köy muhtarı ile iletişime geçmeniz gerekiyor. Eşref amca köyde yaşamıyor, bu nedenle öncesinde haberleşmeniz önemli. Kültür Evi'ne giriş için herhangi bir ücret ödemenize gerek yok. Eşref amca, 2008 yılında kendi köyü olan Mürseller Köyü'ndeki eski eşyaları toplayarak işe başlamış. Kültür Evi'nde bulunan 300'den fazla eşya 2 ay içinde toplanmış. Kültür Evi'ne eşya vermek isteyenler getirip bırakabiliyorlar. Biz de giderken bir eski fener ve koşum takımı götürdük yanımızda. Bizim yöremizde her evde mutlaka üzerlik bitkisinden yapılmış olan ev süsleri bulunur. Aşağıdaki fotoğrafın sol üst kısmında bu süslerden bir örnek görüyorsunuz. Üzerlik süsü, eve bereket ve şans getirmesi için asılır. Benim İstanbul'daki evimde de ninelerim tarafından yapılmış bir tane var. Üzerlik süsü üzerinde yer alan renkli çaput ve renkli boncuklar taaa şaman geleneğinden geliyor. Kültür Evi'nin en dikkat çeken parçalarının başında 150 yıllık beşik geliyor. Bu beşiğin özelliği içinde kendi tuvalet sisteminin olması. Meyve veya çam ağaçlarından yapılmış olan beşiğin orta kısmında bir lazımlığa benzeyen bir hazne yer alıyor. Beşiğe yatırılan bebekler tuvalet ihtiyaçlarını buraya yapabiliyorlar. Bu haznenin adı Silbinç. Beşikteki döşeğin ıslanmaması/kirlenmemesi yuvarlak bir delik açılıyor. Bebeklerin idrarlarını rahatça bu kaba yapabilmeleri için kız ve erkek bebekler için ayrı ayrı tasarlanmış iki farklı aparat bulunuyor. Böylece 150 yıl önce bebeklerin altına bez bağlanmadan yatırılabiliyormuş, o zamanlar bebek bezi yok tabii. Bebekler pişik olmadan doğal şekilde ihtiyaçlarını giderebiliyormuş. Ayrıca silbinçin içine sıcak kül konularak çocukların beşikte sıcak kalmaları sağlanıyormuş. Bizim bölgemizde eskiden çok arıcılık yapılırmış. Benim dedem de arıcılık ile uğraşmış. Şimdi bu iş ile uğraşan insan sayısı hızla azalıyor. Yukarıdaki yuvarlak kütük bal yapmak için kullanılan kovanlardan, karakovan deniyor. Arıcılık gibi dokumacılık da eskiden bölgemizde çok popüler zanaatlardan biri. Yukarıdaki fotoğrafta sağ altta bulunan iki aparat da dokumacılık işinde kullanılan, halı/kilim kesme ve düzeltme için kullanılıyor. Ortadaki tahta tekne ise hamur yoğurmak için kullanılan bir tekne yani günümüz adıyla leğen. Kültür Evi'nde çokça örneğini göreceğiniz malzemeler arasında tarımda kullanılan malzemeler. Orak piçerken parmakların zarar görmemesi için parmaklara geçirilen ellik, samanı almak için kullanılan 3 parmaklı andat, harmanda kullanılan dirgen, tırpan, dartı, kağnı tekerleri evde sergileniyor. Üstünde çakıl taşları olan aletin adı döğen. Harmanı dövmek için kullanıldığı için adına döğen deniyor. Buğdayın sapı ile samanını ayırmak için kullanılıyor. Duvarda asılı gördüğünüz demir çivili boyunluk buzağılar için kullanılıyormuş. Buzağının boynuna tasma gibi takılan bu boyunluk yavruların annelerini emmek istediğinde annenin bedenine batıyor, anne de ineğin canı yandığı için de buzağıyı kendisinden uzaklaştırıyormuş. Bu gaddar alet sayesinde annesini ememeyen buzağının içeceği sütü insanlar sağıyormuş. Kültür Evi'nde sergilenen eşyaların en değerlisi Çanakkale Savaşı'nda gazi olan Hacı Ahmet'e ait madalya. Madalyanın ön yüzünde önde kağnısını çeken köylüler arkada üstünden güneş doğan meclis, arka yüzünde ise Türkiye haritası bulunuyor. Ev yapımında eskiden tuğla yerine kullanılan kerpiçler için kullanılan kalıplar, çobanların giydiği kepenekler, demircilerin kullandığı körükler, 210 yıllık arpa kilesi, bardak adı verilen ahşap testiler, Burdur'a özgü bir dokuma olan alaca dokumasından kıyafetler, keçi yününden yapılmış erkek pantolonu, yöresel kıyafetler, haşhaş sütü çıkarmak için kullanılan malzemeler ve çok daha fazlası Mürseller Köyü Kültür Evi'nde sizi bekliyor. Mürseller Köyü'ne gelmişken köyün sokaklarında bir tur atmayı unutmayın. Eski köy evleri ilginizi çekecektir mutlaka. Hem köyün içinde gezerken mutlaka birileri sizi çay içmeye davet edecektir, misafir severler. Keşke her köyde her kasabada böyle bir Kültür Evi olsa da yörenin geçmişini hem orada yaşayanlar hem de misafir olarak gelenlere aktarabilse. Umarım Mürseller Köyü Kültür Evi başka köylere de örnek olur. Blogumda Burdur'a gelince gezebileceğiniz yerlere dair çok sayıda yazım var. Mutlaka o yazılara da bir göz atın. - Burdur Gezilecek Yerler ve Gezi Rehberi - Burdur'da Ne Yenir, Nerede Yenir? - Saklı Cennet Karanlıkdere Kanyonu - Gladyatörler Şehri Kibyra Antik Kenti - Binlerce Yıllık Tarih Sagalassos Antik Kenti - Salda Gölü Hakkında Herşey"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/mutlaka-gorulmesi-gereken-6-dunya-sehri", "text": "Hayatın koşturması içerisinde monotonluktan kurtulup dünyanın farklı noktalarına seyahatler gerçekleştirmek kuşkusuz her insanın ortak istekleri arasında yer alırken, giderek yaygınlaşan hızlı ve konforlu uçak seyahati imkanları ile birlikte söz konusu arzuları daha rahat ve pratik biçimde gerçeğe dönüştürmek mümkün. Dünya üzerinde mutlaka görmeniz gereken 6 dünya şehri önerimi bu yazıda toparladım. Bu yolculuklar için en uygun fiyatlara Uçak Bileti imkanı sunan alo bilet hattı sayesinde; kampanyalı, indirimli uçak biletinizi kolayca alabilirsiniz. Metropoller söz konusu olduğunda şüphesiz en üst sıralarda yer alan ve çoğu kişiye göre modern hayatın merkezi olarak nitelendirilen New York City, Amerika Birleşik Devletleri'nin kuzeydoğu sınırlarında yer alan ve dünyanın dört bir yanından insanı bir araya toplayan yapısı ile dikkat çekmektedir. Sonu gelmez gökdelenlerinin yanı sıra bu binaların arasında yer alan devasa Central Park'ı ile birlikte de doğanın ve betonun ne denli dengeli biçimde iç içe bulunabileceğine kanıt olarak gösterilen New York City, çoğu kişinin hayatında bir kere dahi olsa görmeyi arzu edeceği noktalar arasında bulunmakta. Şehirde her ne kadar geniş bir tarihi doku bulunmasa da adeta yirmi dört saat boyunca devam eden sanat, kültür, spor ve benzeri aktiviteler ile birlikte tek bir dakikanın dahi boş geçirilmeden keyifli tecrübeler yaşamak mümkün olabilmekte. Dünyanın en otantik ve etkileyici şehirleri arasında gösterilebilinecek olan Lhasa, Çin Halk Cumhuriyeti içerisinde yer alan Tibet özerk bölgesinin başkenti olma özelliğinin yanı sıra, yöre halkı başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki milyonlar için bir ruhani lider konumunda olan Dalay Lama'nın da ikamet noktası niteliğini taşıması ile birlikte önemini arttırmaktadır. 1904 yılına kadar şehir tamamı ile dış dünyaya kapalı konumda tutularak yalnızca Tibetlilerin ziyaretine açılmış olduğundan, yüzyıllar öncesinden kalan yapılar günümüzde dahi ilk günkü güzelliklerini korumaktadırlar. Denizden yaklaşık 3600 metre yüksekte yer alan Lhasa, söz konusu özelliğinden gelen sıra dışı iklimi ve etkileyici düzeydeki temiz havası ile ziyaretçilerine unutulmaz deneyimler yaşatabilmektedir. Yedinci yüzyıldan bu yana ayakta kalmayı başaran Roma-Çe Tapınağı başta olmak üzere onlarca farklı ruhani yapı, global çaptaki ziyaretçilerin deneyimlerine açık durumdadır. Her ne kadar global çaptaki ünü ile birlikte çoğu kişi tarafından Brezilya'nın başkenti olarak bilinse de Rio de Janerio aslında yalnızca içerisinde yer aldığı eyaletin başkenti konumundadır. Buna rağmen ülkenin en turistik ve ilgi çeken noktası olarak nitelendirilebilinecek olan şehir, her sene on milyonlarca kişiyi farklı sebepler ile kendisine çekmeyi başarmaktadır. Üzerindeki tarih bin seneyi aşkın olmasına rağmen bilinen tarihi ile on altıncı yüzyılın başında Avrupalı koloniciler tarafından keşfedilen Rio de Janerio, yaklaşık elli sene sonrasında ise Fransız ve Portekizli kolonicilerin toprak kavgaları içerisinde yer almaya başlamış durumdadır. Uzun yüzyıllar boyu sömürge olarak kalmaya devam eden ülkenin bağımsızlığını ilan etmesi ile birlikte önemi bir anda doruk noktasına çıkan şehir, kültürel ve sportif alandaki turistik faaliyetlerini de daha yoğun olarak sunmaya başlamış durumda. Şehrin adeta simgesi haline gelen Kurtarıcı İsa heykeli ve Maracana Stadyumu, turistlerin mutlak ziyaret noktaları arasında yer almaktadır. Söz konusu ziyaretlerin iklimin uygunluğu sebebi ile neredeyse tüm yıl boyunca gerçekleşebilir durumda bulunması da yoğun ilginin sebeplerinden birisidir. Birleşik Krallık içerisinde yer alan ülkelerin şüphesiz en önemlisi olarak nitelendirilebilinecek İngiltere'nin başkenti olma özelliğini taşıyan Londra, krallık ve ülke halkı kadar dünyanın dört bir yanından insanlar için de büyük önem taşımaktadır. Yüzyıllardır olduğu gibi günümüzde de en üst düzey finans ve iş merkezlerinden birisi olan şehir, bunun yanı sıra günden güne artan turistik faaliyetleri ile de ziyaretçilerinin sayısını yükseltmeyi başarmaktadır. Kendisine bağlı olarak yerleşim birimlerini de içine katmak sureti ile on üç ila on beş milyon arası değişen nüfusu ile genel bazda son derece büyük çaplı bir metropol olan Londra, buna rağmen halkın çoğunun kırsal alanlarda yaşamlarını sürdürmeleri ile birlikte benzer merkezlerde olduğu gibi tamamı ile apartman yaşamına yönelik bir yapı çizmemektedir. Doğa ve şehrin bir arada yer alabilmesi açısından örnek yaşam merkezlerinden birisi olarak nitelendirilen Londra, global çaptaki pek çok ödülün de sahibidir. Uluslar arası hava trafiğinin en yoğun noktalarından birisi olan şehirde tam beş adet uluslararası hava limanı yer almaktadır. Heathrow şüphesiz bu beş merkez içerisindeki en yoğun ve bilinen alandır. Turistlerin ortak ziyaret alanları arasında gösterilebilinecek Buckingham Palace, Big Ben Tower ve Trafalgar Square'in yanı sıra şehrin farklı bölgelerine yayılmış yüz kırktan fazla park da yerel halk ve turistlerin hizmetindedir. İçerisinde yer aldığı Fas'ın günümüzdeki değilse de ilk başkenti olma niteliğini elinde bulunduran Marakeş, Atlantik Okyanusu ile Fas arasında kısmi bir geçiş noktası oluşturmaktadır. Arapçada Kırmızı Şehir olarak belirtilebilinecek Marrakush kelimesinden ismini alan şehir, gerçekten de kırmızı ve sarı tonlarındaki yapısı ile birlikte son derece etkileyicidir. Birkaç sene önceki sayımlara göre yakşaşık bir milyon kişinin yerleşik hayatını sürdürdüğü şehir, bunun kat be katı kişiyi de farklı turistik sebepler ile her sene düzenli olarak misafir etmektedir. İklimi sayesinde yılın tamamında sıcak bir yapıya sahip olan şehir bu sayede on iki ay boyunca rahatlıkla ziyaret edilebileceği gibi, Temmuz ve Ağustos aylarında kimi zaman kırk santigrat dereceye çıkılabildiğinden bu konuda hassas olan kişilerin dikkatli olmaları gerekmektedir. Tatillerinde otantik havayı solumak isteyen ve huzur ile hareketli gece hayatını bir arada görmeyi arzu eden kişiler, Marakeş'i en az bir kere tecrübe etmelidirler. iki bin beş yüz yılı aşan tarihi ile birlikte insanlığın ilk yaşam noktaları arasında gösterilebilinecek olan Petra, Ürdün'ün akabe Körfezi ve Lut Gölü arasında yer alan bir antik kenttir. Milattan önce 400 ve milattan sonra 100 yılları arasında ilk olarak Nebatiler'e başkentlik yapan şehir, daha sonra Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilmiş ve uzun yıllar onların kontrolünde kalmıştır. İşgalden üç yüz yıl sonra yaşanan ekonomik sıkıntılar ve depremden sonra zaman içerisinde unutulan kent, buna rağmen iki bin yıl sonra bile modern ziyaretçilerini ağırlamayı sürdürmektedir. Hali hazırda halen keşfedilmemiş noktalarının bulunduğuna inanılan ve günden güne ilginçleşen Petra, tarih ve sanat turizmine değer veren her bireyin mutlak suretle görmesi gereken noktalar arasında da gösterilmekte. Tüm bu noktalara Türkiye ve dünyanın dört bir yanından seyahat gerçekleştirmek isteyen kişilerin başlıca ulaşım aracı şüphesiz uçaklar olmaktadır. Günümüzün konforlu uçakları ile birlikte rahatlık açısından en ufak bir sıkıntı ile karşılaşmadan varış noktalarına ulaşan kişiler, artan talep ile birlikte son derece ekonomik hale gelen fiyatlar sayesinde de ekonomik rahatlıklarını da devam ettirmektedirler. Sizler de bir an önce Alobilethatti. com adresini ziyaret ederek uzman firmaların sundukları uygun fiyatlı ve kampanyalı uçak biletlerinden faydalanarak seyahatiniz için ilk adımı atmanın mutluluğuna erişebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/muze-gazhane-nerede-giris-ucreti-tarihcesi", "text": "Müze Gazhane, yüz yılın üzerinde İstanbul'a hizmet verdikten sonra derin bir uykuya dalmış olan Hasanpaşa Gazhanesi'nin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, İstanbul şehir yaşantısına tekrar kazandırdığı bir sanat ve kültür alanı. İstanbullular'ın buluşup nefes alabileceği, etkinliklere katılabileceği, arkadaşları veya ailesi ile açık havada vakit geçirebileceği bir dünya yaratılmış bu eski gazhanede, çok da güzel olmuş. Müze Gazhane, 130 yıl boyunca İstanbul Anadolu Yakası'nın yağ ve gaz ihtiyacını karşılamış olan İstanbul'un son gazhanesinin restore edilerek 9 Temmuz 2021 yeniden halka kazandırılması ile açılmış bir kültür-sanat alanı. Anadolu yakasının ikinci gazhanesi olarak hizmet vermiş olan Hasanpaşa Gazhanesi, 1891 yılında şehrin aydınlatma ve yakıt ihtiyacını karşılamak için kurulmuş. İstanbul'un son gazhanesi olan Hasanpaşa Gazhanesi, 1993 yılında şehirdeki diğer gazhanelerle birlikte kapatılmış. İstanbul'daki gazhaneler; Dolmabahçe Gazhanesi, Yedikule Gazhanesi, Kuzguncuk Gazhanesi ve İstanbul'un son gazhanesi olan Hasanpaşa Gazhanesi. Türkiye'nin en önemli endüstriyel miraslarından olan tarihi yapı 1993 yılında İstanbul'daki diğer gazhaneler ile birlikte kapatılmış. Eski Hasanpaşa Gazhanesi, 9 Temmuz 2021 tarihinde 32bin metrekarelik alan içinde müzeler, sergi alanları, kafe ve restoran, tiyatro sahneleri ve etkinlik alanları barındıran bir yer olarak İstanbullular'ın kullanımına yeniden açıldı. Virane ve atıl haldeki gazhane yapıları restore edilerek muhteşem bir yaşam alanı inşa edildi. İklim Müzesi, Karikatür ve Mizah Müzesi, Çocuk Bilim Merkezi, Afife Batur Kütüphanesi, Gazhane Galeri, geçici sergi alanı, sesli / sessiz çalışma alanları, İBB Şehir Tiyatroları'na ait iki tiyatro; konser salonu ve İstanbul Kitapçısı, Beltur'a ait kafe ve restoranlar, yeşil alanlar ve otopark 32 bin metrekarelik yerleşkede bulabilecekleriniz. Müzenin bahçesinde, 7 heykeltraşın Haliç Tersanesi'nde atık materyallerden ürettiği heykeller de dikkatinizi çekecektir. Özellikle çocuklu aileler için harika bir yer. Müze Gazhane'ye girdiğinizde solda danışman binası bulunuyor. Bu noktada çalışanlardan alan ile ilgili bilgi alabilirsiniz. Burada benim hoşuma giden şeylerden biri de danışmada emanet dolapları olması. Konya'daki Kelebek Bahçesi'nde 30 derece sıcakta elimizde kar montları ile dolaşmak zorunda kalmıştık, bu tarz yerlerde emanet dolaplarının olması kesinlikle gerekli. Ayrıca danışmada çalışanların çok güler yüzlü ve ilgili olduğunu söyleyebilirim. Danışmanın arka kısmına geçtiğinizde Çocuk Bilim Merkezi girişinin hemen yanında çok şirin bir dondurmacı dükkanı var. Müze Gazhane içindeki tüm restoran ve kafelerin işletmesi Beltur'a ait, bu dondurmacının da öyle. Sıcak yaz günlerinde serinlemek için harika olacağından eminim. Gazhaneye girdiğinizde danışmayı geçince solunuzdaki ilk büyük bina Çocuk Bilim Merkezi. Merkez, \"Enerjiyi Anlamak ve Enerjinin Dönüşümü, Enerji Çeşitleri ve Enerjiden Yararlanmak, Enerjiyi Kullanmak\" ana temalarının işlendiği 24 adet sergi ünitesine sahip. Çocukların interaktif bir şekilde üniteleri deneyimleyerek enerjiyi anlamalarına yönelik bir tasarım yapılmış. Merkez çocuklar için olsa da biz yetişkinler için de son derece eğlenceli. Çocuk Bilim Merkezi binasını arkanıza aldığınızda karşınıza gelen diğer büyük betonarme bina İklim Müzesi'nin bulunduğu bina. Müze, \"İklim nedir, tarih boyunca iklim nasıl değişti, bugünkü küresel iklim değişikliğinin tarihteki iklimsel değişikliklerinden ne farkı var? İklimin gelecekte ne ölçüde değişeceğini nasıl anlıyoruz? İklim nasıl değişiyor, temel göstergeler, etki ve sonuçlar İklim değişikliğinin toplumsal ve ekonomik etkileri neler? İklimi hangi yollarla değiştiriyoruz, nasıl durdurabiliriz ?\" sorularının cevaplarını bulabileceğiniz çok sayıda galeriden oluşuyor. Müzeye girmişken üst katına çıkmayı da unutmayın. İklim Müzesi'ni sağınıza, Çocuk Bilim Merkezi'ni solunuza alıp sıcak çikolatacıya doğru devam ederseniz solda İstanbul Kitapçısı'nı göreceksiniz. İBB'nin son dönemde açtığı birbirinden güzel İstanbul Kitapçısı mağazalarından biri de burası. Müze Gazhane'de çocuklara hitap eden çok alan olduğu gibi kitapçıda da bol bol çocuk kitabı bulunuyor. Müze Gazhane, tam anlamıyla bir kültür sanat alanı. İçeride ben gittiğimde iki farklı binada sergi vardı, ancak daha fazla sergi alanı da mevcut, ihtiyaca göre diğer yapılar da sergi alanı olarak kullanılabilir. durumda. İçeride Beltur'un restoran ve kafelerinin olduğunu belirtmiştim. Ancak ne kadar güzel olduklarını da göstermek istedim. Yukarıdaki fotoğrafta yer alan girişte sağdaki Beltur'un restoranı, hem iç hem de dış mekanı oldukça büyük. Aşağıdaki fotoğrafta yer alan ise Gazhane Meydan'a bakan, çok geniş bir açık alanı olan Beltur kafeteryası. İstanbul Kitapçısı'ndan bir kitap alıp, kahvenizi alıp burada saatler geçirebilirsiniz, çok keyifli. Fiyatlar İstanbul'un her yerindeki Beltur fiyatları ile aynı, yani ulaşılabilir fiyatlar. Gazhanenin tam ortasında kocaman bir düz alan bırakılmış, bu alan etkinlik alanı olarak kullanılmak üzere tasarlanmış. Etkinlik takvimini Müze Gazhane'nin internet sitesinden takip edebilirsiniz. Etkinlik olmadığı zamanlar ise bahçedeki kedi-köpek ve çocuklar için harika bir oyun alanı. İTÜ Mimarlık Fakültesi'nin aykırı isimlerinden olan Afife Batur, Hasanpaşa Gazhanesi'nin kapanmasından sonra bu alanın Mimarlar Odası, Kadıköy Belediyesi gibi pek çok kurumun kapısını aşındırarak bu alanın korunması ve tescil altına alınması için mücadele etmiş bir aydın. Afife Hanım'ın gazhane içinde en sevdiği bina, onun onuruna kütüphane olarak tasarlanmış ve adı bu kütüphaneye verilmiş. İBB Afife Batur Kütüphanesi; genel kültür, sanat, bilim, tarih, araştırma, inceleme, kent çalışmaları, ekoloji, mimarlık, felsefe, sosyoloji gibi kategorilerinde yaklaşık 10 bin kitaplık, dijital arşiv bölümüne dahip. Ayrıca kütüphanenin alt ve üst katında isteyen herkesin 24 saat kullanabileceğiniz sessiz bir çalışma alanına sahip. Müze Gazhane'nin Gazometre binaları İBB Şehir Tiyatroları'nın iki ayrı sahnesi tarafından kullanılıyor. Büyük Sahne ve Küçük Sahne adında iki sahnede düzenli olarak oyunlar sergileniyor. İBB Şehir Tiyatroları'nın internet sitesinden bilet alarak siz de bu sahnelerin birinde tiyatro izleyebilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraf Büyük Sahne'nin fuaye alanından. İBB Şehir Tiyatroları'nın Küçük Sahnesi'nin üst katında ise Karikatür ve Mizah Müzesi bulunuyor. Küratörlüğünü İzzeddin Çalışlar'ın yaptığı müze; \"Çizerini Yaşatan Çizgiler Türk Karikatür Ustaları Özgün Eser Seçkisi\" sergisi ile karikatür sevenleri bekliyor. Ayrıca müze içinde sizin de çizim yapabileceğiniz kocaman boyama alanları bulunuyor. Otoparkı neden bu listeye eklediğimi eminim merak etmişsinizdir. Aslında iki nedeni var, birincisi İstanbul'un kalabalık bir noktasında bulunan Gazhane'ye kendi aracınız ile gelmek istediğinizde oldukça büyük bir kapalı otoparkı olduğunu belirtmek istedim. İkincisi ise bu otopark öyle bildiğiniz otoparklardan değil, otopark alanı da etkinlik alanı olarak kullanılıyor ve burada konserler düzenleniyor, dolayısıyla burası da Gazhane'nin yaşam alanının bir parçası. Yukarıda anlattığım yerlerin kroki üzerine yerleştirilmiş halini aşağıdaki Müze Gazhane haritası üzerinde görebilirsiniz. Gazhane'nin açık adresi; Kurbağalıdere Cd. No:125 Hasanpaşa/Kadıköy. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Müze Gazhane, Söğütlüçeşme Metro İstasyonuna sadece 5 dakika yürüme mesafesinde yer alıyor. Kadıköy İskelesi'nden ise 20-25 dakikalık yürüme mesafesinde. Aracınız ile gelecekseniz Kadıköy Tarihi Salı Pazarı'nı geçtikten sonra müze girişini ve otopark tabelasını göreceksiniz. Müze Gazhane'ye herhangi bir giriş ücreti yok. Müze Gazhane içindeki mekan ve müzelerin farklı ziyaret saatleri bulunuyor. - Afife Batur Kütüphanesi ve sesli çalışma alanı 7 gün 24 saat açık. - Karikatür ve Mizah Müzesi, İklim Müzesi, Bilim Merkezi, Galeri Gazhane hafta içi pazartesi hariç 09:00-18:00 arası, hafta sonu 10:00-18:00 arası açık. - Restoran ve kafe 10:00-22:00 arası her gün açık. - Gazhane Meydan her gün 09:00-22:00 arası açık, İstanbul Kitapçısı her gün 11:00-22:00 arası açık. Müze Gazhane ziyaretimizin anlattığım videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. İstanbul'un böyle farklı yaşam alanlarına çok ihtiyacı var, umarım sayıları artar! Müze Gazhane ile ilgineceğini düşündüğünüz arkadaşlarınıza bu yazıyı göndermeyi unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/muzekart-turkiyenin-hazinelerini-tek-kart-ile-kesfedin", "text": "Müze sever misiniz? Müze gezer misiniz? Ben çok severim. Sadece müze değil tabii, antik kentler, ören yerleri, saraylar yani tarih ve kültür açısından beni besleyecek ne varsa severim. Türkiye'de yüzlerce müze, antik kent, ören yeri, saray gibi kültür varlığına tek bir kart ile girebileceğinizi biliyor musunuz? Müze Kart, 10 yıldır Türkiye'de kültür varlıkları ile ilgilenenlere uygun fiyata ziyaret imkanı sunuyor. Müze Kart; yıllık olarak satın alabileceğiniz, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'ine bağlı 300'den fazla müze ve ören yerini gezilebileceğiniz bir kart. Bazı özel müzeler ücretsiz ziyaret edilebiliyor, bazılarında ise indirimli olarak girmenizi sağlıyor, sergiler ve tiyatro temsilleri indirimli izlenebiliyor. Kafe ve hediyelik eşya mağazalarındaki alışverişlerde indirim sağlanabiliyor. Ben her yıl Müze Kart'ımı yeniliyorum çünkü yurt dışında olduğu kadar yurt içinde de gezmeyi çok seviyorum. Son dönemlerde ülkemizde açılan müzelerin kalitesindeki gözle görülür artış da her yıl kart almamın bir nedeni, hem mevcut müzeler gittikçe güzelleşiyor hem de yeni müzeler gerçekten dünya standartlarında olmaya başladı. Mesela en son Burdur seyahatimde çocukluğumdan beri gitmediğim Burdur Müzesi'ne tekrar gittim ve müzenin yeni hali beni inanılmaz mutlu etti. Hem eser çeşitliliği hem de müzenin düzeni tamamen değişmiş ve çok güzel olmuş, memleketim de olunca gurur duydum. Yine Burdur'da açılmış olan Doğa Tarihi Müzesi de, eski bir kilise binasının müze haline getirilmesi ile kurulmuş. Bu yeni müze de büyük memelilere ait kemikleriyle ve dev mamut iskeleti ile görülmeyi hak ediyor. Tüm bu müzelere ise tek bir kart ile ekstra ücret ödemeden girebiliyorsunuz. Özel müzelerde tamamen ücretsiz olmasa da anlaşmasına göre farklı oranlarda indirim sağlıyor. Mesela İzmir Torbalı'daki Türkiye'nin ilk ve tek otomobil müzesi olan Key Museum'a %15 indirimle girebiliyorsunuz. İndirim anlaşmalarına internet sitesinden bakabilirsiniz. Müzekart'ın Türk Vatandaşları için olan çeşidi olan Müzekart+ dışında yabancı turistlere yönelik çeşitleri de var. Ülkemizdeki turistik bölgelere özelleştirilmiş versiyonlarının yanı sıra tüm Türkiye'yi kapsayan Museum Pass Turkey var. - Müzekart+: Müzekart+ ile bir yıl boyunca T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'ine bağlı 300'ü aşkın müze ve ören yeri gezilebildiği gibi, izleniyor. Kafe ve hediyelik eşya mağazalarındaki alışverişlerde daha az ücret ödeniyor. - Müzekart+ yıllık ücreti: 70TL - Museum Pass İstanbul: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın İstanbul'da bulunan müzelerinde geçerli olan Museum Pass İstanbul, yabancı misafirlerimize İstanbul'da gezerken avantaj sağlıyor. - Museum Pass İstanbul yıllık ücreti: 185TL - Museum Pass Cappadocia: Ihlara Vadisi, Derinkuyu Yeraltı Şehri, Göreme Açıkhava Müzesi, Göreme Karanlık Kilise, Kaymaklı Yeraltı Şehri, Özkonak Yeraltı Şehri, Nevşehir Müzesi, Çavuşin Örenyeri, Hacıbektaş Müzesi, Zelve-Paşabağlar Örenyeri'ni süresi boyunca 1 kez ücretsiz ziyaret etme olanağı sunuyor. - Museum Pass Cappadocia yıllık ücreti: 110TL - Museum Pass The Aegean: İzmir, Aydın ve Muğla illerinde bulunan tüm Müze ve Ören yerlerinde kullanıcısına her bir Müze/Ören yerine bir kez giriş imkanı sağlayacak ve ilk kullanıldığı andan itibaren 7 gün süre ile geçerli olacaktır. - Museum Pass The Aegean yıllık ücreti: 185TL - Museum Pass The Mediterranean: Museum Pass Akdeniz Kartı; Antalya, Mersin ve Adana illerinde bulunan tüm Müze ve Ören yerlerinde kullanıcısına her bir Müze/Ören yerine bir kez giriş imkanı sağlayacak ve ilk kullanıldığı andan itibaren 7 gün süre ile geçerli olacaktır. - Museum Pass The Medterranean yıllık ücreti: 185TL - Museum Pass Turkey: Museum Pass Turkey Kart; T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 300'ü aşkın Müze ve Ören yerlerinde kullanıcısına her bir Müze/Ören yerine bir kez giriş imkanı sağlayacak ve ilk kullanıldığı andan itibaren 15 gün süre ile geçerli olacaktır. - Museum Pass Turkey yıllık ücreti: 315TL Yabancılar için olan kartların süre kısıtlamaları bana birazcık limitli geliyor. Tüm Türkiye'yi gezmek için Türkiye'ye gelmiş bir yabancı olsam Türkiye'yi 15 gün içinde gezip bitiremem, istenen ücret de az değil. Müzekart+ alabilmek için fotoğraflı bir kimlik belgeniz ile birlikte Müzekart satış noktalarına başvurabilir veya Müzekart'ın internet sitesinden kart başvurusu yapabilirsiniz. Online satış fiyatı ile satış noktalarındaki kart fiyatı aynı. Müzekart sitesinden satış noktalarına dair detayları da öğrenebilirsiniz. Müze Kart ile ilgili tek eleştirim, eskiden pek çok müze veya antik şehir girişinde alabildiğimiz ve 1 yıl süre ile kullanabildiğimiz Müze Kartı yine alabiliyorsunuz ama belli yerlerde onaylatmamız gerekiyor, yani kartı alsanız da bir süre sonra geçersiz oluyor. Mesela Burdur ve Bursa'da kartı geçerli hale getirebileceğiniz yerler yok. Fiziksel olarak kartı aldıktan sonra yanlış hatırlamıyorsam 1 hafta içinde onaylatmanız gerekiyor, aksi halde kullanıma kapanıyor. Umarım bu sorun en kısa zamanda çözülür. Müze Kart'ı nice 10 yıllar boyunca kullanmaya devam edeceğim, siz de benim gibi Türkiye'yi keşfetmeyi seviyorsanız, mutlaka bir tane edidin. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/naadam-festivali-mogolistan", "text": "Naadam festivali her yıl 10-12 Temmuz civarında düzenleniyor. Bu festival ülkenin kurtuluşu gibi kutlandığı için belli bir bölge ile kısıtlı değil ülkenin her yerinde kutlanıyor. Ülke genelinde tek tarih geçerli değil resmi açılış yapıldıktan sonra Temmuz ve Ağustos ayı boyunca kutlamalar ve yarışlar devam ediyor. Tabii ki en büyük kutlamalar başkent Ulanbator'da yapılıyor. 2016 yılının Temmuz ayında Moğolistan'a seyahat planı yaparken tamamen tesadüfler sonucu Moğolistan'ın en büyük festivali olan Naadam zamanına denk geldiğimden habersizdim. Turna. com üzerinden aldığım uçak bileti ile Moğolistan'a gittim. Naadam üç erkek oyunu demek, festival boyunca da ülkenin en popüler oyunları oynanıyor. Moğolistan deyince aklınıza gelen tüm ögeler bu festivalde boy gösteriyor. At yarışları, okçuluk yarışları, güreş müsabakaları... Moğol erkeklerinin bir kısmı bütün yıl bu festivalde düzenlenecek olan yarışmalar için hazırlanıyor. Bu festival ilk Moğol Devleti'nin, Büyük Moğol İmparatorluğu'nun ve Moğol Cumhuriyet'in kuruluş kutlamaları için düzenleniyor. Moğol halkının milli bayramı. Festival tarihinin 10-12 Temmuz olmasının nedeni belli bir tarih olmasından çok Moğolistan için en iyi sezon olmasından kaynaklanıyor. Hava sıcak ve güneşli, böylece dışarda yapılan müsabakalara maksimum katılım sağlanabiliyor. Naadam'ın çıkış noktası Cengiz Han zamanında orduya asker seçerken yapılan müsabakalar. Orduya girmek için ve orduda belli bir mevkiye gelebilmek için bahsettiğim okçuluk, ata binme ve güreşte başarı göstermeniz gerekiyordu. Bu gelenek, bu festival ile devam ettirilmiş oluyor ve yüzlerce yıldır devam ediyor. Ana yarışlar okçuluk, ata binme ve güreş üzerine olsa da festival boyunca büyük panayır alanları kurulup dans ve müzik gösterileri yapılıyor. Okçuluk ve at yarışlarına hem kadın hem erkekler oynayabilirken, güreş sadece erkekler tarafından oynanıyor. Eskiden güreşçilerin giydiği yeleklerin önü kapalıymış. Rivayete göre bir kadın gizlice, sakatlanan kardeşinin yerine geçip şampiyon olunca kadınların katılmasını engellemek için güreşçilerin giydiği yeleklerin önünü açmışlar. At yarışları Ulanbator'a 15 km mesafede geniş bir bozkırda yapılıyor. Yüzlerce kişi, araba, insan at yarışlarını izlemek için alana geliyor. Burada da standlar kurulmuş, yeme-içme her türlü imkan var. Nadaam'ın açılış seramonisi Ulusal Stadyum'da yapılıyor ve açılışı izlemek için bilet almanız gerekiyor. Ben Moğolistan seyahatimi 3 Moğol genci ile birlikte yaptım ve açılış seramonisini de o ailelerle izleme imkanım oldu. Moğolllar için ne kadar özel ve önemli olduğunu bu sayede çok daha iyi anlama şansım oldu. Naadam'a gelen genç yaşlı tüm Moğollar geleneksel kıyafetleri ile tören alanına geliyor. Bütün gün güzel Moğol insanlarının fotoğraflarını çekerek gününüzü geçirebilirsiniz. Açılış seramonisinde tüm yarışçılar bir kortej geçişi yapıyor. Dans gösterileri ve açılış konuşları yapılıyor. Moğolistan tarihinde gurur duydukları sahnelerin canlandırıldığı gösteriler düzenleniyor. Moğol yemek kültürü göçebelere uygun bir yemek kültürü. Yetiştirdikleri hayvanların etinden sütünden sonuna kadar faydalanıyorlar. Haşlanma et, mangal, kurutulmuş et en çok göreceğiniz yemekler. Onun dışında ise çin mantısına benzeyen buuz adı verdikleri bir mantıları ve bizim çiböreğe benzeyen Khushuur dedikleri hamur işi yemekleri var. Naadam bayramında yapılan Khushuur ise normalde yapılandan şekil olarak farklı. Tabii ki kımız hayatlarının önemli bir parçası. Naadam şenliklerinin olduğu alanda bu yemeklerin hespinin tadına bakabileceğiniz standlar kuruluyor. Çay dedikleri, sütlü, tereyağlı, yeşil çaydan yapılan bir içecekleri var. Herkesin damak tadına uymasa da ben çok sevdim. Tüm yemeklerin yanında bu çay mutlaka servis ediliyor. Sabah kahvaltısında çayın içine kurutulmuş et doğrayıp yemek en yaygın kahvaltı şekli. Bizimkine yakın peynirler yapıyorlar. Kurutulmuş çökelek benzeri peynirleri var ve kurabiye gidi biraz ekşimsi ama doyurucu ve besleyici. Moğolistan genel olarak güvenli bir ülke. Kadın-erkek eşitliğinin en üst seviyede olduğu ülkelerden de biri. Kadınları da çok güçlü ve çalışkan. Moğolistan'daki tek sorun alkol tüketiminin fazla olması. Ne yazık ki göçebe hayattan yerleşik düzene geçmeye başlayan özgür ruhlu insanlar yeni hayatlarına adapte olmakta zorlandıklarında kendilerini votkaya vermişler. Bu nedenle sokaklarda sallana sallana gezen insanlar görmeniz mümkün. Alkollü araç kullandığı için kaza yapan, yolda sızıp kalmış insanlara dahi denk geldim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nasil-cok-gezilir", "text": "Son günlerde sık sık nasıl bu kadar çok geziyorsun, buna nasıl vakit ve para buluyorsun sorusu ile karşılaşıyorum. Nasıl yaptığımı uzun uzun anlatayım istedim. Öncelikle zaman konusunu çözelim. Zaman/zamansızlık her zaman kişiye göre görecelilik gösterir. İş için, odamızı toplamak için, arkadaşlarla buluşmak için, bir kitabı okumak için hep zamanın yetmediğinden yakınırız. Ama sevdiğimiz, bizi mutlu eden şeyler için vakit yaratmaya çalışırız. O durumda vakit \"yaratılabilir\" birşeye dönüşüverir. Benim için de durum farklı değil. Yeni yerler görmek, yeni şeyler öğrenmek, bildiğim yerleri yeniden keşfetmek için vakit yaratırım. Bazen sadece bir hafta sonu, bazen 10 gün... Yoğun iş temposu içinde bunu çözmek ise seçimlerinizle ilgili... 23 Nisan tatilini bir gün daha izin alarak 4 günlük bir tatil fırsatına çevirmek elimizdedir. Yada bir pazartesi izin kullanıp 3 günlük bir kaçamak tatil. İnanın bana işe geri döndüğünüzde verimimizi artacaktır. Kendinize küçük molalar hediye edin ara sıra. Türkiye'de yaşamanın avantajlarından biri de sıkça tatil olması: Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, 23 Nisan, 19 Mayıs, 1 Mayıs, vb. Önemli olan bu tatilleri gezi fırsatlarına dönüştürebilmek. Kendi işini yapanlar için ne yazık ki diyecek birşeyim yok. Onlar da zaman yaratmanın bir yolunu bulmaya çalışsınlar. Seçimlerinizle ilgili dememin bir nedeni de, \"bu tatillerde ailemle vakit geçireceğim, bitirmem gereken işlerim var, ödevim var\"lar arasından seçim yapmanız da gerekiyor. Bunu da dengeyi sağlayarak çözebilirsiniz. Ramazan bayramını ailenizle geçirirsiniz de Kurbanda gezi programı yaparsınız gibi. - İyi anlaştığınız birkaç arkadaşınızı ikna edebilir, hatta zorla götürebilirsiniz. Bir-iki derken onlar sizden daha hevesli hale gelebilirler. - Bir organizasyon bünyesinde gezilere katılabilirsiniz. Mesela Gezenbilir forumu bir dernek kurmuş, ya da güvendiğiniz bir tur şirketi de olabilir. - Baktınız hiçbiri olmuyor, alın başınızı gidin. Yalnız gezmek, yanlız tatil yapmak bazen beklediğinizden çok daha eğlenceli olabilir. Denemekten korkmayın. - Olası tatil tarihleri belirlenir. - Bu tatil döneminde, sezona göre gidilebilecek yerler belirlenir. - O tarihler ve gidilecek yere en uygun ulaşım aracı belirlenir. - Belirlenen ulaşım aracı için olası bütün alternatifler değerlendirilir. Örneğin, uçakla gidilecekse gidilecek yere uçan tüm havayollarından fiyat araştırması yapılır. İllaki direkt uçulması gerekmediğini unutmayın. Türkiye'den Avrupa'ya çıktıktan sonra Avrupa'da şehirlerarası çok ucuza uçak bileti bulma şansınız var. Bu en fazla vakit alacak kısım. - Bileti buldunuz, otelleri araştırmaya başlayabilirsiniz. Booking. com iyi bir alternatif. Burada önemli nokta şehir merkezinde olması, yorumların iyi olması ve ulaşım araçlarına yakın olması olmalı. Böylece ulaşım için ekstra para ödemenize gerek de kalmaz. - Gittiğiniz yerde masraflarınızı dengeleyin. Öğlen hafif birşeyler yiyip akşam yemeğinde gittiğiniz yere özel yemekler yiyebilirsiniz mesela. Turizm Bürolarına uğrayıp paket fiyatların avantajlarını araştırın. Bunlar içinde müze girişleri ya da ulaşım olabilir. - En son ve önemli nokta ise gittiğiniz her yerden bütün arkadaşlarınıza ve/veya ailenize hediye almaya kalkışmayın. Bu en büyük masraf kaleminizi oluşturabilir. Kendinize hatıra kalacak ufak tefek birşeyler almayı unutmayın. Bu yazımı beğendiyseniz Seyahat Bütçesi yazım da ilginizi çekecektir. çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık.. bence her insan gezmeye zaman ayırmalı çok gezen daha çok bilir diye düşünüyorum. Çok doğru bu postta tüm yazılanlar.. Kesinlikle katılıyorum.. Seyahat etme fikri kadar kulağa gerçekten her zaman hoş geliyor. Önemli olan istemekle kalmayıp hayata geçirmek. siteyi yeni keşfettim. Çok iyi iş çıkarılmış.. Çok başarılı.. Tebrik ediyorum.. Takipte olacağım.. Keyifle okudum. Belli bir yaştan sonra mantıklı gelmiyor bunlar insana. Ama gerçekten keyifle okudum. Teşekkür ederim. Zambia yazılarını iletirsen çok mutlu olurum. Keyifle bir solukta okudum yazınızı geçekten çok güzel bir yazı olmuş, umarım bir gün yolunuz marmaris taraflarınada düşer ozaman size buraları gezdirmek isteriz. Marmaris ve çevresini gezip, eğlenecek aktiviteler düzenliyoruz. Marmaris'e bir daha geldiğiniz zaman sizleri misafir etmek isteriz. Neyse, bir yol arkadaşım var artık. Ekim sonu Varşova & Krakov gezimiz çok güzeldi. Veeee biraz önce Mayıs 2016 için Pegasus'tan Oslo biletlerimizi aldım. Ne kadar mutlu oluyorum sen böyle yorumlar yaptıkça anlatamam! Marmariste biribinden farklı 8 farklı tekne turu var, hepsi güzel hepsi birbirinden farklı. Tatiliniz boyunca en az bir tanesine çıkmanızı tavsiye ederim. Gezmek, tur demek, tur demek tekne turu demek, Marmaris'e geldiğinizde mutlaka marmaris tekne turuna katılarak tüm marmaris'i gezmiş olursunuz. gayet güzel bir yazı olmuş tebrik ederim. Güzel ve bilgilendirici bir yazı. Ellerinize sağlık. Türkiye'de hala çok para harcamadan görülecek şahane yerler olduğunu düşünüyorum. Foça, Dikili, Çandarlı vb yerler gayet ekonomik."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nasil-ucuz-otel-bulurum", "text": "Çevremde kim bir yere gidecek olsa önce bana soruyor. \"Avrupa turuna çıkacağım nerelere gideyim?, Paris'e gideceğim hangi mevsimde gideyim, nasıl ucuz uçak bileti bulabilirim?, Almanya'ya gideceğim nereden bilet alayım?, İstanbul'a geleceğim, İstanbul otelleri arasında nasıl seçim yapayım?, Kapadokya tatili için için önereceğiniz Kapadokya otelleri var mı?...\" soru listesi uzayıp gidiyor. Ucuz otel bulma deneyimlerimi bir yazıda toparlayayım, \"Nasıl ucuz otel bulurum?\" veya \"konaklamayı nasıl ucuza getirebilirim?\" sorularının cevaplarını yazayım dedim. Umarım ucuz otel bulma konusundaki sorularınızın cevaplarını bulabilirsiniz, cevapsız kalan sorularınız varsa yorumlara yazabilirsiniz. Otel, uçak, ulaşım, farketmeksizin ucuz seçenekler bulmak istiyorsanız mutlaka erken davranmanız gerek. Ne kadar erken rezervasyon yaparsanız, ucuz otel, ucuz konaklama seçenekleri bulma ihtimaliniz de o kadar artar. Özellikle yüksek sezon denilen tatil dönemlerinde seyahat ediyorsanız, mutlaka konaklamanızı erken ayarlayın. Erken ayarlamaktan kastım en az 3-4 ay, mümkünse 8-9 ay öncesinden otel rezervasyonunuzu yapmak. Özellikle yurt içinde erken rezervasyon fırsatlarını değerlendirerek çok uygun otel fiyatları bulmanız mümkün. Bir seyahat planlarken sadece 3-5 yıldızlı otellerde kalırım diye kendinizi sınırlandırmayın. Artık konaklama için pek çok alternatif bulunuyor. Oda kiralama, ev kiralama, bungalov evler, küçük evler, butik oteller, konsept hosteller gibi çok farklı konaklama seçenekleri internet sayesinde artık çok kolay ulaşılabilir durumda. Klasik oteller dışındaki seçenekleri de mutlaka değerlendirin. Seyahat planı yaparken konaklama yeri için çoğunlukla şehir merkezlerine bakıyoruz. Ancak oteller ne kadar merkezi olursa fiyatlar o kadar yüksek olabiliyor. Metro veya ulaşımı kolay bir yerde olduğu halde şehir merkezinde olmayan seçenekler size ciddi fiyat avantajı sağlayabilir. Mesela İstanbul'u düşünün, turist merkez diyebileceğimiz Sultanahmet veya Taksim çevresi ile otel aramanızı daraltmak yerine Kadıköy, Beşiktaş, Üsküdar gibi ulaşım seçenekleri üzerinde bulunan yerlere bakarak İstanbul otelleri arasından çok daha uygun alternatifler bulabilirsiniz. Türkiye'de çok rastlamadım ama yurtdışında bazen uzak olduğu için kendi servisini sunan oteller olabiliyor. Veya Brunei'ye giderseniz hemen her otelin hem havalimanı hem de şehir içi servisleri oluyor. Yani gittiğiniz ülkeye/şehre göre seçim yapmanız en doğrusu. Bir diğer örnek; Endonezya Flores adasında kaldığımız otel merkezden çok uzak ve zor ulaşılabilir olmasına rağmen istediğimiz her an bize servis hizmeti sağladı ve cennet gibi bir ortamda çok uygun fiyata konakladık. Hem yurt içinde hem de yurt dışında otel rezervasyonu için kullanabileceğiniz Tatil Sepeti gibi pek çok internet sitesi bulunuyor. Erken rezervasyon fırsatları, otellerin özel indirimleri, sezon indirimleri gibi fırsatları yakalayabilmek için bu sitelere üye olursanız e-bültenleri düzenli olarak e-posta adresinize gelecektir. Kimi zaman öyle fırsatlar oluyor ki, İstanbul'da yaşasanız dahi kendinizi şımartmak için birkaç gün otel konaklaması yapmak veya hiç aklınızda yokken uygun otel fırsatı yakalayınca kendinizi Kapadokya seyahati planlarken bulabilirsiniz. Hap gibi bilgilerle ucuz konaklamanın sırlarını vermeye çalıştım, umarım işinize yarar. bende hic denemedim ama etrafimda kullanarak dolasan arkadaslarimdan ve misafir ettikleri kisilerden gordum zaten ziyaret edenler ettiklerini yorumluyor denemekte fayda var diye dusunuyorum her ne kadar ilk basta biraz gelsede."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nasil-ucuz-ucak-bileti-bulunur", "text": "Öncelikle bir itirafta bulunayım. Uzmanlık alanım Avrupa'dan daha öteye henüz geçemiyor. Önümüzdeki yıllarda daha uzaklara da açılabilmeyi ümit ediyorum. - Bir kere ucuz uçak bileti bulmayı hobi edinmek lazım. \"Yok artık\" diyenlerinizi duyar gibiyim. Ama maksat sık gezmekse durum böyle. - Kampanyaları takip etmek, bilet sorgulayıp indirimli koltukları yakalamak da bir başka yöntem. Benim için bu kampanyaları takip eden kimse yok mu diye düşünebilirsiniz. Ben henüz düşünenini bulamadım 🙂 - Avrupa için merkezi ve küçük havaalanlarını bilip uçuş programlarını buna göre yapmak. Basel'e çıkışı uygun fiyatlara yapabilirsiniz. Oradan da 60'dan fazla noktaya uçabilirsiniz. Hatta bu Avrupa'nın ortasındaki şehirden trenle pekçok noktaya ulaşabilirsiniz. Bir güzel nokta da Fransa vizesi ile bu havaalanında Avrupa'ya girebilirsiniz. Fransa en uzun vize veren ülkelerden biri. Yanlız tren uçaktan daha pahalı dikkat edin. - İllaki direkt uçmalıyım diye kendinizi şartlamayın. Unutulmaması gereken önemli bir nokta Türkiye'den Avrupa'ya çıkış pahalı, Avrupa içi uçuşlar ucuz. Türkiye'den ucuza biyere çıkın, Avrupa içinde istediğiniz gibi dolaşabilirsiniz. 6 'ya Stockholm'den Paris'e, 9 'ya Milan'dan Roma'ya gibi... Bunlar şaka değil, bizzat yaşanmış örnekler. Mesela direkt Viyana'ya uçmak yerine Bratislava'ya uçabilirsiniz. Viyana'ya sadece 1 saatte sürekli kalkan shuttlelarla geçebilirsiniz. - İstanbul'dan Avrupa'ya gidebileceğiniz ucuz havayolu şirketlerinden bazılarını aşağıda sıralıyorum. Araştırırsanız başka da bulabilirsiniz. - Easyjet - Myair - Skyeurope - Norwegian - Condor İpuçlarına devam edeceğim. Bunu da anlatsan ne güzel olur dediğiniz konular varsa, benim de konu hakkında bilgim varsa paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Bir kere yurtdışına çıkmış olmak, ondan sonraki vize başvurularında kesinlikle olumlu etki yaratıyor. Özellikle aynı ülkeden sık sık vize alıyorsanız her defasında daha uzun vize alabilirsiniz. Bu konuda Fransa'yı kesinlikle öneririm. Hem uzun vize veriyor, hem de oradan üstüste vize alırsanız her defasında bir öncekinden daha uzun vize alabiliryorsunuz. Burada önemli bir nokta var yanlız. İlk giriş yapacağınız ülke vizeyi aldığınız ülke olması gerekli. Her zaman değil ama bazı schengen ülkeleri bu konuda zorluk çıkıyor. Bir tur şirketi İspanya'ya gitmek için bütün gruba Fransa vizesi almış, bir uçak dolusu turisti İspanya kabul etmeyip geri göndermiş. Tatilin rezil olmaması için tedbiri elden bırakmamak lazım. Pasaport için ise böyle bir ayrım yok parasını veriyorsun, ne kadar süre istersen uzatıyorsun. çok güzel bir yazı olmuş.. yanlız vize kurallari sabit değil mi bütün avrupa için ilk vize 3 ay sonraki vize 6 ay diye biliyorum.. birde avrupa içi uçmak için ryanair'de biliyorsunuzdur ama yinede ekleyelim.. Kesinlikle haklısınız. Rynair'i unutmuşum. Avrupa'da çok yaygın ve yine ucuz bilet bulunabilecek havayollarından biri. yukarida bahsettiginiz gibi ucuz ucak bileti bulmak ve arastirmak neredeyse basli basina bir is. Bu aralar seyahatlerime cikmadan evvel seyahatix. com adli seyahat arama motorunu kullaniyorum. Turkiye dahil Avrupada da 150 civari dusuk maliyetli havayolu firmalarinin ucak bilet fiyatlarini da tariyorlarmis. Devamli seyahat edenlerin ilgisini cekecegini dusundum. Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim. Aslında gideceğim yer hakkında araştırma yapıp ondan sonra geziyor ve sonrasında da elimden geldiğince paylaşmaya çalışıyorum. Yani ne sadece okumak ne de sadece tek başına gezmek, ikisi bir araya geldiğinde asıl keyif ortaya çıkıyor diye düşünüyorum. Alitalia var dı bir zamanlar, ve gayet ucuz du. Ne olduki ona. Hala duruyorsa bir kaç kez kullanmıştım. Gayet uygundu fiyatları. Alitalia da batmıştı bir zamanlar, sonra başka bir havayolu yanılmıyorsam Lufthansa almıştı. Hala aynı isimle uçuşları devam ediyor. Güzel bir bilgilendirme gerçekten elinize sağlık bende bayadırarştırma yapıyorum trucakbileti. com dan biletlerimi alıyorum tavsiye ederim. İnternet üzerinde uçak bileti fiyatları karşılaştırma ve sorgulama yapan servisler mevcut. Bu servisler, onlarca havayolu şirketinin indirimli, kampanyalı bütün uçak seferlerini tek bir sayfada görüntüler ve bütçenize en uygun ve en ucuz uçak biletini satın almanızı sağlar. http://www. alobilethatti. com bu fikre hizmet eden güvenilir ve hızlı uçak bileti karşılaştırma platformu. Alobilethattı, bir çok havayolu şirketinin en ucuz uçak seferlerini ve uçak bileti fiyatlarını görüntüleme ve satın alma fırsatı verir. Merve ucuz havayollarının bazıları hiçbir karşılaştırma platformuna girmiyor. O yüzden havayollarının sitelerine bakmak daha garantili."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nasil-ucuz-ucak-bileti-bulurum", "text": "Yurtdışına çıkarken harcama kalemlerinin en büyüklerinden biri uçak bileti. Peki ucuz uçak bileti nasıl bulunur? \"Ben illaki büyük, bilindik havayollarından biri ile uçarım\" diyorsanız, bu yazının devamını okumayın. Eğer \"benim için hangisi olduğu farketmek beni gideceğim yere götürsün, ekonomik olsun, yeter\" diyorsanız o zaman okumaya devam edin. Ucuz uçak bileti bulmak için birkaç tüyo vereceğim, umarım işinize yarar. - Öncelikle gideceğiniz yer ve tarih konusunda esnek olmak size önemli bir avantaj sağlayacaktır. - Uygun fiyatlı belki adını bile henüz duymadığınız pek çok havayolu şirketi hiç beklemediğiniz fiyatlara gitmek istediğiniz ülkeye sizi uçurabilir. Peki \"ben adını bile duymadığım havayolu şirketlerini nasıl bulacağım\" diyorsanız işte size çok kolay bir yol. İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havaalanı web sitelerine girerek o havaalanından uçan havayolu şirketleri sayfalarına ulaşmanız çok kolay. Bu seçenek dışında bir diğer alternatif ise uçak bileti fiyatı karşılaştırması yapan Enuygun. com ve Turna. com gibi yerel veya Skyscanner. com, Kiwi. com gibi uluslararası internet sitelerinde gitmek istediğiniz yer ve zamanı seçerek farklı havayolu seçeneklerine ulaşabilir, en uygun uçak bileti seçeneklerine ulaşabilirsiniz. - Özel dönemlerde indirimli kampanyaları takip etmek için havayolu şirketlerine e-posta adresinizi bırakmanız da hiç beklemediğiniz fiyatlara uçma fırsatı sağlayabilir. Stockholm-Paris gidiş-dönüş Euro'ya uçabilirsiniz. Ben uçtum. - Her konuda olduğu gibi ucuz uçak bileti bulmak da araştırma ve zaman gerektiriyor. Bu sayede tatilinizi çok uygun fiyatlara getirebileceğinizi sakın unutmayın. - Bir küçük tüyo, pek çok firma sevgililer günü gibi özel günlerde kampanyalar düzenliyor. 1 bilet fiyatına 2 kişi uçma fırsatını, hele ki vizeniz varsa, kaçırmayın! Nasıl ucuza uçak bileti buluruz anlattım, ancak ne yazık ki ucuza uçak bileti almanın bazı dezavantajları da var. Bunlardan bahsetmeyerek kimseyi yanlış yönlendirmek istemem. - Ucuz bilet aldığınızda uçuş saatinin/gününün değişmesi riskini de almış oluyorsunuz. Örnek vermek gerekirse; Myair'den Milan'a 13 Şubat gidiş-16 Şubat dönüş uçak bileti almıştım Kasım sonunda. Ne yazık ki uçuştan 1 ay önce uçuş gününün hem gidiş hem dönüş için değiştiğini bildirdiler. İşin kötü yanı bileti iade alamıyorsunuz. Ya o uçuşu kullanmak zorundasınız ya da belli bir süre içinde aynı hatta o bileti kullanmanız gerekiyor. İnternetten bilet aldığınızda sözleşmelerinde bunu açık olarak belirtiyorlar. Dolayısıyla herhangi bir itiraz hakkınız da olmuyor. - Ucuz bilet aldığınız havayollarından ekstra hizmet beklemeyin 🙂 Uçakta yemek servisi dahil herhangi bir servis yok. Sürekli THY ile uçan bazı arkadaşlarım çok yadırgıyor bu durumu, o yüzden özellikle belirtmek istedim. Birşey yemek içmek isterseniz ücretini ödüyorsunuz. Ücretler yüksek olmuyor, indiğiniz ülkede emin olun daha pahalıya alırsınız o sandviçleri 🙂 Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Skyscanner'ın sitesini ve iPhone uygulamasını kullanmanızı öneririm. Nereye, ne zaman gideceğinize karar vermeden uçak bilet fiyatlarını karşılaştırmalı olarak sunabiliyor. Şimdiye kadar gördüğüm en iyi uçak bileti araştırma sitesi. ben de çoğunlukla onu kullanıyorum ama bir istisnası var, o da bazı ucuz havayolları bu tarz platformlara hiç girmiyor. Onları ayrıca bulup bakmak gerekiyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nazli-gurkas-ile-gezgin-roportajlari", "text": "Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan adlı kitabının yazarı Nazlı Gürkaş ile hem seyahatleri hem de kitabıyla ilgili keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Mayıs 2018'te yayınlanan kitabı sayesinde tanıştığımız Nazlı ile aşağıdaki soruların cevaplarını aradığımız röportajımızı Youtube kanalımda bulabilir, veya bu bağlantıdan izleyebilirsiniz. - Nazlı Gürkaş kimdir? Ne yapar? - Yurtdışında neden, nasıl 2 yıla yakın zaman geçirdi? - Edebiyat ajanı nedir? - Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan kitabının hikayesi nedir? - Kitabın devamı gelecek mi? - Seyahatlerinde neden kendini fiziksel olarak zorluyor? - Gittiğine pişman olduğu yer neresi? Nazlı'ya sorularınız varsa, yorum olarak yazabilirsiniz. Mutlu insanların coğrafyası diye adlandırdığı Trakya'da, Kırklareli'nde dünyaya geldi. Üniversite öğrenimi için Bursa'ya gitti, öğrencilik yıllarında aktif olarak yer aldığı kulüpler, gönüllülük projelerinin açtığı kapı sayesinde üniversiteyi bitirdikten sonra Yunanistan Selanik'te 1 yıla yakın bir süre Türk dili ve kültürü öğretmenliği yaptı. Buradaki görevi bittiğinde İspanya'ya iletişim ve gazetecilik yüksek lisansı yapmak için gitti ve 1,5 yıl orada kaldı. 2018 yılının Mayıs ayında, Yunanistan'da geçirdiği dönemdeki anılarını anlattığı Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan adlı kitabını yayınladı. İtalya ve İspanya'yı da anlatacak olan bir üçlemenin ilk kitabı olarak yayınlanmış kitap. Devamını bekliyoruz!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nemrut-gezisi", "text": "Türkiye'de görmek istediğim ve göremediğim iki yer kaldı: Adıyaman Nemrut Komagene ve Ağrı İshakpaşa Sarayı. Bu yıl ikisini de görmek istiyordum. Nemrut gezisi için yine aylar öncesinden kampanya yakalayıp Malatya'ya ucuz uçak bileti aldım. 22 Mart Cuma akşam gidiş, 24 Mart Pazartesi sabah dönüş olacak şekilde hafta sonu için. Kafamdaki Malatya Adıyaman Nemrut planı hava ve yol koşulları nedeniyle değişmek zorunda kaldı. Malatya tarafından Nemrut çıkışı planlamıştım ama Malatya tarafındaki yol, kar yüzünden tamamen kapalı imiş. Nisan ortasından önce açılmasının zor olacağı bilgisini aldım oradaki otellerden. O yüzden Adıyaman tarafından çıkmaya karar verdim. Yolumuz epeyce uzamış olacak ama Nemrut'a çıkmak için değer. Nemrut'un meşhur gün doğumu ve gün batımını izlemek için en iyi dönem Haziran ayı imiş. Nemrut'a gitme niyetiniz varsa Haziran dönemine denk getirmeye çalışmanızı öneriyorum. Aklınızda olsun, gitmeden önce İl Kültür Müdürlüklerini ararsanız yol durumu hakkında yardımcı oluyorlar. Geldiğimiz son noktada gezi planını revize ettim. Malatya'dan araç kiralayıp Adıyaman Kahta üzerinden Nemrut'a çıkacağız. Adıyaman üzerinden gidildiğinde Malatya-Nemrut arası yaklaşık 4 saat sürüyor. Adıyaman Nemrut arasında görülecek yerler de var. Aşağıdaki haritada da görebilirsiniz. Aracı bıraktıktan sonra 800 metrelik bir yürüme mesafesi var, biraz tırmanmalı olacak. 20 yıl önce mecburi hizmetimi Gerger de yapmıştım. O zamanlar en büyük keyfimiz Nemrut eteklerindeki taş otelde kalmaktı. Sabah gün doğuşunu defalarca seyrettim. Gerçekten farklı bir duygu idi. Cendere köprüsünü ve Karakuşu görmüşsünüzdür umarım. Son halinin fotoğraflarını paylaşırsanız çok mutlu olurum. Nemrut gezi yazinizi bulamadim. Lutfen yardimci olurmusunuz. 29 Ağustos'ta motosiklet ile Nemrut' a gitmeyi düşünüyorum. Oteli de Kahta- Karadut köyünde tuttum. Oralar motosikletle tırmanmaya müsait midir? Ağustosta çok soğuk olur diye düşünüyorum. Nerde ne yenir ne yapılır nereyi görelim ? Biraz zamanınızı alıp bir mail atmanızı istiyorum. Diyarbakırdan girip malatyada üzeri dönüş yapacağız. Teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nereye-kacarsan-kac-ingilizce-bilmek-zorundasin", "text": "İngilizce öğrenmek için herkesin onlarca farklı sebebi olabilir. Çoğunlukla yaşanan en büyük sorun iş ve okul hayatındaki engeller oluyor. Ama benim için büyük sorun tam olarak da bu değildi. Ben gezmeyi seven biriyim ve evet, en büyük derdim gittiğim yerlerde kendimi tam ifade edememek oldu hep. Tabii bunlar lise yıllarıma dayanıyor. Üniversitede artık İngilizce ile bir alıp veremediğim kalmamıştı. Şimdi bütün dünya avuçlarımda! Anlatmak istediğim şey Türkiye'de İngilizce bilmenin önemi değil. Asıl önemli olan dünyada bilmek. Kabaca hangi coğrafyada ne tarz sorunlarla karşılaşabileceğinizden bahsedersem \"amaaan işaret diliyle anlaşırız, hepimiz insanız sonuçta\" diye düşünenlerin fikirlerini değiştirebileceğime eminim! İngiltere'nin eski çağlarda bir çok ülkeyi ve kıtayı himayesi altına aldığını hepimiz tarih kitaplarından az çok hatırlıyoruzdur. Bu anlayış bugün dünyada anadili İngilizce olan onlarca ülke bıraktı. Her ne kadar bu ülkelerin çoğu artık bağımsızlığına kavuşmuş olsa da hala İngilizce konuşuyorlar. Tamam, aksanları çok farklı olduğu için İngilizce bilseniz dahi başta biraz afallıyorsunuz ama bu da İngilizce'nin ne kadar renkli bir dil olduğunu göstermez mi? Bu ülkeleri de sayayım tam olsun: Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Gambia, Nijerya, Kanada, Jameika, Malta, Tazmanya, Malezya, Pakistan, Gibraltar, Hong Kong, Turks and Caicos Adaları, Bermuda ve daha onlarca farklı yer. İngilizce şu anda 53 farklı ülkenin ve 400 milyon kişinin anadili. Yemek yemelisiniz! Evet ne yazık ki vücut dili bir noktada tükenebiliyor. Siz yemek yemek istediğinizi anlatabilirsiniz ama aşırı değişken ve hayli tuhaf yemek kültürüne sahip bir dünyada, önünüze ne geleceğinden asla emin olamazsınız. Ya Asya'da şikayet etmeden böcek tüketeceksiniz ya da derdinizi anlatmak için inek taklidine başlayacaksınız. Merak etmeyin bunun daha kolay bir yol var. Gezmek için değil de eğitim almak, akademik kariyere sahip olmak için dünyaya açılmak istiyorsanız zaten başvurduğunuz her okul sizden bir İngilizce yeterlilik belgesi isteyecektir. Yalnızca ABD ve Büyük Britanya'daki okullardan değil dünyadaki uluslararası hemen hemen her okuldan bahsediyoruz. Türkiye'de dahi bütün üniversiteler yavaş yavaş İngilizce eğitim sistemini benimsiyorken, daha gelişmiş ülkelerin aksi bir yolda olduğunu düşünmek pek mantıklı olmazdı zaten. İsterseniz tıkır tıkır İtalyanca konuşun, İtalya'daki bir üniversiteye girmenin anahtarı İngilizce olacaktır. Müze gezmeyi seviyorsanız ve her gittiğiniz müzenin içeriğine de kusursuz bir şekilde hakim değilseniz, eserlerin altındaki yazıları okumanız gerekir. Bazı duyarlı devletler ve işletmeciler Türkçe açıklamayı da ekleyebiliyorlar ancak Türkiye'deki tüm müzelerde olduğu gibi dünyanın da birçok yerinde açıklamalar genelde o ülkenin anadilinde ve İngilizce yazılır. Amacınız kültürel bir geziyse ya gittiğiniz yerin dilini ya da İngilizce'yi bilmelisiniz. Aksi halde sadece para harcamaya gitmiş olursunuz. Sinema tutkunuysanız, ya gittiğiniz yerde filmleri orijinal dilinde anlamadan izlemek zorunda ya da turistik sinema salonlarını tercih ederek İngilizce altyazıyla filmleri takip etmek zorundasınız. Özellikle film festivallerini takip edenler, İngilizce bilmeden film izleme tutkusunun ne denli eziyet olabileceğinin farkındadırlar. Ayrıca sadece Hollywood değil Bollywood ve Büyük Britanya dizi/film sektörünün de kullandığı dil İngilizce. Ben de 6 ay kadar kullandım bu programı. Oldukça faydasını görmüştüm. Gayet etkili bir sistem. Tavsiye ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nevmekan-kuzguncuk", "text": "Üsküdar Belediyesi, eski ve kullanılmayan yapıları onararak kültür, sanat alanları ve herkesin bütçesine uygun kafeteryalara dönüştürüyor ve bu konseptte açtığı yerleri Nevmekan olarak isimlendiriyor. Nevmekan serisinin dördüncü halkası olan Nevmekan Kuzguncuk Eylül 2023'te ziyarete açıldı. Tarihi bir hamam olan yapı restore edilerek kafe, kütüphane ve hamam müzesi alanları olacak şekilde düzenlendi. Kuzguncuk gezmesi çok keyifli, pek çok kültürü bir arada barındıran, İstanbul'un farklı ruha sahip semtlerinden biri. Kuzguncuk'a gelmişken semti hakkıyla gezmek isterseniz; Kuzguncuk'ta Gezilecek Yerler ve Kuzguncuk Gezi Rehberi yazıma mutlaka göz atmanızı öneririm. Üsküdar Belediyesi İktisadi ve Sosyal Tesisler kapsamında tarihi yapıları yeniden halkın kullanımına açıyor. Açılan mekanlar kütüphane, kafe, müze, etkinlik ve sergi alanları gibi farklı özellikler taşıyor. Nevmekan serisinde olan yerlere bakacak olursak; Nevmekan Sahil, Nevmekan Bağlarbaşı, Nevmekan Selimiye, Nevmekan Kandilli ve son olarak eylül 2023'te açılan Nevmekan Kuzguncuk listeye eklendi. Nevmekan Kuzguncuk'un bulunduğu yapı 170 yıllık bir geçmişe sahip olan İcadiye Dağ Hamamı. Hamam, 1854 yılında Şeyhülislam Arif Hikmet Bey tarafından Medine'deki kütüphanesine gelir sağlamak için yaptırılmış. 1800'lerden 2000'li yıllara kadar hamam olarak kullanılan yapı 1905 ve 1970 yıllarında iki kez onarım görmüş. 2000'li yıllarda tamamen atıl hale gelen hamam 2021 yılında Üsküdar Belediyesi himayesine alınarak restorasyonuna başlanıyor. İcadiye Mahallesi sınırları içinde yer alan mekan 1200 metrekarelik bir alana yayılmış durumda. Mekanın geniş bir bahçesi, içinde kafesi, kütüphanesi, öğrenciler için ders çalışabilecekleri alan ve giriş katında hamam müzesi bulunuyor. Mekan yeni açıldığı, fiyatları uygun olduğu ve sosyal medyada çokça paylaşıldığı için kütüphanenin bulunduğu iç mekanda oturmak isterseniz biraz sıra beklemeniz gerektiğini hatırlatmak isterim. Yukarıdaki fotoğraf Cumartesi günü öğleden sonra çekildi, giderken içeride oturmak istiyorsanız sıra beklemeyi göze alarak gitmeniz lazım. \"Nevmekan Kuzguncuk nerede?\" diye soracak olursanız, açık adresine bakarsak İcadiye Mahallesinde, Kuzguncuk semtinde yer alıyor. Kuzguncuk'un içinde geçen İcadiye Caddesi'ni takip ederseniz, yol boyunca yerleştirilmiş olan \"Nevmekan Kuzguncuk\" tabelalarını göreceksiniz. İcadiye Hamamı Sokak'tan devam ettiğinizde mekanın tabelasını ve büyük bahçesini göreceksiniz. Mekanın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Nevmekan Kuzguncuk'a ulaşım çok kolay. Üsküdar'dan kalkan ve sahil yolunu kullanarak kuzeye giden tüm otobüs ve minibüsler Kuzguncuk sahilinden geçiyor. Sahilden mekana yürümek ise en fazla 15 dakikanızı alır. Kendi aracınız ile Kuzguncuk'a gelecekseniz park problemi olduğunu, mekanın kendi otoparkı olmadığını ve özellikle hafta sonları trafiğin sıkışık olduğunu dikkate almanızı öneririm. Nevmekan Kuzguncuk menüsünde; Kahvaltı, ara sıcaklar, tost, salata, ana yemekler, hamburger, makarna, mantı, tatlı ve içecekler gibi çok zengin yiyecek içecek seçenekleri sunuluyor. Eylül 2023 itibarıyle bardak çay 10 TL, Türk Kahvesi 25 TL gibi fiyatları ile oldukça kalabalık olduğunu söylemek gerek. Kuzguncuk'ta bulunan pek çok mekana göre daha uygun fiyatlara sahip olan Nevmekan Kuzguncuk'un menüsü ve fiyat listesi için bu bağlantıya tıklayın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/norvec-doga-yuruyusleri-rotasi-gezi-maliyeti", "text": "Norveç'e bu kez gelişimizde amacımız doğa yürüyüşleri yapmak ve mümkün olduğunca şehirden uzak doğa ile içiçe bir gezi yapmaktı. Eşim üç, ben ikinci kez Norveç'e geldiğimiz için önceden Oslo ve Bergen'i gezmiştik, bu yüzden şehirleri pas geçtik. Hem doğayla daha fazla içiçe olmak hem de maliyetlerimizi düşürmek için konaklama için çadırı tercih ettik. Norveç doğa yürüyüşleri için tercih ettiğimiz rota ve gezi maliyeti detaylı olarak bu yazıda yer alıyor. Cuma günü öğle saatlerinde Oslo'ya indik. Pasaport sırası ve Carrentals. com aracılığıyla Avis'ten kiraladığımız aracı almak için havaalanındaki Avis ofisinde biraz bekleme sırası derken havaalanından çıkışımız 15:00'i buldu. 5 günlük araç kiralaması için toplam 1200TL ödedik. Kişi başı 600TL araç kiralama için ödemiş olduk. Hem pasaport hem de Avis'te çalışanlar arkadaki uzun kuyruğa rağmen sohbet etmeyi seviyorlardı, sanırım sıra da ondan uzadı. Oslo'ya hiç uğramadan Hardanger Fiyorduna doğru yola çıktık. Yolda verdiğimiz molalarla birlikte 6 saati geçen araç yolculuğu ile Hardenger Fiyordu kıyısındaki meyve bahçeleri ile ünlü Lofthus şehrine ulaştık. Yol boyunca yüksek yaylalar, muhteşem manzaralar eşliğinde ilerledik. Norveç'te yol yapmanın tek sıkıntısı yollar dar, çoğunlukla gidiş-geliş tek şerit bazen sadece tek şerit. Hız sınırı en fazla 90km/saat ancak şehir geçişleri veya köprü geçişlerinde 40km/saate kadar düştüğü için hızlı yol almanız mümkün değil. Saatte ortalamanız 60km/saati pek geçemİyor. Ayrıca kayalara oyulmuş kilometrelerce süren tünelleri de cabası, tünelin kendi içinde tam daire çizdiği yerlere denk geldik, aşağıda navigasyon görüntüsünü görebilirsiniz. Lofthus Camping adında bir kamp alanına gece 22:00 gibi çadırımızı atmıştık. Kamp yerindeki resepsiyon 09:00-21:00 arası açıktı ama bir düğmeyle ilgili kişiye ulaştığımızda istediğimiz yere yerleşebileceğimizi, sabah işlem yapacağını söyledi. Karanlıkta çadırımızı kurduğumuzda kamp yerinin güzelliğinin henüz farkında değildik. Kamp için 2 gece 2 kişi 1 araç ve 1 çadır için 200tl ödedik, yani kişi başı 100tl. Bu fiyata ortak kullanımda olan mutfak ve kamp alanı dahil idi. Eğer duş almak isterseniz ekstra 5 dakika için 20tl ödemeniz gerekiyor. Norveç'te ücretsiz kamp yapmak isterseniz, yol kenarında tuvaleti ve masası olan mola yerleri oluyor, duş ve mutfak gibi ihtiyaçlarımı hallederim bir şekilde derseniz oralarda kamp yapan çok kişi gördüm. Norveç'te güvenlik gibi de bir sorun olmadığı için rahat rahat kalabilirsiniz. Sabah eşİm Norveç'in sembollerinden biri haline gelmiş olan Trolltunga rotasını tırmanmak için sabah 05:00 gibi kamptan ayrıldı. Trolltunga ile ilgili yazımı okumak için tıklayın. Benim bacaklarımla ilgili bir sağlık sorunum olduğundan ona katılamadım. Ben de Lofthus çevresindeki orta zorluk derecesinde bir yürüyüş rotası seçtim. Önce elma, armut ve erik bahçeleri, sonra da çam ormanları içinde fiyord manzaralı yürüyüş benim için yeterli oldu. Kamp alanının fiyorda bakan muhteşem manzarasında kitap okuyarak günümü tamamladım. Eşim de 26 km'lik 10-11 saat süren Trolltunga rotasını yürüp akşam kampa geri döndü. Neredeyse bütün yiyeceklerimizi Türkiye'den yanımızda getirmiştik, akşam çorbalı, makarnalı, helvalı ve barbunyalı akşam yemeğimizden sonra günü bitirdik. Marketten su, meyve suyu gibi ufak tefek ihtiyaçlarımızı aldık sadece. Ertesi gün sabah erkenden yeniden yola koyulduk. Hedefimiz yine Norveç'in başka bşr simgesi olan Pulpit Kayası. Hardanger Fiyordu'nun baş döndüren güzellikteki manzaraları eşliğinde ilerlemek biraz zor, sık sık fotoğraf molası vermek zorunda kaldık. Hardanger bitti, Sundal Fiyordu başladı derken 13:00 gibi Pulpit Rock için yürüyüşe başlama noktasına geldik. Burada otopark için yaklaşık 90tl verdik (200 nok), evet şaka gibi ama yapacak birşey yok 🙂 Kişi başı 45TL diyebiliriz. Otopark'ın aşağısına aracı bırakıp yürüyüş yolunu uzatmak bir seçenek olabilir, Eğer Preikostolen'de konaklanacaksa aşağıdan buraya çıkan otobüsler kullanılabilir. Bu arada yürüyüş başlangıç noktasında 2 farklı park yeri var, biz yukarıdakine park ettik. Yukarı ve aşağı park yeri arasında sadece 200 metrelik bir yürüyüş mesafesi farkı var. Aşağıdaki park alanında ise restoran gibi atraksiyonlar da var. Akşam yürüyüş yerine sadece 3 km mesafede bulunan Preikestolen Camping'de kaldık. Buraya da 1 gece, 2 kişi, 1 çadır, 1 araç için 120TL verdik, diğer kamp alanından daha pahalı olmasına rağmen kamp yeri olarak daha kötüydü. Bu kampın mutfağında ocak ve buzdolabı yok sadece bulaşık yıkamak için tezgahlar varken bu kez duş ücretsiz idi. Yani kişi başı 60 TL ödemiş olduk. Hedefimiz olan rotaları yürümüştük, artık dönüşe geçme vakti geldi 🙁 9 saatlik araç yolculuğu bizi bekliyordu. Geçtiğimiz yollar boyunca o kadar güzel manzaralar bize eşlik etti ki yolun son 1 saatlik kısmı hariç zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık. Orman yolu, yayla yolu, kışın kayak merkezi olan yerler, fiyordlar, göller, köyler, nehirler, dereler, inek ve koyun sürüleri yol boyunca bize eşlik etti. Araç yolculuklarımız sırasında toplam 410TL' lik benzin harcamamız oldu. Norveç'te de benzin gayet pahalı, litresi 5TL'nin üstünde. Kişi başı 205TL benzine harcamış olduk. Gece konaklamamızı hava alanına yakın Moxy adında bir otelde yaptık. 1 gece otel için 310TL ödedik. Norveç'te otel fiyatları oldukça yüksek, herşeyde olduğu gibi şehir merkezinde olmayan bir otel olmasına rağmen fiyat buydu. Kişi başı 155TL'ye gelmiş oldu. Maliyetleri doğru değerlendirebilmek için, bizim yolculuk yaptığımız dönemdeki euro ve Norveç para birimi olan NOK kurunu da aşağıda belirtiyorum ki, kur değişimlerinde yazıdaki veriler okuyanları yanıltmasın. - 3 günlüğüne Norveç'e gidilir mi diyenler için; 3 Günlük Norveç gezisi rotası - Dünyanın en pahalı ülkelerinden birinde ucuza seyahat etme tüyoları: Norveç'te ucuza gezmenin sırları - Norveç'in en popüler yürüyüş rotası olan Trolltunga'ya nasıl çıkılır : Troltunga'ya çıkamayış hikayem"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/norvec-gezisi-maliyeti", "text": "Sadece 3 güne çok aksiyon sığdırabilmek için biraz zorlu bir plan yaptık. Norveç gezi rotama bu yazıdan ulaşabilirsiniz. - Norveç'e gitmek için İstanbul-Oslo uçak biletini Pegasus havayolları Oslo hattını açar açmaz aldım diyebilirim. Gidiş-dönüş bilet 465TL tuttu. Bayram zamanı olmasa çok daha ucuza da bulunabilirdi. - Norveç için schengen vizesi şartı var. Eğer benim gibi uzun zamandır schengen vizeniz yoksa 240TL vize masrafı. 6 aylık schengen vizesini almışken birkaç Avrupa rotası daha çıkarırım bu vize ile, onun için bu masrafı toplam maliyete eklemedim. - Büyük harcama kalemlerinden biri de Oslo-Bergen tren biletleri tabii. Tren biletlerini ne kadar erkene alırsanız o kadar ucuza alabilirsiniz. Ben çok erken alamadım bir türlü planım kesinleşmediği için gidiş-dönüş 260TL'ye aldım. www. Nsb. no adresinden biletlerinizi alabilirsiniz. - Bergen'den Trolltunga'ya gidebilmek için 1 günlük araç kiralama yaptık. Rentalcars. com üzerinden kiraladık aracımızı. Araç kiralama bedeli 57 pound yani yaklaşık 240TL, 2 kişi olduğumuz için yarısı 120TL bana maliyeti oldu. Belki 4 kişi gitmek maliyetleri daha da düşürebilir. Rentalscar. com adresinden kiralamayı yaptık. - Araç kiralama dışında tabii başka masraflar da çıkıyor. Benzin masrafı bunların başında, kiraladığımız araç hibrid bir araçtı ve oldukça az yakıyordu. 1 gün için 600km gibi bir yol yaptık ve 95TL benzin masrafımız oldu, yine ikiye bölündüğü için 43TL kişi başı. - Bir masraf kalemimiz daha var ki baştan öngörmemiştik, otoyol maliyetleri. Bergen-Odda arası kullandığımız yolun büyük kısmı paralı yoldu, bir de köprü geçişi vardı. Araçta bizdeki hgs gibi bir cihaz var, kredi kartına yol maliyetleri sonradan ekleniyor. - İlk gece uçak 02:30 gibi Oslo'ya indi. Sabaha kadar havaalanındaki koltuklarda uyukladık. Sabah 08:00 treni ile Oslo merkeze geçtik. İkinci geceyi de Oslo-Bergen treninde geçirdik. Sadece bir gece otel masrafımız oldu Bergen'de. Oda-Kahvaltı, şehrin tam göbeğindeki Ole Bull Apartments Bergen'de kaldık. Geceliği 250TL gibiydi, kişi başı 125TL'ye gelmiş oldu. - Gelelim yemek masrafları konusuda... Yemeğe 1 öğün dışında para vermedim. Norveç'in pahalı olmasından korktuğum için sandviç, konserve, abur cubur çantaya doldurup gitmiştim. Ayrıca termos götürdüm yanımda sıcak su buldukça doldurup kahve sevdamı öyle çözdüm. Yanımda su şişesi de vardı, çeşmelerden akan su içildiği için suya da para vermedim. Ama verseydim ne olacaktı derseniz; 33lt su 8-10TL civarında. Bir hamburger menüsü 30-35TL, wc 3-5TL, tek öğün yediğimiz sandviçti, o da 20TL gibi bir rakama geldi, pek de birşeye benzemiyordu 🙂 Konservelerimizin yanına ekmek aldık, o bile 10TL altında değil. - Bunlar dışında şehir içi tramway gibi ulaşım maliyetlerim var ufak tefek. 1 geceyi havaalanında, 1 geceyi trende geçirerek 3 yerine 1 gece otel masrafı, yemek için hiç para harcamamak gibi yerlerden ciddi şekilde tasarruf ettim. Bu tasarrufu da araç kiralama için kullanmış oldum. Oldukça yorucu bir o kadar güzel 3 gün için hem bu yorgunluğa hem de masrafa değer. - 3 günlüğüne Norveç'e gidilir mi diyenler için; 3 Günlük Norveç gezisi rotası - Dünyanın en pahalı ülkelerinden birinde ucuza seyahat etme tüyoları: Norveç'te ucuza gezmenin sırları - Norveç'in en popüler yürüyüş rotası olan Trolltunga'ya nasıl çıkılır : Troltunga'ya çıkamayış hikayem - Kaça çıkar Norveç gezisi derseniz;Norveç gezisi maliyeti Yurtdışı araç kiralamaları Car Rentals üzerinden yapıyorum, tavsiye ederim. Dünyanın en pahalı ülkelerinden birine gidip de, bir çoğumuzun Alaçatı, Bodrum, Antalya tatilinden daha az harcamak! İnsanımıza anlatmamız gereken çok şey var Sevilcim. Hem kariyer yaparım, hem ucuza gezerime ne hoş örnek. Sevil Hanim baya bi cimrilik etmissiniz yani, ama cok pahali olmasindan kaynaklaniyor.. Cimrilik ile ne alakası var? Ben gerçekten çok takdir ettim çok da imrendim. Çok başarılı bir bütçe yönetimi olmuş. Sonuçta başka bir şehre daha gitmek için fırsat oluşturmuş. 10.000TL ye 2 şehir gezmektense, 1000'er liraya 10 şehir gezmeyi ancak görülmeyene meraklı olanlar yeğler.. Çok şanslısınız. Henüz yaşadığı ülke değil, bölge dışına bile çıkma fırsatı olmayan biri için ütopik bir hayal gibi yaşadıklarınız... Ama ben de planlamalarımı yapıp, sizinki gibi bir tatili istiyorum. Cesaret verici yazınız için teşekkür ederim.. Sevgiler.. Verdiğiniz bilgiler için teşekkürler, Kuzey Avrupa benim de aklımdaki rotalardan. Umarım en kısa sürede siz de gidersiniz. Umarım kuzey ışıklarını görme şansınız olur. Ülkenin kuzeyine gitmediğim için sizi doğru yönlendiremem. Oslo ve Bergen'i birer günde gezebilirsiniz ama fiyord turu, trekking gibi aktiviteleriniz olacaksa ona göre kendinizi planlamanız lazım. Oslo-Bergen arasını trenle geçmenizi önereceğim, dünyanın en güzel tren rotalarından biri. Tren yolculuğu da son derece keyifli, eğer yolda dur-kalk yapmak niyetiniz yoksa treni tercih edebilirsiniz. Oslo-Bergen arası tren yolu dünyanın en güzel tren yolu rotalarından biri olarak biliniyor. Merhaba, cok guzel bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Bir sorum olacak size. Norveç'te araba kiraladığınızı söylediniz. Acaba normal TC ehliyetiyle kiralamak mümkün mü yoksa turing'ten belge mi aldınız? Yani AB ülkeleri Türkiye ehliyetlerini tanıyorlar mı? Teşekkürler. Eski tip ehliyetlerimiz ile Norveç'te araç kiralayabilirsiniz. Rota ve planlama konusunda tereddüt yaşıyoruz. 10 günlük dolu dolu bir nordic tur için Hamburg başlangıçlı, sırasıyla, Danimarka, İsveç, sonra Norveç, ve Stockholm üzeri ferry ile Helsinki düşünüyorum. Çok mu sıkışık olur. Planlamada zorluk yaşıyorum. Günleri şehirlere dağıtırken veya sıralama yaparken nasıl davranmalı, nelere dikkat etmeli ? önerilerinizi bekliyorum. Tşk. 10 günde 4 ülkeye gidebilirsiniz tabii ama ancak şehirleri hızlıca görmüş olursunuz. Tek başına Norveç dahi 10 günü fazlasıyla hak ediyor bence 🙂 Gidilecek yerleri azaltmanızda fayda var derim. Verdiğim fiyatlar aksini belirtmediğim sürece tek kişiliktir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/norvec-hakkinda-bilmeniz-gerekenler", "text": "Halbuki Norveç'e uygun fiyata seyahat etmek de mümkün. 3 Günlük Norveç Seyahati Kaça Mal Oldu yazımı okuyabilirsiniz. Ülkenin yüz ölçümü Türkiye kadar olmasına rağmen sadece 5 milyon insan yaşıyor, dolayısıyla kalabalık, gürültü, kaos yok. Pahalılık yüzünden çok göç de almıyor, hal böyle olunca mutlu mesut yaşayıp gidiyorlar. Karayolları bile tek gidiş-tek dönüş, duble yol oraya uğramamış. - Dünyanın en pahalı ülkelerinden birinde ucuza seyahat etme tüyoları: Norveç'te ucuza gezmenin sırları - Norveç'in en popüler yürüyüş rotası olan Trolltunga'ya nasıl çıkılır : Troltunga'ya çıkamayış hikayem - Kaça çıkar Norveç gezisi derseniz; Norveç gezisi maliyeti"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/norvec-seyahati", "text": "Norveç seyahatimde, 3 güne en fazla ne sığdırabilirsem sığdırmaya çalıştım, kendime eziyet etmeyi seviyorum galiba 🙂 Aşağıdaki takvim 4 gün gibi görünse de aslında ilk günün gecesi yola çıkıyorum, o yüzden sizi yanıltmasın. - Dünyanın en pahalı ülkelerinden birinde ucuza seyahat etme tüyoları: Norveç'te ucuza gezmenin sırları - Norveç'in en popüler yürüyüş rotası olan Trolltunga'ya nasıl çıkılır : Troltunga'ya çıkamayış hikayem - Kaça çıkar Norveç gezisi derseniz;Norveç gezisi maliyeti Süper fikirler, süper plan! Bu gezide de her şeyin tıkırında gitmesini dilerim, sevgiler!! Tren biletlerini ne kadar erken alırsan o kadar ucuza alabilirsin. Ben bütün yiyeceğimi buradan götürdüm, yoksa cidden pahalı. 1 hamburger 20-30TL gibi düşün. Sıvı olmadığı sürece el bagajında, sıvı varsa normal bagajında istediğini götürebilirsin. Avustralya gibi ülkeye giren herşeyi denetleyen ülkeler hariç yiyecek konusunda sıkıntı çıkmıyor. Bir de yanında mutlaka termos ve su şişesi bulundur Norveç için. Kafelerden ya da büfelerden sıcak su alabiliyorsun ücretisz olarak. Ayrıca çeşmelerinden de su içiliyor. Böylece çay-kahve ya da su için para ödememiş olursun. 3 gün için Norveç iyi cesaret. Tebrikler. Biz de dört gün için gidiyoruz. Erken uçak bileti ile yolculuğun ucuz olmasına kapılıp ülkenin pahalılığını gözden kaçırmışız.. Önerilerinizi dikkate alarak yola çıkacağız. Sevgiler.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nurnberg-gezi-rehberi", "text": "Almanya'nın Bavyera ve Frankonya bölgeleri bana her zaman cazip gelmiştir. Harika doğası, masallardan fırlamış mimarisi, farklı yemekleri ile bu bölgede gittiğim şehirler beni hep mutlu etmiştir. Nürnberg bu bölgenin en köklü tarihe sahip ve en güzel şehirlerinden biri. Nürnberg seyahati planlıyorsanız; Nürnberg nerede, nasıl gidilir, gitmek için en iyi zaman, gezmek için kaç gün gerek, nerede kalınır, ne yenir, şehir içi ulaşım, gezi maliyeti, Nürnberg'e gezilecek yerler ve ihtiyacınız olan herşey Nürnberg gezi rehberi olarak hazırladığım bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Almanya'da bulunan Romantik Yol Rotası yazım ilginizi çekebilir, bir göz atın. Nürnberg'e ilk gidişim 2010 yılı Nisan ayı, ikinci gidişim ise 2022 yılı Aralık ayı. Eski fotoğraflara bakınca şehrin neredeyse hiç değişmediğini fark edebiliyorum. Hemen hemen aynı yerlerde fotoğraf çektiğim için kıyaslamam çok kolay oldu. İkinci gidişimden sonra bu yazıyı yazmaya oturdum; Hem eski anıları tazeledim, hem taze anılarımı Nürnberg gezi rehberi başlığı altında yazıya döktüm. Nürnberg şehrinden ilk kez bahsedilmesi 1050 yıllarına denk geliyor. Şehir güçlenince 1139 yılında kale inşa ediliyor. 15. yüzyıl sonu 16. yüzyıl başlarında şehir en güçlü dönemlerini yaşıyor. Albrecht Dürer, Adam Kraft gibi ünlü sanatçılar bu dönemde ortaya çıkıyor. 18. yüzyılda şehir ekonomik bir çöküş yaşıyor, bu çöküşten çıkışı ise kalem ve oyuncak üretimi sayesinde gerçekleşiyor. Nürnberg bugün dünyanın oyuncak başkenti sayılıyor, dünyadaki en büyük oyuncak fuarı burada düzenleniyor. Şehrin gücü ve güzelliği Hitler'in başını döndürüyor ve 1933'den itibaren Nazi Partisi toplantılarını, geçit törenlerini burada düzenlemeye başlıyor. Dahi diktatör, Nürnberg oyuncak endüstrisini dahi kendi amacı için kullanıyor. Alman askerlerinin oyuncaklarını yaptırarak çocukların asker olmaya özenmesini sağlıyor. Hitler kaybettiğinde en sevdiği şehir de kaybediyor ve 1945'te Nürnberg ciddi bombardıman altında kalıyor. Şehrin %95'i zarar görüyor. Nazilerin yargılandığı Nürnberg Mahkemeleri 1945-1949 yılları arasında burada gerçekleşiyor. Savaş bittikten sonra şehir arşivleri ve fotoğraflar doğrultusunda yeniden inşa ediliyor. Bugün güzelliğine hayran kaldığımız şehrin bombardımanlar ile neredeyse tamamının yıkılmış olduğuna inanmak çok zor. Nürnberg, Almanya'nın güneyinde, Bavyera eyaletinde yer alıyor, Bavyera'nın ikinci büyük şehri, Bavyera'da bulunan Frankonya etnik bölgesinin en büyük şehri, Frankonya'nın başkenti. Nürnberg'in Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Nürnberg tren istasyonu eski şehir merkezinin Frauentor Kapısı'nın karşısında yer alıyor. Almanya ulusal trenleri ve Avrupa'nın pek çok yerine ulaşabileceğiniz uluslararası trenler bu istasyondan hareket ediyor. Bu istasyondan şehiriçi metro ve otobüs hatlarına da kolayca bağlantı yapabilirsiniz. Nürnberg'in minik, şirin bir havalimanı var, adı da Albrecht Dürer Havalimanı. Nürnberg Albrecht Dürer Havalimanı şehrin dünya ile bağlantısını sağlıyor. Küçük olduğundan pasaport işlemleri de çok hızlı ilerliyor. Almanya içine, Avrupa'da pek çok noktaya ve dünyada farklı noktalara Nürnberg Havalimanı'ndan uçuş bulmanız mümkün. Havalimanı metro ile şehir merkezine sadece 12 dakika mesafede yer alıyor. Türkiye'den Nürnberg'e; Türk Havayolları ve Pegasus Havayolları'nın direkt uçuşları bulunuyor. Pegasus'un kampanya dönemlerini yakalarsanız Nürnberg'e uygun uçak bileti bulabilirsiniz, biz öyle yapmıştık. Hatta burayı merkez alarak Bavyera bölgesi gezisi planlayabilirsiniz. Nürnberg Albrecht Dürer Havalimanı şehir merkezine sadece 5 km uzakta yer alıyor. Havalimanından şehir merkezine; metro, otobüs veya taksi ile ulaşabilirsiniz. En pratik şekli metro ile şehir merkezine gitmek. U2 metro hattı 10 dakikada bir havalimanından şehir merkezine sefer yapıyor. Geliş terminalinden çıktığınızda tam karşınızda yukarıdaki fotoğrafta yer alan U tabelasını göreceksiniz. Sağda yer alan otomattan metro bileti alabilirsiniz, tek yön kişi başı 3,20 Euro bilet ücreti, kredi kartı veya nakit alabiliyorsunuz. Metro, havalimanından tren istasyonuna 12 dakikada ulaşıyor. Ben Nürnberg'e giderken metronun 05:00-00:00 saatleri arasında hizmet verdiğini okumuştum ancak benim orada bulunduğum dönemde gece 01:00'e kadar seferler devam ediyordu. Metro olmazsa üzülmeyin, N12 numaralı gece otobüsü ile ana tren istasyonuna ulaşabilirsiniz. Nürnberg'e araba ile gelirseniz; şehrin pek çok noktasında çok katlı otoparklar bulunuyor. Özellikle eski şehir surlarının hemen dışında çok sayıda büyük otoparklar dikkatimi çekti. Yani aracınızı park etme sorunu yaşamazsınız. Nürnberg'de toplu taşıma kullanacaksanız farklı bilet türleri veya Nürnberg Card seçeneğini değerlendirebilirsiniz. Biletlerinizi shop. vgn. de adresinden, bilet makinalarından, tren istasyonundaki satış noktalarından, otobüslerden alabilirsiniz. Eğer Bavyera bölgesinde geçerli olan \"Bayern Ticket\" sahibiyseniz, VGN'nin bütün araçlarını kullanabilirsiniz. Biz hem müzelere giriş ve hem de şehir içi ulaşımda kullanmak için 48 saat geçerli olan, kişi başı 33 Euro'ya Nürnberg Card aldık. Müze girişleri ortalama 6-8 Euro arası, şehir içi ve havalimanı ulaşımı için tek yön metro bileti 3,20 Euro. Bizim gibi müzeseverseniz yani çok müze ziyareti yapacak ve şehir içinde toplu taşıma kullanarak gezecekseniz kesinlikle bu kartı alın, epey ekonomik oluyor. Nürnberg ve Fürth'de bulunan 30 müzede ve şehir içi ulaşımda geçerli Nürnberg Card'ı online olarak bu linkten alabilirsiniz. Nürnberg'e gitmek için en iyi zaman Noel Pazarları zamanı gibi görünse de ben şöyle Mayıs-Haziran gibi gidip heryer yeşillenmiş, çiçekler açmışken gidip, uzun günlerin de tadını çıkararak aşağıdaki listede yer alan heryeri doya doya gezmeyi tercih ederdim. İlk gidişimde Nisan ayı olmasına rağmen oldukça soğuk olduğunu hatırlıyorum. İtiraf etmem gerekirse Nürnberg Noel Pazarları en iyiler arasında gösterilse de Alsace Bölgesi'ndeki pazarlar bana biraz daha cazip geliyor. Nürnberg'de yapılacak çok şey, görülecek çok yer varken bu güzel şehri Noel Pazarları zamanı ile kısıtlamamak gerek diye düşünüyorum. Ben çok etkinlesem de -soğuk sever bir insanımdır- Nürnberg'in soğuğu sağlam soğuk. Eğer Noel Pazarları zamanı gidecekseniz mutlaka atkı, bere, eldiven, içlik, kalın koruyucu bir mont ve sağlam bir bot ile gitmenizi tavsiye ederim. Fotoğraflarımdan benim ne kadar kalın giyindiğimi -bildiğin yorgan- görebilirsiniz. Ayrıca, Noel Pazarları genelde 24 Kasım 24 Aralık arası açık oluyor, Aralık ayının ne kadar sonuna kalırsanız şehri karlı görme ihtimaliniz o kadar artar, o ihtimali de değerlendirin. Zira ben Noel Pazarları'nı kar yağarken daha çok seviyorum. Bir avuç gibi görünen Nürnberg eski şehir merkezinde gezilecek görülecek o kadar çok yer var ki, 2 gün bize yetmedi. Ama şunu net olarak söylemem gerekiyor, biz 2 günde 5-6 müze gezdik. Müzelere girmezseniz o zaman yetebilir. Günlerin uzun olduğu bahar-yaz döneminde giderseniz belki 2 güne sığdırırsınız bu listeyi ama Noel Pazarları zamanı gidecekseniz ve müzeleri gezecekseniz en az 3 güne ihtiyacınız var. Hatta yakındaki Fürth ve Rothenburg ob der Tauber gibi yerlere gidecekseniz sürenizi 4 güne de uzatabilirsiniz. Nürnberg'e ilk ziyaretimde eski şehir merkezinin hemen dış sınırında olan İbis Hotel'de kalmıştım. İkinci gidişimde yine hemen merkezin dışında yer alan B&B Hotel'de kaldım. İkisi de temiz ve merkeze yürüme mesafesinde olduğu için çok iyiydi. Özellikle yoğun sezonlarda otel rezervasyonunuzu son dakikaya bırakmazsanız daha uygun fiyatlara otelinizi ayarlayabilirsiniz. Örneğin; B&B Otel için 2 ay önce rezervasyon yaptığımda 100 Euro olan oda fiyatı son hafta baktığımda 200 Euro olmuştu. Nürnberg'de otel aramak için buraya tıklayın. - Nürnberg usulü, yaban mersinli SICAK ŞARAP - Nürnberg usulü, küçük boyutlu SOSİSLİ, 3 IM WEGGLA - Zencefilli Kurabiye LEBKUCHEN - Meyveli Ekmek FRÜCHTEBROT - Binbir çeşit şekerleme - Noel Birası: restoranda 0,50 birayı 4.20 Euro'ya içtik, tadı çok güzeldi. Sadece Noel dönemi yapılıyormuş. Almanya'ya gelince mutlaka yenecek yiyeceklerin başında şüphesiz Pretzel geliyor. Brezen Kolb pek çok yerde şubesi olan bir Brezelci. Sade, tuzlu, biberli gibi seçeneklerin yanısıra bizim simidi sandviç yapmamız gibi içine peynir, yeşillik gibi malzemeler doldurarak sandviç şeklinde de yapıyorlar. Brezelin en ucuzu 0,80 Euro'dan başlıyor, malzeme zenginliğine göre 3,80 Euro'ya kadar çıkıyor. Kahvesi de fena değil 2,40 Euro'dan başlıyor. Akşam yemeği için tercih ettiğimiz, geleneksel Frankonya yemeklerini yapan tarihi bir restoran burası. Yediğimiz sosisler, sosis yanına gelen patates ve lahana çok çok lezzetli idi. Hatta sosisler için uzun zamandır yediğim en iyi sosislerdi diyebilirim. Noel Pazarları zamanı gittiğimiz için Noel Birası adında içtiğimiz bira da çok güzeldi. Yemekler 7-15 Euro arası, içecekler de 3-5 Euro arası idi. Tarihi bir restoranda geleneksel yemekler için oldukça iyi fiyatlar bence. Nürnberg Noel Pazarları'nın vazgeçilmez tatlısı lebkuchen adındaki zencefilli kurabiye. Bu kurabiyeyi yapan en meşhuru ise Schmidt. Schmidt'in pek çok şubesi ve ürünlerini satan yerler var. Ben diğer markalarla farkını tam yakalayamasam da gitmişken Schmidt'in kurabiyesinin tadına bir bakın. Bir şehrin en meşhur meydanında bir fırının güzel birşeyler yapacağına insanın inanası gelmiyor, çünkü kalabalık, zaten çok insan var, ne versen yerler. Ama Hauptmarkt Meydanı'nda yer alan Casa Pane'deki yiyecekler çok lezzetli ve tazecik. Ben kruvasan ve bretzelin tadına baktım, ikisi de harika idi, kahvaltı için gitmeyi düşünebilirsiniz. Veya herhangi bir mola vermek isterseniz kahve içmek için de tercih edebilirsiniz. Albrecht Dürer Müzesi'nin olduğu meydan hem mimari hem de hareketlilik olarak çok güzel bir meydan. Oturayım da meydanı izleyeyim derseniz bu kafeyi tercih edebilirsiniz. Nazi Dökümantasyon Merkezi'ne gider ve bir yeme-içme veya kahve molası vermek istereniz göl kıyısında birkaç mekan var. Biz ilk önümüze çıkan Bootshaus'u tercih ettik, ortamı, servisi güzeldi. Sadece kahve içtik, o yüzden yemekler konusunda yorum yapamıyorum. Küçük boy kahve için 3, büyük boy kahve için 4 Euro ödedik. Nürnberg'de ekonomik birşeyler yiyeyim ama sokak yemeği gibi ayakta kalmayayım derseniz Back Factory fiyatları market fiyatlarına çok yakın. Sağlıklı olsun derseniz salata, doyurucu olsun derseniz sandviçler 3-4 Euro'dan başlıyor. 2 Euro'ya kahve alabiliyorsunuz. Bizim oturduğumuz şubesinin tüm çalışanları da Türk idi. Zeit & Raum kahvaltı için önerilen vegan ve vejeteryan seçenekler bulabileceğiniz yerlerden biri. Ben ilk Nürnberg seyahatine gittiğimde bir bira molası vermek için gitmiştim, fotoğraf da o zamandan. O yüzden kahvaltı için yorum yapamıyorum. Mekanın yeri ve ortamı çok güzel, herhangi bir yeme-içme molası için uğrayabilirsiniz. Benim listemde olup uğrayamadığım yerlerden biri de Bergbrand Rösterei kahvecisi oldu. Şehrin en iyi kahvecisi olarak anıldığı için ve ben de bir kahvesever olduğumdan mutlaka gitmek istiyordum, ancak Pazar sabah 10:00'da açık olmadığı için ve ben de o saati planladığım için deneme fırsatım olamadı maalesef. Yeri de çok kolay; şehrin en fotoğrafik sokağı olan Weißgerbergasse'nin başında bulunuyor. Gidip tadına bakarsanız bana da haber verin. - Behringer's Bratwurstglöcklein - Frankische Weinstube - Gasthaus Pillhofer - Böhm's Herrenkeller - Die Rote Bar - Heilig-Geist-Spital - Bratwurst Röslein - Behringer's Goldenes Posthorn - Albrecht-Dürer-Stube - Hausbraueirei Altstadthof, Braustüberi Schwarzer Bauer - Hexenhausle - Trödelstuben - Das Steichele Nürnberg'den alınacak ilk hediye kesinlikle oyuncak olmalı, burası dünyanın oyuncak başkenti desek yalan olmaz. Özellikle ahşap el yapımı oyuncaklar çok güzeller. Nürnberg'den birşey alacaksanız ilk tercihiniz kesinlikle el yapımı oyuncak olmalı. Nürnberg'in önemli oyuncak markalarından biri Steiff. Bu markanın çok özel bir hikayesi var; Margaret Steiff bir terzidir ve iğnelerini saplamak için iğne yastığı olarak oyuncak ayılar veya filler yapar. 1902 yılında bu iğne yastıklarından aldığı ilham ile ilk oyuncak ayıyı üretiyor. Bu iğne yastıklarından biri İstanbul Oyuncak Müzesi'nde sergileniyor. Biraz iddialı bir alternatif ama Bavyera bölgesinin geleneksel kıyafetlerinden almak da bir seçenek. Özellikle Octoberfest zamanında pek çok Bavyeralı'nın üzerinde görebileceğiniz bu kıyafetler oldukça da pahalı. - Kampanya döneminde alınmış, gidiş-dönüş kişi başı uçak bileti 100 - Erken rezervasyon ile kişi başı gecelik otel 50-100 - Noel Pazarları'nda yemek 4-5 - Restoranlarda yemek 8-14 - Şehir içi ulaşım ve müze girişlerinden geçerli olan 48 saat geçerli Nürnberg Card 33 - Bira 3-5 - Sıcak şarap 4-5 - Kahve 2,5-4 - Hali hazırda yoksa; şengen vizesi 120 - Wifi çok yaygın, internet paketi almanıza bence gerek yok. Nürnberg Turizm Ofisi, Nürnberg'de gezilecek yerler listesi ve gezi rotası ile birlikte haritası hazırlamış. Turizm Danışma Büroları'ndan haritayı temin edebilirsiniz. Benim hazırladığım Nürnberg'de gezilecek yerler, yeme-içme yerleri, konaklama ve Noel Pazarlarını içeren haritayı online olarak Google Haritalar uygulaması üzerinde, aşağıda görebilirsiniz. Nürnberg'de gezilecek yerleri görmek için en kolay rota, gezmeye tren garından başlamak. Eğer şehre tren ile geldiyseniz ve eşyalarınızı bırakacak yeriniz yoksa burada bulunan emanet dolaplarına çantalarınızı bırakıp gezmeye başlayabilirsiniz. Nürnberg'e ana giriş kapısı güzel mimarisi ile tren garı. Hem ülke içi hem de Avrupa'dan gelen pek çok tren bu garda duruyor. Metro, otobüs gibi hatların da bağlantı noktası burası, yani Nürnberg'de bir yere gidecekseniz merkez olarak garı alabilirsiniz. Tren garının içi de büyükçe bir AVM gibi, marketten restoranlara ve giyim mağazalarına kadar pek çok ihtiyacınızı bulabilirsiniz. Nürnberg eski şehir merkezini çevreleyen surların dışında derin hendekler bulunuyor. Bu hendeklerin çevre düzenlemesi çok güzel, hendek boyunca yürüyüş yolları bulunuyor, günün her saatinde bu alanda yürüyen, koşan insanlar görmek mümkün. Nürnberg eski şehir merkezine giriş yapabileceğiniz pek çok kapı var, benim favori kapım ise Frauentor Kapısı. Kapıdan geçer geçmez el işi ürünler yapan ustaların dükkanlarının ve Frankon yemekleri yiyebileceğiniz restoranların olduğu bir meydan sizi karşılıyor. Meydanda başınızı yukarıya kaldırdığınızda ise Königstor Kulesi ile göz göze geleceksiniz. Yukarıda bahsettiğim meydan Handwerkerhof, el sanatları pazarı veya şehrin zanaatlarlar sokağı diye geçiyor. Demirci, cam üfleyenler, çikolatacılar, seramik ürünler yapanlar, dericiler ve tabii ki zencefilli kurabiye yapanlar bu meydanda başınızı döndürecek. Sabah erken oldukça sakin iken akşam saatlerinde çok hareketli oluyor. Şehir surlarının hemen yanında tarihi atmosfere son derece uyumsuz, tamamı cam ile kaplı olan bina Neues Müzesi, sanat ve tasarım müzesi. Fotoğraf, resim ve heykel koleksiyonlarının sergilendiği müzeye giriş ücreti 7 Euro, Nürnberg Card ile ücretsiz. Pazartesi günleri kapalı, diğer günler 10:00-20:00 arası açık. Eski Gümrük Binası, 1498-1502 ilk olarak gramaj ve tuz deposu olarak inşa edilmiş; 1572'den imparatorluk şehri tartı evi ve gümrük binası olarak kullanılmış. 1897/98 yıllarında ise ticari duraklara ve ofislere dönüştürülmüş. Bugün çarpıcı mimarisi ile dikkat çekiyor. Altında ise restoran, kitapçı gibi dükkanlar var. Karakol binasının bir olayı yok ama Nürnberg şehrinde dolaşırken soğan kubbeli bu binayı görünce acaba Rusya ile bir bağlantısı var mı diye heyecanlandım, maalesef bir bağlantı bulamadım. Burası şu an karakol olarak kullanılıyor. 1250 yıllarında gotik tarzda inşa edilmiş olan Lorenz Kilisesi 1439-77 yılları arasında genişletilmiş. 80 metre yüksekliğinde iki ihtişamlı kulesi Nürnberg'in pek çok yerinde görülüyor. Kilisede bulunan üç parçalı Laurentius orgu, dünyanın en büyük orglarından biriymiş. St. Lawrence Kilisesi'nin karşısında, Nürnberg'de hayatta kalan tek konut kulesi olan Nassau Evi bulunuyor. Romanesk mimarisinin birkaç örneğinden biri olan bu güzel bina muhtemelen bir bakanlık görevlisi için inşa edilmiş. Şu an ziyarete açık değil ama bina dışarıdan da çok güzel. Nürnberg'in en fotojenik noktalarından biri Müze Köprüsü. Aslında fotoğrafı çekilen yer köprüdeğil de köprüden görünen hastane. Heilig Geist Spital Kutsal Ruh Hastanesi; Museumbrucke'den görülen güzel yapı ve Nürnberg'de en çok fotoğrafı çekilen yerlerden biri. Kutsal Ruh Hastanesi 1332 ile 1339 arası, zengin soylu İmparatorluk Belediye Başkanının bağışı ile yaşlılar ve muhtaçlar için bir vakıf olarak kurulmuş. 1500'den önce herhangi bir kişi tarafından yapılan en büyük özel bağış olarak kabul ediliyormuş. Yapanlar bir gün gelip herkesin fotoğrafını çekeceğini düşünmemiştir eminim. 700 yıllık bu mimari Frankonya'nın ilk gotik kilisesi olan Frauenkirche 1355-58 yılları arasında yapılmış, Nürnberg'deki üç önemli kiliseden biri. Her gün saat 12:00'de saat kulesindeki kuklaların gösterisi oluyor. Bizim gezi takvimimiz bir türlü uymadığı için izleyemedik. Nürnberg'in en büyük Noel Pazarı olan Christkindlesmarkt kilisenin önündeki meydanda kuruluyor. Frauen Kilisesi önü şehrin pazar yeri olarak kullanılıyor. Bu meydanda sadece Noel zamanı değil, yılın her döneminde tezgahlar kuruluyor. Noel zamanı dışında kurulan tezgahlarda meyve, sebze gibi günlük ihtiyaçlar da satılıyor. Adını Türkçe'ye çevirince \"güzel çeşme\" olan 19 metre yüksekliğindeki çeşme Roma İmparatorluğunu anlatan tasarımı ile Hauptmarkt Meydanı'nın en göz alıcı noktası. 1385-96 yılları arasında yapılmış olan gotik çeşme, sekizgen taban üzerine üç katlı olarak yapılmış. Çeşmenin etrafında dilek tutarak bir tur atarsanız dilekleriniz gerçek oluyormuş, söylemedi demeyin. Belediye Binası, birkaç inşaat döneminden oluşan bir kompleks olarak ortaya çıkmış. En eski bölüm, 1332 ile 1343 yılları arasında inşa edilen ve bir zamanlar Alplerin kuzeyindeki en büyük salon inşaatı olan 40 m'lik Gotik salondur. 1945'te bombardıman sırasında bütün kompleks zarar görmüş, 1956-62 yılları arasında yeniden inşa edilmiş. 1230-40 yılları arasında geç romanesk tarzında inşa edilen kilise benim Nürnberg'deki favori kilisem oldu. Dışarıdan görüntüsü kadar iç mimarisi ve dekorasyonu da çok etkileyici. Kilisenin gotik kuleleri 1379'da kilisenin genişletilmesi sırasında eklenmiş. Nürnberg'de tarzının tek örneği olan Fembo House, Barok tarzda yapılmış bir tüccar evi. Bugün şehir müzesi olarak ziyaret edilebiliyor, giriş ücreti 6 Euro, Nürnberg Card ile ücretsiz. Nürnberg Kalesi, Roma İmparatorluğu'nun en önemli saraylarından birine ev sahipliği yapması ile eşsiz bir kale. Yekpare kaya üzerine inşa edilmiş olan kalenin üzerinde bulunduğu tepeye çıkmak çok kolay. Kale içinde ziyaret edilecek pek çok bina var. Bahçe girişleri ücretsiz. Ancak Sinwell Kulesi, kuyu, müze ve saray kısmına girmek isterseniz bilet almanız gerekiyor. Farklı kombinasyonlarda bilet alabiliyorsunuz 6-7 Euro civarında değişiyor, Nürnberg Card ile tüm alanları ücretsiz gezebilirsiniz. Nisan-Eylül arası 09:00-18:00, Ekim-Mart arası ise 10:00-16:00 arası kaleyi ziyaret edebilirsiniz. - İç bahçe - Saray - Kadınlar Odası - İç Kale Kapısı - Kraliyet Şapeli - Kafir Kulesi - Avlu - Derin Kuyu - Sinwell Kulesi - Gizli Bina - Ahırlar - Barınak - Wallburgis Şapeli - Vestner Kapısı - Sekizgen Kule - Kraliyet Ahırları - Ve ek binalar... Kalenin müze bölümü biletli girilen alanlardan. Müzede silah koleksiyonlarından kraliyete dair eşyaların sergilendiği salonlara ve sarayın kendi şapeline kadar ziyarete açık pek çok alan var. Kaleden Nürnberg manzarasını izlemek Nürnberg'e geldiğinizde mutlaka yapılması gerekenler listesinin başında yer alıyor. Sinwell Kulesi'nden manzara ise bir başka güzel, burası şehrin en yüksek noktası. Kale içinde yer alan 50 metre derinliğinde bir kuyu var. 20 dakikalık şovlar şeklinde kuyunun içini görebileceğiniz bir sunum yapılıyor. Kalenin hemen altında, surların yanında Nürnbergli meşhur sanatçı Albrecht Dürer'in Evi yer alıyor. 1420 yılında yapılmış olan bina; 1509 yılında Albrecht Dürer'in evi olmuş, 1528'de vefat edene kadar sanatçı bu evde yaşamış. Ev şu an müze olarak hizmet veriyor. Hem eski bir Nürnberg evini gezmek hem de Albrecht Dürer'i yakından tanımak için müzeyi ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Müze girişi 6 Euro, Nürnberg Card ile ücretsiz gezebilirsiniz. Salı ve Cuma günleri 10:00-17:00, Cumartesi ve Pazar günleri 10:00-18:00 arası ziyaret edebilirsiniz, Temmuz'dan Eylül'e kadar ve Noel Pazarları zamanı Pazartesi günleri de 10:00-17:00 arası ziyarete açık, diğer zamanlarda kapalı. Dürer'in evinin bulunduğu meydan çok güzel, yaz aylarında eminim çok daha keyifli oluyordur, biz sabah erken gittiğimiz için çok sakindi. Meydan'da \"Dürer'in Tavşanı\" adını taşıyan bir heykel bulunuyor. Heykel, 1984 yılında Alman heykeltıraş Juergen Goertz tarafından yapılmış. Heykel, Pilatushaus'un hemen önünde bulunuyor. Bu bina ise II. Dünya Savaşı'nda bombardımandan kurtulmuş olan nadir binalardan biri, şu an koruma altında. Bu meydana çıkarken bir alt sokakta bir Albrecht Dürer Anıtı'nı göreceksiniz. Christian Rauch tarafından tasarlanan Albrecht Dürer Anıtı ve Jacob Burgschmiet tarafından yapılan döküm, Almanya'daki bir sanatçıyı onurlandırmak için yapılmış ilk anıt imiş. 1380'larda Nürnberg'in geleneksel biraları bu mahzenlerde saklanıyordu. Kayalara oyulmuş olan mahzenler sonraki yıllarda yiyecek saklamak için de kullanılmış. Mazhenler rehberli tur ile gezilebiliyor, tur ücreti 11 Euro, Nürnberg Card ile %50 indirim alabilirsiniz. Nürnberg'in II. Dünya Savaşı'ndaki bombardımandan en az etkilenen sokağı WeiBgerbergasse yani dericiler sokağı. Geleneksel mimariyi görebileceğiniz bu sokak şehrin en fotoğrafik sokağı. Eğer bizim gibi boş iken çekmek istiyorsanız sabah erken saatlerde gitmeniz gerekiyor. Yarı ahşap evlerin güzelliği gerçekten baş döndürücü, her biri ayrı güzel. Bu evlerin kendi avluları ve kuyuları varmış çünkü bu sokakta dericiler, yani tabakhaneler bulunuyormuş. Bugün ise tabakhanelerin yerinde şirin dükkanlar ve restoranlar var. Nürnberg, 600 yıldan daha uzun süredir oyuncakların başkenti olarak anılıyor. Dünyanın en büyük oyuncak koleksiyonuna sahip olan oyuncak müzesi ise tarih boyunca hem Nürnberg'de hem Almanya'da hem de dünyanın farklı yerlerinde üretilmiş olan oyuncakların sergilendiği 4 katlı bir müze. Çocuklar kadar büyüklerin de ilgisini çekecek olan pek çok sergi bulunuyor. Müze, Sunay Akın'ın kurucuları arasında olduğu İstanbul'da bulunan Oyuncak Müzesi'ne de ilham olmuş. Giriş ücreti 6 Euro, Nürnberg Card ile ücretsiz. Nürnberg'de şehir içinden geçen Pegnitz Nehri'nin üstünden geçen çok sayıda köprüden biri Karls Köprüsü. Pegnitz Nehri'nin üstünden geçen çok sayıda köprüden biri diğeri de fotoğrafta arkamda kalan Fleisch Köprüsü. Bu köprüleri atlamayın diye hepsini tek tek yazdım. Şehrin ortasında, Pegnitz nehri üzerindeki adacıklardan biri Trödelmarkt Adacığı. Adayı ana karaya bağlayan güzel köprüleri ve tablo gibi mimariye sahip binaları ile ada kendi başına bir Hansel-Gratel adası gibi. Hangman, cellat demek. 1457 yılında ahşaptan yapılmış olan üstü kapalı bu güzel köprünün adının cellat köprüsü olmasının nedeni ise 16. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında şehrin celladının köprünün girişindeki kulede yaşamış olması. Trödelmarkt Adacığı ile şehri bağlayan köprülerden bir diğeri de Henker Köprüsü. Pegnitz üzerindeki en güzel köprülerden biri bu olsa gerek. 48 metre uzunluğuyla Weinstadel, Almanya'nın en büyük yarı ahşap evlerinden biridir. 1446-48 yılları arasında inşa edilen bina 16. yüzyıldan itibaren zanaatkarlar, fakir aileler ve hastalara barınma sağlayan bir yer olmuş. 1571'den itibaren ise şarap deposu olarak kullanılmış. Bugün Weinstadel'in içi modernize edilmiş ve kendi kantini olan bir öğrenci yurdu olarak kullanılıyor. . Pegnitz Nehri'nin üstünden geçen çok sayıda köprüden biri diğeri de Max Köprüsü. Nürnberg'ün ortasından geçen Pegnitz Nehri nedeniyle şehrin içinde pek çok birbirinden güzel köprü var. Yayaların rahat geçebilmesi için 1824 yılında 68 metre uzunluğunda yapılan Kettensteg Köprüsü Almanya'nın ve Avrupa'nın ilk ve en eski asma köprüsü. Beyaz Kule, Nürnberg'in sondan bir önceki şehir surlarının bir parçası olan ve aynı zamanda şehre açılan kapı olan tarihi bir kule imiş. 1250 civarında inşa edilmiş olan kule şehir kapısının korunması için yapılmış. Ancak etrafındaki surlar yıkıldığı için şu an tek başına duruyor. Beyaz adını dış sıvasından almış ancak II. Dünya Savaşı sonrasında yapılan onarımlarda sıva çıkarılmış. Jürgen Weber tarafından tasarlanan ve 1984 yılında Beyaz Kule'nin olduğu meydana yerleştirilen \"Evlilik-Atlıkarınca Heykeli\", bugün Avrupa'nın 20. yüzyılın en büyük figürlü çeşmesi olarak kabul ediliyor. Heykel, aşık olmanın ilk aşamalarından ölüme kadar altı sahnede evlilik hayatının iniş ve çıkışlarını gösteriyor. Hans Sachs'ın eşi için yazdığı \"Acı-Tatlı Evli Hayat\" şiiri, Evlilik-Atlıkarınca çeşmesine ilham olmuş ve çeşmenin dışında yatan kalp üzerinde okunabiliyor. Nürnberg heykeller açısında zengin bir şehir, bu heykel dikkat çekici olduğundan detaylıca anlatmak istedim. Ulusal müze girişinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Anıtı yer alıyor. 9 metre yükseklikteki 30 sütundan oluşan anıtın her bir sütununda beyannamenin bir maddesi yer alıyor ve her biri farklı dillerde. İlk sütun İbranice, 10. sütun Türkçe gibi... Nazilerin en önemli şehirlerinden biri olan Nürnberg'de böyle bir anıtın olması önemli. Almanya'nın en büyük müzesi olan Alman Ulusal Müzesi'nin 2022 yılı giriş ücreti yetişkinler için 8 Euro, Nürnberg Card ile ücretsiz gezebilirsiniz. Alman Ulusal Müzesi yatay mimariye sahip, iki katlı bir bina ancak çok geniş bir alana yayılmış durumda. Pek çok salonda farklı sergiler bulunuyor, zaman kaybetmemek ve ilginiz olan alanları gezebilmek için girişte verdikleri krokiden seçim yaparak müzeyi gezebilirsiniz. Müze ağırlıklı olarak sanat eserlerinin sergilendiği salonlara sahip. Beni şaşırtan kısmı ise yakın dönem Almanya tarihine dair bir sunum yapılmamış olması. Nürnberg Surları'nın ulusal müze girişinde bir anıt bulunuyor. Üzerinde Türkçe isimler olunca ne olduğunu detaylı inceleyince 2000/2007 yılları arasında NeoNaziler tarafından katledilen kişiler için yapılan bir anıt olduğunu anladım. Umarım ruhları huzura kavuşmuştur. Nürnberg eski şehir merkezinde hemen her sokak birbirinden güzel, şehirde boş boş yürümek bile çok keyifli. Kaiserstrasse, Königstrasse, Karlsstrasse, Winklerstrasse, Breite Gasse caddeleri şehrin en hareketli caddeleri. Bu caddeler üzerinde çok sayıda kafe, restoran ve mağaza bulabilirsiniz. Tek bir istisnası var; pazar günleri bu caddelerde her yer kapalı. Nürnberg seyahat planı yaparken alışveriş yapmaya niyetiniz varsa pazar gününe bırakmayın. Nürnberg Opera Binası, Almanya'nın en büyük tiyatrolarından biri. 1903-1905 yılları arasında, Art Nouveau tarzında, mimar Heinrich Seeling tarafından inşa edilmiş. Hitler'in Nürnberg'e her gelişinde burada opera izlediği biliniyor. Opera Binası'nın hemen yanında eskiden otel olarak kullanılan Deutsher Hof binası bulunuyor. Şu an ofis ve konut olarak kullanılıyor. 1912-1913 yılları arasında Hans Müller'in imzası ile inşa edilmiş olan binanın asıl alameti farikası ise Hitler'in Nürnberg'e geldiğinde kaldığı otel olması. Binanın önünden geçerken bunu bilmek kıymetli diye düşünüyorum. Nürnberg Hitler'in en sevdiği şehir idi ve pek çok etkinlik için burayı tercih etti. 1933'te Nürnberg'i Nazi Partisi Miting Alanı ilan etti. Dökümantasyon Merkezi olarak geçen bina pek büyük değil ama miting kortejinin geçmesi için yapılan 2 km uzunluğunda bir yol, Zeplin pisti olarak yapılmış ancak daha sonra mitingler için kullanılmış olan bir meydan, miting konuşmalarının yapıldığı ve Bergama'dan alınıp Berlin'de sergilenen Zeus Anıtı referans alınarak yapılmış olan tribün bu bölgede görülecek yerler. Alan çok büyük, yaklaşık 6 km'lik bir yürüyüş ile tüm bu alanları gezebiliyorsunuz. Dökümantasyon Merkezi'nin giriş ücreti 6 Euro, Nürnberg Card ile ücretsiz girebilirsiniz. Burası şehir merkezinden biraz uzakta, biz 2 numaralı tramvay ile kolayca ulaştık. II. Dünya Savaşı sonunda 1945-1949 yılları arasında Naziler, Hitler'in en sevdiği şehir olan Nürnberg'de yargılandı. Yargılamaların yapıldığı Nürnberg Mahkemeleri bugün müze olarak ziyaret edilebiliyor. Burası hem mahkemelerle ilgili bilgilerin hem de dökümanların sergilendiği bir yer. 600 numaralı mahkeme salonu savaş suçluların yargılandığı salon olması nedeniyle oldukça popüler, ancak bu salon halen kullanılıyor, ziyaret edebileceğinizin garantisi yok yani. memorium-nuernberg. de adresinden ziyaret saatlerini kontrol etmenizde fayda var. Giriş ücreti 6 Euro, Nürnberg Card ile ücretsiz. Nürnberg'den şehir içi toplu taşıma araçları ile, U1 metro hattı ile Fürth'e ulaşabilirsiniz. Fürth, Nürnberg'in bir boy küçüğü diye düşünebilirsiniz. Şehir meydanı etrafında belediye binası, kilisesi, müzeleri bulunuyor. Benim listemde olmayan ve ziyaret etmediğim ancak görebileceğiniz daha pek çok yer var: Deutsches Museum Nuremberg, Tucher Mansiyon ve Hirsvogel Salonu, İletişim Müzesi, DB Tren Yolu Müzesi, Bratwurst Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, Faber-Castell Experience, Dinazor Müzesi, Cadolzburg Kalesi, Nürnberg'e bir gün veya beş gün ayırın farketmez, mutlaka yapmanız gerekenleri aşağıda listeledim. - Nürnberg'in eski şehrini mutlaka yüksekten görün. Kalenin bahçesinden, kaledeki kuleden veya şehrin surları dışındaki yüksek otoparkların en üst katlarından şehrin güzelliğini izleyebilirsiniz. - Nürnberg'in kırmızı biralarının tadına bakın. Tadım menüleri olan restoranlardan birini tercih edebilirsiniz. - Hauptmarkt'ta yer alan çeşmenin çevresinde bir tur atarak dilek dileyin, dileğiniz gerçek oluyormuş. Denemekten zarar vermez. - Öğle saatinde Fraukirche Kilisesi'nde bulunan \"mannleinlaufen glockenspiel\" saattin şovunu öğlen 12:00'de izleyin. - Tabii ki zencefilli kurabiyelerin tadına bakın. - Üç sosisli sandviçin tadına bakın. - Sadece eski şehri değil Nazi Dökümantasyon Merkezi ve/veya Nazi Mahkemelerinin olduğu yerleri görün. - 24 Kasım-25 Aralık arasında şehre geldiyseniz Noel Pazarları'nı görmeden dönmeyin, gidemezsiniz zaten. - en büyük ve en popüler olanı Chriskindlesmarkt - çocuklar için dense de bence büyükler için de çok eğlenceli olan Kinderweihnacht - Handwerkerkof - Markt der Partnerstadte - Original Reginal - Rathaus Wolffscher Bau - Feuerzangenbowle Hepsi birbirine yürüme mesafesinde, hatta bazıları yan yana. Maalesef çoğunluğu 21:00'de kapanıyor. Christkindlesmarkt. de adresinden pazarların açık olduğu günler, yer ve saatlerine ulaşabilirsiniz. Nürnberg Noel Pazarları yazımda pazarlara dair tüm detayları bulabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/nurnberg-noel-pazarlari-christkindlesmarkt", "text": "Avrupa'nın en eski ve en popüler Noel Pazarları Nurnberg'de kuruluyor. El yapımı hediyelik eşyalardan, şekerleme ve kurabiyelere kadar pek çok geleneksel ürünün sergilendiği pazarlarda gece gündüz sürekli bir hareketlilik var. Bu güzel şehri ayrıca anlatacağım, bu yazıda Nürnberg Noel Pazarları ile ilgili ihtiyacınız olan tüm bilgilere ulaşacaksınız. Bavyera'nın ikinci, Frankonya'nın en büyük şehri, tarihte pek çok medeniyete başkentlik yapmış, güzel şehir Nürnberg, film stüdyosu gibi. Noel Pazarları zamanı süslenen şehrin güzelliği bir kat daha artıyor, Noel coşkusu ise cabası... Yıllar önce yazdığım Avrupa'nın en iyi Noel Pazarları yazımda Nürnberg'e yer vermiştim, o yazıya da göz atabilirsiniz. Nürnberg Noel Pazarları'nı anlatmadan önce size Christkind'i anlatmam lazım, çünkü Nürnberg pazarlarının simgesi bu. Christkind; Noel'de çocuklara hediye dağıttığına inanılan peri kızı görünümünde Noel Meleği'ne verilen ad. Christkind'in çocuklara Noel hediyeleri getirdiği fikri, Protestan reformcu Martin Luther'e (1483-1546) kadar uzanır. Luther'in zamanında, 6 Aralık Aziz Nicolas Günü'nde çocuklara hediye vermek bir gelenekti. Luther, Noel arifesinde evinde hediye dağıttı ve çocuklarına hediyelerini \"Kutsal Mesih\"in getirdiğini söyledi. Bu gelenek, Lutherci ailelerde hızla kök saldı. Yıllar geçtikçe, bu hayali hediye veren varlık şekil aldı. Noel Meleğine dünyevi görünümünü veren, büyük olasılıkla, ana karakter olarak bir Müjde Meleği olan, Noel oyunlarının ortaçağ Alman geleneğiydi. Melekler sadece erkek olarak değil, dişi olarak tasvir edilmeye başladıkça, Christkind de kadınsı bir görünüm aldı. Nürnberg'e gelirseniz mutlaka uğramanız gereken Noel Pazarlarını bu yazıda listeliyorum. Bütün pazarlar birbirine yürüme mesafesinde, hatta bazıları yan yana. Tek kötü yanları çoğunluğunun 21:00'de kapanıyor olması, keşke biraz daha geç saatlere kadar devam etseler. Aşağıdaki haritada pazarların Google Haritalar uygulaması üzerinde işaretlenmiş halini görebilirsiniz. Nürnberg'in Noel Pazarları'nın kraliçesi burası. Şehrin en büyük, en fazla standın olduğu, en çok ürünün olduğu, en kalabalık ve en popüler pazarı Chriskindlesmarkt. Frauenkirche Kilisesi önündeki Hauptmarkt meydanında kurulan pazar sabah saatlerinden itibaren hareketlenmeye başlıyor, akşam saatlerinde ise adım atmak dahi zorlaşıyor. Kurabiyeler, şekerlemeler, binbir çeşit el yapımı hediyelik eşya, aklınıza gelmeyecek el yapımı oyuncaklar, Noel süslemeleri, sıcak şarap, Nürnberg sosisi, bol bol ışıltı ile burası Nürnberg'de mutlaka uğrayacağınız nokta. Noel zamanı dışında da çok güzel ve keyifli olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Noel Pazarları en çok çocukları heyecanlandırıyor olabilir. Bu kadar renk, incik boncuk, yiyecek bir yerde olur da çocuklar sevmez mi hiç? Nürnberg'deki pazarlardan birini Kinderweihnacht adıyla çocuklar için özelleştirmişler. Atlı karıncadan trene, standların üstündeki dev kuklalara kadar çocuklar kadar büyükler için de çok güzel bence. Frauen Kilisesi'nin yanındaki sokaktan devam ettiğiniz hem pazarın ışıklı tabelasını görecek hem de çocuklu aile kalabalığını farkedeceksiniz, doğru yoldasınız. Bu arada çocuklardan hoşlanmayanlar için çocuk pazarını ayırmaları da güzel olmuş. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Bir başka çok güzel ve gözlerimi alamadığım pazar yeri de Handwerkerkof. El sanatları pazarı diye geçiyor. Diğer pazarlardan farklı olarak burası bir meydan değil Nürnberg eski şehir merkezine Frauentor Kapısı'ndan girdikten sonra hemen karşınıza çıkan sokaklarda kuruluyor. Daha çok sokağın çevresindeki dükkanlar pazarı oluşturuyor. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Markt der Partnerstadte, Nürnberg'in kardeş şehirlerinin kurduğu standların olduğu bir Noel Pazarı. Hauptmarkt'ı arkanıza alıp Rauthaus caddesine doğru ilerleyen sokağa devam ederseniz tam karşınızda Antalya standı sizi karşılayacak. Dünyanın farklı şehirlerinden, ülkelerinden ürünleri bu pazar yerindeki standlarda bulabilirsiniz. İtiraf edeyim ki diğer pazarlara göre biraz daha sönük kalmıştı burası. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Eski Belediye Binası'nın önündeki sokakta St. Sebald Kilisesi'nin arka nişlerinde az sayıda standın bulunduğu bir pazar burası. Aslında kale yönünden gelirken Chriskindlesmarkt'ın girişi diye düşünülebilir. Yine yeme-içme ve yün ürünlerinin olduğu standlar var burada. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Nürnberg'i güzelleştiren şeylerden biri de şehrin içinden geçen Pegnitz nehri. Nehir üzerindeki adacıklar ve o adalara geçen köprüler harika manzaralar oluşturuyor. Nehir manzarası seyrederek sıcak şarap içebileceğiniz tek bir pazar var o da Feuerzangenbowle. Yukarıdaki fotoğrafta solda görünen tenteler o pazara ait. Burada daha çok içecek standları var, haksız da satılmazlar hani. Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Nürnberg Noel Pazarları zamanında yapılacak aktivitelerden biri de nostaljik posta arabası ile şehri turlamak, ismi Postkutschenfahrten olarak geçiyor. 14:00-19:00 saatleri arasında bilet alarak atlı araba ile gezebiliyorsunuz. Nürnberg Noel Pazarları her yıl Kasım ayının son haftasında açılıyor ve 24 Aralık'ta Noel Günü kapanıyor. Pazarların açılış tarihleri her yıl değişebildiği için en sağlıklısı Christkindlesmarkt. de internet sitesinden tarihleri kontrol etmek. Pazarların 2022 yılındaki açılış tarihi 25 Kasım 2022 idi. Sabah 10:00'da açılan pazarlar akşam 21:00'de kapanmış oluyor. 24 Aralık günü ise 14:00'te kapanıyor ve pazarlar böylece sona ermiş oluyor. Yani Noel Pazarları coşkusu sadece bir ay sürüyor. Noel Pazarlarının en güzel yanlarından biri; sokak yemeklerini, şehrin geleneksel yemeklerini tatma imkanı sunması. Nürnberg mutfağı, Frankonya yemekleri ile meşhur, Noel Pazarları da bu yemeklerden nasibini almış. Noel Pazarı denince tabii ki ilk aklımıza gelen sıcak şarap. Çeşitli meyveler ve şarabın kaynatılması ile yapılan sıcak şarabın Nürnberg'e özel versiyonu ise Heidelbeer Glühwein yani orman meyveleri, yaban mersini gibi meyvelerin yoğun olarak kullanılması. Bu tatları seviyorsanız buradaki sıcak şarabı da seversiniz. Noel Pazarları'nda sıcak şarap servisi genelde süslü, güzel seramik bardaklarda yapılıyor. Sarap ve bardak için toplam bir para ödüyorsunuz, genelde şarap 3-5 Euro, deposito da 2-3 Euro oluyor. Bardağı götürdüğünüzde depositonuzu geri alıyorsunuz. İsterseniz bardak sizde de kalabilir, geri vermek zorunda değilsiniz. Böylece 2-3 Euro'ya hatırası olan bir sıcak şarap kupanız oluyor. Avrupa'da noel pazarlarında görmeye alışık olduğunuz sosisliler genellikle büyük boy sosis ile yapılır. Nürnberg sosisi ile bizim Tire Köftesi kadar büyüklükte yapılıyor. Minik bir sandviç ekmeğinin içine 3 tane sosis koyularak yapılanına 3 im Weggla yani ekmek arası 3 sosis deniyor. Restoran menülerinde ise Nürnberg sosisini Röstla olarak görebilirsiniz. Sandviç içinde veya restoranlarda servis ederken yanına garnitür olarak pişmiş lahana veya patates salatası ile servis ediliyor. Pazarda denediğim lahana garnitürü güzel değildi ama akşam yemek yediğimiz restorandaki nefisti. Avrupa'nın pek çok yerinde görebileceğiniz zencefilli kurabiyenin Nürnberg versiyonuna Lebkuchen deniyor. İçi daha çok kek gibi yumuşak, dışı ise çikolata ile kaplı. Farklı renklerde çikolatalar ile kaplanarak renklendiriliyor. Ben bu kurabiyeye bayıldım, Nürnberg'de olduğum süre boyunca bir sürü yedim. Kurabiyeleri Noel Pazarları'ndan alabileceğiniz gibi marketlerden, pastanelerden de alabilirsiniz. Shcmidt en popüler kurabiye markası. Noel Pazarları'nda kahverendi sert görünümlü boy boy ekmekler göreceksiniz. Bunlara Früchtebrot deniyor, meyveli ekmek diye çevirebiliriz. İçinde kuru meyvelerin dilimleri bulunan bir ekmek çeşidi bu. En küçüğü 3-4 Euro'dan başlıyor, boyutuna göre fiyatı artıyor. Pazarda gezerken açlık bastırmak için iyi bir seçenek ama bir Lebkuchen değil. Yukarıdakiler dışında patatesin farklı pişirme yöntemleri ile pişmiş halleri, değişik sosisler, türlü türlü tatlı ve şekerlemeler Nürnberg pazarlarının olmazsa olmazları. Nürnberg, Avrupa'nın en güzel zamanı olan Noel Pazarları zamanı gitmek için çok güzel bir şehir. İnsanların sokaklarda mutlu, mesut bir şeyler yiyip içtiği, eğlendiği, güzel vakit geçirdiği bu pazarlar beni her seferinde mutlu etmeyi başarıyor!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/odemis-gezilecek-yerler", "text": "Ödemiş; M. Ö 3000 yıllarına kadar uzanan geçmişi, çeşitli uygarlıklara yaptığı ev sahipliği, milli mücadele yıllarında Kuvay-ı Milliye hareketindeki başarıları ile Anadolu tarihinde önemli bir yere sahip şehirlerden biri. Bugünlerde adını pek duymasak da İzmir'e yakın gezilecek yerler arasında haklı bir yeri var. İzmir'in güneyine yaptığımız hafta sonu gezimizin duraklarından biri olan Ödemiş için, Ödemiş gezilecek yerler, Ödemiş'te ne yenir, Ödemiş'e nasıl gidilir gibi bilgileri bulabileceğiniz kapsamlı bir Ödemiş gezi rehberi hazırladım. Keyifli okumalar! Ödemiş, İzmir'e bağlı olsa da aslında İzmir'e 110 km mesafesi ile uzak ilçelerinden biri. Kuzeyin Bozdağlar, güneyinde Aydın Dağları ile çevrelenmiş olan verimli bir ovaya kurulmuş Ödemiş. Tütün, meyve, sebze, hayvancılık, fidancılık ana geçim kaynakları. Zaten Ödemiş'e doğru ilerlerken yolu sağlı sollu süslemiş olan fidan bahçeleri insanın içini açıyor. Türkiye'nin meyve fidanı ihtiyacının çoğu buradan karşılanıyormuş. İncir, patates, bir zamanlar ipek böcekçiliği ile ekonomik olarak da iyi durumda olan ilçe Türkiye'nin en büyük ilçeleri arasında. Ödemiş ilçe sınırları içinde yer alan ve bizim de hafta sonu rotamızda yer verdiğimiz; Birgi, Lübbey Köyü, Gölcük ve Bozdağ yeni yeni turizm hareketliliği yaratmaya başlamış. Ödemiş şehir merkezinde gezilecek yerler, uğramadan geçişmemesi gereken noktaları olabildiğince detaylandırmaya çalıştım. Ödemiş'e giderseniz bu rehber çok işinize yarayacak. Ödemiş'e gitmeyi planlıyorsanız Cumartesi günü gitmenizi öneririm. Şehrin en hareketli olduğu gün bugün çünkü Küçük Menderes Havzası'nın en büyük pazarı olan Ödemiş Pazarı, Cumartesi günleri kuruluyor. Her Cumartesi Ödemiş köylerinden gelen üreticiler; organik, doğal, ucuz, taze meyve, sebze, süt ürünleri, el sanatlarını satışa çıkarıyor. Bu yörede yetişen, şevketi bostan, ebegümeci, turp otu, dakırdalak gibi Ege otlarını da pazarda taze taze bulabilirsiniz. Rengarenk görüntülere ev sahipliği yapan pazarı gezmek için birkaç saatinizi ayırmayı unutmayın, çünkü sokak aralarını kaplayan pazarda kaybolmak burayı gezmenin en güzel yolu. Ödemiş Pazarı'nda gezerken denk geldim, balık pazarının alt girişinde bir çaycı var, dışarıya atılmış sandalyeleri göreceksiniz zaten. Dışarıdan bakınca içerinin karmaşası ilgimi çekti, girip bir bakayım dedim. Çıfıt çarşısı gibi bir kahve, fotoğraf çekmek için izin istedim. Bence Ödemiş'e gelirseniz bir çayını için. Ödemiş Pazarı'nın içinde bir de balık pazarı var. Balıklar sahil şehirlerinden geliyormuş. Elimde fotoğraf makinası ile dolaştığımı gören balıkçılar \"abla balıkları çekeceğine bizi çeksene dediler\" ben de gönüllerini kırmadım. Bu fotoğrafı gören Ödemişliler olur da, bu arkadaşlara iletirlerse çok mutlu olurum. Ödemiş Arasta Çarşısı, Osmanlı dönemi açık arasta türünün örneklerinden biri imiş. 3 camii ve 17 hanın ortasında yer alan çarşıda, semerci, keçeci, kalaycı, tenekeci, nalıncı gibi pek çok zanaatkar modern dünyaya direnmeye çalışıyor. Heybe, çul, çuval, urgan, sepet, küfe gibi artık pek az kullanılan zanaat ürünleri hala bu çarşıda üretiliyor. Ödemiş, zamanında ipek ve pamuk üreticiliğinden gelen alışkanlıkları ile kadın el sanatlarında ilerlemiş. Bugün ise dantel, iğne oyası, kanaviçe gibi Ödemişli kadınların yaptığı el işleri Kadın El Sanatları Pazarı'nda satılıyor. Ayrıca geleneksel ipek böcekçiliğini geliştirmek için Ödemiş Kent Konseyi Kadın Meclisi'nin aktif çalışmaları var. Birgi'de bir mağazaları da var. Yazma, pareo, tunik, saç bandı, fular gibi farklı giysilerin kenarlarına yapılan oya işlemeleri oldukça güzel. Eğer otantik ürünleri seviyorsanız bunlar da ilginizi mutlaka çekecektir. Anadolu'da neredeyse her şehrin merkez camiisinin adı sanırım Ulu Camii. Ödemiş'te de pazar girişinde yer alan camii, pazarın giriş noktası gibi. Türk Halk Müziği'nin güçlü isimlerinden Bedia Akartürk, 1941 yılında Ödemiş'te dünyaya gelmiş. Sanat hayatına ise Ödemiş Musiki Cemiyeti'nde başlamıştır. 2008 yılında Ödemiş Belediyesi tarafından açılmış olan ve Ayvaz ailesinin belediyeye bağışladığı İbrahim Hakkı Ayvaz Kent müzesi'nin ilk katı kent müzesi olarak tasarlanırken, ikinci katı Bedia Akartürk Sanat Müzesi olarak düzenlenmiştir. Bedia Akartürk'ün aldığı ödüller, kıyafetleri, fotoğrafları, yaptığı bebekler müzede sergilenmektedir. Müze ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor, her gün mesai saatleri içinde açık. Ödemiş Belediyesi Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi, iki katlı ahşap bir bina olan Keçecizade Hanı ile Yıldız Oteli binasının birleşiminden oluşmuş. Özel müze statüsündeki Öykam, 2012 yılında ziyarete açılmış. Müzenin iç avlusunda bir de Müze Kafe bulunuyor. Hanın 2 salonu sergi salonu olarak da kullanılabiliyor, biz gittiğimizde yeni bir serginin açılışı vardı. Bu müzede beni en çok etkileyen kısım ise Kurtuluş Savaşı için ayrılmış olan bölüm oldu. Öykam ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Pazartesi günleri hariç haftanın her günü ziyaret edilebilir. Ödemiş Müzesi, eski eser koleksiyoneri olan Mutahhar Başoğlu'nun bağışladığı arazi üzerine etnografya müzesi olarak yapılmış. 1987'den beri faaliyette olan müzede hem etnografik malzemeler hem de bölgede bulunan arkeolojik kalıntılar yer alıyor. 16.000'a yakın eserin sergilendiği müze eski şehir merkezinin biraz dışında. Müzenin giriş ücreti 6 TL, Müze Kart geçerli. 15 Nisan 2 Ekim arasında 08:00-19:00 saatleri arasında hizmet verirken, 3 Ekim-14 Nisan tarihleri arasında 08:30-18:30 arası müze ziyaret edilebilir. Ödemiş'in yaylası Bozdağlar. Bozdağların göz bebeği ise Gölcük Gölü. Küçük bir göl olan Gölcük, Ödemiş'e 18 km mesafede ancak 1100 metre rakımda bulunuyor. Bu nedenle döne döne çıkılan bir dağ yolundan Gölcük'e ulaşıyorsunuz. Çam ormanları arasındaki küçük gölün kıyısında otel, pansiyon, restoran ve kamp alanları var. Bizim gittiğimiz saatler tam da gün batımı saatleri idi, bu nedenle harika bir gün batımı manzarasına da şahit olduk. Yaz aylarında eminim göl kıyısında vakit geçirmek çok keyifli oluyordur. Ege'nin Alpleri olarak bilinen Bozdağ Köyü, Ödemiş'e 36 km mesafede yer alıyor. Bozdağ'ın yüksekliği 2157 metre iken Bozdağ Köyü 1150 metre yükseklikte. İzmir'den gelen dağcılık kulüpleri çevre yürüyüşleri, zirve yürüyüşleri yapıyor. Ayrıca bu bölge piknikçiler tarafından da tercih ediliyor. Yaz aylarında sıcak bunalan Ödemiş ve İzmirliler yayla niyetine buraya çıkıyorlar. Bozdağ'da 1998'de açılmış bir de kayak merkezi var, 3 kayak pişti ve teleferik bulunuyor ama yaşanan kazalardan dolayı ne yazık ki kapalı imiş. Ödemiş'in tarihe açılan kapısı ise Birgi Köyü. Aydınoğulları'na başkentlik yapmış bu köy sit alanı statüsünde ve Unesco Kültür Mirası geçici listesinde yer alıyor. Ödemiş'e sadece 10 km mesafede olan köy günübirlik gezilere için son derece uygun. Daha fazla bilgi için Birgi yazıma göz atabilirsiniz. Ödemiş'in bir diğer popüler noktası ise Hayalet Köy olarak da ün salan Lübbey Köyü. Köylünün ekonomik nedenlerle köyü terk etmesi nedeniyle hayalet görüntüsüne kavuşan köy fotoğrafçılar ve yürüyüş grupları tarafından ziyaret ediliyor. Lübbey Köyü hakkında daha fazla bilgi Lübbey Köyü yazımda yer alıyor. Ödemiş'in kendi özgü yemekleri var. Bunların bir kısmını sayacak olursam; Ödemiş Kebabı, keşkek, otlu gözleme, köpoğlu mantısı, yağlı ekmek, heybeli çorba, katmer, dibile, kompir çıyartma, galgıtma, höşmerim, yağlı sulu akıtma, kömbe, ekmek dolması, saç pidesi, töngül pidesi ve daha adını hiç duymadığım pek çok yemeği var. Yukarıdaki listedeki isimler bile oldukça ilginç. Tabii bu listenin hepsini restoranlarda bulma imkanı pek yok, ben bulabildiklerim için nerede yenir bilgilerini yazmaya çalışacağım. Ödemiş kebap dediğimiz aslında Ödemiş Köfte. Parmak uzunluğunda köftelerden oluşuyor. Bunun da en güzelini Köfteci Hurşit yapıyormuş. Saat 15:00 sularında köfteler bitince dükkanı kapatıyorlar. Öğle saatlerinde giderseniz yer bulabilirsiniz. Töngül pidesi; altında maydanoz ve yumurta, üstünde peynir ve tereyağı ile yapılan, normal pidenin yarısı boyutunda, normalde kahvaltıda yenen, mis gibi, lezzetli mi lezzetli bir pide. Pazara giderken Tarihi Töngül Pide fırınına uğrayıp pidenizi yiyebilirsiniz. Burası da öğleden sonraya kalmıyormuş, erken gitmeye çalışın. Herkesin ısrarla önerdiği ve pazarda gezerken neredeyse her restoranın kapısında \"keşkek bulunur\", \"Cumartesi günleri keşkek yapılır\" afişlerini gördüğümüz ama tadacak yerimiz ve zamanımızın kalmadığı yemek bu. Haşlanmış buğday ve içine et ile pişirilen bulamaç görüntüsünde bir yemek. Benim memleketimde de düğün yemeğidir, çok severim. Yemediyseniz tavsiye ederim. Ödemiş ve hatta Ege'ye yolunuz düşerse mutlaka tadına bakmanız gereken otları, ot yemekleri. Çoğumuzun adını bile duymadığı otlardan yemek yapıyorlar. Ödemiş'te de çarşı pazar gezerken karşınıza otlu gözleme yapan hanımlar çıkıyor, taze otlar ve mis gibi peynirli bu gözlemelerin tadı bir başkadır. Eğer Ödemiş'e yaz aylarında gidiyorsanız kar helvası ve koruk suyu da mutlaka denemeniz gereken tatlardan. Ödemiş, İzmir'e 110 kilometre mesafede yer alıyor. İlçeye karayolu ve demiryolu ile ulaşmak mümkün. Ödemiş ilçe merkezinden ve İzmir otogarından sabah 05:00'ten akşam 21:00'e kadar yarım saat ara ile karşılıklı otobüs seferleri düzenleniyor, yani oldukça sık. Ayrıca Ödemiş merkezinden Alaşehir-Salihli-Selçuk-Kuşadası'na karşılıklı seferler var. Ödemiş'e tren ile gelmek isterseniz; Ödemiş-Torbalı-İzmir demiryolu hattından günde 5 kez karşılıklı seferler düzenlenmektedir. Tabii ki Ödemiş'e direkt uçak ile gelme şansınız yok. Ancak bizim gibi İzmir Adnan Menderes Havaalanı'na inerek oradan araba kiralayabilir veya havaalanı içinden geçen demiryolu hattı kullanılarak Ödemiş'e ulaşılabilir. Ödemiş'e siz de bizim gibi hafta sonu gezisi yapmak istiyorsanız, bizim rotamız şöyle idi: Cumartesi sabahı İzmir Adnan Menderes Havaalanı'na indik, kiraladığımız araç ile önce İzmir-Ödemiş arasındaki Torbalı'da Türkiye'nin en büyük otomobil müzesi olan Key Museum'a uğradık. Müzeyi gezdikten sonra Ödemiş'e geldik. Öğle yemeğimizi Ödemiş'te yiyip Ödemiş pazarı, müzelerini gezdik. Akşamüstü Gölcük'e çıktık, Gölcük'te günü batırdıktan sonra akşam saatlerinde Birgi'ye ulaştık. Pazar öğleye kadar Birgi'yi gezdikten sonra Lübbey Köyü'ne devam ettik. Günü bitirmek için biz Tire'yi tercih ettik. Siz rotayı biraz daha uzatıp Tire'ye uğramadan dönüşe geçebilirsiniz. Pazar akşamı da evimize geri döndük. Hafta sonunu keyifli geçirmek isteyenler için Ödemiş ve çevresinde gezilecek yerlerin çok keyifli bir rota olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ohrid-gezilecek-yerler", "text": "Balkanlar gezimin duraklarından biri de Makedonya idi. Makedonya'nın en sevdiğim şehri ise Ohrid oldu. Ohrid gezilecek yerler, Ohrid nerede, Ohrid'de ne yenir, Ohrid'de nerede kalınır ile ilgili önerilerimi bu yazımda bulabilirsiniz. Tanrı'nın cenneti yaratırken bir damlasını yeryüzüne düşürdüğü, o damlanın düştüğü yerin de Ohrid olduğu rivayet edilir. - Ohrid Gölü oldukça büyük ve temiz bir göl, o yüzden gölde yüzülebiliyor. Hem Ohrid şehir merkezinde hem de kısa bir yürüme mesafesindeki plajlardan göle girilebilir durumda. - Ohrid'in eski şehir bölümü, bizim Safranbolu'yu hatırlatıyor. Ahşap evlerin çoğu Unesco koruması sayesinde restore edilmiş. Gezebildiğiniz kadar bütün sokakları dolaşmalısınız. - Ohrid Kalesi'ne çıkın. Muhteşem bir Ohrid manzarası sizi bekliyor orada. Ayrıca ancak yürüyerek ulaşabileceğiniz mesafedeki kiliseleri ziyaret edebilirsiniz. - Ohrid Antik Tiyatrosu ben gittiğimde halen restorasyon halinde idi, küçük bir tiyatro. - Ohrid Eski Çarşı yine görülecek yerler arasında. Küçük bir çarşısı var. Çarşıdaki kuyumculardan Ohrid'in meşhur incilerinden de alabilirsiniz. - Çarşının sonunda ulu bir çınar ve bir de cami var. - Eski şehrin içindeki kağıt üretim atölyesini mutlaka ziyaret etmelisiniz. İlk kağıt üretildiği dönemde nasıl kağıt yapıldığını ve ilk matbaa örneklerini görme şansınız olabilir. Kendinize bu kağıtlara basılmış bir minik hediye de alabilirsiniz. - Şehrin dışına doğru, Ohrid Nehri'nin göle döküldüğü yerde güzel manzalarla kaşılaşırsınız. - Kiril alfabesi Ohrid'de doğmuş - Ohrid Gölü, Avrupa'nın en derin ve en eski krater gölü - Ohrid eski şehri, Unesco Dünya Kültür Mirası listesine alınan yerler arasında - Hala eski yöntemle kağıt üreten bir atölye var - Ohrid'de yılın her günü için bir kilise yapılmış, küçücük şehirde 365 kilise var Biz önceden adını duyduğumuz Fuat Hayrettin'in Pansiyonunu bulmaya çalışırken birkaç bisikletliyi atlamak zorunda kaldık. Yol kenarında durmuş adresi bulmaya çalışırken yanımıza biri yaklaştı ve \"Türkçe olarak yardıma ihtiyacınız var mı?\" diye sorunca oldukça şaşırdık. Burada Türk nüfusun olduğunu biliyorduk ama gelip bizimle Türkçe konuşacaklarını tahmin etmemiştik. Fuat Hayrettin'i arıyoruz deyince, \"benim\" demesi ise şaşkınlığımızı bir kez daha artırdı. Kısaca tarif etmek gerekirse; Ohrid sahiline indiğinizde ana yoldan sola dönüyorsunuz, az ileride büyük bir kilise göreceksiniz. Kilisenin hemen arkasındaki sokak Fuat beyin pansiyonu. Zaten kime sorsanız gösterirler. Bu yazının altında yer alan yorumlarda da konaklama ile ilgili alternatifler yer alıyor, bakabilirsiniz. Ohrid, Makekonya'ın en meşhur şehirlerinden biri. Ohrid Gölü kıyısında kurulmuş olan şehir aynı zamanda Arnavutluk sınırına da çok yakın, gölün diğer yani Arnavutluk öyle düşünün. Ohrid'e biz kendi aracımızla İstanbul'dan Balkanlarda geze geze gitmiştik. Araçla gitmek isteyenler için Selanik üzerinden yaklaşık 900km'lik bir yol sizi bekliyor. Eğer kendi aracınızla gitmek için zaman ve imkanınız yoksa Ohrid'e gitmek için Üsküp'e uçup oradan otobüsle Ohrid'e gidebilirsiniz. Veya Onur Air direkt Ohrid uçuşlarına başlamış, İstanbul'dan Ohrid'e direkt uçabilirsiniz. İstanbul baskılı tshirtlerimizi isteyenler bile oldu. Akrabalarımızı ziyarete gitmiş gibiydik orada. Oldukça duygusal anlar yaşandığını söylemem gerek. Ohrid'in kendine özgü yemekleri yerine çokça İtalyan restorantı var. Güzel yanı ise, şarap ve yemeklerin İtalya'ya göre oldukça ucuz olması. Ayrıca aslında izin verilmese de gölden çıkan balıkların tadına bakabilir, Türk tadına yakın böreklerden yiyebilirsiniz. Türk kahvesini de pekçok kafede bulabilirsiniz. Cennet şehir Ohrid Makedonya gezi planlarınızda mutlaka yer almalı. Pansiyon ile otelin şartları oldukça farklı tabii. Nasıl bir tatil istediğinize göre karar vermeniz daha doğru olur. Ben oraları motosikletle gezmiştim, otobüs konusunda birşey diyemeyeceğim. İklimleri bize yakın, soğuk olacağını sanmam. Belki yağmurlu olabilir. Merhaba, sayenizde Fuat amcayla tanıştık ve sizden bahsettim. Çok memnun oldu. Ayrıca Ohrid'e bayıldık en yakın zamanda bi daha gitmeyi düşünüyoruz. Merhaba Sevil Hanım, 25 Ocak 30 Ocak arasında eşimle birlikte Makedonya'yı ziyaret edeceğiz. Bize önerebileceğiniz bir şeyler var mı? Görmemiz gereken yerler, yapmamız gereken şeyler, mevsimine göre aktiviteler vs.. Birde günü birlik kayak yapmak için Mavrovo'ya gitmek istiyoruz. Günü birlik turlar var mıdır ve Üsküp'ten mi daha yakındır gitmek yoksa Ohrid'enmi? Çünkü her iki şehirede gideceğiz. Yardımcı olmanızı umuyorum. Şimdiden teşekkürler. Yazının altında yer alan yorumlarda telefon numarası yer alıyor. Arayıp fiyat öğrenebilirsiniz. Bende de fotoğraf yok, ama tertemiz güzel bir yer. İçiniz rahat bir şekilde gidebilirsiniz. Araçla yola çıktık. Araç için yeşil sigorta gerekli, ayrıca Yunanistandan gidecekseniz bu ülke Uluslararası ehliyet istiyor. Bu ehliyeti ipsala veya kapıkule sınır kapısındaki Turingden 2 vesikalık foto. ve ilk defa çıkaracaksanız 415 TL karşılığında hemen veriyorlar. Navigasyon mutlaka olmalı, kalacağınız yeri önceden ayırtmak avantaj. Yemek konusunda ohride sıkıntı yaşamıyorsunuz, Müslüman lokantaları, pastaneleri, ibadete açık camileri var. Fiyatlar oldukça uygun. Pazaryeri yakınında bir arnavut börekçi var uygun fiyatlı harika börekleri var. Dil konusunda hiç sıkıntı yok türkçe bilen çok var. Göl tertemiz ve çevresi yemyeşil. Sv Naumdaki Gölün kaynak girişi ve Sturugadaki Gölün çıkışı mutlaka görülmeli. Kaleden Ohri manzarası harika.. Çarşı içinde gezip tane tane satılan baklavalardan yemek, esnafla sohbet harikaydı. Kısacası, herkesin tatil anlayışı farklıdır, Ancak biz Ohriyi çok sevdik, Lüzumsuz lüksün olmadığı, doğa, tarih, doğal güzellikleri seven memnun kalacaktır diye düşünüyorum. Araçla Ohrid gölünün etrafınıda gezdik. Gezmek isteyen günübirlik araçla gezebilir ancak sınır kapılarından geçmek gerekiyor. Gölün etrafı ortalama 100 km. Merhabalar, verdiğiniz bilgiler için öncelikle teşekkürler. 4 günlük gezi planımız var, uçağımızda üsküpe inecek. Biletimizi alırken arnavutluk ve karadağ'a da geçeriz demiştik. Ancak Makedonyada gezecek çok fazla yer olduğunu gördük bloglarda.. En azından ohrid 1 günden fazlasını hakediyor. Yanılıyor muyuz? Konuyla ilgili görüşleriniz bizim için çok değerli.. Aslında çok küçük bir şehir, bir gün yeterli olabilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/okumadan-gezen-sadece-ani-biriktirir", "text": "Sohbetine doyum olmayan Uğur Özmen ile bu kez ne pazarlama ne CRM konuştuk, bu kez ben ona gezdiği yerleri sordum, o anlattı; o anlattı ben dinledim... Tadına doyulmaz sohbeti için kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Gezmeyi yeni yerler görmeyi, farklı coğrafyalar tanımayı çok seviyorum. Bir yeri daha listeme eklemiş olmak, bir görevi daha tamamlamış olmak gibi. Gezmek benim için, yeni bir yeri daha görmek ve bir sonraki hedefe doğru yönelmeyi ifade ediyor aslında. Ben bir yeri daha görmüş olmayı seviyorum. - Fransa'nın kuzey sahillerinde Normandiya'da, Manş Denizine bakan sahil şeridindeki Le Mont-Saint-Michel Dünyada gel-git'in en fazla olduğu yer. 14 metre yüksekliğinde su çekilmesi oluyormuş. Yüzey eğilimi az olduğundan. 12 kilometre mesafede su çekiliyor. Adanın üzerinde eski bir manastır var. Yüzüklerin efendisi'ndeki Sauron'un kulesi gibi görünüyor kilometrelerce uzaktan. Mont St. Michel'i daha ayrıntılı kendi blogumda yazmıştım. - Yine aynı sahil şeridindeki Saint Malo. Yine gelgit'in fazla olduğu bir yer. Sular çekilince millet sahilde inşa edilmiş olan devasa havuza giriyor. Deniz yükselince, havuz suyun altında kalıyor. Aşağıdaki iki fotoğraf aynı yer aslında. İlki suların yükselmiş hali, ikincisi de suların çekilmiş hali. İlk fotoğrafta ortada duran tramplene dikkat edin. - Yine Normandiya kıyılarındaki Honfleur. Şehrin meydanı deniz. Daha doğrusu, denize bağlı havuz. - İsviçre dağlarında Champery. Otele geç gitmiştik. Anahtarı resepsiyonun masasına bırakmış. \"Özmen ailesi... Oda numaranız 14\" diye kağıda yazmış. Kendisi gitmiş. Champery'nin bir değişik yanı da şu: Tepeye çıktığınızda 3 yönlü bir tabela var. Bir yönü İtalya, bir yönü İsviçre, diğer yönü Fransa'yı gösteriyor. Yani, tam üç sınırın birleştiği nokta... - Monaco yakınlarındaki bir tepede, dağ evi havası korunmuş bir lokanta... - Sicilya'da, dünyanın en büyük tatil köyü... Türk misafirler, ellerindeki haritaya rağmen kayboldular. Benim kaldığım oda bir bahçeye bakıyordu. Sabahları sincapları seyredebiliyordum pencereden. - İskoçya dağlarının, vadilerinin manzarası. Sert volkanik oluşumun binlerce yıl sonra yarattığı güzellikler... - Barselona... Gaudi'nin yapıtları... Doğa ile bütünleşmiş mimari tasarımlar... - Brugges'ün, Avrupa'nın en büyük düşünürlerini yetiştiren kasvetli havası... - Portekiz'in başkenti Lizbon yakınlarında, Kıta Avrupası'nın en batı noktasından okyanusun sonsuzluğunu izlemek. - Atina'da yılbaşı ayinleri. Bir kiliseye girip, ayini izledik. Sonra otele döndük. Televizyonda az önce gittiğimiz kiliseden naklen yayın yapılıyor. Yani, az önce TV'ye çıkmışız. Sabah kalktığımızda ayin devam ediyordu. - Orlando'daki ıslanma garantili dev su parkı. Yanılmıyorsam Universal Studios idi. Kış aylarında Kuzey Avrupa'ya, Finlandiya kasabalarına gitmeyin. Günün 22 saati karanlıkta gezmek çok keyifli olmayabilir. Ancak orada da ilginç şeyler görebilirsiniz. Elinde bira şişesi ile gezilen, sokaklara tükürülen yegane Avrupa ülkesi olarak Finlandiya'yı gördüm. En faydalı olabilecek önerim gittikleri şehirlerde semt pazarlarına mutlaka gitsinler. Semt pazarlarında çok lezzetli bir şekilde karınlarını doyurabildikleri gibi aradıkları herşeyi de bulabilirler. Gittikleri yerin kültürünü öğrenmek için de iyi bir fırsat. Ayrıca bulabiliyorlarsa şehirlerdeki bit pazarlarında beklenmedik sürprizlerle karşılaşabilirler. Ben uzun süre kravatlarımı bit pazarlarından aldım. Eğer özellikle takım elbise giydiğiniz bir işyerinde çalışıyorsanız, kendinizi ifade edebileceğiniz yegane ayrıntı kravatınızdır. Önemli bir başka tüyo da kayak severler için... Eğer kayak öğrenmek istiyorsanız Avrupa'da ders almanızı şiddetle tavsiye ederim. Avusturya Kitzpuhel iyi bir seçim olabilir. 4 günlük eğitimle başlangıç seviyesinde Alpler'de kayma fırsatını neredeyse Türkiye'deki maliyetlerle yakalayabilirsiniz. Buna kısa ve öz bir cevap vereyim: Okumadan gezenin hiç birşey öğrenemeyeceği kesin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/okyanusta-bir-damla-sri-lanka", "text": "Sri Lanka Hindistan' ın Güney ucuna 37 km mesafede bulunan bir ada ülkesi. Şekli nedeniyle Hint Okyanusunun Damlası ya da Hindistan'ın göz yaşı olarak da anılıyor. 10 yıl öncesine kadar adanın kuzeyinde egemen olan Tamil Gerilları ile ülke iç savaş halinde imiş, uzlaşma sağlanmış ve artık ülkede herhangi bir güvenlik sıkıntısı yok. Kuzey bölgeler de turizme açılmış durumda. Sadece kuzey-güney hattına yapılmış askeri tesisler hala varlığını sürdürüyor. Darısı bizim ülkemizin başına. Ülke tropik kuşakta olduğu için yemyeşil. Tropik yağmur ormanlarıyla dolu. Bu da cennet gibi bir doğa demek oluyor. Ada olmasının bir avantajı ise pek çok tür adada soyunu sürdürebilmiş. Dünya üzerindeki canlı tür çeşidi bakımından en zengin ükelerden biri Sri Lanka. Sadece 180 çeşit orkide varmış halen doğada rastlanan. Doğal zenginliklerinin fazla olması ve Hint Okyanusundaki stratejik konumu nedeniyle İngiliz, Portekiz ve Hollanda sömürgesi altında kalmış, özellikle İngiliz ve Hollanda etkisi halen çok yoğun hissediliyor. Tropik kuşaktaki ülke muson yağmurlarının etkisinde kalıyor, en fazla yağışı Nisan ayında alıyormuş. Deniz tatili için sezon ise Kasım'da başlıyor. Hint Okyanusu'nun tadını çıkarmak ya da dalış yapmak için adaya gidecekseniz Kasım sonrasına plan yapmaya özen gösterin. Adanın iç kuzey kesimleri güneşli ve ülke geneline göre daha kuru bir iklime sahip, bu nedenle özellikle Polonaruwa bölgesinde pirinç yetiştiriliyor. Adanın ortası da olan dağlık bölgesi ülkenin en serin ve en fazla yağış alan yeri, çay ve sebze daha çok buralarda yetişiyor. 50 Sri Lanka rupisi yaklaşık 1TL. Genel olarak fiyatlar uygun olmasına rağmen, turistik hesaplar usd üzerinden olduğundan ve dolar bizde sürekli değer kazandığı için beklediğimden daha maliyetli bir gezi oldu. Özellikle tarihi yerlere giriş ücretleri 25-30 usd olması bütçeyi biraz zorladı. Halbuki bu yıl Sri Lanka'yı tercih etme nedenlerimden biri ucuz seyahat etmekti. Ülkenin ekonomisi ağırlıklı çay üzerine kurulu, çay tarlaları İngilizler tarafından yapılmış. Mülklerin çok büyük kısmı İngilizlere ait. Macwood adıyla üretim yapan en büyük üretici Lipton markası ile dünyaya satılıyor. Çay tarlalarında çalışan Sri Lankalılar ise fakirlik içinde yaşamaya devam ediyorlar. Ülke bizim 20 sene önceki halimize benziyor, mobilyalardan tren garlarına kadar sanki tarihte geri gitmiş gibiyiz. Halk dışarda yeme kültürüne sahip değil, akşam 20:00'den sonra herkes ortadan kayboluyor, halbuki sıcak ülkelerde hayat gece ve sokakta yaşanır, bunu Sri Lanka'da göremedim. Dünya çapındaki gezi kitapları, akşam hava kararınca dışarı çıkmayın dediği için geceleri dışarıda yabancı görmek neredeyse imkansız. Geç saatte otele döndüğümüz durumlar olduğunda ise hiç sıkıntı yaşamadık ama tamamen şans da olabilir tabii. Yine de orada yaşayanlara sormakta fayda var. Alkol marketlerde ya da \"wine store\" yazan çoğunluğu demir parmaklıklı dükkanlarda satılıyor ve akşam 21:00'den sonra satışı yasak. Otel ve restoranların çoğunda bira bulunuyor. Para bozdurmak için bankaları kullandık. Banka şubelerinde Animal Planet tv ekranlarından yayınlanıyor, birkaç restoranda da denk geldik. Trafik alışık olduğumuzdan çok daha yoğun. Tuktuk, motor, araba, kamyon tüm araçlar tek gidiş-dönüş yolu kullanıyor. 70km yolu 2-3 saatte alabiliyorsunuz. Bu da kara ulaşımı ile planlarınızın beklediğinizin çok üstünde sürelerde tamamlanmasına sebep oluyor. Sri Lanka'da bir seyahat planlıyorsanız buna mutlaka dikkat edin. Ayrıca trafik İngiltere'de olduğu gibi bize göre tersten akıyor, karşıdan karşıya geçerken dikkat! Halen çok büyük bir kesim yerel kıyafet giyiyor. Erkekler uzun kumaşları etek gibi bellerine sararken kadınlar saare denilen yerel kıyafetlerini giyiyor. Devlet daireleri, okullar, bankalarda çalışanların saare giymesi zorunlu. Ayrıca özel günlerde de saare mutlaka giyiliyor. Onun dışında modern giyim de adanın her yerinde yaygın. Sri Lanka Budizm için çok önemli bir merkez, dünyadan pek çok Budist buraya hacı olmak için geliyormuş. Biz de önemli durak ve tapınaklarını ziyaret ettik. Özellikle her tapınakta bulunan ve Budha felsefesinin altından yayıldığına inanılan Bodhi ağacına çok değer veriyorlar. Bo-tree olarak geçiyor adı pek çok yerde. Stupa denen Budist Tapınaklarını ziyaret ederken ayakkabılarınızı mutlaka çıkarmanız gerekiyor, sıcaktan yanmış zemine çıplak ayak basmak hiç eğlenceli değil, yanınızda mutlaka koyu renk çorap bulundurun ayaklarınızın yanmaması için. Budizmin hiçbir canlıya zarar vermeme felsefesi nedeniyle sokaklarda inekler, köpekler, maymunlar, her türlü börtü böcek özgürce dolaşıyor, herkes onlara karşı dikkatli ve saygılı. Budist tapınaklarını renkli bayraklarından kolayca ayrıştırmak mümkün. Budizmin yanı sıra Hinduizm ve İslam adada yaygın olan dinler, belli bölgelerde gruplaşmışlar. Hristiyan sayısı az olmasına rağmen kilise sayısı oldukça fazla, kiliseleri de mavi-beyaz bayrakla ayrıştırabilirsiniz. Benim en çok merak ettiğim konu ise hayvanlara kesinlikle zarar vermeyen ve kendi yaptıkları heykellere tapan budistler ile hayvan kurban eden ve puta tapma konusu net şekilde reddedilmiş olan müslümanların barış içinde nasıl yaşadıkları. Din çok hassas bir konu olunca kimseye de soramadım. Ancak kurban bayramında orada olmama rağmen hiç kurban kesen görmedim, sanırım birbirlerine saygı gösteriyor ve açık alanlarda kurban kesmiyorlar diye bir çıkarım yaptım. Hayatımda ilk kez Hindu tapınağını da Sri Lanka'da, bir Hindu kadabası olan Mattala'da ziyaret ettim. Çok renkli ve bugüne kadar gördüğüm ibadethanelere göre çok farklı idi. Sri Lanka'da prizler teorik olarak İngiltere ile aynı ama benim İngiltere'de kullandığım çevirici işe yaramadı, çünkü bendeki köşeli, bunlar yuvarlak. Kaldığım otellerden birinde süper bir taktik öğrendim; üstteki 3. deliğe anahtar sokup içindeki dili aşağı indiriyorsunuz, böylece mevcut adaptörleriniz alttaki 2 deliğe kolayca giriyor. Denerken çarpılırsanız sorunluluk kabul etmem. Bazı yerlerde de bildiğimiz prizlerden vardı, şans. Sri Lanka hem tropik iklimi ve doğası, hem canlı çeşitliliği, hem farklı dinleri ile kesinlikle çok zengin bir coğrafya. Seyahat listenize mutlaka eklemenizi öneririm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/online-kahve-siparisi-verebilecekleri-kahveciler", "text": "Çaycı mısınız, kahveci mi? Siz de benim gibi kahveciyseniz ve kahvenizi evde yapmayı sevenlerdenseniz bu yazı çok işinize yarayacak. Korona virüsü nedeniyle evde kaldığımız bu günlerde kahve stoklarım tükenmek üzere. Ben de instagram hesabım üzerinden takipçilerime \"kahvelerinizi nereden alıyorsunuz, online kahve siparişi verilebilecek yerler nereler?\" diye sordum, gelen cevapları sizlerle de paylaşmak istedim. Popüler kahveciler, butik kahveciler ve kahve satışı yapan internet siteleri olarak 3 ana kategori altında toparladım. Keyifli okumalar! Gittiğim ülkelerde eğer güzel kahve çekirdeği varsa alıp evde onları içmeyi tercih ediyorum çoğunlukla. Çekirdek olarak alınca uzun süre tazeliğini koruyor. Vietnam, Etiyopya gibi kahve üreticisi ülkelerin kahveleri ise en sevdiklerim. Ben almasam da kahve sevgimi bilen arkadaşlarımın gittikleri yerlerden getirdikleri kahveler beni epey idare ediyor. Vietnam Kahvesi Nasıl Yapılır? ve Meşhur Etiyopya Kahvesi yazılarım ilginizi çekebilir. Evde filtre kahve makinamız, kartuş kahve makinamız ve Türk Kahvesi makinamız, French Pressimiz, Vietnam kahve potumuz gibi farklı kahve yapma şekillerine uygun alet edevatımız var. Dolayısıyla her zevke uygun, her modumuza uygun kahveler yapıp dünyanın farklı yerlerine kahve aracılığı ile gitme imkanımız oluyor. 11 Mart'tan bu yana evdeyim ve evde çalışırken su gibi kahve tüketiyorum. Bir demlik filtre kahve yapıp gün içinde onu içiyorum, derken kahve stoklarım bitmek üzere. Ben de nerelerden kahve alınabileceğine dair küçük bir araştırma yapıp, takipçilerimin de önerileri ile online kahve sipariş verilebilecek kahvecilerin listesini oluşturdum. Bir fikir vermesi için de kahvelerin ortalama fiyatlarını listeye ekledim. Umarım işinize yarar. Uluslararası tanınan bilinen kahveciler, hatta kahveci olmayan ama kahve de satan firmalar ile online kahve siparişi verilecek yerler listemize başlıyoruz. Öneriler içinde en fazla tavsiye edilen yerlerin başında Tchibo geliyor. Ben de Tchibo'nun kartuş kahve makinasını kullanıyorum ve sık sık kendilerinden kahve alışverişi yapıyorum. African Blue, Guatemala ve Colombia çekirdekleri favorilerim. Internet sitelerinden öğütülmüş veya çekirdek olarak sipariş verebiliyorsunuz. Ben sitelerine üye olduğum için arada \"kargo bedava\" kampanyaları oluyor, onları denk getirip çoklu sipariş veriyorum. İnternetten 1 kilogram veya 500 gram sipariş verebiliyorsunuz. - 500 Gram African Blue: 69,95 TL. - 500 gram Colombia: 59,95 TL. Kahve Dünyası çok önerilen kahvecilerden bir diğeri idi. Ancak ben Kahve Dünyası'nın kahvelerini hiç ama hiç beğenmiyorum. Çok önerildiği için listeye ekledim ama, tavsiye eder misin, derseniz etmem. Ayrıca yorum yazanlardan kargo teslimatı konusunda da sıkıntılar yaşadıklarını yazanlar olmuş. Internet sitelerinden sipariş verebiliyorsunuz, 50 TL üstüne kargo bedava kampanyaları var. 200 gram, 250 gram ve 1 kiloluk sipariş verilebiliyor. Çekirdek veya öğütülmüş olarak alabiliyorsunuz. Fiyatları çok değişken o yüzden ortalama yazmak daha iyi olacak 250 gram kahveler 24, 67 ile 33,67 TL arasında değişiyor. Rossman sağlık, güzellik ürünleri satışı yapan bir firma. Arada gıda ürünleri de oluyor. Kahve satışı da varmış. Ben kahve öğütme makinamı yıllar önce Rossman'dan almıştım. Laudatio diye bir markanın kahvelerini satıyor. Internetten satışı var. 1 kilo alırsanız çekirdek veya öğütülmüş olarak alabiliyorsunuz, 500 gram pakette sadece öğütülmüş versiyonu var. 500 gram paket fiyatı 34,90 TL, diğerlerine göre epey uygun. Kahveleri de orta kalite imiş. Starbucks sevenler koşun! Starbucks'un Hepsiburada. com'da bir online mağazası olduğundan haberiniz var mıydı? Benim de yeni haberim oldu. Gerçi ben \"Starbucksçı\" değilim, kahvelerine de bayılmıyorum. Şu an satışta sadece Kenya ve Guatemala kahveleri görünüyor, çekirdek olarak satılıyor. 250 gram paketi 99 TL olan fiyatı ile şu ana kadar listelediğim kahveler içinde en pahalısı. Siz yine de almak isterseniz ben engel olmayayım. Bir arkadaşıma da aşağıdaki e-posta gelmiş Starbucks'tan, internet sitelerinde satışa dair bir bilgiye ulaşamadım. Pandemi döneminin uzaması ile birlikte Starbucks evlere servis hizmetine çözüm bulabilmek için Yemeksepeti ile anlaşmış. Yemeksepeti Vale üzerinden istediğiniz kahveyi veya çekirdeği sipariş edebiliyorsunuz. Yılların Türk Kahvecisi Kurukahveci Mehmet Efendi de filtre kahve işine girmiş. Paketleri marketlerde görüyordum ama üreticisinin Mehmet Efendi olduğunu bilmiyordum. Kendi internet sitelerinde online satışları yok. Ancak Migros gibi büyük perakandecilerin internet sitelerinden satışları var. Ben Türk Kahvesi nadiren içerim, çünkü maalesef Türk Kahvesi en kötü kahvelerden yapılır. O yüzden bu kahvelere şans vermeli mi emin olamadım. 250 gram filtre kahve 22,90 TL olması ile en ucuz kahveler arasına giriyor. Lokum ve kuruyemiş satıyorsak neden kahve satmayalım demişler ve filtre kahve de satmaya başlamışlar Tuğba Kuruyemiş'te. İnternet sitelerinden de satışları var. Filtre kahve sınıfında tek çeşidi bulunuyor. Türk kahvesi arayanlar için oldukça fazla çeşidi var. 400 gram paket 30 TL fiyatı ile Mehmet Efendi'den de ucuz kahve. Ben bu yazıyı hazırlarken bir öneri de Amway'in Espresso kahvesi için geldi. Burada da tek çeşit var. Internet sitesinden alabiliyorsunuz. 250 gram x 4 paketli olarak satılıyor ve fiyatı 146,60 TL. Buraya kadar herkesin bildiği ana akım kahveciler ve mağazalardan bahsettik. Buradan sonra butik kahvecilerden bahsedeceğiz, bu kısım daha fazla ilginizi çekecek diye tahmin ediyorum. Petra, İstanbul'da 6 şubesi olmasına rağmen son zamanlarda birden popüler olan bir kahve zinciri. Açıkken dükkanları dolup dolup taşıyordu, şimdi online kahve siparişi hizmetini de devreye almışlar. Diğer online mağazalarda görmediğim bir güzellik var burada, hangi tip filtre kullanıyorsanız ona göre kahve sipariş edebiliyorsunuz, veya öğütülmemiş olarak alabiliyorsunuz. 250 gramlık paketlerde satış var ve fiyatları 60 TL ile 68 TL arasında değişiyor. Coffeetopia, Kadıköy ve Bahariye'de 2 şubesi olan bir kahveci. Eğitimli bir barista olan Şerif Başaran tarafından kurulmuş olan firmanın internet satışları kahvefabrikasi. com üzerinden yapılıyor. Filtre veya expresso'ya göre kavrulmuş, öğütülmemiş veya yine farklı pişirme şekillerine göre öğütülmüş şekilde sipariş verebiliyorsunuz. Öneren arkadaşım özellikle Etiyopya Kochere kahvesini tavsiye etti. 250 gram kahve 49,82 TL ile 60 TL arasında değişiyor. Coffee Sapiens de İstanbul'da 3 şubesi olan butik bir kahveci. Internet satışlarını kendi internet sitelerinden yapıyorlar ve 40 TL üzerindeki siparişlerde kargo bedava. Evolution Blend önerilen kahvesi. Siteden sipariş verirken öğütülme şeklini istediğiniz şekilde seçebilir veya çekirdek olarak alabilirsiniz. Kahve çeşidine göre fiyatlar oldukça değişken, 250 gram paket fiyatı 90 TL ile 30 TL arasında değişiyor. Cafe Friend Zone, İzmir'de butik bir kahveci. Dilerseniz internet sitelerinden, instagram hesaplarından veya whatsupp üzerinden sipariş verebiliyorsunuz. Afrika, Asya ve Güney Amerika kahvelerini Nitelikli ve Premium olarak sınıflandırmışlar. İstediğiniz filtre tipine göre öğütülmüş veya çekirdek olarak alabiliyorsunuz kahveleri. 250 gram paket fiyatları 30 TL ile 300 TL arasında değişiyor kahvenin sınıfına göre. Coffeerem de bir İzmir markası. Bu da birden fazla önerilen kahvecilerden. Internet sitelerinden sipariş verebiliyorsunuz. Alt limit olmaksızın kargo ücretsiz olarak kahvenizi gönderiyorlar. 500 gramlik bir paket 90 100 TL civarında. Coffee Departmant, Balat ve Nişantaşı'nda iki şubesi olan butik bir kahveci. Hem kahve hem de kahve malzemeleri alabileceğiniz bir internet siteleri var. Çekirdek veya istediğiniz filtreye göre kahveyi öğütülmüş olarak alabiliyorsunuz. 250 gram paket fiyatları 42 TL ile 55 TL arasında değişiyor. Hasibe ve Ümit çifti karavanları Uzay ile geziyordu, ben en son orada bırakmıştım. Meğer şimdi kahve işine girmişler. \"Çiftçiden evinize direkt ulaşan ve üreticinin kazandığı, nitelikli yöresel kahveler\" sloganı ile satış yapıyorlar. 250 gram paket fiyatları 60 TL. Null Coffee, internetten kahve satışının yanı sıra bir takım kahve atölyeleri de düzenliyormuş. Korona döneminde atölyeler devam etmiyor tabii. İnternet satışlarında ise korona dönemi nedeniyle kargo bedava uygulamasına geçmişler. 250 gram paket fiyaları 45 TL ile 88 TL arasında değişiyor. Nişantaşı civarında bir butik kahve daha. Internet siteleri üzerinden kahve satışı yapıyorlar. Perakende ve toptan satışları var. 300 gramlık paketleri 76 TL ile 88 TL değişiyor kahvenin cinsine göre. Moda ve Yeldeğirmeni olmak üzere iki şubeye sahip butik bir kahveci Story Coffee. Internet sitelerinden kahve sipariş edebiliyorsunuz. Marko Paşa House Blend adında bir kahveleri var, sırf ismi için denemek isterim. Kahvenizi istediğiniz filtreye göre öğütülmüş veya çekirdek olarak alabiliyorsunuz. 250 gram paket fiyatları 45 TL ile 75 TL arasında kahvenin cinsine göre değişiklik gösteriyor. Gerçek İtalyan kahvesi sloganı ile yola çıkmış olan Must Espresso, kafe, restoran, otel gibi yerlere kahve sağlıyor. Aynı zamanda internet sitesinde perakende satış yapıyor. Internet sitesinde daha çok 10'lu paketler var toptan satın alanlar için. 500 gram paketleri 28 TL gibi oldukça uygun fiyata. Anisah Coffee internetten sipariş verebileceğiniz kahvecilerden bir diğeri. Filtre kahve yanında cold brew veya Türk kahvesi de alabilirsiniz siteden. 75 TL üzerinde siparişlerde kargo bedava. 250 gram paket fiyatı 52,5o TL. 8 şubesi ile butik kahveciden zincir kahveciye doğru ilerleyen bir kahve zinciri Federal Coffee. Kahve dükkanlarının yanı sıra kahve severler için atölyeler de düzenliyorlar. Çok fazla çeşit olmasa da internet sitelerinden satışları da var. 250 gram paket fiyatı 50-55 TL arasında değişiyor. Üyelik, abonelik sistemi ile çalışan bir kahve satış sitesi Kafeingo. Kahveleri göndermeden önce taze kavuruyorlarmış, bu kesin bir lezzet farkı yaratıyordur. İster tek seferlik, isterseniz 3-12 aylık abonelik şeklinde kahve sipariş edebiliyorsunuz. 250 gram paket fiyatları 36 TL ile 64 TL arasında değişiyor. Ben tek bir markaya bağlı kalmak istemiyorum derseniz, farklı marka kahveleri bulabileceğiniz kahve alanında özelleşmiş internet siteleri de var elbette. Bana gelen öneriler içindeki siteleri aşağıda göreceksiniz. İsimlerinden anlaşılacağı üzere rekabet yüksek. Moliendo marka kahvenin ana satıcı olmasına rağmen, İlly, Douwe Egberts gibi uluslararası kahve markalarının da satışlarını yapıyorlar. 70'ten fazla yöreye ait kahve varmış. Ayrıca kahve ekipmanları da var sitede. 75 TL üzeri siparişlerde ise kargo bedava. 250 gram paket fiyatları 24,5 TL'den başlıyor 92,35 TL'ye kadar çıkıyor. Farklı kahve cinslerine göre fiyatlar farklılık gösteriyor. Rekabet yüksek demiştik ama isim benzerliğinin bu kadar fazla olması biraz riskli tabii. Kahhve. com'un diğer sitelerden farkı yukarıda saydığım butik kahvecilerin kahvelerini de buradan sipariş edebiliyor olmanız. Caffeine Coffee Roaster, Coffee Sapiens, Coffeemamma, Coffeerem, Federal Coffee gibi... Butik kahvelerin yanı sıra İlly ve Julius Meinl gibi uluslararası kahvecilerin kahvelerini de bulabiliyorsunuz. Markasına göre kahve fiyatları ve paket büyüklükleri çok farklı bu nedenle burada bir fiyat aralığı vermiyorum. 1001 Kahve, kahveye dair 1001 ürün sloganı ile yola çıkmış. Diğerleri ile kıyaslayınca gerçekten en fazla ürün bu sitede var gibi görünüyor. Julius Meinl'den Starbucks'a İlly'den Lavazza'ya kadar popüler kahve markalarının kahvelerini burada bulabilirsiniz. Kapsül, kahve filtresi, şurup gibi ürün çeşitleri de sitede oldukça fazla. Markasına göre kahve fiyatları ve paket büyüklükleri çok farklı bu nedenle burada bir fiyat aralığı vermiyorum. Artizan kahvelerin farklı markalarını bir arada bulabileceğiniz sitelerden biri de Gurmekahveci. com. Coffee Sapiens, Coffee Departmant, Null gibi artizan kahveleri tek seferlik veya abonelik sistemi ile satın alabiliyorsunuz. Ayrıca kahve seçmekte zorlananlar için bir de kahve testi hazırlamışlar. Oldukça eğlenceli bir yol ile zevkinize uygun kahveyi seçebiliyorsunuz. Davet ettiğiniz her arkadaşınız için 10TL size, 10TL'de arkadaşınıza indirim verdikleri bir kazan-kazan sistemi de kurmuşlar. Markasına göre kahve fiyatları ve paket büyüklükleri çok farklı bu nedenle burada bir fiyat aralığı vermiyorum. Bu yazıda Dripesso'ya yer vermesem olmazdı. Seyahatlerim sırasında veya kampa gittiğimde kaliteli kahve bulmakta zorlanıyorum. Yanımda kahve çekirdeği veya öğütücü taşıma şansım da yok. Dripesso'nun tek kullanımlık kahve ve filtre paketlerinden veya sadece tek kullanımlık filtre torbalarından alıyorum yanıma. Böylece sıcak su bulabildiğim sürece istediğim gibi kahvemi yapabiliyorum. Dripesso'nun kendi kahvesine bayılmadığım için sadece torbalarını alıp kendi istediğim kahveyle kullanıyorum. Kahve sevenler için oldukça uzun bir internet satışı olan kahveciler listesi oldu. Öneride bulunan herkese çok teşekkür ederim. Yukarıdaki internet siteleri ve/veya kahvecileri deneyenler olursa lütfen yorumlar kısmına deneyimlerini eklesinler. En kısa zamanda yeniden yollarda olmak dileğiyle."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/online-otobus-bileti-firsatlari", "text": "Otobüs yolculuklarını sevip sevmemek artık çok kişisel bir şey, kimimiz için hala bir çocukluk hatırası olarak görünüyor ve hiç vazgeçilmiyor, kimimizse ben öyle otobüs seyahati çekemem deyip kısa mesafede özel araca, uzun mesafede ise uçak ulaşımına yöneliyor. Hangi kategoride yer alırsak alalım, otobüs bileti almaksa biraz dertli. Hangi firmanın hangi seferi kaçta, yer var mı, bayram yoğunluğu yaşanır mı gibi bitmez sorular, üstüne otogarların ve otobüs bileti yazıhanelerinin durumu ile birleşince iyice bizleri zorlayabiliyor. Kurulduğundan bugüne, hem hizmet kalitesini, hem üye otobüs firması sayısını hem de müşteri sayısını her geçen gün arttıran oBilet; tüm bu sorularımızı tek tıkla online olarak çözen ya da yüzbinlerin kullandığı mobil uygulamaları ile akıllı cihazımızda yer edinen büyük bir kolaylık. Üstelik 7 gün 24 saat da müşteri hizmetleri desteği veriyor. Mastercard Şubat 2015'te, Avrupa'nın en iyi seyahat uygulamas ödülünü de kazanan oBilet'le onlarca firmanın otobüs biletlerini görmek, kıyaslamak, müsaitlik durumunu kontrol etmek ve oturduğumuz yerden online otobüs bileti almak çok kolay. Birçok gezi blogger'ı arkadaşım geçen yıl oBiletYollarda etkinliğinin ilkinde, firma ile tanıştı, uygulamayı kullandı ve çok eğlenceli 2 gün geçirdi. Otobüs firmaları ve biletler ile ilgili önemli bir konu da biz çok gezenler için. Ben Burdur'dan, İzmir'e; ya da Burdur'dan İstanbul'a tüm otobüs seferlerini bilirim çünkü orada doğdum, yaşadım, ama bir gezi için Mardin'e veya Trabzon'a gitsem, oradan yakın bir yere hangi firmaların gittiğini bilmem mümkün değil. oBilet bu sorunu da çözüyor, Tüm otobüs seferleri tek tıkla karşımızda. Siz de nereye giderseniz gidin, yurt içinde oBilet'i kullanmayı unutmayın. Yolunuz açık olsun. oBilet mobil uygulaması 1.000.000'un üzerinde kullanıcının cebinde. Sadece 2015'te 50 milyondan fazla kez ziyaret edilen platform, 1,5 milyon civarında biletleme işlemi gerçekleştirdi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ordu-gitmek-icin-10", "text": "Ülkemiz doğal ve kültürel olarak pek çok zenginliğe ev sahipliği yapıyor. Batısından güneyine doğusundan kuzeyine görülecek gezilecek pek çok yer var. Karadeniz bölgesi de bu zenginliklerden bir tanesi. Seyahatlerimi yurtdışına olduğu kadar yurtiçine de yapmaya, Türkiye'nin farklı şehirlerini görmeye özellikle zaman ayırmaya çalışıyorum. Bu gezilerime, her yıl Karadeniz'de biryerleri de dahil etmeye çalışıyorum çünkü Karadeniz'in doğal güzelliklerine bayılıyorum. Doğa ile bambaşka bir ilişkim var ve Karadeniz'in muhteşem doğası her seferinde beni kendisine aşık ediyor. Bu yıl Karadeniz'de görme fırsatı bulduğum şehir ise Ordu oldu. Valiliğin davetlisi olarak 22-23 Ekim tarihlerinde 15 gezgin arkadaşımla birlikte Ordu'da idik. Daha önce sadece içinden geçip gitmiş, Ordu'da vakit geçirme fırsatı bulamamıştım. Bu hafta sonu benim için çok güzel bir fırsat oldu. Peki, neden Ordu'ya gitmeliyiz, kendi gözlemlerimi sizinle paylaşayım. - Artık ulaşım çok kolay, geçen yıl açılan ve merkeze sadece 15km mesafede olan Orgi havaalanının açılmasıyla birlikte İstanbul'dan Thy, Pegasus, Atlasjet'in sürekli uçuşları var - Anadolu'daki şehirlerin çoğuna göre kalacak yer konusunda pek çok seçeneğe sahip, zincir oteller ya da eski Ordu evlerinden butik otellere dönüştürülmüş farklı seçenekleri bulabilirsiniz. - Karadeniz mutfağının öne çıkan lezzetleri pideler, karalahana sarması ve çorbası, turşu kavurması, balık sütlaç gibi birbirinden lezzetli yemekler sizi bekliyor olacak. Laz böreği ve muhlama buralarda yok yanlış bilinmesin. - Türkiye içinde seyahat ederken ne yazık ki artık güvenlik de kriterlerimizden biri oldu. Ordu güvenli bir şehir, gece geç saatte sokaklarında rahatlıkla dolaşabilirsiniz. - Karadeniz'in doğal güzellikleri demiştik, Ordu da bu güzelliklerden tabii ki nasibini ziyadesiyle almış. Arkasını dayadığı dağların denizle buluşması, yaylaları, tepeleri, şelaleleriyle tam bir görsel şölen. Eğer biraz olsun doğa sporları ile ilgileniyorsanız bu coğrafyayı tanımak için zaman yaratmalısınız. - Yamaç paraşütünü daha önce hiç denediniz mi? Deneyin denemeyin farketmez Boztepe'den Karadeniz'e doğru bir uçuş yapabilirsiniz. - Ordu şelaleleri ile ünlü bir şehir. Ben diyeyim 10 siz deyin 20, birbirinden farklı yüksekliklerden akan pek çok şelaleyi yakınından gidip görebilirsiniz. Yazın belki altında yüzme şansınız bile olur. - Dünyanın en uzun mendereslerinden biri Perşembe yaylasında bulunuyor. 38 km boyunca devam eden bu müthiş doğa olayına kesinlikle şahit olmak istersiniz. - Her ne kadar fındık Giresun'da çay Rize'de ünlüyse de Ordu'da hem fındığın hem çayın iyisini üretici fiyatları ile bulmanız mümkün. E size afiyet olsun 😉 - Ordu insanı güler yüzlü ve misafirperver. Başınız sıkışırsa birinin kapısını çalın size yardımcı olacaktır. Ayrıca zaten siz sormasanız da sizinle sohbet etmek için onlar yanınıza gelirler. Doğası güzel, yemekleri güzel, insanı güzel, ulaşım da kolay. Daha ne bekliyorsunuz, haydiii oksijenin şehri Ordu'ya! Yamaç paraşütünü bilmiyordum. 10 sene önce gitmiştim o dönemde yoktu sanırım. Bahar aylarından bile daha güzel mevsim ve zamanda gittiniz bence. Hiç yormayan, net bir yazı olmuş. Eline sağlık. Ordu coğrafyasına hayran kaldım. Bir daha gitmeli. Çok güzel bir geziyi çok güzel anlatmışsın. Ellerine sağlık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ordu-ucak-bileti-fiyatlari", "text": "Ordu uçak bileti satın alma işlemi yapmadan önce, ücret seviyeleri, uçak bileti fiyatları en sık sorulan sorulardan biridir. Ne var ki bilindiği gibi tüm hava yolu bileti maliyetleri, seyahat zamanı, mevsimsel etkiler ve talep koşulları gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Bununla birlikte tercih edilen havayolu şirketine göre de değişiklikler gözlemlenebilir. Bu nedenle ekonomik uçak bileti bulma yöntemleri her yolcu için son derece önemlidir. - Sefer rezervasyonu ve bilet satın alma işlemlerini uçuş tarihinden daha önceki zamanlarda tamamlayabilirsiniz. - Bazı durumlarda, seyahatten birkaç ay önce bilet almak daha avantajlı olacaktır. - Mevsim değişiklikleri, uçak biletlerinin maliyetini etkileyebilir. - Özel etkinliklerin olduğu dönemlerde bu durum kendini bilet fiyatlarında gösterebilir. - Hafta içi ve hafta sonu bilet fiyatlarında değişiklik gözlemlenebilir. Ordu uçak bileti ne kadar bunların hepsi önem taşımaktadır. Yine de bazı durumlarda belirli bir tarihe göre seyahat etmeniz gerekebilir. Örnek olarak; hafta sonu seyahat ediyorsanız ve bunun özel bir etkinlikle çakıştığını fark ederseniz, biletinizi önceden alarak yine uygun maliyetlerle seyahat etme fırsatını bulabilirsiniz. Ordu uçak bileti almadan önce bu faktörleri göz önünde bulundurmanız gereken detaylardır. Bunun dışında zaman zaman havayolu şirketlerinin Ordu uçak bileti dahil farklı rota seçenekleri için kampanyalar düzenleyebileceğini de göz önünde bulundurmalısınız. Bu tür fırsatları düzenli olarak takip etmek, ekonomik seyahat planları oluştururken size destek olabilir. Ordu uçak bileti satın alırken en uygun zamanlamayı belirlemek için mevsimsel faktörleri dikkate almanız önerilir. - Plajları, - Sahil kasabalarını, - Doğal güzellikleri ziyaret edebilirsiniz. - Hava durumu, - Planlanan aktiviteler, - Sahip olduğunuz bütçe tarzı unsurları gözden geçirmeniz tavsiye edilmektedir. almaktadır. Bu yöntemlerden biri dijital bilet satış siteleri olup sık sık tercih edilmektedir. Söz konusu platformların kullanımı farklı havayolu firmalarını karşılaştırmanıza, tercihlerinizi belirlemenize ve uygun fiyatlar ile bir uçak bileti bulmanıza olanak tanıyabilmektedir. Bunun haricinde seyahat acenteleri de alternatif seçenekler arasındadır. havayolu şirketinden de satın alabilirsiniz. Bu işlemi havalimanındaki satış ofislerinden ya da internet üzerinden yapılabilirsiniz. Ayrıca havayolu firmasının mobil uygulaması veya havayolu firmasının çağrı merkezini telefonla arayarak biletinizi alabilirsiniz. - Planlarınızı daha etkili bir şekilde yönetmenize yardımcı olur. Seçtiğiniz dönemde uygun uçuş alternatiflerini garanti altına alır. - Oturmayı düşündüğünüz koltuğu seçme imkanını erken rezervasyon gerçekleştirerek artırabilirsiniz. - Planlarınızda beklenmedik değişiklikler meydana geldiğinde, rezervasyonunuzun esnekliğini sağlar."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ormana-koyu-ormana-active-dugmeli-evler", "text": "Yeni yerler keşfetmek hayatımın bir parçası. Bu yerler kimi zaman yurtdışında kimi zaman ise yurtiçinde oluyor. Hatta yurtdışından daha fazla ülkemin güzelliklerini keşfetmeye çalışıyorum ve hala keşfetmediğim güzelliklerini bulunca çok mutlu oluyorum. Günlerden birgün, \"Ormana Köyü'nü hiç duydunuz mu\" diye bir mesaj aldım. Duymamıştım ve mesajı atan, daha sonra Ormana Active'in genel müdürü olduğunu öğrendiğim Tolga Özgüven bana fotoğraf ve videolarını gönderince tam benlik bir yer olduğunu anladım. Doğa, yöreye özgü düğmeli evler, dağlar, yemyeşil ovalar ve oğlaklar 🙂 Kısa süre sonra Ormana Active'in davetlisi olarak Ormana'ya gitme planı yapılmıştı bile. Eğer hafta sonlarınızı şehirde geçirmek istemiyor ve benim gibi ilk fırsatta kendinizi doğaya atıyor, farklı deneyimler yaşamaktan keyif alıyorsanız Ormana tam da aradığınız yer olabilir. Biz de hafta sonu için yapmıştık planımızı. Cumartesi sabah 06:45 uçağı ile İstanbul'dan Antalya'ya uçtuk. Havaalanında bizi Tolga ve Muhittin abi karşıladı ve Toroslar'daki Ormana Köyü'ne doğru yola çıktık. Ormana, eğer araçla gidiyorsanız; Antalya havaalanından 2, Antalya merkezden ise 2,5 saatlik mesafede. Köyü giden 2 yol var; birincisi biraz daha ana yol, ikincisi dağ yolu. Her iki manzara da müthiş olmakla birlikte eğer dağ yolundan giderseniz Oymapınar barajının manzarasını, Evga patlıcanlarının yetiştiği köyün ve vadinin muhteşem manzaralarını görebilirsiniz. - Araç Kiralayabilirsiniz. Antalya'dan önce Manavgat sonra Akseki sonra da Ormana Köyü tabelalarını takip ederek bulabilirsiniz. Tavsiyem, eğer yaylalara çıkacaksanız yerden yüksek bir araç kiralamanız olur. - Eğer Ormana Active'de kalıyorsanız, havaalanı transferi için onlardan yardım alabilirsiniz. Transfer dışında Ormana'da geçirdiğiniz süre boyunca yapılacak aktiviteler için de size eşlik ve rehberlik edip bütün ulaşım ihtiyaçlarınızı karşılayabilirler. Konaklama, rehberlik ve ulaşım dahil fiyatlar için Ormana Active ile iletişime geçerseniz ihtiyacınıza özel çözümler sunacaklardır. - Antalya otogarından Ormana Köyü'ne gelen minibüsler var. Hergün 4-5 sefer yapıyorlarmış. Tabii plan yaparken bu minibüslerin tüm dağ köylerinde durduğunu hesaba katmanız lazım. Biz şanslı olduğumuz için ikinci grupta idik. Havaalanından çıkıp dağ yolunu izleyerek ve her fırsatta durup fotoğraf çekerek Ormana'ya ulaştık. Ormana Köyü eski bir yörük köyü imiş, ancak bunlar göçerlikten yerleşik hayata geçmiş yörükler yani Manavlar, köy Torosların içinde Manavgat çayını besleyen derelerin etrafında kol gezdiği; çam, katran ve sedir ağacı gibi endemik türleri barından, ülkemizde nadiren karşımıza çıkan \"güzel\" köylerden biri. Antalya'nın İbradı ilçesine bağlı bu köy yörenin tipik mimarisi olan yığma taştan yapılmış olan düğmeli evlerin de yoğun olarak bulunduğu birkaç köyden biri. Ormana Köyü, aynı zamanda, antik Yunan'dan kalan ERYMNA antik kentinin de kurulduğu yer. Sarp doğası nedeniyle tarıma çok uygun olmayan köyde hayvancılık, özellikle de keçi çobanlığı yoğun olarak yapılsa da köy çok fazla göç vermiş. Ama güzel olan kısım şu ki Ormanalılar köylerini unutmamış. - Sadece kahvaltı etmek, öğle yada akşam yemek için gelebilirsiniz. Yöresel malzemelerden çok lezzetli yemekler yapıyorlar, fiyatlar da gayet uygun. Yemekler konusunda da çok iddialılar. - Düğmeli evlerde tamamen eski hali korunmuş odalarda konaklayabilirsiniz. - Yukarıdakileri de dahil ederek rehberli bir Ormana gezisi organizasyonu yapabilirsiniz. Çalışanların tamamı köylülerden oluşuyor, böylece köyde istihdama da katkı sağlıyorlar. Evlerin restorasyonu için usta bulamayınca hem taş hem ahşap ustası yetiştiriyorlar, böylece yeni yapılacak restorasyonlar için de kaynak sağlanmış oluyor. Ormana'nın en tanınmış özelliği düğmeli evleri. Düğmeli deyince aklınıza bildiğiniz düğme gelmesin. Bu düğmeler aslında duvardan taşan ahşap parçalarına görüntüsü nedeniyle verilen isim. Düğmeli evlerin özelliği yığma taş işçiliği ile yapılan duvarların yıkılmasını önlemek için taşların arasına atılan ve yöreye özgü katran ağacından yapılan kalasların dayanıklı olması ve taşı tutması için geçmeli şekilde yerleştirilmesi ve bu geçme işlemi sırasında dişlerin duvarın dışında kalması. Bu sayede duvara kolayca da tırmanabilirsiniz. Bu mimari sadece İbradı- Akseki bölgesinde bulunuyormuş. Ormana Köyü'ne çok yakın olan Ürünlü Köyü'nde de çok sayıda düğmeli ev görmek mümkün. Ormana'da 300 adet kadar düğmeli ev var ve 50 kadarı restore edilmiş tescilli yapı statüsünde. Köy tamamen koruma altında. Köyün aralarında dolaşırsanız pek çok sağlam düğmeli ev görebilirsiniz. Önce Ormana'nın hemen çıkışındaki Leylenbit Vadisi'ne bakan miniş bir şelaleye uğradık. Nefis vadi manzarasına karşı derin derin nefes aldık, bu oksijeni her zaman bulamıyoruz malum. Sonra Dünyanın en uzun 3 yeraltı su mağaralarından biri olan Altınbeşik mağarasına devam ettik. Burası Ormana'ya 7-8 km mesafede. İster araçla, isterseniz güzel bir yürüyüş rotası olarak gidilebilir. Ancak buraya önemli bir not düşeyim; mağara şu an ziyarete açık değil, 1 aya kadar açılması bekleniyor. Biz özel izinle gittik. Mağaranın toplam uzunluğunun 50 km kadar olduğu tahmin ediliyor, ancak şu ana kadar sadece 5 kmlik bölümü keşfedilmiş. Mağara girişinde kayık veya botla 400 metrelik bölümüne gidilebiliyor. O mesafe bile hayran olmak için yeterli. Botla girdiğimiz mağaranın tavan yüksekliği 50 metreye kadar ulaşıyor, içeride yer yer aydınlatma var dolayısıyla bu güzellikleri rahat rahat izleyebiliyorsunuz. Sarkıt ve dikitler, mağara içinde kendiliğinden oluşmuş köprüler ve şelaleler görmeyi beklediğimin ötesinde güzellikte idi ve önce doğa anaya sonra da bizi davet eden Tolga'ya teşekkür etmeyi ihmal etmedim 🙂 Mağara ve çevresi tertemiz, umarım ziyarete açıldığında da böyle devam eder. Bu arada söylemeden geçmeyeyim, mağaraya gidiş yolunda da müthiş güzel bir vadi var, yine fotoğraf molası şart! Altınbeşik mağarası dönüşü Ormana'ya çok yakın yine düğmeli evleri olan Ürünlü Köyü'ne uğrayıp köy sokaklarında dolaştık. Ürünlü ne yazık ki Ormana gibi koruma altında değil, yıkılmaya yüz tutmuş ev sayısı burada daha fazla. Ürünlü sokaklarında dolaşırken köylü teyzeleri gördük, köyün çevresinden çeşitli otlar toplamışlar eve dönüyorlardı, otlarının tadına bakmadan geçmedik. İşte günün bir diğer unutulmaz anı! Toroslar ülkemizde en fazla keçi besiciliği yapılan yerlerden biri. Popüler olan keçi çiftliklerinin aksine bu keçiler kurbanlık olarak yetiştiriliyor. Süt ve peyniri ise sadece çoban ve ailesinin günlük ihtiyaçları için kullanılıyor. Velhasıl biz de bu çoban yataklarından birine gittik. 250-300 kadar keçinin barındığı yatağa gittiğimizde henüz anne keçiler yatağa dönmemişti. İlk girdiğimiz ağıl 100e yakın oğlağın içinde olduğu benim için cennet gibi biryerdi. Oğlakların birini kucaklayıp bırakıp diğerini kucakladım, o sırada da paçalarımı kemiren başka oğlaklar... Öyle tatlılardı ki... Daha güzel olan an ise keçilerin yatağa döndüğünde yavruları ile kavuşma anları idi. Analar meleyerek yavrularını, yavrular meleyerek analarına kavuştular. Hepimizin yüzüne şapşal bir gülümseme yapıştı onları izlerken. Biz yataktan çıkarken artık güneş bize veda ediyordu yavaştan, günün güzel anılarını ceplerimize doldurup Ormana'ya geri döndük. Ormana Active'de leziz bir akşam yemeği bizi bekliyordu. Günün keyifli anlarını yadeden uzun bir sohbetle günü devirdik. Ertesi sabah bol keçi peynirli kahvaltımızdan sonra bu kez Eynif Yaylasına doğru yola koyulduk. Bu kez yol arkadaşlarımız da vardı. Ormana'da kalan bir çift ve bir önceki gün yazıştığımız ve Karaman'dan günübirlik gelen Gezginiz ekibi de kendi özel araçları ile bize katıldılar ve 3 araçlık minik konvoyumuz ile yola koyulduk. Ormana'dan çıkmadan öncelikle Ormana bağlarında kısa bir tur attık. Eskiden bizim köydeki bağları hatırlattı bana... Bağlar arasındaki yollar burada labirent gibi yapılırmış ki, keçiler yollarını şaşırsın bağlara çok girmesin diye. Çavuş üzümü yetişen bağlardan ayrılıp, Ormana'nın en güzel manzarasını göreceğimiz Onas Tepesine çıktık. Yolunuz buraya düşerse tepeye mutlaka çıkın, çok çok güzel bir manzara sizi bekliyor olacak. Onas tepesinden sonra Eynif Yaylasına doğru yol almaya başlıyoruz. Yol boyu çoban yatakları, endemik bitkiler, koca kulaklı tavşanlar, Ormana'da trik denen sincaplar, yırtıcı kuşlar bize eşlik ediyor. Benim en çok huzur bulduğum kısım sanırım bu yolculuk oldu. Vahşi doğa ve bizden başka kimseciklerin olmadığı bir cennette gibiydik. Ormana'dan izlediğimiz dağ yolu aynı zamanda yürüyüş rotası olarak da işaretlenmiş, bir gün o yolu yürümeyi de çok istedim. Yaylaya yaklaşırken ağaçlara asılmış taşlar gördük. Öğrendik ki, eş bulmak isteyen çobanlar asarmış bu delikli taşları ağaçlara. \"Delikli taş yerde kalmaz, deli kız evde kalmaz\" sözü ile ağaca asılan taşın kısmetlerini açacağını düşünürlermiş. Ormana'ya geri döndüğümüzde bizi yine güzel bir yemek bekliyordu. Yöreye özgü güveçte keçi köftesi gerçekten çok nefisti, mutlaka tadına bakmalısınız. Ormana gezimizin son durağı Melas Vadisi'ndeki Üzümdere ırmağı oldu. Doğa tüm güzelliği ve bakirliği ile buralarda bizi bekliyordu. Dereye ayaklarınızı sokarak balığınızı yiyebilir, çayınızı ya da içkinizi içebilirsiniz burada. Süper bir paylaşım Sevil. Rusya'dan gelen arkadaşlarım bahsetmişti buradan. Listeye alındı. Ağustos ayı için planımız Burdur-Isparta üzerinde Akseki ve civarı. İç tarafta kaldığı için serin olur sanıyorum. Köy yollarını binek araçla aşmak mümkün olur mu? Gece konaklamaları için çadırlık nereleri önerirsin? Salda var aklımızda bir. Köy yolları tek şeritli filan olsa da fena değil, stabilize değil yani. Binek araçla rahat gidersiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/otobus-bileti-almanin-en-kolay-yolu", "text": "Yolculuk yapmayı her zaman çok sevmişimdir. Genellikle kendi özel aracıma atlayıp saatlerce araba kullanmayı sevmeyen biri olarak da uzak bir yerlere gideceksem uçağı, yakınlardaysa gideceğim yer otobüs bileti alarak yola çıkmayı tercih ederdim. Böylesi bana her zaman daha nostaljik ve özel gelmiştir. Çok sevdiğim yakın bir arkadaşımla lise bittikten sonra ayrılmak zorunda kalmıştım. O yurtdışında ben ise Türkiye'de başladım üniversiteye. Aradan geçen dört yılda bağlarımız biraz zayıflamıştı ama ben onu her hatırladığımda özlüyordum. Bir gece bir mesaj geldi arkadaşımdan, Balıkesir'de olduğunu ve yılların hasretini gidermemiz gerektiğini söyledi bana birikmiş çok anımız vardı. Gecenin bu saatinde biletimi nerden alabileceğimi düşündüm hemen ve aklıma TV'de gördüğüm bir reklam geldi. Alp Kırşan'ın bahsettiği Govego sitesi, aklımda kalan'' Tıkla ve Git'' sloganı tekrarlandı hafızamda. Daha önce internet üzerinden hiç otobüs bileti almamıştım, alışveriş yapmışlığım vardı ama otobüs biletimi nasıl alacaktım? Bu soruyla geçtim bilgisayar başına arkadaşımı hemen görmek istiyordum ve sabah firma şubelerinin açılmasını bekleyemedim ve govego'ya tıkladım. Güvenmeli miydim? Tabi ki evet Acun Ilıcalı vardı işin içinde. Bu düşüncelerle rotamı seçtim Ankara Balıkesir güzergahında hizmet veren tüm firmalar sıralandı önüme, üstelik fiyat karşılaştırmalılardı. Saat gecenin biriydi biletimi hemen almak istiyordum ve saat aralığıyla arayabileceğimi gördüğümde sabah yola çıkabileceğim tüm seferleri filtrelettim. İnanılmazdı, saniyeler içinde önümde o saat aralığında sefere çıkan tüm firmalar, araçlarının özellikleri ve karşılaştırmalı fiyat listeleri önümdeydi. Govego ile Metro Turizm otobüs biletinin %30 indirimde olduğunu gördüğümde bir kere daha doğru adreste olduğumu anlamıştım. Onlarca otobüs bileti satan firma vardı ama Govego beni bir şekilde daha güvenilir ve keyifli bir şekilde bilet aldığımı hissettiriyordu. Hemen sabah 9 otobüsüne kişisel bilgilerimi, kredi kartı bilgilerimi girerek biletimi aldım. Üstüne üstlük yol güzergahını ve Balıkesir'de neler yapabileceğimi anlatan bir yazıyla karşılaştım. Hemen okudum ve bu gezinin sadece bir arkadaş ziyareti olmayacağını, aynı zamanda Balıkesir'in bana hitap eden tüm yönlerini ve lezzetlerini keşfedeceğimi anlayarak sevincimi ikiye katlamıştım. Arkadaşıma biletimi aldığımı söylediğimde o da hem çok sevinmiş hem de çok şaşırmıştı. Gecenin bir saatinde üzerimde pijamalarımla Balıkesir otobüs biletimi hem indirimli almıştım hem de istediğim koltukta, istediğim firmayı seçerek içim rahat bir şekilde yola çıkabilecektim. Günümüzde her şeye ulaşmak kolaylaşmıştı ama güven konusundaki tereddütlerimi govego ile yenmeyi başarmıştım. Hemen hazırlandım, biletimin kağıt şeklinde elimde olmasına gerek yoktu artık günümüzde saçma da geliyordu bu düşünce. Saat geldiğinde otogara geldim ve biletini aldığım firmanın otobüsünü buldum koltuk numarama kuruldum. İşte her şey internette gördüğüm gibiydi içim çok rahat bir şekilde, ne kadar şanslı olduğumu düşünerek çıktım yıllardır görmediğim arkadaşıma doğru. Şanslıydım çünkü tüm pratikliği ve güveniyle gecenin bir vakti evimden biletimi alabildim yine şanslıydım hiç ummadığım bir gün tek otobüs biletiyle yıllardır görmediğim arkadaşımı bugün görebilecektim. Govego'nun Android tabanlı uygulamasını cep telefonuma indirdim bundan sonra uçak ya da İDO ile gerçekleştireceğim bir yolculuk olursa biletimi yattığım yerden almayı planlıyorum. Arada sitesini de ziyaret edeceğim anlaşmalı firmalar ile gerçekleştirdiği indirimlere denk gelirsem ve bana da uyarsa görmediğim pek çok şehri en ekonomik şekilde gezmek, görmek istiyorum. Artık yolculuk yapmak için firma firma gezmeme bilet sormama gerek yok, govego online bilet satın alma portalı ile beni bu işkencelerden kurtardı. Artık sadece tıklayıp, gidiyorum. Merhabalar, Govego. com Ailesine Otobusbileti. web. tr Ekibi olarak başarılar diliyoruz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/otobus-ile-yunanistan-otobus-ile-selanik-otobus-ile-kavala", "text": "Sınır komşumuz Yunanistan Türkiye'den otobüs ile seyahat etmek için çok uygun ülkelerden biri. Yunanistan'ın Türkiye sınırına yakın şehirleri otobüs ile hafta sonu gidip gelmelik pek çok alternatif sunuyor. Sınırdan dışa doğru gidecek olursak Dedeağaç, İskeçe, Kavala, Taşöz Adası ve Selanik otobüs ile gidebileceğiniz Türkiye sınırına yakın Yunanistan şehirleri. Eğer pasaportunuzda schengen vizesi varsa bütün yaz, hafta sonlarınızı ekonomik yol masrafı ile Yunanistan'da geçirebilirsiniz. Yunanistan'a hatta Balkanlar'a giden en bilindik firma Alpar Turizm. Bilet almak için Esenler otogarındaki ofislerine gitmeniz veya telefonla konuşup hesaplarına ödeme gönderip işlem yapmanız gerekiyor. Her gün 21:00'de Esenler Otogarı'ndan hareket eden Yunanistan otobüsleri, sırayla Gümülcine, İskeçe, Kavala ve Selanik 'e gidiyor. Sabah 06:00'da Selanik'te oluyor. O saatte otele giderseniz erken giriş için ekstra bedel ödemeniz gerekiyor, şehirde sabah o kadar erken saatte açık biryer yok. O yüzden seyahat planı yaparken bu detaya dikkat etmekte fayda var. Gerçi yoğun dönemlerde giderseniz sınır geçişleri uzun sürebiliyor, o zaman birkaç saatlik sarkmalar olabilir. Alpar Turizm'in Taksim'den Esenler'e servisleri var. Servis organizasyonu için 0212 658 18 54 numarayı telefonla arayarak bilgi vermeniz gerekiyor. Fiyat kıyaslaması için Alpar Turizm'in İstanbul-Selanik gidiş-dönüş fiyatı 60 euro (Nisan 2018 fiyatları). Alpar Turizm'e ulaşmak için alparturizm. com. tr adresine göz atabilirsiniz. Metro Turizm'i tercih etmek isterseniz her gün İstanbul'dan 11:00, 22:00 ve 23:00'te seferleri var. Gidiş-dönüş 330TL ücreti var (yaklaşık 65 euro). Detaylı bilgi almak için metroturizm. com. tr adresine bakabilirsiniz. Kamil Koç Turizm de Yunanistan'a sefer yapmaya başlamış, Crazy Holidays adında bir firma ile işbirliği yapmışlar. Selanik'e her gün 10:00, 18:00 ve 22:00'de İstanbul Esenler'den otobüs kalıyor. Yol üstünde sırayla Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Kavala ve Selanik 'e uğruyor. Bu ara duraklardan birinde de inebilir veya dönüşte binebilirsiniz. Esenler otogara Yunanistan'a gitmek için Taksim'den servis kalkıyor. Selanik'te de otogara yakın Crazy Holidays firmasının kendi durağında bırakıyor ve şehir merkezine servisleri var. İstanbul-Selanik gidiş-dönüş otobüs bileti için 338TL ödedik (yaklaşık 67 euro). Detaylı bilgi için kamilkoc. com. tr adresine göz atabilirsiniz. Otobüs ile Yunanistan'a gitmenin artı ve eksilerini yazmaya çalıştım, umarım işinizi görür. - Akşam binip sabah indiğiniz için hafta sonu plan yapmak için ideal, - Hemen iki gün sonrasına bile plan yapabilirsiniz ve fiyatlar değişmez, - Uçağa göre oldukça ekonomik, - Sınıra yakın Kavala, İskeçe gibi şehirler için uçaktan çok daha pratik ve ekonomik. - Eğer yolda uyuyamıyorsanız, otobüsten indiğiniz gün boşa gidebilir, - Sınır geçişleri özellikle yoğun zamanlarda çok uzun sürebiliyor, o sırada uyunmuyor da, 3-4 saat kayıp olabiliyor, - Yolda Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Kavala ne kadar şehir varsa uğradıkları için kendi aracınızla 6 saat sürecek yok 8-9 saat sürüyor. Tek girişli vize ile bir kez giriş yapabilirsiniz. Vizeyi aldığınız ülkeden giriş yapmazsanız pasaport kontrolünde sorun çıkabilir. Yunanistan'a girerken bu girişin sonunda Fransa'ya ulaşacağınıza ikna etmeniz lazım. Bir de eğer tek giriş Fransa vizesi ile Yunanistan'a girerseniz bir daha Fransa'dan vize başvurusu yaptığınızda ya reddeder ya da çok kısa süreli verir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/otobus-yolculuklarinda-ihtiyacimiz-olan-5-onemli-esya", "text": "Herkes bilir ki, otobüsler daima sessiz yerler değildir. Muhabbet eden insanlar, ağlayan çocuklar, sürekli muavinden bir şeyler talep eden yolcular.. Işıklar kapanıp herkes sessizliğe bürünse de ağlayan bir çocuk bütün yolculuğunuzun seyrini değiştirebilir. Bu gürültüden sıyrılmak içinse tek yapmanız gereken kulaklığınızı takıp, müziğinizin sesini açmak olacaktır. Onlarca insanın aynı anda aynı araçta bulunması kötü kokulara yol açabilir. Nefes almakta zorlanmaktansa, bir tutam kolonya hem mikropları öldürür hem de güzel kokusuyla çevrenizi değiştirebilir. Özellikle Türkiye'de şehirlerarası otobüslerin oldukça geliştiği aşikar. Koltuk arkası televizyonlar her ne kadar oldukça konforlu ve eğlendirici olsa da, şehirden uzaklaştıkça televizyon yayınının kesildiğini hepimiz biliyoruz. Uzun yolculuklarda kendinizi eğlendirmek ve kolayca zaman geçirmek için bir kaç sayfa yazı okumak eminiz oldukça yardımcı olacaktır. Özellikle yaz dönemlerinde seyahat ederken otobüslerin klimaları hep en yüksek seviyede çalışır. Yolculuğunuz boyunca üşümektense ince bir şal hem gece daha iyi uyumanızı sağlar hem de hava değişiminden hasta olmamanızı. Evet, her otobüste çay kahve servisi yapılır, ancak yanınıza alacağınız bir poşet menekşe çayı, hem tüm yolculuk boyunca rahatça uyumanızı sağlayabilir hem de eğer mide bulantısı yaşıyorsanız size oldukça yardımcı olacaktır. Çay ve kahve gibi uyarıcı besinleri tercih etmektense, bir bardak menekşe çayıyla keyifli bir seyahat geçirebilirsiniz. Kurban bayramı yaklaşıyor. Otobüslerde şimdiden yer kalmamaya başladı bile. Bu da neredeyse tüm seferlerin yolcularla dopdolu geçeceğinin bir göstergesi. Belki bu küçük ipuçlarıyla seyahatinizi daha eğlenceli br hale getirebilirsiniz. Unutmadan, otobüs biletinizi henüz almadıysanız, bayramı otogarda geçirmemek için hemen ClickBus. com. tr 65'ten fazla firmanın biletlerini aynı anda görüntüleyebilir, dilediğiniz koltuğu satın alabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/oylat-magarasi-bursa", "text": "Kahverengi tabelaları sever misiniz? Blogumu okuduğunuza göre muhtemelen seviyorsunuz ve o yüzden buradasınız. Ben de kahverengi tabela görünce dayanamayıp yolunu değiştirenlerdenim. İstanbul'dan Kütahya'nın Aizanoi Antik Kenti'ne doğru yol alırken İnegöl civarında \"Oylat Mağarası 17 km\" tabelasını görünce direksiyonu oraya kırdım. Daha önce ne duymuş, ne de hakkında bilgi sahibi olmuştum. Tabelaları takip ederek ulaştığım mağara meğer 3 milyon yıllık bir oluşummuş. Oylat Mağarası nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti nedir, özellikleri nelerdir gibi bilgileri bu yazımda bulacaksınız. Ben de bu bilgilerin pek çoğunu mağaraya gidince öğrendim. Oylat Mağarası ziyaretimi izlemeyebileceğiniz videomu izleyip, kanalıma abone olmayı unutmayın! Bursa'nın İnegöl ilçesi Hilmiye Köyü sınırları içinde yer alan mağara, Oylat Deresi'nin açtığı kanyonun yamacında yer alıyor. Aşağıdaki fotoğrafta tam karşıda gördüğünüz kaya kütlesi 120 metre yükseklikte imiş. Mağaranın en yüksek noktasına çıkıldığında 96. metresine kadar tırmanmış oluyorsunuz. Yani mağara bu kaya kütlesinin içinde yükseliyor. Oylat Mağarası, 665 metre derinliği ile Türkiye'deki en uzun mağaralar arasında sayılıyor. Yemyeşil bir vadinin içinde yer alan mağara girişi için otoparktan sonra kısa bir mesafe yürümeniz gerekiyor. Mağaranın ana girişi ise oldukça ihtişamlı, derin bir oyuğun içine girdiğinizi kesinlikle hissediyorsunuz. Özel işletme tarafından işletilen mağaranın ışıklandırmasında ise ciddi sıkıntı var. Girişteki merdivenden itibaren oldukça çirkin led şeritler ile ışıklandırılmış mağara. Yer yer ledler kopmuş veya bozuk olduğu için aydınlatmanın olmadığı bölümler var. Bu tarz yerlerin özel işletmelere bırakılması ve denetim yada kontrolden geçmemesi çok acı. Bu kadar kıymetli bir doğa varlığı çok daha iyisini hak ediyor. Oluşumu 3 milyon yıla uzanan mağaranın içinde sarkıt ve dikitler yürüyüş yolu boyunca devam ediyor. İki kattan oluşan mağaranın içinde ilerlerken suyun kayayı nasıl şekilledirdiğine dair muhteşem örnekler size eşlik ediyor. Oylat Mağarası birbirine bağlantılı iki kattan oluşuyor. İlk katta genişliği 2-3 metre, yüksekliği ise 15 metreyi aşmayan dar yürüyüş koridorlarınının çevresindeki sarkıt ve dikitleri, küçük göletleri görürken, ikinci katta devasa bir galeri ve dik bir merdiven çıkışına hazırlıklı olmanız lazım. Büyük bir çöküntü salonundan oluşan ikinci bölümün başlangıç noktası ile bitiş noktası arasındaki mesafe 93 metredir. Mağaranın ilk bölümünden ikinci bölümüne geçerken bir çatal yol ayrımı ile karşılaşacaksınız. Sağ taraf sizi ikinci bölüme yönlendirirken sol taraf küçük bir galeriye çıkacak. Bu küçük galeriyi de mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Mağara yürüyüşü sırasında yarasaların size eşlik edeceğini de söylemeden geçmemek gerek. Özellikle ilk katın sonuna doğru yaklaşırken oldukça karanlık bir noktada yarasa seslerini duyunca insan biraz ürperiyor. Ancak yarasalar durup dururken insanlara saldırmaz, bu yüzden onları rahatsız etmeden, bulundukları yere ışık tutmadan yolunuza devam ederseniz bir sorunla karşılaşmazsınız. Yaz-kış sabit sıcaklıkta olan mağaranın, pek çok mağarada olduğu gibi astım, nefes darlığı, bronşit gibi solunum yolu hastalıklarına da iyi geldiği söyleniyor. Mağarada üşür müyüz derseniz, uzun bir yürüyüş parkuru ve inişli ve özellikle dik çıkışlı merdivenler olduğu için üşümezsiniz. Ancak yerler yer yer ıslak hatta çamurlu olduğu için tabanı kaymayan, rahat bir ayakkabı ile mağarayı gezmenizi öneririm. Mağara girişinde bir de kafeterya varmış ancak ben korona döneminde gittiğim için açık değildi. Her ihtimale karşı yanınıza su almanız iyi olur. Oylat Mağarası, Bursa'nın İnegöl ilçesi Hilmiye Köyü'ne yaklaşık 1 kilometre mesafede yer alıyor. İnegöl merkezden 23 kilometre yer alan mağaraya ulaşmak için, İnegöl-Domaniç yolu üzerinde 16. kilometrede yol ayrımını göreceksiniz. Yol ayrımından sonra ise 6 kilometre devam ettiğinizde mağaraya varacaksınız. Oylat Mağarası'nın Google haritalar üzerindeki yerine ulaşmak için tıklayın. Oylat Mağarası'na kendi aracınız ile gidebildiğiniz gibi İnegöl'den kalkan servisler de varmış. Ancak bu servislere dair detaylı bilgi bulamadım. Mağaranın girişinde bir otopark var ve ücretsiz. Otoparktan çıktıktan sonra yaklaşık 50 metre yürüyerek mağaranın girişine ulaşıyorsunuz. Bu sırada da Oylat Deresi üzerinde bulunan bir köprüyü geçiyor ve harika manzaralara şahit oluyorsunuz. Oylat Mağarası özel bir firma tarafından işletiliyor. Giriş ücreti 7,5 TL. Oylat'a gelirseniz, kaplıcaları ve şelalesi de görülmeye değer yerler imiş. Ben başka bir yolculukta uğramak üzere bunları geride bırakıp Kütahya'ya doğru yoluma devam ettim. Siz vaktinizi ona göre ayarlayıp buraları da görebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ozlem-guzelharcan-gezgin-marti-roportaji", "text": "Gezgin Röportajları'nın bu haftaki konuğu, Gezginmarti. com adlı blogunda seyahat deneyimlerini edebiyatla harmanlayan, Şaman genlerinin peşinde koşan bir doğa ve seyahat aşığı Özlem. Blogunda kendisini \"çok okur, çok gezer, çok yazar, arada ağaç kucaklar\" olarak tanımlayan Özlem ile seyahatleri üzerine keyifli bir röportaj yaptık. Hevesli, meraklı ve öğrenmekten yılmayan bir ruhum. Edirne'de bir devlet okulunda İngilizce öğretmenliği yapıyorum. Boş zamanlarımda da seyahat ediyorum, yazıyorum, bilumum hobi ile uğraşmayı çok seviyorum. Edebiyatla da sıkı fıkı bir ilişkim var. İlk kitabım Naylon Sözler Kafekültür Yayıncılık'tan çıktı. Blog yazmaya ilk interrail seyahatimden döndüğümde başladım. Sene 2007... Tek başıma sırt çantamı alıp 22 günde tüm Avrupa'yı dolaşmışım. O zamanlar çok fazla seyahat blogu falan da yok. Dönüşte dedim ki Özlem, zaten günlük yazıyorsun, bunları yazıya da döküver. Gezgin Martı işte böyle başladı. Martı çok eskiden beri kullandığım bir mahlas. Richard Bach'in Martı Jonathan'ını okuduğumdan beri. Zaten tüm mektuplarımı Martı diye imzalardım. İnternet ile tanışınca da tüm sosyal medya hesaplarımı Martı Uctu diye şekillendirdim. Gezen yönüm de Gezgin Martı oluverdi böylece. Gezmek beni şarj ediyor. Yeni insanlar tanımayı ve yeni kültürlerle iç içe olmayı seviyorum. Yenileniyorum yani. Planlı gezmeyi hiç sevmem. Türkiye koşullarında plansız gezmek hiç de kolay değil ama yine de deniyorum. İçimden neresi geçerse, hangi fırsat karşıma çıkarsa ona göre rotamı belirliyorum. Ben iflah olmaz bir Roma aşığıyım! Her hafta sonu Roma'ya gidebilirim imkanım olsa! Onun dışında Tayland'ı çok sevdim. Ljubljana ve Bled de gönlümü fetheden yerlerden. Londra ve Kopenhag da çok sevdiğim başkentlerden. Gezdiğim her şehrin, her bölgenin bir tarafına mutlaka aşık oluyorum zaten. İlk kez Almanya'ya gittim. 21 yaşındaydım. Şimdi gitsem çok daha ayrıntılı gezerdim elbette. Yok. Demem de zaten öyle bir şey çünkü herkesin deneyimi kendisine özeldir. Belki benim sevmediğim yerleri siz çok seversiniz, kim bilir. O kadar çok ilginç ve güzel şey yaşadım ki.. Hangisini anlatsam? Londra'ya Adam Lambert ve Queen konserine gitmiştim. Kapıda konser alanına girmek için beklerken tesadüfen yaşlı bir İskoç amca ile tanıştım. Amca benim Türk olduğumu öğrenir öğrenmez kolunu açıp yan yana duran Türk bayrağı ve İskoç bayrağı dövmelerini gösterdi. Edirneli olduğumu öğrenince işler daha da ilginç bir hal aldı. Meğer Brian amca zamanında Türkiye'de yaşamış ve futbol oynarmış. Edirnespor ile de maç yapmışlar. Bana şehrimdeki köftecileri anlatmaya başladı. Bir de doğum günlerimiz aynı çıktı. Muhabbetten neredeyse konseri kaçırıyorduk. Yol tesadüflerine bayılıyorum! Fırsat peşinde koşmaktan, ev-araba almayıp da paraları uçak biletlerine harcamaktan geçiyor. Dünyayı değirmen olarak görmekle alakalı bir illüzyon aslında bu gezginlik hadisesi. Kendinize güvenin. Rahat olun. Gerçekten istiyorsanız hiçbir bahanenin ardına gizlenmeyin ve çıkın yollara. Fakülte de hocam derdi İyi bir tarihçi olacaksanız kütüphaneyi terkedin ama onu da yanınızda götürün derdi! Sizden ricam Atalar Başkenti Ötüken'i, bizim İçin Kült olmuş Orta Asya'yı da gezin! Öyle ki oralar bizim için sonun başlangıcıdır! Ayrıca gülüşünüz çok güzel ve şiir gibisiniz! İnanın içi gülen gözlerinize her bakışımda: Gülüşünüzün tadı yarım kalıyor, Gözlerimin kenar çizgilerinde! Gezerken öğrenme yolunda ayağınıza taş dokunmaması dileğimle! Saygı, sevgi ve muhabetle..!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pamukkale-saraplari-ile-bagbozumu", "text": "Hafta sonu yüzdeyüz yerli şarap üreticisi olan Pamukkale Şarapları'nın davetlisi olarak Denizli'nin Güney ilçesine yılın ilk bağbozumu için davetliydim. Gezi bloggerları, şarap tadıcıları, gurmelerden oluşan 20 kişilik bir grup ile Pamukkale Şarapları'nın sahibi olan Tokat Ailesi'nin misafiri olduk. Muhteşem ev sahiplikleri için kendilerine tekrar teşekkür ederim. Siz de benim gibi şarapseverseniz bence okumaya devam edin. Anavatanı Orta Anadolu olan şarap yüzyıllardır ülkemizin topraklarında üretiliyor ve tüketiliyor. İlk üreticilerinin Hititler olduğu söyleniyor. Hala ülkemizde pek çok bölgede üzümlük şarap üretiliyor, yerli şarap imalatçıları yerli şaraplarımızı üretmek için emek veriyor. Pamukkale Şarapları'nın varlığından birkaç yıl arkadaşımın \"Carrefour'dan bir şarap aldım 10TL'ye tadı da acayip güzel, tam sofra şarabı. Kesin denemen lazım\" demesi ile haberdar oldum desem yalan olmaz. Bahsi geçen şarap Pamukkale Şarapları'nın Sava markalı ürünü idi. O günden sonra ne zaman Carrefour'dan alışveriş yapsam çantama bir Sava atmaya başladım. Neyse konumuza yani Pamukkale Şarapları'na geri dönelim. Pamukkale Şarapları, Denizli'nin Güney ilçesinde bir aile işletmesi olarak 1962'de kurulmuş. Tokat Ailesi'nin en büyük kardeşi olan Fevzi Tokat memleketindeki şarap potansiyelini değerlendirmek için 100.000 litre üretim yapacak şekilde kurmuş aile şirketini. Şaraplık üzüm yetiştirmek için Türkiye'deki en uygun bölgelerden biri olan Güney bölgesi, şarapları ile ünlü Napa Vadisi ile benzer özellikleri taşıması ile de dikkat çekiyor. Bugün 5 milyon litre üretimi ile Türkiye'nin önemli üreticileri arasında bulunan Pamukkale şarapçılık, bölgeye yabancı üzümlerin getirilmesi, Güney ilçesinde üzümcülüğün gelişmesi için de çok çaba harcıyorlar. Sadece yurt içi pazara değil, yurtdışına da üretim yapan ailenin yine Avrupa'da kazandıkları pek çok ödül de var. Benim en sevdiğim vizyonlarından biri ise, kaliteli şarabı Türk halkına uygun fiyata sunma stratejileri. Türkiye'nin farklı şehirlerinde kimi zaman bir kişinin kimi zaman bir ailenin o şehrin kaderini değiştirdiğine şahit olmuştum. Güney ilçesinin kaderini de Tokat Ailesi şarap üretim yatırımları ile değiştirmiş demek mümkün. Bir kaç hafta önce Tokat Ailesi'nin satış ve pazarlamadan sorumlu üyesi Selda Tokat beni aradı; \"Denizli'de bir bağbozumu organizasyonumuz var, katılır mısınız?\" diye sordu. Konu şarap olunca davet tarihindeki organizasyonumu erteleyip bağbozumuna gitmek üzere Selda hanımla sözleştim. Yılın ilk bağbozumu için Denizli'ye gitmek üzere sabah erkenden Atatürk Havalimanı'nda buluştuk. Bloggerlar ve Instagrammerlardan oluşan 20 kişilik ekibimiz ile yola çıktık. Önce doğru Pamukkale-Karahayıt'taki otelimize gidip Denizli yerel lezzetleriyle dolu kahvaltımızı yaptık. Aynı zamanda konaklayacağımız yer de olan Richmond Otelde kahvaltıdan sonra biraz dinlendikten sonra üzüm bağlarını görmek için Güney'e doğru yola çıktık. Daha önce Denizli'ye çok kez gitmiştim ama yolun sapa olması ve Denizli merkezine uzak olması nedeniyle Güney Şelalesi'ni görememiştim. Güney'e giderken Güney Şelalesi'nde verdiğimiz çay molası benim için günün ilk sürprizi oldu. Yok yok, günün ilk sürprizi Denizli Çardak Havaalanı'ndan gelirken serviste içtiğimiz sabah şampanyası idi. Güney Kasabası, Denizli'nin kuzeyinde hatta Uşak sınırına çok yakın olmasına rağmen adı neden Güney bilmiyorum. Denizli merkeze yaklaşık 1 saatlik bir yolculukla Güney'e ulaşılıyor. Güney'e geldiğimizde tabii önce hemen üretim tesislerinin olduğu Pamukkale Şarapları'nın fabrikasına gittik. Önce Yasin Tokat, sonra da şu an üretimden sorumlu olan üçüncü kuşaktan Fevzi Tokat bizlere hem fabrikanın tarihinden hem de tüm şarap üretim sürecinden uzun uzun bahsettiler. Şarap mahzeninde yaptığımız şarap tadımları ve hele o son fıçıdan içtiğimiz kırmızı şarap yok mu, Türkiye'de dünya kalitesinde işler yapılmasından dolayı insana gurur veriyor. Bağları gezme kısmı ayrıca keyifli idi, aklınıza gelebilecek neredeyse her tür üzüm Güney platosunda yetiştiriliyor. Türkiye'nin kaliteli şaraplık yerli üzüm çeşitleri ve dünyaca ünlü yabancı üzüm çeşitleri bu bölgede yetiştiriliyor, pek çoğunun aşısını ya da kökünü ise Tokat Ailesi getirmiş buraya. Akşamüstü ise bizi başka bir sürpriz bekliyordu. Tokat Ailesi'nin bağ evinde uzun bir ziyafet masası, bütün gece birbirinden güzel şarapların eşlik edeceği bir yemek. Bağ evinin terasını göz alabildiğine üzüm bağlarına bakarken güneşin batımını izlemek ve övgüye layık şarapların tadına bakmak gerçekten çok keyifliydi. Selda hanım bizi Güney'in akşam soğuna karşı uyarmıştı, hava epeyce esintiliydi ama hiçbirimiz bağ evini bırakıp otele dönmek istemiyorduk. Uyku tulumlarımızı alıp o terasta uyuyup uyanmanın tadını çıkarmayı gerçekten çok isterdim, kim bilir belki bir dahaki sefere... Bağlara ve şaraplara doyamadan geç vakit Güney'den ayrılıp otele döndüğümde yüzümde şapşal bir tebessümle uykuya daldım. Pazar günümüz Denizli'deki tarihi ve turistik yerleri gezerek geçirdik. Önce Pamukkale, yani Hierapolis Antik Kenti ve travertenler daha sonra da son yıllarda kazıları hızlanan ve önemi anlaşılan Laodikya Antik Kenti'ni ziyaret ettik. Buraları Denizli için ayrı bir yazı hazırlayacağım için detaylandırmıyorum. Güler yüzü ve ev sahipliği için başta Selda Tokat olmak üzere tüm Tokat ailesine, organizasyon için Taflan Kandemir'e ve keyifli bir etkinlik geçirmemizi sağlayan tüm katılımcılara sonsuz teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/paris-gezilecek-yerler", "text": "Bu aralar pek çok arkadaşım yılbaşı tatili için Paris'i, Fransa'yı tercih etmiş ve \" Paris'te nereye gidelim, nereyi görelim\" diye soruyorlardı. Ben de daha fazla direnemeyip Paris'i yazayım artık dedim... Paris'te gezilecek yerler hakkındaki önerilerimi bu yazıda bulabilirsiniz. Paris, aşkın şehri olarak tanınır... Her ne kadar ben aşka dair bir şey göremesem de! Yurtdışı seyahatlerimde ilk görmek istediğim yerlerin başında idi Paris, pekçok insan için de öyle oluyordu. Şimdiki aklım olsa, seyahat listemin başında olmazdı ama dünyada görülmesi gereken şehirler listemde olurdu. Paris'in eski şehri yani asıl gezilecek yerlerin olduğu kısım 20 ana bölgeden oluşuyor. Bu 20 bölge içinde her 500 metrede bir metro istasyonu var. O yüzden Paris'te kalınacak yerin bu büyük daire içinde olması ve yakınında metro durağı olması kolay gezmek ve kalmak için ön koşul. Paris diğer Avrupa şehirlerine göre oteller konusunda biraz daha pahalı. O yüzden ucuz seyahat etmek istiyorsanız ortak banyo-tuvaletli otelleri veya hostelleri tercih edebilirsiniz. Her bütçeye uygun bir seçenek mutlaka bulunur. Eyfel Kulesini hem gece, hem de gündüz görmenizi ve çıkmanızı tavsiye ediyorum. Paris'i gece ve gündüz yukarıdan görmüş olursunuz böylece. Yükseklik korkusu olanlar için Eyfel çıkmak için zor bir hedef ama mutlaka denenmeli. Bu arada kulenin dört ayağından birinde asansör yok, yarısına kadar yürüyerek çıkmanız gerekiyor. Kondisyonunuza güveniyorsanız bunu da deneyebilirsiniz. Eyfel'e gitmişken hemen karşısındaki Grand Palace'ı en azından kuleden kesin göreceksiniz. Grand Palace'tan çok güzel Eyfel fotoğraflarını da çekebilirsiniz. Notre Dame'ın Kamburu'nu bilmeyen yoktur. Notre Dame Kilisesi de bu hikayenin geçtiği yer. Açıkçası gördüğüm pekçok kilise ve katedrale kıyasla oldukça mütavazi bir yapıydı. Kiliseden çok Seine Nehri'nin üzerindeki bir adacıkta bulunan kiliseye çıkan yollar daha keyifliydi benim için. Hediyelik eşya satan renkli dükkanlar ve küçük kafeleriyle burada vakit geçirebilirsiniz. Meşhur Şanzelize. Girişindeki Zafer Anıtı ile Paris'in en geniş caddesi. Bu cadde üzerinde dünyanın en pahalı markalarının en lüks mağazalarını görebilirsiniz. Şık restaurantlara rezervasyonsuz giremeyebilirsiniz. Osmanlı'dan tutun Uzakdoğu'ya her kültürün dönemin resim ve heykel örneklerine, Batı kültürünün yaşamına dair binlerce eser var içeride. Yarım günde sadece onda birini ancak gezebilmişimdir. Sacre Coeur Paris'in en yüksek noktası olan Montmartre tepesinin üstüne kurulmuş ihtişamlı bir kilise. Kilisenin merdivenlerine oturup Paris'in tadını buradan da çıkarabilirsiniz. Şanslıysanız bir sokak şarkıcısının mini konserine rastlar, keyfinize keyif katarsınız. Kırmızı değirmeni ile meşhur Moulin Rouge kabaresi. Vaktiniz ve naktiniz varsa bir akşam burada yemekli bir gösteri izleyebilirsiniz. Fiyatlar ve gösteriyle ilgili detaylı bilgiye Moulin Rouge resmi sitesinden ulaşabilirsiniz. Paris'te yapılacak keyifli aktivitelerden biri de Seine nehrinde yapılacak bir tekne turu. Akşam yemekli-müzikli versiyonlarının yanında gündüz klasik şehir turu olanlarına da katılabilirsiniz. Rehber önemli yerleri birkaç farklı dilde anlatıyor. Eyfel yakınında durakları var. La Defense Paris'in eski şehrinin surları dışında kalan iş merkezi. \"Neden İstanbul'a gelen Maslak'ı görmeye mi gidecek?\" diye sorabilirsiniz. Buranın özelliği kral yolunun üzerinde olması ve Louvre müzesine giden yolun dosdoğru buraya çıkması. Oraya ulaştığınızda arkanızı dönüp bakarsanız Louvre Müzesiyle burun buruna geleceksiniz. Rehberlerde pek görünen bir kilise değil, ben de tesadüfen sokaklarda dolaşırken keşfettim burayı. Notre Dame'dan daha ihtişamlı bir kilise kesinlikle ama tabii ki daha bakımsızdı. Midnight in Paris filminde Gil'in beklediği merdivenler bu kilisenin merdivenleri, o yüzden şimdi oldukça ünlendiğini tahmin ediyorum. Oldukça görkemli bir bina olan opera binası da görülmesi gereken yerler arasında. Paris'te alışveriş yapıyorsanız en son yapacağınız şey pazarlık olmalı. Alışkın olmadıkları gibi negatif bir tepkiyle de karşılaşabilirsiniz. Özellikle kozmetik, parfüm mağazalarını gördükçe dolaşın, çok uygun fiyata kozmetik bulabilirsiniz. Yurtdışı gezilerimde pek alışveriş yapma alışkanlığım yoktur ama her Paris'e giden kadın bir alışveriş sorduğu için gördüğüm belli başlı yerleri yazayım. Yukarıda Şanzelize'den bahsetmiştik. Avrupa'nın en şık mağazaları bu geniş bulvar üzerinde sağlı sollu sizi bekliyor. Fransa'nın başka şehirlerinde de göreceğiniz bu mağaza iç dekorasyon konusunda oldukça başarılı. Paris'teki ana mağazası eski bir binanın içine yapılmış, alışveriş yapmasanız da girip bir gezin mutlaka. Benim dikkatimi yerin altına doğru olan tasarımı ile çekmişti aslında. Paris'i gezerken şehri yerin altından gezdiğiniz duygusuna kapılabilirsiniz, haksız da değilsiniz. Mesafeler uzun, hava da çoğunlukla serin ise metro en hızlı ve tabii ki en yaygın çözüm. Paris metrosu tam bir labirent gibi, neyse ki tabelalamalar oldukça iyi o yüzden kaybolmazsınız. Herbir metro durağı ayrı bir konsept ve tasarımda. O yüzden ilk kez Paris metrosunu kullanıyorsanız oldukça keyifli bir yolculuk olacaktır sizin için. Geçen yıl gösterime giren Woddy Allen'ın Paris'te Gece Yarısı filmi gitmeden mutlaka izlenmeli, filmdeki sokaklar arşınlanırken filmi tekrar yaşamak eminim çok keyifli olur. Versay Sarayı, Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Tuvalet ve banyosuz tasarlanması ile ünlü. Paris muhteşem bir şehir. Gördüğüm yerler içerisinde beni benden alan ve orada yaşama isteğini uyandıran tek yer. Ancak bana göre Paris'te yalnızca gezilecek görülecek yerlere bakarsanız yanılırsınız. Sacre Cour'dan veya Eyfel'den panoramik olarak baktığınızda aslında çok da güzel bir görüntü yok. Ancak bahsettiğiniz Woody Allen filminde de anlatıldığı gibi, Paris'te bir Parisli gibi yaşamaya çalışır ve Paris'in o yaşam tarzını özümser ve bundan keyif alırsanız, dünyada başka bir yer aramaya çalışmazsınız. Paris hakkında bir kaç ipucuda benden. Eğer çok müze gezmek istiyorum derseniz museumpass alın. 2-4-6 günlük kartlar şeklinde turist bilgilendirme ofislerinde satılıyor. Havalimanında bir ofis var. Kartın arkasına başlangıç tarihini siz yazıyorsunuz. Müzelerin çoğunluğunun saat 6 civarında kapandığını göz önüne alırsanız kartı sabah başlatmak daha mantıklı olur. Birçok müzede bilet satın almayı beklemek zorunda olmadığınız için öncelikli geçiş yapabiliyorsunuz. Bazılarında museum pass sahipleri için ayrı giriş bile olduğundan güvenlik kontrol kuyruğunda bile daha az beklersiniz. Özellikle yoğun dönemelerde Louvre girmek için ideal. Herkes giriş güvenlik kontrolü için beklerken siz metro çıkışına yakın olan yandaki özel girişten geçebiliyorusunuz. İçeriye girince ayrıca bilet kuyruğuna girmenize de gerek kalmıyor. Ancak Museum Pass Eyfel de geçerli değil. Ulaşım için 2 seçenek var: Turist pass ya da Navigo. Turistpass turist bilgilendirme ofislerinden satılıyor. 5 bölgeden oluşan Paris'in 3 bölgesinde kullanabiliyorsuuz. Navigo tren ve metro istasyonlarında satılıyor. Eğer uzun kalacaksanız tavsiye ederim. Zira 5 bölgeyi de kapsayan navigo aldığınızda Havalimanından şehre ve Disneyland'a gitmek için kullanabilirsinz. Navigonun kötü yanı haftalık olanları Pazartesi ile Pazar arası geçerli. Yani Cuma günü alırsanız Pazar gününe kadar kullanabilirsiniz. Bütün detayları turist bilgilendirme ofislerinden alabilirsiniz. Kendi kaldığım oteli çok tavsiye etmiyorum. http://cokokuyancokgezen. com/wp-content/uploads/2012/12/paris_haritasi. gif linkte bölgelerde metro istayonuna yakın bir otel bulmanız yeterli. Her 500 metrede bir metro istasyonu var zaten. Uzun yıllar Paris'te yaşadım ve iş gereği çok sık seyahat ederim. Paris'te kalınacak en uygun oteller Boulevard Peripherique civarında olanlardır. Ben genelde Hotel IBIS Porte de Bagnolet'te kalırım. Günlük 50-60 euro /oda. 2-3 kişi kalabilirsiniz. Daha uygun olan IBİS BUDGET ve biraz daha pahalı Olan Mister Bed City yan yana. 4 yıldızlı Novotel 78 euro/Gece az ileride. Bu otelleri accorhotels. com üzeri rezerve ederseniz kazançlı çıkarsınız. Ayrıca çok büyük bir alış veriş merkezine yakında. Centre Commercial Auchan. Metro 3 Gallieni son durağına 200 metre mesafede. Bu durakta Paris'te istediğiniz yere gidersiniz. En az 3 güm kalacaksınız Navigo almanızı tavsiye ederim. Daha az ise metro biletlerini onluk olarak alın. Ayrıca Notre dame klisesine yakın olan Saint Michel meydanını ve hemen ara sokakta bulunan tavernaları gezmenizi ve orada yemek yemenizi şiddetle tavsiye ederim. Merhabalar, Parisi bilen biri olarak size birşey sormak istiyorum, http://en. parismuseumpass. com/ bu internet adresinden Paris Pass 2 Day kartını online olarak almak istiyorum, oldukça uygun geldi fiyatı bana, nehir gezisi, eyfel harik müze girişleri artı metro ücretsiz yazıyori ancak takıldığım nokta, böyle bir bileti online olarak almış olacağım, yani elimde bir kart filan olmayacak, böyle bir durumda da online olarak satın aldığım şeyin kartını nasıl temin edebilirim sorusu aklıma geliyo. Sitede mail adresi verilmemiş, öyle olunca da size bir danışmak istedim bilginizin olup olmadığı konusunda. Fransa'nın kuzeybatısında Mt. Saint Micheal diye biryer var, oraya ya da doğuda Strasbourg tarafına gidebilirsiniz. Paris'e metro ile gidin şehir merkezinde bir de park yeri bulmak ve park ücreti ödemekle uğraşacaksınız. 7.6 euro olması lazım bilet ücretinin 45 dakika kadar sürüyor. Bir kaç gezi yazısında da aynı hata vardı. Midnight in Paris 'teki kilise Saint-Etienne-du-Mont kilisesi. Pantheon'un hemen arkasında."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pasaport-almak-yenilemek", "text": "Yurt dışına çıkmak istiyorsanız ilk yapmanız gereken bir pasaporta sahip olmak elbette. Geçerli bir pasaporta sahip olduğunuzda vize isteyen ülkelere vize başvurusu yaparak, vize istemeyen ülkelere ise vizesiz olarak seyahat edebilirsiniz. Elinizdeki pasaportunuzun süresi doldu ise, \"Pasaport yenileme nasıl yapılır, pasaport yenileme için gerekli belgeler ve işlemler nelerdir?\" gibi sorularınızın cevaplarını bu yazıda bulabileceksiniz. DİKKAT! 2 Nisan 2018 tarihinden itibaren pasaport başvuruları Emniyet Müdürlükleri yerine Nüfus Müdürlüklerine yapılacaktır. Pek çok ülke eğer pasaport sürenizin dolmasına 6 aydan az varsa ülkeye girişte sorun çıkabilir, seyahatleriniz öncesinde mutlaka gideceğiniz ülkenin konsolosluğundan istenen pasaport süresini kontrol etmenizde fayda var. Eğer pasaportununuzun bitmesine 6 aydan az kaldı ise mutlaka pasaportunuzu yenilemeniz lazım. GEZGİN TÜYOSU: Ülkemizde her yılbaşında pasaport harçlarına zam yapılıyor maalesef. Bu nedenle eğer pasaport yenilemek gibi bir niyetiniz varsa yıl bitmeden pasaport yenileme işlemlerinizi tamamlayın, zamlı fiyatlardan kaçının. \"Yurtdışına seyahat etmek için mutlaka pasaport sahibi olmak gerekiyor mu?\" diye soracak olursanız, bu sorunun cevabı genel olarak \"evet\". Ancak Türk Vatandaşları'nın sadece yeni kimlik ile, pasaportsuz olarak seyahat edebildiği ülkeler var: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova. Detaylar için pasaportsuz gidilen ülkeler yazıma bir göz atın. Aşağıdaki önerilerin \"hususa mahsus\" pasaportlar için ve Türkiye'de yaşayan kişiler için geçerli olduğunu unutmayın! Yeni pasaport alma veya mevcut pasaportunuzu yenileme işlemi son derece basit bir işlem. Pasaportunuzu yenilemek için öncelikle Nüfus ve Vatandaşlık işlerinden randevu almanız gerekiyor. Randevu alma işlemini sadece Nüfus idaresi internet sitesinden yapabiliyorsunuz. Randevuyu istediğiniz herhangi bir Nüfus Müdürlüğünden alabilirsiniz, yaşadığınız yerin Nüfus Müdürlüğü olması şartı yok. Size en yakın olan ya da randevu saatleri size en uygun olan bir Nüfus Müdürlüğü'nden randevunuzu alabilirsiniz. Sadece kendiniz için değil; anne, baba, eş ve çocuklarınıza randevu alabilirsiniz. GEZGİN TÜYOSU: Yaz tatili, yarıyıl tatili, Kurban veya Ramazan Bayramları öncesi herkes pasaportunun süresinin bitmeye yaklaştığını fark edip yenilemeye gidiyor. Eğer istediğiniz gün ve saate randevu almak, pasaportunuzu hızlıca yenilemek istiyorsanız yoğun tatil dönemleri dışında bir tarihte pasaport başvurusu yapmanızı öneririm. Nüfus Müdürlüğü'nün internet sitesinden aşağıdaki şekilde tablodan seçim yaparak randevunuzu alabiliyorsunuz. Siteden randevu talebinizi gönderdikten sonra e-posta adresinize bir onay mesajı gelecek, o mesajdaki bağlantıyı kullanarak mutlaka randevunuzu onaylamanız gerekiyor. İnternetten randevunuzu aldıysanız ikinci aşamaya geçebilirsiniz. - Nüfus Cüzdanı, T. C. Kimlik Kartı veya geçici kimlik belgesinin aslı, - Kaç yıllık pasaport almak istiyorsanız onun ödendiğine dair harç ve defter bedellerinin \"tahsil edilmiştir\" kaşeli dekontları, - Son 6 ay içinde biyometrik olarak çekilmiş 2 adet vesikalık fotoğraf, - Varsa eski pasaport/larınız. Ödemenizi yapmadan gittiyseniz artık teknoloji gelişti. Hemen mobil bankacılık üzerinden ödeme yapabilirsiniz. Anında ödeme sisteme yansıyor ve pasaport müdürlüğü çalışanları yardımcı oluyor. Artık pek çok nüfus dairesinde biyometrik fotoğraf çekilebileceğiniz yerler açılmış. Fotoğrafınız uygun değilse de birkaç dakika içinde hızlıca çektirebiliyorsunuz. Bunlar dışında; eğer öğrenciyseniz öğrenci belgesi ve ergin olmayanlar veya kısıtlılar için muvafakat belgesi isteniyor. Görüldüğü üzere pasaportunuzu yenilemek için çok fazla belgeye ihtiyaç yok. Her yıl pasaport harcı ve pasaport defter bedeli rakamlarının yükseldiği bir ülkede yaşıyoruz. Pasaportu kullanmak istediğiniz süreye göre belirlenen harç bedeli ve ayrıca defter bedeli pasaport alırken ödemeniz gereken ücretler. Aşağıdaki tabloda 2022 yılı için geçerli pasaport harç bedeli ve defter bedellerini görebilirsiniz. Rakamların her yıl değiştiğini hatırlatmak isterim. Yeni pasaport harçları Ocak ayından itibaren geçerli olacak şekilde düzenlenir, bu nedenle eğer ilk kez pasaport almak veya pasaport yenilemek gibi bir ihtiyacınız varsa, takvim yılı değişmeden yapmanızı tavsiye ederim. Pasaport sürenizi minimum 6 ay maksimum 10 yıla kadar seçebiliyorsunuz. Aşağıda 2021 ve 2022 yılı pasaport harç ve cüzdan bedellerini görebilirsiniz. 2021 Harç ve Defter bedeline %36,2 oranında zam yapıldığını hatırlatmak isterim. Hususi ve hizmet damgalı pasaportlar harç bedelinden muaftır. Her pasaport yenileme işleminde defter bedelini tekrar ödemeniz gerekiyor. Benim defterimde sayfa var, kullansam olmaz mı derseniz, olmaz. Ben genellikle zamlardan etkilenmemek, her defasında yeniden defter bedeli ödememek için 10 yıllık alıyorum. Ancak yeni pasaportlarsa sayfa sayısı çok düşürüldüğü (36 sayfa) için eğer sık seyahat ediyorsanız 10 yıl elinizdeki pasaport yetmeyecektir. Böyle bir durumda, sadece defter bedelini ödeyerek yeni pasaport alabiliyorsunuz. - Vergi dairesi müdürlükleri, - PTT Şubeleri, - Anlaşmalı bankalar, - Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesi. Anlaşmalı banka listesine Gelir İdaresi Başkanlığının sitesinden ulaşabilirsiniz. Başvurunuzu yaptıktan sonra yeni pasaportunuzun başvuru sırasında belirttiğiniz adresinize veya adres tesliminde sorun yaşayacağınızı düşünüyorsanız istediğiniz PTT şubesine ulaşması birkaç gün içinde oluyor. Sakin bir dönemde başvurduysanız 2 iş günü içinde pasaportunuz elinize ulaşıyor. En son eşimin pasaportunu yenilettik, Cuma sabah başvurduk, Pazartesi öğleden önce pasaport adresine ulaşmıştı. Yaz başı gibi yoğun dönemlerde süreler uzayabilir, dikkat etmekte fayda var. Pasaport başvurusu ve yenileme sürecini kısaca toparlayacak olursak, aşağıdaki adımları takip etmeniz gerekecek. - Nüfus İdaresi İnternet Sitesinden Randevu Alınır İstediğiniz Nüfus Müdürlüğü'nden istediğiniz gün ve saat için randevunuzu online olarak alabilirsiniz. - Pasaport Harç ve Cüzdan Bedeli Ödenir Randevunuza gitmeden önce anlaşmalı bankalardan pasaport harç ve cüzdan bedelini ödemelisiniz. - Randevu Saatinizde İlgili Nüfus Müdürlüğüne Gerekli Evraklar ile Gidilir Nüfus Müdürlüğüne kimliğiniz, ödeme dekontunuz, 2 adet biyometrik vesikalık fotoğraf ve varsa eski pasaportlarınız ile gidin. - Daha Önce Vermediyseniz Parmak İzinizi Verin Nüfus Müdürlüğü Pasaport Şubesinde sıranız geldiğinde eğer sistemde kayıtlı parmak iziniz yoksa çalışanlar sizden parmak izinizi alacak. - Yeni Pasaportunuz Adresinize Gönderilir Pasaport başvurusu için gerekli evraklarınızı teslim ettikten sonra birkaç gün içinde başvuruda belirttiğiniz adrese gönderilir. Pasaport yenileme işlemi için size uygun nüfus idaresinden online randevu almanız, harç ve defter bedelini ödemeniz ve gerekli evraklarla randevu günü hazır bulunmanız yeterli. Pasaport yenilemek oldukça kolay bir işlem. Eski pasaportunuzun süresi dolduysa nüfus müdürlüğüne başvurmanız gerekiyor. Nüfus idaresinin internet sitesinden randevu alarak işleme başlayabilirsiniz. Harç ve defter bedellerini ödemeniz ve yukarıda saydığım pasaport yenileme için gerekli evraklar ile birlikte randevu günü gidip başvurunuzu yapabilirsiniz. Pasaport yenileme işlemleri eskiden Emniyet Müdürlüklerinde yapılıyordu artık Nüfus Müdürlüklerinde yapılıyor. 10 yıllık pasaport harcı, son zamlarla, 1085,40 TL oldu. Buna bir de 180 TL defter bedeli eklenecek. Pasaportlarda süre uzatma gibi bir uygulama yok. Eski pasaportunuz delinerek yerine yeni pasaport veriliyor. Ancak bunun bir istisnası var, ikinci bir pasaport alabilirsiniz. Aşağıda bağlantısını verdiğim yazıya göz atın. İkinci pasaport neden alınır, nasıl alınır? ve Evlilik Nedeniyle Pasaport Yenileme İşlemleri yazılarım da ilginizi çekebilir. Pasaportunuzu aldınız, uçak biletiniz hazır ve soluğu en yakın havalimanında aldınız. CEPTETEB müşterisi olarak TAV Passport Hızlı Geçiş hizmetinden ücretsiz yararlanarak TAV havalimanlarında güvenlik ve pasaport kontrolünde sıra beklemeden geçebileceğinizi biliyor muydunuz? Değerlendirmenizi tavsiye ederim. Bol keşifli, az maliyetli seyahatler, yolda kalın! Kimliğinizle gitmeniz ve pasaportunuzu kaybettiğinizi belirletmeniz yeterli. Pasaportta \"çevirme\" diye bir uygulama yok. Normal durumda kalan süreniz yeni pasaportunuza eklenir ancak yeşil pasaportun statüsü farklı olduğu için onda durum ne olur bilmiyorum. Yeşil pasaport sahibi birine danışmanız iyi olur. Benim 10 yıllık pasaportum un iki yılı kaldı boş yaprak ta 2 ben şimdi yeni pasaport başvurusu mu yapmalıyım yoksa yenileme mi yapmam gerekiyor. İkisi arasında fark yok, hali hazırda pasaportunu olduğunuz için yenileme yapılacak, eski pasaportunuzdan kalan 2 yıl yenisine eklenecek. Eski pasaportunuzu size geri veriyorlar, dolayısıyla oturma vizeniz kaybolmuyor. İki pasaportu birlikte taşımanız gerekecek sadece. Merhaba, Bebeğe çıkmadı derken ne kastettiğinizi anlamadım. Eğer yeniden pasaport alacaksanız veya süresini uzatacaksanız harç ve defter bedelini tekrar ödemeniz gerekiyor. Bu gibi konularda İran konsolosluğu ile görüşmeniz en doğrusu olur, internetten bulduğunuz bilgilere güvenmeyin çünkü uygulamalar sürekli değişebiliyor. Süresi doluyorsa 2025'te uzatmanız gerekiyor. Her durumda defter yenileniyor yani defter artı harç ödemeniz gerekecek. Öğrenci ücretleri farklı e-pasaport sitesinden güncel rakamları öğrenebilirsiniz. Yeniden pasaport çıkaracaksınız, defter bedeli ve harç bedeli ödeyerek. Yazıda açıklaması var. Eşiniz adına işlem yapamıyorsunuz, biyometrik işlem yapıldığı için bizzat başvurması gerekiyor. gerekli evraklar ve yapmanız gerekenler yazıda mevcut. Sorunuzu tam olarak anlamadım. Eski pasaportta kalan süre yenisine ekleniyor. Yeni pasaport ile dönebilirsiniz. Vize başvurusu için pasaport sürenizin minimum 6 ay olması gerekiyor. Muhtemelen size vize çıkmayacaktır. Yeni pasaport başvurusu yapabilirsiniz, eskisinin elinizde olması gerekmiyor. Vize çıkarsa iki pasaportu da yanınızda taşıyarak işlem yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pasaport-basvurusu-nasil-yapilir-ne-kadar-surer", "text": "Yurt dışına çıkmak istiyorsanız ilk yapmanız gereken bir pasaporta sahip olmak elbette. Geçerli bir pasaporta sahip olduğunuzda vize isteyen ülkelere vize başvurusu yaparak, vize istemeyen ülkelere ise vizesiz olarak seyahat edebilirsiniz. Elinizdeki pasaportunuzun süresi doldu ise, \"Pasaport yenileme nasıl yapılır, pasaport yenileme için gerekli belgeler ve işlemler nelerdir?\" gibi sorularınızın cevaplarını bu yazıda bulabileceksiniz. DİKKAT! 2 Nisan 2018 tarihinden itibaren pasaport başvuruları Emniyet Müdürlükleri yerine Nüfus Müdürlüklerine yapılacaktır. Pek çok ülke eğer pasaport sürenizin dolmasına 6 aydan az varsa ülkeye girişte sorun çıkabilir, seyahatleriniz öncesinde mutlaka gideceğiniz ülkenin konsolosluğundan istenen pasaport süresini kontrol etmenizde fayda var. Eğer pasaportununuzun bitmesine 6 aydan az kaldı ise mutlaka pasaportunuzu yenilemeniz lazım. GEZGİN TÜYOSU: Ülkemizde her yılbaşında pasaport harçlarına zam yapılıyor maalesef. Bu nedenle eğer pasaport yenilemek gibi bir niyetiniz varsa yıl bitmeden pasaport yenileme işlemlerinizi tamamlayın, zamlı fiyatlardan kaçının. \"Yurtdışına seyahat etmek için mutlaka pasaport sahibi olmak gerekiyor mu?\" diye soracak olursanız, bu sorunun cevabı genel olarak \"evet\". Ancak Türk Vatandaşları'nın sadece yeni kimlik ile, pasaportsuz olarak seyahat edebildiği ülkeler var: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova. Detaylar için pasaportsuz gidilen ülkeler yazıma bir göz atın. Aşağıdaki önerilerin \"hususa mahsus\" pasaportlar için ve Türkiye'de yaşayan kişiler için geçerli olduğunu unutmayın! Yeni pasaport alma veya mevcut pasaportunuzu yenileme işlemi son derece basit bir işlem. Pasaportunuzu yenilemek için öncelikle Nüfus ve Vatandaşlık işlerinden randevu almanız gerekiyor. Randevu alma işlemini sadece Nüfus idaresi internet sitesinden yapabiliyorsunuz. Randevuyu istediğiniz herhangi bir Nüfus Müdürlüğünden alabilirsiniz, yaşadığınız yerin Nüfus Müdürlüğü olması şartı yok. Size en yakın olan ya da randevu saatleri size en uygun olan bir Nüfus Müdürlüğü'nden randevunuzu alabilirsiniz. Sadece kendiniz için değil; anne, baba, eş ve çocuklarınıza randevu alabilirsiniz. GEZGİN TÜYOSU: Yaz tatili, yarıyıl tatili, Kurban veya Ramazan Bayramları öncesi herkes pasaportunun süresinin bitmeye yaklaştığını fark edip yenilemeye gidiyor. Eğer istediğiniz gün ve saate randevu almak, pasaportunuzu hızlıca yenilemek istiyorsanız yoğun tatil dönemleri dışında bir tarihte pasaport başvurusu yapmanızı öneririm. Nüfus Müdürlüğü'nün internet sitesinden aşağıdaki şekilde tablodan seçim yaparak randevunuzu alabiliyorsunuz. Siteden randevu talebinizi gönderdikten sonra e-posta adresinize bir onay mesajı gelecek, o mesajdaki bağlantıyı kullanarak mutlaka randevunuzu onaylamanız gerekiyor. İnternetten randevunuzu aldıysanız ikinci aşamaya geçebilirsiniz. - Nüfus Cüzdanı, T. C. Kimlik Kartı veya geçici kimlik belgesinin aslı, - Kaç yıllık pasaport almak istiyorsanız onun ödendiğine dair harç ve defter bedellerinin \"tahsil edilmiştir\" kaşeli dekontları, - Son 6 ay içinde biyometrik olarak çekilmiş 2 adet vesikalık fotoğraf, - Varsa eski pasaport/larınız. Ödemenizi yapmadan gittiyseniz artık teknoloji gelişti. Hemen mobil bankacılık üzerinden ödeme yapabilirsiniz. Anında ödeme sisteme yansıyor ve pasaport müdürlüğü çalışanları yardımcı oluyor. Artık pek çok nüfus dairesinde biyometrik fotoğraf çekilebileceğiniz yerler açılmış. Fotoğrafınız uygun değilse de birkaç dakika içinde hızlıca çektirebiliyorsunuz. Bunlar dışında; eğer öğrenciyseniz öğrenci belgesi ve ergin olmayanlar veya kısıtlılar için muvafakat belgesi isteniyor. Görüldüğü üzere pasaportunuzu yenilemek için çok fazla belgeye ihtiyaç yok. Her yıl pasaport harcı ve pasaport defter bedeli rakamlarının yükseldiği bir ülkede yaşıyoruz. Pasaportu kullanmak istediğiniz süreye göre belirlenen harç bedeli ve ayrıca defter bedeli pasaport alırken ödemeniz gereken ücretler. Aşağıdaki tabloda 2022 yılı için geçerli pasaport harç bedeli ve defter bedellerini görebilirsiniz. Rakamların her yıl değiştiğini hatırlatmak isterim. Yeni pasaport harçları Ocak ayından itibaren geçerli olacak şekilde düzenlenir, bu nedenle eğer ilk kez pasaport almak veya pasaport yenilemek gibi bir ihtiyacınız varsa, takvim yılı değişmeden yapmanızı tavsiye ederim. Pasaport sürenizi minimum 6 ay maksimum 10 yıla kadar seçebiliyorsunuz. Aşağıda 2021 ve 2022 yılı pasaport harç ve cüzdan bedellerini görebilirsiniz. 2021 Harç ve Defter bedeline %36,2 oranında zam yapıldığını hatırlatmak isterim. Hususi ve hizmet damgalı pasaportlar harç bedelinden muaftır. Her pasaport yenileme işleminde defter bedelini tekrar ödemeniz gerekiyor. Benim defterimde sayfa var, kullansam olmaz mı derseniz, olmaz. Ben genellikle zamlardan etkilenmemek, her defasında yeniden defter bedeli ödememek için 10 yıllık alıyorum. Ancak yeni pasaportlarsa sayfa sayısı çok düşürüldüğü (36 sayfa) için eğer sık seyahat ediyorsanız 10 yıl elinizdeki pasaport yetmeyecektir. Böyle bir durumda, sadece defter bedelini ödeyerek yeni pasaport alabiliyorsunuz. - Vergi dairesi müdürlükleri, - PTT Şubeleri, - Anlaşmalı bankalar, - Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesi. Anlaşmalı banka listesine Gelir İdaresi Başkanlığının sitesinden ulaşabilirsiniz. Başvurunuzu yaptıktan sonra yeni pasaportunuzun başvuru sırasında belirttiğiniz adresinize veya adres tesliminde sorun yaşayacağınızı düşünüyorsanız istediğiniz PTT şubesine ulaşması birkaç gün içinde oluyor. Sakin bir dönemde başvurduysanız 2 iş günü içinde pasaportunuz elinize ulaşıyor. En son eşimin pasaportunu yenilettik, Cuma sabah başvurduk, Pazartesi öğleden önce pasaport adresine ulaşmıştı. Yaz başı gibi yoğun dönemlerde süreler uzayabilir, dikkat etmekte fayda var. Pasaport başvurusu ve yenileme sürecini kısaca toparlayacak olursak, aşağıdaki adımları takip etmeniz gerekecek. - Nüfus İdaresi İnternet Sitesinden Randevu Alınır İstediğiniz Nüfus Müdürlüğü'nden istediğiniz gün ve saat için randevunuzu online olarak alabilirsiniz. - Pasaport Harç ve Cüzdan Bedeli Ödenir Randevunuza gitmeden önce anlaşmalı bankalardan pasaport harç ve cüzdan bedelini ödemelisiniz. - Randevu Saatinizde İlgili Nüfus Müdürlüğüne Gerekli Evraklar ile Gidilir Nüfus Müdürlüğüne kimliğiniz, ödeme dekontunuz, 2 adet biyometrik vesikalık fotoğraf ve varsa eski pasaportlarınız ile gidin. - Daha Önce Vermediyseniz Parmak İzinizi Verin Nüfus Müdürlüğü Pasaport Şubesinde sıranız geldiğinde eğer sistemde kayıtlı parmak iziniz yoksa çalışanlar sizden parmak izinizi alacak. - Yeni Pasaportunuz Adresinize Gönderilir Pasaport başvurusu için gerekli evraklarınızı teslim ettikten sonra birkaç gün içinde başvuruda belirttiğiniz adrese gönderilir. Pasaport yenileme işlemi için size uygun nüfus idaresinden online randevu almanız, harç ve defter bedelini ödemeniz ve gerekli evraklarla randevu günü hazır bulunmanız yeterli. Pasaport yenilemek oldukça kolay bir işlem. Eski pasaportunuzun süresi dolduysa nüfus müdürlüğüne başvurmanız gerekiyor. Nüfus idaresinin internet sitesinden randevu alarak işleme başlayabilirsiniz. Harç ve defter bedellerini ödemeniz ve yukarıda saydığım pasaport yenileme için gerekli evraklar ile birlikte randevu günü gidip başvurunuzu yapabilirsiniz. Pasaport yenileme işlemleri eskiden Emniyet Müdürlüklerinde yapılıyordu artık Nüfus Müdürlüklerinde yapılıyor. 10 yıllık pasaport harcı, son zamlarla, 1085,40 TL oldu. Buna bir de 180 TL defter bedeli eklenecek. Pasaportlarda süre uzatma gibi bir uygulama yok. Eski pasaportunuz delinerek yerine yeni pasaport veriliyor. Ancak bunun bir istisnası var, ikinci bir pasaport alabilirsiniz. Aşağıda bağlantısını verdiğim yazıya göz atın. İkinci pasaport neden alınır, nasıl alınır? ve Evlilik Nedeniyle Pasaport Yenileme İşlemleri yazılarım da ilginizi çekebilir. Pasaportunuzu aldınız, uçak biletiniz hazır ve soluğu en yakın havalimanında aldınız. CEPTETEB müşterisi olarak TAV Passport Hızlı Geçiş hizmetinden ücretsiz yararlanarak TAV havalimanlarında güvenlik ve pasaport kontrolünde sıra beklemeden geçebileceğinizi biliyor muydunuz? Değerlendirmenizi tavsiye ederim. Bol keşifli, az maliyetli seyahatler, yolda kalın! Kimliğinizle gitmeniz ve pasaportunuzu kaybettiğinizi belirletmeniz yeterli. Pasaportta \"çevirme\" diye bir uygulama yok. Normal durumda kalan süreniz yeni pasaportunuza eklenir ancak yeşil pasaportun statüsü farklı olduğu için onda durum ne olur bilmiyorum. Yeşil pasaport sahibi birine danışmanız iyi olur. Benim 10 yıllık pasaportum un iki yılı kaldı boş yaprak ta 2 ben şimdi yeni pasaport başvurusu mu yapmalıyım yoksa yenileme mi yapmam gerekiyor. İkisi arasında fark yok, hali hazırda pasaportunu olduğunuz için yenileme yapılacak, eski pasaportunuzdan kalan 2 yıl yenisine eklenecek. Eski pasaportunuzu size geri veriyorlar, dolayısıyla oturma vizeniz kaybolmuyor. İki pasaportu birlikte taşımanız gerekecek sadece. Merhaba, Bebeğe çıkmadı derken ne kastettiğinizi anlamadım. Eğer yeniden pasaport alacaksanız veya süresini uzatacaksanız harç ve defter bedelini tekrar ödemeniz gerekiyor. Bu gibi konularda İran konsolosluğu ile görüşmeniz en doğrusu olur, internetten bulduğunuz bilgilere güvenmeyin çünkü uygulamalar sürekli değişebiliyor. Süresi doluyorsa 2025'te uzatmanız gerekiyor. Her durumda defter yenileniyor yani defter artı harç ödemeniz gerekecek. Öğrenci ücretleri farklı e-pasaport sitesinden güncel rakamları öğrenebilirsiniz. Yeniden pasaport çıkaracaksınız, defter bedeli ve harç bedeli ödeyerek. Yazıda açıklaması var. Eşiniz adına işlem yapamıyorsunuz, biyometrik işlem yapıldığı için bizzat başvurması gerekiyor. gerekli evraklar ve yapmanız gerekenler yazıda mevcut. Sorunuzu tam olarak anlamadım. Eski pasaportta kalan süre yenisine ekleniyor. Yeni pasaport ile dönebilirsiniz. Vize başvurusu için pasaport sürenizin minimum 6 ay olması gerekiyor. Muhtemelen size vize çıkmayacaktır. Yeni pasaport başvurusu yapabilirsiniz, eskisinin elinizde olması gerekmiyor. Vize çıkarsa iki pasaportu da yanınızda taşıyarak işlem yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pasaport-harc-ve-defter-bedeli", "text": "Yurt dışına çıkmak istiyorsanız ilk yapmanız gereken bir pasaporta sahip olmak elbette. Geçerli bir pasaporta sahip olduğunuzda vize isteyen ülkelere vize başvurusu yaparak, vize istemeyen ülkelere ise vizesiz olarak seyahat edebilirsiniz. Elinizdeki pasaportunuzun süresi doldu ise, \"Pasaport yenileme nasıl yapılır, pasaport yenileme için gerekli belgeler ve işlemler nelerdir?\" gibi sorularınızın cevaplarını bu yazıda bulabileceksiniz. DİKKAT! 2 Nisan 2018 tarihinden itibaren pasaport başvuruları Emniyet Müdürlükleri yerine Nüfus Müdürlüklerine yapılacaktır. Pek çok ülke eğer pasaport sürenizin dolmasına 6 aydan az varsa ülkeye girişte sorun çıkabilir, seyahatleriniz öncesinde mutlaka gideceğiniz ülkenin konsolosluğundan istenen pasaport süresini kontrol etmenizde fayda var. Eğer pasaportununuzun bitmesine 6 aydan az kaldı ise mutlaka pasaportunuzu yenilemeniz lazım. GEZGİN TÜYOSU: Ülkemizde her yılbaşında pasaport harçlarına zam yapılıyor maalesef. Bu nedenle eğer pasaport yenilemek gibi bir niyetiniz varsa yıl bitmeden pasaport yenileme işlemlerinizi tamamlayın, zamlı fiyatlardan kaçının. \"Yurtdışına seyahat etmek için mutlaka pasaport sahibi olmak gerekiyor mu?\" diye soracak olursanız, bu sorunun cevabı genel olarak \"evet\". Ancak Türk Vatandaşları'nın sadece yeni kimlik ile, pasaportsuz olarak seyahat edebildiği ülkeler var: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova. Detaylar için pasaportsuz gidilen ülkeler yazıma bir göz atın. Aşağıdaki önerilerin \"hususa mahsus\" pasaportlar için ve Türkiye'de yaşayan kişiler için geçerli olduğunu unutmayın! Yeni pasaport alma veya mevcut pasaportunuzu yenileme işlemi son derece basit bir işlem. Pasaportunuzu yenilemek için öncelikle Nüfus ve Vatandaşlık işlerinden randevu almanız gerekiyor. Randevu alma işlemini sadece Nüfus idaresi internet sitesinden yapabiliyorsunuz. Randevuyu istediğiniz herhangi bir Nüfus Müdürlüğünden alabilirsiniz, yaşadığınız yerin Nüfus Müdürlüğü olması şartı yok. Size en yakın olan ya da randevu saatleri size en uygun olan bir Nüfus Müdürlüğü'nden randevunuzu alabilirsiniz. Sadece kendiniz için değil; anne, baba, eş ve çocuklarınıza randevu alabilirsiniz. GEZGİN TÜYOSU: Yaz tatili, yarıyıl tatili, Kurban veya Ramazan Bayramları öncesi herkes pasaportunun süresinin bitmeye yaklaştığını fark edip yenilemeye gidiyor. Eğer istediğiniz gün ve saate randevu almak, pasaportunuzu hızlıca yenilemek istiyorsanız yoğun tatil dönemleri dışında bir tarihte pasaport başvurusu yapmanızı öneririm. Nüfus Müdürlüğü'nün internet sitesinden aşağıdaki şekilde tablodan seçim yaparak randevunuzu alabiliyorsunuz. Siteden randevu talebinizi gönderdikten sonra e-posta adresinize bir onay mesajı gelecek, o mesajdaki bağlantıyı kullanarak mutlaka randevunuzu onaylamanız gerekiyor. İnternetten randevunuzu aldıysanız ikinci aşamaya geçebilirsiniz. - Nüfus Cüzdanı, T. C. Kimlik Kartı veya geçici kimlik belgesinin aslı, - Kaç yıllık pasaport almak istiyorsanız onun ödendiğine dair harç ve defter bedellerinin \"tahsil edilmiştir\" kaşeli dekontları, - Son 6 ay içinde biyometrik olarak çekilmiş 2 adet vesikalık fotoğraf, - Varsa eski pasaport/larınız. Ödemenizi yapmadan gittiyseniz artık teknoloji gelişti. Hemen mobil bankacılık üzerinden ödeme yapabilirsiniz. Anında ödeme sisteme yansıyor ve pasaport müdürlüğü çalışanları yardımcı oluyor. Artık pek çok nüfus dairesinde biyometrik fotoğraf çekilebileceğiniz yerler açılmış. Fotoğrafınız uygun değilse de birkaç dakika içinde hızlıca çektirebiliyorsunuz. Bunlar dışında; eğer öğrenciyseniz öğrenci belgesi ve ergin olmayanlar veya kısıtlılar için muvafakat belgesi isteniyor. Görüldüğü üzere pasaportunuzu yenilemek için çok fazla belgeye ihtiyaç yok. Her yıl pasaport harcı ve pasaport defter bedeli rakamlarının yükseldiği bir ülkede yaşıyoruz. Pasaportu kullanmak istediğiniz süreye göre belirlenen harç bedeli ve ayrıca defter bedeli pasaport alırken ödemeniz gereken ücretler. Aşağıdaki tabloda 2022 yılı için geçerli pasaport harç bedeli ve defter bedellerini görebilirsiniz. Rakamların her yıl değiştiğini hatırlatmak isterim. Yeni pasaport harçları Ocak ayından itibaren geçerli olacak şekilde düzenlenir, bu nedenle eğer ilk kez pasaport almak veya pasaport yenilemek gibi bir ihtiyacınız varsa, takvim yılı değişmeden yapmanızı tavsiye ederim. Pasaport sürenizi minimum 6 ay maksimum 10 yıla kadar seçebiliyorsunuz. Aşağıda 2021 ve 2022 yılı pasaport harç ve cüzdan bedellerini görebilirsiniz. 2021 Harç ve Defter bedeline %36,2 oranında zam yapıldığını hatırlatmak isterim. Hususi ve hizmet damgalı pasaportlar harç bedelinden muaftır. Her pasaport yenileme işleminde defter bedelini tekrar ödemeniz gerekiyor. Benim defterimde sayfa var, kullansam olmaz mı derseniz, olmaz. Ben genellikle zamlardan etkilenmemek, her defasında yeniden defter bedeli ödememek için 10 yıllık alıyorum. Ancak yeni pasaportlarsa sayfa sayısı çok düşürüldüğü (36 sayfa) için eğer sık seyahat ediyorsanız 10 yıl elinizdeki pasaport yetmeyecektir. Böyle bir durumda, sadece defter bedelini ödeyerek yeni pasaport alabiliyorsunuz. - Vergi dairesi müdürlükleri, - PTT Şubeleri, - Anlaşmalı bankalar, - Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesi. Anlaşmalı banka listesine Gelir İdaresi Başkanlığının sitesinden ulaşabilirsiniz. Başvurunuzu yaptıktan sonra yeni pasaportunuzun başvuru sırasında belirttiğiniz adresinize veya adres tesliminde sorun yaşayacağınızı düşünüyorsanız istediğiniz PTT şubesine ulaşması birkaç gün içinde oluyor. Sakin bir dönemde başvurduysanız 2 iş günü içinde pasaportunuz elinize ulaşıyor. En son eşimin pasaportunu yenilettik, Cuma sabah başvurduk, Pazartesi öğleden önce pasaport adresine ulaşmıştı. Yaz başı gibi yoğun dönemlerde süreler uzayabilir, dikkat etmekte fayda var. Pasaport başvurusu ve yenileme sürecini kısaca toparlayacak olursak, aşağıdaki adımları takip etmeniz gerekecek. - Nüfus İdaresi İnternet Sitesinden Randevu Alınır İstediğiniz Nüfus Müdürlüğü'nden istediğiniz gün ve saat için randevunuzu online olarak alabilirsiniz. - Pasaport Harç ve Cüzdan Bedeli Ödenir Randevunuza gitmeden önce anlaşmalı bankalardan pasaport harç ve cüzdan bedelini ödemelisiniz. - Randevu Saatinizde İlgili Nüfus Müdürlüğüne Gerekli Evraklar ile Gidilir Nüfus Müdürlüğüne kimliğiniz, ödeme dekontunuz, 2 adet biyometrik vesikalık fotoğraf ve varsa eski pasaportlarınız ile gidin. - Daha Önce Vermediyseniz Parmak İzinizi Verin Nüfus Müdürlüğü Pasaport Şubesinde sıranız geldiğinde eğer sistemde kayıtlı parmak iziniz yoksa çalışanlar sizden parmak izinizi alacak. - Yeni Pasaportunuz Adresinize Gönderilir Pasaport başvurusu için gerekli evraklarınızı teslim ettikten sonra birkaç gün içinde başvuruda belirttiğiniz adrese gönderilir. Pasaport yenileme işlemi için size uygun nüfus idaresinden online randevu almanız, harç ve defter bedelini ödemeniz ve gerekli evraklarla randevu günü hazır bulunmanız yeterli. Pasaport yenilemek oldukça kolay bir işlem. Eski pasaportunuzun süresi dolduysa nüfus müdürlüğüne başvurmanız gerekiyor. Nüfus idaresinin internet sitesinden randevu alarak işleme başlayabilirsiniz. Harç ve defter bedellerini ödemeniz ve yukarıda saydığım pasaport yenileme için gerekli evraklar ile birlikte randevu günü gidip başvurunuzu yapabilirsiniz. Pasaport yenileme işlemleri eskiden Emniyet Müdürlüklerinde yapılıyordu artık Nüfus Müdürlüklerinde yapılıyor. 10 yıllık pasaport harcı, son zamlarla, 1085,40 TL oldu. Buna bir de 180 TL defter bedeli eklenecek. Pasaportlarda süre uzatma gibi bir uygulama yok. Eski pasaportunuz delinerek yerine yeni pasaport veriliyor. Ancak bunun bir istisnası var, ikinci bir pasaport alabilirsiniz. Aşağıda bağlantısını verdiğim yazıya göz atın. İkinci pasaport neden alınır, nasıl alınır? ve Evlilik Nedeniyle Pasaport Yenileme İşlemleri yazılarım da ilginizi çekebilir. Pasaportunuzu aldınız, uçak biletiniz hazır ve soluğu en yakın havalimanında aldınız. CEPTETEB müşterisi olarak TAV Passport Hızlı Geçiş hizmetinden ücretsiz yararlanarak TAV havalimanlarında güvenlik ve pasaport kontrolünde sıra beklemeden geçebileceğinizi biliyor muydunuz? Değerlendirmenizi tavsiye ederim. Bol keşifli, az maliyetli seyahatler, yolda kalın! Kimliğinizle gitmeniz ve pasaportunuzu kaybettiğinizi belirletmeniz yeterli. Pasaportta \"çevirme\" diye bir uygulama yok. Normal durumda kalan süreniz yeni pasaportunuza eklenir ancak yeşil pasaportun statüsü farklı olduğu için onda durum ne olur bilmiyorum. Yeşil pasaport sahibi birine danışmanız iyi olur. Benim 10 yıllık pasaportum un iki yılı kaldı boş yaprak ta 2 ben şimdi yeni pasaport başvurusu mu yapmalıyım yoksa yenileme mi yapmam gerekiyor. İkisi arasında fark yok, hali hazırda pasaportunu olduğunuz için yenileme yapılacak, eski pasaportunuzdan kalan 2 yıl yenisine eklenecek. Eski pasaportunuzu size geri veriyorlar, dolayısıyla oturma vizeniz kaybolmuyor. İki pasaportu birlikte taşımanız gerekecek sadece. Merhaba, Bebeğe çıkmadı derken ne kastettiğinizi anlamadım. Eğer yeniden pasaport alacaksanız veya süresini uzatacaksanız harç ve defter bedelini tekrar ödemeniz gerekiyor. Bu gibi konularda İran konsolosluğu ile görüşmeniz en doğrusu olur, internetten bulduğunuz bilgilere güvenmeyin çünkü uygulamalar sürekli değişebiliyor. Süresi doluyorsa 2025'te uzatmanız gerekiyor. Her durumda defter yenileniyor yani defter artı harç ödemeniz gerekecek. Öğrenci ücretleri farklı e-pasaport sitesinden güncel rakamları öğrenebilirsiniz. Yeniden pasaport çıkaracaksınız, defter bedeli ve harç bedeli ödeyerek. Yazıda açıklaması var. Eşiniz adına işlem yapamıyorsunuz, biyometrik işlem yapıldığı için bizzat başvurması gerekiyor. gerekli evraklar ve yapmanız gerekenler yazıda mevcut. Sorunuzu tam olarak anlamadım. Eski pasaportta kalan süre yenisine ekleniyor. Yeni pasaport ile dönebilirsiniz. Vize başvurusu için pasaport sürenizin minimum 6 ay olması gerekiyor. Muhtemelen size vize çıkmayacaktır. Yeni pasaport başvurusu yapabilirsiniz, eskisinin elinizde olması gerekmiyor. Vize çıkarsa iki pasaportu da yanınızda taşıyarak işlem yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pasaport-yenileme-icin-gerekli-evraklar-ve-yenileme-islemleri", "text": "Yurt dışına çıkmak istiyorsanız ilk yapmanız gereken bir pasaporta sahip olmak elbette. Geçerli bir pasaporta sahip olduğunuzda vize isteyen ülkelere vize başvurusu yaparak, vize istemeyen ülkelere ise vizesiz olarak seyahat edebilirsiniz. Elinizdeki pasaportunuzun süresi doldu ise, \"Pasaport yenileme nasıl yapılır, pasaport yenileme için gerekli belgeler ve işlemler nelerdir?\" gibi sorularınızın cevaplarını bu yazıda bulabileceksiniz. DİKKAT! 2 Nisan 2018 tarihinden itibaren pasaport başvuruları Emniyet Müdürlükleri yerine Nüfus Müdürlüklerine yapılacaktır. Pek çok ülke eğer pasaport sürenizin dolmasına 6 aydan az varsa ülkeye girişte sorun çıkabilir, seyahatleriniz öncesinde mutlaka gideceğiniz ülkenin konsolosluğundan istenen pasaport süresini kontrol etmenizde fayda var. Eğer pasaportununuzun bitmesine 6 aydan az kaldı ise mutlaka pasaportunuzu yenilemeniz lazım. GEZGİN TÜYOSU: Ülkemizde her yılbaşında pasaport harçlarına zam yapılıyor maalesef. Bu nedenle eğer pasaport yenilemek gibi bir niyetiniz varsa yıl bitmeden pasaport yenileme işlemlerinizi tamamlayın, zamlı fiyatlardan kaçının. \"Yurtdışına seyahat etmek için mutlaka pasaport sahibi olmak gerekiyor mu?\" diye soracak olursanız, bu sorunun cevabı genel olarak \"evet\". Ancak Türk Vatandaşları'nın sadece yeni kimlik ile, pasaportsuz olarak seyahat edebildiği ülkeler var: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova. Detaylar için pasaportsuz gidilen ülkeler yazıma bir göz atın. Aşağıdaki önerilerin \"hususa mahsus\" pasaportlar için ve Türkiye'de yaşayan kişiler için geçerli olduğunu unutmayın! Yeni pasaport alma veya mevcut pasaportunuzu yenileme işlemi son derece basit bir işlem. Pasaportunuzu yenilemek için öncelikle Nüfus ve Vatandaşlık işlerinden randevu almanız gerekiyor. Randevu alma işlemini sadece Nüfus idaresi internet sitesinden yapabiliyorsunuz. Randevuyu istediğiniz herhangi bir Nüfus Müdürlüğünden alabilirsiniz, yaşadığınız yerin Nüfus Müdürlüğü olması şartı yok. Size en yakın olan ya da randevu saatleri size en uygun olan bir Nüfus Müdürlüğü'nden randevunuzu alabilirsiniz. Sadece kendiniz için değil; anne, baba, eş ve çocuklarınıza randevu alabilirsiniz. GEZGİN TÜYOSU: Yaz tatili, yarıyıl tatili, Kurban veya Ramazan Bayramları öncesi herkes pasaportunun süresinin bitmeye yaklaştığını fark edip yenilemeye gidiyor. Eğer istediğiniz gün ve saate randevu almak, pasaportunuzu hızlıca yenilemek istiyorsanız yoğun tatil dönemleri dışında bir tarihte pasaport başvurusu yapmanızı öneririm. Nüfus Müdürlüğü'nün internet sitesinden aşağıdaki şekilde tablodan seçim yaparak randevunuzu alabiliyorsunuz. Siteden randevu talebinizi gönderdikten sonra e-posta adresinize bir onay mesajı gelecek, o mesajdaki bağlantıyı kullanarak mutlaka randevunuzu onaylamanız gerekiyor. İnternetten randevunuzu aldıysanız ikinci aşamaya geçebilirsiniz. - Nüfus Cüzdanı, T. C. Kimlik Kartı veya geçici kimlik belgesinin aslı, - Kaç yıllık pasaport almak istiyorsanız onun ödendiğine dair harç ve defter bedellerinin \"tahsil edilmiştir\" kaşeli dekontları, - Son 6 ay içinde biyometrik olarak çekilmiş 2 adet vesikalık fotoğraf, - Varsa eski pasaport/larınız. Ödemenizi yapmadan gittiyseniz artık teknoloji gelişti. Hemen mobil bankacılık üzerinden ödeme yapabilirsiniz. Anında ödeme sisteme yansıyor ve pasaport müdürlüğü çalışanları yardımcı oluyor. Artık pek çok nüfus dairesinde biyometrik fotoğraf çekilebileceğiniz yerler açılmış. Fotoğrafınız uygun değilse de birkaç dakika içinde hızlıca çektirebiliyorsunuz. Bunlar dışında; eğer öğrenciyseniz öğrenci belgesi ve ergin olmayanlar veya kısıtlılar için muvafakat belgesi isteniyor. Görüldüğü üzere pasaportunuzu yenilemek için çok fazla belgeye ihtiyaç yok. Her yıl pasaport harcı ve pasaport defter bedeli rakamlarının yükseldiği bir ülkede yaşıyoruz. Pasaportu kullanmak istediğiniz süreye göre belirlenen harç bedeli ve ayrıca defter bedeli pasaport alırken ödemeniz gereken ücretler. Aşağıdaki tabloda 2022 yılı için geçerli pasaport harç bedeli ve defter bedellerini görebilirsiniz. Rakamların her yıl değiştiğini hatırlatmak isterim. Yeni pasaport harçları Ocak ayından itibaren geçerli olacak şekilde düzenlenir, bu nedenle eğer ilk kez pasaport almak veya pasaport yenilemek gibi bir ihtiyacınız varsa, takvim yılı değişmeden yapmanızı tavsiye ederim. Pasaport sürenizi minimum 6 ay maksimum 10 yıla kadar seçebiliyorsunuz. Aşağıda 2021 ve 2022 yılı pasaport harç ve cüzdan bedellerini görebilirsiniz. 2021 Harç ve Defter bedeline %36,2 oranında zam yapıldığını hatırlatmak isterim. Hususi ve hizmet damgalı pasaportlar harç bedelinden muaftır. Her pasaport yenileme işleminde defter bedelini tekrar ödemeniz gerekiyor. Benim defterimde sayfa var, kullansam olmaz mı derseniz, olmaz. Ben genellikle zamlardan etkilenmemek, her defasında yeniden defter bedeli ödememek için 10 yıllık alıyorum. Ancak yeni pasaportlarsa sayfa sayısı çok düşürüldüğü (36 sayfa) için eğer sık seyahat ediyorsanız 10 yıl elinizdeki pasaport yetmeyecektir. Böyle bir durumda, sadece defter bedelini ödeyerek yeni pasaport alabiliyorsunuz. - Vergi dairesi müdürlükleri, - PTT Şubeleri, - Anlaşmalı bankalar, - Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesi. Anlaşmalı banka listesine Gelir İdaresi Başkanlığının sitesinden ulaşabilirsiniz. Başvurunuzu yaptıktan sonra yeni pasaportunuzun başvuru sırasında belirttiğiniz adresinize veya adres tesliminde sorun yaşayacağınızı düşünüyorsanız istediğiniz PTT şubesine ulaşması birkaç gün içinde oluyor. Sakin bir dönemde başvurduysanız 2 iş günü içinde pasaportunuz elinize ulaşıyor. En son eşimin pasaportunu yenilettik, Cuma sabah başvurduk, Pazartesi öğleden önce pasaport adresine ulaşmıştı. Yaz başı gibi yoğun dönemlerde süreler uzayabilir, dikkat etmekte fayda var. Pasaport başvurusu ve yenileme sürecini kısaca toparlayacak olursak, aşağıdaki adımları takip etmeniz gerekecek. - Nüfus İdaresi İnternet Sitesinden Randevu Alınır İstediğiniz Nüfus Müdürlüğü'nden istediğiniz gün ve saat için randevunuzu online olarak alabilirsiniz. - Pasaport Harç ve Cüzdan Bedeli Ödenir Randevunuza gitmeden önce anlaşmalı bankalardan pasaport harç ve cüzdan bedelini ödemelisiniz. - Randevu Saatinizde İlgili Nüfus Müdürlüğüne Gerekli Evraklar ile Gidilir Nüfus Müdürlüğüne kimliğiniz, ödeme dekontunuz, 2 adet biyometrik vesikalık fotoğraf ve varsa eski pasaportlarınız ile gidin. - Daha Önce Vermediyseniz Parmak İzinizi Verin Nüfus Müdürlüğü Pasaport Şubesinde sıranız geldiğinde eğer sistemde kayıtlı parmak iziniz yoksa çalışanlar sizden parmak izinizi alacak. - Yeni Pasaportunuz Adresinize Gönderilir Pasaport başvurusu için gerekli evraklarınızı teslim ettikten sonra birkaç gün içinde başvuruda belirttiğiniz adrese gönderilir. Pasaport yenileme işlemi için size uygun nüfus idaresinden online randevu almanız, harç ve defter bedelini ödemeniz ve gerekli evraklarla randevu günü hazır bulunmanız yeterli. Pasaport yenilemek oldukça kolay bir işlem. Eski pasaportunuzun süresi dolduysa nüfus müdürlüğüne başvurmanız gerekiyor. Nüfus idaresinin internet sitesinden randevu alarak işleme başlayabilirsiniz. Harç ve defter bedellerini ödemeniz ve yukarıda saydığım pasaport yenileme için gerekli evraklar ile birlikte randevu günü gidip başvurunuzu yapabilirsiniz. Pasaport yenileme işlemleri eskiden Emniyet Müdürlüklerinde yapılıyordu artık Nüfus Müdürlüklerinde yapılıyor. 10 yıllık pasaport harcı, son zamlarla, 1085,40 TL oldu. Buna bir de 180 TL defter bedeli eklenecek. Pasaportlarda süre uzatma gibi bir uygulama yok. Eski pasaportunuz delinerek yerine yeni pasaport veriliyor. Ancak bunun bir istisnası var, ikinci bir pasaport alabilirsiniz. Aşağıda bağlantısını verdiğim yazıya göz atın. İkinci pasaport neden alınır, nasıl alınır? ve Evlilik Nedeniyle Pasaport Yenileme İşlemleri yazılarım da ilginizi çekebilir. Pasaportunuzu aldınız, uçak biletiniz hazır ve soluğu en yakın havalimanında aldınız. CEPTETEB müşterisi olarak TAV Passport Hızlı Geçiş hizmetinden ücretsiz yararlanarak TAV havalimanlarında güvenlik ve pasaport kontrolünde sıra beklemeden geçebileceğinizi biliyor muydunuz? Değerlendirmenizi tavsiye ederim. Bol keşifli, az maliyetli seyahatler, yolda kalın! Kimliğinizle gitmeniz ve pasaportunuzu kaybettiğinizi belirletmeniz yeterli. Pasaportta \"çevirme\" diye bir uygulama yok. Normal durumda kalan süreniz yeni pasaportunuza eklenir ancak yeşil pasaportun statüsü farklı olduğu için onda durum ne olur bilmiyorum. Yeşil pasaport sahibi birine danışmanız iyi olur. Benim 10 yıllık pasaportum un iki yılı kaldı boş yaprak ta 2 ben şimdi yeni pasaport başvurusu mu yapmalıyım yoksa yenileme mi yapmam gerekiyor. İkisi arasında fark yok, hali hazırda pasaportunu olduğunuz için yenileme yapılacak, eski pasaportunuzdan kalan 2 yıl yenisine eklenecek. Eski pasaportunuzu size geri veriyorlar, dolayısıyla oturma vizeniz kaybolmuyor. İki pasaportu birlikte taşımanız gerekecek sadece. Merhaba, Bebeğe çıkmadı derken ne kastettiğinizi anlamadım. Eğer yeniden pasaport alacaksanız veya süresini uzatacaksanız harç ve defter bedelini tekrar ödemeniz gerekiyor. Bu gibi konularda İran konsolosluğu ile görüşmeniz en doğrusu olur, internetten bulduğunuz bilgilere güvenmeyin çünkü uygulamalar sürekli değişebiliyor. Süresi doluyorsa 2025'te uzatmanız gerekiyor. Her durumda defter yenileniyor yani defter artı harç ödemeniz gerekecek. Öğrenci ücretleri farklı e-pasaport sitesinden güncel rakamları öğrenebilirsiniz. Yeniden pasaport çıkaracaksınız, defter bedeli ve harç bedeli ödeyerek. Yazıda açıklaması var. Eşiniz adına işlem yapamıyorsunuz, biyometrik işlem yapıldığı için bizzat başvurması gerekiyor. gerekli evraklar ve yapmanız gerekenler yazıda mevcut. Sorunuzu tam olarak anlamadım. Eski pasaportta kalan süre yenisine ekleniyor. Yeni pasaport ile dönebilirsiniz. Vize başvurusu için pasaport sürenizin minimum 6 ay olması gerekiyor. Muhtemelen size vize çıkmayacaktır. Yeni pasaport başvurusu yapabilirsiniz, eskisinin elinizde olması gerekmiyor. Vize çıkarsa iki pasaportu da yanınızda taşıyarak işlem yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pasaportsuz-gidilen-ulkeler", "text": "Ülkemizde ne yazık ki pasaport sahibi olmak çok maliyetli, dünyanın en pahalı pasaportu bizim pasaportlarımız. Hal böyle olunca yurt dışına çıkış maliyetlerimiz de çok yüksek oluyor. Yüksek pasaport ücretlerimizin ne seviyede olduğunu görmek için Pasaport ücretleri ile ilgili yazıma da göz atabilirsiniz. Son yıllarda yüzümüzü güldüren bazı gelişmeler oluyor ve Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının pasaportsuz gidilen ülkeler listesine yenileri ekleniyor. Pasaportunuz yoksa ve seyahat etmek istiyorsanız üzülmeyin! Bazı konularda o kadar ümitsiz ki insanın inanası gelmiyor ama evet, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysanız pasaport almak, vize başvurusu yapmak gibi işlemlerle uğraşmadan pasaportsuz seyahat etmek mümkün. Tamam henüz sayısı çok az ama ümit verici, cebinize kimlik kartınızı alıp elinizi kolunuzu sallayarak aşağıdaki ülkelere gidebilirsiniz. Türk vatandaşlarının sadece kimlikle ve pasaportsuz seyahat edebileceği ülkeler listesine göz atalım. Kardeş ülke Azerbaycan Nisan 2021'den itibaren Türk Vatandaşlarını pasaportsuz kabul etmeye başladı. Öncesinde kapı vizesi ile giriş yapılabiliyor idi. Azerbaycan hem tarihi hem de doğal güzellikleri ile kesinlikle görülmeyi hak eden ülkeler arasında. Para birimleri bizden daha değerli hale geldiği için eskisi kadar ucuz olmasa da hala uygun sayılabilecek ülkeler arasında. Karadeniz'den yakın komşumuz Gürcistan, Türk Vatandaşları'nı vizesiz ve pasaportsuz kabul eden ülkeler arasında. Gürcistan bilinenden çok daha güzel bir coğrafya, kuzeyi güneyi, doğusu batısı ayrı kültürel ve doğal güzelliklere ev sahipliği yapıyor. Bizim için hala ekonomik sayılabilecek ülkeler arasında ve gitmek için pasaport alma zorunluluğu olmaması harika! Bence mutlaka rotanıza alın. Tabii ki yavru vatan Kıbrıs Türk Vatandaşları'nı sadece kimlik ile kabul ediyor. Kıbrıs sanılanın aksine sadece kumar ve deniz için değil doğa ve tarih turizmi için de tercih edilebilecek yerler arasında. En büyük avantajı ise kış aylarında dahi ılıman bir ilklime sahip olması. Hala gitmediyseniz, yavru vatanı mutlaka görün derim. Kuzeyin az bilinen ülkelerinden Moldova, 2018 Eylül ayından itibaren Türk Vatandaşları'na pasaportsuz seyahat imkanı tanıdı! Moldova az bilinen, seyahat rotalarında pek yer bulmayan bir ülke olsa da doğal güzellikleri, şarapları ve uygun seyahat imkanı ile tercih edilebilecek bir rota. Türk Vatandaşları için pasaportsuz seyahat listesine 2017'de giren Ukrayna şu an ne yazık ki korkunç bir savaşın içinde. Savaş sonrası uygulama ne olur, nasıl değişir bilemiyorum. Şimdilik Ukrayna için sadece barış temenni edebiliyorum. Haziran 2022 tarihinden itibaren Türk Vatandaşları'nın en çok tercih ettiği ülkelerden biri olan Sırbistan pasaport zorunluluğunu kaldırılmasına yönelik anlaşma yapıldı, henüz uygulama devreye girmedi, girdiğinde yazıyı güncelleyeceğim. Uygulama başladığında Sırbistan'a sadece Türkiye Cumhuriyeti kimliği ile gidebileceksiniz. Sırbistan deyince akla ilk Belgrad gelse de ülkede gezilip görülecek çok yer var. Özellikle bahar aylarında keyifli bir rota arıyorsanız Sırbistan aradığınız rota olabilir. Yaz tatillerinin gözde adası Kıbrıs, sınır komşumuz Gürcistan ve son yıllarda popülaritesini artıran Ukrayna'ya sadece kimlikle gidebiliyoruz ve 90 güne kadar pasaportsuz vizesiz bu ülkelerde kalabiliyoruz. Önemli Uyarı: Bu ülkelere pasaportsuz girebilmeniz için kimliğinizin çipli yani yeni kimlik olması gerekiyor. Bir Başka Önemli Uyarı: Vize uygulamaları sürekli değişebildiği gibi kimlikle giriş uygulaması da zaman zaman değişiklik gösterebilir, bu nedenle bu ülkelere gitmeden önce son durumu kontrol etmek için Dış İşleri Bakanlığı'nın internet sitesini kontrol etmenizde fayda olacaktır. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/patara-antik-kenti-ve-plaji", "text": "Patara Antik Kenti, binlerce yıllık kadim bir geçmişi, Apollo'nun oğlu Paturus'un kurduğuna inanılması, ilk demokrasi örneği olarak bilinen Likya Birliği'ne başkentliği yapması, Türkiye'nin en uzun plajları arasında yer alan ve Caretta Caretta kaplumbağalarının üreme yeri olan Patara Plajı ve masalsı güzellikte kum tepelerine ev sahipliği yapması ile biliniyor. Bu muhteşem özellikleri ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ülkemizin turizm teması olarak 2020 ve 2021 yıllarında ard arda iki yıl Patara Yılı ilan edildi. Patara Antik Kenti ve Patara Plajı ile ilgili detayların yanı sıra Patara'da konaklama, Patara'ya yakın gezilecek yerler gibi Patara hakkında merak ettiğiniz herşey bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Patara, Likya Medeniyeti'nin en önemli şehirlerinden biridir. Eşen Çayı'nın ve Xanthos Vadisi'nin denize açılan tek şehri olması nedeniyle hem ticari hem de askeri öneme sahiptir. Yakın zamanda Demir Çağı öncesine ait buluntuların ortaya çıkması ile şehrin tarihinin bilinenden çok daha eski olduğu anlaşılmıştır. Patara Antik Kenti, M. Ö.13. yüzyıla ait Hitit metinlerinde \"Patar\" adıyla anılıyor. 1988'den beri kazı çalışmaları devam eden kentte, sürekli yeni buluntular ortaya çıkarılıyor. Patara Kazı Başkanı Prof. Dr. Havva İşkan Işık'ın hakkını vermek gerek, çok iyi iş çıkarıyorlar ekip olarak. Patara, Likya'nın başkenti olarak kabul görünce Roma'ya karşı özerklik, Rodos'a karşı da bağımsızlık kazandığı kabul edilmiş sayıldı. Roma eyaleti olan Likya, Pamfilya ile birleştirilince Patara başkent olarak kalmaya devam etti. Roma yapıları, Helenistik yapılar bu dönemlerde inşa edildi. Antik kenti gezerken gördüğünüz pek çok kalıntı Roma ve Doğa Roma dönemi kalıntıları. Önce Apollon'un kehanet merkezi, daha sonra da Hristiyanlık için önemli bir merkez oldu. \"Noel Baba\" diye anılan Saint Nicholaos, Patara doğmuş, Demre'de ölmüştür. Aziz Paul Roma'ya gitmek için Patara'dan gemiye binmiştir. İmparator Konstantin'in başkanlık ettiği M. S. 325'teki İznik Konsülünde Likya'nın tek imza yetkilisi olan Eudemos, Patara Piskoposu'ydu. Patara limanı, deniz ticaret noktası olarak önemli bir yere sahipti. Hububat deposu ve sevkiyatı Patara Limanı'ndan yapılırdı. Doğu Akdeniz'de bulunan 3 önemli hububat deposundan biri Patara'da bulununuyordu. Patara Antik Kenti'nin kaderi de pek çok antik liman kenti ile benzer olmuş. 400 metre genişliğinde ve 1600 metre derinliğindeki Patara limanı, Eşen Çayı'nın taşıdığı alüvyonlar ve meşhur Patara rüzgarının taşıdığı kumla dolmaya başlayınca tekneler yanaşmakta zorlanmaya başlamış, bir takım önlemler ve hatta vergi avantajları sağlansa da Patara'nın önemini giderek kaydetmesine engel olamamış. Patara Antik Kenti'nin bulunduğu yerde Arkaik Dönem'den Helenistik Döneme, Roma ve Doğu Roma Dönemleri'ne kadar uzun bir zaman diliminin kalıntıları bulunuyor. Antik kent içinde işaretlenmiş, gezip görebileceğiniz kalıntıları listeyecek olursak; Akdam Tapınak Mezarı, Markia Tapınak Mezarı, Günlük Tapınak Mezarı, Hac Kilisesi, Hac Kilisesi Mezarlığı, Günlük Seramik İşliği, Tepecik Seramik İşliği, Tepecik Nekropolis, Kent Kapısı, Tepecik Yapı Kompleksi, Liman Kilisesi, Sekizgen Çeşme, Gözetleme Kulesi, M53 Mezar Anıtı, Liman Hamamı, Antik Hurmalık, Bazalika, Nero Hamamı, Liman Caddesi, Merkez Hamamı, Küçük Hamam, Şapel, Meclis Binası, Agora, Tiyatro, Anıt Mezar, Kaya Sarnıcı, Prostylos Tapınak, Ortaçağ Hamamı, Stoa, Kent Kilisesi, Kent Kilisesi Mezarlığı, Nymphaeum, Rıhtım Yapıları, Deniz Feneri, Depo, Tapınak Mezar, Stadyum, Doğucasarı Bazalikası. Aşağıdaki haritada bu saydığım yerleri harita üzerinde işaretlenmiş olarak görebilirsiniz. GEZGİN NOTU 1: Antik kent oldukça geniş bir alana yayılmış olduğundan en az 2-3 saat ayırmanızı öneririm. Özellikle sıcak mevsimde gezecekseniz mutlaka şapkanızı ve suyunuzu yanınıza almayı, güneş koruyucusu sürmeyi ve rahat bir ayakkabı giymeyi unutmayın! GEZGİN NOTU 2: Maalesef pek çok antik kente girişte bir broşür veya takip edilebilecek bir mobil uygulama bulunmuyor. Benim çözümüm yukarıda paylaştığım gibi girişteki şehir haritalarının fotoğrafını çekmek. Böylece şehrin içinde gezerken neyin nerede olduğunu bulmam kolay oluyor. Haritada işaretlenmiş 39 nokta var, hepsini tek tek gezmek 2-3 saatten daha fazla vaktinizi alacaktır. Bu nedenle Patara Antik Kenti içinde mutlaka görmenizi önerdiğim yerleri aşağıda sıraladım. Antik kente ziyaretçi merkezinden giriş yaptığınızda ilk karşınıza çıkacak olan yapı Antik Tiyatro. Kentin en güney ucunda bulunan Kurşunlu Tepeye yaslanmış olan tiyatro, böylece denizden gelen rüzgarlardan da korunmuş. M. Ö. 1 veya 2. yüzyılda yapılmış olan tiyatro, bir depremle zarar görmüş, depremden sonra M. S. 147'de yeniden inşa edilmiş. 6000 kişilik tiyatro, gladyatör ve hayvan dövüşleri için de kullanılmış. Tiyatrodan çıktığınızda karşınıza çıkan ve gıcır gıcır restorasyonu ile göz alan bina Meclis Binası. Likya Birliği'nin başkenti olan Patara'da yapılan birlik toplantıları bu binada gerçekleşirmiş. Likya Medeniyeti'ndeki bu meclis yapısının ilk demokrasi örneği olduğu söyleniyor. 1400 kişilik kapasitesi ile tiyatroya göre daha küçük olan yapı Müzik Evi yani Odeon olarak da kullanılmış. Meclis Binası'nın önünde Anadolu'da görmeye pek alışık olmadığımız bir gemi maketi göreceksiniz. Bolivya yerlilerinin kullandıkları sallara benzeyen bu gemi Karadeniz ile Mısır arasındaki deniz ticareti anlatmak için Alman Arkeolog Görlitz ve ekibi tarafından Bulgaristan'da yaptırılmış. Gerçekten de Bolivya'nın Aymara yerlileri denetiminde inşa edilmiş ve \"Barış ve uluslararası anlayış için yelken açmak\" sloganı ile Karadeniz'den Akdeniz'e yol alarak önce Kaş'a getirilmiş, oradan da karayoluyla Patara'ya taşınmış. 14 metrelik gemiyi tasarlayan Görlitz, gemiyi Türkiye'ye yani Patara'ya hediye etmiş. Bu hikayeyi okuyunca epey şaşırdım, diğer yandan deniz ticaretinin önemine vurgu yapmak için güzel bir yöntem olduğunu düşündüm. Meclis binasından patikayı takip ettiğinizde bir bölümü sular altında olan, Liman Caddesi'ne ulaşacaksınız. Şehrin ana caddesi olan bu caddenin sağlı sollu dükkanlarla çevrili olduğunu hayal etmek hiç de zor değil. Caddenin sonunda ise hamam kalıntıları göreceksiniz. Liman Caddesi, Likya şehirleri içinde en iyi korunmuş ve günümüze ulaşmış caddelerden biridir. Patara Antik Kenti gişelerinden geçtikten sonra karşınıza ilk çıkan kalıntı kentin giriş kapısı olarak yapılmış olan Zafer Takı. 10 metre yükseliği 19 metre genişliği ile çok etkileyici ve görkemli bir yapı olduğunu söylemek gerek. M. S. 100'lü yıllarda Roma İmparatoru Trajan döneminde Patara Valisi olarak görev yapan Mettius Modestus adına inşa edilmiş olan kapı Mettius Modestus Takı olarak da anılır. Kapının hemen önünde Roma Döneminde yapılmış sekizgen bir çeşme bulunuyor. Zafer Takı'nı arkanıza alıp yukarı doğru yürüdüğünüzde Tepecik Nekropolü'nü göreceksiniz. M. Ö.10. yüzyıla ait eserlerin dahi bulunduğu mezarlıkta şu an görülen mezarlar Roma Dönemi'ne aittir. Tepenin üzerinde kazı çalışmaları devam ettiğinden kazı alanına giriş yapılamıyor, ancak minik bir tepeye çıktığınızda denize kadar güzel bir manzara görüyorsunuz. İleride görülen vinç de Deniz Feneri'nin restorasyon çalışmasına ait. Dünyanın en eski Deniz feneri kalıntıları Patara'da bulundu. Piri Reis'in haritasında işaretlenmiş olan fener, 2004-2005 yılında yapılan kazılarda kumların altından çıkarıldı. Üzerinde bulunan bronz yazıta göre fener, Roma İmparatoru Nero tarafında M. S. 64-65 yıllarında yapılmış. Antik dönemden günümüze ulaşan tek fener olması nedeniyle çok değerlidir. Deniz kıyısında inşa edilmiş olan fener, limanın alüvyonlarla dolması ile 500 metre içeride kalmıştır. Patara'ya geldiğinizde; antik kente 20 kilometre uzaktan su taşımak için inşa edilmiş olan Delikkemer, Patara Plajı, Patara Kum Tepeleri, Letoon ve Xanthos Antik Kentleri de mutlaka gezi rotanızda olsun. Ayrıca bahar aylarında geldiyseniz, dünyanın en güzel antik yürüyüş rotalarından biri olan Likya Yolu'nun bir kısmını yürümeyi de düşünebilirsiniz. Patara Antik Kenti giriş ücreti 2021 yılı için 40 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz olarak girebiliyorsunuz. Bu antik kente girişte bir istisna var. Müzekart'ın indirimli versiyonunu kullanıyorsanız bazı antik kentlere yılda 2 kez giriş sınırlaması var. Burası aynı zamanda Patara Plajı'na da giriş noktası olduğundan uzun süreli kalacaksanız indirimli değil de tam Müzekart almak bir seçenek olabilir. Veya plaja gitmek için 10 günlük bilet alabiliyorsunuz. - Yaz Dönemi (1 Nisan 1 Ekim arası): Açılış Saati: 08:00 Kapanış Saati: 20:00 - Kış Dönemi (1 Ekim 1 Nisan arası): Açılış Saati: 08:30 Kapanış Saati: 17:30 Patara Plajı'na 20:00'den sonra giriş, Caretta Caretta kaplumbağalarının yumurtlama alanı olduğu için, yasak. Bilmeyenler için kısa bir açıklama yapalım; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye'deki bölgelerin tanıtımına katkı sağlamak amacıyla her yıl bir turizm teması belirliyor. Bu tema çerçevesinde bölgede etkinlikler düzenleniyor ve bölgenin tanıtımına destek veriliyor. 2018 yılı Troya yılı, 2019 yılı Göbeklitepe yılı ilan edilmişti. 2020 yılı ise Patara yılı ilan edildi. Ancak pandemi nedeniyle turizm teması çerçevesinde yeteri kadar tanıtım yapılamadığından 2021 yılında da Patara teması ile devam edildi. - Likya uygarlığının başkenti olması, - Dünyanın en güzel antik yürüyüş rotalarından biri olan Likya Yolu üzerinde olması, - Dünyanın ilk demokratik meclisi olarak kabul edilen Likya Birliği Meclisi binasının Patara'da bulunuyor olması, - Dünyanın 'Noel Baba' olarak tanıdığı Aziz Nikolaos'un doğup yaşadığı yerin Patara olması, - Taşları muhafaza edilen dünyanın en eski deniz fenerinin Patara Antik Kenti'nde bulunuyor olması, - Çevresinde Likya uygarlığının önemli kentleri olan Letoon, Xhantos gibi kentlerin bulunması, - Apollon'un önemli bir kehanet merkezi olması, - Anadolu'dan Roma'ya nakledilen tahılların depolandığı ve saklandığı önemli bir liman olması, - 12 kilometre uzunluğundaki ünlü Patara Kumsalı, - Dev deniz kaplumbağaları olan caretta carettaların dünya çapındaki en önemli üreme alanlarından biri olması, - Osmanlı Devleti'nin ilk Telsiz Telgraf İstasyonu'nun, 1905 Yılında Sultan 2. Abdülhamid tarafından Patara'da kurulmuş olması. Patara Plajı, dev deniz kaplumbağaları olarak bilinen Caretta Caretta cinsi kaplumbağaların Türkiye'deki 22 üreme ve yuvalama alanından bir tanesi. 12 kilometre uzunluğu ile Türkiye'nin en uzun plajları arasında yer alıyor. Mayıs ayından itibaren karaya çıkan dişi kaplumbağalar, Ağustos ayına kadar yumurtalarını bu kumsallara bırakıyor. Eylül ayı başında da yavrular yumurtalardan çıkarak geceleri ay ışığını takip denize yönelmeye başlıyor. Ancak kıyıdaki herhangi bir ışık kaynağı yavruları yanlış yönlendireceğinden kıyıya yakın ışık kaynağı kullanılmaması ve akşam 20:00'den sabah 08:00'e kadar plaja girişin kapatılması gibi önlemler alınarak dünyada nesli tükenmekte olan bu kaplumbağa yavrularının suya en az kayıp ile ulaşması hedefleniyor. Patara Plajı boyunca yumurta koruma kapanlarını göreceksiniz, bunlar yumurta olduğu tespit edilmiş olan yuvalar. İnsanların gün içinde üstlerine basılmasını engellemek amacıyla kapanlar yerleştiriliyor. Doğayı pek çok başka canlı ile ortak kullandığımızı unutmadan, plaja gittiğimizde kapanlara dikkat etmek, çöp bırakmamak ve yasaklı saatlerde plajda gezinmemek bizim insanlık borcumuz. Lütfen siz de Patara'ya ziyarete gittiğinizde bunlara üst düzeyde özen gösterin. Gözünü sevdiğimin instagramı, herkesin kimyasını bozdu. Patara deyince eskiden akla plajı, caretta caretta kaplumbağaları gelirken şimdi Patara Kum Tepeleri geliyor. Patara Plajı girişi ile kum tepeleri arası epey uzun, bu nedenle kum tepelerine gitmek istiyorsanız Google Haritalar uygulamasına \"Patara Kum Tepeleri\" yazıp araç ile o noktaya giderseniz, oradan sonra tepeler çok kısa bir yürüme mesafesinde. Özellikle gün batımı saatlerinde harika fotoğraflar veriyor bu tepeler. Patara Plajı'nın meşhur rüzgarından faydalanarak uçuşan elbiseleri ile poz veren pek çok kişiyi tepelerde görecekseniz, şaşırmayın. Günbatımı için atlı geziler düzenleniyor, eğer ilginiz çekiyorsa kaldığınız yere sorabilirsiniz. Bizim gibi plajdan yürümek isterseniz kumun içinden yürümek oldukça zor, 45 dakikalık bir yürüme mesafesini göze almanız lazım. Eşen Çayı, Muğla ve Antalya il sınırını çizen, aynı zamanda Patara, Letoon, Xhantos gibi antik şehirlere hayat veren, ticaret ve su yolu olarak stratejik önemi olan bir çay. Eşen Çayı'nın Akdeniz ile buluştuğu nokta, Kite Surf yapanların tercih ettiği bir merkez. Çayın Antalya tarafında tesis yokken Muğla tarafında kamp alanı gibi yerler var. Nehirlerin denizle kavuştuğu yerleri hep sevmişimdir, bu nedenle buraya uğramadan Patara gezimi bitirmek istemedim. Gelemiş Köyü'nden sadece 7 km mesafede yer alan çayın ağzının olduğu nokta. Burası da Patara plajı gibi bol rüzgar alıyor. Patara, Antalya'nın Kaş ilçesine bağlı, Kalkan ile Fethiye arasında, bugün Gelemiş Köyü olarak geçen yerde bulunuyor. Antik dönemde liman şehri olan Patara, zamanla alüvyonların limanı doldurması ile deniz ile bağlantısını kaybetmiş. Patara'nın Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. - Xantos Antik Kenti 11 km - Letoon Antik Kenti 15 km - Esen Çayı Ağzı 7 km - Delikkemer Tarihi Patara Su Kemeri 9 km - Kalkan 15 km - İslamlar Köyü 18 km - Bezirgan Köyü Tarihi Tahıl Ambarları 25 km - Kaputaş Plajı 20 km - Kaş Merkez 42 km Patara Antik Kenti ve Patara Plajı çevresine kendi aracınız veya kiralık araç ile, uçak ile veya toplu taşıma yani otobüs ile ulaşabilirsiniz. - Patara'ya araç ile gidecekseniz; Patara'ya gitmenin en kolay yolu kendi aracınız ile veya kiralayacağınız bir araç ile gitmek. İstanbul veya Ankara yönünden Kaş yolunu takip ederek Ova mevkiine geldiğinizde yol kenarında Patara Antik Kenti tabelalarını göreceksiniz. Ova'dan sonra Kaş yolundan ayrılarak 10-12 kilometre sonra Patara Antik Kenti'ne ulaşabilirsiniz. - Patara'ya uçak ile gidecekseniz; Uçak yolu biraz zahmetli. Patara'dan Dalaman Havalimanı 115, Antalya Havalimanı ise 233 kilometre. Yani il sınırı olarak Antalya'ya bağlı olsa da Dalaman Havalimanı'nı kullanmak daha mantıklı. Havalimanından özel transfer araçlarından birini ayarlamanız en pratik yöntem. Aksi halde Dalaman Havalimanı'ndan Fethiye Otogarı'na oradan da Kaş tarafına giden minibüs veya otobüslere binmeniz gerekecek. O otobüsler akşam 17:00'den sonra yok, yani Fethiye'ye ulaşma saatinizi ona göre belirlemeniz lazım. - Patara'ya otobüs ile gidecekseniz; Şehirlerarası çalışan otobüs firmalarının Kaş'a giden otobüslerine binip Kalkan'da inebilir, Kalkan veya Kaş'tan dolmuşlarla Patara'ya ulaşabilirsiniz. - Patara'ya günübirlik turlar; Kaş veya Kalkan'daki turizm acenteleri Patara, Letoon, Xanthos Antik Kentlerini içeren günübirlik turları oluyor. O turlara katılarak antik kenti gezebilir veya acenteden yardım isteyebilirsiniz. Umarım bu seçeneklerden biri ihtiyacınızı karşılar. Patara Antik Kenti ve Patara Plajı ziyareti planlıyorsanız, antik kent girişinden önceki son otel olan Tuthaliya Otel, konaklamak için tercih edececeğiniz bir yer olabilir. Temiz odalar, havuz, lezzetli yemekler, dost canlısı işletme arıyorsanız Tuthaliya Otel size göre bir seçenek. Otelde akşam yemeği ekstra, ancak çevredeki diğer restoranlara göre daha uygun fiyatlara otelde akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz. Patara, Gelemiş Köyü çevresinde çok sayıda pansiyon, küçük otel ve kiralık villa seçeneği de bulunuyor. Ben kendi deneyimlediğim oteli paylaştım. Patara'ya eğer antik kenti gezmek, çevredeki diğer gezilecek tarih ve doğa güzelliklerini görmek, hatta Likya Yolu'nu yürümek için gidiyorsanız; tavsiyem kesinlikle ilkbahar veya sonbaharda gitmeniz olur. Özellikle antik kenti yaz sıcağında gezmenin çok zor olacağından eminim. Ancak deniz tatili için gidiyorum diyorsanız o zaman Haziran başından Eylül sonuna kadar Patara'ya gidebilirsiniz. Patara Antik Kenti, Patara Plajı ve Patara Kum Tepeleri'ni anlattığım gezi videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Patara Antik Kenti ve Patara Plajı yazısında geçen ve tamamı benim tarafımdan çekilmiş olan Patara fotoğrafları aşağıda bulunuyor. Patara Antik Kenti ve Patara Plajı konusunda kafanızda soru işaretleri kaldıysa aşağıya yorumlar bölümüne sorularınızı yazabilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/patara-su-kemeri-delikkemer", "text": "Kaş'ın az bilinen noktalarından bir yenisi ile daha karşınızdayım. Kaş deyince akıllara daha çok deniz tatili gelse de ben Kaş'ın tüm tarihi ve doğal güzelliklerini gezmeye ve okuyucularıma aktarmaya çalışıyorum. Bu kez rotamda Kalkan ile Yeşilköy arasında yer alan ve 2 bin yıllık bir geçmişi olan, Patara Antik Kenti'ne su taşımak için inşa edilmiş olan Delikkemer var. Delikkemer nerede, nasıl gidilir, tarihçesi, fotoğrafları ve videosu ile bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Likya Yolu Yürüyüşü ve Kaş'ta gezilecek yerler yazılarımı da mutlaka okuyun! Patara Su Kemeri veya Delikkemer olarak anılan tarihi su yolu; Roma Imparatorluğu döneminde M. S. 48-55 yılları arasında inşa edilmiş. Su yolu, bugün adı İslamlar Köyü olan ve geçmişte değirmenleri ile ünlü olan yerden, Likya Birliği'nin başkenti olan Patara Antik Kenti'nin su ihtiyacını karşılamak için inşaa edilmiş. Patara Antik Kenti'ne su taşıyan yolun yapıldığı dönemde yaklaşık uzunluğu 22.5 kilometre imiş. Ancak bugün geriye sadece 200 metrelik bir bölümü kalmış. 22.5 kilometrelik su yolu, omurilik gibi birbirine geçebilen dev kaya bloklarının birleştirilmesi ile ortaya çıkarılmış. Su yolunun bir bölümünde yer alan ve günümüze ulaşmayı başaran Delikkemer ise suyun aktarılmasında kullanılan \"ters sifon\" yöntemi nedeniyle mühendislik harikası sayılıyor. Delikkemer su yolu, İncebel Tepesi'nden gelen suyun hafif bir bükülme ile kemer üzerindeki taşların içinden Palamuttepe yamaçlarına aktarılması için kullanılmış. Kemeri oluşturan kübik ve ortası delik taşların birbine sıkıca geçip tutunması için dişi ve erkek olarak tasarlanmışlar. Dişili erkekli yapı sayesinde tahrip olan taşlar kolayca çıkarılabiliyor veya boruların içinden geçen suyun havalanması sağlayabiliyormuş. Kemerden su sızmasını engellemek için ise aralarındaki boşluklar harç ile kapatılmış. Kemer üzerinden kuzeyde Yeşilköy'ün uçsuz bucaklar seralarla kaplı ovası, güneyde ise Fırnaz İskelesi'nin de bulunduğu muhteşem bir Akdeniz manzarası göreceksiniz. Şanslıysanız etrafta otlayan kuzular, sürüsünü gezdiren bir çoban ve köpekleri ile de karşılaşabilirsiniz. Delikkemer, Kalkan ile Yeşilköy arasında, tarihi Likya Yolu üzerinde, Fırnaz İskelesi'ne gelmeden bir noktada aracınızı bırakıp yürüyerek ulaşabileceğiniz bir yerde bulunuyor. Aracı bıraktıktan sonra yürüyüş patikası uzun ve zorlu değil, sağlıklı biri kolayca yürüyebilir. Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. - Deliklikemer Yeşilköy arası 2-3 kilometre, - Delikkemer Kalkan arası 8 kilometre, - Delikkemer Patara Antik Kenti arası 10 kilometre, - Delikkemer İslamlar Köyü arası 11 kilometre, - Delikkemer Kaş merkez arası 34 kilometre, - Delikkemer'e gitmenin en kolay yolu kendi aracınız ile araç bırakabileceğiniz son noktaya kadar gidip oradan kısa bir patika yürüyüşü ile kemere ulaşmak. - Yeşilköy'e şehirlerarası herhangi bir otobüs firması ile ulaşıp oradan 2-3 kilometrelik bir yürüyüş ile de kolayca ulaşabilirsiniz. - Ayrıca kemer Likya Yolu rotası üzerinde, Akbel Patara rotası kemerin olduğu noktadan geçiyor. Likya Yolu'nu yürüyecekseniz rotanıza Delikkemer'i de ekleyebilirsiniz. Tarihi Su Yolu Delikkemer vlogumu aşağıda izleyebilirsiniz. Videomu beğenmeyi, bildirimleri açmayı ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pepsico-turkiye-ile-patates-hasadi", "text": "Bu yaz o kadar çok gezdim ki, gezmekten pek çok konuyu yazmaya vakit dahi bulamadım. Fırsat buldukça, bir yandan taze gezilerimi, bir yandan da geçmiş seyahatlerimi yazmaya çalışıyorum. Eylül ortası PepsiCo ile patates hasadına gidiyorum dedim ve sonrasını getirmedim. - Vedat Başaran'dan patatesle ilgili çok şey öğrendim, - dipsos denemesi yaptım, - bir dakika yerimde durmadım, sürekli bir aktivite vardı, - tur rehberini çileden çıkardım, - çömlek yaptım, - pembiş patateslerle tanıştım hatta onların hasadına şahit oldum, ellerimle topladım, - harika bir organizasyon yapmış olan PepsiCo Türkiye ve Zarakol ekibi ile çok eğlenceli vakit geçirdim, geldim. Cuma akşamı; Göreme'ye vardığımızda Kapadokya bölgesinin belki de en güzel oteli CRR otelde bizim için yerler ayrılmış, akşam çorbamız hazırlanmış bizi bekliyordu. Tabii benim gibi sırtçantalı, ucuza gezmeye alışmış biri için fazlasıyla lüks bir otel ama bütçeniz varsa kesinlikle öneririm. PepsiCo Türkiye Kurumsal İletişim Müdürü Didem Şinik öncelikle bize PepsiCo'nun neler yaptığından bahsetti ki, eminim pek çoğunuz bu yazıyı okumaya başladığınızda ilk sorunuz \"Pepsi ile patatesin ne ilgisi var?\" olur. PepsiCo Türkiye'nin altında hepimizin çok yakından tanıdığı pek çok gıda markası da var; Doritos, Lays gibi en sevdiğimiz cipsler de bu markalar arasında. PepsiCo'nun daha önce duymadığımız kısmı ise sürdürülebilir tarım uygulamaları idi. Su tüketimini, enerji tüketimini azaltmak ve tarım verimliliğini artırmaya yönelik yatırımlarını duymak çok güzeldi. Dünya markalarının bu yatırımları mutlaka yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Günün ikinci ve benim en çok merak ettiğim bölümü ise Vedat Başaran ile tanışmak, ondan patatesin tarihçesini dinlemekti. Vedat bey yemek kültürü konusundaki müthiş bilgisi, mütavazi tavırları ile beni ve sanırım tüm katılımcıları kendisine hayran bıraktı. Patatesin dünya tarihinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu hayretler içinde dinledim. 3700-3000 I. O. Peru İnkalılar 3000 tür patates evcilleştirdi. 1535 Peru İspanyollar ilk defa patatesi gördü. 1586 İngiltere Queen Elizabeth'in aşçısı patatesin yapraklarını pişirdi, kendisini çöpe attı. 1590 İtalya Papa botanikçisine ilk defa patatesi verdi. 1651 Almanya Devlet, halkını patates yetiştirmeye zorladı. 1660 1688 İrlanda Patates ekimi hızla 500 000'den 1.5 milyona çıktı. 1662 İngiltere Kraliyet patates ekimine sponsor oldu. 1700 Rusya Deli Petro patatesi halkına tanıttı. 1719 Kuzey Amerika İskoç ve İrlanda göçmenleri patatesi ilk defa Kuzey Amerika'ya götürdüler. 1748 Fransa Parlamento patatesin cüceliğe sebep vermesinden dolayı ekimini yasakladı. 1760 Polonya Patates 7 Yıl Savaşları sırasında Polonya'ya ulaştı. 1760-1840 İrlanda Nufus 600% arttı. 1.5 milyondan 9 milyona arttı patates sayesinde. 1763 Fransa Parmentier patates ekimini Fransizlara tesvik etti. 1764 İsveç Ülkesinde patates ekimini teşvik etti. 1770 Avustralya Kaptan Cook patatesi Avustralya'ya tanıttı.. 1780 Fransa XVI. Louis Paris yakınlarında patates tarımı yaptırdı. 1835 Fransa Careme İngiliz usulü patates yemekleri yaptı. 1837 Fransa Kazayla patates suflesi üretildi. 1845 İrlanda Patates hastalığı bütün ekini yok etti. 1 milyon İrlandalı öldü, 1 milyonu da ülkeyi terketti. 1850 Amerika Efsane patates cipsi Saratoga da icat edildi. 1873 Amerika Idaho patatesleri yetistirildi. 1920 Amerika 1. Dünya Savaşı'ndan dönen askerler patates kızartmasını ülkelerine getirdi. 1950 PepsiCo patates cipsini dünyaya tanıttı. Benim için en enterasan olan bilgi İnkaların Peru'da patatesi evcilleştirdiği kısım idi. Zira 2014 planlarım içinde Peru'ya gitmek ve İnka medeniyetini gezmek var, belki de ilk patatesin yetiştiği yerleri görme fırsatını yakalayacağım. İnsanın seyahat ettiği yerlerle ilgili ön araştırma yapması işte bu yüzden önemli, blogumun çok okuyan bölümünün önemi burada... O dağlarda yürürken çocukluğumdan beri en sevdiğim gıdalardan olan patatesin ana vatanının oralar olduğunu bileceğim. Bir sonraki aktivitemiz ise dipsos yapmaktı 🙂 Önümüzde çeşit çeşit sos malzemesi ve çeşit çeşit cipsle deneysel çalışmalar yaptık. Kendi yaptığım sosu en çok kendim yemiş olabilirim ama herkesin kendi damak tadına göre yaptığı sosların hepsi birbirinden güzeldi. Dipsoslarımızı yaptıktan ve afiyetle yedikten sonra, öğle yemeğimizi de yiyip yola koyulduk. Kapadokya'ya gelmişken biraz Peribacası ve Avanos'u görmeden dönmek olmazdı tabii ki. Kapadokyada gezilecek, görülecek yerlerle ilgili daha önce yazdığım yazıya mutlaka göz atmanızı öneririm. Ürgüp'te sona eren Kapadokya gezimizin sonunda hemen fırsat bulup Kapadokya şaraplarından almayı da ihmal etmedim tabii ki. Bu kez PepsiCo Agro ekibi bizi sürdürülebilir tarım uygulamaları ve patatesin yetiştirilmesi konusunda bilgilendirdiler. Türkiye'de farklı iklim ve toprak yapısı nedeniyle patates üretiminin çok daha verimli olduğunu, depolamaya gerek olmaksızın yılın büyük bölümü taze patates kullanarak cips yapılabildiğini de bu sayede öğrenmiş oldum. Kahvaltının ardından daldık tarlaya, önce ellerimizle sonra traktörle nasıl patates toplandığını deneyimledik. Puantiye takıntımı sosyal medyadan takip edenler bilirler, Lady Rosettaları görünce bayıldım, çünkü onlar da pembe üzerine beyaz puantiyeli patateslerdi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/perili-kosk", "text": "Halk arasında Perili Köşk adıyla anılan, asıl adı Yusuf Ziya Paşa Köşkü olan, kızıl kiremit kaplaması ve şatoya benzeyen mimarisi ile boğaz kıyısında diğer yapılardan dikkat çekici şekilde farklılaşan bina, bugün Borusan Holding yönetim binası ve hafta sonları Borusan Contemporary'nın sanat galerisi olarak hizmet veriyor. Eğer İstanbul'u keşfetmeyi seviyorusanuz; İstanbul'da Mutlaka Görülmesi Gereken Müzeler yazıma da mutlaka göz atmanızı öneririm. Kızıl kiremitleri ile boğazdan geçenlerin mutlaka dikkatini çeken köşk, 1910 yılında Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa'nın Başyaveri olan Yusuf Ziya Paşa tarafından yaptırılmaya başlanıyor. Bu nedenle köşkün asıl adı Yusuf Ziya Paşa Köşkü olarak biliniyor. Binanın ilk planı 11 kattan oluşuyormuş. Uzun süren inşaat çalışmaları 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girmesi ile sekteye uğruyor. İnşaatta çalışan ustaların askere gitmesi, Yusuf Ziya Paşa'nın savaş sırasında iki gemisinin batması nedeniyle baş gösteren ekonomik sıkıntılar nedeniyle inşaat tamamen duruyor. Savaş devam ederken Yusuf Ziya Paşa Mısır'a dönüyor, yarım kalan inşaat nedeniyle terkedilmiş bir şato görüntüsüne bürünen köşke halk arasında \"Perili Köşk\" denmeye başlanıyor. Köşkün perili olması nedeniyle Yusuf Ziya Paşa'ya uğursuzluk getirdiği ise bir başka rivayet. Yusuf Ziya Paşa'nın varislerine kalan köşk, yıllarca metruk halde kalmış. 1993 yılında müteahhit Basri Erdoğan köşkü satın almış. 1995-2000 yılları arasında, mimar Hakan Kıran tarafından, binanın dış tasarımı asıl projeye sadık kalınarak, içi ise dha işlevsel olacak şekilde düzenlenerek köşk yeniden yapılmış. Rivayet bu ya; Yusuf Ziya Paşa genç ve güzel bir kıza aşık olur. Ancak kız Paşa'yı istemez. Paşa kızı ikna edebilmek için ihtişamlı bir köşk tasarlatır. Genç kız sonunda ikna olur ve evlenirler. Ancak kızın köşk yaptıracak güzelliği herkesin diline düşer. Köşke taşınan genç kızı görmek için evin önünde sürekli erkekler dolaşmaya başlar... Kıskançlığından deliren Paşa, eşini Perili Köşk'ün kulesine hapseder. Hem hapis, hem kıskançlık, hem de Paşa'nın ekonomik krize girmesi nedeniyle uğruna köşk yapılan genç kadın Paşa'yı terk eder. Paşa'nın bu acıya dayanamayıp Mısır'a döndüğü de anlatılıyor. Genç kadının köşkten taşındıktan sonraki akıbeti bilinmiyor. Ancak köşkün boş kaldığı yıllar boyunca çevrede yaşayanlar köşkün içinde dolaşan bir kadın gölgesi gördüklerini söylüyorlar. Paşa'nın takıntısı vasiyetinde de gösterir; mezar taşının eşini hapsettiği kulenin taşlarından yapılmasını ister ve ölümünden sonra kulenin taşları vasileri tarafından Mısır'a gönderilir. Müteahhit Basri Erdoğan, bu görkemli köşkün atıl kalmasına razı olmuyor, Yusuf Ziya Paşa'nın kırk kadar vasisine ulaşarak uzun uğraşlar sonucunda köşkü 1993 satın alıyor. 1995-2000 yılları arasında köşk tamamen yıkılarak dışı tamamen aslına uygun olarak yeniden yapılmış. Dış cephede kullanılan tuğlalar İngiltere'den getirtilmiş mesela. Köşkün iç tasarımı ise modern bir kullanıma uyacak şekilde yapılmış. Yıkım sırasında köşkün üstte görünen 6 katına ek olarak altta 3 katı daha olduğu ortaya çıkmış. Köşk şu an kulesiyle birlikte 10 kattan oluşuyor. 2007 yılında Borusan Holding köşkü 2030 yılı sonuna kadar kiralıyor. Böylece bu kızıl köşk Borusan Holding'in yönetim binası oluyor. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz masa şirketin CEO'sunun masası. Köşk hafta içi ofis olarak kullanılırken hafta sonları Borusan Contemporary tarafından Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonlarının sergilendiği bir sanat galerisi olarak hizmet veriyor. Perili Köşk'te ofis katlarında kalıcı sergiler, sergi katlarında ise geçici sergiler düzenleniyor. Ofis katlarında 600'den fazla sanat eseri çalışma odalarında, koridorlarda, ofis duvarlarında, toplantı odalarında sergileniyor. Geçici sergilere özel ayrılmış olan 2. katta yerli/yabancı küratörler tarafından hazırlanan çağdaş sanat sergileri düzenleniyor. Perili Köşk, İstanbul'un Sarıyer ilçesi Rumelihisar semtinde boğaz kıyısında yer alıyor, Rumelihisarı'ndan birkaç dakika yürüme mesafesinde sadece. Toplu taşıma ile ulaşım oldukça kolay. Perili Köşk'ün Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Dediğim gibi Perili Köşk'e toplu taşıma ile ulaşma seçeneği oldukça fazla. - Taksim, Kabataş, Beşiktaş yönünden İstinye yönüne giden otobüslerin tamamı Rumeli Hisarı durağından geçiyor. - Boğaz hattını kullanan vapurlar Rumeli Hisarı vapur iskelesine uğruyor yani deniz yolu ile köşke gelebilirsiniz. Anadolu Yakası'ndan gelenler için Küçüksu'dan Aşiyan'a motor severleri var. Kadıköy veya Üsküdar'dan motor veya vapur ile Beşiktaş'a geçip Beşiktaş'tan otobüse binmek de bir seçenek. - Etiler tarafından gelecek olanlar ise yeni açılan Aşiyan füniküler hattını kullanarak sahil yoluna inebilirler. Böylece Boğaziçi Üniversitesi metro hattı üzerindeki her noktadan buraya raylı sistem ile ulaşabilirler. - Tam: 150TL - İndirimli: 50TL - Grup: 100TL Perili Köşk, hafta içi Borusan Holding'in yönetim ofisi olarak hizmet verirken hafta sonları halka açık sanat galerisi haline geliyor. Bu nedenle sadece Cumartesi-Pazar günleri 10:00 19:00 arası ziyarete açık. Son ziyaretçi kabul saati: 18:00. Perili Köşk ile ilgili sık sorulan soruların cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz. Perili Köşk, Yusuf Ziya Paşa tarafından yaptırılmış ancak 1995-2000 yılları arasındaki restorasyonu mimar Hakan Kıran tarafından gerçekleştirilmiştir. Köşk, 2007 yılından 2030 yılı sonuna kadar Borusan Holding tarafından kiralanmış durumda. Maalesef, girişte Müzekart geçerli değil. Giriş ücreti ödeyerek girmeniz gerekiyor. - Rumeli Hisarı'nı ziyaret edebilirsiniz. - Rumeli Hisar'ındaki kahvaltıcılarda kahvaltı edebilirsiniz. Hatta bir değişiklik olsun derseniz; Aşiyan'dan kalkan Küçüksu motoruna atlayıp kahvaltınızı karşı yakada yapabilirsiniz. - Türkiye'nin ilk edebiyat müzesi olan Aşiyan Müzesi'ni ziyaret edebilirsiniz. - Aşiyan Mezarlığı'na da uğrayabilirsiniz. Ülkemizin önemli düşün, sanat ve siyaset insanlarının pek çoğunun burada naaşı yatıyor. İlhan İrem, Atila İlhan, Özdemir Asaf, Abidin Dino, Orhan Veli Kanık, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar ilk aklıma gelen isimler. Mezarlık oldukça büyük ve çok sıkışık olduğu için özellikle ziyaret etmek istediğiniz bir mezar varsa girişteki güvenlikten mezar yerleri konusunda yardım alabilirsiniz. - Hisar'dan Bebek'e sahil yürüyüş yolunda keyifli ve manzaralı bir yürüyüş yapabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/petra-urdun", "text": "Ürdün'ün incisi dünyanın yeni yedi harikasından biri, yüzyıllara meydan okuyan şehir Petra Antik Kenti yazımı aşağıda okuyabilirsiniz. Beni yakından takip edenler bilerler, her yolculuğa çıkmadan önce bir hayal noktam vardır. Bazen o hayal nokta tüm yolculuğun sebebi, bazen de sadece bir durağı olur. Bir arkadaşımın fotoğraflarında görüp vurulduğum Petra'yı sayıklar olmuştum. Petra, Ürdün'ün derinlerinde bir tarihi şehir... Kızıl kumlara gömüldüğü yerden bulunmuş, yaşadığı vadiyi turist akınına uğratan, hem doğa hem de insan harikası bir şehir. Arap ülkelerine girdiğimiz andan itibaren bize benzerlikleri kadar farklılarına da alışmaya çalışıyordum. Bizim pide ile lavaş arasında kalmış ekmekleri, bol şekerle demlenen çayları, tozları, pislikleri ile Ürdün'e inene kadar Arap kültürüne uyum sağlamayı başarmıştım. Krallarına fazlasıyla bağlı görüntüleri, zengin mutfakları, sıcak kanlı insanları, Türkiye ve Türkiye'de yaşayan insanlara karşı gösterdikleri sempati ve hayranlık hoşuma gitmişti. Türkiye'den geldiğim için saygı görüyordum. Sanıldığının aksine oldukça modern bir ülke Ürdün, Suriye'den daha fazla batılılaşmış, daha fazla yabancı turist alan ve turizm değerlerinin farkına varmış bir ülke. Gece, yağmur eşliğinde ulaştık Petra'ya. Tarihi şehrin yakınlarında yüzlerce pansiyon ve otelden oluşan bir köy kurulmuş. Biz de orada kalıyoruz, Avrupa fiyatlarında ama Arap standartlarında bir otel. Köy son derece hareketli, sürekli tur otobüsleri, yerli ve yabancı turistler her yeri doldurmuş, önceden rezervasyonlu gitmekte fayda var. Ertesi sabah erkenden tarihi şehrin kapısında alıyoruz soluğu. Giriş ücreti oldukça yüksek ama kesinlikle değer. Ben gittiğim yıl 50 usd karşılığı Dinar ödemişken 2019 fiyatları 127 usd civarı. Giriş kapısından vadinin girişine kadar bahşiş karşılığı at ile yolculuk yapılabiliyor, danışma bilet fiyatına atla transfer dahil diye bilgi veriyor. Ancak at sahipleri bahşiş almadan sizi bırakmıyor. Biraz ısrarla ücretsiz gitmek mümkün 😉 Biz yürüyerek gitmeyi tercih ediyoruz, atları fotoğraflamak şehrin girişini iyice hissedebilmek için. 1985'te Unesco'nun koruma listesine alınmış, iyi ki de alınmış. Nebatiler, Romalılar gibi farklı kültürler bu şehirde yaşamış ve şehri geliştirmiş. Sonrası ise neredeyse kayıp, taa ki 1800'lerde İsviçreli bir arkeolog şehri keşfedene kadar. Uzun süre Bedevilerin mesken edindiği şehir, koruma altına alındıktan sonra Bedeviler buradan çıkarılmış ve şehir turizme açılmış. 2007 yılında da Dünyanın Yeni Yedi Harikası arasında haklı yerini almış. Petra Yunanca'da \"kaya\" anlamına geliyormuş. Bu muhteşem kızıl kayaya ismini Romalılar vermiş olmalı. 20.000 kişinin yaşayabileceği büyüklükte bir şehir vadinin arasına kazınmış. Şu anda toprak üstünde olan bölümün ise sadece %5'i olduğu sanılıyor. Yaşam alanları, manastırlar, tiyatro, mezarları, meydanları ile koskoca bir şehir derin kayaların arasına saklanmış adeta. Bu şehrin en sonunda ise \"dünyanın sonu\" var 😉 900 basamak merdiven çıkıp vadinin tepesindeki manastıra çıkmadan kesinlikle oradan dönülmemeli. Taze naneli bir bardak çay yorgunluğunuzu alacaktır. Vadi içinde pek çok yürüme parkuru var, eğer 2 gün ayırmak isterseniz bu parkurların tamamını gezebilirsiniz. Ayrıca \"night by petra\" konsepti ile tarihi şehir gece de ziyarete açık, muhteşem gece fotoğrafları vereceğine eminim. Vakit kısıtı nedeniyle ben Petra'yı gece görme şansını yakalayamamıştım. Antik şehir ve yeni şehir turist akına uğradığından yeme-içme fiyatları oldukça yüksek. Önerim yanınızda su, meyve ve sandviç gibi yiyecek götürmeniz. Antik şehri gezmek oldukça uzun zaman alıyor, bu süre içinde aç kalmayın. Bir de yanınızda şapka bulundurursanız iyi olur, pek gölge yok ve uzun süre yürüyorsunuz. Özellikle sıcak dönemde gidiyorsanız güneş koruyucunuz ve şapkanız olsun mutlaka! Dünyanın sonuna ulaşmak için görülmesi gereken muhteşem bir şehir; iyi organize edilmiş, iyi restore edilmiş... Görmekten, orada olmaktan muhteşem keyif aldığım bu şehri görmek için siz de hayal listenize alabilirsiniz. Ürdün pek çok filme ev sahipliği yapmış. Petra'nın meşhur olmasını sağlayan da orada çekilen İndiana Jones filmi olmuştur. - Transformers: Revenge of The Fallen (2009) - Mumya Geri Döndü, (2001) - İndiana Jones: Son Macera (1989) Ürdün'e bir gezi planlıyorsanız, aşağıdaki diğer Ürdün gezi yazılarıma da mutlaka göz atın. - Ürdün'e gitmeden önce bilmeniz gerekenler: Ürdün gezi rehberi - Yüzyıllara meydan okuyan şehir: Petra antik kenti - Ürdün gezilecek yerler"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pisa", "text": "İtalya'da 4. gün. Bugünki yolculuk meşhur yamuk kulesi ile aynı adı taşıyan Pisa şehrine. Pisa'da gezilecek yerler, yapılacaklar notlarımı aşağıda okuyabilirsiniz. Floransa'dan trene atlıyoruz, yaklaşık 1 saat süren yolculuk Arno nehrinin verimli deltasında kısa bir gezinti yaptırıyor bize. Pisa'da trenden inip eşyalarımızı bırakmak için istasyonunun içindeki emanetçiye gidiyoruz, burada kalmadan akşama Roma'ya geçeceğiz. Emanet, bizdeki otogarlardaki emanetlere benziyor. Görevliye valizlerinizi veriyorsunuz parça başı ücret ödüyorsunuz. Rakamı hatırlamıyorum ama yanılmıyorsam 3 gibi birşeydi. Pisa küçük bir şehir. Buradaki üniversite nedeniyle heryer genç dolu. İtalya'nın diğer kentlerinde de dikkatimi çeken iç çamaşırı mağazası sayısındaki fazlalık burada daha da dikkat çekici hale geliyor. 3 mağazadan biri mutlaka iç çamaşırı satıyor. Şehri yürüyerek dolaşmak oldukça kolay. Tren istasyonundan doğru devam ettiğinizde Mucizeler Meydan'ına ulaşmanız sadece 15 dakika sürüyor. Mucizeler meydanı yamuk Pisa kulesinin ve şehrin Duomosunun da olduğu kocaman bir meydan. Onlarca genç çimlerin üstünde güzel havanın ve bu ilginç mekanın tadını çıkarıyor. Üniversite öğrencilerinin yanısıra grup grup gelen turistler meraklı gözlerle meydanın güzelliğinin tadını çıkarıyor. Pisa'da yapacak fazla birşey yok derken kendimize bir eğlence daha buluyoruz. Grup halinde binilebilecek bisikletler. Yarım saat bizi çok eğlendiriyor. 2-3 kişilik olanları ve 6-7 kişilik olanları var. 6-7 kişilik grupları görmeniz lazım. Mucizeler meydanında güneşin tadını çıkarıyor, meydan çevresindeki pek çok turistik restauranttan birinde yemek yiyoruz. Pisa, İtalya'nın diğer şehirlerine göre oldukça ucuz, öğrenci şehri olmasından dolayı olabilir mi diye düşünmeden edemiyoruz. Akşam Roma'da olacağız. Bu yüzden Pisa'yı yavaş yavaş geride bırakıyoruz. Arno nehri Floransa'da olduğu gibi burada da şehrin içinden geçip güzel manzaralar oluşturuyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/plovdiv-filibe-gezi-notlari", "text": "Şengen vizemiz varken gidebildiğimiz kadar çok, uygun fiyata seyahat edebileceğimiz, Avrupa ülkelerine gidelim istiyoruz. Birkaç ay önce Bulgaristan'ın başkenti Sofya'ya gitmiştik. Sofya'ya gittiğimizde herkes bize Bulgaristan'ın Plovdiv şehrini önermişti. Eski Osmanlı şehri olan ve o zamanki adı Filibe olan şehir aynı zamanda eski başkent. Dünyanın en eski şehir yerleşimlerinden biri imiş Plovdiv. Makedon, Roma, Bizans, Osmanlı İmparatorluklarının şehir üzerinde etkisi olmuş. Şimdi de 2019 Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanıyor. Biz de bir hafta sonu otobüsle Filibe'ye gitmek için yola çıktık. Plovdiv gezi notları, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yemek önerilerimi aşağıdaki başlıklarda bu yazıda bulacaksınız. Schengen Vizesi hakkında bilgi almak için tıklayın. Bulgaristan'ın en güzel ve eski şehri olan Plovdiv gezilecek yerler konusunda pek çok seçenek sunuyor. Biz yaklaşık 1,5 gün Plovdiv'in altını üstüne getirdik. Plovdiv'de gezilecek yerlerin neredeyse tamamı yürüme mesafesinde bu nedenle gezmesi oldukça kolay bir şehir. Biz gezmeye Central Square yani Ana Meydan'dan başladık. Meydanın kuzeyinde bulunan Odeon'da antik kalıntılar görebilirsiniz. Biz 1 Mart öncesinde gittiğimiz için meydanda bahar bayramı için satılan hediyeliklerin olduğu bir sürü renkli tezgah vardı. Özel zamanlarda Avrupa şehirlerinin renkli ve hareketli halleri çok keyifli oluyor. Ayrıca Plovdiv Belediye binası da bu meydanda yer alıyor. Meydandan güney batıya doğru devam eden Ivan Vazov caddesi yer alıyor. Bu cadde de büyük ağaçlar ve güzel binalarla süslenmiş, yolun sonu tren istasyonu ve otogara çıkıyor. Knyaz Aleksandar caddesi İstiklal Caddesi gibi trafiğe kapalı uzunca bir alışveriş caddesi. Merkez Meydan'dan başlayıp Roma Stadyum'una kadar devam ediyor. Hem bu cadde hem de bu caddeyi kesen ara sokaklarındaki eski evler restore edilmiş. Ara sokaklarda pek çok restoran ve kafe bulmanız mümkün. Kynaz Aleksandar caddesinde kuzeye doğru yürürken solda \"Together\" tabelası olan bir sokak ve devamında merdivenler göreceksiniz. Öncelikle bu Together logosu, Plovdiv'in 2019 Kültür Başkenti sloganı. Şehrin pek çok yerinde göreceğiniz renkli bir logo. Kültür Başkenti olma sürecinde şehirde ciddi bir yenilenme ve renevasyon var. Saat Kulesine çıkmadan önce ilk merdivenleri tırmandığınızda Nayden Gerov caddesi üzerinde sağlı sollu pek çok duvar resmi binaların duvarlarını süslemiş. Burayı baştan sonra mutlaka yürümenizi öneririm. Roma Stadyum'u bugün şehrin altında kalmış durumda. Kısıtlı bir bölümü toprak üstüne çıkarılmış, aslında Kynaz Aleksandar caddesinin büyük bir kısmı stadyumun üzerine kurulmuş durumda. 240 metre uzunluğunda olduğu tahmin edilen stadyum 2. YY başlarında yapılmış, 30bin kişinin birlikte gösteri seyredebileceği şekilde tasarlanmış. Stadyumun hemen karşısında Osmanlı döneminden kalan Cuma Camii yer alıyor. Şehirdeki az sayıda caminin en büyüğü burası. Hüdavendigar Camii olarak da bilinen camii I. Murat zamanında şehrin merkezinde inşa edilmiş. Camiinin altında bir de Türk kafesi var. Künefeden lokuma, Türk kahvesine herşeyi bulabilirsiniz. Cuma Camii'nden Meriç nehrine doğru inen trafiğa kapalı caddenin adı Rayko Daskalov. Bu cadde de Kynez Aleksandar Caddesi gibi trafiğe kapalı, sağlı sollu alışveriş mağazaları ve kafe restoranların yer aldığı hareketli bir cadde. Caddenin doğusunda kalan alana ise Kapana deniyor. Burası için Plovdiv'in Karaköy'ü diyebiliriz. Tasarım mağazaları, konsept kafe ve barlar, renkli sokaklar ile her mekana girip oturası geliyor insanın. Rayko Daskalov'dan düz kuzeye devam ettiğinizde Meriç nehrine ulaşıyorsunuz. Burada nehir kıyısında yürüyüş yolları ve yine trafiğe kapalı üzerinde mağazaların olduğu bir köprü var. Floransa'ya gittiyseniz Ponte Vecchio Köprüsü gibi hayal edebilirsiniz ama onun moderni olduğu için pek ilgi çekici değil. Yolun solunda ise arkeoloji müzesi ve tarih müzesini görebilirsiniz. Vaktimiz kalırsa girelim demiştik ama vaktimiz kalmadı. Kapana Bölgesindeki ara sokakları turlayıp bir öğlen birası molası verdikten sonra Eski Şehri keşfetmeye başladık. Bu bölge şehrin en iyi restore edilmiş ve en turistik bölgesi. Bu bölgeye taksiler, çalışanlar ve yaşayanlar dışında araç girişi yapılmasına izin verilmiyor, keşke her şehirde böyle bir koruma yapılabilse. Eski şehir bölgesinde birbirinden güzel binalar, sanat galerileri, sokaklar sizi bekliyor. Bir kısmını buraya sıralayayım ama en iyisi sizin gidip keşfetmeniz. - Müzik, Dans ve Güzel Sanatlar Akademisi - Şehir Sanat Galerisi - Hipokrat'in Eczane Müzesi - İkon Müzesi - Etnoğrafya Müzesi: girişi 6 leva ama içeride fotoğrqf çekmek istiyorsanız 6 leva daha ödemeniz gerekiyor. - Balabanov Evi: Bizim gittiğimiz dönemde restorasyon nedeniyle kapalıydı. - Hindlyan Evi - Hisar Kapı: şehirdeki en güzel yerlerden biri burası bence. Yanındaki Nedkovich evi ile birlikte çok güzel görünüyorlar. Gece de mutlaka görmenizi öneririm. - Nedkovich Evi - Klianti Evi - Lamartin Evi - Antik Tiyatro: Eski şehrin en önemli simgesi ise Antik Tiyatro. Roma İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş olan tiyatro şu an halen aktif olarak kullanılıyor. 3500 kişilik kapasitesi ile yaz aylarında konserlere ev sahipliği yapıyor. Burası da hem gece hem de gündüz görmenizi önereceğim yerlerden biri. - Mevlevihane: Eski Şehir içinde bir de Osmanlı Mevlevihanesi var. Ancak şu an restoran olarak işletiliyor. Knyaz Tseretelev Caddesi üzerinde bulabilirsiniz. Eski şehir bölgesindeki yerlerin çoğunun girişi ücretli ve 5-6 leva arasında değişiklik gösteriyor. Antik Tiyatro, Balabanov Evi, Hindlyan Evi, Nedkovich Evi, Zlatyu Boyadzhiev Galerisi, Hipokrat Müzesi, Stambolyan Evi, Basalika, Roma Stadyumu 3D gösterisi listesinden 5 tanesini 15 leva combine bilet alarak ziyaret edebilirsiniz. Müze girişleri veya turizm ofislerinden kombine biletinizi alabilirsiniz. Plovdiv Eski Şehir surlarının bir bölümünü görebileceğiniz tepenin adı Nöbet Tepe. Eski Şehir içinde kısacık bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz tepeden yine bir şehir manzarası izleyebilirsiniz ama ben Saat Kulesi'nin olduğu tepenin manzarasını daha çok beğendim. Eski Şehrin dışında yer alan bu bazilika büyük bir restorasyondan geçmiş ve koruma amacıyla kilise şeklinde bir bina ile kapatılmış. 5 Leva vererek burayı da ziyaret edebilirsiniz. 5-6. YY'da yapıldığı tahmin edilen bazilikanın zeminindeki mozaikler ile ön plana çıkmış. Ama bir Zeugma bir Hatay Müzelerini gördükten sonra buradaki mozaikler çok basit kalıyor. Küçük Bazilika'dan Merkez Meydan'a doğru ilerlediğinizde toprak altında kazısı devam eden bir bazilika daha yer alıyor. Onun hemen yanında da Katolik Katedrali yer alıyor. Bizim Plovdiv gezilecek yerler listemizde olup görmediğimiz sadece Alyoşa Anıtı kaldı. O da bir diğer tepe üzerindeki bir Bulgar anıtı. 1 Mart Bulgaristan'da Baba Marta yani Mart Nine Bayramı kutlanıyormuş. Mart Nine'nin soğukları bitirip baharı getirdiğine inanılıyor. Bu bayramla birlikte Bulgarlar kırmızı beyaz renklerden oluşan bileklikler takıyorlar ve bu bilekliklerin adı marteniçka. Bu bileklikleri Mart Nine Bayramıyla birlikte takıyorsunuz, gördüğünüz ilk çiçek açan ağaca bağlamak üzere bekliyorsunuz. Ağaca bağlarken de dilek tutuyorsunuz tabii. Nöbet Tepe'de bir ağaç var, o ağacın dalları marteniçkalarla dolu. Marteniçkalar için farklı uygulamalar var, kimisi leylek görünce bilekliği takıyormuş. 1 Mart gelmeden önce şehrin pek çok meydanında, hediyelik eşyacılarda çeşit çeşit marteniçka satılıyor. Aslında bilekliği kendiniz yaparsanız daha çok makbule geçiyormuş. Biz İstanbul'dan Plovdiv'e gitmek için otobüsü tercih ettik. Hem trenden daha hızlı, hem daha fazla saat seçeneği var hem de daha ucuz olduğu için otobüsü tercih ettik. İstanbul Esenler otogarından akşam 23:00'te yola çıkmamız gerekirken otobüs 23:20 gibi hareket etti ve yola çıktık. Esenler Kapıkule sınır kapısı arası yaklaşık 2,5 saat. Sınıra gelince önce Türkiye'de Kapıkule'de inip pasaport kontrolünden geçiliyor, otobüsten bütün çantalarınızla iniyorsunuz aynı zamanda gümrük kontrolü de yapılıyor. Otobüsü de gümrük görevlileri ayrıca kontrol ediyor. Sonra Bulgaristan tarafına geçince bir kez daha aynı kontrol tekrarlanıyor. Biz düşük sezonda gittiğimiz için fazla beklemeden geçtik sınırdan. Ancak yoğun dönemlerde sınır geçişleri çok uzun sürebiliyormuş. Metro turizm ile sabah 05:00'te Plovdiv'e ulaştık. Otobüs firmasının sitesinde sabah 06:30'da Plovdiv'e ulaşacağı yazıyordu, sınırı hızlı geçince Plovdiv'e de planlanandan erken ulaşmış olduk. Otogarın önündeki caddede indiriyor otobüs. Otobüsün bıraktığı yerden taksiye binebilirsiniz. Ancak taksiyi aramış olmanız lazım. Otogara girip yardım isteyebilirsiniz. Ya da bizim gibi yolcu indiren bir taksiciden sizi almasını rica edebilirsiniz. Eski Şehir merkezindeki otele taksi 4,5 leva yaklaşık 2 euro tuttu. Otobüsle Bulgaristan'a gitmek için aşağıdaki firmaları tercih edebilirsiniz. Biz hem internet satışı olduğundan hem de geniş koltukları nedeniyle daha pahalı olmasına rağmen Metro'yu tercih ettik. Alpar Turizm her akşam 20:30'da İstanbul'dan Plovdiv'e gidiyor ve gece 03:30'da Plovdiv'de oluyor. Gidiş Dönüş 130TL. İnternetten satışı yok, telefonla 0 212 632 65 18 bu numaradan Alpar Turizm'e ulaşarak rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Her akşam 20:30 ve 23:00'te İstanbul'dan Plovdiv'e seferleri var, biz 23:00'te kalkanı tercih ettik. Plovdiv'den ise, 00:45, 11:00, 14:00, 19:00 ve 22:30'da seferleri var. Biz akşam İstanbul'a erken saate dönebilmek için 14:00 otobüsünü tercih ettik. Gidiş 86, dönüş 90TL yani toplamda 176TL fiyatı ile Alpar'a göre epey pahalı. Rahat koltuklar da seçim kriterimizi etkiledi. Tren ile Plovdiv'e gitmek ise bir diğer seçenek. İstanbul Sofya treni Plovdiv'den de geçiyor, dolayısıyla aynı treni kullanabilirsiniz. İstanbul Sofya treniyle ilgili detaylar için tıklayın. Eğer bizim gibi sabah erken şehre gelecekseniz kalacağınız yere haber vermeniz iyi olur. Bizim odamız müsait olduğu için otele gelince 09:00'a kadar uyuduk. Böylece yolun yorgunluğunu biraz atmış olduk. Kaldığımız otel olan Plovdiv Corner Guesthouse eski şehrin içinde Antik Tiyatro'ya çok yakın, şirin bir eski Bulgar evinin otele çevrilmiş hali idi. İlgili çalışanı Alex bizden erken giriş farkı da almadı. Kalacağınız zaman dilimi için kendinize uygun oteli Booking. com üzerinden arayabilirsiniz. - Bulgaristan'da kahvaltıda hamur işi ile birlikte ayran içiliyor. Ancak o hamur işleri büfe tarzı yerlerden alınıp ayaküstü atıştırılıyor. Üstüne de kahve içiyorlarmış. Bunun dışında bizdeki gibi bir kahvaltı kültürü yok. Pek çok yerde sokaklarda kahve makinaları var ve elinde kağıt bardaklarla insanlar görüyorsunuz. - Biz de kahvaltı yapmak için Central Square'a bakan Raffy'i bulduk. Gelato yazsa da börek, omlet, İngiliz kahvaltısı gibi seçenekler bulabilirsiniz. 10-15 TL'ye kahvaltınızı yapabilirsiniz, üstelik oldukça da güzel bir mekan. Ayrıca yerel böreklerinden banicha yiyebilirsiniz. Oldukça lezzetli ve doyurucu, gınam gınam 🙂 - Kahvaltı için yerel büfeler dışında bizim yemek için de tercih ettiğimiz Happy var ama sabah 11:00'de açtıkları için bize uymadı. - Bir de Türk kahvaltısı veren Türk restoranları var. Ancak biz gittiğimiz yerlerde en son tercih olarak Türk yemekleri yiyoruz, sonuçta seyahat etmemizin bir nedeni de gittiğimizde yerdeki yemek kültürünü de öğrenmek. - 38 euro otobüs - 18 euro otel - 4 euro müze girişleri - 2 euro taksi - 38 euro 1 kahvaltı, 2 öğlen, 1 akşam yemeği (30 eurosu akşam yemeği) ve içecekler. Euro cinsinden yazıyorum çünkü TL yazınca 6 ay sonra fiyatlar değişmiş oluyor kur farkından."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pointship-mil-paylasim-platformu", "text": "Kullanmadığınız milleri değerlendirmeye veya gitmek istediğiniz bir yere başkalarının milleri ile çok ucuza seyahat etmeye ne dersiniz? Pointship mil paylaşımına imkan sağlayan yepyeni bir uygulama, mil paylaşım platformu! Pointship'i ve mil paylaşımını henüz duymamış olduğunuzu düşünerek, bu yazıda tüm detaylarıyla sistemi anlatacağım, sorularınız varsa yorumlar bölümüne yazmayı unutmayın! Öncelikle tabii ki Pointship nedir sorusunun cevabını verelim. Sistem oldukça basit: Üyeler arasında mil paylaşımına imkan sağlayan uygulama ile; millerini paylaşarak nakite çevirmek isteyenveya başkalarının millerini kullanarak ucuza seyahat etmek isteyen kişiler, güvenli bir platformda bir araya geliyor. Mil ile uçmak veya eksik millerinizi tamamlamak için ihtiyacınız olan milleri sistemde millerini paylaşmak isteyen kişilerden satın alabiliyorsunuz. Pointship'i kullanmak, mil paylaşımına başlamak için, Android ve İos uygulamasını indirmeniz ve üye olmanız gerekiyor. Pointship üzerinden yapacağınız ilk işlemde, servis ücretinde %10 indirim kazanmak için tıklayın! Mil ile uçmak için ilgili ucuşu Pointship üzerinden sipariş ediyorsunuz ve diğer bir üye size ilgili havayolunun web sitesinden uçusunuzu düzenliyor. Eksik millerinizi tamamlamak için ise ilgili mil bilgisini girip, diğer üyelerden sipariş ediyorsunuz. Her iki durumda da Pointship, siparişi veren alıcıdan ilgili meblağı 3D secure Kredi Kartı sistemleri veya Paypal ile bloke ediyor, ve satıcıya bilet veya mil transferi işlemi tamamlandıktan sonra ödemesini aktarıyor, bu sayede ödeme konusunda %100 güvenlik sağlıyor. - American Airlines AAdvantage - Aeroplan - Asia Miles - Etihad Airways - British Airways - Virgin Atlantic - Singapore Airlines - Latam - Alaska Mileage Plan - United Mileage Plus - Lufthansa Miles&More - Qantas - Delta Skymiles - Emirates Skywards - Turkish Airlines Miles&Smiles Üstelik paylaşım sadece miller ile sınırlı da değil; yakında Pointship uygulaması üzerinden otel fırsatları, lounge hakları gibi seyahat sırasında ihtiyaç duyabileceğiniz başka fırsatları da paylaşabileceksiniz. Mil kazandıran kredi kartları yazıma da bir göz atmayı unutmayın. Pointship, tamamen güvenli bir ortam üzerinden; kullanmadığı veya süresi dolmak üzere olan milleri olan kişilerin bu milleri nakde dönüştürmesini sağlarken uçuşunu mil kullanarak yapmak isteyenlerin çok daha ucuza bilet almalarına ortam sağlıyor. Mil almak veya mil satmak isteyenlerin forumlarda, facebook gruplarında veya tam olarak ne iş yaptığı belli olmayan mil puan takası yapan sitelerde, \"süresi dolacak milim var, almak isteyen var mı?\" veya \"Amerika'ya gideceğim eksik milim var, mil satmak isteyen var mı?\" gibi sorular sorup hiç tanımadıkları insanlarla herhangi bir güvenlik kontrolü olmadan, güvenli bir aracı olmadan mil alım satım işleri yapmasına artık gerek yok. Tüm süreci Pointship uygulaması üzerinden herhangi bir güvenlik endişeniz olmadan yürütebilirsiniz. Pointship'in en yeni özelliği ise mil transferi. Diyelim ki yapmak istediğiniz uçuş 50.000 mil, ama sizin hesabınızda 40.000 mil var. Aradaki 10.000 mil eksiğinizi Pointship üyeleri arasında millerini paylaşıma açan birinden kendi hesabınıza transfer ederek biletinizi alabilirsiniz. Pointship'i mil paylaşımı yapmak isteyen herkes kullanabilir. Tabii ki mil kazanımı yaptığı kartın sahibi olması ve kredi kartı/mil kartı alabilecek yasal şartları sağlaması gerekiyor bu kişilerin ki mil paylaşımı yapabilsin. Başkasının millerini almak veya satmak gibi bir durum söz konusu değil. Hiçbir kullanıcının milleri/puanları Pointship sistemine yüklenmiyor ve tüm milleriniz havayolunuzun kendi mil programı hesabında duruyor. Pointship sadece millerini paylaşmak isteyenlerle ucuza uçmak isteyenleri buluşturan bir platform. Millerinizi paylaşarak kazanmak istiyorsanız, tek yapmanız gereken kaç mil sahibi olduğunuzu Pointship'e bir kanıt göstererek belirtmek ve sipariş almayı beklemek. Siparişi aldığınızda talep edilen bileti düzenlemek için Pointship üzerinde değil, havayolunuzun mil programı websitesi üzerinden bir arkadaşınıza veya ailenizden birine bileti düzenliyor gibi bileti oluşturmak ve ardından Pointship'e e-bilet/PNR numarasını girmek. Sizden bileti talep eden kişiyle bir iletişime geçmenize gerek yok, her şey Pointship platformu üzerinden yürüyor. Kısaca, mil programınızın bilgilerini veya şifresini ne Pointship'le ne de diğer kullanıcıyla paylaşıyorsunuz. Tabii ki Pointship'i kullanabilmek için üye olmak şart. Üyelik sırasında doğru bilgilerin verilmesi de sistemin daha sonra düzgün işleyebilmesi, mil paylaşımı sırasında iletişimin düzgün ilerleyebilmesi için olmazsa olmaz. Pointship üyeliği ücretsiz, üye olmak için herhangi bir ödeme yapmanız gerekmiyor. Üyelikten çıkmak istediğinizde ise Pointship uygulaması üzerinden müşteri hizmetlerine mesaj atarak veya 'e mail atarak üyeliğinizi iptal ettirebilirsiniz. Pointship üyelerinin güvenliğini sağlamak için 3D secure altyapısı ve Paypal ile çalışıyor. Uçuş/mil transferi talep eden üye ile mil sahibi üye arasında hiçbir iletişim olmuyor. Mil sahibi üyeler sadece gelen talebi onayladığı zaman işlemi gerçekleştirebilmek için gerekli bilgileri görebiliyor. Bileti talep eden kullanıcı ise mil sahibinin hiçbir bilgisine erişemiyor. Herhangi bir üyenin bilgileri üçüncü kişi veya kurumlar ile paylaşılmıyor. Pointship mil paylaşım uygulamasını kullanmak için yapmanız gerekenleri adım adım yazarak işinizi kolaylaştırmak istedim. - Telefonunuzda kullandığınız işletim sistemine uygun olacak şekilde Android ve İos uygulamasını indiriyorsunuz. - Pointship uygulamasına üye oluyorsunuz. Üye olurken sadece telefon numaranızı vermeniz ve size gönderilen doğrulama kodunu girmeniz yeterli. - Uygulamaya giriş yaptıktan sonra altta yer alan mavi Pointship logosuna basın. - \"Paylaş\" ve \"Sipariş\" şeklinde iki adımlı bir menü karşınıza çıkacak. 5. Eğer millerinizi paylaşmak istiyorsanız \"Paylaş\" menü adımından işleminize devam edin. - Üyesi olduğunuz havayolu programlarından mil paylaşımı yapmak istediğiniz program veya programları seçin. - Seçtiğiniz programda ne kadar milinizi paylaşmak istediğinizi, minimum satış rakamınızı ve 1000 mil için kaç Usd istediğinizi belirtin. Sistem size 1000 mil için en az ve en fazla kaç Usd girebileceğinize dair teklif önerisini de sunuyor. - Son olarak seçtiğiniz mil programına üye olduğunuzu belgeleyen bir görseli sisteme yüklemeniz istenecek. Ben bankamın mobil uygulamasından kaç milim olduğunu gösteren bir ekran görüntüsü alarak onu yükledim. - Talebiniz onay/inceleme sürecine girecek. Bana onay birkaç dakika içinde geldi. - Size bir sipariş geldiğinde havayolu şirketinin web sitesi veya uygulaması üzerinden size iletilen siparişteki bilgileri girerek bilet alma işlemini tamamlamanız ve bilet numarası ve/veya PNR numarasını Pointship uygulamasında siparişler bölümüne girmeniz gerekiyor. - Listelediğiniz milleriniz bir siparişte kullanıldığında, paylaştığınız mil karşılığı tutar uçuş tamamlandıktan 48 saat sonra hesabınıza geçer. - Mil tutarı hesabınıza geçtikten sonra, Pointship profilinize girerek parayı istediğiniz banka hesabına transfer edilmesini sağlayabilirsiniz. 6. Eğer başkalarının milleriyle uçak bileti almak istiyorsanız \"Sipariş\" adımından devam edin. - \"Uçuş Seçin\" adımından ilerleyerek istediğiniz destinasyonu seçin. - Destinasyon için gereken mil miktarı ve vergi tutarını girin. Mil miktarı ve vergi tutarı için kullanacağını havayolunun sitesinden rakamları kontrol etmeniz gerekiyor. - Eğer hızlı rezervasyon seçeneğini seçerseniz 2 gün içinde, normal rezervasyon seçeneğini seçerseniz uygun teklif bulunduğunda biletinizi düzenletebilirsiniz. - Seyahat edecek kişinin bilgilerini girdikten sonra ister Kredi Kartı, ister Paypal ile ödemenizi yapıp siparişinizi oluşturmuş oluyorsunuz. Kullanmayacağınız milleri değerlendirmek veya uçmak istediğiniz destinasyona uygun fiyata bilet almak için Pointship uygulamasını kullanabilirsiniz. Uygulama ile ilgili kafanıza takılan sorular varsa yorumlara yazmayı unutmayın! Pointship üzerinden yapacağınız ilk işlemde, servis ücretinde %10 indirim kazanmak için tıklayın! Bu uygulama ne kadar güvenilir bilet almak istiyorum ama whatsapp destek bile cevap vermiyorlar."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/polonezkoy-kiraz-festivali", "text": "Haftasonunu da fırsat bilip Polonezköy'e Kiraz Festivali'ne gittik bugün hep beraber. Her sene Haziran ayında yapılırmış Polonezköy Kiraz Festivali. Polonya'da gelen dans ekipleri 12:00-18:00 saatleri arasında köy meydanında dans gösterileri yapıyor, Polonyalı kızlar sepetlerine doldurdukları kirazları dağıtıyorlar. Hemen meydanın arka sokağında da küçük bir sözde el sanatları çarşısı kurulmuş, içinde bolca Çin malı obje var. Keşke daha fazla Polonezköy'ü anlatan bal, Polonya tatlıları vs. olsaydı. Polonezköy'ü oldum olası severim. Haftasonları özellikle motosikletle bir iki saatliğine de olsa beni İstanbul'un karmaşasından uzaklaştırır. Yeşilliği, güzel yemek ve tatlıları için sıkça giderim. Bugün ise gidiş gerçekten eziyet oldu. Acarkent'in önündeki ışıklardan başlayan trafik Polonezköy'ün içine kadar devam etti. Sebebini anlayamadığım bu trafik ben dönerken hala devam ediyordu. Eğer trafiğe dayanabilirim diyorsanız, önümüzdeki haftasonu yani 11-12 Haziran'da gösteriler devam edecek. Ayrıca bu dans gösterileri hafta içi Ümraniye Meydan Alışveriş Merkezi ve Astoria Alışveriş Merkezi'nde de yapılacakmış."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/portekiz-faro-iskelet-kilisesi", "text": "Portekiz'in güneyindeki küçük sahil kasabası Faro'ya yıllar önce gitmiştim. Faro özellikle yaz aylarında Avrupalı tatilciler tarafından tercih edilen sakin bir kasaba. Bu sakin kasabanın tepesinde bir kilise var: Faro İskelet Kilisesi. Faro ve İskelet Kilisesi hakkındaki kısa notlarım bu yazıda yer alıyor. Faro, Portekiz'in güneyinde yer alan bir tatil kasabası. Bu kasaba Roma, Bizans ve Emeviler tarafından yönetilmiş. Depremler ve İngiliz işgallleri nedeniyle bu medeniyetlere dair pek fazla eser kalmamış. Şehir merkezinde liman ve limana doğru inen trafiğe kapalı olan cadde yürüyerek gezebileceğiniz yerler. Benim Faro'ya yolumun düşmesinin nedeni ise Avrupa'da ucuz havayollarından biri olan Rynair'in buraya uçuyor olması idi. Portekiz'e giriş yapmak için Bremen'den Faro'ya uçtuk, oradan da otobüs ile Porto'ya geçtik. Bu geçiş sırasında da kısa bir şehir gezisi yapma şansımız oldu. Faro'da gezilecek yerler arasında nereler varmış diye araştırınca İskelet Kilisesi karşıma çıktı. Kilisenin özelliği, 1200 rahibin iskelet kalıntıları ile dekore edilmiş olması. Oldukça bakımsız bu kiliseye giriş ücretsiz, ancak kapıda kilisenin varlıklı günlerinden kalanlara bakan bir kadıncağız bağış topluyor. Buna benzer bir kilise Çek Cumhuriyetinde Kutna Hora şehrinde var. Sanırım \"Sedlec Osuary\" deniyor. Avizeler bile insan kemiklerinden yapılmış. Prag'tan yaklaşık 1 saatlik tren yolculuğu ile ulaşılabiliyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/prag-gezilecek-yerler", "text": "Çekoslavakya, Çek Cumhuriyeti, derken şimdi Çekya. Avrupa'nın orta yerindeki bu ülke konumu nedeniyle sürekli el değiştirmiş, savaşlar geçirmiş, Roma'nın gözdesi olmuş. Prag ise tüm bu çalkantıların merkezi olmuş, Çekya'nın başkenti ve Avrupa'nın en çok turist çeken şehirlerinden biri. Prag'a ilk gidişimin üstünden yıllar geçmişti. Bu kez kocamla Noel Pazarları zamanında gidip Prag'ı tekrar görelim dedik. Prag tarihi, Prag gezi rotası, Prag gezilecek yerler, Prag'dan ne alınır, Prag'a ne zaman gidilir, Prag'da döviz bozdurma, gibi aklınıza gelebilecek tüm soruların cevaplarını Prag gezi rehberi niteliğinde bu yazıda bulacaksınız, Prag turu yapmak isteyenler için al kullan bir rehber. Keyifli okumalar! Prag'ı gezmeye başlamadan önce şehri ve ülkeyi tanımak adına biraz tarihinden ve konumundan bahsetmekte fayda var. Prag, Vltava nehrinin iki yakasına kurulmuş etrafı tepelerle çevrili çanak şeklinde bir şehir. Bu konumu şehrin hem korunaklı hem de etkileyici bir güzelliğe sahip olmasını sağlamış. Çekya, Avrupa'nın tam ortasında iken, Prag da Çekya'nın ortasında yani, Prag Avrupa'nın orta yerinde diyebiliriz. Çek dilinde Prag, Praha olarak yazılır. Türkiye'den Prag'a gitmenin en ideal yolu havayolu ile gitmek. THY, Pegasus havayollarının İstanbul'dan Prag'a direkt uçuşları bulunuyor. En uygun Prag uçuşlarını bulmak için tıklayın. Prag, eski Bohemya Krallığı'nın başkentiydi, ve Bohemya kültürü hala devam ettiriliyor. Şehir asıl popülerliğini Ortaçağ'da IV. Karl döneminde kazanmıştır. Karl, Kutsal Roma İmparatoru olarak Batı Avrupa'nın büyük bölümüne hükmetmişti. Prag, 16. yüzyılda Habsburg Hanedanlığının merkezi iken 1918'de bağımsızlığını alarak Çekoslavakya'nın başkenti oldu. 1989'daki Kadife Devrim ile kominizm Çekoslavakya'da son bulur, 1992'de de Slovakya bağımsızlığı ilan eder ve Çek Cumhuriyeti böylece son halini alır. 2016 yılında ise Çek Cumhuriyeti isminin yerine Çekya ülke adı olarak kullanılmaya başlar. Prag'da gezi rotası oluşturmak isteyenler için şehir merkezinde gezilecek 5 bölge olduğunu belirteyim. Tabii Prag bundan çok daha fazlası ama ilk aşamada görülecek yerler buralar. Bölge deyince gözünüz korkmasın, hepsi birbirine yürüme mesafesinde. - Eski Şehir: Prag gezisine genelde buradan başlanır. Astronomik saatin olduğu, eski şehir meydanı ve çevresine eski şehir diyebiliriz. - Yahudi Mahallesi: Eski Şehir'den Ulusal Tiyatro'ya doğru gelirken pek çok sinagogun bulunduğu bölge Yahudi mahallesi. - Yeni Şehir: Eski şehirden Ulusal Müze'ye giderseniz sizi geniş bir cadde karşılayacak, burası yeni şehir bölgesi. - Prag Kalesi: Prag'da neredeyse her yerden görülebilen diğer mahallelere göre yüksekte yer alan yer ise Prag Kalesi. Burası oldukça büyük bir alana yayıldığı için bölge olarak değerlendirmekte fayda var. - Küçük Mahalle: Eski şehir tarafından geldiniz, Karl Köprüsü'nü geçtiniz yeni tanıştığınız mahalle küçük mahalle. Biz 3 günlük Prag gezi rotasını ilk gün; Eski Şehir, Yahudi Mahallesi ve Yeni Şehir, ikinci gün; Prag Kalesi ve Küçük Mahalle olacak şekilde planladık. Son gün kalan yarım günümüzde ise şehir merkezinin biraz ilerisinde yer alan Vysehrad Kalesi'ne ayırdık. Benzer bir Prag gezi rotası siz de belirleyebilirsiniz. Prag'ın tarihini ve konumunu, bölgelerini kısaca tanıdığımıza göre artık Prag'da gezilecek yerler listemizi gezmeye başlayabiliriz! Prag'da gezilecek yerleri yukarıda yer alan 5 bölgeye ayırarak anlatacağım, böylece Prag gezi planı yapmak da daha kolay olacak. Prag gezilecek yerler listemizde, ilk günümüze eski şehirden başlıyoruz. Bu bölge eskiden şehrin ticaret merkezi imiş. Rebublic Meydanı, Republic Metro istasyonunun olduğu bulunduğu meydan. Burada biz gittiğimiz dönemde küçük bir Noel Pazarı da vardı. Eski Şehir Meydanı'ndaki fiyatlara göre de %20 gibi daha ucuzdu pazardaki yeme-içme fiyatları. O yüzden karnımızı burada doyurup gezmeye Eski Şehir Meydanındaki Noel Pazarına gittik. Bu meydanda Prag'ın şehir merkezindeki tek alışveriş merkezi olan Palladium AVM de var. Bizim alışverişle pek ilgimiz olmadığı için AVM'den içeriye girmedik. Şehir dokusuna kısmen uyum sağlamış, göze batmayan bir yer olduğunu söyleyebilirim. Avm'nin karşı köşesinde ise bir köylü pazarı var, biz gittiğimiz dönemde Noel Pazarı kurulmuştu ancak normal zamanlarda da açık tezgahların olduğu minik bir pazar yeri burası. Republic Meydanınızı arkanıza alıp sola doğru ilerlerseniz karşınıza üzerinde güzel işlemeleri olan iki katlı bir bina karşınıza çıkıyor. Burası eski Belediye Binası imiş. Şu an konser ve etkinlikler için kullanılan binanın içinde bir kafeterya bir de restoran bulunuyor. Ayrıca mekanın içini gezmek için rehberli turlar düzenleniyor. Tur fiyatları yetişkinler için 290 CZK, çocuk, yaşlı, öğrenciler için 240 CZK. İçeride fotoğraf çekmek için ekstra 55 CZK ödemeniz gerekiyor. Tur sürekli yok, hangi dilde tura katılacağınıza göre saatleri değişebiliyor bu nedenle saatlerine bileti alırken bakmanızda fayda var. Belediye Binası'nın karşısında Hybernia Tiyatrosu yer alıyor. Burası halen tiyatro olarak kullanılan ve sürekli gösterilerin olduğu bir tiyatro. \"Şehre barut depolamak için bir kule yapalım ama o kadar estetik olsun ki, herkes görmek istesin\" bakış açısıyla yapmışlar herhalde bu kuleyi. Kuleyi çıkabiliyorsunuz, saatlerini aşağıda paylaşıyorum. Sanırım saatleri hava durumuna göre ayarlamışlar. Yaz aylarında gece 22:00'ye kadar kuleye çıkış var, eminim yukarıdan güzel bir Prag manzarası veriyordur. Prag'da müze ve ören yerlerinin hemen hepsine aile fiyatı özellikle ayrıca belirtilmiş. Sanırım aile olarak gelinmesini özendirmek için bir yöntem. Barut Kulesi'nin önünden dümdüz yolunuza devam ederseniz güzel mimariden gözlerinizi alamayacağınız, etrafınızda hediyelik eşyacılar, tatlı ve kristal satan dükkanların olduğu sokaktan Eski Şehir Meydanı'na ulaşacaksınız. Burası Ortaçağ döneminde şehrin en büyük pazar yeri imiş. Kocaman meydanın çevresini güzel binalar, kiliseler ve mağazalar kaplamış durumda. Günün her saati sürekli hareketli olan meydan Prag gezilerinin başlangıç noktası oluyor çoğunlukla. Başlangıç noktanız olmasa da Prag geziniz boyunca yolunuz buraya kesin birkaç kez düşecektir. Eski Şehir Meydanı'nın ikonik 2 yeri var: Astronomik Saat Kulesi ve etkileyici kuleleri ile Meryem Ana Kilisesi. Eski Şehir Meydanı'nı yukarından görmek, manzaraya tepeden bakmak isterseniz birkaç seçeneğiniz var; Eski Şehir Meydanı'ndaki U Prince restoran bunlardan biri. Buradan Eski Şehir Meydanı'na tepeden bakarken, bir kahve molası da verebilirsiniz. Astronomik Saat'in olduğu, Eski Belediye Sarayı'nın kulesine çıkabilirsiniz. Klementinum'un kulesine çıkarabilir, sadece meydanı değil, tüm Prag'ı yukarıdan görebilirsiniz. Prag denince akla gelen ilk ikonlardan biri Astronomik Saat'tir. Eski Şehir Meydanı'ndaki kalabalığı takip ederseniz kolayca bulacaksınız saati. Eski Belediye Sarayı'nın kulesine yapılmış olan saat sadece saati göstermiyor, ay ve güneşin de açışını veriyor. Bu nedenle adı Astronomik Saat. Bu saat yapıldığı dönemde şehrin ileri gelenleri saati o kadar beğenmişler ki saati yapan ustanın gözlerine mil çektirmişler, bir benzerini daha yapamasın, diye bir efsane var. Eski Şehir Belediye Sarayı meydanı karşılıklı gören iki ihtişamlı yapıdan biri. Diğeri de Meryem Anamız Kilisesi. Belediye Sarayı'nın içine girebilir, toplantı salonlarını, Oriel Şapelini görebilir, ve Astronomik Saati'n olduğu kuleye çıkarak meydanı yukarıdan izleyebilirsiniz. Prag Eski Belediye Sarayı Pazartesi günleri 11:00-22:00 arası, haftanın diğer günleri 09:00-22:00 arası ziyarete açık. - Yetişkin: 250 CZK, - İndirimli: 150 CZK - Aile Bileti: 500 CZK - Mobil Bilet: 210 CZK. mTicket mobil alınabilen ve indirimli bilet tipi. Bu bileti alarak aynı zamanda sıra beklemekten de kurtulmuş oluyorsunuz. Ayrıca bu bileti alınca telefonunuza gezeceğiniz yerle ilgili içerikleri de indirebiliyorsunuz. prague. mobiletickets. cz adresinden biletininizi alabilirsiniz. - Town Hall Pass: 350 CZK. Bu bilet ile yeni ve eski Belediye Sarayı'na girebiliyorsunuz, bilet 3 gün geçerli. Belediye Sarayı'nın hemen yanında Astronomik Saatin gölgesinde kalmasına rağmen dikkat çeken bir bina var. Prag'ın en görkeli rönesans yapılarından biri olan Dum U Minuty binasıdır burası. Buradan geçerken başınızı kaldırıp mutlaka duvar süslemelerini incelemek için vakit ayırın. Belediye Sarayı'nın arkasında genişçe bir alan var, burası biz gittiğimiz dönemde Noel Pazarı'nın devamı olarak tasarlanmış olsa da normalde de el sanatları, hediyelik eşyalar alabileceğiniz tezgahların olduğu bir alan. Bu alanın karşısında ise St. Nicholas Kilisesi meydana hakim konumu ile karşımıza çıkıyor. Barok mimari tarzda yapılmış olan kilise, 49 metrelik kubbesi ile Prag'daki en yüksek kubbe imiş. Noel zamanı ve yaz aylarında kilisede konserler oluyor. Bu konserleri takip etmek için kiliseden programı alabilirsiniz. 15. yüzyılda yapılmış bu muhteşem Ortaçağ Kuleleri, Eski Şehir Meydanı'nın süsü gibi. Hangi açıdan bakarsanız görünüyor ve bu meydana büyülü bir hava katıyor. Kilisedeki org, 1673 tarihi ile Prag'daki en eski org imiş. Giriş ücreti zorunlu değil 25 CZK gönüllü olarak vermeniz bekleniyor. Mart'tan Aralık'a kadar kiliseye giriş var. Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma günleri 11:00-17:00 arası, Cumartesi-Pazar günleri ise 13:00-15:00 arası ziyaret edilebiliyor. İstemeden de olsa meydandan ayrılıp Karl Köprüsü'ne doğru devam etmek için ara sokaklara dalıyoruz. Nehrin bu yakasının en büyük bina kompleksi olan Klementinum, önce manastır sonra üniversite olarak hizmet vermiş. Bugün ise Ulusal Kütüphane olarak hizmet veriyor. İçinde yer alan kilise de konser salonu olarak kullanılıyor. Klementinum'un kulesine ve kütüphane bölümleri biletli olarak, rehberli tur ile gezebileceğiniz yerler. Her gün saat 10:00'a başlayan rehberli turlar yarım saatte bir yapılıyor ve en fazla 22 kişi alınıyor. Tam bilet için 300 CZK ödemeniz gerekiyor yani yaklaşık 70 TL. Klementinum Kütüphanesi, dünyanın en güzel kütüphanesi olarak lanse ediliyor. Ancak içeride fotoğraf çekilmesi yasak. Eski kitaplarla dolu tavanında muhteşem tavan resimlerinin olduğu kocaman bir salondan oluşan kütüphane görmeye değer. Klementinum'un hemen karşısında Prag Belediye Kütüphanesi yer alıyor. Burası klasik bir kütüphane olsa da girişine kocaman bir kitap kulesi yapmışlar. Herkes bu kitap kulesinin fotoğrafını çekmek için kütüphaneye bir uğruyor. Karl Köprüsü'ne doğru yürürken köprünün ayağına varmadan bir meydan sizi karşılar. Bu meydan Haç Şövalyeleri Meydanı. Meydanın başında yer alan kilise de aynı adı taşıyan Haç Şövalyeleri Kilisesi. Buradan köprüye devam edebilirsiniz. Biz ilk gün nehrin bu yakasını gezmeyi planladığımız için karşıya geçmeden köprüye bir bakış atıp geri dönüyoruz. Prag Karl Köprüsü, dünyanın en ünlü köprülerinden biri. İki ucunda yer alan iki kulesi, köprünün ayakları üzerinde bizi izleyen azizlerin heykelleri, çılgın turist kalabalığı ve sokak sanatçıları ile şehrin en işlek noktası desek abartmış olmayız. Ayrıca köprüye giden Karlova veya Karl sokağı da yine her türlü turistik ögeyi bulabileceğiniz şehrin en kalabalık sokaklarında biri. Eski Şehir Merkezi ile Vltava nehri arasında kalan bölgede yer alan mahalle Yahudi Mahallesi Josefov'tur. Burası bir zamanlar Doğu Avrupa'nın en büyük ve etkili Yahudi topluluklarından birine ev sahipliği yapıyordu. Bu nedenle bu bölgede çok sayıda sinagog bulunmaktadır. Eski şehir bölgesinden Yahudiye Mahallesi'ne doğru gitmek için Paris Caddesi'ni kullanmanız lazım. Bu cadde geniş bulvarı, bulvar çevresindeki güzel binaları ve lüks mağazaları ile Paris'e benzediği için bu adı almıştır. Bu cadde Josefov mahallesi için yapılan düzenleme sırasında yapılmış. II. Dünya Savaşı sırasında hem koruma hem de sonraki nesillere aktarabilme amacıyla Bohemya'daki bütün sinagogların hazineleri Prag'a getirilmiş. Bu hazinelerin bir kısmını Yahudi Müzesi'nde görmek mümkün. Cumartesi günleri hariç haftanın her günü, yaz aylarında 09:00-18:00, kış aylarında ise 09:00-16:30 arası açık olan müze girişi ücretli. Müze ile birlikte Maisel Sinagogu / Pinkas Sinagogu / Eski Yahudi Mezarlığı / Klausen Sinagogu / Seremoni Salonu / İspanyol Sinagogu + Robert Guttmann Galerisini görebileceğiniz JEWISH MUSEUM IN PRAGUE (TICKET 2) , 350 CZK, yaklaşık 15 euro. İsterseniz Yahudi Mahallesi'nde görülecek yerlerin çoğunu içeren JEWISH TOWN OF PRAGUE (GOOD DEAL COMBINING TICKETS 1+2) tipi bileti alarak şunların hepsini tek bilet ile ziyaret edebilirsiniz: Maisel Sinagogu / Pinkas Sinagogu / Eski Yahudi Mezarlığı / Klausen Sinagogu / Seremoni Salonu / İspanyol Sinagogu / Eski-Yeni Sinagog + Robert Guttmann Galerisi. Bilet fiyatı 500 CZK yani yaklaşık 22 euro. Paris Caddesi'nden nehre doğru yürürken sağda Eski-Yeni Sinagog'u göreceksiniz. Bu garip isimli sinagog ilk yapıldığında adına yeni sinagog denmiş, ancak daha sonra yeni bir sinagog yapılınca ismi Eski-Yeni Sinagog olarak değiştirilmiş. Sonradan yapılan yeni sinagog ise yıkılmış olduğundan adı yeni olan bir sinagog yok Prag'da. Yukarıda detaylarını ilettiğim Jewish Town of Prague kombine bileti ile bu sinagoga girebilirsiniz. Sadece Eski-Yeni Sinagog'a girmek isterseniz giriş ücreti 200 CZK, yani yaklaşık 9 euro. Cumartesi günleri buranın da kapalı olduğunu tekrar hatırlatayım. Burası Başhaham'ın konutu olarak yapılmıştır. Pembe renkli barok tarzı ve kulesi ile dikkat çeken bir bina burası. Pinkas Sinagogu özel bir aile sinagogu olarak inşa edilmiş, daha sonra genişletilerek bugünkü halini almış. Bu sinagogun bir özelliği de II. Dünya Savaşı'nda soykırıma kurban edilen Çek asıllı herkesin isimlerinin duvarlarında yazılı olmasıdır. Sinagogun dış avlusundan geçerek Eski Yahudi Mezarlığı'na ulaşabilirsiniz. Bir zamanlar Prag'da Yahudilere ayrılan tek mezarlık olması ile biliniyor. Eski mezar taşları insanı ürpetmiyor desek yalan olmaz. 12.000'den fazla mezar taşı olduğu söyleniyor. Mezarlığın ucunda yer alan sinagog eski bir okul binasının üzerine kurulmuş. Yahudi tarihi ve geleneklerine dair koleksiyonları burada görmeniz mümkün. Yahudi Müzesi'nin sorumluluğunda bir diğer sinagog da Maisel Sinagogu. İçeride nadir bulunan rönesans eserlerinin de bulunduğu el yazmaları ve dokumalar sergileniyor. Diğer sinagogların biraz uzağında bulunan İspanyol Sinagogu, Elhamra Sarayı'ndan esinlenilerek yapılmış gösterişli bir yapı. Prag'da, Kafka'ya atıfta bulunan pek çok eserden biri de İspanyol Sinagogu'nun önünde bulunan Kafka Heykeli. Bronzdan yapılmış olan bu heykel 3.75 metre yükseliğinde ve 800 kilo ağırlığında imiş. Heykeltraş Jaroslav Rona tarafından yapılan heykel, Kafka'nın Türkçe'ye \"Bir Mücadelenin Tasviri\" adı ile çevrilmiş olan kitaba gönderme olarak yapılmış. Eğer Yahudi Mahallesi'nde iseniz ve yemek için bir yer arıyorsanız bu bölgede James Dean Prague restoranı bir arkadaşım önermişti, ben gitmedim. Aklınızda olsun diye buraya not olarak bırakıyorum. Prag'da yeme-içme önerilerim için Prag'da ne yenir, nerede yenir? yazıma da bir bakabilirsiniz. Yahudi Mahallesi ile ilgisi olmasa da Yahudi Mezarlığı'nın hemen arkasında yer alan Rudolfinum çok güzel bir konser salonu. Çek Filarmoni Orkestrası'na ev sahipliği yapıyor. Burada bir konser izlemek güzel bir deneyim olabilir. Vaclav Meydanı, yeni şehir bölgesinin merkezi. Aziz Vaclav Anıtı'nın arkasında bütün şehir izleyen Ulusal Müze ve pek çok pasajı ile mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri bu bölge. Prag Yeni Şehir bölgesinde gezilece yerler ile devam ediyoruz. Eski Şehir ile Yeni Şehri ayıran cadde Na Prikope. Trafiğe kapalı olan sokakta mağazalar, kafeler yer alıyor. Bu caddenin ilginç yanı eski şehri çevreleyen hendeğin üzerine kurulmuş olması. Mustek metro istasyonunda hendek üzerindeki köprünün kalıntılarını görmeniz mümkün. Vaclav Meydanı, modern Çekya'nın sembolü olarak inşa edilmiş. Paris'teki Champs-Elysees gibi bir bulvar oluşturulmaya çalışılmış burada. Şehrin toplanma yeri de denebilir, protestolar, kutlamalar da bu meydanda yapılıyor. Bizim gittiğimiz Noel Pazarları zamanı bulvarın hem başına hem de sonuna birer pazar kurulmuştu ve heryer cıvıl cıvıl idi. Meydanın en yüksek bölümünde ise Aziz Vaclav atına binmiş tüm meydanı, bulvarı izliyor. Vaclav Meydanı'nın başında tarihi binası ile Ulusal Müze yer alıyor. Biz gittiğimiz dönemde tarihi müze binası restorasyonda olduğunda hemen 50 metre ilerisindeki yeni müze binası kullanılıyor idi. Tarihi müze açılmış ama Şubat 2019 boyunca kapalı olacak uyarısı var internet sitesinde. Gitmeden önce yine kontrol etmekte fayda var. Müze girişi ücretli ve 250 CZK yani yaklaşık 10 euro. Yeni ve eski şehir çevresinde pek çok tarihi pasaj yer alıyor. Lucerna Pasajı bu pasajlardan biri. Lucerna sineması ve sinemanın girişinde yer alan tarihi bir kafe olan Lucerna Cafe bu pasaj içinde yer alıyor. Prag'da pek çok heykelini görebileceğiniz sanatçı David Cerny'nin ata binen aziz heykeli bu pasajda sizi karşılıyor. Aynı sanatçı Kafka Müzesi önündeki işeyen adamlar heykelini yapan kişi. Bu pasajın bir ucu gizli park denen minik bir parka açılıyor. Pasajın içinde yer alan Ovocy Svetozor pastanesinde minik bir tatlı molası verebilirsiniz. Bu pastanenin ilk şubesi burada açılmış, şimdi tüm Prag'da şubeleri var. Heykel sanatçısı David Cerny'nin bir diğer eseri ise Kafka Kafası. O da Yeni Şehir Bölgesi'nde yer alıyor. Quadrio alışveriş merkezinin önündeki kafa 11 metre yüksekliğinde. Prag'da birinci gün Eski Şehir bölgesi, Yahudi Mahallesi ve Yeni Şehir bölgesini gezerek dolu dolu geçirdikten sonra ikinci günü kale ve çevresine ayırdık. Biz ikinci günü nehrin diğer yakası olan Kale bölgesi ve Küçük Mahalle'ye ayırdık. Gelin Prag Kalesi ve çevresinde gezilecek yerler nerelermiş birlikte bakalım. Prag Kalesi Habsburg Hanedanlığın kalesiydi. Aslında sadece bir kale değil, içeride yaşamın, el sanatlarının da olduğu geniş bir yerleşim alanı olarak tasarlandı. Halen Çekya'nın başkanlık ofisi de bu kale bölgesi içinde yer alıyor. Kale bölgesini gezmek için kalenin üst girişinden başlayıp nehir kıyısına doğru inmek gezinin ergonomisi açısından daha verimli. Ben de o doğrultuda anlatacağım rotayı. Eski veya Yeni Şehir çevresinde konaklıyorsanız, Prag Kalesi'nin üst girişine gidebileceğiniz pek çok tramway hattı var. Hradcanska durağından geçen tramwaylardan birine binmeniz yeterli. Prag Kalesi'ne üst kapıdan giriyorsanız derin bir hendekten geçerek kaleye güvenlik kontrolünden geçerek gireceksiniz. Kale bölgesine giriş için bir ücret ödemeniz gerekmiyor, ancak kaledeki binaların veya bölgelerin içine girmek için bilet almanız gerekiyor. Prag Kalesi girişinde biletlerini görmek istediğiniz yerlere göre satın alabiliyorsunuz. Biz Circuit B biletinden almayı tercih ettik. Bu biletleri aldığınızda 2 gün geçerli oluyor, yani uzun uzun gezebilirsiniz. exhibition \"The Story of Prague Castle\", |Exhibition \"The Treasure of St. Vitus Cathedral\", Prag Kalesi'ne üst girişten girdiğinizde sizi bir avlu karşılayacak. Bu avluya bakan binalardan biri Prag Kalesi Resim Galerisi. Avluda bir zamanlar cadıların yakıldığı bir de kuyu göreceksiniz. Kale bölgesinin en ihtişamlı yapısı ise elbette Aziz Vitus Katedrali. Katedrale normalde 09:00-17:00 arası giriş var ancak biz gittiğimizde 13:00'te açıldı girişler, Pazar ayini nedeniyle. Buna dikkat etmenizde ve tam açılış saatinde gitmemenizde fayda var. İlk anda çok uzun bir sıra oluştu girişte, biz de o sırada Golden Lane'i görmeye karar verdik, döndüğümüzde sıra tamamen bitmişti. Katedral girişindeki ilk bölüme biletsiz girebiliyorsunuz. Katedralin içinde ilerlemek isterseniz bilet kontrol noktası var. Şöyle bir kafamı uzatıp bakacaktım diyenlerdenseniz belki de biletsiz girersiniz. Katedralin hem içi hem de dışı mimari olarak inanılmaz ihtişamlı, gösterişli. Pencerelerdeki vitray işçilikleri saatlerce inceleyebilirsiniz. Katedral içinde çok sayıda şapel, kraliyet mücevherleri, prens mezarları gibi çok sayıda önemli misafiri ağırlıyor. Vitus Katedralinden çıktıktan sonra Eski Kraliyet Sarayı mütevazi yapısıyla dikkatinizi çekecektir. Saray içindeki salonlar, Prag manzarası için görülebilir. 16. yüzyılda mücevher zanaatkarlarının dükkan ve evlerinin olduğu bölgeye verilen ad Altın Yol, Golden Lane. Ayrıca Franz Kafka da kız kardeşi ile bu sokakta bir süre yaşamış, onun yaşadığı evi de görme şansınız var. Şimdi bu dükkan ve evlerin bir kısmı eskiye uygun olarak sergi alanı, bir kısmı da hediyelik eşya dükkanı olarak hizmet veriyor. Her evin farklı bir renge boyanması ile oldukça sevimli de bir sokak ortaya çıkmış ortaya. Caddenin sonundaki Dalibor Kulesi ve başındaki Siyah Kule görülmesi gereken yerlerden. Bu sokak için mutlaka bilet almanız gerekiyor. Bence görmeye değer. Aşağıdaki kuleden çıktıktan sonra kale bölgesinden çıkabilirsiniz, nehir kenarına inen geniş merdivenli bir sokak sizi bekliyor olacak. Belvedere Sarayı ve Kraliyet Bahçeleri aşağıda sizi bekliyor. Ancak biz kaleyi gezmeyi bitirdikten sonra nehir kıyısına inmek yerine biraz daha yukarılara doğru devam ettik. Loreto Bölgesi denen yere yürüyerek veya yine tramway ile ulaşabilirsiniz. Buraya gelmemizin nedeni Strahov Manastırı ve Kütüphanesi'ni görmek. Strahov Kütüphanesi paha biçilmez bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. 3000 el yazması kitap, yüksek duvarlarında tavana kadar kitap rafları ve tavanda muhteşem resimlerle süslü odalarda sergileniyor. Kütüphane giriş ücreti 120 CZK, eğer içeride fotoğraf çekmek istiyorsanız 50 CZK daha ödemeniz gerekiyor. Eğer vaktiniz varsa buraya kesinlikle uğramanızı öneririm. Hava güzel ise Strahov Manastırı'ndan Petrin Parkı'na yürüyerek devam edebilirsiniz. Bütün tepeye yayılmış kocaman bir yeşil alan burası. Prag manzarası izlemek için de güzel bir seçenek. Ancak biz oldukça soğuk bir zamanda gittiğimiz için bu kez Petrin'e çıkmamayı tercih ettik, ben önceki gidişimde çıkmıştım. Parkın içinde bir de Eyfel Kulesi'ne benzetilmeye çalışılan Petrin Kulesi yer alıyor. Buraya çıkan bir de kablolu tramvay hattı da var. Kale çevresinde görmek istediğimiz yerleri bitirdikten sonra artık yeniden nehir kıyısına inme vakti geldi. Bu bölgede Rönesans ve Barok etkisinde çok sayıda malikane, parklar bizi bekliyor. Küçük Mahalle Meydanı, tramway yoğunluğu nedeniyle meydan olma özelliğini yitirse de, meydanı bekleyen Aziz Nikolas Kilisesi hala ihtişamını koruyor. Meydandan nehre doğru inen sokak, Prag ve bu bölgenin mimari güzelliğini yansıtan sokaklardan biri. Kiliseden sonra Malta Meydanı'na oradan da Kampa Adası'na doğru devam ediyoruz. Kampa Adası küçük bir köprü ile Küçük Mahalle'den ayrılıyor. Burada eskiden değirmenler varmış çok sayıda, şimdi de köprünün yanında bir değirmen çarkı hala burayı süslüyor. Kampa Bölgesi yaz aylarında gençlerin parklarında vakit geçirdiği oldukça hareketli bir bölge. Kampa Adası'nda şu an duvar resimleri ile kaplı bir duvar göreceksiniz. Bu duvardaki ilk resim John Lennon'un resmi imiş ve kominist rejimin son dönemlerinde burası gençlerin odak noktası haline gelmiş. Eline boyasını alan duvara bir ekleme yapmış, şu an tam anlamıyla bir instagram köşesi haline gelmiş. Küçük Mahalle'de Karl Köprüsü'ne doğru ilerlerken köprü ayağında yer alan iki kule bulunuyor. Kısa olan Judith Kulesi, ilk yapılan ve daha yıkılan kuleden kalen kule, uzun olan ise yeni köprü ile birlikte yapılan Eski Şehir Köprü Kulesi. Etkileyici bir gotik kule olan Eski Şehir Köprü Kulesi halka açık, kuleye çıkıp Karl Köprüsü'nün güzelliğine oradan da şahit olabilirsiniz. 100 CZK kuleye çıkış ücreti. Sabah 10:00'dan itibaren açık, mevsime göre kapanış saati 18:00 ile 22:00 arasında değişiyor. Karl Köprüsü'nde karşıya geçmeden önce yeniden kale bölgesine doğru yürüyoruz ve Kafka Müzesi'ne ulaşıyoruz. Franz Kafka, Prag doğumlu bir Alman Yahudisi, edebiyat dünyası için olduğu kadar Çekler için de önemli bir figür. Müze girişinde yine David Cerny tarafından yapılmış, işeyen adamlar heykeli Kafka Müzesi'ni geride bırakıyor. Ayrıca müze girişindeki küçük meydanın girişinde bir kurabiyeci var ki kurabiyelerin kokusu bütün meydanı sarıyor. Belki burada bir kurabiye molası vermek istersiniz. Kafka Müzesi'den kale yönüne devam ederseniz, nehre doğru inen minik bir sokak göreceksiniz. O sokağa mutlaka inin, çünkü orada nehirde yaşayan yüzlerce kuğu sizi bekliyor. Burada minik bir park var. Herkes kuğulara ekmek veya yem veriyor, bu nedenle bir sürü kuğu buraya dinleniyor. Karl Köprüsü'nün harika manzarası ile kuğular birleşince masalsı bir görüntü burada sizi bekliyor. Bir güne bu kadar çok yeri sığdırınca yorgunluktan ölerek kaldığımız yere dönüyoruz. Son günümüz yarım gün, toplu taşıma kullanarak birkaç yeri göreceğiz ve artık dönüşe geçeceğiz. Prag'daki son günümüzü şehir merkezinin birazcık daha dışında olan yerlere ayırdık. Buralara toplu taşıma ile ulaşıp hızlıca dönmeyi hedefleyerek böyle bir plan yaptık. Vysehrad, yüksek kale demekmiş. Prag Kalesi'ne karşıdan bakan nehrin de karşı kıyısında yer alan bu kale hak ettiği üne henüz kavuşamamış olsa da en güzel Prag manzaralarından birine ev sahipliği yapıyor. Kırmızı renkli metro hattına binerek Vysehrad Kalesine ulaştık. Metro istasyonundan 10 dakikalık bir yürüyüş ile kaleye ulaşabiliyorsunuz. Kalesi, kilisesi, yürüyüş yolları ve mezarlığı ile birkaç saatinizi geçirebileceğiniz bir yer burası. Harika Prag manzarası da cabası, üstelik ücretsiz. Vysehrad Kalesi'nden yürüyerek yeniden nehir kıyısına iniyoruz, tramwaya binip Dans Eden Ev'i bir de gündüz gözü ile görmeye gidiyoruz. Dancing House yani Dans Eden Ev, aslında otel sizi karşılayacak. Cam olan bina Ginger, Fred olan da diğer bina dans ediyormuş gibi göründüğü için aslında Prag'ın genel mimarisine hiç uymasa da birden ünlendi. Bizde de İnterrail Türkiye ekibi bu bina ile eğlenceli fotoğraflar çektirerek binayı Türkiye'de de popüler hale getirdiler. Biz uğramadık ama Vlata Nehri üzerinde yer alan küçük bir ada Slovansky Ostrov. Bu ada 1700lerden sonra ortaya çıkmış ve payandalarla karaya bağlı. Ada üzerinde bulunan Manes Galeri'de sürekli değişen sergiler düzenleniyor. Burası da duraklarınızdan biri olabilir. Üç günlük Prag rotamızı geniş geniş anlatmak istedim, umarım faydalı olmuştur. Prag'a gitmek için en iyi zaman için önerilerimi ve nedenlerini paylaşayım. Prag'a gitmek için en iyi zamanlardan biri; ilkbahar sonu yaz başı. Sebebi ise; genellikle soğuk olan Prag'da hava ısınmaya, günler de uzamaya başlamış olacak. Prag'ın en yoğun sezonu olan yaz aylarının yoğunluğu ise henüz başlamamış olacak. Bu nedenle çılgın Prag kalabalığından da kurtulmuş olacaksınız. Şehrin içindeki parklar yeşermiş de olacak. Gün batımı veya gün doğumunda fotoğraf çekmek için ihtiyacınız olan güneş sizi bekliyor olacak, daha ne olsun. Prag'a ne zaman gidilir sorusunun en iyi cevaplarından bir diğeri ise, tabii ki Noel Pazarları zamanı. Yani 25 Kasım-25 Aralık arası. Noel'den önce neredeyse her meydanda kurulan rengarenk Noel Pazarları ile zaten kartpostal gibi olan Prag sokakları daha da güzelleşmiş oluyor. Fotoğraf çekmeyi sevenler için Noel Pazarları ayrı bir cümbüş, rengarenk kurabiyeler, hediyelikler, yemekler, tatlılar derken insanın aklı başından gidiyor. Yaz aylarında Prag'a gitmeyi çok önermiyorum çünkü herkes o dönemde gitmeye çalışıyor ve her yer çok kalabalık oluyor. Yine de ben sıcak havada gezmek istiyorum derseniz, bu da bir seçenek. Ben genel olarak gittiğim yerlerin yüksek sezonları yerine yüksek sezon başlangıcı veya bitişine gitmeye çalışırım ki çılgın kalabalıkların arasında kalmayayım. Prag'a gelmeden önce Prag ile ilgili en fazla uyarı göreceğiniz konu Prag'da para bozdurma olabilir. Bu konunun biraz fazla abartılmış olduğunu düşünsem de birkaç önerim olacak. Prag'a gelmeden önce mutlaka elinizdeki para birimi ile Çek Kronası kurunu öğrenin. Böylece kazıklanıyor muyum diye boşuna endişelenmemiş olursunuz. XE Currency uygulamasını kullanıyorum ben bunun için, siz de onu veya benzer uygulamaları kullanabilirsiniz. Artık kuru bildiğinize göre herhangi bir döviz bürosundaki kur ile elinizdeki kuru kıyaslayarak verilen kurun iyi mi kötü mü olduğunu kıyaslayabilirsiniz. Ben dışarıda kuru yayınlamayan döviz bürolarını kullanmamayı tercih ediyorum. Yolda size döviz bozdurmak istiyor musunuz, en iyi kur bizde gibi yaklaşanlar olursa onlara itimat etmeyin. Resmi bir döviz bürosunu tercih edin. Bazı döviz büroları komisyon almazken, bazıları alıyor. Almayanlar genelde camlarına \"no commision\" şeklinde belirtiyorlar. Onları tercih edin. Biz birkaç döviz bürosuna bakıp en iyi kuru ve sıfır komisyon olanlardan paramızı bozdurduk. Herhangi bir sıkıntı da yaşamadık. Prag'a gelmişken hediyelik olarak alabileceğiniz çok fazla seçenek var. Kristaller ve kuklalar ilk aklıma gelenler. Bohemya kristalleri Prag'dan alınacaklar listesinin başında. Çekya'da üretilen kristaller ve porselenler pek çok kraliyet ailesinin mutfaklarını süslüyormuş. Swarowski ise Çeklerin iftarı, değersiz kristali dünya markası haline getirmek büyük başarı. İtiraf ediyorum ben de Prag'a ilk gittiğimde Swarowski'den bir kolye almıştım. Kristal deyince aklınıza sadece takı gelmesin, vazo, bardak, yılbaşı süsü gibi aklınıza gelebilecek pek çok ürün kristalden yapılmış Prag dükkanlarını, mağazalarını süslüyor. Pek çoğu özel tasarım olan bu ürünleri uygun fiyatlara da alabiliyorsunuz. Prag eski şehir merkezinde gezerken pek çok kuklacı dükkanı göreceksiniz, büyüklü küçüklü, çeşit çeşit ve rengarenk kuklalar şehrin renklerinden biri. Vaktiniz olursa kukla tiyatrosu da izleyebilirsiniz. Prag gezi rehberi niteliğinde detayları içeren Prag yazımı umarım beğenmişsinizdir. Sizin de deneyimleriniz varsa yorum olarak eklerseniz okuyan herkes faydalanabilir. - Prag'a inince ne yapacağınız diyorsanız; Prag Vaclav Havel Havalanı ve Prag'da Ulaşım - Prag'da gezilecek yerler ve gezi rotası önerisine ihtiyacınız varsa; Prag gezilecek yerler - Prag'a gidince ne yeriz diyorsanız; Prag'da ne yenir, nerede yenir? - Kanlı canlı görseydik Prag'ı diyosanız; Prag gezi videosu - Prag Noel Pazarları'nı merak ediyorsanız; Prag Noel Pazarları - Prag gezisi kaça mal olur derseniz; 3 Günlük Prag Gezisi Maliyeti Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgeze"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/prag-noel-pazarlari", "text": "Prag, Noel Pazarları zamanı ayrı bir güzelleşiyor. İrili ufaklı neredeyse bütün meydanlarda Noel Pazarları kuruluyor. 25 Kasım 25 Aralık arasında ziyaret edebileceğiniz bu pazarlardan ziyaret ettiklerimi yorumlarımla birlikte Prag Noel Pazarları yazımda bulacaksınız. Keyifli okumalar! Noel Pazarları, Noel öncesi herkesin hediyeler alabileceği, sıcak şarap, sokak yemekleri ve konserlerle meydanlarda eğlendikleri bir Avrupa geleneği. Almanya'da başlayan pazarlar zamanla tüm Avrupa'ya yayılarak bugün önemli bir turizm kapısı haline gelmiş. Prag'ın en popüler ve en kalabalık noktası olan Eski Şehir Meydanı, Prag Noel Pazarları'nın da en büyük ve renkli olanına ev sahipliği yapıyor. Meydandaki çok sayıda standı kaçırmamanız için bir haritasını bile yapmışlar. Noel Pazarları'nın olmazsa olmazları sıcak şarap ve sosis satan standların yanı sıra demir ustalarının demir dövdükleri, cam ustalalarının ustalıklarını gösterdiği, renk renk kurabiyelerin satıldığı, hediyelik eşyalar bulabileceğiniz pek çok stand meydanı kaplıyor. Meydana bir de üstüne çıkıp bütün meydanı izleyebileceğiniz yüksekçe bir pavyon yapılmış. Ve tabii ki Noel Pazarı'nın olmazsa olmazsa dev çam ağacı da sizi bekliyor bu meydanda. Eski Şehir Meydanı'na kısa bir yürüyüş mesafesinde olan Republic meydanı, Palladium AVM'ye gelenler nedeniyle de oldukça kalabalık oluyor. Meydan'da 2 farklı noktada standlar var. Bir bölümde daha çok yiyecek ve içecekler varken diğer tarafta el sanatları standlarını bulabiliyorsunuz. Burayı tercih etmek için en geçerli sebep, Eski Şehir Meydanı'ındaki pazara göre fiyatların %20 kadar ucuz olması. Şarap aynı şarap, sosis aynı sosis ama burada fiyatlar daha iyi. Eski Şehir Meydanı'nı gezip yemek yemek veya alışveriş yapmak için burayı tercih edebilirsiniz. Vaclav Meydanı uzun bir bulvar olduğundan bu bulvarın hem başına hem sonan Noel Pazarı kurulmuş. Burası da bir geçiş noktası olduğundan pazar oldukça kalabalıktı benim gittiğim saatlerde. Yine bol bol yiyecek standının yanına daha az sayıda hediyelik eşya standı ile daha çok yemek yiyeceklere hitap eden bir pazar yeri burası. Prag Eski Şehir Merkezi'ndeki Noel Pazarı'ndaki en güzel pazar Prag Kalesi içinde yer alan Vitus Katedrali'nin arkasındaki Noel Pazarı bana göre. Burası da Eski Şehir Meydanı'nda olduğu gibi turistlerin önemli duraklarından biri. Bu nedenledir ki, bu pazarda diğer pazarlarda görmediğimiz yemek yemek için çok sayıda masaya yer vermişler. Prag Kalesi'nden nehir kıyısına inerken yolunuzun geçeceği Küçük Mahalle'de de tabii ki bir Noel Pazarı var. Ama burası oldukça küçük bir pazar. Özellikle uğramaya gerek yok, yolunuz geçerse bir bakarsınız. Ayrıca Karl Köprüsünün ayağında da küçük bir Noel Pazarı var. Bu pazarlardan şehrin hemen hemen bütün meydanlarında var. En güzelleri Eski Şehir Meydanı ve Prag Kalesi içindekiler. Noel Pazarlarına yakın Prag'da nerede kalınır, Prag'da konaklama için nereye bakalım derseniz, aşağıdaki haritadan gitmeyi düşündüğünüz tarihleri seçerek bütçenize uygun bir yer bulabilirsiniz. - Prag'a inince ne yapacağınız diyorsanız; Prag Vaclav Havel Havalanı ve Prag'da Ulaşım - Prag'da gezilecek yerler ve gezi rotası önerisine ihtiyacınız varsa; Prag gezilecek yerler - Prag'a gidince ne yeriz diyorsanız; Prag'da ne yenir, nerede yenir? - Kanlı canlı görseydik Prag'ı diyosanız; Prag gezi videosu - Prag Noel Pazarları'nı merak ediyorsanız; Prag Noel Pazarları - Prag gezisi kaça mal olur derseniz; 3 Günlük Prag Gezisi Maliyeti"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/prag-vaclav-havel-havaalani-ve-pragda-ulasim", "text": "Vaclav Havel Havaalanı, Çekya'nın başkenti Prag'ın uluslararası havaalanı. Prag Vaclav Havel Havaalanı hakkında bilmeniz gerekenler, Prag havaalanında para bozdurma, içme suyu, Prag havaalanında şehir merkezine ulaşım ve Prag'da toplu taşıma hakkındaki tüm notlarımı bu yazıda bulacaksınız. Prag Vaclav Havel Havaalanı, adını Çekoslovakya'nın son, Çek Cumhuriyeti'nin ise ilk cumhurbaşkanı olan Vaclav Havel'den almıştır. Havaalanı, Prag şehir merkezine 18 km uzaklıkta yer alıyor. Ancak şehir merkezine havaalanından direkt toplu taşıma yok. Nasıl gideceğimizi ayrıca anlatacağım. Prag Havaalanı, Prag'a gelen yoğun turist trafiğini de kaldıracak şekilde oldukça yoğun ve büyük bir havalimanı. Pasaport kontrolünden önce freeshop mağazaları başlıyor ve pasaporttan geçtiğinizde artık havaalanının gidiş bölümüne çıkmış oluyorsunuz. Havaalanında içme suyu için tuvaletlerin girişinde içme suyu çeşmeleri bulunuyor. Yanınızda boş bir şişeniz olursa buralardan su doldurabilirsiniz. Bu arada Prag'da çeşmeden su içildiğinin de altını çizeyim, suya ekstra para ödemeniz gerekmiyor. Bu gibi durumlarda kullanmak için benim yanımda sürekli bir matara veya boş bir pet şişem mutlaka oluyor, size de şiddetle tavsiye ederim. Prag ile ilgili araştırma yaparken herkesin fazlasıyla uyardığı bir konu vardı ki, bu da para bozdurma. \"Sakın havaalanında paranızı bozdurmayın, kur çok düşük, komisyon alıyorlar\" gibi fazlasıyla uyarı var. Biz de bu uyarıları dikkate alarak havaalanında para bozdurmadık ancak şehir içinde dolaşırken durumun bu kadar da vahim olmadığını fark ettik. Prag havaalanında otobüs biletinizi kiosklardan kredi kartı ile alabiliyorsunuz. Böylece para bozdurmadan şehir merkezine gitme şansınız var. Ancak burada da çalıştığınız bankanın hangi kurdan size yansıtacağını bilmiyorsunuz. Havaalanı kurundan kurtulayım derken bankanın tuzağına düşmemeye dikkat. Ben yine bu durumlarda mümkün olduğunca kredi kartı yerine nakit kullanmayı tercih ediyorum, banka önce bulunduğunuz ülke kurunu euro veya usd'ye sonra da TL'ye çeviriyor. İki kez kur farkı yemiş oluyorsunuz yani. - Gitmeden önce mutlaka gittiğim ülkenin para birimini USD ve EURO kurlarını kontrol ederim. Bunun için XE Currency adında bir telefon uygulaması kullanıyorum. Böylece kuru aklımda tutmam gerekmiyor, internet bağlantım olmasa da bu uygulamada en son internet bağlantısı sırasında uluslararası kuru güncellemiş oluyor. - Yanımda taşıyacağım döviz tipine karar vermek için o ülkenin şartlarını anlamaya çalışıyorum. Prag zaten Avrupa'nın göbeğinde olduğu için Euro götürdüm ancak pek çok ülkede USD daha yaygın kullanılıyor. Hatta bazı Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkelerinde elinizdeki USD'nin tarihi bile önemli oluyor yeni tarihli değilse düşük kurdan bozuyorlar veya hiç bozmuyorlar. - Havaalanında para bozdurmam şart ise, az miktar bozduruyorum. 20 euro, maksimum 50 euro gibi. Bu yüzden Türkiye'de paramı hazırlarken çekerken bozuk vermelerini istiyorum. - Eğer birden fazla döviz bürosu varsa -ki genelde oluyor- onların kurlarını kontrol edip kendi elimdeki kur ile yakın olan ve daha iyi kuru olan döviz bürosunu tercih ediyorum. Prag'da şehir merkezinde de benzer bir yol izledik. Kur ve komisyon oranlarına bakarak farklı döviz bürolarında paramızı bozdurduk, hiçbirinde de kazık yemedik. Yurtdışında para bozdurma, kredi kartı ve banka kartı kullanma ile ilgili oldukça detaylı bir yazı yazmıştım, ona da göz atabilirsiniz. Prag Vaclav Havel Havaalanı'nda 2 uluslararası, 1 tane de charter ve iç hat uçuşları için kullanılan 3 terminal var. Uluslararası uçuşların yapıldığı kullanılan terminaller Terminal 1 ve Terminal 2'dir. - Terminal 1: Prag havaalanı Terminal 1'den Schengen anlaşması dışında kalan genellikle kıtalararası uçuşların yapıldığı terminaldir. İngiltere, Amerika, Kanada, Ortadoğu, Afrika, Asya gibi bölgelere uçuşlar bu terminalden yapılıyor. - Terminal 2: Prag havaalanı Terminal 2'den ise Schengen ülkeleri, Avrupa ve yakın ülkelere olan uçuşların yapıldığı terminaldir. Biz Türk Hava Yolları'nın İstanbul>Prag uçuşu ile bu terminalden gidip geldik. - Terminal 3: Buradan sadece charter uçuşları, kargo uçakları veya özel uçaklar havalanıyor. Terminaller arası geçiş için havalimanı içinde durakları olan 100 ve 119 numaraları otobüsleri kullanabilirsiniz. Prag havalanından şehir merkezine ulaşım, günü hangi saatinde indiğine bağlı olarak değişse de yaklaşık 40-50 dakika sürüyor. Prag havalanından şehir merkezine otobüs+metro, taksi veya airport express adındaki havaalanı servisi ile ulaşmanız mümkün. Bu seçenekler arasında en ekonomik olan çözüm tabii ki toplu taşıma, hem hızlı hem de ucuz olması açısından biz de toplu taşımayı tercih ettik. Prag havaalanından şehir merkezine direkt otobüs yok, bu nedenle metro aktarması yapmanız gerekiyor. Aktarma noktaları ve iniş-biniş son derece kolay. Vaclav Havaalanı'nda gelen yolcu kapısından çıktığınızda otobüs tabelalarını göreceksiniz zaten. Havaalanından şehir merkezine gideceğiniz metro hattına sizi götürecek olan iki tane otobüs var: 100 numara ve 119 numaralı otobüs. Hangi otobüse bineceğine kalacağınız yere göre karar vereniz iyi olur. Aktarma yapacağınız metro hattına kalacağınız yere göre karar verip, ona göre de otobüsünüzü seçenebilirsiniz. Bizim konakladığımız yer Florence metro durağına yakın olduğundan SARI metro hattını kullanacağımız için 100 numaralı otobüsü tercih ettik. 30 veya 90 dakikalık toplu taşıma bileti alarak bu aktarma sürecini halletmeniz mümkün. 30 dakikalık bilet 24 CZK, 90 dakikalık bilet ise 32 CZK. İlk bileti alırken kalacağınız süreye göre daha uzun süreli bilet almak ise bence en iyi çözüm. 100 numaralı otobüs hattı, Sarı metro hattının ilk durağı olan Zlicin'de sona eriyor. Havaalanından Zlicin'e ulaşmak yaklaşık 15-20 dakika sürüyor. Zaten hattı kullananların büyük çoğunluğu sizin gibi Prag'ı görmeye gelmiş olan yabancılar. Zlicin durağından metroya binip sarı hat üzerinden kalacağınız yere yakın olan metro durağında inebilirsiniz. Namesti Republicky veya Mustek durakları şehrin en merkezi metro durakları. Bu iki duraktan da eski şehir meydanına ulaşmak için 5 dakika yürümeniz yeterli. 100 numaralı otobüs sabah 05:45 akşam 23:39 saatleri arasında çalışıyor. 119 numaralı otobüs hattı ise, Yeşil metro hattının ilk durağı olan Dejvicka'ya sizi ulaştırıyor. Havaalanından Dejvicka metro istasyonuna 20 dakikada ulaşmanız mümkün. Yeşil metro hattına binip Starometska durağında inerseniz yine şehir merkezine yakın bir noktada metrodan inmiş oluyorsunuz. 119 numaralı otobüs Saat 04:15 akşam 00:10 saatleri arasında çalışıyor. 100 ve 119 numaralı otobüsler gece belli bir saatten sonra çalışmıyor, metro da gece çalışmadığı için gece gelenler için de bir ulaşım çözümü düşünülmüş. Gece 23:47 sabah 03:57 arası çalışan 510 numaralı otobüse binip Stepanska durağında indikten sonra 51 numaralı tramvayı kullanarak şehir merkezine gece ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Gece şehir merkezine ulaşım tramvay ile mümkün oluyor sadece. Ailrport Express otobüsünü, bizdeki Havaş, Havataş gibi düşünebilirsiniz. AE'nin ücreti 60 CZK, yarım saatte merkez tren istasyonu, olan Hlavni Nadrazi durağına ulaşıyor. Burası da oldukça merkezi bir noktada. Ancak trafik olan saatlerde şehir içine girdiği için biraz trafikte kalmanıza neden olabilir. AE otobüsü sabah 05:00 akşam 22:00 saatleri arasında çalışıyor. Ben yurtdışında pek taksi ile seyahat seçeneğini tercih etmiyorum, özellikle de Euro bölgesinde. Prag için havaalanından şehir merkeze ulaşım için en kolay ve hızlı seçenek gibi görünse de, en pahalı olan seçenek taksiler. Yine trafik sorununu da göz önüne almak gerek taksi tercih ederken. Prag havaalanından şehir merkezine 700-800 CZK gibi bir ücret çıkıyor taksi tercih ederseniz. Havalanından şehir merkezine ulaşınca iş bitmiyor tabii, Prag içinde ulaşım için ne yapmak gerek notlarını da buraya yazayım istedim. Prag her ne kadar yürüyerek gezilebilecek bir şehir olsa da kısa süreli gittiğinizde size zaman kazandırması, soğuk havada uzun yürüyüşlerden kurtulmak ve ana merkezinde azcık dışında konaklama maliyetlerinin daha düşük olması nedeniyle toplu taşıma tercih edilebilir. O zaman hadi gelin bakalım Prag'da toplu taşıma hakkında bilmeniz gerekenlere bir göz atalım. Prag'da birkaç günümüz varsa kısa süreli toplu taşıma bileti alabilir, uzun süreli kalacaksanız aylık veya yıllık kartlardan edinebilirsiniz. Biz kısa süreli seyahat ettiğimiz için o seçeneklere bakalım. Aşağıdaki biletlerden hangisini alırsanız alın, bileti geçerli hale getirmek için ilk bindiğiniz araçtaki bilet makinasında okutmanız gerek. Ve sadece ilkinde okutuyorsunuz, böylece ne kadar süre kullandığınız anlaşılıyor. - 30 dakikalık bilet 24 CZK - 90 dakikalık bilet 32 CZK - 24 saatlik bilet 110 CZK - 72 saatlik bilet 310 CZK Bilet almadan toplu taşıma araçlarına binmek mümkün, herhangi bir engel yok. Ancak tramvay, otobüs veya metroda sivil görevliler sürekli dolaşarak bilet kontrolü yapıyor veya metro çıkışlarında güvenlik durdurup bilet soruyor. Eğer biletiniz yoksa 800 CZK cezası var, yani yaklaşık 30 euro. Prag'da hem müze vb yerlere giriş, hem havalanı transferi hem de toplu taşıma kartı olarak kullanabileceğiniz bir kart var. Prag Card adındaki bu kartı 2, 3 veya 4 günlük alabiliyorsunuz. İnternette aratarak detaylarını da görebilirsiniz. - 2 günlük Prag Card 58 euro - 3 günlük Prag Card 68 euro - 4 günlük Prag Card 78 euro Sınırsız toplu taşıma, havalanı transferi, otobüsle şehir turu ve pek çok müzeye ücretsiz giriş sağlaması açısından fena değil ama ben tercih etmedim. Prag kesinlike 3-4 ayrılması gereken bir şehir. Bu nedene zamanınızı ne kadar verimli kullanırsanız o kadar iyi. Umarım havaalanı ve ulaşım önerileri işinize yarar, yorumlarınızı yazının altına yazarsanız bir sonraki yazının daha iyi olmasına katkıda bulunabilirsiniz. - Prag'a inince ne yapacağınız diyorsanız; Prag Vaclav Havel Havalanı ve Prag'da Ulaşım - Prag'da gezilecek yerler ve gezi rotası önerisine ihtiyacınız varsa; Prag gezilecek yerler - Prag'a gidince ne yeriz diyorsanız; Prag'da ne yenir, nerede yenir? - Kanlı canlı görseydik Prag'ı diyosanız; Prag gezi videosu - Prag Noel Pazarları'nı merak ediyorsanız; Prag Noel Pazarları - Prag gezisi kaça mal olur derseniz; 3 Günlük Prag Gezisi Maliyeti Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgeze"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pragda-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Prag seyahatim için plan yaparken Prag'da gezilecek yerler konusunda çok alternatif bulmuşken Prag yeme-içme önerileri konusunda o kadar çok seçenek bulamamıştım. \"Prag'da ne yenir, nerede yenir?\" rehberi hem yerli ve yabancı bloglardan hem de sosyal medya takipçilerimden aldığım öneriler ve kendi deneyimlerim ile hazırlandı! Haydi gelin biraz iştahınızı açalım! Prag deyince aklınıza herhangi bir yemek geliyor mu? Çek yemekleri ülke dışında pek ün kazanmış değil, bu nedenle \"Prag'da ne yenir?\" önerilerim gidip yerinde tanıştığımız yemeklerden oluşacak. O zaman başlayalım! Trdelnik adlı hamur tatlısını listenin başına eklesem de aslında bu bir Çek tatlısı değil. Orta ve Doğa Avrupa'daki pek çok yerde özellikle Noel Pazarları'nda yapılan, mangalda dönen çubukların üstüne pişirilen tatlı hamura verilen ad trdelnik. İçine nutella sürüleni çok makbul. Noel Pazarları'nın hepsinde en az birkaç tane trdelnik tezgahı oluyor. Biz daha ucuza Noel Pazarları'ndakileri tercih ettik. Sade yerseniz 70 CZK, Nutellalı isterseniz 90 CZK. Noel pazarlarının hemen hepsinde fiyat aynı idi. Ayrıca eski şehir merkezinde bir sürü trdelnik dükkanı da var. Külah halinde kullanılan hamurun içine dondurma, şekerleme gibi şeyler doldurup daha renkli ve tatlı hale getirmişler. Prag'da şekilli trdelnik yemek için en iyi seçenek Good Food. Bu havalı trdelniklerin fiyatları ne kadar bilmiyorum. Kuzey-Güney dizisini izleyenler bu tatlıyı hatırlayacaktır. Diziden sonra Türk girişimciler Türkiye'de de yapmış bu tatlıdan ama sanırım tutmadı, ben hiç görmedim. Tadını seven de çok sevmeyen de. Ben genellikle hamur işlerini severim, bu yüzden trdelnik ile de aram oldukça iyi. Yine Noel Pazarları'nın olmazsa olmazı sosisler. Mangal ateşinde pirilen bu sosisler çoğunlukla domuz etinden yapılıyor. Baharatlı ve sade seçenekleri var. İsterseniz sadece sosis alabiliyorsunuz, isterseniz aynı sosisi ekmek arası yaptırabiliyorsunuz. Sosis sadece Noel Pazarı'nda yok, hemen hemen tüm restoranlarda da bulabilirsiniz. Restoranlarda dana, geyik gibi et seçenekleri de bulmak mümkün. Biz Bohemian Craft Beer Tasting'de geyik etli olanı denedik, oldukça güzeldi. Sosisli fiyatları 120 CZK civarında idi. Restoranlarda 150 CZK civarında. Eveeet, gelelim Çek yemeklerine. Yukarıdakiler Avrupa'nın pek çok yerinde kolayca bulabileceğiniz yiyeceklerdi. Svickova ise dibine kadar Çek yemeği. Neredeyse bütün yerel restoranların menüsünde bulunan yanında beyaz tatsız birkaç dilim ekmek ile servis edilen bu et yemeğinin alameti farikası bence sosu. O nefis sosun tadı hala damağımda. Biz bu yemeği, Prag'da oldukça meşhur bir restoran zinciri olan Lokal'de yedik. Yine Doğu Avrupa'da pek çok ülkede bulabileceğiniz yemeklerden biri gulaş. Aslında Macaristan yemeği olarak bilinse de Prag'da da pek çok menüde bulabilirsiniz. Haşlama et, soğan, kırmızı biber ile yapılır ve kocaman bir ekmeğin içinde servis edileni görsel olarak makbul olanıdır. Gulaş çorbası da denir ama aslında yemek kıvamında ve doyurucudur. Ben Macaristan ve Slovakya'da daha önce denediğim için bu kez gulaş yemeye sıra gelmedi. Prag'da peynir üretim ve tüketimi oldukça fazla. Peynirler ezine peynirinden ziyade kaşar kıvamlı olsa da lezzetleri güzel. Kızarmış peynir ise; meze, başlangıç gibi yenen yiyeceklerden biri. Kızarmış peynir dışında peynirin farklı şekillerde başlangıç olarak servis edilmesi durumu da var. Biz kızarmış peyniri yine Lokal'de yedik. Yine son derece lezzetli idi. Yukarıdaki fotoğrafta metal kapta gördüğünüz mayonezli sos ile servis ediyorlar. İkinci fotoğraftaki tabak ise Bohemian Craft Beer Tasting adlı bira salonundan. Sağdaki iki katlı peynir arasında salçaya benzer yoğun bir sos var. Soldaki sosis ise yukarıda bahsettiğim geyik etinden yapılan sosis. Patates Çek mutfağında oldukça yoğun olarak kullanılıyor. Menülerde patates salatasını hemen her yerde görüyorsunuz. İngiliz patatesi gibi minik patateslerin tavada pişirildiği yemekler Noel Pazarlarında yer buluyor. Lokal'de yediğimiz patates salatası çok ilginç gelmemişti ama Prag Kalesi'nin içindeki Noel Pazarı'nda yediğimiz patates müthiş lezzetli idi. Noel Pazarlarındaki patatesleri gram ile satıyorlar. 100 gramı 60-70 CZK arasında değişiyor. Prag'daki menülerin başrol oyuncularından biri de ördek. Ben gittiğim yerlerdeki farklı hayvan etlerini denemeyi seviyorum, Afrika'da timsah, Güney Amerika'da lama yemişken Prag'da ördek yememek olmazdı. U Pinkasu adlı restordan yediğimiz ördek yemeği, parmakları yediren cinstendi. Yanında patates ve ekmek ile servis ediliyor. Bir dilim ekmeğin üstüne peynir, jambon, yeşillikler, yumurta gibi aklınıza ne gelirse konularak yapılan kanepelere Chlebicek deniyor. Tanesi 30-50 CZK civarında satılıyor. Hafif atıştırmalık, ara öğün gibi tüketilebilir oldukça sağlıklı. Kafelerin çoğunda bulmak mümkün. Ayrıca menülerde çeşit çorbalar da göreceksiniz. Biz çorbaların tadına bakmadık, deneyimleyen ve tavsiye etmek isteyen olursa aşağıya yorum olarak eklerse harika olur. Prag'dan bahsedince bira kültüründen bahsetmemek olmaz. Burada bira çok tüketilen ve çok üretilen bir içecek. Yolda yürürken o kadar çok kendi birasını üreten yer görüyorsunuz ki, hepsinin tadına bakmak istiyor insan. Hele ki benim gibi bira seven biriyseniz hepsi ayrı çekici geliyor. Prag'ın en popüler birası Plsener, Plsener Urquell ise Çekya'nın kendi ve en popüler birası, bizdeki Efes gibi düşünebilirsiniz. Prag'da bira ile ilgili sevdiğim şeylerden biri de biranın siz aksini belirtmediğiniz sürece yarım litrelik bardaklarda gelmesi ve fiyatının 50 CZK olması. İster Noel Pazarı'nda için ister bir restoranda ister biracıda fiyat aşağı yukarı aynı. Prag'da bira köpüklü içiliyor, iki parmak köpüksüz bira bulmanız zor. Ancak \"ben bira köpüğü sevmiyorum\" demeyin bu köpük içilebilir ve lezzetli. Biranın köpük yüksekliğine göre sipariş verebiliyorsunuz. 4 farklı köpük boyu var ve isimler en az köpükten en çok köpüğe doğru şöyle; Choctan, Hladinka, Snyt, Mliko. - Chochtan: Biraz daha alışık olduğumuz şekilde köpüksüz servis edilen bira. Ancak bu Prag'da pek tercih edilen bir bira tipi olmadığından özellikle belirtmediğiniz sürece standart biranız Hladinka olarak gelecek. - Hladinka: Prag'da bira sipariş ettiğinizde standart köpük boyu ve bira miktarı olarak bu geliyor. 0,5 litre bira ve 2 parmak kalınlığında bira köpüğü - Snyt: Eğer 0,5 litre bira içemeyecekseniz 0,3 biranızı Snyt olarak söylüyorsunuz, yine 0,5 litrelik bardakta geliyor ama bu kez köpük boyu 4 parmak, bira miktarı 0,3 litre olacak şekilde. Küçük bira büyük bardakta. Küçük bira söylememek için snyt söyleniyormuş. - Mliko: Bu biranın tadı farklı, biraz daha tatlı imiş. Genelde kızlar içermiş. Bardağın dibinde minik bir bira ve 50'lik bira bardağının tamamı köpük dolu. Prag'a tam Noel pazarları zamanı gittiğimiz için biz yeme-içme işini ağırlıklı olarak Noel Pazarları'nda hallettik. Bu nedenle aşağıda önce kendi deneyimlediğimiz yerleri, sonra da araştırmalarımda karşıma çıkan yerleri listeleyeceğim. Prag'da dışarıda yemek yemek istiyorsanız rezervasyon şart! Öğle saatlerinde dahi gittiğimiz yerlerde masa bulmakta oldukça zorlandık. Tavsiyem mutlaka rezervasyon yaptırmanız. Dışarıdan baktığınızda yer var gibi görünse de masaların hemen hepsinde rezerve kartı görüyorsunuz. Lokal'in Prag'da 8 şubesi var. Burada özel yapım bira ve taze pişirilen yerel yemeklerin tadına bakabilirsiniz. Kaldığımız yerin çok yakınında Lokal Hamburk şubesi olunca ilk gün bir girip bakalım dedik, tabii ki rezervasyonsuz yer bulamadık ama içeriye girince buranın turistik bir yerden ziyade Çeklerin geldiği bir yer olduğunu fark edince son akşamımız için buraya rezervasyon yaptırdık. İyi ki de yaptırmışız, yediğimiz Svickova sanırım Prag'da yediğimiz en lezzetli yemeklerden biriydi. Nasıl sevdiysek masamızı paylaştığımız insanlar sürekli değişirken biz durmadan yedik, içtik. Rosto, peynir, patates salatası ve şiş kebaptan oluşan menümüze 4-5 bira da eşlik etti. İki kişi 900 CZK gibi yani yaklaşık 35 euro bir hesap ödedik. \"U\" Çek dilinde ev demekmiş, bu nedenle yerel yemek yapan pek çok restoranın adı U ile başlıyor. U Pinkasu da bizim listemizde olan Çek yemeklerinin tadına bakacağımız yerlerden biri idi. Eski Şehir Meydanı ile Vaclav Meydanı arasında arasındaki sokaklardan birindeki restoran eski bir binanın tamamında hizmet veriyor. Şansımıza rezervasyonsuz öğle saatinde yer bulabildik. Menüde ağırlıklı olarak Çek yemekleri yer alıyor. Biz de içinde ördek ve rosto olan iki kişilik bir tabak söyledik. Kendi yaptıkları biralarla birlikte çok lezzetli bir yemek yediğimizi belirteyim. İki kişilik et tabağı ve dört bira için 630 CZK ödemişiz, yaklaşık 24 euro. Prag'da çeşitli bira deneyebileceğiniz çok sayıda mekan var. Bohemian Craft Beer Tasting adlı restoran da bunlardan bir tanesi. Menüsünde 100'ün üzerinde bira çeşidi var. Çilekli biradan Hint birasına kadar aklınıza gelmeyecek onlarca bira. Menülerinde bira tadımı için, 6 biralık bir seçenek vardı, biz onu tercih ettik. İsterseniz o 100 biradan siz 6 tanesini seçiyorsunuz, isterseniz seçimi barmene bırakıyorsunuz. Biz seçimi barmene bıraktık. Plsener, Weiss, Stout gibi farklı tiplerde biralar geldi. Ben daha çok Plsener, Weiss biraları severken kocam siyah biraları seviyor, bizim için güzel bir karışım hazırlamışlardı. Prag'da rezervasyonsuz akşam saatinde yer bulabileceğiniz nadir yerlerden biri burası olsa gerek, ya da biz şanslı günümüzdeydik. Biranın yanına da sosis ve peynir söyleyerek bir akşam yemeğimizi de böyle geçirdik. İki kişi 660 CZK ödemişiz, yani yaklaşık 25 euro. Farklı biralar (6 çeşit) tatmak ve geyik eti sosisi için bu fiyatı ödemiş olduk. Prag'ın pastane zinciri Ovocny Svetozor. Dilim ekmek üzerine çeşit kanepeler, çeşit çeşit, çok taze ve lezzetli pastaları bulabilirsiniz. Biz Svetozor Pasajı'ndaki şubesinde bir tatlı molası verdik ve yediğimiz pastalardan çok memnun kaldık. Burası turistik değil, Çeklerin tercih ettiği yerlerden. Biz kahvaltı için Boulevard Baguette adlı zincir restoranı tercih ettik. Pek çok yerde şubesi var. Baget ekmeğe çeşitli malzemelerle sandviç yapıyorlar. Kaldığımız yerde kahvaltı olmayınca kahvaltıda sandviç ve kahve için buraya uğradık. Hem yediklerimizden hem de kahveden memnun kaldık. Pazar günleri kapalı oluyor. Kahve ve sandviç için kişi başı yaklaşık 20 TL ödedik. Buraya kadar kendi deneyimlediğimiz yerleri anlattım, buradan sonrası listemde olan veya önerilen restoranlar, siz de gidip denedikleriniz varsa bu yazıya yorum olarak eklerseniz harika olur. Prag'da gidilecek mekanlar arasında en fazla önerilen yerlerden biri U Fleku idi. Ancak biz zamanımızı ayarlayıp gidemedik. Avrupa'nın en eski biracılarından biri olarak biliniyor. 1400'lü yıllardan beri kendi siyah birasını yapıyormuş, siyah bira sevenlerin özellikle uğramasında fayda var. Sadece bira değil, Gulaş gibi yerel yemekleri de burada bulmanız mümkün. Cafe Louvre, 1800'lü yıllardan bugüne hizmet vermeye devam eden eski bir restoran, ön kısmı kafe olarak hizmet veriyor. Nazım Hikmet, Kafka ve pek çok Çek sanatçının uğrak mekanı imiş zamanında. Kavarna Slavia, Ulusal Tiyatro binasının karşısında yer alan yine sanatçıların uğrak mekanlarından biri. Nazım Hikmet'in kafe Slavia'da da çok vakit geçirdiği söyleniyor. Burayı kahvaltı için de tercih edebilirsiniz. Prag opera binası, dışarıdan olduğu kadar içeriden de güzel. Binayı, içindeki gösteriler dışında gelip gezmek isterseniz, rehberli turlar düzenleniyor. Ayrıca opera binasının girişinde bir restoran ve kafe var. Tatlı+kahve gibi menüler de yapmışlar ancak fiyatlar biraz yüksekti. Çok şık mekanlar olduğunu belirtmeliyim, biz şöyle bir girip fotoğraf çektik sadece. Restoran kısmının adı, Pilsen Restaurant Prag Plzenska restaurace olarak bulabilirsiniz. Kafeterya kısmının adı Kavarna Obecni dum. Adı müze olmasına rağmen müze değil pub olarak hizmet veren bir yermiş burası. Ancak bir de Beer Museum adında bir yer var, biz burası yerine diğerine gittik ve orası müze imiş. Neyse ki Bohemian Craft Beer Tasting hemen yakınında olduğu için rotamızı oraya kırdık. Yurt dışına çıkan Türklerin bir kısmında yemek seçme, Türk yemeği arama durumları oluyor. Prag bu açıdan tam bir cennet. O kadar çok Türk restoranına denk geldik ki. Ev yemekleri yapan yerlerden dönercilere, kebapçılara kadar pek çok Türk restoranı seçeneği var. Tanıdık yemek arayanlar aç kalmazsınız merak etmeyin. Benim bu konudaki yorumum ise; yemek, gittiğim ülkenin kültürünün bir parçası ve gittiğim yere özgü yemekler yemeyi her zaman tercih ediyorum. Bu nedenle bir Türk restoranı önerim yok, denemediğim için. Prag'a gelirken bu kadar çok Uzakdoğu restoranı göreceğim hiç aklıma gelmemişti. Daha önce geldiğimde de dikkatimi çekmemişti, belki son yıllarda artmıştır. Vietnam mutfağı, Thai mutfağı, Çin lokantaları aklınıza gelebilecek her mutfağa ait restoranlar var burada. Suşi sevenler için de çok sayıda suşi restoranı var. Biz denemedik ama bir arkadaşımız, Palladium AVM'nin yemek katında yiyebildiğin kadar suşi konseptli bir restoran olduğunu söyledi, belki denemek istersiniz. Prag'da dünya mutfaklarından lezzetleri tadabileceğiniz pek çok seçenek olduğundan bahsetmiştim. Restaurante Brasileiro da bunlardan biri. Brezilya usulü yiyebildiğin kadar et konseptli mekanda fiks menü fiyat ödeyerek masanıza gelen etleri doyana kadar yiyebiliyorsunuz. Masada bir kart bulunuyor, kartın yeşil yüzünü açık tuttuğunuz sürece size et gelmeye devam ediyor, kırmızı yüzünü çevirirseniz \"doydum, artık yeter\" demiş oluyorsunuz. Kişi başı sınırsız et menüsü 825 CZK, yaniiii 30-31 euro civarı. Diğer restoranlara kıyasla biraz pahalı. Bu konseptte bir mekan Lviv'de de vardı, biz oradakini tercih etmiştik. 32 euro'ya iki kişi artı bir şişe şarap için ödemiştik. Yolunuz Lviv'e düşerse orada denemenizi tavsiye ederiz. - Mincovna: https://goo. gl/maps/e6Tu7ZmFJD52 - Havelska koruna: https://goo. gl/maps/teJVrsK17EB2 - Pivnice U Rudolfina: https://goo. gl/maps/VzqsH8uhgbo - Prag'a inince ne yapacağınız diyorsanız; Prag Vaclav Havel Havalanı ve Prag'da Ulaşım - Prag'da gezilecek yerler ve gezi rotası önerisine ihtiyacınız varsa; Prag gezilecek yerler - Prag'a gidince ne yeriz diyorsanız; Prag'da ne yenir, nerede yenir? - Kanlı canlı görseydik Prag'ı diyosanız; Prag gezi videosu - Prag Noel Pazarları'nı merak ediyorsanız; Prag Noel Pazarları - Prag gezisi kaça mal olur derseniz; 3 Günlük Prag Gezisi Maliyeti Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgeze"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pustoo-dunya-sukran-meydan-roportaji", "text": "Gezgin Röportajlarının bu haftaki konuğu Şükran Meydan! Şükran, Pustoo Dünya adlı blogunda seyahatlerini, deneyimlerini paylaşıyor. \"Her yeni gittiğim yerde dünyanın ne kadar büyük bizim ne kadar küçük olduğumuzu anlarım\" diyerek yola çıkıyor ve farklı coğrafları keşfediyor. Ayrıca sosyal medyayı da çok aktif olarak kullanıyor, @pustoodunya instagram hesabından da kendisini takip edebilirsiniz. Biz de Şükran ile yoğun seyahat planlarının arasında, keyifli bir röportaj yaptık. Merhaba ben Şükran. 1972'de İstanbul'da doğmuş büyümüş, okumuş, çalışmış şimdilerde emekliliğin tadını çıkaran biriyim. Evliyim, hem de nerdeyse 20 yıldır. Erken emekliliğin tadını acayip çıkaranlardanım. Müzeleri ücretsiz gezebileceğim günleri, ucuz sinema salonları hatta bedava sinemaları, hiç para ödemeden gidilebilecek kursları takip ediyorum. Görme özürlüler için kitap okumaya gidiyorum. Semtimizde imkanı olmayan çocuklara hizmet veren bir eğitim kurumunda danışman olarak bulunuyorum. Kısacası hiç boş vaktim yok. İnternet gibi bir nimet icat olmadan önce gezmeye çıkacaksam konsolosluklardan, ansiklopedilerden bilgi alarak yola çıkıyordum. Sonraları ülke kitapları edinmeye başladım ve internetten sonra da gezi bloggerlarının yazıları rehber oldu. Bir arkadaşım dekorasyon ile ilgili blog yazıyordu ve \"aslında sende gezilerini yazmalısın\" dedi. Çok mantıklıydı çünkü sizin anılarınızın içinde ufacık bir detay belki bir başkası için çok önemli bir ipucu olabiliyor. Birilerine faydam olur, bende anılarımı saklamış olurum düşüncesiyle başladım. Önce kendi çabalarımla blog açtım sonra web sitesi şeklini aldı. Web sitesinde gördüklerim, okuduklarım, tattıklarım, güldüklerim hepsi olacaktı. Fakat karar verdikten sonra farkettim ki işin en zor kısmı siteye bir isim vermek imiş. Onu koysam olmaz, şunu koysam uymaz. O zaman aklıma dedemin sık sık söylediği \"Pustoo Dünya\" sözü geldi. Bu söz aslında anadilim olan Arnavutçadan geliyor. Pustoo; boş, değersiz, anlamsız, zavallı, acınacak halde görünen her olay, kişi, durum karşısında söylenen bir söz. Aslında tam Türkçe karşılığı da yok gibi ama genel siteme isim olarak seçmiş oldum. Kısacası ben bu isim ile koca dünyanın sadece bir gezegen olup gezip görüp, olabildiğimizce mutlu yaşamamız gerektiğini çünkü değersiz olduğunu bir şekilde anlatacak bir kelime tamlamasını web sitemin adı olarak belirlemiş oldum. Gezmek benim kaçma ya da uzaklaşma değil kesinlikle. Aksine yeni insanlarla buluşma tanışma, yenilik tanımlarına daha çok uyuyor. Merak ve öğrenme tutkusunun en güzel gideriliş şekli gezmek herhalde. Bambaşka hayatlar, yemekler, aile yapıları, eğlence şekli, bir yanda yoksulluk diğer yanda deli gibi zenginlik, kavurucu sıcaklar, soğuk coğrafyalar... Bütün bunları görünce her yeni gittiğim yerde dünyanın ne kadar büyük bizim ne kadar küçük olduğumuzu anlarım. O yüzden hep söylenir ya gezmek insanı mütevazi yapar diye gerçekten öyledir. Rutinden çıkmak iyidir, tebdili mekanda ferahlık vardır, seyahat edip sıhhat bulmak mümkündür, özetle yola çıkılmalıdır diyorum. Tek bir yer söylemek çok zor o yüzden üç tane söyleyeceğim. Başlıyorum; Nepal'de Himalayalar'da gün doğumunu beklemek etkileyiciydi. Yıllar boyu sıkıcı ofisimde ekran görüntüm hiç değişmedi \" Everest \" sonra bir gün kısmet oldu ve karşımda Himalayalar! Bir ikinci etkilendiğim yer ise Kabe'de binlerce insanla birlikte ilk tavaf yaptığım an oldu. O kadar etkileneceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu doğrusu. Ama düşünsenize binlerce hatta yüzbinlerce insan orada aynı anda tavaf yapıyor, Ezan okunuyor ve o yüzbinler bir anda susup namaza duruyor. Müthiş bir olay! Geldik üçüncüsüne; Amerika da Capr Canaveral Uzay üssünde ay'a giden mekiğe girdiğim an idi. Gerçek astronotlar, fırlatma ünitesi, kumanda odası hepsine girebilmek beni benden alan anıdır. Küçükken astronot olmak isteyen biri için hele... Halen hep aklım gökyüzünde ama sadece yıldızlar, gezegenler, teleskoplarla idare ediyorum. Astronot olmamın mümkün olduğunu idrak ettim. Geç oldu ama neyse. En beğendiğim yer ise açık ara İsviçre! Yemyeşil, düzenli, temiz, az ama güleryüzlü insanlar, en önemlisi çikolata! Hayır sakın gitmeyin diyeceğim bir yer yok. Bugüne kadar çok şükür ki hiç kötü bir olay yaşamadım belki o yüzden her yer bende güzel anılar bıraktı. Sakın gitmeyin denilen yerleri duyduğumda da hep şaşarım \"eee ben gittim hiç öyle değildi\" derim. Bakmak ve nasıl gördüğünüz önemli bence. Şükran'a samimi cevapları, güzel hikayeleri için çok teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/pusula-dovmeli-kiz-yagmur-aslan", "text": "Gezgin Röportajları Eylül 2020 konuğu, 24 yaşında üniversiteyi bitirip 10 ay Güney Amerika'yı gezen, sosyal medyada Pusula Dövmeli Kız olarak bilinen Yağmur Aslan. Yağmur, evime konuk oldu, aldık kahvelerimizi elimize, genç yaşta dünyayı gezmek üzerine uzun uzun konuştuk, sohbet ettik. Bu genç yaşta nasıl olup da 10 ay Güney Amerika, Avrupa'nın büyük bir bölümü, Asya'da pek çok ülkeyi gezebildiğini konuştuk. Genç bir kadın gezgin olarak, Uruguay parlamentosuna konuk olmasından üniversite döneminde yaptığı Erasmus stajına, Güney Amerika rotasından tek başına sırt çantalı seyahat etmek üzerine pek çok konuyu masaya yatırdıki hatta bazılarını yerden yere vurmuş da olabiliriz. Ben sordum, Yağmur cevapladı. Bazen kahkahalarımızı kontrol edemedik, bazen sinirlendik, bazen heyecanlandık birlikte. Yağmur ile yaptığımız gezgin röportajı Youtube'da! Yağmur Aslan röportajı bağlantısına veya aşağıdaki görsele tıklayarak röportaja ulaşabilirsiniz. Videoyu beğendiyseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Yağmur ile röportajımızsa sırasıyla aşağıdaki ana başlıklar ve bu başlıklar altında pek çok konuda konuştuklarımız yer alıyor. Röportajı izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. - Yağmur Aslan Kimdir? - Erasmus Stajı - Gezme sevdası nasıl başladı? - Pusula Dövmeli Kız adlı blogu yazmaya nasıl başladı? - Güney Amerika seyahatine nasıl karar verdi? - 10 aylık Güney Amerika rotası - Dünyada en sevdiği, en beğendiği yerler - Gitmesem de olurdu dediği yerler - Seyahatlerinde unutamadığı anılar - Bu değirmenin suyu nereden geliyor? - Seyahat etmek isteyenlere öneriler - Tek başına bir kadın olarak seyahat etmek - Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi? - Blog Adresi: www. pusuladovmelikiz. com - Instagram: instagram. com/pusuladovmelikiz_ Röportajlarda görmek istediğiniz gezginler varsa yorumlara eklemeyi unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/rahat-otobus-yolculugu-yapmanin-10-sirri", "text": "Uzun otobüs yolculuğu yapmak hem keyifli hem de zorlayıcı olabiliyor. Yapılan araştırmalar hala otobüs yolculuğunun en fazla tercih edilen seyahat etme şekli olduğunu gösteriyor. Bunun pek çok nedeni var elbette ki. Uçak korkusu yaşayanlar, otobüs biletlerinin uçak biletlerine nazaran daha uygun olması ve son dönemlerde otobüs firmalarının teknolojiyi de kullanarak daha konforlu yolculuk yapma imkanı tanıması, insanların otobüs ile seyahat etmelerini sağlıyor. Otobüs bileti aldınız ve sıra geçireceğiniz uzun otobüs yolculuğuna geldi. Bazı küçük ayrıntılara dikkat ederek uzun otobüs yolculuklarını stressiz ve rahat bir şekilde geçirebilirsiniz. Otobüs yolculuğunuz sırasında bagajınızın ön taraflarda bulunmasının size sağlayacağı en büyük faydalardan biri, yolculuğunuz sona erdiğinde vakit kaybetmeden bagajınıza erişebilmek olacak. Böylece o sırada yaşanacak olan hengameden de kendinizi kurtarmış olacaksınız. Bunun diğer bir artısı da, acil bir durumda, verilen ilk molada valizinize kolaylıkla ulaşabilmek. Otobüs biletinizi ilk 4 sıradan seçebilirseniz molalarda fazlasıyla rahat edersiniz. Ayrıca otobüs içi ikramlar için çok fazla beklemenize gerek almaz. Bununla birlikte kendinizi daha fazla güvende hisseder ve yolculuk boyunca bir hakimiyet sağlamış olursunuz. Bu nedenle otobüs bileti ilk 4 sıradan alınmalı. Otobüs yolculuğunuza çok aç başlamanız sağlıklı bir durum değil. Bu yolculuğunuz boyunca sürekli bir şeyler atıştırma hissiyatını beraberinde getirir. Ayrıca molalarda çok fazla ve ağır yemekler yemenize de yol açar. Çok tok olmanız ise sağlık açısından rahatsızlık hissi yaratabilir. Mideniz bulanabilir, ufak çaplı bir spazm ya da şişkinlik hissedebilirsiniz. Bu nedenle otobüs yolculuğunuza ne çok aç ne de çok tok bir şekilde başlayın. Eğer gece seyahat ederseniz, kaç saat yolculuk yaptığınızı pek fazla hissetmezsiniz. Çünkü yolculuğunuzun büyük bir kısmı uyuyarak geçmiş olacak. Bununla birlikte daha az yiyecek içecek tüketerek, bu anlamda rahatsızlık hissi verecek durumlardan da uzaklaşmış olursunuz. Otobüs yolculuğunuz sırasında verilecek her molayı mutlaka değerlendirin. Temel ihtiyaçlarınızı giderin. İhtiyaç gidermeye gerek olmadığını düşünseniz bile hava almak ve bacaklarınızdaki kan dolaşımını hızlandırmak için otobüsten inin. Genelde otobüs firmalarında yolculara küçük bir yastık dağıtılıyor ancak her ihtimale karşı kendi küçük yastığınız yanınızda olsun. Böylece otobüs yolculuğunuz sırasında daha rahat uyku uyuyabilirsiniz. Özellikle klostrofobi gibi bir durumunuz varsa mutlaka cam kenarı tercih etmelisiniz. Bununla birlikte uyku esnasında kafanızı yaslayacak bir yerde bulmuş olursunuz kendinize. Mide bulantısı gibi durumlarda cam kenarında olmanız ferahlamanıza yardımcı da olacaktır. Yolculuğunuz esnasında sıkıldığınızda yanınızda getirdiğiniz bir kitap, tablet ya da kulaklık zamanın nasıl geçtiğini anlamamanız açısından birebirdir. Son dönemlerde teknolojinin de ilerlemesiyle birlikte, otobüs firmaları bu anlamda oldukça geniş seçenekler sunuyor. Ancak siz yine de yanınızda sizi oyalayacak şeyler bulundurun. Otobüs içi ikramlar ve molalar bazı durumlarda yeterli olmayabilir. Mideniz bulanabilir, karnınız acıkabilir ya da kan şekeriniz düşebilir. Bu gibi durumları atlatabilmek için yanınızda tuzlu ve tatlı krakerler ve sakız mutlaka bulunsun. Uzun bir otobüs yolculuğu yapacağınız için dar ve sizi sıkan giyeceklerden uzak durmanız gerekiyor. Altınıza ve üstünüze rahat, penye ve bol giysiler giyinin. Üşüme ve terleme riskine karşı üstünüze bir tişört ve onun üzerine de kalın bir hırka ya da uzun kollu bir bluz alın. Ayakkabılarınızda düztaban ve rahat giyip çıkarılabilen bir ayakkabı olsun. Otobüs yolculuğunuz fazlasıyla uzun ise fazla sıvı tüketmeyin. Unutmayın ki otobüs siz her istediğiniz zaman durmayacak. Bu nedenle ne kadar az sıvı tüketirseniz, yolculuğunuz boyunca o kadar rahat edersiniz. Bilgiler çok açıklayıcı, net ve mantıklı. Her detay en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş ve kesinlikle işe yarar bilgilerdir. Çok teşekkür ederim bu güzel bilgiler için."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/rize-yaylalari-ayder-yaylalari-camlihemsin-yaylalari", "text": "Kafkaslar seyahatimin iki haftalık kısmını ayırdığım Doğu Karadeniz seyahatim henüz bitti. Rize yaylaları, Ayder yaylaları ve Çamlıhemşin yaylaları ile ilgili ulaşımdan konaklamaya, en iyi rotalardan, en güzel manzaralara pek çok soru geldi. Bu soruların cevaplarını mümkün mertebe bu yazımda toparlamak istedim. - Pokut, Sal Yaylaları: Bu iki yayla birbirine çok yakın birinden diğeri görülebiliyor. Karadeniz fotoğraflarının büyük bir kısmında da bu yaylaları görüyorsunuz. Benim son gidişimde hava kapalı olduğundan ve yoğun sis yüzünden buralara gitmemeyi tercih ettim. Ayder'den günübirlik çıkan araçlar var. Kendi binek aracınızla gitmenizi önermem yolu çok bozuk. Bu yaylalara doğru giderken Palovit Şelalesi, Şimşir Ormanları ve Zilkale'yi de görebilirsiniz yol üstünde. - Gito, Badara Yaylaları: Son dönemde instagramdaki salıncak fotoğrafları ile ün salmış bir yayla ikilisi de burası. Gito Yaylası; Huser Yaylalası ile birlikte bu bölgedeki en yüksek yaylalardan biri, bu nedenle altınızda bulut denizi görebilirsiniz hava açıksa. Badara da yine Gito'dan yürüyerek gidebileceğiniz bir yayla. Ayder'den günübirlik çıkan araçlar var. Kendi binek aracınızla gitmenizi önermem yolu çok bozuk. Bu yaylalara doğru giderken Palovit Şelalesi, Şimşir Ormanları ve Zilkale'yi de görebilirsiniz yol üstünde. Ben Gito'ya sis inmeden görebilmek için çok erken saatte gittim (sabah 07:00 gibi oradaydık), 10:00 gibi sis çoktan çökmüştü, bu yüzden Badara'ya geçmedim. Hava açıkken giderseniz iki yayla da görülebilir. - Çinçiva Deresi, Ortan Köyü, Palovit Şelalesi, Şimşir Ormanları ve Zilkale: Sevdaluk dizisi ile meşhur olan Çinçiva deresi ve üzerindeki Şenyuva Köprüsü bu bölgedeki en popüler yerlerden biri. Hafta sonu veya gün içinde fotoğraf kuyrukları oluyor. Sabah çok erken saatlerde giderseniz boş yakalamanız mümkün. İnstagramda çokça gördüğünüz \"çinçiva hatırası\" tabelası yol üstündeki bir restorana ait. O restoranın hemen karşısında yine instagramda çok yer alan Zua kafe var. Buralarda fotoğraf çektirmezseniz instagram üyeliğiniz geçersiz oluyormuş 🙂 Çat Vadisi'ne devam ettiğinizde Palovit Şelalesi, eski konakları ile ünlü Ortan Köyü, yok olmaya yüz tutmuş Şimşir Ormanları ve bölgenin en etkileyici kalesi olan Zilkale'yi tek hat üzerinde kolayca görebilirsiniz. Günübirlik giden turlar bildiğim kadarıyla Ortan Köyü'ne uğramıyor, oraya çıkmak için taksi ayarlayabilirsiniz. - Elevit Yaylası: Çat Köyü'nü geçip yukarıya doğru devam ederseniz Elevit Yaylası sizi karşılıyor. Burası yukarıda yazdığım yerlere göre henüz popüler olmamış, hala gerçek yayla hayatının yaşandığı, yaylanın içinde iki coşkulu derenin birleşip diğer dereye karıştığı çok güzel bir yayla. Huser Yaylası ile birlikte burası benim favori yaylam diyebilirim. Yolu yukarıdaki yaylalardan da kötü, o yüzden henüz çok uğrak noktası olmamış ama yeşil yol projesi tüm yaylalarda olduğu gibi burada da var, yol bitince bakirliğini de hızla kaybeder muhtemelen. Buradan pek çok yüksek yaylaya da çıkış var, yürüyüş yapmak isteyenler için cennet. - Avusor Yaylası, Kemerli Kaçkar Buzul Gölü ve Huser Yaylası: Avusor Yaylası yayla olarak çok enterasan olmasa da Huser Yaylası, Kemerli Kaçkar Buzul Gölü gibi yerlere yakınlığı nedeniyle listede yer alıyor. Avusor Yaylası'ndan 1 saatlik kolay bir yürüyüş ile Kemerli Kaçkar Buzul Gölü'ne ulaşıyorsunuz ki bence mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri burası. Kemerli Kaçkar Dağı manzarası altındaki nefis buzul gölünü hava açıkken görebilirseniz harika olur. Huser Yaylası ise, Avusor Yaylası'ndan sonraki yayla ve Gito gibi yüksek olduğundan bulut denizini en iyi görebileceğiniz yerlerden biri burası. Gün batımında buraya gelebilirseniz ve hava açıksa göreceğiniz en güzel gün batımlarından biri sizi bekliyor olacak. Ayder'den buraya da günübirlik çıkan araçlar var. Kendi binek aracınızla gitmenizi önermem yolu çok bozuk. Huser'e sadece gün batımı için giden araçlar da var, Avusor'a gitmeyecekseniz de sadece gün batımı için Huser'e gidebilirsiniz. Huser veya Avusor'dan Hazindag Yaylası'na da ulaşmak mümkün. - Galler Düzü, Aşağı Kavrun ve Yukarı Kavrun Yaylaları ile Buzul Gölleri: Ayder Yaylası'na yürüme mesafesinde olan Galler Düzü yaylası Ayder'den sonra tehlike altındaki yerlerden biri, bolca kafe açılmış sonunu iyi görmedim 🙂 Kavrun Yaylaları, özellikle Yukarı Kavrun ise Kaçkar Zirve tırmanışlarının önemli bir noktası. Buradan Büyük Deniz Gölü ve Küçük Deniz Gölü gibi buzul göllerine çıkış imkanı da var. Benim gibi Seldar Geçidi (3400 metre) üzerinden değil, kolay yoldan buzul göllerine ulaşabilirsiniz. Ayrıca Samistal gibi pek çok yaylaya da buradan ulaşabilirsiniz. Kavrun ve hatta Ayder Yaylalarında eski Ermeni yerleşimleri ve antik yollar varmış, Yukarı Kavrun'da bir yıkıntının o zamandan kaldığı bilgisini alabildim sadece. Ancak bölgeyi bilenler eski patikaları takip ederek bu yolları hala bulabiliyorlar. Benim notlarımda yer alan ve gördüğüm görmek istediğim yayla listesi böyle idi. Eklemeleriniz varsa yorum olarak eklerseniz bir sonraki Karadeniz seyahatimde planlarıma alırım. - Rize'ye turla geliyorsanız; zaten turlar sizi en popüler olan Pokut, Sal yaylası, Zilkale, Palovit Şelalesi, belki Gito ve Badara yaylalarına götürecektir. Eğer boş gününüz olursa bu yazıdaki öneriler işinize yarayabilir. - Rize'ye kendi aracınızla veya kiralık araç ile geliyorsanız; konaklama konusunda daha esnek olabilirsiniz, ancak yüksek yaylalara çıkarken yüksek bir araca (SUV tarzı, 4x4 veya 4x2 iyi olur) ve iyi bir sürüş tecrübesine sahip olmanız gerektiğini unutmayın, en güzeli aracınızı konaklayacağınız yere bırakıp kendinizi emin ellere bırakmak. - Rize'ye benim için araçsız ve tursuz geliyorsanız; günübirlik turlar, araç kiralama veya taksi kiralama gibi opsiyonlarınız var. Detayları yazımın devamında bulacaksınız. 🎈Ayder Yaylası buranın en popüler noktası, Rize, Pazar, Ardeşen'den buraya sürekli minibüsler çalışıyor. 🎈Ayder'den Galler Düzü, Aşağı Kavrun ve Yukarı Kavrun rotasında çıkan ve doldukça kalkan minibüs var. Tek yön 15 TL. Biz Buzul Gölleri'ne çıkmak için bu aracı kullandık. 🎈Huser Yaylası gün batımı ve sis denizi ile meşhur yaylalardan biri, buraya akşamüstü çıkıp gün batımından sonra dönen günübirlik turlar var. @gezdurici ile iletişime geçebilirsiniz. 🎈Pokut, Sal yine en meşhur yaylalardan ikisi, bunlara da günübirlik turlarla çıkabilirsiniz. Tur kapsamında Palovit Şelalesi ve Zilkale'ye de uğruyorlar. Ben hava açmadığı için ve daha önce buraları gördüğüm için gitmedim. 🎈Gito, Badara yine günü birlik turlarla gidebileceğiniz yaylalar. 🎈Ben Elevit Yaylası'nı görmeyi çok istiyordum, @aydercamping'de benim gibi kamp yapan arkadaşlarla birlikte kampın sahibi Ali Amca bizi Elevit'e götürdü. Araç maliyetini de paylaştık. Günü birlik gitmek istediğiniz belli yerler varsa konakladığınız yerden yardım alarak plan yapabilirsiniz. 🎈Bir diğer seçenek ise şoförlü araç kiralamak, taksiler genellikle bu işi yapıyorlar Ayder ve Çamlıhemşin'de. Biriyle gideceğiniz yerleri söyleyip pazarlık edebilirsiniz. Gelelim Rize Yaylaları'nda konaklama mevzusuna. Rize Yaylaları'nda konaklama seçeneği çok fazla, bütçenize ve zevkinize göre seçim yapabilirsiniz. Bu bölgede konaklama fiyatları odaya değil kişiye veriliyor çoğunlukla, ona dikkat edin. 🎈Çamlıhemşin'deki Konaklar Bölgesi'nde pansiyon/otel olarak işletilen eski konaklardan birinde kalabilirsiniz ancak bunlara ulaşım biraz sıkıntılı olduğu için kendi aracınızla gelirseniz bu opsiyonu değerlendirebilirsiniz. Benim de kaldığım @makrevis pansiyon çok güzel bir seçenek. Sabah kahvaltı akşam yemeği dahil kişi başı 150TL. 🎈Ayder'in içinde onlarca otel var. İnternetten seç beğen al. Ama illa Ayder'de kalacaksanız en yukarılarda olan yerleri tercih edin ki kalabalık ve gürültüden uzak kalmış olursunuz. @smailoberjayder olabilir. 🎈Yaylalarda pek çok yayla evi turizme açılmış durumda konaklama+kahvaltı kişi başı 130-200 arası değişiyor. Gito'da biraz daha lüks bir tesiste 500TL fiyat duydum. 🎈Yaylalarda güvenli bulduğunuz yere çadır kurabilirsiniz, ücretsiz. Biz Yukarı Kavrun'da öyle yaptık. Üstelik Şahin Cafe'nin tuvaleti, suyu, sobası, yemesinden de faydalandık. 🎈Ayder'de çadır konaklaması için düzenli kamp alanı olarak tek bir yer var @aydercamping kişi başı 25TL çadır ücreti. Ayrıca bungalov tipi yerleri de var çadır istemezseniz. 🎈Şehirlerde ucuz konaklama için öğretmen evlerini tercih ediyorum ben, Çamlıhemşin'de de bir tane var. Bu bölgede konaklama seçeneği çok olsa da rezervasyonunuzu erken yapmanızda fayda var. Yüksek sezonda yer bulmak sorun olabilir. Karadeniz'e bir seyahat planlıyorsanız Ağustos, Eylül, Ekim ayları en iyi zamanları olacaktır. Yağışın en az olduğu zaman 15 Ağustos-15 Eylül arası. Ancak sonbahardaki renk geçişlerini görmek için Ekim sonunu da tercih edebilirsiniz. Sorularınız olursa yazıya yorum olarak ekleyebilirsiniz. - Kafkaslar Seyahati Hazırlıkları - Adını Kirazdan Alan Şehir Giresun, Giresun'da gezilecek yerler - Gizli Kalmış Cevher Santa Harabeleri - Gizemli Trabzon Manastırları - En Güzel Rize Yaylaları - Artvin Yaylaları"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/rodos-gezilecek-yerler", "text": "Gruppal ile; Rodos, Simi ve Kos'a yaptığımız 3 gece 4 günlük Yunan Adaları turumuzun ilk bacağı olan Rodos bir adadan beklediğiniz herşeyi sunarken, harika plajları, güzel yemekleri, sıcak kanlı insanları ile çok daha uzun zaman ayrılmayı kesinlikle hak ediyor. 2 gününü Rodos'ta geçirdiğimiz 4 günlük Yunan Adaları turundan sonra; Rodos gezilecek yerler, Rodos'a nasıl gidilir, Rodos plajları, Rodos'ta ne yenir gibi pek çok sorunun cevabı bu yazımda! Rodos, 12 Adalar'ın en büyüğü ve yönetim merkezi olmasının yanı sıra Ege ve Akdeniz'e hakim konumu nedeniyle hem günümüzde hem de tarih boyunca olarak stratejik öneme sahip olmuştur. Tarih boyunca Romalılar, İtalyanlar, Osmanlılar bu stratejik adayı ellerinde tutmak istemişler çünkü önemli deniz yolları üzerinde bulunan Rodos, kendi karasularından geçen gemilerden aldığı vergilerle zengin bir ada olmuş. Rodos'un Şövalyeler Adası olarak bilinmesinin nedeni ise, 14-15. yüzyıllarda adaya St. John Şövalyelerinin hakim olması. Şövalyeler Osmanlı İmparatorluğu'na yenilene kadar adadaki hakimiyetini sürdürmüş, sonrasında da Malta Adası'na kaçmışlar. 400 yıl Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetiminde kalan ada, 1. Dünya Savaşı'nda İtalyanlar'a sonrasında da Yunanlılar'a verildi. Halen Rodos Adası'nda çok sayıda Osmanlı eseri, medrese ve camii var. Tüm bu farklı kültürlerin de ada üzerinde etkileri olmuş, çok kültürlü bu ada kesinlikle görmeye değer. Gezi notlarıma başlamadan önce aşağıdaki görsele tıklayarak Rodos videoma da bir göz atabilirsiniz 🙂 Kanalıma abone olmayı da unutmayın. Türkiye'den Rodos'a gitmenin en kolay yolu Marmaris'ten feribot ile Rodos'a geçmek. Marmaris'ten Rodos'a her gün 09:15 ve 17:00'de iki adet feribot var. Yeşil Marmaris Lines'ın işlettiği feribot sadece yolcu alıyor, araç taşımıyor. Yolculuk 1 saat sürüyor. Biletlerinizi online olarak veya iskeleden alabiliyorsunuz. Aşağıda yer alan fiyatlar Euro cinsindendir. Sefer saatleri veya bilet fiyatlarını gitmeden önce tekrar teyit etmeniz faydalı olacaktır. Biz İstanbul'dan Marmaris'e bir gece önceden gelip sabah feribotu ile Rodos'a geçmeyi tercih ettik. Sabah 08:00'de feribot iskelesinde bulunmanız yeterli oluyor, biletinizi gişeden alıp direk feribota binebiliyorsunuz. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra bir freeshop var, alışveriş yapmak isteyenler buraya bakabilir. Feribotun bir kafesi var, su, kahve, abur cubur gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Rodos Adası'nın en uzun yeri yaklaşık 80 km, en geniş yeri ise 38 km yani Rodos Adası'nı gezmek için bir araca ihtiyacınız olacak. Araba veya motosiklet kiralayarak adadaki koylar, köyler ve vadileri kolaylıkla gezebilirsiniz. Adanın kendi içinde ulaşım olsa da koylara gitmek istediğiniz noktada kendi aracınız olması en iyi alternatif. Rodos Adasında araç kiralamak isterseniz günlük fiyatlar aracın yeni ve büyük olmasına göre değişmek üzere, 25 euro ile 35 euro arasında değişiyor. Rodos Adası'na indiğiniz limanın hemen karşısında Rodos araç kiralama şirketlerinin ofislerini göreceksiniz. Rodos'un bir güzel yanı da hiçbir yerde otopark ücreti alınmaması. Koylar, tarihi yerler gibi alanların yakınlarına büyük park alanları yapmışlar ve hepsi ücretsiz. Rodos'a gelen turistlerin araç kiralama sürecini sorunsuz geçirmeleri için böyle bir uygulamaya gidildiğini öğrendim, çok güzel olmuş. Rodos gezimize eski şehir merkezinden başlıyoruz. Feribottan indiğimiz liman Turistik Liman olarak geçiyor, zaten indiğimiz yerde hemen eski şehir surlarını görmeye başlıyoruz. Rodos gezilecek yerler listesindeki ilk durağımız Mandraki Limanı. Limanda Aziz Nikola feneri, yeldeğirmenleri ve limana giren gemileri karşılayan geyik heykelleri en dikkat çekici ögeler. Liman girişinde karşılıklı limana gelen gemileri karşılayan geyik heykelleri Rodos'un simgelerinden biri haline gelmiş. Bu geyikler Rodos'taki hayatı temsil ediyormuş, adaya ilk yerleşenler zamanında adadaki yılanlardan çok şikayetçilermiş, günün birinde adaya bir çift geyik getirilmiş ve o geyikler yılanları ayakları ile ezerek öldürmüş. Ondan sonra adaya daha fazla insan gönül rahatlığı ile yerleşmiş. Dişi geyiğin adı Elafia, erkek geyiğin adı ise Elafos imiş. Bu bilgi ne işimize yarayacak demeyin, Yunanlılarla konuşurken genel kültür oluyor. O geyiklerin olduğu yerde, eskiden Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri sayılan Rodos heykelinin olduğuna inanılıyor. Heykel bronzdan yapılma, Yunan Tanrısı Helios'u temsilen ve 32 metre yüksekliğinde imiş, iki ayağı limanın iki ağzını tutuyormuş. Ancak bir depremde yıkılıp sulara karışmış. Heykelin izine rastlayan yok ama efsanesi devam ediyor. Game of Thrones severler için de bir ek bilgi, Titan of Braavos heykeli Rodos Heykeli'nden esinlenerek yapılmış. Mandraki Limanı kıyısında bir de Evangelismos Kilisesi yer alıyor, Rodos'un en önemli ve büyük kilisesi burası. Düğünler genelde burada yapılıyormuş. Ben artık çok farklı olmadıkça ibadet yerlerini ziyaret etmediğim için şöyle bir kapıdan bakıp devam ettim. Rodos'un Ortaçağ şehrini keşfetmek için surlardan içeriye girmeniz gerekiyor. Tavsiyem şehre girmeden önce surların önüne yapılmış olan hendeklerde bir tur atmanız. Hem surların ihtişamı daha belli, hem de şehri korumak için harcanan emek. Rodos'un liman tarafı çok korunaklı olduğu için şehrin denizden alınması mümkün değilmiş. Şehri daha iyi koruyabilmek için de kara tarafına kat kat ve derin hendekler kazılmış ki şehir kolay kolay düşmesin. Rodos Şövalyeleri bu işi gerçekten işi becermişler. Osmanlı Ordusu şehri uzun süre kuşatmasına rağmen surları geçememiş, ta ki içeriden bir şövalye ile işbirliği yapana kadar. İşbirliği yaptıkları şövalye bütün barutu saklayınca şehir düşmüş. O güne kadar Rodos Şövalyeleri adı ile bilinen şövalyeler, kendilerine yeni gösterilen Malta'ya kaçmışlar ve böylece Malta Şövalyeleri olmuşlar. Rodos eski şehir merkezinde gezilecek yerler listesinin en önemlileri: Arkeoloji Müzesi, Üstatlar Sarayı, Şövalyeler Caddesi, Saat Kulesi, Hipokrat Meydanı, Kanuni Sultan Süleyman Camii, Ağa Camii, Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi, Agora. Bu tarihi binaları görmenin yanında şehrin sokaklarında aylak aylak dolaşmak en keyifli olanı. Eski bir Ortaçağ kasabasında dolaşıyormuş gibi, her an bir köşeden bir şövalye çıkacakmış hissi ile şehri keşfetmenin tadı bir başka. Eski şehir merkezini gezmeniz yarım gününüzü alacaktır, günün kalan yarısında da şehir merkezindeki en iyi plaj olan Elli Plajında deniz ve güneş keyif yapabilirsiniz. Rodos yılın 300 günü güneşli ve açık havası ile güneş banyosu yapmaya her zaman müsait. İlginizi çekerse, ki bence çekmez 🙂 Elli plajından devam ederseniz bir de akvaryum var. Yine şehir merkezinde deniz kıyısında çok büyük bir Casino var; Grande Albergo Delle Rose. Otel ve casino olarak hizmet veren bu yapıdan bahsetme nedenim öneride bulunmak değil 🙂 Bu casinonun olduğu otelde bugünkü İsrail'in kuruluş anlaşması yapılmış, bu nedenle stratejik öneme sahip bir yer. Rodos merkezinden birkaç kilometre uzakta, Kritika Bölgesi'ne Girit'ten mübadele zamanı kaçan Türk aileleri yerleşmiş. Tek katlı, Osmanlı tipi bu evlerin olduğu bölge şu an koruma altında olsa da artık burada çok az Türk yaşıyormuş. Sanmayın ki Rodos'tan ayrılmışlar, aksine ticarete atılıp zenginleştikleri için şehir merkezine taşınmışlar. İkinci gün hedefimiz Lindos ve Anthony Quinn Koyu olmasına rağmen yol üstündeki önemli duraklara da uğrayarak yol aldık. Tsampika bölgesi de bunlardan biri idi. Biz Tsampika'nın sadece Manastırı'na uğradık. Burası Rodoslular için kutsal bir yer, dua etmek, dileklerde bulunmak için geliyorlar. Özellikle çocuğu olmayanların buraya geldikleri söyleniyor. Manastırın karşı tepesinde 300 basamaklı bir merdivenle çıkılan bir de kilise var ancak biz sıcakta basamak tırmanmak istemediğimiz için çıkmadık. Yazının sonundaki haritadaki hepsini işaretliyorum, gitmek isteyenler orayı referans alabilir. Lindos'a doğru ilerlerken Kalithea bölgesinde koylar bölgesinden geçiliyor. Burada arka arkaya pek çok koy var, ücretsiz olarak bu koylarda denize girebilirsiniz. Koruma alanı olan koyların olduğu bölge aynı zamanda çam ormanları ile kaplı. Koruma alanının bittiği noktada da oteller bölgesi başlıyor. Lindos şehri bir tepeye kurulmuş, biz Lindos'a girmeden önce denize de girebilelim diye hemen Lindos'un arkasında St. Paul Koyu'nu tercih ettik. Pırıl pırıl denizi, serin suları ve sakinliği ile bu koya bayıldık. Burada Aziz Paul için yapılmış olan bir de şapel var. Koyda bir plaj işletmesi var ama plaja giriş için herhangi bir ödeme yapmanız gerekmiyor. Rodos'taki bütün koylar için durum aynı. İsterseniz şezlong veya şemsiye için 3-4 euro gibi bedeller ödeyebilirsiniz ya da kendi havlunuzu plaja serip ücretsiz plaj keyfi yapabilirsiniz. Lindos, Rodos şehir merkezinden daha fazla turist çeken bir bölge imiş. Şehrin tepesinde yine bir akropolis, yamaçlarda beyaz evleri ve deniz kıyısında plajı ile şirin bir kasaba burası ve tabii ki çok turistik. Yamaçtaki şehirden akropolise çıkmak için ne yazık ki yine eşekler görevlendirilmiş. Yürümek isterseniz o da bir seçenek ama yine çok sıcak olduğu biz hiç çıkmamayı tercih ettik. Eşekle çıkmak isterseniz 5 euro, ama çıkmayın yazık hayvancağızlara. Lindos şehir merkezinde çok sayıda hediyelik eşya satan mağaza turistleri bekliyor. Terastan deniz manzaralarıyla restoranlar da öyle. Şehirde kaybolmamak için Panagia Kilisesi'ni kendinize referans noktası olarak alabilirsiniz. Çünkü dar ve labirent sokaklarda yönünüzü şaşırabilirsiniz. Lindos'tan ayrılırken rehberimiz Murat Bey, \"sizi sürpriz bir yere götüreceğim\" dedi. Sürpriz tabii ki en sevdiğim. Stegna Koyu'na geldik ama Stegna'dan sonra toz toprak bir yoldan ilerleyeme devam ettik. Sonunda ulaştığımız yer gizli bir cennet, Grande Blue restoran ve plajı. Burası bir balık restoranı ama isterseniz sadece bir bira içmeye de uğrayabilirsiniz. İşletmecisi Billy çok sempatik biri, giderseniz benden selam söyleyin mutlaka. Baktınız burası çok güzel, konaklamak isterseniz hemen restoranın yanına konuk odaları da eklemişler, yani otel olarak da hizmet veriyor. Bu manzaradan istemeden de olsa ayrıldık çünkü daha göreceğimiz yerler vardı. Ana caddeden buraya kısa bir patika ile yürüyüş yolu var, dilerseniz keçilerin eşliğinde bu yolu yürüyebilirsiniz, buranın en keyifli kısmı oydu bence. Anthony Quinn, bir filmi için Rodos'a gelmiş ve filmin bazı sahneleri bu koyda geçmiş. Rodos Halkı da bu koyu Anthony Quinn'e sevgilerinin göstergesi olarak hediye etmişler. Ancak Anthony Quinn, buraya gelip birşey yapmasa da koyun adı böyle kalmış. Yine mis gibi, pırıl pırıl bir koy. Bu bölgeye gelmişken Ladika Koyu da hemen bir yan koy, oraya da uğrayabilirsiniz. 🎈Gruppal'ın tur fiyatı 1849 TL, bütün maliyetleri euro cinsinden yazdığım için onu da euro yazacağım, 350 euro tur bedeli, bütün feribot ve oteller bu fiyata dahildi, 🎈Lindos ekstra tur olarak 45 euro, 🎈Marmaris gidiş, Bodrum dönüş uçak biletlerimizi 2 ay kadar önce 200TL'ye almıştım, tura dahil değildi, 38 euro, 🎈Marmaris'e bir gece önceden gittiğimiz için orada otelde kaldık 12,5 euro, 🎈Havaalanı gidiş gelişler için Havas, taksi vs 10 euro, 🎈Yeme, içme gibi ekstralarımız için ise 120 euro harcamışız, tura sadece sabah kahvaltısı dahildi. 🎈Schengen vizier olduğu için ona ekstra ödemedim, olmasaydı 7 güne kadar kapı vizesini 60 Euro'ya almak mümkün. Yunan Adaları seyahatini organize eden Gruppal'a, Rodos Adası'nda bize rehberlik eden Murat Bey'e yardım ve ilgileri için çok teşekkür ederim. Gezimiz sırasında Gruppal konusunda çok soru geldi, o konuya da açıklık getireyim; Gruppal'ın geçtiğimiz yıl instagram üzerinde düzenlediği bir video yarışması vardı, ben de jüride yer aldım. Jüri olarak ayırdığımız zaman ve emeğin karşılığı olarak Gruppal ailesi 2 kişilik Yunan Adaları turunu bize hediye etti. İlk kez Gruppal ile yolculuk yaptım, en ufak bir sorun yaşamadık. Rehberleri bilgili ve ilgili, organizasyon ise sorunsuzdu. - Gökteki manastır Meteora - Basit Frappe tarifi - Santorini gezilecek yerler - Kavala gezilecek yerler - Selanik gezi rehberi - Selanik Beyaz Kule - Otobüs ile Yunanistan"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/rodosta-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Rodos'a iner inmez ne yaptık dersiniz? İlk işimiz bir kahve molası vermek oldu. Yunanistan'da kahve denince akla ilk gelen şey Frape, yani bir çeşit soğuk kahve. Sıcakla hiç arası olmayan ben, yaz boyunca soğuk herşeyi çok tüketiyorum; soğuk kahve, dondurma ve buz gibi bira bunların başında geliyor. Rodos'a gittiğimizde de hava sıcak olunca listenin ilk sırasından başladık. Önceki Yunanistan seyahatlerimde frape yapımı öğrenmiş ve kolay frape tarifi olarak bloga eklemiştim, seven varsa göz atabilir. Lafı uzatmayayım, Mandraki Limanı'nı gezer gezmez, hemen limanın tam göbeğindeki Yacthing Club'da bir soğuk kahve molası verdik. Frape sipariş ederken şekerli mi şekersiz mi, sütlü mü sütsüz mü istediğinizi belirtmeniz lazım. Aksi halde sütsüz ve şekerli olarak geliyor. Bu arada bizde Frappe yani çift \"p\" ile yazılıyor olsa da doğrusu tek \"p\" ile yazılanı imiş. Şehir turumuzu attıktan sonra öğle yemeği molamız için Agora içindeki restoranlardan birini tercih ettik. Ne yazık ki ne restoranın adını not almışım, ne de yemeklerin fotoğrafını çekmişim. İlk gün, ilk öğün yemeğimiz olduğu için kalamar, patlıcan, kabak kızartması, tabii ki greek salad ile masamızı donattık. Yanında da bu kez soğuklardan bira ile kendimizi serinlettik. Rodos eski şehrinin içinde akşam dışarıda oturup hem yemek yiyebileceğiniz hem de içkinizi içebileceğiniz pek çok mekan var. - Tamam Restoran; Rodos'a gidiyorum deyince herkes burasının ismini verdi, sebebi de anlaşıldı ki Vedat Milor buraya gelip meşhur etmiş. Ancak Yunanlılara sorunca orayı değil başka yerleri önerdiler, bu nedenle Tamam'a gitmedik. - Koukos : Otelimize çok yakın olduğu, pek çok arkadaşım önerdiği ve rehberimizin de önerisi ile buraya gittik. Ben lezzetlerini çok beğenmedim ama Gülşah beğendi, sunumları ve mekan çok güzel. - Thomas Restoran: Burayı denemek için vaktimiz kalmadı 🙂 Az zamanda çok şey yapmaya çalışıyoruz 🙂 - Nikos Restoran: Burası da balık restoranı olarak önerilen yerler arasında idi, ona da gidemedik. - Grande Blue: Burası Rodos şehir içinde değil, Stegna Koyu'nun da ilerisinde küçük koyda bir restoran. Muhteşem bir manzarası ve taze deniz ürünleri var. Bir bira içmek için de uğrayabilirsiniz ama oraya gidince kolay kolay gitmek istemezsiniz bence. Tavernalarda ahtapot, kalamar, karides, mantar, kabak, patlıcan mezeleri çoğunlukla bulunuyor. Ahtapot, kalamar gibi yemekler 10 euro, kabak, patlıcan gibi mezeler 5-6 euro, Yunan salatası yine 6 euro civarında. Turistik merkezde fiyatlar çok fazla değişmiyor. Bira 3euro, kahve 2,5euro genel olarak pek çok yerde. Eski şehrin içinde Ağa Camii'den aşağıya doğru inen trafiğe kapalı sokakta solda bir kahvehane var, burası Türk Kahvehanesi olarak geçiyor. Türk kahvesi ve baklava yemek isterseniz uğrayabilirsiniz. Bir de deneysel içki çalışmaları yapmışlar, bir içki dükkanına girdiğimizde dükkandaki görevlinin ikram etmesi ile tanıştık. Kahveli Ouzo, ağzınıza önce Ouzo sonra da kahve tadı geliyor, oldukça güzel bir içki. Rodos kendi saraplık üzümü üretip kendi şarabını yapıyor. Rodos şarapları \"DRY\" grubuna giren şaraplar, isteyen beyaz isteyen kırmızısını bulup içebilir. Eğer bir marka belirtmiyorsanız şaraplar sofra şarabı olarak karaflarda servis ediliyor. Ayrıca, soda ile içilen reçine kokulu şarapları var. Sıcak memleketlerin olmazsa olmazı tabii ki dondurma. Yunan Adaları'ndaki dondurmacılar genellikle İtalyan ekolünün etkisi altındalar. Lindos'ta bize ev yapımı dondurma önerin dediğimiz yerlileri \"Gelibolu\" adında bir yer önerdi, biz de bizim Gelibolu sandık. Halbuki Gelo Blu imiş, Gelota'dan geliyormuş adı 🙂 Ama dondurmaları çok güzeldi, tavsiye ederiz. Döner sizindi bizimdi tartışmasına girmeyelim, zira yüzyıllarca ortak coğrayfayı paylaşmış iki ülkeyiz bu nedenle ortak yemeklerimiz de tabii ki çok fazla. Dolma, cacık, musakka neredeyse her restoranın menüsünde var. Biz döner diyoruz onlar Gyros, bizimki ince lavaştan yapılıyor onlarınki kalın tırnak pideden, onlar bir de içine cacıki veya yoğurt koyuyor, biz koymuyoruz. Onlarınki de güzel, bizimki de 🙂 Onlar bizden farklı olarak bir de domuz etinden döner yapıyorlar tabii. Yine Lindos'ta öğle yemeğimizi hızlıca yiyelim diye bir dönerciye girdik; Estia, hem çok lezzetli hem de tertemiz idi. Bu yazı ilginizi çektiyse; Rodos'ta gezilecek yerler yazıma da bir göz atabilirsiniz. Çocukla gitmediğim için bu konuda bir önerilde bulunamıyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/roma-gezi-notlari-1-gun", "text": "Roma benim rüya şehrim. Pek çok Avrupa şehrini gezdikten sonra buraya dönünce neden böyle hissettiğimi daha iyi anladım. Roma küçük İstanbul gibi de ondan... Kalabalığı, kuralsızlığı, güzellikleri, insanları... Roma'da beni cezbeden başka birşey ise ihtişam. İhtişamlı meydanlar, ihtişamlı kiliseler, ihtişamlı saraylar, ihtişamlı bahçeler, ihtişamlı Colosseum. İtalya'da yaptığım 7 günlük seyahatin Roma bölümü, Roma'da gezilecek yerler ve Roma gezi notları bu yazımda yer alıyor. Pisa'dan Roma'ya Akdeniz kıyı şeridini takip eden bir trenle geçiyoruz. Kompartmanlı trenimizden denizi seyrederek Roma'ya gitmenin heyecanını bastırmaya çalışıyoruz. Ben yerimde duramıyorum. İtalya'da trenler ile ilgili yazıma da bir göz atın. Roma merkez istasyonunda trenden iniyoruz. Otelimiz buraya 5 dakika mesafede. Zaten otelimizin olduğu cadde oteller caddesi gibi sağlı sollu pekçok otel var. Ama biz otelimizi bulmakta zorlanıyoruz, çünkü otelimize bir avludan giriliyor. Booking. com üzerinden ayarladığımız Otelimize vardığımızda otel sahibimiz bizi çok misafirperverce karşılıyor, bize içecek ikramında bulunuyor. Buraya gelene kadar İtalya'daki diğer otellerdeki muameleden sonra bu amca bizi oldukça eğlendiriyor. Roma'ya yolunuz düşerse Accommodation Delia'da kalmanızı tavsiye ederim. Hem şehir merkezine hem de her türlü ulaşıma çok yakın. Ertesi sabah tabii ki ilk ziyaret noktamız Vatikan. Vatikan'ı ilk gördüğümde ihtişamı beni öyle çok etkilemişti ki sabahı iple çekiyordum. Otelden Vatikan'a gitmek için metroya biniyoruz. Roma metrosu bu güne kadar gördüğüm en pis metro. Bizim eski köy otobüslerindeki ağır koku bu metroya hakim. Zaten Roma'da zayıf bir metro ağı var. Ulaşım açısından da İstanbul ile çok benzerlik gösteriyor. Trafikte tıklım tıklım otobüsler, dar ara sokaklarda minibüse benzer küçük otobüsler. Kubbeye kadar merdiven var ama sonrası daracık bir merdiven. Merdiven 300 basamak filan. İnsan tırmandıkça daha da sabırsızlanıyor. Yaşlı başlı teyzeler azimle tırmanıyor. Ve sonunda çatıdayız. Bütün Roma ayaklarımızın altında. Manzara gerçekten görmeye değer. Bu klasik fotoğrafı görmeyen yoktur herhalde. Olsun ben de kendi ellerimle çektiğim bu fotoğrafı koymadan edemedim. Bunun bir de Colosseum versiyonu var. Geldiğimiz daracık merdivenlerden sonra asansöre binip aşağı iniyoruz. Artık kilisenin içini gezeceğiz. Kilisenin içinde tripot kullandırtmıyorlar. Bir poz bile alamadan görevli gelip kapattırıyor tripotumuzu, sonra havaalanında veda edeceğiz emektar tripodumuza henüz haberimiz yok. Titrek de olsa bir sürü fotoğraf çekmeden ayrılmak mümkün değil. İstemeye istemeye ayaklar burada kalmak isteye isteye San Pietro Meydanını geçip Vatikandan ayrılıyoruz. Hazinelerin olduğu bölümlere filan gitmiyoruz çünkü Roma'da zaten iki tam günümüz var. Önce Roma'nın dış güzelliklerinin keşfini bitirmeliyiz. Sırada St. Angelo Köprüsü ve Kalesi var. Burası Tiber nehri kıyısında bir kale. Zamanında pek çok soylu korunmak için bu kaleyi seçmiş. Şimdi ise turistlerin ve seyyar satıcıların istilasına uğramış. Tiber nehri Roma'nın içinden geçip gidiyor. Her güzel Avrupa şehrinin sanki olmazsa olmazı bu nehirler. Roma'da nasibini almış elbette. Buradan sonra Roma'nın merkezine doğru yola çıkıyoruz. İlk uğrayacağımız yer Piazza Navona. Ben bu meydanı çok ama çok seviyorum. Meydanı iki havuz ve bir sürü sokak ressamı ile çevresinde cafeler dolduruyor. Beni bırakın hep burada kalayım hissine kapılıyorum bu meydana ne zaman gelsem. Sanatçı duygularım kabarıyor herhalde burada. Paris'te de Sacre Cour da bana aynı hisleri uyandırmıştı. Yol üstünde \"Sende mi Brutus?\" hikayesinin geçtiği tarihi eserlerin olduğu bir meydandan daha geçeriyoruz. Gitmediğimiz hiçbir meydan kalmasın gibi bir hırsla yeniden Tiber Nehri kıyısında buluyoruz kendimizi. Bir ara ara sokaklarda kaybolup Roma'nın kalbine doğru bir eğri çiziyoruz. Capitoline tepesine ulaşıyoruz ve ben yine çok etkileniyorum. Çünkü bu meydandaki herşey simetrik. Michelangelo'nun ellerinden çıkan meydanda heykeller, binalar ve varsa hepsi simetrik. Deli işi bu diye düşünmeden edemiyor insan. Tepeden inip sağa döndüğümüzde Romalıların sevmediği ama benim çok sevdiğim yine ihtişamıyla gözleri alan bir yapıyla karşılaşıyoruz. Venedik Sarayının karşısındaki bu koca anıtı Emmanuel karısına düğün hediyesi olarak yaptırmış. Roma'nın neredeyse heryerinden görülebiliyor ve genel mimari ile çelişki oluşturuyor. Romalılar bu yüzden sevmezlermiş. Bunu bir de gece görmek lazım diyip yolumuza devam ediyoruz. Çünkü tarihi yerler yavaş yavaş kapanmaya başlıyor. Coloseum'a gidip kapıdan dönüyoruz, çünkü ziyaret kış döneminde 16.30'da bitiyormuş. Böyle durumlarla karşılaşmamak için elinizdeki guidedaki bilgileri okumayı ihmal etmeyin, ben ettim 🙁 Mecburen yarın içini görmek için tekrar geleceğiz. Nasıl İstanbul'un altında bir şehir yatıyorsa, Roma'nın altında da bir şehir yatıyor. Hatta birden fazla. Katları ayırmakta zorlanıyormuş arkeologlar. Türklerin Aşk Çeşmesi, Romalıların ise Fontana di Trevi dediği çeşmeyi gündüz gözüyle görmeye gidiyoruz. Gece gündüz farketmiyor, burası günün her saati kalabalık. Çeşmeye dilek parası atanlar, fotoğraf çektirenler, yine seyyar satıcılar... Floransa ve Pisa'da gördüğümüz demirlere kilit takma geleneği ile burada da karşılaşıyoruz. merhaba. yazınızı okudum ve çok beğendim. kısmetse 4 temmuzda bizde romayı görmeye gideceğiz. vatikanın kubbesine çıkış ile alakalı birşey sormak istiyorum. kubbeye çıkış için bileti nereden alıyoruz. vatikan müzesinin girişinden mi satılıyor, yoksa ayrı bir satış yerimi var? yardımcı olursanız çok sevinirim. teşekkürler. Roma'yı çok severim, umarım siz de seversiniz. Temmuz'da oldukça sıcak olacaktır. Kendinize dikkat edin. Merhaba yazılarınız italya ya gitmek için verdiğim kararın ne kadar dğru olduğunu göstersi. teşekkürler. sormak istediğim ben gitmişken alışverişde yapmak istiyorum ama pahalı bir yer mi değilmi çok iyi blmiyorum. sizce en az ne kadar para ile gitmek mntıklı.. İtalya ya da Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde, eğer o ülkeye özgü birşeyler almaktan bahsetmiyorsak, alışveriş yapmak çok mantıklı değil. Pek çok marka için oradaki euro fiyatı buradaki tl fiyatı şeklinde. Ancak indirim dönemlerine filan denk getirmek filan lazım ama alışveriş ilgi alanım olmadığı için biliyorum desem yalan olur. merhaba ben belcika`da yasiyorum ve burasini hic sevmedim alisamadim, italya`ya yerlesmek istiyorum siz gezip gormus biri olarak iatlyada yasanicak yer olarak neresini tavsiye edersiniz. Ben bulgaristan dışında hiç yurtdışına çıkmadım malesef 🙂 nisan sonu viyanaya gideceğiz, viyana^dan günlük olarak bratislavaya gideceğiz. Fakat ben venedik, pisa ve romayıda görmek çok istiyorum, romada bir akşam kalmak geri kalanını akşam yolculuklarda harcamak istiyorum. Toplamda bu gezi ıcın vaktım 3 gün. Araştırma yaptım fakat yol paraları olağanüstü fazla, nasıl ne şekilde hangi araçlarla gezmem gerek, lütfen bana tavsiyelerde bulunun, yazılarınızdanda ilham aldım ama yardıma ihtiyacım var, çok gitmek isteyipte bi türlü cesaret edemediğim ama her seferinde o gün gelecek dediğim rüyalarımın ülkesi. keşke biraz daha foto ekleseydin içim geçti yazıyı okurken.. inan yerinde olmayı çok isterdim.:)cesaret edemedim belki dil bilmediğim için belkide üzerine çok düşmediğim içindir. ama her defasında bu tarz yazıları okuyunca bir gün bende diyorum bir gün gidicem bende. İtalya ile ilgili yazıların devamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsin. Güzel bir bütçeyle güzel bir tatil! 06 kasım 2018 tarihinde 10 yaşındaki oğlum ile italya gezisi yapacağız roma, Venedik ve flaransa yazınızı okudum. Yolculuk öncesi iyi hissettirdi beni teşekkürler.. Ne yazık ki Vatikan paragrafındaki sıraya kaynak yapma ve ödemediğiniz bir hizmetten yararlanma önerilerinizden sonra okumayı bıraktım. Ekonomik gezmek güzel ama başkalarının hakkını yiyerek değil. Umarım bu konuyu biraz düşününce tavrınızı değiştirirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/roma-gezi-notlari-2-gun", "text": "İtalya gezimin en önemli durağı Roma'da ikinci gün gezi notları bu yazımda devam ediyor. Roma'da yeni gün... Havada yağmur kokusu var. Yağmur başlamadan görebilmek ve daha iyi fotoğraflar çekebilmek için sabah koşa koşa Colosseum'a gidiyoruz. Erken gittiğimiz için fazla sıra beklemeden içerdeyiz. İçeri girdiğimizde Romalıların mimaride neden bu kadar ileride olduğunu anlıyoruz. Colosseum yapıldığı dönemin şartları ve teknolojisi dikkate alındığında ortaya çıkan yapı bir şaheser. Gözümüzün önüne hemen meşhur Gladyatör filmindeki görüntüler geliyor. İki katında dolaşılabilir, turistlere açık olan kısmı o kadar. Gerçekten kalabalık, ama o gladyatör eğlenceleri zamanında ne kadar kalabalık olabileceğini düşünmeden edemiyor insan. 50.000 kişi burada o gösterileri izliyormuş o zamanlar. Şimdi sadece dolaşıp hayalini kurabiliyoruz. Acaba gerçek hali neye benzerdi, nasıl bu kadar zarar görmüş, neden restore edilmiyor gibi sorular aklımızda çıkıyoruz ordan. Sonraki durağımız Compo dei Fiori Meydanı. Metroyla meydana gidiyoruz ama metronun yanlış kapısından çıkıp biraz dolanıyoruz. İstanbul'da metrodan Taksim meydanı yerine gezi parkının arkasından çıkmışız gibi oldu 🙂 Gideceğimiz yer arkamızda alakasız bir yöne bakıyoruz. Neyse ki farketmemiz uzun sürmedi. Meydan Roma'da gördüğümüz en boş meydan. Daha önce geldiğimde böyle değildi gibi aklımda kalmış. Hava oldukça soğuk, onun etkisi herhalde. Meydanda birkaç fotoğraf çekiyoruz. Bu meydan da yine simetrik ve ben simetriyi gerçekten seviyorum. Buradan doğru devam edip, Roma'nın en lüks mağazalarının olduğu caddede ilerliyoruz. İlerden sağa dönüp İspanyol Merdivenlerine ulaşacağız. Roma pek çok Avrupa şehrinin aksine inişli çıkışlı, düzlü tepeli. Şehirde \"ihtişamlı\" merdivenlerin olmasını da sağlayan bu tepeler. İspanyol Merdivenleri ile Compo dei Fiori Meydanı arkadan bu tepedeki kocaman bir bahçeden birbirine bağlanıyor. Ama hava soğuk ve yukarılara çıktıkça rüzgar artıyor, bu yüzden bu bahçeleri gezmemeyi tercih ediyoruz. Merdivenler ismini merdivenlerin tepesindeki binada İspanyol Konsolosu oturduğu için almış. Meydan da merdivenler de kalabalık ama daha önce geldiğimde adım atacak yer yoktu. Roma'da Görülecek yerler listemiz bitti, bundan sonrası sevdiğimiz yerlerin daha bir tadını çıkarma, görmediğimiz sokakları görme. Bir de gece fotoğrafını çekmek istediğimiz yerler var. Ne yazık ki fotoğraflar gözle gördüğünüz güzellikleri yansıtmada yetersiz kalıyor. Colosseum gece de görülmeli mutlaka. Bizim gibi gece fotoğraf çekmeye gelen özellikle çekik gözlü turistler var. Vatikan müzesi Dünya'nın en büyüleyici yeri olabilir. Sistina Şapel'in atmosferini evinizde yaşayabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/roma-gezilecek-yerler", "text": "Roma, yurtdışında ilk gördüğüm şehir olduğu için benim için özel bir yeri vardır. İki kez gittiğim nadir yerler arasındadır aynı zamanda. Büyük bir medeniyet, sokaklarında dolaşmaya doyamadığım, tarih, lezzet ve eğlence dolu bir şehir Roma. Bu yazı ise Roma'da gezilecek yerler önerilerimi içeriyor. Büyük Roma İmparatorluğu'nun ihtişamlı başkenti, tarihte çok önemli roller almış bir başrol oyuncusu o. Şehri gezerken de her noktasında bu geçmişin izlerini görmek mümkün. Roma'da gezilecek yerler listesinin başında dünyaca ünlü Kolezyum, şehirde görülmesi gereken yerler arasında ilk sırayı alır. Campitelli bölgesindeki Piazza del Colesseum meydanında bulunan Colesseum, Roma dönemine ait kusursuz bir yapıdır. Turistlerin oldukça ilgisini çeken bu dev arena, insanlar ve vahşi hayvanlar arasında gerçekleşen ölümcül gladyatör dövüşlerine sahne olmaktadır. Şehrin en heyecan verici yerlerinden biri olan Kolezyum'da keyifli anlar geçireceksiniz. Kış döneminde 16:30'da kapandığını hatırlatmakta fayda var, gitmeden saatlerini mutlaka kontrol edin. Gece ve gündüz fotoğraf çekmenizi tavsiye ederim. Trevi Meydanı'nda bulunan, 1732 yılında Nicola Salvi tarafından tasarlanan Trevi Çeşmesi Roma'nın en popüler gezi duraklarındandır. Üzerinde deniz tanrısı Neptün'ü çağrıştıran figürün yer aldığı çeşmede, Neptün'ün iki yanında iki tane Triton bulunur. Çeşmenin ilk katlarından birinde bulunan kız figürü ise su kemerine adını veren bakireyi temsil etmektedir. Çeşmenin dört sütunu \"Meyve Bolluğu\", \"Tarlaların Verimliliği\", \"Sonbaharın Zenginliği\" ve \"Bahçelerin Zenginliği\" heykelleriyle süslüdür. Efsaneye göre çeşmeye bozuk para atan kişinin bir gün tekrar Roma'ya geleceği söylenmektedir. Bir İnanışa göre sağ elle sol omuz üstünden Trevi Çeşmesi'ne para atmak kişiye iyi şans getirir. Bir bozuk para atmak bir gün Roma'ya dönüleceğine işaret ederken, iki tane bozuk para atmak Romalı güzel bir kıza aşık olunacağına, üç tane bozuk para atmak ise Roma'da birisi ile evleneceğini gösterir. Bu aralar kendisi tadilatta, gidipte görememek var, haberiniz olsun. Trinita dei Monti kilisesi ile Sistina yolunu birbirine bağlayan İspanyol Merdivenleri şehrin en gözde mekanlarındandır. Merdivenlerin önünde bulunan bot şeklindeki çeşme ve etrafındaki rengarenk çiçekler ile bambaşka bir ambiyansa sahip mekanda dinlenip keyifli vakit geçirebilirsiniz. Her zaman çok kalabalıktır. Yanılmıyorsam 2019 yılında İspanyol Merdivenlerine oturmak tamamen yasaklandı. Katolik Hristiyanların yönetim merkezi olan Vatikan ayrı bir ülke olarak sayılsa da Roma'da gezilecek yerler listesinde saymamak olmaz. Ülke statüsünde bulunan Vatikan'da yerleşik yaşayan kişi sayısı 1000 civarında. Roma'nın önemli gezi noktalarından biri de, Vatikan'da yer alan, Kubbesi Michelangelo tarafından tasarlanmış San Pietro Bazilikasıdır. Çok sayıda heykel, kabartma ve resmin sergilendiği kilise, el yazmasından oluşan kütüphanesi, müzeleri ve Sistine Şapeli ile dikkat çeker. Şehrin en güzel manzarasını bu kilisenin kulesinden seyredebilirsiniz. Muhteşem bir kilise, şu ana kadar oradaki ihtişamı başka bir yerde görmedim. Görülmeye değer bir diğer nokta ise tanrıların mabedi olarak bilinen Pantheon'dur. Antik Roma döneminden kalan, Hadrian tarafından yapılmış bu tapınak, 678 yılında Hristiyan kilisesine dönüştürülmüştür. Bugüne kadar en iyi şekilde korunmuş yapı, eşsiz mimarisiyle görenleri büyülemektedir. Arklar sekiz kısımdan oluşurken, kubbesi ise farklı arklardan destek almaktadır. Girişinde Augustus ve Agrippa'nın heykelleri bulunan Pantheon, modern ve klasik detayların birleştiği bir iç tasarıma sahiptir. Yine beni ihtişamı ile çok etkileyen tapınaklardan biri. Sadelik ve boşluk duygusu ancak bu kadar etkileyici olabilir. Roma'da pek çok güzel, keyifli meydan var, ama benim favorim kesinlikle Navona meydanı. Sanatçıların sokakta eserlerini sergilediği, kafelerin önünde sokak şarkıcılarının güzel seramonileri ile bütün günümü orada geçirebilirim. Emmanuel karısına düğün hediyesi olarak yaptırmış, o yüzden Romalılar Düğün Pastası derlermiş buraya. Roma'nın neredeyse her yerinden görülebiliyor ve genel mimari ile çelişki oluşturuyor. Zamanında pek çok soylu korunmak için bu kaleyi seçmiş. Şimdi ise turistlerin ve seyyar satıcıların istilasına uğramış. Flaminio'da bulunan ve tam anlamıyla bir sanat cenneti olan Moseo e Galleria Borghese Müzesi, şehirde görülmeye değer yerlerdendir. Borghese Müzesi'nde Veronese, Bellini, Giorgione gibi sanatçıların tabloları, klasik heykeller, Roma mozaikleri gibi zengin ve sınırsız bir koleksiyon sizleri bekler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/romantik-yol-almanya", "text": "Araba yolculuklarınız sever misiniz? Hayatımıza ansızın giren ve bütün alışkanlıklarımızı değiştiren korona virüsü seyahat etme alışkanlıklarımızı da etkiledi. Bireysel olarak seyahat etmek ve kendi rotanızı belirleyerek uzun araba yolculukları yapmak tren ve otobüs yolculuklarının yerini alacak gibi görünüyor. Dünyanın pek çok yerinde birbirinden güzel araba yolculuğu rotaları yer alıyor. Bugün sizi o güzel rotalardan birine götürüyorum. Almanya'nın güzel doğası içinde masalsı şatolar, tarihi evlerle dolu köyler, manastırlar ile dolu yaklaşık 400 kilometrelik bir yolculuğa ne dersiniz? Almanya deyince aklınıza romantizm gelmediğinin farkındayım, Würzburg and Füssen arasında yer alan Romantik Yol sizi Ortaçağ romantizmine götürüyor. Romantik Yol, Ortaçağ'da ticari amaçla kullanılan bir rota iken, 1950'ler Almanya'da turizmi canlandırmak için bir pazarlama çalışması olarak yeniden gündeme gelmiş. Romantik Yolun kuzey başlangıcı olan Würzburg şehri Frankfurt Havalimanı'na 121 kilometre mesafede yer alıyor. Yolun güney başlangıcı olan Füssen şehri ise Münih Havalimanı'na 161 kilometre mesafede. Mayıs-Ekim ayları arasında Füssen ve Frankfurt arasında Romantik Yol otobüsü her gün her iki yönde de çalışıyor ve çeşitli köylerde duruyor. Ayrıca bisiklet sevenler için otomobil rotasından biraz daha uzun ve çoğunlukla düz olan 439 kilometre bisiklet yolu iyi işaretlenmiş durumda. En çok tercih edilen yöntem ise araç kiralayarak bu rotayı 3-4 günde tamamlamak. Rota üzerindeki sadece popüler yerleri değil de her yeri görmek isterseniz 7 güne kadar seyahatinizi uzatabilirsiniz. Rotayı yapmayı düşünüyorsanız kuzeyden güneye yani Würzburg'dan Füssen's doğru rotanızı belirlemenizi öneririm. Romantik yol seyahati için en iyi zaman, en yoğun dönem yani yüksek sezon yaz ayları. Özellikle Temmuz, Ağustos ayları tercih ediliyor. Eğer yazın gitme imkanınız yoksa, ilkbahar ve sonbaharda bu rotayı yapmak da çok romantik olacaktır. Almanya'nın tamamında olduğu gibi, Noel Pazarları zamanı da eminim çok keyifli olur. 1950'lerde oluşturulmuş olan Romantik Yol toplam 354 kilometre uzunluğunda ve rota üzerinde 28 durak yer alıyor. Durak sayısı gözünüzü korkutmasın, bazı köy ve kasabalar o kadar küçük ki arabayla geçmek 1 dakikanızı alacak. Rota boyunca, tarihi Alman kasabalarına pencerelerden sarkan rengarenk çiçekler, güneşin üstünde dans ettiği üzüm bağları, Alp Dağları'nın ihtişamına eşlik eden göller eşlik ediyor. Siz de bu güzelliklere şahit olmak için bu rotayı seyahat planlarınıza dahil edebilirsiniz. . Rotanın ilk durağı olan Würzburg, aynı zamanda yolun en büyük şehri. Würzburg'de tepede yer alan Marienberg Kalesi ve Unesco Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan Residenz Sarayı ve Mainbruecke Köprüsü mutlaka görülmesi gereken yerler. Burası aynı zamanda şarap bölgesi, bu nedenle köprüde şarap içmeden dönmeyin. Tauber Nehri üzerindeki Kırmızı Kale anlamına gelen Rothenburg Ortaçağ'dan kalma, renk renk binalı şehir merkezi ile mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir diğeri. Christmas Müzesi ve Crime Müzesi de gelmişken görülebilecek yerler arasında. Müzeden de anlaşıldığı üzere Noel zamanı bu şehir bir başka güzel oluyor. Eski bir Alman kasabası deyince aklınıza gelen yer tam olarak Dinkelsbühl olmalı. En iyi korunmuş eski Alman şehirleri arasında yer alan tarihi şehir merkezi mutlaka uğramanız gereken yerler arasında. Büyük bir meteor çukurunda kurulmuş Nördlingen yukarıdan izlenmeyi hak eden şehirlerden çünkü tüm çatılar turuncu. Şehir Katedrali, Ries Krater Müzesi ve Tren Müzesi görülecek yerler arasında yer alıyor. Augsburg Almanya'daki en eski üçüncü şehir. Bavyera Bölgesi'nin ise en büyük şehirlerinden biri. Eski Belediye Binası, Schatz Sarayı ve dünyanın en eski sosyal konut kompleksi olan Fuggerei ve kukla tiyatrosu görülmesi gereken yerler. Pek çok kişinin Bavyera Bölgesi'ne gelme sebebi olan masalsı Neuschwanstein Şatosu Schwangau'ya gelmeniz için en önemli sebep. Şatoyu farklı noktalardan görmek için mutlaka birkaç saat ayırmanızı öneririm. Romantik Yol rotasının son durağı olan Füssen şehir merkezi yarım saatte dolaşabileceğiniz kadar küçük. Hohes Schloss Kalesi ve St. Mang Manastırı görülecek yerlerden bazıları. Ayrıca biraz uzun bir yürüyüş ile Avusturya sınırına da ulaşabilirsiniz. Rota üzerinde görülecek yerler listesi yukarıdakiler ile sınırlı değil. Ayrıca yürüyüş rotaları, kamp alanları gibi seyahatinizi zenginleştirebileceğiniz seçenekler de mevcut. Eğer klasik Avrupa rotalarına alternatif arıyorsanız Romantik Yol sizi fazlasıyla mutlu edecektir. Bu yazı Skyroad Dergisi Ağustos 2020 sayısında yayınlanan yazının genişletilmiş versiyonudur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/roportaj-istedigin-yerde-calis-ve-yasa", "text": "Elveda Ofis diyerek pek çok insanı kendisine hayran bırakan bir konuğum var: Özlem Ercan. O zaten gezerek yaşamayı kendisine felsefe edinmiş. Çok okuyan çok gezen sorularını ben sordum, o bir solukta cevapladı. Özlem Ercan: Gezi, şu anda bana tamamen bir \"gezgin olmayı\", \"durmamayı\" ifade ediyor. Gezgin olmayı da kendim için bir yaşam tarzı haline getirmeye çalışıyorum. Bu konuda bir kısım yol kat ettim, bundan sonra da devam edeceğim. Gezmek, yeni insanlarla karşılaşmak benim için hoşgörünün artması, daha anlayışlı olmak anlamına geliyor. Keşke herkes tüm değişik toplumları tanısa da aslında ne kadar renkli bir dünyada yaşadığımızı, daha da önemlisi farklılıklarımıza rağmen \"insanlık, insan olma\" kavramlarının her yerde benzer olduğunu anlasa. Kaçma olayı ise bambaşka bir bakış açısı. Ben bunu kaçma değil de, kendine yaklaşma olarak görüyorum. Rutin halimizden çıkmak, yabancı bir yerde sürekli tetikte dolayısı ile farkında olarak yaşamak bence dünyanın en güzel şeyi. Hem modern şehir hayatı, hem köklerine bu kadar bağlı olan bir millet olmaları, hem de hepsinden farklı bir vahşi yaşam bizi oldukça etkiledi. Hatta safari gezimizin tam ortasında büyük bir aydınlanma anı yaşadım ve hayatım hakkında daha önce hiç olmadığım kadar sorgulayıcı oldum. Bundan sonra da hiç aynı ben olmadım zaten. Özlem Ercan: İnsanın seyahat anlayışı zaman içinde değişebiliyor, ki bu da çok normal. Asıl değişmeseydik garip olurdu. Bu nedenle gitmeyin diyeceğim bir yer yok. Bence hayatının hangi döneminde nereye gittiğine bağlı bir şey beğenmek veya beğenmemek. Mesela şu an Avrupa şehirleri bana pek çekici gelmiyor, çünkü daha önce gittim ve oraları kendimce bitirdim 🙂 Şimdi beni Almanya veya Belçika'ya göndermek istesen gitmem mesela, onun yerine şu dönemde ilgimi çeken, belki biraz daha maceralı yerlere gitmeyi tercih ederim. 30 yaş üstü sendromu olabilir bu 🙂 Bu yüzden kimseye şuraya git veya gitme deyip de etkilemek istemem. Her yerin zamanı farklıdır ve bence mutlaka her yerin bir zamanı vardır. Özlem Ercan: Benim seçtiğim yol aslında çoğunluktan biraz farklı. Normalde seyahate çıkmak için insan çalışır, para biriktirir ve ufak tatillerde veya yıllık izinde bir yerlere gidilir. Tabii ki para biter, tekrar biriktirmeye başlanır, yeteri kadar olunca yine seyahate çıkılır ve bu böyle gider. Benim yolum ise sürekli istediğim yere gitmek, yolda ve gittiğim yerlerde çalışmak şeklinde gerçekleşiyor. Sabit bir işim var, bu işi internet aracılığı ile sürdürüyorum. İşimi uzaktan rahatlıkla yapabildiğim için seyahat etmek benim için sorun olmuyor. Bunun nasıl olacağı hakkında bir blogum var, tüm öğrendiklerimi ve kişisel tecrübelerimi yazıya dökmeye çalışıyorum. Mesela geçen yaz Antalya çok sıcaktı ve kızımla birlikte biraz daha serin olan Datça'ya gitmiştik. Sabah erken denize giriyorduk, sonra öğle sıcağında ben laptopumun başında o günkü işlerimi hallediyordum. İşlerimde veya keyfimde hiç bir aksama olmadı. Hatta o hafta bir müşterim için radyo ve TV spotu senaryosu yazmıştım. Bu şekilde sabit bir yerde olduğumdan daha yaratıcı ve açık olabiliyorum. Herkes yapabilir mi? Bence isteyen herkes yapabilir, neden olmasın. Blog nedeniyle tanıdığım biri Tayland'a gidip hayatını dalgıçlık hocası olarak sürdürmeye kadar vermişti mesela. Yine de seyahat ederken çalışmak istemeyenler için vereceğim tüyo şu olabilir: Bugüne kadar öğrendiğim br tek şey varsa, o da hayattaki önceliklerimizin farkına varmanın önemidir. Önceliğimiz gezmek, yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımaksa, bu uğurda çalışmak ve para biriktirmek de keyiflidir ve bizi hiç yormaz 🙂 Yeter ki amacımızı bilelim ve kendimize inanalım. İnanç ve güven haricinde daha somut olarak önerim Couchsurfing gibi gezginlerin sosyal ağlarına üye olmak. Couchsurfing'de başkalarının evlerine konuk olabiliyorsunuz, evlerinde kalmasanız bile insanlar size şehri gezdirebiliyor, o anda olan bir buluşmaya katılarak yaşamın içine girebiliyorsunuz. Özel yaşam alanınızdan biraz feragat ederek bir başkasının evinde kalmak zaten başlı başına bir tecrübe. Hem de konaklamaya para vermemeniz de yanında bonus 🙂 Couchsurfing gibi daha pek çok site mevcut. Mesela yeni öğrendim bisikletle dünyayı dolaşanların bir araya geldikleri Warmshowers diye bir site varmış. Bunları keşfederek hem yeni arkadaş kazanmak kolaylaşıyor, hem de gezi oldukça ekonomik bir hale geliyor. Daha uç bir örnek ise midmyhouse. com gibi siteler. Burada evlerini herhangi bir sebeple bir süre kullanmayacak kişilerin evlerinde ücretsiz olarak kalabiliyorsunuz. Yapmanız gereken sadece evde yaşamak ve eve göz kulak olmak. Sabit bir yerleri olmayıp sürekli bu şekilde dünyayı dolaşanlar var. Son olarak klasik sorumuzu soralım: çok okuyan mı bilir, çok gezen mi? , Özlem Ercan: Şu anda kendimi tam bir gezgin olarak görmesem de, okuduğum kitaplar gördüğüm yerlerden fazla olsa da, tercihim çok gezenden yana. Her zaman yaşayarak öğrenme taraftarıyım. Kendimizi ancak böyle tanıyabileceğimizi düşünüyorum. merhaba, hayatımızı tamamen değiştirmek Sevil'in de dediği gibi kendimiz için değişik bir hedef seçmekle başlıyor. Daha sonra eğitimimizi ve becerilerimizi nasıl kullanacağımıza, yeni hayatımıza nasıl adapte edeceğimize karar veriyoruz. Bende ofise elveda diyenlerdenim. Her öğlen starbucks keyfine elveda şimdi çevremde oturacak cafe değil çok uzakta sadece bir köy kahvesi var. Kendi bahçem var. ekiyorum, biçiyorum. Kazanmıyorum öyle fazla ama burada para harcayamıyorsun, harcayacak yerinde yok zaten. Kendi yağında kavruluyorsun ama hayat böyle çok daha güzel."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/rotasiz-seyyah-yol-hikayeleri-2-kitabi", "text": "Rotasız Seyyah Mehmet Genç'in ilk kitabını olduğu gibi ikinci kitabı olan Yol Hikayeleri 2 kitabını da soluksuz okudum. Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 2 kitabı hakkındaki yorumlarımı bu yazıda toparlamaya çalıştım. Bu yazımı okuyorsanız muhtemelen Rotasız Seyyah Mehmet Genç'i zaten tanıyorsunuz. Ben yine de kısacık bir özet geçeyim. Mehmet Genç 2010 yılından bu yana dünyayı geziyor ve yol hikayelerini Rotasız Seyyah adlı blogunda yazıyor. Ben yol hikayeleri diye özetlesem de Mehmet diğer gezginlerden farklı olarak kimsenin gitmediği kabileleri ziyaret edip çok az insanın denediği fiziksel aktiviteler yapıyor. Mehmet'in başarısının altında yatan sebeplerden birinin de blogunda, sosyal medya hesaplarında ve kitaplarındaki sizi içine alıp sürükleyen yazım dili olması. Başınızdan geçen bir olayı anlatmakla hikayeleştirmek arasında ciddi fark var ve Mehmet hikayeleştirme konusunda gerçekten başarılı. Rotasız Seyyah Güney Amerika seyahatine çıkmadan önce onu takip etmeye başlamıştım, seyahat etme şekli, gittiği yerler Türkiye'de kendine \"gezgin\" diyen pek çok kişiden çok farklı, bu da onu diğer seyahat bloggerlarından ayrıştırıyor. Hala takip etmeyen varsa Rotasizseyyah. com adresine göz atabilir veya sosyal medyada kolayca bulabilir. - İkinci kitabı birinci kitaptan daha sürükleyici buldum çünkü ilk kitaptaki parça parça hikaye anlatımı yerini kronolojik sıralı bir günceye bırakmış. Ben bu halinden daha çok keyif aldım çünkü \"sırada ne var\" düşüncesiyle kitap okumayı seviyorum. - Yine ilk kitaptan farklı olarak fotoğraflara kitabın içinde renkli baskı ile ulaşmak daha güzel olmuş, ilk kitaptaki kare kod ile fotoğrafa gitmek kitaptan koparıyordu kısmen de olsa. - Sosyal medya hesaplarında yer almayan hikayeler bulmak da beni çok mutlu etti, çünkü zaten seyahatini çok yakın takip etmiştim ve sosyal medyada görmediğimiz duymadığımız konuları kitapta bulmak kitapla ilgili merakımı artırdı. - Bunun yanında tabii ki paylaştığı konulara da yer vermesi de güzel çünkü \"aaa evet böyle bir olay da olmuştu\" diye hatırlamak da sizi kitapta tutuyor. - İnsan hikayelerini, özellikle Afganistan bölümünü okurken etkilenmemek elde değil. Çok fazla ipucu vermeyeyim, okuyunca siz de anlayacaksınız. - Mehmet kitapta defalarca \"7 yıldır dünyayı geziyorum\", \"3 yıldır ülkeme dönmeden geziyorum\" cümlelerini tekrarlamış, bir yerden sonra \"evet, anladım geziyorsun\" diyesi geliyor insanın. - Bazı yerlerde, şu an aklıma gelen \"keş\" örneği, \"Türkiye'de de varmış bundan\" gibi yorumları var. Bu noktada \"acaba önce kendi ülkemizi gezip, kültürümüzü öğrenip yola öyle mi devam etse\" diye düşünmeden edemedim, kıskançlık mıydı acaba? 🙂 - Son olarak din konusunun altı bana biraz fazlaca çizilmiş gibi geldi ve bu kadarına gerek yokmuş diye düşündüğüm yerler oldu. Belki de gezilen coğrafya nedeniyle böyle olmuş veya ben öyle hissetmiş olabilirim, ilk kitapta hiç böyle bir algım olmamıştı. Tabii ki ben seyahat kitapları okumayı çok seviyorum ancak ne yazık ki okuduğum kitapların; yerli olanlar çoğunlukla yazım dili ve içerik açısından tatmin edici olmuyor, yabancı olanlarda da ciddi bir çeviri sıkıntısı oluyor. Çeviri konusunda çok başarılı bulduğum ve yeni okuduğum bir kitap var, onu da ayrıca detaylı olarak yazacağım ama merak edenler için Garaj Kitap'tan çıkan Rüzgara Karşı kitabını mutlaka okuyun derim. Mehmet'in kitabı ise başta belirttiğim gibi hem yazım dili hem de içerik olarak kesinlikle doyurucu. Seyahat kitabı okumayı sevenlerin mutlaka okumasını öneririm. Kitabın online sitelerde satış fiyatı 29,63TL. Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri 2 kitabını satın almak için tıklayın. Kitap ilk çıktığında Mehmet sağolsun bana kitabı imzalı olarak hediye göndermek istediğini söyledi ancak ben özellikle gidip almayı istediğim için kabul etmedim. Çorbada benim de az da olsa tuzum olsun diye. İlk kitapta olduğu gibi yine iki tane aldım. Biri kendime biri de hediye etmek için, yakında bir takipçime hediye edeceğim. Sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz. Yol hikayeleri 1 i okudum. O kitabın bana, Moğolistan'a gelişi ayrı bir hikaye 🙂 ikiye de ulaşabilmeyi hayal ediyorum. Diğer kitaplar hakkındaki düşüncelerinizi de okudum ama tek tek hepsine yazmayayım. Vakit bulunca değil kitap bulunca okuyorum şimdilik. Bulurum bir gün hepsini, yada onlar beni bulur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sabah-eyaletine-gitmek-icin-11-neden", "text": "Malezya'ya 3 yıl arayla iki kez gidip ikişer hafta kaldım ve hala görmediğim yerlerini keşfetmek, görüp bayıldığım yerlerini tekrar görmek için kesinlikle tekrar gitmek istiyorum. Malezya'ya ilk gidişimde Malezya Yarımadası'nı ikinci gidişimde ise Borneo Adası'nda bulunan Sabah Eyaleti'ni gezdim. Sabah Eyaleti seyahatim sırasında \"Böyle yerleri nereden buluyorsun?\", \"Aklımıza buraları düşürdün!\" diyen pek çok mesaj aldım. Malezya'nın Sabah Eyaleti'ne gitmek için neden arıyorsanız işte size birbirinden güzel 12 neden! Ekonomik durumlar malum, artık çok daha fazla ekonomi konuşur, daha fazla hesap kitap yapar olduk. Sabah Eyaleti, Türk Vatandaşları için ekonomik seyahat edilebilecek destinasyonlar arasında. Malezya'nın para birimi Ringit. 1 Usd yaklaşık 4,6 Ringit ediyor. Kişi başı 4-5 Usd'ye karnınızı güzelce doyurabilir, 20-30 Usd'ye düzgün konaklama seçenekleri bulabilirsiniz. Pek çok milli parka giriş ücreti de 5 Usd civarında. Aynı bölgedeki Endonezya, Tayland gibi ülkelerle kıyasladığınızda daha ekonomik olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Fiyatları özellikle Usd olarak yazıyorum ki TL kurundaki sürekli değişim okuyucularımı yanıltmasın. Yüksek maliyet olabilecek tek kalem uçak bileti. Onu aşmanın en kolay yolu da havayollarının kampanya dönemlerini veya uçuş mili kampanyalarını takip etmek. Singapur Havayolları, Türk Havayolları veya Air Asia ile Singapur ve/veya Kuala Lumpur'a uçup oradan Sabah Eyaleti'ndeki havalimanlarından birine uygun uçuşları kolayca bulabilirsiniz. Türklerin seyahatlerde en çok endişe ettiği noktalardan birinin helal yemek olduğunu biliyorum. Malezya nüfusunun büyük çoğunluğu müslüman. Müslümanları hristiyan, budist ve hindular takip ediyor. Farklı dinlerin bir arada ahenk içinde yaşadığı Malezya'da tüm dinler diğer dinlere karşı son derece saygılı. Bu saygı çerçevesinde aksi belirtilmediği sürece yemekler helal yemek olarak pişiriliyor. Yani gönül rahatlığı ile önünüze gelen yemeklerin tadına bakabilirsiniz. Bizde dört mevsim var ama tropik ülkelerde genelde tek veya kuru/nemli sezon diye iki sezon var. Malezya'nın Sabah Eyaleti'ne gitmek için belli bir sezon engeli yok, sürekli 27-30 derece arasında olan sıcaklığı ile istediğiniz zaman seyahat planı yapabilirsiniz. Mesela Türkiye kışı yaşarken Sabah'ta tropik sıcak denizlerin tadını çıkarmak harika olmaz mıydı? Üstelik ocak-şubat ayları Kota Kinabalu'da balina gözlemi yapmak için harika bir dönem. Gideceğiniz dönemde bir festival olup olmadığını kontrol etmeniz de güzel olur, çünkü Sabah Eyaleti'nde pek çok festival düzenleniyor. 4 Malezya Türk Vatandaşlarından Vize İstemiyor! Seyahat ederken benim canımı en çok sıkan konuların başında vize geliyor. Vize konusu netleşmeden seyahat planlayamamak gerçekten insanın hevesini kaçırıyor. Şanslıyız ki, Malezya'ya giderken böyle bir sorunumuz yok! Malezya'yı ziyaret eden Türk Vatandaşları 90 gün süreyle vizeden muaf. Yani Malezya seyahati için tek ihtiyacınız olan pasaport, pasaportunuzu çantanıza koyup 3 aya kadar Malezya'yı gezebilirsiniz. Kaptan Jacques-Yves Cousteau'nun keşfettiği ve \"dokunulmamış bir sanat eseri\" olarak adlandırdığı Sipadan Adası, dünyanın en iyi dalış noktaları arasında sayılıyor. Ada şu an tamamen koruma altında, herhangi bir yerleşim yok ve her gün sadece 176 dalıcının dalış yapmasına izin veriliyor. Baca şeklindeki ada çevresinde 3000'in üzerinde balık türü bulunuyor. Burada dalış yapmak her dalıcının hayali. Dalış yapmak için en güzel zamanları Nisan ve Mayıs ayları imiş ama biz Haziran'da gittiğimizde mükemmeldi, üstelik yüksek sezon kalabalığı kalmamıştı. Sabah Eyaleti'nde kesinlikle aç kalmazsınız. Güneydoğu Asya mutfağında sevdiğiniz ne varsa burada en güzelini bulabileceğinizden şüpheniz olmasın. Geleneksel Malay yemeklerinin yanısıra, Hint, Çin, Japon mutfağından pek çok yemeği Sabah'ta bulabilirsiniz. Eğer ben bunları istemem derseniz batılı yemek zincirlerinin pek çoğunun Sabah'ta şubeleri var. Hamburgerden pizzaya, kruvasandan makarnaya istediğiniz her türlü yemeği bulabilirsiniz. Bence siz yine de karnınızı \"batılı\" yemeklerle doldurmayın, çünkü Sabah Eyaleti'nde denizin bütün nimetlerinden faydalanılıyor. Deniz ürünlerini seviyorsanız karidesten kalamara istakozdan yengece, çeşit çeşit balığa kadar Türkiye'de çok pahalıya yediğiniz deniz ürünlerini Sabah'ta çok uygun fiyatlara yiyebilirsiniz. Borneo Adası; yağmur ormanları ve zengin denizaltı ile bakir doğayı yakından görebileceğiniz, doğa içindeki tesislerde konaklayabileceğiniz nadir ülkelerden biri. Sepilok'ta yağmur ormanları içinde kaldığımız Sepilok Nature Resort, Kinabatangan Nehri kıyısında kaldığımız Bilit Adventure Lodge ve Semporna'daki Mabul Adası'nda kaldığımız Borneo Divers Mabul Resort doğa ile iç içe muhteşem konaklama deneyimi yaşadığımız yerlerdi. Sabah Eyaleti, doğanın bütün cömertliğini sergilediği, doğa severlerin çok keyif alacağı bir destinasyon. Borneo Adası'nda pek çok endemik hayvan ve bitki türü bulunuyor; Dünyanın en büyük çiçeği olan raflezya çiçeği, et yiyen bitki türleri, orang utan, uzun burunlu maymun, güneş ayısı, pigme filler en popüler olanları ve ilk akla gelenleri. Bu canlıları milli parklarda, koruma merkezlerinde veya tamamen doğal ortamlarında görebilmek mümkün. Sabah Eyaleti'nde pek çok kez \"kendimi bir belgeselin içinde hissediyorum\" dediğim çok fazla an oldu, iyi ki rotamızı buraya çevirmişiz. Güneydoğu Asya'ya geldiğinizde insanlar genel olarak çok güler yüzlü ve sıcak kanlıdır. Sabah Eyaleti'nde de durum benzer. Buna ek olarak Türkiye'den geldiğimiz ve müslüman bir ülke olduğumuz için ekstra bir ilgi ve sevgi gösterdiklerini belirtmeden edemeyeceğim. \"Türkiye\" dediğimizde hemen \"selamünaleyküm\" deyip sohbete başlıyorlar. Turistin çok az olduğu Tawau şehrinde dolaşırken dahi hiç rahatsız olmadan, son derece güvenli bir şekilde gezdik. Malezya denince akla ilk Kuala Lumpur'daki Petronas Kuleleri veya Penang'daki duvar resimleri geliyor. Ama Malezya aslında dört bir yanı tropik denizlerle çevrili bir ülke. Borneo zaten ada, adanın çevresi binlerce yılda oluşmuş mercan resifleri ile dolu. Sabah Eyaleti ise bu güzelliklerden en fazla nasibini almış olan yer. İsterseniz Kota Kinabalu'nun hemen yakınındaki adalara ister Sandakan'daki adalara ister Semporna'daki adalara giderek mükemmel deniz deneyimi yaşayabilirsiniz. İster sadece yüzün, isterseniz şnorkel yapın, isterseniz dalış yapın, isterseniz sadece güneşlenin ama bu güzellikleri bir gün mutlaka deneyimleyin. Güneydoğu Asya'nın en önemli eko rezerv alanlarından biri, pek çok endemik bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan ve Asya'nın Amazonları olarak anılan Kinabatangan Nehri, Sabah Eyaleti'ndeki unutulmaz deneyimlerden bir diğeri. Nehir kıyısındaki kulübelerde konaklamak, hayvanları gözlemlemek için nehirde bot turlarına katılmak, gece ve gündüz yağmur ormanları içinde yürüyüşler yapmak için Kinabatangan Nehri mutlaka Sabah Eyaleti rotanızda olmalı. Nehir, uzun burunlu maymunlar, orang utanlar, pigme filler gibi pek çok endemik türün doğal yaşam alanı. Şanslıysanız bu türlerin biri veya birkaçını bot turları sırasında görebilirsiniz. Sabah'ta Gezilecek Yerler yazıma da mutlaka göz atmanızı öneririm. Sabah Eyaleti gezimizde Sabah Tourism Board bize ev sahipliği yaptı, Sepilok Tropical Wildlife Adventure acentesi buradaki gezilerimizi sağladı. Emeği geçen, seyahatimizin harika geçmesini sağlayan herkese çok teşekkür ederiz. Sabah bölgesi hakkında ihtiyacınız olan her türlü bilgiye Sabah Tourism internet sitesinden ulaşabilir, özel gezileriniz için Sepilok Tropical Wildlife Adventure ile iletişime geçebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sabiha-gokcen-havaaalani-otopark-secenekleri", "text": "Seyahatlerimiz için önceliğimiz ucuz havayolları ve ucuz havayolları uçuşlarını daha çok Sabiha Gökçen Havaalanı üzerinden gerçekleştiriyor. Araçla Sabiha Gökçen Havalimanı'na gittiğimizde ise ucuz otopark seçenekleri bulmaya çalışıyoruz. Bu yazımda Sabiha Gökçen ucuz otopark seçenekleri, Sabiha Gökçen Havalimanına yakın otoparklar, konumları ve Sabiha Gökçen otopark fiyatları hakkında detaylı bilgiye ulaşabileceksiniz. İspark Ekopark, Havapark gibi popüler noktaların yanısıra yeni açılan otoparkları da bu yazıda bulacaksınız. Okumaya devam! Sabiha Gökçen ucuz otopark seçenekleri içinde yer alan tüm otoparklar, Sabiha Gökçen Havalimanına ücretsiz ring servis yani transfer hizmeti sunuyor. Ring yapan minibüsler ile sürekli otoparktan yolcu alıp havaalanına, havaalanından yolcu alıp otoparka bırakıyorlar. Genellikle ring yapan servisler 20 dakikada bir kalkıyor. Yoğun dönemlerde bu süreler kısalabiliyor. Bizim en çok tercih ettiğimiz yer genellikle İspark'ın Park Et Devam Et sisteminin bir parçası olan İspark EkoPark oluyor. İspark'ın otoparkı Sabiha'ya yakın en büyük ve en bilinen otopark, bu nedenle oldukça kalabalık oluyor. 1600 araç kapasitesi ile burası çok büyük bir otopark. Eğer aracınızı buraya bırakacaksanız transfer servisi sırası olabileceğini göz önüne alarak erken gelmenizde fayda var. İspark EkoPark Ücret bilgisi: 24 Saat 8tl otopark ücreti ile çok ekonomik, havaalanına ücretsiz servisi var. İlk 3 saat ücretsiz uygulaması var burada. Yolcu bekleyenler de İspark EkoPark otoparkını tercih edebilir. İspark EkoPark Yeri: Kurtköy'deki Teknopark'ı geçince solda kalıyor, zaten Teknopark'tan sonraki kavşağa gelince solda tabelalarını göreceksiniz. Kavşaktan sola dönerseniz hemen girişine geliyorsunuz. Otopark giriş kapısında kocaman İSPARK P+R tabelasını göreceksiniz. Aşağıdaki haritada İspark EkoPark'ın konumunu da görebilirsiniz. Yol tarifi için tıklayın. İstanbul Jetpark yeni açılmış, eskiden Pegasus'un otoparkının olduğu yerde, havalimanına sadece 300 metre mesafede yer alıyor. İstanbul Jetpark Otopark Ücret Bilgisi: Günlük park ücreti 15 TL. İstanbul Jetpark Otopark Yeri: Eskiden Pegasus'un otoparkının olduğu yeri biliyorsanız, orası ile aynı yer. Aşağıda haritada işaretlenmiş olarak tam yerini de görebilirsiniz. İstanbul Jetpark otopark konumu için tıklayın. İstanbul Jetpark Otopark Telefon: 0555 055 93 73 numaralı telefon üzerinden kendilerine ulaşarak doluluk ve konum hakkında bilgi alabilirsiniz. Atlantis Avm Otopark'ını hiç denemedim, bir gün diğer otoparklarda yer bulamazsam sanırım bu otoparkı o zaman deneyeceğim. Diğer otopark servislerini beklerken servis araçlarına denk geldim. Avrasya seyahat işletiyormuş bu otoparkı, Atatürk Havaalanında da benzer bir uygulamaları var. Atlantis Avm Otoparkı Ücret Bilgisi: Bu otoparkın ücreti 24 saati 12TL, kapalı ve açık seçenekleri var sanırım. Ayrıca ilk 3 saat de ücretsizmiş. Bu otopark için önceden arayıp rezervasyon yaptırmazsanız almıyorlarmış, aman dikkat! Atlantis Avm Otoparkı Yeri: Yeri tahmin edeceğiniz gibi Atlantis AVM'de. Atlantis AVM otopark konumu için tıklayın. Atlantis Avm Otoparkı Telefonu: 0549 210 39 98 numaralı telefondan ulaşarak rezervasyon yaptırabilirsiniz. Havapark otoparkını en son İzmir uçuşuma kadar duymamıştım bile. Otopark sırası beklerken birkaç kişi Havapark Otoparkı servisinin yerini sorunca fark ettim böyle bir yer olduğunu. Yeni hizmete açılmış, diğer otoparklara göre birazcık daha uzak ama yer bulunuyor. Havapark Otoparkı Ücret Bilgisi: Havapark otopark ücreti, 24 saat için 8TL. 20 dakikada bir Sabiha Gökçen'e servis kaldırıyorlar diğer otoparklarda olduğu gibi. Havapark Otoparkı Yeri: Aşağıdaki haritada Havapark otoparkının yerini görebilirsiniz. Havapark otopark konumu için tıklayın. Havapark Otopark Telefonu: 05050679999 Numaralı Mobil Hatta çağrı bırakarak konum bilgisini Whatsapp ve SMS ile telefonunuza yönlendirme hizmetleri varmış, hoşuma gitti. İnternet siteleri çalışmıyor, kapanmış olabilir, gitmeden önce mutlaka telefon ile ulaşmaya çalışın. Sabiha Gökçen Havaalanı'nda otopark sorunu büyüdükçe her gün yeni bir otopark daha açılıyor. Bu kez TEM'den Kurtköy'e geliş yönünde yeni bir otopark açılmış. EkspressPark Otopark Ücret Bilgisi: Ekspress otopark ücreti, 24 saat için 13TL. 15 dakikada bir Sabiha Gökçen'e servis kaldırıyorlar. EkspressPark Otoparkı Yeri: Aşağıdaki haritada Ekspress otoparkının yerini görebilirsiniz. Ekspresspark otopark konumu için tıklayın. EkspressPark Otopark Telefonu: 0 555 192 75 00 numaralı telefondan arayarak müsaitlik bilgisi alabilirsiniz. Yeni açılan Sabiha Gökçen otoparklarına biri daha eklenmiş: Sözmenpark. Hem açık hem de kapalı otopark alanları var. Ücretsiz servisleri var. Yeri; Havapark'a gelmeden 600 mt kadar önce. Sözmenpark Otopark Ücret Bilgisi: Sözmenpark otopark ücreti, 24 saat için; açık otopark günlük 13TL. 1-3 gün arası 50 TL, 4 gün 52, 5 gün 65 TL. Sözmenpark Otoparkı Yeri: Aşağıdaki haritada Sözmenpark'ın yerini görebilirsiniz. Sözmenpark otopark konumu için tıklayın. Tabii ki ben servisle filan uğraşmak istemiyorum, havaalanı otoparkına bırakırım diyorsanız bu da bir seçenek. Havalanının hemen alt katına ancak yukarıdaki fiyatların çok üstüne aracınızı bırakabilirsiniz. Açık ve kapalı otopark seçenekleri mevcut. 4700'den fazla araç kapasitesi ile oldukça büyük bir otopark. Sabiha Gökçen Havaalanı Ücret Bilgisi: Havaalanı otoparkı tabii ki diğer otoparklara kıyasla oldukça pahalı. Aşağıdaki ücret tablosu Sabiha Gökçen'in kendi sitesinden alındı ve fiyatlar Aralık 2020'ye ait, gitmeden önce son fiyatları kontrol etmenizde fayda var. Daha önce motosikletlerden ücret alınmazken ücret listesine motosikletler de eklenmiş, dikkat! Sabiha Gökçen Havaalanı Otoparkı Yeri: Havaalanı gelen yolcu tarafından gelirken solda girişini göreceksiniz. Girerken kart alıyorsunuz. Çıkarken de otopark ödeme noktalarından ödemenizi yapmanız lazım. Ben otopark aramakla, servisle uğraşamam kapıya aracımı bırakır kapıdan alırım diyorsanız Sabiha Gökçen Havaalanı ile anlaşmalı banka ve/veya kurumlara üyeyseniz vale hizmetlerinden de faydalanabilirsiniz. Sabiha Gökçen vale hizmeti için yukarıdaki otopark ücretlerine 35 TL vale bedeli ekleniyor. Aşağıdaki bankalardan uygun kartlarınız varsa indirimli olarak otopark hizmeti almanız mümkün, otopark indirimli fiyatlarına 35TL vale bedeli yine ekleniyor. - Garanti bankası %40 indirimli - ING Pegasus Plus Premium Kart %50 indirimli Vale Hizmeti Yeri: Hemen kapının önüne THY VIP Lounge girişine aracınızı bırakıyorsunuz, dönüşte de kapıdan alıyorsunuz. Her firmanın kendi kiosku var, kioska aracınızı anahtarıyla birlikte teslim ediyorsunuz. Deneyimlemediğim ve servislerine denk gelmediğim için sadece kulaktan dolma bildiğim ancak nerededir, ücreti nedir bilgim olmayan otoparklar olabilir. - Mesela Pendik belediyesinin de bir otoparkı olduğunu duymuştum ama internette hiç denk gelmedim. - Havapark'a doğru giderken hemen Havapark otoparkının yakınında bir havaalanı otoparkı tabelası daha gördüm. Yer bulamadığınız durumda oraya da bakabilirsiniz. - Parkvia diye bir yerin reklamlarını gördüm ancak denemedim. - Son seçenek olarak Atlantis AVM çevresinde sokak üzerine araçlarını bırakabileceğiniz park yerleri var, oraya bırakıp havaalanına taksi ile gitmek de bir seçenek. Gsm operatörlerinin, Sabiha Gökçen Havaalanına özel Turkcell Platinum ve Vodafone müşterilerine özel otopark indirimleri oluyor zaman zaman. Ancak bu kampanyalar sürekli devam etmiyor, bu nedenle yola çıkmadan önce mutlaka GSM operatörünüzden kampanyanın geçerlilik durumunu kontrol etmenizde fayda var. - Vodafone Red müşterilerine özel Sabiha Gökçen Otopark kampanyası 31 Aralık 2018'de sona erdi. - Turkcell Sabiha Gökçen otoparkı için müşterileri için yakın zamanda bildiğim bir kampanya düzenlemedi. Sabiha Gökçen Havaalanı çevresinde kapalı otopark var mı, kapalı otoparklar hangileri onlara da bir göz atalım. - Sabiha Gökçen Havaalanı'nın içindeki havaalanı otoparkının kapalı ve açık olmak üzere iki bölümü var. - Atlantis Avm otoparkı, Sabiha Gökçen Havaalanı'na yakın otoparklar içinde kapalı olan tek otopark. Atlantis otoparkı için önceden randevu almanız gerektiğini unutmayın. Sizin bilginiz varsa yorum olarak eklerseniz çok sevinirim. Tüm otoparklar için özellikle bayram tatili gibi uçuşların yoğun olduğu dönemlerde yer bulamama, servis araçlarının gecikmesi gibi durumlar olabileceğini dikkate almayı unutmayın. Ayrıca servisten inerken nereden kalkacağını da mutlaka sorun, otopark sırasında yanlış servise binen veya servis yerini arayan çok kişiyle karşılaşıyorum. Bilgi için çok teşekkürler, epey zam gelmiş güncelleyeyim. Atlantis otopark, avm'nin alt katı ve kapalı otopark. Ilk açıldığında kapıya gelen her araç giriyordu. Talep artınca önce ücret ödenmeyen rezervasyon uyguladılar. Şimdi ise internetten ücretini ödeyerek rezervasyon yapıyorsunuz. Evet, rez yoksa giremiyorsunuz. Ben burasını kapalı olduğu için tercih ediyorum. Hava Park'ı ilk keşfettiğimde 6 TL idi. Şuan 10 TL olmuş. Herkese keyifli seyahatler. Merhabalar yeni açılan Sözmenpark diye bir firma var. Hem açık hem de kapalı otopark alanları var. Ücretsiz servisleri var bekleme süresi yok gittiğim gibi alıp havaalanına bıraktılar.(5 dakika sürdü havaalanına gelmem) Normalde fiyatları açık için 7 kapalı için 10 tl fakat şu anda internet sitelerinden rezervasyon yapılırsa açık 5 kapalı 8tl olarak alıyor. Ücretide çıkarken ödüyorum. Yeri havaparka gelmeden 600 mt falan önce. 3 haftadır her hafta kullanıyorum memnun kaldım tavsiye ederim. http://www. sozmenpark. com bu da web siteleri umarım işinize yarar. Bu arada üstteki tüm firmalarıda kullandım bu firmanında o listeye kesinlikle sokulması lazım çünkü hepsinden daha güleryüzlü bir hizmet alıyorum ve bence en önemliside bu. Bilgilendirme için teşekkür ederim bana çok faydası oldu yazınızın. Güzel ve açıklayıcı yazınız için çok teşekkürler. Hangi seçeneklerimizin olduğunu bilmek güzel bir şey. Ben Ekspres Park'ı iki defa kullandım, hizmet iyi, çalışanlar güler yüzlü. Ancak servisi biraz yavaş. Uçağa yetişme veya eve dönme telaşındayken 20 dakika servis beklemek insanı biraz üzüyor. Bir de dönüşte beklerken Ekspres Park servisi gelene kadar iki defa İspark servisi gelince iyice moralim bozuldu. Yarın İspark'ı kullanmayı düşünüyorum, inşallah daha kötü çıkmaz. Atlantis AVM otoparkına bugün rezervasyonsuz girdik. 5 gün kalacak araba. 9TL günlük. Aracın kaydını aldıkları bi fiş verdiler, sonra servis başka yolcu beklemeden hemen kalktı. Dönüşte aramamız için tel no verdiler. Belediye otobüslerinin ordan kalkıyormuş servis. Ekspres Park'tan sonra yeni İspark'ı da denedim, ve çok memnun kaldım. Yeni İspark eskisi gibi kalabalık değil, kocaman bir otopark ve her zaman yarısından çoğu boş oluyor. Hiç yer arama derdiniz olmadan servisin kalktığı noktaya yakın bir yere park edip servise binerek gidebiliyorsunuz. İşin en güzel tarafı ise yolcu olmasa bile 24 saat boyunca 10 dakikada bir servis kaldırıyorlar. Yani uçaktan indiğinizde servisi arama derdiniz yok, açık otoparktaki servis noktasına gidip maksimum 10 dakika beklemeniz yeterli. Tek garip yanı havaalanında servisin durduğu nokta diğerlerinden farklı; açık otoparktaki A2 bölgesinde duruyor. Otobüs duraklarının hemen sol tarafına düşüyor. Ben 6 aydır neredeyse her hafta kullanıyorum ve çok memnunum. Herkese de tavsiye ederim. Son bir kaç uçuşumda kapalı otopark olması sebebiyle Atlantis AVM otoparkını tercih ettim. Daha önceleri İspark'ı kullanıyordum. Fakat hem yoğun olmasından, hem de açık olmasından dolayı arayışa girmiştim. Günlük 12 TL ücretleri ver ve sürekli ring servisleri var. Girişte kaydınızı alıp, üzerinde dönüşte servisi bekleyeceğiniz noktayı ve iletişim bilgilerini gösteren bir bilgilendirme fişi veriyorlar. Personelleri de güler yüzlü ve yardım sever. Servis şoförleri binerken, inerken bavullarımıza yardımcı oluyorlar. İşletmesini Avrasya Otopark İşletmeleri A. Ş. yapıyor, İstanbul genelinde işlettikleri başka otoparkları da var. Kurumsal ve güvenilir bir işletme, bugüne kadar hiç bir sorun yaşamadım, herkese de tavsiye ederim. gerek olmadan giriş yapabiliyorsunuz. Herhangi bir sorun yaşamadım, tavsiye ederim. Pandemi nedeniyle uçuş sayısı çok azaldığı için otoparkları kapatmış olabilirler, bilmiyorum. Verdiğiniz bilgi için teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/safranbolu-da-ne-yenir", "text": "Safranbolu, Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri ve hafta sonu gezileri için ideal bir rota. Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan, birbirinden güzel evlerinin yanı sıra nefis yemekleri ile küçük ve güzel bir yörük şehri olan Safranbolu'da gezilecek görülecek pek çok yer elbette. Bu yazının konusu ise Safranbolu yemekleri. Safranbolu'ya gittiğinizde aç kalmazsınız, kesin bilgi. Safranbolu'da hamur işi ve tatlı ağırlıklı bir mutfak sizi bekliyor. Safran ve lokumlarının ününü mutlaka duymuşsunuzdur. Safranbolu'da ne yenir, nerede yenir? sorusunun cevabını bulacağınız detaylı bir Safranbolu yeme-içme rehberi hazırladım. Önce kısa bir Safranbolu'ya giriş yapalım. Safranbolu yörük kültürünü tam olarak görebileceğiniz, tarihi çok daha eskilere dayanan, safran ticareti ile İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri olmuş bir Karadeniz şehri. Karabük iline bağlı olarak şehir, Karabük'ten daha meşhur. 1998 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmesi ile hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgi odağı olan bu güzel şehir, tarih ve doğayı seven misafirlerini bekliyor. Safranbolu'ya nasıl gidilir derseniz; Safranbolu, İstanbul'dan Ankara yönünde ilerlerseniz, Gerede çıkışından çıkıp Karabük üzerinden gidiliyor. İstanbul-Safranbolu arası mesafe yaklaşık 390 km. Safranbolu adını, dünyada nadir yetişen ve en pahalı baharatlardan biri olan safran bitkisinden alıyor. Ülkemizde safran yetişen birkaç yerden biri olan Safranbolu, safran sayesinde ekonomik olarak da her zaman güçlü olmuş. Safranbolu Evleri, Eski Çarşısı, Yörük Köyü ile Türkiye'de mutlaka görülmesi gereken yerlerden başında geliyor. Hala Safranbolu'ya gitmediyseniz en yakın zamanda plan yapmanızı şiddetle öneririm. Daha fazla bilgi için Safranbolu gezilecek yerler yazıma mutlaka göz atın. Safranbolu 3 ana bölümden oluşuyor. Bağlar, Kıranköy ve Çarşı. - Kıranköy: mübadeleden önce gayrı müslümlerin yaşadığı bölüm, - Bağlar: eskiden bağ evlerinin olduğu yaz aylarında yüksek olduğu için çıkılan bölüm, - Çarşı: halk arasında \"Safranbolu Eski Çarşı\" olarak bilinen tarihi şehrin olduğu, klasik Safranbolu fotoğraflarında gördüğünüz bölüm. Bu bölümlerin en popüler olanı elbette çarşı kısmı. Safranbolu'da yeme-içme önerilerim ağırlıklı olarak bu kısımda yer alıyor. Safranbolu, güzel Osmanlı evlerinin yanı sıra, safran ve lokumu ile de ünlü bir şehir. Daha çok hamur işlerine dayalı olan Safranbolu mutfağı, yediklerine dikkat edenler, sağlıklı beslenenler için oldukça zorlayıcı olabilir, uyarmadı demeyin! Kebaplar, hamur işleri, pideler derken liste uzayıp gidiyor. Safranbolu yemekleri listesine gelin birlikte bakalım. Aşağıda yer alan Safranbolu yemeklerini farklı zamanlarda Safranbolu'ya gittiğimde bizzat deneyimledim, gönül rahatlığıyla öneriyorum. Safranbolu'ya gitmeden küçük bir mola için İstanbul-Ankara yolu üzerindeki Türsan tesislerinde bir mola verip Akçaabat Köftesi yemenizi şiddetle tavsiye ederim. Hızlı ve iyi servis, lezzetli yemek, uygun fiyat hepsi bir arada toplanmış. Ayrıca İstanbul'dan Safranbolu'ya giderken Bolu'dan geçeceğiniz için yol kenarında çok sayıda bolu lokantası da göreceksiniz. Öğle yemeği için bunlardan birini tercih edebilirsiniz. Gelelim asıl konumuz olan Safranbolu yemeklerine.... Peruhi bir çeşit mantı, bildiğimiz mantıdan farkı muska şeklinde yapılıyor olması ve içine kıyma yerine peynir girmesi. Safranbolu'da yediğim Peruhiler genellikle bakır tabaklarda ve çok güzel bir sunumla önünüze geliyor. Bol tereyağı ile servis edildiğini de hatırlatmamak olmaz. Mantı türü yemekleri sevenler için güzel bir seçenek. Safranbolu'da Peruhi nerede yenir? diye soracak olursanız önereceğim yerlerden biri Safranbolu Sofrası. Safranbolu'da turizm arttıkça, yerel yemekler yiyebileceğiniz pek çok restoran açılmış. Yıllar önce ilk kez Safranbolu'ya gittiğimde çarşıda birkaç yer varken şimdi bir sürü mekan açılmış. Biz, son Safranbolu seyahayimizde Peruhi'yi Safranbolu Sofrası adlı restoranda yedik. Tadı da sunumu da oldukça güzeldi. Benim için Türkiye'deki en iyi mantı Sinop'ta Hala'nın Yeri'nde yediğim mantıdır. Ne Kayseri mantısı, ne de bir başkası bunu geçemedi. Safranbolu'daki kadar minik sarmayı hiçbir yerde görmemişsinizdir. Minik küpler şeklinde yapılan sarmalar, görüntüsü kadar lezzeti ile de dikkat çekiyor. Nefis asma yapraklarının da bu lezzette payı var. Kim uğraşır da bu kadar küçük yaprak sarar gerçekten aklım almıyor, saranların eline sağlık. Bize afiyetler olsun. Bağlar bölgesi Safranbolu'nun yaylası imiş eskiden. Safranbolu'da yapılan yerel gazoza da bu bölgenin adını vermişler. Çamlıca gazozun biraz daha şekerlisi Bağlar Gazozu. Yerel gazoz denemeyi sevenler mutlaka denemeli. Safranbolu'da hemen her yerde Bağlar Gazozu bulabilirsiniz. Safranbolu'ya ilk gittiğimde ilk yediğim yemekti Yayım. Yayım, bildiğiniz erişte, Safranbolu'da ev yapımı erişte kolaylıkla bulabilirsiniz. Bu erişteyi makarna gibi pişirip üzerine ceviz ve tereyağı ile servis ediyorlar. Ceviz doğal, erişte doğal, tereyağı doğal olunca tadı da güzel oluyor ama çok ilginç bir tat değil bana göre. Safranbolulular kızmasın, her yerde bulunabilecek sıradan bir yemek. Safranbolu Eski Çarşı'nın içinde yer alan Yemeniciler çarşısındaki Arasta Kahvesi'nde mutlaka elma çayı içmelisiniz. Ekşi elma, kekik, kuşburnu bir arada kaynatılıyor. Bal ile servis ediliyor. Sunumu da tadı kadar güzel. Bu çayı başka bir yerde denemedim ve çok sevdim. Safranbolu adını da Safran bitkisinden almış. Aslında safranın yemeklerde daha fazla kullanılmasını beklerdim ama pek görünmüyor. Safrandan yapılan çay Safranbolu'da çok meşhur sarı renkli bir çay. Ben tadını bir şeye benzetemedim ama gitmişken denemek lazım. Safran Çayı'nı da Safranbolu çarşısında pek çok yerde içebilirsiniz. Hazır Safranbolu'ya gelmişken tarihi bir konakta içeyim çayımı derseniz, Hıdırlık Tepesi'ne doğru çıkarken içini de gezebileceğiniz Kaymakamlar Evi'nin bahçesinde içebilirsiniz. Zerde tatlısı Safranbolu'ya özgü bir lezzet olmasa da safran ile renklendirildiğinden Safranbolu'da da pek çok restoranın menüsünde bulabilirsiniz. Listede lokum dışında hiç tatlı yokmuş, bunu ekleyeyim dedim. Zerde benim sevdiğim tarzda bir tatlı değil. Hafif tatlıları sevenlerin ilgisini çekebilir. Safranbolu simidi, bildiğimiz simitten daha ince, orijinali susamsız ve daha sert bir simit. Otellerde kahvaltıda da veriliyor. Kastamonu simidi yediyseniz, o da aynı şekilde yapılıyor. Ben susamsız simide simit demem, o yüzden benim favorim susamlı olanı. Safranbolu'da simit nerede yenir derseniz, Safranbolu eski şehir merkezine girdiğinizde hemen Tarihi Simit Fırını'nı göreceksiniz. Bu fırında simit, bükme gibi Safranbolu hamur işlerinin tadına bakabilirsiniz. Safranbolu'ya her gidişimde tarihi simit fırını yerinde duruyor mu diye mutlaka kontrol ediyorum. Çok şükür hala yerinde. Safranbolu deyince ilk akla gelenlerden biri de lokum. Safranbolu'nun kireçsiz suyu nedeniyle lokumlarının çok güzel olduğu söyleniyor. Narlı, safranlı, kahveli ve incirli lokumlar favorilerim. Geriye ne kaldı diyececeksiniz aklıma geldi; özellikle İmren'in çikolatalı lokumunu denemeden geçmeyin. Safranbolu'da İmren ve SafranTat en eski lokumcular olsa da şehir içinde irili ufaklı pek çok lokumcu yolunuzu kesip size lokum ikram edecektir. Ben genelde sokakta ikram edilen lokumlarla karnımı doyuruyorum. Türk kahvesinin Safrabolu'ya özel bir numarası yok ama Safranbolu'nun ortamında keyifle kahve içebileceğiniz pek çok yer var. Cinci Han'ın avlusunda kahvedanlıkta servis edilen türk kahvesini önerirdim ama son gidişimde avlu girişine 1 TL istediler, bir de çok yüksek perdeden bir canlı müzik vardı. Bence atmosferi bozmuş, keşke öyle bir olaya girmeselermiş. Hıdırlık Tepesi'nden Safranbolu manzarasına karşı kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Benim en sevdiğim yer ise Havuzlu Konak, havuz kıyısında kahvenizi içebilirsiniz. Sunumları da pek güzel. Safranbolu'da yapılan gözleme, elde açılıyor yörük usulü bol tereyağlı yapılıyor. Göçebelerin en kolay yemeği olan gözleme zaten ülkemizde pek çok yerde meşhur. Safranbolu'da Bestami Gözleme gözleme yemek için iyi bir seçenek olabilir. Kastamonu usulü iskender sanırım yeni çıkmış çünkü daha önce Safranbolu'ya gidişimde hiç denk gelmemiştim. Kıymalı gözlemenin üstüne domatesli sos döküp yanına da yoğurt ile servis ediyorlar. Yalancı iskender de diyebiliriz bence. Çok sevdiğimi söyleyemem, gözlemeyi gözleme olarak yemek daha güzel geldi bana. İskenderi, Safranbolu Sofrası'nda yedik, hemen meydanın aşağısında yeri çok kolay. Yanyana benzer restoranlar var aynı sırada. Pide sevenler Safranbolu'da bükmenin tadına mutlaka baksın derim. Aslında kapalı pide. Cevizli, ıspanaklı, kıymalı gibi farklı çeşitleri var. Off, olsa da yesek. Biz Kadıoğlu Şehzade Restoran'da yedik, ıspanaklı kıymalı idi ve çok güzeldi, tadı damağımda kalan lezzetlerden biri. Bükme hemen her restoranın menüsünde var. Ayrıca Safranbolu Eski Şehir içinde pek çok simit fırınında da bükme yapılıyor, onlardan da alabilirsiniz. Safranbolu'nun meşhur tek et yemeği sanırım Kuyu Kebabı. Kuyuda pişirilen kuzu etinden yapılan kuyu kebabı güzel olsa da benim bu tarz kebaplarda favorim Denizli'deki Enver Usta. Onun üstüne hala tanımam. Kuyu kebabını Kadıoğlu Şehzade Sofrası adlı restoranda yedik. Bir diğer seçenek de Yörük Köyü yolu üzerindeki Çevik Köprü Restoran. Safranbolu'da ayrıca cevizli baklava da önerilen yemekler arasında ama ben çok kez Safranbolu'ya gitmeme rağmen denemedim. Baklava sevip deneyenler varsa nasıl bulduklarını ve nerede yiyebileceğimizi bu yazıya yorum olarak ekleyebilirler! Safranbolu'da her damak zevkine uygun yemek bulmak mümkün. Ayrıca yemeklerden önce mutlaka önden küçük atıştırmalık birşeyler geliyor masaya, ben bunları tırtıklamayı çok severim. Yemeğin yanına kimi zaman bazlama, kimi zaman pide hep sıcak geliyor ki, buna da hiç dayanamam. Safranbolu'da aç kalmazsınız diyerek yazımı sonlandırayım. Safranbolu'da denediğiniz farklı lezzetler varsa yazıya yorum olarak ekleyebilirsiniz, bir sonraki seyahatimde mutlaka tadına bakarım. - Safranbolu'ya gidince gezilecek görülecek yerler için; Safranbolu gezilecek yerler - Safranbolu'ya yakın tarihi köy: Yörük Köyü gezi rehberi Safranbolu gezi videom da ilginizi çekebilir. Videomu beğenirseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen ben de gittim ve çok memnun kalmıştım. çamlıca konağı diye şirin bir ailenin evinde kalmıştık. Safranboludan henüz yeni gelmiş biri olarak yazılanlar ve anlatılanlar sadece bir başlangıç diyebilirim. Şehirde o kadar çok gezilecek yenecek ve enteresan bilgiler öğrenebilceğiniz mekan ve insanlar varki. Gezilecek mekanlar eminim yazacaksındır ama belki küçük bir bilgi yazıyı okuyanlar ve gidecekler için çok faydalı olabilir. Eski çarşı Kazdağlıoğlu cami altında golf arabalarıyla şehir turu yapan bir acenta var fiyatlar inanılmaz ekonomik 45 dakıka suren şehir turu 8,5 tl ancak özellikle Hasan hoca rehber ile tur yapmanızı tavsiye ederim. Her sokagın her evin kime ait oldugunu hepsini analtıyor size. Uzun lafın kısası mutlaka gezılesı gorulmesı gereken mekan daha ayrıntılı yazıyı belkı kendı blogumda bende yazarım. site süper. imren çikolatalı lokumu yedim. cidden harika. kahve dünyası bile imreni keşfetmiş. lokumlar safranboludan 1942 imren tesislerinden gidiyormuş. ayrıca ttok safranbolu için bir velinimet. çelik bey iyiki safranboluda bu turizm dalgalanmasında öncü olmuş. rahmet içinde yatsın. birde safran çiçeği kolonyası ve safran çiçeği sabunu yapılmış. kolonya süper olmuş. lokum ikramı sırasında kokusunu denemiştim. gerçekten çok kalite. safranbolu ve insanları yaşanılası....... Bu güzel yorumlarınız beni ne kadar mutlu ediyor anlatamam. Sizler gibi gidenler benim yazmadıklarımı eklese çok güzel olur. safranboludan etkilendiklerim. mağara kaymakamlar gezi evi imren 1942 lokum firması arnavut kaldırımlar simit gozoz golf arabaları safran kolonyası lokumlar helvalar ve kızlar................ Safranbolu'nun eşsiz güzelliğini tanıma çıktığım yolculukta o kadar güzel mekanlar ve insanlar keşfettimki sormayın.. Yöre Ürünlerinin sunumlarını cok nazik bir sekilde gerçekleştiriyorlar tebrik ediyorum... Eski Çarşı Meydanına geldiğimde İmren Lokumları 1942 tesislerinde leziz lokumları tadarken sunulan Safran Çiçeği Kolonyası gercekten takdire değer bir ürün.. Zaman içinde Safranbolu'nun meşhur ürünleri arasında yer alacağından hiç şüphem yok... Aranızda daha önce deneyen varmı bilmiyorum ama benim vazgeçemediğim bir ürün haline geldi.. Yeniden o güzel memlekete yolum düşerse alacağım ilk ürünler arasında yerini aldı... Sadece o satış şubesindenmi alınıyor bilmiyorum.. Sipariş verebileceğim bi yer varmı yardımcı olabilirseniz sevinirim.. Teşekkürler.. webde aratınca daha önce satan ama şuan elinde ürün bulunmayan pekçok site ile karşılaştım. Ürünü belki sipariş verirseniz telefonla size gönderebilirler. safran çiçeği kolonyası bende aldım. www. safrancicegi. com. tr 03707122016. numaradan ulaşabilirsiniz. ayrıca safran çiçeği kolonyası safran çiçeği sabunu hakiki safranbolu safranıda satılmaktadır. çok şirin bir dükkan. internet ten satış imkanıda var kargo ile gönderdiler ptt kargo ile çok ucuza geliyor. safranbolu süper bir yer. safranbolu lokumu nereden alınır. imren lokumları die duydum ama yardım bekliyorum. Bayram dönemi yoğunluk nedeniyle de sorun yaşanmış olabilir, bence kesinlikle görmelisiniz. safranbolu çok büyük turizm potansiyeli taşımasına rağmen bunu avantaja çeviren esnaflar pek az görünüyor. Şehrin orta yerinde sırf yerel tat diye girdiğiniz bir lokantada ilginin ve alakanın sıfır buna oranla fiyatların iki-üç katı olduğu bir ortamdan çıkınca kendinize kızmadan edemiyorsunuz. Bir tavsiye olarak Merkez Lokantasını önermiyorum ancak Boncuk Kahve ve Oteli ısrarla öneriyorum. yıllardır memleketten uzağım, bende merakla okudum yazdıklarınızı, güzel özetlemişsiniz tebrikler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/safranbolu-gezilecek-yerler", "text": "Safranbolu, hafta sonu için İstanbul'dan gidilebilecek en güzel rotalardan biri. Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Safranbolu için Safranbolu'da gezilecek yerler listesini bu yazıda bulacaksınız. Sadece Safranbolu'da gezilecek yerler ile sınırlı kalmadım, Safranbolu tarihi, Safranbolu nerede, Safranbolu'nun neyi meşhur, Safranbolu'da konaklama, Safranbolu yemekleri gibi ihtiyacınız olan tüm bilgiler Safranbolu gezi rehberi niteliğinde bu yazıda sizi bekliyor! Keyifli okumalar. Yazıya başlamadan önce Safranbolu gezi videomu da mutlaka izleyin. Safranbolu'nun tarihi M. Ö. 3000'li yıllara kadar dayanıyor. Tarih boyunca Roma, Selçuklu, Osmanlı gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış. Şehir Osmanlı döneminde İstanbul Sinop kervan yolu üzerinde önemli bir konaklama noktası olmuş ve bu sayede ticarette çok gelişmiş. Meşhur Safranbolu evleri de Osmanlı döneminde inşa edilmiş. Osmanlı saray eşrafı da Safranbolu'da önemli eserler yaptırmış. Safranbolu'nun tarihindeki önemli dönüm noktası tren yolunun yapılması olmuş. Sinop tren hattı yapılana kadar şehir önemini sürdürmüş. Karabük o dönemde Safranbolu'ya bağlı imiş. Karabük'te demir çelik işletmesi kurulup Karabük ekonomik olarak güçlenince zamanla Safranbolu'dan daha büyük ve önemli bir merkez haline gelmiş ve Safranbolu Karabük'e bağlanmış. Safranbolu, 1994'te Unesco Dünya Mirası koruma listesine girmiş. 1200'ün üzerinde koruma altındaki eser şehri süslüyor. Safranbolu, Küre Dağları ile Karadeniz arasında Karabük'e sadece 9 km mesafede yer alıyor. İstanbul'a 390, Ankara'ya ise 228 km mesafede bulunuyor. Safranbolu'ya İstanbul tarafından geliyorsanız, İstanbul-Ankara otoyolunu takip edip Gerede'den Karabük tarafına doğru çıkacaksınız. Ankara yönünden gelişte de aynı tarif geçerli. Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Safranbolu'da gezilecek yerler listesi oldukça uzun. Bu nedenle şehir merkezinde gezilecek yerler ve araçla gezilecek yerler olarak listeyi ikiye ayırdım. Safrabolu eski şehir merkezinde görülecek yerlerin hepsi yürüme mesafesinde. Ancak şehrin inişli çıkışlı, yokuşlu olduğunu hatırlatmak isterim. Ve siz siz olun sakın tabanı ince bir ayakkabı giymeyin, yollar taş döşeli olduğu için ince taban yürürken sizi çok zorlayacaktır. Safranbolu'nun alameti farikası Osmanlı döneminde yapılmış, giriş katı taş, üst katları ahşaptan yapılan, birbirinin ışığını kesmeden yerleştirilmiş olan evleri. Safranbolu evleri ile Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmeyi başarmış nadir şehirlerimizden biri. Safranbolu sokaklarında dolaşıp evleri önce dışarıdan görmenizi, sonra da ziyarete açık olan konakları içeriden görmenizi tavsiye ederim. Safranbolu evlerinin iç dekorasyonlarında çok zarif detaylar bulunur. Dışarıdan bakıldığında en çok dikkat çeken çatılara asılmış olan geyik boynuzlarıdır. Geyik boynuzlarının asılmasının iki sebebi varmış; birincisi evi ve hane halkını nazardan korumak, ikincisi ise evdeki avcının yeteneğini göstermek. Boynuz ne kadar büyükse, avcı o kadar yetenekli sayılırmış. Safranbolu şehir merkezine indiğinizde caminin arkasındaki çarşı Yemeniciler çarşıdır. Bugün içinde bol bol kafe yer alıyor. Ayrıca hediyelik eşyacılar, Kastamonu dokumasından yapılmış kıyafetler, deri işleri gibi pek çok şey bulabilirsiniz. Safranbolu'ya Hıdırlık Tepesi'nden bakarsanız tam karşınızda tepede yer alan sarı renkli bir bina görürsünüz. Burası eskiden Hükümet Konağı imiş. Şimdi Kent Tarihi Müzesi olarak kullanılıyor. Müzenin bulunduğu tepeye \"kale\" deniyor. Konumu itibariyle tam bir kale görünümünde. Yürüyerek çıkmak isterseniz sizi dik bir yokuşun beklediğini hatırlatayım. Müzenin bulunduğu tepe üzerinde Tayfun Talipoğlu Müzesi, Saat Kulesi, Türkiye'deki diğer saat kulelerinin minayürlerinin bulunduğu bir de açık hava müzesi yer alıyor. Safranbolu'da kahve içebileceğiniz, restoran olarak işletilen veya müze gibi girip görebileceğiniz çok sayıda konak bulunuyor. Bunlardan biri de Havuzlu Asmazlar Konağı. Havuzlu deyince aklınıza bahçede bir havuz gelmesin, salonda yer alan kocaman bir havuzu var bu konağın, restoran olarak hizmet veriyor. Kahve içmek uğrayıp konağın güzelliğini görebilirsiniz. Padişah I. İbrahim zamanında Kazasker olarak hizmet veren Hüseyin Efendi'nin lakabı Cinci Hoca imiş. Cinci Hoca, han ve hamam yaptırarak Safranbolu'ya yatırım yapmış. Bu nedenle han ve hamamın adı da Cinci olarak geçiyor. Cinci Han'ın avlusuna girip çay/kahve içebiliyor, içini gezebiliyorsunuz. Giriş ücreti 1 TL. Ayrıca avluda biz gittiğimizde canlı müzik vardı, ama o müzik Hıdırlık Tepesi'nden bile duyuluyordu, ve hiç de zevkli bir müzik değildi. Keşke şu müzik işini yapmasalardı. - Adres: Eski Çarşı içi Çeşme Mahallesi Safranbolu / Karabük - Telefon: ( 0370 ) 712 21 03 - CEP TELEFON : 0536 599 37 32 Köprülü Mehmet Ali Paşa, Safranbolu'da camii, medrese gibi yerler yaptırmış, yaptırdığı caminin bahçesinde ise bir güneş saati yer alıyor. Saat çok özellikli bir saat değil, namaz saatlerini takip edebilmek için yapılmış. Sadrazamın yaptırdığı camii ise Safranbolu'nun neredeyse her yerinden görünen ihtişamlı bir camii. Safranbolu çarşısının en güzel kısmı Demirciler Çarşısı olabilir. Her dükkandan gelen tıkırtılar, içeride bakırın kimi zaman cezveye, kimi zaman tavaya dönüştüğünün habercisi. Demirciler çarşısında aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz yeşil tel örgülerden aşağıya bakarsanız, şehrin içinden çıkan bir dere göreceksiniz. Safranbolu'nun altının dereler ve tünellerle dolu olduğu söyleniyor, hatta özel izin ile o tünellere inmek de mümkün. Hıdırlık Tepesi yolu üzerinde bulunan Kaymakamlar Gezi Evi, tipik bir Safranbolu konağı olarak ziyarete açık, gezebileceğiniz evlerden bir tanesi. Kaymakamlar Müze Evi Gezi Evi kış dönemlerinde 09.00-17.30 saatleri, yaz dönemlerinde 09:00 19:00 saatleri arasında ziyarete açık. Bahçesinde safran çayı içebilirsiniz, yaz aylarında daha da keyifli olur. Hıdırlık Tepesi, Safranbolu'nın tipik manzarasını görebileceğiniz en güzel yer. Tepedeki bir türbe ve bir de namazgah bulunuyor. Tepeye çarşı içinden dik bir çıkışla 10 dakikada ulaşmanız mümkün. Çıkış yolu taşlı ve özellikle inişi biraz dikkat gerektiriyor, dikkatli olmanız ve uygun ayakkabı ile çıkmanız önemli. Değirmenbaşı Su Değirmeni Safrabolu Eski Çarşı'dan aşağıya doğru 800 metre kadar yürüdüğünüzde ulaşabileceğiniz bir yer. Buranın manzarası en az Hıdırlık Tepesi kadar güzel. Safranbolu'ya geldiğinizde araçla ulaşabileceğiniz mesafede çok güzel yerler bulunuyor. Vakit Safranbolu'da araçla gezilecek yerleri mutlaka görün. Safranbolu'ya geldiğinizde mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri Yörük Köyü. Safranbolu'ya 11 km mesafede yer alan köy, konakları ile dikkat çekiyor. Köy halkı hamur işlerinde başarılı imiş ve bu becerileri Osmanlı zamanında saraya kadar ulaşmış. Sarayda çalışan köy halkı ise orada edindikleri servet ile köylerinde konaklar yaptırmaya başlamışlar. Ancak konaklar bugün bile yapmak isteseniz servete mal olacak cinsten, o dönemde nasıl bir servete sahipmiş burası diye hayrete düşüyor insan. Safranbolu'ya yakın tarihi köy: Yörük Köyü gezi rehberi yazıma da bir göz atın. Yörük Köyü; köy kahvesi, ziyarete açık konakları, çamaşırhanesi, Cemil İpekçi Sokağı, ahşap camiisi, ağızları açıkta bırakan detaylara sahip evleri ile çok daha fazla ilgiyi hak ediyor. Yörük Köyü gezi videom da ilginizi çekecektir. Bağlar Mahallesi, Safranbolu'nun birkaç kilometre yukarısında bağ evlerinin bulunduğu, yazın serin olsun diye yaşadıkları bölüm. Burada da pek çok konak, geniş bahçeleri ve bağları ile sizi bekliyor. Ayrıca Bağlar Mahallesi'den Bulak Mağarası'na doğru giderken eski bir değirmen de göreceksiniz. Bulak mağarası, Safranbolu merkezine 8 km mesafede yer alır. 6,5km uzunluğundaki mağarasının 2,5 kmlik kısmının haritalaması yapılmış durumda. Göletler, sarkıt ve dikitler ile görmeye değer bir mağara. Bulak Mağarası giriş ücreti 5TL. Tokatlı Kanyonu, Safranbolu'ya 8 km mesafede İncekaya Su Kemeri'nin olduğu yerden başlayıp eğer yürümeyi düşünürseniz Safranbolu Eski Şehir merkezinde son bulan bir kanyon. Kanyon Ulusal Park statüsünde, giriş için 3 TL ödemeniz gerekiyor. Kanyona inmek için ahşap merdivenler yapmışlar, hem doğa ile uyumlu hem de inişi kolaylaştırıyor. Çıkarken bu merdivenleri tırmanmak biraz yorucu olsa da manzara için değer. Kanyona indikten sonra şehir merkezine kadar yürümeseniz de dere kıyısında yürüyüş yapabilir, çayınızı kahvenizi içebilirsiniz. Kanyona inmeye gerek var mı diye sorarsanız, bence kesinlikle var, aşağıya inmeden güzelliğini anlamak mümkün değil. Tokatlı Kanyonu'nun başlangıcında yer alan İncekaya Su Kemeri şehir merkezine su taşımak amacıyla yapılmış. 1700'lü yıllarda yapıldığı sanılan su kemeri 116 metre uzunlukta ve 60 metre yükseklikte. Buradan şehre taşınan su, Asmazlar Konağı bahçesinde yer alan su terazisi ile şehre dağıtılıyormuş. Safranbolu'daki doğa turizmine hareket getirmek için ve Tokatlı Kanyonu'na yukarıdan bakabilmek için yapılmış bir cam Kristal Teras. Aşağıdaki fotoğrafta mavi dil gibi uzanan parça o teras işte. İtiraf etmem gerekirse, çok gereksiz buldum ben bu terası. Kristal Teras'a çıkmak için 5,5TL ödüyorsunuz. Kafeteryanın içinden geçip cam terasa ulaşıyorsunuz. Terasın üstüne çıktığınızda kanyon ayaklarınızın altına olacak sözüm ona. Ama cam o kadar deforme olmuş ki, aşağısı pek görünmüyor. Girişindeki devasa kafeteryası ile bu düzelim kanyonu çirkinleştirmiş. Kristal Teras'tan 200 metre kadar sonra Tokatlı Kanyonu girişi yer alıyor, oraya doğru hızlıca devam edebilirsiniz. Kristal Teras'ın olduğu yere geldiğinizde ilk otopark ücretli, araç için 5 TL. Teras girişini geçip 50 metre ilerlerseniz orada bir otopark daha var, orası ücretsiz. Ayrıca kanyon girişine de daha yakın. Tokatlı Kanyonu, İncekaya su kemeri ve Kristal Teras hepsi aynı bölgede. Madem buraya bir sürü ziyaretçi geliyor, bu kalabalıktan biz de faydalanalım diyen girişimciler Tepataklak Konak diye birşey yapmışlar. Bari Safranbolu evlerine benzeseydi, ama yok benzemiyor. Ters duran bir ev bu, Batum'da da bir benzeri vardı. Bu konakta eşyalar da tavana yerleştirildiği için siz evi gezerken ters duruyormuşsunuz gibi bol bol instagramlık fotoğraf çekilebilirsiniz. Ben girmedim. Hadrianapolis Antik Kenti, Karabük'ün Eskipazar ilçesinde yer alıyor. Mozaikler, üç adet kilise, kent kalıntıları ile antik dönem şehirlerinden biri Hadriana. Safranbolu'ya 13 km mesafede 3 adet göl bulunuyor. Bu göllere Konarı Gölleri deniyor. Bu göller; Büyük Göl, Mavi Göl ve Dipsiz Göl. Dipsiz göl efsanesi nedeniyle diğerlerinden daha popüler olmuş. Hikaye bu ya, birbirini seven iki aşık kavuşamadıkları için göle atlayıp intihar etmişler. Vücutları bulunamadığı için de halk arasında Dipsiz Göl olarak anılmaya başlanmış. Göl kenarında bir tesis bulunuyor, gidip görmek isterseniz. - İstanbul'da araba kullanmıyoruz, bu nedenle hafta sonu için araç kiraladık. Vodafone Redlilere Bugdet'in indirim kampanyasından faydalandık. Otomatik ve dizel araç kirası için 243 TL ödedik. Kendi aracınız ile giderseniz veya otobüs ile giderseniz bu rakamı saymayın. - İstanbul-Safranbolu arası 390 kilometre. Gidiş-dönüş ve Safranbolu çevresinde gezme ile toplam yakıt maliyetimiz 224 TL oldu. Araç dizel idi. - Sarı Konak adlı bir otelde kaldık. Restore edilmiş konaklardan biri idi, burada da bir kampanya yakalayıp kahvaltı dahil 2 kişi 84 TL ödedik. - Kristal teras, kanyon, Yörük Köyü'ndeki konak gibi giriş ücreti ödediğimiz yerlere toplam 10,5 TL ödemişiz, kişi başı. - Geri kalan harcamamız ise yemekler için olmuş. Cumartesi sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği ile Pazar öğle yemeği dahil kişi başı 124 TL ödemişiz. Safranbolu'nun neyi meşhur, Safranbolu'dan ne alınır, Safranbolu'ya gittik dönüşte eşe dosta ne hediye götürelim derseniz, seçenek çok. - Lokum: tabii ki ilk sırada lokum. Safranbolu'ya her gittiğimde yeni bir lokum çeşidi ile karşılaşıyorum. Narlı, yabanmersinli, kahveli, safranlı gibi pek çok çeşidi var. - Helva: SafranTat lokumcusundan helva da alabilirsiniz. Tattığım helvanın tadı damağımda hala. - Safran: Safranbolu'dan alabileceğiniz çok değerli bir baharat, pilav, tatlı gibi yemeklerinize lezzet katmasının yanında çayını da yapabilirsiniz. - Bakır işleri: Demirciler Çarşısı'na uğrayıp bakır cezvelerden, yumurta tavalarına, ibriklere kadar pek çok alternatif hediyelik bulabilirsiniz. Safranbolu evleri, restore edilerek turizme açılıyor. Pek çok eski Safranbolu evi, konak adı ile otel olarak işletiliyor. Safranbolu'da kalmak isterseniz, bu konaklardan farklı fiyatlar seçeneklerinden bütçenize uygun olanı bulabilirsiniz. Safranbolu'ya ilk gidişimde bir arkadaşımın önerisiyle Kardelen Konakları'nda kalmıştım. Son gidişimizde ise eşimle birlikte Sarı Konak'ta kaldık. Safranbolu evleri ile olduğu kadar çeşit yemekleri ile de oldukça meşhur. Safranbolu'da ne yenir, nerede yenir? yazımda detaylı bir yeme-içme rehberi hazırladım, mutlaka bir göz atın. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Türkiye'de görülebilecek en güzel yerlerden biri Safranbolu, mutlaka gidin. Cinci Han çok güzel, eğer imkanınız varsa orada kalın. Ben hem ekonomik hem de otantik olsun diye Kardelen'i tercih ettim. Henüz restorasyonu yeni bitmiş, küçük bir işletme. Ben memnun kaldım. Birçok medeniye ev sahipliği yapmış olan Safranbolu, köklü bir kültürün yanı sıra tarihi dokusunu bozmadan günümüze kadar taşımış bir şehir. Ayrıca İncekaya Kristal seyir terasına bayılmıştım. Safranbolu'da 2 aile Hanedan Konağında kaldık. Önce senin de önerdiğin sarı Konağa baktık. Fena değildi ama merkezi olmasına rağmen ailenin kadınları beğenmedi. Çarşının başlangıcına sadece 150mt uzaktaki bir konakta kaldık. Kasım 2021'de gördük ki pandemi süresince azalan talep tekrar eski haline gelmeye başlamış ve pek çok Osmanlı konağı konaklama maksadıyla restore ediliyor. Öneriler için teşekkürler. Safranbolu'da beni en mutlu hissetriren an ise Yemenciler çarşısının orta yerinde kurulmuş küçücük açık hava alanında nostaljik tahta masa ve sandalyelerde lezzetli bir Türk Kahvesi içmekti. Bu meydanda son el yapımı deri ayakkabı yapan Yemenici Erhan Başkaya'dan alışveriş yapmayı da unutmadık. Safranbolu çok turistik olmasına rağmen yine de çok güzel, her zaman gitmeye değer."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/safranbolu-yoruk-koyu-gezi-rehberi", "text": "Yörük Köyü, Safranbolu gezisinde mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Çok sayıda konağı ile bir köy olduğuna inanmak çok zor. Yörük Köyü'nde gezilecek yerler, Yörük Köyü'ne ulaşım, Yörük Köyü kültürü ile ilgili bilgileri Yörük Köyü gezi rehberi yazımda bulacaksınız! Yörük Köyü'nde kısa bir gezintiye çıkmak isterseniz, Yörük Köyü gezi videosunu izleyebilirsiniz. Kanalıma abone olmayı da unutmayın! Yörük Köyü, gerçek bir Türkmen Köyü olması nedeniyle 1997'de kentsel sit alanı ilan edilmiş, Safranbolu'nun minyatürü olan bir köy. Bu köyde yaşayanlar hamur işlerinde yetenekli imiş. Bu yetenekleri ile Osmanlı Sarayı'na girmişler ve sarayda edindikleri servet ve görgü ile gelip köylerinde konaklar yaptırmışlar. 93 tane koruma altına alınmış konak var köyde. Yörük Köyü Safranbolu'ya 14 km mesafede, Safranbolu'ya göre düz bir arazide kurulmuş. Yörük Köyü'ne gitmek için Safranbolu merkezden araç yok ne yazık ki, bir tura dahil olmanız veya kendi aracınız ile gitmeniz gerekiyor. Yörük Köyü gezilecek yerler var mı diye düşünmeyin. Adı köy olunca küçük bir yer sanmayın, Yörük Köyü'nde 93 adet tescilli eser bulunuyor. Küçük bir köyde bu kadar konak olmasına gidince kesinlikle şaşıracaksınız. Köyün girişinde bir otopark var, aracınızı otoparka bırakıp köye yürüyerek giriyorsunuz. Köye yürüyerek girdiğinizde konakların yoğunluğu sizi şaşırtacak. Düz bir hat üzerinde bitişik nizamda yapılmış konakları takip edin. Köyde çok fazla yeme-içme seçeneği yok. Yörük Sofrası köyün giriş bölümünde büyükçe bahçesi ile sizi karşılıyor. Genelde turlar da buraya giriyorlar. Bahçede asılı içinde çiçek yetişen ayakkabılar yıllardır buraya gelenleri karşılıyor ve fotoğraflarına malzeme oluyor. Yaz aylarında gözlemeciler açık oluyor ama bizim gibi kışın gittiyseniz pek seçenek yok. Köy merkezinde doğru yürürken restora edilmiş kocaman bir konak göreceksiniz. Burası Muratoğlu Konağı, otel olarak hizmet veriyor. Köy içinde yolunuza devam ederken bu köye gibi görünmeyen bir heykel sizi karşılıyor. Bu heykel soprano Leyla Gencer'e ait. Ailesi Yörük Köyü'nden olan Leyla hanımın anısına bu heykel dikilmiş. 250 yıllık olduğu tahmin edilen Yörük Köyü Çamaşırhanesi, köyün ortak çamaşırhanesi imiş. Bektaşi kültürünün bir parçası olan ortak çamaşırhane, 2 ocak, 4 kazan ve ortada yıkama taşına sahip. Yıkama taşının 12 köşeli olması, Bektaşi inancındaki 12 imama atıfta bulunarak yapılmış. Şu an çamaşırhane galeri olarak kullanılıyor. Sipahioğlu Konağı, genelde tüm Yörük evleri gibi taş zemin üzerine, 2 katlı olarak yapılmıştır. Ev sahipleri tarafından binanın harem ve selamlık bölümleri ayrılmış olup şu an gezi amaçlı kullanılmaktadır. Evin odalarında bulunan kalem işi süslemeler dikkat çekmektedir. Bektaşi inanışına ait pek çok figür, süsleme, işaret evin her odasında kendisini gösteriyor. Yörük Köyü içinde başka ziyarete açık konaklar da yer alıyor. Sipahioğlu konağının hemen yanında bir konak daha var. Bizim bunu seçmemizin özel bir nedeni yoktu. Konak girişi için kişi başı 2 TL gibi temsili bir rakam alıyorlar. Size biri eşlik edip evin detaylarını, özelliklerini anlatıyor. Köy merkezini gezip otoparka doğru geri dönerken ileride ahşap bir minare dikkatimizi çekti, yolumuzu oraya doğru çevirdik. Hem minaresi hem ön cephesi ahşap olan camii oldukça ilginç bir mimariye sahip ancak vakit namazları burada kılınmadığı için kapalı idi. İçeriye giremedik. Yörük Köyü, konakları, sokakları, kültürü ile Safranbolu seyahatinizde mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri. - Safranbolu'ya gidince gezilecek görülecek yerler için; Safranbolu gezilecek yerler - Safranbolu'ya gidince ne yenir diyenler için; Safranbolu'da ne yenir, nerede yenir? - Safranbolu'ya yakın tarihi köy: Yörük Köyü gezi rehberi Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/saglikli-bir-ucak-yolculugu-icin-oneriler", "text": "Uçak yolculukları, özellikle de uzun yolculularda, sağlık sorunları yaşamak olası. Ancak, kendinizi ve bedeninizi tanımak, basit bazı kurallara uyarak önleyici tedbirler almak, bu riski mümkün olduğunca minimize ediyor. Uçuşların sağlıklı başlayıp sağlıklı sonuçlanması için, uçak içi basınçtan en fazla etkilenen organlardan kulak, burun ve boğaza öncelikle dikkat edilmesi gerekiyor. İlaveten, cilt, göz ve ağız da uçuşla direkt bağlantılı. Uçakta kuru ortama girildiğinden burun ve ağızdan alınan hava basıncı anlık olarak değişiyor. Hava hacminin azalması, dış kulak yolu, orta kulak ve iç kulağı etkiliyor. Sağlıklı bir uçuş için alınabilecek birkaç tedbirle, keyifli ve güvenli bir seyahat geçirebilirsiniz. Ucuz uçak bileti buldukça kendini yollara atanlar tavsiyelere kulak versin. Özellikle kulak burun boğaz rahatsızlıkları olan grip, nezle, sinüzit veya orta kulak enfeksiyonunuz varsa ya da kısa süre önce kulak ameliyatı geçirdiyseniz, uçuştan kaçının. Eğer iptal etme olanağınız yoksa, burnunuz mutlaka açık olmalı. Bunun için doktora danışarak burun damlası veya spreyi kullanabilirsiniz. Burnun doğal yapısını bozacak bantlar ağızdan nefes almakla aynı etkiyi yaratacağından kesinlikle kullanmayın. Bir rahatsızlığınız varsa, maske kullanabilirsiniz. Havada en sağlıklı içeceğin su olduğunu aklınızdan çıkarmayın zira boğazın ıslak tutulması bakteri ve virüslerin, boğaz ve burundaki titrek tüylere tutunması kolaylaşıyor. Virüslerden ağzı ıslatarak, nemli tutarak veya ıslak maske kullanarak korunabilirsiniz. Alkol, çay veya kahve de uçuş sırasında kaçınılması gereken içeceklerden. Eğer uçuş korkusu için alkol alıyorsanız, doktorunuza danışarak bunun yerine sakinleştirici ilaçlar tercih edebilirsiniz. Aklınızda bulunması gereken bir başka şey de, uçuştan bir gün önce ağır yemek yememek. Özellikle iniş ve kalkış esnasında en çok etkilenen organ kulak. Kulağı korumanın yolu ise yudum yudum su içerek, yutma refleksini aktif tutmaktan geçiyor. İniş ve kalkışlarda uyuduğunuzda risk altına giren kulağınızı korumak için kulak içi kulaklık varsa mutlaka çıkarın. Aynı şekilde, yolculukta uyumak önerilmiyor, zira kontrol edilemeyen ağız açık uyumak yutkunma refleksini bozuyor ve kulağın basınçtan çok kolay etkilenmesine sebep oluyor. Uzun uçuşlarda ise aralıklarla uyuyarak uyandığınızda mutlaka bir yudum su içerek boğazınızın ıslatın. Özellikle uzun uçuşlarda, uçağa binmeden önce lenslerinizi çıkarmanız önemli, zira gözünüzde kalıp kuruyacaktır. Rahat kıyafetler giymek ve gereksiz ya da rahatsız edecek aksesuarları kullanmayın. Çocuğunuz da beraberinizde seyahat ediyorsa ve biberon kullanıyorsa özellikle iniş ve kalkış anlarında ağzına biberon verin. Anne sütü alıyorsa, çocuğu dik tutarak emzirin. Bu sayede östaki borusu açılıp orta kulaktaki hava azalmasına bağlı vakum sıkıntısı ortadan kalkacak. Özellikle uzun uçuşlarda kandaki pıhtılaşma mekanizması bozulduğundan, ne kadar çok su içseniz de sıvı alımı azaldığından yorgun hissedersiniz. Hareket de edemediğiniz için pıhtı kalır ve kan dolaşımı bozulur. Uçuş mesafesi uzadıkça, önerilen uçuş egzersizlerini mutlaka yapın: uçakta yürüyün, varis çorabı giyin. Kan pıhtılaşmasının önüne geçilecek mekanizmaları öğrenin ve mutlaka kanı sulandırmak için bol su tüketin. Ucuz uçak bileti fırsatları doğdukça daha çok seyahat ediyoruz. İster ilk defa uçağa biniyor olun, ister deneyimli ve sık uçan bir uçak yolcusu olun temel sağlık kurallarını akılda tutmaya ve uygulamaya çalışın. Sağlık her şeyden değerli. Kulak en önemli konu. Bir de grip olduğunuzda uçak yolculukları kabusa dönebiliyor. Siz siz olun seyahat sağlığınıza dikkat edin. Bir kere hastayken yolculuk yapmak zorunda kalmıştım çektiğim kulak ağrısını unutamıyorum. Bana uygulamalı bir ders olmuştu. Gerçekten oldukça detaylı ve faydalı bir yazı, teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/salda-golu", "text": "Çocukluğum Burdur'un Karamanlı ilçesinde geçti. Hemen hemen her yaz 10-15 günüm de Göller Yöresi'nin en derin ve en temiz gölü Salda Gölü kıyısında kamp yaparak. O zaman Salda Gölü bu kadar popüler olmamış, Türkiye'nin Maldivleri diye bir ünvana kavuşmamıştı. Bembeyaz kumsalı, sodalı suyu, çam ormanlarının sahile kadar inişi, tertemiz havası ile Göller Yöresinin en güzel gölü, benim çocukluğumun tatil beldesi Salda Gölü hakkında merak ettiğiniz herşeyi bu yazıda bulacaksınız. Salda Gölü nerede, nasıl gidilir, nerede kalınır, ne yenir, Salda Gölü plajları ve fazlası sizi bekliyor, keyifli okumalar! Salda Gölü videomu da izleyip kanalıma abone olmayı ihmal etmeyin! Salda Gölü coğrafi yapısı ile Türkiye'deki en ilginç yerlerden bir tanesi. Dünyada Kanada'daki bir göl ile birlikte Mars'a en fazla benzerlik gösteren iki eşsiz yerden bir tanesi Salda Gölü. Salda Gölü karstik olarak bilinse de tektonik bir göl. Gölün sodalı/mineralli suları nedeniyle göllerde görmeye alışık olmadığınız bembeyaz kumsalları ise cabası. Bu kumlar mineraller ve bakterilerin binlerce yıl boyunca su ile temas etmesi sayesinde oluşmuş. Toplam oluşum süresinin 3000 yıl olduğu tahmin ediliyor. Salda Gölü, 184 metre derinliği ile Türkiye'nin en derin üçüncü gölü ve en temiz gölü olma özelliğine sahip. Aynı zamanda yüzülebilir bir göl olması nedeniyle de tatil yeri olarak da tercih ediliyor. Göl çevresinde hemen heryerde \"göle girmek tehlikeli ve yasaktır\" tabelaları var ama kimse bu uyarılara pek rağbet etmiyor. Her yıl can kayıpları yaşanıyor maalesef. Gölün suyu tuzlu değil, bu nedenle kaldırma kuvveti çok düşük, bunun yanısıra bir de dibi balçık olunca iyi yüzme bilmeyen biri kolayca panik olabiliyor, bu da ne yazık ki çoğunlukla ölümle sonuçlanıyor. Bu yüzden Salda Gölü'nde yüzmek niyetiniz varsa çok çok dikkatli olmanızı öneririm. Salda Gölü'ne geliyorsanız ve suya girmek istiyorsanız birkaç noktadan girebilirsiniz. Aşağıda suya girebileceğiniz Salda Gölü plajları listesini bulacaksınız. Eskiden Yeşilova Belediyesi'nin işletmesi olan Yeşilova merkezine en yakın olan tesis burası idi. 2020 yılı başında alınan karar ile Millet Bahçesi yapılacak alan oldu burası. Belediyenin bütün tesisleri yıkıldı, kaldırıldı. Yıkılmadan önce çadır kamp alanı, bungalov ve restoran vardı burada. Ben plaj kısmını çok sevmiyordum buranın. Ağaçlar da yeni dikildiği için gölge az. Millet Bahçesi yapılınca neye benzeyecek göreceğiz. Yeşilova'dan Denizli yönüne giden minibüslere binip bu tesisin önünde inebilirsiniz, yani toplu taşıma ile ulaşım var. Belediye Plajı'nın az ilerisinde yer alan Kayadibi plajı, çam ağaçları içinde. Belediye plajına ulaşım gibi buraya da minibüsler ile ulaşabilirsiniz. Salda Gölü Tabiat Parkı olarak tabelasını göreceğiniz plaj benim çocukluğumun geçtiği yer. Su kıyısına kadar inen çam ormanları, restoran tesisleri ile en güzel plaj burası. İçeride bir restoran var, ayrıca kendi malzemelerinizi getirip piknik yapabilirsiniz, çok sayıda piknik masası var. Eskiden burada çadır kurulabiliyordu artık izin verilmiyor. Giriş ücreti 2020 yılı için arabalarda 12 TL. Buraya direkt toplu taşıma yok. Denizli yönüne giden minibüslere bindiğinizde \"Salda Gölü Tabiat Parkı\" tabelasının önünde inip yaklaşık 1 kilometre tesislerin bulunduğu yere yürümeniz lazım. Türkiye'nin Maldivleri olarak meşhur olan yer Saldivler Plajı. Salda Köyü'ne yakın olan plaj son yıllarda popüler olana kadar buraya kimse gitmezdi. Burada küçük büfeler var, plaj kısmına yiyecek içecek sokmak yasak. Daha önce ücretsiz olan giriş artık araçlar için 10 TL, otopark ücreti olarak alınıyor. Buraya toplu taşıma ile ulaşım yok. Kendi aracınız veya taksi ile ulaşabilirsiniz. Beyaz adalardan bir miktar daha ileride, Salda Köyü'nü geçtikten sonra Doğanbaba Plajına ulaşırsınız. Burada yemek yiyebileceğiniz bir pideci var. Giriş ücretsiz. Buraya köy minibüsleri ile ulaşım olsa da Yeşilova otogarından saatlerini sormakta fayda var, çok sık olmayabilir. Salda Gölü Burdur'un Yeşilova ilçesi sınırları içinde, Burdur-Denizli yolu üzerinde, 70 ila 80. kilometre arasında yer alıyor. Uçak ya da karayolu ile Burdur ve/veya Denizli'ye gelip oradan Yeşilova otobüslerine binerek göle ulaşabilirsiniz. Google haritalar üzerinde yerini görmek için buraya tıklayın. Burdur merkeze 70 kilometre mesafede olan Salda Gölü, Denizli-Çardak Havaalanı'na 30 kilometre mesafede. Uçakla gelmeyi düşünürseniz Denizli Havaalanını tercih etmenizi öneririm. Denizli Havaalanı'ndan şimdilik Salda Gölü'ne servis yok, umarım en kısa zamanda koyarlar. Havaalanından araç kiralayarak Salda'ya yarım saatte ulaşabilirsiniz. Bana sık sık Salda Gölü'ne toplu taşıma ile nasıl gideriz diye soruluyor. Birkaç seçenek var. - Burdur'a şehirlerarası otobüsler ile gelip Burdur otogarından Yeşilova otobüslerine binebilirsiniz. Burdur-Yeşilova arası yaklaşık 1 saat sürüyor. Yeşilova'dan taksi ile Salda Gölü'ne de gidebilirsiniz çünkü göl şehir merkezine sadece 4 kilometre mesafede. - Denizli'ye şehirlerarası otobüsler ile ulaşıp oradan Fethiye Yeşilova yönüne giden otobüs veya minibüslere binebilirsiniz. Belediye plajının önünde bu otobüslerden inebilirsiniz. Salda Gölü çevresinde çok fazla restoran, yemek yemek için tesis bulunmuyor. Bu konuda zengin seçenekler beklemeyin. Özellikle yöresel yemekleri bulabileceğiniz yerler çok kısıtlı. Salda ve Yeşilova'nın en popüler yemeği olan kıymalı tostu Salda Gölü kıyısında değil, Yeşilova ilçe merkezinde bulabilirsiniz. Salda Gölü sodalı suyu nedeniyle içinde fazla balık yaşayan bir göl değil. Bu nedenle Salda Gölü çevresinde göl balığı yerine çevredeki akarsularda yaşayan alabalıkların tadına bakabileceğiniz yerler bulunuyor. Alabalık yemek için en meşhur yer, ben bildim bileli orada olan Sultan Pınarı restoran. Yeşilova-Denizli yolu üzerinde bulunan restoran Salda Gölü'ne yukarıdan bakıyor, çok güzel bir manzarası var. Tesiste adı üstünde bir tatlı su kaynağı, pınar var. Bu pınardan su içmek için de durabilirsiniz. Sultan Pınarı restoranda alabalık, bu bölgede çok yapılan çoban kavurma, kahvaltı gibi yiyecekler bulabilirsiniz. Sultan Pınarı 2020 yılında tamamen yıkıldı ne yazık ki. Bu yazıdan çıkarmak istemedim, anısı yaşasın diye. Yukarıda saydığım plajların hepsinde yemek yiyebileceğiniz tesis var. Ancak oralarda geleneksel yemekler yerine kebap, pide gibi Türkiye'nin her yerinde bulabileceğiniz yemekleri bulabilirsiniz. Burdur'un meşhur Burdur Şiş'ini dahi bu tesislerde bulma ihtimaliniz düşük. Yeşilova ilçe merkezinde yiyebilirsiniz. - Salda Gölü 1000 metre üzerindeki yüksekliği ile yayla havasına sahiptir. Bu nedenle havası genelde serindir, yaz aylarında dahi akşamları serin geçer. Güneşe aldanıp ince giyinirseniz fena üşütür. - Salda Gölü'nün suyu sodalıdır. Göle girip çıktığınızda cildinizi bir tabaka gibi kaplar. Bırakın bir süre cildinizde kalsın, cildinize iyi gelecektir. - Salda Gölü plajlarında bulunan beyaz kumlar yansıma etkisi yaptığında hava serin olmasına rağmen güneşi yakıcıdır. Yüksek faktörlü güneş koruyucusu kullanmayı ihmal etmeyin, tatlı tatlı esen melteme aldanmayın. - Salda Gölü son yıllardaki popüleritesi nedeniyle yaz aylarında özellikle hafta sonları çok kalabalık olabiliyor. Eğer vaktiniz uygunsa hafta içi gitmeye çalışın. Hatta okullar açıldıktan sonra Eylül gibi giderseniz biraz daha serin olur ama çok daha tenha olacaktır. Salda Gölü'nü seyahat rotanıza dahil ettiyseniz, Burdur'da gezilecek diğer yerlere de mutlaka uğramanızı öneririm. Aşağıda Burdur'a geldiğinizde görebileceğiniz yerlerin büyük bir bölümünü bulabileceğiniz yazılarımı görebilirsiniz. - Burdur'a gidinci nereleri gezelim diyorsanız; Burdur gezilecek yerler - Binlerce yıllık tarih Sagalassos Antik Kenti - Az bilinen antik şehir; Kibyra Antik Kenti - Burdur yemekleri için; Burdur'da ne yenir, nerede yenir? - Kimselerin bilmediği bir kültür evi: Mürseller Köyü Kültür Evi - Saklı bir cennet: Karanlıkdere Kanyonu Çok hoş görünüyor, umarım bir gün gitmek kısmet olur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/santiagoda-mustafa-kemal-ataturk-aniti", "text": "Şili, Türkiye Cumhuriyet'ini ilk tanıyan ülkelerden biri. Türkiye Cumhuriyet'ini kuran Mustafa Kemal Atatürk'e saygılarını göstermek için de bir anıt yapmışlar. Ben de Güney Amerika seyahatim sırasında bu anıtı ziyaret etme fırsatı yakaladığım için çok şanslıyım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/santorini-gezilecek-yerler", "text": "Beyaz evleri, kayıp şehir Atlantis'in mirasçısı, dünyanın en çok fotoğrafı çekilen adalarından biri olan Santorini, Yunan Adaları arasında da Mikanos ile birlikte en popüleri. Santorini'de gezilecek yerler, Santorini gezi notları ile birlikle Santorini deneyimlerim bu yazıda. Yunanistan'ın Avrupa Birliği'ne girmesinden sonra, Avrupa'nın Yunanistan'a gelir yaratma projelerinden biri de adaların turizme açılması olmuş. Sonrasında da Avrupa sosyetesi, ünlü oyuncular buralara gelmeye başlamışlar. Onlar geldikçe de kitleler onları takip etmiş. Santorini daha çok balayı adası olarak ünlenirken, Mikanos gece hayatı ile ön plana çıkmış. Santorini adası, volkanik bir patlama sonucu hilal şeklini alarak adanın bir kısmı sular altına gömülmüş. Kayıp şehir Atlantis'in burası olduğuna dair rivayetler var. Bu patlama sonucunda adanın hilalin iç kısmında kalan bölümünde yüksek uçurumlar oluşmuş. Santorini'deki yerleşim de bu uçurumlara yapılmış. Yukarıdan denize bakan tek yada iki katlı beyaz boyalı, mavi kapı ve pencereli evleri, mavi çatılı kiliseleri ile Santorini tam bir tablo gibi. Santorini'de iki ana yerleşim var: Fira ve Oia. Fira adanın merkezi, asıl yerleşim burada. Adanın heryerine buradan ulaşım sağlanıyor, adaya gelen gemiler ve tekneler de Fira'nın aşağısındaki limana yanaşıyor. - Teleferiği kullanarak birkaç dakika içinde 4 euro'ya yukarıda olabilirsiniz. - Eşekleri kullarak yürüyüş yolunu 5 euroay çıkabilirsiniz. - Dik basamaklardan kendiniz tırmanabilirsiniz. Bedava 🙂 Teleferikte yoğun dönemlerde çok sıra oluyormuş, ancak ben gittiğimde sadece bizim gemi olduğundan hiç sıra beklemeden çıktık. Fira'da hediyelik eşyalar, Santorini şarapları, zeytinyağları, sabunları gibi pekçok şey satan mağazalar, restoranlar var. Fira'da hakkıyla vakit geçirmek için 3-4 saatinizi mutlaka harcamalısınız. Ayrıca müze ve kilisesi de görülmesi gereken yerler arasında. Adayı dolaşmak için Fira'dan motosiklet yada scooter kiralayabilir, plajlara giden otobüsleri kullanabilir ya da günübirlik turlarla adayı gezmek için burayı başlangıç noktası alabilirsiniz. Biz scooter kiralamak istedik ancak kiralama firmalarında scooter sayısı az olduğundan ATV kiralayabildik. Zamanınız kısıtlı ise kesinlikle ATV önermiyorum çok yavaş kalıyor. Bulabilirseniz scooter tercih edin. ATV için günlük 15 euro ödedik diye hatırlıyorum. Fira'dan Oia'ya giden 2 yol var. Adayı tam olarak gezmek için gidiş ve dönüşte farklı yolları kullanabilirsiniz. Biz öyle yaptık, giderken uzun olan \"Wine Road\" u tercih ettik. Dönüşte ise daha kısa ama kalabalık olan ana yolu. Şarap Yolu üzerinde şarap imalathanelerine uğrayabilir, şarap tadımı yapabilirsiniz. Benim vaktim kalmadığı için yapamadığım ama mutlaka yapılması gereken bir aktivite de Santorini'nin siyah taşlı plajlarından denize girmek. En popüler olanları Kamari ve Perissa. Volkanik kayaların siyah rengini almış olan plajların denizi de pırıl pırıl. Santorini'den volkanik taşlardan yapılmış takılardan da alabilirsiniz, oldukça popüler. Ev yapımı şaraplarının tadına bakmayı, Yunan mezelerinin tadını çıkarmayı da ihmal etmeyin gitmişken. Yemekler Türkiye sahillerinde göre oldukça uygun fiyatlı. Bodrumda yesek kişi başı 80-90 lira ödeyebileceğimiz bir yemek için kişi başı sadece 15 euro ödedik. Santorini'yi hakkıyla gezmek için iki güne, tadını çıkarmak için daha fazla zamana ihtiyaç var. Benimkisi uğradım hemen kaçacağım gibi oldu. Fırsatım olursa tekrar görmek isteyeceğim yerlerden. - Midilli Gezilecek Yerler ve Midilli Gezi Planı - Birbirinden güzel 10 Yunan Adası önerisi - Türklerin gözde adası Simi - Şövalyeler adası Rodos - Balayı adası Santorini Mutlaka vize gerekli, schengen vizesi almanız lazım. Eşim ile birlikte bu sezonun son tatili olarak Yunanistan adaları düşünüyoruz. Yaptığım birkaç araştırma sonucunda Santorini veya Mikanos'a gideceğiz. Bu yazınızı okuduktan sonra Santorini'de karar kıldık. Paylaşım için teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sapadere-kanyonu-ve-safari-turu", "text": "Yaz aylarında Alanya'nın sıcağından bir nebze olsun uzaklaşmak ve doğa ile iç içe yürüyüş yapmak hatta serin sularda yüzmek isterseniz Sapadere Kanyonu tam aradığınız yer! Kendi aracınız ile veya günübirlik safari turları ile ulaşabilceğiniz, Alanya şehir merkezine yaklaşık 45 kilometre mesafede bulunan doğa harikası Sapadere Kanyonu ve Safari Turu hakkında merak ettikleriniz bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Karstik bir oluşum olan kanyon 750 metre uzunluğunda ve deniz seviyesinde 400 metre yükseklikte. Sapadere Çayı'nın başlama noktasından başlıyan kanyon, adını verdiğini Sapadere Köyü'nün de içme suyu ihtiyacını karşılıyor. Kanyonun turistik olarak ziyaret edilebilmesi için, çelik konstrüksiyon üzerine ahşap platformlu yürüyüş yolları yapılmış, bazı bölgeleri güvenlik için telle korumaya alınmış, derede yüzülebilmesi için suya inme merdivenleri yapılmış ve 2008'de ziyarete açılmış. Kanyon girişinde çınar ağaçlarının altında dinlenebileceğiniz mesire ve piknik alanı, restoran, hediyelik eşya ve yöresel ürünler alabileceğiniz tezgahlar bulunuyor. Burada suyun önüne set çekilerek bir gölet oluşturulmuş, suya girebilirsiniz. Mesire yerinden kısa bir yürüyüş ile ücretli girişin olduğu kapıya ulaşılıyor. Ücretli girişten sonra yaklaşık 350 metrelik ahşap yürüyüş yolunun yarısında bir kafeterya var. Yani soluklanmak ve birşeyler yiyip içmek için seçenek çok. Yürüyüş parkuru içinde iki güzel şelale yer alıyor; İkiz Şelale ve Büyük Şelale. Benim kanyondaki favori noktam İkiz Şelale. Yürüyüş yolunun yaklaşık yarısına ulaştığınızda şelaleyi ve önündeki göleti göreceksiniz. Dilerseniz buradan suya girebilirsiniz. Su muhteşem, pırıl pırıl, rengine aşık olacaksınız. Dikkat edin, kayalar oldukça kaygan, su ise Toros Dağları'nın kar suyalarının erimesi ile oluştuğu için buz gibi. Girince alışıyorsunuz demek isterdim ama pek alışılmıyor, hızlıca serinleyip çıkmak için daha uygun. Kanyonun sonuna ulaştığınızda ise Büyük Şelale'yi göreceksiniz. Şelalenin altında oluşmuş gölet yine suya girmeye uygun, yine buz gibi, kayalar yine kaygan. Serin suya girdiğinizde kanyonun bütün yorgunluğunu atmış olacağınıza garanti veriyorum. Ekim 2022'de yaptığım Sapadere Kanyonu gezisine ait videoyu aşağıda bulabilirsiniz. Videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Sabah 09:00 civarında sizi otelinizde alıyorlar. Tüm jeeplerin buluştuğu bir nokta var, araçlar konvoy halinde ilerlediği için burada toplanıyorlar. Buluşma noktasında bir bakkal var, su veya atıştırmalık gibi ihtiyaçlarınızı buradan alabilirsiniz. Tüm araçlar buluştuktan sonra köy yollarından, dere, tepe aşarak kanyona doğru ilerlerken Sapadere'de bir fotoğraf molası veriliyor. Turun ilk durağı İpek Böceği Üretim Tesisi. Bölge halkı ipek böceği üreticiliği ile geçimini sağlıyormuş. Üretim tesisinin bulunduğu yerde böcekleri, kozaları ve ipek ürünlerini görebilirsiniz. Burası aynı zamanda kahvaltı noktası, kahvaltı etmeden otelden çıktıysanız gözleme ve çay gibi atıştırmalıklarla karnınızı doyurabilirsiniz. Kahvaltıdan sonra çam ağaçları arasında yavaş yavaş yükseliyor ve kanyona ulaşıyoruz. Kanyonda bir saatlik mola veriliyor. Bu süre kanyonun sonuna kadar yürümeniz, suya girmeniz hatta bir çay içmeniz için yeterli. Kanyon dönüşünde el işleri pazarı ve Cüceler Mağarası'nda duruluyor. Artık yeniden karnımız acıktığına göre Sapadere kıyısında yemek molası veriliyor. Yemekte tavuk veya balık seçebiliyorsunuz, yanına salata, makarna/pilav seçeneği var. Dinlenip karnımız doyunca da dönüşe geçiliyor, 17:00 civarı Alanya'ya geri dönmüş olunuyor. Biz, Race Tour Alanya ile bu turu yaptık, siz de yapmak isterseniz instagram hesapları üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Günübirlik safari turunun 2022 Mayıs fiyatı 360 TL. Kanyon, Alanya'nın Sapadere Köyü sınırları içinde bulunuyor. Kanyon Alanya şehir merkezine 45 km, Gazipaşa Havalimanı'na ise 40 km mesafede yer alıyor. Yolun tamamı asfalt. Aşağıda yer alan haritada kanyonun yerini kırmızı yer imleci ile belirtilmiş olarak görebilirsiniz. Kanyonun Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Kanyonu'na gitmek için; Alanya-Gazipaşa karayolunun 22. kilometresinden sonra kuzeye Demirtaş kasabasına giden yolu takip etmeniz yeterli olacaktır. Yol boyunca sürekli yönlendirme tabelaları göreceksiniz. Kanyona toplu taşıma ile ulaşma imkanı yok maalesef. Özel araç ile veya Alanya'dan kalkan günübirlik Sapadere Kanyonu Safari Turları ile gelebilirsiniz. Kanyon giriş ücreti; Yetişkinler için 12 TL, çocuklar için 6 TL, 0-6 yaş çocuklar için ise ücretsiz. Kanyonu 08:00-20:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Size güzel haberi vereyim! Evet, Sapadere Kanyonu'nda yüzülür. Ziyaretçilerin suya girilebilmesi için suyun havuzlandığı noktalara merdiven ile iniş noktaları tasarlanmış, son derece de güzel olmuş. Ancak kanyondaki su dağlardan geldiği için suyun soğuk olduğunu unutmayın! Mevsimine göre su sıcaklığı değişiyor elbette, ilkbaharda giderseniz kar suları yeni eridiği için daha soğuk olacaktır. Ben Mayıs'ta gittiğimde kanyondaki su sıcaklığı 12-14 derece civarında idi. Sapadere Kanyonu 08:00-20:00 saatleri arasında ziyarete açık. Alanya şehir merkezi ile Sapadere Kanyonu arası yaklaşık 45 kilometre. Ancak yolun son 23 kilometresi dar bir tali yol olduğundan 1 saatten daha fazla sürüyor. Sapadere Kanyonu'nu sevdiyseniz Alanya'da bulunan Dim Mağarası ve Dim Çayı ilginizi çekecektir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sardes-antik-kenti-manisa", "text": "Az bilinen antik kentlerin fatihi Çok Okuyan Çok Gezen sizi bu kez Manisa'ya, Manisa'nın Salihli ilçesi Sart kasabasına götürüyor. Rotamızda bu kez; Anadolu'nun en zengin medeniyetlerinden biri olan Lidya Krallığı'na başkentlik yapmış olan Sardes Antik Kenti bulunuyor. 5000 yıllık tarihi, stratejik konumu ve dünya tarihinde iz bırakan paranın bulunduğu yer olması ile Sardes Antik Kenti Ege'de mutlaka görmeniz gereken antik kentler arasında yer alıyor, listenize ekleyin mutlaka. Sardes Antik Kenti nerede, yol tarifi, giriş ücreti, ziyaret saatleri, tarihçesi ve görülmesi gereken yerler ve fazlası bu yazıda sizi bekliyor! Sardes Antik Kenti, Manisa'nın Salihli ilçesine bağlı Sart kasabasında, Turgutlu ile Salihli ilçeleri arasında bulunuyor. Salihli merkeze yaklaşık 9 km, Manisa merkeze 70 km, İzmir şehir merkezine ise 92 km mesafede yer alıyor. Sardes Antik Kenti yol tarifi ve haritada konumunu görmek için bağlantıya tıklayın. İzmir yönünden Uşak yönüne devam ederken, Turgutlu ve Ahmetli'yi geçtikten sonra Salihli'ye gelmeden 9 km önce Sardes Antik Kenti tabelalarını göreceksiniz. Uşak yönünden gelenler, Salihli'yi geçtikten 9 km sonra yönlendirme tabelalarını göreceksiniz. Antik kenti ziyaret edeceğiniz iki farklı konum var. İlki okul, hamam ve spor kompleksinin olduğu nokta burası Sardes Antik Kenti olarak haritalarda işaretlenmiş durumda. İkincisi ise Artemis Tapınağı'nın olduğu nokta. İki konum arası yaklaşık 2km. Tabelalar ile yönledirmeleri yapılmış durumda, girişte gişe görevlilerine sorduğunuzda da yardımcı oluyorlar. Sardes Antik Kenti 2021 giriş ücreti 17,5 TL, Müzekart ile ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Kentte görülecek iki farklı konum için tek bilet almanız yeterli oluyor, hangisinde bilet aldıysanız diğer noktada aldığınız bileti göstererek ziyaret edebiliyorsunuz. Sardes Antik Kenti sabah 08:00, akşam 17:00 saatleri arasında ziyarete açık. Sardes Antik Kenti'nin geçmişi 5000 yıl öncesine dayanıyor. Antik kent, verimli Gediz Ovası'nda yer alan ve altın madeni çıkarılan Sart Çayı kıyısında, Bozdağ'ın eteklerinde bir tepede Kral Meles tarafından kurulmuş. En önemli özelliği ise şüphesiz tarih derslerinde öğrendiğimiz, parayı bulan medeniyet olan Lidyalılar'ın başkenti ve tek Lidya şehri olması. Altın zengini olan Lidyalılar parayı icat ederek, devlet güvencesinde paranın ilk basıldığı yer olarak tarihe geçmiştir. Altınla zenginleşen şehirin gelişmesinde ticaret çok önemli bir yer tutmuş. Tarım, hayvancılık, ticaret ve Sart Çayı'nda yapılan altın madenciliği sayesinde Anadolu'nun en zengin şehirlerinden biri olmuştur. Adı zenginliğin tarif edilmesi için kullanılan Karun'un vatanıdır Sardes. Batı Anadolu'da şehirleri birbirine bağlayan Kral Yolu'nun başlangıcı Sardes'tir. Zenginliği sayesinde şehir planlaması konusunda da eşsiz özellikler taşıyan Sardes, Mezopotamya dışındaki en büyük savunma duvarları ile çevrelenmiş. Antik kentin kıyısında kurulduğu Sart Nehri önemli bir altın madeni kaynağı iken Roma Dönemi'ne gelindiğinde nehirde altın tükenmiş. Ancak şehir önemini kaybetmemiş, önemli bir psikoposluk merkezi haline gelmiş. Hıristiyanlığın batıya yayılmasında önemli rol oynayan Batı Anadolu'daki yedi kiliseden birine ev sahipliği yapmıştır. Sardes Antik Kenti sınırları içinde ziyaret edilebilecek iki farklı alan bulunuyor. İlki okul, hamam ve gimnaysum kompleksinin bulunduğu bölüm. İkincisi ise Artemis Tapınağı'nın bulunduğu bölüm. İki bölüm arasında yaklaşık 2 km'lik bir mesafe bulunuyor. Antik kent için yer alan stadyum, tiyatro gibi diğer bölümler ise kazı çalışmaları devam ettiğinden ziyarete açık değil. Ziyarete açık olan bölümlerde görebileceğiniz yerleri aşağıda sıraladım. Sardes Antik Kenti ana girişinden girdiğinize karşınıza ilk çıkan yer hamam ve gimnaysum kompleksine ait latrina yani tuvaletler. Roma Dönemi'nde tuvaletler açık düzende ve yan yana oturulup ihtiyacın giderildiği, önemli görüşmelerin hatta toplantıların yapıldığı yerler olduğu biliniyor. Latrinayı geçtikten sonra yürüyüş yolunu takip ettiğinizde solda, Sütunlu Cadde'nin kenarında dükkanlar ve lokantaları göreceksiniz. Burası şehrin ticaretinin döndüğü, İpek Yolu tüccarlarının alışveriş yaptığı ve karınlarını doyurduğu yerler. Dükkanlardan birinde, yukarıdaki fotoğrafta yer alan Haçlı Tekne yer alıyor. 12 metre genişlikte, altından su ve kanalizasyon sisteminin geçtiği bir cadde burası. Hem yayalar hem de araçlar için kullanılıyormuş bu cadde. İpek Yolu ticaretinin gerçekleştiği, başka şehirlerden ülkelerden gelenlerin şehre girdiği cadde. Gittiğinizde araçların geçtikçe teker izlerini bıraktığı zemin taşlarını bulmayı unutmayın. Sütunlu Cadde'nin hemen yanında yer alan devasa yapı Sardes Antik Kenti'nin simgesi haline gelmiş olan hamam ve gimnaysum kompleksine aittir. M. S. 2. yüzyılda Roma Dönemi'nde inşa edilmiş olan yapı içinde okul, kütüphane, spor alanları ve hamam bulunmaktadır. Aşağıdaki fotoğrafta havuzların bulunduğu bölümü görebilirsiniz. Hamam, gimnasyum kompleksinin önünde bulunan avlunun güneyinde yer alan bazilika, M. S. 3. yüzyılda Roma Dönemi'nde sinagog olarak kullanılmaya başlanmış. Bu Sinagog antik dünyanın en büyük üçüncü havrası imiş. Sinangog bölümü biz 2021 yılı ekim ayında gittiğimizde restorasyon çalışmaları nedeni ile ziyarete kapalı idi. Artemis Tapınağı, hamam ve gimnasyum kompleksinin bulunduğu noktaya yaklaşık 2 km mesafede ve farklı bir giriş kapısına sahip. Giriş ücreti bilgilerinin yukarıda verdiğimden tekrarlamıyorum. Tapınak alanına girdiğinizde öncelikle kent kazıları ile bilgilerin yer aldığı panoları sonra da aşağıdaki fotoğrafta yer alan vinci görüyorsunuz. İstanbul Arkeoloji Müzeleri müdürü Osman Hamdi Bey'in daveti ile Amerikalı bir kazı ekibi 1910-1914 yılları arasında ve 1922'de Artemis Tapınağı çevresinde kazılar yaparak ilk önemli buluntuları çıkarmıi. Vinç o dönem Amerikalı ekibin kullandığı malzemelerden biri. Günümüze kadar korunmuş dünyanın en görkemli İyon tapınaklarından biri olan Artemis Tapınağı'ndan geriye bugün çok sayıda sütun başı, ayakları kalmış. İki tane sütun ise tam olarak ayakta kalmış. Her sütunun sütun başı ve kaidesi birbirinden farklı çünkü bu sütunlar farklı dönemlerde ve farklı kişiler tarafından yapılmış. Antik dönemde hayırseverler tapınaklara sütun bağışlayabiliyorlarmış. Hristiyanlık bölgeye geldiğinde tapınak önemini kaybetmiş ve 4. yüzyılda tapınağın güneydoğu bölümüne bir kilise yapılmış. M Kilisesi olarak anılıyor. Artemis Tapınağı çevresinde çok sayıda bilgilendirme panosu ile hem alanın tarihçesi hem de yapılara dair detaylı bilgileri anlatmışlar. Sütunları ve büyüklüğü ile beni çok etkileyen bir antik alan keşfi oldu benim için Artemis Tapınağı. Sardes Antik Kenti, dünyanın en büyük tümülüs alanına da ev sahipliği yapıyor. Antik kentin 5 km kuzeyinde, Marmara Gölü'nün güney kıyısında yer alan, M. Ö. 6. ve 5. yüzyıla tarihlenen 85 adet Lidya Kral Mezarı şu an minik tepeler gibi göründüğünden Bin Tepeler olarak anılıyor. Sardes Antik Kenti haritası aşağıda yer alıyor. Antik kentin şu an ziyaret edilebilen iki bölümü var. Birincisi Gimnasyum-Hamam Kompleksi ile Sinagog ve Sütunlu Cadde'nin olduğu bölüm diğeri ise Artemis Tapınağı'nın olduğu bölüm. İki bölüm arası 1 kilometreden fazla, ayrı giriş kapıları bulunuyor. Tiyatro ve Stadyum bölümü ise şu an ziyarete açık değil. Sardes Antik Kenti'ni gezerken çektiğim videoyu aşağıda göreceksiniz. Umarım videoyu izler, beğenir ve hatta kanalıma abone olursunuz. Bu yazıda kullandığım fotoğrafların tamamını aşağıda göreceksiniz. Tüm fotoğrafların telif haklarının bana ait olduğunu hatırlatmak isterim. - Kula Divlit Volkanik Parkı - Jeopark Alanı içinde yer alan Sandal Divlit Yanardağı/Konisi - Tarihi Kula Evleri - Kula Peri Bacaları - Çakırca Bazalt Sütunları - Tabduk Emre ve Yunus Emre Türbesi - Adala Kanyonu - Kurşunlu Kaplıcaları - Thermai Thessos Kaya Oymaları - Suuçtu Şelalesi - Kız Köprüsü"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sarm-el-seyh-mi-hurgada-mi", "text": "Mısır'ın muhteşem denizine kıyısı olan, yüzme, şnorkel ve dalış severlerin favorisi iki güzel tatil beldesi Şarm El Şeyh ve Hurgada. Tek atımlık kurşununuz olsa Şarm El Şeyh mi, Hurgada mı gitmek için en iyi seçenek? Bu yazıda madde madde iki tatil beldesini de inceliyorum, dokuz kriter doğrultusunda karşılaştırıyorum. Şarm El Şeyh'e gitmek için; Nisan 2022'den itibaren Mısır Hükümeti, 15 gün süreyle Türk Vatandaşları'nın Sinai Bölgesi'ne girişi sırasında sadece kapı vizesi ile girişine izin veriyor. Kapı vizesi dediğime bakmayın, kapıda sadece bir form dolduruyorsunuz hepsi o kadar, başka bir prosedüre gerek yok. Şarm El Şeyh, Dahab ve Katherina şehirleri Sina bölgesinde yer alıyor. Hurgada'ya gitmek için; Mısır vizesi başvurusu yapmanız gerekiyor, burada standart prosedür geçerli. Yeşil pasaport sahibiyseniz vizesiz girebiliyorsunuz. 20 yaşından küçük, 45 yaşından büyükseniz kapı vizesi ile Mısır'a giriş yapabiliyorsunuz. 2023 yılında Türk Vatandaşları için tüm Mısır'a kapı vizesi uygulamasına girilebileceğine dair Mısır Turizm Bakanlığı'nın açıklamaları var ama henüz Türkiye tarafından herhangi bir resmi açıklama yapılmadı. Mısır vizesi hakkında daha fazla bilgi için Mısır Vizesi Nasıl Alınır? yazıma bakabilirsiniz. Şarm El Şeyh, Hüsnü Mübarek tarafından Mısır turizmini geliştirmek amacıyla tamamen turistlere yönelik olarak tasarlanmış ve geliştirilmiş bir proje. Bu nedenle Şarm El Şeyh, Türkiye'de Belek-Kemer gibi sahil boyunca pek çok büyük resort otelin bulunduğu bir tatil beldesi. Sadece büyük oteller yok elbette, butik otelden pansiyonlara kadar her bütçeye uygun konaklama seçeneği bulabilirsiniz. Şarm'da turizm altyapısı; ulaşım, konaklama, tur seçenekleri gibi her anlamda oldukça gelişmiş durumda. Hurgada, Şarm kadar üzerine düşülmüş ve projelendirilmiş bir tatil beldesi değil. Konaklama seçenekleri fazla olsa da Şarm alternatif çokluğu açısında bir adım öne geçiyor. Ancak Hurgada'da konaklama için daha uygun seçenekler bulabilirsiniz. Hurgada'da uygun otel seçenekleri için tıklayın. Her iki bölgede de oteller biraz eski ve bakımsız olabiliyor, bu nedenle yorumlarına dikkat etmekte fayda var. Bu maddeyi çok detaylandırmayacağım. Şarm daha turistik olduğu için konaklama, yeme-içme, günlük harcama rakamları biraz daha yüksek olabilir ancak ben iki şehre çok farklı tarihlerde (ikisinin arasında 6 sene var, Mısır'da da enflasyon var) gittiğim için yüzde yüz kıyaslama yapamıyorum. Kızıldeniz'in her noktası birbirinden güzel, denize girer girmez görebileceğiniz mercanlarda yüzen binlerce rengarenk balık, cam gibi pırıl pırıl deniz, Hurgada ve Şarm'da direk sahilden veya tekneyle açılarak denize girdiğinizde sizi kendisine aşık edecek ve defalarca gitmek isteyeceksiniz. Sadece yüzme değil, yelken, sörf, dalış, şnorkel gibi her türlü su sporunu yapmak için iki şehir de çok elverişli. Seçim yapmak zor! Dünyadaki 10 en iyi dalış noktasından üçü Mısır'da Kızıldeniz'de yer alıyor. Sharm'da konaklayarak bu dalış noktalarına günübirlik ulaşmanız mümkün. - Shark and Yolanda, Ras Mohammmed Milli Parkı - Thistlegorm Batığı - Blue Hole, Dahab Hurgada'dan da ulaşabileceğiniz dalış noktaları var elbette ancak dünyanın en iyi 10 noktasından üç tanesi ile yarışması maalesef mümkün değil. Şarm El Şeyh'ten Kahire'ye; otobüs, uçak ve tur ile gidebilirsiniz. Otobüs yolculuğu gündüz yaklaşık 8 saat, gece 10 saat sürüyor. Turlar ise Kahire ve piramitleri görebilmeniz için uçaklı ve otobüslü opsiyonlar sunuyor. Uçak yaklaşık 1 saat sürüyor ama ben her baktığımda uçak fiyatları epey yüksekti, ben otobüs ile geçmeyi tercih etmiştim. Hurgada'dan Kahire'ye; aynı şekilde otobüs, uçak ve tur ile gidebilirsiniz. Otobüs yolculuğu gündüz yaklaşık 8 saat, gece 10 saat sürüyor. Turlar ise Kahire ve piramitleri görebilmeniz için uçaklı ve otobüslü opsiyonlar sunuyor. Uçak yaklaşık 1 saat sürüyor ama ben her baktığımda uçak fiyatları epey yüksek. İki şehirden de benzer koşullarda Kahire ve piramitleri ziyaret edebilirsiniz. Şarm ile Hurgada arasında eskiden çalışan bir feribot varmış ancak bir dönem güvenlik nedeniyle durdurulmuş, halen de devam etmiyor. Mısır'da Kahire ve piramitler kadar görülmesi gerektiğini düşündüğüm bir bölge Luxor ve Aswan bölgesi. Nil'in bereketli topraklarında kralların bıraktıkları muhteşem eserler Mısır'ın bir başka kültürel cevheri. Şarm El Şeyh'den Luxor'a gitmek için; kara yolu ile gidecekseniz, Hurgada feribotu çalışmadığı için Süveyş Körfezi'nin tamamın dolaşmak gerekiyor, bu da 14 saatlik bir araç yolcuğu demek oluyor, otobüs ile biraz daha uzun sürebilir, Mısır'da yollar epey sıkıntılı. Diğer bir seçenek Şarm'dan Luxor'a uçakla geçebilirsiniz. Kahire'ye gidip Kahire'den Nil nehrinde ilerleyen cruise'lar ile Luxor'a ulabilir veya tren ile Kahire'den Luxor'a gidebilirsiniz. Uçak dışındaki seçeneklerin hepsi oldukça uzun sürecektir. Mısır'daki en büyük kabusun ne diye sorarsanız kesinlikle turist tuzakları. Mısır'da pek çok şehirde bulundum, Dahab ve İskenderiye dışındaki hemen her yerde sizi kazıklamaya çalışan, laf atan, peşinizi bırakmayan, hayattan bezdiren avcıların peşinizde olacağını garanti edebilirim. Şarm El Şeyh; biraz kurtarılmış bölge olduğundan Mısır'ın diğer yerlerine göre turist tuzakları biraz daha az. Ama siz yine de ne alırsanız alın, tur, otel, hediyelik eşya farketmez mutlaka ölümüne pazarlık edin. Hurgada; turistik olduğu kadar turist tuzağı yoğun bir yer olduğunu söylemeliyim. Özellikle Luxor için ayarladığımız turda o kadar delirttiler ki bizi yol boyu sürekli kavga ettik. Böyle bir sorun olacağını tahmin ettiğimiz için turu aldığımız yerde gün gün yapılacak her şeyi yazmıştık. İlk gün satın aldığımız pakete dahil görünen \"öğlen yemeği nerede?\" diye sorduğumuzda \"yemek saati geçti, restoranlar kapandı\" gibi mantık dışı bir cevap verdiler. Kavga dövüş yemeğe götürtdük kendimizi. Dönüş günü akşam yemeği için benzer bir savaş verdik. \"akşam yemeği dahil değil\" diyorlar, biz de elimizde kağıt \"hayır dahil\" diyoruz, yine kavga dövüş akşam yemeği yedik. Arada Aswan'da bir tekne turumuzu yediler, kavga etmemize rağmen başarılı olamadık. Bu liste uzayıp gider, sinirlerinize hakim olmaya hazır olarak buralara gidin. Yazının başından beri aynı şeyi tekrar ediyor gibi oldum ama Şarm çok turistik olduğundan, turistlerin ilgisini çekebilecek her şey, gece hayatı dahil bulabilirsiniz. Hard Rock Cafe'den son yıllarda çok popüler olan Farsha Cafe'ye, İngilizlerin sevdiği karaoke barlardan Arapların sevdiği nargile kafelere kadar Şarm'da gece hayatı oldukça hareketli. Hurgada'da gece hayatı daha çok Marina bölgesi ile sınırlı, Şarm kadar fazla seçenek olmasa da burada da eğlenmek için bir yerler bulabilirsiniz. Dokuz maddede Şarm El Şeyh ve Hurgada'yı karşılaştırdım, umarım size bir fikir vermiştir. Benim ilk Mısır seyahatim Hurgada'ya olmuştu ancak şimdi bakınca ilk Mısır seyahati için, Mısır'a daha yumuşak bir giriş yapabilmek için Şarm El Şeyh daha uygun bir destinasyon olurmuş."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/saros-korfezi-gokcetepe-kampi", "text": "Saros Körfezi'nin koylarını pek bir severim. Daha doğrusu Saroz'un denizi severim, koyları da yanında eşantiyon. 🙂 Size bu yazıda Saros Körfezi koylarından anlatmak istediğim yer Gökçetepe. Gökçetepe Tabiat Parkı, güzel Saroz Körfezi'nin içinde yer alan kamp alanlarından biri. Sadece kamp demek haksızlık olur tabii, deniz, eğlence, aradığınız pek çok şey var tabiat parkında. Saros Körfezi Koyları'ndan Danişment Orman Kampı'nı daha önce yazmıştım, bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Onun dışında Erikli, Kömür Limanı, İbrice, Enez gibi başka yerlerini de görme fırsatım olmuştu. Eski zamanların birinde orman içinde bir kamp yeri olan, nefis bir denizi olan bir yerde kalmıştım ama bir türlü ne adını hatırlayabiliyordum ne de yerini... Geçen sene de aramış ama bulamamıştım. Bu sene Orman İşletmesinin sitesinde karşıma çıktı: aradığım yer Gökçetepe Tabiat Parkı idi! Gökçetepe Tabiat Parkı'nın Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. Kamp alanının en uç noktasına kadar medeniyet yani su ve tuvalet ulaşmış durumda, ilk gittiğim yıllarda hiçbiri yoktu ve çok daha sakin ve bakirdi. Girişte bir market ve restoran, Çakıl Koyu denilen park alanının sonunda ise kafeterya bulunuyor. Çakıl Koyu'na ulaştığınızda, pırıl pırıl balıklarla dolu bir deniz sizi bekliyor. Eğer hoşlanıyorsanız, şnorkel, palet gibi ekipmanlarınız yanınızda olsun. Bol bol balık kovalayabilirsiniz 🙂 Denizde rahat etmek için deniz ayakkabısı götürmeniz iyi olur. Deniz taşlık, adı üstünde çakıl, yani kumsal sevenlere hitap etmeyebilir, tercihiniz kumsalsa Uzunkum sizin için daha iyi bir alternatif olabilir. Gökçtepe'ye kendi çadırınız ile gidebilir veya park alanında hazırlanmış kıl çadırlarda kalabilirsiniz. Aşağıda 2021 yılı fiyatlarını görebilirsiniz. - Ranzalı kıl çadır: gecelik konaklama ücreti 300 TL, - Kendi çadırınız: gecelik konaklama ücreti 110 TL, - Karavan: gecelik konaklama ücreti ise 150 TL, - Araç giriş ücreti: 40 TL. Fiyatlar kişiden bağımsız yani aynı çadırda 3 kişi kalsanız da 110 TL ödüyorsunuz. Ayrıca tabiat parkı içinde Marisstone Hotel adında bir otel ve Bungalov konaklaması imkanı da var. 2000 kişilik toplu kamplar için ayrılmış bir alanı da var. Fiyat ve rezervasyon için aşağıdaki telefonlardan iletişime geçebilirsiniz. - 444 45 27 - 0 506 864 07 28 - 0 530 762 99 61 - 0 537 974 06 41 - 0 506 469 90 30 Havası güzel, suyu güzel Saroz Körfezi'nin en sevdiğim koyu burası oldu. Saros Körfezi'nin muhteşem koylarından birine mutlaka siz de uğrayın. Ülkemizin her köşesi birbirinden güzel. Ama bu güzellikler keşfedilip tanıtılmayı bekliyor. İnsanlarımız sırf öğünmek için cüzdan dolusu para harcayarak başka ülkelere gidiyorlar. Saros korfezi icin gostermis oldugunuz ilgi için çok tesekkurler bu yazinizi izninizle kendi blogumda paylasicam. daha fazla bilgi almak isteyenler blogumdan da faydalanabilir biraz bilgi vereyim erikli, enez, yayla ve güneyli başta olmak üzere birbirinden güzel sahil beldeleri vardır otel sektoru kısıtlı oldugu için daha cok günlük kiralık evlerle konaklama sağlanmaktadır. deniz kumsal ve temiz havasıyla huzurlu tatil arayanları bekliyoruz. Saroz Körfezi seven biri olarak ben de sizi takip edeceğim. ben buraya 20 yıl önce gitmiştim o zamnalar 1 ev ve kır kahvesinden başka bir şey yoktu. en kısa zamanda bir daha ziyaret etmek isterim. ama kıyıköy ve kastro gibi hüsrana uğramak istemem. ikisindede 20 yıl önceki halinden eser yok. 20 yıl önceki halini beklememek lazım. Heryer olduğu gibi buralar da değişime uğruyor. Saroz çevresinde gidilebilecek güzel koylardan biri. Kendi kamp malzemelerinizle gitmenizi tavsiye ederim. geçen hafta biz de gittik buralara, muhteşem bir doğası var ve deniz tertemiz. Merhaba, gökçetepe mesire kampında artık su ve elektrik var. Çakıl koyunda duşlar da mevcut. Wc leride tertemiz. Çalismalar devam ediyor. Gidecek olanlara tavsiye ederim. Geçen yıl gittiğimizde sadece yukarıdaki köyde bir bakkal vardı. Başka bir tesis yoktu, o yüzden tedarikli gitmenizi öneririm. değerli paylaşım için çok teşekkür ederim. Bende bu kampta 2000 yılında güzel keyifli bir hafta sonu geçirmiştim. Tam adını bilmediğim ve uzun süre araştırma gereği hissetmediğim için yerini unutmuştum. Sayenizde öğrenmiş oldum. Balıkçılık konusunda hiç bilgili değilim, bu nedenle vereceğim herhangi bir bilgi sizi yanıltabilir. Önerim oradaki Orman Müdürlüğü'nü arayıp net bilgiyi almanız olur. Hocam zıpkın, olta her türlü amatör avlanma serbest. 1- Tuvalet ve Lavabo yoğun zamanlarda ihtiyacı karşılayacak sayıda değil. Tuvalet kuyruğunun 10 kişiye kadar çıktığı anlar oldu. Eğer çadırı yakınına atarsanız yoğunluktan bunalabilirsiniz, uzağına atarsanız da git gel sorun olabilir. 2- Zaman zaman tuvalet ve lavabolarda su kesintileri yaşandı, bu çok ciddi bir sorun. 3- Kamp alanına gece kampçı alınıyor ve adamlar gecenin bir yarısı arabayla gelip karanlıkta çadır kurmaya çalışıyorlar. Tabi sizin uyku ve sinirler felç. Biz gece 2'de çadır kurmaya çalışanlarla karşılaştık. 4- Denizi öğlen 12'ye kadar gayet temiz, berrak ve güzel. Fakat 12'den sonra kıyıda garip bir sarılık ve bulanıklık oluşuyor. 5- Elektrik, uzatma kablo, ışık vesaire hizmeti oldukça zayıf. Burada gidenlerin en az 5'er metre uzatma kablo, ucu duylu kablo ve ampül götürmesi şart. Yoksa karanlıkta kalınabilir. 7- Alanın girişince manav, market, cafe vesaire mevcut. Zaruri ihtiyaçları karşılayacak nitelikte. Bu açıdan iyi. 9- Günlük 1 çadır (çadır size aitse, 4 kişiye kadar) 25 TL. Fiyat makul. 10- Araç için 1 defaya mahsus 15 TL tahsil ediliyor. Tavsiyem kaç gün kalacaksanız toplu olarak ÖDEMEMENİZ. Her gün kalacağınız ertesi gün için uzatma yapmak daha mantıklı. Para iadesi yok. 11- Havası gayet güzel, çok sıcak değil. 12- Ormanlık alana kurulacak çadırlar keyifli vakit geçirmek için ideal. 13- Sahil'de Cafe mevcut. Gece eğlenceleri düzenleniyor, güzel ve keyifli. Bir daha gider miyim? Hayır alt yapı eksiklikleri tamamlanana kadar gitmem. Gökçetepe de Danışment de güzel. Ama sanırım Gökçetepe bende biraz daha ağır basıyor. Kiralık evlerle ilgili bir bilgim yok. Yorum yazan arkadaş belki detay verebilir. Mesire yerine girişte araç, kişi ve çadır için ödeme yapıyorsunuz. Ben çadır kuracağım derseniz yerin nerede olduğunun önemi olmaksızın parasını alıyorlar. 4 Günlük bayram tatilimizi İstanbul'a yakın ve en uygun fiyatlarla nerede yapabiliriz diye düşünürken, sapıyorsunuz. Zaten Kampın tabelaları sonrasında sizi oraya götürüyor. Köyden sonra yollar stablize, temiz. Zaten en küçük bir ikazda hemen gerekeni yapıyorlar. yakınları için çok doğru bir seçim olacaktır. Biz ilk fırsatta tekrar gideceğiz. \"1 haftalık konaklama için daha uygun rakamlar yapabiliriz\" dediler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/saros-korfezi-koylarindan-biri-danisment", "text": "SarosKörfezi... Nedenini bir türlü anlamamakla birlikte hak ettiği ilgiyi görememesinden mutluyum Saros Körfezinin... Danışment Orman Kampı bu güzel körfezdeki gizli cennetlerden biri. Özellikle dalışla uğraşanlar, dalışa İstanbul'da başlayanlar bilirler, Saros körfezini. Tertemiz plajları, pırıl pırıl koylarıyla Ege'nin en kuzey ucundadır. İstanbul'a yakınlığına rağmen sadece dalış okullarının ziyaret ettiği İbrice ve Uzunkum ile, yazlıkçıların bildiği Erikli'den başkaca pek bilinen bir yer değildir. Hem orman içinde hem kumsalı olsun hem de yemyeşil ağaçların altında kamp yapabileyim diyorsanız bunlar içinden denediğim ve önerebileceğim; Danişment. Danişment dışında Mecidiye, Erikli, İbrice ve Uzunkumu gördüğüm için söyleyebiliyorum. Danışment Çevre Bölge Müdürlüğü'ne bağlı kamp alanı hem günübirlik piknik hem de çadırlı kamplar için ihtiyaç duyulabilecek her türlü olanağı sunuyor. Keşan'dan sonra Erikli'ye gider gibi devam edip yoldaki Danişment Orman Kampı tabelalarını takip ederek kolayca bulabilirsiniz. En son 1 km. lik bölümü hariç yol asfalt ve gayet güzel. 1 km. ye yakın stabilize bir yoldan koya iniliyor. Çevre Müdürlüğü kamp alanını özel işletmeye kiralamış. Bakkal, manav, restaurant var. Orada hazır çadırlardan kiralayabileceğiniz gibi, kendi çadırınızda da kalabilirsiniz. Duşlar, tuvaletler bugüne kadar bir kamp alanında gördüklerim içinde en temizleri. Kamp alanının büyükçe bir bölümü çadırlar için parsellenmiş, elektrik veriliyor, parsellerin yanında su var. Bu bölümü gruplara günlük olarak da kullandırabiliyorlar. Kendi çadırınızla kalırsanız çadır başına 17,5 TL ödeniyor. Bakkal ve restoran bölümünde ise fiyatlar gayet makul. Ormanın bittiği yerde deniz başlıyor. Kumsalın belli bir bölümü kumluk, asıl denize girilebilen bölüm burası. Deniz tabanı çakıllarla kaplandıkça deniz kestaneleri görünmeye başlıyor. O yüzden ayaklarınızı yere basıyorsanız dikkat etmeniz gerekli. Dikkatli olduğunuz sürece güvenli. İstanbul'a bu kadar yakın, İstanbul'dan bir o kadar uzak olmak istiyorsanız, bir hafta sonu uğramanızı tavsiye ederim. Bilgi almak isterseniz telefonları:(0-284) 797 98 38 (0-532) 423 22 22. istanbuldan tatile gelicem ve makul fiyatlı bir pansiyon gerekli. Danişmentte pansiyon yok, çadır kiralayabilirsiniz. Erikli'de pansiyon bulabilirsiniz. http://www. saroskorfezi. com/tesisler. html linkinden yardım alabilirsiniz. Çekme karavanımız ile birlikte saros körfezinde kamp yapabileceğimiz yerler arıyoruz. Yardımcı olursanız çok sevinirim. Teşekkür ederim. Gökçetepe'yi tavsiye ederim. Çok keyifli bir koy. Gökçetepe'nin denizi daha güzel, ama imkanlar olarak Danışment'te daha fazla şey var. Bu arada her iki denizde de deniz kestanesi var, çocuğunuz için mutlaka deniz ayakkabısı bulundurun. ben ailemle 8.8.2013 tarihinde yani ramazan bayramında DANİŞMENTTEYDİM. lakin ben böyle bir rezil yönetim görmedim. insan saglıgı bir hiç tek amaç para kazanmak lavobolarda insan dışkısıyla resmen pişti oynattılar, sular günlerce akmadı, çöpler diz boyu ahlak sıfır para almak için aileler silahla ve serserilerle tehtit edildiler. lütfen sakın bu tatil beldesine gitmeyiniz. Başınıza gelenlere çok üzüldüm. Bunları mutlaka polise bildirmelisiniz. Oraya otobüs ulaşımı olduğunu sanmıyorum. Keşan'a gelip oradan taksiye binebilirsiniz belki. Kalacağınız kamp yetkilileri daha doğru bir yönlendirme yapacaktır. merabalar ben arkadaşlarımla tam teşkilat iki günlük bir tatile gelicem saroz körfezine. ibrice limanın sağı ve solunda güzel yerler var gibi. sizin tavsiyeniz nedir. 13 agustos da burada olucam yaklasik 9 gun tatil yapmayi pilanliyoruz gezilmesi yada gorulmesi gereken yerleri onerirmisiniz ilginiz icin simdiden tesekkurler. danısmetten zıyade danısmente en yakın gezılebılır tum yerlerı merak ediyorum bılgılendırırsenız sevınırım. saygılar."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/savsat-karagol-milli-parki", "text": "Giderken Artvin Borçka Macahel ve Karagöl'ü görmüş ve devamını görme arzusuyla dolmuş, Artvin'in doğasına doyamamıştık. Dönüş yolunda bu kez Kars'tan Artvin'e Şavşat üzerinden Karagöl-Sahara Milli Parkı'nın bulunduğu bölgeden geçecektik. Tabii bunun için Ardahan Şavşat arasında aşmamız gereken bir zirve daha vardı: Yalnız Çam Dağları'nda 2470 metredeki Çam geçidi. Bu güzel zirveye yaklaştıkça önce bulutları gördük, sonra o bulutların içine girik. Zirve tabelasının önünde fotoğraf çekip inişe geçince hava düzelecek sandık, ancak yağmur şiddetlendi, yer yer doluya dönüştü. Apar topar yağmurluklarımızı giydik ama artık çok geçti, epeyce ıslanmıştık. Görüş mesafesi 1 metreye kadar düştü. Milli Parkın tabelasını hüzünle karşıladık çünkü o halde girip Karagöl'e yürümemiz mümkün değildi. Muhteşem manzalar eşliğinde Karagöl-Sahara Milli Parkı'nın bulunduğu bölgeden aşağıya Şavşat'a doğru inmeye devam ettik. Oraları henüz görmediyse mutlaka ama mutlaka görmelisiniz. Ben tekrar görülecek yerler listeme kaydettim bile. Daha önce methini duyduğumuz Laşet Otel'de kalamayacaktık ama en azından durup bir alabalık yiyebiliriz diye düşünürken birden Laşet Otel & Restaurant tabelası karşımıza çıktı. Üşümüz ve ıslanmışken orada bütün günümü geçirebilirdim 🙂 Hemen bize çay getirdiler, elektrik sobalarını çevirdiler önce ısındık sonra da lezzetli alabalığın tadına baktık. Yol üstündeki bu tesisin biraz daha ilersinde yayla evleri de yapmışlar, tekrar gidersem orada kalmayı çok isterim, muhteşem görünüyordu. Şavşat'tan Artvin'e devam ettiğimizde ise doğanın nasıl da katledildiğine bir kez daha şahit olduk. Derince Barajı'nın inşaatı nedeniyle heryer delik deşik edilmiş. Dünyanın belki de en güzel vadilerinden bir tanesine kanser tümörü yerleşmişti. Karadeniz'in en güzel yerleri, Doğu Karadeniz ve Artvin bölgesi... Her gün biraz daha yok ediliyor. Oraları görmeden ne demek istediğimi anlamanız çok zor. Mutlaka gidin, görün ve direnişe destek verin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/schengen-vizesi-basvurusu-yapacaklara", "text": "Çok gezenler için basit bir iş olsa da ilk kez Avrupa'ya gidecek olanlar için Schengen vizesi başvurusu son derece meşakkatli, uğraştırıcı bir süreçtir. İlk kez gidecekleri boşverin, her seferinde her vize alışında uğraştırıcı ve masraflıdır şengen vizesi. Ama ne yazık ki Avrupa'ya gidip görmek için de -eğer yeşil pasaport sahibi değilseniz- zorunludur. Ben sırf schengen vizesi almamak için bu yıla kadar yaklaşık dört yıl Avrupa'ya gitmemiştim mesela. Ama ucuz Norveç bileti bulunca, schengen vizesine razı olmuştum. Peki nedir bu schengen vizesi önce kısaca ondan bahsedelim. 1995 yılında Avrupa Birliği ülkeleri arasında sınırların kontrolünün kaldırılmasına dair bir sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşmenin adıdır aslında Schengen ve adını sözleşmenin imzalandığın Lüksemburg'un bir köyünden alır. Almanya, Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İspanya, İsveç, İtalya, Lüksemburg, Macaristan, Letonya, Liechtenstein, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Yunanistan Schengen'e üye olan Avrupa Birliği üyesi ülkelerdir. Ayrıca, Avrupa Birliğine üye olmamalarına rağmen İsviçre, İzlanda ve Norveç Avrupa Birliği ile özel bir anlaşma imzalayarak, Schengen anlaşmasına dahil olmuş ve aynı uygulamalara tabi olmuşlardır. Bulgaristan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ise Schengen'e girmek için sıra bekleyen ülkelerdir. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları olarak Schengen'e dahil ülkelere gidebilmek için mutlaka Schengen sözleşmesine dahil ülkelerden birinden vize almak zorundadır. İşte bu vizeye de schengen vizesi diyoruz. Schengen vizesi turistik olarak alınıyorsa -ki yazımızın konusu turistik vizedir- vize verilen süre içinde ve son 6 ay içinde en fazla 90 güne kadar schengen ülkelerinde kalma hakkı sağlar. Schengen vizesi, başvurunun yapıldığı konsolosluk tarafından tek girişli, çift girişli veya çoklu girişli şeklinde verilebilir. Tek girişli ise, schengen ülkelerine o vize ile sadece bir kez giriş-çıkış hakkı, çift girişli ise iki kez giriş giriş-çıkış hakkı, çoklu girişli ise vize süresi boyunca sınırsız giriş-çıkış hakkı sağlar. Vize başvurusu yaparken başvuru formunda çoklu işaretlemenizi öneririm. Böylece aynı vize ile birden fazla kez Avrupa'ya gitme şansınız olur, tabii konsolosluk uygun görürse. Vize başvurusunu tercihen gideceğiniz ülkenin konsolosluğuna yaptıktan sonra 4 ila 10 gün arasında vize başvurusu sonuçları belli olur. Zamanlama gideceğiniz ülkeye, başvuruların yoğunluğuna göre değişebilir. Bu nedenle eğer tatil dönemleri öncesi ise mutlaka 1 ay öncesinden başvurunuzu yapmanızı öneririm. Schengen vizesi başvurusu yaparken dikkat etmeniz gereken bir husus ise pasaportunuzun kullanım süresinin bitmesine en az 6 ay olması gerektiğidir. Eğer pasaportunuzun süresi dolmak üzere ise, vize başvurusu yapmadan önce pasaportunuzu yenilemeniz gerekir. Pasaport başvurusu hakkındaki yazıma da göz atabilirsiniz. Schengen vizesi almak için teorik olarak herhangi bir schengen ülkesinin konsolosluğuna başvuru yaparak vize almak yeterli. Ancak ilgili ülkenin ya da pasaport kontrol memurunun sizi ülkeye almama yetkisi var. Bu nedenle önerilen, vize başvurusunu gitmeyi planladığınız ülkeden yapmanız. Bir de vizeyi aldığınız ülkeye vize süresince mutlaka giriş yapmaya özen gösterin. Bir de farklı şehir efsaneleri var: Almanya Türklere vize vermiyormuş, İtalya çok kısa vize veriyormuş, Fransa her başvurana 6 ay vize veriyormuş gibi... Benim tecrübelerim, herkeste durumun farklılaştığı yönünde. Bir de başvuruyu yaptığınız dönemdeki siyasi durumlar sonuçları ciddi şekilde etkiliyor. İtalya'ya 3-4 kez gittim, 2 kez vize aldım. İki vizede de 10 gün verdiler, diğer yandan ilk kez schengen alan bir arkadaşım İtalya'dan ilk başvurusunda 3 ay vize aldı. Fransa'dan arka arkaya 2 ya da 3 kez 6 aylık vize aldım, başka bir arkadaşımın başvurusu ciddi bir neden olmamasına rağmen reddedildi. Sadece şunu söyleyebilirim, eğer arka arkaya aynı ülkeden schengen vizesi alıyor ve o ülkeye vize döneminde giriş yapıyorsanız bunun pozitif bir etkisi oluyor. Siz belgelerinizi eksiksiz hazırlayın, vizeyi uzun istediğinizi mümkünse bir dilekçe olarak ekstradan ekleyin ondan sonrası konsolosluğa kalsın. Başvuruyu yapacağınız ülkeyi seçtikten sonra Dış İşleri Bakanlığı'nın sitesinden vize uygulamalarını mutlaka kontrol edin. Böylece son dakika golü yememiş olursunuz. Her ülkenin başvuru yeri ve şekli birbirinden farklı olabilir. Artık pek çok ülke konsolosluğu aracı kurumlar ile çalışıyor yani gidip konsolosluğa ben geldim, vize istiyorum diyemiyorsunuz. Bu nedenle başvuruyu yapacağınız ülkeye özel uygulamaları mutlaka okuyun. Ayrıca o ülkenin konsolosluğundan başvuru yeri ve yöntemi konusunda bilgi alın. Mesela Yunanistan'dan schengen alacaksanız, Yunanistan konsolosluğunun internet sitesinden başvuru şartlarına bakın. Yunanistan İstanbul ve Ankara'da farklı aracı kurumlar ile çalışıyor. Aracı kurumlardan randevu alınması gibi süreçler de her ülke ya da aracı kurum için farklılaşabiliyor, dikkat etmenizde fayda var. Dilerseniz kendiniz bu süreçle uğraşabilir ya da vize aracılığı yapan firmalardan birinden ücreti karşılığında hizmet alabilirsiniz. Benim zaman zaman çalıştığım firma gelip benden evrakları alıp aracı kuruma ya da konsolosluğa iletip vize sonucunda da bana ulaştırıyor, eğer benim gibi yoğun çalışıyorsanız hayat kurtarıcı oluyor. - Vize başvuru formu: Her ülkenin kendine özel bir vize başvuru formu bulunmaktadır. Bu form konsoloslukların web sitelerinde ya da aracı kurumlarda bulunur. Formun eksiksiz ve doğru olarak doldurulması çok kritiktir. - Pasaport: Son 10 yıl içinde alınmış olan, en az iki adet boş vize yaprağı olan ve talep edilen vize bitim tarihinden sonra en az 6 ay geçerlilik süresi olan geçerli bir pasaport. Eğer daha önce de pasaportlarınız varsa, başvurunuza bu pasaportlarınızı da ekleyebilirsiniz. - Pasaport fotokopisi: Geçerli eski tip pasaportların 1,2,3,4,5,6,7 ve sonuncu sayfalarının fotokopileri. Yeni tip pasaportlar için ise sadece kimlik bilgilerinin yazılı olduğu sayfanın fotokopisi gereklidir. Daha önce Shengen vizesi aldıysanız o vizenin bulunduğu sayfaların fotokopisini de başvurunuza ekleyin. - Fotoğraf: 2 adet yakın zamanda çekilmiş biyometrik fotoğraf - Seyahat Sigortası: 30.000 Euro veya $50.000 tutatında, Schengen bölgesindeki tüm seyahat sürenizi kapsayacak şekilde geçerli olan seyahat sağlık sigortasını başvurunuza eklemeniz gerekli. Çok girişli vizeye sahip iseniz, minimum olarak ilk gidiş sürenizi kapsayacak şekilde bir seyahat sigortasına sahip olmanız gerekmektedir. Ben seyahat sigortasını yıllık olarak yaptırıp her defasında tekrar sigorta işi ile uğraşmıyorum. - Nufüs cüzdanı fotokopisi - İşveren mektubu: Şirketin antetli kağıdına yazılmış, kişinin pozisyonunu, işe başlama tarihini, maaşını, izinli olduğu süreyi ve dönüşünde işe devam edeceğini teyid eden mektup; - Ticaret Sicil Gazetesinin fotokopisi; - Vergi levhası; - İmza sirküleri; - Güncel Ticaret Odası kaydı ; - SGK işe giriş bildirgesi ve SGK \"hizmet dökümü\"; - Son 3 aya ait maaş bordroları. Eğer yeni bir işe başladıysanız daha önceki iş yerinize ait bilgileri ve maaş bordrolarını sunabilirsiniz. - Son 3 aya ait kişisel banka hesap cüzdanları. Ekstre olarak alındı ise banka tarafından kaşelenmiş ve imzalanmış olmalıdır; - Türkiye'de ya da Avrupa'da bulunan mal varlıklarınız. - Gidiş-dönüş uçak bilet rezervasyonu ; - Turla seyahat edilecekse tur programı. - Konaklama rezervasyonları - Ehliyet ; - Araç ruhsatı; - Yeşil sigorta - Planlanan seyahat ile ilgili yazı; Araç 3. bir şahsa ait ise yukarıdaki evraklara araç sahibinden yetki yazısı eklenir. Tekrar belirtmekte fayda var, evraklarınız eksikse başınız büyük belada demektir. - Pasaportunuzun en az 6 ay geçerlilik süresi olduğundan emin olun. - Yola çıkmadan 1 ay önce başvurunuzu yapın ki, son dakika stresi yaşamayın. - Pasaportunuzun yırtık ya da yıpranmamış olmasına dikkat edin. Vize alsanız dahi sınırdan geri çevrilebilirsiniz, gerek yok risk almaya. - Başvuru için gerekli bütün evraklarınızın eksiksiz olduğundan emin olun başvurunuzu yaparken. Daha uzun kalacağınız yerden yapabilirsiniz başvurunuzu. Girişte sorarlarsa açıklarsınız durumu. Büyük ihtimalle sormazlar. Merhabalar 🙂 ben kafama takılan bir şeyi sormak istiyorum. Biz italyadan tek girişli 10 günlük schengen aldık. Bu gezinin 7. Günü italyadan atina ya uçuşumuz var. Ordan da Atina Izmir arasi ucus var. Biz bu sürede tek girişli schengen vizemizle Atinaya da giriş yapabilir miyiz? Schengen ülkelerinden çıkmamış oluyoruz ama italyada uçakla çıktıgımız için problem olur mu diye korkuyorum. Bu sorunun cevabını net olarak bilmiyorum, teorik olarak sorun olmaması lazım ama havaalanında pasaport kontrolünden geçmeniz gerekirse sorun olabilir. Çok benzeri bir durum benim başımda da mevcut şu anda. Ben de tek girişli Schengen aldım. Kos adası üzerinden direk Almanya'ya uçmak istiyorum ancak kontrolde bir sıkıntı çıkmasından korkuyorum. Yunan ve Alman makamları da net bir bilgi vermediler. Siz durumu çözdünüz mü acaba? Bilgi verebilirseniz sevinirim. Umarım sorun yaşamamışsınızdır. İyi tatiller. Yine vize başvurusunda bulunacaksınız, sorunuzu anlayamadım. Başka bir ülkeden şengen vizesi alıp, o ülkeye giriş çıkış yaptıktan sonra hiç sorun olmaz. Yapabilirsiniz. Slovenya ya gezi için gideceğim fakat benden davet mektubu istediler. Bunun nedeni nedir. Nedenini sizden davet mektubu isteyen kuruma sormalısınız. Ben 15 tatil için iki kızımla birlikte Yunanistan vizesi için başvuru yapmayı planlıyorum kızlarım lise ve ortaöğretim öğrencisi ilk vizemiz olacak yada en kolay hangi Avrupa ülkesinden vize almamız kolay olur. şimdiden çok teşekkür ederim. Fransa, Hollanda ve Yunanistan vize konusunda ne bonkör olanlar. slovenya vizesi ile ilk slovenya ya girdim 5 gün kaldım sloven vizesi ile 1 ay sonra yunan sakız adasına günü birlik gittim 1 ay sonra daha sakıza tekrar gittim 3 gün kaldım. tekrar slovenya dan mı yoksa yunandan mı tekrar vize almalıyım. 2 yıl önce de yunan vizesi almıştım onuda 2 kere 5 er gün olmak kaydıyla slovenya da harcadım. o yüzden geçen yıl slovenya dan aldım. yunan vermez diye tekrar bu yılda 2 kere sakıza gittim. Slovenya vizesi ile Slovenya'ya gittiyseniz sorun yok, sonrasında hangi ülkelere gittiğinizin önemi yok. Şu durumda iki ülkeden de başvurabilirsiniz. Pasaportunuzda red görünüyorsa red sebebi de belirtilmiş olmalı. Red almanız bir olumsuzluk yaratır, ancak sebebi belirtilmiş ise turistik başvuru yaparken bu sebebi bertaraf etmenin yolunu bulmanız lazım. Merhaba Kuzenimin Düğün sebebi ile 6 aylık 90 gün kalmalı MULTİ shengen vizesini ilk defa basvurdum Almanya aile ziyaret davetiyesi ile kabul etti Mart 27 Almanyada olacagım Türkiyeye döndükten sonra Almanya değilde başka bir shengen ulkesine direkt olarak uçak ile giriş yapılabilirmi diğer ulkeler sorun yaparlarmı. Vizeniz tek giriş mi, çoklu girişli mi, siz 6 aylık başvurdunuz ama ne kadar süreli vize çıkacak bilgileri kritik. Eğer Multi vize çıkarsa ve kalış süresi de uzun olursa başka bir şengen ülkesine rahatlıkla gidebilirsiniz. Vize başvuru ücretini her halükarda ödeyeceksiniz, bazı ülkeler aracı firma ile başvurmayı da zorunlu tutuyor. Eğer başvuracağınız ülke doğrudan başvurmayı kabul ediyor ise o zaman aradaki acente komisyonundan kurtularak kendiniz direkt başvurabilirsiniz. Gerekli evraklar bu yazıda yer alıyor zaten."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seferihisar-gezi-rehberi", "text": "Seferihisar, İzmir'in 52 bin kişilik nüfusa sahip güzel ilçelerinden biri. Çevresinde Menderes, Karabağlar, Urla, Karabağlar ve Güzelbahçe ilçeleri yer alıyor. İzmir şehir merkezine 50 km uzaklıkta yer alan bu güzide ilçe pek çok yere oldukça yakın bir konumda. Ege bölgesinde bulunan İzmir'in yoğun ziyaretçi ve turist çeken bölgelerinden bir olan bu ilçe tarihi güzellikler ve gezilecek mekanlarla dolu olması ile dikkat çekiyor. İzmir'in merkezinden toplu taşıma ya da özel araçla rahatça ulaşabileceğiniz Seferihisar denize bir hayli yakın konumda. Akarca Plajı'na sadece 10 dakikalık sürüş mesafesinde. Gün geçtikçe gelişmekte olan ilçe özellikle yaz aylarında gezginlerin uğrak mekanlarından biri. Seferihisar'da gezilecek pek çok koy, tarihi nokta ve kültürel alan bulunuyor. Antik şehirden kaleye kadar çeşitli güzellikleri Seferihisar'da bulabilirsiniz. Seferihisar'ın meşhur köy pazarında yöresel ve organik tatları bulabilirsiniz. Pazar içinde bulunan dükkanlarda yöresel lezzetler ve daha birçok şeyi elde edebilirsiniz. İlçede yerel halkın ve çevre ilçelerden ve köylerden gelen üreticilerin ürettiği ürünleri sergileyebileceği ve satabileceği bir mekan olarak karşımıza çıkıyor. Sakin bir merkezde bulunan pazar haftanın belirli bir gününde misafirlerin hizmetine açılıyor. Ayrıca köy pazarının yanı sıra gece pazarı da bulunan ilçede köylü insanların ellerinden çıkan doğal ve organik ürünler pazarda yerini buluyor. Belediye tarafından \"Renkli Pazar\" olarak adlandırılan köy pazarı Seferihisar'a özgü yiyecek ve içecekleri, Ege yöresine ait lezzetleri ve ürünleri görebilirsiniz. Seferihisar'da bulunan bu kale Osmanlı İmparatoru Kanuni Sultan Süleyman'ın emri ile yaptırılmıştır. Rodos Seferine hazırlık için 1521 yılında Parlak Mustafa Paşa'nın yaptırdığı bu kale mimarisini antik dönemden kalma kalıntılardan alıyor. Yapımında Teos Antik Kenti'nde kalma taşların kullanıldığı tarihi kale deniz üssü olarak hizmet vermeye başlamıştır. \"sığınak\" anlamına gelen Sığacık, denizcilerin konaklayabileceği ve dinlenebileceği bir liman haline gelmiştir. Kalede nöbetçiler için dış bina ve içeride askerler için bir iç avlu bulunuyor. Bugün canlı müze olarak gezip görebileceğiniz bu yapı tarihte yolculuk yapmanıza yardımcı oluyor. Sığacık Kalesi, limana oldukça yakın bir noktada bulunuyor. Ege Bölgesinin tarihi antik kentleri arasında yer alan ve oldukça önemli bir değere sahip bu nokta aktif bir arkeoloji merkezidir. Tarihi milattan önce 1000'li yıllara dayanan Teos Antik Kenti günün belirli saatlerinde misafirlerin ziyaretine açılıyor. Teos bölgesine ilk olarak Persler, ardından Lidyalılar ve son olarak Romalıların geldiği biliniyor. Ziyaret sırasında bu medeniyetlere ait kalıntıları görmeniz mümkündür. İlk olarak İyonyalıların kurduğu bu şehir zengin tarihi ile dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Kentin içinde önem arz eden yerlerden biri Antik Tiyatro ve Dionysos Tapınağı'dır. Seferihisar'ın güzide noktalarından biri olan bu antik kent akropol molozlarını ve diğer antik tarihi barındıran ögelere rastlayabilirsiniz. Seferihisar'da merkezi bir konumda bulunan ve Cami-i Kebir mevkiinde hizmet veren Seferihisar Anı Evi, adeta zamanda yolculuk yapmanızı sağlayacak tarihi bir evrendir. Müze olarak halka açılan bu yer bir tarihi ve kültürel bir anı müzesidir. Şirin bir bahçesi olan müzede çay ve kahve gibi içecekleri içebilirsiniz. Arkadaş ve ailenizle güzel vakit geçirirken aynı zamanda yerel tarih konusunda pek çok şey öğrenebilirsiniz. Bölgesel kültürü ve yöreyi daha yakından tanımak isterseniz bu müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Günün belirli saatlerinde hizmet veren tesis haftanın her günü açık olmakla birlikte girişler ücretsizdir. İzmir'in Seferihisar ilçesinin oldukça ilgi gören ve yoğun ziyaretçi çeken plajı Akkum Plajı sahip olduğu denizi ve doğası ile görenleri adeta büyülüyor. Berrak, mavi ve temiz plajı mavi bayrak olma özelliği taşıyor. Yüzmesi oldukça güvenli olan bu plajın ucu denizin içine doğru bükülüyor. Bu da dalgalanmayı oldukça aza indiriyor. Bu sayede gün boyu duru denizin keyfini çıkarabilirsiniz. Sığacık tarafında bulunan bu deniz yemyeşil ormanlara bakıyor. Yeşil ve mavinin bir araya gelip bir renk şöleni ortaya çıkardığı bu yeri ziyaret edebilir ve güneşlenebilirsiniz. Ege Denizi'nin sıcaklığı ve durgunluğu vücudunuza iyi gelebilir. Geç dönem Osmanlı mimarisi olan bu yapı 1800'lü yıllarda inşa edilmiştir. Tek minareye sahiptir ve camiinin minber ve mahfil kısmı ahşaptır. Geçen zamanla camiinin yıpranan yerleri onarılmış ve barok dönem mimari akımdan etkilenmiştir. Barok süslemeleri görebileceğiniz bina içinde geniş bir avlu bulunuyor. Oldukça hoş bir görünüme sahip bu eseri ibadet için olmasa bile ziyaret için görebilirsiniz. Şu anda ibadete açıktır. Özellikle yaz dönemlerinde mimari yapı yoğun ziyaret alıyor. Kültürel birikimi, yapısı ve minaresi zamana meydan okuyarak ayakta duruyor. Seferihisar'ın Ulamış mahallesinde düzenlenen ve yıllık olarak tekrarlanan bu şenlik bir festival edasında ilerliyor ve kültürü daha yakından tanımanızı ve hatta yaşamanızı hedefliyor. Halk danslarından yöresel kıyafetlerin tanıtımına pek çok şeyi bulabileceğiniz şenlikte Ege kültürünü ve insanların adetlerini keşfedebilirsiniz. Ata ekmeği Seferihisar'a ait bir ekmek türü olup yörenin oldukça popüler bir ürünüdür. Karakılçık Buğdayı kullanılarak yapılıyor ve özel kara fırında pişiriliyor. Ulamış mahallesinde gerçekleşen bu festival yöresel tatları bulabileceğiniz ve şenlikte eğlenebileceğiniz bu etkinlik Türkiye'nin her yerinden yoğun ilgi topluyor. Yazın başlayan etkinlik Ulamış Köy Meydanı'nda düzenleniyor. 1 gün boyunca devam eden festivale birkaç gün hazırlık yapmakta fayda vardır. Bu festival tamamen ücretsiz olup tüm halkın ziyaretine açıktır. Seferihisar lezzetlerini tadabilir ve görsel şölenin tadını çıkarabilirsiniz. Sığacık'a 24 km uzaklığı bulunan Doğa Okulu, Orhanlı Köyü'ndeki bir arazide zeytinlik ve makinin arasında hizmet veren bir kurumdur. Gönüllülük projesi esas olan bu okulun yatırımcıları, sanatçılar, araştırmacılar, düşünürler ve topluluklar diyebiliriz. İmece usulü bir eğitimin söz konusu olduğu bu okulda sınıf bulunmuyor. Yani tamamen bir usta-çırak ilişkisi ile eğitim veriliyor. Okul açıldığından bu yana geleneksel tarım, mimari eğitim, sözlü kültür, okuryazarlık, sanat ve çevrebilim gibi pek çok alanda kalifiyeli insan istihdam ediyor. Aynı zamanda felsefe, doğa hukuku ve doğa felsefesi gibi konulara da değinen okul oldukça destekçisi ve katılımcısı mevcuttur. Bu okulda her şey paylaşıma açık ve usta-çırak ilişkisi ile devam ediyor. Doğanın içinde yemyeşil ağaçların içinde eğitim gören insanlar fiziksel ve ruhsal olarak kendini güçlendiriyor. Zanaat ve sanat öğrenen insanlar usta olduktan sonra bu sefer öğretmeye başlayabiliyor. Seferihisar'ın meşhur mandalina festivali Eylül ve Kasım aylarında başlıyor. Sığacık'ta gerçekleşen bu etkinlik uzun zamandır aktivitelerine devam ediyor. Birinci önceliği yörenin yerel mandalinasını tanıtmak olan festivalin amacı eğlenirken öğretmek ve yarışmalar sayesinde keyifli vakit geçirmektir. Mandalina festivalinde mandalina güzeli yarışması, En iyi mandalina yarışması, en iyi üretici yarışması, tatlı yarışmaları ve son olarak en iyi mandalinalı yemek yarışması ile dikkat çekiyor. Festivalin olmazsa olmazlarından olan bu yarışmalar yöresel mandalinanın tanıtımını ve güzelliğini ortaya çıkarmak için yapılıyor. Adını Teos Antik Kenti'nden alan bu liman 2010 yılında hizmete sunulmuştur. 510 yatlık bir kapasiteye sahip olan bu marina tarihinin doğallığı bozulmadan günümüze kadar gelebilmeyi başarmıştır. \"5 Altın Çıpa\" kalitesinde hizmet veren liman giriş yat ücretlerini Türk Lirası olarak yapıyor. Çarşısından, konaklamaya, restoran ve kafeden etkinliklere pek çok özelliği ile dikkat çekiyor. Teos Marina'nın bölgeye olan katkısı bir hayli fazla olup turizmin gelişmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Çevreye duyarlılık anlayışını üst düzeylerde tutan bu liman yukarıda da belirttiğimiz üzere yüksek kalite standartlarında hizmet veriyor. Genel olarak tekne turu ve deniz yolculuğu yapabileceğiniz farklı özellikte ve güzellikte olan bu koyların çoğu mavi bayrak olma özelliği taşıyor. Ege Denizi'nin temiz ve berrak sularını temsil eden bu koylar sayesinde denizin keyfine doyasıya varabileceğiniz bir deneyimi sizlere sunuyor. Tur şirketleri aracılığı ile ya da kendi deniz ulaşımınızı sağlayarak gidebilirsiniz. Turların genel olarak ziyaret ettiği koylar sırasıyla Papaz Boğazı Koyu, Turkuaz Koyu, Azmak Koyu, Taş Ada Koyu ve Aktaş Koyu'dur. Hem denizi hem de kumsalı temiz olan bu koyların kimisi taşlık bir adaya kimisi ise yemyeşil ormana sahiptir. Berrak sulara sahip Seferihisar koylarını keşfederken sizi adeta başka bir atmosfere alıp götürüyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sehir-hatlari-vapuru-ile-bogaz-turu", "text": "İstanbul'da kendinize ayırdığınız bir gününüz var ve ne yapacağınıza bir türlü karar veremediniz mi? İstanbul'un kalabalık ve karmaşasından kaçmak ama çok para harcamak veya trafikte vakit kaybetmek istemiyor musunuz? Size harika bir önerim var; Şehir Hatları Vapuru ile İstanbul Turu. İstanbul Boğazı'nda uzun bir vapur turu yapın! Vaktiniz varsa hafta içi yaparsanız daha sakin ve keyifli olacaktır, vaktiniz yoksa hafta sonu için de güzel bir seçenek! İstanbul Boğazı'nı nostaljik vapurla tıngır mıngır gezmenin keyfini mutlaka deneyimleyin. Bu Boğaz Turu'nun bilet ücreti 25TL. Eminönü'ndeki vapur iskelesinden kalkan vapur yine Eminönü'ne geri dönüyor, siz istediğiniz duraktan inip istediğiniz duraktan binebilirsiniz, bilet fiyatı da değişmiyor. Eksiler belki hatırlar, bu vapura \"dilenci vapuru\" derlerdi, vapurun her iskeleye yanaşmasını dilencilerin gördüğü her insana yanaşmasına benzeten İstanbullular vapura böyle bir isim koymuşlar. Vapurun gidiş ve dönüş hattı aynı, yani bir saatlik boğaz turları gibi Anadolu Yakası kıyısından gidiş, Avrupa Yakası kıyısından dönüş gibi bir durumu yok. Vapurun geçtiği yerlere dair bilgi almak istiyorsanız Eminönü'ndeki iskele sesli rehber kiralama imkanınız var ancak bu uygulama diğer duraklarda yok. Sesli rehberin avantajı boğaz kıyısında ilerlerken size o çevreyle ilgili bilgi veriyor olması, son derece faydalı. Eğer benim gibi ara duraktan bindiyseniz internette yapacağınız araştırmayla geçtiğiniz yerler hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Boğaz turunun hattı üzerinde İstanbul'un en güzel saray ve yalılarının olduğunu düşünecek olursak rehberden faydalanacağınızı garanti edebilirim. - Deniz kıyısındaki balık restoranlarından birine oturup afiyetle yemeğinizi yiyebilirsiniz, hatta içkinizi içebilirsiniz. - Anadolu Kavağı'nın sembolü haline gelmiş olan tarihi Yoros Kalesi'ne tırmanabilirsiniz, sahilden yukarıya doğru tabelaları takip ederseniz sizi kaleye götürür. Burada güzel bir boğaz manzarası da sizi bekliyor. - Anadolu Kavağı küçük bir balıkçı köyü imiş, turistik olarak ilgi çekmeye başlayınca hediyelik eşyacılardan çeşit çeşit kafalere, süslenmiş sokak aralarında dolaşmaya değer. Kavağı'n ara sokaklarında dolaşıp gönlünüzce fotoğraf çektirebilir, sonunda da kendinize bir dondurma ısmarlayabilirsiniz. Boğazda sakin ve keyifli bir gün için daha ideal bir seyahat şekli düşünemiyorum. Boğaz turuna ben hafta içi gitmiş olmamın da avantajı ile emekli teyzeler, yabancı turistlerle birlikte güzel bir İstanbul baharı geçirmiş oldum, size de şiddetle tavsiye ederim. İstanbul ziyaretinizde yapabileceğiniz eğlenceli şeyleri bir liste halinde sunan İstanbul'da yapılacak eğlenceli şeyler yazısı da ilginizi çekebilir. Seyahatlerimi anlık takip etmek isterseniz instagram hesabıma göz atabilir, videolu içeriklerim için youtube kanalıma abone olabilirsiniz. Katma değerli yorumların için çok teşekkürler! Erguvan zamanını kaçırdım sanırım ama yunusları yakaladık, yazıya eklemeyi unutmuşum 🙂 Hatırlattığın için teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/selanik-beyaz-kule", "text": "2010'da yaptığım Balkanlar gezimin ilk durağı komşumuz Yunanistan'ın bizim için en önemli şehri Selanik idi. Selanik, Atatürk'ün doğum yeri olması nedeniyle hepimizin bildiği, son dönemdeki ucuz turlar nedeniyle de Türkiye'den çok fazla ziyaretçi almaya başlayan bir şehir. Selanik, bana ilk gördüğümde hemen İzmir'i hatırlatmıştı. Sahil boyunca kafeler, restoranlar, meydanları ve tabii ki bize çok benzeyen sıcak kanlı ve eğlenmeyi seven insanlarıyla Yunanistan'ın İzmir'i burası olsa gerekti. Beyaz Kule, Selanik'teki en tanınan ve orada en fazla ziyaret edilen yapılardan biri. Bu özellikleri nedeniyle Selanik'in sembolü haline gelmiş. Aynı şekilde yapılmış olan üç kuleden biri imiş ancak diğer ikisinin yerinde şu an yeller esiyor 🙂 Osmanlı döneminde yapılmış olan kule, zaman içinde farklı isimlerle anılmış. Uzun süre de zindan olarak kullanılan kule depo, sarnıç gibi farklı amaçlarla da kullanılmış. Balkan savaşları sırasında Yunanlıların eline geçince beyaza boyanmış, bu nedenle de Beyaz Kule adını almış. Zaman içinde beyazlığını kaybetse de adı beyaz kalmaya devam etmiş. Selanik gezisi planlıyorsanız, Selanik'te gezilecek yerler önerilerime de bir göz atın. Merhaba; Selanik gezdiğim Yunanistan şehirleri içerisinde verdiği pozitif enerji işe beni cezbeden bir şehir olmuştu. Gece geç saatlere kadar yaşayan, sokaklarında cıvıl cıvıl gençler dolaşan güzel ve muhalif bir şehir. Zaten yaşadığım ve aşık olduğum İzmir'in küçültülmüş formatı olması bile bu şehri sevmem için başlı başına yeterken bir de Atamızın doğduğu evin Selanik'te olması başka bir çekim sebebi. Fotoğrafı çektirdiğiniz yer İzmir'in eski kordonunun birebir kopyası. bir de güzelim kordondan araba geçirmeseler daha güzel olacak ya neyse."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/selanik-gezi-rehberi", "text": "Selanik, Yunanistan'ın Atina'dan sonraki ikinci büyük şehri. Atatürk'ün doğum yeri olması nedeniyle bizim için önemi büyük. Selanik gezilecek yerler, Selanik'e nasıl gidilir, Selanik'te ne yenir nerede yenir, Selanik'te şehir içi ulaşım gibi Selanik seyahatinde işinize yarayacak her türlü bilgi Selanik gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Makedonya Kralı Kasandros tarafından M. S. 315 yılında kurulan şehir adını da kralın karısından almış. Kralın karısı aynı zamanda Büyük İskender'in de kız kardeşi. Şehirde hem Makedon hem de İskender'e dair pek çok heykel ve yapıya rastlamak mümkün. Şehir Bizans döneminde de önemini sürdürmüş, İstanbul'dan sonraki en önemli Bizans şehri olmuş. Selanik bugün ticaret limanı ve gastronomi kültürü ile ön plana çıkıyor. Tavernalar ve gece hayatı hem Yunanistan'da hem de yabancılar arasında ün salmış durumda. Bizim için önemi ise Mustafa Kemal Atatürk'ün doğduğu ve belli bir yaşa kadar büyüdüğü evin Selanik'te olması. Restore edilmiş olan ev Atatürk Evi Müzesi olarak hafta içi her gün ziyarete açık ve Selanik'e gelen Türklerin ilk durağı. Selanik'e İstanbul'dan otobüs ile nerdeyse 11 saatte geldik. Aslında kilometre olarak bakınca 6-7 saatte gidilir gibi görünse de sınır geçişi nedeniyle oldukça fazla zaman kaybediliyor. Özellikle Türkiye'deki tatil dönemlerinde sınırda uzun kuyruklar olabileceğini hesaba kaııtmanızda fayda var. Bizim bu kez geçişimiz yaklaşık 3 saat sürdü. İstanbul'dan 22:00 civarında kalkan otobüs ve turların aynı saatte sınıra ulaşması buradaki yoğunluğu bir miktar artırabiliyor. Dönüşte ise sıra olmadığından çok hızlı bir şekilde geçebildik. Selanik'e kendi aracınızla veya İstanbul'dan uçakla da gelebilirsiniz. Biz İstanbul-Selanik gidiş (180TL), Kavala-İstanbul (158 TL) dönüş otobüs biletlerimizi Kamil Koç Turizm'den aldık. Seyahatimizi son dakika planladığımız için en ekonomik yol bu olacak diye düşünmüştük. Kamil Koç, Crazy Holidays ile anlaşmalı yapıyor Selanik seferlerini ve Crazy Holidays'in otogarın hemen yanında kendi istasyonunda indiriyor. Buradan şehir merkezine servis var. Servis Aristotales Meydanı'nda bırakıyor. Otelimizin önünden geçmesine rağmen bizi indirmedi 🙁 Dönüş için de benzer şekilde aynı yerden servis alıyor. Sınır geçişinde önce Türkiye tarafında otobüsten inip pasaportumuzu damgalatıp sonra Yunanistan tarafına geçip orada aynı işlemi tekrarlıyoruz. Böylece önce Türkiye çıkış sonra da Yunanistan giriş damgamızı alıyoruz. Yunanistan tarafında bagaj kontrolleri de yapılıyor, bütün otobüsü dışarıda bekletip \"şüpheli\" gördükleri çantaların sahiplerini çağırıp çanta açtırıyorlar. Neye göre şüpheli derseniz bir fikrim yok, rastgele seçiyor da olabilirler. Bu arada gece 02:00 civarında sınıra ulaşıldığı için oldukça soğuk oluyor, sınır geçişi sırasında üşümemek için yanınıza kalın giysi almanızda fayda var. Sınırın Türkiye'den geçişinde tuvalet var, ama freeshop yok. Birşeyler alma niyetiniz varsa beklentiye girmeyin. Yunanistan'dan Türkiye'ye geçişte ise fena büyüklükte olmayan bir free shop var. Selanik'te gezilecek yerler listesi aşağıda uzunca sıralanmış olsa da hepsi yürüyerek ulaşılabilecek mesafede ve en fazla iki günde gezilecek yerleri geniş geniş tamamlayabilirsiniz. Selanik'i tarih, kültür gezisinden ziyade yeme-içme gezisi gibi konumlanlandırmanızda fayda var. Atatürk Evi Müzesi, Türk Konsolosluğu'nun arkasında Apostolou Pavlou Sokağı'nda yer alıyor. Biraz ara sokakta olan binayı bulabilmek için Selanik turizm danışmasından alacağınız bir harita veya herhangi bir online harita uygulaması ile kolayca bulabilirsiniz. Müzenin olduğu ve Atatürk'ün de doğduğu bina, 1935 yılında Selanik Halk Meclisi tarafından Türkiye Cumhuriyeti'ne verildikten sonra müzeye dönüştürülmüştür. Bina 1981 yılında orijinaline uygun olarak pembeye boyanmış. İlk katında salon, Mustafa Kemal'in annesinin odası, mutfak ve oturma odası, ikinci katında ise Mustafa Kemal'in doğduğu oda olmak üzere iki katlı bir bina. Evde çok az sayıda mobilya var çünkü ev yangın geçirmiş, farklı aileler yaşamış bu nedenle Atatürk zamanından kalan eşya olmamış, müzede gördüğünüz Atatürk'e ait eşyalar ise Türkiye'den getirilmiş olan eşyalar. Evde çok az eşya ve Atatürk'ün hayatından kesitlerin paylaşıldığı fotoğraflar dışında çok birşey olmamasına rağmen, ben her gittiğimde çok duygulanıyorum. O ev bizim hayatımızı, kaderimizi değiştiren, dünya lideri olmuş birinin dünyaya gözlerini açtığı ev. Hiç eşya olmasa dahi, doğduğu odaya girmek dahi insanın gurur, minnet gibi pek çok duygusunu harekete geçiriyor. Selanik'in simgesi haline gelmiş olan Beyaz Kule, deniz kıyısındaki yeri ile şehrin en hareketli yerlerinden birinde yer alıyor. Beyaz Kule hakkındaki detaylar için yazıma göz atın. Selanik'te bütün yolların çıktığı meydan burası. Selanik'te 1917'de yaşanan yangın olayından sonra Fransız mimar Ernest Hebrard tarafından tasarlanmış olan meydan çevresindeki kafeler restoranlar parklar ile şehrin kalbi niteliğinde. Trafiğe kapatılmış olan taverna ve restoranlarıyla meşhur olan bu bölge eskiden yağ ticaretinin yapıldığı yermiş, eski yağ pazarı olarak biliniyor. Bir akşam üstü soğuk birşeyler içmek veya geleneksel Yunan müzikleri eşliğinde keyifli bir akşam geçirmek isteyenler için güzel bir seçenek. Burası bir Osmanlı yapısı, aslında bizim bildiğimiz adıyla Bedesten. İçeride incik boncuk, mücevher kıyafet satan dükkanlar var. 6 kubbeli yapı dışarıdan daha ilgi çekici. Şehrin en eski kilisesi burası, içeride güzel mozaiklerle yapılmış süslemeler görebilirsiniz. Zeus Tapınağı olarak inşa edilmiş ancak şu an kilise olarak kullanılıyor. Osmanlı döneminde camii olarak da kullanılmış. Kamara'nın Türkçesi Kemer! Kavala'da da bir su kemeri var, oraya da Kamara deniyor. İmparator Galerius döneminde yapıldığı için Galerius Arkı olarak biliniyor. Ark üzerinde güzel işlemeler de yer alıyor. Aristoteles Meydanı'ndan yukarıya doğru devam ettiğinizde bir Roma Forumu göreceksiniz. Çok büyük bir yer değil, açık hava müzesi şeklinde az sayıda kalıntının olduğu bir alan burası. Selanik yukarıdan panaromik manzarasını görmek isterseniz en iyi yer burası. Halen ayakta olan 2 kule ve kale surlarını da göreceksiniz. Modiano Pazarı, Ladadika'ya yakın kapalı bir pazar yeri, aynı zamanda akşamları açılan tavernaları ile de keyifli bir yer haline geliyor. Roman Agora'nın diğer yanında olan bu küçük pazar eğer Avrupa'da başka bit pazarlarını gezdiyseniz sizi tatmin etmeyecektir. Selanik ile ilgili instagramda bir arama yaptığınızda şemsiyelerden oluşan dev bir heykel fotoğrafları dikkatinizi çekecektir. Beyaz Kule'nin önünden sahilden 10 dakika yürürseniz bu heykele ulaşacaksınız. Selanik'te hemen Beyaz Kule'nin önünden kalkan tekne turları var. Turlar ücretsiz ama en az bir içki almanız lazım. İçkiler de 3-5 euro arasında değişiyor. Çok turistik bir aktivite ve Selanik'e sahilden bakıldığında sadece bina göründüğü için ben denemedim ama denerseniz yorum olarak yazıya fikirlerinizi iletin lütfen. Selanik'te gezilecek yerler neyseki şehir içinde her yere yürüyerek ulaşabileceğiniz mesafede. Yine de bir yerlere toplu taşıma ile ulaşmak isterseniz oldukça fazla seferi olan otobüs ağından faydalanabilirsiniz. Belki tepedeki kaleye çıkmak için otobüs kullanmak mantıklı olabilir, sıcak havada yokuş tırmanmak çok güzel olmayabiliyor. Biz toplu taşımayı sadece otogara gitmek için kullandık. Selanik şehir merkezinden 8 numaralı otobüse binerek büyük Selanik otogarına geldik. Selanik'te şehir içi otobüs bileti 1 euro, yani o da 5 TL. Bir bileti de tek sefer kullanabiliyorsunuz. Selanik mutfağı ile dikkat çeken şehirlerden biri. Pastaneleri, fırınları, tavernaları, konsept restoranları ile her türlü zevke hitap ederken Yunan mutfağını konuklarının önüne sermekte de son derece cömert. Selanik'e sabah 09:00 gibi indiğimizde karnımız zil çalıyor ve kahvaltı yapmak için can atıyorduk. İnternetten yaptığım araştırmalarda karşıma çıkan Estrella'da kahvaltımızı yapmak üzere yola koyulduk. Estrella menüsündeki yumurta ve pancake çeşitleri ile dikkat çeken bir mekan. Biz de seçtiğimiz yumurtalı seçimlerimizden çok memnun kaldık ama gözümüz de pancakelerde kaldı. Sabah erken gittiğimiz için yer bulmakta sıkıntı yaşamadık ama biz kalkarken kapıda masa boşalmasını bekleyenlerin oluşturduğu bir sıra vardı. Porsiyonlar 5-7 euro, kahveler de 3 euro civarı idi. Yani maksimum 10 euroya lezzetli ve doyurucu bir kahvaltı yapabilirsiniz. Kahvaltıya bu kadar para vermek istemiyorum derseniz börek, krep, pancake, kruvasan ile birlikte pek çok fırın veya pastaneyi hemen her yerde kolayca bulabilirsiniz. Biz yemek yiyeceğimiz yerleri tamamen doğaçlama seçtik. Ladadika bölgesinde dolaşırken ilk akşam Kazavati adlı tavernada yiyip içerken ikinci akşam tamamen tesadüfen bir ara sokakta gördüğümüz Ouzou Melathron adlı mekanda akşam keyfimizi yaptık. Öğle yemeği için de kaleden inerken Le Coq Tail Bar adlı mekanda yemeğimizi yedik. Yemek tercihlerimiz Yunan mutfağından yana idi. Greek Salad, ahtapot, kalamar, mantar, cacık gibi meze tarzı yemeklerle yerel içkileri denemeyi tercih ettik. Bizim orada olduğumuz dönemde City Hall'de sokak yemekleri festivali vardı. Oraya da gittik elbette ama yemekler çoğunlukla sandviç şeklinde olduğu için yemeklerim tadına bakmadık, dondurmaların tadına baktık 🙂 Yunanistan'da dondurma işini iyi biliyorlar. İster kahve içmeye oturun ister tavernaya gittiğiniz mekanlarda masaya önce mutlaka su geliyor ve genelde suya para almıyorlar. Tavernalarda su için ekstra 1 euro genelde alınıyor ve su şişeyle geliyor. Ama kahve içmek istediğiniz bir yerde de önce su geliyor, sonra siparişiniz alınıyor. Yunanistan deyince tabii ki olmazsa olmaz Frappe hemen her yerde bulabileceğiniz bir içecek. Süt veya şeker seçimizi belirtmeniz lazım aksi halde sütsüz ve şekerli geliyor. Frappe tarifi için yazıma göz atabilirsiniz. Mekanlardaki tuvaletlerde genelde içeriden kilit yok, kapı kapalı ise içerde biri var açıksa müsait. Pat diye kapıyı açmadan önce tıklatmanızı tavsiye ederim. Selanik'te her zevke ve bütçeye göre yeme-içme alternatifi mevcut, kesinlikle aç kalmazsınız. 2 gün Selanik 1 gün Kavala şeklinde planladığımız ve otobüsle gidip geldiğimiz seyahatimiz Esenler otogarında sona erdi. Çantalarımız hala Kavala'da olsa da biz geri döndük. Her yolculuk sonunda olduğu gibi bu yolculuğun cezasına gelecek olursak; 3 günlük seyahatimiz kişi başı 310 euro'ya mal oldu. 2 gece Selanik'te otel konaklaması 100 euro. Biz çok son dakika plan yaptığımız için uygun fiyatlı hiçbir yer kalmamıştı. Booking'de Selanik otel doluluk oranı %98 görünüyordu, en uygun bunu bulabildik. Erken plan yaparak çok daha uygun fiyatlara konaklama bulabilirsiniz. Geri kalan 126 euro'nun neredeyse tamamı yeme-içme. Öğünlerde kişi başı ortalama 15-20 euro arası yemişiz. Zaten bu seyahatimizi keyif odaklı planlamıştık. Yakın zamanda Yunanistan'a seyahat planlayanlara fikir verebilmişimdir umarım. Güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/selanik-gorulecek-yerler", "text": "Yunanistan'ın en büyük ikinci şehri olan Selanik'in geçmişi M. S 315 yılına kadar dayanıyor ve Makedonya bölgesinin de başkenti konumunda. Binlerce yıllık tarihinden dolayı Bizans, Roma, Antik Yunan, Osmanlı ve Yahudilerin bıraktıkları birçok esere ev sahipliği de yapıyor. Festival ve kültür denince akla gelen ilk şehirlerden biri olmasının yanı sıra canlı bir gece hayatı ile de ilgi çekiyor. Tarih, arkeoloji ya da dünya dinleri ile ilgilenen herkesi fazlasıyla memnun edecek bir dokuya sahip. Birçok kişi için Selanik Atina'nın keşmekeş yaşamından uzakta güzel bir alternatif. 400,000 kişiden az olan nüfusuna rağmen Yunanistan! ın en büyük ikinci şehri. Öğrenci nüfusunun yoğunluğundan dolayı çok güzel kafeler, kulüpler ve restoranları her yerde görmek mümkün. İşte sizlere Selanik gezinizde tavsiye edeceğim yerler. Selanik İstanbul'dan 600 kilometre. Uçak bileti kampanyalarını takip etmenize gerek de yok, aracınız varsa atlayın gidin. İstanbul'dan öğlen çıktığınızda, akşam yemeğinde selaniktesiniz. Yunanistan pahalı mı? Hiç de değil, Türkiye'den çok daha ucuz. Kriz öncesinde de öyleydi ama kriz sonrası fiyatlar daha da düşmüş. Başka şehirden uçakla gitmek isterim derseniz en uygun Selanik uçak bileti fiyatları için bilatbayi. com sitesine göz atın. Yedi kulenin kalesi olan Heptapyrgion Osmanlı dönemine ait. Kale şehrin akropolünün hemen kuzey doğusunda bulunuyor. Kuzey kuleleri 4. Yüzyıla aitken güneydeki beş kule 12. Yüzyıla dayanan bir geçmişe sahip. Günümüzde Heptapyrgion muhteşem manzarası sayesinde şehrin en sevilen turistik mekanlarından biri. Çok büyük bir koleksiyona sahip olan müze Bizans döneminin muhteşem eserlerine sahip. Freskler, mozaikler ve duvar resimlerinin yanında tarihi binalardan kurtarılmış olan seramik ve tekstil örneklerine de sahip. Müzenin büyük bir bölümü erken Hristiyanlık, ritüeller, inançlar ve günlük yaşamdan örnekleri sunuyor. Selanik'ten çıkarılmış olan birçok lahit de burada sergileniyor. Müze yetişkinler için hem rehberli hem de rehbersiz turlar sunuyor. Selanik'te ki en eski anıt olan Kubbe ilk Roma tapınağı ve sonrasında Hristiyan kilisesi ve sonraları da bir cami olan ilk yapıdır. Duvarları 6 metreden daha kalın ve bunun sebebi Selanik'te sık olan depremlere karşı dayanıklı olması gerektiği. Silindir şeklindeki bina 306 yılında dev bir kompleksin bir parçası olarak Galerius tarafından yaptırıldı. 1200 yıl boyunca Osmanlıların eline düşene kadar bir kilise olarak kullanıldı. 1590 yılında Agios Georgios kilisesi bir camiye dönüştürüldü. Neyse ki mozaikler bu değişim sırasında zarar görmedi, sadece üzerleri boyandı. 3 farklı dine hizmet eden Rotunda günümüzde müze halini aldı. Selanik'te en uzun süredir ayakta kalmayı başarmış olan bu kilise 8. Yüzyılda yapılmış olmasına rağmen 3. Yüzyılda yapılmış bir başka kilisenin de izlerini taşıyor. Kilise bir zamanlar Konstantinapol olan İstanbul'da bulunan aynı isimdeki eseri ile benzer tasarıma sahip. Kubbeli yapılar arasında günümüze kadar gelmiş olan en güzel Yunan eserlerinden biri. Ana meydan 1918'de Fransız mimar Ernest Hebrard tarafından tasarlanmış olsa da günümüzde büyük bir bölümü 1950'lerde yapılan Electra oteli ve sineması tarafından işgal edilmiş durumda. Osmanlı döneminde kalabalık, dar ve plansız sokaklara sahip olan bölge Fransız mimar sayesinde daha modern ve geniş bir görüntüye sahip oldu. Günümüzde birçok kutlama ve toplu buluşmalara ev sahipliği yapıyor. Doğu bölümündeki bulunan ve sadece yayalara açık olan bu bölge son 20 yıl içinde Yunanistan'da yapılmış en güzel projelerin başında geliyor. Çok geniş olmasa da 3,5 km'lik uzunluğu ile oldukça güzel bir yürüyüş noktası. White Tower'dan başlayarak Megaro Mousikis'e kadar uzanıyor ve şehir ile deniz arasında harika bir boşluk oluşturuyor. Selanik'te yürüyüş yapmak isteyenlerin mutlaka geleceği yer burası olacaktır. Dilerseniz bisiklet ya da bot da kiralayabilir, birçok güzel restoran veya barlarda günün tadını çıkartabilirsiniz. Galerius Kemeri ya da diğer adıyla Kamara Selanik'te ki en farklı Roma yapısı. White Tower ile birlikte Selanik'in en çok turist çeken yerlerinden biri. Kemer, imparator Galerius'un M. S 298 yılında Perslilere karşı kazanılan zaferi kutlamak için yaptırılmıştır. Normalde 4 sütuna sahipken günümüze sadece 2 tanesi ulaşabilmiş. Geride kalan sütunlar üzerinde çok güzel bir şekilde kazınmış olan savaş sahnelerini görebilirsiniz. Bu geniş ve muhteşem kilise antik Roma banyolarının bulunduğu bir bölgenin üzerine yapıldı. İsmini ise Romalı askerlerin esir olarak aldığı ve öldürdüğü St. Demetrius'tan alıyor. Burada yer alan altı panelli mural ise Selanik'in en güzel mozaik eseri olarak biliniyor. Burası sadece şehrin en büyük kiliselerinden biri olmakla kalmıyor aynı zamanda tarihi ve dini açıdan en önemli yerlerin de başında geliyor. Atatürk'ün evi ve kalenin altındaki Türk mahallesi Anapoli, Selanik'e giden herkesin ilk duraklarında. Selanik Türk Konsolosluğu'nun hemen yanında, merkeze yakın Apostolou Pavlou Caddesi üstünde bulunan Atatürk Evi, Mustafa Kemal Atatürk'ün doğup büyüdüğü ev olarak oldukça değerli. Selanik arşivlerinden edinilen bilgilere göre Atatürk Evi, 1870'de Rodoslu müderris Hacı Mehmed tarafından yaptırılmış. Yakın zamanda restore edilerek tekrardan ziyarete açılan bina, şimdilerde müze olarak kullanılıyor. Atatürk Evi, aynı zamanda şehirde Osmanlı döneminden günümüze ulaşan az sayıda yapıdan biri. Saat 10'00'da açılan müzeye giriş ücretsiz. Daire şeklindeki bembeyaz kule şehrin sembolü. Selanik'in kendisi gibi kulenin de tarihi oldukça eski. 19. Yüzyılda duvarlar yok edilmeden önce Bizans ve Osmanlıların en önemli savunma yapılarından biriydi. Osmanlı zamanında aynı zamanda bir işkence odası olarak da kullanıldığından dolayı \"Kan Kulesi\" adını da almıştır. Bu isimle anılmak istenmediği için tamamen beyaza boyanmış ve \"Beyaz Kule\" adını almıştır. Rengi biraz solgun olsa da günümüzde de bu ismi kullanmaya devam ediyor. İçerisi ise bir müze halinde ve Selanik'in geçmişteki günlük yaşamından örnekleri sergiliyor. Selanik'in anlam ve önemini de ben ekleyeyim: Elbette ki Atatürk Evi Müzesi. Benim için Selanik demek, Atatürk'ün doğduğu topraklar demek. Mutlaka görülmeli. Annemin memleketi olan güzel Selanik! Burnumuzun dibinde olmasına rağmen hiç göremedim. Yine de severim burayı. Yazınız ile daha fazla bilgi sahibi oldum. İzmir kokulu güzel Selanik'e her gidişimde İzmir'den bir parça buluyorum. İstanbul'dan arabayla gitmek iyi bir seçenek aklınızda olsun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sepilok-ve-sandakan-gezilecek-yerler", "text": "Kuzey Borneo'ya yani Malezya'nın Sabah Eyaleti'ne geldiyseniz kaçırmamanız gereken yerlerin başında Sepilok ve Sandakan geliyor. Vahşi yaşamı seviyorsanız ve uzun burunlu maymunları, güneş ayılarını, Borneo orangutanlarını doğal ortamlarında yağmur ormanlarında görmek istiyorsanız, dünya üzerindeki en iyi yer burası! Sepilok ve Sandakan'da gezilecek yerler, ulaşım, konaklama gibi ihtiyacınız olacak tüm bilgileri bu yazıda bulacaksınız, size sadece seyahatinizi planlamak kalacak! Sandakan, Sabah Eyaleti'nin ikinci büyük şehri. Kuzey Borneo'nun endemik türlerini görmek için dünyanın her yerinden gezginler buraya geliyor. Malezya ve Sabah Eyaleti hakkında giriş bilgilerini almak için Malezya'nın Sabah Eyaleti'ne Gitmek için 12 Neden ve Kuzey Borneo için 2 Haftalık Gezi Rotası yazılarıma da mutlaka göz atmanızı öneririm. Sandakan, Malezya'nın Borneo Adası'nda bulunan iki eyaletinden biri olan Sabah Eyaleti'nde bulunuyor. Adanın kuzeydoğusunda Sulu Denizi'ne bakan tarafta bulunuyor. Sabah Eyaleti'nin idari merkezi olan Kota Kinabalu'dan 6-7 saatlik bir araç sürüşü, 40 dakikalık uçuş mesafesinde yer alıyor. Sandakan'da bir havalimanı bulunuyor. Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'dan ve Kota Kinabalu'dan Sandakan Havalimanı'na direkt uçuş bulabilirsiniz. Kota Kinabalu ile Sandakan arası uçakla 40 dakika sürüyor ve uçuş sayısı fazla ve uçak biletleri uygun, bizim biletimiz Air Asia ile kişi başı 13 Usd idi mesela. Kota Kinabalu'dan Sandakan'a otobüs ile de seyahat edebilirsiniz. Otobüs yolculuğu yaklaşık 7 saat sürüyormuş ve günde 4 otobüs varmış. Ancak otobüs biletini internet üzerinden alamıyorsunuz. Bu nedenle gittiğinizde otobüs terminallerinden veya telefon ile arayarak rezervasyon yaptırabilirsiniz. Sepilok ise Sandakan'dan 25 kilometrelik bir mesafede bulunuyor. Sandakan'dan Sepilok'a gitmek için Grab uygulaması üzerinden taksi çağırabilirsiniz veya Sepilok'ta bir konaklama ayarladıysanız otelin transfer servisinden faydalanabilirsiniz, pek çok otel bu hizmeti sunuyor. Sepilok ve Sandakan'a Gitmek için en iyi zaman için bana sorarsanız herhangi bir kısıtlama yok. Baktığım her kaynakta en iyi zaman için farklı bir aralık söyleniyor. Nisan, Mayıs, Haziran çok sıcak ve nemli olur, o tarihlerde gitmeyin yazan da vardı, bu tarihleri en uygun tarihler olarak gösteren de. Tropik iklim kuşağıda bir yeri ziyaret ediyorsanız her an yağmur yağmasına, güneş ve neme hazırlıklı olmalısınız. Sepilok ve Sandakan'da yılın hemen her ayı hava sıcaklığı ortalama 28 derecelerde. Yaz yani kurak sezonda nem artarken kış yani yağmurlu sezonda yağmur riski yüksek. Yanınıza yağmurluk ve/veya şemsiye alarak bu sorunları kolayca aşabilirsiniz. Sizin takviminiz hangisine uyuyorsa o zaman gidin. Çok Gezen Tüyosu: Sepilok ve Sandakan'a ne zaman giderseniz gidin, şapka, güneş gözlüğü, güneş koruyucu, yağmurluk ve omuzlarınızı güneşten korumak için uygun bir kıyafet her zaman çantanızda olsun. Sandakan'a geldiyseniz; tabii ki Sandakan'da da konaklama seçenekleri var ama bana sorarsanız konaklamanızı Sepilok'ta yağmur ormanlarının içinde doğa ile iç içe yapın. Biz Sepilok'da yağmur ormanının içinde muhteşem bir peyzajı olan Sepilok Nature Resort adlı otelde kaldık. Odaları da bahçesi de ortak alanı da hepsi birbirinden güzeldi. Yemekleri de otelde aldık, onlar da son derece lezzetli idi. - Gün: Sandakan şehir merkezi ve Rainforest Discovery Centre - Gün: Sepilok Orangutan Rehabilitation Centre ve Bornean Sun Bear Conservation Centre - ve 4. Gün: Kinabatangan Nehri Daha fazla vaktimiz olsaydı Labuk Bay Uzun Burunlu Maymun Barınağı ve Kaplumbağa Adası'nı mutlaka rotamıza eklerdim. Başka bir sefere neden olmasın. Yani gereken gün sayısı sizin programınıza ve görmek istediğiniz yerlere göre değişir ancak Sepilok ve Sandakan'a en az 4 gün ayırmanızı öneririm, bir hafta ayırırsanız aşağıdaki Sepilok ve Sandakan'da gezilecek yerler listesinde bulunan hiçbir yeri atlamadan gezebilirsiniz. Sandakan ve Sepilok gezimizde ziyaret ettiğimiz ve vaktimiz olsaydı ziyaret etmek istediğimiz yerleri aşağıda bulunan Sepilok ve Sandakan'da gezilecek yerler listesinde bulacaksınız. Umarım siz hepsini eksiksiz olarak görebilirsiniz. Bölgeye asıl gelme hedefimiz Sepilok olsa da gelmişken Sandakan'da görülecek birkaç önemli noktayı görelim istedik. Bunlardan ilki Puu Jih Syh Budist Tapınağı oldu. 1987 gibi yakın bir tarihte inşa edilmiş olan tapınağın tarihi olarak bir değeri olmasa da muhteşem işçilik ve mimarisi göz alıyor, ayrıca Sandakan'daki en büyük Çin Tapınağı olması nedeniyle önemli. Tapınağın bir diğer görülmesi gereken yeri konumu. Sulu Denizi'ne yukarından bakan, yüzer evler ve karşıda adaları gören harika bir manzara izlemek için tapınağa gelmeye değer. St. Michael ve All Angels Kilisesi, Sabah Eyaleti'nin en eski taş kiliselerinden biri, Sandakan'ın ise ilk taş binası olması nedeniyle önemli bir bina. Sömürge döneminde inşa edilmiş olan kilise İkinci Dünya Savaşı'nda yıkılmadan ayakta kalan az sayıda yapıdan biri. Kilisede, 2. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 60. yıl dönümü anısına, vitray sanatçısı Philip Handel tarafından bağışlanan güzel vitray pencereleri görebilirsiniz. Sandakan şehir merkezinde gezilecek yerler ve tarihi önemi olan yerleri kırmızı ayak izi çıkartmaları ve beyaz karolar ile işaretlemişler, yaklaşık iki saat gibi bir sürede bu rotayı yürüyerek keşfedebilirsiniz. Agnes Keith Evi, Sandakan Jamek Camii, 100 basamaklı merdiven, anıt ve tapınaklar ile St. Michael's ve All Angels Kilisesi yürüyüş yolu üzerinde görebileceğiniz yerler. Tavsiyem gün batımına yakın saatlerde bu rotayı yürümeniz olur, aksi halde çok sıcak olacaktır. Sandakan'a gelmişken yüzer evlerin olduğu Sim Sim Köyü'ne gidip deniz kıyısında deniz ürünlerinden yemek yeme planı da yapabilirsiniz. Sandakan'da gezilecek yerler listenize yağmur ormanı içinde bulunan Sandakan Memorial Park'ı da ekleyebilirsiniz. İkinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeden Avustralyalı ve İngiliz mahkumların anısına yapılmış olan Sabah'ın en önemli anıt parklarından biri burası, biz gitmedik. Sandakan Bölgesi'nde denizin de tadını çıkarayım derseniz Sandakan'dan bir saatlik bir tekne yolculuğu ile ulaşabileceğiniz Kaplumbağa Adası Milli Parkı'nı değerlendirebilirsiniz. Milli park içinde Selingan, Bakungan Kecil ve Gulisan Adaları bulunuyor. Şu an konaklamaya açık olan sadece Selingan Adası. Adada bembeyaz kumlu plajların ve denizin tadını çıkarmanın yanısıra yeşil ve şahin gagalı kaplumbağaların yuvalama alanlarını görebilirsiniz. Kaplumbağaların korunması amacıyla adaya çıkışlar sınırlandırılmış durumda, bu nedenle mutlaka önceden rezervasyon yaptırmanızı öneririm. Biz ada hakkımızı Sipadan Adası'ndan yana kullandığımız için burayı planımıza dahil etmedik. Fotoğraf da oradan. Yağmur Ormanları Keşif Merkezi Sandakan'a 25 km mesafede Sepilok merkezinde bulunuyor. Yağmur ormanlarını tanımak için muhteşem güzel bir alan yaratmışlar. Yerden 25 metre yüksekte kurulmuş köprüler üzerinde ormanın tam olarak içinde keşif yapabileceğiniz bir merkez burası. Özellikle kuş gözlemcilerinin tercih ettiği bir merkez çünkü kanopi yürüyüş yolu üzerindeki kulelere tırmanıp kuşlara daha yakından bakma imkanı var. Biz çıktığımız kuleden bir hornbill sürüsü görme şansını yakaladık. İnanılmaz uzun ağaçlar, siz yürürken tepenizden gürültüyle uçan egzotik kuş sürüleri, ağaçlarda oradan oraya atlayan maymunlar arasında yürümek gerçeken çok keyifli. Burası bir hayvanat bahçesi değil, bütün canlılar özgür bir şekilde yaşıyor ve biz insanlar onları uzaktan seyrediyoruz. Önemli bir not; maymunlarla karşılaştığınızda göz teması kurmamanız gerekiyor, sizi tehdit olarak algılayıp saldırabilme riski olabilirmiş. Merkez içinde köprüler dışında da düzenlenmiş patikalar mevcut, biz Giant Sepilok adlı devasa bir tropik ağacı görmek üzere patikalardan birini tercih ettik. Merkez içinde bir güvenlik sorunu yok ancak vahşi bir orman içinde olduğunuzu da unutmamanız gerekiyor. Dilerseniz merkez içinde gece yürüyüşlerine de katılabiliyorsunuz, pek çok canlıyı gece daha hareketsiz haldeyken gözlemleme imkanınız olabilir. Hayvanlar günün sıcak saatlerinde aktif olmadıklarından merkezi sabah erken veya akşam üstü 16:00'dan sonra ziyaret ederseniz daha fazla hayvan türünü görme imkanı yakalarsınız. Sandakan Yağmur Ormanları Keşif Merkezi, Orangutan ve Güneş Ayı Merkezlerine çok yakın olduğundan, günübirlik bir gezide hepsini kolayca ziyaret edebilirsiniz. Sepilok'a gelince ilk ziyaret edilecek noktanın burası olmasını öneririm, çok keyifli bir alan yaratmışlar. Merkeze giriş ücretli, yabancılar için giriş ücreti 20 RM. Çok Gezen Tüyosu: Bu milli parklarda gezerken yanınıza mutlaka içme suyu alın, satın alabileceğiniz bir yer olmuyor. Hava nemli ve çok sıcak olduğundan şapka, güneş gözlüğü takmayı, güneş koruyucu sürmeyi unutmayın. Ayrıca güneşten yanmamak için ince ama uzun kıyafetler tercih etmenizi öneririm. Dünyanın ilk ve en eski orangutan rehabilitasyon merkezi olan Sepilok Orangutan Rehabilitaion Centre, 1964 yılında kurulmuş. Sepilok'a gelmemizin asıl sebebi Malayların orman adamı dedikleri Borneo organg utanlarını doğal ortamlarına görebilmekti. Sepilok Orangutan Rehabilitasyon Merkezi, ziyaretçilerine bu imkanı günde iki kez 10:00 ve 15.00'te belli noktalara orangutanları seveceği meyve ve sebzeleri dökerek sunuyor. Dökülen yiyecekleri yemeye gelen orangutanlar ve diğer maymunları belli bir mesafeden izleyebiliyorsunuz. Eğer şanslıysanız siz orman içinde yürürken yakınınızdan geçebilirler. Merkez sabah 09:00-12:00 ve öğleden sonra 14:00-16:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Giriş ücreti yabancılar için 30 RM, kamera için ekstra 10 RM ödemeniz gerekiyor. Dünyanın en küçük ayıları olan Borneo Güneş Ayıları ile tanışmak istiyorsanız Orangutan Rehabilitasyon Merkezi'nin hemen yan kapısından içeri girmeniz yeterli. Dünyanın en küçük ayı cinsi olan güneş ayıları adlarını boyunlarının altında bulunan sarı renkte güneş şeklindeki lekeden almışlar. Maalesef güneş ayıları ev hayvanı, gösteri hayvanı olarak kullanılıyormuş. Borneo Güneş Ayısı Koruma Merkezi, ticari zevkler için kullanılan bu tutsak hayvanları bulup kurtarıyor ve doğal yaşamda ihtiyaç duydukları yetkinlikleri olan; tırmanmayı, yuva yapmayı, yiyecek aramayı ve sosyalleşmeyi öğrenmelerine yardımcı oluyor. Bulunan bazı ayılar yaralı ise tedavileri de merkezde yapılıyor. Merkezin en güzel yanı, her ayının hikayesinin bilgi panolarında asılmış olması. Ziyaretçiler; hem güneş ayıları hem de dünyadaki ayı türleri hakkında bilgiler alabilecekleri yönlendiriliyor ve ayıları uzaktan izleyebilecekleri yürüyüş yollarında gezebiliyorlar. Merkez 09:00-15:30 arası hizmet veriyor, giriş ücreti yabancılar için 50 RM. Borneo'ya özgü hortum burunlu veya uzun burunlu maymun olarak anılan Proboscis maymunları için de bir barınak bulunuyor. Barınak Sepilok'a 25 dakikalık bir mesafede yer alıyor. Biz Kinabatangan Nehri gezimizde çok sayıda uzun burunlu göreceğimiz için burayı planımıza almadık ama alsak daha yakından görme imkanımız olacakmış. Çünkü nehirde oldukça uzaktan görebildik. Merkez 08:30-17:30 arası hizmet veriyor, giriş ücreti 60 Rm. Sepilok'tan Kinabatangan Nehri'ne doğru ilerlerken yol üzerinde Gomantong Mağarası tabelasını göreceksiniz. Bu mağaranın en önemli özelliği Çinlilerin çok sevdiği kuş yuvası çorbası yapılmak üzere kuş yuvalarının toplandığı yerlerden biri olması. Evet durum oldukça ilginç... Bizim Sabah seyahatimiz sırasında mağara restorasyonda olduğu için biz ziyaret etmedik, gidip gören olduysa yorumlara yazsın lütfen. Kinabatangan Nehri'nde bir gezi Sandakan seyahatinin olmazsa olmazları arasında ilk sıralarda yer alıyor. Asya'nın Amazonları diye anılan nehir 560 kilometre uzunluğu ile devasa bir ekosisteme ev sahipliği yapıyor. Nehir kıyısı boyunca Borneo'ya özgü pek çok hayvan türünü doğal ortamında görmek mümkün. Nehir boyunca timsahlar, uzun burunlu maymunlar, orangutanlar, pigme filler, binbir çeşit kuş turu ve daha pek çok hayvanı görmek mümkün. Kinabatangan Nehri'ndeki doğal yaşamı görmek için Sandakan veya Sepilok'tan birkaç saatlik bir araç yolculuğu ile Sukau şehrine ulaşmanız gerekiyor. Eğer nehir kıyısında bir konaklama ayarladıysanız konaklayacağınız yer size Sepilok veya Sandakan'dan transfer konusunda da destek olacaktır. Sepilok'tan günübirlik gelecekseniz Sepilok'taki tur acenteleri veya otelinizden bu konuda destek isteyebilirsiniz. Kinabatangan Nehri kıyısındaki kulübe tarzı otellerde bir veya birkaç gece konaklayarak nehirde bot turuna çıkabilir ve yukarıda saydığım hayvanları doğal ortamlarında izleyebilirsiniz. Konaklama aldığınızda sabah 06:00 ve akşam 16:00 nehir turu, 3 öğün yemek ve çay kahve servisi paketinize dahil oluyor. Bizim kaldığımız yerin adı Bilit Adventure Lodge idi. Yemekler, çalışanlar, oda ve ortam son derece güzeldi. Sabah kahvaltımızı yaparken önümüzden dev kertenkelenin geçtiği, maymunların etrafta dolaştığı harika bir yerdi. Bu gezide Sabah Tourism Board bize ev sahipliği yaptı, Sepilok Tropical Wildlife Adventure acentesi buradaki gezilerimizi sağladı. Emeği geçen, seyahatimizin harika geçmesini sağlayan herkese çok teşekkür ederiz. Sabah bölgesi hakkında ihtiyacınız olan her türlü bilgiye Sabah Tourism internet sitesinden ulaşabilir, özel gezileriniz için Sepilok Tropical Wildlife Adventure ile iletişime geçebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/setur-ile-bati-amerika-turu-los-angeles-las-vegas-san-francisco", "text": "ABD'in en kalabalık ikinci şehri olan Los Angeles, Melekler şehri, Hollywood Şöhretler Kaldırımı, su fıskiyeleri, muhteşem park ve bahçeleri, renkli plajları ve Disneyland'ın fantastik dünyası ile büyüleyici bir kenttir. Şehirde gezilecek yerler arasında etkileyici parklar, plajlar, alışveriş caddeleri, tarihi yapılar ve müzeler bulunmaktadır. Hollywood Universal Stüdyoları, Venice plajı, Rodeo Drive Caddesi, Hükümet Binası, Eski şehir bölgesi, Santa Monica ve Malibu şehrin görülmeye değer gezi duraklarındandır. Dünyanın en büyük film stüdyosu olan Hollywood Universal Stüdyoları, turistlerin akın ettiği yerlerden biridir. Los Angeles, dünyanın en önemli sinema ve film merkezi olarak Şöhretler Kaldırımı gibi film sektörüyle ilgili önemli yerlere ev sahipliği yapar. Binlerce yıldızın anısını yaşatan bu büyüleyici mekanı görmek için her yıl milyonlarca insan Hollywood'a akın eder. Kültürel ve sanatsal açıdan zengin olan Los Angeles, tiyatro ve müzik alanında da başarılı örnekler sunar. Walt Disney Konser Salonu'nda sahne alan Los Angeles Filarmoni Orkestrası izlenmeye değerdir. Benzersiz film ve müzik festivallerinin gerçekleştiği kentte, bölgeye özgü etkinlikler de dikkat çeker. En büyük panayırlardan, Los Angeles Panayırı müzik, at yarışları ve yerel lezzetlerin sunulduğu eğlenceli bir etkinlik olarak ziyaretçilere keyifli anlar yaşatır. Yemek konusunda zengin seçenekler sunan kentte, her türlü yerel, ulusal ve uluslar arası lezzetlerin sunulduğu çeşitli restoranlar bulabilirsiniz. Özellikle Los Angeles'ın üzüm bağlarından çıkan şarabı tatmadan şehirden ayrılmayın. Birbirinden güzel alışveriş merkezleri, özel butikler ve büyük mağazalarla dolu olan Los Angeles adeta bir alışveriş cennetidir. Kentin en önemli alışveriş caddeleri, Martel ve La Brea caddeleri arasında bulunan Beverly Bulvarı, zengin dükkanlarıyla öne çıkan Golden Triangle, Los Feliz Caddeleri, tasarım butikleriyle ünlü Prada Epicentorar'dir. Zengin kesimin yaşadığı ve muhteşem sahili ile ünlü ola La Jolla şehrin önemli gezi duraklarındandır. Ayrıca Güney California'nın en şık şehirlerinden olan ve Los Angeles'a 2.5 saat mesafedeki San Diego da gezi için idealdir. Kahvesi ile ünlü olan Coronada Adası da keyifli bir durak olabilir. Los Angeles turlarıtatilcilerin en fazla tercih ettiği turlar arasında yer almaktadır. ABD'nin ve tüm dünyanın kumar merkezi olarak bilinen Las Vegas, Nevada Eyaleti'nin en kalabalık kentidir. Çok sayıda filme ve programa ev sahipliği yapan şehir, dünyanın en iyi eğlence merkezlerindendir. Las Vegas, kumarhaneleriyle öne çıkan bir şehir olsa da büyüleyici parkları, gökdelenleri, müzeleri ve diğer güzellikleri ile ziyaretçilerini etkiler. Bellagio su gösterisi, Grand Canyon Park, Hoover Baraj Gölü, The Strip, Madame Tussaud's Müzesi şehirde görülmesi gereken yerler arasındadır. Kumarhaneler ve sanatsal gösteriler eğlence hayatının kalbinin attığı yerlerdir. Şovların ve etkinliklerin buluşma noktası Las Vegas, çok sayıda müzikal, oyun, komedi ve çeşitli dans şovlarıyla sizlere doyumsuz bir eğlence yaşatır. Özellikle Las Vegas'ın muhteşem otellerinde yer alan, dünyanın en ihtişamlı şovlarından biri olan Jubilee'yi kaçırmamalısınız. Harikulade kareografisi ve müzik ziyafeti ile hafızalardan silinmeyecek bir gece yaşacaksınız. ABD'nin batı sahilinde yer alan, Kaliforniya eyaletinin 4. büyük şehri olan San Francisco, dağlık alanları, yazları ortaya çıkan sisleri, Viktorya dönemi mimarisi ve coğrafik konumuyla dikkat çeken, dünyaca ünlü bir kenttir. Pasifik Okyanusu ve San Francisco Körfezi ile çevrili bir yarımadada konumlanan kent, muhteşem parkları, çok sayıda sanat müzesi, özgün mimari eserleri, renkli sosyal yaşamı, Golden Gate'i saran sisi, şehirdeki canlılığın birer göstergeleridir. Kentte pek çok müze ve sanat galerisi yer almaktadır. Büyüklüğüyle dünyanın ilk on doğa tarihi müzesi arasında bulunan Kaliforniya Bilim Akademisi, Steinhart Akvaryumu ve Morrison Planetarium Kaliforniya Bilim Akademisi, Steinhart Akvaryumu ve Morrison Planetarium şehirdeki Golden Gate Parkı'nda bulunur. Popüler müzik performansları, festivaller, sahne sanatları, cadde fuarları gibi pek çok kültürel etkinliğin düzenlendiği San Francisco'da, dünyanın en büyük deri fuarı olan Folsom Sokak Fuarı ve her yıl Şubat ayında gerçekleşen \"Çin Yeni Yıl Kutlamaları\" gibi sokak etkinlikleri yapılır. Dünya mutfağından çeşitli lezzetlerin bulunduğu kentte, şehre özgü yerel tatlar da öne çıkar. Kentte Amerikan, Asya, Fransız, İtalyan, Japon, Hint ve Meksika restoranları, pizzacılar, fast food restoranları gibi her damak tadına hitap eden pek çok restoran bulabilirsiniz. San Francisco şaraplarıyla ünlü bir kenttir. Şehrin dört bir yanında şarap barlarına rastlamak mümkündür. Bunun dışında kahve mekanları, çay evleri, birahaneler de dinlenip keyif yapmak için ideal yerlerdir. San Francisco'ya gitmişken Amerika'nın bir numaralı bağcılık ve şarap başkenti, aynı zamanda dünyanın sayılı gurme merkezlerinden olan Napa Vadisi'ni ziyaret etmeden olmaz. Burada şarap tadımı ve alışveriş yaparak keyifli anlar geçirebilirsiniz. Dünyanın en büyük film şirketlerinden biri olan Universal Studios'da, günümüzde de kullanılan film stüdyolarını gezebilir, dünyaca ünlü bir sanatçıyla karşılaşma şansını yakalayabilirsiniz. Hafızalarımıza kazınmış meşhur filmlerin ana sahnelerinin konu alındığı, birbirinden ilginç ve teknoloji harikası, temalı salonları gezip, hareketli ve adrenalin dolu oyuncaklara bineceğiniz harika bir gün sizi bekliyor. Yalnızca burada bulabileceğiniz hediyelik eşyalar, dünyaca ünlü film yıldızlarının benzerleri ve müzik konserleri size birbirinden renkli ve unutulmaz dakikalar yaşatacak. San Francisco şehir merkezinin dışında yer alan keyifli koylardan Carmel-By-The-Sea ve Monterey Bay'ı ziyaret edebilirsiniz. Conde Nast Traveler gezi dergisi tarafından ABD'nin en iyi ilk on turistik merkezi arasına giren bu bölge sanat galerileri, minik dükkanları, bembeyaz kumsalları ve Avrupai atmosferi ile ziyaretçileri büyülemektedir. Las Vegas'ın büyüleyici ışıkları altında bulunan muhteşem otellerinde yer alan, dünyanın en ihtişamlı showu, Le Rewe veya \"O\" Show, müzik, su, ışık ve dansın muhteşem kareografisi ve göz alıcı ziyafeti ile sizlere eğlenceli dakikalar geçirtecektir. Broadway showlarından bile daha etkileyici ses-ışık-müzik-dans ve renklerin bu olağanüstü birlikteliğini izlemeden Las Vegas'tan ayrılmamak gerekir. Setur'un diğer yurtdışı turları hakkında detaylı bilgi için Setur web sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-bagimlisi-oldugunuzun-22-kaniti", "text": "- Pasaport numaranızı ezbere biliyorsanız, hatta benim gibi son kullanım tarihini de - Farklı ülkelerden alınmış sim cardlarınız varsa, napalım yurtdışında internet pahalı mecburen hat alıyoruz - Temizlik, bakım malzemelerinizin hepsi seyahat boyu ise, eve ayrı seyahate ayrı krem almaya ne gerek var - Bildiğiniz bütün havayolu firmalarının e-bültenlerine kayıtlı iseniz, birkaç gün kişisel mail adresime bakmayınca gelen uçak bileti kampanyalarından başım dönüyor - Bundan sonra yapacağınız seyahatlerinizi çoktan planlamaya başladıysanız, önümüzdeki 10 yılı planlamaya başlamış olabilirim - Ölmeden önce görülecek yerler listeniz bir kitap olacak kadar uzunsa, sadece görülecek demeyelim, yapılacak, yenecek, of offff - Her gün mutlaka Çok Okuyan Çok Gezen sitesi ya da sosyal medya hesaplarını ziyaret ediyorsanız 🙂 - Sevdiğiniz bütün filmler seyahat temalı ise, imdb'de seyahat filmleri listesi yaptım merak edenler tıklasın - Evinizin heryerinden haritalar, kartpostallar, seyahat rotaları fışkırıyorsa, fışkırmak ne kelime neredeyse ban yer kalmadı - Buzdolabınız magnetten görünmüyorsa, dolap yetmiyor artık - Yaşadığınız şehirde havalimanı ya da tren istasyonuna giden bütün otobüs/metro hatlarını ve saatlerini ezbere biliyorsanız, hatta evimi o hatta seçiyorum - Tanıdığınız herkesten daha fazla seyahat çantası ve sırtçantanız varsa, isimleri bile var sayayım mı? - Herhangi biryerde rahatlıkla uyuyabiliyorsanız, uçak otobüs hostel gemi ayakta her türlü uyurum - Farklı dünya mutfakları/yemekleri denemek hatta pişirmek artık hobiniz olduysa, ne bulursam yerim affetmem - PAra biriminiz uçak bileti ise, bu ayakkabı yurtiçi uçak bileti eder gibi - Bütün havayollarının Mil programlarına üyeyseniz, illaki - Seyahat temalı bir dövmeniz varsa ya da yaptırmayı planlıyorsunuzsanız, ben burada sınıfta kalıyor olabilirim... - Ayağınızda sandaletlerinizin güneş yanığı izi varsa, o izle gurur duyuyorum 🙂 - Çantanızın ağırlığını tartmadan tahmin edebiliyorsanız, gözüm kapalı 10 kg altında sırtçantası hazırlarım - 10 dakikada gibi kısa bir sürede çanta hazırlayabiliyorsanız, siz yola çıkıyoruz deyin 5 dakikada da hazırlanırım - Evdeyken de dünyayı gezen insanları misafir ediyorsanız, edin ya onlar da yerellerle tanışmaktan mutlu oluyor - Daha eve dönmeden yeni seyahat planlarını yapmaya başlıyorsanız,"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-butcesi", "text": "En çok sorulan sorulardan biri \"seyahat etmek için parayı nereden buluyorsun?\". Çok çalışıyorum demem kimseye yetmiyor. Herkes seyahat bütçesi konusunda sihirli bir formül peşinde. Halbuki sihirli formül filan yok! Eğer seyahat etmek hayatınızın merkezinde ise, onun için bütçe ayırmanın mutlaka bir yolunu bulursunuz. Babadan zengin değilseniz, ki ben değilim, kendinize seyahat bütçesi ayırmak için mutlaka kendinize has yöntemler bulmalısınız. Önce şunda bir hem fikir olalım. Gelirimiz ne olursa olsun, gelirimize göre harcama yapıyoruz. Gelirimiz azken daha az çokken daha çok harcıyoruz. İşte seyahat etmek için para biriktirmek istiyorsanız, ne olursa olsun daha az para harcamamız lazım. 1. Ne kadar harcadığınızı bilmeden, tasarruf edemezsiniz. Öncelikle aylık harcamalarınızı hatta belki de günlük, bir süre yazın. Ben bu takibi düzenli yapabilmek için \"Giderim Var\" adında bir uygulama kullanıyorum. Siz de bu veya benzer uygulamalardan faydalanabilirsiniz. Yazmaya başlayınca gereksiz harcamalarınızın ne kadar fazla olduğu dikkatinizi çekmeye başlayacak. İlk iş o \"gereksiz\" harcamaları azaltmak olmalı. Nasıl çok gezilir? yazımda bahsetmiştim, özellikle hanımlar kılık kıyafet harcamalarını mutlaka azaltmalı. Bir bardak kahveye verdiğiniz paraları alt alta toplayınca ayda bir uçak bileti bile çıkabilir. Son 5 yıldır harcamalarımı çok aza indirdim ve hala yıllarca giyecek kadar kıyafetim var desem yalan olmaz. 2. Seyahatleriniz için mutlaka ayrı bir hesabınız olsun. \"Tatil planı belli olsun bakarız\" bakış açısıyla bütçenizi ayarlamanız çok zor. Tatil zamanı geldiğinde bir de bakmışsınız bütçeniz ya da kredi kartı limitiniz uygun değil. O zaman ne yapıyoruz? Maaş hesabı, fatura hesabı gibi bir de \"seyahat hesabı\" açıyoruz ve o hesaba seyahatlerimiz dışında hiç dokunmuyoruz. Ben 5 senedir konut kredisi ödüyorum. Ona rağmen her ay mutlaka seyahat hesabıma mümkünse USD ya da Euro olarak para aktarıyorum. Seyahat hesabına her ay mutlaka para atmaya çalışın. Attığınız paralar Euro veya Usd olursa çok daha iyi olur, özellikle yurtdışı seyahatleriniz için. Az çok demeyin, bir ödemenin üstünden alan 3-5 ne varsa hemen seyahat hesabınıza atın. Bir çeşit online kumbara gibi düşünebilirsiniz. 3. Lüks harcamalarınızı en aza indirin. Herkesin kendine göre lüksü farklı olabilir. Kimi pahalı bir cüzdan kimi dışarıda yemek kimisi de her hafta sinemaya gidiyor olabilir. Örnekleri yanlış yerlerden vermek istemiyorum ama, eğer seyahat etmek sizde bir tutku ise bazı zevklerinizden fedakarlık etmelisiniz. Ben bir akşamda 200-300TL harcayan pek çok insan tanıyorum. Üstelik lafı gelince bana \"çok geziyorsun\" diyorlar. Evet ben çok geziyorum çünkü cebimdeki parayı gezmeye harcıyorum. Sizin bir gecelik harcamanız benim için bir uçak bileti. Şu kenara ayırdığınız seyahat bütçesi dışında bir de mutlaka kumbaranız olsun. Bir gün kumbaranızı açtığınızda içinden bir uçak bileti çıkacak kadar paranız birikmiş olabilir! Evde ortalarda dolaşan bozuk paraları atın içine, benim kumbaram küre şeklinde, içine her bozukluk attığımda seviniyorum. 5. Kampanya takip etmeyi alışkanlık haline getirin. Bence işin en önemli kısımlarından birisi burası. Havayolu firmalarının neredeyse tamamının e-bültenlerine aboneyim ve hangi havayolunda ne kampanya var yakın takip ediyorum. Kampanyalar duyurulduğunda hemen kendi seyahat hayallerime uyan nereler var diye bakıp hiç vakit kaybetmeden biletimi alıyorum. Ne de olsa seyahat bütçemde hazır param var. Bazen de hiç aklımda olmayan bir yere sırf ucuza uçak bileti var diye gidip çok sevdiğim de oluyor. Bu kampanyalar sadece seyahat ile ilişkili olmayabilir. Ucuza sinema bileti alabileceğiniz bir kampanya da size seyahat bütçenize biraz daha katkı sağlama fırsatı yaratır. Masraflarınızı ne kadar aza indirirseniz o kadar iyi. Havayolu firmaları, oteller, tur şirketleri, uçak bileti karşılatırma siteleri gibi seyahate ilişkin ne kadar firma varsa bunların e-bültenlerini takip etmek gerek. Bir de özel günler var. Sevgililer günü kampanyaları, Black Friday gibi günlerde firmaların çoğu kampanya yapıyor. 6. Uçuş Programlarını takip edin, en az birine dahil olun. En bilindik Miles&Smiles olmakla birlikte pek çok bankanın uçuş programı var. Pegasus'un da Pegasus Plus'ı. Ben Yapı Kredi'nin Adios Kartı'nı ve Pegasus Plus'u kullanıyorum. Pegasus Plus ile uçak bileti alırken, online check-in yaparken puan kazanmak ve bunlarla yeni uçak biletleri almak paha biçilmez. Kimi zaman farklı kampanyalarda ödül uçak biletleri de kazanmak mümkün olabiliyor. Mesela Belgrad gidiş biletim 100.000 bilet hediye kampanyasından geldi. Kopenhag bileti alırken bir de Belgrad gidiş bileti yanında hediye gelmiş oldu. Adios Kart ile de 2 yılda bir uzun uçuş bileti alacak kadar puan biriktirebiliyorum. Kullanmadığınız milleri değerlendirmeye veya gitmek istediğiniz bir yere başkalarının milleri ile çok ucuza seyahat etmeye ne dersiniz? Pointship mil paylaşımına imkan sağlayan yepyeni bir uygulama, mil paylaşım platformu! Pointship üzerinden yapacağınız ilk işlemde, servis ücretinden %10 indirim kazanabilirsiniz, indirimden faydalanmak için Pointship Promosyon Kodunuz: COCG-2021. İndirimden faydalanmak için tıklayın. 7. Hediye olarak uçak bileti isteyin. Bunda utanılacak, sıkılacak birşey yok. Sevdikleriniz, arkadaşlarınız, aileniz zaten size hediye almıyor mu? Onlardan hediye yerine uçak bileti isteyin. Geçen yıl 3-4 uçuşumu hediye biletlerle yaptığımı da söylemeden geçmeyeyim. Böylece sevdikleriniz sizin çok istediğiniz birşeyi yapmanıza vesile oldukları için çok mutlu olacaklar. Doğum günü olur, evlilik yıldönümü olur, yılbaşı olur... Biletten daha güzel hediye düşünemiyorum. Pegasus Havayolları'nın öyle bir de uygulaması var, istediğiniz miktarda hediye kart alabiliyorsunuz. 8. Ek gelir yaratmaya çalışın ve bunun tamamını seyahatleriniz için harcayın. Bu bence işin en güzel burası. Hiç hesapta olmayan ek bir bütçe seyahatlerinize destek olabilir. Ben sadece bir kaç öneri yapacağım, gerisi sizin yaratıcılığınıza kalmış. Ben kurumsal hayatta çalışırken bloga aldığım reklamların bütün gelirini seyahat hesabıma aktarıyorum mesela. Birkaç arkadaşım evini Airbnb'de kiraya vererek kendine gelir yaratıyor. Atkı ören, bileklik yapan satan da var, freelance işler yapan da. Dediğim gibi çözüm sizin yaratıcılığınıza kalmış. 9. Gitmek istediğiniz yerlerin hayalini kurun. Bu kız iyice delirdi, biz hayal kurunca gökten para mı yağacak diye düşündünüz mü başlığı okuyunca. \"Her yolculuk bir hayalle başlar\". Siz hayal kurdukça zihniniz o hayali gerçekleştirmek için çalışacak. Hem maddi hem manevi anlamda size çok faydası olacağını göreceksiniz. Yukarıdaki maddeleri hayalini gerçekleştirmek için adımlar gibi düşünün, zihniniz sizin yerinize onları otomatik planlamaya başlayacak. Hani mutluluk paylaştıkça artar ya, hayallerinizi de ne kadar çok insana anlatırsanız o kadar gerçek olmaya yaklaşır. Bu arada hayallerinizi duyan insanlar onları gerçekleştirmeniz için size yardımcı olmak konusunda istekli olurlar. Benim Moğolistan seyahatime ortak olanlar yazımı mutlaka okuyun, nasıl bir yardım zinciri oluşmuş görün. Zaten pek çoğunu farkında olmadan ya da farkında ama otamatik olarak yapıyormuşum 🙂 6 ve 7. Maddeleri de yapacaklarım arasına ekleyeceğim. Bende bu ara sizler kadar olmasa da gezmek istiyorum. Belki eşim ve biri 8 biri 5 yaşında iki çocukla bilemiyorum. Benim en büyük cikmazim maddiyat. Şu an çalışmıyorum ve tek başıma bir geziye çıkarsam bunu kendim finanse etmek zorundayım bunu nasil bilmiyorum. Gerçe ailecek uzun çok uzun seyahat edersek yine aynı durum söz konusu. Tek avantaj eşim ingilizce biliyor eski gemici neredeyse gitmediği yer yok benden önceki hayatında. Oğlum 2. Sınıfa gidiyor kızım seneye anaokuluyla okul hayatına başlayacak. Uzun yıllar süren yolculuklarda çocukların okul durumunu nasıl hallediyorsunuz. Bu konuda okuyabilecegim makaleler var ise yada facebook sayfaları bilgilenmek isterim. Merhaba adaşım 🙂 Çocukla gezenler hakkında yazdığım yazı ilgini çekecektir. Havayolu şirketlerinin internet sitelerinde \"e-bülten aboneliği\" gibi alanlar oluyor. Ya da siteye üye olduğunuzda zaten o listeye girmiş oluyorsunuz. Blogumu 2008'den beri yazıyorum. Ama para kazanma kısmının zamanla ilgisi yok. Ne kadar çok kaliteli içerik/proje üretirseniz o kadar para kazanma ihtimaliniz olabilir. 1 yılda benden daha fazla kazanan arkadaşlarım var. Benimki tamamen hobi şu an."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-ederken-ingilizce-ogrenmek", "text": "Ne yazık ki hemen hemen herkes aynı dertten muzdarip: \"Anlıyorum ama konuşamıyorum!\". Yapılan araştırmalarda \"Dünya İngilizce Yeterlilik Verileri\" toplanmış ve Türkiye'nin 80 ülke arasından 62. olduğu görülmüş. Her kesimden ve her yaş grubundan insanın dahil olduğu bu araştırma aslında İngilizce konuşundaki eksikliklerimizi gün yüzüne çıkarıyor. İngilizce bilmenin zorunluluk haline geldiği bu günlerde bu eksiklik hayatımızın bir çok alanını etkiliyor. Yurtdışına çıkarken de ister istemez herkesin en büyük çekincelerinden birisi İngilizce konuşmak oluyor. İngilizcemiz yeterli değil diye dünyayı gezmekten vazgeçecek değiliz tabiki. Hatta seyahat ederken İngilizcemizi geliştirebilir, kendimize olan güvenimizi arttırabiliriz. Hem seyahat edip hem İngilizcenizi geliştirmenin bazı yollarını listeledim. Siz de hala İngilizceyle problemler yaşıyorsanız, İngilizcenizi geliştirmek için eğlenceli yollar arıyorsanız sizi hemen İngilizce öğrenmek konulu bu yazıma alayım. Çünkü bu yazı tam sizin aradığınız şey! 1. Sıkıcı otelleri bırakıp eğlenceli hostelleri deneyin. Kendinizi geliştirmenin yolu pratikten geçiyor. Ne kadar çok insanla konuşur ne kadar farklı cümle yapısı duyarsanız o kadar çok ilerleme kaydedersiniz. Farklı insanlarla tanışmanın en kolay yollarından birisi hosteller. Kimsenin kimseyi tanımadığı oteller ya da tek başınıza kaldığınız Airbnb evleri yerine hem eğlenceli hem kolayca ayak uydurabileceğiniz genelde gezginlerin tercih ettiği hostelleri kullanabilirsiniz. Aynı zamanda Couchsurfing de hem ekonomik hem de sizi kolayca sosyalleştirecek konaklama seçenklerinden birisi. Sizin gibi bir çok gezginin tercih ettiği bu yerlerde hata yaparım, doğru telaffuz edemem diye korkmayı bırakın. Bildiğiniz cümlelerle kelimelerle birazcık da sözlüklerin yardımıyla konuşmaya başlayın. Emin olun bu samimi ortamda çekincelerinizi bir kenara bırakıp kendinizi muhabbetin içinde bulacaksınız. 2. İngilizce konuşulan ülkeleri seçin ya da gittiğiniz yerde ana dili İngilizce olan insanları bulun. Seyahatlerinizi İngilizce konuşulan ülkelere planlamak İngilizcenizi geliştirmek için yapabileceğiniz bir diğer hareket. Elbette dünyanın her yerinde insanlar İngilizce konuşuyor ancak ana dili İngilizce olan ülkelere yapacağınız geziler sizi diğerlerinden çok daha fazla geliştirecektir. Eğer gezinizi çoktan başka bir ülkeye planladıysanız da endişelenmeyin gideceğiniz lokasyondaki İngiliz ve İrlanda barlarını biraz araştırın. Hem yemek hem içecek açısından geniş bi menüye sahip olan bu barlarda ana dili İngilizce olan insanlarla karşılaşmak oldukça kolay. Sohbetleriniz sırasında yeni öğrendiğiniz cümle ve kalıpları tekrar kullanmaya çalışın. Yeni öğrendiğiniz kelimeleri de not alıp cümle içerisinde kullanmaya çalışmayı unutmayın. 3. Erasmus ya da Avrupa Birliği projelerine katılın. İngilizce öğrenmenin en güzel yollarından birisi gönüllülük projelerine katılmak ya da Erasmusla yurt dışına çıkmak. Bu yollarla hem sizinle benzer amaçlarla orada bulunan insanlarla kolayca kaynaşabilir hem de kendi başınıza yapacağınız gezilerden daha uzun süre yurt dışında kalma fırsatı yakalayabilirsiniz. En çok eğleneceğiniz seçeneklerden birisi olan değişim ya da gönüllülük programlarıyla bir çok yabancı arkadaş edinebilir, kurduğunuz dostlukların yanında geri döndüğünüzde bile iletişim halinde kalıp kendinizi geliştirmeye devam edebilirsiniz. Birbirinden farklı ülkelerden gelmiş onlarca insanla bir arada olma firsatı yakalayacağınız bu programları mutlaka araştırın. 4. Yurt Dışı Dil Okullarına Gidin. Hepsinden daha kesin bir yol varsa o da yurt dışındaki dil okullarına katılmak. Hem gideceğiniz ülkede seyahat edebilir. Hem de alacağınız derslerle birlikte İngilizcenizi uluslararası bir ortamda geliştirebilirsiniz. Aslında bu madde yukarıda saydıklarımızın hepsini birden kapsıyor diyebiliriz. Ana dili İngilizce olan öğretmenlerden İngilizce öğreniyor, konaklama yaptığınız yerde ve derslerde dünyanın farklı köşelerinden gelmiş arkadaşlarınızla zaman geçiriyorsunuz. Ve Ingilizcenizi gelistirmek icin uzun uzun vaktiniz oluyor. Derslerden geriye kalan zamanlarda gönlünüzce zaman geçiriyor olmanız da cabası. Yurt dışı dil okullarıyla ilgili küçük bir öneri olarak size Malta'yı tavsiye edebilirim. Hem iklimi hem resmi dilinin İngilizce olması hem de diğer ülkelere kıyasla dil okulu fiyatlarının daha makul olması sebebiyle Malta en çok tercih edilen ülkelerden birisi. Maltalingua Dil Okulu ise samimi atmosferi, ilgili ve profesyonel öğretmeleriyle 2018'de öğrencilerin oylarıyla en iyi dil okulu seçilmiş bir eğitim kurumu. Eğer siz de deniz ve güneşin tadını çıkarırken İngilizcenizi geliştirmenin yollarını arıyorsanız daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-ederken-kendi-fotografinizi-cekme-tuyolari", "text": "Bana sık sorulan sorulardan biri \"tek başına seyahat ederken fotoğraflarını kim çekiyor\", hatta \"yoksa söylediğin gibi yalnız gezmiyor musun?\"a varan sorular olabiliyor. Artık bir sır olmasa da bu sorunun birden fazla cevabı var. Son Mısır seyahatimdeki içinde benim olduğum fotoğrafların nasıl çekildiğini uygulamalı anlatayım istedim. Hazırsanız, başlıyoruz: Yalnız seyahat ederken kendi fotoğrafınızı çekme tüyoları! En kolay ve akla gelen ilk çözüm bu gibi görünüyor değil mi? Halbuki çoğunlukla işe yaramaz, makinayı verdiğiniz kişi ya manzaranın yarısını kesip kaldırımı çekmiştir, ya da sizin sadece kafanızı koyup fotoğrafı gökyüzü ile doldurmuştur. Birincisi fotoğraf makinasını vereceğiniz kişiyi doğru seçmek. Fotoğraf çektirmek istediğiniz bölgede biraz göz taraması yapıp, kimlerin nasıl fotoğraflar çektiğine dikkat edin. Eskiden elinde DSLR fotoğraf makinası olanlara fotoğraf makinamı veriyordum ancak zamanla öğrendim ki insanların çoğu o fotoğraf makinalarını süs olsun diye kullanıyor, doğru düzgün kadraj bilmeden boyunlarında koca makinalar taşıyor. Bu nedenle fotoğraf makinasına bakmaksızın, fotoğraf çekme açılarına bakmaya başladım. Bu yöntemde her zaman şanslı olmayabilirsiniz, zira istediğiniz gibi fotoğraf çeken birini bulabileceğinizin garantisi yok. Aşağıdaki fotoğrafımı çeken kız ailecek Mısır Müzesi'ni geziyordu ve her köşede anne veya babasına fotoğrafını çektirip beğenmeyip tekrar çektiriyordu. Herhalde iyi bir gözü var diye düşünmüştüm ama evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor, ben de biraz yorgun muydum acaba enerjisiz bir fotoğraf olmuş. İkinci yöntem kendi fotoğrafını çekmeye çalışan birine yardım teklifinde bulunmak. Kendi fotoğrafını çekmeye çalışıyor, o da sizin gibi tek başına ve istediği gibi bir fotoğraf elde edemiyor. O zaman siz fotoğrafını çekmeyi teklif edin. Onun birkaç güzel ve sizin istediğiniz kadrajda fotoğrafını çektikten sonra aynı pozdan kendinizin de istediğinizi söyleyebilirsiniz. Önündeki örnek fotoğraflara bakarak sizin fotoğrafınızı çekeceği için fena olmayan bir fotoğraf ortaya çıkma ihtimali yüksek. Tabii her zaman şanssızlıklar olabileceğini unutmayın. Her 3 yöntemde de fotoğraf makinanızın ayarlarının otomatikte olması hem sizin işinizi hem de fotoğrafınızı çeken kişinin işini kolaylaştıracaktır. İlk kez eline aldığı bir makinanın manuel ayarları ile başa çıkmasını kimseden istememek gerek. Bu arada ayak fotoğrafları çekerken tadını kaçırmamak lazım. Özellikle plajda çekeceğiniz çıplak ayak fotoğrafları ayak fetişlerinin dikkatini fazlasıyla çekebilir. Kulağa çok sevimli gelmeyebilir, hatta zaman zaman itici bile gelebilir ama tek başınıza fotoğraf çekmenin en kolay yollarından biri selfie sopası kullanmak. Ben koca kafalı ve koca burunlu biri olarak selfie sopasını sadece gopro ile kullanmaya çalışıyorum. Çok daha geniş bir açıdan fotoğraf çektiği için yakın mesafeli selfielere göre çok daha iyi bir görüntü elde ediyorum, kendime göre tabii. Yukarıda İskenderiye Kütüphanesinde Gopro Hero 7 ile çekilmiş selfiemi görüyorsunuz. Ben Selfie çubuğu olarak aynı zamanda monopod gibi de kullanabildiğim Benro Selfie Tripod BK10 modelini kullanıyorum. Piyasa fiyatı 150 TL civarında. Tek başınıza seyahat ediyorsanız ve güzel fotoğraflarınız olsun istiyorsanız bence en iyi çözüm tripod veya monopod kullanmak. Seyahatlerde kullanmaya uygun hafif ve fazla yer kaplamayan bir tripod hayatınızı kurtaracaktır. Böylece istediğiniz yerde istediğiniz açıda fotoğraflarınızı çekebilirsiniz. Fotoğraf makinanız veya gopronuz için telefonunuzu uzaktan kumanda olarak kullanabilir böylece çekmeden önce fotoğrafınızın nasıl görüneceğinden de emin olursunuz. Bu yöntemin en büyük sorunu özellikle kalabalık ve güvenlik sorunu olan yerlerde fotoğraf makinanızı tripod üzerinde bırakıp poz vermeye gitmeniz. Geri döndüğünüzde makinanızı yerinde bulamama riskini düşünerek hareket etmekte fayda var. Aşağıdaki fotoğrafı Kahire'nin Kıpti Mahallesi'nde tripod ile çektim. Bu kilisenin girişi sürekli çok kalabalık olduğu için telefonumu kumanda gibi kullanarak arkamdaki kalabalığın en az olduğu zamanı yakalamaya çalıştım. Ancak tripod ile böyle kalabalık bir yerde çekim yaparken bir süre sonra insanların fazlasıyla dikkatini çekmeye başlıyorsunuz. Bu yöntemi daha tenha yerlerde uygulamak en güzeli. Ben tripod olarak Benro Mefoto RoadTrip Air Travel modelini kullanıyorum. Ben aldığımda 450 TL civarında idi ancak şu an sanırım 1000TL civarında satış fiyatı var. Çaresizlik insana ne çözümler bulduruyor değil mi? Şaka bir yana fotoğrafın içinde kendiniz de yer almak istiyorsanız aynalı veya yansıma yapan yüzeylerden faydalanmak iyi bir çözüm olabilir. İçinde Kendiniz Olmayan Fotoğraflar da Güzeldir, Deneyin! Sosyal medyada hepimiz megolaman olduk. Dikkat ediyorum, içinde benim olduğum fotoğraflar her zaman daha fazla beğeni alıyor. Ancak her zaman kendi fotoğrafınızı çekme imkanınız olmayabilir, o zaman anın ve karenin tadını çıkarın. Kendinizden bir parça eklemek isterseniz eşyalarınızın olduğu fotoğraflar çekmeyi düşünebilirsiniz. Teknoloji her geçen gün ilerliyor ve kendini fotoğrafınızı çekmek her geçen gün kolaylaşıyor. Ben henüz bu konuda kendimi pek geliştiremedim. Drone kullanma işi kocamda, o yüzden drone fotoğrafları ancak onunla beraber çıktığımız seyahatlerde olabiliyor. - Iphone 8 Plus Telefon: 2 yıldır bu telefonu kullanıyorum, gece çekimi dışındaki pek çok fotoğrafı bu telefon ile çekiyorum. Portre modu en sevdiğim modlarından biri. - Huawei P30 Pro: Iphone ile yaşadığım bazı sorunlardan sonra Huawei'e geçtim. Fiyat performans açısından oldukça başarılı. Lens olarak Leica kullanıyor, bu da ciddi bir avantaj sağlıyor. Ancak video performansı ve ön kamera performansı beni tatmin etmiyor. - Sony A 6000 Fotoğraf Makinası: Yaklaşık 3 yıldır fotoğraf makinası olarak Sony A 6000 kullanıyorum. Aynasız ve hafif olması seyahatlerde hayatımı çok kolaylaştırıyor. Üzerindeki sabit lensi ile kullanıyorum ama geniş açılar için bir lens almak iyi olabilir. - Gopo Hero 9 Aksiyon Kamerası: Uzun süredir Gopro kullanıcısıyım, yeni modeli çıktıkça eskisini satıp yenisini alıyorum. Hero 9 stabil video çekiminde çok başarılı, o yüzden seyahatlerimin olmazsa olmazı. - DJI Spark Dji Mini Drone: Drone gibi teknolojik oyuncakları eşim benden daha fazla seviyor. Bu aleti alalı 1 yılı geçmesine rağmen ben hala kullanıp pratik yapmış değilim. Ancak Spark ve Mini için şunu söyleyebilirim oyuncak kadar boyutu ile seyahatlerde çok pratik. - Benro Selfie Tripod BK10 Selfie Sopası: Selfie sopası olarak sokakta satılan 20 liralık bir ürün de kullanabilirsiniz. Ancak ben bu sopayı telefonum ve gopro ile kullanıyorum ve ikisi de çok pahalı aletler, o aletleri güvenebileceğim bir ekipmana bağlamazsam içim rahat etmiyor. Bu nedenle biraz daha kaliteli ürünleri tercih ediyorum. - Benro Mefoto RoadTrip Air Travel Tripod: Bu tripodu da tamamen seyahatlerde yanımda taşıyabileceğim kaliteli bir ürün olsun diye aldım. Selfie sopası ile aynı mantıkta çünkü daha önce 50-60 liralık bir tripodum vardı ve hafif bir rüzgarda üzerinde telefonum ile birlikte yere çakıldı, olan telefona oldu. Ucuzdan pahalısı olmaz felsefesi ile ilerliyorum burada. Seyahatler için tasarlanmış olsa da biraz ağır. Ancak hafif tripod rüzgara dayanmıyor, bu nedenle ağırlığına rağmen bütün seyahatlerimde yanımda taşıyorum. Umarım seyahatlerde kendi fotoğrafınızı çekme tüyoları yazım ilginizi çekmiştir. Fotoğraf ve video ile ilgili birkaç yazımın daha linkini aşağıya bırakıyorum, keyifli okumalar! Fotoğraf gözü cidden farklı bişi. En güzel kareyi yakalamak için zaman ve enerji harcamanız gerek. Fotoğraf turlarını destekliyorum. Sonuçta çook daha güzel hatıra kareler kalıyor. Fotoğraf becerisi de bakış açısı da zamanla gelişiyor, geliştirmek için çalışmak emek vermek lazım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-etmek-bagimlilik-yaratir-mi", "text": "Sonra bir de baktım zamanımın büyük kısmını daha önce görmediğim yerleri araştırmaya, oralara nasıl giderim diye düşünmeye harcar olmuşum. Aklımın bir köşesi hep bir sonraki neresi olacak diye çalışmaya başladı. Birkaç ay biryerlere gidemeyince sıkıntılar basar, herşeye sinirlenir oldum. \"Benim gezim geldi, gitmem lazım\" ağzıma sıkça takılan laflar oldu. Daha önce görmediğim bir yerin foroğrafını görsem orayı sayıklar, adını dilimden düşürmez oldum. Kendime habire gidilecek yerler listesi hazırlayıp gittikçe yanlarına tik atmaya başladım. Evet, seyahat etmek bende bağımlılık yaratmıştı! Seyahat etmek de diğer bütün projeler gibi üç ana kaynağa bağlı; para, zaman, insan. Bana en çok sorulan soru; \"Nasıl bu kadar çok geziyorsun? Buna çok kolay bir cevabım var: \"Benim evim yok, arabam-yatım-katım yok, lüks yerlerde yiyip içmiyor, o çok beğendiğim \"kırmızı\" ayakkabıyı almıyorum. Ben bütün yatırımımı seyahatlerime yapıyorum. O \"kırmızı\" ayakkabıya elimi uzattığımda içimde bir ses \"o gidiş geliş uçak bileti\" diyor bana. Kırmızı ayakkabı en dayanamadığım şey olduğu için o örneği veriyorum. En ucuz havayolları hangisi, ucuza nasıl seyahat edilir, en ucuza en iyi otel nerede bulunur benim yeni uzmanlık alanlarım. Diğer konu zaman. \"Nasıl bu kadar vakit buluyorsun, sen çalışmıyor musun?\" Çalışmaz mıyım hiç, hem de çok çalışıyorum. Sehayatlerimi tamamen kendim fonluyorum. Zaman yaratılabilir bir kavramdır benim için. Haftasonu iki günlük bir kaçış, uzun haftasonu, ayrıca ülkemiz tatil cenneti bayramlar, yılbaşları hepsi benim için seyahat fırsatı. Adı seyahat olunca ille de haftalarca sürmesi gerekmiyor. Son olarak da insan. Yani gitmek istiyorum da kimse benimle gelmiyor sorunsalı. Kimsenin gelmesini beklemeden alın sırtçantanızı çıkın, bir iki derken bir süre sonra insanlar sizinle gelmek için can atmaya başlayacaklardır. Öyle olmasa bile yanlız seyahat etmeye alışınca belki de siz zaten yanınızda kimseyi istemeyeceksiniz. Ben seyahat bağımlısıyım, her geçen gün de artarak devam ediyor. Yeni bir yere giderken yaşanan heyecan, dönüşte cebinde biriken anılarla tedavisi olmayan bir bağımlılık. Bulaşıcı etkisi de cabası. Pskiyatr Ahmet Koyuncu'nun takıntı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Ne güzel yazmışsın. Evet, seyahat etmek bağımlılık yaratıyor ve ben bu virüsü seviyorum. Nice yollara.. Yurtiçi ve yurtdışı tüm uçak yolculuklarımda en uygun bileti bulmak için http://www. nhtonline. com'u tercih ediyorum. Komisyon ücreti almadıkları için bilet fiyatları uygun, firma fiyatlarını da karşılaştırabiliyorum. Tavsiye ederim. Ic dunyamizi o kadar iyi tarif etmissinki, benimde evim yok hele hele lux tuketimim sifira yakin, kullandigim akıllı telefon bile dandirik bir marka, bagimlilik, virus her ne derseniz muhtesem bisi, takinti olarakda yorumlayabilinir, bu guzel yazi icin tsk bir borc bilirim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-etmeye-nereden-baslamaliyim", "text": "Gezmek görmek için hevesliyseniz ancak nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, seyahatten beklentinizin ne olduğuna karar verin. Dinlenmek, bilgilenmek veya yeni bir maceraya atılmak istiyor olabilirsiniz. Tabii bu saydıklarımızı da her lokasyonda yapabilirsiniz ama gidilecek her şehrin mutlaka bunlardan birinde daha ağır bastığı yerler olacaktır. Bu sebeple seyahatin size ne vermesini istiyorsanız seçenekleriniz arasından doğru olanı bulmaya çalışın. Örneğin; aşağıda verdiğim örneklerde kısa süreli bir dinlenme tatili gibi plan yapılacak olsa Kıbrıs daha mantıklı olacaktır. Fakat yeni tecrübeler ve maceralar da olsun dinleneyim de diyorsanız Küba bunlara cevap verebilecek bir ülke. Sonuç olarak nereye giderseniz gidin planları siz yapacağınız için kendinize uygun bir yol mutlaka bulacaksınız. Seyahat etmek için çok beklemeyin. Erteledikçe yeni bahaneler bularak başlangıç yapmanızı zorlaştıracaksınız. Ana hatlarıyla bir plan kafanızda oluşturduğunuz zaman harekete geçin. Mesafeler gözünüzü korkutmasın, havayolu en uzakları bile en yakın hale getiriyor. Siz sadece deneyimlemenin tadına varın. Eğer yepyeni bir ortama girmek gözünüzü korkutuyorsa, kültürel olarak benzerlikler bulabileceğiniz seyahatlerle başlangıç yapın. Böylelikle kendinizin alışkanlıklarına aşina detaylar rahatlamanıza yardımcı olacaktır. Planlarınıza mutlaka bir ikinci ihtimali ekleyin. Yani her aşamanın oluşabilecek aksilikler göz önünde bulundurularak düşünülmüş bir B planı olsun. Böylelikle durmak yerine farklı bir yol üzerinden ilerlemeye devam edebilirsiniz. Bu da kendinizi daha güvende hissetmenizi sağlar. Başkalarının tecrübelerinden faydalanın. Araştırmaktan çekinmeyin. Sizin geziniz tamamen size özel olacak tabii ama edinilmiş tecrübeler de size bir fikir oluşturacaktır. İyi veya kötü tüm tecrübeler önemlidir. Teknolojinin yardımını alın. Günümüzde her şey teknolojik bir alternatifle sunulur oldu. Haritalar, sözlükler, şehir rehberleri ve daha birçok ayrıntıyı doğru kullanmayı bilirsek cebimizde taşıyoruz aslında. Seyahat planlarınızı yaparken işlerinizi kolaylaştırmak için bu online alternatiflerden mutlaka yararlanın. Hatta gezi boyunca teknolojiyle yakın mesafede durmaya çalışın. Tüm bu maddelerin sonucunda seyahat etmeye hazır hale gelmiş olacaksınız. Buradan sonrasında sizin özelinizde bir serüven başlamış olacak. Sizin deneyimlerinizle, sizin gözünüzden yaşanmış tecrübeler ile keşfedilmiş yerleri yeniden keşfedebileceksiniz. Uçakla seyahatin en güzel tarafı hemen her yere ulaşım için kullanılabiliyor oluşu. Aynı zamanda zaman tasarrufu sağlıyor ve konforlu bir ulaşıma imkan sunuyor. Okyanusları, kıtaları kolayca aşarak istenilen yere varılması sağlanıyor. Üstelik bilet almak için doğru bir yer seçerseniz uygun fiyata bu konforu elde etmek mümkün. Hepsiburada ile uçak bileti almanın en rahat yolunu seçebilirsiniz. Karmaşadan uzak arayüzü ve mevcut fırsatları tek bir yerden sunuyor oluşuyla gezmek için yapılacak başlangıçlarda en iyi seçenek oluyor. Siz de deneyimleyerek seyahatlerinizi avantajlı hale getirin. Uçak bileti almak için gereken adımları tamamladığımıza göre nereye gidileceğine karar vermeye geliyor sıra. Okyanusları aşmaktan bahsetmişken yönümüzü Küba'ya çevirelim. Bir ada ülkesi olmasından dolayı Küba eşsiz doğal güzellikleri içinde barındırıyor. Plajları, tropikal ağaçları ve adada hakim olan tropikal iklim sayesinde içinizi ısıtacak bir gezi için en güzel adreslerden biri. Aynı zamanda tarih boyu adından sıkça söz ettirmiş olan Küba, birçok tarihi dokuyu bünyesinde barındırıyor. Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Organizasyonu tarafından Dünya mirası olarak kabul edilmiş pek çok yere sahip olan Küba, hem tarihi bir gezi hem de tatil için en güzel rotalardan biri. Aynı zamanda tarihi geçmişi nedeniyle etkisinde kaldığı kültürlerin harmanlanarak oluşturulmuş mutfağı denemeye değer. Birde ada oluşuyla akıllara gelen deniz mahsullerine mutfağında sıkça rastlamak mümkün olduğundan yemek içmek olarak da oldukça keyifli seçenekler sizleri bekliyor. Siz de seyahat planlarınıza eklemek isterseniz hemen online olarak Küba uçak bileti avantajlarını incelemekle başlayabilirsiniz. Küba, şimdilik uzak geldiyse yazımıza çok daha yakın olan bir adayla devam edelim. Hem bu kadar yakın hem de bu kadar farklı bir seyahat imkanı sunan Kıbrıs, birçok doğal güzelliği ve tarihiyle iyi bir gezi rotası. Akdeniz ikliminin ısıcaklığıyla içinizi ısıtacak ve bir ada sakinliğini hissetmenize olanak verecek noktalarıyla dingin bir gezi geçirmenize yardımcı olacak. Kıbrıs mutfağıyla da bizleri şaşırtıyor. Çok benzer lezzetleri kendilerine has yorumlarla sunuyorlar. Bu sebeple görsel olarak aşina olduğunuz bir yemeğin ağzınızda bambaşka bir tat bırakması oldukça keyifli bir tecrübeye dönüşüyor. Kısacası kıbrıs çok tahmin edilebilir görünse bile ufak detaylarla fark yaratarak bizleri şaşırtmayı başarıyor. Bu eğlenceli deneyimi sizde edinmek isterseniz Kıbrıs uçak bileti alarak hemen yolculuğa başlayabilirsiniz. Kıbrıs çok yakın, Küba ise uzak oldu yok mu bunun bir ortası derseniz, yine çok popüler ada ülkelerinden olan Malta tam size göre bir seçenek olacaktır. Ada ülkelerinin hemen hepsinin ortak noktası olan görsel şölenlere Malta'yı da dahil etmemek olmaz. Özellikle tarihi binalarıyla gezmeye doyamayacağınız sokakları fotoğraf çekmek için doğal bir ambiyans oluşturuyor. Tarihi dizi ve filmlerin çekimleri için de sık sık tercih edilir olması bundan kaynaklı. Aynı zamanda çok farklı kültürlerin etkisi altında kaldığından tecrübe ettiğinizde size bu kültürlerden esintiler sunacaktır. Bu sebeple de gezmesi ayrı bir keyif verir. Sahillerinin güzelliği ile meşhur olmuş Malta'da aynı zamanda deniz mahsulleri açısından da büyük zenginliğe sahip. Sonuç olarak hem lokasyon olarak hem de sunduğu güzellikler açısından Malta tam orta kararlı bir seyahat planı adresi oluyor. Bu güzellikleri deneyimlemek için Malta biletlerine göz atmayı unutmayın. Tüm bu lokasyonlar ve daha fazlası sizin tarafınızdan keşfedilmek için bekliyor. Ada ülkelerinin kendine has atmosferlerinin değişik versiyonlarını derlediğimiz bu yazıda, farklı bir gezi planı yapmış olduk. Sizler de bu alternatifleri çoğaltabilir veya ada dışında alternatifleri de rotanıza ekleyebilirsiniz. Doğru bütçe planlamasıyla tüm bu lokasyonları ziyaret etme şansı bulabilirsiniz. Bunun için de tasarruf etmenin en kolay yolu ulaşımda yapacağınız tasarruflar. Avantajlı uçak biletleri bularak başlayacağınız bir seyahatte arta kalan bütçeniz size yeni bir deneyim olarak döneceğinden iyi bir araştırma yaparak karar vermekte fayda var. Başka bir iklimde, başka bir lokasyonda eşsiz tecrübeler edinebilecek olmak seyahat etmenin en keyifli noktası. Birçok değişik seçenekle seyahat edebilir, kendi rotalarınızı oluşturabilirsiniz. Yeter ki gezmek için kendinizi harekete geçirecek bir motivasyon bulun. Bu kimi zaman sadece keşfetmek olabilir, kimi zaman da bir amaç için yola çıkabilirsiniz. Eğitim, iş veya insan ilişkileri sayesinde çıktığınız bir yolculukta bile mutlaka kendinize etrafı tanımak için fırsat tanıyın. Bir süre sonra içinizdeki gezmek dürtüsünün diğer tüm amaçların önüne geçtiğini göreceksiniz. Bu da size mevcut şartlarınızdan çok daha fazla fırsatlar sunacak bir serüvene dönüşecek. Kendi serüveninizi şimdi başlatmak için online uçak bileti alma kolaylığından yararlanabilirsiniz. Küba uçak bileti almakla Karayipler'in bir parçasında eşsiz bir deneyim yaşamak için adım atmış olursunuz. Şimdilik daha yakın bir başlangıç yapmak istiyorum derseniz de Kıbrıs uçak bileti tam size göre bir seçim olacaktır. Sizin seçiminiz neresi olursa olsun gezip görmenin tadına varın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-fotograflarini-organize-etme-ve-depolama-tuyolari", "text": "Her seyahatten yüzlerce fotoğrafla dönenlerden misiniz? İşiniz fotoğraf çekmek olsun veya olmasın, akıllı telefonların da hayatımıza girmesi ile birlikte herkes fotoğrafçı artık. Bu kadar çok fotoğraf, hatta artık video çekince bu fotoğrafları organize etmek ayrı, depolamak ayrı bir dert oluyor. Bu yazıda seyahat fotoğraflarını organize etme ve depolama için hem kendi kullandığım hem de pek çok fotoğrafçının izlediği yöntemleri, tüyoları paylaşacağım. Çok faydalı olacağını garanti ederim, keyifli okumalar! Seyahat sırasında fotoğrafları korumak, seyahat dönüşünde ise daha sonra aradığımda kolayca bulabilmek için onları organize etmek ve başlarına birşey gelme riskine karşı depolamak, hepsi ciddi zaman alan işler. Bu zamanı en aza indirmek, fotoğrafları en iyi şekilde düzenlemeye bağlı. Benim gibi işiniz seyahat yazıları yazmak ise, bu konu daha da önem kazanıyor çünkü yerden bağımsız olarak o fotoğraf veya videolara kolayca ulaşabilmek de gerekiyor. Bu güne kadar pek çok gezgin veya fotoğrafçı arkadaşımın fotoğraflarını; SD kartlar, harddiskler, fotoğraf makinasının kendisi veya telefondaki bir arıza nedeniyle, kaybettiğine şahit oldum. Benim de birkaç ufak tefek fotoğraf kaybetme vakam oldu. O vakalardan sonra fotoğraf depolama ve organize etme konusunda biraz araştırma yapıp kendime uygun bir çözüm buldum ve okuyucularım ile de paylaşmak istedim. - Bütün fotoğraf ve video çekme yeteneği olan cihazlarımın hafızalarının yedeğini aldıktan sonra boşaltıp, SD kartları resetliyorum. - Yanıma her bir cihaz için bir tane yedek SD kart alıyorum. Her bir cihaz diyorum çünkü seyahate çıkarken, fotoğraf makinası, gopro aksiyon kamerası, drone ve telefon taşıyorum. SD kartın arıza vermesi, kaydetmeyi reddetmesi gibi durumlar yaşanabiliyor, bu nedenle yedeği her zaman hayat kurtarıyor. - Eğer cihazın yazılımı el veriyorsa video ve fotoğraflar için yeni bir folder açarım. Böylece döndüğümde ayrıştırmam kolay olur. - Cihazların tarih ve saat bilgilerinin doğruluğunu kontrol ederim. Bu veri dönüşte fotoğrafları organize etmek için işimize yarayacak. - Eğer uzun sürecek bir seyahat ise, çok fotoğraf ve video çekeceksem, günlük olarak yeni klasör açarım. Böylece dönüşte gün gün çektiklerimi ayrıştırmam kolay olur. - Yanımda bilgisayar taşıyorsam, ki uzun seyahatlerimde taşıyorum, fırsat buldukça fotoğraf ve videolarımı bilgisayar ve/veya taşıdığım harici diske yedeklerim. - Internet buldukça fotoğraf ve videolarımı buluta yedeklerim. Yedekleme işlerimi nasıl yaptığımı anlatacağım. Herhangi bir düzenleme yapmadan, elinizdeki farklı cihazlarda bulunan tüm dosyaları bir harici diske kaydederek işe başlayın. Bu harici diskin herhangi bir virüs barındırmadığından emin olun. Nasıl bir harddiske ihtiyacınız olduğu, ne kadar bir kapasiteye ihtiyacınız olduğu sizin çektiğiniz fotoğraf ve video boyutlarına göre farklılık gösterecektir. Ben terabayt seviyesinde bir harddiske kayıt yapıyorum. Burada kullandığınız bilgisayar ve harddiskin uyumlu olması gibi konular da devreye giriyor. Mesela ben Mac kullandığım için kullanacağım harici diskin buna uygun olması gerekiyor. Bence herkesin en fazla zorlandığı kısım dosyaları yedeklemek: Seyahatte çektiğiniz fotoğraf ve videoları saklarken nasıl klasörlemek lazım? Aslında oldukça basit bir yöntem var. YIL AY GUN GİTTİGİNİZ YER şeklinde klasör oluşturarak kolayca isimlendirme yapabilirsiniz. Ben klasörleme yaparken Türkçe karakter kullanmamaya özen gösteriyorum ki bazı cihazlarda sorun çıkmasın. Dilerseniz yıl yıl ana klasörler oluşturabilirsiniz, benim için yıllara ayırmak pratik olmadığından bu şekilde klasörlemek yeterli oluyor. Tarih ve seyahat bölgesinin içine girdiğimde ise, o seyahate dair fotoğraf ve videoları ayrıştırıyorum. Bir sonraki adımda ise fotoğraf veya videoların hepsini toplu olarak yeniden adlandırıyorum. Kullandığınız bilgisayarın kendi özellikleri içinde bunu kolayca yapabilirsiniz. Dilerseniz dosya adına tarih bilgisini de ekleyebilirsiniz. Eğer bu fotoğraflar içinden sosyal medya veya blog kullanımı için ayıracaklarınız varsa, \"Favoriler\" gibi bir alt folder açarak o fotoğrafların kopyasını buraya atabilirsiniz. Böylece üstünde oynama yapsanız da fotoğrafın orijinalini saklamaya devam etmiş olursunuz. Gerekli tüm düzenlemeleri yaptığınız dosyalarınız hala harici disk veya bilgisayarınızın hafızasında duruyor. Fiziksel her türlü cihazın bir gün arızalanma riski vardır. Bu nedenle dosyalarınızı birden fazla yerde yedeklemeniz önerilir. Buna 3-2-1 metodu deniyor. 3: Dosyalarınızın 3 farklı kopyasının 3 farklı yerde olmasını ifade eder. 2: Dosyalarınızın iki kopyasının bilgisayarınız ve sabit sürücü gibi iki ayrı yerde veya arşiviniz bilgisayarınıza sığmayacak kadar büyükse iki ayrı sabit diskte olması gerektiği anlamına gelir. 1: Öngörülemeyen doğal afet, yangın, sel veya hırsızlık durumunda dosyaların ayrı bir lokasyonda bulunması gerektiğini belirtir. 3-2-1 yöntemi uygulaması oldukça zor görünüyor değil mi? Gözünüz korkmasın, o kadar da zor değil. Dosyalarınızı her zaman 2 farklı harici diske bir de bulutta bir yere kaydettiğinizde bu sorunu kolayca çözmüş olacaksınız. Dosyalarınızı buluta yedeklemenin pek çok yöntemi var. En kolayı Google Photos, ben Dropbox ile başladığım için onunla devam ediyorum. Başka seçenekler de bulabilirsiniz. Bu seçeneklerin çoğu belli bir boyuta kadar ücretsiz, sonrası ücretli olarak ilerliyor. Bende dosya çok olduğu için Dropbox'ın ücretli versiyonunu kullanıyorum. Tüm yedeklemeleri bitirince seyahat öncesine geri dönüp tüm SD kartlarımızı boşaltıp yeniden seyahat etmeye ve fotoğraf, video çekmeye hazırız demektir. Sizin dosyalarınızı organize etme ve depolama için kullandığınız farklı çözümler, pratik yöntemler varsa yorumlara yazmayı unutmayın! Seyahat ederken kendi fotoğrafınızı çekme tüyoları yazım da ilginizi çekebilir, bir göz atın. Bu ara fazla seyahat edemediğimizi düşünecek olursak fotoğraflarımızı organize etmek ve düzgün depolamak için en uygun zaman diyebiliriz. Haydi ihmal etmeyin, bir an önce başlayın! Profesyonel olmasam da benzer yöntemler kullanıyormuşuz. 321 in ismini bilmesem de uzun süredir vaz geçilmezim benim de. Artı dosya bulma ve toplu isimlendirme konusunda ücretsiz uygulamalar kullanıyorum. Teşekkürler Sevil."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-izin-belgesi-nasil-ve-nereden-alinir", "text": "24.05.2021 TARİHLİ GÜNCELLEME: 65 yaş üstü Türk vatandaşlarının şehirler arası yolculuk yapmak için Seyahat İzin Belgesi alma zorunluluğu 24 Mayıs 2021 tarihi itibarıyle kaldırıldı. 65 yaş üstü vatandaşlarımız için 21 Mart 2020'den itibaren sokağa çıkma yasağı devreye girmişti. Önce Pazar günleri, sonra da hafta içi 10:00-20:00 saatleri arasında yaş almış vatandaşlarımız için dışarı çıkma serbestisi gelmişti. Türkiye'deki tüm iller için şehirler arası seyahat kısıtlaması, 1 Haziran 2020 itibariyle kaldırıldı. Ancak 65 yaş üstü vatandaşlar için seyahat sınırlaması devam ediyor. 65 yaş üstü şehirlerarası seyahat etmek isterse ne yapacak, 65 yaş üstü seyahat izin belgesi nedir, nereden alınır gibi sorular ise hala akılları kurcalamaya devam ediyor. Soruların cevaplarını bu yazıda bulacaksınız. 65 yaş üstü vatandaşlarımız bulundukları ilden başka bir ile gitmek istemesi durumunda, bu sürecin takibinin sağlıklı şekilde yapılabilmesi için T. C. Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenmiş bir belgedir. Bu belgeyi alan vatandaşların gittikleri yerde en az 1 ay kalmaları gerekmektedir. Bu belge, özel araç, otobüs ve uçak yolculuklarının tamamı için gereklidir. Seyahat İzin Belgesi, 65 yaş üstü olan ve şehirlerarası yolculuk yapacak olan vatandaşlar ve bilgi edinilmesi için bu seyahat sırasında onlara refakat edecek kişiler tarafından alınmalıdır. Başvuru sırasında; 65 yaş üstünde seyahat edecek kişinin beraberindeki yakınlarının T. C. Kimlik Numaraları, doğum tarihleri ve isimleri mutlaka belirtilmelidir. Seyahat edecek kişiye, varsa eşi hariç, en fazla 2 kişi refakatçi olabilir. Refakatçi olan kişi gidiş tarihinden sonraki 3 gün içerisinde tekrar dönüş yapabilir. Seyahat İzin Belgesi; İçişleri Bakanlığı'na ait e-Devlet, ve Alo 199 Vefa Destek Hattı üzerinden, valilik ve kaymakamlıklar aracılığıyla alınabilecektir. E-devlet'e giriş yaptıktan sonra arama çubuğuna \"seyahat izin belgesi\" yazdığınızda karşınıza çıkan şu bağlantıya tıklayarak ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz. Bu sayfaya girdiğinizde \"Yeni Başvuru\" butonuna tıklayarak ilerleyebilirsiniz. Başvuru sırasında aşağıdaki bilgilerin doldurulması gerekiyor. - Şu an Bulunduğu/Kaldığı Adres - Gideceği Yerdeki Adresi - Gideceği Yerdeki Hane Halkından En Az Birinin T. C. Kimlik Numarası, Adı Soyadı, Cep Telefonu - Beraberindeki Yakınlarının T. C. Kimlik Numarası ve İsimleri - Başvuru Sebepleri - Tedavi İhtiyaçları Nedeniyle Başvuru, Birinci Derece Yakınları Vefat Eden / Ağır Hastalığı Olanlar İçin Başvuru, Kalacak Yeri Bulunmayanlar İçin Başvuru, Diğer Sebeple Başvuru Başvuru formundaki zorunlu alanları doldurup başvurunuzu tamamladıktan sonra başvurunuzun kabul ve reddedildiğine dair bilgilendirme size SMS yoluyla gönderilecektir. İçişleri Bakanlığı'na ait Alo 199 hattını arayarak Seyahat İzin Belgesi almak istediğinizi belirttiğinizde talebiniz telefondaki görevli tarafından alınacaktır. E-devlet ekranlarında doldurulan alanlara dair bilgiler telefonda sorulacaktır. Başvurunuz sonucu yine SMS olarak gönderilecektir. Alo 199 telefon hattının da çoğunlukla yoğun olduğu ve ulaşmanın zor olduğu söyleniyor. En hızlı çözüm e-Devlet üzerinden başvurunun yapılması. Ancak bunun için başvuru yapacak kişinin e-Devlet şifresi veya internet bankacılığı kullanıyor olması gerekiyor. Kaymakamlık ve/veya valiliklerde oluşturulan Seyahat İzin Kurulları aracılığıyla başvurunuzu yapabilirsiniz. Yoğunluğu önlemek adına kurumlar 199 veya e-Devlet'e yönlendiriyor öncelikle. Hem bu sebeple hem de daha pratik olduğu için kuruma gitmek yerine internet veya telefonla başvurunuzu yapmanızı öneririm. İzin Belgesi çıkma süresi kurumdaki izin kurullarının yoğunluğuna ve başvuru sayısına göre değişmekle birlikte, belge alan kişilerden öğrendiğim kadarıyla aynı gün veya en geç bir gün sonra olumlu veya olumsuz dönüş yapılıyor. Seyahat İzin Belgesi ile ilgili cevabını bulamadığınız bir soru varsa aşağıya yorum bölümüne yazabilirsiniz. Ona bir çözüm yok bildiğim kadarıyla, kaymakamlıkla görüşmeniz belki işe yarar. 65 yaş üstü gittiği ilde 10 günlük izin alabilir i. Gideceğiniz kampa sorarsanız daha düzgün cevap alabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-oncesi-teknolojik-hazirlik", "text": "bir telefon ile geri getiremeyeceğiniz onlarca kişisel veri ve bilgi olabilir. Seyahate çıkmadan önce hem verilerinizi korumak hem de seyahat sırasında teknolojik zorluk yaşamamak için seyahat öncesi teknolojik hazırlık yapmak bu yüzden çok önemlidir. Bavulunuzu hazırladıktan sonra sırt çantasına sığacak teknolojik bir kit hazırlamalısınız. Teknolojik kit, teknolojik herhangi bir zorlukla karşılaşmanızı engelleyecek malzemeler içermeli. Kapsamlı bir teknolojik kit için ExpressVPN'in yazısını inceleyebilirsiniz. - Powerbank, teknolojik kitinizin olmazsa olmazıdır. Doğa kampları ve yoğun programlı gezilerde güneş enerjili olanları tercih edebilirsiniz. Telefonunuzu en az 2-3 kere şarj etme kapasitesine sahip bir tane tercih edin. - Yedek şarj aleti ve USB kablosu almayı unutmayın. Tren, uçak veya otobüste USB ile şarj edecekseniz veri transferi gerçekleştirmeyen ve sadece şarj eden USB kabloları tercih edin. - Mümkünse yurtdışına çıkarken yanınıza yedek telefon alın. Havaalanında yerel bir plan satın alabilir ve yedek telefonu Wi-Fi erişim noktanız olarak kullanabilirsiniz. - Pasaport, kimlik ve ehliyet gibi önemli belgelerinizin dijital kopyalarını bir USB belleğe yedekleyin ve bu USB flaş belleği şifreleyin. - Yurtdışı seyahatleriniz için evrensel adaptör edinmeyi unutmayın. şifresiz Wi-Fi ağları aslında bir güvenlik sunmaz. ağın havaalanı ağı olduğunu sorun ve bu ağa VPN ile bağlanın. VPN ile bağlantınız şifrelenir. Sadece havaalanı değil, gittiğiniz otel veya kafede de şifresiz ağlara bağlanmayı tercih etmeyin. Başka bir seçeneğiniz yoksa VPN ile bağlanın ve bağlantınızı güvenli hale getirin. Seyahate çıkmadan önce fotoğraf ve videolarınızı, önemli belge ve dosyalarınızı yedekleyin. Telefon, tablet ve bilgisayarınızda ekran şifresi kullanmıyorsanız seyahate çıkmadan önce hepsinde ekran şifresi oluşturun. Elektronik cihazlarınızı beş dakikalığına bile olsa yalnız bırakmamaya çalışın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-plani-nasil-yapilir", "text": "Birden fazla alternatif ve hatta hiç aklımda olmayan rotalara fikir olarak açık oluyorum. Benim için en önemli sorun zaman oluyor. Bu nedenle 19 Mayıs, 23 Nisan, Ramazan, Kurban tatilleri ne kadar resmi tatil varsa mutlaka kontrol ediyorum. Hem masrafı daha az hem de uğraşı daha az olduğu için önceliğim vizesiz ülkeler oluyor. Belki bir nedeni de Avrupa'da zaten bir çok yeri görmüş olmam. Avrupa 50 yıl sonra gitsem de aynı, ama az gelişmiş ülkeleri ne kadar erken görürsem o kadar iyi diye düşünüyorum. Çünkü medeniyetin ulaştığı yerler egzotik/otantik halini hızla kaybediyor. Schengen vizem hali hazırda varsa da kısa kısa Avrupa'yı turlamaya devam ediyorum. Mesela bu yıl (2015) Norveç'e gitmek için mecburen Şengen vizesi aldım. 6 aylık çıkan vizenin hakkını vermek, ödediğim parayı çıkarmak için Yunanistan, Macaristan ve Romanya'ya da gittim. Takvimi ve dünya haritasını elime aldım, uygun mevsimlere uygun gezi rotalası alternatiflerini de çıkardım. Geriye bunlara uygun ucuz ulaşım yollarını bulmak kalıyor. Benim en büyük avantajım erken planlama yapmış olmak. Bu nedenle uzak tarihlere uçak biletini ucuza bulabiliyor, ya da esnek rota ve zaman alternatifleri için kampanyalardan uygun uçak bileti yakalayabiliyorum. 250TL'ye Budapeşte'ye gidiş-dönüş uçak bileti bulunca kaçırmıyorum tabii, hazır elimde şengenim de varken gidiyorum. Havayolu şirketlerinin kampanyalarını gerçekten takip etmek bence buradaki asıl formül, hiç beklemediğiniz bir yere ucuz bilet çıkabiliyor. Ucuz ulaşım deyince kimisi tren, otobüs ve hatta otostop da tercih ediyor. Ancak başta dediğim gibi benim zaman sorunum olduğu için, ben orada en hızlı ve en uygun karmasını yakalamaya çalışıyorum. Rotamızı belirledik, biletlerimizi de aldık. Peki rotamızı ve gezilecek yerleri nasıl belirleyeceğiz diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Burası çok kişiye özel bir alan, ayrıca gezinin süresine göre de çok farklılık gösterebilir. Benim için süre 3 gün de olsa 20 günde olsa, genellikle hedefim maksimum sayıda yer görmek oluyor. - Öncelikle gezi blogları ve gezi rehberleri güzelce inceler, görmek istediğim yer ya da şehirlerin listesini çıkarırım. Eş dost oralara gittiyse mutlaka bir fikirlerini önerilerini alırım. - O yer/şehirler için ne kadar vakit ayırmam gerektiğine kabaca karar veririm. - Yer/Şehirler arası ulaşım sürelerini kabaca belirlerim. - Sonra alırım elime kağıdı kalemi gün gün rota çıkarırım. Bunu yaparken listeden vazgeçmem gereken yerler/şehirler ortaya çıkar. Onlarla vedalaşırım. Rota çıktıktan sonra kalacak yer konusu çok kolay. - Bazen bazen tüm seyahatim için online rezervasyon yaparım. Online rezervasyon için Booking. com ilk tercihim oluyor. - Eğer gittiğim rota pahalı bir yerse erken rezervasyon yapıp kalacak yeri ucuza getirmeye çalışırım. - Uzun gezilerde her zaman plan değişebileceği için rezervasyon yapmayıp opsiyonlarımı bir arkadaşıma gönderirim, yoldayken ona haber veririm o ben gitmeden rezervasyonu halleder. Güney Amerika seyahatim boyunca İstanbul'da erkek arkadaşım bana sürekli rezervasyon desteği vermişti. - Yine uzun gezilerde ilk gün ya da ilk birkaç günü rezerve ederim, geri kalanı yolda hallederim. Mesela Güney Afrika'da Bazbus kullandığım için kalma konusu çok pratik olmuştu. Yukarıdaki bazenler neye göre değişiyor derseniz tamamen benim keyfime göre 🙂 Eskiden her günü dakika dakika planlar, ona göre gezerdim. Artık çok daha rahatım, daha çok akışına bırakıyor daha az plan yapıyorum. Yukarıdakiler bitince geriye sadece keyifle gezmek kalıyor! Şehirler arası bir hop-on hop-off gibi düşünebilirsiniz! Hava yolu şirketlerinin kendi sitelerine üye oluyorum, en kolay takip yöntemi bu oluyor benim için."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-sagligi-icin-10-hayat-kurtaran-oneri", "text": "İnsanoğlu bazı şeylerin kıymetini kaybetmeden anlayamıyor. Sağlık da kaybedince kıymeti anlaşılanların başında geliyor. Blogumu sosyal medyadan takip edenler hatırlayacaktır, birkaç ay önce bazı sağlık sorunları yaşamaya başladığım için hayatımda değişiklikler yapmam gerekti. Bundan böyle hayat tarzı halİne getirmem gereken bu değişikliklerin seyahatlerimi etkilemesi de kaçınılmazdı elbette. Bu yazımda sadece sağlık sorunu olanların değil, sağlıklı kişilerin de uygulaması durumunda seyahat kalitelerinin artacağı seyahat sağlığı için öneriler vermeye çalışacağım. 1. Vücudunuz sinyal veriyorsa onu dinleyin. Öncelikle kısaca kendi sağlık sorunumdan bahsedeyim; sol bacağımda ileri sağ bacağımda orta düzeyde olmak üzere bacağımın başındaki toplardamar kapakcıkları çalışmıyormuş. Çalışmaması demek, kanın bacağa pompalanması ancak geri dönememesi demek oluyor. Bacaklarda şişme, ağrı, acı gibi etkileri var. Bende bu belirtiler 1 yıl öncesinde ciddi şekilde ortaya çıkmasına rağmen, ciddiye almadığım ve üstüne üstlük kilo almak, uzun süre dinlenmeden seyahat etmeye devam etmek gibi yapmamam gereken şeyler yaparak muhtemelen sürecin hızlanmasına neden oldum. Siz siz olun, seyahatleriniz sırasında vücudunuz herhangi bir şekilde normalin dışında sinyaller veriyorsa seyahat sırasında veya dönüşte mutlaka bir doktora görünün. 2. Su içmenin pek çok derdin dermanı olduğunu unutmayın. Bütün sağlıklı beslenme önerilerinde ilk sırada yer alan \"vücudun ihtiyacı olduğu kadar su içmek\", seyahat sağlığı için de olmazsa olmazlardan biri. Seyahat sırasında farkında olarak veya olmayarak normal zamanda kaybettiğimizden çok daha fazla su kaybediyoruz. Seyahat ederken çantanızda mutlaka su bulundurun ve günde 2 litrenin altına düşmeyecek şekilde içmeye özen gösterin. Hem kaybettiğiniz sıvıların yerine konmasını sağlayacak hem de uçuşlar, yeme şeklinizin değişmesi, alkol tüketiminin artması gibi nedenlerle vücutta oluşacak ödemin de atılmasını sağlayacaktır. aksinden emin olmadıkça şişelenmiş su tüketmeye özen gösterin, gittiğiniz yerin temizlik seviyesinden emin değilseniz içeceklerinize BUZ istemeyin, buz çoğunlukla çeşme suyundan yapıldığından kaçmaya çalıştığınız bakterileri farketmeden içmiş olursunuz. 3. Uzun uçak, otobüs veya tren yolculuklarında mutlaka hareket etmeye çalışın. uçuş öncesi ve sırasında su tüketiminizi artırın, eğer kilonuz yüksekse veya dolaşım bozukluğu sorununuz varsa kan sulandırıcı coraspin gibi bir ilaç kullanın ve seyahat çorabı olarak da bulabileceğiniz varis çoraplarından kullanın. Böylece kan dolaşımınızı kolaylaştırmış olacaksınız, bulunduğunuz aracın içinde yürüyüş yapabiliyorsanız yürüyün, yürüyemiyorsanız minik esneme haraketleri yaparak vücudunuzu rahatlatın. Ayak bileklerinizi aşağı yukarı ve kendi ekseninde döndürmek de işe yarayacaktır. 4. Seyahate çıkmadan size en yakın seyahat sağlığı merkezini arayın. Seyahat Sağlığı Merkezleri gideceğiniz bölgeler için varsa sağlık uyarıları ve/veya önlemleri konusunda sizi bilgilendirebilecek en güvenilir mercidir. Gidilecek bölgedeki salgın hastalıklar, olunması gereken aşılar, yanınızda taşımanız gereken ilaçlar gibi pek çok konuda size yardımcı olurlar. Merkeze giderek olunması gereken aşıları ücretsiz yaptırabilirsiniz. 5. Minik bir ilk yardım çantası hazırlayın. İçinde yara bandı, sargı bezi gibi basit ilk yardım malzemeleri olan, aynı zamanda ağrı kesici, spazm ve yanık tedavisinde kullanabileceğiniz kremlerin olduğu bir çantanız her zaman hazır olsun. Ayrıca soğuk algınlığı ve vitamin hapları da yanınızda bulunması iyi olur. Bunlar dışında düzenli bir rahatsızlığınız varsa ona yönelik ilaçlarınız da mutlaka yanınızda bulunmalı tabii. 6. Yolculuk sırasında yedikleriniz, içtiklerinize dikkat edin. İstiyorum ama sağlıklı beslenmeyi başaramıyorum diyorsanız, sağlıklı beslenme önerileri konusunda uzman Diyetisyen Ayşe Tuğba Şengel, sizi ofisinde veya online diyet uygulamasında yönlendirecektir. Zorunlu olmamakla birlikte ilk yardım eğitimi almak hem seyahat sırasında hem de günlük hayatınızda her an karşınıza çıkabilecek kazalarda çok işinize yarar. 8. Gittiğiniz bölgelerdeki güvenlik uyarılarını dikkate alın. Dış İşleri Bakanlığı'nın web sitesinde gideceğiniz ülkelerle ilgili uyarı olup olmadığını kontrol edin. Gerçi Endonezya'ya gitmeden baktığımda tsunami ve volkan patlama riski yüzünden ülkeye gidilmesi önerilmiyordu ama en azından riskleri bilirsİniz. gideceğiniz yerde varsa turizm ofisi yoksa yerel bir otoriteye önceden mesaj atarak bölge hakkında bilgi alın. Bazı Türkiye konsoloslukları misafirperver davranıp sizi misafir de edebilir. Moğolistan'a gitmeden önce oradaki büyükelçilik çalışanlarından epeyce bilgi alma şamsım olmuştu. gittiğinizde konakladığınız yere mutlaka güvenlik açısından sıkıntılı bölgeler olup olmadığını sorun. Güney Afrika'da kaldığım hostele bu soruyu sorduğum için onlar da akşam saat geç olunca arayıp iyi olup olmadığımı sormuşlardı, özellikle yanlız seyahat ediyorsanız birinizin arkanızı kollaması iyi birşey. 9. Birini tanımanın en iyi yolu seyahat etmektir. Seyahat sağlığı önerilerinde bu maddenin ne işi var demeyin. Eğer biriyle birlikte seyahat ediyorsanız seyahatinizin keyifli geçmesi için sadece sizin sağlıklı olmanız yetmez, yol arkadaşınızın da en az sizin kadar iyi durumda olması gerekir. Siz bütün önlemleri aldınız ama yol arkadaşınız hastalandı ise sizin de seyahatiniz mahfoldu demektir. Vietnam seyahatimde 3 kişiydik ve benim bacaklarım o kadar şişmişti ki yürüyemeyecek duruma gelmiştim. Benimle birlikte seyahat eden eşim ve yakın arkadaşım benim yüzümden epey yavaşlamak zorunda kaldılar. Dönüş yolunda Bangkok'ta biraz gezeriz diye plan yaparken ben yürüyemediğim için ancak yemek yiyip dönecek kadar enerji bulabilmiştim. Onlar da mecburen bana uydular. 10. Seyahate doğru ekipmanlarla çıktığınızdan emin olun. gideceğİniz yerin hava durumunu mutlaka önceden kontrol edin ve yanınıza ona göre kıyafetler alın, eğer doğa yürüyüşü gibi aktivitelere katılacaksanız ter tutmayan, kolay kuruyan kıyafetler tercih edin. Yapacağınız aktiviteye göre baton, tozluk gibi malzemelerinizi yanınızda götürebilirsiniz veya gittiğiniz yerde kiralama opsiyonları olup olmadığına bakın. gideceğiniz yer sivrisinek ya da çeşitli börtü böcek olan bir yerse, sizi serin tutacak ama kol ve bacaklarınızı kapatacak kıyafetler seçtiğinizden emin olun, şile bezi veya ipekli kıyafetler işinizi kolaylaştırır. Tabii yanınıza sinek kovucu ve ısırıldıktan sonra kaşıntı önceliyici ürünler almanız da iyi olur. çok güzel bir siteniz var ve çok bilgilendirici bilgiler veriyorsunuz. Seyahat sağlığı için 10 öneri konunuz gerçekten doğru bilgiler içeriyor. yani öylesine yazdığınız bir şey değil. teşekkürler böyle bilgiler verdiğiniz için."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-saglik-sigortasi-yaptirmaniz-icin-5-neden", "text": "Yurt dışına seyahat etmeniz gerektiğinde öncelikle seyahat sağlık sigortası yaptırmalısınız. Amacınız ister gezi ister iş görüşmesi ya da ziyaret olsun, mutlaka sağlık sigortasına da sahip olmanız gerekiyor. Neden bu sigortanın önemli olduğu sorusunun yanıtını ise 5 maddede açıklayalım. Olası bir kaza ya da yaralanma gibi riskler her daim geçerlidir. Seyahat sağlık sigortanızın olması, çok daha rahat bir yolculuk yapmanızı sağlayacaktır. Bir anlamda seyahatiniz çok daha rahat geçer de diyebiliriz. Çünkü bazı ülkelerde sağlık hizmetleri çok yüksek fiyatlarla sunuluyor ve haliyle sağlık hizmeti aldığınızda karşınıza ciddi bir bütçe ayırma zorunluluğu çıkabilir. Sağlık Sorunları Karşısında Alınabilecek En Önemli Tedbirdir! Elbette seyahat sağlık sigortası yurt dışı seyahatleri konusunda alabileceğiniz en önemli tedbirlerden birine dönüşüyor. Ayakta ya da yatarak tedavi olmanız durumunda karşılaşabileceğiniz masraflar sigortanız tarafından ödenir. Böylelikle hastalanma, kaza geçirme gibi risklere karşı önleminizi almış olursunuz. Seyahat sağlık sigortası için artık daha esnek seçenekler sunulabiliyor. Sigorta poliçenize ek teminatların dahil edilmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin tedavi olmanız gerektiğinde ailenizden birinin yanınızda olmasını isteyeceksinizdir. Bu durumda aile üyesinin ulaşım ve konaklama masraflarının da sigorta poliçeniz tarafından karşılanmasını sağlamış olacaksınız. Bazı sigorta firmaları esnek koşullar sunuyor ve bu kapsamda seyahat planlamanız değiştiğinde sigorta poliçeniz üzerinde düzenlemeler de yapabiliyorsunuz. Örneğin yola çıkma tarihinizi ertelemeniz gerekti. Bu durumda sigorta firmanıza ulaşarak gerekli bilgileri aktarabilir ve poliçenizin seyahat zamanınızı kapsayacak şekilde düzenlenmesini sağlayabilirsiniz. Bagaj Problemlerine Karşı Önlem Alma Şansı! Yurt dışı yolculuklarda sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biri de bagaj kaybolmasıdır. Eğer bu konuda bir tedbir almak isterseniz poliçenize ek teminatın ilave edilmesi talebinde bulunabilirsiniz. Böylelikle en doğru önlemi de almış olursunuz. Generali Sigorta yurt dışı seyahat sağlık sigortası fiyatları noktasında yüz güldüren seçenek sunuyor olmasıyla ön plana çıkıyor. Siz de dakikalar içerisinde fiyat almak ve poliçenizin hazırlanmasını sağlamak isterseniz Generali Sigorta internet sitesine tıklayabilirsiniz. Sadece 2 dakika içerisinde seyahat sağlık sigortası poliçeniz hazır olacak."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-temali-netflix-dizileri", "text": "Evde geçirdiğimiz günlerde, seyahatten uzak kalmamak için televizyon veya bilgisayar başında geçirdiğimiz vakti seyahat temalı dizi veya film izleyerek geçirmeye ne dersiniz? Netflix her türlü içerik için derya deniz bir kaynak sunuyor. Kaliteli yapımlar, amatörler, kısa süreli diziler, sezonlar boyu devam edenler, ne ararsanız var. Seyahat temalı içerik sayısı ise, beklenenin aksine, çok zengin değil maalesef. İzlediğim veya izlenmek üzere listemde bekleyen seyahat temalı Netflix dizileri bu yazıda sizi bekliyor. Evde Geçen Zamanınızı En İyi Şekilde Değerlendirmek için Öneriler, İlham Veren Seyahat Kitapları ve Seyahat Filmi Önerileri yazılarım da ilginizi çekecektir, mutlaka göz atın! Seyahat temalı diziler derken bunların pek çoğu televizyon programı veya belgesel tadında programlar. Ancak bir devamlılık arz ettikleri için \"diziler\" diye paylaşmayı tercih ettim. Sizin de izlediğiniz veya izlemek üzere listenizde bulunan Netflix dizileri varsa yorumlara eklemeyi unutmayın! Dark Tourism, Türkçe karşılığı ile Karanlık Turizm, son yıllarda popüler olmaya başlayan bir seyahat konsepti. Tehlikeli noktalar, güvenlik problemi olan yerler, tehlike deneyimini yaşamak isteyenler bu tür seyahatlere çıkıyor. Kahramanımız David, Japonya'da yüksek radyasyonlu bölge, Kuzey Kıbrıs'taki Maraş bölgesi gibi riskli bölgelere gidip karanlık turizm deneyimi yaşıyor. Dizi tek sezon ve 8 bölümden oluşuyor. Bazı noktalar fazla trajik gösterilse de benim izlemekten keyif aldığım bir dizi oldu. Favori bölümüm ise Kazakistan'daki nükleer atıklı gölde yüzdükleri bölümdü. Seyahat temalı Netflix dizileri listesinin içindeki en eğlenceli yapım şüphesiz Travels with My Father. Dizinin tam adı: \"Jack Whitehall: Travels with My Father\" şeklinde yani Babamla Seyahatler gibi... Muzur, eğlenceli, neşeli, zaten bir komedyen olan Jack ile tam bir İngiliz asilzadesi olan babası Micheal'ın Jack'in zorlaması ile birlikte yaptıkları seyahatlere misafir oluyoruz. Asilzade babasını hostelde konaklamaya zorladığı bölüm en iyilerden biri idi hatta. Daha çok iyi vakit geçirmek ve biraz da gittikleri yerleri görmek için izlenebilecek bir dizi. 3 sezon olan dizide sezonlardaki bölüm sayıları ise dengesiz. İlk sezon 6, ikinci sezon 5, üçüncü sezon ise sadece 2 bölüm var. Son sezon zaten biraz zoraki olmuş. Jack Whitehall'ın Netflix'te komedi programları da var ama onları izlemedim. Amerikalı ünlü şovmen Conan O'Brien yola çıkarsa ne olur? Ortaya Conan Without Borders programı çıkar. Ön yargı ile izlemeye başladığım dizi, ilk bölümden itibaren beni fena sardı. İsrail, Haiti, Meksika gibi farklı destinasyonlara gidip kendi bakış açısı ile bazen de Amerika'yı yerden yere vurarak seyahat eden Conan'ın eğlenceli seyahatleri kesinlikle izlenmeye değer. Travels with My Father gibi eğlence unsuru yüksek. Dizi tek sezondan ve sadece 6 bölümden oluşuyor maalesef, umarım devamı gelir. Muhteşem fotoğraf karelerini izler gibi bir belgesel dizi izlemek istiyorsanız Tales by Light tam aradığınız dizi. Canon ve National Geopraphic ortak yapımı olan seri tam bir görsel şölen. Vahşi yaşam fotoğrafçılarının gözünden doğanın güzellikleri peşinde kısa hikayeler izleyeceksiniz. Güney Amerika'yı ikiye ayıran muhteşem güzellikteki And Dağları, Magical Andes belgesel dizisinin başrol oyuncusu. Bu da Tales by Light gibi muhteşem görsel bir şölen sunan bir program. Özellikle benim gibi dağları sevenler ve Güney Amerika'ya ilgisi olanları içine çeken bir program hazırlamışlar. And Dağları'nın geçtiği ülkeleri içeren 6 bölümden oluşan tek sezonluk bir dizi. Machu Picchu'nun yer aldığı Peru bölümü favori bölümüm olsa her bölüm görsel olarak ayrı bir güzel. Nişanlınız \"evlenmeden önce dünyadaki farklı evlilik ritüellerini bir görsek mi?\" dese ne dersiniz? Ortaya Extreme Engagement çıkar! Biri gazeteci biri maceracı olan çiftimiz 8 farklı kültürün evlilik ritüellerini 8 bölüm ve tek sezonluk belgesel dizi ile bizlere aktarıyor. Benim de Aloha Dünya çiftinin önerisi ile keşfettiğim dizi konusu ile farklı ve izlenmeye değer. Eski bir motosiklet ile yola çıkan ve kendisine yapılan iyiliklere beklenmeyen karşılıklar veren Leon'un hikayesi The Kindness Diaries. Tek sezon ve 13 bölümden oluşan dizi, iyiliğin ve nezaketin nasıl etkiler bırakabileceğini, insan hikayelerini keyifle aktarıyor. Gerçek aşkı arayan birbirini tanımayan yedi kişilik bir ekibin pembe bir minibüse binip Japonya'dan çıkıp Asya ve Afrika yolculuğunu anlatan bir dizi Love Wagon. Tam bir seyahat içeriği olmasa da dolaştıkları farklı coğrafyalar nedeniyle bu listeye girdi. Love Wagon Afrika ve Love Wagon Asia olarak 2 farklı program olarak girmiş Netflix'e dizi. Afrika bölümü 22 bölüm, Asya bölümü ise 22'şer bölümden oluşan 2 sezon sürüyor. Hepsini izlemek çok uzun süreceği için aralardan seçme bölümler izlemek de bir seçenek olabilir. Seyahat teması içinde yemek olmadan olmazdı, bu yüzden listeye iki tane de yemek dizisi ekledim. İlki Michelin yıldızlı bir şef ve yemek yazarı olan Samir Nosrat'ın dünyayı gezip farklı lezzetleri aradığı Salt, Fat, Acid, Heat dizisi. Program 4 bölümlük mini biz dizi şeklinde. Uzakdoğu asıllı şef David Chang, ünlü konukları ile birlikte dünyanın farklı mutfaklarını keşfe çıkıyor. Bir şehri ve şehirdeki mutfakları tanıyacağınız mini bir dizi bu. Tek sezon ve 4 bölümde hemen bitiyor. Bu dizi benden daha çok eşimin ilgisini çekiyor, o sayede ben de ara sıra izliyorum. Seyahat eden insanların çevreye, dünyaya, insanlara karşı daha da duyarlı olması olması gerektiğini düşünürüm. Bu yüzden bu listeye çok ilginç bulduğum bir belgesel diziyi bonus olarak eklemek istedim, Rotten. Türkçeye çevirirsek çürük, çürümüş, kokuşmuş demek Rotten. Yediğimiz pek çok gıdanın üretim sürecinde yatan gerçekleri izleyince her elinize aldığınız gıdaya farklı gözle bakmaya başlayacağınıza eminim. En masum olduğunu düşündüğünüz avokadonun nelere mal olduğunu bilseniz tekrar bir düşünürsünüz. Şaşırtıcı, sarsıcı, etkileyici gerçekler için mutlaka izlenmesi gereken 2 sezonluk bir dizi Rotten. Umarım önerilerimi izleyince siz de seversiniz. Listeye eklemelerinizi yorumlara yazmayı unutmayın. Enfes bir liste olmuş. Dizi, film izlemek artık hiç kesmiyorken hızır gibi yetişti bu liste. Hmm galiba Extreme Engagement ile başlayacağım. Doğa belgeselleri herkesin ilgisini çekmeyebilir ama insan hikayeleri hep ilgi çekicidir. İzleyince yorumlarını yaz yine. Hepsi çok ilginç gibi gozukmekle birlikte rotten i çok merak ettim. Onunla başlayacağım sanirim. Bu arada Sevil hanımın blogunuda ziyaret etmeyi düşünüyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-tutkunlarinin-seyahatlerine-yon-verecek-kitaplar", "text": "''Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? '' ikilemi yüzyıllardır tartışılır. Bu sorunun cevabını ''çok gezerken çok okumak\" olarak versek yanlış olmaz herhalde. Yeni yerler keşfetmek, yeni insanlar tanımak, yeni kültürlerle tanışmak seyahat severler için bir tutkudur. Göknur Gündoğan ve Murat Yankı tarafından kaleme alınan Türkiye Önoturizm Rehberi, Türkiye'de alanındaki ilk turistik rehber kitabıdır. Dünyanın ve Avrupa'nın bildiği önoturizm, bağ ve şarap turizmidir. Türkiye Önoturizm Rehberi kitabı, Türkiye turizm sektörüne yepyeni bir kapı açıyor. Kitabın içerisinden Türkiye Bağ Destinasyonları Haritası ve her bir tesisin sonuna eklenerek rotanızı otomatik olarak oluşturan QR kodları çıkıyor. Muhteşem bir deneyim yaşamak için öncelik tesisinizi belirleyin ve QR kodunu okutarak yola çıkın. Bambaşka bir hayatın peşine düşmüş arkadaş grubunun Amerika'yı baştan sona gezmesini konu alan Yolda kitabı bir nevi aşkın, hayatın ve özgürlüğün kitabıdır. Yolda kitabını okurken kendinizi bu arkadaş grubunun bir üyesi gibi hissedecek ve yola koyulma isteğinize karşı koyamayacaksınız. Macera dolu Yolda kitabı, seyahatlerinize de eşlik edecek muhteşem kitaplardan biri. Güncel, güvenilir ve rafine seyahat rehberine duyulan ihtiyacı fark eden Saffet Emre Tonguç, Türkiye'nin farklı noktalarından turizmin en iyilerini keşfetmek için yola çıktı ve izlenimlerin deneyimlerle harmanlandığı, günümüzden ve tarihten bilgilerin yer aldığı özel bir seçkiyi ortaya koydu. Türkiye'nin en güzel yerlerini ve konaklama tesislerini Butik Oteller kitabında bulabilirsiniz. Otel rehber kitabı olmasından ziyade keyifle okunacak ve farklı alanlarda bilgiler edinmenize yardımcı olacak bir kitaptır. Seyahate çıkmadan önce 41'den fazla butik otelin, Türkiye'nin zenginliklerinin, şehirlerin tarihlerin anlatıldığı Butik Oteller kitabını okumanızı öneririz. Ayrıca Butik Oteller kitabı, Boutique Hotels Turkey adıyla İngilizce olarak da yayımlanmıştır. Küçük bir bavul ve rehber kitaplarıyla Avrupa'yı, Orta Asya'yı, Ortadoğu'yu, Kafkasları gezen İlber Ortaylı, çıktığı bu yolculuklardan edindiği deneyimleri, gözlemleri, notları İlber Ortaylı Seyahatnamesi'nde kaleme almıştır. İlber Ortaylı Seyahatnamesi ile Suriye'den Rusya'ya, Bosna'dan Portekiz'e, Singapur'dan Litvanya'ya unutulmaz bir yolculuğa çıkacaksınız. İlber Ortaylı'nın eşsiz anlatım gücüyle kaleme aldığı bu eseri okuyarak Türkiye'nin önemini ve tarihini daha iyi kavrayabilirsiniz. Kendilerini ''Bursa aşığı ' olarak tanımlayan Fatma Durmaz Yılbirlik ve Saffet Emre Tonguç'un Bursa Hakkında Her Şey kitabında, adı gibi, Bursa hakkında her şeyi bulabilirsiniz. 7000 yıl öncesinden başlayarak Bursa'nın tarihinin katmanlarını tek tek keşfeden iki Bursa aşığı, bu keşiflerini sayfalar aracılığıyla sizlere aktarıyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk başkentinin köylerine, yüzlerce yıllık çınarlarına, eşsiz çinilerine, lezzetli mutfağına, yıllar öncesine götürecek köylerine bir de Saffet Emre Tonguç'un ve Fatma Durmaz Yılbirlik'in gözünden bakalım. Bursa Hakkında Her Şey kitabı, Bursa The Ultimate Guide adıyla İngilizce olarak da yayımlanmıştır. Dünyayı kendine özgü bir tarzda gezen Mehmet Genç'in seyahat anılarını topladığı Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri kitabı, seyahat etmeyi sevmeyenleri bile harekete geçirecek niteliktedir. Bazen komik, bazen hüzünlü, bazen ilginç ve bazen de gerilim dolu hikayelerle Mehmet Genç'in seyahatlerine eşlik edebilirsiniz. Köşe yazarı ve siyaset bilimci Murat Belge, İstanbul Gezi Rehberi kitabında İstanbul'un eşsiz güzelliklerini kendini özgü üslubuyla anlatıyor. Tarihi dedikodularla ve ilginç hikayelerle donatılmış bu kitapla adeta İstanbul turuna çıkacaksınız. Pera, tarihi yarımada, Boğaziçi ile sınırlı kalmayarak Küçükçekmece'den Florya'ya, Pendik'ten Üsküdar'a kadar uzanan bir kitaptır. 936 UNESCO Dünya Mirası Sit Alanı'nı ve 650'den fazla çarpıcı fotoğrafı Dünya Mirası kitabında bulabilirsiniz. Dünya Mirası kitabıyla 157 ülkenin eşsiz güzelliklerini yeniden keşfedeceksiniz. Her sit alanının konumuna, açıklamalarına ve fotoğraflarına ulaşarak UNESCO hakkında bilgi sahibi olacaksınız. İçinizdeki seyahat isteğini tetikleyebilir, bizden söylemesi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahat-uygulamalari", "text": "Hem yurtiçindeki hem de yurtdışındaki alternatif konaklama tiplerini bulabileceğiniz Booking, konaklama konusunda gezginlere yardımcı olan bir uygulama. Konaklayacak kişi sayısı, konaklama tipi, konaklanacak yerdeki koşullarla ilgili ayrıntılı bilgileri içinde bulunduran Booking, istediğiniz yerde istediğiniz fiyata konaklayabileceğiniz yerleri tek bir aramayla karşınıza çıkarıyor. Gizli fırsatlar ve erken rezervasyon sayesinde konaklamanızı çok uygun fiyatlara getirebileceğiniz Booking, \"ücretsiz iptal\" seçeneğiyle plan değişikliklerinizde de sizi zarara sokmuyor. Konaklama hakkında aradığınız tüm soruların yanıtlarına sahip bu uygulamanın offline modu sayesinde de seyahat planınızı kaybedip, başkalarıyla paylaşabiliyorsunuz. En uygun uçak bileti ile ilgili tüm ihtiyaçlara cevap vermek için hazırlanan Turna, istediğiniz yere istediğiniz tarihte olan tüm uçuşları önünüze getiriyor. Yerli ve yabancı çok sayıda havayolunu içinde bulunduran Turna, fiyat avantajları sayesinde aradığınız destinasyon için en uygun uçak biletini bulmanızı kolaylaştırıyor. Uçak bileti iptali ve değişikliğinin online yapılabildiği Turna'da, bir destinasyonun yıl içindeki tüm fiyatlarına da ulaşabiliyorsunuz. Şimdi Android uygulaması da artık indirilebiliyor. Kullanın. Yine Google tarafından geliştirilen bir web haritalama sistemi olan Google Maps, herkesin telefonunda mutlaka bulundurması gereken uygulamalardan biri. Dünyanın dört bir yanına ait ayrıntılı haritalarıyla iyi bir navigasyon olma özelliği bulunan Google Maps, gerçek zamanlı trafik koşullarını da gösteriyor. Ayrıca hem yürüyerek, hem arabayla, hem de toplu taşıma araçlarıyla seyahat etmek için uygun olan rotaları çıkaran Google Maps, gezginler için bir hayli yardımcı. Hostelbookers, Hostelworld Group bünyesinde hizmet veren ve konaklama konusunda gezginlere yardımcı olabilecek uygulamalardan biri. Dünyanın dört bir yanındaki hotelleri ve hostelleri detaylarıyla önünüze getiren bir uygulama olan Hostelbookers, uygun fiyatlarıyla hostel kültürünü geliştirmeyi amaçlıyor. Bütçeniz ve beklentinize göre çok sayıda konaklama alternatifini bulabileceğiniz Hostelbookers'da fiyat karşılaştırması yapabiliyor, kalacağınız yer hakkında bilgi edinebiliyor, hiçbir ücret ödemeden rezervasyon yapabiliyorsunuz. Hostelbookers'tan başka Hostelworld Group, bünyesinde hizmet veren uygulamalardan bir diğeri de Hostelworld. 170'den fazla ülkede bulunan hostelleri ve hotelleri içinde bulunduran Hostelworld, tesisler hakkındaki detaylar ve müşteri yorumlarıyla seyahatlerinizde konaklama sorununu ortadan kaldırıyor. Size en uygun fiyatla konaklama garantisi veren bu uygulama, istediğiniz hostele istediğiniz tarihe rezervasyon yapabilmenize imkan sağlıyor. Google'ın seyahat etmeyi seven kişiler için geliştirdiği Google Trips, gitmek istediğiniz yerle ilgili hayatınızı kolaylaştıracak önemli bilgileri sizinle paylaşıyor. Dünyadaki pek çok şehirle ilgili gezilecek yerler, yapılacak şeyler hakkında bilgi veren Google Trips; otel, uçak ve yemek rezervasyonları ile araç kiralama gibi birçok özelliği tek elden kontrol etmenizi sağlıyor. Dünyayı tek yerden keşfetmenizi sağlayan bu uygulama offline olarak kullanılabiliyor. TripAdvisor; bir şehir, gezilecek yer ya da otelde daha önce bulunmuş kişilerin deneyimlerini, tavsiyelerini bulabileceğiniz bir uygulama. Kullanıcıların yorumları ve çektiği fotoğraflar sayesinde gitmek istediğiniz yerle ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olabileceğiniz bu uygulama, seyahatinizi planlamadan önce mutlaka bakılması gereken yerlerden."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahate-cikarken-sirtcantamda-neler-oluyor", "text": "- Neredeyse bütün malzemelerim seyahat tipi. Havludan pantalona, saç kurutma makinasından diş ipine kadar... - Hafif, az yer kaplayan, yıkanıp kuruması kolay ve ütü sorunu olmayan kıyafetleri seyahatlarimde tercih ediyorum. - Zamanla az eşya ile seyahat etmeye alıştım 🙂 Gereksiz hiçbir şeyi kendime yük etmemeye özen gösteriyorum. - Çapraz çanta - Mini sırtçantası - Büyük sırtçantası - Kumaş kemer - Bufflarım - Sandalet - Yüksek bilek spor ayakkabı - Havlu (2) - Bikini - İç çamaşırlar - Çorap - Polar - Yelek - Yağmurluk - uzun kollu tshirt (2) - kısa kollu tshirt(2) - kolsuz tshirt(2) - Pantalon (2) - Tayt (2) - Şampuan - Nemlendirici krem - Güneş koruyucusu - Diş fırçası & macunu & ipi - Roll-on & Parfüm - Islak mendil - Saç fırçası & saç tokası - Saç kurutma makinası - İlaçlar - Yara bandı - Saç jölesi - Afterbite - Banyo lifi - Kulak tıkacı - Yapıştırıcı & bant - Pasaport & ehliyet - Rehber kitaplar ve notlarım - Dolar - Kilitli poşet - Konsolosluk telefonu - Rezervasyon çıktıları - Uygun apaptör - USB kablolar ve sarjlar - SD kartlar - Yedek Telefon bataryası - Fotoğraf makinası & şarjı &pili - Mini tripod - USD adaptör - İpod & kulaklık & sarjı siteniz oldukça güzel başarılarınızın devamını dilerim. Sizin gibi dünyayı dolaşmayı çok arzu ederim. Bu şu anda mümkün değil ama İnşaallah bir gün nasip olur. Merhaba sizden bir ricam olacak. Zahmet olmaz ise arkada duvardaki görsel edinmek istiyorum. Bulamaz isem fotoğrafını çekip bana atabilir misiniz? Simdiden teşekkür ederim. Zamanla öğreniyoruz doğru yolu, deneyerek yanılarak 🙂 Siteni inceleyeceğim. Ben son zamanlarda tatile cikarken yanina mutlaka duracelin şarj eden bataryasi var onu aliyorum. ayrıca hazin güneş gözlüğü de şart. Çok güzel gazi olmuş elinize sağlık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahate-cikmadan-once-evde-yapilmasi-gereken-son-kontroller", "text": "Uzun süreli bir seyahat veya kısa süreli bir tatil farketmeksizin yola çıkarken, yolculuk heyecanı ile tamamen gideceğimiz yere odaklanırız. Halbuki geride bıraktığımız evi döndüğümüzde güvenli bir şekilde bulabilmek için seyahate çıkmadan önce evde yapılması gereken son kontroller hayat kurtarıcı olabilir. Evde kimse kalmayacaksa bu kontrolleri mutlaka yola çıkmadan önce yapmanızı tavsiye ederim. Böylece rahat rahat seyahatinize odaklanabilir, evi düşünmek zorunda kalmazsınız. Gelin, seyahate çıkmadan önce evde yapılması gereken son kontroller listesine bakalım! Tatile çıkmadan önce temizlik yapmak kulağa çok çekici bir aktivite gibi gelmese de dönüşte temiz bir ev bulmak size çok iyi gelecek. Yol yorgunluğunun üzerine bir de temizlik ile uğraşmanız gerekmeyecek. Eğer seyahatiniz uzun sürecekse koltuk gibi toz toplayabilecek olan mobilyalarınızın üstünü örtmek de faydalı olacaktır. Tatile çıkmadan evi temizlemenin bir başka ve önemli faydası ise; siz yokken evin pis olmasından faydalanacak olan haşerelerin evi sarmasını engellemiş olacaksınız. Benim seyahate çıkarken evi toplamamın bir diğer sebebi ise yolda başımıza olumsuz birşey gelir de eve apar topar dönmek zorunda kalırsak, evde yaşayanlar dışımızda kişilerin de eve girmesini gerektiren durumlar oluşması durumunda evin derli toplu olması. Evdeki temizliğin bir parçası olarak evde çöp de bırakmamak gerekiyor. Uzun süre bekleyen çöp çürüyerek evin kötü kokmasına sebep olacaktır. Bu kokudan kurtalmak tahmininizden daha uzun sürebilir Ayrıca mutfakta kalan çöpler, haşerelerin bayram yapmasına imkan sağlamış olur. Sinek, böcek gibi haşereler siz dönene kadar evinizi istila edebilir. İkisini de yaşamamak adına, evden çıkarken evdeki tüm çöp torbalarını çöpe attığınızdan emin olun. Birkaç günlük bir tatile çıkıyorsanız sorun değil ama bir hafta 10 gün veya daha uzun süreli bir seyahate çıkıyorsanız buzdolabınızı mümkün olduğunca boşaltmanızı öneririm. Özellikle meyve ve sebze gibi dayanıksız ürünler kısa süre içinde bozulabileceği için bakteri üretme ve küflenme gibi sorunlar yaşayabilirsiniz. Uygun olan gıdaları dolabın dondurucu bölümüne taşımak iyi bir çözüm olacaktır. Özellikle yaz aylarında tatile çıkıyorsanız pencerelerinize güneşlik takmanız ve güneşliklerinizi kapatmanız çok işe yarar. Pencereye yakın ve yoğun güneşe maruz kalan eşyalarınız varsa renklerinde solmalar hatta çok uzun süre direkt güneş ışığı görürse yanmalar dahi olabilir. Güneşlik tüm bu solma/yanma sorunlarını kolayca ortadan kaldırır. Televizyon, çamaşır makinası, fırın, küçük ev aletleri, bilgisayar, televizyon gibi elektronik ürünleri kullanmasanız dahi az da olsa enerji harcarlar. Evden uzun süreli ayrılacaksanız elektronik aletlerinizi prizden çekerseniz enerji tasarruf sağlamış olursunuz. Ayrıca siz evde yokken ani voltaj değişiklikleri, elektrik kaçakları veya arızalar gibi nedenlerle elektronik eşyalarınız zarar görebilir. Evde olsanız anında müdahale edebileceğiniz bu durumlar, siz evde yokken yangına kadar varan sorunlara neden olabilir. Bu ürünleri fişten çektiğinizden riskleri bertaraf etmiş olursunuz. Tabii ki bu durumun istisnaları var; buzdolabı, dondurucu gibi aletlerin fişlerini çekmeyin ki içinde kalan ürünler uzun ömürlü olsun. Seyahate çıkarken mutlaka kapatmanız gerekenlerden bir diğeri de doğalgaz kombidi. Hem kombiyi kapalı durumuna getirmeniz, elektriğini kesmeniz hem de doğalgaz vanasını tamamen kapalı konuma getirmeniz hayati önem taşıyor. Ev sahibi evde yokken gaz kaçağı gibi bir sorun yaşanması ciddi sonuçlar doğurabilir maalesef. En çok yaşanan ev kazalarının başında su tesisatından kaynaklanan sorunların olduğunu biliyor muydunuz? Baskın, taşkın, su kaçırması gibi sorunlar nedeniyle tatilden döndüğünüzde bir sürpriz ile karşılaşmamak veya bu riski en aza indirmek için yola çıkmadan önce tüm su vanalarını kapattığınızdan emin olun, evin farklı yerlerinden vanalar varsa hepsini kontrol edin. Yıllar önce ailemle yaşarken tatile gittiğimizde komşularımız arayıp kapımızın altından su taştığını haber vermişlerdi. Tatilden apar topar döndüğümüzde, patlayan bir su vanası nedeniyle bütün evin su içinde kaldığını görmüştük. Tüm evin temizlenmesi ve kuruması günlerce sürmüştü. Halbuki o vanayı kapatmış olsak bunların hiçbiri yaşanmamış olacaktı. Evde çiçekleriniz, bitkileriniz varsa kısa süreli seyahatler için evden çıkmadan son bir sulama yapmanız en iyisi olacaktır. Ancak daha uzun bir seyahat planınız varsa çiçeklerinizin saksı tabaklarına ek su doldurmak, toplu olarak çiçekleri leğen içine yerleştirmek veya pet şişeden damlama sulama sağlayan aparatlardan almak alternatif çözümler olabilir. Seyahatiniz bir haftadan uzun sürecekse ev anahtarınızı bir yakınınıza verip çiçeklerinizi düzenli olarak sulamalarını isteyebilirsiniz. Bunu yapacaksanız, sulayacak olan kişiye sulama talimatlarını düzgün vermeyi unutmayın. Aksi halde eve döndüğünüzde fazla sulanmaktan çürümüş çiçekler sizi karşılayabilir, başıma geldi oradan biliyorum. Tatilde olduğunuz süre içinde genelde en büyük risk maalesef hırsızlık. Kilidi olan bütün dış ve iç kapıları ve kilidi varsa pencereleri kilitlemek hırsızın işini zorlaştırır hatta pes etmesini sağlayabilir. Özellikle balkon kapıları, varsa kolay ulaşılabilen kapı ve pencerelerin kilitlenmesi evinizin güvenliğini üst seviyeye taşımanızı sağlar. Eğer evinizde değerli mücevher, altın, değerli elektronik, para, döviz gibi yatırım araçları bırakıyorsanız, yanınızda tatile götürmek veya bir bankaya bırakmayı tercih etmiyorsanız en ideal çözüm evde kullanmaya uygun, yüksek güvenlikli çelik kasa kullanabilirsiniz. Çelik kasa sayesinde değerli eşyalarınız için hırsızlık girişimlerine karşı tedbir almış olursunuz. Saklamak istediğiniz ürünlerin boyu, ağırlığı, türüne uygun bir kasa seçmek, suya ve yangına karşı dayanıklı bir kasa seçmek ve çelik kasa fiyatları için Hakan Çelik Kasa ürünlerini inceleyebilirsiniz. Seyahate çıktığınızda gözünüzün arkada kalmasını önleyecek olan yöntemlerden bir diğeri de alarm veya güvenlik sistemi kullanmak. Eğer evinizde güvenlik kamerası varsa, alarm sistemi varsa tatile çıkmadan önce mutlaka çalışır konuma getirin. Güvenlik sistemleri sadece hırsızlık için değil, yangın, su baskını, gaz kaçağı gibi durumların fark edilmesi için de işe yarar. Siz tüm önlemleri alsanız da siz yokken evinizde sorunlar çıkabilir. Üst komşunuzun banyo borusu patlayabilir, sizin eve su akabilir, mahallede genel bir trafo arızası olabilir, elektronik eşyalarınız zarar görebilir, dolu yağabilir camlarınızı kırabilir... Bu liste uzar gider. Bu ve bunun gibi risklerden doğan zararları karşılayabilmek adına konut sigortası yaptırabilirsiniz. Sizin belirlediğiniz limitler dahilinde zararlarınız sigorta tarafından karşılanır. Tatile gidiyorsunuz, belki uzun süreli uzak bir destinasyona gidiyorsunuz ve evde olabilecek herhangi bir sorunda geri dönme imkanınız olmayacak. O zaman ne yapacaksınız? Çözüm çok basit; yakın bir arkadaşınız, bir komşunuz, hatta mahalle bakkalı gibi sizin için güvenilir olan birilerine yedek anahtarınızı bırakabilirsiniz. Bitki sulama, varsa evcil hayvanınızı besleme veya evde bir arıza olduğunda ilgilenebilme gibi konular olduğunda hızlıca çözüm bulabilirsiniz böylece."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahatleri-ucuza-getirme-rehberi", "text": "Yurt dışı seyahatleri ucuza getirme rehberi fikri nereden mi çıktı? Çünkü sürekli soruyorsunuz 🙂 \"Nasıl bu kadar çok geziyorsun, gezilerini nasıl ucuza getiriyorsun?\" herhalde en çok aldığım sorular. Bir de \"bu kadar parayı nereden buluyorsun?\" sorusu var ki, o başka bir yazı konusu olsun. Benim gibi sürekli seyahat ediyorsanız, üçün beşin hesabını yapmak gerekiyor. Bir seyahatte yaptığım tasarruf bir sonraki seyahat için bütçe çıkmasını sağlıyor. Aksi halde her ay bir yerlere gitmek yerine yılda bir kez seyahate çıkar, mutsuz mutsuz çok gezenleri takip ederim. Hadi gelin, kalem kalem yurt dışı seyahatleri ucuza getirme tüyolarımı, kendi uyguladığım yöntemlerimi size açıklayayım! Benim için seyahatlerin e büyük maliyet kalemi ulaşım. Eğer uzun mesafeli bir yolculuk olacaksa elbette uçak bileti. Ucuz uçak bileti yakalayamak en çok zaman, mesai ayırdığım konulardan biri. Bunun için kullandığım internet sitelerini ve yöntemlerimi tek tek anlatıyorum, not alın. Ucuz uçak bileti bulmanın en kolay yollarından biri havayolu şirketleri veya uçak bileti karşılaştırma sitelerinin kampanyalarını takip etmek. Benim buradaki formülüm oldukça basit: Havayolu firmaları ve uçak bileti karşılaştırma sitelerine üye oluyorum. - Üye olduğunuzda size kampanyalar e-posta olarak gelmeye başlıyor. Her gelen kampanyada benim için uygun destinasyonlar var mı diye hızlıca göz atıp ilgimi çeken bir yer varsa fiyat detaylarına bakmak için tarih seçeneklerine bakıyorum. - Artık teknolojinin gelişmesi ile, e-posta gelmesini beklemeden, firmaların mobil uygulamarından gelen \"bildirimler\" ile kampanyalardan haberdar olabiliyorsunuz. Bu bildirimlerden haberdar olabilmek için uygulamayı indirirken \"bildirimlere izin vermeniz\" gerekiyor. Uygulamayı indirirken izin vermediyseniz sonradan bildirim ayarlarınızı güncelleyebiliyorsunuz, panik yok. - Sosyal medyada havayolu şirketlerinin ve fiyat karşılaştırma sitelerinin hesaplarını takip etmek de işe yarıyor. Kampanya duyuruları sosyal medyadan da yapılıyor, oradan yakalayabilirsiniz. Böylece e-posta gelmesini beklemeden kampanyalardan haberdar olabiliyorsunuz. Sevgililer günü, anneler günü, black friday gibi tüm tüketim dünyasını harekete geçiren dönemlerde havayolu firmaları da kampanyalar yapıyor. Bu kampanyaları mutlaka takip edin. Biz Meksika biletimizi Air France'in black friday kampanyasından çok uygun fiyata almıştık. Her yıl THY sevgililer gününde ikinci bilete 1 TL kampanyası yapardı mesela. Bu tarz özel günler indirimli bilet yakalamak için en iyi zamanlardır. Uçak bileti karşılaştırma sitelerinin artık pek çoğunda \"fiyat alarmı\" özelliği var. Ben Enuygun. com sitesinin fiyat alarmlarını çok kullanıyorum. Bir yere gitmek istiyorum ve kafamda bir taban/tavan fiyat varsa, bilet fiyatı değiştiğinde bana e-posta ile bilgilendirme geliyor. Tüm havayolu firmalarının sitelerine üye olmak ve takip etmek çok kolay bir iş değil. E-posta kutunuza gelen mesajları bir süre sonra görmezden gelmeye başlayabiliyorsunuz. Kampanyaları takip edip Facebook'ta paylaşan pek çok grup var. Ben \"Seyahat Fırsatları\" grubunu takip ediyorum. Neredeyse tüm havayollarının sadakat programı var. Pegasus'un Bolbol, THY'nin Miles&Smiles gibi... Bu programlara üye olduğunuzda her uçuşunuzdan belli bir puan/ödül kazanıyorsunuz ve bu ödüller belli bir seviyeye ulaştığında uçak bileti alabiliyorsunuz. Bu programlara üyelik herhangi bir ücrete tabii değil, dolayısıyla mutlaka sık kullandığınız havayollarının programlarına mutlaka üye olun. Ödül programları sadece havayolu firmalarında yok, Turna. com gibi fiyat karşılaştırma sitelerinin de ödül programları var. Turna. com'da arkadaşlarınızı üye olması için davet edebiliyor ve onlar bilet aldıkça siz de puan/ödül kazanabiliyorsunuz. Aşağıdaki bağlantıdan üye olarak siz de bana destek olabilirsiniz. Turna. com'a üye ol, ucuz uçak bileti kampanyalarını takip et! Ödül programlarının biraz daha gelişmiş versiyonları kredi kartlarında var. Uçuş mili, puanı kazandıran çok sayıda kredi kartı var. Bu kartlar ile yaptığınız alışverişlerden kazandığınız puanları da uçak bileti almak için kullanabiliyorsunuz. En çok mil kazandıran kredi kartları yazıma göz atın! Mil programına üye değilseniz veya yeterl miliniz yoksa @pointship. int uygulaması üzerinden yeterli kadar mili olan üyeler ile mil paylaşımı yapabilirsiniz. Pointship üzerinden yapacağınız ilk işlemde, servis ücretinde %10 indirim kazanmak için Pointship Promosyon Kodunuz: COCG-2021. İndirimden faydalanmak için tıklayın! Çoğu çalışan, yıllık izinlerini çok zor aldığı için tatil programını tam olarak izin tarihlerini kapsayacak şekilde yapmayı tercih ediyor. Bayram tatilleri, yılbaşı gibi tatil dönemlerinde bu nedenle ucuz uçak bileti bulmak neredeyse imkansız oluyor. Bunun çözümü gidiş ve dönüş tarihlerinizi esnetmek. Tatil başlangıcı Cuma ise, bir gün önce yola çıkıp Perşembe günü yola çıkmak ve dönüşü Pazar günü yerine Cuma günü yapmak gibi... Herkes aynı tarihlerde uçmak istediğinde talep fazla olduğunda fiyat düşmez. Ama insanlar yola çıkmadan önce veya döndükten sonraya bilet alırsanız ciddi fiyat avantajı yakalarsınız. - Hafta içi uçuşları genellikle hafta sonlarından ucuz olur. - Gün ortası uçuşları sabah ve akşam uçuşlarından ucuz olur. - Bir ülkeye gidiş havalimanı ile dönüş havalimanı şehri farklı olursa genelde daha pahalıya gelir. Fiyatların nasıl dalgalandığını Turna. com, Skyscanner. com ve Kiwi. com uygulamalarında kolayca görebilirsiniz. Antalya'ya hangi mevsimde gidersiniz? Ben en geç Mayıs'ta giderim. Yaz aylarında Antalya'nın ne kalabalığına, ne sıcağına, ne de yüksek uçak bileti ücretlerine katlanmam gerekmez böylece. Ben genel olarak gideceğim yerlere yüksek sezondan düşük sezona geçerken veya tam tersi düşük sezondan yüksek sezona geçerken gidiyorum. Böylece hem gideceğim yerde fiyatlar yüksek olmuyor hem de uçak biletleri. Uzakdoğu'ya Muson yağmurları zamanında gitmek istemezsiniz belki ama biz Endonezya'ya tam kuru sezonun sonunda, yağmurlu sezonunun başında gitmiştik. 1-2 gün dışında hiç yağmura yakalanmadık. Bu sezonları nereden bulacağız diye çok soru da geliyor. Google'a gideceğiniz yeri içerecek şekilde \"best time to visit Thailand\" veya \"tayland'a gitmek için en iyi zaman\" gibi yazarsanız, doğru sonuçları kolayca bulabilirsiniz. Erken kalkan yol alır diye boşuna dememişler. Özellikle uzun mesafe yani pahalı olabilecek uçak biletlerini ben genelde 6-8 ay öncesinden alıyorum. Hem zamanınız olduğunda kampanya yakalama ihtimaliniz artıyor hem de ne kadar erken alırsanız o kadar ucuza bilet alma/bulma imkanınız oluyor. Tabii ki uzun uçuşlarda en konforlusu direkt uçmak ama aynı zamanda en pahalı yöntem de o. Tarihleri esnettiğiniz gibi uçuş bağlantılarınızı da esnetirseniz çok daha uygun fiyata uçak bileti bulabilirsiniz. Aktarmalı uçuş seçeneklerini iki kategoride değerlendirmek lazım. - Tek bir havayolu ile aktarmalı uçuş: bu yöntem direkt uçuşa göre daha ekonomik olsa da yine de en ekonomik yöntem değil. - Farklı havayolları ile aktarmalı uçuş: asıl fiyat avantajı yakalayacağınız yer burası. Ancak havayolu firmalarında bu seçeneği bulamayacağınız için mutlaka uçak bileti karşılaştırma sitelerinden faydalanmanız gerek. Kiwi. com benim bu seçenek için en fazla tercih ettiğim site. Bu seçenekte dikkat etmeniz gereken konu transit vize konusu. Transit vize uygulamaları yazıma mutlaka göz atın. Kiwi. com'un Nomad özelliği ile uzun süreli ve çoklu uçuş yapmayı planladığınız bir seyahatiniz varsa çok ucuza bilet bulabilirsiniz. Londra'da 3 tane havaalanı var, İstanbul'da 2 tane, Paris'te 3 tane... Dolayısıyla tek bir havaalanına bakarsanız tüm uçuş seçeneklerini bulamayacağınız. Yine fiyat karşılaştırma siteleri bunun için süper bir çözüm sunuyor. Havaalanı seçmek yerine yer seçebiliyorsunuz, hatta yakın şehirleri de seçebiliyorsunuz. Böylece tek bir havaalanına mahkum olmuyorsunuz. Genellikle uçak bileti bakarken sorun Türkiye'den çıkmak. Türkiye'den çıktıktan sonra ucuz bilet bulma imkanı artıyor. Bu seçeneklerden faydalanmak için tren veya otobüs ile Bulgaristan'ın başkenti Sofya'ya gidip oradan uçak ile başka ülkelere geçmek bir seçenek olabilir. Bu tarz kombinasyonları bilet ararken değerlendirmenizde fayda var. Bilgisayarlarınızda arama yaptığınız tarayıcılar sizin arama geçmişinizi tutuyor. Aynı sitede sürekli uçak bileti ararsanız bilet fiyatlarının düşmediğini sürekli yükseldiğini fark etmişsinizdir belki. Bu kullanıcı kesin Almanya'ya gidecek, o yüzden fiyatları yükseltebilirim diye çalışıyor fiyat arama motorları çoğunlukla. O yüzden uçak bileti arayacaksanız, tarayıcınızdaki \"gizli pencere\" bölümünden aramalarını yapın. Tüm bu yöntemleri uyguladınız ve en ucuz bileti buldunuz diyelim. Uçuşların saatlerinin değişebileceği, rötar olabileceğini, uçuşların iptal olabileceği ihtimalini her zaman göz önünde bulundurun. Özellikle aktarmalı uçuş planladıysanız ve havayolu firmaları farklı ise rötar veya uçuş iptali durumunda diğer uçuşunuzu kaçırırsanız malesef bir hak iddia edemiyorsunuz. O yüzden aktarma aralarını en az 3-5 saat planlayın. \"Bedava konaklamak mı, nasıl olur?\" diyenleri duyar gibiyim. Couchsurfing uluslararası bir platform, evinde müsait yeri olanlar sisteme dahil olarak kalacak yer arayanları evlerinde misafir ediyor. Sistem tamamen gönüllük esası ile çalışıyor. Hem ev sahipleri hem de misafirler için bir değerlendirme sistemi var, evinizde kalmak isteyenlerin profilini inceleyip haklarındaki yorumlara bakarak onaylamak veya onaylamamak size kalmış. Tam tersi de geçerli, birinin evine misafir olmak istediğinizde güvenebilmek için siz de o kişinin yorum ve değerlendirmelerine göre karar verebiliyorsunuz. Özellikle yalnız ve uzun süreli seyahat ediyorsanız, hem arkadaş edinmek hem de ucuza konaklamak için en iyi yöntemlerden biri de hosteller. Genellikle 8-10 kişilik yatakhanelerde ortak mutfak, banyo ve tuvalet kullanımlı hosteller konaklama için en ucuz yöntemlerden biri. Çoğunlukla hostellerde mutfak alanı da olduğu için yemeyi de ucuza getirmenizi sağlar. Sanıldığı gibi sadece gençlerin tercih ettiği değil, özellikle uzun süreli dünyayı gezen gezginlerin tercih ettiği yerlerdir hosteller. Hostel konaklaması hakkında bilmeniz gerekenler yazımda çok daha fazlasını bulabilirsiniz. Eğer tek başıma değil de eşim veya arkadaşlarım ile seyahat ediyorsam tercih ettiğim konaklama yöntemi daire kiralama veya otel konaklaması oluyor. Otel aramak için en çok kullandığım site yıllardır Booking. com, beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı. Kullanıcı yorumlarına ve hizmet kalitesine sonuna kadar güveniyorum. Booking. com'u eğer uzun süre kullanıyor veya sık rezervasyon yapıyorsanız bir süre sonra sizi \"Genius\" üye yapıyor. Böyle olunca size özel Genius indirim fırsatları gösteriyor. %15-40 gibi oranlarda değişebiliyor bu indirimler. Bu indirimlerden çok faydalanıyorum. Booking. com'a üye olmak ve ucuz otel bulmak için tıklayın! Ayrıca bu sitelerin kendi sadakat programları kapsamında farklı kampanyaları olabiliyor. Mesela Hotels. com her 10 konaklamaya 1 konaklama hediye ediyor. Booking. com ise arkadaşlarınızı davet ettiğinizde onların rezervasyonlarından belli bir oranı size komisyon olarak veriyor. Airbnb, otel yerine daire kiralama sistemi. Otelden daha uygun fiyata, ev rahatlığında konaklamak için airbnb sistesini de tercih edebilirsiniz. Airbnb evlerinde kalmanın avantajı, yine mutfaktan faydalanabileceğiniz için yemek masraflarınızı da azaltmanıza fırsat veriyor. Biz daire konaklaması yaptığımızda, marketten alışveriş yapıp kahvaltıyı evde yapıyoruz. Hem bir öğünü bu şekilde hallediyoruz, hem de dışarıda yemekten çok daha ucuza geliyor. Airbnb, hostel ve otel konaklamaları için; eğer konaklama sürem uzun olacaksa ben genelde şöyle bir taktik uyguluyorum. İlk geceyi online rezerve edip gittiğimde daha uzun kalmak istediğimi, otel rezervasyon sitesine verdikleri komisyonu bana indirim olarak verip veremeyeceklerini soruyorum. Genelde kabul ediyorlar ve %20 civarında indirim yapıyorlar. Seyahatleri ucuza getirmek için her yol mübahtır. Gittiğiniz sezon ve coğrafya uygunsa çadır pek çok konaklama şeklinden çok daha ucuza gelir. İzlanda seyahatimizde kiraladığımız arabanın üstünde çadır olması bize hem esneklik hem de ciddi bir maliyet avantajı yaratmıştı. Uçak biletinde olduğu gibi oteller için de mil programları üzerinden otel rezervasyonu yaparak otel konaklamanızı ucuza hatta bedavaya getirebilirsiniz. Bu benim çok kullandığım bir yöntem değil ama sevgili arkadaşlarım Gökçe ve Steve bu yolla dünyanın bambaşka noktalarında şahane otellerde kaldılar. Maldivler videolarını linkledim, bana inanmazsanız videoyu izleyin. Eğer uçağınız gece geç saatte gideceğiniz yere varıyorsa veya uzun süreli bir aktarmanız varsa; otele para vermek yerine havalimanında uyumak size bir gece konaklama kazancı sağlar. Norveç, İran, Dubai, Singapur, Fransa gibi farklı ülkelerde havalimanında uyuma imkanım oldu. Bazı havalimanları bu konuda gerçekten çok iyi \"Slience Room\" adında alanları var ve uyumaya uygun ayaklarınızı uzatarak yatabileceğiniz şezlong benzeri koltuklarda rahatça uyuyabiliyorsunuz. Hangi havalimanlarının buna uygun olduğunu görmek için Sleeping in Airports sitesini inceleyebilirsiniz. Gittiğiniz yerlerde bir şehirden veya bir ülkeden diğerine yolculuk yapacaksanız ve manzara izlemek gibi bir planınız yoksa gece yolculuğu yapmak bir gece otel masrafından tasarruf etmenizi sağlar. Gece yolculuğu için uzun mesafe ise uçak, daha kısa mesafeler için ise tren, otobüs, feribot gibi seçenekleri değerlendirebilirsiniz. Vietnam'daki yataklı otobüsler, Peru ve Bolivya'daki süper rahat otobüsler, Norveç'teki gece trenleri bana pek çok gün kazandıran bazı örneklerim. Norveç gezi maliyeti yazımda havalimanı ve trende geceleri geçirerek nasıl maliyet avantajı sağladığımı anlatmıştım. Yurt dışında, özellikle batıya doğru giderseniz, bir diğer büyük harcama kalemi yemek! Yukarıda yemek konusuna ufak ufak giriş yaptım, biraz daha detaylara girelim. Devir artık tamamen ekonomi devri. Özellikle pahalı ülkelere gidiyorsanız; Türkiye'den, götürebileceğiniz kadar çok, yiyecek götürmeyi düşünebilirsiniz. Konserveler, kuru gıdalar, vakumlanmış peynirler gibi. Biz İzlanda'ya giderken 18 kg bir çanta yiyecek götürmüştük. Aşağıdaki fotoğraftaki çekçekli valiz bizim yemek valizimiz idi. Biz gittiğimiz dönemde bir çorba 100 TL idi, hal böyle olunca biz hemen hemen tüm öğünlerimizi Türkiye'den götürdüklerimiz ile halletmiştik. Eğer yukarıdaki konaklama seçeneklerinden, ev veya hostel tercih etttiyseniz kahvaltınızı dışarı çıkmadan önce yapın. Ben genelde ilk günler için yanımda börek, poğaça tarzı birşeyler götürüyorum. Sonraki günlerde ise marketten alışveriş yapıyoruz. Korkmayın hemen her yerde peynir, zeytin, ekmek, domates, yumurta bulabiliyorsunuz. Ben genelde çantama eriyebilir kahvelerden veya yeni keşfettiğim tek kullanımlık filtre kahvelerden atıyorum. Dünyanın pek çok yerinde sokak yemekleri nefis oluyor. Öğünlerinizden birini sokakta yerseniz bir restoranda ödeyeceğiniz paranın yarısından daha ucuza gelecektir. Avrupa'da sosisli, Uzakdoğu'da kızarmış pirinç, Meksika'da taco'yu sokakta yemelisiniz. Hem restoranlara göre çok daha ucuz hem de çeşitlilik açısından çok zengin olabiliyor sokak yemekleri. Dünyanın en iyi mutfakları olarak anılan Meksika, Vietnam gibi ülkelerde yemekleri asıl tatmanız gereken yerler aslında sokak tezgahlarıdır. Pahalı ülkelerde market en büyük kurtarıcınız olsun! Türkiye'den taşımak istemezseniz gittiğiniz ülkede marketten alışveriş yapmak, restoranlarda yemeye kıyasla çok çok daha ucuza gelir. Hostel, airbnb veya kamp gibi yerlerde kendi yemeğinizi kendiniz yapabilirsiniz. Sokak yemeklerini bulamayacağınız ülkeler olacak, İzlanda, Norveç gibi. Sokakta yaşam soğuk, sokak yemeği de pahalı. O zaman ne yapıyoruz marketten alışveriş yapıyoruz. Özellikle Avrupa'da marketlerde çok fazla pişirmenize gerek olmadan yiyebileceğiniz hazır yemekler veya micro dalga fırında ısıtmaya uygun yemekler oluyor. Hangisini seçerseniz seçin restoranda yemeye göre çok çok ucuza geliyor. İçeceklerinizi de marketten alıp güzel parklarda içebilirsiniz. Gittiğim ülkeye özgü yemekler varsa onları mutlaka denemeye çalışıyorum. Ama yemekleri denedik ve hevesimi aldıysam artık önceliğim ekonomi yapmak oluyor. Özellikle Avrupa'nın kuzeyine çıktıkça fiyatlar yükseldiği için bu çözümleri oralarda daha fazla kullanıyorum. Ama Meksika'da yemek ucuz olmasına rağmen biz sabah kalktığımızda erken saatte yemek yiyecek açık yer bulamadığımız için orada mecburen bir önceki günden alışveriş yapmıştık. Gittiğimiz yere göre çözümlerimiz farklılaşabiliyor. Kahvaltı dahil bir otelde kalıyorsanız öğle yemeğini aradan çıkarmak için kahvaltıdan çantanıza sandviç veya meyve atmayı düşünebilirsiniz. Norveç çok pahalıydı ama biz Bergen'de uygun fiyata kahvaltı dahil bir otel bulmuştuk. Kahvaltıda da çok güzel sandviç ekmekleri vardı. Kendimize kocaman sandviçler yapıp günü onunla idare etmiştik. Matara veya herhangi bir su şişesi size gittiğiniz yerde çeşmeden su doldurup imkanı sağlayacak. Dünyanın pek çok yerinde çeşme suyu içilebiliyor. Gideceğiniz yeri önceden araştırırken suyun içilip içilmediğini kontrol edebilir veya gittiğiniz yerde sorabilirsiniz. Ayrıca uçak yolcuğunda yanınızda su mataranız varsa; pek çok havalimanında içme suyu çeşmeleri oluyor, iner inmez mataranızı buralardan doldurup havalimanında suya bir sürü para vermek zorunda kalmazsınız. Türkiye'deki grup alışveriş siteleri gibi yurtdışında pek çok ülkede indirim/kupon veren siteler/uygulamalar var. Gitmeden önce araştırabilirsiniz. Ayrıca Trip Advisor sitesinde bazen saatlik indirimler olabiliyor, onları takip ederek de güzel fırsatlar yakalayabilirsiniz. Bir de özellikle Avrupa'da restoranlar \"öğlen menüleri\" hazırlıyor. Çorba, ana yemek, içecek dahil gibi ve normal fiyatına veya akşam yemeğine göre çok daha uygun oluyor. Biz Malta'da tavşan yahnisini böyle denemiş, akşam çok daha küçük bir menü ile idare etmiştik. Turistik yerler, şehrin ana caddeleri, en popüler noktaları yerine arka sokaklar ve yerellerin gittiği restoranları tercih edebilirsiniz. Onları nereden buluruz derseniz, yerellere sorarak kolayca bulursunuz. Kaldığınız yerdeki çalışanlara, turizm danışma bürosu çalışanlarına veya sokakta sohbet etme fırsatı bulduğunuz herhangi birine sormanız yeterli olacaktır. Son söz olarak; tabii ki seyahat etmek yeni kültürler tanımak demek ve buna yemek kültürü de dahil. Ekonomi yapacağım diye gittiğiniz yere özgü yemekleri denemeyi ihmal etmeyin. Türk lirasındaki değer kaybı nedeniyle eskiden bizim için çok ucuz olan ülkeler dahi artık normal seviyelere gelse de ümidimizi yitirmiyoruz. Gezmeye devam etmek için eskisi kadar olmasa da hala ucuz ülkeler var. Üstelik bazılarına gitmek için pasaport bile gerekmiyor. Seyahat planı yaparken bu ülkelere öncelik vermek ekonomi yapmanızı sağlayacaktır. Türk Vatandaşları için hala ucuz ülkeler yazıma göz atın. Her seyahatimin sonunda o seyahatimin maliyetini instagram hesabımda mutlaka paylaşıyorum ve o paylaşımın altına gelen \"nasıl bu kadar ucuza mal ettin?\" sorularına cevap olaması için bu yazıyı hazırladım, umarım herkese faydalı olur. Siz de kendi formüllerinizi yorum olarak yazıya ekleyin, yazımı okuyanlar için güzel bir kaynak oluşturalım. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyahatperest-ozge-lokmanhekimden-gezi-tuyolari", "text": "Gezmek benim için bir yaşam biçimi, nefes almak gibi diyebilirim. Rutinden çıkma diyemem zira benim rutinimde 15 yaşından beri gezmek var. Her seyahat yeni bir yer ve yeni insanları beraberinde getirse de asıl amaç aslında insanın kendisini bulması, tanıması. Yeni şeyler denemek ayrı bir keyif elbette. Bir tek yer saymam çok zor, Sidney'de kambur balinaları görmek, Kenya'da safari sırasında aslanlarla burun buruna kalmak, Karadeniz'de Pokut -Artvin arasında trans yayla yürüyüşü, Kapadokya'da gün doğumunu balonda izlemek ilk aklıma gelenler. Her seyahatin bir unutulmaz, beni etkileyen tarafı oluyor. Sakın gitmeyin diyeceğim yer yok ama şurada şu zorluklar var ya da şunları beğenmedim diyebilirim. Mesela Moskova, İngilizce tabela vs olmadığı için gezmesi zor bir sehir. Batum küçük, 2 günde her yerini görebilirsiniz, 1 hafta ayırmaya gerek yok gibi önerilerim olur. Her zaman! Geçerli bir pasaport ve vize olmalı hep. Aksi halde her seyahat öncesi bu işlemlerle uğraşmak yorucu ve zaman alıyor. Planlı geziyorsanız erken rezervasyon bütçe açısından faydalı. Iyi bir ön araştırma şart elbette. Zaten Seyahatperest de bunu sağlamak için var. Bence önce okuyup sonra okuduğu yerleri gezen çok bilir. Okuduğum şeyleri yerinde tecrübe edince o bilgi benim hafızama kazınır, yer eder ve unutmam. Böyle öğrenmek daha kolay. - Seyahatperest. com - Facebook. com/Seyahatperest - @OzgeLokmanhekim"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/seyitgazi-de-gezilecek-yerler", "text": "Seyitgazi; Cüneyt Arkın filmlerinden tanıdığımız, Bizans'a karşı savaşan, Battal Gazi'nin türbesine ev sahipliği yapması ile tanınan, şirin ve küçük bir anadolu ilçesi. Eskişehir'in ilçelerinden biri olan Seyitgazi, pek bilinen, çok ziyaret edilen bir yer olmasa da az bilinen güzellikleri ile yakında adını daha fazla duymaya başlayacağınız yerlerden. Seyitgazi tarafına bir seyahat planlıyorsanız; Seyitgazi'de gezilecek yerler, konumu, ulaşımı, konaklama seçenekleri gibi ihtiyaç duyacağınız pek çok bilgiyi Seyitgazi gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar! Seyitgazi'de gezilecek yerler listesi tahmin ettiğinizden, beklediğinizden daha uzun çünkü binlerce yıl boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir bölge. Burası Yazılıkaya Vadisi'nin devamında yer alıyor, yani Dağlık Frigya'dan pek çok eser Seyitgazi çevresinde sizi bekliyor. Seyitgazi'de görülecek yerler sadece Friglerden kalanlarla sınırlı değil, prehistorik dönemden kalıntılar, Doğu Roma, Selçuklu, Osmanlı derken burada tarih ve kültür sevenler için çok fazla gezilecek yer var. Aşağıda Seyitgazi'de gezilecek yerler listesini göreceksiniz, yazının devamında da listede bulunan yerlerin detaylı açıklamalarını bulacaksınız. - Seyyid Battal Gazi Külliyesi ve Türbesi - Selçuklu Hamamı & Seyitgazi Bor ve Etnografya Müzesi - Santral Park - Taşlık Köyü Çiftlik Parkı - Melik Gazi Türbesi - Şeyh Sücaeddin-i Veli Külliyesi ve Türbesi - Nazım Hikmet'in Anıt Mezarı - Küllüoba Höyüğü - Gerdekkaya Mezar Anıtı - Doğanlı Kale - Hamamkaya Frig Kaya Mezarı - Akpare Kale - Bahşeyiş Anıtı - Aslanlı Mabet - Berberini Kaya Kilisesi - Delikli Kaya Nekropolü - Asmacık İnleri Kaya Mezarları - Fethiye İnlerönü Ören Yeri - Seyircek Kale Detaylı gezi videoları için youtube kanalımı, anlık seyahat paylaşımları için instagram hesabımı takibe almayı unutmayın! Seyitgazi denince herkesin aklına ilk gelen kişi şüphesiz ilçenin adını aldığı Seyit Battal Gazi, ilk gelen yer de Battal Gazi Türbesi'nin içinde bulunduğu etkileyici külliye yapısı. Seyyid Battal Gazi Külliyesi'nin bulunduğu tepenin adı Üçler Tepesi, tepeden çok güzel bir Seyitgazi manzarası var. Bu manzara tarih boyunca ilgi görmüş ki, Frigler döneminde burada bir pagan tapınağı olduğu varsayılıyor. Roma döneminde kiliseye/manastıra dönüştürülen tapınak, Selçuklular döneminde külliyeye dönüştürülmüş. Halk kahramanı olarak bilinen Seyyid Battal Gazi, Seyyid adını Hz. Ali'nin soyundan gelmesinden, Battal adını yiğitliğinden, Gazi ünvanını da savaşlardaki kahramanlıklardan almış. Battal Gazi; 740 yılında Arap ordularıyla Doğu Roma arasında yapılan Afyon savaşına katıldığı, Mesih Kalesi önünde yapılan çarpışmada öldüğü ve vasiyeti uyarınca Seyitgazi'deki Üçler Tepesi'ne gömüldüğü kabul ediliyor. Türbenin yapımına Selçuklular döneminde I. Alaaddin Keykubad'ın annesi Ümmühan Hatun'un kendisini rüyasında görmesi üzerine Seyitgazi'ye gelmesi ile başlanmış. Mezarın bulunmasında yardımı olan Kutlu adlı çobanın türbesi de Çoban Baba Türbesi adıyla külliye içinde bulunuyor. Külliyenin merkezinde Battal Gazi'nin türbesi ve cami bulunuyor. Battal Gazi'nin sandukası tam 8,5 metre uzunluğunda, Battal Gazi'nin ihtişamını vurgulamak için böyle bir sanduka yapıldığı tahmin ediliyor. Battal Gazi'nin dillere destan aşkı kral kızı Elenora'nın sandukası ise hemen yanında yer alıyor. Çoban Baba, Ümmühan Hatun ve Ayni Ana külliyedeki diğer türbeler. Külliye Selçuklu döneminde yapılmaya başlansa da günümüzdeki görünümünü Osmanlı döneminde almış, 1511-1517 yıllarında, buraya medrese, aşevi, fırın, Bektaşi tekkesi ve soğuk hava deposu gibi binalar eklenmiş. Külliye ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor, bahçeye girdiğinizde duyduğunuz ney sesi sizi hemen içeriye davet ediyor. Külliyede görülecek çok yer olsa da Seyitgazi'den aşağıdan/dışarıdan görüntüsü daha bir ihtişamlı. Çok sayıda bacası ile masallardan çıkmış bir yapı gibi Seyitgazi'yi bekliyor. Selçuklu Hamamı, Seyitgazi şehir merkezinde bulunuyor. Günümüzde Bor ve Etnografya Müzesi olarak kullanılan hamamın Battal Gazi Külliyesi ile aynı dönemde yaptırıldığı tahmin ediliyor. Şeyh Sücaeddin-i Veli Dergahı, Seyitgazi'ye 7 km uzaklıkta bulunan Arslanbeyli köyünde bulunuyor. Şeyh Sücaeddin-i Veli'nin bir kalenderi dervişi olduğu ve on ili imamın sekizincisi olan İmam Rıza'nın torunu olduğu kabul ediliyor. Dergah, 16. yüzyılda kalenderi merkezi olmaktan çıkmış ve Bektaşi tekkesine dönüşmüş, Alevi-Bektaşilerin önemli merkezlerinden biri olmuş. Cem evininden aşevine kadar pek çok bölümü günümüze sağlam olarak ulaşmış. Seyitgazi bir zamanlar Anadolu ve Balkanlardaki Kalenderilerin merkeziymiş. Seyitgazi'nin çevresinde önce Kalenderi dervişlerinin, sonrasında da Alevi-Bektaşilerin yerleştiği ünlü tekkeler var. Eğer bu tekkeleri gezmek isterseniz rotanıza; Üryan Baba Tekkesi, Arap Tekke Türbesi'ni de ekleyebilirsiniz. Seyitgazi şehir merkezinde sadece 2 km mesafede Han yolu üzerinde bulunan Santral Park, eski bir santralin bulunduğu alanda olması nedeniyle bu ismi almış. Yemyeşil devasa bir bahçenin içinde konaklayabileceğiniz ağaç bungalov evler, kamp alanı ve restoran bulunuyor. Bungalov evlerde konaklama fiyatları da oldukça uygun, yazının devamında \"nerede kalınır\" kısmında fiyat bilgisini görebilirsiniz. Kutlama gibi etkinlikler için de altyapısı bulunuyor, kalabalık organizasyonlar için değerlendirilebilir. Seyitgazi'ye bu kadar yakın bu kadar güzel, doğa ile iç içe bir alan görmek açıkçası beni şaşırttı. Şu an park alanı Seyitgazi Belediyesi tarafından işletiliyor. İçinde yüzme havuzu da varmış ama ben gittiğimde aktif değildi, gitmeden önce sorabilirsiniz. 0(222) 671 30 17 numaralı telefondan Seyitgazi Belediyesi'ni arayarak bilgi alabilirsiniz. Bursa-Eskişehir-Bilecik Kalkınma Ajansı, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Seyitgazi Belediyesi iş birliğiyle hayata geçirilen \"Taşlık Çiftlik Köyü Projesi\", bölgedeki turizm ve tarım faaliyetlerini desteklemek için ortaya çıkmış bir proje. 22 Ağustos 2023 tarihinde açılışı yapılan alan hem Seyitgazi'de yaşanlar hem de bölgeyi ziyarete gelenler için tasarlanmış bir alan. Proje alanı Seyitgazi'ye 13 km mesafede Taşlık Köyü girişinde yer alıyor. Taşlık Çiftlik Köyünde; çilek ve sebze serası, tavuk kümesi, çocuk ve sokak oyunları alanları, yürüyüş ve hatıra yolu, yemek salonu, kamp alanı, atölye alanları, dede-torun hobi bahçesi, eğitim çadırı gibi çeşitli etkinlik alanları bulunuyor. Anadolu'da kurulan ilk Türkmen beyliklerinden biri olan Danişmendliler'in kurucusu Danişmend Gazi 1105 yılında vefat eder. En büyük oğlu olan Emir Gazi onun yerine geçer ve yaklaşık 30 yıl boyunca Danişmendlere hükümdarlık yapar. Bazı kaynaklar Melik Gazi'nin Seyitgazi ilçesinin Arabviran Karyesiyle Çukur Ağıl Karyesi arasında bulunan bir toprak kale civarında vefat ederek defnedildiğini kaydeder. Ancak Melik Gazi'nin Malatya'da vefat edilerek Kayseri'nin Melik Gazi Köyü'ndeki türbeye defnedildiği biliniyor. Seyitgazi'nin Doğançayır Köyü'nde bulunan türbe, Melik Gazi'nin kutlu adını yaşatmak üzere yapılmış bir türbe, Anadolu'da başka şehirlerde de bu şekilde türbeleri bulunuyor. Türkiye'de Nazım Hikmet'in ilk anıt mezarının yapıldığı yer Seyitgazi'nin Kırkız Dağı eteklerinde bulunan Doğançayır beldesi. 650 yıllık bir geçmişi olan belde Eskişehir'de bulunan en büyük Alevi-Bektaşi yerleşimi olması ile biliniyor. Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, Anadolu'da bi köy mezarlığına gömün beni, kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda. seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu, Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz, Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, Seyitgazi İlçesi'nin 15 km kuzeydoğusunda ve Yenikent Köyü'nün 1.3 km güneyinde yer alan Küllüoba Höyüğü, Batı Anadolu'nun ilk şehirleşmesi olması, dünyada saptanabilen en eski ağrı kesici kalıntılarının bulunması, Anadolu'nun Kuzey Suriye ve Mezopotamya ile ticaret gibi dünya tarihi için önemli bulguların keşfedildiği bir yer. Bu nedenle tüm Anadolu tarihi için kritik bir önem ve değere sahip bir höyük. Küllüoba Höyüğü ile ilgili detaylı bilgi almak için Küllüoba Höyüğü yazıma mutlaka göz atın. Seyitgazi, Yazılıkaya Vadisi'nin içinde yer alıyor. İlçe sınırları içinde Dağlık Frigya'nın pek çok kalıntısı bulunuyor. Aşağıdaki listede en çarpıcı olan Gerdekkaya Mezar Anıtı, Doğanlı Kale ve Aslanlı Mabet mutlaka görülmesi gerekenlerin başında yer alıyor. - Çukurca Köyü yakınlarında bulunan etkileyici Gerdekkaya Mezar Anıtı, - Friglerin savunma amaçlı kullandıkları meşhur kale kollarından biri olan Doğanlı Kale, - Gerdekkaya'ya 500 metre mesafede bulunan Hamamkaya Frig Kaya Mezarı, - Çukurca Köyü yakınlarında bir Frig Kalesi olan Akpare Kale, - Gökçebahçe Köyü yakınlarındaki yöre halkı tarafından \"Bahşiş Çeşmesi\" olarak bilinen Bahşeyiş Anıtı, - Kümbet Köyü'nde yer alan Aslanlı Mabet, gitmişken Himmet Baba Türbesi'ne de uğrarsınız, - Kümbet-Asarkale arasında bulunan Berberini Kaya Kilisesi, - Kümbet Köyü'nün yakında bulunan Roma soylularına ait anıt mezar olan Delikli Kaya Nekropolü, - Kümbet Köyü yakınlarında bulunan Asmacık İnleri Kaya Mezarları, - Fethiye Köyü yakınlarında Frig, Roma ve Doğu Roma izleri taşıyan Fethiye İnlerönü Ören Yeri, - Büyükyayla Köyü yakınlarında yüksek bir tepe üzerinde lahit mezarların bulunduğu Seyircek Kale vadi boyunca görebileceğiniz yerler. Seyitgazi'ye gelirseniz sadece Battal Gazi Türbesi'nin görüp dönmeyin, Friglerin muhteşem eserlerinin bulunduğu Yazılıkaya Vadisi ve prehistorik döneme dair ışık tutan Küllüoba Höyüğü mutlaka görülmesi gereken yerler. Seyahat planı yaparken zamanınızı geniş tutmayı unutmayın! Seyitgazi'de gezilecek yerleri anlattığıma göre artık nerede, nasıl gidilir, nerede kalınır, ne yenir gibi sorularınıza cevap olacak Seyitgazi gezi rehberi bölümüne geçebiliriz. Seyitgazi, Eskişehir merkezin güneydoğusunda, merkeze 43 km mesafede yer alıyor. Seyitgazi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Toplu taşıma ile Seyitgazi'ye gelmek isterseniz; Eskişehir merkezden Seyitgazi'ye her gün düzenli otobüs seferleri düzenleniyor. Özel aracınız ile gelmek isterseniz; yaklaşık 45 dakikada Eskişehir'den Seyitgazi'ye ulaşabilirsiniz. Çevrede gezilecek, görülecek yerlerin hakkını verebilmek için tavsiyem kendi aracınız ile Seyitgazi'ye gelmeniz olur. Seyitgazi şehir merkezinde belediyenin işletmesi olan Santral Park içinde bungalov evler bulunuyor. Bungalovların 2023 fiyatları ev başına 900 TL idi. Evin içinde banyosu tuvaleti var, çok güzel yemyeşil bir bahçe içinde, önünden dere akıyor. Dilerseniz aynı yerde çadır da kurabilirsiniz, 2023 çadır fiyatı da 150 TL idi. Gitmeden önce 0532 766 6600 numaralı telefonu arayarak rezervasyon yaptırmanız lazım, kalabalık gruplar konakladığı için yer olmayabilir. Merkezden biraz uzaklaşabiliriz derseniz; Çukurca Köyü'nde bulunan Midas Han bir diğer konaklama seçeneği. Eski bir konak otele dönüştürülmüş. Buraya da önceden rezervasyon yapmanız gerekiyor. Midashan. com adresinden inceleyebilirsiniz. Seyitgazi bir zamanlar Eskişehir'in buğday ambarı olarak anılıyormuş, bu nedenle özellikle hamur işleri konusunda iddialılar. Cevizli ekmek, haşhaşlı ekmek, mercimekli bükme gibi yiyecekleri Seyitgazi'deki fırınlarda bulabilirsiniz. Nerede oturalım derseniz, Seyitgazi şehir merkezindeki meydanda ve Battal Gazi Külliyesi'nin bulunduğu tepede belediyeye ait işletmeler var. Hem fiyatları uygun, hem temiz hem de lezzetli basit yiyecekler bulabilirsiniz. Özellikle külliyedeki kafede oturup dondurma yiyip Seyitgazi manzarasını izlemek çok keyifli oluyor. Detaylı gezi videoları için youtube kanalımı, anlık seyahat paylaşımları için instagram hesabımı takibe almayı unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sharm-el-sheikh-gezilecek-yerler", "text": "Mısır'ın incisi olarak anılan Sharm El Sheikh, deniz ve su sporları ile ilgilenenler için tam bir cennet. Sharm El Sheikh'e nasıl ve ne zaman gidilir, Sharm El Sheikh'te dalış, Şarm El Şeyh'e ulaşım, Sharm El Sheikh gezilecek yerler ve çok daha fazlası Sharm El Sheikh gezi rehberi niteliğindeki bu yazımda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Sharm El Sheikh seyahatimizi anlatan bir video hazırladım. Yazıyı okumadan önce videoya göz atabilirsiniz. Videoyu beğenirseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Normal şartlarda Türk Vatandaşları'nın Mısır'a gitmek için vize alması gerekiyor. Ancak 1 Nisan 2022 tarihinden itibaren Mısır, Şarm El Şeyh ve Sinai Bölgesi için Türk Vatandaşları'ndan ücretli vize uygulamasını kaldırdı. Türk Vatandaşları; Şarm El Şeyh'e kapı vizesi ile ücretsiz olarak 15 gün süre ile kalabiliyorlar. Kapı vizesi sadece Şarm El Şeyh değil, Sinai Bölgesi için geçerli. Sharm El-Sheikh, Taba, Dahab, Nuweiba, Saint Catherine gibi pek çok güzel yer bölge içinde. 15 gün boyunca bu yerlerde kapı vizesi ile seyahat edebilirsiniz. Mısır vizesi nasıl alınır? yazım mutlaka işinize yarayacaktır. Sharm El Sheikh'e İstanbul'dan direk uçuşlarla kolayca ulaşabilirsiniz. Kahire'den uçakla veya otobüs ile ulaşma imkanı da var. Ancak Türkiye'den Kahire uçuşları daha pahalı, direk Sharm'a uçmak çok daha ekonomik. Bizim uçuşumuz Pegasus'un gece 00:35'te hareket eden Sharm uçağı ile oldu. İstanbul Sharm uçuşu 2 saat 15 dakika sürüyor. Aramızda 1 saat fark var, Mısır bizden geride. Sharm El Sheikh nerede, nasıl gidilir yazımda tüm detayları anlattım. Sharm'daki konaklama ve dalış işlerimizi organize eden acente havaalanı transferimizi de ayarlamıştı. Grubumuz 21 kişi, 1 tane valizlerimiz için 2 tane de bizim için gelen araç ile bir hafta boyunca konaklayacağımız Iber Otel Palace'a hızlıca ulaştık. Otelde bizi hoş geldiniz içeceklerimiz karşıladı. Kayıt işlemlerimiz de hızlıca tamamlasa da odamıza yerleşmemiz 04:00'ü bulmuştu. Hemen tatlı bir uykuya daldık. Sharm El Sheikh'te şehir içi ulaşım için taksi kullanabileceğiniz gibi, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz mavi minibüsleri de kullanabilirsiniz. Minibüsler çok çok ucuz. Sharm El Sheikh aslında eski bir balıkçı kasabası. Eski bir kültürü, tarihi olmadığı için gezilecek görülecek yerler genellikle doğaya yönelik. Şarm'ın asıl merkezi burası. Balıkçı kasabası burada kurulmuş, zamanla bölge oteller sayesinde genişlemiş. Burada fazla büyük olmayan bir çarşıları var, çarşıda balıkçısından hediyelik eşyacısına her şeyi bulabilirsiniz. Sabaha Camisi buradaki en dikkat çekici yapı. Taş işlemelerini mutlaka yakından da inceleyin. Adından da anlaşılacağı üzere burada bir fener var. Hemen fener altındaki bölgede bir dalış noktası var. Burada denize bakan çok sayıda kafe restoran var. Farsha Cafe'yi çok öneren olmuştu bu bölgede, bir türlü fırsat bulup gidemedik biz. Gün batımında mutlaka birşeyler içmeye uğrayın diyorlar. Naama Bay, Şarm El Şeyh'in en hareketli bölgesi. Burada da bir liman var, adı üstünde. Çok sayıda kafe, restoran, hediyelik eşyacı, dalış malzemesi satan dükkan var burada. Akşam hava karardıktan sonra burada hareket başlıyor. Ben aşırı kalabalık olasını sevmedim açıkcası. Sharks Bay, araçla eski pazar bölgesinden yarım saat kadar sürüyor. Burası Tiran Adaları bölgesinde dalış veya şnorkel yapmak isteyenler için teknelerin kalktığı nokta. Ancak buraya sadece yüzmeye gelebilirsiniz. Aşağıdaki fotoğrafta ne kadar anlaşılıyor bilmiyorum ama deniz kıyısında devasa bir balık sürüsü var, sürünün içinde de 4-5 tane aslan balığı. Burası kıyı şeridi boyunca resifle kaplı. Şarm El Şeyh tam Sina Yarımadası'nın ucunda demiştik. Aslında tam olarak uçta Ras Mohammed Milli Parkı yer alıyor. Hem deniz altı hem de karada milli parkta görülecek pek çok yer var. Dalış kısmında milli parktaki birkaç dalış noktasından bahsedeceğim. Burası kurak toprakla kaplı geniş alana yayılmış bir bölge. Günübirlik turlara katılarak milli parkı karadan da gezebilirsiniz. Milli parka giriş ücreti 6 Usd. Sharm'dan günü birlik Sina Dağı ve Aziz Katerina Manastırı turlarına katılabilirsiniz. Hz. Musa'ya 10 emrin verildiği yer olması nedeniyle Sina Dağı simavi dinlerde kutsal sayılıyor, bölge hem ruhani yönü hem de coğrafyası ile görülmeye değer. Sina dağı gezimi detaylıca anlattığım Kutsal Sina Dağı ve Azize Katerina Manastırı Gezisi yazımı da okumanızı öneririm. Ben bu turu Dahab'dan almıştım 15 Usd idi. Şarm'a gelmişken sabah gün doğumu veya akşamüstü gün batımı zamanında bir çöl safarisine katılabilirsiniz. Safariler genelde ATV ile yapılıyor, bir bedevi köyünde çay molası verilip deve ile gezebiliyorsunuz. 15 Usd civarında bu tarz turları satın alabilirsiniz. Dünyadaki 10 en iyi dalış noktasından 3'ü Mısır'da Kızıldeniz'de yer alıyor. Sharm'da konaklayarak bu dalış noktalarına günübirlik ulaşmanız mümkün. - Shark and Yolanda, Ras Mohammmed Milli Parkı - Thistlegorm Batığı - Blue Hole, Dahab Yeni başlayanlar için dalış ekipmanları yazıma da bir göz atın. Sharm'da kaldığımız süre zarfında 5 gün, 10 dalış yaptık. Her gün limana gidip tekne ile bir noktaya giderek dalışlarımızı yaptık. Bu bölgede dalış yapmanın bir yolu da Liveaboard denen, tekne konaklamalı dalış gezileri. Bir hafta lüks teknede kalıyor ve böylece sabah çok erken veya gece dalışları da yapabiliyorsunuz. - Ras Katy - Ras Ummsid - Ras Mohammed Milli Parkı, Shark and Yolanda (buraya 2 kez daldık) - Ras Mohammed Milli Parkı, Jackfish Alley - Ras Mohammed Milli Parkı, Ras Za'atar - Tiran Adaları, Gordon Reef - Tiran Adaları, Jackson Reef - Tiran Adaları, Woodhouse Reef - Tiran Adaları, Thomas Reef Dünyanın farklı yerlerinde su altını görme şansım oldu. Tanzanya'da Zanzibar Adasında, Endonezya'da Komodo Milli Parkı'nda, Meksika'da obruklarda, Güney Afrika'da kafes dalışı, İzlanda'da kıtalar arasında... Ancak hem Türkiye'ye bu kadar yakın olup hem bu kadar uygun fiyatlı olup hem de bu kadar zengin su altını görebileceğimiz başka bir nokta yok. Binlerce çeşit balıkla birlikte yüzmek, arada yunusların teknenize eşlik etmesi, rengarenk mercan resifleri, arada bir de köpekbalığına denk gelmek. Benim gibi acemi bir dalışçı için bile mükemmel deneyimler. Sharm'da dalış yapmasak balıkları göremez miyiz diye de çok soru gelmişti. Pek çok yerde sahilden birkaç metre ilerlediğinizde resifler başlıyor. Şnorkelle dahi yüzlerce çeşit balık görmeniz mümkün. Biz ilk mavi benekli vatozumuzu, kutu balığımızı otelin önündeki resifte gördük mesela. Ayrıca deniz altını görebilmeniz için altı cam ile kaplanmış tur tekneleri var. Ben denemedim ama onlarla turlamak da ilginç bir deneyim olabilir. Şarm El Şeyh'te Arap mutfağına dair herşeyi bulabilirsiniz. Kebaplar, falafeller, humuslar, dönerler, baklava ve binbir çeşit tatlı. Bu bölgede mango çok üretiliyor ve çok lezzetli. Bir de tabii ki hurma. Kurusundan daha çok tazesi yeniyor burada ve ben tazesine bayılıyorum. Deniz kıyısında olmanın bir güzel yanı tabii ki taze balık. Şarm El Şeyh eski şehir merkezinde taze balık seçip pişirtebileceğiniz pek çok restoran var. Şarm El Şeyh Old Bazaar bölgesinde Candle adında bir mekan var. Derviş Şovu, müzik, yukarıdan şehir manzarası görebileceğiniz bir yer. Ancak Mısır'a göre fiyatları oldukça yüksek. Bira 6 Usd mesela. Bir de buralarda çılgınlık halinde herkes nargile içiyor. Çeşit çeşit nargile tütünü satılıyor. Aşırı süslü nargile şişeleri, dükkanları her yerde. Sharm El Sheikh'in en popüler noktası Naama Bay. Gece hayatının kalbi de burada atıyor. Hard Rock Cafe'sinden Little Buddha'sına kadar pek çok uluslararası mekanı bulabilirsiniz. Ayrıca burada masaların üstüne çıkıp dans eden genç erkeklerin olduğu çok fazla mekan var, ne zevk aldıklarını hiç anlamadığım. Derviş Şov dedikleri renkli kıyafetlerle bizim semazenlere benzeyen erkeklerin gösterileri oluyor. Hepsi aşırı turistik ve yapay geldiği için ben izlememeyi tercih ettim. Sharm El Sheik, Hüsnü Mübarek tarafından yapılan Mısır turizmini kalkındırma projelerinden biri. Dalış turizmi ile canlandırılan bölgede çok sayıda otel seçeneği sunuyor. Bizim kaldığımız otel eski şehir merkezinde çarşıya pazara yürüme mesafesindeki Iber Otel Palace idi. 90'larda yapılmış olan otel retro havası oldukça güzel. Kendi plajı var, saat başı otelin plajından kalkan ücretsiz botlar ile beş dakikada mercanların arasında yüzebiliyorsunuz. Otelin genel müdürü Türk, bizdeki otel kalitesini Sharm'a taşımış diyebilirim. Sharm'da Naama Bay civarı da alışveriş, yeme-içme seçenekleri ve oteller açısından zengin. Konaklamak için o bölgeye de bakabilirsiniz. Ekvatora yaklaştıkça sıcaklığın arttığını söylemeye gerek yok sanırım. Mısır'a bir seyahat planlamak istiyorsanız kesinlikle bizim yaz aylarımıza denk gelmesin. Biz Eylül'de gittiğimiz halde hava sıcaklığı ortalama 35 derece idi. Sharm'a gitmek için en iyi zaman Ekim-Kasım-Aralık, Mart-Nisan-Mayıs ayları. Bu dönemlerde havalar bize göre tam denize girmek için uygun. Sıcak ama yakıcı değil. Eğer bana serin de olur derseniz, bizde kış yaşanırken Mısır'a gidip denize girebilirsiniz. Deniz suyu sıcaklığı bizim kuzey Ege'de yaz aylarında gördüğünüz seviyelerde olacaktır. Akşamları da üstünüze bir hırka/ceket almanız yeterli olur. Buralara kadar geldik, Şarm El Şeyh'ten ne alınır diye soracak olursanız, çeşit çeşit Mısır hediyelik eşyası sizi bekliyor olacak. Firavun veya sfenks heykelleri, parşomenler, renk renk lambalar. Fiyatlar tamamen pazarlık usulü. Mısır'da pazarlık yapmadan taksiye bile binilmiyor, değil alışveriş yapmak. O yüzden ne alırsanız alın ölümüne pazarlık yapmayı unutmayın. Mısır'dan mango ve lime alabilirsiniz. Mangonun en sertini alıp sebzeliğinizde bekletin. Yemeden önce dışarıda bekletip yumuşayınca yiyin. Sharm'da kaldığım süre boyunca tüm hayatımda yediğim kadar mango yemiş olabilirim. 1 hafta Mısır'ın incisi Sharm El Sheikh'te dalış ağırlıklı bir tatil yaptık. Uzun zamandır aynı yerde bu kadar uzun süre kalıp beş yıldızlı tatil yapmamıştım. Benim için farklı bir deneyim oldu. 1 haftalık Sharm tatilinin maliyet kalemlerine ve toplam maliyetine gelin birlikte bakalım. Maliyetlerin 21 kişilik grup fiyatları olduğunu hatırlatmak isterim. - Pegasus Havayollarından aldığım uçak bileti 875 TL idi. Toplam bütçeyi Usd cinsinden vereceğim için bunu da dönüştüreyim, 153 Usd. Mısır vizesi sorunlu olduğu için uçak bileti fiyatları da çok yükselmiyor. Ben Eylül başındaki seyahat için Mayıs'ta bilet almıştım. Gitmeden birkaç hafta önce baktığımda da bilet fiyatları benzerdi. - Kabusa dönen Mısır vizesi için acente komisyonu ile birlikte kişi başı 345 TL ödedik, yani 60 Usd. Mısır vizesi bu aralar çok sıkıntılı haberiniz olsun. Anemon Turizm aracılığıyla aldık vizemizi. - 7 gece İber Palace Otel konaklaması için toplam 513 Usd ödedik. Sharm bölgesinde kalınabilecek çok iyi seçeneklerden biri. Hem konumu hem çalışanları hem denizi hem temizliği hem yemeklerinden çok memnun kaldık. - 5 gün 10 dalış için toplam 222 usd ödedik. Yine dalışlarda Ras Mohammed Ulusal Parkı'na giriş için iki kez 6 usd ödedik yani toplam 234 Usd dalış için ödedik. - Mısır'da sürekli internetim olsun diye Mısır'dan bir Vodafone hattı aldım. 10 Gb internet paketi ile 12,5 Usd. Vodafone yerine Orange da tercih edebilirsiniz. - Tabii ki kapı gibi 50 TL yurtdışı çıkış harcı ödedik: 9 Usd. - Otelimiz herşey dahil olduğu, dalışlarda da teknede öğle yemeği dahil olduğu için dışarda yemeğe para harcamadık. Birkaç kez dışarı çıkıp bir şeyler içtik sadece. O da 10 usd civarı tuttu. - Ulaşım için yine birkaç kez taksi kullandık. Uzun mesafe 3 usd civarı. Kalabalık olunca bölüşmek paha biçilmez. Şarm El Şeyh Havaalanı şehir merkezine oldukça yakın. Taksi ile 10 usd civarına Sharm El Şeyh çevresinde bir yerlere ulaşabilirsiniz. Burada da pazarlık şart tabii. Havaalanına uçuşunuzdan 2 saat yerine 3 saat önce gitmenizde fayda var. Çünkü havaalanında herşey çok yavaş işliyor. Defalarca kontrol noktalarından geçiyorsunuz, üst araması, çanta kontrolü, pasaport numaralarınızın defalarca bir defterlere kaydedilmesi gibi süreçler var. Bu yüzden güvenlik kontrol noktalarında uzun kuyruklar oluşabiliyor. Unutmayın \"this is Egypt\". Şarm El Şeyh, deniz tatili sevenler için adeta bir cennet, şu vize sorunumuz çözülürse sık sık gidilebilecek bir nokta. Gayet aciklayici bir anlatim olmus seyahata gitmeden once faydali bilgiler edindim Tesekkur ederiz. Günübirlik tur şirketi seçerken dikkat edin. Bazıları son anda fiyat arttırımı yapabiliyor ya da kafasına göre tur iptal edebiliyor. Özellikle günübirlik Kahire turları için Türkçe konuşan rehber sözü verseler bile olmadığını Kahirede havalimanına indikten sonra öğrenebiliyorsunuz. Bana bunları yaşatıp madur eden Ayhan Cide isimli kişiye de ayrıca dikkat edin.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sharm-el-sheikh-nasil-gidilir", "text": "Mısır'ın incisi Sharm El Sheikh nerede, Türkiye'den nasıl gidilir, Mısır içinde Şarm El Şeyh'e nasıl gidilir, ulaşım seçenekleri ve ihtiyaç duyacağınız pek çok bilgi bu yazıda sizi bekliyor. Bu blogda okuyacağınız her yazının benim kişisel tecrübe ve deneyimlerim olduğunu unutamanızı, okurken bunu dikkate almanızı şiddetle tavsiye ederim. Keyifli okumalar. Şarm El Şeyh, konumu nedeniyle oldukça özel bir yere sahip. Sina Yarımadası'nın güney ucunda, bir yanında Süveyş Kanalı, diğer yanında ise Aqabe Körfezi yer alıyor. Arkasında Sina Dağı önünde ise Kızıldeniz ile muhteşem bir sahil şeridine sahiptir. Aşağıdaki haritada Şarm El Şeyh'in tam yerini görebilirsiniz. Türkiye'den direkt uçuşla Sharm El Sheikh'e sadece 3 saatte ulaşabilirsiniz. Pegasus Havayolları ve Türk Hava Yolları'nın tarifeli uçuşları bütün yıl devam ediyor. Tek sorun uçuş saatlerinin gece yarısından sonra olması. Biz fiyatı ucuz olduğu için Pegasus Havayollarını tercih etmiştik. Giderken gece 00:30'da İstanbul'dan Şarm El Şeyh'e uçtuk. Saat farkından dolayı 02:05 civarı Sharm'a inmiştik. Dönüşte ise gece 03:10'da Sharm'dan havalandık, sabah 06:50 gibi de İstanbul'a indik. THY'nin uçuş saatleri de benzer saat diliminde. Şu sıra Mısır vizesi almak ciddi sıkıntılı ancak 2022 yılında çıkan bir düzenleme ile Sharm El Sheikh ve Sinai Bölgesi'ne Türk Vatandaşları vizeye ihtiyaçları olmadan gidebiliyor. Eğer 45 yaş üstü veya 18 yaş altı iseniz, Mısır vizesi almanız daha kolay, kapı vizesi işe giriş yapabiliyorsunuz. Mısır vizesi nasıl alınır? yazım mutlaka işinize yarayacaktır. Sharm El Sheikh'ten piramitlere gitmek için önce Kahire'ye gitmeniz gerekiyor. Sharm El Sheikh ile piramitler arası kaç km derseniz, yaklaşık 530 kilometre. Birkaç farklı yöntem ile Şarm El Şeyh'ten Kahire'ye gidebilirsiniz. Gelin artı ve eksilerine birlikte bakalım. \"Mısır'da araç kiralama yapmanızı kesinlikle önermem\" diyerek konuya başlayayım. Aynı sebeple özel araçla şehirlerarası yolculuk yapmanızı da önermem. Mısır'da şehirlerarası yollarda çok fazla güvenlik kontrolü var ve sürekli durduruluyor araçlar. Arapça bilmiyorsanız sizi durduran güvenlik güçleri ile anlaşmanız oldukça zor olacaktır. Bir diğer sorun ise Mısırlıların herşey için \"bahşiş\" adı altında para istemeleri. Yani yolda durduran her güvenlik gücüne bahşiş vermekle uğraşabilirsiniz. Özetle ben sizin yerinizde olsam Mısır'da araç kiralamam ve özel araçla Mısır'da şehirlerarası yolculuk etmem. Şarm El Şeyh'ten Kahire'ye otobüs ile gidebilirsiniz. Şarm'dan Kahire'ye gidiş 8 saat, dönüş 10 saat kadar sürüyor. Gündüz otobüslerini tercih ederseniz daha az güvenlik kontrolünden geçiyorsunuz. Gece otobüslerini neredeyse her saat başı durdurup kimlik ve bazen de çanta kontrolü yapıyorlar. Mısır'da otobüs firmalarının kendi otogarları var. Bilet almak istediğiniz tüm otobüs firmalarını bir yerde bulayım da alayım gibi bir durum olmuyor genelde. Mesela Şarm'da hem bir genel otogar var hem de Gobus'un kendi garı var. Bilet alırken de buna dikkat etmeniz lazım. Bir diğer konu da \"this is Egypt\" konusu. Yani otobüsünüz zamanında kalkmayabilir, 1 saat gecikebilir, tam zamanında kalkabilir, hepsine hazırlıklı olun. - Gobus: Gobus en popüler ve en güvenilir otobüs firması. Ancak onun da Elite veya Elite Plus otobüslerine binmenizi öneririm. Internetten veya mobil uygulaması üzerinden otobüs biletinizi alabiliyorsunuz. Otobüse binerken onay e-postasını göstermeniz yetiyor. - Blue Bus: Blue Bus da oldukça yaygın firmalardan biri. Bunu hiç kullanmadım, herkes Gobus'u öneriyordu. Blue Bus biletlerini de internetten alabiliyorsunuz. - Delta: Gobus gibi otobüs saatleri çok belli değil, internetten bilet alamıyorsunuz. Ben Dahab'dan Şarm'a geçerken bu firmayı kullandım, sadece 1 saatti ve en geç otobüs bu firmada vardı. 10:30'da otobüs var diye 10:00 civarı otogara geldim, beni apartopar bir otobüse bindirdiler meğer o otobüs Şarm otogarına girmiyormuş, Delta'nın kendi transit otogarına giriyormuş. Oradan taksi bulmam oldukça zor oldu. Sharm El Sheikh'ten Kahire'ye uçak ile gitmeniz mümkün. Nile Air, Egypt Air gibi yerel havayolu firmalarının uçuşları var. Ancak 1 saatlik uçuş, gidiş dönüş 100-150 Usd civarında olduğu için ben tercih etmedim. Son uygulama ile Sharm'a vizesiz gittiyseniz Kahire için vizeye ihtiyacınız olduğunu da unutmayın! Şarm'daki pek çok seyahat acentesi piramitlere günübirlik geziler düzenliyor. Bu gezilerin uçakla gidiş dönüşlü olanları da var, otobüsle olanları da var. Otobüslü olan günübirlik bir turu çok tavsiye etmiyorum çünkü otobüs yolculuğu gidiş 8, dönüş 10 saat sürüyor. Bir gece gidip gündüz piramitleri gezip aynı gece geri dönüş eminim çok yorucu olur. Yine de tercih sizin tabii ki. Son uygulama ile Sharm'a vizesiz gittiyseniz, Kahire için vizeye ihtiyacınız olduğunu da unutmayın! Son yıllarda popülaritesi hızla artan Dahab, Sharm El Sheikh'e sadece 1 saat mesafede. Yukarıda saydığım otobüs firmalarının gün içinde farklı saatlerde otobüsleri var. Dahab, Sinai Yarımadası'nda olduğundan vize almadan gidebileceğiniz yerlerden bir tanesi. Bir diğer seçenek ise Dahab-Sharm arasını taksi ile gitmek 30-40 Usd civarında taksi ayarlamanız mümkün olabiliyor. Dahab gezi rehberi yazım da ilginizi çekecektir. Mısır'ın en popüler iki deniz tatili şehri Sharm El Sheikh ve Hurgada. Genellikle Mısır'a gelenler bunlardan birini tercih ediyor veya ikisini de görmek istiyor. Eskiden iki şehir arasında feribot işliyormuş, ancak güvenlik gerekçeleri ile iptal edilmiş. Şu an bu iki şehir arası geçiş yapmak için Kahire'ye gidip Kahire'den geçmeniz gerekiyor. Oldukça uzun ve meşakkatli bir yol. İki şehir arasında direk uçuş da yok, yine Kahire üzerinden aktarmalı gitmeniz gerekiyor o da çok pahalıya geliyor. Hurgada gezilecek yerler yazıma da bir göz atın. Sizin de Şarm El Şeyh'e ulaşım konusunda farklı deneyimleriniz var ise bu yazının atına yorum olarak ekleyebilirsiniz. Sharm'da konaklama için biz Sharm eski şehir bölgesinde yer alan Iber Otel Palace oteli tercih ettik. - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen Vizesiz uygulama sadece Sharm için geçerli, Kahire'ye gidemezsiniz. Öncelikle yazı için emeğinize sağlık. Size bir sorum olacak. Hurgada için de vize ihtiyacınız var. Vize istisnası sadece Sinai Yarımadası için geçerli."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/side-gezilecek-yerler", "text": "Yaz sıcakları iyice kendini hissettirmeye başladığına göre Türkiye'de tatil denince ilk akla gelen bölgelerden biri olan Antalya'ya, Antalya'da her tatil konseptine uygun seçenekler bulabileceğiniz Side'ye gidelim! Side gezilecek yerler, Side'ye gitmek için en iyi dönem ve Side'de nerede kalınır gibi aklınıza gelen tüm soruların cevaplarını bu yazıda bulacaksınız. Side, Manavgat'a bağlı bir belde olsa da ; denizi, tarihi ve doğal güzellikleriyle başlı başına bir tatil beldesi olarak hafızalarımıza kazınmış ve Manavgat'ın önüne geçmiş durumda. Ben size Side'yi anlatırken Manavgat'ta gezilecek yerler önerilerimi de ekleyeceğim. Hepsi birbirine yakın ve mutlaka görmeniz gereken güzellikler. O halde başlayalım! M. Ö 8. yy'a dayanan bu tarihi antik liman kenti, Lidya ve Roma İmparatorlukları döneminde en parlak dönemini geçirmiş. Side'nin kıyı kesiminde yer alan Side Antik Kenti Apollon Tapınağı, antik tiyatro gibi birçok tarihi değere de ev sahipliği yapıyor. Roma imparatorluğunun izlerini taşıyan 15 bin kişiyi ağırlayabilecek kapasiteye sahip antik tiyatroyu ve agorayı mutlaka görmelisiniz! Tarihi eserleri görmek sizi de heyecanlandırıyorsa Side Müzesi'ni görmeden dönmeyin derim. Side Müzesi tarihi bir yapının restore edilerek müze haline getirilmesiyle oluşturulmuş. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden kalma birçok eser sergileniyor. Side'nin girişinde bulunan bu eski agora hamamının müze haline bayılacaksınız! Manavgat'ta gezilecek yerler deyince akla gelen ilk yerlerden birisi Köprülü Kanyon. Doğa tutkunları buraya bayılacak! Kanyona gitmek için birçok yol güzergahı var. Ama buraya giderken belirli bir noktaya kadar arabayla ulaşım sağlayabilirsiniz. Bol bol yürümeye ve yürürken göreceğiniz doğa manzaralarına hazırlıklı olun! Manavgat ilçe merkezine 4 km uzaklıkta olan Türkiye'nin en ünlü şelalelerinden biri burası. Side otelleri balayı fotoğraflarında, Antalya'yı ziyaret edenlerin görsellerinde mutlaka görmüşsünüzdür. Yaz aylarında suyun akış hızı düşüyor ama bahar ve Haziran aylarında suyun şelaleden dökülme hızına inanamazsınız! Adeta görsel bir şölen. Yaz aylarında bu bölge çok kalabalık oluyor, bahar aylarında Manavgat Şelalesinin tadı bir başka! Eskiden bu mağaraya giden yollar çok zorlu olsa da artık kolaylıkla ulaşım sağlanabiliyor. Altınbeşik Milli Parkı içerisinde yer alan mağara tam bir doğa harikası. Bu gezi sırasında görebileceğiniz diğer güzelliklerden bir tanesi de Ormana Köyü'nde yer alan Düğmeli evler. Yöreye has özellikler taşıyan evleri gördükten sonra Altınbeşik mağarası girişinde bir kahve molası verebilirsiniz. Mağarayı görmek için botlara binerek gezinizi noktalayabilirsiniz. Oymapınar barajı manzaralı bu antik kente gitmek için muhteşem bir orman yolu sizleri bekliyor. Antik kenti gezmek ücretsiz. Bölgenin en iyi korunmuş agorası Lyrbe Antik Kenti'nde yer alıyor. Kentte yer alan eserin çoğu Helenistik ve Roma döneminden kalma. Lyrbe Antik Kentinden çıkan çoğu eser bugün Side Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Side'nin de sınırları içinde bulunduğu Antalya'ya gitmek için en iyi dönem Mayıs sonu, Haziran başı. Hem henüz okullar kapanmamış olacağı için yoğun turist kalabalığı ile her yer dolmamış olacak hem de Antalya'nın yaz aylarındaki yüksek sıcaklık ve nem oranlarına henüz çıkılmamış olacak bu dönemlerde. Side birçok konaklama çeşidineev sahipliği yapıyor. 7 ve 5 yıldızlı oteller, sadece yetişkinlere hizmet veren tatil köyleri, butik oteller ve kamping alanları Side'de bulabileceğiniz alternatifler arasında. Benim tavsiyem erken rezervasyon dönemlerini iyi değerlendirmeniz. Side otelleri oldukça fazla rağbet görüyor. Her gezilecek yerlerin fazla olması, hem her mevsim tatil yapmaya elverişli iklimi hem de farklı otel konseptleri Side'nin ilgi odağı olmasına neden oluyor. Side Kumköy mevkii hem otel çeşitliliği hem de gezilecek yerlere olan yakınlığı ile rahatlıkla konaklayabileceğiniz yerlerin başında geliyor. Mevkide birçok otel mevcut, dilediğinizi seçerek tatilinizi planlayabilirsiniz. Eğer herşey dahil otellerin konforlu hizmetleriyle bir tatil geçirmek isterseniz Titreyengöl mevkii aradığınız yer. Birçok otel konforlu hizmetler sunuyor. Özellikle balayı için tercih edilebilir. Side, Manavgat ve çevresini hala görmediyseniz seyahat planlarınıza mutlaka alın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sigacik-gezi-rehberi", "text": "Sığacık, Türkiye'nin ilk sakin şehri olan Seferihisar'ın en popüler mahallesi. Eski köyler artık mahalle oldu malum. Sığacık, pazarı ile meşhur olsa da, kalesi, tarihi, deniz mahsülleri, güzel sokakları ve Teos Antik Kenti ile İzmir çevresinde mutlaka görülmesi gereken yerler listesinde ilk sıralarda yer alıyor. Sığacık tarihi, Sığacık'ta gezilecek yerler, Sığacık'a ulaşım, konaklama, yeme-içme gibi önerilerimi bulacağınız Sığacık gezi rehberi yazıma hoş geldiniz, keyifli okumalar! Sığacık, Seferihisar'ın sakin şehir yani cittaslow hareketine katılması ile birlikte adını duyurmaya başlayan, gerçekten sakin bir şehir daha doğrusu köy. 2009 yılında başlayan bu macera ile eski balıkçı köyü birden hareketlenmeye başlamış ve özellikle hafta sonları sakin değil, kalabalık şehir haline gelmiş. Türkiye'deki Sakin Şehirler yazıma da göz atın mutlaka. Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos seferine çıkmadan önce yaptırdığı Sığacık Kalesi, bugün butik otelleri, pansiyonları, konuk evleri, farklı konseptlerdeki kafe ve restoranları, Pazar günleri kurulan üretici pazarı ile eski sakin günlerini arıyor olabilir. Sığacık tarihi konusunda biraz daha girecek olursak; Antik dönemde Teos Antik Kenti'nin kuzey limanı bugün Sığacık'ın olduğu yerde yapılmış. Milattan önce 1000'li yıllara kadar uzanan bir geçmişten bahsediliyor. Kuzey Liman'dan bugün geriye birşey kalmamış, muhtemelen yerine Teos Marina kurulmuş. Teos Antik Kenti ise Sığacık merkeze 2 kilometre mesafede hala kazı ve restorasyon çalışmaları devam ediyor. Sığacık nereye bağlı derseniz, Sığacık Seferihisar'a bağlı. Seferihisar'ın bir mahallesi durumunda şu anda. Sığacık'ın en ünlü yeri kalesi. Sığacık Kalesi, Kanuni Sultan Süleyman Rodos seferine çıkmadan önce yapılmış. Burayı bir deniz üssü olarak kullanmışlar. Rodos seferi sonrasında ise gümrük olarak kullanılmış. İki katlı olarak inşa edilmiş kaleden geriye tek kat kalmış. Kale surları yapılırken Teos Antik Kentinin taşları kullanıldığı için kale duvarları arasında İyon tabletlerine rastlamak mümkün. Bugün ise, kale içi çok güzel bir şekilde restore edilmiş. Hemen hemen bütün binalar boyanmış bakımdan geçmiş. Yüksek katlı binalar yok. Bir veya iki katlı binaları saran rengarenk çiçekler ve etrafta dolaşan kediler ise Sığacık'ın diğer renkleri. Sığacık'taki en eski ev sahipleri Teos Antik Kenti'nde yaşayanlar idi. M. Ö. 1000'li yıllara dayanan geçmişi ile 12 İyon kentinden biri idi Teos. Sığacık'tan 2 kilometrelik bir yürüyüş veya 3 kilometrelik araç yolculuğu ile antik kente ulaşabiliyorsunuz. Akropolis, tiyatro, şarap tanrısı Dynisos'a adanmış tapınağı, meclis binası ve antik limanı ile çok geniş alana yayılmış bir kent burası. Antik liman aslında şehrin güney limanı, kuzey limanı bugün Sığacık'ın olduğu yerde imiş ancak geriye birşey kalmamış. Antik kent ulu zeytin ağaçlarına ev sahipliği yapıyor. Umay Nine Ağacı da bunlardan biri. Antik kenti gezerken Umay Nine Ağacı'na \"merhaba\" demeyi unutmayın hemen tapınağın arkasında. Teos Antik Kenti, Müze Kartınız ile ücretsiz. Biz, Sığacık içinden yürüyüş rotasından geldiğimiz için herhangi bir gişeden geçmeden kente girmiş olduk ve ücret ödemedik. Ana girişte gişeler var, eğer o taraftan gelirseniz bilet almanız veya Müze Kartınızı göstermeniz gerek. Biz Sığacık'tan yürüyerek gelip döndüğümüz için 3-4 saatimizi harcadık, eğer yürüyecekseniz onu düşünerek plan yapmanızı öneririm. Sığacık'ta kaleden çıkınca marinanın bulunduğu limana çıkıyorsunuz. Marina aynı zamanda, feribotlar çalıştığı zamanlar için, Yunanistan'ın Samos adasına giden feribotların da kalktığı yer. Marina'nın hemen arkasında büyük bir çarşı var, burası halka açık. Çarşının arkasındaki parka kocaman Sığacık Kaleiçi minyatürü yapmışlar. Biz gittiğimizde kapalı idi, ancak açık yakalarsanız çok güzel görünüyordu. Minyatür ustası Nurettin Ataman tarafından yapılmış olan maket 81 metrekare boyutuyla Türkiye'nin en büyük tek parça minyatürü imiş. Sığacık Kaleiçi Minyatürü fotoğrafı seferihisar. bel. tr adresinden alınmıştır. Eğer balık mezatlarını seviyorsanız kaleden çıktıktan sonra Teos Antik Kenti yönüne doğru ilerlediğiniz balık halini göreceksiniz. Her sabah 10:30'da mezat oluyormuş. Meraklıları uğrayabilir. Sığacık Kalesi'nden Teos Antik Kenti'ne doğru devam ederseniz yolunuz Ekmeksiz Tabiat Parkı sınırlarından geçiyor. Normalde tabiat parkı Sabah 09:00 akşam 19.00 saatleri arasında ziyarete açık, ancak pandemi ve orman yangınları sonunda benim son gidişimde ziyarete kapalı idi. Ekmeksiz Tabiat Parkı çam ormanları arasından plaja inebileceğiniz ve akvaryum gibi pırıl pırıl bir plaja sahip bir park. Eğer Sığacık'a yaz aylarında gidiyorsanız ve denize girmeyi planlıyorsanız listesinize burayı mutlaka alın derim. Ben Sığacık'a ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere iki kere gittim. Zaten çok deniz insanı olmadığım için ikisinde de denize girmedim. Ancak Sığacık'ta denize girmek isterseniz mavi bayrakları plajları olduğunu belirtmem lazım. Akkum ve Ekmeksiz plajları en ünlü plajları. Ayrıca günübirlik tekne turları ile Papaz Boğazı, Taş Ada, Azmak, Aktaşlı ve Çamağız bölgelerinde denize girebilirsiniz. Ayrıca Club Atlantis'in olduğu bölgede su altını sevenler için dalış seçeneği de mevcut. Sakin Şehir hareketi ile başlayan canlanma, Sığacık'ta Pazar günleri kurulan üretici pazarı ile artarak devam etmiş. Üretici pazarının mantığı herkesin kendi ürettiği ürünü, yiyeceği, meyve, sebzeyi tezgahında satması. Al-sat yapılmıyor olması ana esas imiş. Ancak pazarda gezerken bütün börek-çörek sanki aynı tezgahtan çıkmış gibi görünüyordu, umarım öyle değildir. Pazardan alınacaklar listesinin başında karadut suyu geliyor. Özellikle hava sıcak ise buz gibi bir karadut suyu çok güzel gidiyor. Litrelik şişelerde satılan sular 15 TL. Pazarda bol bol börek satılıyor. Otlu börek, patlıcanlı börek, patatesli börek, ne ararsanız. Ancak benim yediğim börekler maalesef tam not almadı. O kadar çok övülünce insanın beklentisi yükseliyor sanırım. Ayrıca Sığacık ve çevresinde yaşayan kadınların yaptığı çeşit çeşit reçeller de tezgahları süslüyor. Sarmalar, kabak çiçeği dolmaları tezgahların baş tacı. Zeytinyağlı yaprak sarmalar tam not alırken kabak çiçeği dolmaları ancak geçer not aldı benden. Pazarın kurulduğu gün kale içi inanılmaz kalabalık oluyor. Bazı dar sokaklarda kalabalıktan yürüyemeyecek kadar sıkışabilirsiniz. Tavsiyem Pazar sabah erken saatlerde kalabalık olmadan gelip kale içini gezmeniz. Cumartesi günleri Pazar günleri kadar olmasa da tezgahlar açılıyor, şansınızı Cumartesi gününden yana kullanmak isteyebilirsiniz. Yukarıda saydığım Sığacık'ta Gezilecek Yerler Listesi aşağıda özet olarak sıralanmıştır. - Sığacık Kalesi - Teos Antik Kenti - Teos Marina - Sığacık Kaleiçi Minyatürü - Sığacık Balık Hali - Ekmeksiz Tabiat Parkı - Akkum Plajı - Sığacık Pazarı Yukarıdaki listedeki yerleri, aşağıdaki Sığacık'ta Gezilecek Yerler haritası üzerinde görebilir, görsele tıklayarak Google Haritalar uygulaması üzerinde açabilirsiniz. Sığacık'ta ister deniz kıyısındaki restoranlarda ister kale içindeki restoranlarda mevsimine göre deniz mahsülleri yiyebilirsiniz. Ancak balıktan önce zeytinyağlı enginar, yaprak sarma ve kabak çiçeği dolması buraların olmazsa olmazı. Pazardaki tezgahlarda bu güzelim yemekleri bulabilirsiniz. İzmir'e yakın bir yerde olduğunuzu unutmayacaksınız, o yüzden boyoz ve gevrek sabah kahvaltılarının vazgeçilmezleri. Yöreye özgü peynirler ve pazarda hanımların yaptığı reçeller kahvaltıların başköşesinde. Bir de cevizli baklava buralarda pek güzel yapılıyor. Milos restoran ve Nena restoran Sığacık Kale içinde rakı-balık için en çok önerilen iki yer. Biz akşam yemeği, yani rakı-balık, hakkımızı No:17 adlı mekanda kullandık, ancak Cumartesi akşamı çok sıkışıktı, yemeklerin hiçbiri standart üstü değildi, bir de canlı müzik bir noktada Karadeniz müziğine döndü ki, biz Ege'de neden Karadeniz müziği dinliyoruz hiç anlamadım. Kimse yanlış anlamasın, Karadeniz müziğini severim ama bu kadar Ege kokan bir yerde canlı müzik olarak Karadeniz dinlemek istemedim işte. Kalenin hemen dışında Damla Kumru, hem kumrusu çok lezzetliydi, hem fiyatları uygundu hem de kumrunun yanına alkol içebiliyorsunuz, tavsiye edilir. Peki bu kadar bahsettiğimiz bu Sığacık nerede, Sığacık'a nasıl gidilir? Aslında oldukça kolay. Kendi aracınızla veya otobüs ile Sığacık'a ulaşabilirsiniz. İzmir'in Seferihisar ilçesine bağlı olan Sığacık, Seferihisar'a sadece 7 km mesafede yer alıyor. - Sığacık'a arabayla geliyorsanız; İzmir-Çeşme otobanında Seferihisar çıkışından çıkın. Seferihisar'a geldiğinizde ise \"Sığacık\" tabelalarını takip edin. Yol ayrımından sonra 15-20 dakika bile sürmüyor Sığacık'a ulaşmanız. - Sığacık'a toplu taşıma ile geliyorsanız; İzmir'den önce Seferihisar'a Seferihisar'dan da belediye otobüsü veya minibüs ile Sığacık'a ulaşabilirsiniz. Sığacık İzmir arası kaç km? İzmir Otogar'dan Sığacık yaklaşık 70 kilometre. Seferihisar Sığacık arası ise sadece 13 kilometre. Sığacık çok sayıda konaklama seçeneği sunuyor. Pansiyonlar, butik oteller, konuk evleri, tatil köyleri gibi. Biz konaklamak için Pürhayal Pansiyon'u tercih ettik. 6 odalı eski bir köy evini pansiyona çeviren işletmecileri de benim gibi kurumsal hayatı bırakıp Sığacık'a yerleşmiş ve bu pansiyonu işletmeye başlamışlar. Pansiyonun avlusunda kahvaltı veriyorlar. Ayrıca içecek servisleri de var. Aşağıdaki Sığacık videosunu izleyince göreceksiniz akşam da avluda çok keyifli vakit geçirdik. Bizim şansımız pansiyondaki bütün odaları kapatıp grup olarak gitmemiz oldu. Tanımadığımız insanlar kalıyor olsa o kadar eğlenemezdik herhalde. Odanın tipine göre oda fiyatı değişebilir, rezervasyon yaparken teyit etmekte fayda var. Konaklama yapmasanız da, eğer müsaitlikleri varsa dışarıdan gelip kahvaltı etmeniz de mümkün. Eğer daha otel veya tatil köyü gibi bir yer arıyorsanız Sığacık'ın birazcık dışında Club Atlantis bir konaklama seçeneği olabilir. Kamp yapmak isteyenler için ise Antik Liman'da yer alan hem restoran hem kamp yeri olarak hizmet veren Özcan Restoran Camping önünde plajı ile birlikte güzel bir alternatif. Sığacık pek çok film ve diziye ev sahipliği yapmış. Bildiklerimi aşağıda sıralıyorum, atladıklarım varsa yorumlara ekleyin lütfen. - Seferihisar doğumlu olan Çağan Irmak'ın Babam ve Oğlum filmi, - Bir dönemin popüler dizilerinden Kavak Yelleri, - Ata Demirer'in Olanlar Oldu filmi bizim de konakladığımız Pürhayal Pansiyon'da çekilmiş, - TRT 1'de yayınlanan Ege'nin Hamsisi dizisi. Aşağıda Sığacık gezi videosu sizi bekliyor. Yukarıda anlattıklarımı kanlı canlı görmek için izlemeyi unutmayın. Bu yazıda kullandığım Sığacık fotoğrafları aşağıda galeri olarak yer alıyor. Okudum, başarılı ve güzel bir makale olmuş. Ellerinize sağlık.. Gerçekten çok başarılı bir yazı olmuş. Sizin ellerinize sağlık teşekkür ederim. Yazma yeteneklerinden de gerçekten ilham alıyorum. Blogunuzdaki düzende olduğu gibi. Her neyse, güzel ve kaliteli yazıyı konu olmuş. İzmir Servis olarak sitenizi beğeni ile takip ediyoruz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/silfra-yarigi-dalis-ve-snorkel-deneyimi", "text": "İzlanda bir ada ülkesi ve bu ada sanki dünyanın henüz bitmemiş hali gibi. Gayzerler, şelaleler, buzullar, kaplıcalar, her an patlamaya hazır volkanlar ile dinazor filmlerinin ilk sahnesinde geziyor gibi hissettiriyor. Kendimizi bu filme biraz daha fazla kaptırmak için dünyadaki en özel yerlerden biri olan Silfra yarığında, eşim dalış ben de şnorkel yaptım. Silfra yarığı dalış ve şnorkel deneyimimiz ve Silfra'nın neden özel olduğuna dair bilgileri bu yazıda bulacaksınız. Okumaya devam! Dalış severler tarafından dünyanın en iyi 10 dalış noktası arasında sayılan Silfra deneyimimizin videosunu aşağıdaki görsele tıklayarak izleyin! Thingvellir Milli Parkı Reykjavik'e olan yakınlığı, park alanı içinde görülecek önemli yerleri ile İzlanda'da en çok turist çeken bölgelerden bir tanesi. İzlanda'nın en turistik rotası olan Golden Circle'un da başlangıç noktası. Girişi ücretsiz olan milli park başkent Reykjavik'e 47 kilometre mesafe, maksimum 1 saatte başkentten milli park girişine ulaşabilirsiniz. Park için göl, buzul, krater gibi pek çok görülecek yerin yanında Silfra yarığı da bulunuyor ki, bu da parkın en önemli noktası. Thingvellir Milli Parkı aynı zamanda dünyadaki ilk parlamentonun da toplandığı yer olarak, dünya tarihinde de önemli bir yere sahip. Silfra kırığına yukarıdan bakan bir noktada Vikingler, demokrasiye ilk adımlarını atarak burada bir parlamento toplamışlar. Parlamento toplantılarına Althing adı verilmiş ve milli park da adını buradan almış. Hem jeolojik hem de tarihi önemi nedeni ile park; 1930'da milli park statüsüne alınmış, 2004 yılında da Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmiş. İzlanda, aynı zamanda Kuzey Amerika ve Avrupa kıta ana karalarının da kırılarak ayrıldığı yer. Yani batıya bakınca Kuzey Amerika, doğuya bakınca Avrupa. Bu iki koca kıta bir fay kırığı ayrılıyor. Bu fay kırığının yer yüzüne çıktığı yer ise Thingvellir Milli Parkı içinde yer alan Silfra yarığı. Fay hattının devamı tamamen okyanus dibinden devam ediyor. Bu nedenle Silfra yarığı dünya üzerindeki en özel yerlerden biri. Silfra yarığına yukarıdan/dışarıdan bakınca masum bir dere bir göle açılıyor gibi görünüyor. Halbuki o yarıktan suyun içine girince yarığın kırılmış halini görebiliyor, bir elinizi Kuzey Amerika kıtasına, bir elinizi Avrupa kıtasına dayayabiliyorsunuz. Bu tektonik yarıklara rift vadisi deniyor, bir tane de Afrika'da Kenya'dan başlayan ve İsrail'e kadar ulaşan büyük rift vadisi var, bilenler hatırlayacak. Silfra yarığında yer alan su milli parka Langjökull buzulundan geliyor. Suyun sıcaklığı yıl boyu 2 derece civarında oluyor. Buzuldan gelen bu tatlı su hem oldukça lezzetli hem de buzuldan eridikten sonra lav tarlalarından geçerek geldiği için defalarca filtrelenerek temizlenmiş bir su. Kristal berraklığındaki bu suyu gönül rahatlığı ile de içebilirsiniz, son derece temiz. İzlanda'ya gelirken bizi en çok heyecanlandıran aktivitelerden biri Silfra'da yapacağımız dalış ve şnorkel aktivitesi idi. Su sıcaklığı 2 derece olan bu tatlı suda nasıl dalınır veya şnorkel yapılır, bu deneyim kaça mal olur birazda onlardan bahsedelim. Silfra yarığı dünyadaki en iyi 10 dalış noktasından biri sayılıyor. Eşim 10 yıldır dalış yapıyor ve dünyanın pek çok yerinde dalış yapıyor. İzlanda seyahatimiz kesinleşince tabii ki gündemimize hemen Silfra dalışı girdi. Silfra'da dalış yapabilmek için kuru elbise dalış sertifikası zorunlu. Eşim 3 yıldız dive master olmasına rağmen kuru elbise sertifikası yoktu. Benim ise sadece 1 yıldız dalış sertifikam vardı ki, bu acemilikle sana kuru dalış sertifikası vermem dedi Divefan'dan Öztan Hoca 🙂 İşte o an anladım ki ben Silfra'da dalış yerine şnorkel yapacaktım. Eşim ise kuru elbise sertifikasını alıp hayalimizi gerçekleştirecekti. Tecrübeli bir dalışçı için kuru elbise sertifikası almak için bir günlük bir eğitim ve dalış organizasyonu yeterli oluyor. Yaptığımız araştırmalar sonucunda Silfra'da dalış organizasyonu yapan en köklü firmanın Dive. is olduğunu gördük ve rezervasyonumuzu da oradan yaptırdık. Zaten o noktadan sonra firma sizi sürekli e-postaları ile bilgilendiriyor. Dalış veya şnorkel için sağlık beyanı isteyen bir form dolduruyorsunuz. Silfra yarığında dalış yapılacak olan yer Thingvellir Milli Parkı girişinden 12-13km kadar içeride. Silfra tabelasından içeriye girdiğinizde önce dalış firmalarının otopark alanını görüyorsunuz ancak buraya özel aracınızla girmeniz mümkün değil, burası sadece turlara ayrılmış bir alan. 400 metre sonra ise genel otoparkı görüyorsunuz, bu otopark P5 olarak geçiyor. Aracınızı o otoparka bırakıp diğer otoparka yürümeniz gerekiyor. Etkinlik günü yanınızda, dalıcı iseniz; dalıcı kartınız, kuru elbise sertifikanız, kuru elbise içine giymek için içlik ve iki kat yün veya kalın çorap. Biz bir yünlü bir de kayak çorabı götürdük mesela. Şnorkel yapacaksanız da sertifikalar hariç aynı giysilere ihtiyacınız var. Çünkü hem dalışçılar hem de şnorkel yapacak olanlar aynı kuru elbiseyi giyiyorlar. Bizim dalış yaptığımız gün dışarısı 3 derece ve çok rüzgarlı idi. Suda donacak mıyız, ne kadar üşürüz acaba gibi pek çok endişemiz vardı tabii ki. Kuru elbisenin içine; kendi içliğinizin üstüne önce bir tulum veriyorlar. Bu tulum oldukça kalın, polarlı bir tulum. Bu tulumun üstüne kuru elbise denilen, içine hiçbir şekilde su geçirmeyen yine tulum şeklinde kalın bir elbise daha giydiriyorlar. Başınız, elleriniz ve ayaklarınız için başlık, eldiven ve patik gidiyorsunuz. Tam kuşandığınızda artık sadece yüzünüz açıkça kalıyor. Suya girmeden önce de yüzünüzün yarısını maske ile kapatıyorsunuz, sonuçta sadece dudak ve yanaklarınızın bir bölümü dışında heryeriniz kapanmış oluyor. Suda çok üşümekten endişe ediyordum ama dışarıda üşüdüğüm kadar dahi üşümediğimi söylemeliyim. Zaten bu dalış / şnorkel organizasyonlarını yaz-kış yapıyorlarmış, o kadar soğuk olsa yapamazlar herhalde. Tur firması yanında \"changing room\", kıyafet değiştirme odası, olarak kullanılabilecek minibüs getiriyor çünkü otopark alanına buna uygun bir yer yok. Kıyafet ve değerli eşyalarınızı bu minibüse bırakıyorsunuz. O yüzden buraya gelirken yanınızda fazla eşya taşımamaya özen gösterin. Ancak saçınız uzunsa saçınız mutlaka ıslanıyor, kıyafetin dışında kaldığı için. Çıkınca saçınızı sarmak için bir havlu çok işe yarar. Ben şnorkel yaparken eşim ilk dalışını bitirmiş, sıcak çikolata ve kahve keyfine geçmiş bile. Onun bir dalışı daha var, ben üstümü değiştirip ona dalış başlangıç noktasına kadar eşlik ediyorum. Dalış rotası ile şnorkel rotası aynı. Birimiz suyun içinden bizimiz ise yüzünden bu deneyimi yaşamış olduk. İkisinin de artı ve eskileri var. Yukarıdan şnorkel yaparken yarığın şeklini anlamak daha kolay diyorlar, dalış yapanlar ise tam yarığın içinden geçiyorlar. Tabii dalış çok daha pahalı, şnorkel neredeyse üçte bir fiyatına, bunları da dikkate almak lazım. Fiyatlar ISK üzerinden ama yaklaşık euro fiyatlarını vereyim. 2 dalış 300 euro, şnorkel 115 euro civarına denk geliyor. Yaz aylarında kalabalık nedeniyle 2 değil tek dalış yapıyorlarmış aynı fiyata. Silfra'da canlı yaşamıyor, sadece gün ışığı gören sığ bölümlerde yosunlar var hepsi bu. Silfra yarığının devamında bir de göl var, nadiren gölden balıklar geliyormuş ama fazla kalmıyorlarmış. Silfra'da yaz-kış dalış veya şnorkel yapabilirsiniz. Kışın rüzgar daha az olduğundan dışarıda hava açıksa su altındaki görüntüler daha bile güzel olabilir. Yaz ayları İzlanda için yüksek sezon olduğundan çok kalabalık oluyormuş, bizim gibi Eylül ayında giderseniz hem dışarıda hava çok soğuk olmaz hem de daha az sayıda insanla karşılaşırsınız. Silfra'da maksimum dalış derinliği 18 metre, dalış ortalaması ise 10 metre. Sığ alanlardan da geçildiği için ortalama oldukça düşük. Eğer dalış yapan grup yeterince tecrübeli değilse, 18 metreye de inilmediği oluyormuş. Silfra'da dalış ve şnorkel için Dive. is firmasını tercih ettik demiştim. Bunun nedenlerinin başında bu bölgenin en eski firması olması ve işinde gerçekten iyi olması vardı. 1997'de kurulmuş olan firma Silfra'daki dalış organizasyonunun da standartlarını belirlemiş. Silfra'nın bir dalış merkezi olarak popüler olmasını da Dive. is'nin kurucusu olan Thomas Knutsson sağlamış. Oraya gittiğimizde de ilk dalış/şnorkel grupları olan Dive. is misafirlerinin olmasının ne kadar avantajlı olduğunu da görmüş olduk. Bütün ekibin inanılmaz yardımsever, ilgili ve profesyonel olduğunu da belirtmem lazım. Her ekip lideri dalışta 3, şnorkelde ise 4 kişiye eşlik ediyor. Kıyafet giyerkenden suya girişe kadar her noktada bütün detayları defalarca kontrol ediyorlar. Bu da kendinizi güvende hissetmenizi sağlıyor. Dalış veya şnorkel paketleriyle Golden Circle turunu birleştirdikleri tur paketleri de var. İnternet sitelerinden detaylıca inceleyebilirsiniz. Silfra deneyimimiz kelimenin tam anlamı ile muhteşemdi. Blue Lagoon'da sıcak suda keyif yapmak yerine 2 derece suda, iki kıtanın ayrıldığı yeri görmeyi tercih ettik ve bu tercihimizden dolayı çok mutluyuz! - İzlanda'da araç kiralama - İzlanda gezi maliyeti - İzlanda'da konaklama - İzlanda Keflavik Havaalanı - Silfra yarığı dalış ve şnorkel deneyimi - İzlanda Golden Circle Rotası gezilecek yerler - İzlanda Ring Road Rotası gezilecek yerler - İzlanda gezi rehberi Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Balık yaşamıyor olması şaşırtıcı ancak besin kaynağı olmadığı için sanırım. Dün İz tvde \"Kapalai\" adında bir dalış merkezinin belgeselini izledim enişte gitmediyse lütfen incelesin. Selam, öncelikle yazılarınızı çok severek takip ettiğimi söylemek istiyorum. Silfra'daki işimiz 13:00 gibi bitti, öğleden sonra da Gayzer ve Gulfoss'u ziyaret edip Reykjavik'e döndük. Aynı gün tamamlarsınız yani."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/silide-mutlaka-gormeniz-gereken-10-yer", "text": "Güney Amerika kıtasını gözünüzün önüne getirin, kıtayı güneyden kuzeye kateden ince uzun Büyük Okyanus boyunca devam eden bir ülke var ya, işte orası Şili. Ant Dağları ile kıtanın kalanından ayrılan ülke, dağlar, çöller, buzullar, göller, adalar ile dolu muhteşem coğrafyası ile görenleri kendine hayran bırakıyor, görmeyenleri ise gitme arzusu ile dolduruyor. Ülkenin kuzey ucunda kilometrelerce büyüklükteki Atacama Çölü, güney ucunda ise buzullar ülkesi Patagonya yer alıyor. Şili akıllara durgunluk veren coğrafyasının yanı sıra Güney Amerika'nın ekonomik olarak da en güçlü ülkesi. İnsanların mutlu, güler yüzlü, yardımsever ve sıcakkanlı olması ile bana ülkemizi hatırlatıyor. Türk dizilerine de bayılıyorlar, onlar da bize karşı boş değil. Şili'ye seyahat etmeyi düşünüyorsanız seyahat listenize almanız gereken en iyi 10 yeri sizler için listeledim. And Dağları ile okyanus arasında ülkenin neredeyse tam ortasında kurulmuş Şili'nin başkenti Santiago. Başkentten kısa yolculuklar ile şarap rotaları, And Dağları veya okyanusa kolayca ulaşabilirsiniz. Santiago, çok sayıda müzesi, meydanları, mesire yerleri, son yıllarda gittikçe popülaritesi artan bohem mahalleri ile her zevke ve bütçeye uygun gezilecek yer seçenekleri sunuyor. Santiago, yeme-içme konusunda da çok zengin seçenekleri ile hem gözleri hem de mideleri doyuruyor. Santiago'da bir Atatürk Anıtı bulunuyor. Anıta dair detayları anlattığım yazıma da bir göz atın: Santiago Mustafa Kemal Atatürk Anıtı. Şili denince ilk akla gelen yerlerden biri dünyanın en kuru çölü olan Atacama Çölü. Binlerce kilometrekare alana yayılmış olan çölün bir kısmı da Bolivya'da. Ay Vadisi, birbirinden ilginç kaya oluşumları ve kızıl toprağı ile gezginleri kendine çekiyor. Tuz düzlükleri ve gayzerler ise bu dünya dışında bir yer hissi veriyor. Çölün hemen başlangıcındaki San Pedro de Atacama şehrinde kalıp bisiklet ile vadileri gezebilir, kaplıcalarda sıcak su havuzlarının tadını çıkarabilir, kum tepelerinde kayak yapabilir, özellikle gün batımı saatlerinde muhteşem manzaraların tadını çıkarabilirsiniz. Başkent Santiago'ya sadece 1,5-2 saat mesafede yer alan liman şehri Valparaiso, Şili'nin en renkli şehri. Unesco koruma listesinde yer alan şehir asansör ile ulaşılan mahalleleri, hemen hemen bütün duvarları kaplayan duvar resimleri ile ünlü. Ayrıca ünlü Şilili şair Pablo Neruda'nın müze olarak ziyaret edebileceğiniz bir evi var burada. Dünyanın en izole adalarından biri olan Paskalya Adası, Şili sınırları içinde yer alıyor. Fotoğrafçılar için, tarih ve coğrafya meraklıları için bulunmaz bir yer ada. Ana karadan 3500 kilometre uzakta yer alan ada, bütün adaya yayılmış olan yükseklikleri 9 metreye kadar çıkan heykelleri ile meşhur. Ben bu heykelleri Nemrut'taki heykellere benzetiyorum. Tek farkı adada 1000 kadar devasa heykelin olması. Şili şaraplarının ününü duymuş muydunuz? Carmenere, Syrah ve Pinot Noir cinsi üzümlerden yapılan şarapları dünya çapında adını duyuruyor. Ülkedeki şarap rotaları; hem kısa süreli hem de uzun süreli gezebileceğiniz, şarap tadımı yapabileceğiniz, bağ bozumuna katılabileceğiniz, güzeller güzeli üzüm bağlarına sahip vadileri gezebileceğiniz alternatiflere sahip. Şarap rotaları Santiago'nun çevresine konuşlanmış durumda. Şili Patagonyası'nda yer alan Torres Del Paine Milli Parkı doğa yürüyüşü sevenler için tam bir cennet. Milli park adını, W rotası denen yürüyüş rotasının sonunda yer alan kule şeklindeki 3 kayadan almış. Göller ve buzulların eşlik ettiği rotanın sonundaki kuleleri görmek parkın ödülü. Hava açık olduğunda kuleleri görebileceğinizi, aksi halde yolun sonunda sis ve bulutlarla karşılaşabileceğinizi unutmayın. Şili kültürünün önemli içeceklerinden biri Pisco. Pisco Elqui ise ulusal Pisco içkisinin yapıldığı yer. Pisco, Peru ile Şili arasında paylaşılamıyor, iki ülkenin de milli içki sayıyor. Pisco üzüm suyundan yapılan bir tür içki. Pisco Elqui'de içki fabrikalarındaki turlara katılabilir, tadım yapabilirsiniz. Şili'nin pek çok yerinde olduğu gibi doğa burada da çok güzeldir, doğa yürüyüşleri yapabilirsiniz. Şili'nin göller bölgesi, adı üstünde çok sayıda gölü, tepesi karlı dağları ve volkanları ile göz kamaştırıcı manzaralara sahip. Bu bölgede rafting, zipline, kano, volkan yürüyüşü, doğa yürüyüşü gibi pek çok aktivite yapma fırsatı var. Günübirlik veya uzun süreli doğa yürüyüşleri de yapabilirsiniz. Tierra Del Fuego, dünyanın sonu demek. Burası Antartika'ya en yakın yerleşim yeri. Bu bölgenin yerleşik yaşayanları penguenler, deniz aslanları, balinalar ve yunuslar. Dünyanın en bakir yerlerinden biri burası. Doğanın güzelliğine şahit olabilmek için bot turlarına katılabilirsiniz. Chiloe Adası, renkleri ve kültürü ile dikkat çeken yerlerden. Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan 16 adet ağaçtan yapılmış kilise bu bölgenin meşhur olmasını sağlamış. Rengarenk boyanmış ve ahşap iskeleler üzerine inşa edilmiş evleri ve doğası, izole edilmiş ve hala eskide yaşarmış gibi görünen yaşamı ile yine Şili'nin güzelliklerinden biri. Şili kesinlikle doğanın cömert davrandığı ülkelerden biri. Tek bir laneti var o da depremler. Ülkede çok sık deprem olduğunu hatırlatalım. 23 gün süren Güney Amerika gezi rotama dair detaylara da göz atın. Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi Ocak 2021 sayısında kapak konusu olarak yayınlanmıştır. Şili göller bölgesi harika bir yer bence. Ülkemizde de var doğa harikaları ama göller bölgesi bir ayrı güzeldir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sillyon-antik-kenti-serik-antalya", "text": "Az bilinen antik kentler serimize Antalya'nın Serik ilçesi sınırları içinde yer alan Sillyon ile devam ediyoruz. Perge, Aspendos gibi yakınında yer alan diğer antik kentler gibi popüler olmamasının nedeni kentin herhangi bir kazı veya restorasyon çalışmasından geçmemiş olması. Bu yazıda Sillyon Antik Kenti nerede, nasıl gidilir, tarihçesi, giriş ücreti ve ziyaret saatleri gibi ihtiyacınız olan tüm bilgileri bulacaksınız. Keyifli okumalar! Antik kent; denizden 12 kilometre kadar içerde, 213 metre yükseklikte ovaya yukarıdan bakan bir tepe, Koçhisar tepesinin üzerine kurulmuş bir Pamfilya kenti. Kentin bulunduğu tepeden Perge ve Aspendos Antik Kentleri, tüm ova ve Akdeniz manzarası görülebiliyor. Sillyon Antik Kenti tarihçesi hakkında kısaca bilgi verecek olursak; Truva Savaşı'ndan sonra Bergama Krallığına bağlı olarak kurulmuş olan şehir döneminin en zengin şehirlerinden biri imiş. Diğer Pamfilya şehirlerinde olduğu gibi, Mopsos ve Kalchas kentin kurucuları kabul ediliyor. Şehir, M. Ö. 333 yılında kent Büyük İskender tarafından işgal edilmiş ve buraya bir garnizon kurulmuş ve Pers saldırılarına karşı bir savunma kalesi olarak kullanılmış. Bazı kaynaklarda ise Termessos ile birlikte İskender'in alamadığı iki şehirden biri olduğu söyleniyor. Sillyon M. Ö. 3. yüzyılda kendi adını taşıyan madeni parasını basmaya başlamış, bu paraların üzerinde şehrin adı Sylviys olarak geçiyormuş. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde kentin psikoposluk merkezi olduğuna dair bilgilere de ulaşılmıştır. Kentin içinde 8000 kişilik bir tiyatro, odeon, sarnıç, stadyum, kuleler, Selçuklu döneminden kalma bir camii, Doğu Roma döneminden kalma Kilise, hala suyu akan bir çeşme, iç ve dış surlar ile akropol bulunuyor. Antik dönemden, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı Dönemine kadar yerleşimin devam ettiği şehir, bugün tepenin eteklerindeki köyün keçi otlatma yeri olmuş ve kaderine terk edilmiş. Antik kent herhangi bir kazı veya restorasyon geçirmediği için çok bakir, herhangi bir giriş kapısı, güvenliği veya koruması ne yazık ki bulunmuyor. Sillyon ve Uçansu Şelalesi'ni anlattığım videoyu aşağıda bulacaksınız. Videoyu izlemeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Sillyon, Sillion veya Syllion Antik Kenti, konum olarak isimlerini duymaya alışık olduğumuz Perge ve Aspendos Antik Kentlerinin arasında, Serik merkezine 15 km, Antalya Havalimanı'na 22, Antalya şehir merkezine ise 31 km mesafede yer alan bir Pamfilya şehri. Sillyon'da gitmenin en kolay yolu araç ile gitmek. Antalya merkezden veya havalimanından araç kiralayabilir veya kendi aracınız ile gidebilirsiniz. Antalya merkezden Perge, Aspendos ve Sillyon'u içeren günübirlik bir gezi planı yapabilirsiniz. Antalya Merkezde Gezilecek Yerler yazım da ilginizi çekebilir, bir göz atın. Antalya-Alanya doğrultusunda ilerlediğiniz yolun 25. kilometresinde deniz yönüne değil de kuzeye Toroslar'a doğru döneceksiniz. Sonrasında tabelaları takip ederek 5-6 kilometrelik bir yol sonunda antik kente ulaşacaksınız. Antik kent herhangi bir restorasyondan geçmemiş ve koruma altına alınmamış olmasına rağmen ana yol ve ara yollarda iyi bir şekilde tabelalama yapılmış, bulmakta zorluk çekmezsiniz. Sillyon'nun herhangi bir giriş kapısı yok. Yanköy sınırları içinde bulunan antik kente geldiğinizi Silyon Kafe'yi görünce anlayacaksınız. Şehre dair tek açıklama tabelası kafenin karşısında tepeye çıkışın başladığı noktada bulunuyor. Aracınızı Silyon Kafe önüne park edip, dilerseniz çay-kafenizi içip antik kente doğru tırmanmaya başlayabilirsiniz. Girişteki tabelanın fotoğrafını çekerek gezdiğiniz yerlerde tahminen neler olduğunu bulabilirsiniz, antik kentin içinde herhangi bir tabelalama çalışma yapılmamış, tek seçeneğiniz bu harita. Sillyon haritasını aşağıya da ekliyorum. Sillyon Antik Kenti'nin bir giriş kapısı dahi olmadığından giriş ücreti ve ziyaret etmek için bir saat kısıtlaması yok. Umarım en kısa zamanda koruma altına alınır ve burada yatan tarih bu haliyle açıkta kalmaz uzun süre. Sillyon'a gitmeyi düşünüyorsanız dikkat etmeniz gereken bazı noktalar var, bunları özellikle belirtmek istedim. - Antik kentte herhangi bir rota veya tabelalama olmadığından gezerken patikaları takip etmeniz, patika olmayan yerlere girmemenizi öneririm. - Antik kent bakımsız olduğundan çiçek, ot ve diken istilasına uğramış durumda. Bu nedenle terlik veya sandalet yerine kapalı ayakkabılar ile gitmenizi öneririm. - Antik kent çok dik bir tepeye kurulmuş olduğundan dik bir çıkışın sizi beklediğini unutmayın. Eğer sağlık durumunuz buna uygun değilse tırmanmamayı tercih edebilir veya bir baton/baston kullabilirsiniz. - Her antik kent için olan önerimi tekrar yazayım, yanınıza su ve yaz aylarında şapka almayı unutmayın. - Antik kent bakımsız olsa da orada bir tarih yattığını ve dolaştığınız yerdeki herşeyin çok kıymetli olduğunu unutmayın. Çöplerinizi bırakmayın, gördüğünüz şeylere zarar vermeyin ve bulduğunuz şeyleri yanınızda götürmeye çalışmayın! Umarım Sillyon hakkında kafanızdaki soru işaretlerine cevap verebilmişimdir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/simena-antik-kenti-kalekoy-antalya", "text": "Simena Antik Kenti ve şimdiki adı ile Kaleköy, Kaş ile Demre arasında yer alan tarih, doğa ve deniz keyfini bir arada arayanlar için tam bir cennet! Akdeniz'in pırıl pırıl denizinin içinde yüzlerce hatta binlerce yıl öncesinden kalmış kalıntıları, araç giremeyen patika şeklindeki antik yolları, tepeden denizi ve şehri seyreden sarp kalesi, cıvıl cıvıl sokakları, nefis balık ürünleri yiyebileceğiniz denize uzanan restoranları, keçi sütünden ve taze meyvelerden yapılan dondurmalar satan dondurmacıları, denizin tadını çıkarmak için kano yapanlar, sahilin güzelliğini seyreden tekneler ve çok daha fazlası bu küçücük köyde sizi bekliyor. Simena Kaleköy yazımı okuduktan sonra Kaş'ta gezilecek yerler yazıma da bir bakmanızı öneririm. Böylece kapsamlı bir Kaş gezisi planlayabilirsiniz. Simena Antik Kenti bugün Kaleköy'ün bulunduğu yerde kurulmuş bir Likya şehri. M. Ö. 4. yüzyıldan bu yana bölgede yerleşim olduğuna dair kanıtlar bulunuyormuş. Simena Antik Kenti, içinde Kekova Adası'nın da bulunduğu Kekova Özel Çevre Koruma Alanı içinde yer alıyor ve 1. derecede sit alanı, yani çivi çakmak için izin almanız gerekiyor. Simena Kalesi'nin bulunduğu bölüm burası. Giriş ücreti 17.5 TL, Müzekart ile ücretsiz girebilirsiniz. Kalenin içinde sadece 300 kişilik Likya'nın en küçük tiyatrosu bulunuyor. Kale çıkmak için sabah erken veya akşamüstü saatlerini tercih etmenizi öneririm. Çünkü çıkmanız gereken çok sayıda basamak ve zirveye ulaştığınızda muhteşem bir Kekova manzarası var, sıcakta merdiven çıkılmaz ki deyip çıkmaktan kaçmanızı istemem. Özellikle gün batımı saatlerinde gelirseniz manzara daha da unutulmaz olacaktır. Likya, Roma ve Osmanlı döneminde kullanılmış olan şehir surları içinde sarnıçlar, hamam kalıntıları, lahitler ve camii binası karşınıza çıkacak. Simena'nın en ikonik kalıntıları ise suyun içinde kalmış olan ve pek çok Türkiye tanıtım fotoğrafında kullanılan lahitlerdir. Kaleden sahile inip sahil boyunca yürüdüğünüzde suyun içindeki lahitlerin yanına kadar gitmeniz, küçük adacıklara ise suyun içinden yürüyerek ulaşmanız mümkündür. Bunu yaşayabileceğiniz dünyadaki nadir yerlerden biridir Simena. Özellikle Simena'ya denizden gelenler pek rağbet göstermese de benim Simena'da en etkileyici bulduğum yerlerden biri de Nekropol. Kaleden tepenin diğer yanına doğru devam ettiğinizde tepenin üstünden denize kadar devam eden çok sayıda semerbent tipi lahit mezar göreceksiniz. Bir mezarlık ancak bu kadar güzel bir manzaraya sahip olabilir ve bu kadar güzel görünebilir diye düşünmeden edemiyorum her gidişimde. Kara ulaşımı sadece bir patikadan olan, sadece denizden ulaşılabilecek Kaleköy 60-70 hanenin bulunduğu küçük bir köy. Kaleköy, Demre ilçesine bağlı olmasına rağmen Kaş'tan kalkan teknelerle daha fazla ziyaret edildiğinden Kaş'a bağlı sanılabiliyor. Bu küçük köy yaz aylarında ziyaretçi akınına uğruyor ve turizm ile geçinen köy halkına gerçek anlamda yaz geliyor. Sahildeki irili ufaklı balık restoranları, birbirinden güzel ve taze meyvelerden yapılmış keçi sütlü dondurmacıları, el işi, hediyelik eşya satan dükkanları ile köy tam bir panayır alanı gibi. Yaz aylarında sahilde kano yapanlar da bu panayıra katılınca rengarenk bir cümbüş ortaya çıkıyor. Kaleköy'de ne yapılır sorusunun en popüler cevabı \"keçi sütlü dondurma yemek\". Önce bir aile sonra birkaç aile derken dondurmacıların sayıları hızlar artmış. En popüler dondurmacı \"I'm Here Cafe\". Çeşit çeşit dondurma ile yetinmemişler, babadan kalma araziyi instagram fotoğrafları için süslemişler. Dekorda fotoğraf çektirmek için bahçeye girdiğinizde \"dondurma istemez misiniz?\" teklifine karşı koymak mümkün değil. 2021 Haziran ayında dondurmanın topu 8.5 TL idi. Simena Kaleköy sahile indiğinizde sahilde pek çok kanonun yanyana dizili olarak misafirlerini beklediğini göreceksiniz. Eğer Kaleköy'de konaklıyorsanız konakladığınız pansiyon size kano sağlayacaktır. Ama konaklamıyor ve günübirlik geldiyseniz Üçağız'dan veya Kaleköy'den kano kiralayabilir, sığ ve berrak suların tadını kano üzerinde çıkarabilirsiniz. Kimi taşları antik dönemden kalmış merdivenli patika gibi dar sokaklarda yürümek, almasam da incik boncuk satanların tezgahlarına bakmak Kaleköy'de en keyif aldığım aktivitelerden biri. Merdivenlerden yukarıya doğru çıktıkça sahilin görüntüsü, suyun içindeki kaya mezarlarının ve Kekova Adası'nın manzarası gittikçe güzelleşiyor. Sıcak saatlerde çıkmak zor ama siz yine de pes etmeyin. Köy halkı genelde evlerinin önünde kendi yaptığı el işleri veya kendi topladıkları kekikler, ada çayları gibi doğal ürünleri sergiliyorlar. Mis kokulu kekiklerden almayı düşünebilirsiniz. Ülkemizin en popüler, dünyanın da en güzel 10 yürüyüş rotası arasında yer alan Likya Yolu'nun bir bölümü de Simena Antik Kenti'nden geçiyor. Üçağız'dan Simena Kalesi'ne gelen rotayı dilerseniz günübirlik de yürüyebilirsiniz. Likya Yolu Yürüyüşü yazıma da ilginizi çekebilir. Kekova Adası'nın da içinde bulunduğu koruma alını gezmenin en kolay yolu; Kaş, Demre veya Üçağız'dan kalkan günübirlik Kekova tekne turu yapmak. Tekne turlarını seçerken hangi noktalarda durduğunu, öğle yemeği menüsünde ne olduğunu, teknenin kaç kişilik olduğu ve müzik olup olmadığını öğrenmenizi öneririm. Benim tekne turları ile ilgili en büyük sorunum kalabalık ve gürültü oluyor genelde. Şahane bir manzaranın önünden geçerken \"Erik Dalı\" şarkısı ile göbek atmak bana hiç çekici gelmiyor. Müziksiz teknelerin sayısı her geçen gün artıyor, dilerseniz onları tercih edebilirsiniz. Kaptan Ergun'un Kaş'tan kalkışlı Kaş ve Kekova tekne turları ile ilgili detaylı bilgi almak için Boattripturkey internet sitesini ziyaret edebilirsiniz. Kaptan Ergun instagram hesabını takip edip, ÇOKGEZENKAŞ indirim kodu ile kendilerine mesaj atan Çok Okuyan Çok Gezen takipçileri, günübirlik Kaş Kekova turlarında 20 TL indirim kazanacak. Bu şahane turu kaçırmayın. Ben Kaleköy'de hiç konaklamadım. Ama eğer konaklamak isterseniz burada yaşayan kişilerin işletttiği butik pansiyonlar var. Herhangi bir yorum eklemeden aşağıda Kaleköy pansiyonları listesini telefon numaraları ile birlikte görebilirsiniz. Arayıp müsaitlik ve fiyat bilgisi alabilirsiniz. - Teras Paradise Guest House & Pansiyon & Restaurant 0536 493 71 61 - Mehtap Pansiyon 0535 592 12 36 - Ömür Pansiyon 0536 283 30 50 - Likya Restaurant & Pansiyon 0532 451 68 82 - Simena Pansiyon 0242 874 20 25 - Kale Pansiyon 0242 874 21 11 - Castle Pansiyon 0242 874 21 20 - Sahil Pension 0242 874 22 63 - Ankh Pansion 0242 874 21 71 Kaleköy'de çadır veya karavan ile kalabileceğiniz bir tesis bulunmuyor. Konumu nedeniyle zaten karavan yanaşmasına da uygun değil. Ama hemen moraliniz bozulmasın, Kaleköy'e en yakın çadır ve karavan için uygun kamp alanlarının nerelerde olduğunu söyleyeceğim. Önce Kaleköy'deki çadır kampı için uygun alanlardan bahsedelim. Simena Antik Kenti, ülkemizin en popüler yürüyüş rotası olan Likya Yolu üzerinde bulunuyor. Likya Yolu'nu yürüyenler burada konaklamak isterse Üçağız tarafından Simena Kalesi'ne çıkan patika yolun kenarında düzlükler var. Ancak öyle sanıyorum ki, buralara çok fazla çöp bırakıldığı ve ateş yakıldığı için \"kamp yapmak yasaktır\" tabelaları konmuş. Aslında sorun olmasa, Simena Kalesi girişindeki tuvaletlerden yararlanarak burada çadır kurulabilir, ancak böyle bir niyetiniz varsa gitmeden bölgedeki jandarma komutanlığını aramanızı öneririm. Pandemi koşullarında açık alanda kamp yapılması sorun olabilir, veya jandarma yasak alanda kamp yaptığını için ceza kesebilir. Hemen moralinizi bozmayın, Üçağız Köyü girişinde yer akan \"Kekova Camping\" hem çadır, hem de karavan kabul ediyor. +90 532 508 01 66 numaralı telefondan ulaşarak fiyatlar ve daha fazlası konusunda bilgi alabilirsiniz. Üçağız Köyü'nden kanolar ile Simena tarafına ulaşmanız mümkün. Simena, Antalya ilinde Kaş ve Demre arasında yer alıyor. Yönetsel olarak Demre ilçesine bağlı. Karada konumlanmış olmasına rağmen karadan araçla ulaşım olmayan bir yer burası. Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. Araçla en yakın ulaşabileceğiniz nokta Üçağız Köyü mezarlığını geçtikten sonra tekne tersanesinin olduğu nokta. Buraya aracınız ile gelip Simena Kalesi'ne doğru Likya Yolu tabelalarını takip ederek 10 dakikalık bir yürüyüş ile ulaşabilirsiniz. Aşağıda Kaleköy'ün Antalya ve çevresindeki yerlere olan uzaklıklarını görebilirsiniz. - Simena Antalya şehir merkezi arası 194 kilometre, - Simena Antalya Havalimanı arası 208 kilometre, - Simena Demre arası 23 kilometre, - Simena Kaş arası 36 kilometre, - Simena Üçağız arası 2,6 kilometre. Simena 'ya karadan arabayla ulaşım yok demiştim. Bu nedenle ulaşım biraz zahmetli. Simena 'ya ulaşım seçeneklerini aşağıda sıralıyorum, siz kendinize en uygun olanı seçebilirsiniz. Kaleköy'e karadan ulaşmanın tek yolu Simena Kalesi'nin üzerinde bulunduğu tepeyi aşmak. Üçağız Köyü'nü geçtikten sonra mezarlığı geçin, tekne ve yat yapılan bir tersaneye ulaşacaksınız, buraya geldiğinizde aracınız ile ulaşabileceğiniz son noktaya geldiniz demektir. Burada aracınızdan inip, güneş gözlüğünüzü ve şapkanızı takıp deniz seviyesinden 60 metre yüksekteki Simena Kalesi'ne doğru patikadan yürüyüşe geçebilirsiniz. Bu patika aynı zamanda meşhur Likya Yolu üzerinde bulunuyor. Kolay bir çıkışın sonunda önce kaya mezarlarını ve muhteşem manzarayı göreceksiniz. Patikayı takip ettiğinizde ise Simena Antik Kenti girişine ulaşacaksınız. Bu noktadan sonra dik basamakları tırmanarak kaleye çıkabilir veya Kaleköy'ün içindeki dar yolları takip ederek denize doğru devam edebilirsiniz. - İlki; Kaş'tan veya Demre-Çayağzı'ndan kalkan günübirlik tekne turlarına katılmak. Tekne turları burada dondurma yemenize yetecek kadar yaklaşık 1 saat kalıyor. - İkinci yol; Üçağız'dan veya Kaş'tan tekne kiralamak. Yüksek sezonda Kaş limandan Kaleköy'e taksi yapan tekneler olabiliyor. - Üçüncü yol ise; Kaleköy'deki pansiyonlardan birinde kalıyorsanız pansiyonun sizi Kaş veya Üçağız'dan yine tekne ile aldırması. Çoğunlukla rezervasyon yaptırdığınız pansiyon Üçağız'a gelmenizi, sizi oradan alacaklarını söylüyor. Tekne dediysem sandal gibi düşünün, bir araçla sizi Üçağız Limanı'ndan alıyorlar. Her güzelin bir kusuru var, Kaleköy'ün kusuru da ulaşımı. Ama zor ulaşılıyor olması bozulmadan korunması, bu günlere ulaşmasını sağlamış ve bu güzeller güzeli yer bakir şekilde kalabilmiş. Simena Antik Kenti ve Kaleköy rotasını anlattığım videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. Videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın. Bu yazıda kullandığım Simena Antik Kenti ve Kaleköy fotoğrafları galeri olarak aşağıda sergileniyor. Bölgenin güzelliği fotoğraflarına yansıyor! Simena Antik Kenti ve Kaleköy ile ilgili aklınızdaki soru işaretlerine umarım cevap bulabilmişsinizdir. Bulamadıysanız sorularınızı yorumlar bölümüne yazabilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/simi-sombeki-adasi", "text": "Adını mitolojik bir Peri'den aldığı söylenen Simi Adası, bir peri kızı gibi dingin, sakin ve güzeller güzeli. Rodos'a ve Kos'a yakınlığı sayesinde son yıllarda Türkler tarafından da yoğun olarak ziyaret edilen Yunan Adaları arasına girmiş durumda. Denizcilik, süngercilik ve gemi yapımında çok ileride olan Argonotlar'ın yaşadığı ada, hem Ege denizindeki stratejik konumu, hem de gemi yapımından kazandıkları sayesinde her zaman varlıklı, zengin bir ada olmuş. 1522'de Simi Adası'nda başlayan Türk egemenliği 1945'e On İki Adalar'ın Yunanlılar'a bırakılması ile sona ermiş. Tarihteki önemli rollerinden birini burada oynayan Simi, On İki Adalar'ın Yunanistan'a bağlanması protokolünün de imzalandığı yer. İmzanın atıldığı bina şu an sakin bir şekilde deniz kıyısında Ege Denizi'ni seyretse de bizim açımızdan önemli bir tarihi gelişmeye ev sahipliği yapmış bir bina. Türk egemenliği döneminde adanın ismi Sömbeki olarak kullanılmış, Sümbek adı verilen gemileri inşa eden Simililere Söbeki demişiz. Birinci Dünya Savaşı'nda önce İtalyanlar sonra İngilizler Simi'yi ele geçirmişler. Adaların, özellikle Akdeniz ve Ege'deki adaların kaderi sürekli işgal altında kalmak olmuş tarih boyunca çünkü; ada demek deniz ticareti ve denizcilik sayesinde zenginleşmek demek, stratejik deniz yollarını elde tutmak demek. Hem Ege Adaları hem de Akdeniz adaları tarih boyunca sürekli el değiştirmiş, işgal edilmiş, korsan saldırılarına maruz kalmış. Simi Adası'na deniz yoluyla yaklaştığınızda hemen ilk dikkatinizi çeken dik teraslı yamaçlara serpişmiş pastel renklerde iki katlı evleri olacak. Simi koruma altında bir ada ve buraya herhangi bir bina yapmak istediğinizde rengine koruma korulu karar veriyormuş ki buradaki dokuyu bozmasın eviniz. Eski evler orijinaline uygun şekilde restore edildiği gibi yeni yapılan binalar da kesinlikle buranın dokusuna uygun olarak inşa edilmiş. Sadece bu evleri görmek için bile Simi'ye gidilir. Simi Adası'na feribot ile geldiğinizde ulaştığınız yerleşim yerinin adı Yalos. Yalos'ta sahilde bir yürüyüş yaptığınızda Saat Kulesi, Mihalaki isimli küçük balıkçı heykeli ve limanın ucundaki çan kulesi hızlıca görebileceğiniz yerler. Sahil boyunca kafeler, restoranlar, hediyelik eşyacılar yanyana sıralanıyor. Simi'nin önemli özelliklerinden biri de süngercilik. Burada çıkan kadife gibi süngerler adalar bölgesinin en iyi süngerleri olarak biliniyor. Yalos'ta sahil boyunca süngerciler en iyi süngerlerini sergiliyorlar. Buradan sünger alabilirsiniz. Sahil kesimini gezip belki bir yemek molası verdikten sonra sıra tepeleri tırmanmaya geldi. Limanın hem sağında hem de solunda tepelere baktığınızda kilisler göreceksiniz. Horyo tarafına tepeye doğru çıktığınızda sizi bekleyen mavi renkli kiliseden limanın manzarasına doyum olmaz. Çıkış oldukça dik olduğu için çok güneşli saatlerde çıkarken dikkatli olmanız, yanınıza su ve şapka almanız iyi olur. Tepeye doğru çıkarken Halk Meydanı'na ulaştığınızda sizi yine kafe ve tavernalar bekliyor. Yorgunluk atmak için burada mola verebilirsiniz. Diğer kiliseye tırmanmak istersek 375 basamaklı bir merdiveni çıkmanız gerekiyor. Gittiğiniz saatteki ışığa göre Yalos'u sol veya sağ tepeden görmenin tadını çıkarabilirsiniz. Yalos ve Horyo'yu gördükten sonra araç ile Pedi koyuna doğru devam edebilirsiniz. Adanın en düz yerleşimi burada yer alıyor, kiliseler ve denize girmek için burayı görebilirsiniz. Buraya otobüsle ulaşmanız da mümkün. Simi'de kara yoluyla plajlara ulaşmak oldukça sıkıntılı. Simi Adası merkezine en yakın plajlar; Nos ve Agios Nikolas plajları. Toli plajı, arabayla ulaşabileceğiniz bir başka plaj. Adaya eğer tekne ile geliyorsanız o zaman görebileceğiniz ve denize girebileceğiniz pek çok koy ve minik bir de adacık var. Ayrıca Simi limanından plajlara giden feribotlarla istediğiniz plaja da ulaşmanız mümkün. Bir adada tabii ki deniz mahsülleri yenir. Ahtapot, kalamar gibi Yunan Adalarında nefis pişirilen deniz mahsüllerinin yanı sıra Simi'ye özgü küçük kırmızı karidesin tadına ise mutlaka bakmanızı öneririm. Reçine Şarabı denen, soda ile içilen bir şarap türü de buraya özgü içeceklerden biri. Beyaz şarabın meşe fıçısında bekletilmesi ile yapılan bu şarap da hafif bir öğle yemeğinin yanına güzel gidiyor. Tabii ki Yunanistan'a gidince frape olmazsa olmazların başında geliyor. Simi'de iki tane çok popüler restoran var: Manos ve Pantelis. Ancak popüler olmaları fiyatlarına da yansımış, biz oradaki insanların önerisi ile sahilin bir arka sırasındaki Meraklis restoranı tercih ettik ve çok memnun kaldık. Simi aslında Türkiye ana karasına çok yakın. Tam karşısında Datça Yarımadası yer alıyor. Ancak bizim taraftan ulaşım için Bodrum limanından kalkan feribotları kullanmalısınız. Simi Adası'na Rodos ve Kos Adaları'ndan da feribot ile ulaşmak, Rodos adasından ise uçakla ulaşmak mümkün. Rodos'tan hem hızlı feribot, hem de normal feribot geliyor. Yavaş olan feribot dönüş yolunda Panagiya Mirtariotissa Kilisesi'nde de bir mola veriyor. Yunanistan'a gitmek için schengen vizesi gerekli iken pek çok Yunan Adası'nda olduğu gibi Simi Adası'na kapı vizesi ile gidilebiliyor, bu nedenle Bodrum'dan veya Marmaris'tan Rodos-Simi-Kos gibi adaları dahil edebileceğiniz birkaç günlük geziler de yapabilirsiniz. Bu yazı Skyroad Dergisi Ağustos 2018 sayısında yayınlanmıştır. - Midilli Gezilecek Yerler ve Midilli Gezi Planı - Birbirinden güzel 10 Yunan Adası önerisi - Türklerin gözde adası Simi - Şövalyeler adası Rodos - Balayı adası Santorini"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sina-dagi-ve-azize-katerina-manastiri-gezisi", "text": "Sina Dağı ve Azize Katerina Manastırı gezisi Mısır yolculuğumun en unutulmaz noktaları arasında yer buldu. Sina Dağı, Hazreti Musa'nın 10 emri aldığı yer olarak biliniyor ve bu nedenle İslamiyet, Yahudilik ve Hristiyanlıkta kutsal sayılıyor. Sina Dağı zirvesinde yer alan şapele 3700 basamaktan oluşan \"tövbe merdiveni\" aracılığıyla bağlanmış olan Azize Katerina Manastırı ise dünyanın en eski Hristiyan manastırlarından biri. Manastır 2002 yılından bu yana Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Sina Dağı, zirve yürüyüşü ve Azize Katerina Manastırı hakkında merak ettikleriniz, nasıl gidilir, tur ücretleri, yürüyüş rotaları gibi bilgileri bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar! Aşağıdaki görsele tıklayarak Sina Dağı ve Azize Katerina Manastırı videomu mutlaka izlemenizi öneririm. Videomu beğenirseniz kanalıma abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın! Sina Dağı, Hazreti Musa'ya 10 emrin verildiği yer olarak kabul edilmesi nedeniyle semavi dinler tarafından kutsal kabul ediliyor. Musa Peygamber'in 10 emri aldığı yer olduğuna inanılan Sina Dağı'nın bugünkü Sina Dağından farklı yerler olduğuna dair pek çok teori olsa da, şu an kabul gören kutsal yer Sina Yarımadası'nda yer alan Sina Dağı'dır. 2285 metre yükseklikte yer alan Sina Dağı zirvesi, Sina Yarımadası'nda Katerina Dağı'ndan sonraki ikinci yüksek zirve. Zirvede yer alan iki şapel, hacı olmak için gelen din adamlarının olduğu kadar, tarih ve doğa severlerin de ilgisini çekiyor. Sina Dağı'nda gün doğumu ve/veya gün batımı izlemek için Dahab, Şarm El Şeyh gibi yakın turistik şehirlerden günübirlik tur satın alabilir ve bu turlarla dağın zirvesine yürüyerek çıkabilirsiniz. Sina Dağı, hem hac yeri olarak hem de turistik olarak 2017 yılına kadar çok ilgi görüyordu, ancak 2017'de İşid'in düzenlediği ve bir polis memurunun hayatını kaybettiği terör saldırı sonrası ziyaretler azalmış. Yeni yeni insanlar yeniden Sina Dağı ve Azize Katerina Manastırı'nı ziyaret etmeye başlamış durumdalar. Şapel, kilisenin küçüğüne verilen isim, müslümanlıktaki mescit gibi düşünebilirsiniz. Kilise kadar büyük değil ancak kilisede yaptığınız ibadetinizi burada da yapabilirsiniz. Azize Katerina Manastırı, Sina Dağı'ndaki Kutsal Tanrı Manastırı olarak anılıyor. Bulunduğu yerleşim yerinin adını almış olan manastır özellikle Hristiyanlık tarihi açısından büyük önem taşıyor. Doğu Ortodoks Kilisesi'ne bağlı olan Sina Kilisesi'ne bağlı olarak hizmet veren manastır, içerisinde bulunan kütüphanede yer alan benzersiz el yazmaları nedeniyle Hristiyanlar için önemli bir yere sahip. M. S.550'li yıllarda inşa edilen manastır, dünyadaki en eski Hristiyan manastırlarından biri ve halen aktif durumdaki en eski Hristiyan manastırı. Manastır sabah 09:00'da ziyarete açılıyor ve gece 23:30'a kadar açık. Manastır içinde yer alan kilise ve kilise duvarlarındaki ikonalar da benzersiz olmaları nedeniyle çok değerli kabul ediliyor. Kilise içinde fotoğraf ve video çekmek kesinlikle yasak. Manastırın içinde kilise dışında görülebilecek olan bir de müze yer alıyor. Kilise binasına girmeden önce ise Hz. Musa'nın ilk mesajı aldığı \"yanan çalı\" yı da görebilirsiniz. Bu alanlar dışındaki alanlar halen aktif bir manastır olması nedeniyle ziyarete açık değil. Sina Dağı, Sina Yarımadası'nda, Dahab'a 2 saat, Şarm El Şeyh'e ise 2,5 saat mesafede yer alıyor. Sina Dağı'na çıkmak için öncelikle St. Catherina şehrine gelmek gerekli. Dahab ve Şarm El Şeyh'ten eskiden buraya otobüsler varmış ancak 2017'deki terör saldırısından sonra otobüsler kaldırılmış. Ben yaptığım araştırmalarda otobüsün devam ettiğine dair bir bilgiye ulaşamadım. Sina Dağı'na gelmenin en kolay yolu Dahab ve/veya Şarm'dan günübirlik turlara katılmak. Gün doğumu veya gün batımında Sina Dağı zirvesinde olabileceğiniz turlar var. Dahab gezilecek yerler ve Dahab gezi rehberi yazıma da bir bakın. 2019 yılında yaptığım 3 haftalık Mısır seyahatimin son durağı olan Dahab Sina Dağı yürüyüşünü yapmak için en uygun yerdi. Dahab'daki King Safari adındaki acenteden aldığım 15 Usd'lik günübirlik tur ile Sina Dağı yürüyüşümü yaptım. Sina Dağı ve St. Catherine Turu olarak satılıyor tüm acentelerde ve hem rota, hem kalkış saati, hem de dönüş saati aşağı yukarı aynı. Benim aldığım tur 2019 yılında 15 Usd idi, aynı tur kaldığım hostelde 25 Usd idi ve aynı araç ile gidip geldik, tamamen aynı rotayı yaptık. Demem o ki, bir kaç acente gezip en ucuz seçenek için pazarlık yapmanız iyi olur. Turun içinde ulaşım ve giriş ücreti var, herhangi bir yemek yok. Bu yüzden ben yanıma yiyecek bir şeyler ve suyumu almıştım. Ancak dağda çok sık büfeler var, aç veya susuz kalmazsınız. Sadece daha pahalıya almış olursunuz. Minik bir minibüs, akşam 22:00'de beni kaldığım yerden aldı. Bütün Mısır'da olduğu gibi Dahab-Sina Dağı arasındaki yolda da çok sayıda güvenlik kontrol noktası var. Normalde çok daha hızlı olabilecekken sık sık durdurulduğumuz için yolculuğumuz uzun sürüyor. Yaklaşık 2,5 saatlik yolculuk sonunda Dahab'dan St. Catherina'ya ulaştık. Kalkan bütün turlar hemen hemen aynı saatlerde girişteki kontrol noktasına ulaşıyor. Kontrol noktasında minibüs şoförü bizi bırakıp en geç sabah 09:45'te otoparkta olmamızı istiyor. Dönüş yolunda tüm tur araçları konvoy yapıp tek seferde çıkıyormuş. Eğer 10:00'daki konvoyu kaçırırsak 12:00'deki konvoyu beklemek zorunda kalıyormuşuz. Benzer bir konvoy uygulaması Abu Simbel Tapınağı'na gidişte de vardı, oradan antremanlı olduğum için bana normal geldi. Aswan'da yer alan Abu Simbel Tapınağı ile ilgili yazıma da bir göz atın. Gece 00:30 civarı yürüyüşe başlıyoruz. Girişte bize eşlik etmesi için adı \"yerel rehber\" olan birini veriyorlar. Bize sadece eşlik ediyor, herhangi bir anlatım yapmıyor. Öyle bir beklentiniz olmasın. Soru sorarsak cevap veriyor ancak kendiliğinden ne dağ, ne rota, ne de yolda gördüklerimiz göreceklerimiz için bize birşey anlatmıyor. Çıkış rotamız \"deve yolu\" yani \"camel trail\" denilen rota. Yol geniş ve dağı döne döne tırmandığı için yürümesi oldukça kolay. Ancak yaşlı ve çocuklular için yolun yürümesi pek kolay olmadığından yol boyunca deve sürücüleri misafirleri bekliyor ve yorulanı yorulduğu noktadan alıyor. Deve fiyatları da tamamen pazarlığa tabi olduğu için ve ben yürümeyi tercih ettiğim için bu konuda bir fiyat veriyorum. Yol boyunca neredeyse 100 metrede bir, bir dinlenme noktası var. Bu dinlenme noktalarında çay, kahve, su, ekmek, atıştırmalık gibi pek çok şeyi bulabilirsiniz. Sadece dikkat etmeniz gereken dağda yukarıya doğru tırmandıkça fiyatlar artıyor. İlk dinlenme noktasında 15 Mısır Poundu olan çay zirveye çıktıkça 20, 25 ve 30'a kadar yükseldi. Deve yolu bir noktadan sonra bitiyor. Yani deve ile çıksanız dahi zirve tırmanışının son bölümünü mecburen yürümek zorundasınız. Normal bir tempo ile çıkış yaklaşık 3 saat sürüyor. Biz son dinlenme noktasına vardığımızda daha saat 04:00 olmamıştı ve güneş 05:30 gibi doğuyordu. Zirve yürüyüşünün sonunki dinlenme noktasına erken varırsanız buralarda yatıp uyuyabiliyorsunuz. Çok sayıda sedir var yürüyüşçülerin uyuyabilmesi için. 1 saat kadar burada dinlendikten sonra 05:00 gibi zirvede olmak üzere dinlenme noktasından ayrıldık. Bu son dinlenme noktasından sonra ise zirveye çıkan 700 basamaktan oluşan merdivenli yol var. Dinlenme noktalarının tamamında birden fazla kedi var. Kedilere ne kadar iyi bakıyorlar emin değilim ama çantamdan ne zaman yiyecek çıkarsam hemen gelip yemeğimi paylaştılar, çok karınları tok gibi görünmüyordu. Sina Dağı'na çıkacak olursanız kediler için de yanınızda yiyecek birşeyler götürün. Zirveye çıkış boyunca karanlıkta yürüyorsunuz. Daha rahat bir yürüyüş için kafa lambası getirmeniz iyi olabilir. Bazı noktalarda ben telefonun ışığından faydalandım. Zirveye ulaştığınızda Hz. Elisha ve Hz. Elijah şapellerini görüyorsunuz. Biz gittiğimizde Elisha şapelinde ayin vardı, diğeri ise kapalı idi. Gün doğumundan önce ayin bitmişti. Buraya çıkan herkesin birincil amacı gün doğumunu izlemek, bu nedenle gün doğumu öncesinde bir kalabalık oluşuyor. Erken gidip güzel bir açıda yer tutmak önemli. Bir noktayı daha hatırlatayım; deniz seviyesinden 2285 metredeki Sina Dağı zirvesine çıkıyorsunuz hem de gün doğumunda, yanınıza polar gibi sizi soğuktan koruyacak birşey almayı unutmayın. İlk girişte panço tarzı giysi satıcıları sizi hemen karşılıyor zaten eğer yanınıza birşey almadıysanız onlardan da alabilirsiniz. Uzun zamandır gördüğüm en güzel gün doğumunu burada izledim desem abartmış olmam sanırım. Gökyüzünün renkten renge geçişi, sisin yavaş yavaş dağılışı, güneşin ilk ışıklarının görünmesi... Hepsi birbirinden güzel anlar ve kareler verdi. Bir yandan gün doğarken dağın diğer yamacına vuran ilk güneş ışıklarıyla nasıl bir coğrafyada olduğumuzu çok daha net anladık. Sarp, granit kayalıkların arka arka dizildiği tepeler kilometrelerce devam ediyor ve muhteşem bir güzellik seriyordu ortaya. Gün doğumunu izleyip tüm bu manzaraları içimize çektikten sonra iniş rotası olarak \"Tövbe Merdivenleri\" denen rotadan gitmek istediğimizi söyledik rehberimize. Önce hemen \"hayır\" dedi. \"Güvenli değil\" dedi, \"çok yorucu\" dedi. Ama buranın asıl alameti farikası bu merdivenlerdi. Zirveye çıkarken yürüdüğümüz 700 basamağın aynısından 3000 tane vardı ve biz o rotayı yürümek istiyorduk. Sonunda rehberimiz ikna oldu, tabii ki bahşiş karşılığı, ve inişi diğer rotadan yapmaya başladık. İniş, rehberimizin söylediği gibi, biraz daha zorlu idi. Merdivenler dik ve basamak araları geniş olduğu için dizlere yüklenerek iniyorduk ama manzaralarımız o kadar güzeldi ki, kimse şikayetçi değildi. Yol üstünde bizi karşılayan gülen suratlar bile vardı, yorgunluğumuzu unutturan. Bu yol kutsal yol olarak kabul edildiği için yol boyunca birkaç şapel daha gördük. Steward Şapeli de bunlardan biri idi. Ancak hiç biri açık değildi. Bu şapel ile ilgili rehberimiz biraz karanlık bir hikaye anlatınca adımlarımızı hızlandırarak yolumuza devam ettik. Dik inişimizin son bölümünde artık Azize Katherina Manastırı manzaramıza girdi. Yakın görünüyordu ama bir türlü ulaşamıyorduk. Manastıra ulaştığımızda saatler sabah 08:30'u gösteriyordu. Manastır 09:00'da açıldığı için manastırın bahçesinde oturup biraz dinlendik, bir kahve alıp kahvaltı için yanımızda getirdiğimiz erzakları, yine kedilerle paylaşarak, yedik. Manastırı gezmek için çok az enerjimiz kaldığından kiliseyi ve bahçeyi gezip müzeyi es geçtim. Gece 12:30'dan sabah 10:00'a kadar sürekli ayakta olmak beni epey yormuştu. Artık genç değilim ne de olsa. Zamanında aracımızın yanına ulaşmıştık. 10:00'da hareket eden konvoya yetişip Dahab'a geri dönüş yolculuğuna başladık. Yolda araçtaki herkes derin bir uykuya dalmıştı, ben dahil. Dahab'a ulaştığımızda öğlen 12:00 olmuştu bile. Muhteşem bir yürüyüş, harika bir gün doğumu, önemli bir manastırı ceplerime doldurmuş olmanın mutluluğu ile kendimi temiz çarşaflarımın üzerine bırakıp uykuma kaldığım hostelde devam ettim. - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/singapur-airlines-airbus-a350-ekonomi-sinifi-deneyimi", "text": "Mart 2020'de İstanbul'dan Malezya'ya ve Malezya'dan İstanbul'a yaptığımız seyahati Singapur Airlines Airbus A350 ile gerçekleştirdik. İstanbul'dan Singapur'a yaklaşık 10 saat, Singapur Havalimanı'ndaki beklememizin ardından Singapur Kuala Lumpur uçuşumuz ise 1 saatlik bir uçuş ile Malezya'ya ulaştık. Singapur Airlines Airbus A350 ekonomi sınıfı deneyimimiz bu yazıda sizi bekliyor. Hatırlarsanız Singapur Havayolları'nın İstanbul'dan yaptığı ilk A350 uçuşu basın toplantısına gitmiş ve o etkinliğin sonunda \"umarım, ben de en kısa sürede bu uçağa binerim\" demiştim. Araya fazla zaman girmeden A350 ile uçma imkanı bulduğum için çok mutluyum. Biz, ailecek farklı model uçaklara binmeyi, uzun uçuşlar yapmayı, uçakta vakit geçirmeyi gerçekten seviyoruz. Airbus A350-900 modeli ile ilk kez uçmak bu nedenle bizim için değerli idi. Singapur Airlines, Singapur'un haklı gururlarından bir tanesi. Defalarca dünyanın en iyi havayolu seçilen firma; 100'ün üzerindeki geniş uçak filosu, güler yüzlü personeli, geleneksel sarong kıyafeti giyen uçuş ekibi, konforlu uçuş olanakları, Singapur Changi Havaalanı'nda 20 Singapur Doları hediye etmesi, transfer yolcularına ücretsiz Singapur şehir turu gibi uygulamaları ile diğer havayollarından farklılaşıyor. Ücretsiz şehir turu sayesinde Singapur'u kısa da olsa gezip görünce, bu küçük ülkenin nasıl ekonomik olarak bu kadar güçlü olduğunu anlamak hiç de zor değil. Singapur Changi Havalimanı bir çok kez dünyanın en iyi havalimanı seçilmiş, Singapur Havayolları da aynı şekilde dünyanın en iyi havayolu. Yaptıkları her işi en iyisi olacak şekilde yapıyor ve tasarlıyorlar. Ücretsiz Singapur Şehir Turu detayları için tıklayın. Singapur Airlines'ın İstanbul'dan Singapur'a Singapur'dan İstanbul'a yaz aylarında haftada 5 ve kış aylarında haftada 4 uçuşu var. Bu uçuşlar İstanbul Havalimanı'ndan gerçekleşiyor. Airbus A350'nin diğer airbus modellerinden farklılaşan özelliklerini aşağıdaki şekilde sayabiliriz. Bunlar ekonomi sınıfı özelinde değil, genel bilgiler. - Yeni Premium Economy sınıfı ile Business deneyimini ekonomik rakamlara sunması, - Dünyanın en geniş uçak içi eğlence sistemi, - Eğlenceli sistemindeki NFC teknolojisi ile telefonunuzdan kaldığınız yerden izlediğiniz film veya diziye devam edebilme özelliği, - Bence en önemli olan madde: %25 daha düşük karbon izi bırakması, - Daha geniş koltuk aralıkları. Singapur Airlines Airbus A350-900'un önemli avantajlarından biri geniş koltuk aralıkları. Ekonomi sınıfı da dahil olmak üzere koltuk aralıklarının uzun uçuşa uygun şekilde yapılmış olması gerçekten büyük bir avantaj. Bizim bir avantajımız daha vardı ki, o da premium economy sınıfının bitip economy sınıfının başladığı koltuklarda oturmamız, böylece en ufak bir bacak ağrısı olmadan 10 saatlik İstanbul Singapur ve dönüşte Singapur İstanbul uçuşlarımızı yaptık. Uçağa biner binmez, o uçuşta ne yiyeceğimize dair menüler bütün yolculara dağıtıldı. 10 saatlik uçuşta 2 ana yemek servisi yapıldı. Bu iki yemek servisi, ana yemek ve kahvaltı şeklinde idi yemekler. Menünün Türkçe seçeneğinin olması güzel bir detay. Tabii Uzakdoğulu bir havayolu olunca noodle, pilav gibi opsiyonlar menüde daha fazla yer bulmuş. Tüm yemekler gayet lezzetli ve doyurucu idi. Eğer ekstra isterseniz, tüm yolculara servis yaptıktan sonra ellerinde kalan yemek oldu ise onu size ikram ediyorlar. Ana yemekler dışında uçuş boyunca sürekli bir ikram var. Uçak havalandıktan hemen sonra içecek ve çerez servisi ile başlayan ikramlar, dondurmadan sandviçe kadar farklı seçenekler ile devam ediyor. Ara öğünleri isterseniz münferit olarak da talep edebiliyorsunuz. Dondurma ikram eden tüm işletmeler benim gönlümde taht kurar, Singapur Airlines da kurdu tabii. Pek çok havayolunda olduğu gibi uçak rezervasyonunuzu yaptırırken, birlikte uçacağınız kişi arayıp bilgi verirse doğum günü, evlilik yıldönümü, balayı gibi durumlar için size şampanya ve pasta ikram ediyorlar. Ben afacanlık yapıp balayımız olduğunu söyleyince eşime sürpriz yapmış oldum. Singapur Havayolları için bir noktanın altını çizmeden edemeyeceğim ki o da çalışanların inanılmaz güler yüzlü ve yardımsever olması. Uçakta bizim bulunduğumuz kısımda bebekli bir yolcu tek başına seyahat ediyordu, bebeğin annesi kadar host ve hostesler bebekle ilgilendi. Bizim -şakadan da olsa- balayı yolcusu olduğumuzu öğrenen bütün ekip gelip tek tek tebrik etti ve bize şu tatlı ayıcıkların bir dişi, bir erkek olanından hediye ettiler. Biz de dişi ayıcığı bahsettiğim bebeğe hediye ettik. Uçakta bizim bulunduğumuz economy sınıfında ücretli, premium economy ve business için ise ücretsiz wifi hizmeti bulunuyor. Eğer acil bir konunuz varsa ekonomi tarafında da ücreti ödeyerek interneti kullanabilirsiniz. Singapur Havayolları'nın iddialı olduğu konulardan biri eğlence sistemi. Diziler, filmler, belgeseller, uçuş bilgileri, Singapur ile ilgili bilgiler gibi pek çok içeriğe ulaşabiliyorsunuz. - Her koltukta telefon ve bilgisayarları şarj edebilmek için usb üniteleri yer alıyor. - Eğlence sistemini dinlemek için uçağa binişte kulaklık dağıtılıyor, eğer uçağa binerken almadıysanız uçak içinde tekrar dağıtılıyor. Kulaklığı daha sonra kullanabilmeniz için ucundaki aparat çıkarılabilir şekilde tasarlanmış. - Eğer dilerseniz amenity kit talep edebiliyorsunuz. İçinde uçuş çorabı, diş fırçası ve diş macunu yer alıyor. Eğer Singapur Airlines ile uçuyor ve Singapur Changi Havalimanı'nda aktarma yapıyorsanız, aktarma sürenizde kullanabilmeniz için kişi başı 20SGD (yaklaşık 90 TL) ücretsiz hediye çeki hizmeti veriliyor. Bu hediye çekini içki, sigara ve yemek dışında transfer alanında yer alan çok sayıda mağazada kullanabiliyor, 40 dakika masaj yaptırabiliyorsunuz. Uçaktan indikten sonra pasaport kontrolünden geçmeden yani transfer alanında, Terminal 3'te danışma bürosunun sol tarafında bir küçük banko var. Biz danışma bürosuna sorarak yerini bulduk. Bankoya ulaştığınızda bir internet sayfasından kısa bir form doldurmanızı istiyorlar. Pasaportunuz ve bir sonraki uçuşunuzun uçuş kartınınızı göstererek aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz hediye çeklerini veriyorlar. İki kişiyseniz hediye çeklerinizi birleştirebilirsiniz veya gidiş dönüş kuponlarınızı birleştirip kullanabilirsiniz. Hediye çeklerinin süresi oldukça uzun tutulmuş, o yüzden daha sonra da kullanma imkanınız var. Singapur Changi Havalimanı içindeki tüm aktiviteler için tıklayın. - Uçuşunuzun turun başlangıç saatinden en az 1,5 saat önce iniş yapmış olması gerekiyor. - En son tur olan 19:30 turuna katılabilmek için uçağınızın 18:00 öncesi havalanına inmiş olması gerekiyor. Şehir turu yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Gündüz Heritage Tour, akşam ise City Sights Tour olarak ayrı programlar belirlenmiş. Bir rehber eşliğinde otobüs ile şehri geziyor ve iki ana durakta 20 dakika ila 30 dakika arası mola veriliyor. Tabii ki koca şehri gezmek için bu süre yetmez ama Singapur hakkında fikir edinmek için harika bir imkan. Ücretsiz Singapur Turu detayları için tıklayın. Singapore Airlines deneyimimizi bir video ile aktarmaya çalıştım. Bu linke tıklayarak veya aşağıdaki fotoğrafa tıklayarak videomuza ulaşabilirsiniz. Kanalıma abone olmayı unutmayın! Singapur Airlines ile Airbus A350 deneyimimiz bu güne kadar yaptığımız yüzlece uçuş arasında en iyilerden biri olmaya aday. Uçuş konforu, ikramlar, uçuş ekibi gibi bizi mutlu ve rahat ettirmek için tasarlanmış pek çok değişken sayesinde çok keyifli bir uçuş geçirdik. Bir sonraki uçuşumuzun Premium Economy ve Business sınıfında olması dileğimi buraya bırakayım, evren duyar belki. yemekler aşırı iyi görünüyor, ama asıl koltuk mesafesi müthişmiş. uzun uçuş için her konfor düşünülmüş resmen. Hehe ne tatlısınız/çakalsınız, balayı falan. bin yıl düşünsem aklıma gelmez. 14 gün karantina süremizi evde geçirdik, süremiz doldu sağlığımız yerinde, çok teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/singapur-changi-havalimani", "text": "Sık seyahat edenlerin en çok vakit geçirdiği yerlerden biri de havalimanları oluyor. Gittiğim 60'tan fazla ülkede onlarca farklı havalimanı görüp bazılarında uzun saatler geçirdim. Bu nedenle havalimanı deneyimlerini önemsiyor, havalimanlarının yolcuların konforu için yaptıklarına özellikle dikkat ediyorum. Malezya seyahatimiz için gidiş ve dönüşte Singapur Changi Havalimanı aktarma noktamız oldu. Hiçbir havalimanında yaşamadığımız deneyimleri bize sağlayan Changi Havalimanı nerede, nasıl gidilir, neler yapılır gibi pek çok bilgi ve fazlası bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Gidişte aktarma sürem yaklaşık 5 saat, dönüşte ise 10 saat civarında oldunca havalimanının altını üstüne getirmek için bol bol vaktim oldu. Singapur Airlines ile A350 Deneyimi yazıma da bir göz atın. Singapur Changi Havalimanı, Güneydoğu Asya'nın en büyük havalimanları arasında yer alıyor. Asya'nın doğusu ile batısını birbirine bağlayan havalimanı 100'den fazla havayolu firmasına ev sahipliği yapıyor. - T1 Terminal 1: Transfer C ve D noktaları burada yer alıyor. - T2 Terminal 2: Transfer E ve F noktaları burada yer alıyor. - T3 Terminal 3: Transfer A ve B noktaları burada yer alıyor. - T4 Terminal 4: Burası yeni açılan terminal. Terminaller arasında bağlantı için Skytrain yani raylı sistem hizmetini ücretsiz olarak sunuyor. Eğer transit yolcu iseniz, pasaport kontrolünden çıkmanıza gerek kalmadan 05:00 ile 02:30 saatleri arasında T1, T2 ve T3 terminalleri arasında Skytrain'den faydalanabiliyorsunuz. Bu saatler dışında ring servis yapan yine ücretsiz bir otobüs hizmet veriyor. T4 Terminaline transit yolcu bağlantısı için ise 24 saat T2'den otobüs servisi bulunuyor. T2'den F51 numaralı kapıdan, T4'te ise transfer alanından otobüse ulaşabilirsiniz. Öncelikle Changi Havaalanı'na nasıl gidilir, bir bakalım. Singapur'a direk veya Singapur üzerinden aktarmalı uçuşunuz varsa yolunuz Changi Havalimanı'ndan mutlaka geçecektir. İstanbul'dan Singapore Airlines'in yaz aylarında haftada 5 ve kış aylarında haftada 4 uçuşu var ve uçuş yaklaşık 10 saat sürüyor. Biz de Singapur Airlines ile uçtuk, yakaladığımız bir kampanya ile İstanbul-Malezya gidiş-dönüş uçak biletimizi 537 USD'ye aldık. Siz de Singapur Changi Havalimanı aktarmalı Asya'da pek çok noktaya dünyanın en iyi havayollarından birinin konforu ile uçmak isterseniz, Singapore Airlines internet sitesinden e-bültenlerine abone olup uygun uçak bileti kampanyalarını takip edebilirsiniz. Changi Havalimanı, Singapur şehir merkezine sadece 20 dakika mesafede. Şehir merkezine ulaşım için taksi, havalimanı servisi, otobüs, tren gibi pek çok seçenekler var. - Standart Taksi ile Changi Havalimanı'ndan şehir merkezi 28-38 Singapur Doları. - Airport Shuttle yani havalimanı servisi ile Changi Havalimanı'ndan şehir merkezi şehir merkezi yetişkinler için 9 SGD, çocuklar için 6 SGD. - Normal otobüs ile Changi Havalimanı'ndan şehir merkezi şehir merkezi 2 SGD. - Tren ile Changi Havalimanı'ndan şehir merkezi şehir merkezi 2 SGD. Neler yok ki! Singapur Havalimanı dünyanın en iyi havalimanı ünvanını boşuna elinde tutmuyor. Yolcuların konforu ve havalimanda geçirdiği süreyi en kaliteli şekilde harcayabilmeleri için her türlü aktivite çok ince şekilde tasarlanmış. Changi, çok büyük bir havalimanı olmasına rağmen, içerideki ulaşım seçenekleri ve raylı sistem sayesinde gezilmesi, terminaller arası geçişi son derece kolay. Hem yetişkinler hem de çocuklu aileler için zamanı kaliteli geçirebilmeleri için farklı aktiviteler yer alıyor. Havalimanı'na indiğinizde geleneksel dokunuşları ile Asya'da olduğunuzu, temiz ve modern hali ile uluslararası bir alanda olduğunuzu hissettiriyor. - Kaktüs Bahçesi: 40'ın üzerinde kaktüs ve sukulent cinsine ev sahipliği yapıyor bahçe. - Mest Bahçesi: Orkideler, balıklar, ışık ve görsellik ile süslenmiş güzel bir bahçe, dinlenmek için birebir. - Kelebek Bahçesi: Dünyada havalimanı içinde yer alan ilk kelebek bahçesi olan bahçe, 1000'den fazla kelebek türüne ev sahipliği yapıyor. Kelebekleri görmek için en iyi zaman aralığı 10:00-16:00 arası. - Nilüfer Bahçesi, - Orkide Bahçesi, - Günebakan Bahçesi, - Kristal Bahçesi, - Masaj Salonu: Eğer Singapore Airlines ile uçuyorsanız, 20 Singapur Doları hediyenizi 40 dakika masaj için kullanabilirsiniz. - Ücretsiz Sinema Salonları, - Havuz ve spa, - Spor Salonu, - Eğlence Alanları: Xbox ve PlayStation oyunları oynayabileceğiniz alanlar yer alıyor. - Uygun fiyata yemek yiyebileceğiniz sokak yemekleri alanı, - Dinlenme Alanları: Havalimanında pek çok dinlenme alanı ve sessiz uyumaya uygun alanları bulunuyor. Uzun süreli aktarma yapıyorsanız bu bulunmaz bir nimet. Bizim ilk uçuşumuz sabaha karşı havalimanına inmişti, hemen kendimizi bir dinlenme alanına atıp ayaklarımızı uzatıp uyuduk bir sonraki uçuşumuzu beklerken. - Ücretsiz Wifi Hizmeti: Havalimanının bütün alanlarında ücretsiz olarak wifi hizmetinden faydalanabiliyorsunuz. Hatta bilgisayara ihtiyacınız varsa yine ücretsiz olarak tahsis edilmiş bilgisayarları kullanabiliyorsunuz. Ayrıca 800'den fazla şarj noktası ile size her türlü konfor sunulmaya çalışılmış. - Ücretsiz İçme Suyu: Hemen hemen her lavabonun yanında ücretsiz içme suyu alabileceğiniz çeşmeler bulunuyor. Biz seyahatlerimizde yanımızda matara taşıdığımız için doldurup doldurup içtik, suya hiç para vermemiş olduk, bence büyük nimet. - Jewel: Geçtiğimiz yıl açılan ve 40 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek kapalı alan şelalesine ve botanik bahçesine ev sahipliği yapan Jewel alışveriş merkezi havalimanında bulunuyor. Jewel'e girmek için pasaport kontrolünden geçmeniz gerektiğini unutmayın. - Canopy Park: Jewel'in en üst katında yer alan park özellikle çocuklu aileler için dizayn edilmiş dev bir oyun alanı. 09:00-03:00 saatleri arasında açık. - 20 Singapur Doları Hediye: Eğer Singapur Havayolları ile uçuyorsanız, Changi Havalimanı'nda kullanmak üzere 20 Singapur Doları indirim kuponuna hak kazanıyorsunuz. Terminal 3'teki danışma bürosuna sorarak indirim kuponunuzu nereden alabileceğinize dair bilgi alabilirsiniz. - Ücretsiz Singapur Turları: Singapur Havayolları, Singapur Turizm Otoritesi ve Changi Havalimanı'nın ortak hizmeti olarak sunulan; eğer aktarma süreniz 5,5 saat ile 24 saat arasında ise, ücretsiz Singapur turlarından faydalanabiliyorsunuz. Ücretsiz Singapur Turu detayları bu yazıda sizi bekliyor. Changi Havalimanı hakkındaki tüm bilgilere ulaşmak için iChangi uygulamasını telefonunuza indirerek de tüm bu bilgilere kolayca ulaşabilirsiniz. Singapur Havalimanı'nı gezmek için yolcu olmanız şart değil, özellikle Jewel'e Singapur'da yaşayanlar sadece görmek için de geliyorlar. Biz ikinci gidişimizde Changi Havalimanı'nda 10 saatin nasıl geçtiğini anlamadık. Eğer Changi'de uzun aktarma süreniz varsa, mutlaka bu aktivitelerin en az birkaç tanesini deneyin. Özellikle ücretsiz masaj, ücretsiz şehri turu ve Jewel ziyareti kesinlikle yapılması gereken arasında. Singapur Changi Havalimanı deneyimimizi anlattığım videoya aşağıda izleyebilirsiniz. Videonun tarihinin 2020 olduğunu unutmayalım. Kelebek bahçesi varsa da dediğin gibi bu kadar çok aktiviteyi bir arada bulabileceğimiz bir yer olmadığına eminim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/singapur-havayollari-a350-ucagi", "text": "Dünyanın en iyi havayolları listesinde her yıl ilk sıralarda yer alan Singapur Havayolları, dünyanın en modern uçaklarından biri olan A350-900 modeli ile İstanbul uçuşlarına başladı. 1 Aralık 2019 Pazar günü ilk uçuşunu yapan A350 modelinin tanıtım toplantısına ben de davetliydim. Hem uçak hem de etkinlikle ilgili detayları bu yazıda paylaşmak istedim. Yeni A350 model uçağın saat 14:25'te yapacağı İstanbul-Singapur uçuşundan önce sabah saatlerinde yeni İstanbul Havaalanında buluştuk. Dans ve müzik gösterileriyle uçağı göreceğimiz kapıya kadar ilerledik, bu arada bütün havalimanı da bu eğlenceye bizimle birlikte dahil oldu. İstanbul'dan ilk kez uçacak olan A350 uçağını ilk yolcularından önce biz görmüş olduk. Uçağı gezerken havayolu yetkilileri detaylı olarak bize yeni özelliklerinden de bahsetti. Business ve Economy sınıflarının yanı sıra Türkiye'de ilk kez uygulanan Premium Economy sınıfı ile de rakiplerine fark atacak gibi görünüyor. Bu sınıf ile business sınıf konforunu ekonomi sınıfına taşımışlar hem koltuk rahatlığı, hem yemek içerikleri, hem de sundukları teknolojiler açısından. Singapur Havayolları uçak içi eğlence sistemi konusunda da iddialı. Dünyadaki en geniş eğlence sistemi içeriğine sahip olan havayolu firması NFC teknolojisi sayesinde telefonunuz ile eğlence sisteminin konuşmasını sağlıyor. Böylece bir sonraki uçuşunuzda izlediğiniz film veya diziye kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz. Uçakta ayrıca bedelini ödemek karşılığında Wifi hizmeti de sunuluyor. Benim bu uçak ile ilgili en çok etkilendiğim kısım ise; yeni teknolojisi sayesinde daha hafif olması nedeniyle önceki modellere göre %25 daha az karbon salınımı ve yakıt tüketimi sağlayacak olması. Business ve Premium Economy sınıfları kadar olmasa da ekonomi sınıfında da geniş koltuk aralıkları ve ferah tasarımı ile bu uçak uzun uçuşlarda rahat etmemiz için tasarlanmış. Singapur Havayolları'nın en dikkat çekici özelliklerinden biri hosteslerin geleneksel ve şık üniformaları, bu kıyafetlere \"Sarong Kebaya\" deniyor. Sarong Kebaya kumaşından yapılmış olan seyahat boyun yastıkları tanıtım etkinliği katılımcılarına hediye olarak dağıtıldı. Kumaşları Singapur'dan getirtilip Türkiye'de elde dikilmiş olan yastıklar günün anısı olarak kaldı. Uçak ziyareti sonrasında İstanbul Havalimanı Mülki İdare Amiri İsmail Şanlı, İGA CEO Danışmanı Melih Mengü ve Singapur Hava Yolları Avrupa Bölge Bölge Başkanı Sayın Sek Eng Lee de katılımcılara kısa birer konuşma yaptı. Kurdele ve pasta kesme törenini ile etkinlik sona erdi. Singapur Havayolları'nın daveti ile katıldığımız A350 modelinin tanıtım etkinliği sonrası hazırladığım videoya aşağıdaki görsele tıklayarak ulaşabilirsiniz. Videolarımı desteklemek için kanalıma abone olmayı unutmayın! Henüz A350 ile uçma imkanım olmadı, umarım en kısa zamanda bu güzel uçak ile Singapur'a bir yolculuk yapma imkanım olur. Siz uçtuysanız deneyimlerinizi yorumlara bırakabilirsiniz. Singapur Havayolları ailesine bu etlinliğe beni davet ettikleri için teşekkür ediyor, yeni A350 ile güvenli uçuşlar diliyorum. En güzel uçuşlar sizin olsun. Yolda kalın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/singapur-havayollari-ile-premium-economy-ucus-deneyimi", "text": "Dünyanın en iyi havayollarından biri olan Singapore Airlines'in Business ile Economy sınıfları arasında konumlandırılmış olan Premium Economy adında bir sınıfı var. Economy sınıfından daha konforlu, Business sınıfından ise daha uygun fiyatlı bir sınıf bu. Malezya yolculuğumuzun ilk bacağı olan İstanbul'dan Kuala Lumpur'a olan uçuşumuzu Singapur Havayolları'nın A350 tipi uçağında, ilk kez premium economy sınıfında yaptık. Premium Economy uçuş deneyimizin detaylarını bu yazıda bulacaksınız. Singapur Havayolları A350 Deneyimi videosu ve A350 Ekonomi Sınıfı Deneyimi yazısına göz atabilirsiniz. Singapore Airlines'de Economy sınıfında bilet tipine göre 20 ile 30 kg arasında olan bagaj hakkı Premium Economy sınıfında 35 kilo. Seyahatlerimde genelde hafif çantalar hazırlarım ama bu kez bunu dert etmem gerekmedi. Premium Economy sınıfının en çok fark yarattığı nokta kesinlikle ekstra diz mesafesi ve arkadaki yolcuyu rahatsız etmeden koltuk yatırma imkanı veren geniş koltuk aralıkları. Bu geniş mesafe sayesinde 10 saatlik uçuş sonunda bacaklarımızda hiçbir ağrı olmadı, çok rahat bir yolculuk geçirdik ve mışıl mışıl uyuduk. Hani hep Business yolcular uçağa binince şampanya ikram edilir ya, Singapur Havayolları Premium Economy sınıfında da \"Welcome Drink\" olarak şampanya var. Siz şampanya istemezseniz çay/kahve de içebilirsiniz tabii. Her ne kadar A350 sessiz bir uçak olsa da uzun uçuşlarda uçak sesi bir süre sonra gerçekten rahatsız etmeye başlıyor. Premium Economy'de dağıtılan gürültü önleyici kulaklıklar ile hem dizi/film izlemek daha keyifli hem de uçak sesini duymadan uyumak daha konforlu. Economy sınıfında kıyasla daha büyük olan 13.3 inch boyundaki ekranda izleme keyfi kesinlikle daha yüksek. 1,800'den fazla film, dizi, oyun, müzik alternatifiyle uçak içi eğlence sistemi uzun uçuşlarda canınızın sıkılmaması için çok işe arıyor. Bir güzel özellik de; bir uçakta yarıda kalan filminize bir sonraki uçakta, aktarma sonrası devam edebiliyorsunuz. Singapur Havayolları uçuşlarında KrisFlyer üyelerine özel 3 saatlik internet planı sunuluyor. 1 Temmuz'dan itibaren tüm sınıflarda sınırsız internet olacağı müjdesini de ben vermiş olayım. Ücretsiz internet hakkından faydalanmak için Singapore Airlines'in üyelik programı olan KrisFlyer üyesi olmanız gerekiyor. İnternet sitesinden kolayca üye olabilirsiniz. Singapur Havayolları'nın yemekleri zaten güzeldir, Premium Economy sınıfında Economy sınıfından bir çeşit fazla yemek seçeceği sunuluyor. Ayrıca yemek sonrası dondurma ikramı olması aşırı güzel bir şey. Premium Economy'de uçuşlarınızda mil kazandırma oranı %110. Yani bol bol mil kazanma imkanınız var. Singapore Airlines Star Alliances üyesi olduğu için millerinizi diğer üye havayollarında kullanabilirsiniz. Singapore Airlines ile Güneydoğu Asya'da pek çok ülkeye uçabilirsiniz, özellikle kampanya dönemlerinde çok uygun biletler bulabilirsiniz. Kampanyaları takip edebilmek için KrisFlyer üyesi olmanız yeterli. Premium Economy uçuş deneyimi videomuzu izlemeyi unutmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sinopta-gezilecek-yerler", "text": "Batı Karadeniz gezimizin en güzel duraklarından biri kuşkusuz Sinop oldu. Karadeniz'in en Akdenizli şehri diyorum ben Sinop için. Tam bir sahil kasabası, modern, güler yüzlü insanları ve gezilecek görülecek çok sayıda yeri ile Karadeniz'de görülmesi gereken şehirlerden biri. Sinop gezilecek yerler, Sinop'ta ne alınır, Sinop'ta ne yenir, nerede yenir, Sinop'ta nerede kalınır sorularının cevapları ve çok daha fazlası Sinop gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Sinop Karadeniz Bölgesi'nin marjinal şehri bana göre. Neden marjinal derseniz, Sinop'a gidince kendinizi Karadeniz Bölgesi'nde değil de Ege, Akdeniz sahillerinde bir şehre gitmiş gibi hissediyorsunuz. Sinop diğer Karadeniz şehirlerine kıyasla üretimin ve sanayinin az olduğu, memur hatta emekli şehri dediğimiz şehirlerden. Bu nedenle insanlar genelde rahat ve mutlu. - Deniz, deniz ürünleri, orman ve doğal güzelliklerimiz bol - Nüfusumuz az, trafik derdimiz yok, havamız temiz, stresimiz az - Emekli ve yaşlıların yaşayabileceği bir şehirdeyiz - Deniz ürünleri ve doğal ürünlerle organik besleniyoruz - Hayat ucuz, geçim derdi az, kendi kendimize yetiyoruz - Büyük kentlere uzağız - Stres atacağımız sosyal ve kültürel imkanlarımız var Batı Karadeniz gezi rotası ve maliyeti hakkındaki yazım da işinize yarayabilir, bir göz atın! Diyojen'in bu lafını hemen herkes duymuştur, söylenin kim olduğunu bilmese de kullanmıştır mutlaka. Yunan Filozof Diyojen Sinop'ta doğmuş, bir fıçı içinde yaşamış ve felsefeyi seven Makedonya Kralı Büyük İskender'in dikkatini çekmiş. İskender ünlü filozofa yardımcı olmak istemiş ve \"benden bir isteğin arzun var mı, dile benden ne dilersen?\" diye sormuş, Diyojen'in cevabı ise \"gölge etme başka ihsan istemem\" olmuş. İşte Büyük İskender'e kafa tutan Diyojen'in torunları bugün Sinop'ta mutlu mesut yaşıyorlar. Sinop'a giderken kafamda bir sürü soru, Karadeniz sahil yolunda bir yanımızda hırçın Karadeniz, bir yanımızda yemyeşil tepeler bize eşlik etti. Akşam geç saatlerde konaklayacağımız Martı Kamp Alanı'na ulaştık. Bu yazıda yer alan Sinop'ta gezilecek yerler listesi hem şehir içi hem de şehir dışında yer alan yerleri içeriyor. Sinop'a farklı zamanlarda gittiğimde benzer yerleri ziyaret ettim. Aşağıdaki liste iki seyahatin toplamından oluşuyor. Her iki ziyaretimde de araç ile gezdim, bu nedenle özellikle şehir dışındaki yerlere \"toplu taşıma var mı?\" diye soracak olursanız bilmiyorum. En hızlı ve pratik yöntem araç ile gezmek. Hadi o zaman, Sinop'u gezmeye başlıyoruz! Sinop şehir merkezinde görülecek yerlerin çoğu yürüme mesafesinde. Biz de Sinop'u gezmeye hemen şehrin girişinde yer alan Tarihi Sinop Cezaevi'nden başlıyoruz. Arabamızı cezaevinin karşısındaki açık otoparka bıraktık, bütün gün için 10TL verdik. Normal zamanda o fiyat olmayabilir, bayram zamanı gidince bütün fiyatlar birazcık yükselmiş. Tarihi Sinop Cezaevi, önce kale sonra zindan, sonra cezaevi olarak kullanılmış. Şimdi de müze olarak hizmet veriyor. Müze Kartınız varsa ücretsiz girebiliyorsunuz. Müze Kartınız yoksa 7 TL giriş ücreti. Tarihi Sinop Cezaevi, deniz kenarına kurulmuş bir kale aslında. 11 burç tarafından çevrelenmiş 13.000 metrekarelik kocaman bir alan burası. Önce kale, sonra zindan, sonra da 1887'den itibaren cezaevi olarak kullanılmış bu arazi. Denize sıfır konumu ile kale içinde gemi inşaatları da yapılmış. Cezaevi, 50 kişinin sığabileceği büyüklükteki koğuşları, kadın ve çocuklar için ayrı bölümleri olması ile de dikkat çekiyor. Cezaevinin meşhur olmasının nedeni ise malesef pek çok ünlü sanatçı ve yazarın burada yatmış olması. Bunlar arasında en popüler olanı Sabahattin Ali. \"Dışarda deli dalgalar, gelip duvarları yalar, beni bu sesler oyalar, aldırma gönül, aldırma\" mısralarını Sinop Cezaevinde yattığı dönemde yazmış. Sabahattin Ali'nin yattığı oda sol blokun 3. katında ziyaretçilere açık. Blok girişinde Sabahattin Ali'nin bestelenmiş olan şiirleri hoparlörden yayınlanırken pek çok şiiri de duvarları süslüyor. Cezaevinde çekilen çok sayıda film ve dizi de bulunuyor Bunlardan birkaçının dekoru hala korunuyor, \"Parmaklıklar Ardında\" dizisinin çekildiği koğuş Sabahattin Ali'nin odası ile birlikte cezaevinin en çok ziyaretçi çeken yerleri. - Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz - Pardon - Bizim Hikaye - Köpek - Parmaklıklar Arasında - Esir Şehir Gözyaşları - Tatar Ramazan Cezaevinde görüş odaları, hamam, zindan, hücreler, çocuk ıslah evi gibi ziyaret edilecek pek çok bölüm var. Ayrıca bahçede ve iç mekanlarda bazı anektodların aktarıldığı tabelalar var ki benim oldukça ilgimi çekti. Tarihi Sinop Cezaevi'ni gezmek için birkaç saatinizi ayırmanızı öneririm, öyle hemen çıkamazsınız. Yazının başında bir fıçıda yaşayan Sinoplu filozof Diyojen'den bahsetmiştik. Diyojen'in fıçısı ile birlikte betimlendiği heykeli, Sinop girişinde Tarihi Ceza Evi'nin karşısında arkasına şehir surlarını almış Sinop'a gelenleri karşılıyor. Diyojen'e selam çaktıktan sonra Sinop çarşısına doğru yolunuza devam edebilirsiniz. Diyojen heykelini arkanıza alıp ana caddede yürümeye devam ederseniz Sinop çarşısına giriyorsunuz. Yeni yapılmış çevre düzenlemesi ile oldukça derli toplu burası. Sadece tek şerit ve tek yön trafik akışı nedeniyle bayram yoğunluğunda biraz trafik sıkıntısı var, bayram harici böyle bir sorun olduğunu sanmıyorum. Çarşıda pek çok markanın mağazaları, kafeler, restoranlar sizi karşılıyor. Hükümet Meydanı'na kadar bu hareketlilik devam ediyor. Çarşıyı arkanıza alıp Hükümet Meydanı'ndan sağa inerseniz de Sinop Limanı'na ve Aşıklar Caddesi'ne doğru iniyorsunuz, orası da deniz kenarında vakit geçirmek için güzel bir alternatif. Sinop çarşısının tam merkezinde, cadde tarafında yüksek duvarları ile karşılacağınız Alaaddin Külliyesi ve Camii, Selçukluların Sinop'u almasından sonra Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış, adını da ondan alıyor. Arap camilerini andıran mimarisi ve Selçuklu işlemeleri ile dikkat çekiyor. Alaaddin Camii'nin arka kapısından çıkarsanız karşınıza yine yüksek duvarlı bir bina karşınıza çıkacak işte o bina Pervane Medresesi. Pervane Medresesi, Selçuklular şehri ikinci kez aldıklarında Selçuklu veziri Muinuddin Süleyman Pervane tarafından yaptırılmış. Pervane Medresesi bugün el işi, el sanatlarının satıldığı bir çarşı olarak kullanılıyor. Ayrıca içerde bir restoran bir de kafeterya var. Restoran yöresel yemekleri yiyebileceğiniz bir yer. Çarşıya girince hemen sağdaki dükkan öğretmen emeklisi Hicran hanımın dükkanı. Ninelerinin kıyafetlerinde yer alan desenleri kendi elleri ile işliyor. Hediyelik veya kendiniz giymelik birşeyler alabilirsiniz buradan. Kendisi çok da hoş sohbet, Sinop'un tarihi, kültürü ile ilgili birşeyler de öğrenirsiniz konuşurken. Sinop, Roma, Bizans, Selçuklu gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığından bu bölgede bulunan eserleri Sinop Arkeoloji Müzesi'nde bulabilirsiniz. Arkeoloji Müzesi de Hükümet Meydanı'na bakıyor. Müzekart ile ücretsiz, Müzekartınız yoksa 7 TL'ye müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Deniz Şehitleri Anıtı, Arkeoloji Müzesi'nin bahçesinde yer alıyor. 1853 yılında Rus Donanması'nın Sinop'a yaptığı baskında hayatını kaybeden bahriyelilerin gömüldüğü yerde yapılmış bu anıt. Arkeoloji Müzesi'ni gezerken buraya da uğramayı ve deniz şehitlerini anmayı unutmayın. Sinop kültürünü görebileceğiniz güzel bir konak Etnoğrafya Müzesi. Alt katı taş, üst katları ahşaptan yapılmış olan bina Sinop mimarisinin de güzel bir örneği. Girişi de ücretsiz. Eski hal binası şehir hayatına kazandırılmış bir mekan burası. Kapısındaki \"her fikre açık mekan\" yazısı tam da Sinop'a yakışır. Çarşının başında yer alıyor, Diyojen'den sonra buraya bir uğrayabilirsiniz. Sinop Kalesi, şehir girişinden itibaren surları ile sizi karşılıyor. Kale surları 2050 metre imiş. 25 metre yükseklik ve 3 metre genişliği ile şehri koruması için yapılan kale surları M. Ö. 7. yüzyılda yapılmış. Strabon bu surlara \"Sinop deniz surları\" adını vermiş. Tarihi Sinop Cezaevi'ni geçtikten sonra ilk surlar ile karşılaşıyorsunuz, limana doğru indiğinizde de surları yakından görme imkanı buluyorsunuz. Halk arasında Balatlar Kilisesi olarak anılan yer esasında bir kazı bölgesi. Kilisenin yanı sıra hamam, çarşı gibi başka binaların da kalıntılarına rastlanmıştır. Sinop sahil şeridinde yer alan geniş caddeye Aşıklar Caddesi adı verilmiş. Bir yanı sahil hattı diğer yanı kafe ve restoranların yer aldığı cadde özellikle akşam saatlerinde yürüyüşe çıkanlar ile oldukça kalabalık oluyor. Cadde üzerinde yer alan mantıcılarda Sinop Mantısı yemeyi unutmayın. Sinop'u yukarıdan izlemek için önerilen yer Şahin Tepesi. Sinop'a ilk gittiğimde tepeye çıkmış ama manzaradan pek etkilenmediğim için ikinci gidişimde rotama eklememiştim. \"Ben yine de bakmak istiyorum\" derseniz, araç ile çıkmanız lazım. Sinop Limanı, Sinop'taki hareketli noktalardan biri. Aşıklar Caddesi üzerinde alkollü pek mekan bulunmazken limana doğru geldiğinizde eski balıkçı barınakları olduğunu tahmin ettiğim yerler alkollü restoranlara dönüşmüş. Akşam saatlerinde gün batımını izleyip burada birşeyler içmek isteyebilirsiniz. Ayrıca hemen limanın yanından kalkan tekne turları ile Sinop çevresinde bir tur atabilir, hem şehrin hem denizin tadını denizden çıkarabilirsiniz. İnceburun Deniz Feneri, Anadolu'nun en kuzey ucunda yer alması ile çok özel bir yer. Sinop şehir merkezine yaklaşık 20 kilometrelik bir yol ile fenere ulaşılabiliyor. Fenerde yaşayan aile burada küçük bir kafeterya açmış, çay, kahve, gözleme bulabilirsiniz. Fener binasına girilmiyor ancak çevresindeki yürüyüş yollarından harika manzarayı izleyebilirsiniz. Buraya özel araçla gelmek dışında ulaşım sanırım yok. İnceburun'a araçla gelirken çok büyük arazilerde ağaçların öbek öbek kesildiğini gördük. Ağaç kesilen alanlarda \"endüstriyel ağaç kesimi\" şeklinde tabelalar var. Çıkan haberlerde bu ağaç kesiminin İnceburun'da yapılması planlanan nükleer santral için yapıldığı yazılmış. Eğer gerçekten öyle ise durum içler acısı... Kesilen ağaç sayısının 650bini geçtiği söyleniyor. Bu konuyla ilgili habere şuradan ulaşabilirsiniz. Hamsilos Koyu'nun da içinde yer aldığı Hamsilos Tabiat Parkı, Sinop'ın doğal güzelliklerinden biri ve oldukça popüler. Sinop'u ziyaret eden turistlerin %80'inden fazlası burayı da ziyaret ediyormuş. Karaya doğru bir dil gibi uzanan denizin oluşturduğu bir doğa haritası burası. Çevresindeki orman zenginliği de bu güzelliği destekliyor. İlk kez Sinop'a geldiğimde okuduğum kaynaklar buranın fiyord özelliği taşıdığını yazıyordu ancak ikinci gelişimde bu doğal oluşuma ria kıyı tipi dendiğini öğrendim. Akarsu yatağının kuruması, deniz seviyesinin yükselmesi veya toprak çöküntüleri bu kıyı tipinin oluşmasına sebep olabiliyormuş. Kısa bir coğrafya dersinden sonra Hamsilos Koyu'na geri dönelim. Sinop'a 14 kilometre mesafede yer alan koy girişi Akliman Koyu'nu geçtikten birkaç kilometre daha ilerleyince karşınıza çıkıyor. Aracınızı bırakabileceğiniz park alanları var, tuvalet ve mescit var girişte. Buranın girişi ücretsiz. Girişten koyu göreceğiniz yere çok kısa bir yürüyüş mesafesi var, en fazla 100 metredir. Koy çevresinde çardaklar, yürüyüş yolları yapılmış ve oldukça düzenli ve temiz olması beni çok mutlu etti, çünkü ilk geldiğimde burası hem çok düzensiz hem de çöp içindeydi. Büyük bir aşama kaydedildiğini söylemem gerek. Hamsilos Koyu, gemiler için bir barınak, korsanlar için ise korunma yeri olarak kullanılmış tarihte. Hamsilos Koyu'ndan yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz girintinin olduğu bölüme doğru 2 kilometrelik bir patika yol da. 2 kilometre gidiş, 2 kilometre dönüş toplam 4 kilometre orman içinde böğürtlen yiyerek yürüyüş yapabilirsiniz. Biz patikada 500-600 metre kadar yürüyüp geri döndük, yürümesi kolay bir rota, ancak yine de yürüyüş ayakkabısı ve yanınıza su almayı ihmal etmeyin. Bir de buranın adı koy olunca plaj, denize girilecek bir yer gibi düşünmeyin, koyun kıyısı sarp kayalıklardan oluşuyor. Burada yürüyüş veya piknik yapabilirsiniz ancak. Denize girmek için Akliman'ı tercih edebilirsiniz. Akliman Tabiat Parkı, Hamsilos yolu üzerinde, Sinop'a 9 kilometre mesafede yer alıyor. Akliman Koyu, coğrafi konumu nedeniyle oldukça sakin bir koy ve bu nedenle balıkçıların uğrak yeri olmuş, zamanla da piknikçilerin uğrak yeri olmuş. Ücretli girişi olan mesire yeri olduğu gibi ücretsiz olarak hem denize girebileceğiniz hem de piknik yapabileceğiniz alanlar var. Bayram zamanı gittiğimizde çok kalabalık olduğundan durmadık. Yukarıda yer alan, Sinop şehir merkezi ve yakın çevresindeki yerleri aynı gün içinde gezmek mümkün. Fazla gününüz varsa aşağıdaki önerilerimi okumaya devam edin. Sinop'a gelirseniz mutlaka görülmesi gereken yerler arasına Erfelek Tatlıca Şelaleleri'ni almalısınız. 28 şelalelenin aktığı bir yerden bahsediyoruz, biraz yürümeye, biraz ıslanmaya hazırlıklı olun. Sinop şehir merkezine 47 kilometre mesafede yer alan şelalelerin olduğu yerde büyük de mesire yeri var, bu nedenle piknik yapmaya gelen de çok insan oluyor. Erfelek Tatlıca Takım Şelaleleri olarak adlandırılmış ören yerine giriş ücretli. Araç ile gelirseniz araç başına ücret alınıyor. Biz aracımızı biraz ileride bırakıp yaya olarak giriş yaptık, kişi başı 5 TL giriş ücreti. Ören yerine ilk girdiğinizde gördüğünüz en büyük şelale, o şelalenin yanından başlayan patikada devam ettikçe irili ufaklı pek çok şelale ile karşılaşıyorsunuz. Bir noktadan sonra patika oldukça zorlaşıyor, bu nedenle gidebildiğiniz yere kadar gidip güvenli bulmadığınız noktada geri dönmeniz en güzeli. Patika yol üzerinde çay içebileceğiniz, gözleme yiyebileceğiniz birkaç yer de vardı ben yıllar önce geldiğimde. Son gidişimizde kalabalık nedeniyle yürümemeye karar verdik, bir değişiklik oldu mu bilmiyorum. Şelalelere yürümek isterseniz en az 3-4 saatinizi buraya ayıracak şekilde bir plan yapmanızı öneririm. 2018 yılı Eylül ayında gittiğimiz İzlanda seyahati sırasında İzlanda'nın meşhur Reynisfjara sahilindeki bazalt kayalıklardan fotoğraf paylaşınca, bir takipçim \"bunun aynısı Sinop'ta da var, gelin görün\" demişti. O günden beri aklımın bir köşesinde Boyabat'taki bazalt kayalıklarını görmek vardı. Ağustos 2019'da da bu hayalim gerçek oldu. Boyabat Bazalt Kayalıkları Tabiat Anıtı, Boyabat merkezine 15 kilometre uzaklıkta yer alan bir vadi içinde yer alıyor, Büyük Bazalt Vadisi ve Küçük Bazalt Vadisi olarak iki bölüme ayrılmış. 30-40 metre yükseklikte 4-5-6 köşeli sütunlardan oluşan bazalt kayaları muhteşem bir görüntü oluşturuyor. Ne yazık ki burası koruma altına alınmadan önce taş ocağı olarak işletilmiş ve dünyada örneğine nadir rastlanan bu kayalıkların büyük bir bölümü patlatılmış. İnsanın aklı almıyor değil mi? Neyse ki birileri buradaki değerin farkına varmış, şu an koruma altında. Tabiat parkı girişi ücretsiz. Patika yollar ve tabelalar güzel bir şekilde düzenlenmiş. Büyük bazalt vadisinin sonunda yer alan şelaleye kadar 1-1,5 kilometrelik bir yürüyüş parkuru var. İçeride herhangi bir tesis olmadığı için yanınıza mutlaka su alın, özellikle bizim gibi sıcak bir zamanda gittiyseniz. Şelaleden çok çok az su damlıyordu biz gittiğimizde, bahar sonu yaz başı daha güçlü akıyor imiş buradaki su. Parkur içinde izleme terasları, piknik masaları bir de eğitim alanı var. Bazalt Kayalıkları bu bölgede kesinlikle görülmesi gereken yerlerin başında geliyor bence. Müthiş bir doğa harikası! Boyabat'a kadar gelirseniz Boyabat Kalesi'ne de uğramadan geçmeyin. M. Ö.7. yüzyıla tarihli kalede Roma, Bizans ve Osmanlı izlerini görmek mümkün. Yapılmış olan restorasyon ile surları oldukça sağlam ve Boyabat merkezdeki pek çok noktadan görünüyor. Sinop, Karadeniz bölgesinin neredeyse tam ortasında yer alıyor. Anadolu'nun en kuzey ucunda yer alan bu güzel şehir hem gün doğumunu hem de gün batımını keyifle izleyebileceğiniz nadir şehirlerden biri, çünkü bir yanı doğuya bir yanı batıya bakıyor coğrafi konumu sayesinde. Sinop İstanbul arası mesafe yaklaşık 680 kilometre, kendi aracınızla 8 saat gibi bir sürede ulaşabilirsiniz. Otobüsle gitmek isterseniz 11-12 saat arası sürüyor ve 130 TL civarında bilet fiyatları. Ayrıca Sinop'ta havaalanı da var. İsterseniz İstanbul'dan uçakla da gelmeniz mümkün. Günde 2 sefer var, hem THY hem de Pegasus uçuyor ve uçuş süresi 1saat 15dakika. Sinop'a kadar gitmişken \"Sinop'tan ne alınır?\" derseniz; Sinop konumu nedeniyle denizcilik ile hep iç içe olmuş bir şehir. Ancak şimdilerde denizcilikten çok ahşaptan yaptıkları maket gemileri meşhur. Sinop'a giderseniz, limanın arka sokağında bu ahşap gemileri yapan pek çok dükkan var, en küçüğü 8 TL'den başlıyor, boyutuna ve modeline göre fiyatları değişkenlik gösteriyor. Bu gemiler dışında hem çarşıda hem Pervane Medresesinde hem de Sinop Kalesi'nin yanımdaki Hanımeli Çarşısı'nda pek çok el dokuması veya el işlemesi kıyafet bulabilirsiniz. Sinop'ta ne yenir? sorusunun çok net bir cevabı var: Sinop Mantısı. Mantı dışında Sinop Simidi, Nokul ve pide de Sinop'ta bulabileceğimiz meşhur yemekler. Kayserililer veya mantısı ile meşhur başka iller hiç kusura bakmasın, benim en sevdiğim mantı Sinop Mantısı. Sinop şehir merkezinde pek çok yerde bulabilirsiniz mantıyı. Sinop mantısı yemek için yer önerilerime gelirsek; Pervane Medresesi girişindeki yöresel yemekler yapan restoran ve Aşıklar Caddesi üzerindeki Mantıcı Hala ve Teyzenin Yeri ise en meşhur olanları. Mantıcı Hala ve Teyze'nin yeri yanyana iki restoran. İsimlerinde de belli olduğu üzere rekabet halindeler. Halacılar ve teyzeciler olarak mantı sevenler ikiye ayrılmış durumda. Ben ilk gidişimde tercihimi teyzeden yana kullanıp çok beğenmiş olduğum için ikinci gidişimde de tereddütsüz Teyzenin Yeri'ne gittim. Teyzenin Yeri'nde vitrinde pırıl pırıl kadınları mantı açarken izleyebiliyorsunuz. Mantıyı yoğurtlu veya cevizli isteyebilirsiniz. Cevizli olunca üstüne aşağıdaki fotoğraftaki gibi dövülmüş ceviz konuluyor. Ben ikisini de sevdiğim için karışık söylüyorum. Bu tabağın fiyatı 25 TL. Ayrıca Sinop, Bafra ve Samsun'a yakın olması sebebiyle bolca pideciye de ev sahipliği yapıyor. Eğer Bafra'ya kadar gidemeyiz derseniz, ki bence vaktiniz varsa kesin gidin, Sinop'taki pidecilere de uğrayabilirsiniz. Üşünmeyip Bafra'ya giderseniz, Alış Pide önereceğim pideci olacak. Sinop'ta akşam alkollü birşeyler içeyim, balık yiyerim derseniz limanda Barınak Kafe en çok önerilen yer. Barınak kafenin yanında yeni açılmış olan Cem's Kitchen ise pub yemekleri bulabileceğiniz modern bir mekan. Sinop'a ilk geldiğimde Sinop Antik Otel'in misafiri olmuştur. Şehir merkezine yakın olması, kendi plajının olması gibi pek çok avantajı var. Eğer Sinop'a gittiğinizde otelde konaklamak isterseniz kesinlikle tavsiye edeceğim bir yer. Bu kez gittiğimizde önce Sinop merkezine 4-5 kilometre mesafede Havalimanı ile Akliman arasında yer alan Martı Kamp Alanı'nda kaldık. Kamp alanı olarak çok güzel, elektrik, duş, mutfak gibi olanakları var, önünde çok uzun bir plaj var. Ancak bir kamp alanı için oldukça pahalı, kendi çadırınız ile konaklamak için kişi başı 65 TL fiyatı. Biz iki kişi 100TL'ye anlaştık ama yine de fazla geldi. Bayram olduğu için fiyatlar ekstra yüksek olabilir. Sinop'ta bir gece de otelde kalalım dedik ancak tabii ki bayram zamanı daha önce kaldığım Antik Otel'de yer bulamadım. Sinop merkezine 2-3 kilometre mesafede yer alan Karakum plajına yürüme mesafesindeki Ufuk Apart Pansiyon'da kaldık. İki kişi oda+kahvaltı için 185 TL ödedik. Oda ve restoran bölümü son derece temiz, çalışanlar ilgili, fiyatına göre çok iyi bir seçenek diyebilirim. Sinop'ta tabii ki çok sayıda pansiyon ve otel seçeneği var, ben kendi deneyimlerimi paylaşmak istedim. Ben Sinop'a iki kez gittim, biri Haziran biri de Ağustos ayında idi. İkisinde de hava çok güzeldi. İlk gidişim Haziran başı olmasına rağmen denize girebildim. Hatta nasılsa hava soğuk olur diye yanımıza mayo/bikini almamıştık, Sinop'tan alıp deniz keyfi yapmıştık o zaman. Ağustos ayında gittiğimizde ise yine hava çok açık olmasına rağmen oldukça rüzgarlı idi. Ama tamamen şans olabilir. Eğer Sinop'ta denize girmek istiyorsanız Haziran-Eylül arası deniz keyfi yapabilirsiniz. Sinop'a tekrar gidersem ilkbahar veya sonbaharda gitmeyi çok isterim. Özellikle sonbaharda doğada renkler değişmeye başladığında bu doğayı görmeyi çok istiyorum. Eğer hedefiniz denize girmek değil daha çok doğa ile iç içe olmak ise bahar ayları daha uygun olabilir. Boyabat Bazalt Kayalıkları Tabiat Anıtı'nı görmeye gidecekseniz suyun daha güçlü olduğu bahar ayları veya yaz başı uygun olacaktır. Biz Ağustos'ta görmeye gittiğimizde şelaleden neredeyse hiç su akmıyordu, oradan su akarken görmek eminim çok daha güzel olurdu. Karadeniz bölgesine ait tüm yazılarım için KARADENİZ GEZİ YAZILARI sayfama göz atabilirsiniz. Sinop'a hiç gitmedim. Fenerin fotoğraflarını son zamanlarda sosyal medyada sıklıkla görmeye başladım. Sinop'a tekrar giderseniz ilçesi olan Gerze'ye de uğramanızı öneririm. Karadeniz'in incisi Sinop u çok güzel anlatmışsınız. bir Sinoplu olarak özlemimi giderdiniz. ayrıca mantı konusunda da size katılıyorum muhteşemdir. Yazı ayrı sonbaharı da ayrı güzeldir tekrar giderseniz sonbahar da da görmenizi tavsiye ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sipadan-adasi-kuzey-borneo", "text": "Malezya'nın turizm tanıtımlarında yer alan, dünyanın en iyi dalış merkezleri arasında sayılan Sipadan Adası, dalıcıların rüyalarını süslediği kadar su altını merak eden şnorkelcilerin de ilgisini çekiyor. Dünya çapında ünlü olmasına rağmen minicik bir ada olan dalıcıların rüyası Sipadan Adası hakkında ihtiyaç duyacağınız tüm bilgiler, konumu, ulaşımı, konaklama seçenekleri, Sipadan'da dalış bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Malezya ve Sabah Eyaleti hakkında giriş bilgilerini almak için Malezya'nın Sabah Eyaleti'ne Gitmek için 12 Neden ve Kuzey Borneo için 2 Haftalık Gezi Rotası yazılarıma da mutlaka göz atmanızı öneririm. Öncelikle şunu söyleyerek başlayayım: Sipadan Adası, dünyanın en iyi 10 dalış noktasından biri. Kaptan Jacques-Yves Cousteau'nun \"dokunulmamış bir sanat eseri\" olarak adlandırdığı Sipadan Adası şu an koruma altında ve üzerinde yerleşim ve konaklama yok, sadece adayı ziyaret edenlerin kayıtlarının alındığı bir ofis var. Sipadan Adası, okyanus tabanından 600 metre yükselen bir volkanın ağzının baca şeklinde uzanması ile oluşmuş benzersiz bir ada. 3000'den fazla balık türüne ev sahipliği yapan ada zengin ekosistemi ile deniz habitatı için çok önemli. Bir baca şeklinde olan adanın çevresindeki resif bittiğinde deniz zeminde 600 metre derinliğinde bir duvar başlıyor ve deniz yaşamına ev sahipliği yapıyor. Burada göreceğiniz deniz canlıları sayı ve büyüklük olarak başka hiçbir yerde gördüklerinize benzemeyecek haberiniz olsun! Sipadan'da 2023 yılı itibariyle her gün sadece 176 dalıcı ve şnorkelcinin ada çevresinde bulunan 12 dalış noktasında dalış yapmasına izin veriliyor. Bu da demek oluyor ki, Sipadan'a bir seyahat planlıyorsanız önceden dalış/şnorkel için rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. - Sürü halinde barakudalar: Sadece barakuda değil, akya sürüsü de gördük. - Beyaz uçlu ve siyah uçlu köpek balıkları: Biz bunları sürü halinde gördük. - Şahin gagalı kaplumbağa: O kadar çok kaplumbağa göreceksiniz ki, bir noktadan sonra bakmayı bırakacaksınız. - Koca kafalı papağan balıkları: Bunları da sürü halinde gördük, devasa hayvanlar, insan biraz ürküyor. - Çekiç kafalı köpek balığı: Biz göremedik, umarım siz görürsünüz. - Manta: Su altında izlemeyi en sevdiğim hayvan ama maalesef göremedik, bu işler tamamen şans işi. Dünyanın pek çok noktasında dalış veya şnorkel yaptım ama Sipadan'daki kadar rengarenk, devasa boyutlarda deniz canlısını bir arada görmemiştim. Sipadan'da dalış yapabilmek için en az Padi Advanced Open Water veya Cmas 2 Star sertifikalarına sahip olmanız gerekiyor. Aksi halde sadece şnorkel yapabilirsiniz. Eğer bu resortlarda konaklamaya bütçeniz yetmezse daha uygun fiyatlı konaklama seçenekleri de bulunuyor. Semporna, Sabah Eyaleti'nin güneydoğusunda, Endonezya sınırına yakın, Sulu Denizi ile Selebes Denizi'nin kesiştiği noktada, karadan bir burun gibi denize uzanan küçük bir şehir. Sipadan Adası Milli Parkı ve Tun Sakaran Deniz Parkı sayesinde özellikle deniz ve dalış turizmi açısından çok ziyaret edilen bir yer. Sipadan Adası Milli Parkı, Semporna açıklarında Selebes Denizi'nde bulunuyor. Sipadan Adası'na gidebilmeniz için öncelikle Semporna şehrine ulaşmanız gerekiyor. Semporna'ya ulaşıma dair detayları aşağıda bulacaksınız. Biz Sabah Eyaleti gezi rotamız gereği Kinabatangan'da kaldığımız yerden Semporna'ya geçtik. Kinabatangan Nehri'nden Semporna'ya özel araçla ulaşmak yaklaşık 4 saat sürüyor, bir diğer seçenek ise Kinabatangan'dan Sandakan'a dönüp Sandakan'dan otobüs ile Semporna'ya geçmek. Sandakan ile Semporna arası otobüs ile 5-6 saat sürüyormuş. Otobüs kalkış saatlerini internetten öğrenmek mümkün değil maalesef, gittiğinizde şehirdeki otobüs terminalinden bilgi alabilirsiniz. Sepilok, Sandakan ve Kinabatangan Nehri gezi notlarım ilginizi çekebilir. - Kota Kinabalu'dan otobüs ile Semporna'ya gidebilirsiniz, otobüs yolculuğu yaklaşık 10 saat sürüyor. - Kota Kinabalu'dan Tawau'ya uçakla gelip Tawau Havalimanı'ndan Semporna'ya geçebilirsiniz yolculuk yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Dalış merkezi ve/veya otellerin genellikle havalimanı servis hizmeti -ücreti karşılığında- oluyor. Kota Kinabalu'dan Tawau'ya her gün 8 uçuş var. Türkiye'den Sipadan'a ulaşmak isterseniz, en yakın havalimanı Tawau Havalimanı. Öncelikle havayolu ile Tawau'ya, Tawau'dan Semporna'ya gelmeniz gerekiyor. Kota Kinabalu'dan ve Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'dan Tawau Havalimanı'na Air Malaysia, Air Asia'nın direkt uçuşları bulunuyor. Semporna'ya Sipadan Adası Milli Parkı kapsamındaki adalarda konaklamak için geldiyseniz; konaklayacağınız yerler ile öncesinde mutlaka iletişime geçerek Semporna İskelesi'nden kalacağınız adaya kalkan servis saatlerini öğrenin. Genelde sabah ve öğleden sonra olmak üzere iki servis oluyor. Biz Mabul Adası'nda kaldık, Semporna'dan Mabul Adası hızlı bot ile yaklaşık 45 dakika sürüyor, Mabul Adası'ndan Sipadan Adası'na ise normal botlar ile ulaşım yaklaşık 20 dakika sürüyor. Semporna'dan çevre adaları gezen bir tura katılacaksanız; bu durumda tur acenteniz ile kalkış ve varış saatlerini netleştirmeniz ve Semporna'ya geliş planınızı bu doğrultuda yapmanız iyi olur. Dragon Inn of Semporna ya da Seafest otelinin yanında bulunan tur operatörlerinden ada konaklaması ya da dalış gezisi için rezervasyon yaptırabileceğiniz uzun bir iskele bulunuyor. Adalardaki otellerin bir kısmı rezervasyonsuz gelen turistleri kabul etmiyor, bu nedenle izin ve tekne transferi için önceden rezervasyon yaptırmanız iyi olur. Semporna'da eğer dalış yaptıysanız ve dönüş uçağınız Tawau üzerinden ise, son dalışınız üzerinden 24 saat geçtikten sonra uçağa binmeniz gerekiyor. Dalış merkezleri bu konuda çok hassas davranıyorlar, siz de buna dikkat ederek seyahat planınızı yaparsanız sorun yaşamazsınız. - Sipadan Mabul Resort - Mabul Water Bungalows - Mataking Resort - Kapalai Dive Resort - Borneo Divers Mabul Resort - Seaventures Dive Rig - Sipadan Water Village - Billabong Scuba - Scuba Junkie - Sipadan Scuba - Uncle Chang's Mabul Lodge Bu otellerde 10 kişi üzerindeki konaklamalarınızda indirim alma imkanınız var. Biz Borneo Divers Mabul Resort'un otel bölümünde kaldık. Resortun otel ve bungalov konaklama seçenekleri var. Konaklamaya sabah, öğle, akşam yemeği ve sürekli çay-kahve servisi dahil. Dalış paketi ile birlikte veya sadece otel konaklaması almanız mümkün. Bizim konaklamamız 4 gece 5 gün şeklinde idi. Bu süre içinde Mabul, Kapalai ve Sipadan Adaları'ndaki dalış noktalarında toplam 10 dalış yaptık. Sipadan ve çevresinde bulunan Mabul ve Kapalai Adaları'nda dalış yapmak için en iyi dönem Nisan-Mayıs olarak belirtiliyor, deniz yaşamını daha net görebilmek için suyun en berrak olduğu dönemler Şubat ile Kasım ayları arası. Adada Kasım ayı hariç yılın her ayı dalış yapabilirsiniz. Ada, her yıl Kasım ayında, ekosistemin kendini yenileyebilmesi için, bir ay boyunca ziyarete kapatılıyor. - Ocak 2023'ten itibaren Sipadan giriş ücreti; Malezyalılar için günlük 50 MYR ve uluslararası ziyaretçiler için 100 MYR. - Ocak 2023'ten itibaren Sipadan dalış ücreti: Malezyalılar için günlük 250 MYR ve Malezyalı olmayanlar için 350 MYR - Koruma ücreti/İskele ücreti; Malezyalılar için 3 MYR, uluslararası ziyaretçiler için yetişkin başına 10 MYR. Umarım Sipadan Adası ile ilgili aklınızdaki bütün sorulara cevap bulmuşsunuzdur. Sipadan Adası ve çevre adalara gitmek için geçiş noktası olan Semporna aynı zamanda deniz çingeneleri olarak anılan Bajau Yerlileri'nin yaşadıkları bölge. Adalara giderken yol boyunca deniz üzerine yapılmış derme çatma evler göreceksiniz, bunlar yürümekten daha iyi yüzdükleri söylenen Bajau Yerlileri'nin yaşam alanları. Kara ile bağlantısı olmayan evlerinde balıkçılık ile hayatlarını sürdürüyorlar. Bajaular ekipmansız olarak uzun süre su altında kalabilmeleri ile de tanınıyorlar. Her yıl Semporna'da Bajau geleneklerinin kutlandığı Regatta Lepa adında bir festival düzenleniyor, tarihleri her yıl değiştiğinden program yapmadan önce \"Regatta Lepa tarihleri\" gibi bir arama yaparak o yılki tarihleri öğrenebilir, seyahatiniz bu tarihlere denk gelirse renkli tekneleri ile yaptıkları kutlamaları izleyebilirsiniz. Semporna'ya gelmişken; Tun Sakaran Deniz Parkı ve Bohey Dulang Island rotalarını da planınıza eklemeyi düşünebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sirince-gezilecek-yerler", "text": "İzmir'in şirin kasabası Şirince bu aralar çok popüler oldu. Mayalar, 21 Aralık derken bu çılgınlığın sonu ne olur bilinmez. 21 Aralık sonrası beraberce göreceğiz. Şirince'ye farklı zamanlarda iki kez gitme şansım oldu. Adı gibi şirin mi şirin eski bir Rum kasabası Şirince. Şirince'de gezilecek yerler, Şirince'de nerede kalınır, Şirince'de ne yenir, ne içilir sorularının hepsinin cevabı ise Şirince gezi rehberi olarak hazırladığım bu yazımda. Şirince, İzmir'in Selçuk ilçesine çok yakın, sadece 8 km. Yani Şirince'ye gitmek için önce Selçuk'a ulaşmak gerekiyor. Selçuk'a gelmişken Efes, Meryem Ana, Yedi Uyurlar da gezilip oradan Şirince'ye geçilmesi daha iyi olur. Şirince'nin Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. Şirince'ye giden minibüsler Şelçuk şehir merkezinden kalkıyor, kime sorsanız gösterirler. Kıvrıla kıvrıla tepelere tırmanan güzel asfalt bir dağ yolundan Şirince'ye ulaşırsınız. İzmir otobanından Belevi çıkışını kullanarak çıkmanız, İzmir'den Aydın yönüne doğru gelirken ise Selçuk'un girişinde Şirince yol ayrımını takip etmeniz gerekir. Bu yola girdikten sonra yine aynı güzel dağ yolundan tıngır mıngır Şirince'ye ulaşırsınız. Şirince birkaç saat içinde gezip bitirebileceğiniz küçük şirin bir köy. Ancak şarap tadımı, sokaklarda fotoğraf çekmek, yemek yemek veya kahvaltı yapmak gibi aktiviteler ile burada geçireceğiniz süreyi uzatmanız mümkün. Şirince aslında küçücük bir kasaba, ancak güzelliğini korumuş mimarisi nedeniyle bütün sokaklarını dolaşmanızı şiddetle tavsiye ederim. Özellikle fotoğraf çekmeyi seviyorsanız, her sokağında ayrı bir sürpriz sizi bekliyor. Ara sokaklardan köyün tepesine doğru tırmanın, sokak aralarından çıktığınızda evinin bahçesini restauranta çevirmiş bir teyzeyle tanışacaksınız, harika bir manzarası var bu evin. Teyzenin adını hatırlasam çok daha güzel olacaktı. Tepeye doğru çıkarken köyün kilisesini de ziyaret edebilirsiniz. Kilisenin bahçesinde de bir kafe var ve buranın da manzarası çok güzel. Ayrıca burada tarihi bir şarap mahzeni de var, onu da görün mutlaka. Şirince şarapları satan dükkanlar, meydanın çevresinde Şirincelilerin yaptığı el işi ürün satan irili ufaklı dükkanlar dolaşılabilecek diğer yerler. Şirince'nin meydanında şarap üreticilerinin pek çok şarap mağazası var. Şirince'de yapılacak en güzel aktivite, şarap tadımı yapmak. Eğer meyve şarabı seviyorsanız aklınıza gelebilecek her meyvenin şarabı yapılıyor burada. Almanız şart değil, tadım yapmak ücretsiz. Oranın atmosferine kapılıp 3-5 şişe alıp eve geldiğinizde bunlar pek de şarap gibi değilmiş deme şansınız da var. Ünlü olmuş birkaç şarap üreticisi de var, marketlerde satılan Şirince Şarapları'nı görebilirsiniz. Onun dışında adını hiç duymadığınız yerli üreticiler de var. Meyve şarabı dışında da şaraplar üretiliyor, hepsi taze şarap olduğundan açıkçası ben çok keyif almadım. Yine de mutlaka denemenizi öneririm. Şirince'de büyük oteller bulamazsınız. Küçük şirin butik oteller ya da pansiyonlar sizi bekliyor olacak. Ayrıca eski konakların bir kısmı otele çevrilmiş, onları da tercih edebilirsiniz. Ben Şirince'ye ilk gidişimde günübirlik, İzmir'den sabah gidip akşam dönmüştüm. İkinci gidişimde ise, Şirince Salkımkonak'ta ağaç evlerde kaldım. İlkbaharda meyve bahçelerinin arasında çok güzeldi. Tavsiye ederim. - Selanik usulü sebzeli güveç - Organik salata - Gözleme - Mürver şurubu - Dibek kahvesi Afiş dışında, Ege'de olmanın avantajı pekçok zeytinyağlı ot yemeği midenizi şenlendiriyor. Mis gibi gözlemeler ve eğer zamanı tutarsa yine Ege mutfağından kabak çiçeği dolması denenmesi gereken tatlar arasında. Şirince'ye gelmişken, nar ekşisinden sirkeye, baldan zeytinyağına pek çok köy ürünü bulabilirsiniz. Sokak aralarında dolaşırken mutlaka karşınıza çıkıp sizi tavlayacaktır bu ürünler. - Meşhur şaraplarının tadına bakmadan - Köyün tepesine kadar yürüyüp manzarayı görmeden - Nesin Matematik, Sanat ve Felsefe Köyü'ne uğramadan Efes, Selçuk, Meryem Ana gibi yerleri saymıyorum, oralar zaten programınızda vardır herhalde. Sirince ye gidecektim, sayende daha bilincli gidecegim. Teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sirt-cantali-gezginler-icin-gurcistan-gezi-rotasi", "text": "Gürcistan seyahatimden sonra en çok gelen soruların başında \"Gürcistan'da nerelere gitmeliyiz?\" oldu. Ben de sırt çantalı gezginler uygun olacak bir Gürcistan gezi rotası çıkardım. Ben son Gürcistan seyahatimde bu rotayı yapmadım çünkü rotadaki yerlerin bir kısmını daha önce görmüştüm. İlk Gürcistan seyahatim ve son seyahatimdeki deneyimlerimi birleştirerek Gürcistan gezi rotası hazırladım. Bu rotanın sırt çantalı gezginlere uygun olmasının nedeni ise benim öyle gezmiş olmamın yanı sıra tamamına toplu taşıma ile ulaşılabilmesi yani ekonomik olarak seyahat etmenin mümkün olması 🙂 Bu yazım umarım kafalardaki sorulara cevap, gezmek isteyenlere güzel bir rehber olur. Aslına bakarsanız Gürcistan'ı hakkıyla gezmek için bir ay belki de daha fazla zamana ihtiyacınız var. Ben size ana duraklar, mutlaka görülmesi gerekenler yerleri içeren rotalar çıkardım. Sırt çantalı gezginler için 15 günlük gezi rotası Batum'dan başlayıp Tiflis'te sona eriyor, siz isterseniz planı farklı başlangıç ve bitiş noktaları ile uygulayabilirsiniz. Bu rotadaki her yere toplu taşıma ile ulaşabilir, uygun konaklama seçeneklerinde kalabilirsiniz. Batum Gürcistan'ın Tiflis'ten sonraki ikinci büyük şehri. Gece hayatı, gazinoları ve plajları ile Gürcistan'ın genelinden farklı bir deneyim sunuyor bu şehir. Benim çok tarzım olmadığı için buraya sadece 1 gün ayırıp hızlıca bir sonraki destinasyona geçmeyi tercih ettim. Ancak siz biraz da denize girelim derseniz buradaki kalış sürenizi uzatıp listeden bir yeri çıkarmayı düşünebilirsiniz. Batum'da gezilecek yerler önerilerim için şu yazıma göz atabilirsiniz: Batum'da gezilecek yerler. Eğer Türkiye'den gidiyorsanız Batum'a THY'nin direkt uçuşlar var. Eğer direkt uçuş pahalı gelirse, ki yurtdışı uçuş olduğu için genelde pahalıya geliyor, o zaman Trabzon'a uçup Trabzon'dan Batum'a otobüs ile gidebilirsiniz. Bu seçeneği de değerlendirebilirsiniz. Ben zaten Artvin'den Batum'a geçtiğim için Sarp sınır kapısına giden otobüs/minibüsler ile sınıra geldim. Sınırı geçtikten sonra Batum'a giden otobüs ve minibüsler çok ucuza (yanlış hatırlamıyorsam 2 Lari) sizi Batum merkeze bırakıyor. Şoförler bozuk para istiyor, o yüzden sınırdan geçtikten sonra ilk döviz bürosundan az da olsa para bozdurmanız iyi olur. Ben ekonomik seyahat ettiğim için hostellerde konaklamayı tercih ediyorum. Aşağıda daha önce konakladığım Batum otellerinin linklerini görebilirsiniz. - Surf Hostel Batumi bu gelişimde kaldığım hostel. - Irise Hotel Batum daha önce kaldığım orta segment bir otel. Daha fazla Batum oteli seçeneği için tıklayın. Gürcistan'ın yeni yeni popüler olmaya başlamış olan Kafkasları en güzel şekilde yaşayabileceğiniz Svaneti bölgesi mutlaka Gürcistan gezi rotanızın içine girmeli. Svaneti bölgesinin en merkezi şehri ise Mestia, bu nedenle planınızı Mestia'ya yapıp, oradan günübirlik gezilerle bu bölgeyi keşfedebilirsiniz. Batum'dan her gün 15:00'te direkt Mestia'ya, veya 2 saatte bir Zugdidi'ye giden minibüs var. Eğer ters yönden geliyorsanız Tiflis ve Kutaisi'den de Mestia'ya direk minibüs bulabilirsiniz. Ayrıca Kutaisi'den Mestia'ya uçak da var, şimdilik küçük uçak ama yeni bir havaalanı daha yapılıyor, muhtemelen yakın zamanda daha büyük uçaklar da kalkacaktır. Mestia'da çok fazla konaklama seçeneği var. Lüks otellerden kamp alanlarına kadar geniş bir yelpaze ve fiyat aralığında kalacak yer bulabilirsiniz. Gürcistan'ın üçüncü büyük şehri, ucuz havayolu şirketlerinin Gürcistan uçuş noktası ve aynı zamanda üniversite şehri Kutaisi. Gürcistan'a ilk gidişimde uğramıştım, son gidişimde transit geçtim. - Eski şehrin sokaklarında gezinebilirsiniz, - Bagrati Katedrali ve Gelati Manastırı'nı ziyaret edebilirsiniz, - Botanik Bahçesi'nde serinleyebilirsiniz ama Batum'daki kesinlikle daha iyi, - Promethus ve Sataplia Mağaraları'na günü birlik gezebilirsiniz, - Okatse Kanyonu ve Kincha Şelalesi'ne günü birlik gidebilirsiniz. - Martvili Kanyonu ve mağarasına gidip kanyonda rafting, yürüyüş gibi aktiviteler yapabilirsiniz. Mestia'dan sürekli olarak Kutaisi'ye araç bulmak mümkün. Bir gün önceden \"bus station\" yazan yerlerden birinden rezervasyon yaptırmanız iyi olur. - Stepantsminda'dan günü birlik pek çok yürüyüş rotası var, bunlardan bir veya birkaçını yürüyebilirsiniz, - Herkesin Kazbegi'ne gelme nedeni olan Gergeti Trinity Kilisesi Stepantsminda'dan yürüyerek 1,5 saat kadar bir çıkış rotası. Buraya çıkan araç bulmanız da mümkün, ister yürüyerek ister araçla buraya mutlaka çıkın, - Kilisenin olduğu tepeden sonra 2-3 saat daha yürüdüğünüzde Gergeti Buzulu var, performansınıza güveniyorsanız oraya çıkabilirsiniz, - Stepantsminda'ya 7 km mesafedeki Gveleti şelalesine gidebilirsiniz. - Ayrıca Kazbegi'ne gelirken yol üstünde Rusya-Gürcistan Dostluk Anıtı'nı ve ünlü kayak merkezi Gudauri'yi görebilirsiniz. Kutaisi'den Kazbegi'ne gitmek için Tiflis üzerinden geçmeniz gerekiyor. Tiflis'teki Didube Otobüs İstasyonu'ndan saatte bir Kazbegi'ne araç bulmanız mümkün. Yolculuk 3 saat sürüyor ve sadece 10 Lari. 20 Lari'ye Ananuri ve Rus Anıtı'nda duran biraz panelvan tipi araçlar da var. Didube'ye gittiğinizde zaten yolunuzu kesecekler. Ben Kazbegi'de çadırda kalmayı tercih ettim. Benim kaldığım kamp yerinin adı Camp at Kuro idi. Ben çadır için 20 Lari, kahvaltı için 10 Lari verdim. Burada aynı zamanda hostel olarak işletilen bir bölüm de var. Yani dilerseniz odada da kalabilirsiniz çadırınız yoksa. Kasabanın 500 metre kadar dışında ve muhteşem Gergeti manzarasına sahip çok güzel bir yer. Gergeti yolu üzerinde birkaç kamp alanı daha gördüm, onlar da tercih edilebilir. Kazbegi'den dönüş yolu üzerinde Mtsheta'da inip şehri gezip aynı gün akşamına Tiflis'e devam edebilirsiniz. Zaten burası Tiflis'e sadece 10km mesafede, Didube İstasyonu'ndan 1 Lari'ye buraya ulaşabilirsiniz. Ülkenin eski başkenti olan Mtskheta aynı zaman en eski şehri olma ünvanını da elinde tutuyor. Svetitskhoveli ve Samtavro Manastırları şehirde mutlaka görülmesi gereken yerler. Eski şehir çok büyük bir restorasyondan geçmiş ve çok turistik, şehri yürüyerek kolayca keşfedebilirsiniz. Jvari Manastırı ise şehrin 12km dışında, bir taksi ile oraya gidebilirsiniz. Gürcistan'ın kuzeyi size Kafkasların muhteşem güzelliklerini sunarken güneyi kurak hatta yarı-çöl iklimi ile bambaşka bir coğrafya sunuyor. David Gareji bu yarı çöl bölgede pek çok mağaradan oluşan bir manastır. Azerbaycan sınırında yer alan manastır 6. yüzyılda yapılmış ve 15 mağaradan oluşuyor. Benim ilk Gürcistan seyahatimde mutlaka görmek istediğim yerlerin başında idi. Çok ilginç bir coğrafya ve çok güzel bir manastır. 8 yıl önce Gürcistan'a ilk geldiğimde bu bölgeye ulaşım hatta doğru düzgün yol bile yoktu. Şimdi Tiflis'te Freedom Square'dan her gün günübirlik otobüs gidiyor ve sadece 25 Lari. Aleksandr Puşkin heykelinin önünden her gün 11:00'da kalkan otobüs, 2saatlik bir yolculuk ile manastıra ulaşıyor. Gezmek için size orada vakit veriyor ve akşam 19:00 gibi Tiflis'e geri dönüyor. Yanınıza su ve yiyecek almayı ihmal etmeyin, orada ne bulursunuz bilmiyorum. Ve tabii ki yarı-çöl olduğu için çok sıcak, güneş koruyucusu olsun, şapka olsun bulundurmakta fayda var. Bir zamanlar İpekyolu üzerinde bulunan Telavi, Kahketi Bölgesinin merkezi sayılıyor, tıpkı Svaneti Bölgesinin merkezinin Mestia olması gibi. Tiflis'ten günübirlik gidip gelebileceğiniz yerlerden biri burası. - Batonis Kalesi ve içindeki etnoğrafya müzesini gezebilirsiniz, - Gürcistan'daki ikinci yüksek manastır olan Alaverdi Manastırı'nı gezebilirsiniz, - Ikalto ve Shumta Manastırlarını görebilirsiniz, - Kahketi Bölgesi'nin asıl alameti farikası şarapları. Gürcistan şarabın ilk üretildiği ülke olarak biliniyor ve Telavi'de pek çok şarap tadımı yapabileceğiniz yer var. Bunlardan birini mutlaka ziyaret edin. Tiflis'teki Ortchala Otobüs istasyonundan maşrutka ile Telavi'ye 2 saatlik bir yolculuk ile gidebilirsiniz. 10 Lari minibüsün fiyatı. Gürcistan'ın en küçük ve en şirin kasabalarından biri Signagi. Son zamanlarda Gürcistan'ın şarap rotası üzerinde popüler olmuş, çok turistik ama bir o kadar da şirin kasabası burası. Signagi de Kahketi Bölgesi'nde bulunuyor, Telavi'den buraya geçerek seyahatinizi şekillendirmeyi düşünebilirsiniz. Telavi'den buraya günde 1 kez 15:00'te kalkan bir minibüs var. Signagi fotoğrafik sokaklarıyla, sokaklarında gezilmesini sonuna kadar hak ediyor. Şehir surlarına çıkabilir, Bodbe Manastırı'nı ziyaret edebilirsiniz. Bol bol şarap içmeyi de ihmal etmeyin. Kahketi Bölgesi'ndeki şarap rotalarını ve bağ evlerini ziyaret etmek de yapılacaklara eklenebilir. Bu bölgeye gitmek için Eylül en iyi zaman olacaktır çünkü bağ bozumu zamanına denk geleceksiniz. Yaz aylarında da çok sıcak olacağını hesaba katmanızı öneririm. Gürcistan'ın başkenti ve en büyük şehri olan Tiflis, bildiğimiz sıkıcı başkentlerden farklı, renkli, hareketli ve vakit geçirmesi keyifli bir şehir. Tiflis'e 3 gün ayırmamın nedeni yukarıdaki rotada herhangi bir sarkma olursa buradan ekstra bir gün ile telafisinin sağlanabilmesi veya bir yeri çok sevdiyseniz 1 gün daha kalmak için opsiyonunuzun olması. Hiçbiri olmasa dahi Tiflis'te üç günü kolaylıkla doldurabilirsiniz. - Eski şehri sokak sokak gezin, - Eski şehirde atlamazsınız ama ben yine de tekrarlayayım Saat Kulesi mutlaka görün, - Narikala Kalesi'ne ister yürüyerek, ister teleferik ile çıkabilirsiniz, teleferik ile çıkıp yürüyerek inmek en güzeli. Buradan şehrin tepeden manzarasını izleyebilirsiniz, - Hamam seviyorsanız hamamlar bölgesinde hamama gidebilir, hamam sevmiyorsanız sadece görmek için gidebilirsiniz, - Şehri kesen nehrin üzerinden geçen köprüleri geçmeyi ihmal etmeyin, - Sameba Holy Trinity Kilisesi'ni ziyaret edebilirsiniz, şu an Gürcistan'ın en yüksek kilisesi, - Müze sevenler için ulusal müze Tiflis'e Türkiye'den THY ve Pegasus Havayolları'nın direkt uçuşları var. 2-2,5 saatlik bir uçuşla Tiflis'e ulaşabiliyorsunuz. Tiflis Havaalanı yazıma da göz atın. Stalin'in şehri Gori, Mağara şehir Vardzia, maden suları ile ünlü Borjomi, bakir ve vahşi Tusheti Milli Parkı zamanınıza ve gittiğiniz döneme göre gezilecek yerler listenize ekleyebileceğiniz yerler. Bu arada şimdiden söyleyeyim, bu rotayı 15 günde bitirebilirseniz gerçekten tebrikleri hak edersiniz çünkü ulaşımların hepsi minibüs ile sağlanıyor ve yol epey yorucu oluyor. Bu tempoyu kaldıramam derseniz, birkaç rotayı aradan eleyebilirsiniz. Gürcistan ile ilgili yazdığım diğer gezi yazılarının listesi aşağıda yer alıyor. - Mestia'da ne yenir, nerede yenir? - Masal ülkesi Svaneti - Tiflis-Erivan ulaşım - Tiflis havaalanı - Batum gezilecek yerler Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Yazı süper toparlayıcı olmuş. Gürcistan bundan güzel özetlenemezdi. Vakti olanlar için en az 1 aylık bir rota aslında. Biz bu gidişimizde Batum ile Sarp arasında kalan Kvariati sahil şeridinde de kaldık; deniz, plaj, gündüz ve gece hayatı da eğlenceliydi. Bi de Kobuleti plajları varmış ki sıra gelmedi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sirt-cantali-gezginlere-latin-amerika", "text": "Güney Amerika seyahatim öncesinde bir çanta dolusu Güney Amerika gezi kitabı almıştım. Bunların içinden bana en yakın geleni sevgili Şeref Pınarcı abimin Sırt Çantalı Gezginlere Latin Amerika kitabı oldu. Neden derseniz, Şeref abi de benim gibi yalnız seyahat ettiği rotaları anlatmış, tek başına bir gezginin başına gelebilecekleri çok doğal bir dille yazıya dökmüş. Kitap kapağının kırmızı olması da bana yakın gelmesinde etkili olmuş olabilir tabii. Şili-Bolivya-Peru rotamı son haline getirirken bu kitaptan ciddi şekilde faydalandım. Sonra hızımı alamayıp Şeref Pınarcı'yı facebook'ta buldum. Sorularımla kendisini sık boğaz ettim, yetmedi bir araya geldik ve gezmelerden, gezme tutkumuzdan bahsettik uzun uzun. O benim gibi Güney Amerika'ya bir kez gitmemiş tabii 🙂 Defalarca gitmiş, Orta ve Güney amerika'da gezmedik ülke bırakmamış. Dile kolay Orta Amerika'da 19 ülke, dünya çapında 80'den fazla ülkeyi gezmiş biri o. Kitaptan en çok aklımda kalan kısım, rotamı belirlemekte zorlandığım kısım Şili-Bolivya geçişi idi. 4000 metre üzerinde çıkınca yükseklik hastalığı yüzünden 100 metre bile yürümekte zorlandığı kısmı okurken gözüm korkmadı desem yalan olur. Neyse ki ben çok şanslıydım, sanıyorum ki düşük tansiyonum ve bol koka çayı sayesinde hiç zorluk çekmedim. Ülke sayısı fazla olduğu için her şehirden birkaç sayfada bahsedilmiş kitapta. Hepsinin tadı damağınızda kalacak kadar. Ağzınıza bir parmak bal çalıyor da diyebiliriz. Hem bir rehber kitap hem de anı kitabı olarak düşünebilirsiniz, özellikle de ekonomik gezmeyi tercih edenler için güzel bir el kitabı. Kitap fiyatı 15-20TL arasında değişiyor. Pek çok kitapçıda bulabilir ya da online satın alabilirsiniz. Orta ya da Güney Amerika'ya gitme niyetiniz varsa mutlaka okuyun derim. FB 36.000 beğeni ile mutlaka event düzenlemen gerek Sevil."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sisli-vadi-igneada", "text": "Bu işletmede 2023 yılında yaşanan sel baskınları nedeniyle ne yazık ki hayatını kaybedenler olmuş ve işletmenin ruhsatsız hizmet verdiği ortaya çıkmıştır. Aşağıda bulunan bilgiler tamamıyle geçerliliğini kaybetmiştir. İlk kez 10 küsur yıl önce İğneada'ya gittiğimde konaklama için çok az seçenek vardı. İğneada'nın dokusuna hiç uymadan büyük bir otel dışındaki yerler ya pansiyon ya da kamp alanları idi. Yatak sayısı yeterli olmadığı için yer bulmak sıkıntılıydı. Daha pek çok şey sayabilirim. Neyseki 10 yılda İğneada çok değişti ve gelişti, turizm kelimenin tam anlamı ile bir dönüşüm geçirdi. Farklı konseptlerde konaklama seçenekleri sunan yerlerin sayısı arttı. Son İğneada seyahatim için kalacak yer ararken daha önce görmediğim bir yer dikkatimi çekti. Orman içinde, çiftlik hayvanları ile iç içe, yanında dere akan, içinde bir göleti olan kocaman bir çiftlik olan Sisli Vadi. İğneada'ya gelenlere ekolojik doğal yaşam çiftliği deneyimi sunmak üzere kurulmuş olan Sisli Vadi İğneada hakkında merak ettiğiniz herşey bu yazıda! Sisli Vadi, İğneada'da Longoz Ormanları arasında ekolojik doğal yaşam çiftliği olarak 2021 yılında kurulmuş. Çiftlikte farklı konseptte konaklama alanları oluşturmuş; 7 farklı tarzda inşa edilmiş 12 ev, çadır ve karavan kamp alanı şu an kalabileceğiniz yerler. Glamping çadırlarının hazırlığı ise devam ediyor, yakında onlar da hazır olacak. Sisli Vadi, 135 dönüm arazi üzerine kurulmuş bir çiftlik. Çiftliğin bir yanında İğneada Deresi'nin kollarından biri akıyor, üstelik o kadar temiz ki, insanın eğilip suyundan içesi geliyor. Dereye inen hayvanları doğal ortamlarında izlemek Sisli Vadi'ye gelme sebebiniz olmalı. Çiftlikte kaz, tavuk, koyun, keçi, ineklerin beslendiği büyükçe bir alan var. Gündüzleri hayvanlar otlamaya çıkıyor, akşam gün batımı saatlerine ahırlarına dönüşlerine denk gelirseniz harika görüntülere şahit olabilirsiniz. Çiftlik içinde dolaşan kocaman çoban köpekleri de var ama hiç korkmayın, hepsi arkadaş canlısı, konaklamanız sırasında size ahbaplık ediyorlar. Çiftliğin ortasında 4000 metrekare büyüklüğünde ve 3 metre derinliğinde bir gölet bulunuyor. İşletme yapılmadan önce burada zaten bir su birikintisi varmış, gölet olarak düzenlenmiş, göletin suyu dereye akacak şekilde düzenlenmiş. Konaklama yerlerinin tamamı da gölete bakıyor. Sabah uyandığınızda veya akşam yemeğinizi yerken bu güzel manzaraya bakmak harika oluyor. Konaklama için inşa edilmiş olan evlerin hepsi lüks otel konforunda tasarlanmış, evleri detaylı olarak ayrıca anlatacağım. Evlerinin hepsinin önünde piknik masası ve kamp ateşi yakabileceğiniz düzenek bulunuyor. Sisli Vadi gündüz yeşilliği ile çok güzel olsa da ben gecesine bayıldım. Huzurun yanısıra sizi saran ormanın sesleri öyle güzel ki, dünyadan uzaklaşıp ormanın içinde olduğunuzu sonuna kadar hissedebiliyorsunuz. Keşke yazıya ses ekleyebilseydim de siz de bu deneyimi yaşayabilseydiniz. Sisli Vadi'de kaldığınızda; bu devasa çiftlik içinde dere kenarında yürüyüşler yapabilir, bisiklete binebilir, mini futbol alanında top oynayabilir, çiftlik hayvanlarını izleyebilirsiniz. Kendi bisikletiniz yoksa işletmeden bisiklet kiralayabilirsiniz, Haziran 2022 için 1 saat bisiklet kiralama ücreti 40 TL. Üstelik bu güzelliklerden faydalanmanız için illaki konaklamanız gerekmiyor. Şişli Vadi'nin kafesinde servis edilen açık büfe kahvaltı için gelip günübirlik olarak da buranın tadını çıkarabilir veya yemek için gelebilirsiniz. Haziran 2022'de açık büfe kahvaltı ücreti kişi başı 130 TL. Kahvaltı ve yemek için önceden rezervasyon yaptırmanız iyi olur, aşağıda iletişim bilgilerini bırakıyorum. - Sisli Vadi İğneada Telefonu: 05331587885 - Sisli Vadi İğneada Instagram Hesabı: Sisli Vadi İğneada Sisli Vadi, Kırklareli ili Demirköy ilçesi Çayırlar Mevkii'nde bulunuyor. İstanbul yönünden geliyorsanız; Demirköy ile İğneada arasında Avcılar Köyü'nden sonra orman içine dönen bir yoldan ulaşılıyor. Sisli Vadi, İğneada'ya yaklaşık 9 km mesafede yer alıyor. İğneada'ya 4 km kala batıya orman yoluna döndükten sonra 4,5 km kadar bu yoldan ilerleyerek Sisli Vadi'ye ulaşabilirsiniz. Yol toprak olmasına rağmen oldukça düzgün, bu nedenle her türlü araç ile Sisli Vadi'ye gelebilirsiniz. Sisli Vadi'nin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumunu görmek için tıklayın. Sisli Vadi'ye ulaşım için en kolay yol kendi aracınız ile gelmek. Sisli Vadi'yi bulmakta zorlananlar olmuş sanırım, onun için işletme aşağıdaki \"Sisli Vadi'ye nasıl giderim?\" haritasını hazırlamış. Son derece anlaşılır olmuş, ben de aynen kullanmak istedim. Sisli Vadi, Demirköy ile İğneada arasında. Demirköy'den İğneada'ya doğru gelirken solda önce Avcılar Köyü ayrımını göreceksiniz, buraya girmeyin. Sağda Longoz Ormanları Milli Parkı girişini gördükten sonra İğneada Deresi üzerinde iki köprü geçeceksiniz. İkinci köprüyü geçince gözünüz sol tarafta olsun, Sisli Vadi tabelasını göreceksiniz, tabelayı görmeseniz dahi buradaki tali yola girebilirsiniz. Bu dönüşten 4.5 km sonra Sisli Vadi'nin önüne çıkacaksınız. Eğer Sisli Vadi İğneada'ya kendi aracınız ile gelmeyecekseniz; işletme ile iletişime geçerseniz sizi ana yoldaki yol ayrımından veya İğneada otogardan alabiliyorlar. - Sisli Vadi Telefonu: 05331587885 - Sisli Vadi İğneada Instagram Hesabı: Sisli Vadi İğneada Sisli Vadi'de farklı konaklama seçeneklerinden biri mutlaka sizin aradığınız olmalı; 7 farklı konseptte 12 ev, çadır ve karavan kampı ve yakında glamping çadırları ile misafirlerine farklı seçenekler sunuyor. Gelin bu seçeneklerin detaylarına bakalım. Çiftlik alanı içinde gölete bakan 7 farklı konseptte 12 ev var. Evlerin tipine göre 2, 4, 6 kişiye kadar konaklama imkanı var. Evlerin ikiz olanları yan yana bitişik evler şeklinde tasarlanmış, kalabalık bir grup olarak gelmek için çok uygun. Çocuklu aileler için, kalabalık arkadaş grupları için harika seçenekler var. Az sayıda ev olduğundan gelmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekli. - Ahşap Çiftlik Evi - İkiz Ahşap Evler - İkiz Safranbolu Evleri - Taş Ev - İkiz Taş Evler - Teras Evler - Tiny House Aşağıdaki ev görsellerini Sisli Vadi'nin sosyal medya hesabından aldım. Evlerin önünce piknik masaları ve kamp ateşi yakmak için düzenek bulunuyor, isterseniz kendi kamp sandalye ve masanızı da getirebilirsiniz. Ev konaklamasına kahvaltı dahil. Akşam ve öğle yemeklerini kendiniz yapmak isterseniz evlerde mutfak var, ancak mutfakta sadece su ısıtıcı kettle bulunuyor, ocak yok. Kendi yemeğinizi yapmak için kamp ocağı veya mangal yapacaksanız mangalınızı getirebilirsiniz. Getirmediyseniz üzülmeyin, işletmeden elektrikli ocak temin edebiliyorsunuz. Ben yemekle filan uğraşmak istemiyorum derseniz; kafeteryada gün boyu yemek bulabilirsiniz. Biz konaklamamızı Tiny House'lardan birinde yaptık. Adı tiny olmasına rağmen boyutu oldukça büyük, salon, mutfak, yatak odası ve banyosu ile ferah bir alan yaratılmış. Evlerin bitişik olanları hariç birbirleri ile mesafeleri oldukça uzak, bu nedenle konaklayan diğer kişilerin ses/gürültü veya yemek kokularından rahatsız olmuyorsunuz, ki bu da bence Sisli Vadi'nin önemli avantajlarından biri, kafa dinlemek için muhteşem bir ortam. Çiftlik alanı içinde çadır ve karavanlar için ayrılmış özel bir bölüm var. Karavanlar için gri su atık sistemi, elektrik ve su bağlantı noktaları bulunuyor. Çadır konaklaması için ise ortak alanda tuvalet ve duş alanı bulunuyor. Çadır konaklaması için tek eksik mutfak olarak kullanılabilecek bir alan olmaması, onu da yaparlarsa çok güzel olur. Çiftlik alanı çok büyük. Tesis yeni açılmış, yeni konaklama seçenekleri eklemeye çok müsait bir alan var. Biz oradayken iki glamping çadırı için zemin hazırlanıyordu, yakın zamanda onlar da konaklamaya açılmış olacaktır. Herkesin en çok merak ettiği noktaya geldik; \"Sisli Vadi İğneada fiyatları nasıl acaba?\". Fiyatlar hafta sonu-hafta içi, tek gece-çok gece, konaklama tipi ve sezona göre değişiklik gösteriyor, bu nedenle en doğrusu işletme ile iletişime geçerek fiyat öğrenmeniz. Ben bizim kaldığımız Tiny House için Haziran 2022 fiyatlarını söyleyeyim, fikir vermesi açısından. - Tiny House hafta içi fiyatı 1200 TL - Tiny House hafta sonu minimum 2 gece konaklamada gecelik fiyat 1500 TL - Tiny House hafta sonu tek gece konaklama fiyatı 1700 TL. Ev konaklama fiyatlarına kahvaltı dahil. Eğer dışarıdan gelip kahvaltı almak isterseniz veya çadır/karavanda kalıp kahvaltı almak isterseniz kişi başı açık büfe kahvaltı fiyatı 130 TL. Ben tatildeyim yemek yapmak istemiyorum diyenler için işletmenin kafeteryasında kahvaltı ve gün boyu yemek servisi var. Evlerden birinde konaklıyorsanız, ev konaklamasına açık büfe kahvaltı dahil. Peynir çeşitleri, omlet, börek, simit, poğaça, reçel, yeşillik gibi seçeneklerin olduğu kahvaltı tatmin edici. Eğer Sisli Vadi'de kendi yemeğinizi yapmayı planlıyorsanız alışverişinizi İğneada veya Demirköy'den yapmanız lazım, işletme orman içinde olduğu için yakın mesafede market yok. İşletmenin kendi marketi var, ekmek, peynir, et, içecek gibi ihtiyaçlarınızı buradan alabilirsiniz. Evlerde konaklayacaksanız ve kendi yemeğinizi yapmak istiyorsanız her türlü ekipmanınızı, tabak, çatal, ocak, aklınıza ne gelirse, yanınızda getirmeniz lazım. Mutfak var ancak mutfakta sadece su ısıtıcı, iki kahve bardağı ve iki su bardağı var. Sisli Vadi, İstanbul'a sadece 3 saat mesafede doğa ile iç içe, huzurlu, sessiz sakin bir yer arayanlar için biçilmiş kaftan. İğneada'ya araçla sadece 10 dakika mesafede olması da bir başka avantajı. Sisli Vadi'ye giderseniz, deneyim ve yorumlarınızı bu yazının altına bırakırsanız çok sevinirim. \"İğneada'da kamp yerleri ve İğneada'da nerede kalınır?\" yazıma da göz atın. Sel baskınında yaşananlar için ben de çok üzgünüm, keşke hiç yaşanmasaydı. Hayatını kaybedenler için de çok üzgünüm. Yazının tarihini gördüyseniz Haziran 2022'ye ait bir yazı bu. Bütün yazdıklarım da benim kişisel deneyimlerim olduğu için yazmıştım, bu bir reklam yazısı değildir. Ancak uyarınız üzerine, buranın artık hizmet vermediğine dair bir bilgilendirme ekleyeceğim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/siz-evden-cikmayin-dunya-evinize-gelsin", "text": "Karantinada geçirdiğimiz günler henüz geride kalmışken yeniden kapanma endişesi hepimizi endişelendiriyor. Özellikle gezmeye meraklı olan bizim gibiler için, dünyada adım atılmamış onca kara parçası, görülmemiş milyonlarca insan yüzü varken kimi hikayelere tanık olamama kaygısı da karantina fikrinin peşinden geliyor. Oturduğumuz yerden sıkıntımızı biraz olsun dindirecek, online gezi imkanlarını sizler için listeledim. Özellikle yanınızda hızlı, geniş ekranlı, mükemmel netlikte bir telefon veya tablet varsa kendinizi adeta orada gibi hissedeceğinize emin olabilirsiniz. Bana sorarsanız, iPhone 12 pro max birçok açıdan iyi bir yol arkadaşı. Hazırsanız, kemerlerinizi bağlayın, uçuşa geçiyoruz. Özellikle otomobil yolculuklarını sevenlerdenseniz uygulamayı muhakkak indirmelisiniz. Dünyanın dört bir yanından onlarca şehri, bir aracın ön camından sizlere gösteren uygulamada İstanbul'dan Barcelona'ya, Chicago'dan Mumbai'ye kadar birçok seçenek yer alıyor. Şehrin ara sokaklarını, bağlantı yollarını, gizli köşelerini ziyaret edebileceğiniz uygulama ile kendinizi bir anda Çin'de, biraz sonra Amerika'da bulabilirsiniz. Ülkeleri gezmenin en ilgi çekici yanlarından biri de onların kültürlerini tanımak biliyoruz. Uygulamanın bir avantajı da burada, dilerseniz aracın içinden dünyaya bakarken bölgenin yerel radyosunu da açabilirsiniz. Atmosfer sesi de beraberinde geliyor, böylece bilmediğiniz bir ülkenin dilini, insanların sesini de duyabilirsiniz. 2006 yılından bu yana dünyanın dört bir yanından fotoğrafları kullanıcılarıyla buluşturan Air Pano ayak basması bugünlerde imkansız olan birçok yere tek bir tıkla ulaşmanızı sağlıyor. Kuzey Kutbu'nu 360 derece çekilen fotoğraflarla gezebilir veya bir yanardağın püskürttüğü lavların izlerini takip edebilirsiniz. Doğanın bir cennet olduğunu hatırlatan proje, dünyanın yüzlerce yerinden binlerce manzarayı cep telefonlarınızın ekranlarına taşıyor. Sanal turu daha da canlı hale getirmek için VR gözlüklerden destek alabilirsiniz. Dünyayı gezmek için uygulamalara baktık, peki gözü daha yüksekte olanlar için neler var? Google Mars sizleri Mars'a davet ediyor. Google Earth benzeri arayüzüyle kullanımı bir hayli kolay olan uygulama aracılığıyla Mars'ın yer şekillerini detaylarıyla inceleyebilirsiniz. Dağlar, tepeler, kanyonlar, kraterler hepsi parmaklarınızın ucunda. Karantinada Mars'ı gezerek bir ilke imza atmak için siz de hemen telefonunuzu elinize alın. Google Mars ile dünyanın da ötesine ulaşabilirsiniz. Görerek gezebileceğiniz birçok yer mevcut, peki duyarak ülkeler arası seyahat etmeye ne dersiniz? Şarkılar ülkeler hakkında bizlere çok şey söylüyor. Seyahatin bir yolu da o ülkelerin şarkılarına kulak vermekten geçiyor. \"Radiooooo\" web sitesi, sizi dünyanın dört bir yanında zamanda yolculuğa çıkarıyor. Eğer akıllı telefonunuz iPhone 12 Pro gibi üstün ses kabiliyetleri ile donatıldıysa ek bir hoparlöre de ihtiyacınız yok. Dilediğiniz ülkeyi haritadan seçip, istediğiniz yılı tıklayarak o dönemin en popüler şarkılarını dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sofya-gezilecek-yerler-hafta-sonu-sofya-gezisi", "text": "Hafta sonu Sofya gezisi yapılır mı? Biz yaptık, yapılıyor, çok da güzel oluyor. Bulgaristan'ın başkenti olan bu küçük şehir, bize beklediğimizden çok daha güzel bir hafta sonu yaşattı. Bulgaristan'ın bizdeki imajı yüzünden muhtemelen Sofya'ya giderken beklentim oldukça düşüktü. Yola çıkarken düşük maliyetli, hafta sonu keyifli zaman geçireceğimiz yeni bir ülkeden fazlası yoktu aklımda. Sofya'da gezilecek yerleri gördükten sonra ise Bulgaristan'da başka nereleri görebiliriz diye plan yapmaya başlamıştık bile. Bulgaristan'ın başkenti ve en büyük şehri olan Sofya, Avrupa'nın en eski başkentleri arasına girmesini sağlayan 7000 yıllık tarihi ve popüler bir kayak merkezi olan Vitoşha dağının eteklerindeki stratejik konumuyla gezilip görülmeye değer bir şehir. Bulgaristan'ın Avrupa Birliği'ne giriş süreciyle birlikte çehresi daha da güzelleşen Sofya, şehir merkezini çevreleyen büyük parklarıyla da dikkat çekiyor. Sofya gezilecek yerler konusunda çok seçenek sunmazken hafta sonu yapılacak bir geziyle kolayca gezip tadını çıkarabileceğiniz bir şehir. Bize yakın olması ve bize göre oldukça ucuz olması da diğer olumlu yanları. Benim hiç ilgimi çekmese de kumar oynayanlara da fazlaca seçenek sunuyor. İstanbul-Sofya arası ulaşım için otobüs, tren ve uçak şeçenekleri mevcut. - Biz tren yolculuklarını çok sevdiğimiz için hafta sonu Sofya seyahatimizi tren ile yapmayı tercih ettik. İstanbul-Sofya treni ile Cumartesi sabahı 08:45 gibi şehre ulaştık. Yataklı kompartmanda Sofya Ekpresi ile gidiş-dönüş 67 euro ödedik. - Otobüs hem daha ucuz hem de trenden daha erken Sofya'da oluyor, yanlış hatırlamıyorsam sabah 06:00 gibi. Alpar Tur gibi Balkanlar'a giden otobüs firmaları Sofya'ya da hizmet veriyor. - İstanbul-Sofya uçuşu 01:15 dakika sürüyormuş. THY'nin uçuşları var. Sofya'ya gitmek için Bulgaristan vizesi veya Schengen vizesi gerekiyor. Detaylar için Bulgaristan vizesi konusunda yazıma göz atabilirsiniz. Bulgaristan'ın Avrupa Birliği süreci devam ediyor ancak henüz para birimi olarak Euro'ya geçmemişler. Bulgaristan para birimi Leva. Biz yanımızda euro götürüp döviz bürolarında çevirdik. Vitoşha Caddesi üzerinde çok sayıda döviz bürosu var, onlardan faydalanabilirsiniz. Döviz büroları çok sık ve akşam geç saatlere kadar da açık. Bizim Sofya gezimizi yaptığımız 2017 yılının Aralık ayında 1 Leva yaklaşık 0,51 Euro idi. Gitmeden önce kuru tekrar kontrol etmeniz iyi olur. Biz iki günlük Sofya gezimizde; ilk gün şehrin genelini gezip ikinci günü ise müzelere ayırdık. Sofya gezilecek yerler listemize bizim gezdiğimiz sırayla göz atalım mı? Öncelikle belirtmek isterim ki Sofya'da gezilecek yerlerin tamamına yürüyerek ulaşabilirsiniz. Vitoşha Caddesi: Bizim Sofya seyahatimiz sabah şehre geldiğimiz ve kahvaltı etmediğimiz için Vitoşha caddesinde başladı. Bu caddeyi Sofya'nın İstiklal Caddesi diye düşünebilirsiniz, cafeler, barlar, hediyelik eşyacılar, mağazalar ve daha pek çok seçenek hem cadde üstünde hem de sağlı sollu ara sokaklarda sizi bekliyor. Caddenin Vitoşha dağına bakan bitiminde büyük bir bahçe sizi bekliyor, bahçenin sonunda ise Ulusal Kültür Sarayı bulunuyor. Biz hafif kahvaltı yapıp caddeyi baştan aşağı turladıktan Sofya gezimize devam ettik. Adalet Sarayı: Vitoşha caddesinin bitimindeki önünde aslan heykellerinin olduğu bina adalet sarayı, içeriye giriliyor mu bilmiyorum, biz girmedik. Hagia Nedelja Kilisesi: Vitoşha Caddesinden şehir merkezine doğru devam ettiğinizde bana göre şehrin en güzel kilisesine ulaşıyorsunuz. 14. yüzyılda yapılmış olan kilise şehrin en büyük kilisesi olan Aleksandr Nevski yapılana kadar katedral olarak kullanılmış. Şu an giriş ücretli. İbadet yerlerine giriş ücretli olunca bu duruma kızdığım için girmiyorum, buranın da içine girmedim. Aziz Sofya Anıtı: Aşağıya doğru devam ettiğinizde Sofya'nın sembolü olan Aziz Sofya anıtının solda yükseldiğini göreceksiniz. Serdika Antik Kenti: Aziz Sofya'nın baktığı yöne baktığınızda yol seviyesini altında antik kalıntılar ve bir de kilise göreceksiniz. Burası Serdika şehrinin kalıntıları. Kilisenin adı da Aziz Petka Kilisesi, minicik bir kilise. Metro kazıları sırasında şehrin altında başka bir şehir daha olduğu ortaya çıkmış ve şehrin merkezindeki meydanı kazılarla bir açık hava müzesine dönüştürmüşler. Ayrıca metro duraklarına doğru açılan tüneller de bu müzenin parçası olmuş. Ben bu sisteme bayıldım, keşke Beşiktaş metro kazılarından çıkan kalıntıları da benzer şekilde bir açıkhava müzesine dönüştürseler. Banyabaşı Camii: Serdika Antik Kentine baktığınızda karşıda Banyabaşı Camiini göreceksiniz. Camii şehrin tam merkezinde yer alıyor. Mimar Sinan'ın eserlerinden biri olma özelliği taşıyan camiş oldukça mütevazi görüntürüne rağmen merkezi konumu ile dikkat çekiyor. Hal Binası / Kapalı Pazar Yeri: Banyabaşı Camii'nin tam karşısındaki güzel bina kapalı bir pazar yeri. İçinde peynir, süt, yoğurt satan tezgahlar, nefis Balkan börekleri alabileceğiniz fırınlar, kasap, hediyelik eşyacı gibi ne arasanız var. Biz öğle yemeğimizi buradaki böreklerle yaptık. Sinagog: Pazar yerini geçip sola döndüğünüz sokakta ilerleyince bir Sinagog göreceksiniz. Balkanların en büyük Sinagog'u Sofya'daki Sinagog imiş. Bu kadar büyük bir Sinagog bir de Budapeşte'de karşıma çıkmıştı. Genellikle Sinagoglar ihtişam ve gösterişten uzak olur. Normalde içerisi gezilebiliyormuş ama bizim gittiğimiz dönem Kudüs'te karışıklıkların olduğu bir dönemdi ve Sinagog çevresinde yüksek güvenlik vardı, ziyarete de kapalıydı. Kadınlar Pazarı: Sinagogun olduğu sokakta devam ettiğinizde bu kez sağda dükkanların olduğu bir yer göreceksiniz burası da Ladies Market, Kadınlar Pazarı olarak geçiyor. Kasap, restoran, hediyelik, çerezci gibi bir sürü dükkan ve el işi ürünler satılan dükkanlar var. Biz gittiğimizd saat geç olduğu için çoğu kapalıydı, erken gitmekte fayda var. Lions Gate: Serdika Şehrinin giriş kapılarından biri aslanlı kapı. Slivnitsa nehrinin üstündeki köprü üzerinde sizi aslan heykelleri karşıladığında doğru yere geldiğinizi anlarsınız. Tarih Müzesi: Aslanlı Kapı'dan Banyabaşı Camii'ne geri döndüğünüzde Camii'nin arkasında çok güzel mimarisi olan bir bina göreceksiniz. Bu bina şu an Tarih Müzesi olarak kullanılıyor. Eskiden burası şehir banyosu imiş. Binanın dışında sıcak su akan bir çeşme var, çeşmeden akan suyun şifa dağıttığına inanılıyor. Largo: Aziz Sofya Anıtını arkanıza alarak önünüzdeki geniş meydanın tam karşısında üçgen şeklinde ihtişamlı bir bina göreceksiniz. Bu binanın adı Largo. Kominizm döneminde yapılmış binalar 1950'da ağır bombardıman altında kalmasına rağmen, bütün ihtişamı ile hala ayakta. Arkeoloji Müzesi: Largo'nun sağından ilerlediğinizde sağda Arkeoloji Müzesini göreceksiniz. Giriş katında çok ilginç eserler olmasa da üst kattaki küçük salonlara mutlaka girin. Başkanlık Sarayı: Arkeoloji Müzesinin kapısının karşısında yüksek kapıları olan bir bina göreceksiniz, burası başkanlık sarayı. Bu binanın önünde her gün sabah 08:00 akşam 08:00 arasında her saat başında askerlerin nöbet değiştişim töreni oluyor. Benim hiç ilgimi çekmiyor ama bu törenlerin meraklısı oluyor, biz tesadüfen denk geldik. Aziz George Rotunda: Bu binanın yüksek demir kapıları var ama içeri giriş serbest. Büyük bir avlunun ortasında bir kilise var burada. Bu kilise Sofya'nın en eski kilisesi olma özelliği taşıyor. 4. Yüzyılda yapılmış olan kilise Roma İmparatorluğundaki önemli Hristiyan merkezlerinden biri imiş. Ivan Vazov Ulusal Tiyatrosu: Dış görünüşü oldukça güzel olan tiyatro binası 1907'de yapılmış. Tiyatro binasının önünde de büyük bir park var. Biz gittiğimiz dönemde Noel Pazarı bu parka kurulmuştu. Ulusal Sanat Galerisi: Tiyatronun önündeki bahçenin tam karşısında ise sanat galerisi yer alıyor, biz buraya girmedik. Doğa Tarihi Müzesi: Sanat galerisinin hemen yanındaki binada yer alan bu müzede doğal taşlardan doldurulmuş hayvanlara, endemik bitkilerden böceklere kadar pek çok doğal varlık örneği yer alıyor. Dört katlı binayı uzun uzun gezdik. Rus Kilisesi: Doğa Tarihi Müzesinden devam ettiğinizde yine bir bahçe içinde soğan kubbeli bir kilise ile karşılacaksınız. Rus mimarisindeki bu kilisenin adı Rus Kilisesi imiş, küçük şirin bir kilise. Aziz Sofya Bazalikası: Aleksander Nevski Kilisesine doğru ilerlerken solda kırmızı tuğladan gördünüz bina Aziz Sofya Bazalikası. Sofya'ya adını da burası vermiş. Aleksander Nevski Kilisesi: Sofya'nın en büyük kilisesi ve şehrin simgesi haline gelmiş bu kilise 1912 yılında tamamlanmış, oldukça yeni bir kilise. Kiliseye doğru gelen yolun sağında bir antika pazarı da kuruluyor, tezgahlara bir göz atmadan geçmeyin. Parlemento Binası: Aleksander Nevski Kilisesinin hemen arkasındaki büyük bina da halen kullanılmakta olan parlemento binası. Bizim Sofya'ya gittiğimiz dönem tam Noel zamanıydı ve özellikle o zamanda gitmek istemiştik Noel Pazarı'na denk gelelim diye. Ulusal Tiyatro'nun önündeki parka kurulmuş olan pazar günün farklı saatlerinde geçtiğimizde sürekli kalabalıktı. Noel Pazarlarında görmeye alışık olduğumuz sıcak şarap, türlü Noel kurabiyeleri, sosisçiler ve çeşit çeşit tatlı ve hediyelik eşya satan küçük dükkanlarla küçük ama renkli bir Noel Pazarı var Sofya'nın. - Otobüs, Tramvay, Metro: Sofya'da toplu taşıma kullanacaksanız, tek bilet fiyatı 1,60 Leva. Eğer günlük bilet alırsanız 4 Leva ve tüm toplu taşıma araçlarına sınırsız binebiliyorsunuz. Şehrin ara sokaklarında gezen eski tramvaylara binip istediğiniz bir sokakta inip gezmek oldukça güzel. - Taksi: Ne de olsa Balkan ülkesi, dolandırılmamak için taksiye binmeden önce fiyat sormak iyi olur. TaxiMe uygulamasını kullanabilirsiniz. - Bisiklet: Sofya dolaşması kolay bir şehir, bisiklet kiralayarak şehri gezmek de bir seçenek ama sanırım yaz ayları daha keyifli olur, sofiabike. com adresinden detaylara ulaşabilirsiniz. Sofya'ya gittikten sonra Bulgaristan'da başka nerelere gidebiliriz diye araştırmaya başladık. Kendimize bir liste yaptık, eklemeleriniz ve önerileriniz olursa yazıya yorum olarak ekleyebilirsiniz: Sofya yakınındaki Rila manastırı, Prohodna'daki Tanrının Gözü Mağarası, bizim bildiğimiz adıyla Filibe, şimdiki adı Plovdiv, kayak merkezi Bansko, Burgaz Varna Bulgaristan'a tekrar gelip görmek istediğim yerler. Plovdiv gezilecek yerler yazıma da bir göz atın! Bilgi için çok teşekkürler, çok faydalı olacak. Tek yön de alabiliyorsunuz. Fiyatları da ona göre yarı yarıya yakın gibi düşünebilirsiniz. Biz 16-17 Aralık'ta gittik Noel Pazarı vardı. Zaten 25 Aralık'a kadar sürüyor pazarlar. Sofya için hızlı bir gün de yeterli olur. Vitoşha caddesinde sabah kahvaltı veya kahvenizi içtikten sonra Adalet Sarayı, Hagia Nedelja Kilisesi ve Aziz Sofya Anıtı'nı arka arkaya göreceksiniz. Serdika Antik Kenti, Banyabaşı Camii ve Hal Binası / Kapalı Pazar Yeri birbirine çok yakın, buraları görürsünüz. Sanat galeri, arkeoloji müzesi, doğa tarihi müzesine girmezseniz bir gün yeter. Müzeler biraz zaman alıyor malum. Aleksander Nevski Kilisesi ile gezinizi zirvede bitirirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sofya-yeme-icme-rehberi", "text": "- başka ülkelerde kolayca bulamayacağınız yoğurt ve peynir, çeşit çeşit raflarda. - Boza, kabak tatlısı gibi yine bizde sıkça bulunan yiyecekleri bulabilirsiniz. - Bulgaristan'da da çerez çok seviliyor, kocaman çerez dükkanları bulmak mümkün. Hatta badem konusunda çok iddialılar. - Börek ve hamur işleri yine bol bol ve çok lezzetli seçeneklerle sizi bekliyor. Banitza Bulgaristan'a özgü bir kek, kahvaltıda tercih ediliyor ve yanında boza veya ayran ile yeniyor. - Ayrıca Sofya'da et yemekleri, şaşlık çok tercih edilen yemekler. - Filibe köftesini duymuşsunuzdur, köfte gibi pek çok kebab çeşidini bulmak da mümkün. Sofya'da ne yenir, nerede yenir sorusuna cevaben bizim yemeklerimiz için tercih ettiğimiz yerleri aşağıda listeliyorum. Eklemelerinizi yorum olarak ekleyebilirsiniz. - Memento Cafe: Vitoşha caddesi üzerindeki bu cafe, cadde üzerindeki pek çok kafeden biri. Biz tesadüfen ilk gün kahvaltı etmek için girdik. Kahvesini sevdiğimiz için daha sonra da kahve için uğradık. - Kapalı Pazar Yeri: Pazar yerlerini oldum olası severim, iki gün öğle yemeğimizi bu pazardaki börekçi teyzede yedik. Çok lezzetliydi. Balkan börekleri malum ünlü, Bulgaristan'da da hamur işleri epey güzel. - Noel Pazarı: Eğer bizim gibi Noel zamanında gidiyorsanız Noel Pazarı'nda sosisliden tatlılara pek çok yiyecek bulabilirsiniz. Bulgaristan'da et yemekleri olduğu gibi, sosis sucuk gibi ürünler de son derece lezzetli, tavsiye ederim. - Hadjidraganov's Cellars: İlk akşam yerel yemek yiyebileceğimiz bir yer olsun dedik ve Trip Advisor'dan burayı bulduk, ancak çok turistik büyük ve lezzetsiz porsiyonlar ve yavaş servis bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı, dolayısıyla pek tavsiye etmiyorum ama yerel yemek yiyebileceğiniz turistik bir yer ararsanız burası orası. Yerel müzik yapan müzisyenler de masaları geziyor siz yemek yerken. - Happy Grill: Sofya'ya gelirken istisnasız herkesin önerdiği bu restorana ilk gün gitmediğimize pişman olduk. Yemek seçenekleri zengin, fiyatlar makul, servis hızlı ve ilgili... Sanki bir yemek cenneti ???? Kesinlikle bizim de favorimiz oldu. Amerikan tipi bir restoran aslında burası. Et yemeklerinden suşiye kadar geniş bir menü yelpazesi var. Bulgaristan'ın pek çok şehrinde şubesi de olan bu restorana gidip memnun kalmayan kimseyi görmedim. Bulgaristan'ın pek çok şehrinde olduğu gibi Sofya'da da pek çok Türk restoranı var. Ancak ben seyahatlerim sırasında Türk yemekleri yerine gittiğim yere ait yemekleri tercih ettiğim için Türk restoranlarına uğramadım. Sofya hem yemek hem de içmek için oldukça ekonomik. Sofya'da yerel Bulgar bira ve şaraplarını çok uygun fiyatlara ve hemen her yerde kolayca bulabilirsiniz. Bulgaristan'ın güney bölümünde şarap bağları ve şarap rotaları bulunuyor, bağ bozumu zamanında gelip görmek iyi bir seyahat planı olabilir. Kafe ve restoranlarda bir bardak birayı 3 levaya, ithal biraları ise 5 levaya içebilirsiniz. 1 şişe şarabı ise 15 leva civarında içebilirsiniz. Marketlerden almak isterseniz çok daha ucuz. Ayrıca Bulgar rakısı olarak bilinen Rakia, yerel içeceklerden bir tanesi. Bizim rakıya pek benzemiyor, denemek için bir bardak içtim ama bana göre değil."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/solen-yucel-ejderhalar-filler-ve-opucukler-kitabi", "text": "İşi bırakıp dünyayı keşfetmek için yola düşen bir kadın Şölen Yücel. Hindistan'dan başlayan yolculuğu onun hem dünyayı hem de kendini keşfetmesine vesile olmuş. Yolculuğu bittiğinde ise yola çıkış hikayesinden ilham alan Ejderhalar, Filler ve Öpücükler kitabı için Endonezya'nın Bali Adası'nda kısmi bir inzivaya çekilerek 5 ay geçirmiş. Şölen ile Gezgin Kadınlar Topluluğu'nun bir etkinliğinde aynı sahneyi paylaştığımız gün tanışmıştım. Pozitif enerjisi ile hemen kendini belli eden Şölen'in kitap yazdığını ise daha sonra öğrendim. Şölen ile hem dünya turu hem de kitabı hakkında konuşmak için bir araya geldik, beni evinde misafir etti. Bu harika ev sahipliği, keyifli röportaj ve bu okumaya doyulmayan kitap için Şölen'e tekrar teşekkür ediyorum. Şölen Yücel, Ejderhalar, Filler ve Öpücükler kitabının yazarı ve aynı zamanda bir gezgin! Yaklaşık 2 yıl dünyayı gezen Şölen'e sorularımı samimiyetle cevapladığı ve ev sahipliği için tekrar teşekkürler. Röportajımızı Vlog olarak izleyebilir veya daha genişletilmiş versiyonunu aşağıda okuyabilirsiniz. İzmir doğumluyum, Ankara'da üniversiteyi okuduktan sonra İstanbul'a taşındım. 17 yıllık profesyonel reklamcılık kariyerime 2015 yılında işi gücü bırakıp kendimi yollara vurdum. Aslında herşey benim Couchsurfing sistemine üye olmamla başladı. Seyahat etmeyi çok seviyordum ama, bu kadar düşük bütçelerle seyahat edilebileceğinin farkında değildim. Evde gezginleri ağırlamaya başlayınca, onların ne kadar düşük bütçelerle couchsurfing veya hostel konaklamaları ile ucuza seyahat ettiklerini gördükçe böyle bir dünya olduğunu farkettim. Evime her gelen konukla benim vizyonum birazcık daha açıldı. 2014 yılında ben de sırtçantalı seyahati denemek istedim ve tek başıma, bir aylığına ücretsiz izin alarak Güney Amerika'ya gittim. Güney Amerika'da muazzam zaman geçirdim ve bunu daha uzun soluklu yapmam lazım kararını verdim. O günden sonra da deli gibi para biriktirdim, gerçekten kuruş harcamadım ve 1 senenin sonunda işimden ayrıldım, eşyalarımı depoya kaldırdım, çantamı alıp dünya seyahatime başladım. Kitap aslında Nisan adında bir kadının yola çıkma hikayesi. Nisan, hayatı altüst olunca uzun yıllar önce hayalini kurduğu dünya turunu gerçekleştirme hayalini gerçekleştirmeye karar veriyor. Nisan konfor alanına düşkün, marka giyinmeyi seven, plates yapan, \"kokoş\" bir beyaz yakalı diyebileceğimiz bir kadın. Tüm bunları bırakıp sırt çantası ile Hindistan'dan bir yolculuğa başlıyor. Kitap Nisan'ın hem Asya'ya hem de kendi içine yaptığı yolculuğunu anlatıyor. Öncelikle Nisan ben değilim 🙂 Nisan'ın hayatında da bana dair pek bir şey yok. Nisan'ın seyahati boyunca yaşanan bazı olaylar gerçek. Karakterleri şekillendirirken gerçek hayatta karşılaştığım ve ilham aldığım insanlar var. %60 kurgu, %40 gerçek diyebiliriz. Bu kitabın devamı gelecek ama Nisan olmayacak. Bu kitabı yazmaya başlarken bir üçleme yapmayı planlamıştım, dünyayı adımlayan kadınlar diye bir üçleme olmasını istiyorum. İlki Asya'da Nisan'ı anlatacak, ikincisi başka bir kadın karakterin Güney Amerika macerası olacak. Nisan'dan yine haber alacağız, neler olduğunu belki öğreniriz, henüz yazılmadığı için söylemesi zor 🙂 Niyetim iki karakteri birbirine bağlamak. Yemek konusunda çok zorlandığım ülkeler oldu. Filipinler ve Vietnam'da bayağı aç kaldım, o kokulu balık soslarından midem bulanıyordu artık. Ama bir şekilde adapte oluyorsun ve yiyecek illaki birşeyler buluyorsun. Zihnen çok yoruldum, en çok orada zorlandım. Seyahatin altıncı ayından sonra artık her gün yeni bir yer görmek, yer değiştirmek... Beyniniz sürekli uyarılıyor, bu çok güzel birşey ama bir yerden sonra kafan almamaya başlıyor. Aslında belki 6 ay gezip sonra 1 ay biryerde durup dinlenmek daha iyi olabilirdi. En uzun Bali'de 3 hafta durdum, Asya'yadaki 10 ayında sonunda Endonezya'nın da yorgunluğunu atmak için Bali'de dinlendim, gezecek de dermanım kalmamıştı 🙂 Güney Amerika'da da programım çok sıkıştı bir anda. Peru'da soyuldum, pasaportum çalındı, orada daha uzun süre kalmam gerekti ve noelde Ekvator'da olmak için planım vardı. Yine bir koşuşturma halinde gezmek zorunda kaldım. Ben bir noktadan sonra burayı da görmeyivereyim, bir sonraki gelişimde gezerim demeye başladım. Ama ilk üç ayım heryeri görmeliyim şeklinde geçti, ama farkına vardım ki mümkün değil. Türkiye'de heryeri gördük mü? Görmedik, gittiğimiz ülkede de heryeri gezemeyeceğimizi kabul etmek lazım. Asya'da birçok yerde vize 30 gün, o yüzden zaman baskısı var zaten. Bali. Endonezya'yı çok seviyorum gerçekten. Orada dil kursuna da gittim, birazcık konuşuyorum. Tayland'ı çok seviyorum, özellikle kuzeyini. Güney Amerika'da Ekvator en sevdiğim ülkelerden biri oldu. Bir plan değil ama şu an freelance olarak çalışıyorum, reklam yazarlığı ve çeviri yapıyorum. Bir yandan da dünyayı gezerken takılar toplamıştım, onları sattığım bir işim var. Oradan da biraz gelirim var. Çok büyük konuşmamak lazım ama 9-6 bir hayata dönmeyi düşünmüyorum. Bir ayağım Türkiye'de olacak şekilde gezilerimi finanse edebilmek istiyorum. Önceliklerini iyi belirlesinler. Ben seyahat etmeye karar verdiğimde dışarda yemek yemeyi, taksiye binmeyi bırakmıştım. Gidip aynı pantalonun üçüncü rengini alacağınıza o parayı kenara koyun. Ne kadar para biriktiğine inanamazsınız... O ufak tefek görünen masraflar, 15-20 lira ne olacak dediğiniz şeyler uzun vadede büyük bir yekün tutuyor. Sizi bir Asya ülkesinde rahat rahat bir ay geçirmenizi sağlıyor. Gerçekten yola çıkmak istiyorsanız önceliklerinizi iyi belirleyin ve para biriktirin. Biri diğeri olmadan çok eksik kalır. Sadece teori veya sadece pratik yetmiyor. Ben çok okuyan biriyim ama bazı şeyleri oraları görmeden anlayamadım, ama bilmeden gezmenin de bir manası yok. Okumadan giderseniz Angkor Wat sizin için bir taş yığınından farksız olur, Tac Mahal sadece beyaz bir bina olur... O yüzden hem okuyan hem gezen bilir, ikisi birbirini çok güzel tamamlıyor. Bu güzel röportaj için Şölen'e tekrar teşekkür ederim. Ejderhalar, Filler ve Öpücükler kitabını satın almak isterseniz bu linke tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sosyal-kafa", "text": "Geçtiğimiz günlerde konuk olduğum Dijital Yerlilerin Programı Sosyal Kafa programına ait video Youtube'da yayınlandı. Manchester seyahatimde beraber gezme fırsatı da bulduğum sevgili Erkan Saka'ya tekrar teşekkür ederim. Bol bol Çok Okuyan Çok Gezen'den, gezmekten konuştuk. Ben izleyememiştim diyenler için de burada paylaşmak istedim. Çok hoç bir sohbet olmuş, keyifle baştan sona dinledim. Gezi dünyasının en iyi bloglarından biri olarak medyada yer almandan gurur duydum. Tebrikler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sosyallesmek-icin-en-iyi-sehirler", "text": "Ülkeler ya da şehirler arası seyahat ederken; yeni yerler ve kültürler görmekle birlikte, eğlenmek ve yeni insanlarla da tanışmak isteriz. Bu nedenle de tatil veya gezi için eğlenceli ve sosyal insanların yaşadığı yerleri tercih ederiz. Sosyalleşmek için en iyi şehirler deyince akla gelen bir kaç şehri yazmak istedim. Amsterdam şehri, Hollanda'nın başkenti olduğu gibi eğlencenin de başkenti olarak bilinir. Aynı zamanda kültürün ve ticaretinde merkezi olan şehir, eğlence kültüründe çok farklı alternatifler sunmasıyla; sosyalleşme, arkadaş edinme fırsatlarını da genişletiyor. Amsterdam'da coşkulu DJ'leri olan bol ışıklı barlar ve komedi kulüplerinin yanı sıra; caz, blues, rock'n roll, indie gibi daha birçok müzik türüne hitap eden eğlence mekanlarıyla, tarzınıza en uygun yeri tercih ederek hem eğlenip hem de sosyal çevre edinebilirsiniz. Amsterdam ucuz uçak bileti bulabilmek için seyahatinizi önceden planlamayı unutmayın. Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur; turizme bağlı olarak eğlence hayatı gelişmiş şehirlerdendir. Kentte; Bukit Bintang ve Bangsar bölgeleri eğlence merkezleridir. Bu bölgelerde birçok müzik tarzına uygun eğlence mekanları vardır. Halkının sıcak kanlı olması ve uysal olmaları, Türklere benzer kültürel özellikte olmaları, arkadaş edinmeyi ve sosyalleşmeyi de kolaylaştıracaktır. Ayrıca şehre çalışmak için gelen yabancılar için yüksek gelirli iş imkanı sunulması, sosyal hayatta da olumlu fırsat sağlıyor. Kuala Lumpur ucuz uçak bileti bulmak diğer şehirlere göre daha kolay olabilir ancak her ihtimale karşı seyahatinizi önceden planlamanızda yarar var. İskoçya'nın ünlü şehirlerinden Glasgow, Avrupa'nın kültür kentidir. Eğitim, mimari ve futboluyla en çok tanınan Glasgow, Birleşik Krallığın en fazla öğrenci nüfusuna sahip olan şehirlerinden olunca sosyal hayatta da dünyaca popüler. Glasgow, eğlence yönünden 24 saat aktif bir kenttir. Her tarz müzik türünden birçok alternatifli eğlence mekanları vardır. Şubat ve ağustos ayları arasında her yıl uluslararası birçok sanat ve müzik festivali düzenlenir. Sosyalleşmek ve yeni insanlarla tanışmak isteyenler için bulunmaz birçok fırsatlar sunuyor. Ege'nin en büyük şehri İzmir; güneş battıktan sonra da canlılığını kaybetmeyen bir şehirdir. İzmir hem geleneksel hem kültürel hem de çağın anlayışına uygun eğlence alternatiflerini her bütçeye hitap edecek şekilde bir arada sunuyor. Şehrin bu alternatifleri bir arada sunması da diğer illere göre daha fazla sosyalliği artırmıştır. İzmir; cana yakın ve güler yüzlü insanları, güzel kızlarıyla rahat iletişim ve arkadaşlık kurulabilecek; kolay çevre edinebilecek bir şehirdir. Ayrıca üniversite sayısının fazla oluşu, genç insan sayısını ve sosyal mekanları da artırmıştır. Alsancak, Karşıyaka ve Konak ilçeleri sosyalleşme açısından en gelişmiş yerlerdir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sri-lanka-gezi-rotasi", "text": "18.09.2015 Cuma İstanbul Sabiha Gökçen Havalanı'ndan akşam saatlerinde Dubai'ye uçuyoruz. Sabaha karşı Dubai'de olacağız. Uçuşumuz Dubai aktarmalı Kolombo'ya gidiyor. 19.09.2015 Cumartesi Bugünü Dubai'de geçiriyoruz, 15 saat beklemeyi fırsat bilip günü birlik Dubai gezisi yapacağız. Akşam Dubai'den Sri Lanka'nın başkenti Colombo'ya uçuyoruz. 20.09.2015 Pazar Gezimiz boyunca hızlı hareket edebilmek için Sri Lanka'da şoförlü araç kiralama yaptık. Bizi önce havaalanından alıp Kolombo Havaalanı'na yakın olan Neo Holiday Home adlı otelimize götürecek, sabah da otelden alacak. Anuradhapura, Sri Lanka'nın eski başkenti ilk durağımız. Yol üzerinde bizi bekleyen tapınakları da ziyaret edeceğiz. Akşam Dambulla'da konaklayacağız. 21.09.2015 Pazartesi Dambulla'daki tapınak mağaraları gezip Sigirya kayasına tırmanacağız. Akşam Polonnaruwa'da konaklıyoruz. 22.09.2015 Salı Polonnaruwa tapınak ziyaretlerimizi yaptıktan sonra Unesco Dünya Mirası arasında yer alan Kandy'e gidiyoruz. Yine tapınaklarımız, Botanik bahçesi ve Kandy'de turistik hale gelmiş olan ayini izliyoruz. Gece Kandy'de kalıyoruz. 23.09.2015 Çarşamba Pinnawalla Fil Yetimhanesi'ne gidip filleri seviyoruz 🙂 Yolumuzu Nuwara Eliya'ya çeviriyoruz. Yolda göreceğimiz birkaç şelale, çay fabrikası ve çay tarlaları var. Geceyi Nuwara Eliya'da geçiriyoruz. Meşhur Kandy-Ella tren rotasını saatlerimiz uymadığı için yapmıyoruz ama yollarda bol bol durup fotoğraf çekeceğiz diye kendimizi teselli ediyoruz. 24.09.2015 Perşembe Artık yeniden Hint Okyanusu'na doğru dönüyoruz. Hedefimiz Galle. Gün batımında balıkçıların fotoğraflarını çekip, Galle kalesinde gezeceğiz. Gece Galledeyiz. 26.09.2015 Cumartesi Galle'den Colombo'ya doğru yolculuk, yolda gözümüze kestirdiğimiz yerlerde mola. Öğleden sonra Colombo'da gezip seyahatimizi gece bineceğimiz Dubai uçağı ile bitireceğiz. Bu gezide birkaç günümüz daha olsaydı, Adam's Peak, Yala ya da Udawale Milli Parkları'na mutlaka giderdim. Sri Lanka leopar popülasyonu da olan bir ülke, ancak onları görmek için Yala'ye gitmek şart. Aynı tarihlerde biz de Sri Lanka'dayız ve rotalarımız çok benzer. Siz ulaşımı çözmüşsünüz ama biz biraz daha tren otobüs ile bir şeyler planlıyoruz. Şu anda Maldivler'den Colombo'ya uçuyoruz. Belki oralarda karşılaşırız 🙂 sevgiler.. Hay Allah mesajınızı çok geç gördüm. Nuwara Eliya'dan Ella'ya trene de bindik, şoför bizi Ella'da karşıladı, inanılmaz bir deneyimdi. merhabalar, ağustos sonunda gitmeyi planıyoruz ama hava durumundan emin olamıyorum. malum muson yağmurlar.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sri-lanka-vize-istiyor-mu", "text": "Neyse sıra geldi Sri Lanka'ya... Sri Lanka Türk vatandaşlarından vize istiyor ne yazık ki. En azından başvurması alması çok kolay. - Sri Lanka Online Vize Başvurusu sayfasına giriyorsunuz. - Karşınıza çıkan Sri Lanka vize başvuru formunu dolduruyorsunuz. - Online olarak kredi kartınızdan Sri Lanka vize ücreti olan 30usd'yi ödüyorsunuz. - E-posta adrenize önce bir konfirmasyon mesajı geliyor. - Kısa süre sonra da onay yazınız e-posta olarak geliyor. - E-posta ile gelen bu metnin çıktısını yanınıza almanız gerek. Havaalanındaki Sri Lanka uçuşumuzu yapacağımız FlyDubai kontuarına geldiğimizde vize onayı almamız gerektiğini söylediler, bize bir web adresi verdiler ve online işlem yapabileceğimizi, Sri Lanka'ya girerken bu konfirmasyon olmazsa sorun çıkabileceğini söylediler. Verilen adrese gidip konfirmasyon işlemini yaptık ancak kısa süreli de olsa bir panik yaşadık. Ancak Sri Lanka girişinde hiç kimse konfirmasyon sormadı. Siz yine de önleminizi alıp online onayınızı alın her ihtimale karşı. Tek otel adresi yeterli olur ve evet hepsine No diyeceksiniz. 1 ay öncesinden yapın başvurunuzu sorun olmasın. Arkadaşınızın açık adres ve telefonunu vermeniz yeterli olur. Merhaba. Transit vize de istiyolar mi bulamadim. Ben thailanda sri lanka aktarmali gecicem. Transiti bilmiyorum, gideceğiniz havayolu şirketinden bilgi alabilirsiniz. Eğer Dubai'de havaalanından çıkıp gezeceksen transit vize gerekli. Çıkmayacaksan gerek yok. Aynı durum Sri Lanka için de geçerli. Eğer alandan çıkacaksan vize alman lazım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sri-lanka-yemekleri", "text": "Aslında Sri Lanka yemek kültürü Budist felsefe nedeniyle ağırlıklı olarak vejetaryen. Pek çok kök sebze ve bildiğimiz sebzeler köri olarak pişiriliyor. Pancardan bal kabağına, zencefilden pırasaya bize de uzak olmayan pek çok sebze yetişiyor ve yemeklerde kullanılıyor. Yerellerin yemek yediği yerlere gitmeye özen gösterdik. Onların yemek anlaşıyışını da görmek benim için önemli idi. Bize biraz fazla gelen kısım; herkesin yemeği eli ile yemesi, hiç çatal bıçak kullanmaması oldu. Yemekler genelde zeminde pilav üstüne köri yemeği ve sos şeklinde tüketiliyor ve elle yenirken çok hoş bir görüntüsü olmuyor. Ayrıca tabakların üstünde plastik ince bir örtü var, tabaklar yıkanmıyor, sadece durulanıyor. Beyazlara muamele farklı. Size naylonsuz tabak, çatal ve kaşık mutlaka geliyor, bıçak nadiren. Yumurta yemeklerde çok yoğun şekilde kullanılıyor. Protein ihtiyaçlarını sanırım bu şekilde karşılıyorlar. Çorbada, pilavda yumurta çok yaygın olarak var. Okyanus ülkesi olmasına rağmen balık çeşitliliği düşük. İç bölgelerde bolca göl olduğu için tatlı su balıkları var. Taze balık çok tüketilmiyor ama kurutulmuş balık hem pazarlarda hem de marketlerde çokça var, kokuları hiç hoşuma gitmediği için denemedim. Sri Lanka'da marketteki kaşar benzeri peynirler dışında hiç peynir kullanıldığını görmedim, halbuki hayvancılık da var. Buna karşın market ve pazarlarda küveçte manda yoğurdu yaygın olarak var. Çok fazla pastane var, özellikle kremalı pastalar çok tüketiliyor. Bir de tepsi kek, yarım yada tam tepsi alabiliyorsunuz. Kremalı, kakaolu pek çok seçeneği var, 1 tepsi kek 12TL civarı. Pastanelerde sunulan tatlılar görüntü olarak çok kötüydüler, kremalı tatlılarla pek aram da olmadığı için tatlı ihtiyacımı bol bol meyve yiyerek karşıladım. Benim tatmaya zaman bulamadığım meşhur bir tatlıları var aslında, adı Wattalapam. Krem karamelin biraz daha koyusu gibi düşünebilirsiniz, görüntüsü de aynı. Hindistan cevizi ülkede en fazla yetişen bitki. Yol kenarlarında satıcılara sürekli rastlamak mümkün. Tanesi 2-3TL'den önce suyunu içip sonra etili kısmını yiyebilirsiniz. Ayrıca akşamdan kalmaysanız iyi geliyormuş. Her türlü tropik meyveyi ise kolayca ve uygun fiyata bulabiliyorsunuz. İster kendisini ister suyunu tüketin, bol bol vitamin 🙂 Karpuz bizimkilere göre minicik, kavun boyundan bile küçük ama lezzetli. Kaju yine çok yetişen bitkilerden biri, ancak satış fiyatı Sri Lanka'da bile yüksek. Özellikle Highlands olarak geçen iç bölgelerde sebze çeşitliliği fazlalaşıyor. Ülkenin meyve- sebze piyasası ise Dambulla'da dönüyor. Ülkeye buradan dağıtılıyormuş. Köri çeşitlerini denemek için Galle Fort içinde yer alan Lucky Fort Restoran'ı deneyebilirsiniz. Koti & Rotti denen yağlı hamurdan yapılan yerel yemekleri var. Koti porsiyon olarak yeniyor, katmer hamuruna benzer yağlı bir hamur hazırlanıyor ve tavuk, balık, sebze neyle isterseniz baharatlarla karıştırılıp pişiriliyor, erişte benzeri bir tadı var. Çok da doyurucu ve lezzetli. Hatta önceki günden kalan yemeklerle yapılabilecek kolay bir yemek. Pilav her yemeğin altlığı, sade pilavları çok tatsız tuzsuz lapaya benziyor, körisiz yemenizi hiç tavsiye etmem. Kızarmış pilav veya kızarmış noodle yerseniz onlar yağda kavrulup yapıldıkları için çok daha lezzetliler. Tavuklu kızarmış pilav ya da noodle da gayet lezzetli ve doyurucu oluyor. Genel olarak porsiyonlar çok büyük, o yüzden sipariş verirken abartmayın. Sri Lankalılar kahvaltıyı acı biber ve sütlü pilav ile yapıyorlar. Tabii bize oldukça uzak bir beslenme şekli. Ancak beyazlar için otel ve cafelerde kızarmış ekmek, tereyağı, marmelat, omlet, krep, meyve tabağı ile kahvaltı seçenekleri var. Kahvaltılardan genel olarak çok memnun kaldım. En kötü bir pastaneye girip sebzeli rotti alsanız bile mis gibi kahvaltı. Colombo'da zamanınız olursa, ucuza halkla içiçe yemek yemek için Colombo YMCA'yi tercih edebilirsiniz. Ülkenin en popüler içecek markası Elephant. Ginger beer denen alkolsüz bir içecekleri var, zencefilli gazoz gibi düşünün ben sevemedim. Limonlu olanı daha iyiydi. Lion ve Anchor 2 yerel birası, Lion kesinlikle tercih edilmeli. Ülkede şarap yapılmıyor. Nadiren Hristiyanlar evlerinde kendileri içmek için yapıyorlarmış. Taze meyve suyu ise her yerde; mangosu, ananası, papayası ne arasasanız sokakta çok ucuza bulabiliyorsunuz. Yerel halkın dışarıda sosyalleşme alışkanlığı yok, yemek yenen yerler de hızlıca yenip kalkılıyor. Pastanelerden kekler alınıp evde çayın yanında yeniyor, bu nedenle turistik bölgeler dışında çay ya da kahve içmek için cafe gibi bir yer bulmakta zorlandık. Kahve alışkanlığı zaten yok gibi, çay için ise çayhane benzeri yerler yok mesela. Sokak yemekleri genelde çok acılı olduğu için kısıtlı olarak tadına bakabildim. Mesela hamur kızatması yapıyorlar içine kırmızı acı biber gömerek kızartıyorlar, ye yiyebilirsen. Tabii acı sevenler için cennet! Colombo'da sokak arabalarında karşıma çıkan Achcharu ise zeytin ve farklı meyvelerin baharatlarla karıştırılmasıyla yapılan çerez gibi tüketilen bir yiyecek. Fikir olarak garip gelse de tadı beklediğimden çok daha güzeldi. Yerlilerin en cok ictikleri icki arak. Sanirim pirinc rakisi. Merhaba. Cumartesi gidiyorum kısmetse. Gerçi araba tutmuşsunuz ama Tren yolculukları hakkında bilginiz var mı."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sri-lankada-soforlu-arac-kiralama", "text": "Sri Lanka'da yapmak istediğimiz çok şey, görmek istediğimiz çok yer olunca seyahatimizi hızlandırmaya karar verdik. Sri Lanka'da turistler tarafından oldukça yaygın olarak kullanılan şoförlü araç kiralamaya karar verdik. Elimizdeki tek fiyat referansı, Niko Guido'nun 4 gün için bizimkine göre çok daha kısa bir rota için 300usd ödediği gezisi vardı. Sri Lanka turizm bürosu sitesine girip 5-6 farklı yere rotamızı atıp fiyat teklifi istedik. Çok farklı fiyat aralıklarında farklı teklifler geldi. 1- Rotanızın kilometresine aşağı yukarı mutlaka bakın, çünkü teklif verirken sabit bir km belirleyip üstünü km başına fiyatlıyorlar. Gelen teklif size çok uygun gelebilir ama sizin rotanız 1200km iken teklif 1000km + her bir kilometre için 0,40usd gibi bir teklif olabilir dikkat etmeniz lazım. 2- Şoförün konaklaması size mi ait yoksa kendisine mi ait olacak ona dikkat edin. Pek çok otel şoförler için yer ayırıyor ama dolu olur olmaz vs bir de şoförün konaklama parası bütçenize eklenmesin. 3- Alabiliyorsanız size hizmet verecek olan şoförün referansını isteyin, armut değil ki koklayıp alasınız. 4- Şoför+rehberlik hizmeti alıp alamayacağınızı mutlaka sorun, bazı şoförler aynı zamanda rehberlik de yapıyor. 5- Şoför sizi mutlaka ekstra komisyon almak için bir yerlere götürmek isteyecek, alışveriş olur başka aktiviteler olur. Aklınızda planınızda olmayan yerlere gidip bütçenizi aşmayın. Tabii ki tavsiye olarak alın ama hepsi bu. 6- Şoförle tüm gün birlikte geçireceksiniz, öğle yemeği için açık büfe yemek veren tam turist restoranlarına götürmek isteyecek sizi, eğer lokal yemek ya da farklı planlarınız varsa baştan mutlaka söyleyin. 7- Yol süreleri çok uzun, hazır lokal bulmuşsunuz yolda sohbet etmek isteyeceksiniz. İngilizcesinin anlaşılır olduğundan emin olun, belki bütçeyi onaylamadan önce bir telefonda konuşmak iyi olur. 8- Araca bindiğinizde kilometresini not edin ki geziniz bittiğinde 1. madde yüzünden sizi bir sürpriz karşılamasın. 9- Bütçenizi belirlerken şoförden memnun kalmanız durumunda %10 gibi bahşiş vereceğinizi hesaba katın. 10- Yolda tanıştığımız bir Alman otelleri şoförünüz ayarlarsa çok daha ucuza gelebiliyor dedi, ama onun yalancısıyım belki bir de o şekilde teklif istenebilir. 6 gece 7 gün, 1250km için 450usd, konaklama ve yemeklere biz karışmayız diye anlaştık. Herhangi bir kilometre aşımımız olmadı. 50 usd'de de bahşiş verdik. 2 kişi 500 usd yani kişi başı 250 usd vermiş olduk. Bizimkisi binek araçtı, kalabalık gruplar için minibüsler var, kişi başı çok daha ucuza gelebilir. Eğer bizim gibi kısa zamanda çok yer görmek istiyorsanız iyi bir ulaşım çözümü. Tren ve otobüsler hem çok kalabalık hem de oldukça eskiler. Klima vs bulmak oldukça zor, gezinizi planlarken bunu da mutlaka dikkate alın. Kuzey hariç büyük bölümünü gezdim. Sri Lanka yazılarıma göz atabilirsiniz. Ben araç kiralamayı internetten bulmuştum ama benim firmayı önermiyorum. Rehber kötüydü, hatta bir gün alkollü araca geldiği için epey tartıştık. Gitmeden deposito istediler ama göndermedik, ilk gün yarısı son gün diğer yarısı şeklinde ödeme yaptık. Havalimanı gidiş-dönüşü de pazarlığınıza dahil ederseniz ona göre fiyat verirler. Zaten fiyatı gün ve km üzerinden veriyorlar. O yüzden havaalanı ek maliyet yaratmayabilir. Bir de otellerinizi eğer araç kiralama firması üzerinden ayarlarsanız daha uyguna gelebiliyormuş, ben duyduğumun yalancısıyım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/stokholm-gezi-notlari", "text": "2008 yılında Paris'e gitmek için yola çıkıp kendimi Stokholm'de bulmuş ve birkaç gün şehri gezmiştim. Stokholm deneyimlerimi, Stokholm gezi notları altında derledim. Ayrıca Avrupa'nın en ucuz havayollarından biri olan Ryanair ile ilk uçuşumu da bu seyahat sayesinde yapmıştım. Paris'e gitmek istiyorum ama o zamanlar Türkiye çıkışlı uçuş sayısı çok az! O zamanlar gezen az, en çok gezen arkadaşım Gülçin dedi ki: \"neden direkt İstanbul-Paris bileti bakıyorsun, önce Türkiye'den çık, Paris'e ucuz bilet pek çok yerden bulabilirsin\". Ara tara, derken Stokholm-Paris uçuşunu Ryanair'dan 6 Euro'ya, evet evet yanlış okumadınız 6 Euro'ya buldum. İstanbul Stokholm o zamanın parası ile 350 TL ki Euro kuru 1.80 imiş 194 Euro. Stokholm Paris Ryanair ile 6 Euro, dönüş de Basel İstanbul 187 TL yani 159 Euro. Bugünün fiyatlarına vurunca yüksek ama o zaman iyiydi. İstanbul'dan Stokholm'e de ucuz bir uçuş bulup birkaç günü Stokholm'de geçirip sonra Paris'e geçecek şekilde bir plan yaptım. Paris'e direkt gitmeye göre çok ucuza gelmişti, üstelik araya bir ülke daha eklemiştim. Ryanair ile uçarken dikkat etmek gereken birkaç konu var. Birincisi yanınıza alacağınız çanta kesinlikle bilet kurallarında yazan ağırlıktan fazla olmayacak. Ekstra el çantası alma imkanı yok. Bu yüzden saç kurutma makinamı montumun cebine sokup binmiştim uçağa 🙂 İkincisi mutlaka online checkin yapmak gerekiyor, kontuara gidersen ekstra ücreti vardı diye hatırlıyorum. Ryanair'i böyle ucuza keşfedince daha sonra çok saçma Avrupa rotaları yaptım, onlar da başka bir yazının konusu olsun. Stokholm, kuzeyin medeni ülkesi İsveç'in başkenti. 10 milyon nüfusu olan İsveç'in 2 milyonu başkent Stokholm'de yaşıyor. Şehir, Baltık Denizindeki 14 ada üzerine kurulmuş, köprüler ile birbirine bağlanıyor. Şehir merkezi ise 3-4 adalık bir bölümü oluşturuyor. İsveç'in mülteci politikası nedeniyle, Stokholm boyutuna kıyasla oldukça kozmopolit bir şehir. Farklı milletlerden pek çok insanı burada bulmanız mümkün. Netflix'in son günlerde popüler olan Hilafet dizisini izlediyseniz ne demek istediğime dair biraz daha fazla fikir edinebilirsiniz. Stokholm daha doğrusu kuzey ülkelerinde insanlar genel olarak uzun boylu. Tamam, boyunuz uzun olabilir ama kadınların bacak boyları nasıl bu kadar uzun ve bacakları nasıl bu kadar sütun gibi olabiliyor. İnsanın canı sıkılıyor. Yazık değil mi bize. İsveç'te İngilizce bilme oranı çok yüksek. İkinci dil olarak hemen herkes İngilizce konuşuyor ve çok düzgün bir İngilizce, aksansız konuştukları için çok kolay anlaşılıyor. Stokholm'ü gezmek için 3 gün ayırmıştım, hakkı en az 2 gün olmalı. Şehir küçük olsa da yürünecek, görülecek çok yer var. Şehir merkezine ulaşmak için metro hattını veya deniz yollarını kullanabilirsiniz. Raylı sistem oldukça yaygın, zaten şehirde çok insan olmadığı için trafik de büyük bir sorun değil. Bir Amsterdam veya Kopenhag olmasa da bisiklet de ulaşım için kullanılıyor. Havalimanı'ndan şehir merkezine ise otobüslerle ulaşım mümkün. Kuzey ülkelerine gidecekseniz tercihen yaz aylarında gitmenizi öneririm. Eğer kuzey ışıklarını görmek için filan gitmiyorsanız, soğukta gezmek istemezsiniz. Ekim başında gitmeme ve hava güneşli olmasına oldukça rağmen soğuk olduğunu hatırlıyorum. Stokholm'de Türk Pidecisine de Meksika restoranına da gitmiştim. Esasen İsveç Köfte mutlaka bir tadına bakılmalı! Ucuz yemek isterseniz Mc Donalds veya dönerciler sizi bekler. Stokholm'de bir kuzey ülkesinde olmanın rahatlığı ve güveni ile seyahat edebilirsiniz. Sadece gece saatlerinde metro duraklarında evsizleri filan görmek beni biraz rahatsız etmişti ama bir sorun çıktığını hatırlamıyorum. Bir de o metrolar çok fena çiş kokuyordu, umarım hala kokmuyordur. Stokholm kuzey ülke ve şehirlerinde alıştığımız üzere pahalı bir şehir. Uygun konaklama seçenekleri ya şehir dışında ya da Gamla Stan'a yakın bot otellerde. Ben de bot otellerde konaklamıştım. O zaman Euro kuru 1.8 🙁 166 Euro imiş oda fiyatı. Stokholm'de 2 veya 3 günde aşağıdaki yerleri rahatlıkla gezebilirsiniz. - Gamla Stan: Eski şehir merkezi Stokholma'de gezilecek yerlerin ilk sırasında elbette. - Belediye Binası: Avrupa şehirlerinin pek çoğunda olduğu gibi Stokholm'de de görülmesi gereken yerlerden biri. - Kraliyet Sarayı: Yine pek çok Avrupa şehrinde alışık olduğumuz üzere burada da bir nöbet değişim töreni var. - Stokholm metrosu: Müze gezer gibi gezebileceğiniz metro durakları var. - Bot turu: Şehri denizden gezmenin en güzel yolu. - Normalm Bölgesi: Yeni şehir merkezi bölgesi de burası. Büyük meydanlar, avmler, yürüyüş yolları, mağazalar ile Gamla Stan ile sırt sırta vermiş durumdalar. - Skansen: Açık hava tarihi müzesi. - Vasa Müzesi: Batmış bir savaş gemisi deniz altından çıkarılarak müzeye dönüştürülmüş. Mutlaka görün. - Abba Müzesi: Hemen Skansen'in yakınında - Sodermalm: Stokholm'un hipster mahallesi. Dükkanlar, kafeler... Stokholm gezi notlarımı anlattığım videomu izlemeyi unutmayın. Stokholm ile ilgili merak ettiğiniz konular varsa aşağıdaki yorumlar bölümüne yazabilirsiniz. En kısa zamanda yeniden yollarda buluşmak dileğiyle."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/strazburg-gezilecek-yerler", "text": "Strazburg, Benelüks Ülkeleri gezisi duraklarımdan biri idi. Unesco Dünya Kültür Mirası listesindeki şehirlerden biri olan Strazburg mimarisi ile ilk görüşte bana Safranbolu'yu hatırlatmıştı. Fransa ülke sınırı içinde olmasına rağmen, Alman kültüründen çok etkilenmiş bir şehir burası. Almanya ile Fransa sınırını ayıran nehrin kollarının bir kısmı şehrin içinde dolaşırken dantel gibi işlemiş Strazburg'u. Tarih boyunca sık sık Almanya ile Fransa arasında el değiştirmiş. İçinde bulunduğu bölge Alsace bölgesi olarak bilinir. Strazburg'u 1988 yılında Dünya Kültür mirasına alınmasını sağlayan ahşapla desteklenmiş ve çok iyi korunmuş olan mimarisi ve gotik tarzda inşa edilmiş olan katedrali. Strazburg, ilginç bir şekilde \"Avrupa'nın Başkenti\" ünvanını taşıyor, çünkü pek çok kuruluşun merkezi burada yer alıyor. Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu gibi... Aynı zamanda 1949'dan bu yana Avrupa Birliği görüşmelerine ev sahipliği yapıyormuş. Cenevre ve New York'la birlikte ülke başkentliği yapmadan uluslararası bir organizasyon merkezi barındıran az sayıda kentten biri olma fırsatını yakalamış Strazburg. Strazburg, mimari özellikleriyle dikkat çeken bir şehir. Ortaçağ ve Rönesans mimarisinden etkilenmiş olan şehir tam bir açıkhava müzesi. Bu nedenle de şehrin sokaklarında amaçsızca dolaşmak bile görsel bir şölen. - Strazburg'un en bilinen özelliklerinden biri Christmas Market. Avrupa'nın en iyi Noel Pazarlarından biri Strazburg'daki. - Ren Nehri üzerinde kanal turu, etrafı camla çevrilmiş teknelerle şehri dolaşmak - Kammerzell Evi, şehrin en eski evi olan bu ev 1427 yılında bir peynir tüccarı tarafından Alman mimarisi ile inşa edilmiş, katedralin hemen karşısındaki binalardan biridir. - La Petite France, Strazburg'un meşhur evlerinin bulunduğu, Fransa ve Almanya'da en iyi korunan bölge olarak adlandırılan eski şehir. - Ponts Couverts, Petite bölgesinde üstü kapalı olarak neredeyse her Strazburg fotoğrafında gördüğünüz kulelerin olduğu köprü burası. Özellikle gece mutlaka fotoğraf çekmelisiniz. - Notre Dame Katedrali, Strazburg'un kalbi bu katedral. Şehrin merkezi ve meydanı da burada. Katedralin kulesine tırmanıp Strazburg manzarasını mutlaka görmelisiniz. - Rohan Sarayı, katedralin hemen arkasındaki bu saray şuanda 3 müzeye ev sahipliği yapıyor. - Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, İnsan Hakları Mahkemesi görülebilecek diğer önemli yerler. - Orangerie Parkı, Citadelle Parkı ve Botanik Bahçesi ise Strazburg'un güzel bahçeleri, vaktiniz olursa gezebilirsiniz. Strazburg'a tren ile ulaştıysanız, tren garı da tasarımı ile sizi etkileyecek yerlerden biri olacaktır. Strazburg, başlıca içinde bulunduğu Alsas bölgesinin karakteristik yemekleriyle ünlü. Aynı zamanda şehrin çevresi üzüm bağlarıyla kaplı olduğundan şarap konusunda da oldukça iyi seçenekler sunuyor. Kendine özgü şarapların yanında, biraları da denemelisiniz. Strazburg'da yemek için çok fazla seçeneğiniz var, Fransa mutfağından da örnekleri bolca bulabilirsiniz. Strazburg'da yemek yediğimiz ve çok beğendimiz bir restaurant'ın menüsünü de paylaşmak istedim. Strazburg'un bir diğer avantajı da şehirdeki üniversite nedeniyle hareketli bir gece hayatı olması. Bira evleri, publar, restaurantlar geç saatlere kadar açık. Fransa'nın güzel ve şirin şehri Strasbourg'a gitmek istiyorsunuz ama nasıl gideceğinizi bilmiyor musunuz? Strasbourg'a nasıl gidilir sorusun cevap olarak kullandığım yolu sizlere de tavsiye ederim. - Öncelikle Basel-Mulhouse havaalanına giden bir havayolu bulunur. THY ve EasyJet'in yanında başka alternatifler de bulabilirsiniz. - Havaalanından servis saatleri uyuyorsa Mulhouse'a gidiş 15-20 dakika sürüyor. Havaalanının web sitesinden servis saatlerini görmeniz mümkün. - Başka bir seçenek de taksiler. Havaalanından Mulhouse tren istasyonuna taksi 60 tutuyor. - Mulhouse tren istasyonundan Strasbourg'a pek çok tren alternatifiniz var. Gitmeden biletlerinizi internetten alabilirsiniz. - Strasbourg tren istasyonu şehir merkezine çok yakın, trenle ulaşımı şiddetle tavsiye ederim. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Avrupa'da olsa kesinlikle böyle olmazdı. Gerçekten tarihlerine sahip çıkıp iyi bakıyorlar. Noel markt için Colmar'dan önce gideceğim yer. Faydalı bir yazı oldu benim için."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/subat-2019-kars-gezisi-kars-turu", "text": "Ülkemizin her köşesi ayrı bir güzellik ayrı bir kültür mirası. 40 yıl boyunca Rus işgali altında kalmış, ülkemizin en yüksek illerinden biri olan, kış ve sonbaharda birkaç kez görme şansı yakaladığım Kars ve Kars'ta gezilecek yerler konusundaki deneyimlerimi Kars gezi rehberi tadındaki bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar! Kars adı, Karsaklardan geliyormuş ve Türkiye'deki en eski Türkçe il adı olma özelliği taşıyor. Urartular, İskitler, Karsaklar, Selçuklular, Moğollar, Akkoyunlular ve Karakoyunlular tarih boyunca Kars'ta egemenlik sürmüş medeniyetler. Kars 1535 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılıyor. Kars, 18 Kasım 1877 ile 25 Nisan 1918 yılları arasında 40 yıl Rus işgali altında kaldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmış. Ruslar Kars'ta kaldıkları süre boyunca Hollanda'dan getirttikleri mimarlara şehir planlaması yaptırmış ve şehrin ızgara şehir planını oluşturmuşlar. Yine Ruslar zamanında bölgeye gelen Malakanlar sayesinde peynircilik, hayvancılık ilerlemiş ve Kars'ın bugün ekonomik olarak gelişimine katkı sağlayan pek çok üretim bu dönemde öğrenilmiş. Kars, Türkiye'nin en doğusunda yer alan illerimizden bir tanesi. Kuzeyinde Ardahan, doğusunda Ermenistan, güneyinde ise Ağrı yer alıyor. Kars sınır şehri olması nedeniyle \"Serhat Şehri\" olarak anılmaktadır. Türkiye'nin en yüksek şehir merkezine sahip olan Kars'a ulaşım için uçak, tren veya son yılların popüler yolu olan treni tercih edebilirsiniz. Kars'a Doğu Ekspresi ile yani tren ile gelmek isterseniz, tren Ankara'dan her gün 18:00'de hareket ediyor ve ertesi gün 18:13'te Kars'a varıyor. Yaklaşık 24 saat süren yolculuk ile Kars'a ulaşabilirsiniz. Kars'a uçakla gelirseniz; Kars Harakani Havalimanı'na Türkiye'nin farklı şehirlerinden ulaşabilirsiniz. Havalimanından şehir merkezine otobüs çalışıyor. Havaalanı ile şehir merkezi birbirine oldukça yakın, taksi ile giderseniz de fazla tutmaz. Kaldığınız otele bilgi verirseniz pek çok otelin havalimanından transfer hizmeti var. Kars'ta gezilecek yerler, yeme-içme yerleri, konaklama ve ulaşım seçeneklerine dair ihtiyaç duyacağınız tüm yerler aşağıdaki haritada işaretlenmiş durumda. Haritaya tıklayarak detaylarına ulaşabilirsiniz. Haritada kayıtlı yerlerin açıklamalarına yazının devamında ulaşabileceksiniz. Şehir merkezindeki Ruslardan kalan binalar bugün çoğunlukla virane durumunda olsa da bir kısmı restore edilmiş ve halen kullanılıyor. Ruslar Kars'a girdiklerinde Hollanda'dan mimarlar getirterek ızgara planlı yeni bir şehir inşa etmişler. O dönemde 600 kadar bina inşa edilmiş, bugün geriye 170 kadarı kalmış, bu binaları mutlaka görmenizi öneririm. Kars Kalesi, Kars şehir merkezinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Şehir merkezinden yürüyerek kolayca ulaşabileceğiniz kalenin içinde bir kafe var, şehir manzarasına karşı çay, kahve içmek için uğrayabilirsiniz. Menuçehr Camii, Evliya Camii, Tabyalar, 12 Havariler Kilisesi, Harakani Hazretleri'nin Türbesi kale çevresinde görebileceğiniz diğer tarihi binalar. Fethiye Cami, Rus döneminde bir kilise olarak inşaa edilmişken şu an camii olarak kullanılıyor. İçeriyi girip gezebilirsiniz. Ayrıca bahçesinde de vakit geçirebilirsiniz. Kars Müzesi, Kars tarihini anlamak için iyi bir seçenek olabilir, şehir merkezinin biraz uzağında olan müze vaktiniz varsa uğranabilecek yerlerden biri. Kars çarşısında bir tur atmak hem gözünüzü hem midenizi doyurur. Birbirini kesen ızgara düzen sokaklarda bolca peynirci var. Peynircilere girip peynirlerin tadına bakabilir, isterseniz adresinize gönderilmesi için sipariş verebilirsiniz. Peynir derken Kars eski kaşarı, gravyer, göğermiş çeçil, göbek kaşar listenin ilk sıralarında. Peynircilerde ayrıca yörede üretilen bal ve daha pek çok yerel ürün bulabilirsiniz. Kars'ta henüz yeni açılmış çok güzel ve özel bir müze var: Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi. Türkiye'de son zamanlarda müzecilik konusunda ciddi bir ivme kazandığımızı ve güzel müzeler açıldığını görmek beni çok mutlu ediyor. Kafkas Cephesi'nde yaşananların hikayeleştirilerek anlatıldığı, eski bir tabya olan Kafkas Cephesi Müzesi giriş ücreti 2022 itibariyle 20 TL, Müzekart ile ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Müzenin bahçesinde Kazım Karabekir Paşa'ya, Paşa'nın beyaz at hediye etmesine karşılık Ruslar tarafından hediye edilmiş olan beyaz vagonu da gezebilir, Karabekir Paşa'nın ofis olarak kullandığı vagonda tarihin sayfalarında dolaşabilirsiniz. Kars şehir merkezinde 2022 yılında açılmış olan çok güzel bir müze var; Peynir Müzesi. Boğatepe Köyü'ndeki Peynir Müzesi ilk olsa da şehir merkezindeki müze 2000 metrekare alana eski bir tabyaya kurulmuş binası ile çok güzel ve dikkat çekici olmuş. Müzede peynirin gelişimine dair hemen herşey var. Endemik bitkilerden inek çeşitlerine, eski usülle yapılan peynir örneklerinden gravyer yapımına kadar farklı galerilerde pek çok konu sergileniyor. Kars'a gelince mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri Kars'ta peynir yapımının başladığı köylerden biri olan Boğatepe Köyü. Boğatepe Köyü'ne Kars şehir merkezindeki ilçeler otogarından minibüslere binerek ulaşabilirsiniz. Boğatepe Köyü'nde evlerde köy kahvaltısı hizmeti veriliyor. Zümran Ömür, Koçulu Çiftliği gibi farklı evlerde kahvaltı organizasyonu yapabilirsiniz. Yöresel ürünler ve bol bol, çeşit çeşit peynir yiyebileceğiniz kahvaltının 2022 yılı için kişi başı ücreti 100 TL idi. Boğatepe Köyü'nde bir de peynir müzesi bulunuyor, gittiğinizde mutlaka sorun, sizi gezdirsinler. Boğatepe Köyü'nün hikayesi için Peynir'in Doğduğu Yer Boğatepe Köyü yazıma mutlaka göz atın. Boğatepe Köyü'nde Zümran Ömür'ün köyü tarihini ve Peynir Müzesi'ni anlattığı videomu aşağıda izleyebilirsiniz. Kars şehir merkezine 65 km mesafede olan Çıldır Gölü, yüksekliği ve bulunduğu bölgenin soğuk olması nedeniyle her yıl Aralık ayında donmaya başlıyor, hava durumuna bağlı olarak Nisan başına kadar donmuş olarak kalıyor. Bu muhteşem donmuş karı görmek ve üstünde kızağa binmek, gölde açılan delikten balık tutan balıkçıları izlemek için her yıl yüzlerce insan kış aylarında Çıldır Gölü'ne akın etmesine neden oluyor. Yaz aylarında da Çıldır Gölü'nü görmüş biri olarak mutlaka kış döneminde görmenizi öneririm gölü. Göl kıyısında Çıldır Gölü'nde avlanan sarı kanat cinsi balık yapan yerler var, en ünlüsü Atalay'ın yeri. Hem öğlen yemek molası vermek hem de içeride yanan sobada ısınmak için iyi bir seçenek. Kış aylarında hafta sonları çok kalabalık olduğu için önceden arayıp rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Çıldır Gölü'nün üstünde kızağa binmek isterseniz Atalay'ın önünde bir sürü kızak ve kızakçı bekliyor. Kişi başı ödeme yaparak buz tutmuş göl üstünde eğlenebilirsiniz. Göl üzerinde perspektiften faydalanıp çok eğlenceli fotoğraflar çekmek mümkün, bu eğlenceden mahrum kalmayın. Biz Çıldır'a şoförlü araç ayarlayarak gitmiştik, kış aylarında yol çok karlı/buzlu olabileceği için o bölgeyi, yol şartlarını bilen biri ile gelmek daha güvenli geldi bize. Çıldır Gölü kıyısındaki köylerde, Terekeme, eski yazıları ile mezarlıklar bulunuyor. Renkli taşlar ve taşlar üzerindeki yazıları ile oldukça ilginç görüntüler içeriyor. Çıldır Gölü'ne sadece 10 km mesafede yer alan Şeytan Kalesi, bulunduğu vadi üzerinde kartal yuvası gibi bir tepeye kurulmuş. Kaleye ulaşmak için 2 km patika yürüyüşü yapmanız gerekiyor. 2 km gidiş, 2 km dönüş olacağını dikkate alarak yola çıkın. Patika düzgün, biz doldukça karlı bir dönemde gitmemize rağmen kolaylıkla yürüdük. Vadi ve manzaralar muhteşem, Çıldır'a kadar gelmişken burayı es geçmeyin. Sadece etrafta ne çay, kahve içebileceğiniz bir yer ne de tuvalet var, ona göre gidin. Ani Harabeleri binlerce yıllık tarihi, İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri olması ile muhteşem bir ören yeri. Kars şehir merkezine yaklaşık 50 km mesafede bulunan harabeleri gezmek için 3-4 saat vakit ayırmayı ihmal etmeyin. İsmi Ani Harabeleri olsa da burası kadim Ani şehri. Rus, Ermeni, Türk pek çok milleti misafir etmiş bu şehrin kalın şehir surları şu an en sağlam kısmı. Geniş bir alana yayılmış olan şehrin içinde yarı ayakta veya ayakta olan camii, kilise, köprü gibi bir çok eser zamana direniyor. Harabelerin girişinde size kenti anlatmak için bekleyen yerel görevliler oluyor, onlardan tarihçesini dinlemek ve yöre halkının bu \"harabelere\" bakışındaki değişimi görmek için biriyle sohbet etmenizi tavsiye ederim. Biz giderken araç ve şoförü iki gün için ayarlamıştık, dört kişi olmanın avantajı ile maliyeti de paylaştığımız için bizim için uygun oldu. Yoksa Ani Harabeleri'ne Kars merkezden araç dışından otobüs ile ulaşma seçeneğiniz de var. Kars şehir merkezinden günde 2 kez, sabah 09:00 ve öğlen 13:00'te belediyenin araçları kalkıyor imiş, yine de Kars'a gidince önceden araştırıp tam saati ve kalkıp kalkmadığını öğrenmenizde fayda var. Ani Harabeleri'ne giriş ücretli, Müzekart ile ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Kars denince tabii ki akla ilk peynir geliyor. Gravyer ve kaşar başta olmak üzere 40'tan fazla çeşit peynir üretiliyor Kars'ta. Peynir dışında Kaz Eti, Piti, Evelik Aşı, Kete, Hangel, Haşıl başta gelen yöresel yemekler. Kars yemekleri ile ilgili daha fazla bilgi için Kars'ta Ne Yenir, Nerede Yenir? yazıma göz atabilirsiniz. \"Kars'ta gece hayatı mı var?\" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Kars son derece hareketli bir sosyal hayata sahip, üniversite nedeniyle de gençlerin sokakları doldurduğu bir şehir. Son yıllarda Kars'a gelen turist sayısının artması ile birlikte gece eğlenceleri de gittikçe hareket kazanmış. Kars'ta gece eğlencesi denince birkaç farklı eğlence var. Geleneksel eğlence isterseniz pek çok restoranda Kafkas Dansı gösterileri oluyor, birbirinden yetenekli dansçıların uçar gibi dans etmesi her defasında tüylerimi diken diken ediyor, mutlaka bu gösterilerden birini izleyin. Kars Kaz Evi'nde her akşam yemek 21:00'de bitiyor, yaklaşık 1 saatlik Kafkas Dansı gösterisi başlıyor. Dansı izlemek istemeyenler kalkıyor, izlemek isteyenler çay/kahve eşliğinde masalarında dansı izleyebiliyor. Dansı izlemek için yemek fiyatına ek olarak 30 TL kişi başı gösteri ücreti ödemeniz gerekiyor. Bu muhteşem gösteri için bu fiyat az bile. Kars'ta pek çok restoranda Aşık Atışmaları'na rastlamanız mümkün. Yine yemekten sonra bağlamaları ile gelen aşıklar karşılıklı atışarak türkülerini seslendiriyorlar. Biz Hanımeli Restoran'da dinledik. Bir restoranda dinlemek istemezseniz, Kars Kalesi'nin altındaki Namık Kemal Evi'nde de aşıkların atışmalarını izlemeniz mümkün. Ağızlarına şimdi kürdan yerleştirerek, eskiden iğne yerleştirerek b, f, p, m, v gibi dudakların birleştiği sesleri kullanmadan türkü söylemeleri ise bu geleneği daha da özel hale getiriyor. Ülkemizin doğusu ile batısı arasında büyük fark var. Hem iklim hem coğrafya hem kültür ile yepyeni bir dünya ile tanışmak için Kars'ı da görülmesi gereken yerler listenize ekleyin. Kışın Sarıkamış'ta kayak yapmak için de uğrayabilirsiniz. Kars'a gitmek için en iyi zaman Ocak-Şubat-Mart ayları olarak biliniyor. Kars'a Doğu Ekspresi ile gidip kayak yapacaksanız ve Çıldır Gölü'nü buz tutmuşken görmek istiyorsanız bu aylar en güzel zamanlar. Ancak ilkbaharda doğa uyandığında veya sonbaharda şehir sakin de Kars seyahatinizi planlamayı düşünebilirsiniz. Kars şehir merkezinde konaklayacaksanız farklı bütçe ve zevke göre otel seçenekleri bulabilirsiniz. Özellikle yoğun sezonda yani Ocak-Şubat-Mart aylarında Kars'a gitmeyi planlıyorsanız otel rezervasyonunuzu erkenden yapmayı unutmayın. Merkezde olsun, temiz ve güvenilir olsun, yemekleri güzel olsun, ekonomik olsun derseniz Grand Ani Hotel merkezdeki en iyi seçeneklerden bir tanesi. Oda+kahvaltı şeklinde hizmet veren otelin harika bir açık büfe kahvaltısı var. Kars'a uçakla gelecekseniz havalimanı transfer hizmeti de sunuyorlar. Otel 3 yıl önce yenilenmiş, bu nedenle odalar ve ıslak alanlar pırıl pırıl. Otelin spa ve kapalı havuz seçeneği olması en güzel yanlarından biri. Kars'a gelmişken eski Rus binalarında kalmak isterseniz Kars Çayı kıyısındaki Katerina Sarayı veya kaleye yakın olan Cheltikov Oteli ilginizi çekebilir. - Kars sokaklarında dolaş, Ruslardan kalma yapıları görün, - Ani Harabeleri'ni mutlaka ziyaret edin, 3-4 saat ayırın, - Sarıkamış Kış Sporları Merkezi ve Sarıkamış Katerina Av Köşkü'nü ziyaret edin, - Peynir'in doğduğu yer olan Boğatepe Köyü'nü ziyaret edin, - Kars Kalesi'ne çıkıp Kars manzarasını seyredin, - Dede Korkut'un yaşadığına inanılan Digor ilçesini ziyaret edin, - Kars Kalesi çevresinde Eski Osmanlı Evleri'ni görün, - Kars çarşısına gidin, eski kaşar ve gravyer peyniri alın. Kars ile ilgili diğer gezi yazılarıma da mutlaka göz atın. - Kars'a gidince ne yeriz derseniz; Kars'ta ne yenir, nerede yenir? - Kars'a Doğu Ekspresi ile gitmek isterseniz; Doğu Ekspresi'ne nasıl bilet alınır? - Kars'a gitmişken İshak Paşa Sarayı'na da uğramak isterseniz; İshak Paşa Sarayı Hayranlıkla okudum. Paylaşımlar çok guzel, teşekkür ederim. Kaz yetiştiriciliği çiftliklere geçtiği için halk artık kaz beslemez olmuş, fiyatla rekabet edilemiyor o durumda malum. Kars Kaz Evi ve sahipleri ise bu konuda halkı bilinçlendirmeye çalışıyorlar. Nuran hanım'a Kars Kaz Evi adresinden ulaşabilirsiniz. Çok güzel bir site kars kaşarı adresiniz kaşkar süt mamülleri kars şubesi. Üstünden 3 yıl geçti, fiyatını inanın hatırlamıyorum ama ucuz değildi, öyle bir beklenti olmasın. Kars'ta Ani harabaleri ziyaret edilmeli bence. Kars'ta taksiciler ile anlaşıyorsunuz bunun için. Son seyahatimizde tanıştığımız İbrahim Sümbül ile 0 533 155 71 05 üzerinden iletişime geçebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/suleymaniye-cami-ve-cevresi-gezi-rotasi", "text": "Hafta sonu birkaç saatinizi ayırıp tarihte bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz? İstanbul'da Tarihi Yarımada içinde yer alan Süleymaniye Camii ve çevresinde pek çok görülecek yer var. Sultanahmet Meydanı ve çevresinde gezilecek yerleri çoktan gezdiyseniz ve alternatif rotalar arıyorsanız, gelin sizi Süleymaniye Camii ve çevresine götüreyim. Bölgede gezilecek görülecek çok şey olduğu için rotanızın süresini kendiniz belirleyebilirsiniz. Bu yazıda bir Pazar günü yaptığımız Süleymaniye Camii ve çevresi gezi rotası ve bu rotaya ekleyebileceğiniz yerleri anlatacağım. Hayatımızda artık koronaya göre yaşamak gibi bir kavram olduğundan biz İstanbul'da gezeceğimiz yerlere sabah erken saatlerde gidiyoruz, böylece henüz hiçbir yer kalabalıklaşmadan rahat rahat gezebiliyoruz. Bu rotamızı da benzer şekilde Pazar sabah 10:00'da çıkıp 14:00 gibi bitirecek şekilde planladık. Biz dönüşe geçtiğimizde kalabalık gruplar gelmeye başlamıştı. Yani planımız işe yaradı. Bir de normal zamanlarda gördüğümüz her yere girip çıkarken korona döneminde gezerken kapalı yerlere mümkün olduğu kadar hiç girmiyor veya içeride çok az insan olduğundan emin olunca giriyoruz. Gittiğimiz rota üzerinde her yerde dezenfektan olduğunun da altını çizmek isterim. Biz etraf kalabalık olmadan birkaç saatlik bir rota yaptık. Süleymaniye gezi rotası üzerinde olan yerleri aşağıda sıralıyorum, ayrıca aşağıdaki haritaya tıklarsanız Google Haritalar üzerinde gidilecek yerleri görebilirsiniz. - Sultan II. Mahmud Türbesi - Çemberlitaş Sütunu - Nuruosmaniye Camii - Çorlulu Ali Paşa Medresesi - Beyazıt Sahaflar Çarşısı - Beyazıt Meydanı - Süleymaniye Camii - Kanuni Sultan Süleyman Türbesi - Hürrem Sultan Türbesi - Mimar Sinan Türbesi - Tarihi Süleymaniye Kuru Fasulyecisi Biz tramvay ile Sultanahmet Meydanı'nda inip rotamıza meydandan başladık. Daha önce pek çok kez meydan ve çevresini gezdiğimiz için Divan Yolu'nu yürüyerek Süleymaniye tarafına doğru gidecek şekilde plan yaptık. Yol üstünde ilk durağımız Sultan II. Mahmut Türbesi oldu. Daha önce pek çok kez önünden geçmiş olmama rağmen hiç içeriye girmemiştim. Türbenin bulunduğu yer II. Mahmut Türbesi adıyla anılsa da bahçesinde çok sayıda hanedan ve saray mensubunun mezarları bulunuyor. Hatta Osmanoğlu soyadını almış olan Osmanlı İmparatorluğu dağıldıktan sonra hanedan üyesi olarak kalan kişilerin de mezarları burada yer bulmuş. Türk milliyetçiliğinin babası olarak anılan Ziya Gökalp'ın mezarı da burada yer alıyor. Türbenin içinde II. Mahmud'un yanısıra Esma Sultan, Abdulaziz ve II. Abdulmamit'in de mezarları bulunuyor. Mezar ziyaretimiz bitince yol üstündeki duraklardan biri Çemberlitaş Sütunu oldu. Sütunun hikayesi oldukça ilginç, başına gelmedik kalmamış. Roma İmparatoru I. Konstantin M. S.330 yıllarında bu sütunu Roma'daki Apollon Tapınağı'ndan söktürüp getirtmiş ve bugün bulunduğu yere diktirmiş. Sütun ilk yapıldığında üzerinde doğan güneşi selamlayan bir Apollon heykeli varmış. Konstantin, Apollon heykelini kaldırıp yerine kendi heykelini koydurmuş. Konstantin'in imparatorluğu bitince Doğu Roma İmparatorları Julianus ve Theodosius'un heykelleri sütunun tepesinde yer bulmuş. 1081 yılında sütun yıldırım düşmesi nedeniyle yanmış ve tepedeki heykel de devrilmiş. Onarılan sütun üzerine bir kaide ve büyük bir haç konmuş ve heykel savaşları böylece sona ermiş. 1453'te İstanbul'un fethinden sonra haç indirilmiş ve Çemberlitaş sütunu ilk kez Yavuz Sultan Selim döneminde yenilenmiş. Ancak sütunun makus kaderi düzelmemiş, bir yangında ciddi zarar görmüş. O döneme kadar Apollon Sütunu olarak anılan sütun, Sultan II. Mustafa döneminde altına eklenen duvarlarla güçlendirilmiş ve demir çemberlerle sarılarak sağlamlaştırılmış. O dönemden sonra Çemberlitaş olarak anılmaya başlanmış. İşin teknik boyutuna da bakacak olursak, sütun 57 metre uzunluğunda. Her biri 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında olan bileziklerle birbirine bağlanmış 8 tane sütun ve bir kaidenin üst üste konması ile oluşturulmuş. Çemberlitaş'ı arkanıza alıp Kapalı Çarşı yönüne bakınca, çok estetik görünen bir cami ile karşılaşacaksınız. Bu cami Osmanlı'nın ilk barok camisi olan Nuruosmaniye Camii. Camii III. Osman tarafından yaptırıldığından Nur-u Osmani adını almış. 1749-1755 yılları arasında Mustafa Ağa ve Mimar Simeon tarafından yapılmış. Cami ile birlikte, medrese, imarethane, türbe ve çeşmeden oluşan bir külliye olarak inşa edilmiş. Kapalı Çarşı'nın Nuruosmaniye kapısı da cami girişinin tam karşısından. Pazar günleri çarşı kapalı olduğu için orayı es geçtik. Zaten çarşı başlı başına bir gezi rotası, orayı bir başka gezide baştan sonra gezeriz. Çemberlitaş'tan Beyazıt Meydanı'na doğru ilerlerken sağda Çorlulu Ali Paşa Medresesi'ni göreceksiniz. Korona nedeniyle nargile yasağı olmayan bir zamanda ve nargile seviyorsanız Çorlulu Ali Paşa Medresesi' ne girebilirsiniz yol üstünde. Biz pas geçtik. Meydana gelmeden ara sokaktan Sahaflar Çarşısı'na girdik. Eskiden ikinci kitaplar yoğunlukta iken şimdi ders kitapları ağırlıkta kitapçılarda. Öyle de olsa ben 90'larda hallerini bildiğim için nostalji yapmak için giriyorum. Ders kitapları dışında okuyabileceğiniz kitaplar da hala var. Sahafların olduğu, ilk matbaacımız İbrahim Müteferrika'nın bir heykelinin süslediği küçük meydanda yerlere serilmiş kitaplar tanesi 5 liradan satılıyor. Sahaflar Çarşısındaki kitaplar ve kediler arasından Beyazıt Meydanı'na çıktık. Meydanda bulunan Beyazıt Camii'ye de uğrayabilirsiniz, biz bu kez, daha önce birkaç kez ziyaret ettiğimiz için, girmedik. Beyazıt Meydanı'ndaki İstanbul Üniversitesi'nin ihtişamlı giriş kapısının önünde poz verip yolumuza devam ettik. Bu kapı benim İstanbul Üniversitesi'nde okuma sebebimdir. Ancak üniversiteyi kazanıp kayıt için İstanbul'a gelince bölümümün burada değil Avcılar Kampüsü'nde olduğunu acı bir şekilde öğrenmiş ve ilk günden okuldan soğumuştum. Merak edenler için İstanbul Üniversitesinde İngilizce İşletme okudum. Acılarımı kalbime gömüp Beyazıt Meydanı'nın alt kısmından Süleymaniye Cami'ye doğru yürümeye devam ettik. Bu rotada Beyazıt Kulesi yer alıyor. II. Mahmut döneminde ahşap bir yangın kulesi olarak inşa edilmiş ancak bir yangında kule yanınca, Balyan ailesine kagir bir kule yaptırılmış. Cumhuriyetin ilanına kadar yangın kulesi olarak kullanılmaya devam edilmiş, daha sonra hava tahminleri ilanı için kullanılmış. Şu an kule özel müze statüsünde ziyaret edilebiliyor. Detaylı bilgi almak için buraya tıklayın. - Açık Olduğu Saatler: Hafta içi her gün 09:00 16:30 saatleri arasında ziyaretçiye açık - Giriş Ücreti: Ücretsiz Biz Pazar günü gittiğimiz için ancak demir parmaklıklar arasından görebildik. Ve gelelim klasik Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Süleymaniye Camii'ne. Mimar Sinan'ın kalfalık eseri olarak anılsa da Süleymaniye Camii bence İstanbul'daki en güzel camilerden biridir ve İstanbul'da gezilecek yerler listesinde ilk sıralarda yer almalıdır. Süleymaniye Camii bahçesi, yaklaşık 6 bin metrekarelik bir alana sahiptir. Bahçeye güzel bir düzenleme yapılmış, çimenlere yayılıp piknik yapan aileler bu güzel yerin tadını çıkarıyordu. Mimar Sinan burada da dehasını konuşturmuş ve yaptığı caminin farklı mesajlar vermesine özen göstermiştir. Camideki dört minare, Kanuni'nin İstanbul'un fethinden sonraki dördüncü padişah oluşunu; minarelerdeki on şerefeyse, Osmanlı tarihinin onuncu padişahı oluşunu simgeler. Cami içinde dört büyük granit sütun bulunuyor: Biri İskenderiye'den, diğeri Baalbek'ten gemilerle getirilmiş, bir diğeri İstanbul'da Kıztaşı'ndan, diğeri Saray-ı Amire'den alınarak camiye taşınarak mimariye eklenmiş. Her biri 9,02 metre yüksekliğinde 1,14 metre çapında ve 40-50 ton olan bu dört sütunu Mimar Sinan, Dört Halife'ye benzetmektedir. Süleymaniye Camii bahçesinden muhteşem bir Haliç ve Boğaz manzarası olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Camiinin alt kısımlarında pek çok kafe teraslar açıp bu manzaradan faydalanmaya çalışsa da bence hala en güzel manzara caminin bahçesinden görülen manzara. Galata Kulesi'nden Boğaz Köprüsüne kadar geniş bir açıyla İstanbul'u izlemek için birebir. Camii bahçesinde Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan Türbelerini de görebilirsiniz. İkisi de ziyarete açık. Caminin bahçesinin dışında, Süleymaniye Camii ve pek çok önemli eserin mimarı olan Mimar Sinan' ın pergel şeklindeki türbesini görebilirsiniz. Caminin dışındaki bu mütevazi türbeyi görünce üzülmüştüm açıkçası. Ancak biraz araştırma yapınca Sinan'ın türbesini kendisinin tasarladığını ve kuşbakışı bakıldığında bir ressamın imzasını eserine atması gibi Süleymaniye Camii'nin altında imzası gibi durduğunu öğrendim. Türbe şu an ziyarete açık değil, sadece dışarıdan görebiliyorsunuz. Aşağıdaki fotoğrafta çeşmenin olduğu kısım pergelin ucu olarak düşünebilirsiniz. Sağda yer alan duvar da caminin duvarı. Süleymaniye camii ve çevresi gezi rotası planlarınızda varsa çok sayıda cami ve türbeye gireceğiniz için bazı konulara dikkat etmenizi öneririm. - kadınlar için; camilere giderken başınızı örtmek için yanınızda bir örtü veya şal olsun. Bazı camilerde örtü veriyorlar ama korona dönemi ortak kullanılan birşeyi kullanmak istemezsiniz. - erkekler için; şort yerine uzun pantolon tercih ederlerse iyi olur. Gelelim fasulyenin faydalarına... Süleymaniye'ye gitmişken tarihi fasülyecilerde bir yemek molası vermemek olmazdı. Biz Erzincanlı Ali Baba'nın yerinde yedik. Erzincan'da yetişen dermason fasulyesini bakır kazanlarda bişirip kömür ateşinde dinlendirerek yapıyorlarmış fasulyeyi. Seyyar tezgah ile başlayıp şimdi yanyana bütün caminin karşı sırasını kapatmış neredeyse. İtiraf etmem gerekirse, pek çok kaynakta İstanbul'un en lezzetli kuru fasulyesi olarak geçen fasulye bence muhteşem değil, bildiğin sıradan, beklentiniz yüksek olmasın. Fiyatları da fikir vermesi için paylaşıyorum: Ekim 2020'de gittiğimizde, 2 fasulye, 2 pilav, 1 turşu, 1 yoğurt, 1 kabak tatlısı için toplam 90 TL ödedik. Yazıya kaçak bölüm girip hem kendi sevdiğim hem de sosyal medya takipçilerimden gelen önerilerle oluşturduğum İstanbul'un en iyi kuru fasulyecileri listesini de paylaşmadan edemedim. Burada bir öncelik sıralaması yok. - Çömlek Kuru Fasulye Çamlıca: İlk yeri Çamlıca'da idi, Ataşehir ve birkaç yerde daha şube açtı sanırım. Tereyağlı nefis bir fasulyesi var. - Hüsrev Lokantaları Gayrettepe: Rize, Ankara ve İstanbul Gayrettepe'de yerleri var. Yine tereyağlı mis gibi bir kuru fasulyesi var. Diğer yemekleri de güzeldir. - Çanak Mangalda Kuru Fasulye Balat: Balat'ta yer alan küçük bir dükkan. Buranın fasulyesi bende ilk ikisi kadar iz bırakmadı. - Fasuli Sirkeci: İlk Karaköy'deki yerinde yemiştim Fasuli'nin fasulyesini. Dünyanın en iyi kuru fasulyecisi diye kendine slogan yapmış. Bırak başkaları övsün değil mi? Şu an 6 tane şubesi var. İşler iyi sanırım. - Kuru Fasulyeci Ender Usta Kavacık: Burası takipçilerimden gelen önerilerden biri, denemedim. - Hayvore Karadeniz Mutfağı Beyoğlu: Burası takipçilerimden gelen önerilerden biri, denemedim. - Burak Kuru Fasulye Pendik: Burası takipçilerimden gelen önerilerden biri, denemedim. - Kuru Fasulye Diyarı Ataşehir: Burası takipçilerimden gelen önerilerden biri, denemedim. İstanbul'un en iyi kuru fasulyecileri yazıma da mutlaka göz atın. Bizim Süleymaniye rotamız bu kadar idi. Eğer ayın birinde giderseniz, Unkapanı'na doğru inişte Ayın Biri Kilisesi'ne uğrayabilirsiniz. Sabah erken saatlerde gidip, dua edip gerçekleşmesini istediğiniz dilekleriniz için mum yakabilirsiniz. Kış aylarında gidiyorsanız Tarihi Vefa Bozacısı'na, vaktiniz varsa Bozdoğan Kemeri, At Meydanı ve Zeyrek Camii'yi de rotanıza ekleyebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/sultanahmet-turu-subat-2019", "text": "İstanbul'u gezmeye nereden başlarsınız? Tabii ki Sultanahmet'ten. Biz de öyle yapacağız ve Topkapı Sarayı, dünyanın hayranlığını kazanmış Ayasofya Müzesi, Yerebatan Sarnıcı gibi çok önemli noktaları gezeceğimiz bir Sultanahmet Turu hazırladık! Sultanahmet gezisine katılmak veya detaylı bilgi almak için bana sevil. mert@gmail. com veya 05303156228 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz. Sultanahmet çevresinde pek çok müzeye giriş için Müze Kart gerektiğinden sabah ilk önce Müze Kart'ı olmayanlar için İbrahim Paşa Sarayı önündeki gişeden Müze Kart'ı olmayanlara Müze Kart alıyoruz. 1 Yıllık Standart Müze Kart ücreti Türk Vatandaşları için 70 TL. - İslam Eserleri Müzesi, eski adıyla İbrahim Paşa Sarayı 35 TL - Ayasofya Müzesi 60 TL - At Meydanı - Alman Çeşmesi - Dikili Taş - Sultanahmet Camii - Öğle Molası Gezginlerin Mola Yeri Pudding Shop - Dünyanın Merkezi Milyon Taşı - Yerebatan Sarnıcı 10 TL - Topkapı Sarayı 60 TL - Topkapı Haremlik 35 TL Sultanahmet Camii'ne girileceği için, kadın misafirlerimizin mutlaka yanında başörtü veya başörtü olarak kullanabilecekleri şal bulundurmaları gerekmektedir. Ayrıca dar pantalonlar da camii girişinde sorun olabiliyor, tayt veya dar pantalon tercih etmemeleri önemle rica edilir. Sultanahmet gezisine katılmak veya detaylı bilgi almak için bana sevil. mert@gmail. com veya 05303156228 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz. Kesin rezervasyon için; gezi ücreti olan 95 TL'yi aşağıdaki hesap numarasına \"Çok Gezen Sultanahmet Gezisi\" açıklaması ile yapabilirsiniz. Ödeme yaptıktan sonra adresinden veya 0 530 315 6228 numaralı telefondan bilgilerinden bana bilgi vermeniz yeterli. - HESAP SAHİBİ: MEBEL TUR TURİZM SEYAHAT ACENTELİĞİ SAN. TİC. LTD. ŞTİ. - IBAN NUMARASI: TR63 0006 2000 0880 0006 2908 58 - BANKA: Garanti Bankası - Gezinin tamamı hafif yürüyüş şeklinde yapılacaktır. Rahat bir ayakkabı giymenizi öneririz. - Gezimiz en az 10 kişi, en fazla 15 kişi ile yapılacaktır. - Gezi kesinleştiğinde katılımcılara kesin buluşma yeri bilgisi verilecektir. - Ödemeyi yaptığınızda kaydınız tamamlanmış sayılacaktır. - Gezimiz A Grubu Seyahat Acentası Turhande Turizm ile gerçekleştirilmektedir. - Programda belirtilen gezi ve ziyaret noktaları, - Rehberlik hizmeti. - Öğle yemeği, kahve molaları, - Müze giriş ücretleri, - Ekstra her türlü kişisel harcama, - Halka kapalı yerlerin açılmasında görevliye yapılacak olan ödemeler fiyata dahil değildir, gezi günü rehber tarafından ücret bilgisi verilecektir. - Bazı ibadet mekanlarında fotoğraf çekmeye izin verilmeyebilir ya da ek ücret istenebilir. Bahşiş kabul edilen bu harcamalar fiyata dahil değildir. Sultanahmet gezisine katılmak veya detaylı bilgi almak için bana sevil. mert@gmail. com veya 05303156228 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz. İstanbul'un tarihi merkezini merak edenleri bu geziye bekliyorum!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/suresi-dolacak-turk-hava-yollari-milleri-ile-neler-yapilabilir", "text": "Türk Hava Yolları ile uçtukça mil kazanabilmek için Miles & Smiles programına üye olmak gerekiyor. Üye olduktan sonra size bir üye numarası veriliyor. Bu numarayı kullanarak Türk Hava Yolları ile uçtukça veya anlaşmalı bankaların kredi kartları ile alışveriş yaptıkça mil kazanıyor ve bu milleri uçak bileti alırken, akaryakıt alırken veya alışveriş yaparken kullanabiliyorsunuz. Ancak millerin bir kullanım süresi var ve her yıl sonunda süresi dolan millerin geçerliliği bitiyor ve kullanılamaz hale geliyor. Bu yazıda süresi dolacak olan Türk Hava Yolları Milleri ile neler yapabileceğinizi anlatacağım, üstelik bir de güzel bir haberim var. Önce programı anlatayım sonra süresi dolacak miller konusuna geçelim. Miles & Smiles programı, Türk Hava Yolları'nın kendi yolcuları için hazırladığı sadakat programıdır. Türk Hava Yolları'nın internet sitesinden üyelik formunu doldurarak Miles & Smiles programına giriş yapmış olursunuz. Size özel bir TK numarası tanımlanır ve sonraki işlemlerinizde bu size özel TK numarası ile işlem yapabilirsiniz. Mil kazanımı; Türk Hava Yolları, Anadolu Jet, Star Alliance üyesi diğer havayolları uçuşlarında gerçekleşir. Ayrıca Türk Hava Yolları'nın anlaşmalı olduğu program ortağı bankalardan birinden kredi kartı alırsanız, o kredi kartına TK numaranız işlenir ve yaptığınız kredi kartı harcamalarınız ile de mil kazanırsınız. Türkiye'de Garanti Bankası ve QNB Finansbank üzerinden Miles&Smiles kredi kartı alabilirsiniz. En çok mil kazandıran kredi kartları yazım ilginizi çekebilir, ona da bir göz atın. Türk Hava Yolları Miles & Smiles üyeliğiniz ile kazandığınız miller, mil kazanımının gerçekleştiği işlemi takiben 3. takvim yılı sonunda Türkiye saat ile 23.59'da geçerliliğini kaybediyor. Yani 3 yıl içinde millerinizi kullandınız kullandınız, kullanmadıysanız hakkınızı da kaybetmiş oluyorsunuz. Türk Hava Yolları, millerinizin süresi dolmadan 2 ay öncesinden size millerinizi kullanmak için son 2 ayınız olduğuna dair bilgilendirme yapıyor, böylece unutmanıza engel oluyorlar. 3 yıl oldukça uzun bir süre olsa da bazen gitmek istediğiniz destinasyon için yeterli miliniz olmadığından bazen de tamamen unuttuğunuz için millerimizi kullanmıyoruz. Unutmayın ki THY millerinizi kullanmanın tek yolu uçak bileti almak değil. THY millerinizin süresi dolmadan önce hesabınızdaki milleri kullanarak ödül bilet alabilir, aldığınız bir bileti upgrade edebilirsiniz. Shop & Miles internet sitesi üzerinden millerinizi kullanarak ihtiyacınız olan bir ürün satın alabilirsiniz. Elektronikten kozmetiğe, kırtasiyeden spor ürünlerine kadar çok sayıda ürün alternatifi arasından süresi dolacak olan milleriniz veya hesabınızdaki miller kadar alışveriş yapabilirsiniz. Sadece uçak bileti ile kendinizi sınırlamayın. Türk Hava Yolları program ortakları olan otel, araç kiralama, sigorta, sağlık, eğitim ve akaryakıt gibi alanlarda millerinizi harcayabilirsiniz. Miles&Smiles program ortağı olan kredi kartlarınızdan kazandığınız Milleri, aynı bankanın ilgili posları üzerinden harcayabilirsiniz. İyi Haber: Türk Hava Yolları Millerin Geçerlilik Süresini 6 Ay Uzattı! Tam da süresi dolacak olan millerimi ne yapsam diye düşünürken geçtiğimiz hafta Türk Hava Yolları Millerin geçerlilik süresini 6 ay uzattığına dair bir e-posta gönderdi. Üstelik bu uygulama bana özel değilmiş. 2020 yılı sonunda geçerliliğini kaybedecek olan Millerin süresi herkes için 6 ay uzatılmış. 2021 yılı için seyahat planları yaparken süresi uzayan millerimi de kullanabileceğim için mutluyum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/taksim-pera-otelleri", "text": "İstanbul'a ilk kez gelip İstiklal caddesine çıktığımda ağzımın açık kaldığını hatırlıyorum. Binalar, insanlar, oradaki hareketlilik, renklilik beni birden içine almıştı. Hala ne zaman Taksim'e gitsem aynı duyguları yaşarım. Orada kendimi iyi hisseder, sıkılıp bunaldığımda kendimi Pera'nın ara sokaklarında dolaşırken bulurum. Oysa İstanbul'da yaşayanların pek çoğunun İstanbul'un tadını doyasıya çıkaramadığını düşünürüm hep. Sırf bu yüzden İstanbul Gezileri organizasyonuna başlamış ve İstanbul'u İstanbullular'a anlatmaya sevdirmeye çalışmıştım. Taksim'in her dönem farklı bölgeleri trend olmuştur. Benim üniversiteye gittiğim yılların başlarında Küçük ve Büyükparmakkapı sokakları en tercih edilen yerlerdi, zamanla eğlence hayatı aşağılara doğru kaymaya başladı ve Nevizade, Çiçek Pasajı bölgesi en popüler yerler oluverdi. Bu geçiş hiç durmaksızın devam etti. Aslımescit bir dönemin en popüler eğlence mekanı iken, birkaç yıl sonra sanatçıların, entellektüellerin Galata'ya yerleşmesi ile eğlence ve gece hayatı Galata'ya kaydı. Kalabalıktan kaçan bohemler her zaman kalabalıkları peşlerinden sürüklediler ve şimdilerde yeni moda Karaköy bölgesi... Bir sonraki popüler mekan neresi olacak hep birlikte göreceğiz. İstanbul'da yaşıyor veya İstanbul'u iş için ve/veya turistik amaçlarla ziyaret ediyor olabilirsiniz; eğer bu şehri turist gibi değil de şehirli gibi yaşamak istiyorsanız şehrin kalbinin attığı Taksim ve Pera'daki otelleri tercih etmeli, tadını doyasıya çıkarmalısınız. İstanbul'a gelip yolu Taksim ve Pera'ya düşenler için 2 otel önerim olacak. Taksim'de irili ufaklı, her zevke ve bütçeye uygun otel bulmanız mümkün elbette. Ancak Taksim otelleri arasında biri var ki, meydanın başını tutmuş 1976'dan beri Taksim meydanının bir parçası olmuş The Marmara Taksim oteli. Taksimde otel denince akla ilk belki de tek yer burası. Yıllar yılı o meydanda kavuşmalara, ayrılıklara, kavgalara, sevdalara tanıklık eden tek taksim oteli. Türkiye'nin en köklü turizm kurumlarından biri olan The Marmara Otellleri 1978'den bu yana, yabancı otel zincirleri ile rekabet eden tek Türk kurumu olma özelliği taşıyor. The Marmara Taksim ise grubun ilk oteli. Otelin yerinde eskiden çoook eskiden Osmanlı Bankası'nın Fransız Genel Müdürü için yaptırdığı barok bir konak varmış. 1972'de otel inşaatı başlamış ve 1976 yılında hizmet vermeye başlamış. İstanbul'un göbeğindeki bu 5 yıldızlı otelde; 293 oda, 82 suit oda bulunuyor. Yazları boğaz manzarasına sahip açık havuzu, taksim meydanına bakan fitness salonu, gençleştirici etkiye sahip masaj sauna, hamam keyfi yapabileceğiniz saunası, farklı konseptlerdeki kafe, bar ve restoranları ile sadece otel olarak değil, sosyal aktiviteler için de The Marmara Taksim'i tercih edebilirsiniz. Ben arkadaşlarımla sakin bir buluşma için Lobby Lounge'ı, bir iki kadeh içip İstanbul manzarasının tadını çıkarmak için Raika restaurantı tercih edenlerdenim. Ayrıca taksim otelleri arasında terasından böyle muhteşem bir İstanbul manzarasına sahip nadir otellerden bir olduğu da belirtmekte fayda var. The Marmara Taksim, 2014 yılında Trip Advisor'un her yıl gezginlerin yorum ve değerlendirmeleri sonucuna göre verdiği \"Mükemmellik Sertifikası\" nı almaya hak kazanmış. Böylece misafirlerinden temizlik, oda kalitesi, lokasyon gibi pek çok kategoride yapılan değerlendirmede tam not aldığını söyleyebiliriz. Mükemmel bir otel deneyimi için güzel bir alternatif. Taksim meydanından Pera'ya doğru ilerlediğinizde kendinizi şehrin atar damarları içinde geziyor gibi hissedersiniz. İstiklal Caddesindeki kaosun yerini Pera'nın zarafeti alıverir. Müzelere bir adım, alışveriş ve eğlence mekanlarına ise yarım adım mesafede diyebileceğimiz bir diğer taksim oteli ise The Marmara Pera. Bu Hip otelin manzarası birbirinden farklı 200 odası ve 3 suit odası bulunuyor. Otelin evcil hayvan dostu olduğunu da belirtmekte fayda var. The Marmara Taksim'de olduğu gibi Pera'nın da cafe ve restaurantı ayrı ayrı çok güzel. Otelin Mikla adını taşıyan teras restaurantı İstanbul'un en havalı 10 teras restaurantı arasında yerine almış. Terasta ayrıca bir de havuz yer alıyor ki, Pera'da bir otelde görmeyi hayal edebileceğinizden çok daha güzel. \"Mükemmelik Sertifikası\"nı 2013 yılında da The Marmara Pera'nın da aldığını hatırlatmakta da fayda var. The Marmara Pera'nın bir başka özelliği ise Pera oteller bölgesinin değerini artırması. 2001 yılında The Marmara Pera olarak hizmet vermeye başlayan bu otelin açılmasıyla birlikte o bölge daha cazip bir iş, turizm ve eğlence merkezi haline geldi. O bölgede açılan pek çok otel ve restoran bu dönem sonrasında hizmet vermeye başladı. İki otel de Beyoğlu'ndaki popüler yerlerde yürüme mesafesinde olmalarının yanı sıra; metro ve her türlü diğer ulaşım fırsatları için de harika konumdalar. Her iki otel için de Beyoğlu'nun tadını 5 yıldızlı çıkarmak isteyenler mutlaka uğrasın derim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/taksimden-tunele-pera-turu", "text": "Taksim Meydanı'ndan başlayıp Tünel Meydanı'nda bitecek, Pera'nın pek çok önemli binası, kilisesi, okulunu göreceğimiz, hikayelerini dinleyeceğimiz harika bir rota daha planladık! - Sabah 09:00'da Taksim Meydanı'nda buluşuyoruz. - Taksim Meydanı'ında buluşma - Taksim Atatürk Heykeli, - Dingonun ahırı deyiminin hikayesi... - Fransız Konsolosluğu, - Aya Triada Kilisesi, - Yeşilçam kahvesi, arka sokaklar, - Afrika, Rumeli, Anadolu, Atlas, Halep, Çiçek, Aynalı, Anzavur, Hazzopulo ve Elhamra Pasajları, - Galatasaray Lisesi, - Galatasaray Müzesi, - Nevizade, - Çiçek Pasajı & Balık Pazarı, - Mısır Apartmanı, - Üç Horan Ermeni kilisesi, - Saint Antoine ve Meryem Ana kiliseleri, - Pera Palas Hotel ve Atatürk odası, - Grand Hotel de Londres, - Botter apartmanı, - Lebon ve Markiz Pastaneleri, - Narmanlı Han, - Asmalı Mescit, Tünel Meydanı'nda gezimiz 17:00'de sona erecek. 17:00'de Galata Mevlevihanesi'nde sema gösterisi oluyor Pazar günleri, isteyenler turun sonuna bu programı ekleyebilir. Sokakları keşfederken hem dinlenmek hem de sohbet etmek için kahve molalarımız, ve öğle yemeği molamız olacak. Kesin rezervasyon için; gezi ücreti olan 95 TL'yi aşağıdaki hesap numarasına \"Çok Gezen Pera Gezisi\" açıklaması ile yapabilirsiniz. Ödeme yaptıktan sonra adresinden veya 0 530 315 6228 numaralı telefondan bilgilerinden bana bilgi vermeniz yeterli. - HESAP SAHİBİ: MEBEL TUR TURİZM SEYAHAT ACENTELİĞİ SAN. TİC. LTD. ŞTİ. - IBAN NUMARASI: TR63 0006 2000 0880 0006 2908 58 - BANKA: Garanti Bankası - Gezinin tamamı hafif yürüyüş şeklinde yapılacaktır. Rahat bir ayakkabı giymenizi öneririz. - Gezimiz en az 10 kişi, en fazla 15 kişi ile yapılacaktır. - Gezi kesinleştiğinde katılımcılara kesin buluşma yeri bilgisi verilecektir. - Ödemeyi yaptığınızda kaydınız tamamlanmış sayılacaktır. - Gezimiz A Grubu Seyahat Acentası Turhande Turizm ile gerçekleştirilmektedir. - Programda belirtilen gezi ve ziyaret noktaları, - Rehberlik hizmeti. - Öğle yemeği, kahve molaları, - Müze giriş ücretleri, - Ekstra her türlü kişisel harcama, - Halka kapalı yerlerin açılmasında görevliye yapılacak olan ödemeler fiyata dahil değildir, gezi günü rehber tarafından ücret bilgisi verilecektir. - Bazı ibadet mekanlarında fotoğraf çekmeye izin verilmeyebilir ya da ek ücret istenebilir. Bahşiş kabul edilen bu harcamalar fiyata dahil değildir. Her zaman önünden geçtiğiniz binaların tarihini öğrenmek isteyenleri bu geziye bekliyorum!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tarihi-vefa-bozacisi", "text": "İstanbul'da kışın geldiğini nasıl anlarsınız? Gece geç saatlerde sokaklarda \"booooozaaaaaa\" diye dolaşmaya başlayan bozacılar sayesinde. Soğuk kış günlerinde içimizi ısıtacak, şifa verecek birşeylere ihtiyacımız var. İlginç ekşimsi tadıyla, ne sıvı ne katı yoğunluğuyla, üstünde sıcak leblebisi ile bilinen en eski Türk içeceklerinden biri boza. İstanbul'da boza deyince akla gelen ilk yer tabii ki Vefa Bozacısı. Vefa Bozacısı, Fatih'in Vefa mahallesinde yer alıyor. Gitmesi, bulması çok kolay. Toplu taşıma ile geliyorsanız Bozdoğan Kemeri'nden önceki \"Vefa\" durağında inerseniz, 5 dakikalık yürüme mesafesinde. İBB Reşat Nuri Tiyatrosu'nun olduğu sokaktan içeri girip düz devam ederseniz, sağda Vefa Lisesi solda ise Vefa Bozacısı'nın olduğu sokağı göreceksiniz. Vefa Bozacısı'nın haritadaki konumu için tıklayın. Bozayı ilk denemem İstanbul'a geldikten sonra oldu, bizim oralarda boza bilinmezdi. İlk kez Vefa Bozacısı'na üniversiteden bir arkadaşım götürmüştü beni. \"133 yıllık Bozacı'nın karşındaki leblebiciden sıcak leblebiler alınır, su bardağına konmuş boza leblebiler eşliğinde afiyetle yenir\" geleneğini de o zaman öğrenmiştim. Vefa Bozacısı'nın kurucusu olan Arnavutluklu Hacı Sadık Bey, 1870 yılında bugün Kosova sınırları içinde yer alan Prizren'den İstanbul'a gelmiş. Sadık Bey İstanbul'a geldiğinde boza 200'e yakın esnaf tarafından yapılıyormuş ve daha sulu ve koyu renkli imiş. Sadık Bey farklı yöntemler deneyerek bozanın bugünkü kıvam ve tadını yakalamış. Kendi evinde ürettiği bozayı kış aylarında bakır güğümünde taşıyarak saray ve çevresindeki sokaklarda satarak bu işe başlar. Vefa o yıllarda aristokrat ve bürokrat ailelerin yaşadığı bir semt. 1876'da Sadık Bey ilk dükkanını açmış ve adını da Vefa Bozacısı koyar. Hacı Sadık Bey'le başlayan Vefa Bozacısı tarihçesi, 4. nesil aile fertleriyle devam ediyor. Tarihi mekanın dokusunu koruyor olması benim en sevdiğim kısımlardan biri. Bozanızı isterseniz kağıt bardakta alıp çıkabiliyorsunuz ancak ben bu tarihi dükkanda oturup ortamın tadını çıkarmayı tercih ediyorum. Vefa Bozacısı ile ilgili sevdiğim bir başka şey ise, leblebiyi kendilerinin satmaması ve çevre esnafın da burada yaratılan ekonomiden faydalanmasını sağlaması. Vefa Bozacısı'nda 1 bardak boza 5 TL. Biz iki kişi için 5 TL'lik leblebi de aldık. Yani kişi başı 7,5 TL boza keyfi. İsterseniz 1 veya 2 litrelik büyük boylarını da buradan satın alabilir veya marketlerde bulabilirsiniz. Vefa Bozacısı'nda bir köşe var ki boş bulmak için hafta içi gün ortası gitmeniz lazım. Bu köşe 1937 yılında Atatürk'ün boza içtiği köşe. Köşenin üst bölümünde Atatürk'ün boza içtiği bardak hala saklanıyor ve sergileniyor. O köşede oturup Atatürk'ün boza içtiği günü düşünmek için dahi gidilir Vefa Bozacısına. Boza, darı irmiği, su ve şekerden yapılan mayalı bir içecek. Koyu kıvamı nedeni ile içecek demek ne kadar doğru emin olmasam da içine leblebileri atıp kaşıkla yemek benim favorim. - 3 bardak bulgur - 2 kahve fincanı pirinç - 3 bardak toz şeker - 1 bardak eski boza ya da kibrit kutusu büyüklüğünde maya geniş bir kap Vefa Bozacısı'nın boza tarifini aşağıda bulacaksınız. 3 bardak bulgur akşamdan bol su ile ıslatılır. Ertesi gün bulgur ve 2 kahve fincanı pirinç iyice ezilinceye kadar pişirilir. Bulgur ve pirinç mikserle çırpılır ve ince süzgeçten geçirilir. Bu karışım hafif ateşe konulur. İçine 3 bardak şeker katılır ve eriyinceye kadar karıştırılır. Sonra ateşten alınır. Bir yerde ılınmaya bırakılır. Arada bir karıştırılır. Ilıdıktan sonra içine eski boza ya da ılık suyla ezilmiş maya katılır. İyice karıştırılır. Bu karışımın ağzı kapatılarak, 20-25 derecelik bir yerde, ara sıra karıştırılarak 2-3 gün bekletilir. İçinde göz göz hale gelmiş kabarcıklar görülürse olmuş demektir. Artık servise hazır olan boza serin bir yere alınır ve soğuk servis yapılır. Boza, buzdolabında 15 güne kadar saklanabilir, ancak daha uzun bekletilmemelidir. Boza'nın içinde B1-B2-B3-B6-B12 vitaminleri bulunduğundan çok sağlıklı ve pek çok hastalığa şifa olduğu söyleniyor. - Günde 2 bardak boza, yetişkin bir insanın günlük B vitamini ihtiyacını karşılıyormuş. - Glutensiz olması nedeniyle gluten alerjisi olanlar veya çölyak hastaları rahatlıkla içebilir. - Bir bardak Boza yaklaşık 200 cc ve 86 kalori, yani dozunda içtiğiniz sürece son derece sağlıklı. - Boğaz enfeksiyonlarında antimikrobiyel özelliği ile kullanılabilir. - Probiyotik özelliği ile de bağırsak düzenlemede işe yarıyor. - Bozdoğan Kemeri - Süleymaniye Camii - At Pazarı - Molla Zeyrek Camii - Kadınlar Pazarı İstanbul'da sadece birkaç saatinizi ayırarak harika keşifler yapabilirsiniz. ya bu yazınızı dün boza ednemeden evvel okumuş olsaydım vefanın yolunu tutardım ki bana oldukça uzak. hiç boza içmemiştim ve arkaşlara boza içmeye vefaya gitmek istiyorum dediklerimde beni burdurup bi bardak boza ikram ettiler ama sadece bi yudum alabildim.. Kış bitmeden Vefa'ya da uğramanızı tavsiye ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tarsus-ta-gezilecek-yerler-tarsus-gezi-rehberi", "text": "Mersin'in en büyük ilçesi olan Tarsus, 6 bin yıllık tarihi, hem Hristiyanlık hem de Müslümanlık için kutsal yerleri, cennet gibi doğası, birbirinden lezzetli yemekleri ile Çukurova'da gezilecek yerler arasında öne çıkan şehirlerden biri. Henüz zenginliğinin tam olarak farkına varılmayan bu güzel şehirde, Çukurova Kalkınma Ajansı'nın daveti ile, kısa süre geçirmeme rağmen çok keyif aldım. En kısa zamanda yeniden ziyaret etmek istediğim rotalar arasında yerini alan Tarsus'ta gezilecek yerler, tarihçesi, nerede, nasıl gidilir, ne yenir, nerede yenir, nerede kalınır gibi Tarsus hakkında ihtiyacınız olan tüm bilgiler Tarsus gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Tarsus gezi rehberi yazısına Tarsus'ta gezilecek yerler ile başlıyoruz, Tarihi İpek Yolu üzerinde önemli bir konuma sahip bu şehir size uzun bir gezilecek yerler listesi vaad ediyor. Rehberin devamında Tarsus ile ilgili merak ettiğiniz ne varsa yer alıyor merak etmeyin. Tarsus'ta gezilecek yerler listesinde hem tarihi hem de doğal güzellikler bulunuyor. Tarsus şehir merkezindeki hemen her yer yürüme mesafesinde iken şehir dışında araç ile gidip görmeniz gereken yerler olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Yani Tarsus'u tam anlamıyla gezmek için bir araca ihtiyacınız olacak. Mersin veya Adana'ya gelmişken bir veya iki günü Tarsus'a ayırabileceğiniz gibi, direkt Tarsus'a gelip bir hafta sonu iki gün dolu dolu Tarsus gezisi yapabilirsiniz. Adana gezi notları için yazılarıma göz atmayı unutmayın! St. Paul Kuyusu'nun bulunduğu yer, Hristiyanlığın \"müjdeleyici\"lerinden biri olan, İncil'de adı Tarsuslu Paul olarak geçen, Tarsus doğumlu Aziz Paul'un doğduğu ve yaşadığı yer olarak kabul ediliyor. Hristiyanlığın önemli hac merkezlerinden biri olan St. Paul Kuyusu, Tarsus şehir merkezinde eski Tarsus Evleri'nin bulunduğu Kızılmurat Mahallesi'nde yer alıyor. St. Paul'un evinin avlusu olduğuna inanılan yerde bulunan kuyunun sularının şifalı ve kutsal olduğuna inanılıyor. 1,15 metre çapı, 38 metre derinliği bulunan kuyunun ağız kısmı yuvarlar olmasına rağmen asıl kuyu kısmı kare şeklinde ve dikdörtgen kesme taşlardan yapılmış. Hristiyanlar hacı olmak için kuyuyu ziyaret ettiklerinde mutlaka kutsal saydıkları suyundan içtiklerini öğrendik çalışanlardan, biz elimize dökmekle yetindik. Kuyunun hemen yanında yukarıdaki fotoğrafta camlı olarak görünen yapı ise St. Paul'un doğup yaşadığı evine ait kalıntılar. - St. Paul Kuyusu 2022 Giriş Ücreti : 12,5 TL, Müzekart geçerli. - Ziyaret Saatleri: Pazartesi günleri hariç haftanın her günü 08:00-17:00 saatleri arası ziyarete açık. Roma İmparatoru Constantinius'un Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra, Hristiyanlığın yayılmasında gösterdiği çabaları onurlandırmak adına Anadolu'da Aziz Paul adına çok sayıda kilise inşa edilmiş. Tarsus şehir merkezinde bulunan St. Paul Kilisesi de bunlardan biri. Farklı kaynaklarda inşa tarihine dair farklı bilgiler yer alıyor, M. S.11-12. yüzyıl diyen de var, 1850 diyen de. 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın himayesine geçen kilise, restore edilerek 2001 yılında St. Paul Anıt Müzesi olarak ziyaret açılmış. Yapı müze statüsünde olsa da Hristiyan cemaati istediği zaman burada tören yapabiliyor. Dikdörtgen plana sahip olan kilise üç nefli plana sahip. Orta nefin tavanında ortada Hz. İsa, köşelerde İncil'in yazarları Yohannes, Mattios, Marcos ve Lucas'ın bulunduğu bir tavan resmi bulunuyor. Resmin devamında ise bir göz motifi var, bu motifin Tanrı'nın Gözü'nü simgelediği söyleniyor. Kilisenin kuzey doğu köşesinde çan kulesi var. - St. Paul Anıt Müzesi 2022 Giriş Ücreti : 12,5 TL, Müzekart geçerli. - Ziyaret Saatleri: Pazartesi günleri hariç haftanın her günü 08:00-17:00 saatleri arası ziyarete açık. Tarsus şehir merkezinin en cazibeli yeri şüphesiz Kızılmurat, Cami-i Nur, Sofular, Tabakhane ve Şehit Kerim mahallelerinde bulunan Eski Tarsus Evleri. 300 tanesi tescillenmiş, toplam 600 kadar eski ev bulunan Tarsus'ta, ahşap ve kerpiçten yapılan klasik Türk mimarisi ve taştan yapılan Ermeni mimarisi örneklerini taşıyan evler yan yana sıralanmış durumda. Bu binaların pek çoğu film seti olarak da kullanılmış. Mesela aşağıda fotoğrafı bulunan Güvercinli Konak, tamamı Tarsus'ta çekilen Beynelmilel filminde kullanılmış, belki hatırlayanlarınız vardır. Üstteki fotoğraftaki konak ise Ayla filminde kullanılmış. Eski Tarsus Evleri'nin genel özelliği yüksek bir alt kata sahip olması. Alt katlar \"işlik\" yani daha çok bereketli Çukurova'dan kaldırılan mahsüllerin özellikle pamuğun depolandığı yer, üst katlar ise yaşam alanı olarak kullanılmış. Anadolu'nun pek çok yerinde ve Arap Ülkelerinin pek çoğunda olduğu gibi Eski Tarsus Evleri'nde de kadın ve erkek için ayrı kapı tokmakları bulunuyor. Daha tok ses veren eve gelen kişinin erkek, daha tiz ses veren ise eve gelen kişinin kadın olduğunu anlamamıza yarıyor. Şahmeran Efsanesi'ni herhalde bilmeyen yoktur. Kısaca hatırlatmak gerekirse, vücudu yılan, başı güzeller güzeli bir kadın olan, yılanların hükümdarı sayılan mitolojik bir karakter Şahmeran. Anadolu'da Tarsus ve Mardin bu efsaneyi sahiplenmiş durumda. Şahmeran yerini tesadüfen bulan Camsab, bir süre Şahmeranla yaşadıktan sonra evine geri dönmek ister, Şahmeran önce izin vermek istemese de yerini hiç kimseye söylememesi şartı ile Camsab'ı salıverir. Ancak Tarsus kralı ölümcül bir hastalığa yakalanır ve tek dermanı Şahmeran eti yemektir. Herkese haber salınsa da kimseler Şahmeran'ın yerini bilmez. Efsane bu ya, Şahmeran'ı görenlerin sırtı yılan pulu ile kaplanırmış, yeri bileni bulmak için bütün Tarsus'un hamamda yıkanması istenir, sonunda Camsab'ın foyası ortaya çıkar. Canından olmamak için Şahmeran'ın yerini söyleyen Camsab yılan hükümdarının sonunu getirmiştir. Şahmeran bulunup hamama getirilir ve burada öldürülür. İşte o hamamın Tarsus'taki Şahmeran Hamamı olduğuna inanılıyor. Tarsus'ta kazılarda ortaya çıkan 2 bin yıllık sikkelerin üzerinde Şahmeran'ın öcünü almak isteyen yılanların şehre saldırdıkları sahneler bulunmuş. İster inanın, ister inanmayın! Yukarıda hikayesini kısaca anlattığım, başı insan gövdesi yılan olan yılanların şahı Şahmeran, halk arasında farklı yorumlarla anlatılan benzer pek çok hikayenin kahramanı ve Anadolu'nun en önemli mitolojik efsanelerinden biri. Tarsuslular da onu yaşatmak için Eski Cami'nin hemen karşısına bir heykelini koymuşlar, Tarsus'a yolunuz düşerse kendisine bir selam vermeden geçmeyin. Tarsus'ta yapım tarihi konusunda netlik olmayan bir başka yapı ile karşınızdayım. Eski Camii, kiliseden camiye dönüştürülmüş bir yapı ancak yapım tarihine dair net bir bilgi yok hatta o kadar yok ki 2. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar geniş bir aralıkta yapılmış olabileceği veya pek çok kez onarımdan geçtiği düşünülüyor. Şahmeran Heykeli ile Roma Hamamı arasında camiyi görebilirsiniz. Tarsus şehir merkezindeki önemli Roma kalıntılarından biri de büyük bir hamama ait olduğu anlaşılan Roma Hamamıdır. Arka mahallelere ulaşımı olaylaştırmak için hamamın altında açılan geçitler nedeniyle halk arasında \"Altından Geçme\" veya \"Kemeraltı\" olarak bilinen yapı çarşı merkezinde bulunuyor. Şu an 3 metre kalınlığında 9 metre yüksekliğinde olduğu tahmin edilen duvardan kalan bir parça dışında hamamdan geriye çok birşey kalmamış. Makam-ı Danyal Camii, Tarsus şehir merkezinde, Kubat Paşa Medresesi'nin hemen çaprazında yer alıyor. Danyal Peygamber'e ait olduğu düşünülen türbenin üzerine 1857 yılında yapılan camii adını da Danyal Peygamber'den almış. Caminin bulunduğu yer eski Berdan Çayı'nın geçtiği yer olduğundan, caminin altında Roma Dönemi'ne ait köprü kemerleri ve nehir kıyısında bulunan bir nekropol bulunmuştur. Şehir merkezinden geçen çay, su baskınlarına sebep olduğundan Roma döneminde yatağı değiştirilmiş ve bugünkü yerinden akmaya başlamış, hatta Tarsus Şelalesi de böyle oluşmuş. Kubat Paşa Medresesi, Tarsus şehir merkezinde Makamı-ı Danyal Camii ile Ulu Camii'ye çok yakın mesafede bulunuyor. Ramazanoğlu Beyi Kubat Paşa tarafından yaptırılan medrese klasik Selçuklu mimarisi özelliklerini taşıyor. Günümüze oldukça sağlam olarak ulaşmış olan medrese restore edilerek müze haline getirilmiş. Avlunun etrafını çevrelemiş olan 16 odasında Tarsus'a özgü gelenekler sergileniyor, pırıl pırıl, şıkır şıkır, çok güzel olmuş, Tarsus'a giderseniz mutlaka ziyaret edin. Tarsus şehir merkezinde bulunan tarihi çarşı, eski ve kötü durumda olan yapılar yenilerek yepyeni bir çehreye kavuşmuş. Şehrin eski çarşısı yeni çarşısı haline gelmiş, alışveriş yapmak, birşeyler yemek veya sadece etrafa bakınmak için Siptilli Çarşısı'na uğrayabilirsiniz. Tarsus şehir merkezinde, Ulu Camii'nin kuzeydoğu köşesinde Tarsus Saat Kulesi yükseliyor. Anadolu'da sayıları 100'ü geçen tarihi saat kulelerinin en eskilerinden biri olan Tarsus Saat Kulesi, 1892 yılında, Ulu Camii'nin çöken minarelerinden birinin yerine, Tarsus Kaymakamı Ziya Bey'in önderlik etmesi ile Çiçekli Köyü eşrafından Feyzullah Ağa tarafından yaptırılmış. Kulede yer alan dört saat Almanya'dan getirtilmiş. Sekizgen gövdeli olan kule yerden toplam 30 metre yükseklikte yer alıyor, minarenin üstüne eklenen kısım ise 10 metre. Tarsus merkezinde bulunan Ulu Camii, Türk-İslam mimarisinin güzel örneklerinden biri. Camii, taç kapı ve minber üzerindeki kitabelere göre 1579 yılında Ramazanoğulları Piri Paşa'nın oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmış. Minaresi ise, 1362-1363 yılında Memlük Sultanı adına Şembeki Aksungur tarafından yaptırılmış. Avlunun ortasındaki bulunan şadırvan, 1905 1906 yıllarında eklenmiş. Caminin bulunduğu yerde eski bir tapınak bulunduğu, o tapınak üzerine önce kilise sonra da bugünkü camii yapıldığı tahmin ediliyor. Kırkkaşık Bedesteni, Tarsus şehir merkezinde Ulu Camii'nin hemen yanında yer alıyor. Ramazanoğulları Beyliğinden Piri Paşa'nın oğlu İbrahim Bey tarafından, 1579 yılında Ulu Cami ile birlikte yaptırılan Kırkkaşık Bedesteni, imarathane ve medrese olarak kullanılmak üzere inşa edilmiş. 25 odası bulunan bedesten, adını, dış cephesindeki kaşık süslemesinden almıştır. Bugün giriş kapısının üstüne dikkatli bakarsanız kaşık işlemelerini görebilirsiniz. Bu güzel bedesten restorasyon sonrasında kapalı çarşı olarak kullanılmaya başlamış. Tarsus'a geldiğinizde Tarsus'a özgü hediyelik eşya almak, kaynar içmek ve rengarenk dükkanları gezmek için mutlaka bedestene uğramanızı öneririm. Tarsus Müzesi, 1970 yılında bugün Kubat Paşa Medresesi'nin bulunduğu yerde ilk kez hizmete açılmış. Birkaç kez yer değiştirdikten ve bir süre kapalı kaldıktan sonra 22.12.2020 tarihinde 75. Yıl Tarsus Kültür Merkezi Kompleksi içinde yeniden hizmet vermeye başlamış. Üç katlı olan müze binasının Müzenin Etnografik ve Arkeolojik eserlerin sergilendiği iki büyük salonu bulunuyor. - Tarsus Müzesi girişi ücretsiz. - Müze, Pazartesi günleri hariç her gün 08:00 17:00 arasında ziyarete açık. Roma İmparatorluğu döneminde M. S. 1. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Antik Roma Yolu, Tarsus şehir merkezinde yer alıyor. Bugün sadece 65 metrelik kısmı gün yüzüne çıkarılmış olan yolun kentin şehir içi ulaşımında kullanıldığı tahmin ediliyor. Yolun bugünkü görüntüsü dahi Tarsus'un 2 bin yıl önceki ihtişamını anlatmaya yetiyor. Yolun açık kısmı şu an tel örgü ile çevrilmiş, ziyarete açık değil. En azından koruma altında. Tarsus şehir merkezinde Mersin Caddesi üzerinde yer alan Kleopatra Kapısı, antik dönemden kalan en önemli yapı ve tek kapı. At nalı şeklindeki kapının yerden yüksekliği 8.50 metre, ortada kalan genişliği ise 5.60 metre eninde. Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın Romalı General Marcus Antonius ile görüşmek üzere Tarsus'a geldiği, bu nedenle kapının adının Kleopatra Kapısı olduğu söyleniyor. Tarsus, tarih boyunca hem ticaret merkezi hem de farklı inanışların ibadet merkezi merkezi olmuş. Donuktaş Roma Tapınağı'nın M. S. 2. yüzyılın sonralarında inşasına başlanan ancak tamamlanmayan bir tapınak olduğu düşünülüyor. 100 metre x 43 metre ölçülerinde ve dikdörtgen planlı dev kütle Roma betonu kullanılarak inşa edilmiş. Bugün görülecek çok birşey kalmamış olsa da bir zamanlar burada devasa bir tapınak inşaatı olduğunu hayal etmek heyecan verici. Tarsus şehir merkezinde bulunan bir diğer tarihi kalıntı Gözlü Kule Höyüğü. 300 metre çapında, 25 metre yükseklikte ve yaklaşık 12- 14 metre derinliğe sahip olan höyük Kilikya döneminden günümüze ulaşan 33 katmana sahip. Tarsus Amerikan Koleji, 1888 yılında Tarsuslu Aziz Paul'dan adını alarak St. Paul Okulu adıyla kurulmuş. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1928 yılında okul lise unvanını almış ve misyonerlik faaliyetlerine son verilmiş. Tarsus Amerikan Koleji, halen Amerikan sistemine uygun bir şekilde Amerikalı ve diğer yabancı eğitimcilerle yönetiliyor. Okul kuruluş amacını; \"Türkiye için liderler, dünya için liderlik\" olarak tanımlıyor. Türkiye'deki pek çok şirketin yönetim ekibinde Tarsus Amerikan Koleji mezunlarını görmemiz bir tesadüf değil. Ben de bir dönem, TAC mezunu bir genel müdür ile çalışma şansına sahip oldum. Tarsus'ta kurulan uluslararası standartlardaki bu eğitim kurumunun şehrin stratejik öneminin altını çizdiğini unutmamak gerek. Çanakkale Savaşı'nın kaderini değiştiren, 7-8 Mart tarihlerinde Çanakkale Boğazı'nda düşman gemilerinin manevra yaptığı noktaya yerleştirdiği 26 mayın ile 18 Mart zaferinin kazanılmasında çok önemli bir rol oynayan Nusrat Mayın Gemisi şu an Tarsus'ta bulunan Çanakkale Parkı'nda sergileniyor. Nusret Mayın Gemisi emekli edildikten sonra yük gemisi olarak kullanılmış, ancak iyice eskiyince jilet yapılmaya karar verilmiş. Geminin kurtarılması için düzenlenen kampanyalar ne yazık ki işe yaramayınca Tarsus Belediyesi devreye girererek gemiyi kurtarmış. Mersin Limanı'na su yoluyla getirilen gemi, üç parçaya ayrılarak tır ile Tarsus'a getirilmiş. Geminin taşınması gereken 27 kilometrelik yol 4.5 saat sürmüş. Geminin bulunduğu park için Çanakkale Savaşı'nda hayatını kaybeden Tarsuslu şehitlerin anısına bir şehitlik bulunuyor. Şehitliğin hemen arkasında da Yüzbaşı İbrahim Hakkı Bey Müzesi yer alıyor. Müzede, Çanakkale Savaşı'na dair sergiler bulunuyor, giriş ücretsiz. Anadolu'nun pek çok yerinde söylencesi olan \"Yedi Uyurlar\" inanışının en önemli merkezlerinden biri Tarsus'ta bulunuyor. Eshab-ı Kehf Mağarası'nın, Kuran-ı Kerim'in Kehf Suresi'nin 9-26. Ayetleri'nde anlatılan Yedi Uyurlar'ın 309 yıl boyunca uyudukları mağara olduğuna inanılıyor. Sureye göre; Allah'a inanan ve yaşadıkları devrin zalim ve müşrik kralından kaçan Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernus, Debernuş, Şazenuş ve Kefeştatayyuş adlı yedi genç ve köpekleri Kıtmir bu mağarada uyumuşlar. Tarsus'un 12 km. kuzeyinde Dedeler köyünde bulunan Eshab-ı Keyf Mağarası hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar için kutsal kabul ediliyor. Giriş ücretsiz. Tarsus Şelalesi, Antik Kydnos şehrinin yani Tarsus'un kurulmasında önemli bir yeri olan ve soğuk su anlamına gelen Berdan Çayı üzerinde bulunuyor. Tarsus şehir merkezine sadece 4 km mesafede yer alan şelale hem çevrede yaşayanlar hem de gezmeye gelenler için serin bir nefes alma noktası. Tarsus şehir merkezinden geçen nehrin yönü Doğu Roma İmparatoru Jüstinyen tarafından su baskınlarını önlemek için değiştirilerek bugünkü yerine yönlendirilmiş ve o dönemde şehrin nekropolü olan alan Tarsus Şelalesi'ni oluşturmuş. Berdan Nehri suları şifalı kabul edilse de bazı efsaneler göre lanetli. Mesela; Büyük İskender'in Kydnos'da yıkandıktan sonra zatürree olduğu ve bir daha da iyileşemeyerek kısa bir süre sonra Suriye'de öldüğü söyleniyor. Nehir kıyısında, şelale çevresinde kahvaltı edebileceğiniz mekanlar var, çok da keyifliler. Şelale girişi ücretsiz. Tarsus rotanıza şelaleyi ve nehir kıyısındaki mekanları eklemenizi öneririm. Bugün kullanılan yolların pek çoğunun antik dönemdeki yolların üzerine yapıldığı biliniyor. Tarsus'un Sağlıklı Köyü tepelerinde bulunan ve yaklaşık 2 kilometre boyunca devam eden antik Roma yolu da bu yollardan biri. Bu yolun M. S. 1. yüzyılda yapılıp 4. yüzyıla kadar kullanıldığı biliniyor. Tarihte Akdeniz'i İç Anadolu Bölgesi'ne bağlayan önemli yollardan biri imiş. Tarsus girişinde bulunan Justinianus Köprüsü, 6. yüzyılda Doğu Roma İmparatoru Jüstinyen tarafından şehri su baskınlarından korumak üzere yapılmış ve 3 gözlü köprü yakın döneme kadar araç geçişleri için kullanılmış. Köprü üzerinden geçenlerden Baç yani vergi alındığı için köprüye de Baç Köprüsü denmiş. Tarsus'un Kisecik Köyü'nde bulunan Kisecik Kanyonu Tarsus merkezine yaklaşık 42 km mesafede bulunuyor. Yolun son 5 kilometrelik kısmı biraz dar ve dolambaçlı olsa da yolun sonunda göreceğiniz güzellik yolun zorluğunu unutturuyor. Kanyonun güzelliği, ulaşım zorluğu ve az bilinmesi nedeniyle Saklı Cennet olarak anılmaya başlanmış. Kanyonun bulunduğu ve sal gezisinin yapıldığı kısımda kamp yapılabilecek bir alan var. Yaz aylarında Adana-Mersin sıcaktan yanarken burada kamp yapmak ve kanyonun serin sularında yüzmek eminim çok keyifli olur. Kanyon içinde sal ile gezinti yapılabiliyor, özel işletmeye ait bu sal turu için fiyat biraz belirsiz. Ben net fiyat isteyince sal başına 200, kişi başı 25 TL dediler ama yaz aylarında artabilir, kişi sayısına göre değişebilir gibi yuvarlak konuştular. Tarsus'ta gezilecek yerler listesine dair açıklamalarımın burada sonuna geldik. Sizin gidip beğendiğiniz ve benim listemde olmayan bir yer varsa yorumlara eklerseniz çok sevinirim. Yukarıda detayları ile okuduğunuz Tarsus'ta gezilecek yerler listesi aşağıda özet olarak yer alıyor. - St. Paul Kuyusu - St. Paul Kilisesi - Eski Tarsus Evleri Kızıl Murat Mahallesi - Şahmeran Hamamı - Şahreman Heykeli - Eski Camii - Roma Hamamı - Hz. Danyal Peygamber Türbesi & Makam-ı Şerif Camii - Kubat Paşa Medresesi - Yeni Hamam - Saat Kulesi - Ulu Camii - Kırkkaşık Bedesteni - Siptili Çarşısı - Tarsus Müzesi - Antik Yol - Kleopatra Kapısı - Tarsus Amerikan Koleji - Donuktaş Roma Tapınağı - Gözlü Kule Höyüğü - Nusret Mayın Gemisi - Eshab-ı Keyf Mağarası - Tarsus Şelalesi - Sağlıklı Roma Yolu - Justinianus Köprüsü - Saklı Cennet Kisecik Kanyonu Tarsus Belediyesi'nin hazırladığı Tarsus'ta gezilecek yerler haritası aşağıdaki görselde yer alıyor. Tarsus Kaymakamlığı'nın internet sitesinde yer alan Tarsus Turistik Yürüyüş Rotası haritasını da aşağıda görebilirsiniz. Tarsus'ta gezilecek yerleri olabildiğince detayı ile anlatmaya çalıştım. Sıra geldi Tarsus'u yakından tanımaya; tarihçesi, yol tarifi, yeme-içme, konaklama önerileri gibi Tarsus gezinizde ihtiyaç duyabileceğiniz tüm detaylar için okumaya devam edin! Gözlü Kule'de yapılan kazı çalışmalara bakacak olursa Tarsus'un geçmişi M. Ö. 7000'li yıllara kadar uzanıyor. Tarih boyunca ticaret ve inanç merkezi olarak stratejik bir önemi olan şehir, Anadolu Selçuklu Devleti, Haçlı seferleri ve Memluklular zamanında gücünü yitirmiş ve Osmanlı Dönemi'nde Adana'ya bağlanınca tamamen önemini kaybetmiş. Bereketli Berdan Çayı, Kilikya ile İç Anadolu'yu birbirine bağlayan konumu sayesinde Perslerden Romalılara kadar herkes medeniyetin sahip olmak istediği bir yer olmuş. Aziz Paul'un doğum yeri olması nedeniyle Hristiyanlar için büyük öneme sahip olan şehir hala inanç turizmi için önemli bir yere sahip. Mersin'in 13 ilçesi arasında en fazla nüfusa sahip olan Tarsus, doğusunda Adana, batısında Mersin, kuzeyinde Pozantı, Çamlıyayla ve güneyinde Akdeniz ile çevrili bir şehir. Tarsus, Mersin merkezine 25 km, Adana merkezine 42 km, Adana Şakir Paşa Havalimanı'na ise 39 km mesafede yer alıyor. - Tarsus'a uçak ile ulaşım: Tarsus'a İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya'dan havayolu ile gelmek için Adana Şakir Paşa Havalimanı'na gelebilirsiniz. Havalimanından Tarsus merkez araç ile yaklaşık yarım saat sürüyor. - Tarsus'a otobüs ile ulaşım: Çevre illerden ve büyük şehirlerden direk Tarsus'a otobüs ile gelebilirsiniz, ulaşım ağı son derece güçlü. Gelelim en lezzetli konuya; \"Tarsus'ta ne yenir, nerede yenir?\". Tarsus bulunduğu coğrafyanın hakkını verecek şekilde kebaptan tatlıya, humustan kahveye kadar herşeyin en güzelini bulabileceğiniz bir yer. Kendi denediklerimi aşağıda bulabilirsiniz, varsa önerilerinizi yorumlara eklemeyi unutmayın! Tarsus'ta kahve çay bardağı şeklinde porselen veya seramik bardaklarda servis ediliyor, bu servis şeklinde Tarz-ı Hususi veya Tarsusi deniyor. Böylece kahvenin miktarı da biraz artmış olduğundan bu halini epey sevdim. Oturacağınız hemen her yerde Tarsusi Kahve bulabilirsiniz, Tarsus'a giderseniz kahvenizi Tarsusi istemeyi unutmayın. Tarsus Kebabı görüntü olarak Adana Kebab'a benzese de önemli bir farkı var, kebabın içine soğan ve maydanoz ekleniyor. Bu halini de Adana halini de sevdim, hepsi benim bebeklerim gibi. Tarsus'ta çok sayıda Tarsus Kebabı yiyebileceğiniz mekan var, biz Deymuri Kebap'ta yedik, geniş bahçesi olması güzeldi, kebaba zaten laf yok, ama Tarsus Kebabı'ndan sonra bir et geldi ki asıl onda parmaklarımızı yedik, gittiğinizde sormayı unutmayın erkenden bitiyormuş. Kırkkaşık Bedesteni'ni anlatmıştım, bedesten içinde Tarsus'un yöresel içeceği olan Kaynar ve Kleopatra İksiri içebileceğiniz minik bir kafe var. Özellikle yeni doğum yapmış kadınların içtiği bir içecek olan Kaynar, adı üstünde çok sıcak servis ediliyor, dilinizi yakmamak için içmeden önce biraz bekleyin. Kaynar 7 çeşit baharattan yapılıyor; zencefil, zerdeçal, tarçın, karanfil, havlıcan, yeni bahar. Baharatlardan hazırlanan çay karışımına ceviz ve tarçın eklenerek servis ediliyor. Bağışıklık sistemi ve grip için birebir. Kleopatra iksiri ise safran, melisa ve ekinezya ile yapılıyor. Üzerine fındık, fıstık ve keçiboynuzu tozu eklenerek servis ediliyor. Ülkemizin bu kısmına gelince humus yemeden dönmek olmaz. Humusun her türlüsüne bayılan biri olarak Tarsus'ta Orhan Usta'da hem yaptığımız hem de yediğimiz humus kesinlikle çok güzeldi. Lübnan usulü yapılan humusa servis edilirken pek çok yerde olduğu gibi zeytinyağı değil, tereyağı eritilerek ekleniyor. Benim için yağ kısmı fazla geldi, yağsız veya az yağlı istemeniz iyi olabilir. Nohut ve tahin güzel olunca humus da tazecik ve nefisti, yanındaki turşular da çok iyiydi. Olsa da yesek şimdi. Sıcak servis edilen Tarsus Humus'unu yiyebileceğiniz yerlerden biri de Kervan Humus, üç kuşaktır bu işi yapıyor Kervan Humus'un ustası. Aynı sokakta başka humusçular da var. Humusun yanında turşu ve şalgam ücretsiz geliyor. Buradaki humus da çok güzeldi, ben sıcak humus seviyorum, kesin. Humus ile birlikte burada yiyebileceklerinizden bir diğeri de fındık lahmacun. Ancak bildiğiniz boyda değil bu fındıklar çok daha küçük. Küçük küçük olduğu için ne kadar yediğinizi fark etmiyorsunuz bile, yanına salata ve yeşillik de ücretsiz geliyor. Tarsus'ta tadına geç keşfettiğim lezzetlerden biri de Görallar Ziya Efendi'nin cezeryesi. Bugüne kadar yediğiniz tüm cezeryeleri unutun, bu cezerye efsane dostlar! Tarsus'a gitmeyecekseniz de internetten filan sipariş edip bu lezzetin tadına mutlaka bakın. Tarsus'a bir günden fazla ayırdıysanız ve kahvaltı için vaktiniz varsa kesinlikle Berdan Çayı kıyısında kahvaltı edin. Biz Şelale Otağı isimli mekanda kahvaltı ettik, herşey çok lezzetliydi. Bu gördüğünüz kahvaltı kişi başı 70 TL idi, çay manzarası eşliğinde bana herşey çok taze ve lezzetli geldi. Tarsus'ta eski bir konak olan Elif Hatun Konağı bizim konakladığımız yer oldu. Eski konak havası, güler yüzlü çalışanları, keyifli bahçesi ve Tarsus şehir merkezinde görülecek yerlere yürüme mesafesindeki konumu ile güzel bir konaklama seçeneği. Ancak burada konaklayacaksanız rezervasyon yaptırdığınız odanın fotoğraflarını mutlaka inceleyin. Balkonlu veya hamamlı olan odalardan birini tercih etmenizi öneririm. Tarsus içinde eski evlerin konakların butik otel olarak hizmet vermesi oldukça yaygın bir uygulama. St. Paul Otel, Marco Pasha Hotel, Zorbaz Otel Tarsus içinde dolaşırken dikkatimi çeken diğer oteller oldu. Tarsus'a gelince hediyelik eşya almak istiyorsanız Kırkkaşık Bedesteni'ne uğrarsanız, Şahmeran desenli şallar, tabaklar, magnetler gibi aklınıza gelebilecek her türlü hediyelik eşyayı burada bulabilirsiniz. Ama ben hediyelik eşya istemem, başka birşey öner derseniz ilki tahin. Bu bölgede Lübnan mutfağının etkisi büyük, dolayısıyla tahin yemeklerin baş tacı. Tahin kullanmak için de güzel tahin yapıyorlar, yani tahin almak için doğru yerdesiniz. Tatlı birşeyler almak isterseniz iki önerim var; ilki bugüne kadar hiçbir yerde yemediğim kadar güzel olan cezerye, ikincisi de keçi boynuzu lokumu. Cezerye için adresiniz Görallar Ziya Efendi, keçi boynuzu lokumu ise bize ikram eden yerin adını maalesef not almamışım. Kırkkaşık Bedesteni'nde bir sorun siz en iyisi. Tarsus özellikle eski Tarsus Evleri'nin bulunduğu sokakları ile doğal bir film platosu gibi. Adana'nın Türk film endüstrisinde önemli bir yere sahip olmasından Tarsus da nasibini almış ve çok sayıda film ve dizinin tamamı veya bazı sahneleri Tarsus'ta çekilmiş. Aşağıda ulaşabildiklerimi paylaşıyorum, sizin de bildiğiniz başka dizi ve filmler varsa yorumlara ekleyin lütfen. - Ayla filminin Türkiye'deki çekimlerinin büyük bölümü, - Çağan Irmak'ın yönetmenliğini yaptığı Issız Adam filminin bir sahnesi, - Cezmi Baskın ile Özgü Namal'ın başrol aldıkları Beynelmilel filminin tamamı, - Kadir İnanır'ın başrolünü oynadığı Tatar Ramazan filminin önemli bir bölümü, - Muzaffer İzgü'nün yaşam öyküsünün anlatıldığı Zıkkımın Kökü adlı filmin neredeyse tamamı, - Ferdi TAYFUR'un Bende Özledim filminin önemli bir bölümü, - Banu Alkan'ın oynadığı Seviyorum filmi, - Gökhan Güney'le Oya Aydoğan'ın oynadığı Unutamadık filmi, - Mahmut Tuncer'in Şehnaz Dinar'la birlikte oynadığı Sensiz Yaşayamam filmi, - Burhan Çaçan'ın başrol aldığı Ayaz Geceler filmi, - Mahmut Tuncer ve Arzu Aydın'ın birlikte oynadığı Yeter filmi, - Tarık Akan'ın başrolünü oynadığı El Kapıları filminin önemli bir bölümü, - Mahmut Tuncer ve Bahar Öztan'ın başrollerini paylaştığı İkimiz de Sevdik adlı film, - Necati Şaşmaz, Gürkan Uygun ve Kenan Çoban'ın baş rollerini paylaştığı \"Kurtlar Vadisi Filistin\" filminin bazı sahneleri Tarsus'ta çekilmiştir. - Şahmeran efsanesinin de bir parça işlendiği Melek adlı dizi, - Uğur Polat, Yeşim Salkım'ın başrolünü üstlendikleri Seher Vakti adlı dizi filminin çekimlerinin neredeyse tamamına yakını, - Hanımın Çiftliği dizisinin bazı sahneleri, - Kurtlar Vadisi dizisinin bazı sahneleri Tarsus'ta çekilmiştir. - Orhan Usta'da humus yemeden sakın olaki dönmeyin. - Eski Tarsus Evleri'nin olduğu sokakları arşınlamadan dönmeyin. - Berdan Çayı kıyısında kahvaltı etmeden, Tarsus Şelalesi'ni görmeden dönmeyin. - Saklı Cennet Kisecik Kanyonu'nda, yazın giderseniz yüzmeden, bahar veya kış aylarında giderseniz sal gezintisi yapmadan dönmeyin! - Kırkkasık Bedesteni'nde kaynar veya Kleopatra İksiri'nden içmeden dönmeyin. - Temmuz ayı içinde Tarsus'a gelirseniz Üzüm Festivali'ne katılmadan dönmeyin! Plan yapmadan önce tarihlerini kontrol etmeyi unutmayın. Keçiboynuzu lokum satılan yer Eko-der olacaktı. Ben de instagram ve youtube da \"Tarsus Gezi Rehberi\" adıyla bu şehri tanıtmaya çalışıyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tatil-plani-icin-okunmasi-gereken-siteler", "text": "Posta Gazetesi \"İnternette gezinmeden tatile çıkmayın\" başlıklı bir haber yapmış. Tatil rotanıza karar vermeden ziyaret edilmesi gereken en iyi gezi blogları Merve Özaytekin haberi ile yayınlanmış. Listedeki bloglar arasında Çok Okuyan Çok Gezen de yer alıyor. - seyahatperest. com - istanbulfood. com - blog. gezlong. com - geziyorum. net - azgezmis. com - simdigezelim. com - cokgezenlerkulubu. com - cokokuyancokgezen. com - sandaletliseyyah. com Ve listede adı olmayan pek çok güzel gezi blogu kesinlikle tatile/seyahate çıkmadan önce mutlaka ziyaret edilmeli. Yazıyı okumuş olsaydınız, o listeyi hazırlayanın Posta Gazetesi olduğunu görürdünüz. Blog yazarı olarak okumadan yorum yazmanız talihsizlik olmuş. Tatile çıkılsa da çıkılmasa da okunması gereken bir makale olmuş teşekkürler. Paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Güzel bir rehber olacak."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tawau-da-gezilecek-yerler-ve-tawau-gezi-rehberi", "text": "Malezya'nın Borneo Adası'ndaki iki eyaletinden biri olan Sabah Eyaleti'nde görülecek pek çok yer, yapılacak çok aktivite, izlenecek pek çok güzel gün batımı var. Sabah'ta gezilecek görülecek yerlerden biri de; eyaletin üçüncü büyük şehri olan Tawau. Bu yazıda Tawau'da gezilecek yerler listesinde bulunan noktaları, Tawau'ya ulaşım ve Tawau'da konaklama gibi ihtiyacınız olan bilgileri Tawau gezi rehberi altında bulacaksınız, keyifli okumalar! Kuzey Borneo için 2 Haftalık Gezi Rotası ve Malezya'nın Sabah Eyaleti'ne Gitmek için 12 Neden yazılarıma göz atmanızı öneririm. Tawau; Kuzey Borneo'nun Endonezya sınırına komşu, Malezya'nın en önemli turistik destinasyonlarından biri olan Sipadan Milli Parkı'na en yakın büyük şehir ve havalimanına sahip olması ile bilinen bir şehir. Sabah Eyaleti'nin üçüncü büyük şehri olması sizi yanıltmasın, çok büyük ve kalabalık bir şehir değil, kendi halinde, az turistin olduğu bir şehir burası. Tawau, Malezya'nın Sabah Eyaleti'nin güneybatı sahilinde Selebes Denizi kıyısında bulunuyor. Tawau'ya uçakla ulaşmak isterseniz; Air Asia ve Air Malaysia'nın Kota Kinabalu ve Kuala Lumpur'dan direkt uçuşları bulunuyor, bu uçuşlar şehri dünya ile buluşturuyor. Tawau'da LA Hotel'de kaldık. Şehir çok turistik bir yer olmadığından zincir oteller veya turistlere yönelik oteller yok. Burası da genelde iş insanlarının kullandığı bir otel, en güzel özelliği ise çatısındaki barından Tawau manzarası. Yukarıdaki fotoğraf barın manzarası, bardaki fiyatlar da oldukça uygundu. Şehir içinde irili ufaklı oteller veya ev konaklaması yapan yerler bulunuyor. Burası turistik bir şehir olmadığını için zincir oteller bulunmuyor. Tawau çok büyük bir şehir değil. Şehir içinde görülecek yerleri görmek için birkaç saat ayırmanız yeterli. Tawau Hills Park ve Bazalt Kayaları için de diğer yarım gününüzü ayırırsanız bir gün yeterli olacaktır. Eğer Tawau'ya Semporna'ya gitmek için geldiyseniz gidiş veya dönüş gününüzde bir gününüzü buraya ayıracak şekilde bir plan yapabilirsiniz. Tawau'nun öne çıkan özelliği Sabah Eyaleti'ndeki pek çok şehirde olduğu gibi doğası. Devasa tropik ağaçlar, şelaleler, nehirler, yemyeşil tepeler ile içinizi açacak bir yer. Şehir merkezindeki hemen her yer yürüme mesafesinde tabii sıcakta yürümek isterseniz, yoksa taksi uygulaması Grab üzerinden araç çağırarak istediğiniz yere uygun fiyatlara gidebilirsiniz. Tawau şehir merkezinde turistler için çok ilgi çeken yerler olmayınca Penang'da olduğu gibi şehri duvar resimleri ile süslemişler. Duvar resimlerinin olduğu noktalar Google Haritalar uygulaması üzerinde \"Tawau Street Art and Mural\" olarak işaretlenmiş, işaretlenmiş yerleri takip ederek resimleri kolayca bulabilirsiniz. Yukarıdaki fotoğrafta yer alan duvar resmi Tawau otobüs terminalinin hemen yan duvarında bulunuyor. Sabah Eyaleti'ndeki şehirlerde genellikle büyük kapalı pazar yerleri bulunuyor. Sandakan'da da benzer bir pazar yeri vardı, Tawau'da da var. Pazarın giriş katında sebze ve meyve, ikinci katında kurutulmuş balık ve deniz ürünleri, üçüncü katında ise giyim ürünleri bulunuyor. Tawau çok turistik olmadığı için bizim gibi iki turist pazara girince hemen herkes sohbet edip hoş geldiniz dedi. \"Türkiye'den geldik\" deyince hemen \"selamun aleykum\" deyip sohbete başlıyor herkes. Malezyalılar zaten genel olarak çok sıcak kanlı, buradaki ortam turistik şehirlere göre çok daha samimi idi. Tawau'da en sevdiğim şeylerden biri de kesinlikle gece pazarları oldu. Gündüz çok sakin ve sessiz olan şehir akşam güneş battıktan sonra birden hareketlenmeye başlıyor. Chester Gece Pazarı benim favorim oldu. İkinci el kıyafetlerden oyuncaklara, binbir türlü geleneksel yemeğe kadar sokaklar boyu süren bir pazar burası. Şuşiden kebaba aradığınız her türlü sokak yemeğini bulabilirsiniz. Downtown Tawau olarak geçen denize yakın gece pazarları ise daha çok oturarak yemek yiyebileceğiniz seyyar restoranlardan oluşuyor. Şehrin içinde dolaştıkça başka gece pazarları da görebilirsiniz, burada hayat gece yaşanıyor. Kuzey Borneo ekonomisinin önemli bir parçası palmiye üretimi, palmiye üretimi başlamadan önce 70'li yıllarda Tawau kakao üretim merkezi imiş. Tawau şehir merkezine 5 km mesafede kakaonun meyveden çikolataya nasıl dönüştürüldüğünü, üretim süreçlerini görebileceğiniz Teck Guan Kakao Müzesi bulunuyor. Müzeyi ziyaret edebilmek için birkaç gün önceden arayarak haber vermek, rezervasyon yapmak gerekiyormuş, biz bu detayı atladığımız için ziyaret edemedik, siz gitmek isterseniz aşağıda müzenin bilgilerini bulabilirsiniz. - Teck Guan Cocoa Museum - Telefon: 016-8269579 Tawau Hills Park, Tawau şehir merkezinden 20 dakikalık bir araç mesafesinde bulunuyor. Parkta yürüyüş yolları, 12 km'ye varan trekking rotaları, konaklama yerleri, kamp alanları, şelaleler, dereler ve devasa tropik ağaçlar bulunuyor. Sabah Eyaleti'ndeki gezimizde dikkatimi çeken bir nokta var ki milli parklar çok bakımlı ve düzenli. Yönlendirme tabelalarını izleyerek istediğiniz yeri bulmanız son derece kolay. Biz bir zamanlar dünyanın en uzun tropik ağacı olan ağacı görmek üzere yaklaşık 1 saatlik bir yürüyüş yaptık. Yol boyu pek çok endemik ve tropik bitkinin yanı sıra böcekler ve hayvanlar da bize eşlik etti. Ağaç 88,32 metre boyu ile bulunan en uzun tropik ağaç imiş ancak daha sonra yine Sabah Eyaleti'nde bulunan Danum Vadisi'nde bulunan 100,7 metre uzunluğundaki ağaç bu ağacın tahtını elinden almış. Park içinde 1310 metre yükseklikteki Magdalena Tepesi, 1202 metre yükseklikteki Lucia Tepesi ve 1083 metre yükseklikteki Maria Tepesi bulunuyor, bu tepelere yürüyüş içinde önceden Sabah Parks kurumundan izin almanız gerekiyor. Tawau'da en sevdiğim yer kesinlikle bazalt kayaları oldu. Tawau şehir merkezine 38 km mesafede bulunan bazalt kayaları 27.000 yıl önce bir volkan patlaması sonucu oluşmuş. Tawau Tepeleri'nden gelen kaynak suyunun içinden geçtiği kayalıkların olduğu yerde bir şelale bir de havuz oluşmuş. Yanınıza mayonuzu alırsanız yüzme şansınız da olur, biz almadığımıza pişman olduk. Tawau ile Semporna yolundan kuzeye doğru tarlalara doğru 4 km'lik bozuk bir yoldan ilerlemeniz gerekiyor. Kayalıkların olduğu yer özel bir arazi, arazi sahibi yol boyunca tabela koymuş, park yeri ve tuvalet yapmış. Kayalıklardan dereyi takip ederek biraz daha yukarıya ilerlerseniz kamp yapılabilen alanlar da mevcut. Yerel halk genellikle piknik için gidiyor ama biz hafta içi sakin bir zamanda gittiğimiz için kimsecikler yoktu. Tawau, özellikle gitmek için plan yapılacak bir şehir değil, Semporna-Sipadan rotanıza dahil edebileceğiniz bir yer. Sabah Eyaleti'nden ayrılmadan harika sokak lezzetlerinin tadına bakmak için bir gece kalınır! Bu gezide Sabah Tourism Board bize ev sahipliği yaptı, Sepilok Tropical Wildlife Adventure acentesi buradaki gezilerimizi sağladı. Emeği geçen, seyahatimizin harika geçmesini sağlayan herkese çok teşekkür ederiz. Sabah bölgesi hakkında ihtiyacınız olan her türlü bilgiye Sabah Tourism internet sitesinden ulaşabilir, özel gezileriniz için Sepilok Tropical Wildlife Adventure ile iletişime geçebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tayland-kambocya-uzakdogu", "text": "Çok uzun zamandır hayallerimi süsleyen rotalardan biri Uzakdoğu idi. Aylar önce uçuş milleri ile aldığım Bangkok biletimin zamanı sonunda geldi. Çok fazla sorulduğu için buraya bir açıklama gireyim. Kredi kartı olarak Yapı Kredi Bankasının Adios Kartını kullanıyorum. 76.000 world puan karşılığı Türk Havayollarından aldık bileti. O dönemdeki bilet fiyatı, gidiş-dönüş 1.586 TL, 669 euro idi. Gidiş-dönüş Bangkok'tan olacak şekilde 15 günlük (12 Ekim-28 Ekim arası) bir seyahat olacak. - 13 Ekim Bangkok - Tarihi netleşmemekle birlikte Kamboçya - 22 Ekim Phuket / Phi Phi ve diğer adalar - 26 Ekim Koh Samui - 28 Ekim Bangkok'tan İstanbul'a dönüş Not: Gezmeyi çok sevmeme ve internetle çok haşır neşir olmama rağmen, gezginlere çok faydalı bilgiler veren bu gibi siteleri geç fark ettim. Bundan sonraki planlarımı hep sizin gibi Üstatların tecrübelerinden faydalanarak oluşturacağım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/taylanda-gitmek-icin-en-iyi-zaman-nedir", "text": "Tayland'a gitme planı yapanlar için ilk sorulardan biri \"Tayland'a gitmek için en iyi zaman nedir?\" oluyor. Bu bilinmezin birkaç nedeni var; ilki Tayland bizdeki gibi 4 mevsim yaşayan bir ülke olmadığı için en iyi sezon hangisi olduğu biraz kafa karıştırıyor. İkincisi herkesin kulaktan dolma duyduğu muson yağmurları zamanına denk gelmek istenmemesi. Tayland için en iyi seyahat zamanlarına gelin biraz daha derin dalalım. - Yağmurlu sezon: Mayıs-Ekim arası muson yağmuru sezonu. - Kuru/Serin sezon: Kasım Şubat arası gezmek için en iyi zaman bu zaman dilimi. - Sıcak sezon: Mart-Nisan arası henüz yağmurlar başlamadan önceki dönem, ortalama sıcaklar 35 derecelerde, nemden ve sıcaktan ölmezseniz gezebilirsiniz 🙂 Güney Doğu Asya ülkelerine gitme planı yapıyorsanız, muson yağmurları en endişelenen konulardan biri. Yağmurdan korkulduğu için de seyahat planı yaparken de biraz tedirginlik oluyor. Halbuki muson zamanı ülkelere göre değişmekle beraber korkulduğu kadar kötü değil. Birden gök delinmiş gibi yağmur yağmaya başlıyor, kısa bir süre yağmur yağdıktan sonra yağmur duruyor ve nemli Güney Doğu Asya havasına geri dönüyorsunuz. Ayağınızda sandalet, çantanızda yağmurluk olursa çok ıslanmadan o yağmurdan kolayca kurtulabilirsiniz. Mevsimsellik ve muson yağmurlarından bağımsız olarak Tayland'ın büyük bir coğrafya olduğunu da dikkate almak gerekiyor. Tayland'ın kuzeyi yüksek ve denizden uzak bölgeler iken, güneyde adalardan oluşan bir bölge var. Dolayısıyla Kuzey, Güney ve Orta Tayland'da iklim farklılık gösteriyor. Kuzry daha serin Güney daha sıcak olacak. Orta bölgede ise ne dağ ne deniz olmadığı için nem yoğunluğu çok daha fazla ve hava kirliliği rahatsız ediyor. Genel olarak, serin mevsim Tayland'a gitmek için en iyi zaman: daha az rahatsız edecek sıcaklıklara ve daha az yağışa alıyor. Bununla birlikte, herkes en iyi mevsimin bu olduğunu bildiğinden yoğun mevsim olduğunu da akılda tutun. Benim tavsiyem kuru sezon öncesi Eylül gibi gitmek olur. Hem çok kalabalıklaşmamış olur, hem de yağmur azalmış olur. Tayland gezmek için oldukça büyük bir ülke. Şehirlerarası uçak, tren, otobüs gibi pek çok ulaşım seçeneği var. Tayland içindeki ulaşım seçenekleri için 12go. com sitesinden faydalanabilirsiniz. Tren, otobüs, feribot, uçak gibi tüm seçenekleri bu sitede bulabilirsiniz, hem de en uygun fiyatlara. Merhabalar, bilgilendirici yazınız için teşekkürler. Tayland'ı geçen sene Mayıs ayında gezmiş ve beğenmiştim. Gezimde yaşadıklarımı blog adresimde de yayımlamıştım. Tayland'a ilk defa gideceklerden çok sayıda soru alıyorum. Eminim siz de alıyorsunuzdur. Yardımcı olmak amacıyla yazımı buraya bırakıyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tazi-kanyonu-antalya", "text": "Tazı Kanyonu, yüksek doğal duvarların oluşturduğu muhteşem manzarası ile son yılların popüler gezi rotaları arasında haklı yerini aldı. Yüksekliği 500 metreyi bulabilen bir uçurumdan göz alıcı manzarayı izleyebileceğiniz seyir noktası ise fotoğraf çekmeyi sevenlerin cazibe merkezi haline geldi. Güzeller güzeli Tazı Kanyonu nerede, nasıl gidilir, kamp yapılır mı, tesis var mı, gitmişken hangi aktiviteler yapılabilir gibi aklınızdaki pek çok sorunun cevabını bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar. Tazı Kanyonu, Antalya'nın en popüler milli parklarından biri olan Köprülü Kanyon Milli Parkı içinde, kanyonun kuzeyinde yer alıyor. Köprü Çayı'nın açtığı derin vadinin başladığı noktada bulunan kanyonu popüler yapan yer ise vadiye yukarıdan bakma imkanı veren seyir noktası. Köprü Çayı'nın açtığı bu kanyona Tazı Kanyonu veya Bilgelik Vadisi deniyor. Yan duvarlarının derinliği 200 metre ile 400 metre arasında değişen vadinin tehlikeli olduğunu söylemeye herhalde gerek yok. Dik yamaçlardan düşerseniz ortalama 300 metreden kayalara çarparak hırçın akan bir dereye düşeceksiniz. Bu nedenle kenarlara fazla yaklaşmamaya çalışın. Tazı Kanyonu'nun sosyal medyada popüler olması ile düğün fotoğrafçılarından gezginlere, doğa sevenlerden kamp yapanlara kadar pek çok insan buraya akın etmeye başladı. 2017'de ilk duyulmaya başladığı dönemde ulaşımı zor ve tabelalamaları eksik olsa da bugün yolun son 1 kilometresi hariç tamamı asfalt ve tabelalamaları düzgün şekilde yapılmış durumda. Aracınızı bıraktığınız yerde çay-gözleme alabileceğiniz bir alan ve asfalt yolun bitiminde ATV kiralayabileceğiniz yerler bulunuyor. Son bir kilometrelik toprak yol olan kısmı aracınızla gitmek yerine ATV ile gidebilirsiniz. Ayrıca, yakın zamanda bir de zipline yapılacakmış, Köprüçay boyunca zaten çok sayıda zipline noktası bulunuyor. Tazı Kanyonu'na gitmek için en uygun zaman sabah erken saatler hatta mümkünse gün doğumu. Ben sabah 10:00 gibi gittiğimde tek tük gelenler vardı. 11:00 civarı tur grupları ile dolmuştu, daha geçe kalırsanız çok daha kalabalık olma riski var. O gördüğünüz muhteşem manzaralarda fotoğraf çektirmek için uzun süre sıra beklemeniz gerekebilir. Antalya'da Gezilecek Yerler için bağlantıya tıklayın. İnternette araştırma yaptığınızda Tazı Kanyonu seyir noktasının olduğu noktada kamp yapılabileceği yazıyor. Ancak Mart 2021'de gittiğimde \"Tazı Kanyonu'nda uçuruma yaklaşmak, kaya bloklarına çıkmak, ateş yapmak ve çadır kurmak tehlikeli ve yasaktır\" tabelası ile karşılaştım. Yani burada kamp yapmak isterseniz yasal değil, jandarma gelip kaldırmanızı isteyebilir. Tazı Kanyonu'na çıkan Köprüçay kıyısında yol boyunca ise çok sayıda kamp alanı bulunuyor, kamp yapmak için bu alanlardan birini tercih edebilirsiniz. Tazı Kanyonu, Antalya il sınırları içinde bulunan Köprülü Kanyon Milli Parkı içinde yer alıyor. Antalya'nın Manavgat ve Serik ilçeleri ile Isparta'nın Sütçüler ilçesinin kesişim noktasında bulunuyor. Sosyal medyada sürekli gördüğünüz Tazı Kanyonu ise seyir noktası, yani kanyona tepeden bakan bir noktada bulunuyor. Bu nokta Köprülü Kanyon Milli Parkı'nın kuzeyinde yer alıyor. Kanyon, Antalya şehir merkezinden yaklaşık 100 kilometre mesafede bulunuyor. Yakınlarda benzin istasyonu olmadığından kendi aracınız ile geliyorsanız deponuzu doldurmanız iyi olur. Yukarıdaki Google haritası görüntüsünde göreceğiniz üzere 4 farklı yer Tazı Kanyonu olarak işaretlenmiş durumda. Yoldaki tabelaları takip ederek veya Tazı Kanyonu seyir noktasının konumu için bu linke tıklayarak doğru noktayı bulabilirsiniz. - Antalya şehir merkezinden Alanya yönüne doğru ilerlediğinizde Aspendos veya Köprülü Kanyon tabelalarını takip ederek ilerleyebilirsiniz. - Ana yoldan Köprülü Kanyon yönüne doğru saptığınızda Köprüçay'ın solundaki yoldan değil sağındaki yolda devam edin. Beşkonak tabelasını gördüğünüzde Beşkonak yönüne devam edin. Bu yol zaten sizi çayın solundan götürecek. - Çayı takip ederek Köprülü Kanyon üzerinde bulunan Oluk Köprüsü ayrımına geleceksiniz. Oluk yönüne değil tepeye doğru yolunuza devam edin. - Gaziler Mahallesi tabelasının altına artık Tazı Kanyonu tabelası da eklenmiş durumda. Bu noktadan sonra Tazı Kanyonu tabelalarını takip edebilirsiniz. - Tazı Kanyonu seyir noktasına gelmeden 1 kilometre kadar önce Gaziler Köyü yolundan sola döneceksiniz. Burada da tabela bulunuyor. Zaten otobüsler, araçlar, Atvler burada bir kalabalık yaratmış olacak, onları görünce anlayacaksınız. - İsterseniz burada bir otopark bulunuyor, aracınızı burada bırakarak yürüyebilirsiniz. Atv kiralayarak son bir kilometrelik toprak yolu gidebilirsiniz. Veya aracınız yüksekse kendi aracınız ile devam edebilirsiniz. Ben kendi aracım ile araç ile gidilebilen son noktaya kadar devam ettim. - Yolun sonunda yine park etmiş arabaları ve Atvleri göreceksiniz. Burası araç ile ulaşılabilen son nokta. Burada durduğunuzda aşağıdaki taşa yazılmış Tazı Kanyonu yazısını göreceksiniz. - Bu noktada çay ve gözleme alabileceğiniz bir yer var ama ben gittiğimde henüz hizmet vermiyordu, pandemi nedeniyle kapalı olabilir. Siz yanınıza yiyecek içecek tedariğiniz ile gelirseniz iyi olur, çünkü burada herhangi bir başka tesis yok. - Aracı bıraktığınız noktadan sonra 300 metrelik kolay bir patikadan yürüyerek seyir noktasına ulaşacaksınız. Buraya kadar geldiyseniz artık manzaranın tadını çıkarabilir, kalabalıktan boşluk yakalarsanız bol bol fotoğraf çekilebilirsiniz. Ben gittiğimde etraf son derece temiz idi, siz de gittiğinizde lütfen çöplerinizi bırakmayın, yanınızda geri götürün ki bu doğal güzellik, güzel hali ile kalsın. Akdeniz Bölgesi'ni bahar aylarında gezmeyi severim. Kavurucu sıcaklar, nefes aldırmayan yüksek nem henüz başlamamış, doğa uyanmış, dağ tepe yeşile bürünmüş olur. Özellikle doğa ve tarih gezisi sevenler için en uygun zamandır bahar ayları. Tazı Kanyonu'na da bir bahar gününde gittim. Mart ayının başları olmasına rağmen Antalya merkezde hava sıcaklığı 21 dereceyi gösteriyordu. Ancak yükseldikçe güneş kendini göstermeye devam etse de hava serinlemeye başladı. 500 metre civarındaki rakımı ile Tazı Kanyonu sıcak günlerde dahi esintili, serin oluyordur eminim. Özetle Tazı Kanyonu'na gitmek için yılın en iyi zamanı bahar ayları. Bilgelik Vadisi'ne geldiyseniz, Köprülü Kanyonu da mutlaka ziyaret edin. Yaz yazlarında rafting veya bot gezileri yapabilirsiniz. Köprülü Kanyon'a gittiğinizde \"Selge Antik Kenti\" tabelasını göreceksiniz. Bu antik kent kaderine terk edilmiş kentlerden olduğu için eğer bu konulara çok ilginiz yoksa zaman ayırmanıza gerek yok. Onun yerine dönüş yolunda Aspendos Antik Kenti'nin tadını çıkarın. Aşağıdaki videoda bu rotanın tüm detaylarını izleyebilirsiniz. - Anlık paylaşımlarım için instagram hesabımı takibe alın. - Daha fazla video izlemek için youtube hesabıma abone olun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/telgraf-gazetesi-roportajim", "text": "- Tek bir yer söylemek benim için çok zor, Ege Kıyıları diyeyim - Buna da tek yer söylemek çok zor, Güney Afrika, Moğolistan ve Peru diyeyim. - İtalya - Endonezya biletim var Nisan'da gideceğim 🙂 O olmasa Venezuela ya da Bostwana isterdim. - Etiyopya Sevil Mert ben. Türkiye'nin haritada yeri en az bilinen şehri Burdur'un bir ilçesinde dünyaya geldim. Üniversite eğitimim için 20 yıl önce İstanbul'a gelip burada kaldım. Kısaca bir pazarlama profesyoneliyim, şu an Hürriyet Emlak'ta Pazarlama Koordinatörü olarak çalışıyorum. Üniversiteyi bitirdiğimden beri her fırsatta seyahat ediyorum, 2007'den bu yana olarak Çok Okuyan Çok Gezen seyahat blogunu blogunu yazıyorum. Yeni dünyalar keşfetmeyi, yeni hobiler denemeyi, bildiklerime yenilerini katmayı çok seviyorum. Blog yazmaya başlamadan önce seyahatlerimi soran arkadaşlarımın çoğunun ilk sorusu gittiğim ülke iken ikinci sorusu \"Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir?\" oluyordu. Bence ne sadece okumak ne de sadece gezmek bilmek için yeterli, hem okumak hem gezmek, deneyimlemek gerekir. Bu felsefe ile seyahatlerim öncesi gideceğim yerler hakkında olabildiğinde çok okumaya, orasıyla ilgili yazılmış sadece bloglar ya da rehber kitaplar değil mümkünse yazılmış kitapları, çekilmiş filmleri izlemeyi seviyorum. Biriktirdiklerimi ise gezerken anlamladırıyorum. Bazen bir evin önünden öylesine geçip gidersiniz ama o ev ikinci dünya savaşında çok önemli rol oynamış olabilir. İşte bunu bilmek için okumak, araştırmak, öğrenmek gerekir. Uzunca bir \"gitmek/görmek istediğim yerler\" listem var. Her ne kadar bu yıl yapamasam da, her yıl başında o yılın resmi tatillerini önüme koyar, görmek istediğim yerler listesine de bakarak hangi tatil döneminde nereye gidebilirim diye genel bir plan yaparım. Genellikle yılda ancak 2 kez 10 gün veya üstü seyahat planlayabiliyorum iş hayatım yüzünden. O dönemler mutlaka bu listeden bir yerlere gitmek üzere plan yapıyprum. Onun dışındakiler ise doğaçlama. 4 gün tatil mi var; vizesiz uçuş süresi çok uzun olmayan nereye gidebilirim bakış açışı ile ucuz uçak bileti kovalıyorum. Bu her zaman yurtdışı olmak zorunda değil, Türkiye'yi de çok seviyorum ve Türkiye'yi de sık sık gezmeye çalışıyorum. Hafta sonu kaçamakları, günübirlik İstanbul'a yakın yerler her ay en az bir yere gitmeye çalışıyorum. Yılda ortalama 60-80 günüm bu şekilde seyahat halinde geçiyor. Seyahat etmek, yola çıkmak öyle sanıldığı gibi büyük işler değil. Önce evden dışarı çıkmak lazım, kendi şehrimizi keşfetmek evvela. İstanbul'da yaşayıp Kapalı Çarşı'ya, Anadolu Kavağı'na gitmemiş çok insan tanıyorum. Kendi şehrimiz, kendi ülkemiz... 50'den fazla ülke gördüm Türkiye bunlar içinde gerçekten cennet bana göre. Ege'si, Karadeniz'i, Doğu'su, Akdeniz'i her birinde ayrı bir medeniyet ayrı bir doğal güzellik. Sonra yakın ve vizesiz komşularımız uzun yola alışmak için ideal. Önemli olan beklememek, ertelememek, yola çıkmak. Yıllar önce Suriye'yi baştan başa gezme şansım olmuştu, şimdi iyi ki ertelememişim diyorum. Belki çok daha uzun süre tekrar Suriye'ye turistik olarak gitme şansımız olmayacak. Bir diğer konu ise öncelikler. Eğer seyahat etmek hayattaki öncelikleriniz arasında ise, o vitrinde size göz kırpan kırmızı ayakkabıyı almazsınız. Çünkü o ayakkabı bir uçak biletidir aslında. Dışarda yemek yemek yerine evde yemek, gereksiz incik/boncuk harcamalarına son vermek, hepsi seyahat bütçenize ek, destek. Ben artık her ay hesabıma yatan maaşın önemli bir kısmını seyahat bütçesine ayırıp geri kalanı ile geçiniyorum. Tabii ki herkesin gelir düzeyi farklı ama ayağını yorganına göre uzatarak bu sistemi oturtmak mümkün. En son Etiyopya yolculuğumda İspanyol bir kurye ile tanıştım, o da 50'den fazla ülkeyi gezmiş. Her seyahati 4-5 hafta sürecek şekilde yıllık izinlerini ayarlamış ve Kolombiya'dan Namibya'ya Japonya'dan Tazmanya'ya çok farklı ülkeleri gezmiş. Bunun için zengin olmak gerekmiyor. Önemli olan istemek ve önceliklendirmek!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/termessos-antik-kenti-antalya", "text": "Türkiye'nin en iyi korunmuş antik kentlerinden biri olan Termessos Antik Kenti, tarihte Büyük İskender'in alamadığı şehir olarak haklı bir üne sahip. Güllük Dağı Termessos Milli Parkı içinde korunaklı bir vadide bulunan Termessos Antik Kenti, dik konumu nedeniyle gezmesi zor; ancak tiyatrosu, kaya mezarları, nekropolleri, tapınakları gibi bazı yapılarının hala sağlam olması ile Türkiye'de mutlaka görülmesi gereken antik kentler arasında yer alıyor. Termessos Antik Kenti tarihçesi, görülecek yerler, nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti, haritası ve çok daha fazlası bu yazıda sizi bekliyor. Antik kent sevenler kaçırmasın! Termessos Antik Kenti, Antalya'daki pek çok antik kent gibi Likya veya Pamfilya değil ulaşımı zor yerlere şehir kurmaları ile bilinen Pisidya şehirlerinden biridir. Antik kentin tam kuruluş tarihi bilinmese de Anadolu'nun en eski halkları arasında yer alan Luvi'lerin soyundan gelen Solym'ler tarafından kurulduğu tahmin ediliyor. Termessos konusunda pek çok efsane var. Ancak şehirde herhangi bir kazı çalışması yapılmadığından bu efsaneleri doğrulamak mümkün değil. Efsanelerin en bilineni; Büyük İskender'in şehri kuşattığı ve Termessosluların yaptığı güçlü savunma sayesinde şehri alamadığı. İskender şehri alamayınca hırsını başka bir Pisidya şehri olan Sagalassos'a yöneltmiş ve şehri almış. İskender'in ölümünden sonra Termessos Roma İmparatorluğu ile \"dostluk ve ittifak\" anlaşması imzalayarak kendi içinde bağımsız bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Ancak Doğu Roma dönemi ve sonrasına dair bir kayıda rastlanmıyor. Termessos Antik Kenti'ne Güllük Parkı Termessos Milli Parkı'nın içinden ulaşıyorsunuz. İlk giriş noktasında, çam ağaçları arasında bir piknik alanı bulunuyor. Burası oldukça büyük bir alan. Ben pandemi döneminde ve erken saatte gittiğimde oldukça sakindi ama eminim yaz döneminde, yoğun sezonlarda ve hafta sonları kalabalık oluyordur. Girişteki kontrol noktasında broşür veya harita olup olmadığını sormanız iyi olur. Ben gittiğimde sezon dışı olduğu için yoktu ama benim ilgili olduğumu gören görevli bana kent hakkında pek çok bilgi verdi. Milli parka girdikten sonra aracınız ile yaklaşık 9 kilometre boyunda Güllük Dağı'na tırmanıyorsunuz. Yol dar, çoğu yer tek araç geçecek genişlikte, bu nedenle iniş ve çıkışta hız yapmamaya dikkat edip yukarı çıkan araçlara öncelik vermeyi unutmayın. Milli park girişinden tırmandıktan sonra bu kez antik kent girişine ulaşacaksınız. Burada aracınızı park edebileceğiniz park alanı, tuvalet ve görevli kulübesi yer alıyor. Ben sabah 10:00 gibi girişe ulaştığımda 3-4 araç vardı, ancak 14:00 civarı dönerken otopark ağzına kadar doluydu ve çoğunlukla antik kenti gezmek yerine piknik yapmaya gelenler vardı. Piknik yapmak için çok güzel bir alan olsa da buraya kadar gelmişken, antik kenti gezmemek düşünülemez. Antik kent girişine geldiğiniz noktada piknikçileri ve otoparkı geçince fotoğrafta gördüğünüz muhteşem yapıyla karşılaşacaksınız. Bu yapı Artemis Tapınağı. Antik dönemde her kentin bir koruyucu tanrısı var, Termessos'un koruyucusu da Artemis, yukarı şehirde bir tane daha Artemis Tapınağı bulunuyor. Ünlü Roma İmparatoru Hadrian şerefine yapılmış olan tapınaktan kalan kapıya da Hadrian Kapısı deniyor. Antik kentlerin hemen hepsinde bir aşağı şehir, bir de yukarı şehir bulunur. Hem aşağı hem de yukarı şehrin koruma amaçlı surları bulunur. Termessos Antik Kenti'nde de benzer bir durum var. Şehrin yerleştiği dağlık bölge, korunma amacıyla surlarla çevrilmiş. Surların bir kısmı sağlam şekilde şehri bekliyor. Aşağı surların yanından tırmanışa geçiyoruz, bu kez tabanvay tabii. Orman içinde, patika boyunca yaklaşık 10 dakikalık bir tırmanış sizi bekliyor, ilk kalıntıya ulaşabilmek için. Patikanın manzarası çok güzel, orman içinde olduğu için gölge. Tırmanış sonunda solda ilk karşımıza çıkan yapı hamam yani Gymnasium kalıntıları. Binanın şu an tek katı ayakta kalmış olsa da iki katlı olduğu anlaşılıyor. Hamam yapısının arkasında ise dükkanlar bulunuyor. Hamam yapısında çok sayıda oda ve salon görülebiliyor. Kazıları devam etse ve restore edilse muhtemelen altından çok daha fazlası çıkacaktır. Hamamdan yukarıya devam ettiğimizde solda yukarı şehir surları ile karşılaşıyoruz. Burada dikkat etmek gereken bir nokta var: Duvarların içinde bazı delikler göreceksiniz. Bu delikler yukarı şehrin drenaj sistemi. Su baskınlarını önlemek amacıyla yapılmış. Duvarın diğer tarafına geçtiğinizde kanalizasyon sistemine dair kalıntıları da göreceksiniz. Binlerce yıl önce su ve kanalizasyon sistemlerinin önemini keşfetmiş ve şehirlerini buna göre planlamış olmaları beni her seferinde etkilemeyi başarıyor. Neden şimdi şehirlerimiz böyle planlanmıyor demeden edemiyorum. Yukarı şehir surlarını geçince solda Sütunlu Cadde'yi göreceksiniz. Burası şehrin zenginlerinin yaşadığı ve alışveriş yaptığı cadde imiş. Bugünün Nişantaşı veya Bağdat Caddesi gibi hayal edebilirsiniz. Bu caddenin manzarası aşağıda kalan vadiye baktığından, evlerin manzaralı olduklarını da söylemek gerek. Sütunlu Cadde sağda kalırken biz soldan tiyatro tabelasını takip ediyoruz. Bu tarafa tekrar geleceğiz. Çünkü dönüş yolu buradan geçiyor. Patikayı takip ettiğinizde bu kez sağda Agora, solda ise antik tiyatro karşımıza çıkıyor. Tabii Termessos'un en etkileyici yapılarından biri olan tiyatroya önce gitmek çok mantıklı. Klasik Helenistik tiyatro özellikleri taşıyan tiyatro 4-5 bin kişi kapasiteli. Tiyatronun olduğu yerden muhteşem bir Pamfilya Ovası manzarası var, Antalya Körfezi'ne kadar uzanan bu manzaranın tadını çıkarmak için burada bir mola vermek iyi bir fikir. 1150 metre yüksekteki bu tiyatro bir kartal yuvasını andırıyor. Tiyatronun hemen yanındaki düzlükte şehrin pazar yeri yani Agorası bulunuyor. Küçük Artemis Tapınağı da burada yer alıyor. Agora'nın üç yanı iki katlı Stoa larla çevrilmiştir. Agora ve Tiyatro ile arasında Odeon bulunuyor. Odeon çevresinde ise tapınaklar yer alıyor. Bu tapınaklardan biri de Küçük Artemis Tapınağı. Stoa: Antik Yunan mimarisinde bir sokak ya da agoranın yanında yer alan, üstü kapalı, sütunlu galerilerilere verilen addır. Agoradan yeniden Sütunlu Cadde'nin olduğu yere doğru ilerlerken ağaçların arasında Kurucunun Evi tabelasını göreceksiniz. Şu an evden geriye sadece taş yığınları ve bir de kuyu bulunsa da Roma tipinde bir villanın burada bulunduğu tahmin ediliyor. Yapının yüksekliği 6 metre imiş ve kapısının yanında bulunan kitabeden Kurucunun Evi adı verilmiş. Kurucunun Evi'ni arkanıza aldığınızda karşınıza bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiş Kahraman Mezarı'nı göreceksiniz. Mezarın gösterişli olması ve üzerinde savaşçı figürleri olması nedeniyle Kahraman Mezarı adını almış. Termessosluların su ve kanalizasyon konusuna önem verdiklerini belirtmiştim. Agora'nın kuzeybatısında biribirin geçişli farklı büyüklüklerde 5 büyük sarnıç bulunuyor. Bu sarnıçlar yakın zamana kadar su almak için kullanılır durumda imiş, ancak şu an güvenlik gerekçesi ile ağızları demir parmaklıklar ile kapatılmış durumda. Agora'dan Sütunlu Cadde'ye çıkan yolun hemen köşesinde Korint Tapınağı bulunuyor. Bu tapınağın 2. veya 3. yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. Kime ithaf edildiği ise belli değil. Korint Tapınağı'dan yukarıya doğru devam ettiğinizde bir yol ayrımına geleceksiniz. Soldaki yol Yukarı Nekropol'e çıkıyor. Burası şehrin en büyük mezarlığı. 1000 kadar lahit bulunuyormuş. Ben zamanlama nedeniyle buraya çıkmadım ama zaman sorununuz yoksa burayı da planınıza alabilirsiniz. Yol ayrımında soldan Nekropol'e değil de sağdan devam ederseniz yol sizi Alketas Mezarı'na götürecek. Patika oldukça dar ve etrafta başka birşey olmadığı için \"acaba kayıp mı oldum?\" diye düşünmeden edemiyor insan ama patikaya güvenip yola devam edin. Bir noktada tekrar tabela göreceksiniz. Alketas, Büyük İskender'in önemli generallerinden biriymiş. Ancak İskender ölüp taht kavgaları başlayınca, kellesini kurtarmak için ülkeden kaçmış ve İskender'in alamadığı şehir Termessos'a sığınmış. Ancak rakipleri gelip Termessos kapısına dayanmış ve Alketas'ı istemiş. Efsaneye göre şehrin ileri gelenleri ile gençleri arasında fikir uyuşmazlığı olmuş. Yaşlılar Alketas'ı teslim etmiş, bu duruma üzülen gençler cenazesini şehre getirip ona bir anıt mezar yapmış. Başka bir efsane de diyor ki Alketas teslim olmak yerine kendini öldürmüş, ve Termessoslular onun anısına bir anıt mezar yapmış. Mezarın üstündeki asker ve kartal figürleri dikkat çekiyor. Alketas'ın Mezarı'na kadar çıkmışken inişte hemen sağda bir patikanın açıklığa çıktığını göreceksiniz. Bu patika sizi izleme noktasına çıkaracak. Termessos'un en güzel manzara noktası burası. Tiyatrodan tapınaklara, Antalya Körfezi'ne kadar çok geniş bir manzarası var buranın. Alketas'ın Mezarı'ndan inip Sütunlu Caddeye geldiğinizde, Kaya Mezarları'nı görebilmek için bu kez soldan \"otopark\" tabelasını takip etmeniz gerekiyor. Vadinin diğer tarafında kaya duvarına oyulmuş çok sayıda mezar patika boyunca karşınıza çıkacak. Yolda hem lahit mezarlar hem de kaya mezarları size eşlik edecek. Patika çok dik ve bol taşlı olması nedeniyle dikkatli inmeniz gereken bir patika. Antik kenti gezenler pek bu tarafa geçmiyor, ama bu tarz kalıntıları seviyorsanız mutlaka rotanıza kaya mezarlarını da ekleyin. Kaya mezarlarının önündeki patikayı takip ederek Hadrian Kapısı'na oradan da Antik kentin girişine ulaşıyorsunuz. Antik kentin girişinde askerlere ait bir mezarlık olduğu tahmin edilen aşağı Nekropol bulunuyor. Burada 200 civarında lahit var. Bu lahitlerin en ünlüleri ise üzerine aslan motifleri bulunan Aslanlı Lahit ve yunus desenleri bulunan Yunuslu Lahit. Mezarlık içinde çok sayıda lahit var ve hepsini incelemek istiyor insan. Müthiş bir mezarlık burası. Termessos Antik Kenti'nden çıkarılan bazı buluntular Antalya Müzesi'nde sergileniyor. Antalya şehir merkezinde vakit geçirecekseniz müzeyi mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. Antalya'da merkez gezilecek yerler yazıma da göz atın. Aşağı Nekropol ile birlikte Termessos Antik Kenti'nde görülecek yerleri bitirmiş oluyoruz. Termessos'a bir gezi planlıyorsanız, planınıza Güver Kanyonu ve Karain Mağarası'nı da ekleyebilirsiniz. Ancak 2021 itibarıyle Güver Kanyonu ziyarete kapalı durumda. Gitmeden önce açılıp açılmadığını kontrol etmekte fayda var. Antik kent dik yamaçlara konumlanmış durumda, bu nedenle gezerken bir patika takip ediyor ve önce dik bir çıkış, dönüşte de dik inişlerden geçmek zorunda kalıyorsunuz. Bunu bilerek gelmeniz kritik önem taşıyor. Diğer önerilerim aşağıda yer alıyor. - Kent 1150 metre yüksekte, yani Antalya'ya göre epey serin oluyor. Özellikle kış veya bahar aylarında gidiyorsanız sıkı giyinmeyi unutmayın. - Kent içinde herhangi bir tesis yok, bu yüzden yanınıza mutlaka yeterli miktarda su alın. Dik yokuşları çıktıktan sonra su bulamamak üzücü olabilir. - Kenti gezmek için hep taşlı patikaları takip edeceksiniz. Bu yüzden mutlaka ama mutlaka rahat spor ayakkabılar ile gelin. - Eğer diz ve belinize güvenmiyorsanız, dik patikaları tırmanmak ve inmek için yanınıza baton/baston alabilirsiniz. Baton ile çıkan çok sayıda insan gördüm, çok mantıklı. - Antik kenti hakkıyla gezmek en az 4 saat istiyor, daha uzatmak da sizin elinizde. Bu kadar zaman zorlu patikaları gezmek için enerji gerek, yani yanınıza yiyecek birşeyler, enerji verecek yiyecekler alın. - Hem milli park girişinde hem de antik kent girişinde mesire yeri ve piknik alanları bulunuyor. Lütfen piknik yaptığınız veya gezdiğiniz yerlere çöplerinizi bırakmayın. Termessos Antik Kenti, geniş ve çok dik bir alana yayılmış olduğundan rotanızı belirlerken Termessos haritası üzerinde yer alan yerleri seçmeniz faydalı olacaktır. Ben Mart 2021'de gittiğimde Kültür Bakanlığı'nın antik kent ibroşürü kalmamıştı, ancak güvenlik noktasındaki Bekir Bey'i bulursanız size kendi hazırladığı kent haritası fotokopilerinden verip gezmek için kaç saatiniz olduğunu sorar ve ona göre gezebileceğiniz bir rota belirler. Ben zaman sorunum yok deyince yukarı Nekropol hariç heryeri gezdirtti bana. Sağolsun, kenti gezip bitirince bir de yorgunluk çayını içtim. Kulakları çınlasın. Termessos, Akdeniz Bölgesinde, Antalya ilimiz sınırları içinde yer alıyor. Antik kente gitmek için, Antalya-Korkuteli yolu üzerinde 26. kilometrede sola Güllük Dağı'na doğru tabelasını göreceksiniz. Yolu takip ederek önce Güllük Dağı Milli Parkı'na giriliyor, 9 kilometre boyunca da dağa doğru tırmanılarak da antik kente ulaşılıyor. Termessos Antik Kenti konumu için tıklayın. Termessos'a gitmenin en kolay yolu özel aracınız ile gitmek. Eğer özel aracınız yoksa, Antalya merkezden günübirlik turlara katılabilir veya araç kiralayabilirsiniz. Toplu taşıma ile gitmek isterseniz; Antalya otobüs terminalinden Korkuteli minibüsleri ile sapağa kadar ulaşabilir, sapakta inildikten sonra taksiyle veya otostop yaparak antik kente çıkabilirsiniz. Termessos Antik Kenti 2021 giriş ücreti sadece 12.5 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Termessos Antik Kenti yaz döneminde 10:00-15:30, kış döneminde ise 09:30-17:30 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Antalya gezimin 4. gününde rotamda Güver Uçurumu, Termessos Antik Kenti ve Karain Mağarası vardı. Güver Uçurumu ziyarete kapalıymış, bu nedenle Termessos Antik Kenti ve Karain Mağarası'nı anlattığım videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. Kanalıma abone olmayı da unutmayın! Termessos Antik Kenti kent planı içinde yer alan yerlere ait fotoğraflarını aşağıda bulabilirsiniz. - Anlık paylaşımlarım için instagram hesabımı takibe alın. - Daha fazla video izlemek için youtube hesabıma abone olun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/thy-tarihi-yolculuk-tk1919", "text": "Türk Hava Yolları, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Milli Mücadele'yi başlattığı, istikbalimizin güneş gibi doğduğu yer olan Samsun'a yapılacak olan \"tarihi yolculuk\" ile kutluyor! Türk bayrağını gururla taşıyan havayolu şirketi Türk Hava Yolları, 19 Mayıs Bayramı'nı kutlamak için tüm Türk vatandaşlarının katılabileceği bir uçuş planladı. Tabii ki bu sanal bir uçuş. Uçuş, İstanbul'dan Samsun'a yapılıyor, tarihi de tabii ki 19 Mayıs. Siz de bu özel uçuşta yerinizi almak için, Tarihiyolculuk. com adresine girerek Samsun'a giden sanal uçakta yerinizi ayırtabilir, farklı tasarımlarda hazırlanmış olan biniş kartınızı alarak arşivinizde saklayabilirsiniz. Tariheyolculuk. com adresine girdiğinizde İstanbul'dan Samsun'a kalkan uçuşa biletinizi almak için ad ve soyadınızı girmeniz yeterli. TK1919 sefer sayılı uçaktaki 19A numaralı koltuğa ait biniş kartınız sosyal medya hesaplarınızda paylaşabileceğiniz formatlarda otomatik olarak oluşturuluyor. Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul'dan Bandırma Vapuru ile çıktığı yolculuğun sonunda 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a ulaşmış ve Milli Mücadelemizi başlatmıştı. Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşunun sembolü olan bu özel yolculuk Türk Hava Yolları tarafından bu kez bir uçuş ile canlandırılmış olması yine insanın duygularına dokunuyor. TK1919 sefer sayılı ve 19A koltuk numarası sosyal medyada #tarihiyolculuk etiketi ile şimdiden binlerce paylaşıma ulaştı. TK1919 sefer sayılı uçuşun hedefi, Türk tarihinin en yüksek katılımlı uçuşu olması. Siz de Türk tarihinin en yüksek katılımlı bu özel uçuşta yerinizi alın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tiflis-erivan-ulasim", "text": "Kafkaslar seyahatimde, Gürcistan'dan sonraki durağım Ermenistan oldu. Gürcistan'daki ana ulaşım noktam ise Tiflis. Gürcistan'ın başkenti Tiflis Erivan ulaşım seçenekleri hakkında öğrendiklerim, Tiflis'ten Erivan'a nasıl gidilir sizlerle de paylaşmak istedim. Station Square 1, metro istasyonunun olduğu yer aynı zamanda tren istasyonunun da olduğu yer. O yüzden adı Station Square zaten, metro ile geliyorsanız bu durakta inebilirsiniz. Burada 2 tane metro durağı var 1-2 olmasının nedeni bu, 1 nolu olandan bahsediyoruz. Buradan tren veya paylaşımlı taksi ile Erivan'a gitmeniz mümkün. Gece 22:15'te Tiflis'ten kalkan tren sabah 07:25'te Erivan'a ulaşmış oluyormuş. Toplam seyahat süresi 10 saatin üzerinde, tabii bu sürenin içinde yaklaşık 1 saatlik sınır geçişi de dahil. Süre olarak en uzun süreli gidiş yöntemi bu. Fiyatları ise sınıflarına göre değişiyor. - sınıf 93 Lari 2 kişilik yataklı vagon - sınıf 55 Lari 4 kişilik yataklı vagon - sınıf 37 Lari açık yataklı vagon Biletleri sadece tren istasyonunundan alabiliyorsunuz. İstasyondaki bilet satış gişesi 07:00-23:00 arası açık imiş. Bu fiyatlarla aynı zamanda en pahalı seçenek tren, ben de bu opsiyonu eledim. Gürcistan'da ulaşım için yaygın olarak paylaşımlı taksiler kullanılıyor. Adının taksi olması sizi yanıltmasın bunlar 8 kişilik minivanlar. İstasyon meydanından kalkan paylaşımlı taksilerin saatleri: 09:00; 11:00; 13:00; 15:00; 17:00; 00:00. Kişi başı fiyat 35 Lari, sadece gece yarısı kalkan 50 Lari. Ulaşım süresi 5-6 saat. Telefonla rezervasyon yaptırabilir veya aracın kalkmasından yarım saat önce durakların olduğu yere gidebilirsiniz. Gece kalkan minivanın hareket etmesi için en az 3 kişi olmasını bekliyorlarmış, bilginiz olsun. Eğer konakladığınız yer buraya yakınsa buradaki paylaşımlı taksileri kullanmak mantıklı. Ortachala durağından hem minibüs hem de minivanlar kalkıyor. Kalkış saatleri sabah 08:20; 10:20 şeklinde başlıyor. 17:00'ye kadar doldukça kalkıyor. Eğer minibüse denk gelirseniz fiyatı 30 Lari, minivana denk gelirseniz 40 Lari. Ulaşım süresi yine 5-6 saat. Avlabari metro istasyonu çıkışında tabelalarını görebileceğiniz paylaşımlı taksiler sizi Erivan'a götürmek için bekliyor. İstasyon Meydanı durağındaki sistem burada da aynen geçerli. Kalkış saatleri: 09:00; 11:00; 13:00; 15:00; 17:00. Kişi başı ücreti 35 Lari. Ulaşım süresi yine 5-6 saat. Eğer aynı yoldan Tiflis'e dönmek isteseydim Erivan'dan kalkış saatleri; 08:30; 10:30; 13:00; 15:00; 17:00 olacaktı. Benim kaldığım yere en yakın ulaşım seçeneği olduğu için ben Avlabari durağından kalkan paylaşımlı taksileri tercih ettim. Süre 5-6 saat dense de bizim Erivan'a ulaşmamız 7 saati buldu. 8 kişilik minivanlarda yolu izleyeyim diye kendime göre akıllılık edip öndeki ikiliden birine binmiştim ama gerçekten çok sıkışıktı. Şansıma yanıma uzakdoğulu ufak tefek bir kız oturdu da görece rahat bir yolculuk geçirdik. Minivanlar yolda birkaç yerde duruyor. Benim bindiğimde araçta wifi vardı, hepsinde oluyor mu bilmiyorum. Gürcistan hattım olduğu için orada internete ihtiyacım olmamıştı ama Ermenistan'a geçince çok işe yaradı bu wifi. Tiflis'ten farklı yerlerden kalkan minibüs ve minivanların hepsinin son durağı Erivan'daki Kiliklia Otogarı. Kiliklia otobüs durağından otobüslerle şehir merkezine ulaşmanız ise çok kolay. (5 nolu otobüs mesela). Yukarıdaki ulaşım bilgilerinin Temmuz-Ağustos 2018'e ait olduğunu ve değişebileceğini dikkate almayı unutmayın! Ermenistan sınır geçişi nasıl oldu merak ettiğinizi biliyorum, onu başka bir yazımda paylaşacağım. Beni izlemeye devam edin. Gürcistan ile ilgili yazdığım diğer gezi yazılarının listesi aşağıda yer alıyor. - Mestia'da ne yenir, nerede yenir? - Masal ülkesi Svaneti - Tiflis-Erivan ulaşım - Tiflis havaalanı - Batum gezilecek yerler - Tanrıdan Torpilli Topraklar: Gürcistan - Kafkaslar gezi rotası 2011 Nasıl gidilir kısmını harika yazmışsınız. Teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tiflis-saat-kulesi", "text": "Gürcistan'ın başkenti olan Tiflis, 4000 yıllık kadim bir şehir. Şehirde Gürcistan tarihi ve kültürü ile ilgili görülecek pek çok yer olsa da Tiflis'in eski şehir merkezinin en meşhur noktalarından biri Rezo Gabriadze Kukla Tiyatrosu yanına inşa edilmiş olan eğik saat kulesi, hatta öyle popüler ki Tiflis Saat Kulesi olarak anılıyor. Saat kulesi, Rezo Gabriadze Kukla Tiyatrosu'na bitişik. Kukla tiyatrosunun kurucusu olan ünlü kuklacı Rezo Gabriadze tarafından dört yılda inşa edilmiş ve ziyarete açılışı aslında çok yakın bir tarih, kule 2010 yılından bu yana ayakta. Sanki demir bir kalas ile yıkılması engelleniyormuş gibi durması ve farklı yapı elemanları kullanılarak yapılması nedeniyle tarihten kalan bir kuleymiş izlenimi veriyor. Tasarımın bu şekilde yapılmasının nedeninin; ruhsuz modernleşmeye karşı sanatsal bir tepki olduğu söyleniyor. Saat Kulesi'nin alameti farikalarından biri de her saat başı gövdesinde açılan pencerede yapılan kukla gösterisi. Önce en üstteki pencereden bir melek çıkarak çan çalıyor, sonrasında ise alttaki pencerede kadın ve erkek iki kukla belirerek tanışmalarını, evliliklerini, çocuk sahibi oluşlarını ve ölümlerini simgeleyen yaşam döngüsünü eğlenceli ve hüzünlü bir şekilde anlatılıyorlar. Saat başlarında bu nedenle kulenin etrafı oldukça kalabalık oluyor. Kulenin çevresini sakin yakalayıp fotoğraf çekebilmek için ara saatlerde de burayı ziyaret etmeyi düşünebilirsiniz. Kulenin yanında tiyatronun girişinde bir de kafesi var, dilerseniz burada bir kahve molası verebilir, etraf sakinleştiğinde fotoğraflarınızı çekebilirsiniz. Rezo Gabriadze Kukla Tiyatrosu Saat Kulesi nerede diye soracak olursanız; Tiflis eski şehir merkezinin hemen girişinde, Kula nehrinin paralel sokaklarından birinde yer alıyor. Kulenin Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumunu görmek için tıklayın. Ben Tiflis'e ve hatta Gürcistan'a 2011 ve 2018'de olmak üzere iki kez gittim. Blogumda detaylı Gürcistan yazıları bulabilirsiniz. Tiflis'ten Erivan'a Nasıl Gidilir ve Tiflis Havaalanı Ulaşım yazılarım özellikle ilginizi çekebilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tiflis-uluslararasi-havaalani-tiflis-havaalani-ulasim", "text": "Gürcistan'ın en hareketli şehri Tiflis ve en büyük havaalanı Tiflis Uluslararası Havaalanı. Gürcistan'a gelen yabancıların büyük bir kısmı havayolunu tercih ediyor. Ben de dönüşte Tiflis-İstanbul uçuşumu Tiflis Havaalanı üzerinden yaptım. Tiflis Uluslararası Havaalanı'na ulaşım, havaalanındaki imkanlar hakkındaki deneyimlerimi sizinle paylaşmak istedim, umarım faydalı olur. Bu arada Gürcistan'a gelmek için; Batum veya Kutaisi'ye uçmak da diğer seçenekler. Genellikle ucuz havayolu şirketleri Kutaisi'ye uçuyor, bir ara Pegasus da uçmaya başlamıştı ama sanırım uçakları dolduramadığı için devam etmiyor. Tiflis Havaalanı şehir merkezine 17 km mesafede. Terminalde 24 saat açık döviz bürosu/banka, ATM gibi temel ihtiyaçlar var. Restoran, cafe gibi vakit geçirebileceğiniz yerler de var. Gürcistan'a çok sayıda Türk turist geldiği için döviz bürolarında Türk Lirası da bozdurabilirsiniz, yanınızda ayrıca döviz taşımanıza gerek yok. Tiflis Havaalanın'da ücretsiz Wifi var ki, ücretsiz wifisi olan havaalanları en sevdiklerim 🙂 Ülkeye inersin, henüz telefon hattını yenilememişsindir, ne yapacağına hızlıca yön vermek için havaalanı interneti candır. \"Tbilisi Airport Free\" ağına ücretsiz ve süresiz bağlanabiliyorsunuz. Tiflis Havaalanında eğer uzun zaman geçirecekseniz bekleme salonundaki koltuklar oldukça rahat. Ve yine benim en sevdiğim koltuk modeli çünkü kolçakları yok, böylece uzun oturabilir hatta rahat rahat uyuyabilirsiniz. Benim uçuş saatim nedeniyle (sabah 04:45) havaalanı oldukça tenha idi, bu nedenle ayaklarımı uzatabileceğim bir yer bulmakta zorlanmadım ama gün içinde nasıl olur emin değilim. Tiflis Havaalanı'ndan şehir merkezine, şehir merkezinde de havaalanına ulaşım seçenekleri son yıllarda turist sayısının artması ile birlikte artmış. Gelin Tiflis Havaalanı'na Ulaşım seçeneklerine birlikte bir bakalım. Tiflis Havaalanı'na ulaşmanın en ekonomik yolu otobüs. Üstelik gece geç saatlerde dahi 30-40 dakikada bir otobüs var. Havaalanı'na giden otobüsün numarası 37, gece çalışan ise 137 (gece otobüslerinin başına 1 geliyormuş). Rustavelli meydanından kalkan otobüs Freedom Meydanı'ndan, şehir merkezinden geçerek havaalanına yaklaşık 40 dakikada ulaşıyor. Üstelik bu otobüs normal şehir içi otobüs fiyatına, sadece 0,50Lari. 137 nolu gece otobüsü, benim kaldığım hostelin önündeki duraktan geçtiği için ben de bu otobüsle havaalanına gitmeyi tercih ettim. Tiflis merkez tren istasyonundan havaalanına tren seferleri varmış. Tren saatleri sadece sabah ve akşam olarak belirlenmiş, bu nedenle pek kullanışlı olduğunu söyleyemem. Tiflis tren saatleri değişebileceğinden linkten kontrol etmeniz iyi olur. Her havaalanında olduğu gibi Tiflis havaalanı çıkışında da pek çok taksi sizi bekliyor. Havalanı şehir merkezi arası ortalama 20usd kadar tutuyormuş. Ben illa taksiye bineceğim derseniz Yandex Taxi Gürcistan'da oldukça yaygın, onu deneyebilirsiniz. Gürcistan ile ilgili yazdığım diğer gezi yazılarının listesi aşağıda yer alıyor. - Mestia'da ne yenir, nerede yenir? - Masal ülkesi Svaneti - Tiflis-Erivan ulaşım - Tiflis havaalanı - Batum gezilecek yerler"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/tire-gezi-rehberi", "text": "İzmir'in denize ve merkeze en uzak ilçelerinden biri olan Tire; kadim tarihi, el sanatları, güzel yemekleri, muhteşem doğası ve misafirperver insanları ile çok görülmesi gereken ama az bilinen bir gezi rotası. Az bilinse de ben defalarca yolumu bir şekilde Tire'ye düşürmeyi başardım ve gezilerimin sonunda bu yazı ortaya çıktı. Tire'nin tarihi, Tire'ye ulaşım, Tire'de ne yenir, Tire'de gezilecek yerler gibi Tire'ye gittiğinizde ihtiyacınız olan tüm bilgileri içeren bir Tire gezi rehberi hazırladım, keyifli okumalar! Tarihi hanlar, türbeler, hamamlar, camiler şehri Tire'nin kısaca geçmişini, konumunu, yeme-içme ve yaşama kültürünü Tire gezi rehberi bölümü altında özetledim. Tire'de gezilecek yerler için yazıyı okumaya devam edin. Tire, binlerce yıllık kadim bir medeniyete sahip. Şehir tarih boyunca dini ve ticari merkez olmuş. Tierra adı ile anıldığı antik dönemden Osmanlı dönemine kadar farklı dönemlere ait pek çok eser ve kalıntı şehri süslüyor. Özellikle ticaretin etkisi ile han, hamam gibi yapıların sayısı oldukça fazla. Tire, İzmir'e bağlı, Ege bölgesinde bulunan bir ilçe. Ancak İzmir şehir merkezine ve denize oldukça uzak, hatta Aydın iline İzmir'den daha yakın. İzmir'in ve deniz kıyısındaki diğer yerleşimlerin Anadolu ile bağlantı yolları üzerinde olduğundan Tire tarihi boyunca önemli bir ticaret ve üretim şehri olmuş. - Tire ile İzmir şehir merkezi arası 97 km, - Tire ile Ödemiş arası 32 km, - Tire ile Birgi arası 42 km, - Tire ile Torbalı arası 46 km, - Tire ile Selçuk arası 39 km, - Tire ile Aydın arası 82 km, - Tire ile İstanbul arası 526 km, - Tire ile Ankara arası 574 km. Tire'ye İzmir'den gelmek için; pek çok seçeneğiniz var; İlçe minibüsleri, Eshot otobüsleri, tren veya araç kiralayarak İzmir'den Tire'ye 1,5 saat gibi bir sürede ulaşabilirsiniz. Tren istasyonu Tire merkezde, eğer saatleriniz uyuyor ise tren ile gelmek en keyifli seçenek. Üstelik tren İzmir Adnan Menderes Havalimanı'ndan da geçiyor. Uçakla İzmir'e gelenler için güzel bir alternatif olabilir. Tire'ye İstanbul veya Ankara'dan gelmek için; İzmir'e uçakla gelebilir ve yukarıdaki yöntemlerden biri ile Tire'ye ulaşabilirsiniz. Kendi aracınız ile Tire'ye gelmek isterseniz İstanbul'dan yeni otobanı kullanarak 5,5-6 saatte Tire'ye ulaşabilirsiniz. Tire'ye gidince; Tire tostu, Tire köftesi, Lor tatlısı yemeden dönmeyin. Gitmişken Tire peyniri, sucuğu, nohut mayalı ekmeğinin de tadına bakın, hatta alın gelin. Tire'de et ürünleri yaygın olsa da aslında evlerde farklı ot yemekleri sıklıkla yapılıyor; turp otu, ot kavurması, şevketibostan, cibez, ovkma, kabak çiçeği dolması gibi Ege mutfağından alışık olduğumuz lezzetleri Tire'de bulabilirsiniz. Hangisini nerede yiyebileceğiniz kısmını aşağıda detaylıca açıklamaya çalıştım. Tire'de mutlaka yemeniz gerekenlerin başında Tire tostu geliyor. Salça, sucuk, peynir, domates, yeşillik, turşu, isteğe bağlı olarak mayonez, ketçap eklenen tost tam bir lezzet patlaması. İstediğiniz malzemeleri ekletebilir veya çıkarttırabilirsiniz. Ben peynir, sucuk, domates, yeşillik, turşu olan versiyonunu seviyorum. Şehir merkezinde bulunan tostçular sokağı bu işin merkezi, oradaki tostçularda yiyebilirsiniz. Tire köftesinin iki versiyonu var; biri soslu diğeri ise ekmek üstü servis ediliyor. Benim favorim ekmek üstü olan. Tire'nin meşhur köftecisi Hacıoğlu ama ben ilk Tire'ye gittiğimde orada soslu olandan yemiş ve pek beğenmemiştim. Sonra gittiğimde denediğim küçük bir esnaf lokantası olan Köfteci Yılmaz'da yediğim ekmek üstü köfteyi beğenmiştim. Tire'de belediyeye ait pek çok sosyal tesis bulunuyor. Bunlardan biri de Gölet Restoran. Gölete yukarıdan bakan restoranın bir yanı Tire, bir yanı gölet manzaralı. Belediye işletmesi olduğu için fiyatları uygun, tek eksiği yemek servisi 16:00'da başlıyor, öncesinde giderseniz sıcak/soğuk içecek alabilirsiniz. Alkol servisi de var. Tire manzarasına karşı yemek yiyebileceğiniz bir başka belediye tesisi Toptepe Aile Gazinosu. Çam ağaçları arasında harika bir günbatımı manzarası izlemek için de çok güzel bir yer olan Toptepe'de akşam yemek ve alkol servisi var. Tire'ye özgü lezzetler de bulabileceğiniz mezeleri de gayet lezzetli. Turp otu, kuzukulağı ve keşkek var menüde. Burada lor tatlısının üzerine kavrulmuş susam dökmüşler, nasıl yakışmış, nasıl lezzetli olmuş anlatamam. Tire Çarşısı'nda dolaşırken göreceğiniz geleneksel bir tatlıcı Osman Efendi. Biz tulumba tatlısı ve trileçe yedik. İkisi de çok taze ve lezzetli idi, yaz aylarında dondurması da çok güzel oluyormuş, demedi demeyin. Tire'nin et ürünlerini nereden alacağız derseniz Ege Sucukları iyi bir seçenek. Sucuk, sosis, Tire köftesi, kuru et gibi yanınızda götürebileceğiniz ürünleri buradan güvenle alabilirsiniz. Tire'den tulum peyniri, lor peynir, çamur peynir, süzme yoğurt gibi süt ürünlerini gönül rahatlığı ile alabilirsiniz. Kırıkkaya bu ürünleri satan şarküterilerden biri, pek çok yerde şubesi var. Peynir alırsanız yola uygun şekilde vakumluyorlar. Burada nohut ekmeği de bulabilirsiniz. Tire Süt Kooperatifi ürünlerini de tercih edebilirsiniz, belediyenin bütün tesislerinde kooperatif ürünleri kullanılıyor. İstanbul'da Migroslarda yoğurt ve Tire köfte ürünlerini bulabiliyorsunuz. Tire'de yeşillikler içinde Tire ürünleri ile kahvaltı etmek isterseniz şehir merkezinden bir uzaklaşıp Akçaşehir'de bulunan Değirmen Restoran'a gidebilirsiniz. Özellikle sıcak yaz aylarında serin serin kahvaltı etmek için çok güzel bir yer. Tire, çevresindeki verimli ovalar sayesinde önemli bir tarım ve hayvancılık merkezi. Hal böyle olunca süt ve süt ürünleri ile et ve et ürünleri kaliteli ve lezzetli. Gitmişken evinizde tüketmek için süti yoğurt, peynir, sucuk, Tire köftesi gibi ürünlerden alabilirsiniz. Salı günleri kurulan Tire Pazarı, çevre köylerden gelen çeşit çeşit meyve, sebze ve otlarla Türkiye'nin en büyük açık hava pazarı sayılıyor. Ziyaretiniz salı gününe denk gelirse buradan taze taze meyve, sebze alışverişi yapabilirsiniz. Tire, tarihte nalıncılık, urgancılık ve keçecilik ile geçiniyormuş. Hala bu zanaatları devam ettiren yerler var. Özellikle keçeden yapılan şallar, çantalar, halılar, örtüler, anahtarlıklar gibi hediyelik ürünlerden alabilir veya sadece nasıl yaptıklarını izlemek için ziyaret edebilirsiniz. Tire'nin urganları Osmanlı döneminde tüm ülkede kullanılıyormuş, hatta Fatih Sultan Mehmet'in Haliç'e geçerken kullandığı urganların Tire'den gittiği söyleniyor. - Gülcüoğlu Konakları - Kirazoğlu Konağı - Koç Otel - Öğretmen Evi - Tirem Otel - Ramada Otel Aşağıdaki haritada Tire'de gezilecek yerler, Tire'de yeme-içme seçenekleri ve Tire'de konaklama seçenekleri yer alıyor. Haritaya tıklayarak daha detaylı inceleyebilirsiniz. Tire hanlar, hamamlar şehri... Tire'de gezilecek yerler listesinde ise sadece hanlar, hamamlar yok. İki günde doya doya, rahat rahat gezebileceğiniz Tire'de mutlaka görmeniz gereken yerleri aşağıda sıraladım. Tire'nin tarihini, kültürünü ve günlük yaşantısını tanıyarak gezmeye başlamak için ilk durağınız Kent Müzesi olsun. Müzede geleneksel el sanatlarının gerçek ustalar tarafından yapılarak sergilendiği bir bölüm var. Müzenin bu kısmı \"yaşayan müze\" olarak geçiyor. Tire Kent Müzesi 2023 yılı giriş ücreti 5 TL, Müzekart geçerli değil. Tire'de çok sayıda tarihi camii bulunuyor, bu yazıda hepsini detaylıca anlatmayacağım. Ancak Kent Müzesi'nden Tahtakale Çarşısı'na doğru yürürken göreceğiniz Paşa Camii bahçesi, şadırvanı ve mimarisi ile dikkatimi çektiği için onu yazayım. Kanuni döneminde yapılmış, uzun yıllardır ayakta olan ve hala kullanılan bir camii. Yeşil İmaret Camii, Tire'deki ilk Osmanlı eseri olması nedeniyle de görülmeye değer. Tahtakale Çarşısı, Tire'nin geleneksel el sanatlarını hala yaşatan urgancı, yorgancı, nalıncı ve keçeci dükkanlarına ev sahipliği yapıyor. Dükkanlardan alışveriş yapmasanız da bir selam verip sohbet edin, Tire'nin insanı çok hoşsohbettir. Birkaç kez tekrarladığım gibi Tire, ticaret yolları üzerinde olduğundan yolcuları ağırlamaya uygun pek çok hana sahip. Bu hanlardan şu an en iyi durumda olan restore edilerek hayata kazandırılmış olanı Kutuhan. 1442'de yapılmış olan han, restore edilerek 2022'de tekrar kullanılmaya başlanmış. İçeride el sanatları dükkanlarının yanı sıra bir de kafe bulunuyor, çay/kahve molası vermek için de uğrayabilirsiniz. Kutuhan'ın içindeki dükkanlardan birinde yörükler için körüklü çizme yapan bir çizme ustası var. Usta dünya tatlısı ve çok hoş sohbet, hana giderseniz selam vermeden geçmeyin. Tire'deki bütün hanlar maalesef Kutuhan kadar şanslı değil. Tahtakale Çarşısı içinde bulunan Çöplüce Hanı oldukça virane durumda. Tarihi Bedesten'in hemen arka sokağında bulunan Ali Efe Hanı ise neredeyse yok olmak üzere, durumu çok çok kötü. Tarihi Bedesten, 15. yüzyılda yapılmış Osmanlı eserlerinden biri. Şu an bedestenin iç bölümü sergi ve etkinlikler için kullanılırken dış cephesinde genellikle el sanatları dükkanları bulunuyor. Tire'de yüzlerce yıl, farklı dinlere mensup kişiler bir arada ve hoşgörü içinde yaşamış. Bunun en güzel örneklerinden biri Derekahve semtinde bulunan Ayazma ve üzerine inşa edilmiş olan Şems mescidi. Hristiyanlar tarafından kutsal sayılan suyun kenarına yapılmış olan ayazmanın üzerine 15. yüzyılda mescit yapılmış. Suyun kutsal olması tüm halk tarafından kabul görmüş olsa gerek ki hıdırellez zamanı Tire'de yaşayanlar buraya gelip dileklerini suya atarlarmış. Şu an bu kutsal suyun aktığı yerine çevresi piknik alanı olarak güzenlemiş. Derenin iki yakasında kafe ve restoranlar bulunuyor. Ulu ağaçların altında oturup dereyi seyrederek çayınızı kahvenizi yudumlamak isterseniz burası harika bir seçenek. Ticaret yolu olur da konak olmaz mı? Tabii ki ticaret erbapları hem kendileri hem de misafirleri için pek güzel konaklar yaptırmışlar. Bu konakların bazıları şu an butik otel olarak hizmet veriyor. Gülcüoğlu Konakları da bu otellerden biri. Üç kardeşe ait aynı bahçeye bakan üç konağın ikisi şu an otel olarak kullanılıyor. Otelde kalmasanız dahi bahçeyi girip gezebiliyorsunuz. Burada konaklamak isterseniz önceden rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Gülcüoğlu Konakları'na gelmişken etrafındaki sokakları mutlaka gezmenizi öneririm. Bu konaklar kadar şanslı olmayan ama hala güzelliğini koruyan eski Tire evlerinin bulunduğu sokakları keşfedin. Konağın karşı sokağından biraz ilerlerseniz Mehmet Bey Camii'yi ve bahçesindeki anıt sedir ağacını da görebilirsiniz. Seyahatiniz Salı gününe denk gelirse Türkiye'nin en büyük açık hava pazarı olan, çevre köylerden gelen sebze, meyve, türlü türlü otlar, köylülerin kendi yaptığı süt ürünleri, el işleri ve daha fazlasını bulabileceğiniz tarihi Tire pazarını ziyaret edin. Yalınayak Hamamı, Süleyman Şah Türbesi, İbni Melek Türbesi ve Necip Paşa Kütüphanesi Tire'de görebileceğiniz diğer tarihi yerler. Tire'ye zeytin hasadı zamanı giderseniz, ilçeyi çepeçevre sarmış olan zeytin bahçelerindeki hasadı izleyebilirsiniz. Tire'ye gitmişken gezi rotanıza; töngül pide yemek için Ödemiş, tarihten bir köy olan Birgi, terkedilmiş Lübbey Köyü, Gölcük ve Torbalı'da bulunan Key Museum'u ekleyebilirsiniz. İlgili yerlerin üstüne tıklayarak oralar için yazdığım gezi yazılarına kolayca ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/topkapi-sarayi-ve-istanbul-arkeoloji-muzeleri", "text": "İstanbul'da gezilecek yerler arasında ilk sırada şüphesiz ki tarihi yarımada var. Tarihi Yarımada içinde ise Sultanahmet Camii ve Ayasofya gibi İstanbul'un en önemli yerleri, sarnıçlar, meydanlar, hamamlar, medreseler gibi görülecek pek çok yer var. Tarihi Yarımada içinde bulunan Topkapı Sarayı ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri bir günlük bir geziyi hak ediyor. Bu yazıda Topkapı Sarayı ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri gezisi için önerdiğim yerler bulunuyor, keyifli okumalar! Aşağıda paylaşacağım rota sabah 10:00, akşam 18:00 saatleri arasında dolu dolu geçecek bir rota, bu nedenle planlamanızı buna göre yapmanızı öneririm. Aşağıdaki görsele tıklarsanız rotada bulunan yerleri Google Haritalar uygulaması üzerinde görebilirsiniz. Gezi rotamıza Sultanahmet Meydanı'nda bulunan Alman Çeşmesi ile başlıyoruz. Buradan başlamak zorunda değilsiniz elbette, ancak ben Sultanahmet çevresine gittiğimde bu meydanı, camileri şöyle bir genişten görüp ondan sonra gezime başlamayı sevdiğim için buradan başlıyorum. Alman Çeşmesi, Alman İmparatoru II. Wilhelm'in Osmanlı Sultanı II. Abdulhamit'e ve İstanbul'a hediyesi olarak 1898'de Almanya'da yapılıp 1901'de İstanbul'daki yerine monte edilmiştir. Topkapı Sarayı'na Ayasofya yönünden geliyorsanız, sarayı gezmek için 2 avlu aşmanız gerekiyor. İlk avludan önce saray çevresi yüksek duvarlarla çevrilmiş durumda. Burada bir kontrol noktasından geçiyorsunuz, burası sadece güvenlik amaçlı, ilk avluya girmek için bir ücret ödemeniz gerekmiyor, bu bahçeyi ücretsiz gezebilirsiniz. İlk avluya girmeden önce, Topkapı Sarayı'nın girişi ile Ayasofya arasında, Ayasofya Meydanı'nda harika mimarisi ile hemen dikkatleri üstüne çeken III. Ahmet Çeşmesi bulunuyor. Çeşme Damat İbrahim Paşa'nın önerisiyle III. Ahmet tarafından daha önce burada bulunan Bizans çeşmesinin yerine inşa edilmiş. Osmanlı'daki en güzel meydan çeşmelerinden biri olan, 1728-29 yıllarında yapılan III. Ahmet Çeşmesi'nin mimari tarzı Rokoko'dur ve batı etkisini ortaya koyar. Topkapı Sarayı'nın birinci avlusuna girdiğinizde solda yer alan kilise Kutsal Barış anlamına gelen Aya İrini veya Azize İrini Kilisesidir. Roma'nın Hristiyanlığı kabulünden sonra yapılan ilk kilise olması nedeniyle tarihi öneme sahip olan kilise aynı zamanda Doğu Roma'dan günümüze kalan atriumlu tek kilisedir. Atrium, eski Roma tapınaklarının ortasında yer alan çevresi revaklı avluya verilen addır. Aya İrini'nin bir diğer tarihsel önemi ise Osmanlı ilk müzesi olmasıdır. 1869 yılında Aya İrini, Müze-i Hümayun adını almıştır. Zamanla, sergi mekanlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında Çinili Köşk`e taşınmış ve böyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin ilk adımı atılmıştır. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini Askeri Müze olarak kullanılmış, daha sonra Kültür Bakanlığı'na devredilmiş. Aya İrini, akustik özellikleri ve muhteşem atmosferi nedeniyle klasik müzik performansları için konser salonu olarak hizmet veriyor. Burada bir konser dinlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Aya İrini Kilisesi şu an müze olarak ziyaret edilebiliyor. Ancak Müzekart geçerli değil, tam bilet 30 TL, indirimli bilet 10 TL. Topkapı Sarayı'nın ilk avlusunda bilet gişelerinin bulunduğu yerin yan tarafında duvarda bir çeşme göreceksiniz. Çeşmenin önünde de mermer bir parça. Osmanlı'da vatan hainleri, hareme göz dikenler, casusluk yapanlar yani daha çok siyasi suçluların infazı burada yapılırmış, bu nedenle Siyaset Çeşmesi de denirmiş. Cellatlar; satır, bıçak ve usturalarını bu çeşmede yıkarmış. Durum biraz dehşet verici olunca fotoğraflarını çekmemişim, kusura bakmayın. Bahçeden geçerken göz ucuyla bir bakarsınız belki. Birinci avludan saray yönüne değil de sola devam ederseniz sokağın içinde sağda İstanbul Arkeoloji Müzeleri girişini göreceksiniz. Dünyanın en zengin Arkeoloji müzelerinden biri olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri üç binadan oluşuyor, \"müzeleri\" denmesinin sebebi de bu. Pek çok döneme ve medeniyete ait arkeolojik eserlerle mutlaka görülmesi gereken bir müze. İskender Lahdi, Tapınaklar ve İ. Ö. 500lü yıllardan kalma mumya aklımda yer edenler. Kadeş Anlaşması, İlk aşk şiiri, Hammurabi yasaları gibi çok ilginç detayları müzede bulabilirsiniz. Daha fazla bilgi için İstanbul Arkeoloji Müzeleri yazıma bakabilirsiniz. Topkapı Sarayı için alacağınız bilet, size Harem hariç Divan, Hazine, Köşkler gibi bölümleri gezmenizi sağlayacak. Oldukça geniş alana yayılmış olan Topkapı Sarayı, ihtişamdan uzak, benim gördüğüm en mütevazi saray. Sarayda sergilenenler arasında Kaşıkçı Elması en dikkat çeken parçayken, en çok ziyaretçi çeken bölüm Kutsal Emanetler'in sergilendiği bölüm. Sarayı gezmek için planını daha iyi anlamak gerek diye düşünerek planlarını avlu avlu aşağıya ekledim. İlk avlu ücretsiz girebildiğiniz Aya İrini Müzesi'nin içinde bulunduğu ve Arkeoloji Müzeleri'ne geçiş yapabileceğiniz avlu. Aşağıda renkli olarak görüyorsunuz. Burada Darphane binası da yer alıyor ancak ziyarete açık değil. İkinci Avlu, sağda saray mutfaklarının solda ise Harem girişinin bulunduğu, aynı zamanda Kubbealtı denen Divan toplantıların yapıldığı salonun bulunduğu bölüm. Divan toplantılarının yapıldığı salonun tepesindeki kubbeden kolayca tanıyabilirsiniz bu binayı. Divan salonunun yanındaki sergi salonunda Kaşıkçı Elması ve Topkapı Hançeri gibi meşhur parçaları bulabilirsiniz. Üçüncü Avlu ise Kutsal Emanetleri'n sergilendiği Has Oda'nın bulunduğu bölüm. III. Avluya Arz Odası'ndan geçiliyor. Burada sürekli Kuran-I Kerim okunduğu için kadınların başını örterek girmesi gerekiyor. Eğer örtünüz yoksa girişte size poşeti açılmamış temiz baş örtüsü veriyorlar. Dördüncü ve son avluda irili ufaklı çok sayıda köşk bulunuyor, bu avluyunun bahçe peyzajı da son derece güzel. Avlunun sağ bölümünde Anadolu Yakası'nı gören bir manzara noktası var, burada Konyalı restoranın bir şubesi bulunuyor. Dilerseniz yemek veya birşeyler içmek için burada mola verebilirsiniz. Bahçenin sol tarafında Bağdat Köşkü'nün Haliç'e bakan tarafında ise başka bir manzara noktası bulunuyor, burası benim favori noktam. Harem, Aya İrini ve Arkeoloji Müzeleri hariç sadece sarayı gezmek için 3-4 saat ayırmanızı öneririm. Topkapı Sarayı giriş ücreti 2021 yılı için tam 60 TL, indirimli 10 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz, Harem hariç. 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaretçi alıyorlar, ziyaret 18:00'e kadar devam ediyor. Topkapı Sarayı'ndan girdiğiniz ana kapıdan çıkıyorsanız Ayasofya ile saray kapısı arasında kalan Soğukçeşme Sokağa uğramadan turunuzu tamamlamayın. Burada tarihi Osmanlı evlerinin yan yana dizildiği fotoğraf stüdyosu gibi bir sokak ile karşılaşacaksınız. Binaların çoğu otel veya kafe/restoran olarak hizmet veriyor. Sokak Soğukçeşme adını III. Selim döneminde yapılmış olan çeşmeden almış. Topkapı Sarayı veya Sultanahmet Meydanı çevresinde bir yerlere geldiysem yemek ve tatlı tercih ettiğim belli başlı birkaç yer var. Çevrede restoran ve kafeteryadan bol birşey yok elbette, ama benim ilk tercihlerim bunlar. - Sultanahmet Köftecisi: Sultanahmet Meydanı çevresine gittiysem yemek için ilk tercihim Sultanahmet Köftecisi oluyor. Bu benim için bir gelenek gibi. Artık çok kalabalık olması, kalabalık nedeniyle hizmet kalitesinin düşmüş olması biraz canımı sıksa da durum değişmiyor. - Pudding Shop: Bir diğer sevdiğim ve yemek için gittiğim yer ise Pudding Shop olarak bilinen ve Hippilerin Asya yolculukları sırasında durak noktası olan, birbirlerine haber bıraktıkları yer alan Lale Restoran. Yemekleri de fena değil, esnaf lokantası tadında. - Hafız Mustafa: Türk Edebiyat Vakfı binasının altında bulunan tatlıcı Hafız Mustafa hem çay kahve hem de tatlı molası için en sevdiğim yerlerden. Tatlıları gerçekten güzel. İç mekanı da sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıyor. - Caferağa Medresesi: Yine çay, kahve molası için Caferağa Medresesi'ni tercih edebilirsiniz. Yine tarih kokan bir mekanda çay molası vermiş olursunuz. Bize masraf çıkarma derseniz, meydanda saray girişinde Gülhane Parkı içinde çok sayıda simitçi göreceksiniz, simitinizi alıp kısa bir mola vermeniz da mümkün elbette. Bu yazıda bahsi geçen gezi rotası 22 Ocak 2012 Pazar Günü, Ahmet Alpat rehberliğinde düzenlediğim II. İstanbul Gezileri rotasıdır. Bu keyifli gezi için organizasyonda yardımlarını esirgemeyen sevgili Simge Sezer ve tabii ki rehberimiz Ahmet Alpat'a ve bu soğuk Ocak gününde gezimize katılan herkese teşekkür ederiz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/trabzon-manastirlari", "text": "Trabzon, Karadeniz Bölgesi'nin en önemli şehirlerinden biri. Doğu Karadeniz gezi rotası çizerken Trazbon'u dahil etmemek olmazdı. Trabzon'u rotama eklemek istememin sebebi ise Trabzon manastırları olan Sümela, Kuştul Manastırı ve Vazelon Manastırı'nı ziyaret etmekti. Trabzon, Pontus Rumları'nın ana yerleşimlerinden biri idi. Bu nedenle bu bölgede Ortodoks Hristiyanlar'dan kalma eserleri görmek mümkün. Trabzon'un içindeki Ayasofya Kilisesi de bunlardan biri. Trabzon'da manastırların yoğunlukla bulunduğu bölge ise Sümela Manastırı'nın da yer aldığı Maçka ilçesi. Maçka'nın yukarıya akan dereleri kadar manastırları da görülmeye değer. Benim Trabzon'a geldiğim günlerde bu bölgede seyahatte olan gezgin arkadaşım Hanife ile planlarımız kesişince buluşup, manastırlara doğru gitmeye karar verdik. Trabzon'da manastırlar dışında; Hıdırnebi Yaylası, Çal Mağarası, Uzungöl, Karester Yaylası, Şahinli Yaylası, Şolma Yaylası, Hamsiköy gibi gezilecek yerler de var. Ben zamanımı en iyi şekilde değerlendirebilmek için sadece manastırları görecek şekilde bir plan yaptım. Sümela Manastırı'nın M. S.375 yıllarında yapıldığı tahmin ediliyor, 1923'e kadar ise aktif olarak kullanılmaya devam etmiş. İçinde kütüphane, ibadethane, misafirhane gibi bölümleri olan manastırın duvarlarındaki freskler de dikkat çekici ancak vandalizmin elinden kurtulamamış. Sümela Manastırı'nı daha önce birkaç kez gördüğüm için rotamıza orayı eklememiştik, zaten 2018 yılı içinde manastır restorasyonda oldundan içine giremeyecektik, bu nedenle daha az bilinen manastırlara doğru rotamızı çevirdik. Rotamızdaki ilk manastır Kuştul Manastırı idi. Manastır M. S. 752 yılında yapılmış ve yine 1923'te mübadele ile terk edilmiş. 187 odalı manastırın kütüphanesinde 7000'den fazla eser varmış zamanında. Bu bölgede manastırlar için pek fazla tabelalama yapılmamış, navigasyona bakarak bulduğumuz yoldan manastıra doğru gittiğimizi zannediyoruz. Navigasyona güvenip çıktığımız yerin ise manastırın karşı tepesi olduğunu farkettiğimizde epey yukarılara doğru tırmanmıştık. Bu arada tırmandığımız dağ yolunda kaybolmaktan hiç bıkmazdım çünkü yemyeşil orman, çiçekler, kelebekler ve mis gibi hava bize yol arkadaşlığı ediyordu. Yolda tesadüfen görüp durduğumuz ahşap köprü ise, bu yolculuğun en güzel görüntüsü oldu. Şimşirli Köyü'ne yakın bir yerler burası, tam olarak yerini bilemiyorum çünkü telefon çekmiyordu 🙂 Aklınızda olsun, Vodafone Karadeniz Bölgesi'nde özellikle yaylalarda sınıfta kaldı. Yoldaki köylerde kimi görsek yol sorarak sonunda manastırı karşı tepeden görmeyi başardık. Manastıra çıkan bir patika varmış ama kimse kullanmadığı için patika kapanmış. Köylüler \"manastıra çıkamazsınız\" deyince manastırı uzaktan görmekle yetindik. Zamanında 4 katlı olan manastır bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuş ne yazık ki. Buraların insanları için \"birkaç taş yığını\"ndan ibaret olan bu yapıları kültür varlığı olarak turizme kazandırabilsek yöre halkına da çok faydası olur ancak kimse bunun farkındaymış gibi görünmüyor. Kuştul Manastırı manzarasına uzaktan baktıktan sonra Şimşirli Köyü'ndeki alabalık yapan dere kıyısında bir restoran bulduk. Buralarda kırmızı benekli alabalık koruma altında bir tür, ancak hemen hemen bütün balık yapan yerlerde de bulunuyor nedense. Biz de kırmızı benekli alabalığın tadına bakmış olduk bu vesile ile. Bu sofraya yanlış hatırlamıyorsam kişi başı 25TL ödedik, fotoğrafta gördüğünüz sofra 2 kişilik. Kuştul Manastırı'nı uzaktan da görmenin mutluluğu ile bir sonraki durağımız olan Vazelon Manastırı'na doğru yola koyulduk. Bu bölgedeki en eski manastır Vazelon imiş, M. S.270 yılında yapılmış. Sümela Manastırı'nın Vazelon'un gelirleri ile yapıldığı söyleniyor. Burası da mübadele ile boşaltılmış. Yine navigasyonun azizliğine uğrayıp kendimizi yine manastıra uzak bir tepede bulduk. Bu kez kendimizi bulduğumuz tepe içimizi yakan, acıtan bir tepe oldu. 2017'nin Ağustos ayında, 13 yaşında bir çocuk Trabzon Yaylaları'nda terörisler ile yaşanan çatışmada öldürülmüştü, hatırlar mısınız? Eren Bülbül o çocuğun adı idi. 13 yaşındaki çocuğa şehit ünvanı verilip kocaman bir ev yapılmış ailesine. Annesi hala mezarında oturup ağıtlar yakıyor, \"yarı aç, yarı tok idi yavrum kimsenin haberi yoktu, 13 yaşında çocuktan şehit mi olur\" diye. Eren'in annesi ile oturup acısına ortak olmaya çalıştık ama mümkün mü ki... Tesadüfen bulduğumuz bu ana yüreğimize kocaman bir acı oturtsa da yolumuza devam ettik. Bu tepeden inince, geldiğimizde yolda aslında \"Vazelon Manastırı\" tabelası olduğunu gördük, epeyce yukarıya çıkmışız. Ama tabelayı geliş yönünden görmek pek mümkün değil, köyde insan bulduğunuzda mutlaka sorun. Size güzel bir haber vereyim; Kızlar Manastırı olarak da bilinen Vazelon Manastırı, 2020 yılında restorasyonu başlayacak kültür varlıkları arasında. Türkiye'deki ilk manastırlardan biri olduğu sanılan Vazelon Manastırı Fener Rum Patriği Bartholomeos tarafında da ziyaret edilmiş. Manastırlar'ı yakından göremesek de o çevrede yol yapmak, bizim modern araçlarla dahi gitmeye zorlandığımız yerlerde insanların manastırlar yaptığına şahit olmak çok güzel bir deneyimdi. Trabzon'a gelirseniz buralara uğramayı ihmal etmeyin. - Kafkaslar Seyahati Hazırlıkları - Adını Kirazdan Alan Şehir Giresun, Giresun'da gezilecek yerler - Gizli Kalmış Cevher Santa Harabeleri - Gizemli Trabzon Manastırları - En Güzel Rize Yaylaları - Artvin Yaylaları"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/trabzonda-ne-yenir", "text": "Karadeniz'in en gelişmiş şehirlerinden Trabzon, kendine özgü insanlarıyla birlikte yemekleriyle de dikkat çekiyor. Her yıl yüz binlerce turist ağırlayan Trabzon'un Karadeniz'de en çok merak edilen şehirlerden olmasında tarihi kalıntılarıyla birlikte meşhur mutfağı da rol oynamakta! Tadanların bir kez daha tatmak için heves ettiği, henüz tatmayanların söylenenlerden sonra içten içe merak ettiği Trabzon yemekleri, kesinlikle övgüleri hak eden lezzette! Trabzon, sadece Karadeniz'in değil Türkiye'nin de en önemli mutfak kültürüne sahip şehirlerinden. Trabzon mutfağı denince ilk olarak akıllara tabii ki küçük olduğu kadar aynı zamanda da eşsiz bir lezzete sahip olan hamsi balığı geliyor. Uğruna türkülerin yazıldığı, Karadeniz'de hemen hemen her lezzete katılan hamsinin özellikle Trabzonlular açısından yeri ayrı! Misafirlere tava tava ikram edilen, tüm öğünlerde yense de kimsenin garibine gitmeyen hamsi, Trabzon gezisi sırasında kesinlikle tadılması gereken lezzetlerin başında geliyor. Ayrıca hamsiden yapılan sayısız farklı yemek de mevcut! Hamsili pilav, hamsi pilaki, hamsi kuşu, hamsi köftesi, hamsi çıtlaması, hamsi pidesi, hamsi tava ve buğulaması; en meşhur hamsili yemeklerden. Trabzon mutfağının bir diğer önde gelen lezzeti ise mısır! Hemen hemen her yemeğe katılan mısır, birçok farklı şekilde kullanılıyor. Karadeniz'in ünlü mısır ekmeği, meşhur tadın en çok kullanılan lezzeti halinde! Kahvaltıların olduğu gibi öğle ve akşam yemeklerinin de vazgeçilmez detayı olan mısır ekmeği, yapımıyla da oldukça meşakkatli lezzetlerinden. Mısır ekmeği, Karadeniz'de kesinlikle tadılması gereken bir diğer lezzet olarak listelere eklenmeli! Mısırla yapılan diğer yemekler; mısır sarması ve mısır çorbası! Ünlü Karadeniz Pidesini Bir de Trabzon'da Yiyin! Türkiye'nin hemen hemen her yerinde rahatlıkla bulabileceğiniz Karadeniz Pidesi, Trabzon'da bir başka güzel! Birçok farklı seçeneğe sahip pide, hamur işlerinden hoşlananların ağzında uzun yıllar unutamayacağı tatlar bırakacak. Karadeniz Pidesinin en büyük özelliği, kapalı şekilde pişirilmesi! Özel olarak tasarlanan taş fırınlarda kavurma, kaşar, peynir, sucuk ya da yumurta gibi lezzetlerle harmanlanan pide, Trabzon denince akla gelen yöresel yemeklerin en önemlilerinden hiç kuşkusuz. Trabzon'da yiyeceğiniz pidelerin tadının, diğer şehirlerde yediklerinizle farklı olduğunu ilk ısırıkta fark edeceksiniz. Ve Karadenizli herkesin favori yemekleri arasında yer alan lahana! Özellikle etli lahana sarması, yabancı turistlerin bile dikkatini çekiyor. Sarmanın yanı sıra lahana kavurması da özel tatlardan. Trabzon geziniz için uzun bir süre ayırmanız, yöresel tatları yemeden dönmemek için tercih etmeniz gereken bir seçenek. Her gün hatta her saat yeni lezzetleri deneyimleyebilir ve uzun yıllar hafızanızda yer edecek yemeklerin tadına bakabilirsiniz. Nam-ı değer muhlama! Mısır lapasından yapılan kuymak, yani muhlama, Karadeniz'in belki de en çok benimsenen lezzeti! Kahvaltılarda oldukça fazla tüketilen muhlama, gün içerisindeki öğünlerde de oldukça sık tercih edilir. Kuymağın püf noktasının meşhur Karadeniz tereyağı ile yapılmasından geldiği kabul edilir. Hatta tereyağı ne kadar fazla kullanılırsa, muhlamanın da o kadar lezzetli olduğu belirtilir. İçerisinde bulunan peynirin uzayan görüntüsü eşsiz tadıyla da birleşince, ortaya karşı konulmaz bir Karadeniz lezzeti çıkarıyor. Laz böreğinin hemen hemen herkes tatmasa da duymuştur. Ama bu lezzetin tatlı olduğunu bilmeyenler de kesin vardır. Laz böreği, Trabzon ile birlikte Karadeniz'in en çok dikkat çeken ve bilinen tatlısı! İsminin aksine oldukça şekerli bir tatlı olan Laz böreğini, yemekten sonra ünlü Karadeniz çayı yanında yiyebilirsiniz. Laz böreğinin baklavaya benzediğini ilk görüşte düşünebilirsiniz. Farkı ise baklavada bulunan fındık yerine kremayla dolu olması. Genellikle ılık yenmesi tavsiye edilen Laz böreğinin ününün ülke sınırlarını aştığı da kabul edilmesi gereken bir gerçek! Bir diğer tadı damakta kalan Trabzon tatlısı da kabak tatlısı! Her bölge ve şehrin yabancı olmadığı kabak tatlısı, Trabzon'da bir başka güzel! Trabzon'un yağmurlu iklimi ve sıcaklığının tatlının daha lezzetli olmasında etkili olduğu bölgenin halkı tarafından söylenmekte! Siz de kabak tatlısını Trabzon'da tadınca bu söylemlerin ne kadar haklı olduğunu fark edeceksiniz. Ve belki de Karadeniz halkının yüksek enerjiye sahip olmalarındaki etken olan Trabzon burması! Şerbetli tatlıların başında gelen burma, baklavanın daha yoğun bir hali! Trabzon sokaklarında hemen hemen her köşede karşınıza çıkabilecek tatlı, gün içerisinde kaybettiğiniz enerjiyi size fazlasıyla geri getirecek. Eşsiz güzelliklerle dolu ülkemizin en özel tatlarına sahip bölgelerinden Karadeniz, herkesin hayalini süsleyen güzelliklere sahip. Yoğun iş stresinden uzaklaşmak ya da doğayla iç içe bir tatil geçirmek isteyenlerin pişman olmayacağı Trabzon'da kalbinizi bırakmasanız da yemek zevkinizi değiştireceksiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/transit-vize-uygulamalari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler", "text": "Yurt dışı seyahatinde özellikle uzak uçuşlarda aktarmanız varsa aktarma yapılan ülkelerin vize uygulamaları birbirinden farklı oluyor. Fransa aktarmalı Şili'ye gitmekle Dubai aktarmalı Sri Lanka'ya gitmek açısından aktarma yapılan ülkelerin uygulama farkılıklarından ötürü transit vize uygulamaları da farklı. Transit vize nedir, nasıl alınır, transit vize isteyen ülkeler hangileri, vize ücretleri neler, aktarmalı uçuşlarda yapılması gerekenler ve transit vize için gerekli belgeler gibi herkesin kafasının fazlasıyla karışık olduğu soruların cevaplarını bir yazıda toparladım. Transit vize, çok basit tarifi ile aktarmalı uçuş sırasında aktarma yapılacak olan ülkenin istediği vize türüdür. Bazı ülkeler transit geçiş için vize istemezken bazı ülkeler Türkiye Cumhuriyet'i vatandaşlarından transit vize istemektedir. Transit vizeyi süreye bağlayan ülkeler olduğu gibi, transit vize ile ülkede gezme hakkı veren ülkeler de var, havaalanının transit bölümünden çıkılmasına izin vermeyenler de. Bu nedenle uçuşunuzda bir aktarma durumu varsa biletinizi alır almaz ilk işiniz aktarma yapacağınız ülkenin transit vize uygulamalarını araştırmak olsun. Bazı ülkelerde kısa süreli verilen vizelere de transit vize adı verilmektedir. Mesela Birleşik Arap Emirlikleri'nde Dubai'de 96 saatlik bir transit vize var, normal vize 100usd iken transit vize 75usd. Biz Sri Lanka'ya giderken Dubai'de uzun bir beklememiz vardı, biz de fırsattan istifade şehri gezelim diye bu vizeden faydalandık. Dubai vizesi detayları şurada. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı iseniz ve klasik bir bordo pasaportunuz varsa; pek çok ülkede 24 saate kadar transit alanında kalmak kaydıyla transit vize istemiyor. Transit vize uygulamasına tabi olduğumuz ülkeler listesini aşağıda görebilirsiniz. - Almanya - İngiltere - Çek Cumhuriyeti - İsviçre - Yunanistan - Kanada Eğer hali hazırda schengen vizeniz varsa Avrupa ülkelerinde transit vize almanıza gerek olmadan geçiş yapabiliyorsunuz. Eğer Avrupa aktarmalı uçuş almanız gerekiyorsa Fransa ve Hollanda önemli bağlantı noktaları ve transit vize istemiyorlar, bu nedenle uçak bileti alırken bu ülkelere öncelik vermeniz daha pratik olabilir schengen vizeniz yoksa tabii. Schengen vizeniz yoksa, Schengen vizesi başvurusu yapacaklara öneriler yazıma bir göz atın. Aşağıda yer alan ülkelerde ise transit vize olmadan geçiş yapabileceğiniz istisnai durumları görebilirsiniz. - Eğer geçerli bir İngiltere, İrlanda, Japonya, Kanada, ABD, Romanya, Bulgaristan, Kıbrıs veya Lihtenştayn vizesine sahip olmanız, - Bir Avrupa vatandaşı ile evli olmanız, - Yeşil, Hizmet yada Diplomatik pasaport sahibi olmanız durumlarında transit vizeniz olması gerekmiyor. - Eğer geçerli bir schengen, Bulgaristan, Kıbrıs Cumhuriyeti, Hırvatistan, İngiltere, İrlanda, Romanya, Japonya, Kanada veya Amerika vizesine sahip olmanız veya oturma izninizin olması, - Bir Avrupa vatandaşı ile evli olmanız, - Yeşil, Hizmet yada Diplomatik pasaport sahibi olmanız durumlarında transit vizeniz olması gerekmiyor. - Eğer geçerli bir schengen, Avrupa Birliği üyesi ülkeleri, Japonya, Kanada veya Amerika vizesine sahip olmanızveya oturma izninizin olması,, - Bir Avrupa vatandaşı ile evli olmanız, - Yeşil, Hizmet yada Diplomatik pasaport sahibi olmanız durumlarında transit vizeniz olması gerekmiyor. - Kanada, Yeni Zellanda, Avustralya veya ABD vizesi veya oturma izni, - Avrupa Birliği ya da İsviçre tarafından düzenlenmiş oturma izni, - Kanada tarafından 28 Haziran 2002 tarihinden sonra düzenlenmiş oturma izni, - Avrupa Birliği ya da İsviçre tarafından düzenlemiş D tipi vize, - İrlanda biometric vize olması durumunda vizeniz olması gerekmiyor. - Seyahat edecek olan kişi tarafından doldurulmuş olan vize başvuru formu - Transit vize başvurusu için dilekçesi - Uçak biletleri ve otel rezervasyonları - En az 6 ay geçerliliği olan Pasaport - 2 adet biyometrik fotoğraf - Seyahat sağlık sigortası - Varış noktası için, eğer vize gerekiyorsa, vize - Vize ücreti isteyen ülkeler için vize ücreti Aktarmalı uçuşunuz varsa transit vize konusunda özellikle kontrol etmeniz gereken noktaları madde madde de yazayım istedim. - Aktarmalı bir uçak bileti aldıysanız aktarma ülkenizin vize ve transit vize uygulamasını mutlaka kontrol edin. - Aktarmalı uçuşunuzu bağlantılı olması, farklı havayolu şirketinden olmasına göre başınıza gelecekler farklılık gösterebilir. Transit vize istemeyen ülkelerde transit alanında kalmanız gibi bir ön şart var, ancak bazı havalimanlarında birden fazla terminal var ve terminaller arası geçiş yapmanız gerekiyorsa pasaport kontrolünden geçmeniz gerekiyor, bu durumda transit vize sizi kurtarmayacak ve o ülkenin vize uygulamasına tabi olacaksınız. Uçak biletlerinizi alırken havayolu şirketi veya terminal farklılıkları olup olmadığını da kontrol etmelisiniz. - Farklı havayolları ile uçuyorsanız ve o havayollarının bagaj anlaşması yoksa yine çıkış-giriş yapmanız gerekeceği için transit vize ile uğraşmamak için el bagajı ile seyahat edebilirsiniz. Ancak, ben Paris aktarmalı Şili'ye uçarken İstanbul'dan sırt çantamı el bagajı olarak uçağa alabilmiş olmama rağmen Paris'te bagajımı teslim etmem gerektiği söylendi. Böyle durumlarda bu riski almış olacağınızı unutmayın. - Bazı havaalanları uçuşlar bittikten sonra kapanır, dolayısıyla transit alanında bekleme şansınız olmaz. Bu durumda mecburen havaalanından çıkmanız gerekeceğinden vizeniz olması gerekir. - Transit vize istemeyen ülkelerde 24 saat sınırı bulunmaktadır, eğer transit süreniz 24 saati geçiyorsa mutlaka vize almanız gerekecektir. Benim yazmadığım ama transit vize konusunda sizin aklınıza takılan sorular varsa yorum olarak eklerseniz yazıya ekleyebilirim. Moskovadan muscat aktarmali bangkok uçusumuz var oman air ile.... pegasus ile moskovaya uçacagiz ayni havalimaninda 6 saat sonra muscat aktarmali bangkoka uçacağiz.. Transit vize almamiz gerekli mi.. bagajimiz yok. Havayolu şirketinden net bilgi almanız iyi olur. Soyle bir durum da olabiliyor, ornegin; Ingiltere transit vize icin yukaridaki istisnalarda Amerika vizesi ile gececekseniz uçusun Amerikaya olmasi gerekiyor. Örnek olarak Amerika disinda, Afrika'ya ucuyorsun bu tip durumlarda sorun olabiliyormus ama bu durum her transit isteyen ulke icin gecerli midir onu tam bilmiyorum. E-sky'dan tek seferde alınmış biletim var. Eğer havayolu firması değişiyorsa pasaport kontrolünden giriş-çıkış yapmanız gerekecektir. Bu durumda vizeye ihtiyacınız olur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/trolltunga-ya-cikamayis-hikayem", "text": "Norveç'e gitmeye karar verip uçak biletlerimi almamla birlikte pek çok Norveç fotoğrafında gördüğümüz Trolltunga rotasının hayalini kurmaya başladım. Trolltunga'ya çıkmak için; 22 km'lik plan yaparken bilmesem de zorlu- bir yürüyüş yapmak gerekiyordu. Trolltunga'ya ulaşmak için önce araçla ulaşılabilen son nokta olan Skjeggedal'a ulaşmanız gerekiyor. Skjeggedal'dan önce Tyseedal adında bir yerleşim var. Bloglarda oradan da yürünebileceği söylense de siz otostop filan yapın. 6 km asfalt yol da olsa çıkış parkuru, 22 km öncesi fazla zorlamamak lazım. Skjeggedal ulaştıktan sonrası 11 km'lik çıkışınıza başlayabilirsiniz. Yolunuz açık olsun! Norveçliler çoluk çocuk Pazar gezmesi tadında çıkıyorlar, ancak biz 3. km'yi bitirmeye başladığımızda neredeyse 3 saat geçmişti ve çıkışın zorluğu, yağmur ve soğuk daha fazla devam edemeyeceğimizi anlamamızı sağladı. Yeterince kondisyonumuz yoktu, her türlü ekipman olmasına rağmen tombul bedenimi taşımakta oldukça zorlandım. Bir diğer hatamız ise rotaya geç başlamak oldu. Skjeggedal'a vardığımızda saat öğlen 12:00'yi geçmişti ve bizim çıkıp dönmemiz gece yarısına varacaktı, o yolu gece saatinde yürümeye de cesaret edemedik. Sonuçta çıkılan noktada bizi otel beklemiyor, ancak kamp yapılabilir bizim de kamp malzememiz yok. Demek ki neymiş, rotaya sabah olabildiğince erken başlamak gerekiyormuş. Geri dönüş yolunda yağmurun da artması ile çamurda ilerlemek daha da zorlaştı, bu arada yoğun bir sis çökmüştü. Yani uca varmayı başarsak bile büyük ihtimalle o meşhur manzarayı göremeyecektik diye kendimizi teselli ettik. Odda ya da Tyseedal'da kalıp sabah erkenden rotaya başlamanızda fayda var. Kondisyonunuzun iyi olduğundan emin olun, mümkünse fazla kilolalarınızdan kurtulmuş olarak gelin. Benim gibi cahil cesareti ile tırmanmaya başlamak yerine zihinsel olarak kendinizi zorlu bir parkura hazırlayın. Pişman mıyım? Tabii ki hayır 🙂 3 km'lik rotası bile çok güzeldi, yürürken doğaya hayranlığım bir kez daha arttı, güzelliği karşısında gözlerim doldu... Yine olsa yine yaparım ama daha planlı bir şekilde yaparım. Norveç'e gitmeyi düşünenler mutlaka planlarına alsınlar. Kondisyonuna güvenmeyenler için ise Pulpit Rock'ı önerebilirim. - 3 günlüğüne Norveç'e gidilir mi diyenler için; 3 Günlük Norveç gezisi rotası - Dünyanın en pahalı ülkelerinden birinde ucuza seyahat etme tüyoları: Norveç'te ucuza gezmenin sırları - Norveç'in en popüler yürüyüş rotası olan Trolltunga'ya nasıl çıkılır : Troltunga'ya çıkamayış hikayem - Kaça çıkar Norveç gezisi derseniz;Norveç gezisi maliyeti Ben de aracı Bergen'den kiraladım. Hertz tavsiye ederim. Planınızda bir sorun yok, rahatlıkla yapabilirsiniz. Yaz aylarında gideceksiniz ama ben Temmuz'da gittiğimde ilk km. lerde yağmur, tipi, 4. km'den sonra kar vardı, dolasıyıla su geçirmek ayakkabıya mutlaka ihtiyacınız var."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/trt-1-gunebakan-programi-roportaji", "text": "Bugüne kadar pek çok radyo programına konuk oldum. Bu programlardan biri de, TRT Radyo 1'de her gün yayınlanan Günebakan programı idi.18 Ocak 2019 tarihinde katıldığım program ile ilgili detaylar bu yazıda. Trt Radyo 1'de yayınlanan Günebakan programı, her gün farklı konularda uzmanlığı olan konukları ile canlı yayında konuk ettikleri bir program. Programı; Esin Yolçınar, Aybeniz Ece Uçan ve Didem Karakelle hazırlıyor, Betül Yıldız sunuyor. Betül Yıldız ile yaptığımız keyifli röportajı aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz! Videoyu beğendiyseniz \"beğen\" butonuna basmayı, kanalıma abone olmayı, bildirimleri açmayı unutmayın 😉 👍Bu kanalda seyahat videoları, gezi tüyoları ve gezgin röportajları bulacaksınız."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turk-gezgin-ciftler", "text": "Gençler arasında bir şehir efsanesi vardır: \"evlenince gezemezsin, evlenmeden önce gezebildiğin kadar gez\". Ben bu lafa kesinlikle katılmıyorum! Ortak zevkleri paylaştığınız bir hayat arkadaşınız olursa evlenince veya çift olarak gezmek, sevdiğin insanla birlikte yeni yerler, kültürler keşfetmek dünyanın en güzel şeyi. Bu yazıda ilham veren Türk gezgin çiftler arasından bir seçki yaptım, ilham almak için hepsini takibe almayı unutmayın! Her halde artık onları tanımayan yoktur. Türkiye'nin en ünlü gezgin çifti Duygu ve Bilgehan, \"Biz Evde Yokuz\" diyerek yola çıkalı 6 seneyi geçti. Kurumsal işlerini bırakıp seyahat ederken içerik üretmeye ve hayatlarını böyle kazanmaya başlayan çiftimiz hem yurt içi hem de yurtdışında geziyor, yazıyor, paylaşıyor. Bir diğer popüler çiftimiz ise Gezimanya'nın kurucuları Tuğçe ve Murat. Tuğçe ve Murat da kurumsal işlerini bırakıp seyahat ederek içerik üretmeye başladılar ve Türkiye'nin en zengin seyahat içeriğine sahip Gezimanya. com sitesi ortaya çıktı. Yakın zamanda aileye katılan Dünya bebek ile birlikte Gezimanya ailesi çift gezenler listesinden çocukla gezenler listesine transfer olacaklar gibi görünüyor. Gezimanya ailesi ile yaptığımız röportajı izlemek için tıklayın. Sıcak denizleri seven gezgin çift ünvanını blog ve sosyal medya hesaplarında kullanarak tam anlamıyla sahiplenen çiftimiz Neslihan ve Orkun, bu listedeki en eğlenceli çiftimiz olabilir. Gezgin çiftler arasında hayatın tadını çıkarmayı en iyi bilenler onlar olabilir. Onlar da işlerini bırakıp yollara düşenlerden. Şu an kendileri gibi gezmek isteyenlere farklı rotalarda turlar düzenliyorlar. Azgezmis. com, Türkiye'deki en eski seyahat bloglarından biri. Kahramanlarımız Zehra ve Hakkı da kurumsal hayatlarını bırakıp seyahat etmeyi hayatlarının merkezi haline getirdi. Fotoğraf turları düzenleyerek hayatlarını kazanıyorlar, bu nedenle nefis fotoğrafları olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Azgezmiş ailesi ile yaptığımız röportajı izlemek için tıklayın. Asya ve Umut, Münih'te yaşayan genç bir çift. Asya avukat, Umut ise mimar, bir yandan işlerini yaparken buldukları her tatil fırsatında geziyorlar. Yolda Bi Blog hem blog hem de sosyal medya hesapları. Çalışırken gezilir mi? sorusunun cevabı niteliğindeki bu dünya tatlısı çiftin fotoğraflarına da bayılacaksınız. Miray ve Tolga da işlerini bırakıp yola çıkanlardan, bitmeyen balayı diyorlar bu duruma. Seyahat tarzları bana çok hitap etmiyor olmasına rağmen ürettikleri içerikler çok kaliteli olduğu için takip etmeyi seviyorum. Blog, sosyal medya içeriklerinin yanı sıra yakın zamanda TV programı da yapmaya başladılar. Uzun zamandır seyahat blogu tutanlardan Burçak ve Orhan çifti. İşi bırakıp yollara düşenlerden değil, iş ile birlikte seyahat edenlerden. Gezmek Güzel seyahat bloglarının yanında Yemek Güzel adında bir de yemek blogları var. İzmir'de yaşayan bu tatlı çift Yunan Adaları ve İzmir'in de sonuna kadar tadını çıkarıyorlar. Özden ve Cengiz, hem çalışıp hem gezenlerden. Her izin fırsatını değerlendirip kısa-uzun demeden yollara düşenlerden. Miles for Dreams hem blog hem de sosyal medya hesapları. Bloglarındaki içerikler her zaman detaylı ve doyurucu oluyor, fotoğrafları ise birbirinden güzel. Ayşin ve Seçkin, dünya turuna çıkma hayallerini korona virüsü yüzünden biraz ertelese de bugüne kadar gezdikleri yerlerden bol bol paylaşım yapıyorlar. Ayşin, kurumsal hayatı bırakıp bir dövme sanatçısı olmuş. Böylece hayallerin peşinden gitme serüvenleri başlamış. Blogları, youtube kanalları ve sosyal medya hesaplarını Aloha Dünya adıyla bulabilirsiniz. Hakan'ı takip etmeye başladığımda henüz çift değildi ama Yol Aşkı ortaya çıkmıştı. Sonra Tuba'ya evlenme teklif ettiği paylaşımları hatırlıyorum, sonra da aileye bir bebek katıldı. Benim gözümde onlar çift gezenler arasında. Zengin içerikli blogları ve bol paylaşımlı sosyal medya hesapları gezmek isteyenlere ilham veriyor. Eminim bu listeye eklenebilecek başka pek çok gezgin çift vardır. Ben yakından takip ettiğim ve takip etmekten keyif aldıklarımı listeye aldım, siz de önerilerinizi yorumlara ekleyebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turk-hava-yollari-esnek-seyahat-uygulamasi", "text": "Korona virüsü sayesinde önümüzü görmekte, uzak veya yakın tarihli seyahat planı yapmakta çok zorlanıyoruz. \"Seyahat planı yapsam, uçak bileti alsam vaka sayıları artar veya uçuşlar iptal olursa ne olur, bileti iptal etmekle uğraşmak zorunda kalır mıyım\" gibi sorular kafamızı sürekli meşgul ediyor. Türk Hava Yolları, yolcuların bu endişelerine çözüm olacak bir uygulama başlatmış; esnek seyahat uygulaması. Bu uygulama ile yolcular, 21 Mart 2020 31 Ekim 2020 tarihleri arasında alınan biletlerde geçerli olacak şekilde sınırsız değişiklik hakkı elde ediyor. Gelin, uygulamanın detaylarına birlikte bakalım. Esnek seyahat uygulaması, 21 Mart 2020 ile 31 Ekim 2020 tarihleri arasında Türk Hava Yolları'ndan almış olduğunuz bir uçak biletiniz varsa. biletinizde sınırsız değişiklik hakkı sağlayan bir uygulama. Yolcuların son dakika plan değişikliklerinde mağdur olmamaları, esnek bir şekilde seyahatlerini planlayabilmeleri için Türk Hava Yolları'nın başlattığı bu uygulama ile, biletlemesi yapılmış seyahatleriniz için başka bir uçuşa değişiklik yapabilir ya da biletinizi açığa alabilirsiniz. Sınırsız değişiklik hakkı, 31 Aralık 2021 tarihine kadar kullanılabiliyor. Yani seyahat planınızı iptal ettiğiniz veya ertelediğinizde yeni planınızı önümüzdeki 1-1,5 yıllık dönem içinde yapmanıza olanak sağlıyor. Biletinizi aldınız ve planlarınızı değiştirdiyseniz, değiştirmek zorunda kaldıysanız esnek seyahat uygulamasından faydalanabileceksiniz. Biletinizi 2021 sonuna kadar kullanmak üzere açığa alabilir veya başka bir tarihe değiştirebilirsiniz, üstelik bir kereye mahsus değil sınırsız. Esnek seyahat uygulamasında açığa aldığınız bileti aynı destinasyon için kullanmanız gerekmiyor. Diyelim ki, Amsterdam bileti almıştınız, ancak planlarınız değişti ve yeni biletinizi Londra olarak kestirmek istiyorsunuz, adı üstünde esnek seyahat, rotanızı istediğiniz yöne değiştirebiliyorsunuz. Seyahat tarihiniz yaklaşırken bir de baktınız, Londra'da vaka sayılarının arttığını öğrendiniz, istediğiniz zaman yönünüzü Kopenhag'a çevirebilirsiniz. Esnek seyahat uygulaması ile faydalanabileceğiniz sınırsız değişiklik hakkı elbette bazı kurallara tabi. - Başta da belirtitğim gibi, sınırsız değişiklik hakkından faydalanabilmek için uçak biletlerinin 21 Mart 2020 31 Ekim 2020 tarihleri arasında alınmış olması gerekiyor. - Açığa aldığınız biletleri 31 Aralık 2021 tarihine kadar yani 2022 yılı başlamadan kullanmanız gerekiyor, aksi halde hakkınızı kaybetmiş oluyorsunuz. - Sınırsız değişiklik hakkından faydalanabilmek için değişiklik işlemlerini, Türk Hava Yolları satış ofisleri, çağrı merkezi, online kanallar ve biletin satın alındığı acenteler aracılığıyla yaptırabiliyorsunuz. - Gideceğiniz yerde değişiklik yapmak isterseniz ortaya çıkan ücret farkını ödeyerek bilet değişikliği yapabilirsiniz. - Değişiklik yapabilmek için biletteki ilk uçuş tarihinden önce iptal işleminin yapılması gerekir. Diyelim ki gidiş-dönüş biletiniz vardı, gidişi uçtuysanız dönüşü iptal etmeniz mümkün değil. - Değişiklik sırasında vergi, kur, sınıf farkları nedeniyle ortaya çıkacak olan bir ücret farkı olursa, yolcu bu ücretleri ödeyerek işlem yapabiliyor. Sınırsız değişiklik hakkı uygulamasının 2021 yılı sonuna kadar devam edecek olması yolculara ciddi bir esneklik kazandırmış. Önümüzü görmekte zorlandığımız bu günlerde bu uygulama ile içimiz biraz daha rahat şekilde uçak bileti alabiliriz. Türk Hava Yolları esnek seyahat uygulaması sayfasını ziyaret ederek detaylı bilgi alabilirsiniz. Yukarıdaki şartları sağlayan bilet veya biletleriniz varsa değişiklik yapmak üzere ilgili kanallara başvurabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turk-hava-yollari-flight-radar-tk-1920", "text": "Milli havayolumuz Türk Hava Yolları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunun 100. yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şerefine, TK 1920 sefer sayılı bir uçuş yaptı. TK 1920, Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan kalkarak ay yıldız şeklinde bir uçuş rotası izledi ve Ankara'ya geri döndü. Uçuş takibi uygulaması Flight Radar üzerinden binlerce kişinin izlediği uçuş, en çok izlenen/takip edilen uçuş olarak tarihe geçti. Flight Radar üzerinde oluşturulan ay yıldızı görmek için tıklayın. 23 Nisan 2020 sabahı sosyal medyada Türk Hava Yolları'nın TK 1920 sefer sayılı uçağı ile ilgili ilk paylaşımı gördüğümde, hemen Flight Radar uygulamasını açıp ay yıldız tamamlanana kadar bıkmadan izledim. Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan kalkan uçak, gökyüzünde ay yıldız çizecek ve hava trafiği takip etmek için kullanılan Flight Radar uygulaması üzerinden bu ay yıldız çizme operasyonu canlı canlı izlenebilecekti. TK 1920 sefer sayılı uçuşun pilotları Öner Samyel ve pilot Murat Gülkanat, bu uçuşun halkımıza ve bütün çocuklara armağan edildiğini söyleyerek uçuşa başladı. Böyle gurur verici bir uçuşa kaptanlık etmek eminim onlar için de büyük şeref olmuştur. Hem fikir, hem de uygulama günün anlam ve önemini daha iyi anlatamazdı. Sefer sayısının 1920 olmasından, uçağın Ankara'dan kalkmasına kadar herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Haber verdiğim bütün arkadaşlarım da benim gibi heyecanla, 2 saat boyunca ay yıldızın tamamlanmasını an be an izlediler. 23 Nisan sosyal medya trafiği Flight Radar üzerinden ekran görüntüsü alınmış olan ay yıldız fotoğrafları ile doldu taştı. Merak edip, dünyada benzer başka bir iş yapılmış mı, diye kontrol ettiğimde bu fikrin ilk ve tek olduğunu gördüm. Günün sonunda, TK 1920 Flight Radar'da bu güne kadar en çok izlenmiş, en çok takip edilmiş uçuş olarak kayıtlara geçti. Türk Hava Yolları bu özel uçuş hakkında hazırladığı filmi, 23 Nisan 19:20'de resmi sosyal medya hesapları üzerinden paylaştı. Hala tanıtım filmini her izlediğimde gözlerim doluyor. Teknolojinin imkanlarından faydalanarak milli duygularımıza bu kadar iyi dokunan başka bir proje yapılana kadar, TK 1920 sefer sayılı uçuşun havada çizdiği ve Flight Radar'da canlı olarak izlediğimiz ay yıldız en iyisi olarak hatırlanacak. Flight Radar, dünyadaki en çok popüler uçuş takip uygulaması. flightradar24. com sitesi veya mobil uygulama üzerinden gerçek zamanlı olarak istediğiniz bir uçuşun rotasını veya belli bir bölgedeki uçuşları anlık olarak takip etmenize yarıyor. TK 1920 öncesinde de benim sıklıkla kullandığım bir uygulama idi. Çünkü havalimanında beklerken uçağım gelmiş mi, havada mı, gelmesine ne kadar var gibi bilgilere kolayca ulaşabiliyorum. Çoğu zaman havayolu şirketi duyurmadan önce bir rötar olup olmadığını bu uygulama sayesinde tahmin edebiliyorum. Örneğin: Yukarıdaki haritada Türkiye üzerindeki uçuşların tamamını görebilirsiniz. Uçuşlardan birinin üstüne tıkladığınızda da uçak nereden kalkmış nereye gidiyor, kalkış saati, iniş saati gibi bilgilere kolayca ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turk-hava-yollari-flyday-indirimleri-kasim-2020", "text": "Kasım ayında tüm dünyayı ve ülkemizi saran kampanya furyasına Türk Hava Yolları da katıldı. Türk Hava Yolları Flyday indirimleri, 99 Usd'den başlayan yurtdışı uçuş seçenekleri ile, sadece 27-28 Kasım 2020 tarihlerinde geçerli olacak. Flyday İndirimleri Pek Çok Rotada 99 Usd'den Başlayan Fiyatlarla Sizi Bekliyor! Fly indirimlerinden faydalanabilmek için biletinizi 27-28 Kasım 2020 tarihlerinde almanız gerekiyor. Uçuş tarihleri ise geniş bir aralığı kapsıyor. Alacağını biletler, 27 Kasım 2020 ile 15 Mayıs 2021 tarihleri arasında olabilir. Yani bahar planlarınız için biletlerinizi uygun fiyatlara alabilirsiniz. Flyday kampanya detayları ve bilet satın almak için Türk Hava Yolları'nın Flyday indirimleri sayfasına göz atın. 99 Usd'den başlayan fiyatlar, mesafeye ve gideceğiniz yere göre 309 Usd'ye çıkıyor. - Balkanların birbirinden güzel şehirleri; Bulgaristan'da Sofya ve Varna, Romanya'da Bükreş ve Cluj, Slovenya'da Zagreb ve Ljubljana şehirleri - Vizesiz gidebileceğiniz şehirler; Sırbistan'da Belgrad, Bosna Hersek'te Saraybosna, Podgorica, Üsküp ve Priştine, Ukrayna'da Kiev, Odessa, Kharkiv, Lviv, Herson ve Zaporijya, Moldova'da Kişinev - Rusya'nın gizemli şehirleri; Moskova, St. Petersburg, Rostov, Kazan, Minsk Türk Vatandaşları için tüm vize uygulamaları yazıma göz atarak vizeli veya vizesiz gideceğiniz yeri kolayca seçebilirsiniz. Flyday indirimleri, 27 Kasım 2020 ve 28 Kasım 2020 tarihlerinde çok kısa bir süre için geçerli olacağı için elinizi çabuk tutmanızda fayda var. Flyday indirimleri, İstanbul çıkışlı Sofya, Varna, Kişinev, Bükreş, Cluj, Zagreb, Ljubljana, Belgrad, Saraybosna, Podgorica, Üsküp, Priştine, Kiev, Odessa, Harkiv, Lviv, Herson, Zaporijya, Moskova, St. Petersburg, Rostov, Kazan, Minsk varışlı gidiş dönüş, Economy Class uçuşlarda geçerli olduğunu unutmayın, gidiş-dönüş 99 Usd oldukça iyi bir fiyat. Üstelik bu fiyata havalimanı vergileri, hizmet bedeli ve akaryakıt harçları da dahil, yani ek bir ücretle karşılaşmayacaksınız. Türk Hava Yolları internet sitesi ve mobil uygulaması üzerinden aldığınız biletler için kampanya geçerli, başka aracılardan alacağınız biletlerde bu indirimleri göremeyebilirsiniz. Kampanyadan alacağınız biletlerde bir takım istisna tarihler var, onlara dikkat etmekte fayda var: Moskova, St. Petersburg, Rostov, Kazan, Minsk uçuşlarında; 1 Ocak 2021 17 Ocak 2021, 2 Mayıs 2021 -19 Mayıs 2021 arasında, İstanbul varışlı uçuşlarda 18 Aralık 2020 7 Ocak 2021, 22 Nisan 2021 -7 Mayıs 2021 arasında indirimler geçerli olmayacak. Kış ve bahar aylarında yurt dışına çıkmak gibi planlarınız varsa bu kampanyayı kaçırmayın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turk-hava-yollari-sicak-yemek-ikramlari", "text": "Türk Hava Yolları'nı rakip havayollarından ayıran en önemli özelliklerinden biri süphesiz ki yemekleri. Tanıştığım pek çok yabancı, havayolu şirketlerinden bahsettiğimiz Türk Hava Yolları'nın yemeklerine bayıldığını söylemiştir. Özellikle uzak destinasyonlarda uzun süreli seyahat ettiysem, özlediğim Türk yemeklerini Türk Hava Yolları'nın ikramlarında görmek, sabah kahvaltıda su böreği yemek beni de hep mutlu etmiştir. Türk Hava Yolları, pek çok havayolu şirketi gibi Covid-19 salgını nedeniyle hijyen önlemleri kapsamında sıcak yemek servislerine ara vermişti. Sonunda Türk Hava Yolları'ndan güzel haber geldi, özlenen lezzetler geri döndü, 1 Mart 2021 itibariyle 8 saati aşan uzun mesafeli uçuşlarda Türk Hava Yolları sıcak yemek ikramları yeniden servis edilmeye başlandı. Uçak içinde uzun süre maskesiz seyahat edilmesini engellemek amacıyla pandemi başladığında her türlü yemek ikramına ara verilmişti. Ancak özellikle uzun uçuşlarda yolcuların saatlerce yemek ve içecek ihtiyaçlarının karşılanmasına ihtiyaç olduğuna şüphe yok. Gerekli tedbirler mutlaka alınmaya devam edecek, hem yolcuların hem de kabin görevlilerin sağlığı riske atılmadan, tüm hijyen ve güvenlik tedbirleri alınarak yemek servisleri yapılacaktır. Pandemi döneminde uçak yolculuğu yapma konusunda soru işaretleriniz varsa Güvenli Bir Uçak Yolculuğu için Dikkat Etmemiz Gerekenler yazıma göz atmanızı tavsiye ederim. Mevsim koşullarına göre değişen, taze lezzetlerden hazırlanmış olan, dünya mutfağı ve Türk mutfağının en güzel örnekleri Türk Hava Yolları menülerini süslüyor. Uçuş sınıflarına ve uçtuğunuz yere/mesafeye göre ikramların içerikleri farklılaşıyor. İç veya dış hat uçan yolcular, okyanusaşırı uçan yolcular, ekonomi ve business sınıfı yolcuları için birbirinden lezzetli, farklı yemekler hazırlanıyor. Menüde neler yok ki, Tirit köfteden karnıyarığa, mantıdan yaprak sarmaya Türk mutfağının en popüler lezzetleri yolculara sunuluyor. Benim favorim ise başta söylediğim gibi mis gibi tereyağlı, geleneksel usulde pişirilmiş su böreği. Sağlık durumunuz her yemeği yemenize izin vermeyebilir, alerjiniz olabilir; inancınız gereği belli gıdaları tüketmiyor olarabilirsiniz; vegan, vejeteryan gibi özel diyet gerektiren beslenme alışkanlıklarınız olabilir. Bunlar ve benzer nedenlerle önceden belirterek özel yemek servisinden faydalanabilirsiniz. Ayrıca eğer Miles&Smiles üyeliğiniz varsa kutlama pastası gibi sürprizlerle karşılaşabilirsiniz. Yemek seçenekleri konusunda daha fazla bilgi almak için Türk Hava Yolları uçak içi ikram sayfasını inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turk-hava-yollari-yuzde-onbes-degerli-seyahat-ceki", "text": "Korona salgını nedeniyle uçak biletlerini iptal etmek zorunda kalanlardan mısınız? Ben onlardan biriyim, 5 veya 6 uçuşum iptal oldu. Bu uçuşlar arasında Türk Hava Yolları biletlerim de vardı. Geçtiğimiz günlerde, Türk Hava Yolları'ndan iptal olan uçak bileti yerine %15 daha değerli seyahat çeki alabileceğime dair bir e-posta alınca bu konunun aslı astarı neymiş diye bir araştırayım, \"zaten seyahatim iptal olmuş, bir de uçak bileti yüzünden zarar etmeyeyim\" dedim. Araştırınca gördüm ki; %15 seyahat çeki veya her 10 EUR için 1.000 Mil olacak şekilde de değerlendirebiliyormuşuz iptal olan biletimizi. Her iki senaryonun da nasıl uygulandığını kısaca anlatayım istedim, umarım benzer durumda olanlar için faydalı olur. Korona nedeniyle iptal olan uçuşların para iadesi, biletinizin olduğu destinasyona düzenli uçuşlar başladıktan 2 ay sonra yapılacak şekilde bir düzenleme yapıldı tüm havayolları için. Uçuşun iptali ile ilgili bilgilendirme havayolu şirketi tarafından e-posta, telefon gibi yöntemlerle bilet sahibine bildiriliyor. Bu nedenle havayolu şirketlerinden gelen mesajları yakın takip etmenizde fayda var. Benim de Mayıs ayında eşimle birlikte Amsterdam planım vardı. Biletlerimizin bir kısmını miller, bir kısmını ise nakit olarak almıştık. Korona virüsünde bir düzelme olmayacağı netleştirince Mayıs ayı başında THY çağrı merkezini arayarak biletlerimizi iptal ettirmiştim. Mil ile alınan biletlerde %100 para iadesi olmadığını, bir miktar vergiler nedeniyle kesinti olduğunu da belirteyim. Bizim biletlerimiz için ödediğimiz toplam tutar 40.000 Mil + 1.086,16 TL idi. Uçak biletinizin bakiyesini para iadesi almak yerine yeniden uçak bileti olarak değerlendirmek isterseniz, Türk Hava Yolları iki alternatif sunuyor. Birincisi %15 daha değerli seyahat çeki, ikincisi her 10 EUR için 1.000 Mil. Bu seçeneklerden size en uygun olanı seçerek ilk fırsatta iptal olan seyahatiniz yerine yenisini planlayabilirsiniz. Bilet değişikliği, seyahat çeki, mil kazanımı konularında detaylı bilgiye Türk Hava Yolları iade talepleri sayfasından ulaşabilirsiniz. Biletimizi iptal ettirdikten bir süre sonra Türk Hava Yolları'ndan aşağıda yer alan e-posta bana ulaştı. Eski biletimin ücretinden %15 daha değerli bir seyahat çeki alarak 2 yıl içinde kullanabileceğimi söylüyordu. Üstelik %15 daha değerli seyahat çekini, iki yıl içinde istediğim herhangi bir Türk Hava Yolları ve AnadoluJet'e ait tüm uçuşta kullanabilecektim. Bana oldukça cazip geldi. Diyelim ki, 200 Euroluk bir biletim iptal oldu, seyahat çeki olarak bu bileti değerlendirmek istersem, 230 Euroluk seyahat çeki alabileceğim. Aşağıdaki e-posta mesajında da göreceğiniz gibi, bu teklif her yolcuya sunulmuyor ve teklifin bir geçerlilik süresi var. Süre sonunda hala işlem yapmadıysanız seyahat çeki hakkınızı kaybetmiş oluyorsunuz. %15 Seyahat Çeki işlemi yapabilmek için Türk Hava Yolları'nın seyahat çekine dönüştür sayfasına göz atabilirsiniz. Böylece sizin de böyle bir çek hakkınız olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. \"Ben milciyim ve mil toplayarak uçuyorum\" diyenlerdenseniz sizin için de bir seçenek var. İptal edilmiş olan bilet ücretinizin her 10 Euroluk tutarı karşılığında Miles&Smiles hesabınıza 1.000 Mil yükletebilirsiniz. Yine 200 Euro üzerinden gidersek, 20.000 Mil olarak biletinizin tutarını değerlendirebilirsiniz. Bilet iadenizi mil olarak aldığınızda, millerinizi Türk Hava Yolları, AnadoluJet ve Star Alliance üyesi hava yollarından uçak bileti almak, uçuşlarınızda kabin yükseltmek veya Shop&Miles mağazamızda alışveriş yapmak için kullanabilirsiniz. Eğer bir Miles&Smiles hesabınız yoksa Türk Hava Yolları internet sitesinden hızlıca oluşturabilir, Hoş Geldin Milleri ile birlikte iptal edilen uçuşunuzun millerini birleştirerek daha çok kazanç sağlayabilirsiniz. - Kampanyadan yararlanmak için seferinizin bir kısmı veya tamamının iptal edilmiş olması veya seferde tarife değişikliği gerçekleşmiş olması gerekmektedir. - Seyahat çeki orjinal bilet sahibi adına düzenlenir. - Kullanım süresi düzenlenme tarihi itibariyle 2 yıldır. - Seyahat çekleri sadece bilet satın alırken kullanılabilir - Sadece Türk Hava Yolları ve Anadolujet uçuşlarında kullanılabilir. - Seyahat çekleri orjinal bilete ait para birimi ile oluşturulmaktadır. - EUR dışındaki bir para birimiyle yapılan satın almalarda seyahat çeki satın almanın gerçekleştirildiği para birimi üzerinden düzenlenir. Mil yüklemeleri için ise hesaplamalar işlem yapılan tarihteki EUR/Para birimi kuru üzerinden yapılır. - Seyahat çeki üzerinde isim değişikliği yapılamaz, seyahat çekleri başka birine satılamaz ve 3. kişilere devredilemez. - Seyahat çekinin kullanım işlemleri satış ofisleri tarafından yapılmaktadır. Satış ofislerine seyahat çekine ait numara ve ulusal kimlik/pasaport ile başvuru yapılmalıdır. - Seyahat çeki ile alınan biletlerin nakit iadesi olmamaktadır. Bilet kurallarına göre iade talep edildiğinde ilgili tutar kadar yeni bir seyahat çeki oluşturulur. - Seyahat çeki tutarı, alınan bilet tutarının miktarından daha büyükse kalan tutar için bir defaya mahsus yeni bir seyahat çeki oluşturulur. - Seyahat çeki tutarı, alınacak olan bilet tutarı miktarından daha küçükse aradaki fark yolcudan tahsil edilir. - %15 ek tutar veya mil kazanımı, başlangıçta ödenen biletin kullanılmamış ücreti üzerinden hesaplanmaktadır. - Seyahat çeki düzenlemesi veya Mil yüklemesi yapılırken bilet ile birlikte alınan koltuk, ilave bagaj vb. Türk Hava Yolları ek hizmetlerine dair ücretler de dikkate alınır. - Bu madde önemli: %15 ek tutara sahip seyahat çekleri teklifi her yolcu için sunulmaz. Sefer iptali veya tarife değişikliğine maruz kalan Türk Hava Yolları'nın belirlediği uçuşlarda yer alan yolcular için bu teklif sunulmaktadır. - Seyahat çekleri mil kullanılarak alınan biletlerin vergisini ödemekte kullanılamaz. - Orjinal bileti iç hatlara ait olan yolcularımızın seyahat çeki taleplerine karşılık oluşturulan seyahat çekleri sadece iç hatlarda, Orjinal bileti dış hatlara ait olan yolcularımızın seyahat çeki taleplerine karşılık oluşturulan seyahat çekleri sadece dış hatlarda kullanılabilir. - Seyahat çekleri başka kupon veya indirim kodları ile birlikte kullanılamaz. - Bir bilet düzenlenirken birden fazla seyahat çeki kullanılabilir. - Seyahat çeki, sadece yolcunun kendisi adına kullanılabilir. Bilet düzenlenirken aynı rezervasyon kodunda en fazla 1 yolcu ve 1 bebek olmalıdır. - Seyahat çekinin para birimi, bir biletin fiyatının yayınlandığı para biriminden farklıysa, döviz kuru çevrimleri Türk Hava Yolları web sitesi ve rezervasyon araçlarında var olan çevrimler kullanılarak yapılacaktır. - Ödül bilet iadeleri kampanya kapsamının dışındadır. - Türk Hava Yolları seyahat çeki kural ve koşullarını değiştirme hakkını saklı tutar. Eğer korona nedeniyle iptal olmuş bir uçuşunuz varsa %15 daha değerli şekilde seyahat çeki olarak bilet tutarınızı almak veya mil olarak değerlendirmek çok iyi seçenekler. Kuralları dikkatlice okuduktan sonra bir sıkıntı olacağını da sanmıyorum."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turk-vatandaslari-icin-tum-vize-uygulamalari", "text": "Uzun zamandır pek çok okuyucu ve takipçim, Türk Vatandaşlarından vize istemeyen, vizesiz ülkeler listesi hazırlamamı istiyordu. Ben de sonunda kolay anlaşılabilir bir tablo hazırlayarak sadece vizesiz ülkeler değil Türk Vatandaşları için tüm vize uygulamaları listesini hazırlamak istedim. Pasaportsuz gidebildiğimiz ülkeler, kapı vizesi ile girebildiğimiz ülkeler, online vize ile girebildiğimiz ülkeler, visesiz ülkeler, şengen vizesi ile gidebildiğimiz ülkeler ve Türk Vatandaşlarından vize isteyen ülkelerin tam listesini hazırlamak istedim. Harf sırası ile gitmeyi planladığınız ülkeyi kolayca listeden bulabileceksiniz. Türk Vatandaşları için tüm vize uygulamaları listesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi olarak kabul ettiği 196 ülkeye ait vize uygulaması yer alıyor. Bu listeyi genel olarak Dış İşleri Bakanlığı'nın internet sitesinde yer alan vize uygulamaları referans alarak hazırladım. Ancak Dış İşleri Bakanlığının sitesi de her zaman çok güncel olmayabiliyor, bu yüzden elçilik siteleri, güncel haberler gibi bilgileri de kontrol ederek listeyi tamamlayamaya çalıştım. - Vize istiyor: Açıklama alanında vize istiyor yazıyorsa şengen, kapı vizesi veya online vize dışında bir vize uygulamasına tabi olduğunu gösterir. Gitmeden önce o ülkenin vize uygulamasını mutlaka öğrenin. - Şengen vizesi istiyor: Şengen vize uygulamasına tabii olduğunu gösterir. Şengen vizesi ile ilgili detaylar için tıklayın. - Online Vize: Online vize başvurusu yaparak ülkeye girebileceğinizi gösterir. Online vize başvurusu 3 ila 10 gün gibi farklı sürelerde sonuçlanabiliyor, bu nedenle online vize açıklaması gördüğünüz ülkelerin başvuru detaylarını mutlaka kontrol edin. - Kapıda Vize: Bazen ücretli, bazen ücretsiz olarak kapıda vize almak en kolay yöntemlerden biri. Ancak kapıda vize uygulamalarında yanınızda bulundurmanız gereken evraklar olabiliyor. Fotoğraf, otel ve uçak rezervasyonları, nakit para gibi bulundurmanız gerekenleri mutlaka vize detaylarını inceleyerek öğrenin. - Vizesiz: Vize uygulaması kısmında vizesiz yazsa da vize istememe durumları çoğunlukla süreye bağlı oluyor. Vizesiz uygulama sürelerini bulduğum ülkelerin açıklama sütununa süre bilgisini ekledim. Siz yine de gitmeden önce konsolosluklarından son geçerli bilgiyi edinmeye çalışın. |Andorra'ya Türkiye'den direk seyahat imkanı yok. Bu nedenle çoklu girişli şengene ihtiyaç var. |Filistin Türk Vatandaşlarından vize istemiyor, ancak İsrail'den geçebilmek için Filistin'e seyahat edecek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının İsrail vizesi almaları gerekmektedir. |30 güne kadar geçerli vize ülkeye girişte ücretsiz olarak alınabilir. |Haiti'ye girişte havaalanında 10 ABD Doları karşılığında 90 gün kalma imkanı veren ve turist kartı olarak adlandırılan giriş vizesi alarak ülkeye girebilmektedir. |İrlanda vizesine ek olarak önce İngiltere'de 1 gün kalmak şartı ile İngiltere vizesi ile girilebilir. |Kapı vizesi veya online vize alarak giriş yapılabiliyor. |3 günden fazla bir süre için Özbekistan'da kalacak yabancıların yerleşik uygulamalar çerçevesinde 3 gün içerisinde kaldıkları otelden geçici ikamet belgesi almaları, meskende konaklanacaksa 3 gün içerisinde geçici ikamet kaydı yaptırmaları ve bu belgeleri Özbekistan'dan ayrılırken ibraz etmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde kural ihlali yapanlara para cezası uygulanmaktadır. |30 güne kadar ikamet süreli tek giriş vizelerini Hartum Uluslararası Havaalanı'nda bandrol tatbikiyle (105 ABD Doları) alabilirler. 196 ülke arasında 4 ülkeye pasaportsuz, sadece T. C. kimliğiniz ile girebilirsiniz: KKTC, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova. Türk Vatandaşları'nın şengen vizesi ile gidebildiği 27 ülke bulunuyor: Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçte, İtalya, İzlanda, Letonya, Lihteyştayn, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya. Türk Vatandaşları'nın kapı vizesi ile girebildiği 20 ülke var: Azerbeycan, Doğu Timor, Dominik Cumhuriyeti, Ermenistan, Esvatini, Gabon, Güney Afrika Cumhuriyeti, Haiti, Kamboçya, Kenya, Komorlar Birliği, Kuveyt, Madagaskar, Maldivler, Malezya, Namibya, Nepal, Sudan, Tanzanya, Tayvan. Türk Vatandaşları'nın online vize yani e-visa ile girebildiği 10 ülke var: Angola, Bahreyn, Ermenistan, Kamboçya, Kenya, Meksika, Namibya, Sri Lanka, Tacikistan, Tayvan. Kapı vizesi listesi ile online vize listesindeki çakışmaların sebebi iki türlü de vize alınabiliyor olması. Türk vatandaşlarından herhangi bir vize istemeyen dünyada 69 ülke var. Vizeyi seyahat etmenin önünde bir engel olarak görenler için bu rakamın altını çizmek gerek. Vize uygulamaları değiştikçe bu listeyi güncellemeye çalışacağım. Bu liste Şubat 2020 itibarıyle hazırlandı. Uygulamalarda bir değişiklik olduğunu öğrenirseniz lütfen yorumlara yazın, yazıyı herkesin faydalanabilmesi için güncelleyelim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turk-vatandaslari-icin-ucuz-ulkeler", "text": "Euro ve Dolar'daki artış, çapraz kur nedeniyle seyahat ettiğimiz bütün ülkelerde paramızın değer kaybetmesine neden oldu. Herkes yurtdışı tatil planlarını erteleme veya iptal etme konuşmaları yapıyor. DURUN! Hala ucuza seyahat edebileceğimiz ülkeler var! Türk Vatandaşları için hala diğer ülkelere göre ucuz, ekonomik seyahat edilebilecek, üstelik bazılarına vizesiz hatta pasaportsuz gidilebilecek ülkeler var. Aşağıda yer alan ve Türk Vatandaşları için ucuz ülkeler listesi harf sırasına göre sıralandı, herhangi bir öncelik sıralaması yok. Ben favorilerimi not olarak ekledim, başlıklarına da bir koydum, yazıda ilerledikçe göreceksiniz. Ülkelerin para birimleri ile TL kıyaslaması için Google'ın 22 Kasım 2021 verileri baz aldım, güncel kurlar için Google'a bakabilirsiniz. Arnavutluk, Balkanların en az ilgimi çeken ülkesi olmasına rağmen, harf sırasındaki avantajı ile ilk sıraya yerleşti 🙂 Arnavutluk Avrupa'nın çalıntı arabalarının toplandığı ülke olarak biliniyor, yollarda en eskisinden en yenisine her model Mercedes, BMW cirit atıyor. Tiran ülkenin başkenti, her başkentte olduğu gibi görülecek ilginç pek yeri yok. Eski bir Osmanlı şehri olan Berat ve Adriyatik kıyısındaki tatil beldeleri görülecek yerler arasında yer alıyor. Arnavutluk'a ucuz uçak bileti alıp buradan diğer Balkan ülkelerine geçmek de mümkün. Havayolu şirketleri sık sık bu bölgeye indirim kampanyaları yapıyor, başlangıcı Arnavutluk olan büyük bir Balkan gezisi yapılabilir. Arnavutluk bizden 90 güne kadar vize istemiyor! Arnavutluk para birimi Lek. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Lek = 0,10 TL. Aşağıdaki tabloda son 5 yılda Lek karşısında paramızın değer kaybını görebilirsiniz. Kardeş ülke Azerbaycan beni çok şaşırtmış ve beklediğimden çok daha güzel çıkmıştı. 4 günlük bir seyahat yapmıştım ama yetmemişti. Ülke ucuz, iletişim kurmak çok kolay, doğası muhteşem, kültür gezisi sevenler için de gezilip görülecek pek çok yer var. Azerbaycan gezilecek yerler yazıma bir göz atabilirsiniz. Tek sorun uçak biletleri Azerbaycan için hala pek ucuz değil. Azerbaycan artık bizden vize istemiyor, Azerbaycan vizesi yazımda detaylar yer alıyor. Azerbaycan para birimi Manat, kısa kodu AZN. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Manat=6,59 TL. Aşağıdaki tabloda son 5 yılda Manat karşısında paramızın değer kaybını görebilirsiniz. Balkanlar her zaman her fırsatta gidilmesi gereken yerler bana sorarsanız. Bosna Hersek'de görülecek pek çok yer var. Başkent Saraybosna, köprüsü ile meşhur Mostar, Mostar'a yakın Blagay Tekkesi ve Poçitel Köyü gibi Neretva Nehri ile hayat bulan birbirinden güzel yerler sizi bekliyor. Hem konaklama, hem yemek ucuz, ucuz uçak bileti bulmak da mümkün. Bosna Hersek para birimi Mark, kısa kodu BAM. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Bosna Hersek Markı = 6,45 TL. Aşağıdaki tabloda son 5 yılda Bosna Hersek Markı karşısında paramızın değer kaybını görebilirsiniz. Son bir yıldır pasaportumda schengen vizesi varken hafta sonları Bulgaristan'ın farklı şehirlerini keşfetme şansım oldu. Beklediğimden çok daha güzel, çok daha keyifli bir ülke çıktı Bulgaristan. Euro'daki artışa rağmen hala bizim için çok ekonomik. Bulgaristan'da Sofya ve Plovdiv şehirlerini gördüm ve beklediğimden çok daha güzel şehirlerle karşılaştım. Düzenli şehirler, iyi yemek, eğlence arayanlar için çok iyi bir seçim. Yaz ayları için deniz kıyısındaki şehirleri de tercih edilebilir. Uçak veya otobüs veya trenle gidilebilir olması da büyük avantaj. Bulgaristan'ın tek dezavantajı ya schengen vizeniz olması gerek ya da Bulgaristan vizesi almanız gerek. Bulgaristan para birimi Leva, kısaltması LEV. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Bulgar Levası 6,45 TL. Aşağıdaki tabloda son 5 yılda Bulgar Levası karşısında paramızın değer kaybını görebilirsiniz. Ermenistan 2018 yaz ayları için seyahat planlarım arasında yer alıyor. Bizim Türk Vatandaşları olarak kara sınırından geçiş şansımız yok, bu nedenle Ermenistan'a gitmek için Gürcistan üzerinden veya İran üzerinden geçiş yapmanız gerekiyor. Böylece hem listede altta yer alan Gürcistan veya İran'ı hem de Ermenistan'ı bir arada görebilir, böylece uygun fiyata gezebileceğiniz ülkelerden ikisini tek seyahatte görebilirsiniz. Ermenistan vizesi sınır kapılarından veya online olarak alınabiliyor. Ermenistan para birimi Ermenistan Dramı, kısa kodu AMD. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 AMD= 0,023 TL. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. Türkiye'nin sınır komşusu, ucuz, güzel, hem tarih hem doğa arayanlar için alternatifler sunan güzel bir ülke Gürcistan. Gürcistan'ı sadece kumar ve deniz tatili ile ünlenmiş olan Batum ile sınırlı saymak büyük haksızlık. Bu nedenle Gürcistan uzun bir seyahat planını da hak ediyor. Kuzeyindeki yüksek dağları ile doğa sevenleri, güneyindeki yarı çöl bölgede yetişen üzümlerinden yapılan harika şarapları ile gurme gezilerini sevenleri, Tiflis ve Kutaisi gibi şehirleri ile de tarih sevenleri mutlu edecek bir ülke Gürcistan. Gürcistan gezi yazıları için tık tık. Gürcistan bizden vize, hatta pasaport bile istemiyor. Sadece kimliğiniz ile Gürcistan'a gidebilirsiniz. Gürcistan para birimi lari, kısa kodu GEL. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Gürcistan Larisi = 3,58 TL. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. İran, hem bize çok yakın hatta trenle gidilebilir durumda hem çok ucuz hem çok misafirperver hem de muhteşem bir medeniyet. Hala İran'ı görmediyseniz seyahat planlarınıza mutlaka almanızı öneririm. İran para birimi Riyal. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 İran Riyali = 0,00026 TL. Bu oradan zaten ülkenin bizim için ne kadar ucuz olduğu anlaşılıyor. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. Türki Cumhuriyetleri, Orta Asya kültürünü merak edenler için Kırgızistan bulunmaz bir nimet. Bozkırlar, etkileyici vadiler, kartal yetiştiricileri, gerler, gibi Orta Asya kültürüne ait ne varsa bulabileceğiniz aynı zamanda tüm bunları ekonomik bir şekilde görebileceğiniz bir ülke. Moğolistan'a gitmek istiyor ama gidemiyorsanız, orada bulacağınız pek çok şeyi Kırgızistan'da da bulabilirsiniz. Kırgızistan para birimi Kırgızistan Somu. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Kırgızistan Somu = 0,13 TL. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. Balkanlarda olup denize kıyısı olmayan nadir ülkelerden biri olan Kosova'da, Türkiye'nin de desteği ile pek çok Osmanlı yapısı restore edilmiş ve koruma altına alınmış durumda. Prizren ve Priştine şehirleri gezilip görülmeye değer olan Kosova'ya uygun uçak bileti bulmak da mümkün. Balkan mutfağının güzel lezzetlerini de deneyebileceğiniz Kosova'yı içeren bir Balkanlar gezisi planlamak fena olmaz. Kosova para birimi olarak euro kullanıyor. 22 Kasım 2021 kuruna 1 Euro = 12,64 TL. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. Yavru vatanımız, tatlı adamız, yan komşumuz Kıbrıs. Kumarhanelerle adından söz ettirse de adada görülecek pek çok tarihi eser ve harika plajları olduğunu unutmamak gerek. Pasaportsuz, kimliğinizle pıt diye gidebileceğinizi unutmayın. Üstelik para birimi olarak da Türk Lirası geçerli. Yani sadece çantanızı hazırlayıp gidebilirsiniz. Yazın plajlarında vakit geçirebilecekken, ilkbahar veya sonbaharda gittiğinizde tarihi ve kültürel bir gezi yapma şansınız olur. Balkanlar'ın bir diğer güzel ülkesi Makedonya. Balkan yemekleri, güzeller güzeli doğası ve cennetten bir parça Ohrid şehri ile Makedonya mutlaka seyahat planlarına alınması gereken bir yer. Hala gitmediyseniz planlarınıza almanızı öneririm. Makedonya'nın para birimi Dinar. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Makedonya Dinarı = 00,20 TL. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. Mısır, muhteşem bir medeniyetin kalıntılarını görmek, rengarenk deniz altının tadını çıkarmak, otantik bir kültürü tanımak isteyenler için harika bir seyahat destinasyonu. Kahire'de Piramitler ve Kahire Müzesi; İskenderiye, bohem şehir Dabab, Sina Yarımadası, deniz tatili için Shram-el Sheik ve Hurgada, firavunların izinde Luxor ve Abu Simbel, daha bu liste uzar gider. Bu güzel ülke gezmek için de ekonomik, konaklama, yeme-içme bizim için hala ucuz denecek düzeyde. Tek sorun vize. Mısır, Türk Vatandaşları'ndan vize istiyor, üstelik 45 yaş altındaysanız oldukça zor ve uzun zamanda vize veriyor maalesef. Bu riski alırım veya zaten 45 yaşın üstündeyim diyorsanız hiç durmayın Mısır'a plan yapın derim. Mısır'da epeyce gezdiğim için bolca yazım var. Mısır gezi yazıları listeme bir göz atın. Mısır para birimi Mısır Lirası. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Mısır Lirası = 0,72 TL. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. Bir ülkenin adı çıkacağına canı çıksın. Zamanında hırsızlık ve güvenlik nedeniyle adı çıkmış Romanya hem uygun fiyatlarıyla hem de beklenenin üstünde doğal ve tarihi güzellikleriyle mutlaka görülmesi gereken bir ülke. Küçük şirin başkenti Bükreş kadar, Transilvanya bölgesi mutlaka gidilip görülmeyi hak ediyor. Uçak bileti kampanyalarını takip edip ucuza bilet yakalamak ise çok mümkün. Hatta orada araç kiralayıp gezmek Türkiye'den ucuza gelebilir. Romanya gezi yazıları için tık tık. Romanya schengen bölgesinde, schengen vizesi ile gidebiliyorsunuz. Romanya'nın para birimi Roman Leyi, kısa kodu RON. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Romen Leyi = 2,55 TL. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. Balkanlar'ın birbirinden güzel ülkelerinden biri de Sırbistan. Uzun yıllar Balkan Savaşları'nın etkisi ile mesafeli durduğumuz Sırbistan'ı son yıllarda Türk turistler hızla keşfetti. Uygun fiyatları, eğlenceli gece hayatı, bize yakın mutfak kültürü, doğası ve tarihi ile hem gitmesi hem gezmesi kolay bir ülke Sırbistan. Başkent Belgrad en popüler yeri olsa da başkentten biraz uzaklaşıp pek çok keşif yapmanız da mümkün. Sırbistan para birimi Sırp Dinarı, kısa kodu RSD. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Sırp Dinarı = 0,11 TL. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. İşte geldik Türklerin akın akın gittiği ülke Ukrayna'ya 🙂 Benim birşey söylememe gerek yok, siz zaten benden daha iyi biliyorsunuz Ukrayna'nın ucuz olduğunu, gezilecek görülecek pek çok yeri olduğunu ve çok güzel kızları olduğunu 🙂 Farklı farklı şehirlerine ucuza uçak bileti bulmak da mümkün. Ukrayna bizden ne vize ne de pasaport istemiyor, kimliğinizle elinizi kolunuzu sallaya sallaya gidebilirsiniz. Ukrayna para birimi Grivna, kısa kodu UAH. 22 Kasım 2021 kuruna göre 1 Grivna = 0,42 TL. Aşağıdaki grafik son 5 yıldaki değer değişimini gösteriyor. Bu yazıya özellikle uzak rotaları ulaşım yani uçak maliyeti yüksek olduğu için eklemedim. Ancak uçak bileti maliyeti konusunda sıkıntınız yoksa, mesela ben uçak biletimi millerim ile alabiliyorum diyorsanız, o zaman bu listeye; Tayland, Endonezya, Özbekistan, Arjantin gibi ülkeleri ekleyebiliriz. Maalesef artık Dünyada hiçbir yer Türk Vatandaşları için ucuz ülkeler listesinde değil, çünkü paramız sürekli değer kaybediyor. Ancak diğer ülkelere göre hala daha ekonomik olabilecek ülkeleri listeme ekledim. Özellikle de 5 yıllık grafikler koydum ki kayıp çok daha iyi anlaşılsın. Umarım sizlere biraz fikir vermiştir. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Yazının yayınlandığı tarihteki XE Currency uygulaması verileri. Ucuz ülkeler yazısı cok güzel olmuş. Daha ucuzunu arıyoruz bugünlerde. Veli merhaba tamam odesaya geldik diyelim sevimli yardımsever Türk öğrencilerini bize yardım etmesi için nasıl bulabiliriz, bize bir kaynak sunsan network edinebilsek hatta diğer bölgelerdeki arkadaşlar network bağlantılarını paylaşsa bence şahane olur. Couchsurfing veya facebooktaki gruplar üzerinden iletişime geçebilirsiniz sanırım. Veli Bey'in mesajınızı görememe ihtimali yüksek. I'm really enjoying the design and layout of your website. It's a very easy on the eyes which makes it much more enjoyable for me to come here and visit more often. Did you hire out a designer to create your theme? Great work!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiye-deki-kayak-merkezleri", "text": "Türkiye'de gezilecek yerler listesi hazırlarken, daha önce hiç bilmediğim çok sayıda kayak merkezimiz olduğunu farkettim. Türkiye'nin hemen hemen her bölgesinde kayak merkezi olmasına rağmen ülkemizde kayak sporunun çok gelişmemiş olması ise üzücü bir durum. Instagram takipçilerimden gelen öneriler ile oluşturduğumuz Türkiye'deki kayak merkezleri listesini bu yazıda bulacaksınız. Size en yakın merkezi seçip kayağa başlamak için bir adım atabilirsiniz. Aşağıdaki listede Türkiye'nin farklı illerinde yer alan 50'den fazla kayak merkezine ait listeyi bulacaksınız. - Burdur Salda Gölü Kayak Merkezi - Isparta Davraz Kayak Merkezi - Antalya Saklıkent Kayak Merkezi - Denizli Nikfer Kayak Merkezi - Kahramanmaraş Yedikuyular Kayak Merkezi - Samsun Ladik Akdağ Kayak Merkezi - Ordu Çambaşı Kayak Merkezi - Ordu Kabadüz Kayak Merkezi - Artvin Mersivan Kayak Merkezi - Gümüşhane Zigana Kayak Merkezi - Kayseri Erciyes Dağı Kayak Merkezi - Ankara Elmadağ Kayak Merkezi - Çankırı Yıldız Tepe Kayak Merkezi - Çankırı Ilgaz Kayak Merkezi - Sivas Yıldız Dağı Kayak Merkezi - Sivas Yoğunyokuş Kayak Merkezi - Tunceli Ovacık Kayak Tesisleri - Hakkari Merga Bütan Kayak Merkezi - Elazığ Hazarbaba Kayak Merkezi - Van Abalı Kayak Merkezi - Van Çatak Kayak Merkezi - Erzincan Ergan Dağı Kayak Tesisi - Erzincan Bolkar Kayak Merkezi - Bursa Uludağ Kayak Merkezi - Bursa Alaçam Kayak Merkezi - Kocaeli Kartepe Kayak Merkezi - Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi - Bolu Arkut Dağı Kayak Merkezi - Bolu Esentepe Kayak Merkezi - İzmir Bozdağ Kayak Merkezi - Ağrı Bubi Dağı Kayak Merkezi - Ağrı Küpkıran Kayak Merkezi - Sinop Dranaz Kayak Merkezi - Kars Sarıkamış Kayak Merkezi - Kars Cıbıltepe Kayak Merkezi - Ardahan Yalnızçam Kayak Merkezi - Erzurum Palandöken Kayak Merkezi - Erzurum Kandilli Kayak Merkezi - Erzurum Konaklı Kayak Merkezi - Erzurum Laleli Kayak Merkezi - Bingöl Yolçatı Kayak Merkez - Bingöl Haserek Kayak Merkezi - Kütahya Murat Dağı Kayak Merkezi - Gaziantep Erikçe Kayak Merkezi - Muş Güzeldağ Kayak Merkezi - Muş Güzeltepe Kayak Merkezi - Aksaray Hasan Dağı Kayak Merkezi - Bayburt Kop Dağı Kayak Merkezi - Bitlis Çiftkaya Kayak Merkezi - Bitlis Nemrut Kardelen Kayak Merkezi - Bitlis Rahva Kayak Merkezi İstanbul'da yaşayanlar için en uygun kayak merkezleri Bolu, Bursa ve Kocaeli'nde yer alan merkezler. Anadolu'da yaşıyorsanız size en yakın merkezi yukarıdaki listeden seçebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiye-nin-en-guzel-antik-yuruyus-yollari", "text": "Anadolu, pek çok antik medeniyete ev sahipliği yapmış, her biri birbirinden güzel kültürel ve doğal kalıntılarına sahip zengin bir coğrafya. İç Anadolu'dan Karadeniz'e Ege'den Akdeniz'e her bölgede antik dönemde aktif olarak kullanılmış farklı zorluk derecelerinde yürüyüş rotaları bu antik kentleri birbirine bağlıyor. Bahar aylarına girmişken doğa severler, kimi zaman birkaç gün, kimi zaman günübirlik kimi zaman ise birkaç hafta süren yürüyüş yolların için gezginler, keşfetmeyi sevenler planlarını yapmaya başladı. Bu yazıda, en bilinen yürüyüş rotası Likya Yolu, en uzun yürüyüş rotası Karya Yolu ve doğrusal olarak devam etmeyen Frig Yolu'nu anlatacağız. Tarih, kültür, arkeoloji ve doğa ile iç içe uzun süreli yürüyüşler yapmak isteyenler, Türkiye'nin en güzel antik yürüyüş rotalarını keşfetmek için hazır olun! En çok bilinen Likya, Karya ve Frig Yolları dışında ülkemizde; Hitit Yolu, Aziz Paul Yolu, Pisidya Yolu, Leleg Yolu, Efes-Mimas Yolu da antik yürüyüş yolları listesine eklenebilir, onlar da sonraki yazılarımızın konusu olsun. Bu yazıda paylaşacağım rotaları yürüyüş için en iyi zamanları gözetecek şekilde sıraladım. Havaların ilk ısındığı yer olan Akdeniz Bölgesinde yer alan Likya Yolu bu nedenle ilk sıra, Mart ayından itibaren Haziran ayı sonuna kadar yürüyebilirsiniz. Ege Bölgesi'nde yer alan Karya Yolu için havaların biraz daha ısınmasını beklemek en iyisi olur. Nisan ayından itibaren bu yolu yürüyebilirsiniz. İç Ege ve İç Anadolu Bölgesinde yer alan Frig Yolu için ise güneşin biraz daha ısıtması en iyisi olacaktır. Mayıs'tan itibaren yürüyüş planı yapabilirsiniz. Frig Yolu'nu az aylarında da yürüyebilirsiniz, gündüz sıcak olsa da akşam saatleri serin oluyor. Likya ve Karya yürüyüşleri için ise Temmuz ve Ağustos ayları gündüz hava sıcaklığı yüksek olacağından tercih etmenizi önermem. Antik rota olmadığı için bu yazıda yer almayan Karadeniz Yaylaları yaz aylarında yürümek için en uygun rotalar. Yani ülkemizde yürüyüş yolu çok, antik veya değil yılın hemen her mevsimi yürüyecek bir rota mutlaka bulursunuz. Likya Yolu, Fethiye'den başlayarak Antalya'da sona eren, son yapılan eklemelerle 530 kilometre uzunluğa ulaşan, Türkiye'nin ilk yürüyüş uzun mesafe yürüyüş rotası. Sadece ülkemizin değil dünyanın en güzel uzun mesafe yürüyüş rotaları arasında sayılan yol Teke Yöresi diye bilinen bölge ve antik Likya Medeniyeti'nin yaşadığı bölgeyi kapsıyor. Likya Yolu'nun en güzel yanlarından biri yürüyüş rotasının hemen tamamı boyunca bir yanınızda Akdeniz manzarası diğer yanınızda ise Toros Dağları'nın zirveleri yürüyüşçülere eşlik ediyor. Yorulduğunuz bir anda başınızı çevirdiğinizde muhteşem güzellikle ve bakir bir koy manzarası görebilir ve o koya yüzmeye inebilirsiniz. Yüzme molası vererek uzun mesafe yürüyüş yapabileceğiniz dünyada başka bir örnek bildiğim kadarıyla yok. Üstelik 19 farklı antik kentin içinden geçiyor rota. Xanthos, Patara, Olympos, Antiphellos, Sdyma, Apollonia, Myra, Letoon, Limyra, Simena bu şehirlerden sadece birkaçı. Ayrıca ülkemizin en popüler tatil rotalarının bir kısmı da rota üzerinde; Kaş, Kalkan, Olimpos, Demre, Çıralı, Fethiye ilk aklıma gelenler. Likya Yolu'nun tamamı yürüyüş yapmak isteyenler için işaretlenmiş durumda, işaretleri veya mobil uygulamaları kullanarak herhangi bir rehbere ihtiyaç duymadan rotayı yürüyebilirsiniz. Likya Yolu'nun ülkemizdeki en eski yürüyüş rotası olması sayesinde kaynak kitap sayısı artıyor. Yolu yürümeyi planlıyorsanız aşağıdaki kitaplardan biri veya birkaçını edinmenizi tavsiye ederim. - Altuğ Şenel'in Adım Adım Likya Yolu kitabı, - Metin Tüzün'ün Likya Yolu Rehberi, - Bu rotayı ilk kez işaretleyerek turizme kazandıran Kate Clow'un Likya Yolu kitabı. Likya Yolu'nun tamamını tek seferde yürümek isterseniz 28-29 gün gibi bir zaman ayırmanız gerekiyor. Ancak hepsini tek seferde yürümek zorunda da değilsiniz. Belli rotaları seçenerek günübirlik, 3-4 günlük, haftalık rotalar yapabilir, ister çadır ister pansiyon konaklamalı olarak rotayı yürüyebilirsiniz. Karya Yolu, Aydın ve Muğla illerini kapsayan antik dönemdeki Karia Uygarlığı'nın yaşadığı bölgede yer alıyor. Karya Yolu, 820 kilometrelik uzunluğu ile ülkemizin en uzun doğa yürüyüş rotasıdır. Bu rota da büyük oranda, Likya Yolu gibi, mavinin her tonunu görebileceğiniz deniz manzaraları eşliğinde ilerliyor. Dağ köyleri, kervan yolları, antik kentler yürüyüş boyunca size eşlik ediyor. Yükseklerde çam, Datça yarımadasında badem, yamaçlarda zeytin ağaçları en sık göreceğiniz ağaçlar. Maalesef Karya Yolu'nda işaretlemeler Likya Yolu kadar düzgün ve düzenli değil. Bu nedenle yürüyüşün tamamını yapmayı planlıyorsanız, ki tek seferde hepsini yürümek çok zor, mutlaka yanınızda GPS veya pusula bulundurmanız, mobil uygulamalar üzerinden rotayı takip etmenizi öneririm. Ayrıca yol üzerinde tüm rotalarda pansiyon konaklaması imkanı yok, bu nedenle kendi çadırınızı taşımanız gerekeceğini düşünerek yürüyüş planlamanızı yapın. Karya yolu; Bozburun Yarımadası, Datça Yarımadası, Gökova Körfezi ve Milas-Beşparmak Dağları olmak üzere 4 ana bölümden oluşuyor. Rotanın en popüler kısmı Datça Yarımadası bölümü. İçmeler, Bayır, Bozburun, Selimiye, Hisarönü, Eski Datça, Palamutbükü, Knidos, Akyaka, Ören, Bozalan, Bodrum, Milas, Labranda, Çomakdağ, Kapıkırı yürüyüş rotası üzerinde bulunan popüler turistik destinasyonlardan bazıları. Karya Yolu için hazırlanmış olan rehber kitaplardan edinmeniz yolu yürürken hayatınızı kolaylaştıracaktır. Altay Özcan tarafından yazılmış olan Karia Yolu Bozburun Yarımadası-Yürüyüş ve Gezi Rehberi kitabını edinebilirsiniz. Antik dönemde Friglerin yaşadığı bölge bugün Kütahya, Afyon ve Eskişehir illerimizi kapsayan geniş bir alan. Frig Yolu toplam 506 kilometrelik yürüyüş rotası ile tamamını yürümek isteyenler için neredeyse 20 günlük bir rota. Rotanın tamamını tek seferde yürümeye çalışmak yerine belli bölümlerini yürüyecek şekilde bir plan yapabilir, hem Friglerden kalan eserleri görebilir hem de yürüyüşün tadını çıkarabilirsiniz. Rotanın tamamı işaretlenmiş durumda. Frig Yolu, diğer antik yürüyüş yollarından farklı olarak tek bir hat üzerinde bulunmuyor. Yolun kesişme noktası Friglerin dini merkezi olan Midas'ın şehri Yazılıkaya Anıtı'nın bulunduğu yer. Midas'ı merkez alan üç ayrı kolda yürüyüş rotaları bulunuyor. - Birinci rota Afyonkarahisar : Afyonkarahisar rotası toplam 140 km'lik yürüyüş parkuruna sahip. - İkinci rota Kütahya : Kütahya rotası 147 km'lik yürüyüş parkuruna sahip. - Üçüncü rota Eskişehir Ankara : Eskişehir rotası 219 km yürüyüş parkuruna sahip. Bu üç rota üzerinde Yazılıkaya Vadisi'ndeki Yazılıkaya-Midas Anıtı; Köhnüş Vadisi'ndeki Aslantaş, Yılantaş ve Maltaş; Avdalaz Vadisi'nde yer alan Avdalaz Kalesi, yerleşkesi ve kiliseleri mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Rota üzerinde çok fazla konaklama seçeneği olmadığı için tüm rotayı yürümeyi düşünüyorsanız çadır konaklaması yapacak şekilde yürüyüş planınızı yapabilir veya bir noktayı merkez alarak araç ile yürüyüş noktalarına gidip günü sonunda konaklama yerinize dönecek şekilde bir plan yapabilirsiniz. Frig Yolu'nu kendiniz yürümek isterseniz detaylı hazırlanmış bir rehber kitap veya mobil uygulamadan faydalanabilirsiniz. - Hüseyin Sarı'nın yazdığı Frig Yolu kitabı, detaylı rota açıklamaları, tarihi eserlerin detaylı anlatımı ile tatmin edici bir rehber. - Bilge Umar'ın Frigya kitabı detaylı tarih bilgisi içeren başka bir alternatif kitap. - Ayrıca hem android hem de ios telefonlar için hazırlanmış olan \"Frig Yolu Mobil Uygulaması\" da kalacak yerlerden tarihi eserleri, rotalardan haritalara kadar pek çok malzeme sağlıyor. Yukarıda anlattığım yürüyüş rotaları içinde işaretlenmiş bisiklet rotaları da bulunuyor. Bu yollarda yürürken bisiklet ile geçen kimseye rastlamadım ama düşünen varsa bisiklet rotalarına özel bir araştırma yapabilir. Her rotanın ayrı güzellikleri olduğunu, hepsinin başka tadı olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Bahar aylarında Likya yolu'nu yürürken sıcaktan bunalıp serin sulara kendini bırakmak, yaz aylarında Frig Yolu'nu yürüyüp İç Ege ve İç Anadolu'da bu kadar yeşil rotalar olduğuna şaşırmak, Karya Yolu'nu yürürken ülkemizde hala bakir, insan görmeden gezilebilecek yerler olduğunu görmek paha biçilmez. Bu muhteşem yürüyüş rotalarımız maalesef yeterli ilgiyi görmüyor, daha fazla ilgi görse daha çok insan yürüse hem işaretlemeler sık güncellenir, hem yeme-içme hatta su kaynakları ve konaklama seçenekleri artar. Yürüyüş rotalarımız daha iyi tanıtılabilirse dünyadan da doğa severler, macera düşkünleri, aktivite tatili sevenler tarafında da ciddi talep görecekleri şüphesiz. İşte burada biz gezgin ve seyahat yazarlarına iş düşüyor, daha çok yazalım, daha çok paylaşalım ki daha çok insana ulaşsın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiye-nin-en-guzel-sarap-bag-rotalari", "text": "Şarapcılık ve bağcılığın anavatanı olan güzel ülkemizde ziyaret edebileceğimiz, tadım yapabileceğiniz bağ sayısı hızla artıyor. Ege'den Trakya'ya İç Anadolu'dan Doğu Anadolu'ya pek çok bölgemizde birbirinden güzel bağ evleri şarap sevenleri kabul ediyor. Kimisine sadece tadım için gidebilir, bazılarında konaklama da yapabilirsiniz. Ülkemizdeki bağ rotaları, şarap üreticileri ve bağ evlerini bir yazıda derlemeye çalıştım, Türkiye'nin en güzel bağ rotaları bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Gürcistan, Ermenistan ve Türkiye'nin doğusunu içine alan bölge dünyada şarabın ana vatanı olarak biliniyor. Özellikle Gürcistan'ın \"şarabın ana vatanı\" olma konusunda iddialı olduğunu ve şaraplarının muhteşem olduğunu da araya sıkıştırmış olayım. Ülkemizde bağ rotalarına gitmek için en iyi zaman Ağustos sonu-Ekim başı arasında özellikle Eylül ayı. Neden bu dönem derseniz, bu dönem bağ bozumu dönemi. Yani üzümlerin toplanıp şarap olma yoluna girdikleri dönem. Bağ rotalarına bu dönemde gittiğinizde toplanan üzümlerin nasıl yıkandığı, nasıl ayıklandığı, nasıl şarap yapım sürecine girdiğini görme imkanınız var. Türkiye'nin hemen her bölgesinde üretilen üzümlerin hasat yani bozum zamanı hava durumu değişiklikleri nedeniyle tam aynı dönem olmayabilir, bir hafta önce veya iki hafta sonra olabilir. Bu nedenle bağ bozumuna gitmeyi planlıyorsanız öncesinde gideceğiniz bölgedeki bağ evlerini arayıp bağ bozumu zamanını net olarak öğrenmenizde fayda var. \"Bağ rotalarına gitmek için illa ki bağ bozumu zamanını beklemek gerekir mi?\" diye soracak olursanız \"tabii ki hayır\". Yılın her döneminde bağ evlerini ziyaret edebilir, tadım yapabilirsiniz. Tabii kış döneminde asmalar yapraklarını dökmüş olacakları için hayal ettiğiniz pastoral görüntüyü yakalayamayabilirsiniz. O yüzden ilkbahar sonbahar arasında bağları ziyaret etmek en güzeli. Özellikle Ağustos'tan itibaren çeşit çeşit üzümlerin asmaları süslediği döneme denk gelirseniz dalından üzümlerin tadına bakma imkanınız da olur. İstanbul'a yakın, günübirlik dahi gidebileceğiniz, deniz, dağ, bağ, bahçe manzaralı yollardan ulaşabileceğiniz ve çok fazla seçenek bulabileceğiniz, Türkiye'nin en iyi şarap rotalarından biri şüphesiz Trakya Bağ Rotası. Tekirdağ, Kırklareli, Edirne ve Gelibolu Yarımadası'nı kapsayan bölgede irili ufaklı pek çok şarap üreticisi var. Trakya Bağ Bozumu ve Ekoloji Festivali de yapılıyormuş pandemiden önce ama yakın tarihli bilgisine ulaşamadım. Trakya Bağ Rotası'na özel bir internet sitesi hazırlanmış, bölge bölge bağların detaylarını bu sitede bulabilirsiniz. Bölgenin bilinen büyük şarap üreticileri; Kutman, Suvla, Sevilen ve Kayra. Butik üreticilerin sayısı ise oldukça fazla. Önünde üzüm bağı, bağın başında bağ evi, restoranı, hatta oteli ile hizmet veren butik şarap üreticileri; Arcadia, Arda, Barbare, Barel, Chamlija, Chateau Kalpak, Gali, Gülor, Edrine, Melen, Porta Caeli, Saranta, Chateau Nuzun Bağları, Umurbey, Vino Dessera. - Tekirdağ Bağları: Chateau Nuzun Bağları, Barel Bağları, Umurbey Bağları, Barbare Bağları. - Şarköy Bağları: Melen Bağları, Gülor Bağları, Chateau Kalpak Bağları. - Kırklareli Bağları: Vino Dessera Bağları, Arcadia Bağları, Chamlija Bağları, Saranta, Gürbüz. - Gelibolu Bağları: Gali Bağları, Suvla Bağları, Porta Caeli Bağcılık. - Edirne Bağları: Arda, Edrine Yazının başında yer alan fotoğraflar Trakya Bağ Rotası'ndaki butik üreticilerden biri olan Barbare Bağları'ndan. Bozcada, ülkemizde şarap deyince ilk akla gelen yerlerden biri. Bozcada merkezinden şarabınızı alıp adanın batısında yer alan Polente Feneri'nde gün batımına karşı şarabınızın tadını çıkarmak \"Türkiye'de yapmadan ölme\" aktivitelerinden biri ve kesinlikle yaşanması gereken bir deneyim. Amadeus, Ataol, Corvus, Çamlıbağ, Gülerada, Talay, Yunatçılar en bilinen üreticiler. Bozcada merkezdeki şarap evlerinden alışveriş yapabileceğiniz gibi, bağ evlerini de ziyaret etme imkanınız var. Bozcaada'ya gitmek için bağ bozumu dönemini beklemeye gerek yok. Özellikle yaz ayları boyunca bağ evleri ziyarete açık, tadım turlarına katılma imkanınız var. Her yıl Eylül ayında düzenlenen Bozcaada Bağbozumu Festivali de gezi planları arasına alınabilir. Son yıllarda İzmir'de en çok rağbet gören yerlerden biri Urla. Sakin şehir, lezzetli yemekler, yürüyüş ve bisiklet rotaları listesine güzel bağ evleri eklendi. İzmir Kalkınma Ajansı ve Büyük Şehir Belediyesi'nin desteklediği Urla Bağ Yolu projesi ile Urla çevresinde son yıllarda turizme açılan bağ sayısı hızla artıyor. Usca, Urlice, Urla Şarapcılık gibi adını bölgeden alan üreticilerin yanı sıra MMG Şarapçılık ve Ayda Winery bağları gibi konaklayabileceğiniz bağ evleri de bulunuyor. Ülkemizde meyve şarabı denince ilk akla gelen yer Şirince. İzmir ve Efes'e yakın stratejik konumu, muhteşem güzellikteki evleri ile zaten çok turist çeken Şirince meyve şarabı üretiminde de ülkemizin en meşhur yeri. Pek çok küçük üreticinin karaduttan mandalinaya kadar farklı meyvelerden yaptığı şarapları Şirince'de tadabilirsiniz. Benim gibi tatlı şarap sevmeyenler için üzüm şarapları da var, merak etmeyin. Şirince'de Gezilecek Yerler yazıma da göz atabilirsiniz. Dünyada Napa Vadisi neyse ülkemizde de Denizli'nin Güney ilçesi de o. Üzüm ve şarap kalitesinin üst düzeyde olduğu ilçe, Türkiye'deki en büyük üzüm üretim yerlerinden biri. Güney'deki asıl şarap üreticisi Pamukkale Şarapları, buradaki üzüm üretimine öncülük eden Tokat Ailesi'nin hem şarap üretim tesisi hem de bağ evleri Güney'de yer alıyor. Pamukkale Şarapları ile Bağ Bozumu yazıma mutlaka bir bakın. - Güney: Pamukkale Şarapları, - Bekilli: Laodikya, Küp, Biricik, - Çal: Küp, Doluca, Karven, Kayıbağ, Ezel. Bu liste dışında da küçük üreticiler, evde yapılan üretimler de mevcut. Denizli, pek bilinmese de, önemli bir şarap rotası. Datça Yarımadası, Knidos Limanı tarihte üzüm ve şarap ticareti ile zengin olmuş bir coğrafya. Ancak şu an çok kısıtlı üzüm üretimi yapılabiliyor. Knidos Karası'nı yeniden canlandırıp üretim yapan butik üreticiler ziyaret etmeye değer. Knidos Şarapçılık, Eski Datça'ya yakın ve harika şarapları var. Datça Şarapçılık ise rüzgarlı bir tepe üzerinde güzel bir manzara ve nefis şaraplar vaad ediyor. Ülkemizin en eski/köklü yerli üreticilerinin bulunduğu muhteşem bir coğrafya Kapadokya. Benim için bir masal diyarı, yılın her mevsimi gitmeden çok keyif aldığım bir destinasyon. Bu güzel coğrafyada tarih boyunca üzüm ve şarap üretimi yapılmış. Turasan ve Kocabağ bölgenin en meşhur ve büyük üreticileri. Ben Kocabağcıyım, Turasan'dan daha çok severim Kocabağ şaraplarını. Kapadokya'ya gitmek için en iyi zamanlardan biri Eylül ayı, hem havalar biraz serinlemiş olacak hem de Eylül'de düzenlenen Ürgüp Bağ Bozumu Festivali'ne katılma şansınız olacak. Kapadokya'da Gezilecek Yerler yazım da ilginizi çekebilir. Ülkemizdeki Öküzgözü üretiminin merkezi Elazığ. Bölgede yetişen üzümler taneleri nedeniyle öküzgözü adının almış. Tekel şarapları eskiden burada üretiliyordu, o üretim tesisleri Mey İçki tarafından alındı ve üretim devam ediyor. Yıllar önce Mey İçki'nin daveti ile Elazığ'daki üzüm bağlarını ve şarap üretim tesislerini ziyaret etme imkanı bulmuştum. Eylül ayı sonunda Elazığ'a yolunuz düşerse burada da bağ bozumu şenlikleri düzenleniyor. Canım ülkem her zevke uygun pek çok seyahat rotası ile gezginler, turistler, gezmeyi sevenler için tam bir cennet. Bu bağ rotalarının her birini bir Eylül ayında planlasanız 8 yıl boyunca Eylül gezi rotanız hazır olur!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiyede-gezdigim-sehirler", "text": "Dünyanın farklı coğrafyalarını görmeyi çok seviyorum. Ama ülkemi gezmeyi de çok seviyorum. Hatta gezip gördükçe ülkemin ne kadar güzel olduğunu ve bizim bu güzel ülkenin kıymetini hiç bilmediğimizi de daha fazla farkediyorum. Pek çok kültürden etkilenmiş, batıyla doğu arasında hem coğrafi hem kültürel bir köprü olduğunu daha iyi anlıyorum. Türkiye'yi yani kendi ülkemizi gezmeden, bu ülkenin farklı kültürlerini tanımadan da dünyayı gezmeye çıkmayı çok doğru bulmuyorum açıkçası. Bu inanışlarım yüzünden de Türkiye içinde olabildiğince çok gezmeye çalışıyorum. İstanbul'a yakın yerlerden başlıyorum, batısından doğusuna her yıl seyahat planlarıma bir yerleri almaya çalışıyorum. Bu arada en sevdiğim mutfağın Türk mutfağı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ülkemizde 81 il var, ben 58 tanesini, yani %70'ten fazlasını gezebilmişim bugüne kadar. - Adana - Adıyaman - Afyonkarahisar - Amasya - Ankara - Antalya - Artvin - Aydın - Balıkesir - Bolu - Burdur memleketim 🙂 - Bursa - Çanakkale - Çorum - Denizli - Diyarbakır - Edirne - Elazığ - Eskişehir - Gaziantep - Giresun - Hatay - Isparta - İçel / Mersin - İstanbul - İzmir - Kars - Kastamonu - Kayseri - Kırklareli - Kocaeli - Konya - Kütahya - Malatya - Manisa - Kahramanmaraş - Mardin - Muğla - Nevşehir - Niğde - Ordu - Rize - Sakarya - Samsun - Sinop - Tekirdağ - Tokat - Trabzon - Şanlıurfa - Uşak - Van - Zonguldak - Aksaray - Batman - Ardahan - Yalova - Karabük - Düzce Bende henüz 53 şehirdeyim ama mutlaka görmemiz gereken yer Bitlis Sevil."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiyede-kaplica-tatili-icin-gidilecek-sehirler", "text": "Ülkemiz kaplıca tatili için gidilebilecek pek çok alternatif şehre ev sahipliği yapmaktadır. Kaplıca hem ruha hem de bedene rahatlık veren bir dünya ile sizleri buluşturur. Ülkemiz kaplıca tatili için gidilebilecek pek çok alternatif şehre ev sahipliği yapmaktadır. Kaplıca hem ruha hem de bedene rahatlık veren bir dünya ile sizleri buluşturur. Kaplıca tatilinizden döndükten sonra kendinizi arınmış ve rahatlamış olarak hissedeceksiniz. Ankara doğasıyla, tarihiyle, Anıtkabir'e ev sahipliği yapmasıyla ve en önemlisi ülkemizin başkenti olması sebebiyle oldukça dikkat çeken bir lokasyondur. Ankara aynı zamanda termal su kaplıcalarıyla da ünlü bir noktada yer almaktadır. Ankara Otelleri her bütçeye ve zevke uygun seçenekleri misafirleriyle buluşturmaktadır. TatilBudur'la Ankara Otelleri'nde konaklamanız durumunda ise 4 ay erteleme fırsatı, kredi kartı gerekmeksizin konaklama planlama imkanı ve taksitli satın alma imkanı sizleri beklemektedir. Afyonkarahisar denildiğinde akla ilk olarak kaplıca gelmektedir. Her yaşa ve kritere uygun seçenekler sunan Afyon Termal Otelleri ile konaklayarak keyifli bir tatile imza atabilirsiniz. Ruhuzunu ve bedeninizi dinlendirecek bu tatili TatilBudur ile planlamanız durumunda ise pek çok avantajla buluşma imkanı yakalarsınız. Bu avantajlar arasında 4 ay erteleme fırsatı yer alır. Doğası, havası ve şifalı kaplıcaları ile dikkat çeken Balıkesir keyifli bir tatilin kapılarını aralar. Balıkesir Termal Oteller ise her bütçeye ve zevke uygun konaklama deneyimini sizlerle buluşturur. Size iyi gelecek bu tatili TatilBudur ile planlamanız durumunda ise avantajlarla buluşma imkanı bulursunuz. Bu avantajlar içerisinde 4 ay erteleme fırsatı yer alır. Şehre yakınlığı ile dikkat çeken Bolu'da hafta sonu için ya da isterseniz daha uzun bir tatil planlama imkanı bulabilirsiniz. Şifalı sularıyla buluşabileceğiniz Bolu Termal Otelleri ile konforlu bir tatile imza atabilirsiniz. Bolu Termal Otelleri'nde TatilBudur ile konaklamanız durumunda ise avantajlarla buluşabilirsiniz. 4 ay erteleme fırsatı ise bu avantajlar arasındadır. Bursa, Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti olmasıyla dikkat çekerken doğası ve tarihiyle de ziyaretçilerini büyüler. Termal oteller konusunda da akla gelen ilk alternatiflerden biri olan Bursa Termal Oteller, size konforlu ve dingin bir tatilin kapılarını aralar. Bu avantajlar arasında 4 ay erteleme fırsatı bulunur. Marmara bölgesinin en dikkat çekici tatil bölgelerinden biri Yalova'dır. Her bütçeye ve zevke uygun seçenekler sunan Yalova Termal Otelleri, şifalı sularla buluşmanıza olanak tanır. İstanbul'a yakınlığıyla kolayca planlanan tatillerin adresi Yalova Termal Otelleri'nde TatilBudur ile konaklamanız durumunda da avantajlarla buluşabilirsiniz. Bu avantajlar arasında 4 ay erteleme fırsatı bulunur. Ülkemizin önemli turizm duraklarından bir diğeri ise Denizli olmaktadır. Sayısı oldukça fazla olan Denizli Termal Otelleri hem dinlenmeniz hem de şifalanmanız için sizlere fırsat sunar. Denizli bölgesine geldiğinizde il merkezine 54 km uzaklıkta yer alan Karahayıt Kaplıcaları'nı ziyaret etmenizi öneririz. Bu bölgenin bağırsak, mide, safra kesesi ve daha birçok rahatsızlığa şifa olduğu biliniyor. Termal turizmin en önemli noktalarından biri Kütahya olmaktadır. Her sezon yoğun ilgi gören Kütahya Kaplıcaları mutlaka görmenizi önerdiğimiz yerlerin başında gelir. Hem gezilecek hem de şifa bulunacak pek çok yere sahip olan Kütahya'da konaklamak için Kütahya Otelleri'ni tercih edebilirsiniz. TatilBudur ile bu konaklama deneyimini yaptığınızda ise 4 ay erteleme, taksitli satın alma ve kredi kartı gerekmeksizin konaklama imkanı seçeneklerinden yararlanabilirsiniz. Termal denildiğinde akla gelen bir diğer yerde İzmir olmaktadır. Renkli, dinamik dünyası, lezzetli mutfağı ve kültürünün yanı sıra termalleriyle de dikkat çeken İzmir'i mutlaka görmenizi öneririz. İzmir Termal Otelleri'nde konaklarken ruhunuzu ve bedeninizi şifalandırabilir. Eklem ağrılarınıza, mide rahatsızlıklarınıza, sinir ve stresinize iyi gelecektir. Rize eşsiz doğaya sahip olmasıyla herkesin hayran olduğu bir lokasyon olmaktadır. Bu harika doğaya bir de termal eklendiğinde ise harika bir birleşme olmaktadır. Rize Termal Oteller'de konaklayarak doğayla baş başa olmanın ötesinde kendinizi şımartmanın başka bir yolunu bulacak ve şifalanacaksınız. Eskişehir zengin kültürü ve gezilecek yer alternatifleriyle oldukça fazla tercih edilir. Bu seçeneklere bir de termal eklendiğinde ise bölge her kritere uygun seçenekleri sizlerle buluşturmuş olur. Eskişehir bölgesini ziyaret ettiğinizde Sakarılıca Kaplıcaları ve Kızılinler Kaplıcaları'nı ziyaret etme imkanı bulabilir ve burada şifalanabilirsiniz. Eskişehir Otelleri'nde konaklayarak keyifli bir tatile imza atabilirsiniz. TatilBudur ile gerçekleştireceğiniz bu tatilde ise pek çok avantajla buluşabilirsiniz. Bu avantajlar arasında 4 ay erteleme fırsatı, kredi kartı gerekmeksizin konaklama planlama imkanı ve taksitli satın alma seçeneği bulunur. - Kas ve eklem ağrılarına, - Romatizmal rahatsızlıklara, - Cilt problemlerine, - Uyku bozukluklarına, - Baş ağrılarına, - Strese iyi geldiği bilinir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiyedeki-cittaslow-yani-sakin-sehirler", "text": "Cittaslow kelimesini daha önce duymuş muydunuz? Dünyada 252, Türkiye'de 17 şehir Cittaslow birliğinde yer alıyor. Cittaslow, çok basit anlatımı ile uluslararası bir belediyeler birliği. 1999 yılında kurulan birliğin adı İtalyanca \"Citta\" ve İngilizce \"Slow\" kelimelerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuş. Cittaslow, Türkçeye ise Sakin Şehir olarak çevrildi. Cittaslow felsefesi; yaşamın, yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanmasını savunmaktadır. Günümüz toplumunda ve şehirlerindeki sürekli bir yerlere yetişme ve tüketmeye odaklı yaşam şekli yerine yaşamdan zevk alabilmek için yavaşlamayı savunur. Ülkemizde bugüne kadar 17 şehir Cittaslow birliğine dahil olmuştur. Cittaslow birliğine başvuracak şehirlerin nüfuslarının 50.000'den az olması ve kent yönetiminin Cittaslow felsefesiyle uyumlu olmaları şartı aranır. Yapılan başvurunun ardından birlik şehirle ilgili araştırmaları sonucunda Sakin Şehirler arasına katılıp katılamayacağına karar verir. Değerlendirme; çevre, altyapı, kentsel yaşam, tarım, turizm, esnaf, sanatkar politikaları, misafirperverlik, sosyal uyum ve ortaklıklar başlıkları altına yapılır. Ülkemizde bu kriterleri sağlayarak birliğe dahil olan sakin şehirler aşağıda yer alıyor. - Seferihisar, İzmir: 2010 yılında Cittaslow birliğine katıldı. Türkiye'nin ilk cittaslow şehri oldu. - Vize, Kırklareli: 2010 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Akyaka, Muğla: 2011 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Taraklı, Sakarya: 2011 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Yenipazar, Aydın: 2011 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Perşembe, Ordu: 2012 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Yalvaç, Isparta: 2012 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Halfeti, Şanlıurfa: 2013 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Şavşat, Artvin: 2015 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Uzundere, Erzurum: 2016 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Eğirdir, Isparta: 2017 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Gerze, Sinop: 2017 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Göynük, Bolu: 2017 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Gökçeada, Çanakkale: 2018 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Mudurnu, Bolu: 2018 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Köyceğiz, Muğla: 2019 yılında Cittaslow birliğine katıldı. - Ahlat, Bitlis: 2019 yılında Cittaslow birliğine katıldı. Ülkemizdeki sakin şehir sayısının artması, yavaş yaşam felsefesinin yaygınlaşması dileğiyle."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiyeden-unesco-dunya-kultur-mirasi-listesindeki-yerler", "text": "Unesco, tüm dünya ülkelerinde kültürel olarak korunması gereken yerleri ve kültürel miras olarak değerlendirilecek özellikleri koruma listesine alıyor. Türkiye'den \"Unesco Dünya Kültür Mirası\" Listesinde 19 kültür mirasımız yer alırken, \"İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili\" listesinde de 19 kültürel değerimiz yer alıyor. Unesco Dünya Kültür Mirası nedir, Türkiye'den Unesco Dünya Kültür Mirası listesindeki yerler ve İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili listesindeki yerler listelerini bu yazıda bulacaksınız. Dünya Kültür Mirası listesi konusuna girmeden önce kısaca UNESCO'dan bahsedelim. UNESCO, United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization kelimelerinin baş harflerinden oluşan 1945 yılından bu yana varlığını sürdüren bir kuruluştur. Türkçe karşılığı \"Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu\" olarak kullanılmaktadır. UNESCO'nun 1972 yılında kabul ettiği \"Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme\" ile; Dünya Savaşları sırasıdan yaşanan yıkım, hızlı kentleşme gibi etkenler nedeniyle tahribata uğrayan kültürel ve doğal alanların korunması hedeflenmiş ve Dünya Kültürel ve Doğal Mirası Listesi hazırlanmaya başlamıştır. - 869'u kültürel miras, - 213'ü doğal miras, - 39'u karma miraslardır. Türkiye'den Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde 17'si kültürel, 2'si karma olmak üzere 19 miras alanı bulunmaktadır. Listeye Malatya'da bulunan Arslantepe Höyüğü 2021'de eklendi. Aşağıdaki listede, listeye giriş tarihlerine göre Türkiye'deki yerleri göreceksiniz. - Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası 1985 - İstanbul'un Tarihi Alanları 1985 - Göreme Milli Parkı ve Kapadokya 1985 - Hattuşa: Hitit Başkenti 1986 - Nemrut Dağı 1987 - Hieropolis-Pamukkale 1988 - Xanthos-Letoon 1988 - Safranbolu Şehri 1994 - Truva Arkeolojik Alanı 1998 - Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi 2011 - Çatalhöyük Neolitik Alanı 2012 - Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu 2014 - Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı 2014 - Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı 2015 - Efes 2015 - Ani Arkeolojik Alanı 2016 - Aphrodisias 2017 - Göbekli Tepe 2018 - Arslantepe Höyüğü 2021 Sivas Divriği ve çevresinde, Hititler dönemine kadar yerleşim olduğuna dair bulgular yer almaktadır. Köklü bir medeniyete sahip şehir Selçuklular Dönemi'nde Mengücekoğulları yönetiminde idi. Ulu Camii ve Darüşşifası Mengücekoğlu Ahmet Bey ve eşi Turan Melek tarafından 1228-1229 yıllarında yaptırılmış. İslam mimarisinin önemli eserleri arasında yer alan iki kubbeli camii ve külliyesi \"Anadolu'nun Elhamrası\" olarak anılmaktadır. Divriği'nin mucizesi de denilen camii, Anadolu geleneksel taş işçiliği ile Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi'ne 1985 yılında girmiştir. Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası Türkiye'nin bu listeye giren ilk mimari yapı olma özelliğini de taşımaktadır. Evliya Çelebi Sivas Divriği Ulu Camii için \"Methinde diller kısır, kalem kırıktır\" demiştir. İstanbul, tüm dünyanın cevheri bana göre. Roma ve Osmanlı İmparatorlukları'na başkentlik yapmış bu şehirde kültürel miraslar saymakla bitmez aslında. Ancak Unesco İstanbul'da 4 bölgeyi koruma altına almış. - Sultanahmet Kentsel Arkeolojik Sit Alanı. Konum için tıklayın. - Süleymaniye Koruma Alanı. Konum için tıklayın. - Zeyrek Koruma Alanı. Konum için tıklayın. - İstanbul Kara Surları Koruma Alanı. Konum için tıklayın. İstanbul'un tarihi alanları 1985 yılında Unesco listesine girdi. Zaman zaman koruma şartları sağlanmadığı için listeden çıkarılabileceğine dair haberler çıkıyor. Aksine İstanbul'daki koruma listesindeki yerlerin sayısının artması gerek. İstanbul'da gezilecek yerler önerilerim için tıklayın. Türkiye'de mutlaka görülmesi gereken yerleri sayın deseniz İstanbul, Kapadokya, Pamukkale, Mardin ve Karadeniz Yaylaları diye sayarım sanırım. Kapadokya bölgesi Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde olmaya en çok hak kazanan yerlerin başında. 1985 yılında Karma Miras Alanı olarak listeye girdi. Hitit Başkenti ve Anadolu'nun ilk başkenti Hattuşa, Çorum'un Boğazköy ilçesinde bulunuyor. 6 kilometreyi bulan surları, çivi yazılı tabletleri, Aslanlı Kapı, Kral Kapı, Yer Kapı gibi kapıları ile 1986 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girdi. Eğer Çorum'a Hattuşa'ya giderseniz, Alaca ilçesindeki Alacahöyük'ü de ziyaret etmeyi atlamayın. Türkiye'de büyülü bulduğum yerler var. Nemrut dağı bunlardan bir tanesi. Karlı halini, gün doğumunu, gün batımını, her halini gördüm. Eteklerinde kamp yapıp gün doğumunda yürüyüş yaparak Komagene Krallığının devasa heykelllerine ulaştım. Adıyaman'ın Kahta ilçesi sınırlarında yer alan Nemrut Dağı ve zirvesindeki heykeller 1987 yılında listeye girdi. Türkiye'de mutlaka görülmesi gereken, dünya çapında ilgiyi hak eden muhteşem yerlerden biri Nemrut Dağı. Türkiye'deki büyülü yerlerden bir diğeri de Pamukkale. Suyun ve doğanın mucizesi olan bu beyaz güzelliğin hemen yanına kurulmuş olan Bergama şehri Hierapolis ile birlikte 1988 yılında doğal ve kültürel yani Karma Miras Alanı olarak Unesco listesine girdi. Pamukkale'ye giderseniz Pamukkale'ye çok yakın olan Laodikya Antik Kenti de mutlaka ziyaret edin. Laodikya'nın da en kısa zamanda listeye girmesi dileğiyle. Likya Medeniyetinin iki önemli şehri Xanthos ve Letoon Antik Kentleri, içerdikleri antik değerler ve yazıtları ile 1988 yılında Unesco listesine girmiş. İki antik kent arası sadece 4 kilometre olmasına rağmen bu kadar yakın mesafede iki ayrı şehir kurulması da ilginçtir. Tiyatro, tapınak, bazalika gibi pek çok mimari öge iki antik kentte de görülebilir. Karabük ili sınırları içinde yer alan Safranbolu, yörük mimarisinin en güzel örneklerini taşır. Birbirinin ışığını kesmeyen 2-3 katlı Safranbolu evleri 1994 yılında Unesco listesine alınmıştır. Safranbolu gezilecek yerler yazım için tıklayın. Homeros'un İlyada Destanı'na konu olmuş, Troya Savaşı'nın geçtiği yer olarak tarihe geçen alan katmanlı şehir yapısı, M. Ö.3000'e tarihlenen geçmişi ile 1998 yılında Unesco listesine girmiştir. Mimar Sinan'ın ustalık eserleri arasında yer alan ve Edirne'de bulunan Selimiye Camiisi ve Külliyesi 2011 yılında Unesco koruma listesine alındı. Taş, mermer, ahşap ve çini işçiliği ile gerçekten muhteşem bir iç mimariye sahip camii ve dış avlusunda taş işçiliğ ile gerçek bir ustalık eseri. Konya'nın Çumra ilçesinde yer alan Çatalhöyük, çok yakın bir tarihte 1958'de bulundu. Neolitik döneme ait mimari ve ibadet yerlerine ait buluntuların yer aldığı Çatalhöyük 2012 yılında Unesco listesine dahil oldu. 9400 yıllık bir arkeolojik alan olan Çatalhöyük dünya tarihine ışık tutan noktalardan biri. Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk başkenti Bursa, hanları, camiileri, bedestenleri, çarşıları ile her zaman önemli bir ticaret merkezi olmuştur. Tarihi Bursa şehri ve Bursa'nın son Osmanlı mahallesi olan Cumalıkızık Köyü 2014 yılında Unesco koruma listesine alınmıştır. İzmir'in Bergama ilçesinde yer alan eski adıyla Pergamon, yeni adıyla Bergama Antik Kenti 2014 yılında Unesco listesine girdi. Helenistik dönem, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinden eserlere ev sahipliği yapan antik kent, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Almanya'ya verilen Athena Tapınağı ile biliniyor. Dünyanın en dik antik tiyatrosu gibi pek çok ilke sahip antik kent Türkiye'deki en çok ziyaret edilen antik kentler arasında yer alıyor ve kesinlikle daha fazlasını hak ediyor. 7000 yıllık Diyarbakır Kalesi ve 8000 yıllık Hevsel Bahçeleri 2015 yılında Unesco listesine alındı. Diyarbakır'a giderseniz mutlaka ciğer yiyin, yediğim en güzel ciğerdi. Türkiye'nin en çok turist çeken en büyük antik kentlerinden biri olan Efes Antik Kenti'nin Unesco listesine 2015'te alındığına inanabiliyor musunuz? Dünyanın 7 harikasından biri olan Artemis Tapınağı'na ev sahipliği yapan Efes Antik Kenti, 9000 yıldır yaşan bir kültür mirası. Liman şehri olan Efes, ticaret merkezi olmasının yanısıra önemli bir dini merkez olarak tarihte yer bulmuş. İpek Yolu'nun en önemli şehirlerinden biri olan Ani Antik Kenti, 2016 yılında Unesco koruma listesine alınmış. Önemli bir ticaret şehri olan Ani, 1001 kilisesi ile aynı zamanda dini olarak da önemli bir yer. M. Ö. 5000 yılına kadar uzanan tarihi ile kadim bir şehir olan Ani, Anadolu'daki ilk Türk camiisine de ev sahipliği yapıyor. Ermeni, Gürcü, Bizans ve Selçuklu kültüründen izler taşıyan kent, Ermenistan sınırı vazifesi de gören Arpaçay kıyısında yer alıyor. Aphrodisias Antik Kenti'nin adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit'ten aldığınız biliyor muydunuz? Ünlü fotoğrafçımız Ara Güler tarafından keşfedilmiş olan şehir 2017 yılında Unesco koruma listesine girdi. M. Ö.5000 yılına kadar uzanan bir tarihi olan Likya şehri Aydın'ın Karacasu ilçesinde yer alıyor. 12 bin yıllık geçmişi ile insanlık tarihini değiştiren Göbekli Tepe 2018 yılında Unesco koruma listesine girdi. Keşfi çok yeni olan ve henüz çok az bir bölümü gün yüzüne çıkmış olan Göbekli Tepe ülkemizin ve hatta dünyanın en önemli keşiflerinden biri. Şanlıurfa'nın Örencik Köyü yakınlarında bulunan tapınak sistemi dünyanın en eski inanç merkezi olarak tarihi değiştirdi. 2019 yılı Türkiye'de \"Göbekli Tepe Yılı\" ilan edilmişti. Malatya'nın Battalgazi ilçesinde bulunan Arslantepe Höyüğü'nün geçmişi milattan önce 5 binli yıllara dayanıyor. 7 bin yıllık geçmişiyle aristokrasinin doğduğu, ilk devlet şeklinin ortaya çıktığı Arslantepe Höyüğü, 2014'te Unesco Dünya Kültür Mirası geçici listesine alınmıştı. Arslantepe Höyüğü, 2021 yılı Temmuz ayında 44. Dünya Miras Komitesi toplantısında alınan kararla Unesco Dünya Miras Listesi'ne eklenen 19. kültür mirasımız oldu. Unesco Koruma Listesinde yer alan tüm yerler aşağıdaki haritada yer alıyor. Haritaya tıklayarak google haritası üzerinde görebilirsiniz. Unesco, Dünya Kültür Mirası Listesi'ne ek olarak Somut Olmayan Kültürel Miras varlıklarını da koruma altına alıyor. Somut Olmayan Kültürel Miras Listeleri farklı başlıklara ayrılmıştır; İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi, Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi, Korumanın İyi Uygulamaları Kaydı. Aşağıda yer alan listede, Türkiye'deki İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine alınan miraslarımızı görebilirsiniz. - Meddahlık Geleneği: 2008 yılında listeye girdi. - Mevlevi Sema Törenleri: 2008 yılında listeye girdi. - Aşıklık Geleneği: 2009 yılında listeye girdi. - Karagöz: 2009 yılında listeye girdi. - Nevruz: Azerbaycan, Hindistan, İran, Kırgızistan, Özbekistan ve Pakistan ile ortak dosya şekilde 2009 yılında listeye girdi. 2016 yılında Afganistan, Azerbaycan, Hindistan, Irak, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan ve Türkmenistan katılmıştır. - Geleneksel Sohbet Toplantıları: Yaren, Barana, Sıra Geceleri ve diğer geleneksel sohbetler 2010 yılında listeye girdi. - Alevi-Bektaşi Ritüeli Semah: 2010 yılında listeye girdi. - Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali: 2010 yılında listeye girdi. - Geleneksel Tören Keşkeği: 2011 yılında listeye girdi. - Mesir Macunu Festivali: 2012 yılında listeye girdi. - Türk Kahvesi ve Geleneği: 2013 yılında listeye girdi. - Ebru, Türk Kağıt Süsleme Sanatı: 2014 yılında listeye girdi. - İnce Ekmek Yapımı ve Paylaşımı Geleneği: Lavaş, Katrıma, Jupka, Yufka: Azerbaycan, İran, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye ile ortak dosya olarak 2016 yılında listeye girdi. - Geleneksel Çini Sanatı: 2016 yılında listeye girdi. - Bahar Bayramı Hıdırellez: Makedonya ile ortak dosya olarak 2017 yılında listeye girdi. - Dede Korkut-Korkut Ata Mirası: Kültürü, Efsaneleri ve Müziği ile Azerbaycan ve Kazakistan ile ortak dosya olarak 2018 yılında listeye girdi. - Geleneksel Türk Okçuluğu: 2019 yılında listeye girdi. Bu listede yer alan kültürel miraslar, acil koruma gerektiren statüsünde yer almaktadır. Türkiye'den şimdilik sadece bir miras yer alıyor bu listede. 18. Islık Dili: 2017 yılında listeye girdi. Bu listede olan yerleri mutlaka seyahat planlarınıza almanızı öneririm. Harika bir bilgi yazısı oldu benim için. Özellikle İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesi çok ilginç. Hiç bilmediğimi fark ettim. Bu sayede öğrenmiş oldum. Harikasın Çok Okuyan Çok Gezen.."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiyenin-en-guzel-sonbahar-rotalari", "text": "En sevdiğiniz mevsim hangisi? Benimki bahar, ilkbaharı da sonbaharı da çok seviyorum. Kızaran yapraklar, yavaş yavaş kışa hazırlanan doğa ile sonbahar geldi çattı. Bu mevsimi en iyi şekilde değerlendirebilmek için Türkiye'nin en güzel sonbahar rotaları listesi hazırladım. Bu güzel listeyi instagramdaki takipçilerim ile birlikte hazırladık. Sizin de Türkiye'de sonbaharda gezilecek yerler listesine eklemeleriniz varsa yorum olarak bu yazıya eklemeyi unutmayın. Bu rotaların hemen hepsi hafta sonu veya günübirlik gidebileceğiniz yerler, bu yıl en azından birkaçına gitmeyi ihmal etmeyin! Sonbahar denince ilk akla gelen yerleden biri tabii ki Yedigöller. İstanbul'a yaklaşık 4 saatlik mesafede yer alan, yedi gölü kaplayan milli park alanında ister uzun yürüyüşler yapabilir isterseniz kamp yapabilirsiniz. Son yıllarda yolunun düzelmesi ile özellikle Kasım aylarında haftasonları inanılmaz kalabalık oluyor. Fırsatınız varsa hafta içi gitmeye çalışın. Daha fazla bilgi için Yedigöller Milli Parkı yazıma göz atın. Bolu'nun bir başka güzel tabiat parkı Abant Gölü. Yüksek ağaçların kapladığı göl çevresi uzun yürüyüşler için her mevsim çok uygun olsa da sonbaharda ağaçlardaki renk geçişlerini mutlaka görmelisiniz. İstanbul'dan günübirlik gidebileceğiniz gibi hafta sonu konaklamalı plan yapabilirsiniz. Bursa'nın bakir yerlerinden biri olan, hafta sonu için harika bir rota Trilye. O tarafa geçmişken Cumalıkızık, Gölyazı gibi yerleri de ziyaret edebilir veya gününüzü Trilye'nin sokaklarında gezip sahilinde yemek yiyerek geçirebilirsiniz. Yine her mevsim güzel, üstelik İstanbul'a çok yakın İznik bu listede mutlaka olmalı. Hem tarihi ve kültürel değerleri hem de muhteşem güzellikteki doğası ile görülmeye değer. İznik gezilecek yerler listeme de bir göz atın. İzmir'in en güzel köylerinden biri Birgi. İstanbul'dan İzmir'e bir hafta sonu kaçamağı yapıp, İzmir'in güzel köylerini gezeceğiniz bir rota yapabilirsiniz. Birgi ile ilgili daha fazla bilgi için Birgi gezilecek yerler yazıma göz atın. Türkiye'nin oksijen deposu, Adatepe gibi güzel köyleri, Assos gibi antik şehirleri de gezip görebileceğiniz, Ayvalık veya Cunda'da denize girebileceğiniz harika bir hafta sonu rotası Kazdağları. İsterseniz dağda kamp yapabilir, isterseniz deniz kıyısına inebilirsiniz. Her mevsimi ayrı güzel Kapadokya benim için Türkiye'nin en büyülü coğrafyası. Aslında en az 3-4 gün ayırmak gerek Kapadokya bölgesini gezmek için. Kapadokya'da gezilecek yerler yazıma göz atın. Longoz Ormanlarının keyfine varabileceğiniz İğneada İstanbul'dan günübirlik veya hafta sonu iki gün gitmek için çok uygun bir rota. Longoz Ormanları ve Dupnisa Mağarası çevresi sonbahar renkleriyle ayrı güzel olur. İğneada gezisi yazıma mutlaka bir bakın. Havalar iyice soğumadan sonbaharda Safranbolu, Yörük Köyü hafta sonu gitmek için harika bir alternatif. Safranbolu'ya gitmişken benim yerime lokum yemeyi ihmal etmeyin. Safranbolu gezilecek yerler yazım çok işinize yarayacak. Şehzadeler şehri Amasya, Türkiye'de hak ettiği popülerliği yakalayamamış yerlerden biri. Nehir kıyısındaki evleri, Ferhat ile Şirin'in memleketi olmasıyla sonbahar romantizmi için çok uygun bir şehir. Fatih Sultan Mehmet'in \"çeşmi cihan\" olarak nitelendirdiği bu güzel kasaba, tarih kokan sokakları ve farklı coğrafi yapısı ile zaten pek güzel. Bir de sonbahar renklerine bürününce kim bilir ne kadar güzel olur. Amasra gezi rehberi yazıma bir göz atın. İstanbul içinde sonbaharı yaşayabileceğiniz en güzel yerlerden biri Polonezköy. Sadece yarım saat içinde bambaşka bir yere ulaşıyorsunuz. Kahvaltı yapmak için güzel mekanların yanı sıra yürüyüş patikasında yapacağınız bir yürüyüş ile sonbaharı sonuna kadar yaşamanızı sağlayacaktır. İstanbul'dan bir diğer alternatif de Belgrad Ormanı. Sonbaharda sararan yapraklarla tam bir tablo haline geliyor burası. Piknik yapmak, yürüyüş yapmak, koşmak için ormana gelip bütün gününüzü burada geçirebilirsiniz. Bu listeye aslında Karadeniz'den pek çok yer eklemek mümkün. Benim Karadeniz'deki favori yaylalarım Artvin Yaylaları olduğu için sonbahar rotası önerisini de oradan yapayım istedim. Bu listeyi çok daha fazla uzatmak mümkün. Siz de favori sonbahar rotalarınızı bu yazıya yorum olarak eklemeyi unutmayın! - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiyenin-farkli-koselerinden-az-bilinen-antik-kentler", "text": "Az bilinen antik kentler listemin ilk sırasında yer alan Sagalassos Antik Kenti benim için çok özel bir yer çünkü çocukluğumda gittiğimi ilk hatırladığım antik kent burası. Minicik halimle, dünyanın en güzel manzaralarından birine sahip ihtişamlı tiyatrosu hafızama kazınmıştı. Antik Pisidya bölgesinin en önemli şehri olan Sagalassos Antik Kenti, Burdur'un Ağlasun ilçesine 7 kilometre mesafede yer alıyor. Antik kentin en önemli özelliklerinden biri, 1000 yıllık Antoninler Çeşmesi ilk kaynağından akmaya devam etmesi. Muhteşem güzellikteki bu antik kente Antalya veya Fethiye'ye giderken yol üstünde uğrayabilir veya Burdur ve çevresini gezmek için özel bir rota yapabilirsiniz. Sagalassos Antik Kenti giriş ücreti 14 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz. Sagalassos Antik Kenti ve Burdur'da Gezilecek Yerler yazılarıma da göz atın. Sagalassos Antik Kenti'nin konumu için tıklayın. Gladyatörler şehri Kibyra, Pisidya'nın bir diğer önemli şehri. Henüz turizme yeni açılan antik kent gerçekten çok çok az biliniyor. Kibyra Antik Kenti, Anadolu'da bulunan en büyük ve sağlam sahen zemin mozaiğine sahip. Mozaik Medusa şeklinde. Yaz aylarında ziyarete açılan mozaik kışın koruma amaçlı üstü kapatılıyor. Burdur'un Gölhisar İlçesi'ne tepeden bakan antik kentin içinde 10.000 kişi kapasiteli ve hala çok sağlam durumda olan stadyumu dikkat çekiyor. Yine yüksek bir tepeden ovaya bakan kentin çok güzel bir manzarası var, antik dönem insanları nereye şehir kuracaklarını iyi biliyormuş. Kibyra Antik Kenti girişi şimdilik ücretsiz. Gladyatörler Şehri Kibyra Antik Kenti yazımı da mutlaka okuyun. Kibyra Antik Kenti konumu için tıklayın. Teos Antik Kenti, İzmir Sığacık'a 3 kilometre mesafede yer alıyor. Tarihi M. Ö.1000'li yıllara dayanan antik kent 12 İyon kentinden biri. Akropolis, tiyatro, şarap tanrısı Dynisos'a adanmış tapınağı, meclis binası ve antik limanı ile geniş bir alana yayılmış olan kentin antik limanı denizden içeride kalmış ve kendisinden bugün iz kalmamış. Antik kentin içinde çok sayıda ulu zeytin ağaçları var, Umay Nine ağacı ise bunlar arasında en meşhur olanı. Teos Antik Kenti giriş ücreti 7 TL, Müze Kartınız varsa ücretsiz girebiliyorsunuz. Teos Antik Kenti ve Sığacık hakkındaki yazımı da mutlaka okuyun. Teos Antik Kenti konumu için tıklayın. Santa Harabeleri'ni anlatırken Türkiye'nin gizli kalmış cevheri diyorum çünkü burası gerçekten gümüş cevheri açısından zengin topraklara sahip Gümüşhane ili sınırları içinde, ulaşımı zor bir noktada bulunuyor. Santa Harabeleri'ndeki ilk yerleşimin kime ve hangi zamanda olduğuna dair net bilgiler yok elimizde. Rumların yaşadığı bölgede, şehrin 17-19. yüzyıllar arasında en parlak dönemini yaşamış olduğunu biliyoruz. 5000 kişinin yaşadığı şehirde 7 mahalle bulunuyor. Her mahallenin kilisesi ve çeşmesi bulunuyor. Kız ve erkek öğrenciler için ayrı okulu bulunuyor. Taşlardan yapılmış çoğunluğu tek katlı olan binaların çoğu hala sağlam olsa da Rumların mübadele ile şehri terk etmesinden sonra binaların çoğu yıkık dökük durumda. Muhteşem bir vadi içinde yer alan şehir yolu Gümüşhane tarafına düşen herkesin mutlaka görmesi gereken yerlerin başında. Bölgeye giriş için herhangi bir ücret alınmıyor. Daha fazla bilgi için Santa Harabeleri yazıma göz atın. Mardin şehir merkezine 30 kilometre mesafede bulunan Dara Antik Kenti Mezopotamya'nın en önemli merkezlerinden biri imiş. Kızıl kayalar içine oyularak yapılmış olan şehirde saray, kilise, zindan, yeraltı sarnıçları, depolar, yerleşim yerleri ziyaret edilebiliyor. Şu an Oğuz Köyü ile antik kent iç içe geçmiş durumda. Geniş bir alan yayılmış olan Dara Antik Kenti'nin çevresi 4 kilometrelik bir surla çevrilmiş. Bölgeye giriş için herhangi bir ücret alınmıyor. Dara Antik Kenti ve Mardin'de gezilecek yerleri anlattığım yazıma bakmanızı öneririm. Dara Antik Kenti konumu için tıklayın. Aydın ili Germencik ilçesi sınırları içinde bulunan Magnesia Antik Kenti Ortaklar'a sadece 4 kilometre mesafede yer alıyor. Kent, Teselya'dan gelen Magnetler tarafından kurulmuş, 30.000 kişilik stadyumu ile dikkat çeken antik kent, bu stadyum nedeniyle Yarışlar Kenti olarak anılıyormuş. Agorası, Artemis'e adanmış tapınağı, tiyatrosu, Zeus Tapınağı ve görülecek pek çok yeri ile az bilinen ve kıymeti henüz anlaşılmamış antik kentlerimizden biri. Magnesia Antik Kenti giriş ücreti 2020 yılı için 10 TL, Müzekartınız ile ücretsiz. Daha fazla bilgi için Magnesia Antik Kenti yazıma bir bakın. Magnesia Antik Kenti konumu için tıklayın. Ülkemizin en güzel antik yürüyüş rotalarından biri olan Frig Yolu üzerinde bulunan ve yine çok az bilinen yerlerden biri de Midas'ın Antil Kenti. Kent, Eskişehir il sınırlar içinde olsa da Eskişehir merkeze 80 kilometre mesafede ve 1315 metre yükseklikle bir platform üzerine kurulmuş durumda. Kentin en popüler noktası Frigya sanatının tipik bir örneği sayılan, kayaya oyulmuş olan Yazılıkaya veya Midas Anıtı. Bölgeye giriş için herhangi bir ücret alınmıyor. Frig Yolu hakkındaki detaylı yazıma da göz atın. Midas Antik Kenti konumu için tıklayın. Az bilinen antik kentlerimizden bir diğeri de Uşak'ın Ulubey ilçesi, Sümenli Köyü sınırları içinde yer alan Blaundus Antik Kenti. Uşak şehir merkezine 40 kilometre, Ulubey Kanyonu Tabiat Parkı'na ise 20 kilometre mesafede bulunuyor antik kent. Şehrin en popüler noktası, tapınak veya mabet olduğu tahmin edilen, bölgede yaşayan hiçbir medeniyette benzeri olmayan, Türkiye'nin Stonehenge'i diye anılan farklı şekillerde yerleştirilmiş taş kalıntıları. Bölgeye giriş için herhangi bir ücret alınmıyor. Daha fazla bilgi için Blaundus Antik Kenti yazıma bir bakın. Blaundus Antik Kenti konumu için tıklayın. Sırada Türkiye'de az bilinmesine rağmen benim 2020 yılında iki kez gitme imkanı bulduğum Kütahya'nın Çavdarhisar ilçesinde bulunan Aizanoi Antik Kenti var. Aizanoi ilkler ve enlerin şehri. Dünyanın en iyi korunmuş Zeus Tapınağı, Dünyada eşi benzeri olmayan stadyum ve tiyatro kompleksi, Dünyanın ilk borsası kabul edilen Macellum'u, antik köprüleri, Kibele kutsal alanı ile geniş bir alana yayılmış çok güzel bir antik kent Aizanoi. Yakın zamanda çok popüler olacak, demedi demeyin. Aizanoi Antik Kenti giriş ücreti 2020 yılı için 10 TL idi, Müzekartınız varsa ücretsiz. Daha fazla bilgi için Aizanoi Antik Kenti yazıma bir göz atın. Aizanoi Antik Kenti konumu için tıklayın. Ve geldik az bilinen antik kentler listemizdeki son antik kente. Bodrum'a giden hemen herkesin önünden geçtiği ama kimselerin ziyaret etmediği Euromos Antik Kenti. Didim Bodrum yolu üzerinde, Milas'a 10 kilometre mesafede bulunuyor antik kent. Asya'nın en iyi korunmuş Zeus Tapınaklarından birine ev sahipliği yapıyor. Tapınağı, kent surları, tiyatrosu, agorası, hamam yapıları ile bölgenin önemli kentlerinden biriymiş zamanında. Şimdi ise Zeus Tapınağı ana yoldan görünmesine rağmen pek ilgi gören bir antik kent değil, ama kesinlikle görmeye değer. Euromos Antik Kenti'ni de anlattığım Didim Çevresinde Gezilecek Yerler yazım ilginizi çekebilir. Euromos Antik Kenti konumu için tıklayın. Ben ülkemizin az bilinen antik kentlerinden bir seçki yapmaya çalıştım kendime göre. Umarım bu antik kentleri de seyahat programlarınıza, gezi listelerinize eklersiniz. Sizin gidip beğendiğiniz ve yeterli ilgiyi görmediğini düşündüğünüz antik kentler varsa lütfen yorumlara ekleyin. Cok iyi bir derleme olmus Sevilcim...."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turkiyenin-ilk-ve-tek-ucurtma-muzesi", "text": "Üsküdar'da cadde kalabalığından kurtulmak için saptığımız ara sokakta tesadüfen \"Uçurtma Müzesi\" tabelasını görünce, \"aaa, buraya bir bakalım\" deyip tabelaları takip ettik. Uçurtma deyince insan hemen çocukluğuna gitmiyor mu? Biz de yönlendirmeleri izlerken kocamla hemen çocukluğumuzdaki uçurtma anılarımızı konuşmaya başladık. Yönergeleri takip ettik ama baktık müze kapalı. O sırada biri tenteleri indirmek için gelip \"müzeyi gezmek ister misiniz?\" dedi. O biri, meğer müzenin kurucusu Mehmet Naci Aköz imiş. Müzeyi bizim için açıp bizi gezdirdi, coşkuyla anlattı da anlattı. Biz de keyifle dinledik. Hadi gelin, Türkiye'nin tek uçurtma müzesi nasıl kurulmuş, ne gibi hizmetler sunuyormuş anlatayım. Tam bir uçurtma sevdalısı olan ve aynı zamanda İstanbul Uçurtmacılar Derneği başkanlığını da yürüten Mehmet Naci Aköz, 1986 yılından itibaren dünyanın dört bir yanından topladığı uçurtma koleksiyonu ile 2005 yılında ülkemizin ilk ve halen tek uçurtma müzesini kurmuştur. Şu an Üsküdar Belediyesi'nin desteklediği müze, hem müze hem de çocuklar için uçurtma atölyeleri düzenlenen şahane bir yer haline gelmiş. Müzede Çin'den Kamboçya'ya Endonezya'dan Almanya'ya kadar pek çok ülkeden gelen, geleneksel çizgiler taşıyan uçurtmalar bulunuyor. 6 kıta ve 33 ülkeden, Mehmet Naci Aköz'ün çabalarıyla toplanan 2500'den fazla üründen oluşan koleksiyonuyla; dünyanın 18 uçurtma müzesinden biri olan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi kesinlikle gezilmeye, görülmeye değer bir müze. Aynı zamanda müze içinde bir de Uçurtma Kütüphanesi kurulmuş. Uçurtma kadar uçurtmalarla ilgili kaynak kitapları da derleyen Mehmet Bey, bu kitapları da müzede sergiliyor. Mehmet Naci Aköz, Uçurtma Müzesi'nin kurucusu. Uçurtmaları çok seviyor, ticari olarak da bu işle meşgul. 1980 yılında uçurtma yapıp satmaya başlıyor ve uçurtma serüveni böylece başlamış oluyor. 1984 yılında Türkiye'nin ilk uçurtma yarışmasını düzenleyerek bugünkü müzenin de belki de bilmeden ilk adımlarını atmaya başlıyor. 1986'da Eyüp Kardeş Uçurtmacılar Birliği'ni kuruyor ve uçurtma konusuna ülkemizde bir resmiyet kazandırıyor. 1997'ye geldiğimizde IBB'nin düzenlediği ilk uluslararası uçurtma festivalini projelendirip organize ediyor. Bu sırada kendinden dinlediğimiz, dünyanın pek çok ülkesindeki uçurtma müzeleri, uçurtma festivalleri ile iletişime geçiyor ve Türkiye'nin de uçurtma konusunda çabaları olduğunu dünyaya duyurmaya başlıyor. Katıldığı pek çok festivalden bazen parasıyla bazen de değiş tokuş yöntemi ile uçurtmalar topluyor. 1998 yılında İstanbul Uçurtmacılar Derneği'ni kuruyor. Yine aynı yıl, uçurtmanın okullarda ders olarak okutulması için çalışmalarına başlıyor. 1999'de Uçurtma Gönüllüleri Vakfı'nı kuruyor. 2005 yılında ise bugün Üsküdar'da bulunan ve kendine ait bir yerde Uçurtma Müzesi'ni kuruyor. 2015 yılında müze içinde yer alan Uçurtma Kütüphanesi'ni kuruyor. 2017 yılından bu yana da Dünya Uçurtma Müzeleri Birliği'ni kurmak için çalışıyor. Dünyada İstanbul Uçurtma Müzesi ile birlikte 18 tane uçurtma müzesi bulunuyormuş. Çin, dünyanın uçurtma başkenti diyebiliriz. Çin'de yer alan Wei-Fang Uçurtma Müzesi'nde İstanbul Uçurtmacılar Derneği'ne ait bir plaket yer alıyor. Böylece Türk uçurtmacılığı dünya çapında da temsil edilmiş oluyor. Uçurtma Müzesi, aynı anda 200 öğrencinin kendi uçurtmasını kendisinin yapabileceği \"Uçurtma Okulu\" olarak da hizmet veriyor. Mehmet Bey müzenin kuruluş amaçlarından birinin çocuklara uçurtma sevgisini aşılamak olduğunu söylüyor. Bu nedenle müzenin alt katı uçurtma yapım atölyesi olarak tasarlanmış. Uçurtma Müzesi'nde, isteyen gruplara uçurtma atölyeleri gerçekleştiriliyor. Özellikle okullar tarafından gerçekleştirilen kültür gezileri için en ideal yerler arasında yer alan uçurtma müzesindeki uçurtma okulunun atölyelerinde uygulamalı uçurtma yapımına katılanlardan ise sadece uçurtma ücreti alınıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın 2008 yılında başlattığı \"Çocuk Dostu Müze\" ve İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 2011 yılından beri sürdürdüğü \"Müzeli Eğitim\" projeleri çerçevesinde faaliyetlerini sürdüren uçurtma müzesi tüm mesai günleri 09.00 17.00 arası açık ve müze girişleri ücretsizdir. Müze girişi ücretsiz iken, uçurtma atölyesi için malzeme ücretlerinin karşılanabilmesi için alınan ücret 2019-2020 sezonunda kişi başına 30 TL. İstanbul Uçurtmacılar Derneği'nin sosyal sorumluluk projesi olarak devam eden müzenin herhangi bir gelir beklentisi yok. Atölyelerden alınan ücret ise, malzeme giderlerini karşılamak için alınıyor. Atölyede yapılan uçurtmaları çocuklar evlerine götürebiliyor. Uçurtma Müzesi, Üsküdar Meydanı'ndan yürüme mesafesinde arka sokaklardan birinde. Üsküdar metro istasyonu ve Üsküdar Meydanı'na sadece 200 metre yürüme mesafesinde. Aşağıda müzenin açık adresi ve harita üzerindeki konumunu görebilirsiniz. Biz ilk başta dediğim gibi tamamen tesadüf eseri tabelalarını görüp, tabelaları takip ederek bulduk. Google haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. Uçurtma Müzesi'nin iletişim bilgileri, açık adresi, telefon numarası ve e-posta adresini aşağıda görebilirsiniz. Uçurtma Müzesi hafta içi 09:30 17:00 saatleri arasında açık. - +90 (216) 553 23 37 - +90 (216) 391 86 81 - +90 (216) 553 89 85 - +90 (553) 979 71 79 - +90 (532) 616 14 66 Müzeye gitmeden önce arayıp rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Özellikle çocuklar için harika bir müze olsa da bizim gibi içindeki çocuğu yaşatmaya devam eden büyükler için de mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir müze! Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/turklerin-en-fazla-tercih-ettigi-10-sehir", "text": "Yurtdışına gidip gezmek, sadece belli bir kitlenin zevki olmaktan çıkarak herkesin erişebildiği bir zevke dönüştü. Uçak bileti fiyatlarındaki düşüşler, ekonomik globalleşme, ülkeler arasındaki kültürel ilişkilerin artması, iş ve eğitim odaklı etkileşimlerin çoğalması yurt dışına çıkan insanların da çoğalmasını sağladı. Türkiye'de de yurt dışına çıkan veya çıkmak isteyen kişi sayısı her geçen gün artıyor. Türkiye'deki insanların yurt dışı tercihleri arasında en çok modern Avrupa şehirleri yer alıyor. Türklerin en fazla tercihi 10 şehir listesinde 9 Avrupa şehri mevcut. İşte Türklerin en fazla tercih ettiği 10 şehir! Roma sadece İtalya'nın değil, Avrupa'nın en romantik şehirlerinden bir tanesi. Bu nedenle Türkiye'de çiftler özellikle balayı için Roma'yı sıklıkla tercih ediyor. İtalya'nın başkenti olan Roma, müthiş bir tarihi mirasa sahip. Aşk Çeşmesi, Unesco Dünya Mirası'nda yer alan Collesium, İspanyol Merdivenleri, Hristiyanlığın merkezi olan Vatikan Roma'da en çok ziyaret edilen yerler arasında. Fransa'nın başkenti olan Paris romantizmin başkenti. Yapılan araştırmalara göre Paris'e Türkiye'den çoğunlukla 25-35 yaş aralığındaki insanlar ziyaretlerde bulunuyor. Paris, dünyada en çok turist çeken şehirlerden biri durumunda. Buraya gitmek için Schengen vizesi alınması ise zorunlu. Şehirde Eyfel Kulesi, Notre Dame Katedrali ve çok sayıda müze, her daim büyük ilgi görmektedir. Paris her mevsim ziyaret etmek için uygun bir destinasyon, en ucuz Paris uçak bileti için Biletmar'ı ziyaret edebilir hemen bir seyahat planlayabilirsiniz. Hollanda'nın kendine has şehri olan Amsterdam Türklerin her dönem ilgisini çeken şehirlerden biri. Amsterdam'daki özgür ve sakin yaşam, yeşilin ve doğanın estetiği, yoğun bisiklet ulaşımı, şehrin içinden geçen müthiş kanallar, ziyaretçilerin burayı tercih etmesine sebep oluyor. Büyük ve karışık olmadığı için adapte olmak ve dolaşmak oldukça kolay ve keyifli bir şehir Amsterdam. Genelde futbol takımıyla adını duyduğumuz Barselona, Katalonya'da yer alır ve en az futbol takımı kadar cazibelidir. Farklı etnik grupların ve mültecilerin yer aldığı karma, hareketli ve rengarenk bir şehirdir. Barcelona'nın denize kıyısı olması, Madrid'den sonra İspanya'nın ikinci büyük şehri olması, Flamenko müzikleri ve dansları, bir moda şehri olması, bitmeyen lezzet duraklarına sahip olması onu farklı ve çekici kılar. Hemen atlasak gitsek derseniz, en ucuz Barselona uçak bileti için Biletmar'ı ziyaret edebilirsiniz. Türklerin çok sık ziyaret ettiği şehirlerden bir tanesi de Kopenhag'tır. Kuzey Avrupa'da, Danimarka'da yer alan Kopenhag'ta zaten ciddi sayıda bir Türk nüfusu yer alır. Ticaret limanıyla öne çıkan Kopenhag'ta balık üretimi yüksektir. Ülkenin etrafında 500'e yakın küçük adacık bulunur. Kendine has bir iklimi bulunan Kopenhag'ta halkın eğitim düzeyi çok yüksektir. Avrupa'nın en büyük ve gelişmiş havayollarından bir tanesi buradadır. Renkli liman evleri, düzenli sokaklarıyla kısa seyahatler için biçilmiş kaftandır Kopenhag. Londra sadece İngiltere'nin değil, medeniyetin de beşiği ve başkenti olarak görülür. Yılın birçok ayında bu bölgede yağmurla karşılaşmak mümkündür. Thames Nehri şehrin simgelerinden biri sayılır. Tarih boyunca birçok sanat etkinliğine, kültürel olaylara ev sahipliği yapmıştır. Türkiye'de çok sayıda genç özellikle eğitim amacıyla Londra'yı tercih eder. Müthiş metro ağı birçok şehir planlamacısı için örnek olarak gösterilir. Kültür, tarih, harika müzeler, hip mekanlar için Londra harika bir seçenektir. İsveç, her anlamda kendine has bir ülkedir. Başkenti olan Stockholm'e giden Türkler, bu ayrıcalıklı duyguyu her adımda hisseder. Ülkede önemli bir göçmen politikası vardır. Geçmişten günümüze sürgün edilmiş olan çok sayıda sanatçı, aydın burada kabul görmüştür. Mülteci konusunda hoşgörülü bir bölgedir, bu da ülkede çok farklı kimliklerin doğmasına neden olmuştur. Stockholm de diğer kuzey şehirleri gibi düzenli, rahat ve harika bir doğaya sahiptir. Almanya Türklerin dünyada en fazla yaşadığı ülkedir. Başkent Berlin Türk nüfusun özellikle yoğunlaştığı bir şehirdir. Geçmişte bölünmenin simgesi sayılan ve daha sonra yıkılan Berlin Duvarı tarihsel açıdan önemli bir yer tutar. Mimari olarak genellikle taş yapılar dikkat çeker. Berlin, İkinci Dünya savaşının izlerini hala taşımasına rağmen, sanat ve gece hayatı ile dikkat çekmektedir. İtalya'da yer alan Venedik Türkiye'de bilhassa gençlerin tercih ettiği bir bölge. Yeni evlilerin balayı için ya da genç aşıkların kaçamak amacıyla seçtiği romantik şehir Venedik'te 400 civarında köprü bulunmaktadır. Ayrıca şehrin içinden geçen kanallar, oldukça fotojenik bir görüntü yaratır. Dar sokakları turistler tarafından ilgi görür. Türklerin en çok ziyaret ettiği şehirler listesine Avrupa dışından dahil olan tek şehir ABD'nin Los Angeles şehridir. 20 milyona yakın bir nüfusu olan Los Angelas'a ulaşmak için 14 saat uçak yolculuğu yapmak gerekiyor. ABD'nin en ışıltı şehirlerinden olan Los Angeles'ta Beverly Hills gezilerine katılmak mümkün. Denize kıyısı olması, güzel plajlara sahip olması, eğlence ve gece hayatının hareketli olması şehri özel kılmaktadır. LAX ve Copenhagen hariç tamam hepsi. Batı Amerika oldukça pahalı kalıyor diğer bölgelere göre her ne kadar USD-EUR paritesine rağmen. Yazınızı zevkle okudum gerçekten emeğinize sağlık şahsen bende bir Türk olarak Roma ve Venedik şehirlerini hep merak etmişimdir. Gerçekten seyahat blogu anlamında öncülerdensiniz. Yeni görevinizde başarılar dilerim.. Yazılarınızı okuyorum. Sponsorunuz Biletmar galiba.. Hayırlı olsun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucagi-kacirinca", "text": "Uçağı kaçırdığınızda cevabını bilmeye ihtiyacınız olacak sorular aşağıda yer alıyor, sorunun üstüne tıklayarak cevaba kolayca ulaşabilir veya tüm yazıyı okuyabilirsiniz. Hiç uçak kaçırdınız mı? Umarım kaçırmazsınız... Uçak kaçtığı andaki şaşkınlık, gidilecek yerine hayalinin puf diye ortadan kaybolması, hevesin kursakta kalması... Umarım hiç kimse uçağını kaçırmaz. Ben hayatımda sadece bir kez, onda da havaalanına gelirken yanıma kimlik almadığım için uçağı kaçırmıştım. Neyse ki İzmir'e uçuyordum ve İzmir'e çok sık uçuş olduğundan bir sonraki uçakla yoluma devam etmiştim. Tabii ki para ve zaman kaybı, üstüne bir de yaşadığım stres çok tatsızdı. Yakın bir arkadaşımın evime gidip kimliğimi alıp havaalanına getirmesi ve sırada acaba uçağa yetişir miyim telaşı derken, uçak kapısı kapandıktan 2 dakika sonra kapıya ulaşmıştım ancak beni tabii ki uçağa almadılar. Lafı fazla uzatmayayım, eğer uçağınızı kaçırdıysanız; ilk yapmanız gereken havayolu firmasının bilet satış ofisine giderek uçağınızı kaçırdığınızı bildirmeniz. Uçağa binmediyseniz siz artık \"no-show\" oldunuz, yani uçağa bindiğiniz görülmedi. Biletinizin tipine ve uçağı kaçırma nedenine göre havayolu şirketlerinin farklı uygulamaları olabilir. Bu durumda bilet satış ofisindeki çalışanlar size en doğru yönlendirmeyi yapacaklardır. Check-in yaptırıp bagaj da verdiyseniz, bagajınızı çoktan uçağa almış olabilirler. Özellikle dış hat uçuşlarında mağaza gezerken uçak kaçıran çok insan oluyor, bana olmaz demeyin. Eğer bagajınızı uçağa verdiyseniz ve uçağı kaçırdıysanız havayolu firmasının çağrı merkezini arayıp bu durumu bildirmeniz iyi olur. Ondan sonra da bilet satış ofisine gidip bilgi vermeniz lazım. Yukarıdaki açıklama bu senaryo için de geçerli, ancak burada bir de geri almanız gereken bagajınız olacak. Uçak eğer yolcudan kaynaklanan nedenlerle kaçırıldı ise; o biletin ücretinin geri alınması mümkün değil. Uçak bileti iadesinden faydalanabilmek için uçuş saatinden 1 saat önce iptalin yapılması gerekiyor. Eğer uçuşunuz tek yön ise sadece tek biletiniz yanmış olur, ancak biletiniz gidiş-dönüş ise dönüş biletinizin de yanma riski olur. Bu uygulama havayolu firması ve bilet tipine göre değişkenlik gösterebileceği için mutlaka bilet satış ofisi ile iletişime geçmeniz en doğrusu olacaktır. Uçak eğer havayolu firmasından kaynaklanan nedenlerle kaçırıldı ise; o zaman havayolu firmasının konaklama, yeni uçak bileti ve uçuşun mesafesine bağlı olarak bir tazminat ödemesi gerekir. Havayolu şirketleri uçak kapasitesinin üstünde bilet satışı yapabilirler, buna \"overbook\" deniyor. Eğer tüm koltuklar dolduğu için sizi uçağa almadılarsa havayolu şirketi bu durumda zararınızı karşılamakla yükümlüdür. Gidiş-dönüş aldığınız uçak biletinin gidişini kaçırdıysanız, \"no-show\" nedeniyle sizin o destinasyona uçmadığınız varsayılır ve dönüş biletiniz de iptal olur. Buna engel olmak için bilet satış ofisine gittiğinizde mutlaka dönüş uçağınız olduğu bilgisini de vermeniz gerekir. Dönüş uçağınızın yanmaması için havayolu şirketinin işlem yapması gerekmektedir. Eğer gidiş uçağını kaçırdığınız için seyahatten vazgeçtiyseniz dönüş biletinizi de iptal etmek istiyorsanız o zaman satın aldığınız biletin bilet sınıfına göre iptal-iade işlemleri geçerli olacaktır. Havayolu şirketiniz bu konuda sizi en doğru şekilde bilgilendirmekle yükümlüdür. Aktarmalı uçak yine yolcudan kaynaklanan nedenlerle kaçırıldı ise, yukarıdaki maddeler geçerlidir. Aktarma sürelerini kontrol etmek yolcunun sorumluluğundadır. Eğer aktarmalı uçuşu kaçırdıysanız ikinci uçuşunuz iptal olur. Havayolu firmasından kaynaklanan bir gecikme nedeniyle aktarmalı uçuş kaçırıldı ise, bu durumda havayolu firması en uygun ilk uçuşa yolcuyu yönlendirir ve overbook durumunda olduğu gibi konaklama ve ödeme süreci devreye girer. Burada dikkat edilmesi gereken önemli konu, aktarmalı uçuşların bağlantılı alınmış olmasıdır. Eğer aynı havayolu şirketi veya anlaşmalı havayolu şirketleri üzerinden bağlantılı uçuş alındı ise ve havayolu firmasından kaynaklanan bir gecikme nedeniyle uçak kaçırıldıysa o zaman bir önceki açıklamam geçerli olacaktır. Bağlantılı almadığınız uçak biletleri transit geçişlerde de sorun yarabilir. Özellikle vize isteyen ülkelerde eğer bağlantılı bilet almadıysanız vize ve transit vize uygulamalarını mutlaka uçacağınız havayolu firmalarını arayıp öğrenmeniz faydalı olur. - yurt içi uçuşlarda 1 saat, yurt dışı uçuşlarda 2 saat önce mutlaka hava alanında olun. Hatta eğer bayram, resmi tatil gibi özel zamanlarda uçuyorsanız daha erken gitmeniz iyi olur. - havaalanına nasıl gideceğinize ve o saatlerdeki trafik durumuna bakarak yola çıkın. Kendi aracınızla gelecekseniz otoparka aracı bırakma zamanını da hesaba katın. - benim gibi şaşkınlık yapmayın, evden çıkmadan önce yurt içi uçuşlarda kimliğinizin; yurt dışı uçuşlarda pasaportunuzun yanında olduğundan emin olun. - uçuş tarih ve saatinizi mutlaka uçuşunuzdan önceki gün kontrol edin, özellikle gece uçuşlarında takvim günü değiştiği için yanlış günde uçuşa gelen çok kişi ile karşılaştım, aman dikkat! - online check-in yapmak hem çok basit hem de hayat kurtarıcı olabiliyor, böylece uçuş saatlerinizi tekrar teyit etmiş olursunuz. - Bazı seyahat sigortalarında uçak kaçırma teminatı da sigorta kapsamında yer alabiliyor, eğer seyahat sigortanız varsa kapsamını kontrol etmeniz faydalı olacaktır. - uçak hala kalkmamış olsa da eğer uçak kapısı kapandı ise, sizi uçağa almazlar, benim İzmir uçuşumda başıma gelen tam da buydu. - eğer havaalanına yetiştiyseniz ve checkin kontuarına uçak kapanmadan yetiştiyseniz kontuardan uçağa beklemeleri için bilgi verebilirler, burada çok kişisel inisiyatif olduğundan şirinliğinizi kullanmanız gerekebilir. Biz Bali Havaalanında kontuar kapanmak üzere iken yetiştik, ona rağmen görevli kapıdaki görevlilere bilgi vererek uçağın beklemesini ve kapıların kapanmamasını sağlamıştı. Bu sayede Türkiye uçuşumuzu yakalayabildik. - check-in yapmak her zaman faydalıdır, özellikle de bagaj verdiyseniz uçak sizi mümkün olduğunda bekler. Bu nedenle varsa bagajınızı uçağa vermeyi ve online checkin yaptırmayı ihmal etmeyin. Umarım hiç kimse uçağını kaçırmaz da bunlarla uğraşmak zorunda kalmazsınız. Overbook eğer aceleniz yoksa bence süper bişey, havayolu çok güzel tazminat teklif edebiliyor özellikle uzak destinasyonlarda. Bunun için bazen özellikle check-in yaptırmayıp overbook olur muyuz diye sona beklediğimiz oluyor. Şans sadece 1 kez Meksika KLM uçuşunda güldü. Bilet bedavaya geldi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucak-bileti-almadan-once-bilmeniz-gerekenler", "text": "Uçak bileti almak diğer ulaşım biletlerini almaktan biraz daha zahmetli olabilir. Gününe ve saatine göre sürekli değişiklik gösteren uçak bileti fiyatları; seçeceğiniz koltuk, yanınızda getireceğiniz bavulun kilosuna kadar farklılık gösterebiliyor. Bu yazıda uçak bileti almadan önce bilmeniz gerekenler neler, onlardan bahsedeceğim. En baştan başlayalım ve önce \"uçak bileti nedir?\" sorusuna cevap vereyim. Uçak bileti, bir uçakta yolcu koltuğunu onaylayan bir belge veya bazen elektronik bir kayıt olarak karşımıza çıkabilir. Uçak biletini elektronik dosya olarak alabileceğiniz gibi, kağıda da yazdırabilirsiniz. Türü ne olursa olsun, bir uçak bileti uçakta bir koltuk sahiplenmek için gerekli bir araçtır. Bir uçak biletinin amacı, havayolu ile yolcu arasında bir anlaşma yapmak anlamına geliyor diyebiliriz. Bu bilet her iki tarafın hak ve sorumluluklarını açıkça beyan eder. Bir seyahat belgesi görevi görür ve koltuğun bilet sahibine ayrılmasını sağlar. Ayrıca, işleten ve doğrulayan taşıyıcının sorumluluklarını da tanımlar. Ayrıca, birden fazla havayolu şirketi arasındaki ilişkide her bir tarafın hak ve sorumluluklarını da belirtir. Bir uçak biletinin birçok avantajı vardır ve başarılı bir seyahat deneyimi için çok önemlidir. Uçak bileti alırken birkaç noktaya özellikle dikkat etmenizi önereceğim. - İade Edilebilir Olması: Uçak bileti alırken kullanacağınız \"İade edilebilir filtre\", iade edilebilir veya iade edilmeyen bir uçuş bulmanıza yardımcı olur. Bazı uçuşlar tamamen iade edilebilir, bazıları ise fikrinizi değiştirmek isterseniz ücret ödemenizi talep eder. İade edilebilir uçak biletleri, iade edilmeyen muadillerinden daha pahalı olma eğilimindedir. Acil durumlarda uçuşunuzu iptal edebilir ve havayolundan geri ödeme alabilirsiniz. Bir uçuşu yeniden planlamak için ücret minimumdur ve dikkate almaya değer. - Rezervasyon Yapılabilmesi: Uçak bileti almak istiyorsunuz ama planlarınız kesinleşmediyse bazı havayolları -şu an pek çok havayoylu firmasında yapılamıyor-, uçak biletini satın almadan önce rezerve etmenize imkan sağlıyor. Böylece ödeme yapmadan üç güne kadar uçak biletini bekletmenize izin verir. - Gidiş-Dönüş mü? Tek Yön mü?: Eğer seyahat tarihleriniz belirli ise ve gittiğinizden yerden geri dönecekseniz uçak biletinizi gidiş-dönüş almanız daha verimli olacaktır. Gidiş-dönüş biletleri genellikle ayrı ayrı alınan tek yönlü biletten daha ucuza mal olur. Tek yön bilet, yalnız seyahat ediyorsanız ve gidiş-dönüş tarihleriniz henüz kesinleşmemişse veya çok uzun süreli bir seyahate çıkacaksanız ve dönüş destinasyonunuz ilk varış destinasyonunuzdan farklı olacaksa yararlı olabilir. - Ad-Soyad: Uçak biletinizde ilk kontrol etmeniz gereken kısım yolcunun adı ve soyadıdır. Ad soyad kısmında herhangi bir yanlış bilgi varsa 3 harfe kadar havayolu firmaları hataları tolere edebilir, ancak daha büyük hatalarda biletinizi değiştirmeniz gerekecektir. Çift isim veya çift soyad kullanıyorsanız isminizin bilette eksiksiz olarak bulunduğunu mutlaka kontrol edin. - Uçuş Numarası: Daha sonra uçuş numarasını kontrol edin. Uçuş numaranız hangi havayolu şirketi ile hangi destinasyona uçacağınız bilgisini içerir. TK3764 gibi bir numara olacaktır. Elinizdeki uçuş numarası ile havaalanına gitmeden önce çevrimiçi olarak check-in yapabilirsiniz. Bu sayede koltuk numaranızı erkenden öğrenebilirsiniz. Bazı havayolu firmaları check-in yaparken koltuğunuzu kendinizin seçmesine izin verirken bazı havayolu şirketleri koltuk seçimi için ekstra ücret talep edebilir. - Kalkış ve Varış Tarih ve Saatleri: Bilet üzerinde uçağınızın kalkış ve varış tarihini ve saatini görebilirsiniz. Bilette yazan bilgilerin gitmek istediğiniz gün ve saat ile uyuştuğundan emin olun. Özellikle gece yarısından sonra olan uçuşlarda tarih değiştiğinden çok fazla hata yapılabiliyor, örneğin; Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan gece 12:00'den sonraki uçuşlarda bilet tarihini Çarşamba günü olarak göreceğinizi unutmayın. - Bagaj Hakkı: Ardından, bagaj hakkına dikkat etmelisiniz. Bu akılda tutulması gereken önemli bir bilgidir, çünkü bagaj hakkınız ayrıldığınız havalimanı, uçtuğunuz havayolu şirketi ve bilet tipinize göre değişiklik gösterebilmektedir. - Uçuş Sınıfı: Biletinizde bulunan uçuş sınıfı hem uçak bileti alım/iade durumundaki haklarınızı hem de uçakta sahip olacağınız hakları belirler. Business, Economy, Premium gibi havayolu şirketine göre farklı uçuş sınıfları bulunabilir. - Ücret ve Ek Bilgiler: Uçak biletinizdeki ücret ve ek bilgiler bölümü, ne kadar ödeyeceğinizi ve satın alma işlemini yapmak için ne tür bir ödeme yapmanız gerektiğini içermektedir. Havayolunun bir geri ödeme politikası sunup sunmadığını da incelemeniz oldukça önemlidir. - Kanada'ya uçak bileti almadan önce bölgedeki hava koşullarını kontrol etmenizde fayda var. Kışlar soğuk, yazlar ılık ve sıcaktır. Sonbahar ve kış ayları soğuktur, kuzeyde sıcaklıklar oldukça düşebilir. Hava ne olursa olsun, Kanada'da damak tadınızı tatmin edecek birçok seçenek bulabilirsiniz. Seyahatiniz için hedeflerinizin ne olduğunu düşünün ve seyahatinizi önceden planlamak için biraz zaman ayırdığınızdan emin olun. Biraz araştırma yaparak Kanada'ya uçak biletinizde çok büyük oranlarda tasarruf edebilirsiniz. - Kanada uzak destinasyon olduğundan genellikle uçak bileti ücretleri yüksek olacaktır. Bu nedenle biletinizi erkenden almanız, kampanyaları takip ederek kampanyalı olarak almanız size ciddi maliyet avantajı yaratacaktır. - Kanada'da farklı şehirleri görecek şekilde bir seyahat planlıyorsanız, iç hat uçuşları için de erken rezervasyon yaptırmayı düşünebilirsiniz. Son dakika biletleri size çok pahalıya mal olabilir. Hava yolculuğu, Kanada'daki daha uzak hedeflere ulaşmak için en iyi seçenekler arasında bulunuyor. - Kanada'ya gitmek için tatil planı yapıyorsanız, uçaktan indikten sonra araç kiralayarak büyük bir rahatlık sağlayabilirsiniz. Kiralık arabalar çoğu havaalanında kurumsal firmalar tarafından sağlanıyor ve araç kiralama şirketleri genellikle geldiğinizde sizi bekletmeden işlemlerinizi gerçekleştiriyor. - Bir diğer önemli konu da Kanada Türk Vatandaşları'ndan vize istiyor, bilet alırken vize uygulamalarını da mutlaka araştırın. Kanada, görkemli Rocky Dağları, Fundy Körfezi ve çok sayıda Milli Parka ev sahipliği yapmaktadır. Ülkenin çeşitli manzaraları ve zengin kültürel tarihi, onu en iyi seyahat destinasyonu haline getirmektedir. Seyahatinizin sebebi ne olursa olsun, Kanada her zevke sunabileceği pek çok alternatife sahip. Almanya; turistik, iş amaçlı ve orada yaşayan Türk nüfusunun fazla olması nedeniyle aile ziyaretleri için çok fazla tercih edilen uçuş rotalarından biri. Bu nedenle Almanya uçak bileti almayı düşünüyorsanız mümkün olduğunca erken hareket etmelisiniz ki hem yüksek maliyetlerden hem de istediğiniz tarihe bilet bulamama tehlikesi ile karşı karşıya gelmeyin. Yoğun turizm sezonu diye bilinen yaz aylarında bilet fiyatları %30'dan fazla artabiliyor. - Türkiye'den Almanya'ya gitmeyi planlıyorsanız; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya gibi pek çok şehirden Almanya'nın farklı şehirlerine uçuş bulunuyor. Almanya'da pek çok uluslararası havalimanı bulunuyor, sadece gitmek istediğiniz şehirle aramanızı sınırlandırmayın. Farklı şehir seçeneklerini mutlaka değerlendirin. Almanya içinde şehirler birbirine yakın ve tren, otobüs gibi ulaşım alternatifleri var. - Almanya'ya yaz sezonu dışında; her yıl milyonlarca insanın ziyaret ettiği Octoberfest veya Noel Pazarları dönemlerinde gitmek isterseniz hem uçak biletileri hem de konaklama fiyatları beklediğinizden yüksek olacaktır. Bu nedenle uygun fiyata bilet almak istiyorsanız yoğun sezonların dışındaki tarihlere bakmanız faydalı olur. İlkbahar Almanya için güzel bir dönem olabilir. - Türkiye'den Almanya'ya uçuş sayısı fazla olduğundan gitmeyi planladığınız tarihleri esneterek -bir gün önce bir gün sonra gibi- daha uygun fiyata bilet almanız mümkün olabilir bunu dikkate alın. - Almanya konusunda dikkat etmeniz gereken bir husus da vize konusu. Almanya şengen bölgesinde ve Almanya'ya seyahat etmek için şengen vizeniz olması gerekiyor. Ancak vizenizi hangi ülkeden almışsanız ilk önce o ülkeye giriş yapmış olmanız kritik yani Yunanistan'dan aldığınız şengen vizesi ile Almanya'ya giriş yapmak isterseniz Almanya önce Yunanistan'a gitmiş olmanızı bekliyor. Bu konu son dönemde daha önemli hale geldi. Vizenizi Almanya'dan aldıysanız zaten sorun kalmıyor. Uçak bileti almadan önce bilmeniz gerekenler konusundaki soru işaretlerinize umarım cevap bulabilmişizdir. Şimdiden iyi yolculuklar!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucak-yolculugu-dikkat-edilecek-seyler", "text": "Uçak yolculuğu etmek günümüzde oldukça yaygın. Deneyimli gezginler için basit ama ilk defa uçağa binenler için bazı bilgileri paylaşmakta fayda var. Özellikle ilk defa uçak yolculuğuna çıkanların tedirginliklerini azaltmakta fayda sağlar. Ucuz uçak biletleri ve kampanyalarla birlikte artan rotalar ve yolcu sayısı beraberinde bazı sorunları da getirebiliyor. Zaman dilimi atlanmasıyla oluşan yorgunluk hissi, değişen basınç oranları ve hastalıklar keyifle başlanan bir yolculuğu kabusa çevirebiliyor. Bu nedenle yolculuk öncesi birkaç detaya dikkat etmekte fayda var. Uçaklar kalkarken ve inerken kulaklarda basınç hissetmek çok görülen bir durum. Basıncın değişmesiyle birlikte kendini gösteren kulak ağrısı, kimi zamanlarda işitme kaybına kadar neden olabiliyor. Bu etkiyi geçirmek için yapılacak birkaç küçük aktivite de bulunuyor. Sakız çiğnemek, burnu parmaklarla kapatıp hafifçe burundan nefes vermek, esnemek ve yutkunmak basıncı dengelemeye yardımcı oluyor. Alçalma esnasında Valsalva Manevrası denilen yöntemle ağzın ve burnun kapatılarak ağız ve buruna doğru hava basıncı oluşturmak basınç dengesini oluşturmak adına tavsiye ediliyor. Genel olarak okyanus aşırı yapılan ve zaman farkının 2 saatin üzerinde olduğu uçuşlarda vücudun biyolojik saatinin bozulması olarak adlandırılan \"jet-lag\" sendromu görülebiliyor. En çok yaşlılarda ortaya çıkan bu olumsuz sonuçları azaltmak mümkün olsa da hafif bir yorgunluk hissi kalabiliyor. Gidilen yerdeki saat dilimine uygun yaşamak en doğru tercih olarak biliniyor. Alkol, çay ve kafeinli içeceklerden uzak durulması, hafif yemekler yenmesi ve gün içinde hafif egzersizler yapmak da jet-lag kaynaklı olumsuz etkileri azaltmakta oldukça faydalı. Uçuş esnasında değişen basınç nedeniyle bazı durumlarda uçmak sakıncalı olabiliyor. Uçak tutması problemi olanların koltuk seçimi yaparken pencere kenarında veya kanat üzerinde bir koltuk seçmeleri iyi fikir. Yakın zamanda operasyon geçiren hastalar, hamileliğin son dönemlerinde olan yolcuların da uçuş sağlığı için önce doktorlarıyla görüşmeleri ve rapor almaları önemli. Eğer düzenli ilaç kullanıyorsanız ilacınızın el bagajında olduğundan emin olun. Uçuş öncesi ve sırasında mümkünse bolca sıvı tüketin. Uçuş sırasında uzun süreli hareketsizlik durumunda kan dolaşımı düzgün sürdürülemediği için özellikle bacaklarda şişmeler meydana gelir. Uzun süreli olması durumunda \"seyahat trombozisi\" yani pıhtı oluşumu hastalığıyla sonuçlanabilir. Bu durum tren, otomobil, otobüs ve uçaklarla uzun süre seyahat eden yolcularda görülebiliyor. Ancak bu pıhtılar o kadar masum değil. Kopmayla birlikte akciğere kadar ulaşabilen pıhtılar ölümcül sonuçlara neden olabiliyor. Bu nedenle her yarım saatte bir ayak bileklerini hareket ettirmek, 1-2 saat aralıklarla koridorda kısa bir yürüyüş yapmak oldukça faydalı. Dar, sıkı ve terletici kıyafetlerden uzak durarak ve bol sıvı tüketerek olası şişme, uyuşma ve pıhtı durumlarının önüne geçmek mümkün. Yolculuka rahat kıyafetler tercih edilmeli ve mümkünse daha önce kullanılmış sıkmayan ayakkabılar giyilmesi tavsiye ediliyor. Nadir olsa da havayolu firmaları valizlerini kaybedebiliyor. Bu ne zaman ve nerede başınıza gelebileceğini kimse bilemez. Çözülmesi 1-2 günden 1 haftaya kadar uzayan böylesi durumlar tatil veya seyahatinizi berbat hale getirmesin. Az eşya ile seyahat etmeyi öğrenip sadece kabin bagajınız ile yolculuklara çıkmakta fayda var. Hem uçaktan indikten sonra hiç bagaj alım kuyruklarına girmenize de gerek kalmıyor. Artan rekabet, uçak bileti karşılaştırma siteleri ve kampanyalarla uçak bileti fiyatları düştükçe daha çok seyahat etme fırsatı buluyoruz. Her yolculuk öncesi dikkat edilecek bu küçük detaylarla rahat bir seyahat geçirmek mümkün."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucakla-seyahat-ederken-koronaviruse-yakalanma-riski-var-mi", "text": "Güvenli bir uçak yolculuğu için dikkat etmeniz gerekenler konusunda detaylı bir liste hazırlamıştım, oraya da mutlaka bir göz atın. Öncelikle en sonda söylemem gerekeni başta söyleyeyim, yolcular bireysel önlemlerini aldığı sürece uçakta koronavirüse yakalanma riski çok çok düşük. Bu nedenle bu yazımda uçakla seyahat ederken koronavirüse yakanlanma riskini en aza indirecek olan önlemleri havayolu şirketlerinin aldığı önlemler ve yolcuların alması gereken önlemler olarak iki başlığa ayırdım. - Havalimanlarında insan temasını en aza indirebilmek için online check-in yapılması öneriliyor. Her havalimanı bunu desteklemiyor elbette ancak destekleyen havalimanları için hem zaman kazandırıyor hem de insan temasını aza indiriyor. - Havalimanlarında alınan önlemler nedeniyle uçağa biniş sürelerinde uzamalar olabileceğinden yolcuların uçuşlarında 3 saat önce havaalanında olması öneriliyor. - Yine fiziksel temasın en aza indirilmesi adına kabin bagajı boyutlarına sınırlama getirildi. Türk Hava Yollarında kabine alınabilecek bagak için üst limiti 40x30x15 cm ve 4 kg'ı geçmeyecek şekilde olmalı. - Yine insan temasını en aza indirmek için, insansız temazsız check-in ve temassız bagaj teslim noktaları artık büyük havalimanlarında var. Hem check-in yaparken hem de bagaj teslim ederken insansız şekilde işlemlerinizi kolayca ve hızlıca halledebiliyorsunuz. Üstelik bu noktalarda uzun insan kuyrukları da olmuyor. - Türk Hava Yolları, uçağa binerken tüm yolculara içinde maske, antiseptik mendil ve el dezenfektanı bulunan hijyen kitleri dağıtıyor. Bildiğim kadarıyla diğer havayollarında böyle bir uygulama yok. - Havayolu çalışanları için her uçuştan önce ateş ölçümü yapılıyor ve maske, eldiven, siperlik malzemeleri yenilenerek kullanmaları sağlanıyor. - Her uçuş öncesi ve sonrasında uçak içi farklı yöntemlerle dezenfekte edilerek, insan temasının olduğu yüzeyler temizleniyor. - Uçaklarda bulunan HEPA filtreleri sayesinde dışarıda bir restoran veya kafede otururken soluduğunuz havadan çok daha temiz bir havayı uçakta solunuyorsunuz. Bu filtreler sayesinde uçaktaki tüm hava 3 dakikada bir temizlenmiş oluyor. - Türk Hava Yollarında, virüsün tutunma riski olan yastık servisi tüm uçuşlarda kaldırılmış, battaniye ise 4 saat üstü uçuşlarda dağıtılacak. - Yine teması azaltmak ve uçuş sırasında maskelerin çıkarılmasını önlemek adına yemek servisleri azaltılmış veya tamamen kaldırılmış. Uçuş süresinde göre uygulama değişkenlik gösterebiliyor. Türk Hava Yolları'nın koronavirüs dönemindeki güncel uçuş planlarını görmek için güncel uçuş planı sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Havayolu firmaları uluslararası standartlarda koronavirüs önlemlerini almış ve uyguluyor. Yolcuların bireysel olarak alması gereken önlemler ise çok daha fazla hayati önem taşıyor bana göre. - Havaalanlarına zamanında hatta zamanından önce gelerek uçağa biniş sırasında sıkışıklık yaratmamak. - Uçuş öncesi uçakları havayolu firmasının kabul ettiği kabin bagajı standartlarını kontrol ederek bagajlarını ona göre hazırlamak, böylece check-in veya uçağa biniş sırasında gereksiz beklemelere sebep olmamak. - Evden çıktığınız andan itibaren varacağınız noktada güvenli bir alana varana kadar mümkünse maskenizi hiç çıkarmamak hem kendiniz hem de diğer yolcular için yapabileceğiniz en büyük iyilik. Bunu uyguladığınızda zaten uçakla seyahat ederken koronavirüse yakalanma riskini neredeyse ortadan kaldırmış oluyorsunuz. - Evden çıkışınız ile gideceğiniz noktaya varış süreniz 4 saati aşacak ise mutlaka yanınıza yedek maske almalısınız. 4 saatten sonra klasik kullandığımız maskeler koruyuculuğunu kaybediyor. - Eldiven ve siperliğin ekstra koruma sağladığını biliyoruz, dilerseniz kendi güvenliğiniz için bunları da kullanabilirsiniz. - Uçakta dokunduğunuz noktalar siz uçağa binmeden önce dezenfekte edilmiş oluyor ama yine de psikolojik olarak kendinizi daha güvende hissetmek için yanınızda taşıyacağınız antiseptik mendiller ile dokunma ihtimaliniz olan yerleri tekrar temizlemekten zarar gelmez. - Maalesef insanların uymakta en çok zorlandığı maddelerden biri sosyal mesafe. 1.5-2 metre mesafenizi korumak hem sizi hem de çevrenizdeki insanları korumak için kritik mesafe. Havalimanı içinde ve uçağa iniş ve binişlerde buna özen göstermeniz riski en aza indirmenizi sağlayacak. - Büyük havalimanlarında bagaj kontrol noktaları sürekli dezenfekte edilirken küçük havalimanlarında ne yazık ki böyle bir kontrol görmedim. Bagajlarınızı korumak için çantanızı içine alacak boyda tek kullanımlık poşetler işinize yarayacaktır. - Bu madde sadece uçuşlar için değil dışarıda insan teması olan her yerde geçerli olsa da tekrar hatırlatmakta fayda var. Elinizi yüzünüz, gözünüz, burun veya ağzınıza tüm uçuş süreci boyunca götürmeyin. Benim kendi uçuş deneyimimde havayolu firmaları önlemlerini almış olmasına rağmen yolcuların mesafelerini korumamaları, özellikle inişlerde uçak içinde yığılmaya sebep olmaları gibi durumlarla karşılaştım. Bu nedenle tekrar belirtmek istiyorum, korona döneminde uçağa binecekseniz bireysel önlemlerinize maksimum hassasiyet göstermeniz gerekiyor. Tüm bu önlemler dışında, yapılan araştırmalar uçakta koronavirüs kapma riskinin %1'in altında olduğuna dikkat çekiyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucansu-selalesi-serik-antalya", "text": "Antalya ve çevresinin hem kültür, hem deniz hem de doğa turizmi için bir cennet olduğu konusunda sanırım hem fikiriz. Antalya şehir merkezinden 58 kilometre uzaklıktaki Uçansu Şelalesi Antalya'nın doğal güzelliklerinden biri. Aşağı ve Yukarı olmak üzere iki şelalenin bulunduğu Uçansu Şelalesi'ne nasıl gidilir, giriş ücreti var mı, giderken dikkat edilmesi gerekenler bu yazıda sizi bekliyor. Uçansu Şelalesi denmesine rağmen aslında iki şelaleden bahsediyoruz. Aşağı Uçansu Şelalesi, Uçan 1 ve Yukarı Uçansu Şelalesi, Uçan 2 olarak anılıyor, aşağıda detaylarını anlatacağım. İki şelalenin olduğu yere Uçansu Şelalesi dendiğinden bahsederken tek şelaleymiş gibi devam edeceğim. Uçansu Şelalesi, Antalya'nın Serik ilçesi Gebiz beldesine bağlı olan Akçapınar Köyü sınırları içinde yer alıyor. Burası Antalya şehir merkezinden 58 kilometre mesafede yer alıyor. Şelale, Havutlu ve Bal Derelerinin birleşmesi ile ortaya çıkmış olan Uçansu Deresi üzerinde ve deniz seviyesinden 400 metre yüksekte yer alıyor. Şelale, ülkemizin işaretlenmiş en uzun ikinci yürüyüş rotası olan Aziz Paul Yolu üzerinde bulunuyor. Aziz Paul rotasını yürüyenler bu şelaleleri görme şansını yakalıyor. Yürümeye Doyamayacağınız Türkiye'nin En Güzel Antik Yürüyüş Yolları yazımı da okumanızı öneririm. Uçansu Şelalesi tabelalarını takip ederek ulaşılan şelale, Aşağı Uçansu Şelalesi veya Uçan 1 olarak bilinen ilk şelale. Şelalenin önünde \"dev kazanı\" denilen bir havuz oluşmuş. Pırıl pırıl, etraftaki yeşilliklerin rengini yansıtan havuzun derinliği 4 metreye kadar ulaşabiliyormuş yağışlı zamanlarda. Burası yüzmek için uygun, kıyısı sığ, ilerledikçe derinleşiyor. Her kaynakta şelalelerin yükseklikleri farklı gösterilmiş, aşağı şelale için 25-30 metre diyen de var 60 diyen de. O yüzden net bir yükseklik bilgisi veremiyorum. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, fotoğraflarda göründüğünden çok daha güzel bir yer burası! Dev kazanının olduğu yerde oldukça geniş bir açıklık bulunuyor, aracınız ile buraya kadar gelebiliyorsunuz. Yeme, içme suyu, tuvalet gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bir yer yok, eskiden bir tesis varmış ancak yanmış ve yangından sonra yeni bir tesis kurulmamış. Her türlü ihtiyacınızı yanınızda getirmeniz gerekiyor yani gelirseniz. Ben gittiğim dönemde etraf çok temizdi, umarım bu temiz hali kalabalık sezonda da devam eder. Ayrıca şelalenin bulunduğu yerde internet bağlantısı yok. Aşağı Uçansu Şelalesinden bir kısmı araçla bir kısmı yürüyerek ulaşabileceğiniz bir noktada Yukarı Uçansu Şelalesi bulunuyor. Burada şelalenin döküldüğü yerde daha küçük bir dev kazanı oluşmuş, bu kazana \"Kral Havuzu\" deniyor. Kral Havuzu'na ulaşmak için yönlendirme tabelası olmadığından buraya bölgeyi bilen birileri veya yürüyüş grupları ile gitmeniz iyi olur. Ben tek başıma seyahat ettiğimden risk almamak adına çıkmamayı tercih ettim, bu nedenle fotoğrafı da sevdiğim bir arkadaşımdan aldım. Uçansu Şelalesi'ne gitmek için en iyi dönem bahar veya yazın ilk ayları olabilir. İlkbaharda yağmurlu sezonda su seviyesi yüksekken yazın kurak sezonda suyun tamamen kesildiği zamanlar olabiliyormuş. Ben Mart ayında gitmiş olmama rağmen 2020-2021 kış sezonunda çok az yağmur yağdığı için şelaleden akan su miktarı oldukça azdı. Ancak Mart ayında dışarıda hava oldukça serin olduğu için şelalenin önünde oluşan havuza girip yüzemedim, havalar biraz daha ısınınca giderseniz pırıl pırıl bir havuz oluşturan şelalenin önünde yüzmek eminim çok keyifli olur. Uçansu Şelalesi ve geliş yolu üzerinde yer alan Sillyon Antik Kenti'ni anlattığım videomu aşağıda göreceksiniz. Videoyu izleyip beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın. Uçansu Şelalesi, Antalya şehir merkezine 58 kilometre mesafede bulunuyor. Serik ilçesinin Gebiz beldesine bağlı Akçapınar Köyü sınırları içinde yer alıyor. Google Haritalar'da görülen Uçansu Şelalesi'ni işaretleyerek şelalenin 10 kilometre yakına kadar gidebiliyorsunuz. Sonrasında ise yeni açılmış yol ve yeni yapılmış olan tabelaları takip etmeniz gerekiyor. Uçansu Şelalesinin Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. - Kendi aracınızla, - Doğa yürüyüşü veya günübirlik geziler düzenleyen gruplar ile, - Aziz Paul Yolu yürüyüşü rotasını takip ederek yani yürüyerek. Antalya-Alanya yolu üzerinde ilerlerken Abdurrahmanlar-Gebiz kavşağından kuzeye Gebiz yönüne doğru çıkıyorsunuz. Gebiz'i geçtikten sonra köy yollarından devam ediyorsunuz, yol daralıyor ama asfalt olduğu için ilerlemek kolay. Gebiz'den sonra şelalenin tabelalarını sık sık göreceksiniz. Şelaleye gitmek için içinden geçeceğiniz son köy Akçapınar. Maalesef köyün çıkışındaki tabelalar sökülmüş, burada dönüşü kaçırmamak için navigasyonunuza güvenerek devam edin. Köyden çıktıktan sonra yol çoğunlukla stabilize devam ediyor ve şelaleye gelmeden son 10 kilometrelik yol tamamen toprak yol. Bu yol yeni açılmış ve düzeltilmiş, ve sık sık Uçansu Şelalesi tabelaları yerleştirilmiş. Böylece şelaleyi tabelaları takip ederek kolayca bulabiliyorsunuz. Şelaleye varmadan yaklaşık 200-300 metre önce son bir kulübe göreceksiniz, kulübeden sola devam ederseniz Aşağı Uçansu Şelalesi'ne ulaşıyorsunuz. Kulübeden sağa devam ederseniz ise Yukarı Uçansu'ya doğru devam edeceksiniz. Ancak bir noktadan sonra yürümeniz gerekiyormuş. Ben tek başıma gittiğim ve yolu bilmeden tek başıma yürüyüş rotasına girmek istemediğim için yukarı şelaleye çıkmadım. Wikiloc gibi bir yürüyüş rotası uygulaması kullanarak buraya ulaşabilirsiniz. Uçansu Şelalesi'nin herhangi bir giriş ücreti bulunmuyor. Girişte bir kulübe var ama bilet kesen kimse yok. Bilet ve giriş kontrolü olmadığı için ziyaret saatlerine dair bir kontrol bulunmuyor. Yani istediğiniz gün, istediğiniz saatte ve ücretsiz olarak Uçansu Şelalesi'ne gidebilirsiniz. Doğa rotalarında dikkat edilmesi gerekenler bölümüne özellikle yer vermek istiyorum, çünkü son zamanlarda sosyal medyanın da etkisi ile eskiden az bilinen ve sadece dağcılık veya doğa yürüyüşü ile ilgilenenler gittiği rotalar artık pek çok kişinin sadece fotoğraf çekmek için gittiği yerler haline geldi. - Şelaleye gidiyorsanız yanınıza mayo, bikini, havlu almanızı öneririm, özellikle sıcak havalarda şelalelerin önünde oluşan havuzlarda yüzmek çok keyifli olacaktır. - Hatırlatmakta fayda var, tatlı suda yüzmek tuzlu suda yüzmekten her zaman çok daha zordur, suyun kaldırma kuvveti daha düşük olduğu için. Bu yüzden iyi seviyede yüzme bilmiyorsanız, derin bölümlere gidip risk almamanızı öneririm. - Kral Havuzu'na çıkmak çok seksi görünebilir, ancak patika takip etmek konusunda tecrübeniz yoksa tek başınıza çıkmayın. Şelalenin bulunduğu yerde telefon sinyali çok zayıf, internet ise hiç çekmiyor. Bu yüzden kaybolursanız bulunmanız zor olabilir. Benzer nedenlerle ben doğa yürüyüşlerine gideceğim zaman yanımda bir düdük bulundururum, siz de çantanıza bir tane atmayı düşünebilirsiniz. - Yazıda da belirttiğim gibi şelalenin olduğu bölgede herhangi bir tesis yok, yiyecek ve içeceklerinizi yanınızda götürmeyi unutmayın. - Çöplerinizi kesinlikle doğada bırakmayın, gördüğünüz şeylere zarar vermeyin ve bulduğunuz şeyleri yanınızda götürmeye çalışmayın! Umarım Uçansu ile ilgili aklınızdaki sorulara cevap bulmuşsunuzdur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucretsiz-singapur-turu", "text": "Singapur Airlines, Singapur Turizm Otoritesi ve Changi Havalimanı işbirliği ile hazırlanmış bu programın detaylarında neler var, ücretsiz Singapur turuna nasıl katılınır, tur kaç saat sürer, nereden kayıt yaptırmak gerekir, tur rotasında neler var gibi pek çok sorunun cevabı bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Ada ülkesi olan Singapur'da eğer transit süreniz 5,5 saat ile 24 saat arasında ise yaklaşık 2,5 saat süren ücretsiz Singapur turuna katılabilirsiniz. Günün saatlerine göre ayarlanmış iki farklı tur rotası var, gündüz saatlerindeki rota ile akşam saatlerindeki rota biraz farklılaştırılmış. Tüm Singapur'u görmek için tabii ki 2,5 saat yeterli değil ancak aktarma süreniz varken ve buraya kadar gelmişken bu tura katılmak ve Singapur'un güzelliklerini kısa süre olsa da görmek çok iyi bir imkan. Singapur Changi Havalimanı ve Singapur Airlines A350 Deneyimi yazılarıma da göz atın. Ücretsiz Singapur turuna katılabilmek için ilk şart transit yolcu olmanız. Yani Singapur Changi Havalimanı'na gelip buradan başka bir destinasyona gitmeniz gerekiyor. İkinci şart ise; aktarma sürenizin ise en az 5.5 saat, en fazla 24 saat olması. Eğer aktarma süreniz 5,5 saatten az veya 24 saatten fazla ise maalesef bu tura katılamıyorsunuz. Minimum süre; tur başlamadan 1,5 saat önce uçağınızın inmiş olması ve tur bitiminden 1,5 saat sonra uçağınızın kalkıyor olması gibi bir mantıkla 5,5 saat belirlenmiş. En son tur 19:30'da yapılıyor ve uçağınızın 18:00 öncesi inmiş olması gerekiyor. Planlamanızı yaparken bunu dikkate almayı unutmayın. Tura katılmak için uçuşunuzdan 24 saat önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. İlk gelen yeri kapar mantığı ile rezervasyon alındığı için ne kadar erken rezervasyon yaptırırsanız o kadar iyi. Rezervasyon bilgilerine Changi Havalimanı'nın internet sitesindeki Ücretsiz Singapur Turu sayfasından ulaşabilirsiniz. Tura tek başınıza katılabilmek için 18 yaşını doldurmuş olmanız gerekiyor. Turlar istisnasız her gün düzenleniyor. Özellikle bir gün seçmeniz gerekmiyor, sadece gündüz saatleri ile akşam saatlerindeki tur rotaları farklı. Singapur turuna kaydınızı, uçuşunuzdan 24 saat öncesine kadar Changi Havalimanı'nın internet sitesinden yaptırabilirsiniz. Eğer turda yer varsa Terminal 2 ve Terminal 3'te yer alan Free Singapur Tour bankolarına başvurabilirsiniz, ancak kısıtlı kontenjan olduğu için yerlerin önceden dolma ihtimali yüksek. Rezervasyon bilgilerine Changi Havalimanı'nın internet sitesindeki Ücretsiz Singapur Turu sayfasından ulaşabilirsiniz. \"Free Singapur Tour\" bankolarına aşağıdaki noktalardan ulaşabilirsiniz. Sabah 07:00'de açılıyor bankolar, T2 18:15, T3 ise 18:30'a kadar açık kalıyor. - T2 (terminal 2): İkinci kat, geliş transit salonu, E kapısına yakın - T3 (terminal 3): İkinci kat, geliş transit salonu, B kapısına yakın Tura katılmak için; önceden rezervasyon yaptırdıysanız rezervasyon numaranız, pasaport ve transit uçuş kartlarınıza ihtiyacınız olacak. Singapur Türk Vatandaşlarından vize istemiyor ancak bir göçmenlik formu doldurtuyorlar bankoda. Tur sırasında yanınızdaki çantalarınızı otobüste bırakmamanızı, yanınıza almanızı tembihliyorlar. Bu nedenle eğer büyük bir kabin bagajınız varsa emanet dolaplarına bagajınızı bırakmanız tavsiye edilir. Transit yolcuların Singapur'a giriş çıkışına sadece bir kez izin veriliyor, bu nedenle tura birden fazla defa katılmanız mümkün değil. Changi Havalimanı transferiniz sırasında katılabileceğiniz 3 farklı tur seçeneği var. - JEWEL TURU: Sabah 10:30 ile akşam 20:30 saatleri arasında Changi Havalimanı'nın son gözdesi olan Jewel bir alışveriş merkezi. İçinde dünyanın en yüksek kapalı alan şelalesinden botanik bitkilerle dolu parklara kadar pek çok şey bulabileceğiniz bu yaşam alanı içinde 2,5 saatlik bir yürüyüş turu tasarlanmış. Turun detaylı içeriğine bu linkten ulaşabilirsiniz. - HERİTAGE TURU: Sabah 09:00 ile akşam 18:30 saatleri arasında Singapur'u keşfetmek için bu tura katılmanız gerekiyor. Singapur'un koloniyal binalarından Çin ve Hint mahalleleri gibi bölgelerini 2,5 saatlik rehberli tur ile keşfedebilirsiniz. Turun detaylı içeriğine bu linkten ulaşabilirsiniz. - CİTY SİGHTS TURU: Akşam 18:00 ve 19:30'da iki kez yapılan bu turda daha çok modern Singapuru, Marina Bay ve Gardens By The Bay'deki avatar benzeri ağaçları görebilirsiniz. 2,5 saatlik tur ağzınıza bir parmak bal çalıyor desem yanlış olmaz. Turun detaylı içeriğine bu linkten ulaşabilirsiniz. Rehberli turlar İngilizce olarak yapılıyor. Sesli rehber uygulaması sadece Çince için var şu an. Jewel, Changi Havalimanı'nın yeni göz bebeği. Havalimanı içine yapılan bir alışveriş merkezi olsa da içinde saatlerce vakit geçirebileceğiniz yerler var. Jewel'i bireysel olarak da gezebilirsiniz, mutlaka pasaport kontrolünden geçmeniz gerekiyor. 2,5 saatlik Jewel Yürüyüş Turu içeriğini aşağıda görebilirsiniz, yer isimlerini Türkçe'ye özellikle çevirmedim. - Forest Valley: Dünyanın dört bir yanından getirilmiş 2000'den fazla ağaç alışveriş merkezinin içinde sizi bekliyor. - Rain Vortex: Dünyanın en yüksek kapalı alan şelalesi olan Rain Vortex 40 metreden dökülüyor. Akşam saatlerinde buçuklu saatlerde yapılan ışık ve müzik şovunu mutlaka görmelisiniz. - Singapur Kahve Müzesi: Singapur'un kahve geçmişi hakkında bilgi alabileceğiniz bir müze. - Five Spice: Singapur sokak yemeklerini görüp tadabileceğiniz bir durak. - Canopy Park: Jewel'in 5. katında yer alan park, asma köprüleri, oyun alanları ile ilginizi çekebilir. - GIFT by Changi Airport: Singapur'dan kendinize bir hatıra götürmek için hediyelik eşya dükkanı ile tur sona eriyor. - Colonial District: Belediye Binası, Ulusal Müze gibi koloniyal dönemden kalan binaları otobüsten görüyorsunuz. - Central Business District: Singapur'un gökdelenleri ile meşhur ana finans ve ticaret bölgesi de tur rotasında yer alıyor. - Merlion Park (20 dakika mola): Singapur'un sembolü olan aslan heykeli Singapur Nehri'nin ağzında yer alıyor. Şehrin en iyi manzara noktalarından biri burası. Fotoğraf çekmek ve etrağı dolaşmak için burada 20 dakika mola veriliyor. - Chinatown: Chinatown, savaş öncesi atölyelerin ve modern yüksek binaların ilginç bir karışımını içeren büyüleyici bir bölge. Hatta bir sokakta Müslüman bir cami, Hindu tapınağı ve Budist tapınağı bulacaksınız. - Little India: Singapur'un çok kültürlü yapısı içinde Hint mahallesi falcılar, sokak yemekleri, papağanlar arasında bir masal dünyası gibi. - Kampong Glam & Malay Heritage Centre (20 dakika mola): Sultan Camii'nin altın kubbelerini hayranlıkla izleyebilir, modern sanat galerileri ve kafelerinin yanı sıra restore edilmiş dükkanlar boyunca geleneksel işletmeleri keşfedebilirsiniz. Heritage turunun ikinci durağı da burası, 20 dakikalık bir fotoğraf molası da burada veriliyor. - Singapore Flyer: Singapore Flyer, Asya'nın en büyük dönme dolabı. 28 cam kapsülü ile, akşamları günbatımı zeminine ve geceleri ışıltılı silüetlere karşı bir manzaradır. Turda dönme dolabı uzaktan görüyoruz. - Esplanade Theatres on the Bay: Dev Durian Meyvesi şeklindeki tiyatro binası dünyaca ünlü gösterilere ev sahipliği yapıyor. - Marina Bay Financial Centre: Marina Bay Finans Merkezi, muhteşem bir sahil parkıyla çevrili. Akşam saatlerinde ışıklandırılmış haliyle ekstra etkileyici görünüyor. - Merlion Park (20 dakika mola): Singapur Nehri'nin ağzında Singapur'un simgesi olan aslan heykeli, karşısında Marina Bay oteli ile Singapur'da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında yer alıyor. Turun iki durağından biri burası. - Marina Bay Sands : Merlion Park'tan görüntüsü son derece etkileyici olan Marina Bay Sands 57 katlı bir residence, 57. katındaki sonsuzluk havuzu ile görenleri kendine hayran bırakıyor. - Gardens by the Bay (30 dakika mola): 2000'den fazla türde bitkiye ev sahipliği yapan bu dev bahçe içinde yer alan 18 avatar ağacı ile mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir diğeri. Akşam 21:00'de yapılan ışıklı ve müzikli gösteri ise unutulmazdı. Biz uçağımızın saati nedeniyle City Sights turuna katıldık ve iyi ki buna katılmışız. Birkaç nedeni var: birincisi sıcak memleket Singapur, gündüz sıcak alanlarda dolaşmaktansa akşam en azından güneş ısıtmaz iken dolaşmak çok daha keyifli idi. İkincisi de Gardens by the Bay'de izlediğimiz ışıklı ve müzikli şov çok güzel ve etkileyici idi. \"İyi ki bu tura katılmışız\" dedik. Singapur Changi Havalimanı içinde yapabileceğiniz tüm aktiviteler için tıklayın. - Standart Taksi: 28-38 SGD - Havalimanı Servisi: 9 SGD - Otobüs: 2 SGD - Tren: 2 SGD Changi Havalimanı, dünyanın en iyi havalimanları arasında yer alıyor ve her yıl yeni eklemelerle bu ününün hakkını veriyor. Changi Havalimanı'ndaki aktarma sürenizi şehir turu ile değerlendirmek ise harika bir imkan. Tabii ki Singapur'u 2,5 saatte keşfetmek mümkün değil, ancak ana durakları görmek ve iyi vakit geçirmek için uçuşunuza uygun tura katılmanızı öneririm. Ücretsiz Şehir turu deneyimimizi anlattığım videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. Videonunu çekim tarihinin 2020 olduğunu unutmayın! Uzun transfer süreniz varsa bu fırsatı mutlaka değerlendirin! Aman tanrım, ne çok seçenek. sadece bu ücretsiz turlara katılabilmek için doğu seferlerinde Singapur aktarmalarını uzun tutacak şekilde planlamak iyi olur demek ki. Bildiğim kadarıyla bunu biletinizi alırken planlamanız lazım, yine de en kesin bilgiyi havayolu firmasından alabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-hava-yollari-guvenli-mi", "text": "Dün kötü bir olay yaşadık. Türk Hava Yolları uçağı Amsterdam'da düştü ve ne yazık ki can kaybı yaşandı. Görmek, duymak istemediğimiz kazalar... Akla gelen sorulardan biri ise \"ucuz hava yolları güvenli mi?\" oldu. Tüm dünyada havayollarının yaptığı kazaların istatistiğini tutan \"Planecrash\" sitesi bugüne kadar hiç kaza yapmayan havayollarının listesini yayınlamış. Sonuç şaşırtıcı. Çünkü en ucuz bilet konumlandırması yapan şirketler listeyi doldurmuş. - Southwest Airlines - Hawaiian Airlines - ATA Airlines - US Air Shuttle - JetBlue Airways - Ryanair - Easyjet - Air Europa - Virgin Atlantic Airways - Transaero Airlines - Ukraine International Airlines - Hanin Airlines - Virgin Blue - Dragon Air - Westjet - Dragon Air - Air Jamaica - Air Jamacia - Varig - Emirates Airlines - Oman Aviation - Air Canada - British Airways - Iberia Airlines - Finnair - Aer Lingus - Tap Air Portugal - Austrian Airlines - Malev-Hungarian Airlines - Icelandair - JAT Yugslovian Airways - All Nippon Airways - Japan Air Lines - Qantas Airways - Air New Zealand - Cathy Pacific Airways - Air India - Aeromexico - Mexicana Airlines - Aerolineas Argentinas - South African Airways - El Al - Kuwait Airways - Royal Jordanian Airline - Air Zimbabwe"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-otel-veya-hostel-bulmak-icin-nerelere-bakmali", "text": "Her seyahat öncesi kalacağım yerleri öncesinden ayarlamaya özen gösteriyorum. Tabii ki benim için ilk kriter ucuz olması. Ucuz otel ya da ucuz hostel bulmak için kendime çıkardığım bir liste var. Aşağıda bu listeyi paylaşıyorum. Bu listeye bakarken şuna da dikkat etmek lazım, her ülkede her firmanın seçeneği olmayabiliyor. Mesela İran'da batılı sitelerin pek çoğu hizmet vermiyor gibi... Ya da Gürcistan'ın kendine ait bir sitesi var, diğer sitelerden daha fazla alternatif sunuyor. - www. booking. com - www. tripadvisor. com - www. hrs. com. tr - www. kayak. com - www. hostelworld. com - www. yeego. com - www. hotelvideoreviews. com - www. boo. com - www. entrip. com - www. euro-hotels. com - www. gtahotels. com - www. priceline. com - www. trivago. com. tr - www. zoover. com - www. venere. com - www. lastminute. com - www. bing. com/travel/ - www. airbnb. com Bunların dışında tabii ki Couchsurfing gibi siteleri kullanarak tamamen ücretsiz olarak da kalacak yer ayarlamanız mümkün. merhaba, gürcistan'da otel bulmak için hangi siteye bakmalıyız. Merhaba ben ihotel. ge'yi kullanmıştım ama gördüğüm kadarıyla kapanmış ne yazık ki."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-tatilin-bir-yontemi-olarak-erken-rezervasyon", "text": "Tüm yılın yorgunluğunu üzerinizden atıp güzelce motive olacağınız yaz tatili gibisi var mı? Elbette yok. Yaz döneminde tatil yapmak hepimizin hayali. Ancak bu dönemde artan yoğunluk hem otellerde yer bulamama sorununu, hem de fiyatların artmasını beraberinde getiriyor. Hal böyle olunca yazın tatil yapmak bir hayli masraflı olabiliyor. Ancak şanslıyız ki erken rezervasyon fırsatları yüzümüzü güldürüyor. Erken rezervasyon kampanyaları sayesinde yazın en gözde döneminde dahi uygun fiyatlara tatil yapma imkanımız var. Eğer Bu yaz Bodrum'a gitmeyi düşünüyorsanız, karar vermeden önce Bodrum otelleri arasından sizin için seçtiklerimize bir göz atın. Bodrum'un en güzel koylarından Bardakçı'da, Osmanlı mimarisi ile görkemli bir güzelliğe sahip Salmakis Resort & Spa, huzurlu atmosferinde keyifli bir tatil vaat ediyor. Deniz kenarında 22.000m2 alan üzerine kurulu olan bu sahil oteli, 214 odasıyla konforlu bir konaklama sunuyor. Standart Oda, Aile Odası, Junior Suit ve King Suit'ten oluşan odalarında evinizdeki rahatlığı bulabilirsiniz. Bodrum Körfezi'ni panoramik olarak seyredebileceğiniz otel, Bodrum şehir merkezine 1,5 km., Milas Bodrum havalimanına 35 km., Gümbet koyuna 1 km. mesafede bulunmakta. Herşey dahil konseptiyle hizmet veren otelde gün boyu doyumsuz bir yemek ziyafeti yaşayabilirsiniz. Otelin Osmanlı tarzında dekore edilmiş ana restoranı ve her damak zevkine hitap eden A la Carte restoranı gün boyu hizmetinizde. Ana restoranda açık büfe lezzetlerin tadını çıkarırken, alakart restoranda enfes deniz ürünlerini deneyebilirsiniz. Ayrıca aperatif yiyeceklerin bulunduğu Snack Restoran ise gün boyu enerjik kalmayı isteyen konuklarını bekliyor. Tesisin 80m uzunluğunda mavi bayraklı plajı bulunuyor. Yeşille mavinin buluştuğu bu huzurlu plajda denizin ve güneşin keyfini doyasıya çıkarabilirsiniz. Ayrıca yetişkin havuzu, ısıtılmış kapalı havuz ve çocuk havuzu gibi havuz seçenekleri mevcut. Denizle pek aranız yoksa havuzda serinleme keyfini yaşayabilirsiniz. Otelde yer alan bilardo, masa tenisi, plaj voleybolu, dart, tenis, basketbol gibi aktivitelerle keyifli anlar geçirebilir, Türk hamamı, sauna, jakuzi'de rahatlayıp fitness merkezinde stresten arınarak taze bir başlangıç yapabilirsiniz. Sıcak mimarisi ve büyüleyici peyzajıyla dikkat çeken Crystal Green Bay Resort, çam ağaçlarıyla çevrili sahilinde ince kumlu özel plajı, çeşitli büyüklükte havuzları, su kaydırakları ve eğlenceli aktiviteleriyle misafirlerine huzur ve keyfi bir arada yaşatıyor. Bodrum Güvercinlik mevkii Kuyucak koyunda 60.000m2 alan üzerine kurulu olan tesis, Bodrum şehir merkezine 23km., havalimanına ise 12km. uzaklıkta bulunuyor. Denize sıfır konumda olan otel, etrafı çam ağaçlarıyla süslü, 250 metre uzunluğunda kum plajıyla deniz tutkunlarını mest ediyor. Burada ister huzur içinde sakince yüzmenin keyfini çıkarın, ister su sporlarıyla eğlencenin doruğuna çıkın. Herşey dahil konseptiyle hizmet veren otel, şık atmosferi ve leziz menüsü ile doyumsuz bir yemek ziyafeti veriyor. Ana restoranda açık büfe yemeklerin tadını çıkarırken, A La Carte restoranlarında Türk ve İtalyan Mutfağının en güzel örneklerini tadabilirsiniz. Deniz keyfi için aradıklarınız, şık bir iskelesi olan kum plaj ve farklı havuz seçenekleriyse bu otel tam size göre. Havuz seçenekleri içinde 2 adet çocuk havuzu, 1 adet tuzlu su havuzu, 1 adet Ana Havuz ve 2'li su kaydırağını barındıran tesis sizi hayal kırıklığına uğratmayacak. Şık iskelesinde, denizin üzerinde güneşlenmenin keyfini çıkarabilirsiniz. Crystal Green Bay Resort, sizin kadar çocuklarınızı da düşünüyor. Özel kaydıraklı çocuk havuzu, çocuk oyun parkı ve çocuk büfesi sevgili çocuklarınızı mutlu etmeye hazır. Ayrıca eğlenceli ve güvenli ortamıyla çocuğunuza neşeli anlar yaşatacak olan mini kulübü de unutmamalı. Çocuklarınızı yeni şarkılar öğrenip resim yapacakları ve eğlenceli oyunlar oynayacakları çocuk Kulübü'ndeki eğitmenlere emanet edebilirsiniz. Tam donanımlı 700 m olan SPA sağlık ve güzellik merkezi ise günün yorgunluğunu atmak için harika bir durak. Cilt ve vücut bakımları, özel SPA bahçesi ve Hydro masaj özellikli özel açık SPA havuzu, jakuzili relax yatakları ve özel jakuziye sahip Spa merkezinde kendinizi yenilenmiş ve rahatlamış hissedeceksiniz. Bodrum Gümbet'in sakin bir koyunda yer alan İsis Hotel, misafirlerini keyifli ve huzurlu bir tatile davet ediyor. Rüya gibi kumsalı, konforlu odaları, rahatlatıcı Spa'sı ve zengin imkanlarıyla unutulmaz bir tatilin kapılarını açıyor. Bodrum Asarlık Mevkii'nde bulunan tesis 30.000 m2. alan üzerine kurulu olup şehir merkezine 4 km, havaalanına 45 km. uzaklıkta yer alıyor. Denize sıfır konumda olan otel, 200 m. uzunluğundaki mavi bayraklı özel plajıyla misafirlerine Ege'nin masmavi sularında muhteşem bir keyif yaşatıyor. Ultra her şey dahil konseptiyle hizmet veren otelde gün boyu sunulan ikramlarla lezzete doyacaksınız. Dünya mutfaklarından eşsiz örnekleri bulabileceğiniz otelin A La Carte restoranlarında leziz yemeklerin ve içkilerin tadını çıkaracaksınız. Otelde yer alan animasyonlar, aerobik, masa tenisi, bilardo, banana, su kayağı, voleybol gibi aktivitelerle keyifli vakit geçirmeniz mümkün. Çocuklara özel hazırlanmış mini kulüp, oyun bahçesi ve çocuk büfesi ile çocuklarınız da eğlenceli bir tatili deneyimi yaşayacak. Ruhunu ve bedenini tazelemek, stresten arınmak isteyenler için Spa merkezi ideal bir adres. Türk hamamında rahatlayabilir, özel masaj paketleri ile günün yorgunluğunu kolayca üzerinizden atabilirsiniz. Tatilinizi son dakikaya bırakmak yerine önceden planlayıp, Setur ile erken rezervasyon yaptırarak ekonomik seyahatin tadını çıkarın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-ucak-bileti-bir-tik-uzaginizda", "text": "Herşeyin fiyatı ile birlikte her gün artan uçak bileti fiyatları da seyahat etmek isteyenlerin gözünü korkutuyor elbette. Yurt içi ve yurt dışı seyahat planı yaparken akıllarda tek bir soru; \"Uçuşumu nasıl daha ucuza mal ederim?'\". Aslında bu sorunun cevabı çok da zor değil. Daha ekonomik bir seyahat planlıyorsanız; HepsiBurada Seyahat ile ucuz uçak biletiniz birkaç tık uzağınızda. Bir çok uçuş firmasının, bir çok farklı saat seçeneğinden faydalanarak kolayca ucuz uçak bileti arayabilir ve satın alabilirsiniz. Uygun fiyatlı uçuşları yakalayabilmenin ve ucuz uçak bileti satın almanın bazı püf noktalarını bu yazıda bulacaksınız, okumaya devam! Hava ulaşımının diğer ulaşım yöntemlerine göre daha maliyetli olduğu bir gerçek. Bu yüzden ucuz uçak bileti yakalamak ekonomik açıdan çok önemli. Değişen ekonomi ile birlikte uçak bileti fiyatları da sürekli değişiyor. Hafta içi ve hafta sonu uçuş biletlerinde fiyat farkları görebilirsiniz. Biletinizi ucuza satın almak istiyorsanız hafta içi veya tatil günleri dışında olan, yoğun sezon dönemlerinde olmayan uçuşları tercih ederek biletinizi satın alabilirsiniz. Biletlerinizi gece veya sabah erken saatlerde olan uçuşlara alırsanız gündüz uçuşlarından daha uygun fiyata bilet satın alabilirsiniz. Uygun fiyata uçak bileti almak için yapabileceğiniz bir şey, sezon dışındaki zaman dilimlerine bilet almaktır. Talep az olacağından fiyatlar da bu doğrultuda daha düşük olacaktır. Örneğin; Kıbrıs'a Eylül ve Ekim aylarında alacağınız bilet fiyatı ile Ocak ve Şubat aylarında alacağınız biletin fiyatı arasında fark olacaktır. Elbette ki turizmin daha az olduğu Ocak ve Şubat aylarında uçak bileti için daha az ücret ödersiniz. Aynı durum Almanya uçak bileti seçenekleri için ise şöyle; Eylül, Ekim ve Kasım aylarında Almanya için alacağınız yurtdışı uçuş bileti fiyatı Şubat, Mart ve Haziran aylarında alacağınız biletten daha pahalıdır. Sonuç olarak her şehrin turizm dönemi farklı olacağından gideceğiniz şehre göre ucuz bilet bulma döneminiz farklı olacaktır. Uçuşlarınızda yurtdışı ve yurt içi hatlar arasında bazı farklar olduğunu bilmeniz gerekir. En önemli fark ise yurtdışı uçuşlarda pasaport, diğeri yurtdışı harcı ve bir diğer fark ise havalimanına uçuş öncesi gitmeniz gerektiğidir. Pasaport ve uçuş biletinizi yanınıza almayı unutmayın. Pasaportunuz yok ise; Türk Vatandaşları'nın pasaportsuz sadece kimlik ile gidebildiği ülkeler dışında, yurt dışına çıkmanız mümkün değil. Uçuşunuzdan önce mümkünse uçak biletini almadan önce pasaport ve vize işlemlerinizi tamamlandığından emin olunuz. Seyahatinizin uzunluğuna göre vizenizi uzatmanız gerekebilir veya pasaport süresini seyahatin süresine göre düzenleyebilirsiniz. Dış hatlar terminalinde check-in için ihtiyacınız olan 3 şey; pasaportunuz ve yurtdışı çıkış harcını ödemiş olduğunuza dair dekont ve uçak biletinizdir. Bunları tamamladıktan sonra check-in işlemlerinizi yaptırarak bavulunuzu uçuş yetkililerine teslim edebilirsiniz. Dünya üzerindeki çoğu ülke havalimanından çıkış yapmadığınız sürece transit vize istemiyordu, ancak pandemiden sonra bu durum değişti. Artık pek çok ülke Türk Vatandaşlarından transit vize istemeye başladı. Bu durum elbette ki ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir. Bu konuda aktarmalı uçuşlarda aktarma yapacağınız ülkenin transit vize uygulama politikasını öğrenmeniz gerekir. Kontrollerinizi konudan emin olmak adına öncelikle konsolosluktan sonrasında internetten araştırmanızı önerebiliriz. Yurt içi uçuşların aksine yurt dışı uçuşlarında uçuş saatinden en az iki saat öncesinde havaalanında olmalısınız. Check-in kontuarı erken kapanabilir ve bu durumda biletinizi kullanamazsınız. Yurtdışı uçuşlarda bagajların çok ayrıntılı kontrolden geçtiğini bilmeniz gerekir. Kabin bagajınızda deodorant, sıvı ürünler, delici-kesici alet vb. şeyleri taşıyamazsınız. Her uçuş firmasının bagaj protokolü farklıdır, fakat genel olarak uygulama bir yetişkin yolcu için 20 kg bagaj hakkıdır. Bundan daha fazla bagajınız var ise ekstra ücret ödemeniz gerekir. Yurtdışı uçuşlarında sağlık problemi, bagaj kaybı gibi sorunlarla para kaybetmek istemiyorsanız eğer seyahat sigortası yaptırmayı kesinlikle ihmal etmeyin. Uçak biletinizi alırken yaptırmış olduğunuz seyahat sigortası, uçuş boyunca herhangi bir sorun yaşamanız durumunda sizi koruyacaktır. Hastalık veya bagaj kaybı gibi bir çok sorunda seyahat sigortanız durumu kurtaracaktır. Türk Vatandaşları için zorunlu bir uygulama olan yurt dışı çıkış harç ücreti 2022 yılı için 150 TL. Yurt dışı uçuşlarından önce; anlaşmalı bankalara, havalimanı/sınırda bulunan yurtdışı çıkış harcı masalarına veya kiosklara ödeyebilirsiniz. Neredeyse tüm uçuş firmaları sayılı biletleri ucuza satışa çıkartır, bu biletler de hızla tükendiğinden erken rezervasyon ile satın alacağınız uçak biletinin size faydası olacaktır. Eğer hafta sonlarından ziyade Perşembe veya Çarşamba gününü yolculuk için tercih ederseniz bu günler için daha ucuz biletler bulabilirsiniz. Gidiş ile birlikte dönüş biletinizi de satın alırsanız daha yolculuğunuz için daha az ücret öder ve tatilinize daha fazla bütçe ayırma fırsatı yakalarsınız. Sadece direkt uçuşları değil aktarmalı uçuşları da kontrol etmeniz hem fiyat karşılaştırması açısından size kolaylık sağlar hem de size aktarma yaptığınız şehri de gezme fırsatı yaratır. Örneğin; Ankara Kıbrıs uçak bileti almak istediniz, uçuşu Antalya aktarmalı seçtiğiniz takdirde iki uçuş arasındaki sürede Antalya'yı keşfe çıkabilir yeni yerler keşfedebilirsiniz. Ayrıca pasaporta ihtiyaç duymadan sadece kimlik kartınız ile yavru vatan Kıbrıs'a uçuş yapabilirsiniz. KKTC'nin başkenti olan Lefkoşa kent merkezi, Ercan Havalimanı'na 23 km uzaklıkta bulunuyor. Kıbrıs adasının tam ortasında yer almakla birlikte ülkenin en kalabalık ve merkezi şehridir. Ayrıca yüz ölçümü açısından KKTC'nin en büyük şehridir. Tek bir şehir olmasına rağmen iki ülkenin başkenti olması da Lefkoşa'yı özel kılıyor. Salamis Antik Kenti, Derviş Paşa Konağı, Kıbrıs Araba Müzesi gibi tarihi yerleri gezmeye doyamayacaksınız. Kıbrıs'ta bir sahil şehri olan Gazimağusa ile Ercan Havalimanı arası 48 km'dir. Ercan Havalimanına varış yaptığınızda havalimanında bulunan araç filo kiralama hizmeti ile araç kiralayabilir, taksi veya uçuş firmalarının servislerini kullanarak Gazimağusa'ya ulaşabilirsiniz. Kıbrıs'ın en gözde turistik sahil şehri olan Girne, Ercan Havalimanı'na yaklaşık 40 km uzaklıktadır. Kara ulaşımı ile 35-40 dakikada Girne kent merkezine ulaşmanız mümkündür. Bellapais Manastırı, Girne Kalesi, Batık Gemi Müzesi, Bufavento Kalesi gibi tarihi mekanları ziyaret ederek kentin keyfini çıkarabilirsiniz. Gazimağusa'nın kuzeyinde bulunan sakin doğası ve muhteşem portakal bahçeleri ile İskele, Ercan Havalimanı'na yaklaşık 46 km uzaklıktadır. Apostolos Andreas Manastırı, Kantara Kalesi, Ayia Trias Bazilikasi, Kanakaria Kilisesi, Philon Kilisesi gibi tarihi mekanları ziyaret edebilir kentin mavi ile yeşilin buluştuğu muhteşem doğasıyla baş başa kalabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-ucak-bileti-bulmanin-10-yolu", "text": "İstediğiniz seyahati planlamak, rezervasyonları yapmak, uçak bileti satın almak teknik olarak son derece kolaydır. Buna rağmen çoğu zaman düşündüğünüzden daha fazla masrafınız olabilir. Ekonomi dostu havayollarına teşekkürlerimizi sunalım. Düşük ücretlere sahip biletler için hangi ekstra hizmetlerden ücret talep edeceklerinin bir limiti yok sanırım. ABD ulaşım istatistiği ofisine göre 2011 yılında sadece ek bagaj ücretleri için havayolları toplamda 3.3 milyar $ kazanmışlardır. Kulağa çok garip geliyor değil mi? Bu yazıda uçak bileti alırken tasarruf yapabileceğiniz en iyi ipuçlarını bir araya getirdik. Kayak'ın keşfet aracı tek seferde bir çok havayolu arasında fiyatlara göre arama yapmanıza olanak verir. Belirlediğiniz bütçeye uygun tüm destinasyonları harita üzerinde görebilir ve kendinize en uygun olanını seçebilirsiniz. Aynı şekilde Skyscanner sitesinde başlangıç rotanızı Türkiye, varış yerinizi \"her yere\" seçeneği ile en ucuz uçak bileti bulma şansınız var. Havayolları Raporlama Şirketinin yayınladığı çalışmaya göre en uygun fiyatlar için seyahatinizden altı hafta öncesinde biletinizi alabilirsiniz. Bu zaman aralığında fiyatlar ortalamanın altında seyrediyor. Bu nedenle seyahat planlamalarını önceden yapmaya ve uçak bileti avına erkenden çıkmaya bakın. Biletinizi aldıktan sonra ertesi gün ücretlerin düşüp düşmediğini kontrol edin. Eğer ertesi gün fiyatlarda azalma olmuşsa bileti aldığınız şirketi arayarak biletinizi ücretsiz iptal edip yeniden satın almak istediğinizi belirtin. Çoğu havayolu hafta sonu uçuşları yaklaşırken koltukları doldurma telaşına girer. Bu sebeple de son günlerde fiyatlarını düşürebilir. Havayolları genelde Salı günü gelecek hafta sonu için var olan kampanya hakkında kayıtlı kullanıcılara eposta gönderir. Bu tür kampanyalar genelde Cuma akşamı veya Cumartesi günü gidiş ve Pazartesi Salı dönüş bileti alanlar için oldukça uygun fiyatlara sahiptir. Sık sık uçtuğunuz havayolunun uçuş ödül programına katılarak elit kart sahibi olun. Alternatif olarak uçuş programları ile bağlantılı kredi kartı kullanabilirsiniz. Bu sayede normal müşterilerden bir adım önde olabilirsiniz. Örneğin turna. com uçak bileti sitesinde Elite ve üstü statüde olanlar, davet ettiği arkadaşının yaptığı işlemlerden %10 ekstra puan kazanıyor. Elit+ ve Premium statülerindekiler ise Turna Puan biriktirirken daha fazla puan kazanıyor. AP'nin raporuna göre havayolları muhteşem teklifler ile sosyal medyada bomba etkisi yaratabiliyor. Fakat bu konuda gerçekten hızlı olmalısınız. Bazı teklifler sadece bir kaç saat içinde bitebilir. Eğer çok uygun bir teklif bulduysanız, kaçırmayın! Bazı havayolu firmaları ise sadece Facebook takipçilerine özel fırsatlar duyurabiliyor. Seyahat düşkünüyseniz uçak bileti kampanyalarından erkenden haberdar olmak için havayolu firmalarının sosyal medya hesaplarını takip edin. Bazen farklı biletleri bir arada kullanmak bütçenize katkıda bulunabilir. Artık bir çok havayolu firması tek yön biletlerde bile oldukça uygun fiyatlar sunmakta. Bu sayede gidişinizi bir şirketten, dönüşünüzü bir diğerinden alarak toplam fiyatta kazanç sağlayabilirsiniz. Hatta gidiş ve dönüşünüz için farklı havalimanı kullanarak bütçenize katkıda bulunmanız olasıdır. Yapılan araştırmalara göre sabah ilk uçuşlar çoğunlukla en ucuz olanıdır. Bir sonraki ucuz uçuşlar ise öğlen yemeği veya akşam yemeği saatleridir. Sabahın erken saatleri en iyi fırsatları görebileceğiniz zamanlardır. Yine de bazı havayolları gün içinde indirim açıklayabilir. Skyscanner ve Airfarewatchdog gibi siteler sayesinde fiyatlar düştüğünde, harika fırsatlar çıktığı an haberiniz olur. Site otomatik kontroller yerine fırsatları kontrol eden ve onaylayan gerçek insanlara sahiptir. Bu sayede hiç aklınıza gelmeyecek, başka sitelerde denk gelmeniz son derece zor fırsatları yakalayabilirsiniz. Böylelikle ucuz uçak bileti kampanyalarını kaçırmazsınız. Güzel ipuçları olmuş. Uçak bileti bulmak için bazen günlerce arama yapmak farklı kaynaklara başvurmak gerekebiliyor. Ah bir de bu güzelim ipuçlarını akılda tutabilsek. En büyük dert uçak biletini hep son dakikaya getirmek. Erkenden planalama yapmak şart. Önerilerin hepsi çok kıymetli ancak Türkler son dakikada bir numara. Aynen hocam. Bizler hayatı Sondakika yaşıyoruz. Gerçekten çok iyi aciklamissiniz. 24 saat içinde iptal edip yeniden alma yöntemini ilk sizde duydum. Teşekkür ederim. Güzel öneriler. Yaz döneminde bulmak yine de maharet gerektiriyor. internetten çok uzun araştırmalar yaptığım zamanlar vardı. Zamanla bende yeni websiteleri keşfetmeyi başardım. Turna. com un yanında Ucuyos. com da alternatif olacak sitelerden."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-ucak-bileti-bulmanin-puf-noktalari", "text": "\"Nasıl bu kadar çok geziyorsun?\" bana en çok sorulan sorulardan biri. Çok gezebilmemin başlıca nedeni seyahat masraflarımı en aza indirmek... Seyahat ederken ana maliyet kalemlerinin başında ise ulaşım geliyor. Ulaşımdan kasıt ağırlıklı olarak uçak tabii ki. Ucuz uçak bileti bulmak çok seyahat edebilmenin en önemli maddesi benim için. Gideceğiniz yerin yüksek sezonlarını bilmek size her zaman avantaj sağlar. Yazın sıcağında Fas'a gitmek iyi fikir olmadığına göre o tarihlerde o bölgeye turistik olarak giden sayısı da az olacaktır, bu da bilet fiyatlarının ucuz olmasını sağlayabilir. Ama tabii ki yazın 50 derecede Fas'ta gezmek istemeyebilirsiniz, o zaman bir seçeneğiniz daha var: uçak biletlerinizi mümkün olduğu kadar erken satın almak. Özellikle uzak mesafelerde benim ortalama erken alma dönemim 6-8 ay arası. %40-50 daha ucuza uçak bileti alabilirsiniz bu sayede. Gitmek istediğiniz şehir ya da ülkedeki alternatif havaalanlarını araştırmak, size yarı yarıya fiyat avantajı sağlayabilir. İstanbul'da Atatürk Havalimanı ile Sabiha Gökçen'den uçan farklı havayolu şirketleri olduğu gibi dünyanın pek çok şehrinde ucuz havayolları maliyetlerini azaltmak için alternatif havaalanlarını tercih eder. Uçuşlarım direkt uçuş olsun diye zorlamamak maliyetlerinizi çok aşağıya çekebilir. Bazı uçuş rotaları için belli kritik uçuş noktaları vardır. Önemli olan o noktaya ucuza uçmak olabilir. Mesela Türkiye'den Güney Amerika'ya gitmek için Moskova, Amsterdam ya da Madrid'e gitmek, oradan Gümey Amerika'ya uçmak Türkiye'den direkt uçmaktan çok daha ucuza gelebilir. Belli noktalar ise uçuş sayısının fazla olması ve ucuz havayollarının tercih etmesi nedeniyle size pek çok alternatif uçuş fırsatı yaratabilir. Mesela Fransa-Almanya-İsviçre kapısı olan Basel havaalanı bunlardan bir tanesi. Oraya gittikten sonra Avrupa'nın pek çok noktasına ucuz uçmak mümkün. Ucuz uçak bileti arama ve bulmanın başlı başına bir iş olduğunu kabul etmek lazım. Tek tek havaalanlarının sitelerinden aradığınız rotalara giden havayolu şirketlerini bulup hepsine ayrı ayrı bakabilir ya da Ucakbileti. com. tr gibi uçak bileti arama ve karşılaştırması hizmeti veren sitelerden faydalanarak ucuz uçak bileti bulabilirsiniz. yazılarınız çok güzel ve akıcı. Yolculuk sevenler için en önemlisi tabiki masraflar. Aktarmalı uçuşlar ile hem aktarma yaptığımız ülkeyi gezip, hem ucuza uçabilme imkanı gerçekten güzel.. Size iyi gezmeler diliyorum.. Yolculuğu seven birinin kaleminden bunları okumak gerçekten çok hoş. teşekkürler. Akıcı bir anlatım ve güzel noktalara değinilmiş. Özellikle içinde bulunduğumuz tatil dönemleri için işe yarar bilgiler, teşekkürler emeğinize sağlık."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-ucak-bileti-bulur-bulmaz-gitmeniz-gereken-sehirler", "text": "Herkes yılın bazı zamanları kendisini birkaç gün tatil ile ödüllendirmek ister. Bunun için bazen önceden program yapılır bazen de birden fırsat doğar. Türkiye içinde ucuz uçak bileti bulur bulmaz gitmeniz gereken şehirler listesi uzun, bu yazıda iki şehir önerisi vereceğim; İzmir ve Ankara. - Önceden belirlenen tatil programları için erkenden uçak bileti alarak daha uygun fiyata getirebilirsiniz. Ya da anında gelişen programlar için yurt içi uçuşlara yapılan kampanyalardan faydalanabilir keyifli ve ekonomik bir uçuş gerçekleştirebilirsiniz. - Her sınıf uçak biletinin belli bir asgari kontenjanı ve tutarı olmaktadır, ekonomik sınıf biletler satıldıkça fiyat artışı gerçekleşmektedir. - En uygun fiyatlı uçak bileti satın almak için en çok Salı ve Çarşamba günleri alımlar yapılmaktadır böylelikle uygun fiyatı yakalama fırsatınız bulunmaktadır. - Bunun yanı sıra ucuz uçak bileti için genelde aktarmalı uçuşları seçmeniz gerekebilir. Yurtiçi ve Yurtdışı uçuşlarda belli dönemler ve önemli aylar içerisinde çeşitli kampanyalar yapılmaktadır. Bu şekilde de ucuza uçak bileti bulmanız mümkündür. İzmir en çok Yunanlılar tarafından işgal edilmek istenmiş ve yüzyıllar boyunca tarihte çok önemli olmuş bir şehrimizdir. İzmir her yıl milyonlarca turist ağırlamasının yanında ticaret ve tarım yönünden de Türkiye'nin en önemli şehirlerinden biridir. Denizinin mavi bayraklı olması ile yerli ve yabancı turistlerin tatil durağı olan İzmir, Türkiye'nin en çok beğenilen şehirlerinden birisidir. İzmir'de bulunan İzmir Adnan Menderes Havaalanı, hem merkeze olan yakınlığı hem de ulaşımı açısından sıkıntı yaşatmayan bir havaalanıdır. Yüzlerce uçakla her gün yolcularına kaliteli hizmet sunan İzmir Adnan Menderes Havaalanı, müşteri memnuniyeti bakımından ön sıralarda yer almaktadır. İzmir uçak bileti fiyatları uçulacak şehirlerden değişirken, uygun fiyatta uçak bileti bulmak hiç de zor değil. İnternette küçük araştırmalar ve kampanya takipleri ile sizlerde ucuz İzmir uçak bileti sahibi olabilir ve hem ekonomik hem de güvenle uçabilirsiniz. Daha önce İzmir'e hiç gitmediyseniz, ucuza uçak bileti bulur bulmaz gitmelisiniz. İzmir'in yemekleri, gezilecek yerleri, manzaraları, ve denizi ile sizi her anlamda baştan çıkaracak olan İzmir, tüm çekiciliğiyle siz değerli misafirlerini bekliyor. İzmir Türkiye'nin en Avrupai şehridir. İzmir insanı çok yardımsever ve güler yüzlüdür ayrıca açık fikirlidirler. İzmir'in kalbi; Alsancak, Konak, Karşıyaka ve Kordon'da atar. Türkiye'nin en kalabalık ve sosyoekonomik açıdan gelişmiş olan 3. şehri İzmir'dir. İzmir denince akıllara Ege gelir, Ege denilince de ot yemekleri, zeytinyağlı yemekler, zeytinyağı ve balık gelir. Bu tarihi şehrin lezzetlerinde; Yunan, Boşnak, Rum, Arnavut ve Yahudi mutfağının lezzetlerini bulursunuz. Özellikle zeytinyağı kahvaltıdan, akşam yemeğine her öğünün olmazsa olmazıdır. Hindiba, ısırgan, radika gibi zengin ot yemekleri kültürüne sahip olan İzmir'de, yeşil olmadan sofra görmek neredeyse imkansız. Ama tüm bunların yanında İzmir'in en meşhur yiyeceği ne derseniz hiç şüphesiz boyoz diyebiliriz. İzmir'de kahvaltı denilince akla ilk boyoz gelir. Bunun yanı sıra İzmir'in lezzetlerini sıralayacak olursak; kumru, midye dolma, balık ve kalamar, İzmir köfte, çöp şiş ve hatta sokak tezgahlarındaki farklı lezzetler diyebiliriz. İzmir'in tarihi yapısı ve genel ambiyansı nedeni ile gezilecek ve mutlaka görülmesi gereken yerler arasında; Tarihi Saat Kulesi, Kemeraltı Çarşısı, Tarihi Asansör, İzmir Arkeoloji Müzesi, Balçova Teleferik Tesisleri, Ege Üniversitesi Botanik ve Herbaryum Merkezi, Kültür Park gibi yerler İzmir'e gidenlerin mutlaka uğraması gereken yerler arasındadır. Türkiye'nin başkenti Ankara, 5 milyondan fazla nüfusuyla ülkemizin en büyük ikinci şehridir. Hititlerden Osmanlı İmparatorluğu'na uzanan tarihi hazinelerini her yerinde görebilmekteyiz. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sırasında çok önemli roller üslenmiştir. Bunun yanı sıra Atatürk'ün daimi adresi olan ve her yıl milyonlarca kişinin ziyaret ettiği Anıtkabir'e ev sahipliği yapmaktadır. Ankara uçak bileti aldıktan sonra yerleşeceğiniz yere gitmeden pek çok uygarlığın lezzetlerini bulabileceğiniz kaliteli restoranları gezmeniz ve lezzetlerinden denemenizi öneririz. İlk denemeniz gereken yemeğin başında Ankara tava geliyor. Beypazarı güveci, çubuk turşuları, inceğiz çorbası, kuru köfte ve birçok lezzeti olan geniş mutfağa sahiptir. Ankara'da görülmesi gereken ilk yer tabii ki Anıtkabir. Anıtkabir'den sonra rotanıza Ankara Kalesi, Atakule, Kuğulu Park, Ankara Etnografya Müzesi, Rahmi M. Koç Müzesi, Kocatepe Cami, Ankara Botanik Parkı, Seymenler Parkı, Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı, Eymir Gölü, Atatürk Orman Çiftliği, Augustus Tapınağı ile devam edebilirsiniz. Gördüğünüz gibi Ankara'da yapılacak ve gezilecek yerler çok fazla her kişinin hayatı boyunca en az bir kere Anıtkabir'i ziyaret etmeleri gereken yerler arasındadır. Ankara Türkiye'nin başkenti olmasının yanı sıra ülkenin kültür ve sanat başkenti de sayılmaktadır. Dünya çapında ünlü müzelere sahip olan şehrimizde müze gezisi deneyimi yaşayabilirsiniz. Doğa gezileri: Ankara'nın çevresi mükemmel göller ve milli parklar ile çevrili olduğundan bu doğa harikalarını yakından görebilirsiniz. Bu göllerden bazıları Eymir Gölü, Mogan Gölü, Beytepe Göleti, Yunus Emre Göleti ve Susuz Gölü. Bu göllerin yanı sıra Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı, Dikmen Vadisi Parkı, Göksu Parkı, Atatürk Orman Çiftliği ve Şahinler Tabiat Parkı da doğa gezisi yapmak isteyenlerin önemi durakları arasında. Hamamönü'nde kültürel gezi: Altındağ'da bulunan bu tarih kokan semt, şehrin turistik noktalarından biridir. Arnavut kaldırımlı sokakları ile keyifle gezerek harika fotoğraflar çekebileceğiniz Hamamönü, güzel restoranları ve kafeleri ile ilgi görüyor. Kızılcahamam kaplıcalarında dinlenme: Ankara'nın merkezine 64 kilometre uzakta olan Kızılcahamam ilçesi, kaliteli termal otelleri, ve bunun yanında kongre ve toplantı alanları ile çok popüler. Selçuklu dönemlerinden itibaren yüzlerce yıldır insanlara şifa dağıtan bu kaplıca sularının çok fazla rahatsızlığa iyi geldiği bilinmektedir. Gezinizde Kızılcahamam'ı ziyaret ederek sağlıklı, huzurlu ve dinlenmiş olarak geçirebilirsiniz. - Şehir içinde hizmet veren toplu taşıma araçlarından faydalanmak istiyorsanız Ankara Kart alabilirsiniz. Böylelikle gideceğiniz yerler için indirimden faydalanmış olursunuz. - Kış aylarında çok soğuk ve kar yağışlı, olan yaz aylarında kurak ve sıcak olan Ankara'ya gelirken mevsimine uygun kıyafetler almanız önemli bir noktadır. - 50'den fazla müzeye sahip olan Ankara'da müzeleri kolayca gezmek için önce Müze kart alabilirsiniz. Türkiye'nin her şehri cennet olan ülkemizde sizlerde ucuz uçak bileti satın alarak ve kampanyalardan yararlanarak birçok şehre seyahat edebilir tatilinizin keyfini ekonomik paketler ile geçirebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-ucak-bileti-derken-neredeyse-1-tlye-uculur-mu", "text": "Seyahat etmenin zengin hobisi olduğu zamanlar artık çok geride kaldı. Benim gençliğimde yurt içinde bir yerlere gitmek için saatler süren otobüs yolculukları yapardık. O zamanlar yurt dışına uçak ile gitmek ise sadece belli kişilerin yapabildiği ulaşılması zor bir hayaldi. Neyse ki o zamanlar çok geride kaldı; artık uçak bileti kampanyaları sayesinde kolayca ucuz uçak bileti bulabiliyor, otobüs bileti fiyatına uçak bileti alabiliyor, indirimli uçak biletleri ile hem yurt içinde hem de yurt dışında istediğimiz yerlere gidebiliyoruz, uçakla seyahat etmek herkes için ulaşılabilir hale geldi. - Seyahat planınızı erken yapın. İstatistiklere göre uçuşunuzdan 6 ila 8 ay öncesi uçak biletinizi alarak çok daha ucuza uçmanız mümkün. 6 ay sonrasındaki bir tarihe, henüz uçakların ucuz koltuk kontenjanları dolmadığı için çok uygun fiyatlara uçak bileti bulabilirsiniz. Ben şimdiden 2018 için her aya en az bir tane uçak bileti aldım mesela. Hepsi de yakın tarihli biletlerle kıyaslandığında çok daha ucuz. Eğer uzun vadeli plan yapabiliyorsanız ucuz uçak biletleri sizi bekliyor. - Seyahat tarihlerinizi esnek bırakın. Uçak biletini uzak tarihli almak isteseniz dahi, herkesin en çok tercih ettiği Cuma akşam veya Cumartesi sabah gidiş, Pazar akşam dönüş biletleri her zaman diğer zamanlara göre daha pahalı olacaktır. Halbuki tarih ve saatlerinizi esnetebilirseniz herkesin en az tercih ettiği gün ve saatlerde en uygun uçak bileti fiyatlarını bulma şansınız olur. Tabii tarihleri esnetmek size ekstra izin gününe mal olabilir ancak uçak masrafını yarıya indirebiliyorsanız neden değerlendirmeyeseniz değil mi? - Herkesin tatil yaptığı zamana bilet almayın. Bayramlar, okulların kapanma dönemleri, sömestir, Noel dönemi, yılbaşı gibi dönemler herkesin en fazla tatil yaptığı, dolayısıyla uçak bileti aldığı zamanlar. Bu da uçak bileti fiyatlarının normal zamandan daha pahalı olmasına neden oluyor. Sadece bizim tatillerimiz değil yabancıların tatil dönemlerine de dikkat etmek gerekir, bizim için anlamı olmayan ama gideceğiniz ülkenin özel bir dönemine, mesela Brezilya'ya karnaval zamanı, denk gelirseniz ucuz bilet bulma şansınız çok düşük olur. Nadiren de olsa tam tersi de geçerli olabiliyor. Avrupa'da Paskalya zamanı ülkelerinden ayrılarak tatil yapmak isteyen Avrupalılar için pek çok sefer yapan havayolu firmaları dönüş uçaklarını boş döndürmemek için çok uyguna bilet satabiliyorlar. - Fiyat karşılaştırma sitelerinden faydalanın. Internet dünyasının olmazsa olmazı fiyat karşılaştırma siteleri. Nasıl ki cep telefonu alırken karşılaştırma sitelerinden faydalanıyoruz, uçak bileti alırken de uçak bileti karşılaştırma sitelerinden faydalanmak kaçınılmaz. Aerobilet. com. tr gibi istediğiniz tarihleri seçerek çok sayıda hava yolu şirketinin fiyatlarını görebileceğiniz ve karşılaştırabileceğiniz sitelerden faydalanarak seyahat edeceğiniz tarihteki en ucuz uçak biletini kolayca bulabilirsiniz. Sadece uçak bileti değil, otel, araç kiralama gibi seyahatte ihtiyaç duyacağınız diğer harcamalarınız için de faydalanabilirsiniz. - Aktarmalı uçuşları değerlendirin. Her zaman gideceğiniz yere direkt uçmanız veya bulunduğunuz şehirden uçmanız gerekmez. Cape Town'a direkt uçmak istediğinizdeki bilet fiyatı ile aktarmalı uçuş fiyatları arasında neredeyse yarı yarıya fiyat farkları oluyor. Bu nedenle uçak bileti bakarken mutlaka aktarmalı seçeneklere de göz atın. Aktarmalı uçuşlara bakarken sadece aynı hava yolu şirketine değil, farklı şirketlerle aktarma yapmayı da deneyin. Sadece farklı hava yolu şirketlerinden bilet aldığınızda aktarmalar arasında önceki uçuşunuzdaki rötar gibi nedenlerle sonraki uçuşunuzu kaçırırsanız hava yolu firmasının hiçbir sorumluluğunun olmadığını hatırlatmak isterim, buna göre aktarmalar arasındaki saatleri ayarlamanızda fayda var. - Yakın havalimanlarına bakın. Gideceğiniz yerin merkezi havalimanı dışında yakında başka havalimanları da olup olmadığını kontrol edin. Özellikle büyük metropollerde birden fazla havaalanı oluyor, hepsini kontrol ettiğinizden emin olun. Metropoller dışında yakın şehirlerde de havaalanı olup olmadığını da kontrol etmek işe yarar. Mesela Viyana pahalı ise, Bratislava havaalanına da bir bakın, Viyana'ya sadece 1 saat mesafede üstelik servis de var. Küçük ve az uçuş olan havalimanlarında alan vergileri daha düşük olduğundan oraya giden uçaklarında bilet fiyatları daha ucuz oluyor, bunu unutmayın. - Uçakla birlikte diğer ulaşım seçeneklerini de değerlendirin. Uçak + Otobüs, Uçak + Tren gibi seçeneklerle uçak ve tabii seyahat maliyetlerinizi düşürebilirsiniz. Mesela direk Venedik'e uçmak yerine daha ucuz hava yollarının uçtuğu Bergamo havaalanına uçup oradan otobüsle Venedik'e geçebilirsiniz. Bu arada belki Milano'ya da uğrarsınız. Tabii ki hesaplamanızı yaparken uçak+diğer ulaşımın herhangi bir direkt uçuştan ucuza geleceğinden emin olun, aksi halde boşuna yolu uzatmış olursunuz. - Hava yolu şirketlerinin bültenlerine abone olun. Bildiğim bütün hava yolu şirketlerinin e-bültenlerine aboneyim. Böylece hava yolu firması bir kampanya yaptığında ilk duyanlar arasında olma şansı buluyorum. Bu e-bültenlerin bir kaç avantajı var; Bazen hiç aklımda olmayan bir rotaya kampanyalı ucuz uçak bileti bulduğum için gitmek. Bazen de bir firmadan gelen kampanya bülteni yüzünden bilet bakmaya başlıyorum ve hiç beklemediğim başka bir hava yolu firmasından uygun fiyata uçak bileti bulabiliyorum. 2017'deki Malta seyahatim böyle oldu mesela, Balkanlarda kampanyalı uçuş bakarken gözüme Malta çarptı, hiç planda yokken birden kendimi Malta'da buluverdim. - Uçak bileti arama hizmeti veren sitelerin bültenlerine abone olun. Hava yolu şirketleri dışında uçak bileti arama ve fiyat karşılaştırma sitelerinin de bültenlerine abone oluyorum. Bazen hava yolu şirketleri bu sitelere özel kampanyalar yapabiliyorlar. Böylece bu kampanyaları da yakalama şansım oluyor. Sadece hava yolu firmaları ile kampanya yapmıyor, kendileri de üyelerine özel kampanyalar da düzenliyorlar. - Uçak bileti arama uygulamalarını kullanın. Eğer ben kampanyaları tek tek takip edemem diyorsanız o zaman ucuz uçak bileti bulma yolları arasında önerdiğim gibi fiyat karşılaştırma sitelerinin uygulamalarını indirebilirsiniz. Mesela telefonunuzda sürekli bulunduracağınız Aerobilet Mobil Uygulaması ile 700'den fazla hava yolu firmasının bilet fiyatlarını karşılaştırabilir, en ucuz uçak biletini anında satın alabilirsiniz. Yeni bir kampanya başladığında veya kişiye özel bir kampanya olduğunda telefonunuza gelecek olan bildirimle hemen haberdar olabilirsiniz. İşte bu en sevdiğim bölüm, indirimli uçak biletleri! Seyahat etmeyi seven herkesin de sanırım en sevdiği şeylerden biri bu, bileti indirimli almak. Yine kendi tecrübelerime dayanarak bazı önerilerde bulunacağım, sizin farklı yöntemleriniz varsa lütfen bu yazıya yorum olarak ekleyin. - Hava yolu şirketlerinin sadakat programlarına üye olun. Hava yolu şirketlerinin hemen hepsinin sadakat programları bulunuyor. bu programlara üye olarak kazandığınız puan/miller ile indirimli uçak bileti alabilirsiniz. Ben THY ve Pegasus'un programlarına üyeyim ve her uçuşumda, online check-in işlemimde hatta araç kiralamam puan/mil kazanıyorum. Bunları da sonraki uçuşlarımda indirim olarak kullanıyorum, çok da güzel oluyor. - Uçak bileti arama sitelerinin kampanyalarını takip edin. Hava yolu şirketlerinden bağımsız olarak uçak bileti arama sitelerinin farklı indirim kampanyaları veya kendi sadakat programları oluyor. Örneğin Aerobilet. com. tr 25 Aralık 2017'ye kadar geçerli olan yurt içi bilette 15TL, yurt dışı bilette 50TL indirim kampanyası vardı. Bunun gibi kampanyaları takip etmek bilet alırken ciddi şekilde avantaj sağlıyor. - Bankaların mil programlarına dahil olun. Bu benim en başarısız olduğum kısım ama gerçekten kampanyalar takip edildiğinde sürekli uçak biletlerini indirimli veya tamamen ücretsiz alan arkadaşlarım var. Pek çok bankanın mil programı içeren kredi kartları var; Garanti Bankası Shop&Miles, Yapı Kredi Bankası Adios, Akbank Wings, İş Bankası Maximiles, Ing Pegasus Plus kart gibi... Listeyi daha da uzatmak mümkün. Uçuşlarınız dışında yaptığınız alışverişlerden kazandığınız puanları uçak bileti alırken kullanabiliyorsunuz. Puanınız yeterli olmazsa avans mil gibi uygulamalarla borçlanarak da uçak bileti alabiliyorsunuz. Buradaki önemli nokta puan kampanyalarını takip etmek, eğer kampanya takip ederseniz anlamlı puan biriktirmek mümkün. Ben Adios kart ve Shop&Miles kullanıyorum, ancak bende hiç kampanya takip etme alışkanlığı yoktur, bu yüzden ancak yılda 1 uçak bileti alabiliyorum mesela. Faydalı bir paylaşım. 2015 senesinde Tayland'dan Kamboçya'ya Cambodia Angkor Air diye bir firma ile rountrip 71USD fiyata uçmuştum. 70USD tek yöne çift yön aldığında da 1USD return parası ilave etmişlerdi. Paylaşımında ki 1TL görünce aklıma geldi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-ucak-bileti-firmasi-ryanair-turkiye-ucuslari-basliyor-mu", "text": "Ucuz uçak biletleri ile ün salmış olan Ryanair'in Türkiye pazarına gireceğine dair dedikodular bir süredir gündemde idi. Ryanair internet sitesinde yer alan uçuş haritasına göre 2018 Haziran ayı sonunda Ryanair Türkiye uçuşları başlıyor! 1-2 euro'ya satışa çıkardığı ucuz uçak biletleri, tuvaletten para isteneceğine dair sansasyonları ile Ryanair adından en çok söz ettiren hava yolu firmalarından biri. Ayrıca dünyada uçakları herhangi bir kazaya karışmamış nadir hava yollarından biri olması ile de dikkat çekiyor. Avrupa'da pek çok şehre uçuşu olan Ryanair, özellikle ana havaalanları değil de küçük havaalanlarına uçarak vergi maliyetlerini düşürmeyi başarıyor. Ayrıca gece yarısı, günün en olmadık saatine koyduğu uçuşları ile slot alma konusunda da avantaj sağlayarak maliyetlerini en aza indiriyor. Ryanair uçak biletleri çok ucuz olsa da en küçük boy el bagajı dışında bir bagajla Ryanair kullanacaksanız size astarı yüzünden pahalıya gelebilir, bu nedenle bilet alırken bagaj kurallarına çok dikkat etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Ryanair internet sitesinde yer alan uçuş haritasına göre Türkiye'de Dalaman'dan Bratislava ve Dublin şehirlerine uçucak. - Dublin-Dalaman seferleri 24 Haziran tarihinden itibaren 39,99 euro'dan başlayan fiyatlarla uçacak, - Bratislava-Dalaman seferleri ise 28 Haziran tarihinden itibaren 39,98 euro'dan başlayan fiyatlarla uçacak. Ryanair internet sitesinde; Dublin'den sadece Pazar günleri gidiş ve dönüş tek sefer olacak şekilde planlanan seferler görünüyor. Bratislava'dan ise sadece Perşembe günleri gidiş-dönüş seferler olacak. Zamanla sefer sayıları ve zamanlamaları değişir umarım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuz-ucak-bileti-nasil-bulunur", "text": "Ucuz uçak bileti arıyorsanız, mümkün olan en iyi fiyatı bulmanın birçok yolu vardır. İnternet üzerinden en ucuz uçuşları bulmak, çeşitli havayolu şirketlerindeki uçak biletlerini karşılaştırmak için favori arama motorunuzu kullanmak bu seçeneklerden biri. Elbette \"Ucuz uçak bileti nasıl bulunur?\" sorunuza en iyi cevabı bulmak istiyorsanız, zaman ve enerji ayırmanız gerekir. Bu yazıdaki tüyoları kullanarak ucuz uçak bileti bulmak zor değil! Ucuz uçak bileti bulmanın en kolay yollarından biri, şehirlerin ve havaalanlarının en iyi kombinasyonunu bulmak için arama motorlarını kullanmaktır. Örneğin, dünyanın en güzel plajlarından bazılarına sahip olan ve bilet fiyatları uzak destinasyonlara kıyasla daha ucuz olan \"İspanya Balear Adaları\"na uçuş arayabilirsiniz. Ucuz bir uçuş aramaya ek olarak, yaratıcı destinasyonları ve alternatif havaalanlarını da deneyebilirsiniz. En iyi fiyatı bulmak için alternatif havaalanlarını veya farklı rotaları aramaktan çekinmeyin. Ucuz uçak bileti almanın bir başka yolu da uçuşunuzu özel tarama veya gizli sekme modda çevrimiçi olarak aramaktır. Bunun nedeni, aramaya başladıktan sonra uçuş fiyatlarının yükselme ihtimalidir. Bazı popüler destinasyonlar için arama sıklığı artıp, uçak bileti sayısı azaldıkça fiyatta yükselme yaşanabilir. Bu nedenle, uçuşları özel tarama modunda veya gizli pencere modunda aramak en iyisidir. Haftanın belirli günlerinde uçarak uçak biletlerini daha ucuza alabilirsiniz. Örneğin Çarşamba günü; Çarşamba günü hafta ortası olduğundan daha az insan seyahat ediyor. Salı ve Perşembe de aynı şekilde. Gidiş ve dönüş günlerinizi hafta içi olacak şekilde planlayarak seyahatinizi çok daha ucuza mal edebilirsiniz. Pek çok uçak arama sitesinde grafik olarak hangi günlerde uçak biletlerinin daha ucuz olduğunu gösteren grafikler bulunuyor, biletinizi bu şekilde seçebilirsiniz. Gitmek istediğiniz lokasyona yakın havalimanlarını araştırarak daha uygun fiyata uçak bileti bulabilirsiniz. İstanbul'da İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı arasında dahi fiyatlar değişken olabilir. Benzer şekilde Londra ve Paris gibi metropollerde de birden fazla havalimanı var, kendinizi tek havalimanı ile sınırlamayın. Birbirine yakın şehirlerdeki havalimanlarını değerlendirmeyi de unutmayın. Özellikle uzak destinasyonlardan birine ucuza uçak bileti arıyorsanız çoğu zaman direkt uçmak aktarmalı uçmaktan daha pahalıya geliyor. Mesela İstanbul'dan Cape Town'a direk uçmak, aktarmalı uçmaktan genelde daha pahalıya geliyor. Farklı havayollarında ucuz uçuşlar aramanın yanı sıra, aktarmalı havayollarını kullanarak uzun mesafeli uçuşları birbirine bağlamaya da bakabilirsiniz. Aktarmalı havayolları, uzun mesafeli uçuşları birbirine bağlamanın ekonomik bir yoludur. Ancak, gidiş-dönüş oldukça uygun fiyatlara mal olan aktarmalı seferlerde uygun fiyata uçuş bulmak mümkün. Ankara'dan İzmir'e ucuz uçak bileti arıyorsanız, Türkiye'nin neredeyse tüm havayolu firmalarının İzmir'e uçuşları oluyor. Yoğun talep nedeniyle, özellikle yaz aylarında İzmir uçak bileti bulmakta zorluk çekebilirsiniz. Uçak bileti için ayırdığınız bütçenize uygun uçuş bulmak için yoğun bir araştırma sürecinden geçmek zorunda kalabilirsiniz. Ancak günün sonunda aradığınız uçak biletini bulmak imkansız değil. - Ankara İzmir uçak bileti ucuza almak için; uçuş tarihinden iki ila dört ay önce satın almanızı önerebilirim. - Ankara'dan İzmir'e uçak bileti alacaksanız ve uygun olsun istiyorsanız Çarşamba veya Perşembe günü seyahat etmeye çalışın. Diğer günlere kıyasla daha uygun fiyata bilet bulabilirsiniz. - Ankara'dan İzmir'e uçuşlar yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. Uçak yerine kara yolunu tercih ederseniz, iki şehir arasındaki mesafe yaklaşık olarak 8 saat sürüyor. Otobüsü de bir seçenek olarak değerlendirebilirsiniz. Adana'dan İzmir'e seyahat etmek için en rahat seyahat yöntemi havayolu aracılığıyla gerçekleşmektedir. Adana şehir merkezine yaklaşık 4 km mesafe uzaklıkta bulunan Şakirpaşa havalimanından günün farklı saatlerinde İzmir Adnan Menderes havalimanına direkt uçuş seferleri düzenlenmektedir. Özellikle merkezi İzmir'de bulunan bazı firmaların Adana İzmir uçuş hattında pek çok seferi bulunur. Türkiye'nin en büyük illeri arasında yer ve sanayi açısından gelişmiş Adana ve İzmir arasında iş seyahatleri oldukça önemli yere sahiptir. Adana'dan İzmir'e seyahat edenler arasında çok sayıda üniversite öğrencisi de yer almaktadır. İzmir'de bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi gibi birçok üniversitede Adana'dan gelmiş öğrenciler bulunmaktadır. Ayrıca İzmir ve Adana arasında önemli ticari bağlantılar bulunmaktadır. Adana veya çevresinde bulunan illerden İzmir ve yakınlarında bulunan Turgutlu, Bergama, Kuşadası, Çeşme, Aydın ve Foça gibi çeşitli yerlere seyahat etmek isteyenler için uçak önemli ulaşım aracıdır. Adana İzmir uçak bileti mi arıyorsunuz? İşte bazı ipuçları. - Seyahat arama motorlarından birini kullanmak Adana İzmir uçak bileti bulmanın en iyi yoludur. Bunu yaparak, fiyatları karşılaştırabilir ve ihtiyaçlarınız için en iyi uçuşları bulabilirsiniz. Farklı tarih ve havayolu firmaları arasında farklı fiyat seçeneklerini görebilir ve ihtiyacınıza en uygun olanı seçebilirsiniz. - Ucuz uçak bileti bulmak için tek bir seyahat arama motoru kullanmak yerine farklı arama motorlarına göz atabilirsiniz. Her arama motorunun kendine özgü kampanyaları ve anlaşmaları olduğundan farklı fiyatlara ulaşmanız mümkündür."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ucuza-ucak-bileti-almanin-10-altin-kurali", "text": "Eğer önemli bir engeliniz yoksa, uçak biletlerinizi 5-6 ay öncesinden almak size ciddi kazanç sağlayacaktır. Ben o kadar uzun vadeli plan yapamam diyenlerdenseniz sizi pahalı uçanlar bölümüne alabiliriz 🙂 En kötü ihtimalle biletinizi iptal eder ya da tarihlerini değiştirirsiniz, bu da son dakikada almaktan daha pahalıya gelmez emin olun. 2) Uçuş tarihleri konusunda esnek olmak. 3) Gidilecek yer konusunda esnek olmak. 4) Kafanızda alt-üst bütçe limiti belirlemek. Gideceğiniz yer için kafanızda bir bütçe belirleyin ve bu bütçe için ulaşıma ne kadar ayıracağınıza da karar verin. Kendinize koyduğunuz limitler karar vermenizi kolaylaştıracaktır. Mesela ben Moğolistan için uçak biletine en fazla 1500TL ayırabilirim demiştim ve o fiyatı yakaladığımda düşünmeden uçak biletimi aldım. Bir fikrim olmasa acaba ucuz mu pahalı mı diye düşünmekten harekete geçemeyecektim. Direkt uçmak tabii ki pratik ve zaman kazandırıyor ancak aktarma yapmak bazen size yeni ülkeler görme şansı verebilir, aynı zamanda da uçak biletinizi de ucuza almanızı sağlar daha ne olsun. Geçen yıl Sri Lanka'ya giderken 12 saat Dubai aktarması sırasında orayı görme şansım olmuştu, bu yıl da Moğolistan'a giderken Kazakistan'ın 2 farklı şehrini görme şansım olacak bu sayede. Ucuz uçak bileti bulduysanız kaçırmayın, hemen alın. Çünkü havayolu şirketleri ucuz biletler için kısıtlı kontenjan ayırır, o an gördüğünüz ucuz bilet 2 saat sonra 2 katı fiyata çıkabilir. Bulduysanız kaçırmayın, kimseleri de beklemeyin hemen alın. Bu başlık aslında oldukça geniş bir konu. Kampanya derken içinde çok şey ama öncelik havayolu şirketlerinin kampanyaları elbette. Mesela bir hava yolu yeni bir hat açıyorsa oraya bir kampanya mutlaka yapar, ucuz bilet bulabilirsiniz. Mesela Pegasus şimdi Qabala'ya uçmaya başladı, uçak biletlerine hemen bir bakmalı. Yeni uçuşlar dışında havayolu şirketleri bahar kampanyası, kış kampanyası, o kampanyası bu kampanyası pek çok kampanya yapıyor, yakın takip edip ucuz bilet fırsatlarını kaçırmamak lazım. 8) Havayolu firmaları, kredi kartları ve/veya uçak bileti satan firmaların ödül/puan sistemlerine üye olup kampanyaları takip etmek. Kimi havayolları her bilet alana puan, her checkin işlemine puan verirken, kimi kredi kartlarının uçuş kartlarında yaptığınız her alışverişten puan kazanabilirsiniz. Bu işleri çok yakın takip edip tüm uçuşlarını bedavaya getirenler de var ama benim o kadar vaktim yok, tesadüfen kazandıklarımı harcıyorum. Pegasusta yılda 2-3 bileti bedavaya getirirken THY'de 2 yılda bir uzun uçuş alacak kadar puan kazanıyorum. Yedi ve Sekizinci maddeleri yerine getirebilmek için bildiğiniz tüm havayollarının ve uçak bileti satan firmaların e-bülten listelerine kaydolun. Böylece kampanyalardan ödül sistemlerinden kolayca haberdar olabilirsiniz. Benim tek yaptığım bu. Bir sürü havayolu şirketi, gidilecek yüzlerce rota, yılda da 365 gün var tüm bunları nasıl organize edeceğim ki dediğinizi duyar gibiyim. Bu kaostan kurtulmak için uçak bileti fiyatlarını karşılaştıran ve satışı yapan firmalardan faydalanabilirsiniz. merhaba Merve hanim. almanya, da yasiyorum türk vatandasiyim. bangkok, a dubai aktarmali ucacagim.. dubai hava alaninda transit vize alabilirmiyim.. dubai yi gezmek istiyorum.. Havaalanında vize alınıyor mu bilmiyorum, ben İstanbul'dan aldım transit vizeyi. Dubai vizesi yazımı okuyabilirsiniz. Derleme için teşekkürler, güzel olmuş. Benim 2 favorim var. İlki havayolu şirketlerinin kampanya listesine üyeyim. Kısa süreli güzel kampanyalar oluyor. İkincisi ise seyehat kredi kartlarından kullanıyorum ve biriken puanlar ile bazı uçuşlar bedavaya geliyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/ulubey-kanyonu-usak", "text": "Uşak, Türkiye'nin en popüler turistik noktalarına çok yakın olmasına rağmen, pek bilinen, turistik olarak gündeme gelen bir şehrimiz değil. Son zamanlarda Uşak, dünyanın en büyük ikinci kanyonu olduğu iddiası ile il sınırları içinde yer alan Ulubey Kanyonu ile gündeme gelmeye başladı. Uşak Ulubey Kanyonu nerede, nasıl gidilir, ne yenir, tabiat parkı hakkında bilgiler, cam teras ve en önemlisi gerçekten dünyanın en büyük ikinci kanyonu mu sorularının cevapları bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar. Uşak'ta yer alan Blaundus Köprüsü, Ulubey Kanyonu ve Clandras Köprüsü'nü anlattığım videom de ilginizi çekebilir, videomu izleyip kanalıma abone olmayı unutmayın! Uşak Ulubey Kanyonu, uzunluk açısından dünyanın en uzun ikinci kanyonu olarak lanse edilirken, Kastamonu'da yer alan Valla Kanyonu ise dünyanın en derin ikinci kanyonu olarak anılıyor. Dünyanın en uzun kanyonu Amerika Arizona'da yer alan Grand Kanyon, 466 kilometre uzunluğunda. Ulubey Kanyonu'nun uzunluğu, bazı kaynaklarda 45 kilometre, bazı kaynaklarda ise 77 kilometre olarak geçiyor. Görüldüğü üzere 466 km ile arasında epey çok fark var. Mesela Kazakistan'da yer alan Çarın Kanyonu'nun uzunluğu 90 kilometre, Karadağ'da yer alan Tara Kanyonu 82 kilometre. Peki bu durumda en uzun ikinci kanyon hangisi oluyor? \"En büyük ikinci kanyon\" olarak anılmasının başka bir gerekçesi varsa da ben bulamadım, kararı size bırakıyorum. Benzer bir durum Valla Kanyonu için de geçerli. Özetle bu iki güzel kanyonumuz da ikinci sırada değiller maalesef, bu iddiayı ilk ortaya atan kim ise epey desteksiz bir iddiada bulunmuş. Bu konuya açıklık getirdiğimize göre artık bu güzel kanyon ile ilgili detaylara bakabiliriz. Kanyon, Uşak il merkezine 36 kilometre mesafede yer alıyor. Blaundus Antik Kenti ile aralarında sadece 20 kilometre var. Ulubey ilçe merkezine ise yaklaşık 2 kilometre mesafede yer alıyor. Uşak-Ulubey yolu üzerinde tabelalarını göreceksiniz. Ulubey merkezinde kanyonu görmek için 2 seçenek var: birincisi cam teras ve bazı tesislerin bulunduğu ve kanyonu tepeden gören haritada Ulubey Cam Teras olarak işaretli olan yer, ikincisi ise vadinin içindeki tabiat parkının bulunduğu nokta. Ben cam terasın olduğu yerden vadiye tepeden bakmayı tercih ettim. Kanyon zaten çok uzun olduğu için Blaundus Antik Kenti'nden gördüğünüz vadi de, Clandras Köprüsü'nün olduğu yerdeki vadi de kanyonun devamı niteliğinde. Dolayısıyla tek bir yerden görmek yerine farklı noktalardan kanyonu görebilirsiniz. Kanyon, İstanbul'dan 500, Ankara'dan 400, Denizli'den 115, Pamukkale'ye 115, Salda Gölü'ne 150 kilometre mesafede yer alıyor. Kanyona en yakın aktif havalimanı ise Denizli Çardak Havalimanı kanyona 111 kilometre mesafede. Havalimanından araç kiralayarak kanyona ulaşabilirsiniz. Kanyona kendi aracınızla gelebileceğiniz gibi, Uşak'tan Ulubey otobüslerine binerek de ulaşabilirsiniz. Ulubey Kanyonu, 2013 yılında tabiat parkı olarak ilan edilmiş. 77 kilometre uzunluğundaki kanyon; Ulubey Çayı, Banaz Çayı ve Dokuzsele Deresi'ne yataklık ediyor. Derinliği ise 50 ile 170 metre arasında değişiklik gösteriyor. Kanyon tabanından pek çok kaynak suyu çıktığı da biliniyor. Bu çaylar kanyonu doğal bir cennete çevirmiş. Ne yazık ki, kanyondan geçen Dokuzsele Deresi'nde meydana gelen kirlilikten dolayı tam anlamıyla turizme açılamadığına dair haberler okudum. Kirliliğin sebebi, Uşak Karma-Deri Organize Sanayi Bölgesi'nin kimyasal atıkları bu derelere atılması imiş. Bu bilgilerin ne kadar güncel olduğunu tam olarak bulamadım, umarım eski tarihlidir ve dereler için gerekli arıtma tesisleri yapılmıştır. Ulubey Kanyonu, tarihi Kral Yolu üzerinde bulunuyor: Blaundus Antik Kenti, Ulubey Asarları Kalesi, Hristiyan Montanism tarikatının merkezi olan Pepouza Antik Kenti, Duraklı Kaya Mezarları, Hasköy Asarı, Salma Deresi, Bakraçlı Deresi, Tarihi Clandras Köprüsü ve Hasköy Termal suyu gibi pek çok antik yerleşim, arkeolojik alana ev sahipliği yapıyor. Kanyonun hem manzara izlenebilecek olan yüksek kısmında hem de derelerin hizasında pek çok yürüyüş patikası yer alıyor. İsterseniz bu rotalarda doğa yürüyüşü yapacak şekilde bir kanyon gezisi planlayabilirsiniz. Beni sosyal medyadan takip edenler bilir, ben doğa harikalarının üstüne kurulan cam teraslardan hiç hoşlanmıyorum. Doğa ile uyumsuz ve çirkin buluyorum bu terasları. Maalesef son yıllarda her kanyonun tepesine bir tane dikiliyor. Netekim Ulubey Kanyonu'nun en güzel manzaralı yerine de bir tane cam teras yapılmış. Cam terasın olduğu yerde restoran, yöresel ürün satan tezgahlar gibi pek çok tesis yer alıyor. 2015 yılında hizmete açılmış olan teras 150 metre yükseklikten kanyona bakıyor. 135 metrekarelik bir alanı kaplayan teras 30 milimetre kurşun geçirmez camdan yapılmış. Ulubey Kanyonu Cam Teras 2020 giriş ücreti 7,5 TL. Aynı yerde bulunan Ters Ev 2020 giriş ücreti ise 10 TL. Ulubey Kanyonu'nda cam terasın bulunduğu yerde konaklama için bungalovlar ve bir kamp alanı da yer alıyor. İsterseniz bungalovlarda kalarak tüm imkanlardan faydalanabilir, isterseniz kendi çadırınız ile gelerek kanyon manzarasına karşı kamp yapabilirsiniz. İç Ege, İç Anadolu ve Akdeniz'in iç kesimlerinde haşhaş yani afyon çokça yetiştirilir ve yiyeceklerde kullanılır. Uşak Ulubey de haşhaşın yiyeceklerde kullanıldığı yerlerden. Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz Zini Hamursuzu bir çeşit haşhaşlı baklava. Tepsinin boş kısmını ben aldığım için fotoğrafta eksik kaldı. Ama hem tadı nefis, hem de uzun süre bayatlamadığı için dayanıklı bir tatlı. Ulubey'e gelirseniz mutlaka tadına bakın. Zini bildiğiniz tepsi yani \"sini\"den geliyor. Bir çeşit börek olan döndürme böreği hamuru elde açılan, patatesli, ıspanaklı, bal kabaklı gibi çeşitleri olan yine çok lezzetli bir börek. Sadece balkabaklı olandan aldığım için pişman oldum, keşke her çeşidinden almış olsaydım. Tıpkı haşhaş gibi nohut da İç Ege, İç Anadolu ve Akdeniz'in iç kesimlerinde bolca yetişen tarım ürünlerinden biri. Ulubey'de nohuttan çeşit çeşit leblebi şekerleri yapılıyor. Zencefilli, damla sakızlı, tarçınlı, acılı leblebi şekerleri gibi ilginç çeşitler arasından benim favorim damla sakızlı oldu. Ulubey Kanyonu, ülkemizin az bilinen henüz değeri anlaşılmamış yerlerinden olsa da yakın zamanda ismini çok daha fazla duyacağımızdan eminim. Yolunuz Uşak tarafına düşerse rotanıza mutlaka ekleyin!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/uludaz-ugurbocekleri-festivali-ve-kadak", "text": "n11. com'un davetlisi olarak 6. Uludaz Uğur Böcekleri Festivali'ne katıldım. Benim için muhteşem bir deneyimdi, hem beni davet eden n11. com ekibine hem de festivali düzenleyen KADAK'a ve başkanı Sait Kılıçsallayan abimize tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Kahramanmaraş Uludaz Dağı zirvesinde uğur böcekleri kış uykusuna yatıyor ve her yıl Mayıs-Haziran aylarında uyanıyorlarmış. Bu uyanış da muhteşem bir doğa olayına dönüşüyor, çünkü zirvedeki her noktayı binlerce uğur böceği kaplıyor. Uğur böceklerinin neden bu bölgeyi tercih ettiklerine dair net bir bulgu yok, araştırmalar devam ediyormuş. Türkiye'nin başka bölgelerinde de benzer uğur böceği toplulukları gözleniyormuş ama Uludaz'daki kadar yoğun olan başka biryer yokmuş. Bu minik şirin böcekler bitkilere zarar veren bit ve diğer böceklerle beslendikleri için tarıma da çok faydalı. Ancak her konuda olduğu gibi, biz doğa yokedicileri, kullandığımız tarım ilaçları, uğur böceği görmeye gittiğimizdeki dikkatsiz davranışlarımız nedeniyle Uludaz zirvesinde sayının her yıl azaldığını öğreniyoruz. Festival özellikle çevre illerin dağcılık kluplerinden ilgi görürken, n11. com'un sponsorluğu ile ülke çapında bilinen bir festival olmaya aday. KADAK başkanı Sait abi ve KADAK üyeleri gerçekten çok misafirperverler ve Uludaz'daki uğurböceği uyanışının Türkiye ve hatta dünyada duyulması için çok emek harcıyorlar. Festival iki gün sürüyor, zirveye yakın bir kamp alanında çadırlar kuruluyor, yemekler yeniyor, oyunlar oynanıyor. Uğurböceklerini görmek için zirve yürüyüşü yapılıyor ve tabii ki Maraş Dondurması yenerek sona eriyor. Umarım bu harika doğa olayı daha fazla insan tarafından görülür ama bu sırada da koruma önlemleri artar. KADAK facebook grubundan duyuruyor, oradan takip edebilirsin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/unorthodox-dizisi-ve-yahudilik", "text": "Evde geçirdiğimiz günlerde Netflix dizileri kurtarıcımız oldu. Netflix'in Mart 2020 yapımlarından biri olan Unorthodox dizisi kurtarıcılar arasına girdi. Deborah Feldman'ın 2012 tarihli otobiyografisi olan \"Unorthodox: The Scandalous Rejection of My Hasidic Roots\" kitabından uyarlanmış olan dizi, tek sezon ve 4 bölümden oluşuyor. Unorthodox dizisi izlenmeye değer mi? İzlenecek diziler listemize alalım mı? diye merak edenler için bu yazıyı yazıyorum. Seyahat temalı 10 Netflix dizisi ve dünya mutfağını tanıtan 10 Netflix programı yazılarım da ilginizi çekebilir. Amerika'da, Yahudi bir cemaat olan Hasidik cemaatinin içinde yaşayan Esty'nin hikayesini anlatıyor dizi. Muhafazar bir topluluk olan Hasidikler'in gelenekleri doğrultusunda evlenip bir aile kurmak isteyen Esty, evlendikten sonra aslında istediğinin bu olmadığını farkediyor ve daha önce cemaatten kaçmış olan annesinin yanına Berlin'e kaçıyor. Kaçış hikayesi, annesi ile olan ilişkisi, Berlin'de kendisine yeni bir hayat kurma çabası ve eşinin onu arayışını izliyoruz dizide. Dizinin senaryosu, Deborah Feldman'ın gerçek hayat hikayesini anlattığı otobiyografisinden ilham alınarak yeniden yazılmış. Orijinal kitabın ismi Unorthodox: The Scandalous Rejection of My Hasidic Roots\". 2012 tarihli kitap ilk yayınlandığında İsrail'de yasaklanmış, Amerika'da ise New York Times'in ise çok satanlar listesine girmiş. Unorthodox dizisi Mart 2020'de yayına girmiş olmasına rağmen \"Netflix Türkiye Top 10\" listesine de girmeyi başardı. Dizinin başrolünde 1995 doğumlu İsrailli oyuncu Shira Haas yer alıyor. Oyuncu olarak çok başarılı bir performans sergilese de dizideki anne ve babası ile fiziksel olarak biraz daha benzerlik gösteren birinin seçilmemiş olması beni biraz rahatsız etti. Dizide gördüğümüz kadarıyla; annesi, babası, halası ve hatta babaannesi uzun boylu ve siyah saçlı olan birinin ufacık tefecik ve açık kumral olması gerçeklikten uzaklaştırıyor insanı. Unorthodox dizisi, 50-55 dakikadan oluşan 4 bölümden oluşuyor. Hikaye çok sürükleyici olduğu için bir solukta izleniyor dizi. Ancak birkaç bölüm daha eklenip hikayedeki bazı yerleri biraz daha derinleştirseler çok daha etkileyici bir iş çıkabilirdi ortaya. Berlin'e gidip hemen konservatuvar öğrencileri ile tanışması ve hiç sorgulamadan öğrencilerin onu gruplarına almaları, yatacak yeri yokken alışveriş yapıp üstünü değiştirecek yer bulması, konservatuvardaki hocanın Esty'nin performansını hiç dinlemeden seçmelere girmesini sağlaması gibi \"bütün dünya Esty'ye yardımcı oluyor\" mesajları beni gerçeklikten koparan diğer noktalar oldu. Bir de son sahnenin biraz daha etkileyici olmasını beklerdim, çok sönük bir mutlu son olmuş. Diziyi bu kadar eleştirince beğenmediğim zannedilmesin. Muhafazakar bir tarikatın bütün ritüellerinin gözler önüne serilmesi ve bu kadar net şekilde eleştirilebilmiş olması bence büyük bir başarı örneği. Hikaye çok akıcı ve ilginç olduğu için sizi içine alıyor ve bir solukta izleniyor gerçekten. Aynı cemaatten ayrılan 3 kişinin hikayesinin hayatlarının nasıl şekillendiğinin anlatılış şekli de çok başarılı. Kitap uyarlaması olduğunu öğrenince kitabı okusam kesinlikle daha fazla etkilenirdim demeden edemedim. Kitabın Türkçe baskısı yok, belki dizinin başarısı sayesinde yayın evleri bu konuya el atar. Hasidik Yahudileri anlatan, yine Netflix yapımı \"One of Us\" belgeselini de izleme listenize ekleyebilirsiniz. Ayrıca \"Making Unorthodox\" adında bu diziyi nasıl çektiklerine dair kısa bir belgesel de var. Diziyi izleyince Yahudi tarikatlarından biri olan Hasidik Yahudilik konusuna merak salacağınızı garanti ediyorum. Esty'nin düğünü ve düğün öncesi, sonrasındaki ritüeller, Paskalya sofrasında geçen sahneler nedeniyle Paskalya inanışları, farklı kıyafetleri merak uyandırıyor. Yahudi düğünleri ve ilginç Yahudi kıyafetleri konusunda çok sevdiğim arkadaşım Şükran'ın blogunda detaylı bir yazısı var, isimleriyle birlikte her bir kıyafetin anlam ve önemini de anlatmış, mutlaka göz atın. Hasid, İbranice'de dindar ve sadık anlamına geliyor. 18. yüzyılda Polonya ve çevresinde ortaya çıkan cemaat üyeleri kendilerini \"gerçek Yahudi\" olarak görüyor ve diğer Yahudileri dinden/özden sapmış olarak görüyor. İkinci Dünya savaşında katledilen Yahudilerin büyük çoğunluğunu Hasidikler oluşturuyor. Kendilerine özgü kural ve ritüelleri ile kendi içlerine kapanmış bir topluluk haline gelerek kendilerini koruma altına almışlar. Dinlerine ve kurallarına sıkı sıkıya bağlı, muhafazar hatta bağnaz şekilde yaşadıklarını belirtmekte fayda var tabii. Hasidik erkekleri yanaklarına düşen 2 lüle saç ve keçe şapkaları sayesinde kolayca ayırt edebilirsiniz. Hasidik Yahudileri, siyonizm karşıtı olmaları nedeniyle de İsrail ile araları iyi değil. Pek çok konuda İsrail karşıtı protestolar yapmış veya İsrail'e karşı duruş sergilemişlerdir. Farklı toplulukların hayatlarını merak ediyorsanız bu dizi mutlaka çok ilginizi çekecektir. İzleme listenize mutlaka almanızı öneririm."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/urdun-gezi-rehberi", "text": "Ortadoğu'da bir vaha olarak adlandırdığım Ürdün, Türk Vatandaşlarından vize istemeyen ülkeler arasında ilk önerdiğim yerler arasında yer alıyor. Muhteşem doğası, dünyada benzerini göremeyeceğiniz antik şehir Petra, deniz seviyesinin altındaki Lut Gölü, Mars'ı hatırlatan Wadi Rum Çölü, zengin su altı ile Aqabe şehri ve daha pek çok güzellik, ülkede birkaç saatlik mesafelerde bambaşka deneyimler sunuyor. Ürdün'e gitmeyi düşünenler için Ürdün gezi rehberi hazırlayıp, Ürdün hakkında bilmeniz gerekenleri bir yazıda derlemek istedim. Ürdün gezisi planlayanlar için, Ürdün gezi planı yapmak isteyenler için faydalı olacak bir yazı sizi bekliyor! Ürdün vize istiyor mu, Ürdün güvenli mi, kadın başına Ürdün'e gidilir mi, Ürdün'e gitmek için en iyi zaman, Ürdün'de ne yenir, nerede kalınır gibi pek çok sorunuzun cevabı bu yazıda. Ürdün gezilecek yerler önerilerime de göz atabilirsiniz. - Ürdün'ün tam adı Ürdün Haşimi Krallığı'dır. - Ürdün parlamenter sisteme dayalı krallık ile yönetilir. - Ürdün'ün ana dili Arapça'dır. - Ürdün'ün resmi dini İslam'dır ve ülkenin %95'nin müslüman olduğu kabul edilir. - Ürdün'ün başkenti Amman'dır. - Ürdün'ün para birimi Dinar'dır. Uluslar arası kısaltması JD veya JOD olarak kullanılır yani Jordanian Dinar. 2019 Ocak kuru ile 1 JOD=1,41 USD. Yani ülkenin para birimi oldukça değerli. Bir Ortadoğu ülkesi olması nedeniyle insanların kafasında Ürdün ile ilgili soru işaretleri var. Ancak bu soru işaretleri bilgisizilikten, bilinmeyenden korma durumu. Ürdün, Ortadoğu'da gittiğim ülkeler arasında en güvenli olanı diyebilirim gönül rahatlığıyla. \"Kadın başına Ürdün'e gidilir mi?\" diye sorarsanız, cevabım: \"evet, gidilir\". Ancak Ortadoğu ve Arap toplumlarında erkeklerin beyaz kadın görünce biraz fazla samimi davrandığını da unutmamakta fayda var. Bu nedenle bir kıyafet sıkıntısı olmasa da %95'i müslüman olan bir ülkeye gittiğinizi unutmayıp fazla açık, kısa kıyafetlerden uzak durmakta fayda var. O bölgede Suriye, Ürdün, Lübnan, Mısır, İsrail, hatta İran'a gittim. Ne bir güvenlik sorunu yaşadım, ne de kötü bir tecrübe yaşadım. Tabii ben Suriye'ye gittiğimde ülkede iç savaş yoktu, onu da belirtmeden geçmeyeyim. Ne yazık ki bu güvenlik endişelerinin kaynağı önyargılar. Avrupalılar'ın Türkiye'de güvenlik sorunu olduğunu düşünmesi gibi. Önyargılarımızdan kurtulmak için gidip o ülkeleri görmeli, insanları ile oturup çay içmelisiniz. Ürdün, Ortadoğu'da yer alan bir Arap ülkesi. Kuzeyinde Suriye, kuzeydoğusuda Irak, güney ve doğusunda Suudi Arabistan, batısında İsrail ile dünyanın en karışık bölgelerine komşu. Ancak bu durum Ürdün'ü güvenlik açısından etkilemiyor diye tekrar belirteyim. Ürdün'e gitmek için en güvenli yöntem şu an uçakla gitmek. Ben zamanında kara yolundan Suriye'den geçerek gitmiştim ancak şu an uçağı tercih etmeniz en iyisi. İstanbul, Ankara ve Antalya'dan Pegasus ve Türk Havayolları'nın düzenli uçuşları var. Pegasus Amman gidiş-dönüş uçarken, Türk Havayolları Aqabe'ye de uçuyor. Aqabe uçuşları biraz daha pahalı gördüğüm kadarıyla. Siz yine de gitmeden önce alternatif uçak fiyatlarını araştırın. Bir diğer seçenek de İsrail'den Ürdün'e geçmek olabilir. Hem İsrail, hem Ürdün'ü kapsayan bir gezi planlarsanız İsrail'den Ürdün'e geçebilirsiniz. İsrail gidiş-dönüş uçak biletleri genelde Ürdün'den çok daha ucuz oluyor. 1 Aralık 2009 tarihinden bu yana, Ürdün ile Türkiye arasında yapılan anlaşma sayesinde, Ürdün'e turistik amaçlı seyahat ediyorsanız, 90 güne kadar vizesiz seyahat edebilirsiniz. Yani Ürdün, turistik amaçla seyahat eden Türk Vatandaşlarından vize istemiyor! Ülkeye girerken pasaport sürenizin 6 aydan uzun olması gerekiyor, zaten bu neredeyse tüm dünya için geçerli bir kural. Ürdün gezi rehberi hazırlıyorsak, Ürdün'ün yüksek sezonunun ne zaman olduğunu belirtmek gerek. Ürdün'e gitmek için en iyi zaman Nisan ayı olarak belirtiliyor. Ancak ülkenin kuzey-güney doğrultusunda bir ülke olduğunu, güney sahilleri deniz kıyısı iken orta bölümünde çöl, yukarılara doğru yüksekliğin arttığını unutmamak gerek. Yani Ürdün'e giderken çölde gece-gündüz sıcaklık farkının yüksek olduğunu, denize ve Lut Gölü'ne girmek için mutlaka mayonuzu yanınıza almanız gerektiğini unutmayın. Ocak-Mart arası ülkenin en soğuk dönemi iken Haziran-Eylül arası en sıcak dönemi. Özellikle yaz döneminde gitmenizi hiç tavsiye etmem, yakıcı güneş altında Petra'yı veya çölü gezmek hiç keyif vermeyecektir. Ürdün'de gezilecek yer seçeneği çok fazla ve bu yerler birbirine 2-3 saat mesafede genellikle. Bu nedenle ülkeyi gezmek için en ideal yöntem araç kiralamak veya bir tura dahil olmak. Şehirlerarası yollar genellikle düzgün ancak şehir, köy gibi yer geçişlerinde yavaşlamanız gerektiğinden hızını sabit tutmanız çok mümkün olmuyor. Bu sayede köy ve şehirleri de geze geze dolaşmış olmak da araç kiralamanın avantajı. Ürdün'e giderken ülkenin tamamını gezecekseniz mutlaka hem kalın hem ince kıyafetler almayı unutmamak gerek. Çölde kalacaksanız gece-gündüz sıcaklıkları oldukça yüksek, bu nedenle gece giymek için kalın birşeylere ihtiyacınız olacak. Ürdün gezi rotanızda Lut Gölü ve Aqabe varsa yanınıza mayo, bikini, havlu, terlik almayı unutmayın. Daha önce de belirtmiştim, Ortadoğu ve Arap ülkesine gittiğinizi unutmamanızda fayda var. Çok açık, çok kısa, çok dikkat çekici kıyafetler tercih etmemeye çalışın. Müslüman ülkelerde yanınızda/çantanızda bir şal mutlaka bulunsun. Camii veya ibadethane gibi yerlere gittiğinizde başınızı örtmek, kısa bir şort giydiyseniz etek gibi bağlamak için çok işe yarar. Ben Uzakdoğu'da sarong denen, şala göre daha geniş ve uzun olan örtüleri tercih ediyorum. Gerektiğinde baş örtüsü gerektiğinde pareo olarak kullanabiliyorum böylece. Ürdün ne yazık ki bizim için pahalı bir ülke. Turistik noktaların fazla olması nedeniyle son yıllarda ciddi turist trafiği çekmesinin etkisi ile ören yerlerine giriş ücretleri her yıl artıyor. Ben 2010'da Petra'ya 50 usd'ye girerken şu an giriş fiyatı 127 usd'ye karşılık gelecek bir rakama çıkmış durumda. Yemekler de özellikle turistik noktalarda bizim için pahalı. Önerim kaldığınız oteli kahvaltı dahil ayarlamanız ve öğle yemeği için sabah kahvaltıda kendinize bir sandviç hazırlamanız. Yanınıza Türkiye'den çerez filan da alırsanız ara öğünlerinizi de sağlıklı geçiştirmiş olursunuz. - Nebatilerin kayıp şehri, muhteşem Petra, - Mars'a benzerliği ile film platosu olarak kullanılan Ay Vadisi yani Wadi Rum, - Deniz seviyesinin altındaki konumu ile, efsanelere konu olan Ölü Deniz ya da Lut Gölü, - Muhteşem deniz altı zenginliği ile Kızıldeniz'in Ürdün bölümü Aqabe. Bunlar dışında tabii ki Ürdün'de görülecek pek çok vadi, antik şehir, kutsal mekan var. Ancak görmeden dönmemeniz gerekenleri özetlemek istedim. Umarım Ürdün'e seyahat planı yapanlar için rehber olabilmişimdir. Ürdün'e bir gezi planlıyorsanız, aşağıdaki diğer Ürdün gezi yazılarıma da mutlaka göz atın. - Ürdün'e gitmeden önce bilmeniz gerekenler: Ürdün gezi rehberi - Yüzyıllara meydan okuyan şehir: Petra antik kenti - Ürdün gezilecek yerler Türkiye'den daha pahalı olduğunuz söylemek mümkün. İngilizcenizdeki eksikleri tamamlamak için Google Translate gibi çeviri uygulamalarını kullanabilirsiniz. Ben Ürdün'de rehberli gezmedim, Türkçe konuşan rehberler hakkında bilgim yok. Normal şartlarda iki kadın rahatlıkla gidip gezebilirsiniz. Ben kışın gitmedim ama kış aylarında gezmek daha rahat olacaktır. Weather. com gibi sitelerden hangi mevsimde sıcaklık ortalamaları nasıl görebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/urdun-gezilecek-yerler", "text": "Ürdün'de her gününüzü dolu dolu ve birbirinden farklı aktivitelerle geçirebilirsiniz. Ürdün'de gezilecek yerler listesinden önce Ürdün gezi rehberi yazıma da bir göz atmanızda fayda var. Öncelikle Ürdün'de gezilecek yerler haritasına, hatta Ürdün haritasına bir bakalım. Böylece Ürdün'e bir gezi yapacaksak nasıl bir rota izlememiz gerektiğini netleştirebiliriz. Ülkenin gezilecek yerleri belli ana yollar çevresinde toplanmış, o yüzden doğrusal olarak kuzey-güney hattında gezebileceğiniz bir ülke Ürdün. Benim ilk Ürdün seyahatim Çöl Otobanı üzerinden gidiş, Lut Gölü Yolu dönüş şeklinde idi. Bu rota vaktiniz varsa ve kendi aracınızla geziyorsanız yapılabilecek bir rota. Ürdün gezi rotaları genellikle/çoğunlukla; Lut Gölü Yolu denilen Amman'dan başlayıp yukarıdaki haritada Ölü Deniz kıyısından aşağıya Aqabe'ye kadar inen yol hattı kullanılarak yapılıyor. Roma medeniyetinden kalma bu antik şehir, ülkenin kuzeyinde, Amman'a yaklaşık 50 km mesafede yer alıyor. Tipik bir Roma şehri olsa da tarihinin 6500 yıl öncesine dayanıyor. Amman, Ürdün'ün başkenti, tipik bir başkentin kalabalığı, bina yoğunluğu, keşmekeşi burada da mevcut. Eski şehir merkezine gidip ara sokaklarda biraz keşif yapmak için kısa bir zaman ayırmak yeterli. Amman'da az sayıda Emeviler ve Roma döneminden kalma eser de yer alıyor. Ülkenin mozaik başkenti olarak bilinen Mabada, evler ve kiliselerinde 6/7. yüzyıldan mozaiklerle süslü. Hz. Musa'nın toprağa verildiği yer olduğuna inanılan Nebo Dağı, Ürdün'ün en kutsal yeri sayılıyor. Tepeye çıktıkça, hava açıksa Kudüs'e kadar açık bir manzara sizi bekliyor olacak. Ürdün'de kanyon yürüyüşü yapabileceğiniz, derin bir vadi burası. Aksiyon sevenler için yarı su, yarı taş patikadan ilerleyerek sonunda bir şelaleye ulaşacağınız bir yürüyüş rotası. Deniz seviyesinin altında dünyanın kaldırma kuvveti en yüksek göllerinden biri olan Ölü Deniz veya Lut Gölü, rotanızda mutlaka olsun derim, Lut Gölü'nde yüzmek oldukça farklı bir deneyim. Suyun tuzluluk oranı çok yüksek olduğu için su üstünde kalmak için bir çaba harcamanıza gerek olmadan kendinizi bırakmanız yeterli. Gölde kitap veya gazete okuyan pozlar vermek ise buranın klasiği haline gelmiş. Göle giriş için göl kıyısında tesislerin olduğu bölümleri kullanmanız duş ve kabin kullanabilmek açısından iyi olacaktır. Ürdün'ün coğrafyasının farklı bir yüzünü daha görmek için listenize Karak Kalesi'ni ekleyebilirsiniz. Osmanlı döneminde kalma kale 900 metre yüksekliği ile dikkat çekiyor. Oldukça büyük bir yapı. Kalenin bulunduğu şehir, Ürdün'ün büyük şehirlerinden biri aynı zamanda. Gece bedevi çadırlarında kalarak çöl safarisi yapabileceğiniz muhteşem güzellikteki vadinin Türkçe karşılığı Ay Vadisi. Mars yüzeyine benzeyen yapısı ile pek çok filmde plato olarak kullanılmış. Gideceğiniz zaman ayın evrelerini kontrol etmenizde fayda var, ay ışığı ne kadar az olursa samanyolunu o kadar net ve güzel bir şekilde görebilirsiniz. Kızıldeniz'de balıklarla yüzmek isterseniz Ürdün'ün deniz kıyısındaki bu şehrine uğrayın. Aynı anda Mısır, İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan'ı görebileceğiniz körfez şehri olan Aqabe, Ürdün için stratejik öneme sahip. Dalış sevenler için ideal. Ürdün'e eğer turistik amaçlı ya da transit geçiş için gidiyorsanız ve Diplomatik, Hususi, Hizmet ve Umuma Mahsus Pasaport sahibiyseniz, Ürdün'de toplam kalış süresi, ilk geçiş tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde, altı ay içerisinde 90 günü geçmemek kaydıyla vizeye ihtiyacınız yoktur. Ürdün'e bir gezi planlıyorsanız, aşağıdaki diğer Ürdün gezi yazılarıma da mutlaka göz atın. - Ürdün'e gitmeden önce bilmeniz gerekenler: Ürdün gezi rehberi - Yüzyıllara meydan okuyan şehir: Petra antik kenti - Ürdün gezilecek yerler Gelmek isterseniz Nisan'da gidiyoruz. 23 Nisan Ürdün Turu detaylarına bakabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/uygun-fiyata-ucak-bileti-nasil-bulunur", "text": "Eğer benim gibi sık seyahat ediyorsanız, seyahat maliyetlerinizi düşürebilmek için en önemli maddelerden biri uygun fiyatla uçak bileti bileti bulmak oluyor. Uçak bileti ve kalacak yer genellikle seyahat sırasındaki en büyük harcama kalemleri oluyor. Ucuz uçak bileti bulmak demek, yıl içindeki seyahat sayınızın artması demek. Şöyle düşünün; Türkiye içinde bile herhangi bir noktaya gidiş-dönüş uçak bileti 300TL civarında, bu rakamı 150TL'ye çekebildiğiniz anda ikinci bir seyahat için yeni uçak bütçesi hazır demektir. - Ucuz uçak bileti almanın en temel kuralı erkenden almaktır. Biletinizi ne kadar erken alırsanız fiyatını o kadar düşük tutarsınız. İstatikler, en iyi dönemin 7 ay öncesi olduğunu söylüyor. Kendi planlarıma da bakınca 6 ile 8 ay öncesinden uçak biletlerimi almış oluyorum ben de. - Seyahat tarihiniz kesin değilse veya iptal olma ihtimali varsa değiştirme/iptal seçenekleri olan bileti satın alın. Özellikle ABD gibi uzun mesafe uçuşlarında bu artışı dikkate almakta fayda var. Zira 1 sene önce alınan biletle 1 ay kala alınan bilet arasında fiyat farkı oldukça yüksek olacaktır. Değişim opsiyonu olmayan biletlerde çok ciddi maliyet avantajları yakalabilirsiniz ama bunun yanında herhangi bir değişiklik ihtiyacı olursa bütün bileti yakmış olacaksınız. - Yaz aylarında yurt içi uçuşlarda tatil bölgeleri için fiyatlar oldukça yükselmektedir. Bu sebeple planlarınızı önceden yapıp biletlerinizi önceden almanız maliyetlerinizi düşürecektir. - Benim en çok kullandığım yöntem; Havayolu şirketlerinin bir çoğu çeşitli dönemler için kampanyalar gerçekleştirmekte. Kampanyaları takip ederek uygun fiyatla uçak bileti alabilirsiniz. Kampanya dönemlerini sakın kaçırmayın 🙂 - Seyahat tarihleriniz için gidiş ve dönüş tarihleri belli ise tek yön yerine gidiş-dönüş bilet tercih edin. - Avrupa seyahati için Mart Nisan aylarına denk gelen Paskalya tatili dönemini takip edebilirsiniz. Bu dönemde uygun fiyatla Avrupa bileti bulma ihtimaliniz artacaktır. - Haftaiçi uçuşlarında iş seyahatleri sebebiyle doluluk oranı daha fazladır. Bu sebeple gideceğiniz yönde en az bir Cumartesi kalmanız durumunda uçak bileti fiyatızın düşme ihtimali artacaktır. - Uçuş için bir iki günlük farklılıklar sizi rahatsız etmeyecekse bilet fiyatlarını sorgularken esnek tarihler belirleyin. Bir gün öncesi, bir gün sonrası gibi tarihlere bakın. Ben bilet alırken her zaman Cuma akşam ya da Cumartesi sabah gidiş, Pazar akşam dönüş alırım ki maksimum zaman kullanabileyim. Ama tabii ki bu bir tercih, esnek olmak ciddi bir fark yaratabiliyor. - Sabah erken saatler ve gece saatlerde bilet fiyatları daha düşük olmaktadır. Uçuş saati sizin için önemli değilse uygun fiyatların olduğu saatleri tercih edin. - Havayolu şirketleri uçak bileti fiyatlarını belirlerlek doluluk oranlarını da göre fiyatlandırma yapmaktadır. Bu sebeple birden fazla havayolu şirketinin fiyatlarına bakmanız gerekir. Karşılaştırma yapabilmek ve hemen satın alabilmek için Ucakbileti. com gibi bir karşılaştırma servisi kullanın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/uygun-fiyatli-otobus-bileti-farkvar", "text": "Online bilet almanın imkanlarından yararlanarak rahatlığınızdan ödün vermeden seyahat planlaması yapmanız çok kolaydır. \"Uygun fiyatlı otobüs bileti nereden alınır?\" sorusu, internetin seyahat alışkanlıkları içine girmesi nedeniyle her geçen gün daha fazla sorulmaya başlanmış sorulardan biri. İnternet üzerinde bu amaçla hizmet veren birçok firma olmasına rağmen, maalesef ki her hizmet sağlayıcı firma üst düzey kalitede hizmet verememektedir. Sizlere bugün uygun fiyatlı otobüs bileti satın alabileceğiniz bir seyahat platformundan bahsetmek istiyorum. Ucuz fiyatlı otobüs biletleri, kullanım kolaylığı, geliştirdiği sistemleri ile seyahat severlere hızlı ve güvenli bilet alabilme konforunu yaşatması ve profesyonelliği ile müşterilerinin ihtiyaçlarını göz önünde tutması nedeniyle oldukça popüler olan Farkvar. com seyahat platformu, seyahat planlaması için uçak ve otobüs bileti arayanların ilk tercihleri arasında yer almaktadır. 250'den fazla otobüs firması ile anlaşması olan Farkvar. com, anlaşmalı olduğu otobüs firmaları ve en ucuz bilet fiyatları ile size en üst seviye seyahat deneyimini yaşatmaktadır. Geliştirdiği sistemi ile hızlı, güvenli ve en ucuz fiyatlarla online bilet alabilmenize imkan tanıyan Farkvar. com, oldukça kullanışlı ekranıyla sizlere büyük kullanım kolaylıkları sağlıyor. Basit internet kullanımı bilgisine sahip olan kişilerin bile kolaylıkla bilet alabileceği şekilde tasarlanan Farkvar. com, kısa sürede gideceğiniz yere sefer yapan onlarca hatta yüzlerce otobüs firmasının bilet fiyatlarını, araç özelliklerini tek ekranda görüntüleyebilmenizi ve karşılaştırma yapabilmenizi sağlar. Farkvar. com'un geliştirdiği sistemi ile hızlı bir şekilde online bilet alarak en ucuz fiyatlar ile en popüler otobüs firmaları ile seyahat edebilirsiniz. Online bilet almak hem zamandan tasarruf etmeniz sağlar hem de dilediğiniz her an istediğiniz bilete ulaşabiliyor olmanızın getirdiği rahatlıkla seyahat planlarınızı yapmanıza olanak tanır. Bunun yanı sıra online bilet satan seyahat acentelerinin anlaşmalı olduğu otobüs firmalarının bu acentelere özel indirimler yapması da yine \"neden online bilet almak daha uygun?\" sorusunun cevaplarından biridir. Online bilet alırken fiyat karşılaştırması yapabilmek çok önemlidir çünkü, karşılaştırma yaparak en ucuz bilet fiyatını bulabilirsiniz. 250'den fazla otobüs firması ve 100'den fazla havayolu firması ile çalışan Farkvar. com bu konuda size en geniş seçim aralığını sunmaktadır. Birçok firmanın otobüs/ uçak bileti fiyatlarını saniyeler içinde tarayarak tek ekranda seyahatiniz için gerekli tüm bilgiler ile sunan Farkvar. com sistemi ile seyahatinizi yapmak istediğiniz firmanın en ucuz otobüs/ uçak bileti ile seyahat edebilirsiniz. Farkvar. com siz değerli müşterilerine E-posta, SMS, sosyal medya hesaplarımız veya ana sayfası yoluyla popüler seyahat rotalarına, yurt içi veya yurtdışı seyahat destinasyonlarına sefer/uçuş düzenleyen firmaların otobüs/ uçak bileti fiyatlarının düşmesi durumunda bilgi aktarmaktadır. Böylelikle çok daha ucuz fiyatlara, otobüs veya uçak biletinizi almanız mümkündür. Hizmet vermeye başladığı ilk günden beri müşterilerine en iyi seyahat deneyimini en ucuz fiyatlar ile sunmayı amaç edinen Farkvar. com tüm alt yapısını buna göre tasarlamıştır. Geliştirilen sistem ile havayolu veya otobüs firmalarının düzenlemiş olduğu farklı birçok kampanyanın yanı sıra, Farkvar. com seyahat acentesi tarafından düzenlenen kampanyalardan da anında haberdar olabilirsiniz. İstanbul'a bir seyahat planlıyorsanız en ucuz İstanbul otobüs biletini alabilmeniz için Farkvar. com sizlere 250'den fazla otobüs firmasını saniyeler içinde tarayarak bilet seçenekleri sunar. Kıyaslama yapabileceğiniz bu ekranda seçtiğiniz tarihte İstanbul'a sefer düzenleyen tüm firmaları, firmaların otobüs bileti fiyatlarını ve yolculuğunuzun süresini görebilirsiniz. Seyahat etmek istediğiniz firmaya karar verdikten sonra çıkan görsel şema ekranından seyahat etmek istediğiniz koltuğu seçebilir ve otobüs bileti al butonuna tıklatarak, online güvenli ödeme seçeneklerimizden tercih ettiğiniz ödeme şekli ile biletinizi hemen alabilirsiniz. İşlem hızı, kullanım kolaylığı, karşılaştırma yapabileceğiniz ekranı ile en uygun İstanbul otobüs bileti Farkvar. com'dan alınır. İstanbul'a seyahat etmek istiyorsanız seyahat planlarınızı yaparken size yardımcı olacak bir gezi rehberine ihtiyaç duyabilirsiniz. İstanbul gezilecek yerler hakkında bilgi sahibi olmak, ulaşımdan, konaklamaya hatta seyahatinizi planladığınız tarihteki hava durumu olasılıklarına kadar bilgi edinmek istiyorsanız, Farkvar. com gezi rehberi sayfasında yayınlanan İstanbul içeriklerine göz atabilirsiniz. Siz de otobüs biletlerinizi uygun fiyatlara ve güvenle satın almak için Farkvar. com platformunu deneyimlerseniz tecrübelerinizi yorumlarda paylaşın mutlaka."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/uzakrota-2015in-en-iyi-seyahat-bloglarini-secti", "text": "Türkiye'de seyahatin nabzını tutan Uzakrota. com her yıl seyahatin \"en\"lerini seçiyor. Artık geleneksel hale gelen Uzakrota Seyahat Ödülleri adı altında yılın seyahatle ilgili en iyi 10'unu yayınlıyor ve yılın en iyi seyahat blogları listesini açıklıyor. Turizm sektörünün önde gelen isimlerinden oluşan jüri bu yıl En İyi Seyahat Blogları kategorisinde Çok Okuyan Çok Gezen'i Türkiye'nin en iyi 2. seyahat blogu olarak seçmiş. Haberi alınca çok sevindim, sizlerle de paylaşmak istedim. Uzakrota seyahat ödülleri listesine ulaşmak için tıklayın. Listede çok sevdiğim arkadaşlarımın harika seyahat blogları da yer alıyor. Aşağıda Uzakrota'nın seçtiği yılın en iyi seyahat bloglarının listesi yer alıyor. - I Can Travel - Çok Okuyan Çok Gezen - Yolculuk Terapisi - Oi The Blog - Gezip Gördüm - Çelebi Alper - Gümüş Pusula - Yolda Olmak - Keşfetsene - Rüzgarın İzinde"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/uzakrota-travel-summit-2017", "text": "Türkiye turizm sektörünün en önemli etkinliği Uzakrota Travel Summit bu yıl 17 Kasım'da Henley & Partners, Etihad Havayolları ve Sabre ana sponsorluğu ve Atlasglobal alt ana sponsorluğunda Fairmont Quasar İstanbul'da düzenlenecek. Zirvede turizm ve medya sektöründen tanınmış isimlerin yanı sıra, iş dünyasından temsilciler ve dijital girişim konusunda önemli başarılar elde etmiş isimler yer alacak. Lüks, teknoloji, girişim ve otel rezervasyon konseptleri altında, 5 ayrı salonda gerçekleşecek etkinliklere, geçen seneye göre %100'lük artışla 1500 kişinin katılması bekleniyor. Ben de öğleden sonra fuar alanında olmayı planlıyorum. Gelecek olanlar varsa görüşmek üzere."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/uzakrota-travel-summit-2018-12-aralikta-hilton-bosphorus-convention-centerda", "text": "Uzakrota Travel Summit 2018, bu yıl 120 konuşmacı ve 2500 kişi katılım ile gerçekleşecek! Bidroom tarafından dünyanın en etkili 10 turizm etkinliğinden biri seçilen Uzakrota Travel Summit, bu yıl Amadeus ana sponsorluğu ve Emirates Airline, Tourism Korea, GoGlobal ve Atlasglobal ana destekçiliğinde hem konsept ve hem de içerik anlamında daha da gelişerek 3 salon, 5 sahne ve 1 fuaye alanı ile 2500'den fazla yerli ve yabancı turizm profesyonelinin katılımı ile 12 Aralık'ta Hilton Bosphorus Convention Center'da düzenlenecek. Türkiye'nin en etkili turizm teknoloji ve pazarlama zirvesi olan Uzakrota Travel Summit (UTSIstanbul 2018); Türkiye ve çevre ülkelerden seyahat acentalarını, turizm teknoloji firmalarını, otelleri, turizm sektörüne yönelik hizmet veren ajansları ve bloggerları buluşturarak geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yılda Türkiye'nin en etkili turizm zirvesi olacak. \"Dijital Çağda Yeni Bir Marka Nasıl Oluşturulur?\", \"Turizmde Omnichannel Pazarlama\", \"Stratejik Ortaklıklar, API'ler ve Veri Analitikleri\", \"Ödeme Yöntemlerini Kullanarak Pazar Payı Elde Etmek\", \"Fenomenler ile Etkili Pazarlama Nasıl Yapılır?\", \"Gelişmekte Olan Piyasalar ve Online Platformların Gücü\" ve \"Uçak Bileti Konsolidasyonunda Küresel Gelişmeler\" gibi konularda 5 sahnede 57 oturumda 120'nin üstünde konuşmacı yer alacak. Etkinlikte Türkiye'nin önde gelen turizm/seyahat markalarından önemli konuşmacılar yer olacak. - Jolly Tur CEO'su Mete Vardar, - Vip Turizm CEO'su Yasemin Pirinççioğlu, - Setur Turizm Direktörü Oktay Temeller, - TAV İşletme Hizmetleri A. Ş. Genel Müdürü Bora İşbulan, - Fest Travel Genel Müdürü Zekeriya Şen, - Tiqets CEO'su Luuc Elzinga, - Dohop CEO'su David Gunnarsson, - BD4 Travel CEO'su Andy Owen Jones, - Türk Hava Yolları Kurumsal Pazarlama ve Dağıtım Kanalları Başkanı Mert Dorman, - Emirates Airline Türkiye Bulgaristan, Romanya Genel Müdürü Bahar Birinci, - Amadeus Orta ve Doğu Avrupa Online Satış Direktörü Eric Willems, - Travelport Türkiye Genel Müdürü İbrahim Köymen, - Anı Tur CEO'su Veli Çilsal, - Tatilsepeti. com CEO'su Kaan Karayal, - Singapore Airlines Üke Müdürü Mark Seah, - Rusya'nın en büyük uçak bileti ve otel rezervasyon platformu Ostrovok. ru'nun ana şirketi olan Emerging Travel Group CEO'su Felix Shpilman, - Clicktripz Başkan Yardımcısı Dean Hunt, - Beşiktaş JK Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Umut Kutlu, - Meetings. com CEO'su Bas Lemmens, - Shaza Hotels Başkan Yardımcısı Chris Nader, - Avrupa Seyahat Komisyonu Sözcüsü Elke Dens ve Mastercard Güneydoğu Asya Başkan Yardımcısı Aisha Islam, - Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İsmail Bütün, - Biletbank ve Petur CEO'su Oğuz Karakaş, - Crescent Rating CEO'su Fazal Bahardeen, - IRC International Residency & Citizenship CEO'su Tolga Habalı, - Cleartrip İş Geliştirme Müdürü Amit Taneja, - Kiwi İş Geliştirme Müdürü Zdenek Komenda, Bidroom Operasyon Direktörü Marcin Wesolowski, - Digg in travel CEO'su İztok Franco, - Wirecard Türkiye CEO'su Dündar Özdemir, - Lufthansa Group Irak ve Türkiye Genel Müdürü Kemal Geçer, - Atlasglobal Genel Müdür Yardımcısı Nevzat Arşan, - Enuygun CEO'su Çağlar Erol, - Neredekal. com CEO'su Özkan Hacıoğlu, - Biletall. com CEO'su Yaşar Çelik, - Otelz. com CEO'su Bertan Aner, - Turna. com CEO'su Kadir Kırmızı, - Tourist Organization of Belgrade Pazarlama Müdürü Jelena Stankovic, - Hotelrunner CEO'su Arden Agopyan, - Bigchefs Pazarlama Müdürü Emel Karaman, - Hepstar Türkiye Genel Müdürü Tuğba Atay ile 120'den fazla konuşmacı 12 Aralık günü Uzakrota Travel Summit'te olacak. Amadeus Ana Salonu, Neredekal Turizm Teknoloji, Emirates Turizm Pazarlama Salonları, bunlara ek olarak Dünya çapında düzenlenen Crescentrating Halal in Travel sahnesi ve yaklaşık 100 markanın yer aldığı fuaye alanı ile 2500 yerli ve yabancı ziyaretçi Uzakrota Travel Summit'te olacak. Uzakrota Travel Summit 2018 sitesinden konuşmacılar, sponsorlar ve programla ilgili tüm bilgileri alabilirsiniz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da ben de etkinlik alanında olacağım. Görüşmek üzere!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/uzakrota-turizm-pazarlama-zirvesi-25-martta", "text": "Uzakrota geçtiğimiz yıl düzenlediği ve tüm seyahat sektöründen önemli isim ve markaların katılım gösterdiği, benim de konuşmacıları arasında yer aldığım Travel Summit başarısından sonra, 2016 yılına hızlı bir giriş yapıyor. Yılın ilk zirvesi Uzakrota Turizmde Pazarlama Zirvesi olacak. Yıl içinde farklı zirvelerin olacağı müjdesini de şimdiden verelim. Uzakrota ekibi Türkiye'deki turizm sektörüne yeni bakış açıları kazandırmaya devam edecek. Turizm sektöründen 32 önemli isminin konuşmacı olarak yer alacağı, 400 turizm profesyoneli ve bloggerların buluşacağı etkinlikte Turizm Şirketleri için; Hedef Pazar Seçimi, Seyahat Arama Trendleri, Ödeme Sistemlerinin Müşteri Kazanımına Etkisi, Tüketiciye Uygun İçerikler Yaratmak ve Turizm Markalarının Sosyal Medya Deneyimleri detaylı bir şekilde ele alınacak. Moderatörlüğünü deneyim seyahati uzmanı Tale'den Onur Kutlu Gago ve Interfly'dan Mert Ödemiş'in yapacağı Uzakrota Turizmde Pazarlama Zirvesi 25 Mart'ta Ramada Plaza Şişli'de yapılacak. İlk 100 bileti avantajlı fiyatlarla alabileceğiniz Uzakrota Travel Marketing Summit içerisinde yaratılacak mini fuar ve B2B alanları ile turizm firmaları için isabetli bir network imkanı oluşturacak. Etkinlik biletlerini http://summit. uzakrota. com adresinden temin edebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/uzun-sureli-seyahat-hazirliklari-kafkaslar-seyahati-hazirliklari", "text": "Yaklaşık 1,5 ay sürecek Doğu Karadeniz, Gürcistan ve Ermenistan'ı kapsayan bir seyahate çıkacağım. Bu seyahate çıkmadan önce yaptığım hazırlıkları, uzun süreli seyahat hazırlıkları başlığı altında toplayarak paylaşmak istedim. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğunu ve yazdıklarımın benim kişisel deneyimlerim olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. - Yaz aylarındayız ve benim sıcakla hiç aram yok, bu nedenle görece serin olabilecek yerleri tercih ettim. - Euro ve USD paritesi bu kadar yükselmişken maliyetlerimi optimumda tutabilmek için ucuz ülkeleri tercih ettim. - Benzer sebeplerle vize istemeyen ülkeler, veya sınırda düşük maliyetle vize alabileceğim yerleri tercih ettim. - İlk uzun seyahatimi bildiğim coğrafyalara yapmak daha kolay geldi. - Rota hazırlamak için çok kısıtlı sürem vardı ve yine bildiğim coğrafyalarda rota çıkarmak çok daha kolay geldi. Bu listeyi daha da uzatabilirim ancak ana sebepler bu beşli oldu. Uzun süreli seyahat diyorum çünkü başta dediğim gibi benim hayatımda tek seferde yaptığım en uzun seyahatim bu olacak. O yüzden normalden biraz daha farklı hazırlıklarım var bu kez. - Öncelikle üzerimde fazla para taşımamak için hesap ve kredi kartlarımın geçerlilik tarihleri, şifreleri gibi bilgileri bir kontrol ettim. Yurt dışında hesabınızdan para çektiğinizde komisyon almayan Teb hesap kartımı yeniledim. Yurt dışında para ve kart kullanımıyla ilgili çok kapsamlı bir yazım var, detaylar için oraya göz atabilirsiniz. - Seyahat sigortamı yıllık yaptırıyorum sık seyahat ettiğim için, onun da süresi dolmuştu. Onu da yeniledim. Seyahat sigortasını ben ihmal etmiyorum, siz de etmeyin. - Seyahatte ihtiyacım olacak ekipmanlarımı kontrol edip eksiklerim var mı emin oldum. Bu seyahatimde Karadeniz'de çadır konaklaması planladığım için çadır sağlam mı? Gereken tüm malzemelerim iyi durumda mı bir kontrol ettim. Kamp malzemeleri için eksiklerimi tamamlamak için çok ekonomik fiyatlara spor malzemeleri alabileceğiniz Decathlon'u ziyaret edip ufak tefek eksiklerimi tamamladım. - Gideceğim ülkelerde ihtiyaç olsaydı eksik aşılarımı yaptıracaktım ancak Kafkaslar için gerek yok. Gideceğiniz bölgeye göre yaptırmanız gereken aşılar hakkında bilgi almak için seyahat sağlığı merkezinin internet sitesi veya telefonla arayarak bilgi alabilirsiniz. - İlk birkaç gün için konaklama ve tam olarak ulaşım detaylarını netleştirdim. Uzun bir yolculuk için daha uzun süreli plan yapmak çok gerçekçi gelmedi, plan yolda netleşecek 🙂 - Gideceğim bölgeler için Lonely Planet rehber kitabının pdf versiyonlarını edindim. Uluslararası bu rehber kitapta konaklamadan gezilecek yerlere, ulaşımdan dikkat edilmesi gerekenlere kadar işime yarayacak pek çok bilgi yer alıyor. Pdf'i telefonuma indiriyorum, öylece sürekli elimin altında oluyor. - Google Maps'te gideceğim yerleri işaretlediğim için o telefonumda olsa da offline olarak yani internetim olmadan da kullanabileceğim Maps. me uygulamasının gideceğim yerlerdeki haritalarını telefonuma indirdim. Böylece her an haritaya ulaşabileceğim. - Telefonum ve yanıma alacağım ekipman için sd kart, powerbank gibi malzemelerimin yeterli olduğundan emin oldum. Herşeyi telefona yükleyince ona çok iyi bakmak lazım 🙂 - Yalnız seyahat edeceğim için sıkıldığımda izlemek/dinlemek için film, dizi, müzik stoğu yaptım. - Kafkaslar Seyahati Hazırlıkları - Adını Kirazdan Alan Şehir Giresun, Giresun'da gezilecek yerler - Gizli Kalmış Cevher Santa Harabeleri - Gizemli Trabzon Manastırları - En Güzel Rize Yaylaları - Artvin Yaylaları Teorik olarak tabii ki yapılır, ancak yolların kötü olduğu yerlere karavan çıkar mı, karavan konaklaması nerelerde yapılabilir gibi bilgilere sahip değilim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/van-da-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölü, Akdamar Kilisesi, Muradiye Şelalesi gibi gezilecek yerlere sahip Van'a gelince, sadece gezmek olmaz, midemiz de bayram etsin diyenlerden misiniz? O halde Van'da ne yenir, nerede yenir sorusunun cevabını bu yazıda bulacaksınız, keyifli okumalar. Van'da ne yenir deyince ilk akla gelen şüphesi Van kahvaltısı. Van Kahvaltısı, 20 çeşit yöreye özgü yiyecek içermesi ile ünlü. - Cacık : Bildiğimiz cacıktan biraz daha yoğun, süzme yoğurt ile yapılıyor. Tereyağı ile birlikte yeniyor. - Murtuga: İçinde tereyağı, un ve yumurta var bulunan bir çeşit helva, kahvaltıda bal ile yemeniz önerilir. - Gavut: Esmer buğday, süt ve un ile yapılıyor, bunu da bal ile birlikte yiyerek tatlandırabilirsiniz. - Van otlu peyniri: İçine 25 çeşit yöre bitkisi karıştırılarak yapılan bir çeşit tulum peyniri. Kokulu peynir sevmeyenler için ağır gelebilir. - Bal: Kara kovan balı kahvaltının vazgeçilmezlerinden. - Kavurmalı Yumurta: Yöre hayvanlarının etinden yapılmış kavurmalı yumurtanın tadına mutlaka bakın dediler ama biz sucuklu yumurtayı tercih ettik. - Kete: Doğu Anadolu'da Van'da hamurişi dükkanlarında da bulabileceğiniz bir çeşit çörek. Kahvaltıya da ekmekle birlikte geliyor. Kaymak ve daha bir sürü kahvaltılıktan hazırlanıyor. Van'da hayat erken başlıyor. Kahvaltı servisi sabah 04:00'te başlıyor. Kahvaltı salonları en geç 12:00'de kapanmış oluyor. Erken giden en taze kahvaltıların tadını çıkarır. Gerçi şimdi şehre gelen turistler için kahvaltı süreleri uzamaya başlamış. Van kahvaltısını meşhur eden isim Bak Hele Bak Yusuf Konak Kahvaltı Evi'nin sahibi Yusuf Konak olsa da Van'da şu an bir kahvaltıcılar sokağı var ve kahvaltı yapmak için pek çok alternatif bulabilirsiniz. Yusuf Bey, tam anlamıyla bir şovmen. Kahvaltı etmeye gelenlere bilmeceler sorup minik hediyeler dağıtıyor. Ancak son gidişimizde masaya gelen peynir, zeytin gibi çeşitler yöresel değil de BİM'den alınmış gibi geldi bize. Umarım kaliteden ödün vermeden devam ederler. Van'a gittiğimde önerilen diğer kahvaltıcılar; Sütçü Fevzi ve Sütçü Kenan. Sınırsız çay ve serpme kahvaltı şeklinde sunulan Van kahvaltısı fiyatları 20-25 TL arasında değişiyor. Van gölünde yetişen tek balık cinsi İnci Kefali. Özellikle göç zamanında suyun akış yönünün tersine gitmeye çalışarak harika bir dans gösterisi sunan balıkların avlanma zamanı ise kış dönemidir. Eğer tatlı su balığı seviyorsanız, Van'da bulunan balıkçılarda inci kefalinin tadına bakabilirsiniz. Klasik balık pişirme yöntemlerinden farklı olarak tandırda yapılan balık, bölgenin en meşhur yemeklerinden biri. Uşgun, Van'da yemeklerde kullanılan, yüksek yerlerde bahar aylarında yetişen bir bitki türü. Besin değeri yüksek, bazı hastalıklara iyi geldiği düşünülen bitkinin mayhoş bir tadı vardır. Salça, soğan ve kavurma ile tatlandırılarak pişirilen ot yemeği bölgede oldukça popüler. Ancak restoranlarda bulmak pek kolay olmayabilir. Yukarıdaki yemekler dışında Doğu Anadolu'da pek çok yerde bulabileceğiniz kete, büryan kebabı, Van'da yiyebileceğiniz diğer yemekler. Van şehir merkezinde aradığınız her türlü yemek ve tatlıyı, Doğu bölgelere özgü kebap yemeklerini bulabileceğimiz pek çok restoran var. Cumhuriyet Caddesi'ne çıkarsanız damak tadınıza uygun bir yer mutlaka bulursunuz. Mencel Restoran yöresel yemek yapan yerlerin başında geliyor ancak rezervasyonsuz yer bulmak oldukça sıkıntılı. - Güzel insanlar şehri diye adlandırdığım Van'da gezilecek yerler yazıma da göz atın. - Tatvan'dan başlayıp Ankara'ya devam eden Van Gölü Ekspresi yazım da ilginizi çekebilir. - Yazı okumak yerine video izlemeyi sevenler için güzel bir Van Gölü Ekspresi videosu da hazırladım: Van Gölü Ekspresi videosu - Van'a gidince aç kalmamak için Van'da ne yenir, nerede yenir yazıma göz atın! - Van'a gelmişken mutlaka görülmesi gereken Akdamar Adası hakkında tüm detaylar için; Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi - Van'a gitmişken oradan İran'a geçmeyi düşünürseniz; Van-Tebriz Tren Seferleri"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/van-gezilecek-yerler", "text": "Van deyince benim aklıma ilk gelen şey Van'ın güzel insanları. Farklı zamanlarda Van'a yaptığım ziyaretlerde birbirinden güzel insanlar tanıdım, sohbet ettim, alışveriş yaptım ve her defasında hissettiğim Van'ın güzel insanlar şehri olduğu idi. Van'a yaptığım seyahatlerden sonra; Van ile ilgili deneyimlerim, Van'da gezilecek yerler, Van'a nasıl gidilir, Van'da ne yapılır, ne yenir gibi Van seyahatine dair aklınıza gelecek tüm sorularınızın cevaplarını Van gezi rehberi niteliğindeki bu yazıda derledim. Van'a her gidişimde yazımı güncelliyorum, umarım bu yazımı tekrar güncelleme imkanım olur, bekle beni Van, yine geleceğim! Öncelikle Van, tahmin ettiğinizden çok daha düzgün, düzenli, gelişmiş bir şehir. Büyükşehir statüsünde olan Van, İç ve Güney Doğu Anadolu'daki pek çok ilimizden çok daha güzel, temiz ve düzenli bir şehir. Gezerken de kendinizi son derece güvenli hissedeceğinizi de belirtmek isterim. Urartulara başkentlik yapmış, Doğu'nun en büyük illerinden biri olan Van'da gezilecek yerler listesinde nereler var, gelin birlikte bakalım! Van deyince akla Van Gölü geliyor. Vanlılar ona deniz diyor, öyle büyük öyle ihtişamlı olunca göl demek ayıp oluyor... İlk Van'a gidişimde uçak ile Van'a yaklaşırken pilotumuz Van Gölü çevresinde nereler olduğu anlatırken büyüsüne kapılıvermiştim Van Gölü'nün... Acaba Van Gölü Canavarı var mıydı gerçekten? Dünyanın en büyük sodalı, Türkiye'nin ise en büyük gölü, çevresini sarmış dağların karlı zirvelerinin arasında pırıl pırıldı Van Gölü... Her gördüğümde aynı heyecan ve hayranlığı yaşamaya devam ediyorum. Van Gölü'nün bir yanında Süphan Dağı, bir yanında Artos Dağı bütün ihtişamları ile gölün bekçileri gibi başında bekliyorlar. Van şehir merkezinde göl kıyısına yürüyüş alanları yapılmış, karşı kıyıya Tatvan'a giden arabalı vapurlar da buradaki iskeleden kalkıyor. Akşam yürüyüşü yapmak için keyifli bir nokta Van Gölü kıyısı. Ayrıca Van merkezden Gevaş yönüne doğru devam ederseniz yol kıyısında meşhur Van kahvaltısını deneyebileceğiniz mekanlara ek olarak Edremit Bölgesi'nde bir dalış merkezi yer alıyor, gölde dalış yapmak farklı bir deneyim olabilir. Van Kalesi, Urartu Krallığı'nın başkenti. Surlarla çevrilmiş olan kalede saray, tapınak, kaya mezaları, depolama alanları ve çivi yazılı steller bulunuyor. Urartular tarafından kurulmuş olan kale Persler ve Osmanlı Dönemi'nde de kullanılmaya devam edilmiş. Van merkezden minibüslerle ulaşabilecek mesafede (yaklaşık 5 km) Van Kalesi mutlaka görülmesi gerekenler listesinde bir önemli yer. Girişten basamaklarla 15-20 dakikada tırmanabileceğiniz tepenin üstüne inşa edilmiş kale, ince uzun bir krater tepesinin üzerine kurulmuş. Kaleden gün batımını izlemek paha biçilmez. Ayrıca tüm Van ve Van Gölü ayaklarınızın altında. Kalenin girişine eski Van evi örneği yapmışlar birkaç tane ama ben açık yakalayamadım. Hediyelik eşya alabileceğiniz dükkanlar ve kafeterya da var. Kaleye tırmanmadan önce bir kahve molası veya dönüşte bir soğuk içecek fena olmaz. - Van Kalesi 2022 yılı giriş ücreti 12,5 TL, Müzekart ile ücretsiz. - Van Kalesi ziyaret saatleri yaz döneminde 10:00-19:00, kış döneminde ise 08:00-17:00 saatleri arasında. Van Kalesi'nin eteklerinde yeni Van Müzesi ziyarete açılmış, çok iyi olmuş. Eski Van Müzesi çok küçük ve kötü sergileme alanlarına sahip idi. Yeni müze hem alan olarak oldukça büyük hem de sergilenen eserler çok güzel bir şekilde düzenlenmiş. Urartulardan kalma pek çok değerli parça burada sergilenirken Van ve çevresindeki pek çok önemli noktayı tanıyabileceğiniz alanlar oluşturulmuş. Müzenin hakkını vermek için en az birkaç saat ayırmak gerek. - Van Müzesi 2022 yılı giriş ücreti 12.5 TL, Müzekart ile ücretsiz. Van kedilerinin soyu tükenmekte olduğundan koruma altındalar. Bu nedenle de sadece Yüzüncü Yıl Üniversitesi'ndeki Kedi Evi'nde gerçek Van kedisi görebilirsiniz. Kedi Villası adı verilmiş olan kedi evine 2022 giriş ücreti 3.5 TL. İçeride kedileri sevmek isterseniz 12,5 TL verip mama alıyorsunuz ve kedilerin olduğu alana geçip besleme yapabiliyorsunuz. Kapıdan girdiğinizde önce yeni doğmuş kedileri anneleri ile birlikte görüyorsunuz. Ortada kedilerin dolaştığı tel örgü ile çevrilmiş bir bölüm var. Besleme odaları ile bu alanın çevresine sıralanmış durumda. Besleme odalarının tamamı beton zemin. Kedilerin yumuşak ve sıcak bir şekilde yatıp dinlenebileceği bir yerler varmış gibi görünmedi bana. İyi besleniyor olsalar da çoğunun tüyleri dökülmüş ve mutsuz görünüyorlardı. Umarım iyi bakılıyorlardır. Van'a geldiğinizde Van şehir merkezine de zaman ayırmanızı öneririm; restaurantlar, kahvaltı salonları, oteller bu bölgede. Eski çarşı restore edilmiş, pek çok dükkanın olduğu hareketli bir yer. Sakatatçılar Çarşısı ve Peynirciler Çarşısı mutlaka listenizde olsun. Meşhur Van peynirlerini almak için uğrayabilirsiniz. Cumhuriyet Caddesi şehrin en merkezi caddesi, sabah akşam kalabalık ve hareketli. Cadde üzerinde aradığınız herşeyi bulmanız mümkün. Adını Ah Tamara Efsanesi'nden alan Akdamar adası Van'ın Gevaş ilçesine 10 km. mesafede. İlçeden minibüslerle ya da taksiyle iskeleye gelip, iskeleden de adaya teknelerle geçebilirsiniz. Van iskeleden yaz aylarında direkt Akdamar Adası'na feribot kalkıyor. Yaz döneminde Gevaş'tan tekneler yarım saatte bir kalkıyor. Kış ve bahar aylarında Gevaş'ta bulunan iki motor iskelesinden birine gelmeniz gerekiyor. Biri Grandeniz İskelesi, diğeri de Gevaş Akdamar İskelesi diye geçiyor. İskelelerden motorlar 10 kişiye ulaşınca kalkıyor. Motor fiyatları en son gittiğimde kişi başı 20 TL idi, ancak yaz sezonunda 30-35 TL olabilirmiş. Gevaş Akdamar İskelesi'ne Van merkezden otobüs seferleri düzenleniyor. Otobüsler Van'dan 07:00, 10:00, 13:00 ve 16:00'da kalkıyor. Dönüş otobüsleri ise iskeleden 08:00, 11:30, 14:30 ve 18:00'de hareket ediyor. - Akdamar Adası'na 2022 yılı giriş ücreti 35 TL, Müzekart ile ücretsiz. Kış aylarında gelen sayısı az olduğu için en yoğun saatler olan 12:00-14:00 arası motor iskelesinde olmaya çalışın aksi halde 10 kişinin tamamlanması için çok uzun süre beklemeniz gerekebilir. Motora bindikten sonra manzara öyle güzel ki. Kış sonu gittiğim için Van Gölü'nü çevreleyen karlı zirveleri seyrederek adaya doğru gölün üstünde sakin sakin ilerliyoruz. Göl de öyle sakin, öyle durgun ki... Adadaki kilise 2010 yılında ibadete açıldıktan sonra epey turist çekmeye başlamış, fena olmayan restorasyonu beni mutlu etti. Umarım daha çok ziyaretçisi olur. Çay bahçesinde oturup kahvemizi yudumlarken yine zirvelere dalıp gidiyoruz.... Van'a gelmişken mutlaka görülmesi gereken Akdamar Adası hakkında tüm detaylar için; Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi yazma beklerim. Adada küçük bir hediyelik eşya dükkanı var, aynı zamanda büfe gibi hizmet veriyor. Çay kahve, meşrubat isterseniz alabilirsiniz. Adayı bu kadar özel yapan yer Akdamar Kilisesi. Bir Ermeni Kilisesi olan Akdamar'da her yıl Eylül ayında Kutsal Haç Yortusu Ayin'i düzenleniyor, ancak zaman zaman güvenlik gerekçesi ile ayin iptal olabiliyormuş. Van'a 90 km mesafede Muradiye Şelalesi, Van'da görülmeye değer yerlerden bir diğeri. Şelaleye giriş ücretsiz. Şelale çevresinde yürüyüş yolları ve izleme terasları düzgün şekilde düzenlenmiş durumda. Şelale manzarasına nazır bir kafeterya ve birkaç büfe yer alıyor çevrede. Şelalenin aktığı tarafa geçebileceğiniz bir asma köprü ve çevrede piknik yapılabilecek alanlar bulunuyor. Şelalenin yüksekliği 18 metre. Adını da Bağdat Seferi'ne çıkan IV: Murat'tan almış. Ben Muradiye Şelalesi'ni karlar altında ve baharda debisi yüksek iken görme imkanı yakaladım. Eminim baharda ağaçlar yeşerip çiçekler açtığında çok daha güzel olur. Toplu taşıma ile ulaşım biraz sorunlu, Van merkezden minibüsler kalkıyor ama yola çıkarken dönüş olup olmadığını muhakkak sorun. St. Thomas Kilisesi; Van şehir merkezine 118 km, Gevaş ilçe merkezine 42, Altınsaç Köyü'ne ise 5 kilometre mesafede bulunuyor. Kilisenin yolunun son 15-20 km'lik kısmı oldukça bozuk. Sakın Altınsaç Köyü içindeki kiliseyi görüp geri dönmeyin, yola devam edin. Aracı bıraktığınız noktadan sonra 800 metre kadar patikadan yürümeniz gerekiyor. St. Thomas Ermeni Kilisesi, Aziz Thomas'ın kutsal eşyalarını korumak amacıyla inşa edilmiş. Tam olarak bilinmese de kilisenin 1581 yılında başrahip Kirakos tarafından yaptırıldığı sanılıyor. Çavuştepe Kalesi, Van şehir merkezine 27 km mesafede bulunuyor. Van Kalesi gibi bir tepeye kurulmuş olan Urartu Kalesi'nden geriye pek birşey kalmamış. Önce Van Müzesi'ne giderseniz Çavuştepe Kalesi'nin nasıl göründüğüne dair bir simülasyon sergileniyor, onu gördükten sonra kaleye gelince gördükleriniz çok daha anlamlı oluyor. Burada bekçilik yaparken Urartu dilini öğrenden Mehmet Kuşman ise artık emekli olduğu için kaleyi bekleyen kimse kalmamış. Gürpınar'da yaşayan Kuşman ile önceden iletişime geçerseniz ve müsait olursa size buraları anlatıyor. Kaleye giriş ücretsiz. Buraya herhangi bir toplu taşıma imkanı yok, özel araç ile gelmeniz gerekiyor. Van'a yaklaşık 60 km uzaklıkta olan Hoşap Kalesi'nin geçmişi Urartulara dayanıyor. Tam anlamıyla bir Ortaçağ Kalesi. Tepede bulunan kale ve şehri koruyan dış surlar burayı masalsı bir yere dönüştürmüş. Bir Osmanlı Köprüsü ve bir de kümbet bulunuyor kale çevresinde. Maalesef Hoşap Kalesi'ni ziyaret edebilmek için Van Müze Müdürlüğü'nden özel izin almak gerekiyor. Aksi halde kalenin içine giriş yok. Van'a gitmişken Van Gölü kıyısında bulunan ve bir zamanlar Anadolu'nun ve Türk-İslam tarihinin önemli şehirlerinden biri olan Ahlat'ı da rotanıza eklemeyi düşünebilirsiniz. Fikir almak isterseniz Ahlat'ta Gezilecek Yerler & Ahlat Gezi Rehberi yazıma göz atın. Yukarıda detayları ile anlattım Van'da gezilecek yerler listesi özet olarak aşağıda yer alıyor. - Van Gölü - Van Kalesi - Van Müzesi - Van Kedi Evi - Van Çarşısı - Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi - Muradiye Şelalesi - St. Thomas Kilisesi - Çavuştepe Kalesi - Hoşap Kalesi Van'da gezilecek yerler, yeme-içme yerleri ve konaklama seçenekleri aşağıdaki haritada yer alıyor. Van'da gezilecek yerler listesini tamamladığımıza göre Van'ın tarihçesi, ulaşım, yeme-içme gibi konulara bakabiliriz. Van Gölü'nün bereketi, stratejik konumu nedeniyle Van tarih boyunca önemli bir şehir olmuş. Van'ın tarihinin M. Ö. 5000'lere kadar dayandığına dair bulgulara ulaşılmış. Van'da kurulan bilinen ilk devlet M. Ö. 2000 yıllarında Hurriler. Hurrilerin devamı olan Urartular M. Ö. 900 yıllarında Urartu Devleti'ni kurmuşlar. M. Ö. 612 yılında Anadolu'ya gelen Medler Urartuların egemenliğine son vermiş. Medlerden sonra Persler, Makedonlar, Partlar bölgeye egemen olmuş. Romalılar ile Sasanilerin paylaşamadığı Van, Doğu Roma döneminde Büyük Selçuklu egemenliğine geçmiş. Karakoyunlular, Eyyübiler, Safeviler derken 1548 yılında Osmanlı İmparatorluğu Van'ı almış. Van, Doğu Anadolu Bölgesi'nde Van Gölü'nün batı kıyısında yer alıyor. Van; kuzeyde Ağrı, batıda Bitlis, güneyde Siirt ve Hakkari, doğuda ise İran ile komşu. - Van'a büyük şehirlerden ulaşmanın en pratik yolu Van Ferit Melen Havalimanı'na uçak ile gelmek. Yurt içi ve yurt dışından havayolu ile Van'a ulaşmak mümkün. - Van'a otobüs ile ulaşmak isterseniz hem çevre illerden hem de büyük şehirlerden düzenli otobüs seferleri düzenleniyor. - Van'a direk gelmiyor olsa da Ankara'dan Tatvan'a gelen Van Gölü Ekspresi Van'a trenle gelmenin bir yolu. - Van Gölü'nü aşarak Van'a gelmek isterseniz arabalı feribot ile Van'a ulaşmak da bir seçenek. Van ile İran arasında Kapıköy sınır kapısı bulunuyor. Sınır kapısı Van şehir merkezine 108 km mesafede yer alıyor. Bu kapı hem ticari hem de bireysel geçişler için kullanıldığı için oldukça yoğun. Türkiye tarafı çok düzenli olmasına rağmen İran tarafı oldukça düzensiz ve karmaşık. Van şehir merkezinden İran'ın sınıra ve sınıra yakın şehirlerine giden minibüs seferleri bulunuyor. Gölvan Turizm ve Erdem Turizm Van'dan İran'a giden firmalar. Gölvan Turizm'e +905452056413 numaralı telefondan ulaşarak kalkış saatleri ve fiyatla ilgili bilgi alabilirsiniz. Van'dan İran'a tren ile geçmek de bir seçenek, detaylar için Van-Tebriz Tren Seferleri yazıma göz atabilirsiniz. Van'a gitmek için en güzel dönem Mayıs-Haziran ayları. Mayıs ayında bu bölgeye özgü endemik bir tür olan ters laleler açıyormuş, onları görme imkanı bulabilirsiniz. Yine Mayıs ayında inci kefalinin göçü oluyor. O göçü canlı görmek için güzel bir fırsat olabilir. Van'a kış aylarında giderseniz bol bol kar ve soğuk hava ile karşılaşacaksınız. Eylül ayında giderseniz ise Akdamar Adası'nda düzenlenen Kutsal Haç Yortusu'nu yakalama imkanınız olabilir. Van kahvaltısı ile meşhur olsa da pek çok yerel yemeği ve Van Gölü'nden avlanan balıkları ile pek çok yemek seçeneği bulabileceğiniz bir şehir. Van yemekleri konusundaki önerilerim için Van'da ne yenir, nerede yenir yazıma göz atın! Van bölgenin en büyük şehri olduğundan Wyndam, Ramada gibi zincir otellerin burada şubeleri var. Daha ekonomik seçeneklerden biri ise Van Şişli Öğretmen Evi. Ben Van'a gidişimde burada kaldım. Fiyat/performans olarak gayet iyi. Telefonla rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Van'ın doğal ve tarihi güzelliklerin yanısıra, insanlarının da güzelliklerine şahit oldum. Van'a gittiğimde gördüğüm ve beni dehşete düşüren en önemli konu, oradaki insanları uzaktaki sırça köşklerimizden nasıl da yanlış tanıdığımızdı. Misafirperver, cana yakın, yardımsever... Van'a her gidişimde bizi evimizde hissettiren arkadaşım Yusuf'a buradan tekrar teşekkürlerimi iletiyorum. Van iline ben de önyargı ile geldim. Acaba sokakta yürüyebilecek miyim, sokakta bana insanlar dik dik bakar mı düşüncem vardı. ancak geldiğim ilk anda bu ön yargımın çok yersiz olduğunu farkettim. Sokakta insanlar çok rahat bir şekilde yürüyor. Kızlar dışarıda açık şekilde rahatça dolaşıyor. Vandaki insanlar da normal insanlar kısacası. Herhangi bir anadolu şehri nasıl ise, Vandaki yaşam da aynı şekilde. Korkularımız sadece bizlerden kaynaklı. Nisan ayı gibi işim nedeniyle bir gitme planım vardı. Yaklaşık 2 saat bir boşluğum olacak bu süreç içerisinde eğer yetiştirebilirsem diye Van'ın değerli yerlerini gezip görmek istedim. Blog yazınız da adeta benim için bir rehber niteliğine oldu."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/van-golu-ekspresi", "text": "Van Gölü Ekspresi, Ankara-Tatvan arasında gidip gelen, Anadolu'nun tam ortasında yaklaşık 27 saatlik bir yolculuk vaadeden, Doğu Ekspresi'nin tahtına göz dikmiş tren hattımız. Doğu Ekspresi popüler olunca gözler ülkemizdeki diğer tren yolculuklarına döndü ve ilk sıraya Van Gölü Ekspresi yerleşiverdi. 2019 yılı Şubat'ın son günü yola çıkıp, 1 Mart'ta tamamladığım Van Gölü Ekspresi deneyimimi döner dönmez paylaşmak istedim. Hadi gelin, adım adım neler yaşadığıma birlikte bakalım. Van Gölü Ekspresi bileti satın almak için en kolay yöntem TCDD'nin internet sitesi. TCDD'nin internet sitesi veya telefonunuza indireceğiniz mobil uygulaması ile istediğiniz tarih ve rotayı belirleyerek tren biletinizi satın alabilirsiniz. Internet ile aram iyi değil diyenlerdenseniz TCDD'nin tren istasyonlarında yer alan bilet satış gişelerinden, 444 82 33 numaralı çağrı merkezinden veya PTT Şubelerinden de bilet alabilirsiniz. Trenlere kolay yer bulunmadığı, sürekli boş yer takibi yapmak gerektiği için mutlaka mobil uygulamasını indirmenizi öneririm. Android veya Ios kullanıcısı olmanız farketmez, telefonunuzun uygulama mağazasında \"TCDD\" diye aratırsanız, \"E-bilet\" yazan bir uygulama göreceksiniz. Bu uygulamayı telefonunuza indirerek tren bileti satın alabilir, aldığınız biletleri görüntüleyebilir, rezervasyonlarınızı bilete çevirebilirsiniz. Van Gölü Ekspresi bileti satın alma süreci, Doğu Ekspresi bileti satın alma süreci ile tamamen aynı. O yazıma göz atabilirsiniz, yine de kısa bir özet geçeceğim. Van Gölü Ekspresi biletleri, yolculuk tarihinden 30 gün önce satışa çıkıyor. Van Gölü Ekspresi bileti bulmak Doğu Ekspresi bileti bulmak gibi zor. Bu nedenle biletlerin satışa çıktığı tarihten itibaren yakın takip ve hızlı haraket etmek gerekiyor. Biz biletler satışa çıkar çıkmaz bilet bakmaya başladık, ancak yataklı ve örtülü kuşetli vagonlarda yer bulamadık. Bu nedenle her gün, hatta günde birkaç kez sürekli internet sitesi ve/veya mobil uygulamdan yer bakmaya başladık. Yolculuğumuza 10 gün kala, hiç yer olmayan yataklı ve örtülü kuşetli vagonlarda birden 20 yataklık yer açıldı, sürekli takip ettiğimiz için yer açılır açılmaz biletlerimizi satın aldık. Bu toplu yer açılmaların kaynağı turlar. 20 kişilik yer tutuyorlar, ancak turu dolduramadıkları için iptal ediyorlar, böylece pat diye 20 kişilik yer açığa çıkmış oluyor. Biz bilet aldıktan sonra bir de ek vagon kondu, böylece bizden sonra bilet alanlar da kolayca yer bulabilmiş. Yani yolculuğunuza 1 hafta-10 gün de kalsa bilet yok diye ümidinizi kesmeyin, hem gelen iptaller, hem de ek vagon ile her an yer açılabilir. Çok Gezen Tüyosu: Bir tüyom daha olacak, genelde kuşetli ve yataklı vagonda yer bulunmuyor ama pulmanda yer bulunuyor. Trene kesinlikle binmek istiyorsanız, pulmandan biletinizi alın, trene bindiğinizde hemen kondüktöre yataklı veya kuşetli vagonda yer olursa geçmek istediğinizi söyleyin. Son dakika iptalleri veya bileti almış olsa da gelmeyenler oluyor, sizi o boş yerlere aradaki fiyat farkını ödeyerek geçiriyorlar. Yukarıda sürekli vagon tiplerinden bahsettim, ilk kez bu tarz trenlere binecekler için anlamlı gelmemiş olabilir, o yüzden vagon ve bilet tiplerini de anlatayım. - Pulman: Otobüs koltuğu gibi, ikili koltukların olduğu tren vagonlarına pulman deniyor. Otobüslere çok daha geniş ve rahat koltuklar olsa da 100 kişi ile aynı vagonda seyahat ediyorsunuz, 27 saat gibi uzun süreler için biraz yorucu olabilir. Koltuklar epey yatıyor ama yine de bir yatak değil. - Örtülü Kuşetli: 4 kişilik, karşılıklı koltukların yatak olarak kullanılabildiği, cam kenarında minik bir masası olan vagonlar. Genelde grup halinde seyahat edenler bu tip vagonları tercih ediyor. Veya 2 kişi, 4 kişilik kompartmanı kapatıp geniş geniş seyahat etmek için bu tipi tercih ediyor. Burada bir karşılıklı oturma durumu var, yani 4 kişiden 2 kişi trenin gidiş yönüne ters oturuyor ve yatıyor, herkes bu durumdan hoşnut olmayabilir. - Yataklı: Benim gibi biraz daha keyfinize düşkünseniz bu en güzel seçenek bana göre. Bir altta bir üstte olmak üzere 2 yataklı olan bu kompartmanlarda buzdolabınız ve lavabonuz var. Oldukça geniş alanınız, buzdolabının üstünde masa olarak kullanabileceğiniz geniş bir alanınız var. Yolculuk çok uzun olduğu ve yanımıza bir sürü yiyecek aldığımız için buzdolabı bizim çok işimizi gördü. Bunlar dışında trende bir de yemek vagonu bulunuyor. Eğer yataklı kompartmanda 2 kişi değil de tek kişi kalmak isterseniz 187 TL'ye odayı kapatabiliyorsunuz. Yukarıdaki fiyat listesi ilk duraktan binip son duraktan inmeniz durumunda geçerli olan fiyatlar, eğer ara duraklardan inip binecekseniz ona göre fiyatlar da değişiklik gösteriyor. - Gidiş-Dönüş bileti alanlara %20: Aynı çıkış varış istasyonları arasında satışa açık trenler ile yapılan gidiş-dönüş seyahatlerinde uygulanır. - Genç %20: 13-26 yaşları arasında bulunan gençler faydalanabilmektedir. - Öğretmen% 20: Milli Eğitim Bakanlığına bağlı veya bu bakanlık tarafından onaylanmış her derece ve türdeki resmi ve özel okullarda halen çalışan tüm öğretmenlere, Yükseköğretim kuruluşlarında çalışan tüm öğretim elemanlarına, Türk uyruklu olup yabancı ülkelerde çalışan öğretmenlere, - Askeri yolcu %20: Türk Silahlı kuvvetlerinde halen çalışmakta bulunan subay, astsubay ve askeri memurlara, NATO'nun askeri görevlilerine, uzman, uzatmalı çavuş, onbaşı ve erlere, - En az 12 kişilik grup yolcular %20: Niteliklerine bakılmaksızın en az 12 kişi olmak veya bu adet üzerinden ücret ödemek koşuluyla grup halinde seyahat etmek isteyen yolculara, - 60 yaş ve üzerindeki yolcular %20, - Yerli ve yabancı Basın Kartı sahipleri %20: Yerli ve yabancı basın kartı sahiplerine Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce verilen kartlar geçerlidir. - Çalışan TCDD Personeli, eşi, çocukları ile TCDD emeklisi ve eşine %20 - 65 Yaş ve üzerindeki yolcular %50, - Çocuk (7-12 yaş arası) % 50 indirim yapılır. (Ayrı bir yer istenmemek koşuluyla 0-6 yaş çocuklar ücretsiz seyahat edebilir.) Yaşa dayalı indirimlerde (Genç, 65 Yaş vb.) yaş hesabı yapılırken gün ve aya bakılmaz, doğum yılı esas alınır. İndirimlere ilişkin kaynak TCDD internet sitesidir. Benim rotam Uçakla Kars, Kars'tan Doğubeyazıt, Doğubeyazıt'tan Van'a, Van'dan Tatvan'a ve Tatvan'dan Van Gölü Ekspresi ile Ankara'ya, oradan da İstanbul'a dönüş şeklinde oldu. Siz dilerseniz direkt Van'a uçakla gelip Van'da gezilecek yerleri görüp, sonra tren ile dönebilirsiniz. Van Gölü Ekspresi Ankara-Tatvan-Ankara arasında çalışmaktadır. Adı Van Gölü olsa da Van'a kadar devam etmediğini hatırlatmakta fayda var. Ankara'dan Salı ve Pazar günleri, Tatvan'dan ise Salı ve Perşembe günleri sefer düzenlenmektedir. Aşağıdaki tabloda ana duraklardan geçiş saatlerini görebilirsiniz. Ankara'dan Salı ve Pazar günleri 11:00'de hareket edip ertesi gün Tatvan'a 11.16'da ulaşıyor TCDD'nin verdiği bilgiye göre ancak henüz rötarsız ulaşanı duymadım. Ortalama 27 saat süreceğini göz önüne alarak plan yapmanız en ideali olacaktır. Tatvan'dan her Salı ve Perşembe günü sabah 07:55'te tren hareket ediyor ve ertesi gün sabah Ankara'ya ulaşıyor. Van Gölü Ekspresi'ne biniş yönü için tavsiyem; Tatvan-Ankara yönünde bu trene binmeniz, çünkü yolun çok büyük bir kısmını gündüz gözü ile görüyor, Doğu'nun muhteşem manzaralarına uzun saatler şahit olabiliyorsunuz. - Cumartesi günü Van kahvaltısı, Van merkez, Muradiye Şelalesi, Kedi Evi, - Pazar günü Doğubeyazıt İshakpaşa Sarayı ve Doğubeyazıt'ta gezilecek yerler, - Pazartesi günü Akdamar Adası, ve akşam üstü Tatvan'a varış, geç olmadan Büryan kebabı yeme, Tatvan'da konaklama, - Salı sabah treni ile Ankara'ya dönüş. Van Gölü Ekspresi, TCDD'nin resmi açıklamasına göre yaklaşık 24 saat sürüyor görünse de yolda sürekli rötarlar yaşanıyor. Genel olarak gidenlerden gözlemlediğim 27 saat civarında sürdüğü, bizim yolculuğumuz da tam 27 saat sürdü. Ancak tren arızası veya küçük kazalar gibi durumlar da yaşanabiliyor ve 10-12 saate kadar rötar görülebiliyormuş, bu nedenle varış saatine göre plan yaptıysanız, rötar ihtimalini dikkate almanızda fayda var. Biz Ankara-İstanbul dönüş biletimizi almamıştık, 11:00 gibi Ankara'ya inince hemen Aşti otogarına geçip ilk otobüste yer bulduk. Ankara Tren Garı ile Aşti Otogarı arası sadece 3,5 km, taksi 21 TL tutuyor. Eğer YHT ile İstanbul'a dönmek isterseniz iki tren istasyonu arasında banliyö treni çalışıyor, tren biletinizi göstererek ücretsiz olarak banliyöye binebiliyormuşsunuz. Van merkezden Tatvan'a ulaşmak için çok fazla toplu taşıma seçeneğiniz var. Van otogarından ister büyük şehirlerarası otobüslerle ister küçük minibüslerle Tatvan'a geçebilirsiniz. Van'dan kalkan ve Tatvan'daki tren hattı ile bağlantılı olması gereken bir feribot var aslında. Ancak feribotun Van Gölü'nü geçmesi 5 saatten fazla sürdüğü ve trenin de sabah erken olduğunu düşünerek bu seçeneği biz hiç değerlendirmedik. Biz Van'da Van Kahvaltısı ettikten sonra Akdamar Adası'na geçtik. Van otogarından Akdamar Adası'na doldukça kalkan minibüsler var, yaklaşık 1 saatlik yolculuk kişi başı 7 TL sadece. Akdamar'a gideceğinizi söylediğinizde sizi tam motor iskelesinin önünde indiriyorlar. Akdamar Adası'na gidiş 20-25 dakika sürüyor, adada en az 1-1,5 saat geçirmenizi öneririm. Dönüş de 20-25 dakika sürüyor. 2-2,5 saat gibi bir süreyi buraya ayırmanızda fayda var. Kış döneminde motorlar 10 kişi toplanınca kalkıyor ve en kalabalık öğlen 12:00-14:00 arası oluyormuş, o saatler dışında gidince motorun dolması için uzun bekleyebilirsiniz. Akdamar Adası dönüşü, motoru kullanan kaptan Tatvan'a geçeceğimizi söyleyince Best Van otobüs firmasını aradı, otobüs bizi yol kenarında bekledi. Akdamar Adası motor iskelesinden Tatvan 2 saat kadar sürüyor. Kişi başı 30 TL aldılar, orada biraz kazıklandık galiba. Van oldukça büyük ve gelişmiş bir şehir, pek çok otel zincirinin Van'da otelleri var. Biz ekonomik konaklamak istediğimiz için önce Van merkezde yer alan Öğretmen Evleri'ni aradık. Van şehir merkezindeki Şişli Öğretmen Evi ve göl kıyısıdaki İskele Öğretmen Evi bizim gittiğimiz tarihlerde dolu idi, bu nedenle Van'ın tek hosteli olan Van Backpackers Hostel'de konakladık, ortak banyolu odada kişi başı 50 TL ödedik. - Van Şişli Öğretmen Evi Telefonu: 0 (432) 216 46 58 - Van İskele Öğretmen Evi Telefonu: 0 (432) 222 02 15 - Van Backpackers Hostel Telefonu: (0432) 215 59 97 Tatvan'da da konaklamak için çok yer aramadık, Tatvan şehir merkezinde oldukça büyük bir Öğretmen Evi var, orası konusunda şanslı idik. Tatvan Öğretmen Evi'nde yer bulduk, paylaşımlı odada kişi başı 35 TL ödedik. - Tatvan Öğretmen Evi Telefonu: (0434) 827 24 11 Tatvan şehir merkezinde konaklayarak sabah trene yetişmeyi planladıysanız, şehir merkezinden tren garı yaklaşık 2 km, taksiler sabit 20 TL'ye götürüyorlar. Taksimetre açmıyorlar. Van Gölü Ekspresi için en iyi zaman için herkes Mayıs, Haziran dese de ben Şubat sonunda gittiğim için çok mutluyum. Şubat sonunda, Tatvan'dan Kayseri'ye kadar olan bütün yol karla kaplı idi. O kar manzaralarını izlemeye doyamadım. Van Gölü Ekspresi için Mayıs ve Haziran için en iyi dönem denmesinin nedeni bütün ağaçların çiçek açmış, doğanın uyanmış olması nedeniyle manzaraların güzel olması, Van'ı gezmek isterseniz de havanın daha uygun olması. Van'da gezilecek yerler arasında yer alan Muradiye Şelalesi kış aylarında buz tutuyor, kış aylarında gelirseniz buz tutmuş şelaleyi görmek normal akan halini görmekten çok daha etkileyici. Akdamar Adası'nı hem baharda hem de kışın görme şansım oldu, kar altındaki hali bana çok daha güzel göründü, Van şehir merkezi ve Kedi Evi gibi görülmesi gereken yerler için de bahar aylarını beklemenize gerek yok. Sadece Mayıs ayında gelirseniz Van Gölü'nde yaşayan inci kefali balığının göç zamanına denk gelirsiniz ve suyun tersine akan bu balıkların göçünü izleyebilirsiniz. - Yerinden sökülen tabelalar düzgün takılmadığı için düşüyormuş, düşünce de sorumlusu çalışanlar oluyormuş. O yüzden her fotoğraf çekilenin arkasından tabela düzgün takıldı mı diye kontrol etmek zorunda kalıyorlar. - Tren hareket halinde iken kapıları açıp fotoğraf çekenler pek çok kazaya neden olmuş 😔Bu yüzden artık seyir halinde bütün kapıları kilitliyorlar. - Kompartmanlardaki ışıklı süslemeler, elektrik ocakları vagonların sigortalarını attırdığı için 24-27 saat yolu elektriksiz/ışıksız geçirmek zorunda kalan vagonlar oluyormuş. - Yemek pişirmek için getirilen ocakların kontrolsüz kullanımı yangınlara sebep oluyormuş, yangından çıkmış bir vagonun görüntülerini gözlerimle gördüm. Daha burada yazamayacağım pek çok hikaye dinledim kondüktörlerden. Tüm bunları neden yazdım? Bu keyifli yolculuğu yaparken çalışanları zor durumda bırakmadan, eğlencenin dozunu kaçırmadan da çok iyi vakit geçirmek mümkün. TCDD'nin uzun mesafe trenlerinin hepsinde bir yemek vagonu var. Yemek vagonunda basit yemekler ve sıcak/soğuk, alkolsüz içecekleri bulabiliyorsunuz, fiyatları da fena değil. Ancak yol uzun, hem trendeki diğer yolcularla kaynaşmak, hem de istediğiniz şeyleri yiyip içmek için yanınıza yiyecek/içecek almanız en iyisi. Biz Tatvan merkezden oldukça yüklü bir alışveriş yaptık. 2 kahvaltı, 1 öğlen, 1 akşam yemeği için ihtiyacımız olan her türlü yiyecek yanımızda idi. Yataklı vagonda kaldığımız için buzdolabımız vardı. Küçük bir kamp ocağımız vardı, istediğimiz zaman çay/kahve veya sıcak su yapabildik, makarna dahi pişirdik. Yemek vagonundan sıcak su alamıyorsunuz. Akşam ve öğle yemeğinde ise, konserve barbunya, ton balığı, közlenmiş patlıcan, salata, yoğurt, makarna gibi hazırlaması kolay yemekler yaptık. Tabii kamp ocağıyla birlikte kamp çatal, bıçak, tabak, tencere ekipmanları da yanımızda idi. Tabii trendeki yemek vagonunda alkol de yok, açık alanda değil ama kendi kompartmanınızda içkinizi içebiliyorsunuz bir sıkıntı olmuyor. - Yanınızda yastık kılıfı ve çarşaf taşıyabilirsiniz. Ben hayatta taşımam 🙂 - Benim seyahatlerde yanıma aldığım ultra light tipi bir uyku tulumum var, çok az yer kaplıyor. Eğer kalacağım yerin hijyeni konusunda endişem varsa yatağın içine veya üstüne uyku tulumunu serip onun içinde yatıyorum, ama trenlerde hiç gerek yok bence. Yine de hassas kişilere öneririm. - Yastık kılıfı yüzüme değiyor diyenlerdenseniz temiz bir tshirtinizi yastığa geçirin, mışıl mışıl uyuyun. Trende tuvalete gelince, trende yolculuk eden kişi sayısı ve yolculuk süresini dikkate alacak olursak, benim beklentim tuvaletlerin çok daha kirli olması idi. Ancak bizim şansımız sondan bir önceki vagonda olmamız idi, bizden taraftaki tuvaleti kullanan sayısı orta vagonlara göre çok daha azdı. Tren çalışanların da hakkını yemeyelim, tuvaletler sık sık temizlendi, tuvalet kağıdı ve havlu bittikçe takviye yapıldı. - Pamukkale Ekspresi: İlk öğrencilik yıllarımda Burdur'dan biner, İstanbul Haydarpaşa'da inerdim. Şimdi sadece Denizli-Eskişehir arasında çalışıyor. Sadece pulman vagonu var. - Toros Ekspresi: Adana-Konya-Adana arası çalışıyor. Sadece pulman vagonu var. - Güney Kurtalan Ekspresi: Ankara-Kurtalan-Ankara arası haftanın 5 günü çalışıyor. Pulman, örtülü kuşet, yemekli ve yataklı vagonları var. - Fırat Ekspresi: Elazığ-Adana-Elazığ arası her gün çalışıyor, sadece pulman vagonu var. - Erciyes Ekspresi: Kayseri-Adana-Kayseri arası her gün çalışıyor, sadece pulman vagonu var. - Güzel insanlar şehri diye adlandırdığım Van'da gezilecek yerler yazıma da göz atın. - Tatvan'dan başlayıp Ankara'ya devam eden Van Gölü Ekspresi yazım da ilginizi çekebilir. - Yazı okumak yerine video izlemeyi sevenler için güzel bir Van Gölü Ekspresi videosu da hazırladım: Van Gölü Ekspresi videosu - Van'a gidince aç kalmamak için Van'da ne yenir, nerede yenir yazıma göz atın! - Van'a gelmişken mutlaka görülmesi gereken Akdamar Adası hakkında tüm detaylar için; Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi - Van'a gitmişken oradan İran'a geçmeyi düşünürseniz; Van-Tebriz Tren Seferleri - Türkiye'nin e ikonik tren yolu rotası olan Ankara-Kars arasında çalışan Doğu Ekspresi'ni deneyimlemek isterseniz; Doğu Ekspresi Bileti Nasıl Alınır? - Türkiye dışına, yakın yerlere tren ile yolculuğu deneyimlemek isterseniz, Bulgaristan'ın başkenti Sofya'ya gidebileceğiniz Sofya Ekspresi treni - İstanbul-Ankara arasında hizmet veren yüksek hızlı tren : İstanbul-Ankara YHT - Van'a gitmişken oradan İran'a geçmeyi düşünürseniz; Van-Tebriz Tren Seferleri - İtalya'yı tren ile gezmek gibi bir planınız varsa; İtalya'da Tren Yolculuğu Bukadar mı güzel yazılır. Tebrik ederim. Gerçekten çok faydalı oldu. Çok güzel bir yazı yazmışsınız ellerinize sağlık insagramdan sizi takip etmek isterim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/van-tebriz-tren-seferleri-basliyor", "text": "Van-Tebriz tren seferleri, 2015 yılında güvenlik sorunları nedeniyle durdurulmuştu. 3 yıldır çalışmayan tren hattı yeniden hizmet vermeye başlayacak. Yük taşıması devam eden ancak yolcu taşımasına ara verilen trenler Ramazan Bayramı'ndan sonra yeniden çalışmaya başlayacak. Van Valiliği: \"Güvenlik gerekçesiyle ara verilmiş olan tren seferleri, 18 Haziran 2018 günü saat 23.30'da Tebriz'den hareketle yeniden başlatılacak. 240 yolcu kapasiteli aynı trenin Van'dan İran'a ilk seferi ise 19 Haziran 2018 Salı günü saat 21.00'de gerçekleştirilecek. Öte yandan Kapıköy Sınır Kapısı'ndaki eski ve yetersiz gar binasının yıkılması sonrası, 2018 sonuna kadar tamamlanması planlanan daha işlevli ve yeni bir gar binasının yapımına başlandı\" şeklinde bir açıklama yaptı. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan'ın yaptığı açıklamaya göre; İlk seferler 18 Haziran'da Tebriz'den, 19 Haziran'da da Van'dan başlayacak. Her Pazartesi Tebriz'den her Salı Van'dan trenler kalkacak. Tebriz-Van hattındaki tren işletmeciliği toplam 4 adet kuşetli vagonla gerçekleştirilecek. 240 kişi kapasiteli tren Tebriz'den Van'a 8 saatte varacak. ilk yapılan açıklamalara göre bilet ücreti 10,8 euro olacak. Tren biletleri şu an TCDD'nin internet sitesinde satışta görünmüyor, bu nedenle bilet satış noktalarından biletler satın alınabilir. Van'dan Tebriz'e tren bağlantısının olması ile Van Ekspress'i ile Van'a ulaşan yolcuların trenle İran'a geçişine de imkan sağlayacak, İran içinde de tren ile yolculuk yapmak mümkün. Tren ile Van'a ve oradan da Tebriz'e geçmek isterseniz; Van gezilecek yerler ve İran gezi notları yazılarıma da göz atabilirsiniz. - Van Gölü Ekspresi hakkında merak ettiğiniz herşey: Van Gölü Ekspresi - Türkiye'nin e ikonik tren yolu rotası olan Ankara-Kars arasında çalışan Doğu Ekspresi'ni deneyimlemek isterseniz; Doğu Ekspresi Bileti Nasıl Alınır? - Türkiye dışına, yakın yerlere tren ile yolculuğu deneyimlemek isterseniz, Bulgaristan'ın başkenti Sofya'ya gidebileceğiniz Sofya Ekspresi treni - İstanbul-Ankara arasında hizmet veren yüksek hızlı tren : İstanbul-Ankara YHT - Van'a gitmişken oradan İran'a geçmeyi düşünürseniz; Van-Tebriz Tren Seferleri - İtalya'yı tren ile gezmek gibi bir planınız varsa; İtalya'da Tren Yolculuğu - Güzel insanlar şehri diye adlandırdığım Van'da gezilecek yerler yazıma da göz atın. - Tatvan'dan başlayıp Ankara'ya devam eden Van Gölü Ekspresi yazım da ilginizi çekebilir. - Yazı okumak yerine video izlemeyi sevenler için güzel bir Van Gölü Ekspresi videosu da hazırladım: Van Gölü Ekspresi videosu - Van'a gidince aç kalmamak için Van'da ne yenir, nerede yenir yazıma göz atın! - Van'a gelmişken mutlaka görülmesi gereken Akdamar Adası hakkında tüm detaylar için; Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi - Van'a gitmişken oradan İran'a geçmeyi düşünürseniz; Van-Tebriz Tren Seferleri"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/varda-alman-koprusu-adana", "text": "Adana'nın Karaisalı ilçesi Haçkırı Mahallesi sınırları içinde yer alan Alman Köprüsü olarak da anılan Varda Köprüsü 2012 yılında yayınlanan James Bond serisinin Skyfall filminin açılış sahnesinde yer alması ile popüler oldu. Hem yakın yerlerden hem de şehir dışından çok sayıda ziyaretçi çeken Varda Köprüsü nerede, yol tarifi, hikayesi, tren saatleri, James Bond filmi ve çok daha fazlası ile bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Adana'nın Karaisalı ilçesi Hacıkırı Mahallesi'nde yer alan köprü Adana merkeze yaklaşık 72 km, Karaisalı ilçesine 17,5 km, Haçkırı Köyü'ne ise 1.2 km mesafede yer alıyor. Köprünün Google Haritalar uygulaması üzerindeki konumu için tıklayın. Köprüye Adana'dan kendi aracınız ile gelecekseniz, önce Karaisalı ilçesine oradan da Çakıt Çayı'nı geçerek köprünün bulunduğu Haçkırı Köyü'ne ulaşacaksınız. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, yol boyunca harika manzaralar size eşlik edecek. Çakıt Çayı'nı geçtikten sonra yol biraz daralıyor ve virajlı bir yol oluyor ama tamamı asfalt, rahatlıkla herhangi bir araçla ulaşabilirsiniz. Köprüye toplu taşıma ile gelmek isterseniz Haçkırı tren istasyonuna gelip oradan 1.2 km'lik mesafeyi yaklaşık on beş dakika kadar yürümeniz gerekecek, başka bir toplu ulaşım şekli yok maalesef. Yürümek istemezseniz, köyden geçen araçlara otostop çekerek köprüye ulaşmanız kolay olacaktır. Size trenle Varda Köprüsü planı önerisi de vereyim; Sabah 07:00'de Adana'dan kalkan tren 08:30 gibi Haçkırı Durağı'nda oluyor. Sabah belediyenin Varda Köprüsü manzaralı restoranında kahvaltınızı yapıp, 12:00-12:30 civarı Haçkırı'ndan Adana'ya dönen tren ile Adana'ya geri dönebilirsiniz. Yarım günlük harika bir rota olur, tren keyfi de cabası. Köprü, 1907 yılında Almanlar tarafından yapımına başlanmış 1912 yılında kullanıma açılmış, bu nedenle Alman Köprüsü olarak da anılıyor. Köprünün yapım amacı İstanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu hatlarını tamamlamak. 172 metre uzunluğu ve 99 metre yüksekliği ile yapımı sırasında sürekli çalışan işçilerin \"bitmedi, VAR DAHA\" demeleri yüzünden adı \"Var daha\" dene dene sonunda Varda Köprüsü olmuş. Köprü yapımına vadinin daha dar bir kısmından başlanmış, ancak tren yolunun oraya uygun şekilde kıvrılamayacağını fark eden Almanlar ilk yaptıkları bacakları bırakıp yeniden, çok daha kalın ve yüksek bacaklar inşa etmek zorunda kalmışlar. Yukarıdaki fotoğrafta ilk inşa edilen bacakları görebilirsiniz. 2012 yılında gösterime giren James Bond serisinin Skyfall filmi; önce tren üstünde, sonra Varda Köprüsü manzaraları ile ve sonunda tren üstünde vurulan James Bond'un köprüden aşağıya düşmesi ile başlayınca köprü birden üne kavuşmuş. Meşhur tren ve köprü ile fotoğraf çektirmek isteyenler akın akın buraya gelmeye başlamış. Aşağıdaki videoda tam da bahsi geçen sahnelerin tamamı yer alıyor. \"Trenin geçiş saatinin ne önemi var?\" demeyin! Bu tren yolu ve köprü Skyfall filminin açılış sahnesinde kullanıldığı için buraya geldiyseniz treni köprüden geçerken izlememek olmaz. Köprü üzerinden Adana-Konya arasında çalışan trenler geçiyor. Yolcu treni her gün 08:30, 12:30 ve 17:30 civarında köprüden geçiyor. Bazen gecikmeler olabilir, beklemeye devam. Yük trenleri görüntü olarak yolcu trenleri kadar güzel değil ama çok sık geçiyorlar, yolcu treninin saatleri uymazsa yük trenlerini bekleyebilirsiniz. Trenin köprüden geçmesi en fazla 8-10 saniye sürdüğünden köprü üstünde tren varken fotoğraf veya video çekmek isterseniz önceden hazırlık yapmanızda fayda var. Köprüye sadece birkaç yüz metre mesafede Varda Köprüsü manzaralı bir restoran bulunuyor. Restoran işletmesi Karaisalı Belediyesi'ne ait imiş. Adana'nın meşhur sıkmasından veya kuzu saç kavurmasından yerken treni bekleyebilir, manzaranın tadını çıkarabilirsiniz burada. Tren saatlerini en iyi restorandakiler biliyor, saatlerin değişmesi riskine karşı, güncel ve geçerli saatleri onlardan öğrenebilirsiniz. Köprü yakınlarında tek seçeneğiniz belediyenin restoranı değil, Haçkırı Köyü'nde köy kahvaltısı, sıkma benzeri yemekler bulabileceğiniz yerler de mevcut. Köprünün bulunduğu muhteşem vadinin devamında Kapıkırı Kanyonu var, gelmişken orayı da mutlaka görün derim. Ayrıca Adana'da gezilecek yerler ve Adana'da ne yenir yazılarıma da mutlaka göz atın! Yıllar önce gitmiştim. Elinize emeğinize sağlık çok güzel olmuş tanıtım o kadar ayrıntılı ki görmüş gibi oldum en kısa zamanda tekrar gitmek istiyorum. Skyfall nerdeyse hep tren üstünde çekildi Adana yavuzlarda tren yollarına çıkan tüm sokaklar kapatıldı çok zorluk çekmiştik 1ay. james Bond la tanışma fırsatımız olmuştu resim bile çektirmiştik. Sayenizde o günleri tekrar hatırlamak çok güzel teşekkür ederim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/venedik-gezilecek-yerler", "text": "Yedi günlük İtalya turumuzun ikinci gün durağı Milano'dan sonra Venedik oldu. Venedik'te gezilecek yerler ve gezi notlarımı bu yazıda bulacaksanız. Milano tren istasyonundan gecikmeli olarak yola çıkıyoruz. Milano-Venedik arası 2,5 saat tren yolculuğu yapıyoruz. Bereketli bir ovada ilerliyoruz. Sağımız solumuz fabrikalar ve üzüm bağlarıyla çevrili, solumuzda ise ufukta Alpleri görüyoruz. Hava günlük güneşlik, Alplerin tepelerinde karlar var. 2,5 saat sonunda nihayet Venedik tren istasyonundayız. İstasyon ile ana karayı bağlayan bir köprü üzerinden geçip tren bizi Venedik'e indiriyor. Tren istasyonundan dışarı çıktığımızda o güzelim mistik Venedik manzarası ile göz banyosu yapıyoruz. Tren istasyonundan otelimize gitmek için Venedik'in en büyük kanalı olan Grand Canal üzerinde çalışan botlara biniyoruz. Kişi başı 6 . Size bir tüyo; bileti kontrol eden kimse yok. Bilet almadan binebilirsiniz, şanslıysanız kimse bilet kontrolü yapmaz. Rialto köprüsündeki durakta bizi bırakan bot, Venedik'in en uzak köşelerine doğru devam ediyor. Otelimizin yeri çok kolay olmasına rağmen biz harita okumadaki beceriksizliğimiz yüzünden küçük sokaklarda aşağı yukarı dolaşıyoruz. Sonunda otelimiz San Lio Turist House'u bulduğumuzda dışardan görüntüsü beni hayal kırıklığına uğratıyor. İçeri girince fikrim değişecek. İçeri giriş kısmı bizi çok eğlendiriyor. Otel tabelası filan yok, sadece bir kapı. Zile basıyoruz, bizi içeri davet ediyor. Dik merdivenlerden yukarı çıktığımızda resepsiyona varıyoruz ama kimse yok. Masada telefonu kaldırmamız gerektiğini söyleyen bir not var, notta IP telefon olduğu için sesin 1 sn sonra geleceği de yazıyor 🙂 Telefonu kaldırıp bekliyorum. Bagajlarımızı oraya bırakabileceğimizi check-in için sokağın ilerisindeki diğer binalarına gelmemiz gerektiğini söylüyor telefondaki kibar İtalyan. Oraya gidip check-inimizi yaptırıyoruz. Venedik'i gezmek için sadece 1 günümüz var ve bu günün yarısına geldik bile. Odamıza eşyalarımızı bırakıp hemen atıyoruz kendimizi sokağa. Venedik bir labirent gibi. Daracık sokakları arasında kapandaki fare gibi saatlerce dolaşabilirsiniz. Biz sokakların tadını çıkarmayı sonraya bırakıp San Marco Meydanında alıyoruz ilk soluğumuzu. Bütün ihtişamıyla San Marco Bazalikası bizi karşılıyor. Gördüğüm en etkileyici meydanlardan biri. Bazalika bu etkiyi daha da güçlendiriyor. Hangi fotoğrafı koyarsam koyayım o etkiyi göstermem mümkün değil, gidip görmeniz gerek. Venedik sokaklarındaki yolculuğumuz devam ediyor. Sokaklarda dolaşırken sürekli üstü kapatılmış boy boy kuyu ile karşılaşıyoruz. Tabii ki bir de kanallar boyunca dolaşan gondollar. Şehri bu kadar şiirsel yapan sanırım bunlar. Daracık kanallarda dolaşan o upuzun gondollar. Çizgili t-shirtleriyle gondolcular bir film setinin parçası sanki. Sokaklarda dolaşa dolaşa klasik turistik haritamızın bize gösterdiği bütün meydanları keşfediyoruz sırasıyla. Bu arada sokak aralarındaki küçük ve ilginç mağazaların vitrinlerine bakmadan geçmek mümkün değil. San Marco'ya bir kez daha dönüp ışık ne durumda diye bakmayı da unutmuyoruz. Meydanın diğer tarafında meşhur Ahlar Köprüsü var. 1602 yılında inşa edilmiş olan köprünün isminin hikayesi ise biraz acıklı. Eski zamanlarda mahkum edilen kişiler, duruşma yapıldıktan sonra bu köprüden geçirilerek hapse girermiş. Bu nedenle ismi Ahlar Köprüsü olmuş. Gitmediğimiz sokak kalmasın diye haritadaki bütün sokakları dolaşıyoruz. Rialto'nun karşı yakasındaki küçük meydanları da keşfediyoruz. Artık sokakları takip etmekte epey de ustalaştık. Venedik'te çok sayıda kanal olsa da bu kanalların en büyüğü olan Grande Canale şehrin ana damarı gibi. Meşhur Rialto Köprüsü de bu büyük kanal üzerinde yer alıyor. Gece manzarasının keyfini çıkarıyoruz bir süre. Bütün gün sokaklardaydık, tatlı bir yorgunluk çöküyor. Ertesi sabah erkenden trene gidiyoruz yine. Bu defa Venedik sokaklarını bir kez daha gezebilmek için istasyona yürüyerek gidiyoruz. Sabah 8 civarları, sokaklar beklediğimizin çok üstünde kalabalık, yakın yerlerde oturanlar çalışmak için buraya geliyorlar. Dükkanlara, otellere, restoranlara malzeme getiren irili ufaklı bir sürü motor kanallarından kenarına yanaşmış yüklerini boşaltıyor. Bu masal şehrini geride bırakmak hiç hoşuma gitmiyor. Maskelerin şehri Venedik'te bir karnaval, bu karnavalda bir aşk hikayesi. İnsanların kendisinden bir parça bulduğu bir şehir venedik. Gezginlerin dar yollarında kaybolduğu, aşıkların kanallarında gezindiği bir şehir. Ben de aşık bir şekilde bu şehrin sokaklarında gezerken çektiğim fotoğraflar eşliğinde bir hikaye yazdım. Umarım beğenirsiniz. Maskelerin ardına sığınmış aşkların şehri, Venedik."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/vietnam-da-gormeniz-gereken-9-muhtesem-yer", "text": "Vietnam, muhteşem körfezlerinden sokak yemeklerine, pirinç tarlalarından savaşın izlerine kadar gezginler için çok geniş bir yelpazede seçenekler sunan, ekonomik bir seyahat rotası. Güneydoğu Asya'nın değil, dünyanın en güzel yerleri arasında sayılan Halong Körfezi, kalabalık ve hareketin hiç durmadığı Ho Chi Minh, yemek başkenti Hanoi, doğa yürüyüşü ve yerel halkla iç içe olmayı sevenlerin tercihi Sapa ve yeşilin her tonu, sayısız milli parkı, kalabalık şehirleri ile pek çok gezilecek görülecek yer Vietnam'da sizi bekliyor. Vietnam vizesi nasıl alınır? ve 9 günlük Vietnam gezi rotası yazılarım ilginizi çekecekir, mutlaka göz atın. Vietnam, tam adı Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti, kuzeyde Çin, batısında Kamboçya ve Laos, güneyinde ve doğusunda ise Güney Çin Denizi ile çevrili bir ülke. Çoğunlukla dağlık bir coğrafi yapısı olan Vietnam, Mekong Deltası ve Song-Koi Deltası çevresinde tarım yapılabilir alçak düzlüklere sahiptir. Ülkede pirinç ve kahve ana tarım ürünlerinin mısır, çay gibi ürünler de yetiştirilir. Vietnam, Robusta kahve çekirdeğinin dünyadaki en büyük üreticisi ve Brezilya'dan sonra dünyaya kahve ihraç eden ikinci büyük ülkedir. Tarihi 2500 yıl öncesine dayanan ülke, 19. yüzyılda Fransız sömürgesi altına girdi. 1945'te Ho Chi Minh önderdiliğinde cumhuriyet ilan edilse de ülke önce ikiye bölündü, daha sonra da Amerikan'ın dahil olduğu bir iç savaş başladı. 1975'e kadar iç savaş devam etti ve Amerika teknik donanımı ile çok sayıda Vietnamlıyı katletse de gerilla savaşında Vietnamlılar başarılı oldu. Bugün Vietnam savaşın izlerini silip popüler bir turizm destinasyonu olma konusunda hızlı adımlar atıyor. Vietnam Türk Vatandaşları'ndan vize istiyor. Aslında vize kapıda veriliyor ancak gitmeden önce davetiye almak gerekiyor. Davetiye alabileceğiniz aracı firmalardan online olarak gerekli başvuruyu yapıp davetiyenizi alabiliyorsunuz. Vietnam, Güney Çin Denizi boyunca 1600 kilometrelik bir hat halinde ince uzun bir ülke. Bu nedenle ülkede kuzeyden güneye ılıman ilklimden tropik iklime bir geçiş yaşanıyor. Vietnam'da gideceğiz bölgeye göre gidilecek en iyi zaman değişiklik gösterse de tüm ülke için en ideal dönem Mart-Nisan ayları. Bu dönemde sıcaklık ılıman, yağışlar ise hafif. Büyük şehirleri, kalabalığı, kaosu, gece hayatını, farklı lezzetleri seviyorsanız Vietnam rotanızda Ho Chi Minh mutlaka olmalı. Dünyada motosiklet trafiğinin en yoğun olduğu şehir olan Ho Chi Minh, eski adıyla Saygon, artık kozmopolit ve ülkenin ekonomisinin döndüğü yer. Şehir çok büyük olsa da şehir merkezinde gezilecek yerler Dong Khoi bölgesinde toplanmış. HCMC Müzesi ve 19. yüzyılın sonlarında inşa edilen büyük Notre Dame Katedrali bu bölgede görülecek yerler arasında. Fransız sömürge mimarisinin izlerini görmek için Da Kao bölgesi, Budist ve Taoist dini ikonografisi için Pagoda'yı, Vietnam'ın geçmişine bir yolculuk yapmak için Tarih Müzesi'ni, Bağımsızlık Sarayı ve Savaş Kalıntıları Müzesi listenizde olması gereken yerler. Buraya gelmişken yemek turlarından birine katılmayı da düşünün mutlaka. Ayrıca Ho Chi Minh'den gerilla savaşlarının yaşandığı Cu Chi Tünellerine veya Mekong Deltası'na günübirlik turlar ile gidebilirsiniz. Hanoi, Vietnam'ın hem siyasi hem de turizm başkenti. Motosiklet trafiğinin çılgınlığı, karmakarışık sokakları, sokak satıcıları, geçmişten günümüze Vietnam kültürünü yansıtması ile gerçek Vietnam'ı görmek isteyen herkesin ilk uğrak noktası. Sapa ve Halong Bay'e gitmek isteyenler için de ülkeye giriş kapısı olma özelliği taşıyor. Eski şehir merkezinde özellikle akşam saatlerinde dolaşırsanız sokak yemeklerinin en güzellerinin tadına bakma imkanı bulur, Vietnam'ın meşhur yumurta kahvesinin tadına bakabilirsiniz. Vietnam Etnoloji Müzesi ve Vietnam Güzel Sanatlar Müzesi, ülkenin çeşitli sanatına mükemmel bir giriş niteliğindeyken, Ho Chi Minh Mozolesi modern Vietnam'ın kurucusuna önemli bir övgü niteliğindedir. Vietnam Kahvesi nasıl yapılır ve Vietnam Mutfağı'ndan bir Lezzet Spring Roll yazılarıma da göz atın. Dünyanın en büyüleyici manzalarından birine sahip olan Halong Körfezi, Vietnam'ın en popüler noktası ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki güzelliklerinden biri. Tonkin Körfezi'ndeki 2000'den fazla kireçtaşı ada, binlerce yıl boyunca rüzgar ve su hareketiyle pürüzlü zirvelere dönüşmüş ve Vietnam'ın göz bebeği Halong Körfezi ortaya çıkmış. Körfezi keşfetmenin en güzel yolu tekne turlarına katılmak. Adaların arasında yapacağınız tekne turu sizi bir plaja, kano yapabileceğiniz bir noktaya veya bölgenin en güzel mağaralarına götürecek. Halong Körfezi'nin güzelliklerini keşfedebilmek için en az bir gece konaklamalı turları tercih etmenizi öneririm. Sapa, Vietnam'in kuzeyinde Çin sınırında bulunan ve pirinç tarlaları ile meşhur bölgesidir. Sapa'yı çevreleyen yemyeşil pirinç tarlaları, Hoang Lien Dağları'nın sivri tepeleriyle sınırlanmıştır, Vietnam'ın en güzel kırsal manzaralarına ev sahipliği yapmaktadır. Buradaki derin vadiler, Hmong, Giay ve Red Dzao halkı da dahil olmak üzere ülkenin etnik azınlıklarının çeşitli bir karışımına ev sahipliği yaparken, dalgalı tepeler pirinç tarlalarıyla kaplıdır. Ülkenin en yüksek zirvesi olan Fansipan Dağı da bu bölgede yer alır. Bu, küçük köyler arasında günübirlik yürüyüş yapmak ve şaşırtıcı dağ manzaralarını deneyimlemek için çok sayıda seçenek sunan, Vietnam'daki en iyi trekking destinasyonudur. Vietnam'ın şehir mimarisi olarak en güzel şehri kesinlikle Hoi An. Burası 15. yüzyılda bir ticaret merkezi imiş, özellikle Japon ve Çinli tüccarların uğrak noktası olduğundan mimaride ve şehrin hemen her yerinde bu etkiyi görebiliyorsunuz. İpek ticaretinin önemli bir merkezi olan olan Hoi An hala ipek kumaşları ve terzileri ile meşhur. Ticaret demek zenginlik demek, eskiden tüccar evleri olan pek çok bina bugün mağaza, restoran veya kafe olarak turistlere hizmet veriyor. Müze olarak ziyaret edebileceğiniz evlerin başında ise, büyüleyici mimarisi ve dekorasyonu ile 17. yüzyıldan kalma Tan Ky Evi geliyor. Tran Phu Caddesi'nin batı ucundaki enfes Japon Köprüsü Hoi An'ın sembolü haline gelmiş. Burada gelin ve damatları fotoğraf çektirirken görmeniz mümkün. Hemen yakındaki Fujian Çin Cemaati Toplantı Salonu, eski şehrin en süslü tapınağıdır. Hoi An içinde çok sayıda küçük pagoda ve müze var, ancak Hoi An'ın gerçek cazibesi, iyi korunmuş cephelere hayranlıkla bakan eski şehir sokaklarında dolaşmakta yatıyor. Evlerin büyük çoğunluğu sarıya boyalı, nehir kıyısına sıralanmış bu güzel binaları izlemek başlı başına bir aktivite. Akşam saatlerinde ise nehirdeki teknelerin gökyüzüne dilek feneri salışını izleyebilirsiniz. Vietnam'a 19. yüzyıl Nguyen imparatorluk döneminde başkentliğini yapmış olan Hue, saltanat kalıntıları ile dolu bir şehir. Parfüm nehri kıyısında yer alan ve 2.5 kilometrelik kale duvarlarının içinde kurulmuş olan eski şehir ziyarete açık. Kale içinde gezerken; muhteşem Ngo Mon Kapısı'nı, ince lake iç detaylarıyla Thai Hoa Sarayı'nı, Kraliçe Annelerin yaşayacağı Dien Tho Residence'ı ve korunmuş tavan duvar resimleriyle Mandarin Salonlarını görmeden geçmeyin. Parfüm nehri üzerinde bir tekne gezisine çıkarak duvarların dışındaki kalıntıları da görme imkanı bulabilirsiniz. Mekong Nehri, Çin'den başlayıp uzun bir yol katederek Vietnam'ın güneyin denize dökülüyor. Tabii ki koskoca nehir sakin bir şekilde denizle buluşmuyor, taşkın yataklar, labirent şeklinde irili ufaklı su yolları burada doğal bir tablo oluşturuyor. Çeltik tarlaları, mangrov ormanları derken suyun bereketi devasa bir alanı besliyor. Burada yaşayan köylüler tarım ve hayvancılık ile uğraşıyor ve ürünlerini suyun üzerinde kurulan pazarlarda satıyorlar. Mekong Deltası'nda yarım günden başlayıp günlerce süren seçeneklere kadar geniş bir yelpazede tekne turları yapabilir, buradaki yerel hayatı, doğal güzellikleri yakından tanıma imkanı bulabilirsiniz. Can Tho; Phong Dien ve Cai Rang'ın yüzen pazarlarına yakın olduğu için üs olarak kullanılan en popüler şehirdir. Ca Mau'dan kalkan tekne gezileri, U Minh Mangrov Ormanı ve Cau Mau Doğa Koruma Alanı'nı keşfetmenize olanak tanır. Tekne turlarını Ho Chi Minh'den organize edebilirsiniz. Cu Chi Tünelleri, Ho Chi Minh yakınlarında Vietnam'ın yakın tarihi, Amerikan askerleri ile giriştikleri gerilla savaşlarının nasıl yaşandığını görebileceğiniz en etkileyici yer. Tüm gezginlerin mutlaka rotalarına eklemesi ve bugünün Vietnam'ının hangi şartlar altında savunulduğunu görmesi gerekiyor. İç savaş sırasında Amerikan askerlerinin her türlü teknolojik ve maddi olanağına rağmen Vietnamlılar gerilla savaşına girmiş ve Amerikam askerlerini yenmeyi başarmışlar. Bu savaş sırasında 250 kilometreden fazla uzanan ve Vietnam'ı savunan birliklerin birbirleri ile iletişim kurmasını sağlayan tünel ağının bir bölümü ziyaret edilebiliyor. Ufak tefek Vietnamlıların iri yarı Amerikan askerlerini alt etme yöntemleri uygulamalı olarak anlatılıyor. Tabii ki tüneller oldukça klostrofobik, ışıksız, dar, zaman zaman emekleyerek ilerlemeniz gerekiyor. Vietnam ile ilgili gördüğünüz pek çok fotoğrafta yer alan Cennet Mağarası Phong Nha-Ke Milli Parkı içinde yer alıyor. Burası Unesco Dünya Mirası olarak korunan alanlardan biri. 70 kilometre uzunluğundaki milli parkta 300'den fazla mağara bulunuyor. Park, muhteşem sarkıt ve dikit gösterilerine ev sahipliği yapan devasa mağaralarla petekli dramatik bir karstik dağ oluşumudur. Park içindeki en popüler yer ise yerin 31 kilometre altında şaşırtıcı bir şekilde uzanan Cennet Mağarası'dır. Mağaraların bir kısmı kolay yürüyüş rotaları ile günübirlik turlarla ulaşılabilirken Cennet Mağarası'na gitmek için 3 gece 4 günlük çadır konaklamalı turlara katılmanız ve ciddi paralar ödemeniz gerekiyor. Bu turların Türk Lirası karşılığı yaklaşık 20bin TL. Vietnam'da gezilip görülecek yerler elbette bu liste ile sınırlı değil, deniz kıyısındaki şehirlerden milli parklara instagram noktalarından saklı cennetlere kadar daha pek çok yer Vietnam'da sizi bekliyor! Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi Ağustos 2021 sayısında yayınlanmıştır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/vietnam-gezi-rotamiz", "text": "Seyahatimizi 3 kişi yapıyoruz; ben, eşim Özgür ve en yakın arkadaşım Aydan. Rotamıza hep birlikte oturup karar verdik. 1. GÜN: Cumartesi günü öğleden sonra 2 aktarma ile Hanoi'ye ulaşmış olacağız. Uçuş rotamız şöyle olacak: İstanbul > Doha > Bangkok > Hanoi. Hanoi'de sadece bu akşamımız olacak. Burada vakit kaybetmek istemedik. Vakti olanlar buradan pirinç teraslarıyla ünlü Sapa tarafına gidebilirler. 2. GÜN: Pazar günü Hanoi'den Halong Bay'e 1 gece konaklamalı tekne turu içi ayrılıyoruz. Pazar günümüz Unesco korumasındaki Halong Bay'de geçecek. 3. GÜN: Pazartesi günü öğleye kadar Halong Bay turu devam ediyor. Öğleden sonra Hanoi'ye dönüp (Halong-Hanoi arası 4 saat civarı) akşam gece yataklı otobüs ile Hue'ya geçeceğiz. 4. GÜN: Salı sabahı Hue'dayız. Bütün günümüz var buraları gezmek için. 5. GÜN: Çarşamba öğlen saatlerinde Hoi An'a geçeceğiz. Gece Hoi An'dayız. 6. GÜN: Perşembe günü öğleden sonda Danang Havaalınından Ho Chi Ming'e uçuşumuz öğleden sonra. Hoi An-Danang arası uçuş 1 saat gibi bir mesafe. 7. GÜN: Cuma günü Mekong Deltası'nı gezmeyi planlıyoruz. Ho Chi Ming'den günü birlik turlarla. 8. GÜN: Cumartesi sabah Vietnam savaşının izlerini taşıyan Chi Chu Tünellerini göreceğiz. Öğleden sonra ise yeniden geri dönüş yolculuğu başlıyor. 9. GÜN: Pazar günü Ho Chi Ming > Bangkok > Doha > İstanbul rotamızı tamamlamış ve evimize dönmüş olacağız. Vietnam'da görülecek çok fazla yer var ama dediğim gibi 1 haftaya sığdırabilmek için rotamızdan pek çok şeyi çıkardık. 20 gün Vietnam'ı gezmek için ideal olur gibi. 2 gün kesin kalmalı, benim en beğendiğim şehirlerden biriydi."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/vietnam-kahvesi-nasil-yapilir", "text": "Vietnam dünyanın 2. büyük kahve üreticisi. Hal böyle olunca ülkede ciddi de bir kahve tüketimi var. Kahveyi bizim bildiğimiz yöntemlerden farklı olarak Vietnam usülü demliyorlar. Biz Vietnam kahvelerini çok sevince onlara özgü kahve aparatından ve Vietnam kahvesinden alıp eve de getirdik. İlk Vietnam kahvesi hazırlığımızı sizinle de paylaşayım istedim. Vietnam kahvesi hazırlamak için malzeme listesi kolay görünse de kahve potunu Vietnam dışında bulabilir misiniz emin değilim. Vietnam kahvesi de Türkiye'de çok kolay bulunmuyor maalesef. Vietnam'a gidip geldiyseniz elinizde potunuz ve kahveniz varsa bu tarif daha çok işinize yarayacaktır. İhtiyacınız olan malzemeler; Boş bir kahve fincanı, kahve potu, sıcak su ve Vietnam kahvesi. Kahve potunun altında filtresi, ortada kahveyi sıkıştırma parçası ve en üstte de kahve soğumasın diye bir kapağı var. Kahvenin nasıl hazırlandığını, adım adım gösteren fotoğrafların altından takip edebilirsiniz. 1. Kahve potunu kahveyi içmek istediğimiz fincanımızın üstüne koyuyoruz. 2. 4 şeker kaşığı kahveyi aparata koyuyor ve düzgünce yayıyoruz. Kahve miktarı fazla gibi görünse de tadı yoğun bir kahve hazırladığımızı unutmayalım. 3. Kahveyi koyup düzgün şekilde aparatın tabanına yaydıktan sonra sıkıştırma aparatını üstüne kapatıyor ve hafifçe kahvemizi sıkıştırıyoruz. Bu işlemi kahve makinası kullananlar biliyordur. 4. Kahveyi yapmak için toplam kullanacağımız sıcak su bir su bardağının 1/3ü kadar. Suyun 100 derece sıcaklıkta olması iyidir. Suyun tamamını koymuyoruz, önce toplam suyun 1/4ünü döküp kahvenin biraz şişmesini bekliyoruz. Suyu birden koyduğumuzda hızla altına geçip istediğimiz kadar kahve aroması almıyor. 5. 5-10 saniye kadar bekledikten sonra suyun geri kalanını koyup kapağını kapatıyoruz ve 2 dakika beklemeye bırakıyoruz. Su iyice altına bardağa süzülsün diye bekliyoruz. 6. 2 dakikanın sonunda kahvemiz hazır. Ancak oldukça yoğun bir kahve bu. İsterseniz üstüne sıcak su ya da süt ekleyerek içebilirsiniz. Vietnam'da kahveyi sütlü isterseniz \"condensed milk\" ile yapılıyor, yani suyu alınmış ve şeker eklenmiş süt. Bu yüzden kahveyi şekersiz bile isteseniz eğer sütlü isterseniz kesin şekerli geliyor. Benim gibi kahvenizi şekersiz içiyorsanız, \"fresh milk\" yani taze süt ile isteyebilir ya da sütsüz tercih edebilirsiniz. Aksi halde kesin şekerli olacak, söylemedi demeyin. Vietnam kahvesi bulabilirseniz bildiğiniz filtre kahve şeklinde de pişerebilirsiniz. İllaki bu kahve potunuzun olmasına gerek yok. Vietnam mutfağından bir başka lezzet Spring Roll tarifi de ilginizi çekebilir. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/vietnam-mutfagindan-bir-lezzet-spring-roll", "text": "Vietnam mutfağı ile dünyada ün salmış ülkelerden biri. Eğer Uzak Doğu, Güney Doğu Asya mutfakları ilginizi çekiyorsa Vietnam mutfağı da kesinlikle denemeniz gereken mutfaklardan biri. Vietnam kahvesi benim dünya üzerinde denediğim kahveler arasında en beğendiğim kahve olurken, Pho çorbasından noddle çeşitlerine, deniz mahsüllerinden spring roll çeşitlerine kadar bizim coğrafyamızda pek bulamayacağımız lezzetler sunuyor. Vietnam mutfağının en önemli malzemesi ise pirinç. Bizde buğday neyse, Vietnam'da da pirinç o gibi düşünebilirsiniz. Her yemeğin yanına ekmek yerine haşlanmış pirinç, çorbanın içinde pirinç, tatlının içinde pirinç, ekmek niyetine pirinç patlağı, lavaş yerine pirinç kağıdı gibi pirincin farklı formlarda kullanımı var. Bizim bunlar arasında en sevdiklerimizden biri spring roll oldu. Spring Roll görüntü olarak sigara böreğini andıran, bazı restoran menülerinde Çin böreği olarak da görebileceğiniz, dışı Vietnam usulünde pirinç kağıdı, içinde istediğiniz türlü sebze, mantar, tavuk ile doldurabileceğiniz, ister taze, isterseniz de kızartma olarak yiyebileceğiniz bir tür börek. Soya sosuyla beraber tadından yenmez. Uzak Doğu ve Güney Doğu Asya'da Çin'den Tayland'a Vietnam'dan Japonya'ya pek çok ülkede bulabileceğiniz bu börek hem yapmasının basit olması hem de ekonomik olması ile çok tercih ediliyor. Eğer yeni mutfakları denemekte zorlanıyor ve Uzak Doğu'da ne yer ne içerim diye endişe ediyorsanız bu börek iyi bir seçenek olabilir. Gittiğimiz ülkelerde o ülkenin yerel mutfaklarını denemenin yanı sıra eve döndüğümüzde de sevdiğimiz lezzetleri yapmayı seviyoruz. Gittiğimiz ülkelere özgü baharatlar, yiyecekler varsa dönüşte çantamıza yerimiz olduğu sürece alıyoruz. Vietnam dönüşünde de spring roll yapmak için pirinç kağıdı almış ve döndükten sonra yapıp çok beğenmiştik, çok güzel yapmışız. Geçenlerde Metro Market'te dolaşırken noddleların olduğu yerde pirinç kağıdı bulunca altın bulmuş gibi sevindik, evde kendi usulümüzle spring roll yaptık. Sosyal medyada paylaşınca çok soru geldiği için de bu yazıyı yazmaya karar verdim. - 10'lu paket pirinç kağıdı - 1 adet kabak - 1 adet havuç - 1 adet kırmızı etli biber - 1 adet yeşil biber - 5-6 tane mantar - 2-3 yeşil soğanın kökü - yeter miktarda istediğiniz baharat karışımı - Bulabilirseniz soya filizi Önce jülyen doğradığımız malzemeleri, zor pişenden kolay pişene doğru yüksek ateşteki vog tavada hafifçe öldürüyoruz. Malzemelerin sularını bırakmamaları iyi olur. İç malzememizi soğumaya bırakıp pirinç kağıdına geçiyoruz. Pirinç kağıdı oldukça sert bir malzeme olduğu için her bir yaprak için ayrı ayrı olmak üzere, genişçe bir kaba su koyup pirinç kağıdını birkaç dakika suda bekletip işlemeye uygun yumuşaklığa getiriyoruz. Yumuşayan pirinç kağıdını bir havlunun üzerine alıyoruz, böylece fazla suyunu da almış oluyoruz. Havlunun üzerindeki pirinç kağıdını sigara böreği sarar gibi, iç malzemesi ortaya gelecek şekilde sertleşmeden sarıyoruz. Sardığınız şey artık bir spring roll, bunu dilerseniz pişirmeden soya sosu ile tüketebilirsiniz. Pişmemiz hali taze spring roll olarak Vietnam'da yeniyor. Kızgın yağda pişirseniz de fried spring roll adıyla biliniyor. Biz ikisinin arasında Türk usulü az yağlı tavada hafifçe pişirdik, bizim ki de oldukça güzel oldu. Hem pratik hem hafif hem de lezzetli bir börek yaptık, afiyetle yiyebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/vietnam-vizesi-nasil-alinir", "text": "Vietnam konusundaki en büyük soru işaretlerinden biri Vietnam vizesi. Normalde kapıda vize veren Vietnam'ın Türklere sorun çıkardığında dair bloglarda çok sayıda yazıya rastlayabilirsiniz. Biz de benzer endişeler içindeydik Vietnam'a gitmek üzere plan yaparken. Vietnam vizesi nasıl alınır, Vietnam vizesi almak sanıldığı kadar zor mu, biz nasıl aldık sorularının cevapları bu yazımda. Vietnam vizesini kapıda 25 usd ve bir fotoğraf karşılığında seyahat sürenizi kapsayacak şekilde tek girişli olarak alabiliyorsunuz ancak Vietnam vizesini bu kadar kolay alabilmek için davetiyeniz olması gerekiyor. Neden olduğunda dair pek çok spekülasyon olsa da, net nedenini bilmediğimiz Türkiye Vatandaşlarına olan yaklaşım nedeniyle biz işimizi garantiye almak için Vietnam'da bir acenteden davetiye alma yöntemini tercih ettik. Biz davetiyeyi Focus Travel üzerinden almıştık. inbound focusvietnam. com adresinden bu acente ile iletişime geçebilirsiniz. Aşağıdaki kartta daha fazla iletişim bilgisi de yer alıyor. Focusvietnam. com adresinden de kendilerine ulaşabilirsiniz. Acente sizden pasaportunuzun fotoğraf olan sayfasının scan edilmiş halini, otel rezervasyonu ve uçak biletlerinizi e-posta olarak göndermenizi istiyor. Sonra da bir link gönderiyor, kredi kartınızla gönderilen bağlantıdan ödeme yapabiliyorsunuz. Kişi başı 60usd hizmet bedeli alıyor acente. Evet oldukça maliyetli ama ülkeye girerken sorun yaşamamak için katlanmanız gereken bir bedel. Ödemenizi yaptıktan sonra 4-5 iş günü içinde mail ortalamında davet mektubunuz geliyor. Artık sıra kapıda vizeyi almaya geldi! Biz Vietnam'a Hanoi'den girdik. Dolayısıyla aşağıda okuyacağınız deneyim Hanoi havaalanından vize alınma sürecini anlatmaktadır. Vietnam'a girişte herhangi bir yönlendirme tabelası yok, uçaktan indikten sonra Visa Application yazan yeri kolayca göreceksiniz. Gidip pasaportunuzu, 1 adet vesilalık fotoğrafınızı ve davet mektubunuzu veriyorsunuz ve beklemeye başlıyorsunuz. Sizin gibi bekleyen pek çok yabancı da olacak. Visa başvurusu yaptığınız yerin hemen yanında bir TV ekranı var. Ekranda isminiz ve fotoğrafınızı gördüğünüzde gidip kişi başı 25usd ödeyerek vize basılmış olan pasaportunuzu alıyorsunuz. Bu deneyimin bordo pasaportlar için geçerli olduğunun altını çizeyim. Birlikte seyahat ettiğimiz yeşil pasaportlu arkadaşlarımız kapıdan vizesiz olarak geçtiler ancak yeşil pasaport uygulamasında dair resmi bilgilendirmenin çıktılarını yanlarına almışlardı çünkü normal olarak Vietnam pasaport memurları bizim ülkedeki pasaport uygulamalarına hakim değiller. Olmalarını da beklememek gerek, pek yakın ilişkilerimizin olduğu bir ülke değil. Konuştuğumuz Vietnamlıların çoğu Türkiye'den gelen biriyle ilk kez karşılaşmış hatta bazıları ilk kez bu ülkenin adını duydu. Eline saglik cok bilgilendirici biz yazi olmus, biz ilaveten ho chi minh iniste birde arrival formu doldurmustuk.. Bu yol gösterici yazı için teşekkürler. Çok faydalı oldu. Çok sık karşılaştığım sorulardan bir tanesi. Ciddi bir soruna net açıklamaların için teşekkürler Sevilciğim. merhabalar ben de geçen sene vietnama gideceğim zaman bayağı bi kafa patlatmıştım vizenin zorluğuna dair yazılanları okuyunca vazgeçmeyi bile düşünmüştüm. ancak c1 belgesi ile vize almak gerçekten çok kolay. orda yerel bir firmanın türkiyede temsilciliğini yapan http://www. vietnamavize. com aracılığıyla çözmüştüm. sadece pasaport bilgilerimle onay mektubumu 1 hafta içerisinde çıkarıp teslim ettiler. bunun için 100 $ ödedim ve kapı ödediğim ücret de 25 $ idi. havaalnındaki işlemler sadece 10 dk sürdü ve kolay bir şekilde ülkeye giriş yaptım."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/villa-kiralamada-yukselen-yerler-fethiye-oludeniz-ve-kas", "text": "Son yılların yükselen konaklama trendi villa kiralama. Türkiye'de villa kiralama denince, yakın zamana kadar, akla gelen yerlerin başında Kalkan geliyordu. Fethiye ve Kaş villa kiralamada yükselen yerler olarak dikkat çekmeye başladı. Bu yazıda kısa kısa Fethiye ve Kaş'tan bahsederek oralardaki villa kiralama alternatiflerinden bahsedeceğim. Fethiye, ülkemizin en popüler turizm destinasyonlarının başında geliyor. Muğla ili sınırları içinde yer alan ilçe, coğrafi olarak Akdeniz Bölgesi'nde yer alıyor. Yaklaşık 100.000 nüfusa sahip olan Fethiye hem yerli hem de yabancı turistler tarafından en çok tercih edilen yerler arasında bulunuyor. Fethiye'de mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında Türkiye'de bulabileceğiniz en güzel plajlardan biri olan Ölüdeniz var. Fethiye'ye tatil planı yapıyorsanız Fethiye'de gezilecek yerler yazım da ilginizi çekebilir. Fethiye'nin Ölüdeniz sahili, unutulmaz manzarası ve doğal güzelliklerin bolluğu ile her yıl birçok turisti kendine çekiyor. Ölüdeniz'de bulunan uzun ve güzel plaj, harika bir atmosfer sunuyor. Plajda ücretli şezlonglardan ve restoranlardan faydalanabileceğiniz gibi kendi havlunuzu sererek de deniz ve güneşin tadını çıkarabilirsiniz. Ölüdeniz'de konaklama seçenekleri arasında Fethiye Ölüdeniz villa kiralama seçenekleri, uygun fiyatlı ve lüks deneyimleri ile hem yerli hem de yabancılar tarafından tercih ediliyor. İhtiyaçlarınıza göre seçebileceğiniz birçok villa seçeneği var. Hepsi de Fethiye tatiliniz için ihtiyaç duyabileceğiniz tüm olanaklarla ve en iyi bir şekilde donatılmış. Gitmeden önce yapmanız gereken tek şey, iyi bir kiralık Ölüdeniz villası bulmaktır, bu da yeni başlayanlar veya bu destinasyon hakkında fazla bilgisi olmayanlar için zor olabilir. Yine de endişelenmeyin! Bu makale, bir sonraki tatilinizin mükemmel olması için Ölüdeniz kiralık villaları hakkında bilmeniz gereken her şeyi öğrenmenize yardımcı olacak! - Fethiye Ölüdeniz villaları, Türkiye'deki en güzel villalardır. Deniz kıyısında bulunurlar ve Akdeniz'in nefes kesici manzaralarını sunarlar. - Fethiye Ölüdeniz villalarını, ne için ihtiyacınız olduğuna bağlı olarak, bir günlük veya haftalık olarak kiralayabilirsiniz. - Bu villalarla ilgili en iyi şeylerden biri, aileniz veya arkadaşlarınızla dışarıda vakit geçirmeyi mükemmel kılan bakımlı bahçelere sahip bir avluya ve özel bir havuza sahip olmalarıdır. Türkiye'nin bir başka gözde tatil beldesi ise birbirinden güzel ve bakir plajları ve doğal güzellikleri ile bilinen Kaş. Kaş ve çevresi, bölgedeki en iyi villa kiralama hizmetlerinden bazılarını sunmaktadır. Kaş kiralık villa seçenekleri, hem sahilde hem de iç kısımda mevcuttur. Sahil villaları aileler arasında oldukça popülerken, iç bölgelerdeki villalar doğayı keşfetmek isteyenler arasında oldukça popülerdir. Kaş'ta villa kiralamanın yanı sıra mobilyalı villa kiralama hizmeti veya havaalanında karşılama, transfer, bir restoranda yiyecek ve içecekleri içeren bir konaklama paketi de alabilirler. Kaş kiralık lüks villaları, bir konaklama yerinden çok daha fazlasını sunuyor. Misafirlerine daha tatildeyken kendilerini evlerinde hissetme fırsatı sunuyor. Kendi yemeklerinizi pişirebilecek, verandada bir içkinin tadını çıkarabilecek ve her şeyden biraz uzaklaşabileceksiniz. Kaş'ta bulunan bazı villalar havaalanı ulaşım hizmetleri, yüzme havuzları, özel plajlar veya kaplıcalar gibi çeşitli olanaklar ve villada kalırken günlerinizi planlamanıza yardımcı olabilecek konsiyerj hizmetleri de sunuyor. Villa kiralamanın eskisinden daha popüler olmalarının birkaç nedeni var. - İlk olarak, insanlar kiralık bir villada kaldıklarında mülkün temizliği hakkında endişelenmek zorunda kalmıyorlar çünkü zaten başka biri tarafından temizlenmiş oluyor. - İkincisi, kiralık bir villada yemek pişirmek çok daha kolay çünkü ihtiyacınız olan her şey sağlanıyor; çatal bıçak takımı ve tabaklardan tencere ve tavalara, tabak ve bardaklara kadar! - Üçüncüsü, bir evde kalırken yeni insanlarla tanışma fırsatı elde edersiniz. Tatilin tadını doyasıya çıkarmak için villa kiralama seçeneklerine mutlaka göz atın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/villa-kiralamanin-guvenilir-adresi-tatil-villam", "text": "Bu yaz bir değişiklik yapıyorsunuz ve villa kiralamaya karar verdiniz. Peki, villa tatili yapmak için ne gibi hazırlıklara ihtiyaç oluyor? Kiralık yazlık villa nereden bulunur, kiralama işlemi nasıl yapılır? Bu konuda dikkatli olunması gerekenler neler? İşte tüm bu sorulara ve çok daha fazlasına yanıt verecek mini bir rehber hazırladık. Hemen göz atmaya başlayın ve siz de villa tatili yapmak için hazırlıklarınızı yapın! Öncelikle yazlık kiralık villalar içerisinde ihtiyacınız olabilecek malzemelerin tamamı bulunuyor. Özellikle Tatil Villam internet sitesi üzerinden villa kiralama işlemi gerçekleştirdiğinizde yanınıza sadece kişisel eşyalarınızı alarak yola çıkabiliyorsunuz. Mutfak malzemelerinden nevresimlere kadar kullanabileceğiniz tüm eşyaların villa içerisinde kullanıma hazır bir şekilde sizi bekliyor olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla villa tatiline hazırlanmak noktasında uzun bir uğraş vermeniz gerekmiyor. Bavulunuza kişisel eşyalarınızı koyarak yola çıkmanız yeterli oluyor. Haliyle tatil hazırlığı da ekstra bir stres olmaktan çıkıyor. Bu konuda internet üzerinde bir araştırma yaptığınızda karşınıza çok sayıda farklı platform çıkabilir. Önemli olan güvenilir kiralık villa hizmeti alabileceğiniz platformu keşfetmenizdir. Zira bu konuda da bir araştırma yapmanıza gerek yok. Çünkü Türkiye'nin en seçkin yazlıkları sadece Tatilvillam. com'da ve bu site üzerinden dilediğiniz villayı seçerek rezervasyon işleminizi yapabilirsiniz. Güvenilir bir platform üzerinden rezervasyon yaptırmanız son derece önemli! İleride can sıkan durumlar yaşamamak adına siz de bu siteye yönelmelisiniz. Ayrıca Tatil Villam üzerinden çok sayıda farklı villa seçeneği arasından tercih yapma imkanınız da oluyor. Size sunulan son derece sınırlı sayıda seçenek arasından seçim yapmak zorunda değilsiniz. Türkiye'nin en popüler tatil beldelerinde misafirlerini bekleyen villa seçeneklerini bu site üzerinden gayet detaylı bir şekilde inceleme şansınız oluyor. Böylece sevdiğiniz tatil beldelerinden de ödün vermek durumunda kalmıyorsunuz. Özellikle sıklıkla tercih edilen Ege ve Akdeniz kıyılarında tatil yapmak isteyenler rotasını hemen bu siteye çeviriyor. Onlarca farklı lüks yazlık villaya göz atabilir ve beğendiğiniz bir villa için kredi kartı ile online rezervasyon yapabilirsiniz. Bu arada söz ettiğimiz sitede gelişmiş filtreleme seçeneklerinin bulunduğunu da belirtmeliyiz. Bu sayede kendi kriterlerinize uygun olan seçeneklerin sizin için listelenmesini sağlayabiliyorsunuz. Dilerseniz lokasyon seçimi yapabilirsiniz. Sadece tatil yapmak istediğiniz beldeleri işaretleyebilir ve bu sayede yalnızca bu kiralık villaların karşınıza çıkmasını sağlayabilirsiniz. Sonuç olarak size uygun bir yazlık lüks villa bulmak için çok sayıda farklı seçeneği incelemek zorunda kalmıyorsunuz. Dakikalar içerisinde villa bulma ve kiralama işlemlerini gerçekleştirme aşamasını tamamlayabilirsiniz. Site üzerinden Antalya kiralık villaya da Marmaris kiralık villa gibi pek çok farklı tatil beldesinde bulunan lüks konutların görsellerine bakma şansınız da oluyor. Bol miktarda görsel bulunduğundan henüz gitmeden bile nasıl bir villada konaklayacağınız konusunda fikir sahibi olabiliyorsunuz. Bu sayede beklentilerinize uygun bir villayı seçme şansınızın da bir hayli yükseldiğini söyleyebiliriz. Villanın denize ya da merkeze olan uzaklığı, içerisinde hangi donanımların mevcut olduğu gibi bilgilerin de site üzerinden öğrenilebildiğini aktaralım. Tatil Villam internet sitesinden villanızda olmasını istediğiniz donanımlara dair de seçim yapma şansınız oluyor. Bunun için de az önce değindiğimiz gelişmiş filtreleme seçeneklerinden faydalanabilirsiniz. İhtiyacınız olan eşyalar ya da alanlara sahip olan villaların listelenmesini sağlamanız, çok daha kolay ve hızlı karar vermenizi sağlayacaktır. Elbette villa seçimi yaparken öncelikle ihtiyaçlarınızı göz önünde bulundurmalısınız. Örneğin kalabalık aileler villa tercihi yaparken mutlaka yatak kapasitesini de dikkate almalıdır. Aynı zamanda yaşam şeklinize uygun bir villa seçimi yapmanız da çok büyük bir önem taşıyor. Muhafazakar yaşam tarzına uygun bir tatil yapmak isteyenler için özel olarak hazırlanan lüks yazlık villaların da olduğunu hatırlatmak gerekir. Tatilvillam. com adresine tıklamanız durumunda muhafazakar villa içerisine de göz atabilirsiniz. Hatta sadece % 100 korunaklı olan bu villaların sizin için listelenmesini de sağlama şansınız bulunuyor. Havuz ve bahçe bölümünün kesinlikle görünmediği muhafazakar villalar pek çok farklı tatil beldesinde mevcut. Eğer deniz ve plaj yerine tamamen size ait olan havuzda yüzmek isterseniz bu durumda havuzlu olan villa seçeneklerini tercih etmelisiniz. Bu internet sitesi üzerinden ısıtmalı havuzlu villalar da görüntülenebilir ve villaların sahip olduğu özellikler de gözden geçirilebilir. Böylelikle hangi villaların sizin ihtiyaçlarınızı en iyi şekilde karşılayacağı konusunda da karar vermeniz çok uzun sürmeyecektir. Villaların fotoğraflarına mutlaka göz atın. Konutlar hakkında fikir sahibi olmanızı sağlayacak olan görseller de bu sitede yer alıyor. Üzerinde durmanız gereken unsurlardan biri de villanın konumudur. Kimi zaman denize yakın bir yerde bulunan lüks kiralık yazlık villada konaklamak isteyebilirsiniz. Kimi zaman da tercihinizi tertemiz bir havaya sahip olan, orman kenarında inşa edilen villalardan yana yapabilirsiniz. Bazı tatilciler ise merkeze en yakın konumda olan villalarda konaklamak istiyor. Dolayısıyla konutun konumu da büyük bir önem taşıyabiliyor. Villa seçimi yaparken seçtiğiniz kiralık yazlık villanın nerede bulunduğunu da gözden geçirmenizde fayda olacaktır. 'Unutulmaz Tatilin Adresi' olan Tatilvillam. com sitesinde hem denize yakın hem de doğaya yakın villalar yer alıyor. Muhteşem manzaralara sahip olan villa seçeneklerine de bu site üzerinden ulaşabileceğinizi hatırlatalım. Aslında bu sorunun yanıtı hangi platform üzerinden villa kiraladığınıza bağlı olarak değişebilir. Eğer Tatil Villam üzerinden villa kiralamak isterseniz karşınıza çok sayıda farklı seçenek çıktığını belirtebiliriz. Villalar arasında çocuk havuzu, mama sandalyesi, çocuk yatağı, özel bahçe, çocuk oyun alanı olanlar da mevcut. Aynı zamanda sauna, hamam, jakuzi ya da langırt gibi gününüzü daha da keyifli geçirmenizi sağlayacak olan villa seçeneklerinin de bulunduğunu söyleyebiliriz. İnternet bağlantısı, ebeveyn banyosu, barbekü, masa tenisi, jeneratör, güvenlik gibi seçenekler de sunuluyor. Sitede bulunan filtreleme seçenekleri üzerinden dilediğinizi işaretleyebilirsiniz. Böylece ihtiyaçlarınıza uygun olan ve işaretlediğiniz donanımlara sahip villaların karşınıza çıkmasını sağlamış olacaksınız. Bu arada Tatil Villam üzerinden villa kiraladığınızda 6 taksit imkanı da sunuluyor. Bütçenizi zorlamadan ödeme yaparak eşsiz bir konfor sunan villalarda konaklama şansından siz de faydalanabilirsiniz. Balayı villaları ya da evcil hayvan kabul eden villalar da bu site üzerinden tercih edilebiliyor. Kısacası tamamen size uygun bir yazlık villada konaklama şansı sunuluyor da diyebiliriz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/villa-reyonu", "text": "Villa Reyonu, kaliteli villa kiralama hizmeti sunuyor, mutlu tatil anısı biriktirmenin yolunu bizler için açıyor. Tatil bölgelerine göre villa ve yazlık kiralama ile, mükemmel destinasyonlarda harika zaman geçirmenizi sağlıyor. Kiralık villalar ağırlıklı olarak Fethiye, Ölüdeniz, Kayaköy, Ovacık, Çalış, Kaş ve Kalkan beldelerinde bulunuyor. En güzel tatil beldelerinde, kusursuz ve konforlu tatil imkanı veriyor. Yeni nesil tatilcilik anlayışı villa kiralama ile, kaostan uzak tatil yapma olanağı sağlıyor, hem bütçeye hem ihtiyaçlara hitap ediyor. En iyi villa kiralama olanakları ile her yaştan ve gruptan villa kiralama seçenekleri sunan Villa Reyonu, farklı konseptlerdeki villaları ile her zevke hitap ediyor, konaklama ihtiyacını keyfe dönüştürüyor. Korunaklı villalarda tatil yapmak isteyenlere, muhafazakar villa seçenekleri sunuyor. Balayı villaları, evli çiftlere baş başa tatil yapma imkanı veriyor. Geniş aileler, kalabalık aileler için olan villalar sayesinde tatillerini ertelemek zorunda kalmadan mükemmel bir aile tatili yapıyor. Havuzlu ve jakuzili villa seçenekleri tatilinize hem eğlence hem de konfor katıyor. Deniz manzaralı ya da doğa manzaralı konseptinde de birçok villa seçeneği yer alıyor. Villa Reyonu, kışın tatil yapmak isteyenlere de kış tatili konseptinde villalar sunuyor. Kışın tadını doğanın içinde, şöminesinin karşısında geçirmek isteyenler, konforlu tatil fırsatını kaçırmıyor. Kiralık villalar kişiye özel seçenekler sunarken, herkes dilediği konseptte tatil fırsatını Villa Reyonu'nda bulabiliyor. Bütün yılın stresini atacağınız, dinleneceğiniz ve eğleneceğiniz muhteşem zaman dilimleri geldi. Bütün yıl hayalini kurduğunuz tatili Villa Reyonu'nda bulunan villa seçenekleri ile yaşayabilirsiniz. Bunun için, Akdeniz ve Ege bölgesinde bulunan tatil beldelerindeki villaları kiralayabilirsiniz. Ege'nin eşsiz koylarında, masmavi sularında ve tarih kokan atmosferinde hayatınızın en mükemmel tatilini geçirebilirsiniz. Akdeniz'in ise çam kokulu sahillerini, ferah havasını, dillere destan doğal güzelliklerini ve tarihi yerlerini gezebilir, kendinize muhteşem bir tatil rotası çizebilirsiniz. Keyifli villa tatili olanakları Villa Reyonu'nda yer alan Kaş, Kalkan, Patara, Fethiye ve Ölüdeniz tatil bölgeleri size harika bir yaz tatili yaşatırken, tarihi yerlere yakınlığı ile de kültür tatili yaşatıyor. Su sporları, yürüyüş, tırmanma, paraşüt gibi aktivite fırsatları ile hem eğlenmenize olanak tanıyor hem de stresinizi atmanızı sağlıyor. Villa Reyonu, uzun süreli ve kısa süreli villa kiralama seçenekleri ile sorunsuz villa kiralama fırsatını yaşatırken tatilinizde olumsuzluklara yer verilmemesine özen gösteriyor. Ekip içerisinde uzun yıllar hizmet veren tecrübeli isimler yer alıyor. Villa Reyonu, müşteri memnuniyetini ön plana alıyor ve uzman ekibi ile size en uygun kiralık yazlık seçeneklerini sunuyor. Ekip, misafirlerin güvenini kazanmak için ekstra gayret gösteriyor. Firma olarak sektörde her zaman en mükemmel yazlıkları sunmak için çabalıyor. Sitesinde görülüp incelenmeyen hiçbir eve yer vermiyor. Sitesinde yer alan tüm yazlıkların fotoğraf ve video çekimini profesyonel bir şekilde gerçekleştiriyor. Yazlıkların tüm bilgilerini eksiksiz olarak giriyor ve yazlık seçimini en doğru bir şekilde yapmayı kolaylaştırıyor. Villa Reyonu, aynı zamanda tüm müşterilerine eşit bir şekilde yaklaşıyor. Ayrı ayrı ilgileniyor ve aradığı en doğru yazlığı sunuyor. Kusursuz ve konforlu tatil yapmanın yolu, villa kiralamadan geçiyor. Fakat tercih yaparken bazı konulara dikkat etmek gerekiyor. Villa kiralamayı düşünüyorsanız, villanın konumuna kişi sayısına çevresine ve villanın özellikleri gibi birçok etme dikkat etmelisiniz. Mükemmel bir tatil için, tatil konseptinizi özenle seçmelisiniz. Villa Reyonu'nda fiyatlar geniş fiyat skalasında olup, her bütçeye tatil yapma fırsatı sunuyor. Villaların fiyatları; evin konumuna, oda sayısına, havuzlu olmasına ya da bahçe imkanlarına göre değişiklik gösterebiliyor. Siz de, Ege ya da Akdeniz'in en güzel lokasyonlarında tatil yapmak için Villa Reyonu'nu tercih edebilir ve eşsiz bir tatil deneyimine yelken açabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/villa-tatili-icin-erken-rezervasyon-firsatlari", "text": "Son zamanlarda hayatımıza dahil olan ve yaşantımızı fazlasıyla kısıtlayan virüs gerçeği tatil planlarımızı da değiştirmiş, villa tatili daha popüler hale gelmiştir. Önceden rahatlıkla gidebildiğimiz yerlere artık endişe duyarak gidiyor, çoğu zaman da gitmemeyi tercih ediyoruz. Hal böyleyken ailecek otelde tatil yapmak büyük risk oluşturmaktadır. Oteller sosyal mesafe ve dezenfeksiyon gibi konulara dikkat ediyor. Ancak ziyaretçilerin ne kadar dikkat ettiğini bilmemiz oldukça zor. Bu sebeple tatilcilerin neredeyse tamamı insanlardan olabildiğince uzak bir tatil hayali kurmaktadır. Villagezegeni bünyesinde yer alan yüzlerce kiralık villa ile size ve sevdiklerinize villa tatili imkanı sunmaktadır. Tatilinizi herkesten uzak sadece size ve ailenize özel bir villada geçirmek isterseniz sizleri son derece modern ve kullanışlı kiralık villalarımızda misafir etmek istiyoruz. Villalarımızın tamamı düzenli olarak dezenfekte edilmekte, siz ve aileniz için güvenli bir ortam oluşturulmaktadır. Bünyemizde bulunan farklı özelliklerde kiralık villalarımız sayesinde ihtiyacınıza yönelik en uygun villayı sizlere erken rezervasyon fırsatları ile sunmaktayız. Villagezegeni'nde sizin ve ailenizin ihtiyaçlarına yönelik çok sayıda kiralık villa seçeneği bulunmaktadır. Gelin erken rezervasyon fırsatlı kiralık villa seçeneklerimizi beraber inceleyelim. Yeni evlenen çiftlerimizin sıklıkla tercih ettiği balayı villalarımız, sunduğu imkanlar sayesinde eşiniz ile güzel zamanlar geçirmenize olanak sağlamaktadır. Villalarımız havalimanı, şehir merkezi, plaj ve market gibi yerlere yakınlığından dolayı günlük ihtiyaçlarınızı kolayca karşılayabilmektedir. Ek olarak balayı villalarımızda yer alan havuzlarımızın üstü kapanabilmektedir. Havuz ısıtması da bulunduğundan dolayı kış aylarında evlenen çiftlerimiz gönül rahatlığı ile tercih edebilmektedir. Eşinizle birlikte unutulmayacak bir balayı deneyimi ve erken rezervasyon fırsatları için Villagezegeni'nde bulunan balayı villalarımızı inceleyebilirsiniz. Son zamanlarda sıklıkla tercih edilen havuz korunaklı kiralık villalar, mahremiyet hassasiyeti olan tatilcilerin tercih ettiği villa seçeneğimizdir. Sizler de aileniz ile rahatça havuza girmek, güneşlenmek ve keyifli zaman geçirmek istiyorsanız muhafazakar villalarımızı tercih edebilirsiniz. Havuz korunaklı kiralık villalarımız özel olarak tasarlandığından dolayı dışardan görünmeyecek şekilde dizayn edilmiştir. Villaların yüksek duvarları sayesinde hem havuz hem de ev dışardan görünmemektedir. Bu sayede siz ve ailenizin rahatlıkla tercih edebileceği bir villa seçeneğidir. Havuz korunaklı muhafazakar villalarımızın erken rezervasyon fırsatları için Villagezegeni'nde bulunan havuz korunaklı villalarımızı inceleyebilirsiniz. Kapalı havuzlu villalarımız ziyaretçilerimize kış aylarında havuza girme imkanı sunmaktadır. Bu sayede kış tatilcilerimiz tarafından sıklıkla tercih edilmektedir. Eğer tamamen size özel bir villada kış tatili yapmak isterseniz kapalı havuzlu kiralık villalarımızda gönül rahatlığı ile tatilinizi gerçekleştirebilirsiniz. Villalarımızda bulunan havuzlarda ek olarak havuz ısıtma sistemi bulunmaktadır. Böylelikle kış aylarında da havuzlarımızı rahatça kullanabilirsiniz. Yoğun iş temposundan, stresten ve her şeyden uzak bir villa tatiline ihtiyacınız olduğunuzu düşünüyorsanız Villagezegeni'nde yer alan kiralık villalarımızın erken rezervasyon fırsatlarını inceleyebilirsiniz. Çocuklu ailelerin tatil ihtiyaçları, çocuklarının keyif alabileceği şekilde değişiklik göstermektedir. Kiraladığınız villanın havuzunda çocuğunuzun keyifli ve güvenli zaman geçirmesi hem sizi hem de çocuğunuzu mutlu edecektir. Bu sebeple çocuklu aileler villa tatillerinde çocuk havuzu bulunan kiralık villaları sıklıkla tercih etmektedir. Villagezegeni'nde bulunan villalarımız havalimanı, şehir merkezi, plaj ve market gibi yerlere oldukça yakındır. Bu sayede günlük ihtiyaçlarınızı kolayca karşılayabilirsiniz. Hem sizin hem de çocuğunuz keyif alabileceği bir villa tatili düşünüyorsanız Villagezegeni'nde bulunan çocuk havuzlu kiralık villalarımızı inceleyebilirsiniz. Erken rezervasyon fırsatlarımızdan yararlanmak için ise bize ulaşabilirsiniz. Villagezegeni, yaz aylarında sıklıkla tercih edilen tatil bölgelerinde yüzlerce kiralık villası ile sizlere unutulmayacak bir tatil fırsatı sunmaktadır. Bünyemizde bulunan çeşitli özellikli kiralık villalarımız ile sizin ve ailenizin size özel bir villada tatil yapmasını sağlamaktayız. Villalarımız ihtiyacınıza yönelik dizayn edildiğinden dolayı kapalı havuzlu, muhafazakar ve çocuk havuzlu gibi birçok seçeneği ile tüm ihtiyaçlarınızı karşılamaktadır. Başlıca Kalkan, Kaş, Belek, Fethiye, Marmaris, Bodrum ve Dalaman'da bulunan kiralık villalarımız erken rezervasyon fırsatları ile sizleri bekliyor. Her türlü sorunuz ve erken rezervasyon villa tatili fırsatları için bize ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/viyana-bratislava-arasi-ulasim", "text": "Viyana ile Bratislava... 1 saat mesafede iki ayrı başkent. Biri Avusturya'nın diğeri ise Slovakya'nın başkenti. Viyana'ya gitmek için Bratislava havaalanını kullanabilirsiniz. Tersi de geçerli. Bratislava havaalanı ucuz havayolu şirketlerinin daha çok tercih ettiği bir nokta olduğu için buraya daha uygun fiyatlara bilet bulma imkanınız var. İki şehir arasında ulaşım ağı da çok yaygın. Bu iki yakın başkenti birbirine bağlayan Viyana Bratislava arası ulaşım seçenekleri bu yazımın konusu. Keyifli okumalar! Viyana Bratislava arası ulaşım seçenekleri; Tren, otobüs, Tuna üzerinde bot olarak saymak mümkün. Seçtiğiniz ulaşım aracına ve ödeyeceğiniz paraya göre 1- 2 saat arasında transfer yapabilirsiniz. Viyana'daki Uluslararası Havaalanı'ndan, birkaç euro karşılığında, Bratislava'nın ana otobüs istasyonuna yaklaşık bir saatte ulaşabilirsiniz. Otobüsler yarım saatte bir ila iki saatlik aralıklarla hareket ediyor. Bazı otobüsler Viyana şehir merkezinden de geçiyor. Bratislava Havaalanının kendi internet sitesinde de ulaşım için öneriler var. Blaguss Slovakia, Eurolines ya da Terravision otobüslerinden uçuş saatinize uygun olanı tercih edebilirsiniz. Seyahat etmek için çok pratik ve ucuz bir yol olan trenler, günde iki kez farklı rotalardan geçiyor. Ancak her iki yol da sizi Bratislava'nın tarihi merkezine yakın, toplu taşıma araçlarıyla iyi bir bağlantıya sahip olan tren istasyonuna götürüyor. Tren fiyatları genellikle 10 Euro'dan daha az. Tuna Nehri boyunca yapılan bot hatları, Nisan başından Eylül ayına kadar, bazı hatlar Ekim ayında da devam ediyor. Bot ile ulaşım için birden fazla alternatif var. En yaygın kullanılanı Twin City Liner. Viyana'da gezilecek yerler, Viyana'ya gitmek için en iyi sezon, Viyana'da şehir içi ulaşım ve Viyana ile ilgili pek çok bilgiye aşağıdaki yazılarımdan ulaşabilirsiniz. - Viyana'da gezilecek yerler - Viyana'ya hangi sezonda gitmeli? - Viyana'da şehir içi ulaşım - Viyana-Bratislava arası ulaşım - Avrupa'nın en iyi Noel Pazarları Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Merhaba Slovakya 2007'den itibaren Schengen üyesi olmuştur ve serbest dolaşım hakkı vardır. Rahatlıkla Viyana'dan Bratislava'ya geçebilirsiniz. Tren bulmak henüz biraz sıkıntı olabilir ve uzun sürebiliyor. Onun yerine otobüsleri tercih etmenizi öneririm. Hem daha uygun fiyatlılar hemde daha kısa sürede gidiyorlar. Zaten birbirlerine çok yakınlar. Bratislava'ya daha uygun fiyatlı uçuş bulabilirsiniz Viyana'dan baktınız mı hiç? Viyana ile Bratislava arası yakın olduğun shuttle servisi var. Bir önceki yorumdaki linkleri incelemenizi öneriyorum. Ben de en son birkaç yıl önce gittim, değişiklik olmuş olabilir. Viyana'ya ucuz uçak bileti bulursanız Viyana-Bratislava arasını otobüsle geçirebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/viyana-gezilecek-yerler", "text": "Soğuk bir kış günü, sabah erken vakit, sokaklar bomboş iken tanışmıştık Viyana ile... Şubat sabahında bomboş sokaklarında otele doğru ilerlerken görkemli binaları ve düzenli sokakları ile Viyana gezilecek yerler listesini gezerken \"sanki elle çizilmiş gibi\" diye düşünmüştüm. Nitekim gerçek birer mimari ve sanat harikası olan binaları ile bu duygumun ne kadar gerçek olduğunu farketmem uzun sürmedi. Öyle ki, koruma altında çoktan alınmış bile. \"Ring\" denen Viyana'nın iç kenti, UNESCO'nun dünya kültür mirasının içinde yer alıyor. Avrupa'da merak ettiğim şehirlerden biri idi Avusturya'nın başkenti Viyana. Şehirle ilgili bilgi almak için başvuracağınız kaynak sitelerde \"City of Music\" diyorlar kendilerine. Romantizm, nostalji ve aynı zamanda da modernizmi içinde eritmiş bir Avrupa başkenti. Şehirle ilgili birinci elden bilgi almak isterseniz aşağıdaki siteleri inceleyebilirsiniz. www. vienna. info / www. wien. info. Viyana'nın eski şehir bölgesini gezmek oldukça kolay. Ring içinde kalan bölümü 1 ve 2 numaralı tramvaylarla arada indi bindi yaparak ya da yürüyerek dolaşmanız mümkün. Ben yürüyerek gezmeyi sevenlerden olduğumdan tercihim tabii ki bu oldu. Büyük bir daire çizerek bu büyülü şehri adım adım dolaştım. Viyana'nın meşhur kahvelerinin tadına bakıp, çikolata ve pastalarını izleyerek ve tabii ki tadına bakarak gezinizi renklendirmeniz elbette mümkün. Viyana kafeleri ile ünlü olsa da sabah erken saatlerde kahvaltı yapmak ya da bir kahve içmek için sadece Starbucks'ların açık olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Hayat biraz geç başlayıp erken bitiyor gibi bu şehirde. Viyana'ya kış aylarında gitmenin en güzel kısmı meydanlara kurulmuş devasa buz pistleri. Çoluk, çocuk, genç, yaşlı bütün Viyana buz üstünde rengarenk bir tablo oluşturarak kayıyorlar. Yerel halk kendi malzemeleri ile gelse de buz pateni denemek isteyenler için malzeme de kiralama seçeneği de var. Viyana'da buzda paten kaymak bir aile aktivitesi. Şehir öyle sanatla dolu, öyle şiirsel ki. Bütün reklam panoları, görebileceğiniz her yerde bir konser ya da sanat etkinliğinin afişini görüyorsunuz. Gezdiğim şehirler içinde en fazla sanatla iç içe olanı Viyana oldu. - Aziz Stephenos Katedrali: Şehir merkezinde yer alan katedralin kulesine çıkarak tüm Viyana'yı izlemeniz mümkün. - İmparatorluk Sarayı - Schönbrunn Sarayı: Merkezin dışında ama tramvayla ulaşılabiliyor. Uzun zaman ayırıp bahçesiyle birlikte mutlaka görülmeli - Belvedere Sarayı: Ekspresyonist ressamların küçük bir koleksiyonunu da içeren sarayın terasından Viyana'nın panaromik manzarası izlenebilir. Gün batımı için iyi bir tercih olabilir. - Ulusal Tiyatro: Gitmişken Viyana'da bir opera gösterisi izlemek için kendinize vakit ayırlamalısınız. Gitmeden önce internetten de bilet alabilirsiniz. - Mozart'ın Evi - Rathausplatz - Devlet Operası: Rehberli turlarla içeriyi gezmek mümkün, muhteşem bir mimari örneği. - Kartnerstrasse: İstiklal Caddesi gibi hareketli, Viyana'nın en şık mağazaları da bu cadde üzerindedir. - Graben: Mağaza ve kafelerin bulunduğu meşhur cadde. Viyana gezilecek yerler arasına ekleyin. - Ulusal Kütüphane - İspanyol Binicilik Okulu: Gösterileri ya da eğitimleri izlemeniz mümkün. - Bunlar dışında Güzel Sanatlar Müzesi, Arkeoloji Müzesi gibi görebileceğiniz pek çok müze yine Ring çevresinde görülebilir. - Karlsplatz: Bu bölgede kilise, müze gibi görmekten zevk alacağınız yapılar var. - Grinzing: Şarap evlerinin bulunduğu bölge, kışın çok sakin oluyor ama yaz dönemi hareketli bir bölge. Kış da olsa ziyaret edilmeli. - Prater: Viyana'yı yüksekten izlemek isteyenler için dev bir dönmedolap. Ayrıca girişinde Viyana tarihini anlatan küçük bir de müzesi var. Viyana'yı yukarıdan seyretmenin bir kaç yolunu toparladım. Eklemelerinizi yorum olarak yazabilirsiniz. - Birincisi Viyana'nın sembolü haline gelmiş olan St. Stephen Catedrali'nin Çan Kulesine tırmanmak. - İkinci yol Prater'deki dev dönme dolaba binmek. Benim gibi yüksekten korkuyorsanız ikisine de çıkmak ürkütücü, ürtücü olduğu kadar da keyifli. - Eski ve Yeni Tuna arasında kalan bölgede, Birleşmiş Milletler merkezinin yanındaki parkın tam ortasındaki Tuna Kulesi 150 m yükseklikteki gözlem terası ve sürekli dönen cafesi ile keyifli bir şehir manzarası var. - 19. bölgedeki üzüm bağlarının tepesindeki Kahlenberg de enfes bir manzara eşliğinde kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Viyana sanatla olduğu kadar yemekleri ile de meşhur. - Tabii ki Viyana Kahveleri - Viyana usulü Schnitzel ve yanında patates salatası - Viyana Sosisi - Viyana Şarabı, özellikle beyaz şarabı ünlüdür Viyana kışın, karlar altında şehri hareketlendiren buz pistleri ile son derece keyifli idi. Ancak Viyana'yı bir kez baharda bütün o bahçeler yeşillenip çiçek açtığında, bir kez de bağbozumu zamanı görmeyi çok istiyorum. Avrupa sevdiğiniz gezi rotalarından ise, Viyana'yı çok beğeneceğinizi garanti ederim. Daha fazla bilgi almak için Viyana'ya hangi sezonda gidilir yazıma göz atın. - Mayerling Seegrotte, Viyana'nın 20 km dışında yer alan Avrupa'nın en büyük yeraltı gölünü Seegrotte'yi, sonrasında ise tarihin seyrini değiştirip bir imparatorluğun sonunun başlangıcı olarak kabul edilen faciası ile meşhur Mayerling kasabasını ziyaret edilir. Daha sonra termal kükürtlü kaplıcaları ile meşhur Baden kasabası görüldükten sonra otele dönüş sonrası dinlenebilmek için için serbest zaman ayrılır. - Setur arzu edenlere Grinzing turu ile otantik bir tavernada bütün olarak pane edilmiş enfes schnitzelleri tatma, akordeon ve keman eşliğinde Viyana şarkılarını, yerel şaraplarını, saf elma yada üzüm sularını keşfetme imkanı sunmaktadır. - Salzburg ve göller bölgesi extra turu ile Salzach Nehri'nin ikiye böldügü, Arnavut kaldırımları, dar sokakları, seçkin meydanları ve göz alıcı mimarisi ile Salzburg şehrini ve göller bölgesini keşfetme imkanı Setur'un ekstra turları içerisinde yer almaktadır. Viyana'da gezilecek yerler, Viyana'ya gitmek için en iyi sezon, Viyana'da şehir içi ulaşım ve Viyana ile ilgili pek çok bilgiye aşağıdaki yazılarımdan ulaşabilirsiniz. - Viyana'da gezilecek yerler - Viyana'ya hangi sezonda gitmeli? - Viyana'da şehir içi ulaşım - Viyana-Bratislava arası ulaşım - Avrupa'nın en iyi Noel Pazarları Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen ne guzel betimlemissiniz Viyana yi.. viyanada iken viyana yi ozlettiniz 🙂 eyv."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/viyanada-sehir-icin-ulasim", "text": "Viyana'da yaygın bir metro-tramway ağı var. Şehrin en uzak yerlerine dahi 10 dakikada bir ya bir tramway ya bir otobüs bulmanız mümkün. Turistler için en güzel kısmı ise, bindiğiniz hiçbir ulaşım aracında bilet sorulmaması. Ne metro duraklarında bir turnike, ne otobüs duraklarında biletçi... Yerel halk bizdeki aylık paso şeklinde kartlar kullanıyormuş, nadir de olsa yapılan kontrollerde kartsız binenlere ceza kesiliyormuş. Benzer bir uygulama Amsterdam'da da var. Orada kontroller daha sık yapıldığı için bilet alan sayısı da çok. Araçlara binerken bilet kontrolü yok ama araçlarda yapılan kontrollerde biletsiz yakalanırsanız 70 euro cezası varmış. Gece geç saatlerde tramwaylar bomboş gidip geliyor, ama 10 dakikada bir mutlaka kalkıyor. İşin daha ilginç kısmı, orada yaşayanlar bunu suistimal edip biletsiz binmeye çalışmıyor. Bilet otomatlarının önünde yine sıra oluyor. Viyana'da gezilecek yerler, Viyana'ya gitmek için en iyi sezon, Viyana'da şehir içi ulaşım ve Viyana ile ilgili pek çok bilgiye aşağıdaki yazılarımdan ulaşabilirsiniz. - Viyana'da gezilecek yerler - Viyana'ya hangi sezonda gitmeli? - Viyana'da şehir içi ulaşım - Viyana-Bratislava arası ulaşım - Avrupa'nın en iyi Noel Pazarları Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen O firma iflas ettiği için 5 tane biletimiz yandı, sorma 🙂 Ben de alternatif arıyorum. Bulunca paylaşırım sizinle de. İlyas bilgiler için teşekkürler, aktarmalı uçuşlara bakıyorum ben de. http://traveleurope. com/ oldukça kullanışlı, uçuşlar için http://flights. traveleurope. com/ kullanabilirsin. Barış çok önemli bir feedback bu, paylaştığın için teşekkürler. Aylık biletin 50 oldugunu, ama biletsiz yakalanırsanız cezasının ise 70 oldugunu, Türk pasaportunuzun size \"turist\" ten çok \"ehlileşmemiş göçmen\" imajını sağlayacanı ve bilet kontrolüne yakalanırsanız cezadan kurtulmaktan öte bir sonuç doğuracağını bilmenizde fayda var. Bütün bunların ötesinde müthiş bir toplu taşıma sistemine sahip bir şehir Viyana. Bu yazımdan sonra benzer uyarıları birkaç kişiden daha aldım Musa. Bilgilendirmen için teşekkür ederim. Viyana ve Bratislava arasında sürekli servisler var. Hemen uçaktan inince çıkışa yöneldiğinde görürsün zaten. Çok yakın oldukları için iyi organize olmuşlar. Tren hem uzun hem de pahalıya gelebilir, onun yerine Milano ya da Bergoma'dan kalkan uçak seferlerini araştırmanızı tavsiye ederim. Merhaba Slovakya 2007'den itibaren Schengen üyesi olmuştur ve serbest dolaşım hakkı vardır. Rahatlıkla Viyana'dan Bratislava'ya geçebilirsiniz. Tren bulmak henüz biraz sıkıntı olabilir ve uzun sürebiliyor. Onun yerine otobüsleri tercih etmenizi öneririm. Hem daha uygun fiyatlılar hemde daha kısa sürede gidiyorlar. Zaten birbirlerine çok yakınlar. Cevap ve tavsiyeleriniz için çok teşekkür ederim. yazının başlığını değiştirin isterseniz. hiçbir yerde ulaşım beleş değil. cezayı keserler, 100 katını ödersiniz, ona göre. önceden 70 du 1 mayis 2012 den itibaren biletsiz yakalanma cezasi 100 oldu. bir bilet aldiginiz zaman bütün toplu tasimalara bine bilirsiniz tabiki sürese bitenekadar. Uygar bir dış ülkede yerel idarenin, halkın dürüstlüğüne güvenip çok az denetlediği ulaşım sistemini bir Türk vatandaşının ganimet bulmuş gibi istismar edip ve ayrıca bunu bir marifetmiş gibi fotoğraflarla taçlandırması çok garibime gitti. Bu medeniyetsizliği yaparken tüm Türk insanı imajına zarar verdiğinin de bilincinde olduğundan eminim kendisinin. Böyle yurttaşlarımız oralara gitmeyi hakketmediği gibi TC vatandaşı olmayı da hakketmiyorlar. Blog benim blogum, keyif benim keyfim. İstediğim herşeyi özgürce paylaşma hakkına sahibim. Bu paylaşımdaki kinayeyi göremediysen zaten blogumu da takip etme lütfen. Türk vatandaşlarının yurtdışında zaten son derece kötü bir imajı var ve ben bu imajı düzeltmek için yüzlerce yabancı ile konuşuyorum. Kimin Türk vatandaşı olup olmayacağına ya da kimin nereye gideceğine karar vermek çok şükür ki sana düşmüyor. Viyana'dan yeni dönmüş biri olarak önemli bir kaç tavsiye. Turistleri kazıklamayı çok seviyorlar. özellikle 7 müze denilerek satılan kartlara 34 Euro vermeyin sadece 2 tanesi güzel çünkü bazısıysa şehir dışında. shönburn sarayında en ucuz olan 11 euroluk bileti alın. halka açık ve ücretsiz girilebilen bahçe ve seyir tepesini de paralı gibi gösterip 18 euroluk bilet alıp Viyanalıların sarayın bahçesinde koşu ve spor yaptıklarını görünce kendimizi aptal yerine konmuş hissettik. ekstradan birkaç oda daha görmek için o farkı vermeye gerek yok. Allahtan elmalı tatlının yapılma gösterisinin de olduğu 30-40 euroluk biletlerden almamıştık. her iki sarayın da bahçesine biletsiz girilebiliyor zaten. 2. apfelstrüdel denen tatlıyı demel'de yedim ve eehhh işte bir tat. yemeyen bir şey kaybetmez. pişlmiş elma kuruüzüm şeker karışımının etrafında ince bir hamur var. kendi elmalı kurabiyelerim ona 10 basar emin olun. 4. Freud müzesi, kraliyet arabaları müzesi falan çok şart değil. 5. müze giriş ücretleri en aşağı 9 eorudan başlıyor. biz ilk cehaletle bir de konbine müze bileti aldık. 2 kişi neredeyse 400 tl yakın para verdik müze girişlerine. şehir de cidden pahalı dolayısıyla iyi para götürün yanınızda. 6. nachmark denilen yerde akşam 6 ya kadar türk restoranları ve ürünleri bulmak mümkün. yabancıların restoranlarının her yeri domuz kokuyor. dolayısıyla biz şinitseli nachmarkta ta akşam geç saatlere kadar açık bir türk restoranında yedik ve çok güzeldi. Hatta aynı restorarın yanında bir dönerci var. döner inanılmaz güzel ve ucuz. orayı da tavsiye ederim. aynı yağda hem domuz hem tavuk etini pişirmediklerini bilemeyeceğimize göre figlmüllere gitmedik. şinitseli Türk restoranında yedik ve Türklerin de bu işi gayet başarılı yaptıklarını gördük. . Kırmızı (U1)metronun son durağında raumenplatz'da metrodan iner inmez eis saloon diye büyük bir dondurmacı var ve muhteşem. zaten önü kuyruk... özellikle fındıklı ve çilekli dondurmaları harika ötesi. üç aktarmayla dondurma yemeye gittik sadece. . ulaşım konusunda biz bilet aldık ama ne zaman ki kendi vatandaşlarına ücretsiz olarak girilen bir alanı bize paralı gibi gösterip kazıkladılar bilet almayı bende bıraktım.. 7. kent restoran da güzel ve bir çok çeşit yemek bulmak mümkün. ayrıca Kent'in olduğu yerde Türkiye'ye ait her türlü ürün satılıyor. zaten şehrin merkezi inanılmaz pahalı. Herkesin gezerken keyif aldığı şeyler birbirinden farklı. Bu nedenle, o müze şart değil, bu müze olmasa da olur gibi yorumlarınıza katılmıyorum. Müzelerden ya da o müzenin içeriğinden çok zevk alabilecek insanlar mutlaka vardır. Kazıklama konusuna kesinlikle katılmıyorum. Viyana ve pek çok Avrupa ülkesi bizim gibi üçkağıt bilmez. O yüzden dolandırıldık, kazıklandık yorumlarınız talihsiz olmuş. Biletler konusuna gelince, Viyanalıların biletsiz bindiğini hiç görmedim. Biletsiz yakalanırsanız 200euro cezası var. Avrupa bizim için elbette pahalı, euro olmuş 3TL neredeyse, onlar için 1 olan bizim için 3... Bunun da suçu Avrupa şehirleri değil, bizim ekonomi yönetimimiz. Schönbrunn sarayı zaten şehrin içinde otobüs ya da tramvayla ulaşılabilir."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/viyanaya-hangi-sezonda-gitmeli", "text": "Viyana'ya hangi sezonda gitmeli, Viyana'ya gitmek için en iyi zaman sorularının cevapları örnekleriyle birlikte bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! Wikipedia diyor ki, \"Viyana'da 2 milyon insan yaşar, Avusturya'nın en yoğun şehridir\". Ben Cumartesi sabah 08:00'de Viyana'ya indiğimde hiçbirini göremedim. Sakin Avrupa şehirlerine alışmıştım ama bu kadar ıssızına ilk kez şahit oldum. Gerçekten in-cin top oynamak deyimini sonuna kadar yaşadım. Saat 10:00'a geldiğinde ise bu ıssızlık hala devam ediyordu. Kahvaltı yapmak için açık bir tek cafe bile yoktu. Yukarıdaki fotoğraf Viyana'nın merkezinde Parlamento binasının önünde bir park. Ama gördüğünüz gibi 1 insan bile yok. Sonra anladık ki Viyana'ya bu mevsimde gitmemek gerekmiş. Tarihi-turistik yerlerin pek çoğu ya yarı yada tam kapalıydı. Tuna üzerinde dolaşan sightseeing botlarından lunaparklara kadar heryer kapalıydı. Açık olanlar da ıssızdı. Viyana'ya gitmek için; Mart-Ekim arası sezonu tercih etmenizi öneririm. Viyana'nın çok güzel bahçeleri, keyifli şarap evleri, sokak kahveleri var. Ama kışın gittiğinizde bunların tadını çıkaramıyorsunuz. Kış mevsiminde gitmenin güzel yanları yok değil, nankörlük etmeyeyim. Buz pateni yapan yüzlerce Viyanalıyı izleyebilir, hatta kendiniz de kayabilirsiniz. Üstelik 3 gibi çok uygun fiyatlara... Belediye sarayının önünde halka açık dev bir pist hazırlanmış. Genç yaşlı demeden Viyanalılar ailecek Pazar günlerini kayarak geçiriyorlar. Benim gibi kaymaya cesaret edemeseniz de izlemek de çok keyifli. Her şehrin farklı mevsimlerde farklı güzellikleri var. Mart-Ekim arasında giderseniz bu güzel manzarayı görme şansınız yok. Viyana'ya hangi sezonda gitmeli? sorusu sizin ne görmek istediğinize göre değişiyor. Viyana'da gezilecek yerler, Viyana'ya gitmek için en iyi sezon, Viyana'da şehir içi ulaşım ve Viyana ile ilgili pek çok bilgiye aşağıdaki yazılarımdan ulaşabilirsiniz. - Viyana'da gezilecek yerler - Viyana'ya hangi sezonda gitmeli? - Viyana'da şehir içi ulaşım - Viyana-Bratislava arası ulaşım - Avrupa'nın en iyi Noel Pazarları"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/vizesiz-gidilebilecek-ulkeler", "text": "Kültürleri, coğrafyaları ve tarihi zenginlikleri ile merak uyandıran Avrupa ülkeleri, hemen hemen herkesin görmek istediği yerler arasındadır. Avrupa ülkelerinin birçoğuna giriş yapabilmek için ise vize alma zorunluluğu bulunur. Tatilini Türkiye sınırlarının dışında geçirmek isteyen Türk vatandaşlarının ilk olarak vize işlemlerini tamamlamaları gerekir. Ancak yurt içinde seyahat ediyormuş gibi rahatlıkla gidebileceğiniz vizesiz Avrupa ülkeleri de vardır. Sadece uçak bileti ve pasaport ile gidebileceğiniz ülkeler, Avrupa'nın eşsiz kültürünü yerinde görmenize imkan verir. Tatilini yurt dışında geçirmek isteyenler için vizesiz gidilebilecek ülkeler merak konusudur. Seyahat planlaması yaparken vize işlemleriyle uğraşmak istemeyenler için pek çok ülke seçeneği bulunur. Güney ve Orta Amerika, Asya, Avrupa ve Afrika ülkelerinin bir çoğu umuma mahsus pasaport sahibi Türk vatandaşlarından vize talep etmez. Örneğin Güney Amerika'da Arjantin ve Brezilya başta olmak üzere Kolombiya, Peru ve Şili gibi ülkelere vize almadan seyahat etmeniz mümkündür. Vize almadan sadece pasaportunuzla giriş yapabileceğiniz Asya ve Afrika ülkelerinin sayısı oldukça fazladır. Filipinler, Tunus, Japonya, Hong Kong, Güney Kore ve Singapur gibi pek çok Asya ve Afrika ülkesi de vize şartı aramadan Türk vatandaşlarına seyahat izni verir. Vizesiz gidilen Avrupa ülkeleri ise ağırlıklı olarak Balkanlar'dadır. Avrupa kıtasının güneydoğu kesiminde konumlanan Arnavutluk ve Kuzey Makedonya gibi eşsiz ülkeleri barındıran Balkanlar'a vizesiz seyahat edebilirsiniz. Avrupa ülkeleri; doğal güzellikleri, benzersiz kültürleri ve tarihi kalıntıları ile her göreni kendine hayran bırakır. Bu ülkeler, tatilini dolu dolu geçirmek isteyenler için pek çok cezbedici özellik barındırır. Hem gezebileceğiniz hem de yeni kültürlerle iç içe vakit geçirebileceğiniz bir tatil için Avrupa ülkeleri son derece idealdir. Türkiye'ye uçakla sadece birkaç saat uzaklıkta olan bu ülkeler, kısa ve uzun soluklu tüm tatiller için vazgeçilmez rotalar arasında yer alır. Avrupa turları, kapsamlı programları sayesinde dolu dolu bir seyahat geçirmeniz olanaklı kılar. Rotası vizesiz gidilen Avrupa ülkelerinden oluşan turlar, evrak işleriyle zaman kaybetmeden dünyayı keşfetme fırsatı sunar. - Bosna Hersek - Kuzey Makedonya - Arnavutluk - Belarus - Kosova - Karadağ - Sırbistan - Moldova - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Düzenlenen bu turlar sayesinde vizesiz gidilen Avrupa ülkelerini doyasıya keşfedebilirsiniz. Üstelik Avrupa'ya gitmek isteyenler için düzenlenen bu vizesiz turlar, son derece cazip programlara da sahiptir. Küçükten büyüğe herkesin beklentilerini karşılayan bu organizasyonlarda ilgili ülkelerdeki tüm turistik noktalar ziyaret edilir. Böylece tarihiyle herkesi kendine hayran bırakan kentlerde birbirinden özel anılar biriktirmeniz de mümkün olur. Vizesiz Yurt Dışı Tatil Turları için Setur! Tatilini Avrupa ülkelerinde keyifli bir şekilde geçirmek isteyenler, Setur ayrıcalıklarıyla sunulan turlar sayesinde kusursuz bir plan yapabilir. Tüm otel rezervasyonlarında yanınızda olan Setur, vizesiz gidilen Avrupa ülkelerine düzenleyeceğiniz seyahatlerde de size önemli kolaylıklar sağlar. Geniş kapsamlı vizesiz yurt dışı turları ile hayalini kurduğunuz tatile hemen kavuşabilirsiniz. Avrupa'dan Güney ve Orta Amerika'ya, Afrika'dan Asya'ya kadar pek çok kıtada yer alan vizesiz ülkeleri Setur ayrıcalıklarıyla keşfetmek çok kolaydır. Bütçe noktasında da önemli fırsatlar sunan Setur, uzun vadeli taksit ayrıcalıkları sayesinde her açıdan keyifli bir tatilin kapılarını aralar. Siz de ''Mutluluğa giden yol tatilse Setur'' sloganıyla vizesiz gidilen Avrupa ülkelerine doğru keyifli bir seyahate çıkmak için hemen hazırlanmaya başlayabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/vizesiz-seyahat-edebileceginiz-ulkeler", "text": "Eğer tatil için yurt dışını tercih edeceksiniz ve gitmek istediğiniz ülke vize istiyorsa vize işlemlerine tonla para, evrak harcamak sürekli randevu peşinde koşmak durumunda kalıyorsunuz. Bu da tatil öncesi yaşadığınız heyecanı baltalamakta, hevesinizin kaçmasına neden olmaktadır. Ancak Türkiye'den vizesiz seyahat edebileceğiniz ülkeler listesi oldukça uzun. Vizesiz ülkelere genel olarak yeni kimlik kartları ile, kapıdan veya gitmeden online olarak belli ücretler karşılığı satın alacağınız vizelerle giriş yapabilirsiniz. Üstelik erkenden takip etmeye başlarsanız, gideceğiniz ülkeye ucuz uçak bileti dahi bulabilirsiniz. Türkiye'den vizesiz seyahat edebileceğiniz ülkeler listesinin başında yer alan ülkeler; Makedonya, Ukrayna, Kosova, Arnavutluk, Sırbistan, Kuzey Kıbrıs, Bosna-Hersek'tir. Bu ülkeler hem yakın olmaları hem de diğer birçok ülkeden daha ucuz olmaları nedeniyle en çok tercih edilenler arasında yer almaktadır. Türkiye'den vizesiz seyahat edebileceğiniz diğer ülkeler nereler bu yazımızda sizler için sıraladık. Özellikle bu sene gerek döviz kurundaki yükselmeler gerek covid-19 önlemleri nedeniyle, Türkiye'ye yakın olduğu için Ukrayna ve Kıbrıs'a, ülkemizden yoğun bir turist akını gerçekleşti. Tabi bunlara ek olarak erken dönemde satın aldığınızda Ukrayna uçak bileti ile Kıbrıs uçak bileti gidiş dönüş çok uyguna denk gelmektedir. Ukrayna ve Kıbrıs'a vizesiz ve yeni çipli kimlik kartları ile giriş yapılabilmektedir. Bunlar dışında; Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Sırbistan, Bosna Hersek, Karadağ da Türkiye vatandaşlarına 90 güne kadar vizesiz giriş hakkı tanımaktadır. Balkan ülkelerinin doğal güzellikleri, tarihi yapıları ve yıllardır Türkiye ile kültür etkileşimleri nedeniyle sizi çok etkileyecektir. Yıllardır komşu olduğumuz bu ülkelerin halkları da en az Türkiye halkları kadar sıcak, samimi, misafirperverlerdir. Zaten bu ülkelere gittiğinizde asla yabancılık hissi çekmeyeceksiniz. Son olarak Azerbaycan, Belarus, Andorra ve Gürcistan'a da vizesiz seyahatler gerçekleştirebilirsiniz. Amerika en zor vize alınabilen ülkelerden birisidir. Ancak Arjantin, Bolivya, Brezilya, Ekvador, Kolombiya, Paraguay, Peru, Şili, Uruguay ve Venezuela'ya vizesiz giriş yapabilirsiniz. Güney Amerika'da yer alan bu ülkeler özellikle maceraperestlere çok fazla seçenek sunmaktadır. Daha önce görmediğiniz doğal alanları, farklı dans ritimleri, bambaşka kültürleri ve sıcacık insanları ile kendinizden geçmeye hazırlanın. Kuzey ve Orta Amerika'da olup da vize istemeyen ülkelerden bazıları ise şöyledir: Bahamalar, Dominik Cumhuriyeti, El Salvador, Guatemala, Jamaika, Haiti, Meksika. Bu ülkelere diğer ülkelerden görece daha az turist gitmektedir. Belki de bu sayede doğal güzellikleri neredeyse aynen korunmaktadır. Bu nedenle de alternatif gezi planlarınız arasında bu ülkelere yer verebilirsiniz. Covid-19 önlemleri kapsamında ülkelere giriş şartlarında devamlı bir değişiklik olmaktadır. Bu nedenle bu ülkelere gitmeden önce güncel seyahat koşullarını gözden geçirmeyi unutmayınız. Ancak şu anda Moğolistan, Malezya, İran, Irak, Lübnan, Singapur, Sri Lanka, Tayland, Filipinler, Güney Kore, Kamboçya, Katar gibi ülkelere vizesiz giriş yapabilirsiniz. Kazakistan ve Kırgızistan'da 30 gün süresince vizesiz giriş yaparak kalabilirsiniz. Ancak ülkeye girdiğiniz ilk beş günlük süre içerisinde bir polis karakoluna gidip, giriş kaydınızı yaptırmalısınız. Vizesiz gidilebilen Asya ülkeleri arasında Japonya da yer almaktadır, 90 güne kadar vizesiz giriş yapabiliyordu Türkiye vatandaşları. Ancak covid-19 önlemleri kapsamında, turistik vize ile yapılan girişler askıya alındı. Yakın zamanda bu durum düzelmesini diliyoruz. Asya ülkelerinin, Dünyanın en farklı kültürlerine ev sahipliğini yaptığını söylesek abartmış olmayız bizce. Zira daha önce görmediğiniz, belki duymadığınız kültürler, medeniyetler, topluluklar ve bunlara ait ritüeller ve yaşam tarzları bulunmaktadır. Eğer bu ülkelerden birisi veya birkaçına gidecekseniz muhakkak bu kültür ve yaşam tarzlarını tanımaya uğraşın, özellikle yerli halkla bol vakit geçirerek bunu yapmaya çalışın. Çünkü en doğru bu şekilde öğrenebilirsiniz ve bu topraklardan insan tanıma deneyimini edinmiş olursunuz. Bunun yanında bu ülkelere ait doğal güzellikler, vahşi yaşam alanları, yöresel lezzetleri bile bambaşkadır. Fakat bu ülkelerin iklim şartları nedeniyle gitmeden önce iyi bir araştırma yapmanızı ve döneminde gitmenizi öneririz. Eğer bahar aylarında giderseniz muson yağmurlarına yakalanabilir ve hiçbir yer gezemeden dönmek durumunda kalabilirsiniz. Fas, Güney Afrika Cumhuriyeti, Seyşeller, Tunus, Zambiya ve daha birçok Afrika ülkesine de vizesiz seyahat edebilirsiniz. Dünyada ekolojik çeşitliliğin en fazla olduğu ülkeler, Afrika kıtasında yer almaktadır. Plajları, yer altı kaynakları, bitki örtüsü, yaban hayatı, milli parkları bu ülkeleri çok cazip hale getirmektedir. Afrika halkları, dans ve müzikleri ile farklı lezzetleri, içecekleri de sizlere bambaşka deneyimler sunmaya hazırdır. Afrika denilince aklınıza yalnızca balta girmemiş ormanları değil, uçsuz bucaksız çölleri de gelmelidir. Yine buralarda da çok farklı yaban hayatına şahit olabilir; daha önce yaşamadığınız bir deneyim edinebilirsiniz. Birçoğu sömürgelerin etkisinde olan Afrika ülkelerinde, çok dilli bir yaşam sürülmektedir. İngilizce, Fransızca gibi evrenseller dilerin yanında kendi dillerini de kullanmaktadırlar. Genel olarak yoksul ve evsiz nüfusu fazla olsa dahi Afrika ülkelerindeki insanların mutluluğu sizleri şaşırtabilir. Genel olarak hep mutlu ve sıcakkanlı insanlardır. Üstelik buraların gece hayatı da oldukça hareketlidir. Bir de eğer olur da Afrika ülkelerini seyahatiniz için tercih ederseniz muhakkak, yerli halkla iç içe onların kültürlerini öğrenmeye gayret edin. Birlikte dans edin, müziklerini öğrenmeye çalışın ve hikayelerini dinleyin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/xanthos-antik-kenti", "text": "Bazı antik kentler var ki, beni çok etkiler, hikayesi, kalıntıları, manzarası, birşeyi yakalar beni. Xanthos Antik Kenti de bunlardan biri, üstelik mezarlığı yani nekropolü ile beni kendisine hayran bırakan bir antik kent. Türkiye'den Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi içinde bulunan yerlerden biri olması nedeniyle de önemlidir Xanthos. Günümüzde az bilinen antik kent, Likya Uygarlığı'nın önemli şehirlerinden biridir. Zamana meydan okuyan Xanthos Antik Kenti nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti, tarihçesi ve fazlası bu yazıda sizi bekliyor! Xanthos Antik Kenti'ni gezmek için yola çıktıysanız ve antik kentleri gezmeyi seviyorsanız; Likya Birliği'nin başkenti olan Patara Antik Kenti, Xanthos'a komşu Letoon Antik Kenti ve zirvelere yerleşmiş olan Pınara Antik Kenti'ni de gezi rotanıza eklemenizi öneririm. Ksanthos, Likya şehirlerinin en önemlilerine hayat vermiş olan Eşen Çayı kenarında yer alan iki tepe üzerine kurulmuştur. Antalya'nın Kaş ilçesine bağlı Kınık mahallesi sınırları içinde hatta hemen Kınık merkezine yürüme mesafesinde yer alır. Antik kentin Google Haritalar üzerindeki konumu için tıklayın. - Xanthos Patara Antik Kenti arası 13 km, - Xanthos Patara Plajı arası 13 km, - Xanthos Letoon Antik Kenti arası 6km, - Xanthos Saklı Kent Milli Parkı arası 20 km, - Xanthos Pınara Antik Kenti arası 26 km, - Xanthos Kalkan arası 21 km, - Xanthos Kaş merkez arası 46 km, - Xanthos Antalya merkez arası 212 km, - Xanthos Fethiye merkez arası 62 km, - Xanthos Dalaman Havalimanı arası 105 km, - Xanthos Antalya Havalimanı arası 223 km. Özel Araç ile Ulaşım: Xanthos'a gitmenin en kolay yolu elbette özel araçla gitmek. Eğer kendi aracınız ile bölgeye gelmediyseniz Kaş veya Patara gibi merkezlerden araç kiralama yaparak antik kente ulaşabilirsiniz. Toplu Taşıma ile Ulaşım: Toplu taşıma kullanarak da antik kente ulaşmanız mümkün elbette. Kaş Fethiye arasında hizmet veren otobüs/minibüslerin rotası üzerinde Kınık'ta inip antik kente yürüyebilirsiniz. Havayolu ile Ulaşım: Xanthos Antik Kenti'ne gitmek için en yakın havalimanı Dalaman Havalimanı, ancak çok yakın diyemeyiz 105 kilometre. Yine de Dalaman Havalimanı'ndan Kaş'a gelen servisleri kullanarak antik kente ulaşabilirsiniz. Ksantos Unesco Dünya Kültür Mirası listesine alınmış olduğundan hem Kaş, hem Burdur, hem de Fethiye yönünden ana yollarda çok iyi tabelalama yapılmış durumda. Antik kente Kalkan yönünden geliyorsanız; Kınık mahallesine girdiğinizde ana cadde üzerinde Atatürk heykeli göreceksiniz, yol heykelin orada ikiye ayrılıyor, sağ taraftaki yoldan ilerleyerek tepenin eteğine gelince sola devam etmeniz lazım, antik kent kalıntılarını görmeye başlayacaksınız. Tepeyi biraz çıkınca sağda ziyaretçi merkezi bulunuyor, aracınızı oradaki otoparka bırakabilirsiniz. Ana yollarda tabelalamalar iyi olmasına rağmen Kınık içinde tabela sayısı çok az ve Atatürk Heykeli'nin oradaki tabelayı görmek için cidden çaba harcamanız gerekiyor, gözden kaçırma ihtimaliniz çok yüksek. Xanthos, Ksantos veya Ksanthos olarak anılan şehir, Eşen Çayı kenarında bulunan iki tepe üzerine kurulmuş. İki tepeden biri antik kente girdiğinizde sizi karşılayan kalıntılan olduğu surlarla çevrilmiş Likya akropolü; diğeri ise kuzeydeki daha yüksekte bulunan Roma akropolü. Likya Birliği'ne idari merkezlik yapmış olan şehrin Likya dilinde yazılmış kitabelerde adı ARNNA olarak geçiyor. Likya Birliği'nin en büyük kentlerinden biri olan Xanthos, Likya Meclis'inde 3 oy hakkı olan 6 şehirden biri. Yapılan kazılarda ortaya çıkan bilgilere bakınca şehirde yaşamın M. Ö 8. yüzyıla dayandığı tespit edilmiş. Xanthos'un meşhur olmasını sağlayan hikayesi ise Pers kuşatmasında yaşanır. İ. Ö. 545 546 yıllarında yaşanan kuşatmada kahramanca direnmelerine rağmen, savaşı kazanamayacaklarını anlayan Xanthoslular kadın ve çocuklarını değerli eşyaları ile birlikte ateşe verir, kalan erkekler ise savaşarak hayatlarına son verirler. Böylece Pers Kumandanı Harpagos'a harap olmuş bir şehir bırakırlar ve köle olmaktansa ölümü tercih ettikleri mesajını nesiller sonrasına aktarmış olurlar. Ksanthos, Perslerden sonra Büyük İskender, Mısır, Suriye gibi farklı milletlerin egemenliğine, M. Ö. 42 yılında Romalıların kontrolüne geçmiştir. 7. yüzyıldaki Arap akınlarına kadar, piskoposluk merkezi olarak Doğu Roma egemenliğinde kalmış. Arap akınlarından sonra şehir önemini kaybetmiş. 1938 yılında İngiliz Charles Fellows, bölgeye yaptığı bir gezide Xanthos'u keşfetmiş ve şehrin önemli anıtlarını Londra'da bulunan British Museum'a gönderilmesini sağlar. Götürülen parçalar arasında en bilinenleri; Nereidler Anıtı, Harpyler Anıtı ve Aslanlı Mezar. Eşen Çayı kıyısına yerleşen her uygarlığın inşa ettirdiği yapılarla insanlık tarihine ışık tutan Xanthos Antik Kenti, 6 kilometre mesafede bulunan Letoon Antik Kenti ile birlikte 1988 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne girmiştir. Antik kente girdiğiniz nokta; solda Tiyatro, sağda Ana Cadde'nin bulunduğu bölüm, aracınızı buraya park ederek bilet gişesinden bilet almanız veya Müzekartınızı göstermeniz gerekiyor kenti gezmeye başlamadan önce. Girişteki bilet gişesinde herhangi bir harita veya broşür bulunmuyor. Aracınızı park ettiğiniz yerde bir bilgi panosu bulunuyor, oradan kentin tarihçesi ve içeride bulunanlara dair bilgi alabilirsiniz. Ksantos Antik Kenti'nde gezilecek yerler listesi aşağıdaki haritada yer alıyor. Kısaca yerleşimi anlatacak olursak; Girişte solda antik tiyatro bulunuyor. Helenistik Dönemde yapılmış olan tiyatro 2000 kişilik küçük bir tiyatro olsa da günümüze son derece sağlam ulaşmayı başarmış. Tiyatronun arkasına devam ederseniz eğer Likya Akrapolü'ne ulaşıyorsunuz, burada Likya Sarayı kalıntıları bulunuyor. Tiyatronun batısında ise 3 anıt mezar bulunuyor. Bu anıt mezarlardan en bilineni Harpy veya Harpyler Anıtı olarak bilinen anıt. Likya şehirlerinde görmeye çok alışık olmadığımız dikme formunda yapılmış olan anıtın mezar odası tepe kısmında bulunuyormuş. Mezar odasını çevreleyen kabartmalı süslemelerin orijinalleri British Museum'da sergileniyor. Tiyatroya gelirken sağda görünen bir diğer anıt ise Yazılı Dikme, yıkılmadan önce 11 metre yüksekliğindeymiş ve üstü yazılar Anıtların olduğu bölümden batıya yürümeye devam ederseniz yukarıdan Eşen Çayı'nı görebilirsiniz. Bilet gişelerinin bulunduğu bölümden doğuya doğru devam ettiğinizde ise, önce şehrin ana caddesini göreceksiniz. Yolun hala sapasağlam duruyor olması beni çok etkiliyor. Yolun sonunda Zafer Takı olması gereken kısım var ama burada bir tak görmeyi beklemeyin, sadece altındaki taşlar kalmış geriye. Sağa dönerseniz agoradan kalanları ve bir kilise kalıntısı göreceksiniz. Agoranın en sonunda Nereidler Anıtı varmış, ancak o da British Museum'da olduğundan şu an görebilecek bir anıt bulunmuyor. Bazalika'nın yan duvarından yukarıya doğru devam eden patikadan devam edin. Patikada yol bulmak kolay olsun diye sağlı sollu beyaza boyanmış taşlarla yolu işaretlemişler, gayet iyi olmuş. Patika size tepeyi dolaştıracak, surların üstünden atlatacak, siz yolu takip etmeye devam edin. Yol üzerinde kayaya oyulmuş, semerbent şeklinde çok sayıda mezar göreceksiniz, çünkü gittiğimiz yer Nekropol yani mezarlık. Antik kentte beni en çok etkileyen yapı ise yukarıda fotoğrafını gördüğünüz dikme anıt. Altındakilerle beraber 3 kat mezar odasına sahip bu anıt mezar, bugüne kadar gördüğüm en etkileyici Likya Mezarları'ndan biri. Bu mezarları da gördükten sonra patika sizi başladığınız noktaya yani bilet gişelerinin bulunduğu yere götürecek. Biraz daha yürümek isterseniz, veya aracınız ile devam etmek isterseniz, yukarıda bir bazilika kalıntısı daha bulunuyor. Ancak bazalika kalıntıları oldukça dağınık, gidip sonra bu muymuş demeyin. Ksanthos Antik Kenti, Kaş'ta gezilecek yerler listenizde mutlaka yer almalı. Kentte mutlaka görmeniz gerektiğini düşündüğüm yerleri yukarıda listeledim, bu listeyi ziyaret etmeniz yaklaşık iki saatinizi bulacaktır. Gezi planınızı buna göre yapmanızı öneririm. Ayrıca bilet gişesinin hemen yanında bir müze kafesi ve lavabolar da var. Geziniz bittiğinde çay, kahve veya soğuk içecek molası verebilirsiniz. Antik Kent, yaz döneminde (1 Nisan 1 Ekim) 08:00-19:00, kış döneminde (1 Ekim 1 Nisan) ise 08:30-17:30 saatleri arasında her gün ziyarete açık. Ksantos Antik Kenti giriş ücreti 2021 yılı için 17,5 TL, Müzekartınız varsa ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Xanthos gezimi aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz. Videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Xanthos Antik Kenti yazımda kullandığım fotoğrafları aşağıdaki galeride görebilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yagmur-arat-bir-yol-bin-ihtimal-kitabi", "text": "Son zamanlarda gezginlerin kitaplarını okuyor ancak blogumda yer vermeye değer bir içerik bulamadığım için gezi kitapları kategorisinde uzun zamandır yazmıyordum. Hatta \"artık gezginlerin yazdığı kitapları almayacağım, okumayacağım\" demiştim kısa süre önce. Ta ki sosyal medyadan tanıyıp takip ettiğim ve çok sıcak, samimi bulduğum sevgili Yağmur Arat sosyal medya hesaplarından Bir Yol Bin İhtimal kitabının ön satışa çıktığını duyurana kadar. Dayanamayıp hemen iki kitap sipariş ettim, biri bana biri de takipçilerime hediye diye düşünmüştüm. Kitaptan bahsetmeden önce kısaca Yağmur Arat kimdir ondan bahsedeyim. Ben onu sosyal medya vasıtası ile tanıdım. Ben tanıdığımda dünya turuna başlamış, Japonya'da tek başına seyahat ediyordu. Hem instagram hem de youtube hesapları ciddi bir bilinirlik ve takipçi sayısına ulaşmıştı. Yağmur, üniversiteyi bitirince iş hayatına atılmış ancak kurumsal dünya düzeninin kendisine göre olmadığını kısa süre sonra farkederek kendini yollara vurmuş gencecik bir kadın. Yağmur'u instagram ve youtube hesaplarından tanıyor olabilirsiniz. Hala tanımayan varsa takibe alın mutlaka. Konuyu fazla uzatmadan Yağmur'un kitabı Bir Yol Bin İhtimal konusunda duygu ve düşüncelerimi paylaşayım. Baş öğretmen gibi \"yazım hataları, anlatım bozuklukları ve bilgi hataları nedeniyle artık gezginlerin kitaplarından soğuduğumu\" paylaşmıştım yakın zamanda. En dertli olduğum konu ise, bu kadar uğraşıp kitap yazıyorsunuz, bir editöre okutup en azından yazım hataları ve anlatım bozukluklarını düzelttirmeye kimsenin kaynak ayırmaması idi. Yağmur'un kitabını elime alıp ilk sayfasında editör görünce baştan artı bir ile başladığını söylemeliyim. Ve editör gerçekten işe mi yaramış yoksa Yağmur mu düzgün yazmış bilemem, 1-2 yazım hatası dışında bir hata görmedim. Kitabın içeriğine gelecek olursak; Yağmur kendini tanımak için çıktığı dünya turunu başından sonuna anlatmış. Kendini bulmak için yola çıkışı, yolda yaşadığı zorluklar, sevinçleri, üzüntüleri, gel-gitlerini yazıya dökmüş. Günlük gibi yazılmış bir kitap. Çok sade bir dili olduğu için ben Kayseri seyahatime giderken yanıma aldım ve gidiş-dönüş yolunda hemen bitirdim. Kitapta beni rahatsız eden birkaç nokta oldu. İlki ve bence en önemlisi kendini arama yolculuğunda olduğundan çok fazla bahsetmesi. Biz zaten anlattıklarından bunu büyük oranda anlıyoruz, kendini arama yolculuğuna dair daha derin duyguları bize belki ilerleyen zamanlarda kalemi güçlendikçe daha keskin verecek ve bu konuyu tekrar tekrar yazmasına gerek kalmayacak. İkinci konu ise biraz daha editoryal. Hikayeler içinde tekrar eden noktalar var. Birkaç sayfa arayla aynı konuyu tekrar okuduğumuz bölümler var. Bunun editörlerin gözünden kaçmaması gerekirdi diye düşünüyorum. Yağmur kitabında sık sık kitap okumayı ne kadar sevdiğinden bahsediyor, ki bence iyi kitap yazmak için iyi bir okuyucu olmak, başarılı yazarların metinlerini bilmek gerek. Genç Yağmur bu konuda da kendini geliştirdiğini gösteriyor bize. Bir Yol Bin İhtimal kitabını, özellikle 30 yaşın altında, hayattan ne istediğini bulamamış veya hala ne yapacağına karar vermemiş kişilerin kesinlikle okumasını tavsiye ederim. Yağmur gibi kendi hikayenizi ne kadar erken yazmaya başlarsanız, yaşınız ilerledikçe kendinizi o kadar çok sever ve saygı duyarsınız. Siz kendinizi sevip saygı duydukça yolunuza çıkan insanlar da aynısını yapar. Yağmur'un kitabını okurken; sadece okuyarak dünyanın öğrenilemeyeceği, gezerek, farklı kültürleri, farklı yaşamları görerek dünyayı gerçekten algılayabileceğimizi ne kadar güzel anlattığını düşündüm. Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi, sorusuna çok güzel bir cevap vermiş bu kitap. Bir Yol Bin İhtimal kitabını satın almak isterseniz pek çok online kitap satış sitesinde satışta. Ben ilk satışın yapıldığı Kitap365 sitesinden 15 TL'ye aldım. Kitabın fiyatı da gezgin dostu! Bol bol okuyun ve yolda kalın!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yalniz-gezen-kadinlar-haberi", "text": "Hürriyet gazetesinin seyahat eki olan Hürriyet Seyahat, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için \"yalnız gezenler kadınlar anlatıyor\" başlıklı bir haber çalışması yaptı. Hürriyet Seyahat yazarlarından oluşan 12 kadın yalnız gezmenin kendilerinde yarattığı değişimi anlattı! Haber çalışmasında ben de \"tek başına ama yalnız değil\" teması ile yer aldım. Aşağıda benim açıklamamı, görselde ise tüm haber çalışmasını görebilirsiniz. Tek başına seyahat, insanın kendi içine yaptığı bir yolculuktur, kendini keşfetmesi, bazen kendi dehlizlerinde kaybolmasıdır, korkularıyla yüzleşmesi, hiç bilmediği becerilerinin farkına varmasıdır. Tek başıma seyahat etmek bana en çok hiç tanımadığım insanlara güvenmeyi öğretti. Bir dağ başında, ıssız bir köyde hiç tanımadığım, aynı dili konuşmadığım insanlara güvenmeyi, gülümsemenin bütün kapıları açtığını, dünyanın sandığımız kadar kötü bir yer olmadığını, iyiliğin hala dünyada egemen olduğunu öğretti. Tek başına gezmenin sanıldığı gibi yapayalnız dolaşmak olmadığını, her durakta yeni bir sürü arkadaş edinmeyi öğretti. - Gülten Özkan - Esma Değirmenci - Bahar Gündoğdu - Dila Atsan - Görkem Özelgin - Didem Ballıktaş - Arzu Baloğlu - Serena Karamızrak - Burcu Gürtürk Kadak - Deniz Tarhan - İpek Evci Bu vesile ile tüm emekçi kadınların, kadınlar günü kutlu olsun!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yalnizca-size-ozel-kiralik-villada-tatil-hayal-degil", "text": "Dünyada uzunca sayılabilecek bir süredir oldukça yaygın olan villada tatil anlayışı, yavaş da olsa ülkemizde de gelişmeye başlıyor. Sadece bir aile ya da grubun kullanımına tahsis edilmiş villalar mahremiyet sağlarken aynı zamanda alışılmış otel tatilindeki tesisin yemek saatleri, havuz kullanımı gibi düzenlemelerine ya da mutfak tercihlerine bağlı kalınması gibi zorunlulukları da ortadan kaldırarak sınırsız bir özgürlük sunuyor. Ayrıca, kişi başı gecelik konaklama ücretleri hesap edildiğinde sağladığı lüks ve konfora rağmen en uygun pansiyon fiyatlarıyla aynı aralıkta bir bütçeyle 5 yıldızlı otelden daha ayrıcalıklı bir tatil yapma imkanı veriyor. Villa kiralama konsepti, ülkemizde özellikle Akdeniz'le Ege'nin sınırında yer alan, doğası, manzarası ve deniziyle büyüleyen Kalkan'da yaygınlaşıyor. Coğrafi konumu ve yapılaşma profili dolayısıyla yüzlerce villanın yer aldığı bölge, grubunuzun büyüklüğüne göre seçebileceğiniz pek çok seçenek sunuyor. Yalnızca kalacak kişi sayısına göre oda kapasitesi alternatifleri sunmakla kalmayan müstakil evler, tatil amacınız ve hayat biçiminize göre seçebileceğiniz birçok alternatif sunuyor. Muhafazakar aileler için gönül rahatlığıyla zaman geçirebilecekleri korunaklı villalar, yabancı gözleri konakladığınız süre boyunca sizlerden uzak tutarken özel bir mahremiyet arayışı içinde olan balayı çiftlerince de çokça tercih ediliyor. Doğayla iç içe zaman geçirmek isteyen gruplar yeşillikler arasındaki bir kiralık villada tatil keyfinin tadını çıkarırken, deniz aşıklarıysa muhteşem deniz manzarasına karşı güneşin ufukta kayboluşunu seyredebilecekleri evleri tercih edebiliyor. Bir hafta ya da daha uzun süreler boyunca kiralayabileceğiniz villalarda evinizin rahatlığını yaşayabiliyor; sizleri ziyarete gelen konuklarınızı bile ağırlayabiliyorsunuz. Bahçe bakımı, havuz temizliği gibi hizmetler, sizlerin uyuduğu saatlerde hiç hissettirmeden yapılıyor; size yalnızca villanızın keyfini çıkarmak kalıyor. İstediğiniz zaman Kalkan'ın komşusu Kaş'a giderek hareketli beach'lerin ya da Kaş meydanında cıvıl cıvıl akşamların enerjisini yaşıyor; isterseniz Caretta Caretta'ların yumurtlama alanı dünyaca ünlü Patara Plajı'nın kumsallarını ziyaret edebiliyorsunuz. Biraz değişiklik yapıp yeni kültürlerle kaynaşmak için günübirlik turlarla Kaş'tan Meis'e geçerek Yunan ezgileri eşliğinde deniz ürünlerinin tadına bakabiliyor ya da Fethiye Ölüdeniz'de deniz ve yamaç paraşütü keyfi yapabiliyorsunuz. Kalkan, ulaşım açısından da çok avantajlı bir konumda yer alıyor. Kalkan'a İzmir, Dalaman, Antalya ve Bodrum havaalanlarından kısa bir araba yolculuğuyla ulaşılabiliyor. Kiralık villada tatil konusunda en çok seçenekle lider konumda yer alan güvenilir marka https://www. kiralikvilladatatil. com/ adresini ziyaret ederek Türkiye'nin en detaylı villa arama filtresinden yararlanabilir hayallerinizdeki villa tatilini yapabilirsiniz. Sitedeki villa fotoğraflarıyla kararınızı daha kolay verebilirsiniz. Eğer villa sahibiyseniz villanızı kısa sürede kiraya verebilir; hemen kazanmaya başlayabilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yalova-termallerinde-huzurlu-bir-tatil", "text": "Tatile çıkmak herkes için doğal bir ihtiyaç gibidir. Bütün yılın stresini ve yorgunluğunu atmak için dinlendirici ve eğlenceli bir tatile çıkmak gibisi yoktur. Tatilinizi ne zaman geçireceğinize göre tatil seçeneklerinizi değerlendirmek istiyorsanız; seçimlerinizi yapmadan evvel Yalova'nın hem doğal güzellikleriyle hem de termal otelleriyle size sunduğu seçenekleri değerlendirmenizin faydasını görebilirsiniz. Tarihi Antik Çağlara kadar uzanan Yalova'da turizm faaliyetlerinin büyük bir çoğunluğunun termallere dayandığını görebilirsiniz. Binlerce yıl öncesine dayanan tarihi, doğası, denizi ve kaplıcalarıyla şehrin huzurlu bir tatil yapmak isteyenler için ideal bir seçim olarak görüldüğünü söyleyebiliriz. Uygun otel fiyatları ve Yalova termal otellerinde sunulan olanaklarıyla şehrin size huzurlu bir tatil geçirebilmeniz için kapılarını sonuna kadar açtığını söyleyebiliriz. Ülkemizde pek çok bölgede kaplıca turizminin gelişmiş olması sebebiyle aklınızda neden Yalova Termallerini seçmeniz gerektiğiyle ilgili bir takım sorular dolaşabilir. Ancak bu termallerin tarihine ve özelliklerine bakacak olduğunuz zaman neden bu termalleri seçmeniz gerektiğiyle ilgili daha iyi bilgi edinebilirsiniz. 4 bin yıldan beri bilinen bir termal olarak karşımıza çıkan Yalova Termalleri, kaplıca sularıyla Roma ve Bizans döneminden beri sağlık turizmine hizmet ediyor. Bu da Yalova termal otellerinde sıcak su, maden suyu, hamamlar, kaplıcalar ve bunlara ek olarak kür merkezlerinin açılmasına olanak sağlıyor. Ayrıca Türkiye'nin tek şifalı göz suyunun da Yalova termallerinde bulunduğunu görebiliyoruz. Atatürk'ün de çok ilgi gösterdiği termaller arasında yer alan Yalova Termallerinin, yine Atatürk sayesinde sağlık, şifa, doğa ve dinlenme köşelerinden biri haline geldiğini görebiliyoruz. Bu özellikleriyle Yalova termallerinin, özellikle huzurlu bir tatil geçirmek ve bazı rahatsızlıklarına şifa bulmak isteyenler için en ideal yerler arasında olduğunu söyleyebiliriz. Çeşitli etkinliklerle tatilinizi daha da renkli bir hale getirebileceğiniz Yalova'da otel fiyatları da göz önünde bulundurulduğu zaman dilediğiniz gibi bir tatil geçirme olanağınızın daha fazla olduğunu görebilirsiniz. Hem sunmuş olduğu hizmetler hem de uygun fiyatları bakımından huzurlu, sakin ve konforlu bir tatil geçirmenizi mümkün kılan bu otellerde her bütçeye uygun oda seçeneklerini bulabilirsiniz. Şifalı sularıyla gözde termaller arasında yer alması, pek çok otel ve tesisin hizmet verdiği Yalova'da hizmet vermeye başlamasını sağlamıştır. Bu durum seyahat acentelerinin de ilgisini çektiğinden www. otelfiyat. com gibi pek çok online seyahat acentesi Yalova'da bulunan otellerin fiyatları üzerinde çeşitli indirimler gerçekleştirerek tatilinizi daha uygun bütçelerle planlama olanağına sahip olmanızı sağlıyor. Bu bakımdan Yalova'daki otel fiyat ve hizmetleri hakkında daha detaylı bilgi alabilmek için online seyahat acentesinden faydalanmanızın yararınıza olacağını görebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yaratici-instagram-hikayeleri-olusturma-tuyolari", "text": "Seyahat bloglarının okuyucularına ulaşmak için kullandığı en etkili yöntemlerden biri de İnstagram. Daha önce instagramdaki fotoğraf ve videolarımı düzenleme uygulamalarımı paylaşmıştım, bu kez de instagram hikayelerini daha yaratıcı hale getirme tüyoları paylaşmak istedim, umarım işinize yarar! Benim instagram hikayelerimi düzenlemek ve güzelleştirmek için sıklıkla kullandığım tüyoları aşağıda görebilirsiniz. - herhangi bir yazı yazın - ekranın altında çıkan renk listesinden bir renk üzerinde parmağınızı basılı tutun - renk paletini göreceksiniz - renk paleti üzerinde parmağınızı kaydırarak istediğiniz rengi seçin Instagram hikayelerinizin arka planını tek renk yapmak istiyor ama nasıl yapılacağını bilmiyor musunuz? Çözüm çok kolay! - Instagram hikayelerinizde paylaşmak üzere rastgele bir fotoğraf seçin - Üst menüde yer alan \"kalem\" aracını seçin - Ekranın altında çıkan renklerden istediğiniz birini seçin - O renk ile ekranı doldurmak için parmağınızı ekranda basılı tutun, hepsi bu! - Sonra üstüne istediğiniz metni veya instagramın diğer oyuncaklarından ekleyebilirsiniz. Yukarıda anlattım tüm adımları aynı şekilde yapacaksınız ancak bu kez kalemi değil, şeffaf kalemi seçin. - Instagram hikayelerinizde paylaşmak üzere rastgele bir fotoğraf seçin - Üst menüde yer alan \"şeffaf kalem\" aracını seçin, kalem menüsünde ikinci sırada yer alır. - Ekranın altında çıkan renklerden istediğiniz birini seçin - O renk ile ekranı doldurmak için parmağınızı ekranda basılı tutun, hepsi bu! - Sonra üstüne istediğiniz metni veya instagramın diğer oyuncaklarından ekleyebilirsiniz. Arka plan rengini oluşturduktan sonra \"silgi\" aracını seçerek kullandığınız fotoğraf üzerinde istediğiniz gibi yaratıcı görseller oluşturabilirsiniz. İnstagram hikayelerinde yazı metnini gökkuşağı renkleri renklendirme efektine ombre deniyor. Ombre efekti için yapmanız gerekenleri aşağıda sıralıyorum. - Bir metin yazın - Metnin tamamını seçin - Mor renk üzerinde sağ başparmağınızı tutun - Sol baş parmağınızı metin imlecinin üzerinde tutun - Her iki parmağınızı aynı anda ortaya kaydırın, harflerin rengini değiştiğini göreceksiniz Aynı fotoğrafı arka arkaya gördüğünüz ama üzerindeki metnin değiştiği hikayeleri görmüşsünüzdür. Sanki bir animasyon varmış gibi görünüyor ama aslında uygulaması çok basit. - Instagram hikayenizi oluşturmak üzere bir görsel seçin - İlk oluşturduğunuz görseli paylaşmadan önce telefonunuza kaydedin - Bu görseli kullanarak ikinci hikayenizi oluşturun ve bunu da telefonunuza kaydedin - İstediğiniz sayıda hikaye hazırladıktan sonra istediğiniz sırayla yayınlayın. Sizi takip eden kişiler hikayelerinizi izlerken bir animasyon izliyormuş gibi olacak. Profilinizde yer alan herhangi bir fotoğrafı, profiliniz üstünde pop-up açılmış gibi göstermek ister misiniz? Bu da çok basit. - Profilinizde herhangi bir fotoğrafı seçin - Parmağınızı o fotoğraf üzerinde basılı tutun - Pop-up görüntüsünü gördüğünüzde ekran görüntüsü alın. Ekran görüntüsü çok kolay alınmıyor ama birkaç denemeden sonra başarabilirsiniz. Instagram hikayelerini ön plana çıkardığınızda ön plana çıkardığınız hikayelerinize şık, güzel, eğlenceli kapaklar oluşturabilirsiniz. - Ön plana çıkardığınız hikayeleriniz arasından birini seçerek kapak oluşturabilirsiniz. - Bir görsel düzenleme uygulaması kullanarak kendinize özgü bir kapak oluşturabilirsiniz. instagramdaki fotoğraf ve videolarımı düzenleme uygulamaları yazımda kapak için kullanabileceğiniz uygulamaları belirtmiştim, onlara göz atabilirsiniz. Ben bu yazıyı ilk hazırladığımda instagram hikayelerinize müzik eklemek için Inshot gibi farklı uygulamalar kullanılıyordu. Ancak yakın tarihte (Nisan 2020) instagram hikayelere müzik ekleme özelliğini Türkiye için de kullanılabilir hale getirdi. Instagram hikayeler sayfanızdaki özellikler bölümüne tıkladığınızda \"MÜZİK\" seçeneğini görüyor olmanız lazım. Eğer görmüyorsanız, özellikle henüz sizin kullanıcınıza gelmemiş olabilir. Müzik bölümüne girdikten sonra isterseniz \"senin için\" kısmından size özel önerilerden birini seçebilir veya \"göz at\" bölümünden istediğiniz bir şarkıyı seçenebilirsiniz. \"Müziklerde ara\" diyerek özellikle tercih ettiğiniz bir şarkıyı da seçebilirsiniz, kütüphane oldukça zengin. Ben Happy'yi seçtim. Şarkı sözlerini ekrana farklı formatlarda yansıtma imkanınız var, aşağıdaki ekran görüntülerinden nasıl seçim yapabileceğinizi görebilirsiniz. Müziğin aktarılma formatını seçtikten sonra şarkının istediğiniz bölümünü de aşağıdaki bant şeklindeki kısımdan seçebilirsiniz. \"Bitti\" dediğinizde hikayeniz yayınlanmak için hazır! Umarım instagram hikayelerinizin daha yaratıcı ve eğlenceli hale gelmesi için bu küçük önerilerim işinize yarar. Sizin kullandığınız başka yöntemler varsa yorum olarak ekleyin, ben de deneyeyim! Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Bu doğru mu? Benim için harika oldu. Bu kullanışlılığı paylaştığınız için teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yavru-vatan-kibrista-haftasonu-tatili", "text": "Aylardan Haziran, günlerden Cumartesi. Kıbrıs yolculuğumuz için sabahın köründe yollara düşmüşüz yine. Haftasonu kaçamakları benim gizli silahlarımdan biri! Cuma akşam ya da Cumartesi sabahtan gidilip Pazar akşam dönülen haftasonu seyahatleri İstanbul'dan sıkılan ben için tam bir can simidi. Neyse konuya geri dönelim, Kıbrıs burnumuzun ucunda olmasına rağmen yıllardır gitmeyi düşünmediğim yerlerden biriydi. Sevdiğim arkadaşlarımdan biri orada iş için bir süre yaşayıp ısrarla davet edince, biz de ucuz uçak bileti bulunca gidelim hem arkadaşımızı görelim hem de yavru vatanı görelim dedik. Kıbrıs'a gitmenin en güzel yanlarından biri sadece nüfus cüzdanınızı alıp gidebiliyor olmak. Ne pasaporta ne de vizeye ihtiyacınız yok. Tek yapmanız gereken nüfus cüzdanınızı yanınıza almanız ve çantanızı hazırlamanız. Tabii İstanbul'dan havayolu kanalı ile gidiyorsanız pasaport kontrolden geçiyorsunuz. Peki o zaman ne oluyor? Size kimlik kartı büyüklüğünde bir form veriyorlar, dönene kadar bu kağıdı yanınızda bulundurmanız lazım. Önce neden bugüne kadar Kıbrıs'ı hiç seyahat planlarıma almadığımı da söyleyeyim: önyargı! Evet, ne yazık ki öyle. Kıbrıs deyince aklıma beş yıldızlı oteller ve kumarhane geldiği ve benim de bunların hiçbirinde gözüm olmadığı için Kıbrıs'ı düşünmemiştim. Ama hata etmişim! Herkes hata yapar! Seyahat etmenin getirilerinden biri de önyargılarımızdan kurtulmak değil mi zaten. - Kıbrıs bir ada, dolayısıyla neredeyse her adanın olduğu gibi güzel bir doğası var, havadar. - E ada dedik tabii ki güzelim plajları var, sıcaktan bunaldınız mı hooop plaja! - Akdeniz'in ortasında bir adadan bahsediyoruz. Zaman içinde pek çok farklı medeniyetin kültürün etkisi altında kalmış. Tarihi eserleri, camileri, manastırları, kiliseleri görülmeye değer. - Doğallığını kaybetmemiş, şirin mi şirin şehirleri, köyleri, kasabaları var. - Çok güzel yemekleri var, Akdeniz çanağındaki mutfakların sentezi diyebiliriz yemekler için. Ayrıca yemek fiyatlarının da çok uygun olduğunu söylemeden geçmeyeyim. - İçki ucuz, ki beni bu beni mutlu ediyor. - İnsanları rahat! Kimse durup dururken aksilik yapmıyor, biryerlere koşturmuyor. Tipik Akdeniz insanları rahat ve mutlulular. - Her ne kadar benim ilgi alanımın dışında olsa da kumarhanelerin serbest olması kimileri için çekici olabilir. - Kıbrıs halkının acılı bir geçmişi var, bu geçmişin izlerini takip etmek tarihten ders almak için biçilmez kaftan. - Dünyada kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmış başkente sahip tek şehri yani Lefkoşa'yı görebilirsiniz. Ben bu nedenleri gitmeden önce bilmiyordum, açıkça itiraf edeyim. Kıbrıs adasında görülecek belli başlar yerlerin hepsi ayrı şehirlerde. Dolayısıyla eğer bizim gibi hafta sonu kültür turu yapmak için gidiyorsanız, bir araç kiralamak en iyi seçenek. Ayrıca farklı ve ıssız plajlara gitmek için toplu taşıma yetersiz kalıyor bu nedenle Kıbrıs araç kiralama için son derece uygun bir yer. Sadece dikkat etmeniz gereken trafik bizim gibi sağdan değil soldan akıyor. Kıbrıs'ta araç kiralamak isterseniz aracın direksiyonunun ne tarafta olacağını da sormanız iyi olur. Hem sağda hem solda direksiyonu olan araçlara denk geldim çünkü. Pasific Rent-A-Car firması araba kiralayabileceğiniz firmalar arasında iyi bir alternatif. Kuzey Kıbrıs'taki havaalanı Lefkoşa'da dolayısıyla oraya indik. İner inmez arkadaşımız bizi havaalanından aldı ve Gazi Mağusa'ya çevirdik direksiyonu. Gazi Mağusa tam bir öğrenci şehri ayrıca bir liman şehri olduğu için de tarihten çok fazla ize sahip. Lala Mustafa Paşa Camii ki aslında gotik bir kilise imiş zamanında, Venedik Sarayı, Othello Kulesi, Namık Kemal'in bir dönem yattığı hapishane ve müzesi, Sinan Paşa Camii, Mağusa çarşısı derken günü yarıladık. Yolumuzu biraz güneye döndürüp St. Barnabas Ikın and Arkeoloji Müzesi'ne uğradıktan sonra bu kez kuzeye ilerledik ve Kantara Kalesi'ne çıktık. Kantara Kalesinin güzelliği adanın tepesinden hem güney hem de kuzey denizini görebiliyor olmak. İlk günün sonunda, kocaman bir U çizip kalacağımız yer de olan Girne'ye vardık. Otelimizde biraz soluklandıktan sonra akşam yemeği için The Meyhane isimli restorana gittik. Hazır menülerden seçerseniz muhteşem ve zengin bir ziyafet sizi bekliyor olacak haberiniz olsun. İkinci güne yine erkenden başlayıp önce Girne Kalesi'ni altını üstüne getirdik. Kalenin içinde pek çok müze var, hepsine kafanızı sokmayı unutmayın. Girne sahilde oturup soluklanmak için de çok keyifli bir limana sahip aklınızda olsun. Limandaki restoranların fiyatları da gayet uygun. Bellapais Manastırı ise Girne'de gitmek için vaktimizin kalmadığı ama mutlaka görülmesi gereken noktalardan biri. Girne'den sonraki durağımız Lefkoşa oldu. Lefkoşa'da surlar, Büyük Han, Selimiye Camii, Bedesten gibi tarihi durakların yanı sıra, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ı birbirine bağlayan sınır kapısı görülmeye değer yerler. Şehrin yarısının Kuzey Kıbrıs, diğer yarısının Güney Kıbrıs olması çok ilginç bir manzara gerçekten. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yaz-tatilini-turkiyede-gecirmek-isteyenlere-oneriler", "text": "Dünyanın 45 ülkesini gezmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki ülkemiz gerçekten çok güzel ve görülecek, gezilecek birbirinden farklı konseptlerde çok fazla seçenek sunuyor. Özellikle deniz-güneş tatili dendiğinde hem Ege hem de Akdeniz sahilleri pek çok şeçenek sunuyor. Antalya, Türkiye'nin en çok turist alan ikinci büyük şehri. Alanya, Lara, Kemer, Belek ve Side ile pek çok farklı tatil seçeneğini Antalya'da bulabilirsiniz, Ayrıca kusursuz hizmet sunan pek çok otel de bu şehirdedir. Hem ulaşımı uçakla oldukça kolaydır hem de gerçekten fırsatlarla dolu indirim seçenekleri ile ucuz tatil sunmaktadır. Her yıl satın alınan ve en uygun fiyat seçenekleri ile rahat rahat ödenebilen tatillerin genellikle adresi Antalya'dır. Belek ise bu yılın en canlı tatil beldelerindendir. Genellikle yeşil ile mavinin birleştiği ve golf otellerinin yer aldığı alanlar bulunmaktadır. Çeşme son yılların en popüler yaz tatili noktalarından biri haline geldi. Güzel bir deniz ve farklı koylara sahip olmasının yanı sıra gece hayatı ve plaj partileri sevenler tarafından daha fazla tercih ediliyor. Çeşme otelleri ise eğlence odaklıdır. Çeşme'de konakladığınız zaman ne kadar eğleneceğinizi siz de yaşadığınız zaman göreceksiniz. Ortamı, lüks otel seçenekleri, marinası, konfor tam anlamı ile yakalayacağınız ne varsa hepsi yaz sezonunda Çeşme'dedir. İddialı otellerin yaz fırsatları ile en ucuz fiyatı sunduğunu siz de unutmamalısınız. Birbirinden güzel koyları, beyaz-mavi evleri ve eğlence odaklı gece hayatı ile Bodrum hiç modası geçmeyen tatil beldelerimizden biri. Her zevke göre seçenekler bulabileceğiniz, çok farklı konaklama seçenekleri sunan Bodrum uzun yıllar yaz döneminin eğlence başkenti olarak gündemden hiç düşmedi. Neredeyse bütün ünlüler Bodrum'da biniki ile kameralara yakalanma gafletine yakalandılar. Bodrum merkezi dışında artık her bir koyu da ayrı popüler noktalar haline geldi, Yalıkavak marina uluslararası kalitede sunduğu hizmet ile dikkat çekiyor. Kuşadası benim çocukluğumun en popüler yerlerinden biriydi, zamanla yerini önce Bodrum'a sonra Çeşme'ye bıraktı. Kuşadası otellerinin yeri her zaman farklıdır. Doğasının güzelliğini bilmeyen yoktur. Dilerseniz denize sıfır, dilerseniz yeşillikler içerisinde olan otellerin fırsatlarını www. gezinomi. com adresinden direkt olarak inceleyebilirsiniz. Peşin fiyatına 9 taksit seçeneği ile tatilinizi hemen satın almalı ve dilerseniz birden fazla kredi kartı ile ödemelisiniz. Detaylı bilgi ve hemen satın almak için 0850 466 77 44 numaralı telefonu arayabilirsiniz. Elinize emeğinize sağlık tatile çıkmak isteyenler için çok güzel bir çalışma olmuş.. Eşsiz güzelliğe sahip olan Marmaris'i Mutlaka eklemelisiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yazi-ozleyenlere-cesmeyi-tercih-etmek-icin-5-neden", "text": "İstanbul'da neredeyse lapa lapa kar yağar, içimizi titretirken yaza özlem duymamak mümkün değil. Yaz deyince de tabii ki ilk akla gelen tatil ve deniz... Beni bilenler bilir, yaz tatilcisi hiç değilimdir. Ancak Türkiye'de yaz tatilini nerede yapalım diye sorsanız mutlaka Ege kıyılarını tavsiye ederim. Ege'nin en popüler noktalarından biri de elbette Çeşme! \"İyi güzel diyorsun da, peki neden Çeşme'yi tercih etmeliyiz?\" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. O zaman işte size yaz tatili yapmak için Çeşme ve çevresini tercih etmek için birbirinden geçerli 5 gerçek neden! Tek yapmanız gereken Çeşme otelleri arasından birini seçip yola çıkmak! Çeşme'ye sadece güneşte uzanmaya gelmezsiniz. Deniz ve doğada yapılabilecek her türlü aktivite için bu güzel şehri ziyaret edebilirsiniz. Dalış, yatçılık, teknek turları, her çeşit sörf için Çeşme biçilmez kaftandır. Sadece 8 km mesafede dünyanın önemli sörf merkezlerinden Alaçatı yer alır. Kalesi, müzesi, kervansarayları, İyonlardan kalma eserleri görmeden Çeşme'den ayrılmak olmaz. Sakız adasına da Çeşme'den kolayca geçebilirsiniz. Kaleyi gezdikten sonra çarşıda da bir tur atıp hediyelik eşyalara göz atmak da keyifli olacaktır. Eeee İzmir'in il sınırlarında olup da kumrudan boyozdan uzak kalmak mümkün mü? Sadece kumru ve boyozla sınırlandırmak da haksızlık olur. Egedesiniz bir kere, Ege mezeleri, Ege yemekleri, Ege otları tatmadan dönmemek lazım. Aaa bir de Ege pazarları çok güzel olur, Cumartesi günleri kurulan pazara da bir uğrasanız güzel olur. Çeşme denince tabii ki ilk akla gelen gece hayatı... Birkaç yıl önce yaz aylarında paparazilerin tek uğrak noktası olan Çeşme neyse ki popüleritesini kaybetti de bu çılgınlıktan kurtulduk. Herşey toz pembe değil elbette! Çeşme'ye gitmeyi planlıyorsanız bu tatilin ucuz bir tatil olmayacağını mutlaka dikkate almalısınız. Ayrıca yaz sezonunda çok kalabalık olacağını da unutmayın. Masraflarınızın başında otel, plaj girişleri ve yemek başta gelecek. Bütçenize en uygun otel için otelcenneti. com sitesini ziyaret edebilir, plaj girişlerini ucuza getirmek için kampanyaları ve fırsat sitelerini takip edebilirsiniz. Yemekleri ucuza getirmek için ise, balık restoranları yerine kumrucuları tercih edebilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Merhabalar, ben bu otelcenneti. com'u duymuştum gayet başarılı bir web sitesi yalnız tasarımını değişmesini öneririm böyle geniş bir içerikli profosyonel bir firmadan tasarımı yakıştırmaadım.. birde komisyon yok şükürler olsun böyle bir amma hizmet veren site çıktı piyasaya direk otel fiyatından alabiliyoruz. otelcenneti. com evt gayet iyi komisyonsuz türkiyedeki tek site diğer siteler rezervasyonlarda komisyon alıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yazlik-villa-kiralama-yaparken-dikkat-etmeniz-gerekenler", "text": "Villa kiralama, son yıllarda özellikle yaz aylarında, tatilciler tarafından en fazla tercih edilen konaklama yöntemlerinin başında geliyor. Pek çok kişi tatil yapmak için oteller yerine yazlık villa kiralama seçeneğini tercih ediliyor. Yazlık kiralayan tatilciler, otel konaklamasına göre çok daha özgür, sakin, sessiz ve rahat bir şekilde tatillerini geçiriyor. Yazlık kiralamasının bir avantajı da otellerden daha ekonomik olmaları. Tatilde evindeki konforu arayanlar da yazlık kiralamayı tercih ediyorlar. Yazlık tatili, aileniz veya yakın arkadaşlarınızla topluca tatil yapma imkanı da sunduğundan kabalık tatil yapmayı sevenlerin de tercihi. Turizm sektörü; değişen dünya, değişen alışkanlıklar ile birlikte sürekli bir değişim ve ilerleme kaydediyor. Bu ilerlemenin içerisinde yazlık sektörü başı çekiyor. Özellikle pandemi ile birlikte, tatil anlayışı değişirken yazlıklara olan talebin hızla arttığını söylemek mümkün. Yazlık ev kiralarken; sorumluluk ve haklar kısmı en çok dikkat etmeniz gereken noktaların başında geliyor. Kira sözleşmesinde kiracı ve kiraya veren kişinin hak ve sorumlulukları detaylıca belirtilir. Yazlık kiralayan kişinin, yazlıkta kalacağı süre zarfında hiçbir problemle karşılaşmaması adına taraflar arasındaki sözleşmenin önemi çok büyüktür. Örneğin; evcil hayvanınız varsa onu da tatile götürecekseniz ona göre bir yazlık tutmanız gerekir. Bazı ev sahipleri evcil hayvan kabul etmeyebiliyor, yazlığı tutarken evcil hayvan bulundurma hakkının olup olmamasına dikkat etmeniz gerekir. Evde gürültü yapıldığı takdirde gayrimenkul sahibi tarafından sözleşmenin feshedilmeyeceğini teminat altına almayı unutmamalısınız. Yazlığı kiraladıktan sonra cayma hakkınız olup olmadığının sözleşmede olmasına çok dikkat etmeniz gerekiyor. Denize sıfır kiralık yazlık tercih edecekseniz, o zaman bu yazlığın içerisindeki özellikleri de çok iyi belirlemelisiniz. Kiralayacağınız yazlığı iyice kontrol edip ondan sonra sözleşmeyi onaylamanız en doğrusu. Daire ya da yazlık gibi taşınamaz mallar kiralanırken mesafeli satış sözleşmesini imzalanmasınız. Fakat mesafeli satış sözleşmeleri içinde bazen insanın hoşuna gitmeyen şartlar da yer alıyor. Siz dilediğiniz gibi yazlık kiralama işlemini gerçekleştirmeyi düşünüyorsanız öncelikle sözleşmeyi çok iyi okumalısınız. Sözleşme içerisindeki en önemli detay, kiralama hakkı olarak müşteriden ne alınacağıdır. Ayrıca kiralık yazlıkların çoğunda sigara içmek yasaktır. Sigara kullanıyorsanız bunu belirtmeniz veya evde kaldığınız süre boyunca evin dış mekanlarında sigara içmeniz gerekir. Bu maddeler sözleşmede yer almıyorsa eklemeniz sizin için faydalı olabilir. Tatilde kiraladığınız yazlığın paranızın karşılığını verip vermediği konusuna çok dikkat etmeniz gerekiyor. Hüsrana uğramamak adına tatil yapacağınız yazlığı çok iyi seçmeniz gerekiyor. Yazlık kiralarken özellikle beklentilerinizi karşılıyor mu karşılamıyor mu ona da çok dikkat ediniz. Yazlık içinde yer alan imkanlardan tutunda çevre koşulları dahil size hiçbir sorun yaşatmayacak yazlık seçmenizi öneriyoruz. Yukarıda belirttiğimiz üzere yazlığın temizliğinden tutun havuz ve bahçesinin olmasına varıncaya dek konforu ön planda mutlaka tutmanız gerekiyor. Bütçenize göre dilediğiniz gibi yazlık seçmekte özgürsünüz. Yazlık kiralamayı planlıyorsanız, gideceğiniz bölgenin şartlarını göz önüne alarak bir bütçe belirlemenizi öneririm. Yaz turizminin geliştiği yerlerde bütçeye uygun yazlığın seçilebilmesi için, birtakım kriterlerin mutlaka esnek tutulması gerekiyor. Deniz kıyısında yer alan tatil beldeleride yazlık kiralayacaksanız ekonomi yapabilmek için denize sıfır yazlıklar yerine iç bölgelerde yer alan yazlıkları tercih edebilirsiniz. Veya çok merkezi yerler yerine şehir içi ulaşımın kolay olduğu yerleri tercih ederek çok hem daha ekonomik hem de daha sakin yazlıklar bulabilirsiniz. Yazlıkları; çok uzun konaklamalı, aylık veya haftalık kısa süreli olarak kiralama imkanları bulunuyor. Özellikle uzun süreli kiralama yöntemi, sezonluk olarak da adlandırılır. Kalma sürenizin uzunluğunu dikkate alarak yazlığın içerisinde ihtiyaç duyabileceğiniz eşyaların neler olabileceğini önceden belirlemeli ve seçiminizi ona göre yapmalısınız. Uzun süre konaklayacaklar olan yazlıkçıların; mutfak gereçlerinden çamaşır makinesine kadar ihtiyaç duyacakları beyaz eşyaların eksiksiz olmasına dikkat etmesi gerekiyor. Yazlıkta kalacak kişi sayısı doğrultusunda; banyo ve yatak sayısının da mutlaka göz önünde tutulması gerekiyor. Tatilde nelere ihtiyaç duyacaksanız yazlıkta onların olduğundan emin olunuz. İsteklerinde farklılık varsa o doğrultuda seçim yapmanız gerekiyor. Ne isteğiniz varsa; \"seçenekler\" ya da \"olanaklar\" kısmında mutlaka belirtmeniz gerekiyor. Yazlıklarda genellikle bebek eşyalarına çok önem veriliyor. Bebekli ailelerin mutlaka bebek beşiği, mama sandalyesi gibi eşyaları olan yazlıkları kiralamaları gerekiyor. Bu tür eşyalar hem bebeğin hem de ailenin rahatlığı açısından çok önem arz ediyor. Tatilde nelerden keyif alıyorsunuz? Deniz, ören yeri, doğa, aktivite aradığınız tatil türüne göre yazlık yeri seçimi yapmanız en ideali olacaktır. Ülkemizde yaz turizminin gelişmesiyle birlikte daha çok Ege ve Akdeniz Bölgelerinin kıyı kesimleri tercih ediliyor. Tatile çıkmadan önce mutlaka gideceğiniz lokasyonu belirlemeniz gerekiyor. Bunun yanında özel araçla tatile gitmiyorsanız; ulaşım noktalarının yer aldığı merkezi lokasyonda evinizi kiralayabilirsiniz. Uzun dönemli olarak yazlık kiralayacaksanız; evin etrafındaki havuzu, marketi, eğlence mekanlarını ve eczane gibi yerlerin yakınlığına da dikkat etmek gerekiyor. Yazlık kiralarken dikkat edilecek önemli noktalardan bir tanesi de havuzdur. Özellikle kavurucu yaz dönemlerinde serinlemek için havuz hayati öneme sahip. Kiralamış olduğunuz yazlığın havuzu farklı boyutlarda olabiliyor. Derinlikten çekiniyorsanız ona göre bir havuz seçmenizi öneriyoruz. Kiralayacağınız villaların tüm detayları en ince ayrıntısına kadar ilanda sunuluyor. Havuzla ilgili tüm detayların da ilanda yer alması gerekiyor. Eğer yazlık kiralamak için bakarken ilanında havuza yer verilmediyse hemen onu araştırmanızı tavsiye ediyoruz. Çocuklu ailelerin mutlaka çocuk havuzu olup olmadığını da araştırması gerekiyor. - Kiralık havuzlu villa son dönemde yaz turizminde özellikle çok revaçtadır. - Yazlık kiralama püf noktalarını ele alarak, tatilinizin hem eğlenceli hem de keyifli geçmesini sağlayabilirsiniz. - Kiralık yazlıkların kullanışlılık yönünden avantaj sağlaması ve beklentileri karşılaması da önem arz ediyor. - Yazlıkların havuzlu olması dahi kullanışlılığını önemli ölçüde artırıyor. - Yazlığın denize yakın olup olması çok önemlidir. - Tatilinize renk katmak için kiralamış olduğunuz yazlıkların bahçelerinde; barbekü ile mangal yapacağınız alanlarının olmasına da dikkat ediniz. - Temizliğe önem verenler için hijyen konularının en başta yer alması gerekiyor. - Yazlığın yakınlarında dolmuş olup olmamasına dikkat ediniz. - Yazlık seçerken havuzunun olup olmamasına da çok dikkat ediniz. Çünkü yaz mevsimleri çok sıcak olması sebebiyle serinlemek isteyenlerin tercihi olarak havuzların önemi çok büyüktür. - Şehrin gürültüsünden uzaklaşmayı düşünenlerin seçeceği yazlıklarda çok önemlidir. Fakat bazı tatilciler kent merkezine yakın yerlerde de tatil yapmayı da tercih edebilirler. İstekleriniz doğrultusunda yazlıklarınızın lokasyonlarını belirleyebilirsiniz. Yukarıda saydığımız noktalara ilave olarak yazlığın beklentinizi karşılayıp karşılamaması da çok önemlidir. Rezervasyon işlemleri öncesinde mutlaka beklentilerinizi karşılayacağından emin olun."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yedigoller-milli-parki", "text": "Benim mevsimim ne yaz, ne kış. Benim mevsimim bahar. Hem ilkbaharı hem de sonbaharı çok severim. Genelde seyahatlerimi bu mevsimlerde yapmaya çalışırım. Hafta sonları İstanbul'dan kaçmak ve Türkiye'nin güzelliklerinin tadını çıkarmak benim yaşamdaki gizli mutluluk formülüm. İstanbul'a yakın yerler bu kaçamaklarım için ilk tercihlerim. İstanbul'dan uzaklaşmak, doğa ile iç içe olmak, yeşilin binbir tonuna doymak için Bolu Yedigöller Milli Parkı harika bir alternatif. Yedigöller nerede, nasıl gidilir, konaklama, yeme-içme detayları, göller hakkında merak ettikleriniz bu yazıda sizi bekliyor! Yedigöller Milli Parkı, Batı Karadeniz bölgesinde Bolu il merkezinin kuzeyinde yer alıyor. Bulunduğu engebeli arazi nedeniyle ulaşım açısından biraz zorlu olabilir. Özellikle kış aylarında, kar yağdığı dönemde Bolu merkezden giden yol hava şartları nedeniyle kapatılabiliyor, Yedigöller seyahat planı yaparken buna dikkat edin. Gitmeden önce Milli Parkı veya oradaki tesislerden birini aramak iyi bir fikir olabilir. Kış aylarında gidiyorsanız mutlaka kış lastiği ile gitmenizi öneririm. Yedigöller Milli Parkı Telefonu: 0 374 215 52 81 ve 0 374 215 36 13 veya Habitat Mesire yeri telefonu 0374 229 40 10 üzerinden bilgi alabilirsiniz. Bolu Yedigöller Milli Parkı, sonbaharda kaçamak yapmak için benim en sevdiğim destinasyonlardan biri. Buradaki doğal yaşamın korunabilmesi için bölge 1965 yılında milli park ilan edilmiş. Yedigöller'e ilk gittiğimde Bolu'dan sonra stabilize dağ yolu nedeniyle çok tenha, sadece doğanın güzellikleri ile baş başa kalabileceğimiz bir yerdi. Ancak Bolu yolu asfaltlanınca Yedigöller kolay ulaşılabilir bir yer haline gelmiş. Bolu'dan Yedigöller'e gitmek için İstanbul-Ankara yolu üzerindeki yönlendirme tabelalarını göreceksiniz. Daha önce stabilize idi diye bahsettiğim yol burası idi. Bu yol artık asfalt oldu ve Yedigöller'e ulaşım kolaylaştı. Kolaylaşması ile birlikte milli parkın birden kalabalıklaştığını da unutmamak gerek. Yol tarifi yapacak olursak; İstanbul Ankara otobanından Bolu'ya çıkarak Yedigöller tabelalarını takip ederseniz 42 kilometre sonra Yedigöller'e ulaşırsınız. Yol asfalt olmasına rağmen dağ yolu olduğu için döne döne iniş çıkışları var. Yani Bolu'dan 1-1,5 saat kadar sürebiliyor. Bu yol Bolu Dağı'nı geçtiğinden Aralık ayı başından itibaren kar ve buzlanma olabiliyor. Bu nedenle gitmeden önce bilgi almakta fayda var. Bir diğer alternatif yol ise, Mengen tarafından gelmek. Mengen yolu Bolu yoluna göre biraz daha kötü olsa da yolun neredeyse tamamı asfalt. Eğer Mengen yönünden gelecekseniz Mengen ile Yedigöller arası 53 kilometre. Bolu'dan sonra Yeniçağa > Mengen > Yazıcık Köyü yönünü takip ederek Yedigöller'e ulaşabilirsiniz. Artık hemen her noktada tabela ile yönlendirme yapılmış durumda yani yolu kaybetmezsiniz. İstanbul yönünden geliyorsanız yolu biraz uzatmış oluyorsunuz bu rotayı kullanılrsanız. Her iki yolda da yol boyunca size eşlik eden orman manzaralarının güzelliği paha biçilmez. Yedigöller'e nasıl gideriz derseniz, farklı seçenekler var. - Yedigöller'e kendi aracınızla gidebilirsiniz. Kendi aracınızla gidecekseniz yol durumuna dikkat etmelisiniz. İstanbul'dan 4-5 saat gibi sürüyor. - Yedigöller'e pek çok tur, fotoğrafçılık ve trekking firması günübirlik ya da kalmalı turlar düzenliyor. Bunlardan birini tercih edebilirsiniz. - Yedigöller'e toplu taşıma ile gitme şansınız yok. Aracınız yoksa Bolu'ya otobüsle gidip oradan taksi ayarlamak ya da otostop yapmak da alternatif olabilir. Farklı ağaç, bitki ve hayvan türleri içeren alan 1965 yılında Milli Park statüsüne alınmış. Toplam 1500 metre mesafede biri kuru olmak üzere irili ufaklı, derinliği fazla olmayan 7 adet göl bulunuyor. Bütün göller birbirine yürüme mesafesinde ve hepsi heyelan gölleri. Göller yer altından ve yer üstünden birbirlerine bağlı. Aşağıdaki yerleşim planında 2 bölümde göllerin yoğunlaştığını göreceksiniz. İkisi arasında 100 metre kadar bir yükseklik farkı olan iki platodan bahsediyoruz. Yukarıdaki platoda; Sazlıgöl, İncegöl, Nazlıgöl ve Kurugöl, aşağı platoda ise Büyükgöl, Deringöl ve Seringöl bulunuyor. Göllerin hepsi birbirinde yürüme mesafesinde, tabelalandırması yapılmış patika yollar ve ana araç yolu ile birbirine bağlanmış durumdalar. Yedigöller Milli Parkı'na Bolu yönünden girdiğinizde karşınıza çıkacak olan ilk göl girişte solda kalan İncegöl'dür. Bu gölün büyüklüğü 1036 metrekare, derinliği ise sadece 2 metre. Adı üstünde ince uzun ve minik bir göl burası. İncegölün çevresinin tamamını dolaşabileceğiniz bir patika var. Yedigöller Milli Parkı'na Bolu yönünden girdiğinizde soldaki ilk göl İncegöl, İncegöl'ün yanından patikayı takip ettiğinizde karşınıza çıkacak olan göl ise Sazlıgöl. Sazlıgöl'ün büyüklüğü 5950 metrekare, derinliği ise 3 metre. Bu gölün de çevresini dolaşabileceğiniz harika bir patika var. Yedigöller Milli Parkı'na Bolu yönünden girdiğinizde, İncegöl'den yaklaşık 50 metre aşağıda sağda Nazlıgöl bulunuyor. Nazlıgöl kıyısında 150 çadır kapasiteli bir çadır kamp alanı ve tuvalet var. Çadır kampı yapmak isteyenler için parkın herhangi bir noktasında mutfak alanı olmadığını belirtmekte fayda var. Ancak yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi kamp alanı ve göl çevresinde çok sayıda piknik masası bulunuyor. 15780 metrekare alanı ile parkın üst platosunun en geniş gölü burası, derinliği ise 8 metre imiş. Nazlıgöl'ün hemen altında sadece yağışlı zamanlarda su ile dolu olarak görebileceğiniz göl Kurugöl. Biz gittiğimizde tamamen kurumuş durumda idi. Büyüklüğü sadece 500 metrekare olan göl için bir derinlik vermek mümkün değil. Nazlıgöl'den 1 kilometre kadar aşağıya doğru alt platoya indiğinizde piknik alanı, otopark, çadır ve karavan kamp alanının olduğu Büyükgöl ile Deringöl arasında kalan yere geleceksiniz. Burası milli parkın kalbinin attığı ve en kalabalık noktası. Otoparkı sağınıza aldığınızda solda kalan göl Büyükgöl. Pek çok Yedigöller fotoğrafında gördüğünüz, tahta iskele ve köprü Büyükgöl çevresinde yer alıyor. Gölün tüm çevresini dolaşabileceğiniz bir patika bulunuyor. Biraz sakin bir nokta yakalamak için yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gölün karşı kıyısındaki iskeleye yürümenizi öneririm. 24.895 metrekare büyüklüğü ile parkın en büyük ve 15 metre derinliğ ile en derin gölü Büyükgöl. Büyükgöl'ün güneyinde, otoparkın hemen önünde Deringöl'ü göreceksiniz. Deringöl çevresindeki patika yürümesi en keyifli patikalardan biri. Bizim gibi Kasım sonu Aralık başı giderseniz patika kurumuş yapraklarla dolu olacağından yürürken dikkatli olmak gerekiyor. Deringöl kıyısında da bir çadır kamp alanı bulunuyor. Ancak burası en popüler nokta olduğundan özellikle sonbahar ve haftasonları çok kalabalık olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Deringöl 15.063 metrekare büyüklüğe ve 10 metre derinliğe sahip. Deringöl ile Nazlıgöl arasında yanından dere akan harika manzaralara sahip bir yürüyüş yolu var. Şelale, Dilek Çeşmesi, Gülen Kayalar ve Pisagor Ağacı da iki gölün arasındaki dik yamaçta yer alıyor. Gözünüz korkmasın merdiven ve patika düzenlemesi o kadar güzelki, dik çıkış insanı hiç yormuyor. Büyükgöl'den aşağıya doğru su yolunu takip ettiğinizde milli parkın Mengen çıkışında yer alan, Büyükgöl'ün suları ile beslenen Seringöl yer alıyor. 1758 metrekare alanı ile küçük bir göl olsa da Büyükgöl ile arasındaki geçiş, geçiş üzerindeki ahşap köprü, gölden aşağıda vadiye akan minik şelalesi ile çok güzel bir göl Seringöl. Seringöl'ün bitişinde milli parkın Mengen girişi ve park içindeki iki restorandan biri olan Sincap restoran bulunuyor. Yukarıdaki plato ile aşağıdaki plato arasında; Pisagor ağacı, şelale ve dilek çeşmesi ile gülen kayalar bulunuyor. Yürüyüş rotanızı bu yerleri de görecek şekilde genişleterek parkın tadını çıkarabilirsiniz. Nazlıgöl çadır kamp alanında tuvaletlerin bulunduğu alanın arkasına devam ettiğinizde Şelale, Dilek Çeşmesi ve Gülen Kayalar tabelalarını göreceksiniz. Tabelanın bulunduğu noktadan itibaren üst platondan alt platoya doğru inmeye başlayacaksınız. 200 metre kadar indikten sonra Selale ve Dilek Çeşmesi yönü ile Gülen Kayalar yönünü ayıran bir tabela daha göreceksiniz. Soldan devam ettiğinizde sol yanınızda minik bir dereyi takip ederek Şelale ve Dilek Çeşmesi'nin bulunduğu noktaya ulaşacaksınız. Dilek çeşmesinde yan yana yedi tane musluk bulunuyor. Bunların hepsinden tek tek su içip dilek tutarsanız dileğiniz gerçek oluyormuş diye bir hikaye var. Dilek Çeşmesi'nin bulunduğu platformdan arkanıza baktığınızda da aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz muhteşem güzellikle bir şelale göreceksiniz. Şelaleyi ve manzarayı daha iyi görebilmeniz için ahşap bir de platform yapılmış ki fotoğraflar gördüğünüz gibi pek güzel çıkıyor! Şelale tarafına değil de patikanın sağından devam ederseniz sizi Gülen Kayalar'a götürecek. Hava çok kararmış olduğu için Gülen Kayalar'a gitmedim ama patikada yürürken büyük bir kaya kütlesi sizi karşılayacak, kaya üzerindeki yosunlar gülen bir insan yüzü oluşturduğu için de adına Gülen Kayalar denmiş. Nazlıgöl'den aşağıdaki platoya patikadan değil de araç yolundan inerseniz, solda Pisagor Evleri'nin bungalovlarını gördükten 20 metre kadar aşağıda sağda Pisagor Ağacı tabelasını göreceksiniz. Araç yolundan ayrılıp patikaya girmeniz gerekiyor yine. Yine harika bir ormanın içinden patikayı takip ettiğinizde 100-150 metre kadar sonra birbirine yaslanmış iki ağaç göreceksiniz. Bu ağaçlar birbirlerine yaslanırken bir üçgen oluşturmuşlar, bu nedenle de Pisagor Ağacı adını almış. Pisagor Ağacı banesi ama patikaya inip çevresinin güzelliğini mutlaka görmenizi öneririm. Bolu yönünden gelişte Kapankaya Manzara Seyir Terası'nda mola vererek göllerin bulunduğu vadiyi yukarından görebilirsiniz. Buranın hemen yakınında bir de anıt ağaç var. - Şahıs 8 TL - İndirimli Şahıs 4 TL - Bisiklet 8 TL - Motorsiklet ve ATV 16 TL - Otomobil, Kamyonet 24 TL - Minibüs 72 TL - Midibüs 120 TL - Otobüs 240 TL - Çadır 45 TL - Karavan 50 TL Yukarıdaki fiyat listesi yedigoller. tabiat. gov. tr adresinden alınmıştır, park girişinde herhangi bir bilgilendirme tabelası yoktu maalesef. Biz araç girişi için 24 TL ödedik. Milli park kayın, gürgen, meşe, kızılağaç, akçaağaç, karaağaç, titrek kavak, sarı ve kara çam, köknar, fındık, ıhlamur ve dişbudak ağaçları gibi pek çok çeşit ağaç cinsine ev sahipliği yapılıyor. En sık rastlanan ağaç cinsi ise kayın. Bu farklı ağaç türleri her mevsim muhteşem görünse de özellikle sonbaharda muhteşem bir renk cümbüşü yaratıyor. Yedigöller'e gitmek için en iyi zaman ise bu renk geçişlerinin en iyi görüldüğü Kasım ayı. Tercihen Kasım ayı bitmeden milli parkı ziyaret etmiş olun. Kışa geçişte pek çok ağaç yapraklarını döktüğü için o büyüleyici hava etkisini biraz kaybediyor. Kasım ayı Yedigöller'in en popüler dönemi olduğundan özellikle hafta sonları çok kalabalık olabiliyor. Bu nedenle, eğer imkanınız varsa hafta içi plan yapmaya çalışın. Yukarıdaki blog yazısında sarıdan turuncuya geçen fotoğraflar Kasım ayında, diğer dalların kuru göründüğü fotoğraflar ise Aralık ayında çekildi, fotoğrafları referans alarak kendiniz de gideceğiniz zamana karar verebilirsiniz. - Fotoğraf Çekmek: Farklı ağaç türlerinin sonbaharda farklı renklere büründükleri için muhteşem bir renk cümbüşü sunuyor Yedigöller Milli Parkı. Bu renk cümbüşünü fotoğraflamak burada yapılacak en keyifli aktivite. - Piknik: Tabii ki Yedigöller deyince insanların aklına ilk gelen piknik yapmak. Akşam 19:00'a kadar ateş yakmak yasak, 19:00 sonrası ise mutlaka bir koruma ile ateş yakabilirsiniz. Mangal, varil vs etrafa ateşi sıçratmayacak bir malzemeye ihtiyacınız var. - Kamp Yapmak: Tabii ki kampçılık buradaki en keyifli aktivite. Bunun yanı sıra dağ bisikleti yapanları da gördüm. - Doğa Yürüyüşleri: Tabii ki trekking, doğa yürüyüşleri en keyifli yapılabilecek aktivitelerden biri. Şelaleden gözlem teraslarına kadar pek çok yürüyüş rotası var. Şelaleye giderseniz, hemen üstündeki dilek çeşmesinden su içip dilek tutmayı unutmayın. Yedigöller'de konaklama için 2 seçeneğiniz var: çadır veya karavan kampı yapabilir veya bungalov evlerde kalabilirsiniz. Yedigöller'de kamp yapmak için çadırınızı ve ekipmanınızı yanınızda getirmeniz gerekli. Birkaç farklı noktada çadır kamp alanları bulunuyor. Kamp alanlarının hemen yanında çeşme ve tuvaletler var. Çadırlara elektrik verilmiyor. Özellikle hafta sonu Yedigöller'e giderseniz kamp alanı çok kalabalık oluyor. Medeniyetten biraz daha uzaklaşarak daha tenha yerler de bulmak mümkün. Eğer karavanınız ile gelecek olursanız; Deringöl kıyısındaki otopark alanınada karavan kampı yapabilirsiniz, karavanlara özel ayrılmış bir alan yok. Habitat Mesire Evleri Bungalovları, Habitat Ormancılık diye bir firma tarafından işletiliyor, +90 8502411581 numaralı telefondan ya da adresinden ulaşabilirsiniz. Habitat Mesire Evleri bünyesinde üç farklı noktada bungalovlar bulunuyor. Yedigöller Milli Parkı'na Bolu yönünden gelirseniz giriş kulübesinden hemen sonra Nazlıgöl'e tepeden bakan Nazlı Evler ile karşılaşacaksınız. Konum olarak en güzel bungalov evler burası bana sorarsanız. Özellikle göl tarafına bakan evlerde yer bulabilirseniz şahane olur. Bu evler 1+1 planlı, ufo ve şömine ile ısıtmalı, mutfak, yatak odası ve salondan oluşuyor. 4 kişiye kadar kalma kapasitesine sahip. Dışarıda mangal yapabilmek için ocakları da bulunuyor. Birbirine çok yakın olmayan 3 ayrı binadan oluşuyor evler. Pisagor Evleri, yedi gölün dördünün bulunduğu üst plato ile ikisinin bulunduğu alt plato arasında Pisagor Ağacı'na yakın bir noktada bulunuyor. Bu evlerin de konumu güzel, orman içinde. Ben son gidişimde bu evlerde kaldım. Şömineli ağaç evler çok keyifliydi. Pisagor Evleri 2+1 düzende, mutfak ve salonu var. Ufo ve şömine ile ısınma imkanı sunuyor. 1 tane çift kişilik, 2 tane tek kişilik yatak ile bir de çekyat bulunuyor evlerde, böylece 6 kişiye kadar kalmak mümkün. Her evin kendi verandası ve dış mekan ocağı var. Aynı bölgede 7 ayrı bungalov bulunuyor. Serin Evler, milli parkın Mengen çıkışında Seringöl'den biraz daha aşağıda bulunuyor. Dik bir yamaçta bulunan evlerde kalırsanız göllere doğru yukarıya yürümek gerekiyor. Eğer Habitat Mesire Evleri'nde kalmayı düşünürseniz son tercihiniz burası olsun. Serin Evler de Pisagor Evleri gibi 2+1 düzende. Ancak buradaki konaklama kapasitesi 4 kişi. Buranın tek avantajı kalorifer ile ısınması. Kışın çok soğuk bir dönemde gelir ve elektrik sobası ve şömine beni ısıtmaz derseniz Serin Evleri tercih edebilirsiniz. Evlerde ısınmak için şömineyi kullanmak isterseniz yanınızda odun getirmeniz veya işletmeden odun satın almanız gerekiyor. Elektrik sobası ve şömine ısınmak için yeterli oldu, gece üşümedik. Mutfakta ocak ve buzdolabı bulunuyor ancak kap kacak bulunmuyor, mutfağı kullanmak için malzemelerinizi getirmeniz gerekli. Yedigöller'e gelirken; geliş yönünüze/yolunuza göre Mengen veya Bolu'dan market alışverişinizi yaparak gelebilir ve kendi yemeğinizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. Ancak gündüz ateş yakmak yasak, akşam saatlerinde ise ateş yakacak olursanız yerden yüksek bir yerde yakmanız gerekiyor. Yüksek bir mangal veya varil içinde ateş yakmanıza izin veriliyor. Bungalovlarda kalıyorsanız kendi yemeğinizi hazırlayabilmeniz için mutfak, ocak ve buzdolabı var ancak tencere, tabak, çatal gibi ihtiyacınız olacak malzemeler yok, kendi malzemelerinizi getirmeyi unutmayın. Yedigöller'de yemek için bir diğer seçeneğiniz; milli park içinde yer alan Habitat Restoran, Sincap Restoran veya Büyükgöl kıyısında yer alan büfeden yemek. Restoranların alkolsüz olduğunu belirteyim. Habitat Restoran ve Sincap Restoran için 2021 yılına ait fiyatları aşağıdaki menüde yer alıyor. - Yedigöller yaz, kış soğuk ve hatta yağmurlu oluyor. Özellikle gece kalacaksanız mutlaka yanınıza kalın giysiler ve yağmurluk almayı unutmayın. - Yedigöller'de yeme-içme için alışveriş yapabileceğiniz yerler yok, bu nedenle tedarikli gitmeye dikkat edin, en kötü Deringöl ile Büyükgöl arasındaki büfeden alışveriş yapabilirsiniz. - Yedigöller'e gidip doğa yürüyüşü yapmamak olmaz, yürüyüşe uygun tercihen bilekli ve su geçirmez bir spor ayakkabı götürmeyi unutmayın. - Bir de çok sayıda sokak hayvanı, özellikle başıboş köpek oluyor göllerin çevresinde. Yanınızda mama götürmeniz hayvancıklar için iyi olabilir. Yedigöller hakkında sorularınız olursa, bu yazıya yorum olarak iletebilirsiniz. Türkiye'nin en güzel sonbahar rotaları yazım da ilginizi çekebilir, bir göz atın. Yedigöller Milli Parkı'na Aralık 2021'de yaptığım son geziye ait videoyu aşağıda bulacaksanız. Videoyu izleyip beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın! Bu yazıda kullandığım Yedigöller Milli Parkı fotoğraflarının tamamını aşağıda görebilirsiniz. Tüm fotoğrafların telifi bana aittir ve izinsiz kullanılamaz. Yedigöller günübirlik geziler ile gidilebilecek yerlerden, özellikle de sonbahar aylarında kartpostallık manzaralar sunmaktadır. Muhteşem bir yer kafa dinlemek için. Muazzam bir doğa ve standardın üzerinde konforlu bungalov evler. Tek kelimeyle enfes bit tatil geçirdik. Restoran'da herşey mevcut ve İstanbul fiyatlarıyla aynı. It is better to connect with instagram. com/gezsenbolu it is official tourism office account. They may help you."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yelkenli-tekne-turu-icin-canta-hazirlama", "text": "Çanta hazırlama demek, yelkenli gezisi sırasında ihtiyaç duyacağımız ekipmanlar demek aslında. Yelkenli alışık olduğumuz ulaşım şekillerinden biraz daha farklı ve kendisine has dinamikleri var. Yanımıza alacağımız eşyalar da o dinamiklere göre şekilleniyor. Kamaralar ve dış alanlar konforlu olsa da belli bir yer kısıtlaması olduğunu unutmamak, ona göre eşya seçmek en güzeli. Bu yazıda yer alan malzemelerin yelkenliye mürettebat olarak değil, konuk olarak katılacak olan kişiler için geçerli olduğunu unutmayın. Ben yelken eğitimi olan biri değilim, yelkenlide güzel zaman geçirmek isteyen bir misafirim sadece. Herşeyden önce yelkenliye getireceğimiz eşyaların az yer kaplaması ve kolay katlanabilir, bir yerlere sığdırmak istediğimizde kıvırabileceğimiz tarzda eşyalar olması önemli. Bu nedenle tekneye gelirken; tekerlekli, sert çekçekli valizler yerine, yumuşak malzemeden yapılmış çantalar tercih etmelisiniz. Ben zaten sırt çantalı seyahat etmeye alışık olduğum için onu kullanacağım. Tekerli valizler yelkenlinin zeminin çizebileceği için de tercih edilmemesi öneriliyor genel olarak. 3-4 günlük bir seyahat için 30 litrelik sırt çantası rahat rahat ihtiyacınızı görür. Yelken yolculuğu yazlık bir aktivite gibi görünse de bahar aylarından itibaren keyifle yapılabilecek bir seyahat şekli. Ancak denizde olduğumuzu unutmadan yanımıza alacağımız kıyafetleri seçmemiz gerekiyor. - Normal bir seyahate çıkarken yanınıza aldığınız pantalon, şort, tshirt, iç çamaşırı ne kadar ise yelkenli için de aynı sayıda kıyafet almanız yeterli. - Tabii ki denizde olacağımız için mayo, bikini çok sayıda. En az iki tane mayo almanız öneriliyor, yedekli olması için. Ayrıca denizden çıkınca kurulanmak için havlu alın mutlaka. Peştemal veya fiber havlular, az yer kapladıkları için tekne kullanımına çok daha uygun. - Yelkenli seyahatinde normal bir seyahatten farklı olarak, en sıcak mevsim dahi olsa, yağmurluk ve polar mutlaka çantanızda bulundurmalısınız. Gece denizde yağmur veya rüzgar sizi yakalayabilir. - Yelkenli güvertesinde ve içinde giymek için yanınıza tabanı beyaz veya açık renk, yumuşak tabanlı ve mutlaka temiz bir ayakkabı kullanın. Bunun sebebi de yelkenli zeminlerine zarar vermemek. Özellikle birinin teknesine ilk kez biniyorsanız ve huyunu suyunu bilmiyorsanız ayakkabılarınızı mutlaka iskelede çıkarın veya yelkenliye binerken sorun, uygun olup olmadığının teyidini alın. Ayakkabı değil de terlik kullanacaksanız yine beyaz tabanlı ve yumuşak olması için sabo terlikler öneriliyor. - Yelkenli seyahatinde unutulmaması gereken noktalardan biri sürekli güneş altında seyir halinde olunacağı. Bu nedenle yanınızda şapka bulundurmanız öneriliyor. Kasket yerine siperlikli şapka tercih edilmesi, yelkenli içinde hareket ederken görüşü kısıtlamaması için özellikle tavsiye ediliyor. - Yelkenlinin içinde pek çok halat, vinç gibi hareketli donanım olduğunu unutmayın. Künye, kolye, sallanan küpe gibi takıların bu donanıma takılma riski olduğundan tekneye binerken mümkünse yüzüğünüz dahil bütün takılarınızı çıkarın. Benzer şekilde sallantılı parçaları olan kıyafetleri de tercih etmeyin. - Güneş gözlüğünüzü mutlaka yanınıza alın, hatta suya düşer, halata takılır, rüzgarda uçar gider yanınıza yedek bir güneş gözlüğü almanız faydalı olur. Polarize bir gözlük su altını çok daha iyi görmenizi sağlayacaktır. - Eğer yelken turunu soğuk bir zamanda veya kış aylarında yapıyorsanız, doğa sporlarında olduğu gibi kat kat giyinilmesi öneriliyor. En alta kolay kuruyabilen sentetik içlik, ortada ince polar, en üstte ise nefes alabilir kumaştan rüzgar ve yağmur geçirmeyen mont. Kafanızı soğuktan korumak için bere, eliniz için eldiven ve ayaklar için kalın çorap soğuk dönemlerde çantanızda olması gerekenler. - Güneş koruyucusu: Benim listemin en önemli maddesi bu. Direk güneş altında olmasa da güneşe çok fazla maruz kalacağınızı unutmayın. En az 30 faktör güneş koruyucunuz mutlaka çantanızda olsun. Bende 50-30-20 faktör boy boy koruyucu alıyorum yanıma. - Uyku Tulumu: gece açık havada uyumak istiyorsanız, uyku tulumu sizi hem soğuktan hem de börtü böcekten kurur. Yanınıza alabilirsiniz. - Dalış malzemeleri: Yelkenli teknelerde genelde dalış malzemesi bulunmuyor. Eğer ilginiz varsa kaptana danışarak kendi malzemelerinizi götürebilirsiniz. Dalış yapmasanız bile, maske, şnorkel, palet gibi yüzme keyfinizi artıracak malzemeleri yanınıza alabilirsiniz. - Kişisel bakım malzemeleri: Diş fırçası, diş macunu, krem gibi malzemelerinizi yanınıza almayı unutmayın, denizde bulmanız zor olur 🙂 Eğer düzenli kullandığınız bir ilacınız varsa, onu da mutlaka yanınıza alın. - İlk yardım malzemeleri: Tekneye gelirken yara bandı, antibiyotik, sargı bezi gibi standart malzemelerin yanı sıra bulantı giderici bir ilaç hayatınızı kolaylaştırabilir. Ayrıca güneş yanıkları için yanık kremi almayı da unutmayın. - Su geçirmez torba: Ekipmanların sudan korunması için su geçirmez torba, kilitli poşet gibi ürünleri yanınızda bulundurmayı unutmayın. Kamera, telefon gibi sudan etkilenebilecek eşyalarınızı korumanın en kolay yolu bu torbalar. Yelkenliye gelirken yanınıza getireceğiniz eşyalardan emin değilseniz mutlaka kaptana danışın. Unutmayın, yelkenlinin en yetkili kişisi kaptan, o ne derse onu dinleyin! Yelkenli, adı üstünde yelkenlerini sayesinde rüzgar enerjisini kullanarak denizde seyreden bir çeşit tekne. Rüzgardan faydalandığı için doğaya en az zarar veren deniz taşıma araçlarından biri yelkenli. Yakın arkadaşlarınız veya ailenizden oluşan küçük bir grupla baş başa vakit geçirmenin ise en güzel yollarından biri olsa gerek. Tekne yaşamı, ortak bir yaşam alanının birlikte keyifle ve belli bir disiplin içinde paylaşılmasını ifade ediyor. Birlikte yapılan ve yenilen yemekler, teknoloji ve medeniyetten uzakta doğa ile iç içe geçirilen zamanlar tekne yaşamının en cazip yanları. Gündüzleri çok az kişinin uğradığı koylarda deniz ve güneşin tadını çıkarırken geceleri sakin koylarda yıldızların, ıssızlığın, sessizliğin tadını çıkarabileceğiniz nadir seyahat şekillerinden biri yelkenli turu. \"Denizde uzun süre dar bir alanda yaşabilir miyim?\" endişesi nedeniyle bu güne kadar hiç yelkenli veya tekne ile seyahat etmeyi düşünmemiştim. Tekne turu deyince hep en az bir haftalık turlar olacakmış gibi düşünüyordum. Sonra yollarımız DeepSeaSailing ile kesişti. DeepSeaSailing, butik yelkenli gezileri düzenleyen bir firma. İstediğiniz rota ve süreyi siz belirliyorsunuz, ister mürettebatlı ister mürettebatsız yelkenli tekne kiralama hizmeti alabiliyorsunuz. İsterseniz Göcek Koyları'nı gezin, isterseniz Yunan Adaları'nı, seçim size kalmış. İsterseniz uzun hafta sonu kaçamağı yaparak 3-4 günlük bir rota oluşturun, isterseniz 1 hafta 10 gün herkesten ve herşeyden uzak doğa ile iç içe bir rota belirleyin. Yelkenli turları için bu kadar kişiye özel rotalar oluşturabileceğini öğrenince, ilk yelkenli yolculuğumu 3-4 gün olacak şekilde planlamaya karar verdim. Eğer bu kısa yolculuktan keyif alırsam, bir sonraki rotamı daha uzun planlayabilirim diye düşündüm. Biz ilk yelkenli seyahatimizi Göcek Koylarına yapacağız. DeepSeaSailing ile siz de yelkenli turu yapmak isterseniz, Çok Okuyan Çok Gezen takipçilerine özel %15 indirimden faydalanabilirsiniz. %15 indirimden faydalanmak için tek yapmanız gereken Instagram'da Deep Sea Sailing hesabını takibe almak! DeepSeaSailing'e instagram'dan mesaj atarak veya adresine e-posta göndererek, Çok Okuyan Çok Gezen takipçisi olduğunuzu belirtin, size özel turunuzu organize edip ve indiriminizi alın! İlk yelkenli seyahatim için çok heyecanlıyım. Sürekli denizde olmak, yıldızların altında uyumak, sabah yüzünü denizde yıkamak gibi fikirler şimdiden çok çekici geliyor. Deepseasailing ile Göcek Yelken Turu videomuza da mutlaka bir göz atın. Videoyu beğendiyseniz kanalıma abone olmayı unutmayın! Yolculuğa Çıkarken Unutulmaması Gerekenler ve Seyahate Çıkarken Sırt çantamda Neler Oluyor? yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim. Seyahatlerimi anlık takip etmek isterseniz instagram hesabıma göz atabilir, videolu içeriklerim için youtube kanalıma abone olabilirsiniz. Oldukça iyi detaylandırılmış bir yazı, ellerine sağlık \"ÇokOkuyanÇokGazen\". Birincisi, güzel bir haftasonu yaşamak isteyen kişiler, yeme, içme, uyuma ve hatta tüm insani ihtiyaçlarını ve isteklerini evlerinin salonu kadar bir alanda yerine getirmek durumunda kalacaklardır. Bu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Sallantıya alışık olmayan kişiler, sıfır denizde bile sallanmaya meyilli bir teknede deniz tutmasına karşı mutlaka önlemlerini alarak gelmeliler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yesil-pasaport-nedir", "text": "Yeşil pasaport, Türkiye Cumhuriyeti'nin belli şartları sağlayan vatandaşlarına verdiği, pek çok ülkede vize muafiyeti sağlayan bir pasaport türüdür. Hususi pasaport olarak bilinen yeşil pasaport sağladığı avantajlar nedeniyle seyahat etmeyi seven, sık seyahat eden hemen herkesin hayalini süslüyor. Hayal kurmaktan bir adım öteye geçmek isteyenler için; Yeşil pasaport nedir, yeşil pasaport hakkı kimlere verilir, alma şartları nelerdir, gerekli evraklar neler, yeşil pasaport ücreti nedir, geçerlilik süresi nedir, avantajları nelerdir, yeşil pasaport ile vizesiz olarak hangi ülkelere gidilebilir sorularının cevapları bu yazıda. Yeşil pasaport sahibi değilseniz umuma mahsus pasaport almak, yenilemek veya ikinci pasaport almak istiyorsanız aşağıdaki yazılarımdan faydalanabilirsiniz. - Umuma Mahsus Pasaport Almak için Gerekli Evraklar - İkinci Pasaport Neden Alınır, Nasıl Alınır? - Evlilik Nedeniyle Pasaport Yenileme İşlemleri Yeşil pasaport, belli kademe ve kıdem koşulları sağlayan devlet memurları, belediye başkanları, kamu çalışanları, meclis çalışanları ve bu kişilerin eş ve çocuklarına verilen pasaport türüdür. Bu pasaportun resmi adı \"Hususi Pasaport\" olmasına rağmen defter rengi yeşil olduğu için halk arasında \"Yeşil Pasaport\" olarak bilinir. Yeşil pasaport pek çok ülkeye vize muafiyeti sağladığı böylece binlerce TL vize masraf ve eziyetinden kurtardığı gibi yeşil pasaport sahipleri dünyanın en pahalı pasaport harçlarından biri olan T. C. Pasaport harcını da ödemedikleri için alma hakkı olanlar için oldukça cazip bir pasaporttur, candır, keşke benim de olsa dedirtir. - Eski TBMM üyeleri ve eski bakanlar, - Kadro derecesi 1, 2 ve 3. derece olarak çalışan devlet memurları ve 1, 2 ve 3. derecede çalışmakta iken EMEKLİ olan devlet memurları, - 1.2. ve 3. derece kadro karşılığı çalışan ve bu derecelerde sözleşmeli olarak çalışmakta iken EMEKLİ olan devlet memurları - Kadro karşılığı olmaksızın çalışıp emekli kesenekleri 1, 2 ve 3. derece üzerinden kesilerek T. C. Emekli Sandığına yatırılan çalışanlar ile bu durumda çalışırken EMEKLİ olan sözleşmeli devlet memurları, - Görevleri süresince il, ilçe ve 1. Kademe Belde Belediye Başkanları, - Özelleştirme kapsam ve programına alınan/özelleştirilen T. C. Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Emlak Bankası çalışanlarından; - Özelleştirilmeden önce hususi pasaport alma hakkını elde etmiş bulunmak, - Kuruluş sermaye payının en az %51'i devlete ait kamu kuruluşu olmak, - Sosyal Güvenlik yönünden T. C. Emekli Sandığına bağlı olmak, - Kamu görevlisi olmak, - 4603 Sayılı İş Kanununa tabi olmak şartlarının tamamını taşıyan ve bu şartları taşırken EMEKLİ olan veya ÇEKİLEN personel. - Özelleştirilen Türk Telekom Müdürlüğü çalışanlarından; - Özelleşmeden önce hususi damgalı pasaport alma hakkını elde etmiş olmak, - Kapsam dışı personel statüsünde çalışması şartlarının tamamını taşıyan veya bu şartları taşırken emeklilik/çekilme sebepleri ile vazifelerinden ayrılanlar. - Yukarıdaki 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7. maddede belirtilen şartları taşıyanların eşlerine, reşit olmayan çocuklarına ve evli bulunmayan, iş sahibi olmayan öğrenimine devam eden kız ve erkek çocuklarına 25 yaşını dolduruncaya kadar hususi damgalı pasaport düzenlenmektedir. - 18 yaşını doldurmuş olsa dahi evli bulunmayan, iş sahibi olmayan aynı zamanda bedensel, zihinsel veya ruhsal özürlerinden en az biri nedeniyle sürekli bakıma muhtaç durumda olduğu resmi sağlık kurumlarının düzenlediği sağlık kurulu raporu ile belgelenen hak sahibinin çocuklarına yaş sınırı olmaksızın hususi damgalı pasaport düzenlenmektedir. Hususi pasaport almak için gereken belgeler çalışanlar ve emekliler için farklılık gösteriyor. Aşağıdaki listede farklı durumlar için gereken evrakları görebilirsiniz. - Hususi pasaport talep formu: Düzenlendiği tarihten itibaren 60 gün geçerliliği olan hususi pasaport talep formu doldurulmalıdır. Forma bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Talep formu; Yeşil pasaport hakkı olan kişinin çalıştığı kurumun il müdürlüğü veya bölge müdürlüğü veya genel müdürlüğünce düzenlenerek daha önce imza sirküsü İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğüne gönderilen yetkili kişi tarafından onaylanmış, hak sahibi ile birlikte pasaport alacak diğer aile fertlerinin kimlik bilgilerinin bulunduğu formdur. - Nüfus Cüzdanı aslı, - Daha önce alınmış olan pasaportlar var ise o pasaportların aslı, - 1 adet biyometrik fotoğraf, - Defter bedeli yatırılmalı. - Emeklilik yazısı: ilk pasaport başvurusu ve yenileme işlemleri için; emekli olunan kurumdan emekli olunan tarihteki kadro derecesi ve görev unvanını gösterir yazı alınmalıdır. - Nüfus Cüzdanı aslı, - Daha önce alınmış olan pasaportlar var ise o pasaportların aslı, - 1 adet biyometrik fotoğraf, - Defter bedeli yatırılmalı. - İİstifa/Çekilme yazısı: ilk pasaport başvurusu ve yenileme işlemleri için; istifa/çekilme olunan kurumdan kadro derecesi ve görev unvanını gösterir yazı alınmalıdır. - Nüfus Cüzdanı aslı, - Daha önce alınmış olan pasaportlar var ise o pasaportların aslı, - 1 adet biyometrik fotoğraf, - Defter bedeli yatırılmalı. - Derece ve ünvan yazısı: hak sahibi eş adına, hak sahibinin çalıştığı kurumdan vefat edilen tarihteki kadro derecesini ve görev unvanını gösterir yazı alınmalıdır. - Daha önce alınmış olan pasaportlar var ise o pasaportların aslı, - Hak sahibinin başvuru esnasında şahsen veya noterce tanzim edilen 18 yaşından küçük çocuklar için muvafakatı ve vekaleti, 18 yaşından büyükler için sadece vekaleti aranılacaktır. Hak sahibi kişi emekli veya istifa etmiş ise müracaat anında bizzat bulunması gerekmektedir. Gelmemesi durumunda eş ve çocuk için noterce düzenlenmiş vekalet yazısı vermesi gerekmektedir. Çocuk için verilen vekalet yazısında; \"Hususi damgalı pasaport talebinde bulunduğum 25 yaşını tamamlamamış çocuğum/çocuklarımın öğrenci olduğunu, herhangi bir işte çalışmadığını, evli olmadığını beyan edip ayrıca hususi damgalı pasaport hakkımdan yararlanmasına izin veriyorum ibarelerinin olması eş için ise ''eşimin hususi damgalı pasaport hakkımdan yararlanmasına izin veriyorum'' denmesi gerekmektedir. Çocuk 18 yaşın altında ise; Anne ve babanın boşanmış olması durumunda, velayet sahibi ebeveynin muvafakati aranacaktır. Çocuk 18 yaşın altında ise; Anne ve babanın boşanma davasının devam sürecinde kesinleşme şerhi aranmaksızın mahkemece verilen ara karara göre işlem yapılacaktır. Emekli/Müstafi hak sahibinin vefatı halinde; ergin olan çocuklar için muvafakat aranmayacak, ergin olmayan çocuklar için sağ olan ebeveynin ya da yasal temsilcisinin muvafakatı aranılacaktır. - Ebeveynlerinin hakkından dolayı hususi damgalı pasaport alacak çocuklar için; \"Öğrenci Belgesi\" beyan edilmelidir. Sistemde öğrencilik durumunun doğrulanması halinde belge talep edilmeyecektir. Ayrıca ergin olmayan çocukların öğrenci olmamaları halinde 18 yaşına kadar hususi damgalı pasaport verilir, 18 yaşın üstünde ve öğrenci değilse yeşil pasaport alamaz. - Ebeveynlerinin hakkından dolayı hususi damgalı pasaport alacak engelli ergin çocuklar için; \"Sağlık Kurulu Raporu\" (sürekli bakıma muhtaç ibareli sağlık kurulu raporu, ''ağır engelli'' ibareli veya engel oranı ''% 50 ve üzeri süresiz geçerliliği olan'' sağlık kurulu raporunun ibraz edilmesi halinde) - 1 adet biometrik fotoğraf - T. C. Nüfus Cüzdanı, kimlik kartı veya geçici kimlik belgesi. - Maliye Bakanlığınca her yıl belirlenen pasaport defter bedelinin ödenmeli. - İş sahibi olmamak - Bekar olmak - Hak sahibi ebeveyni ile birlikte yaşamak. - 25 Yaşını doldurmamış olmak - Öğrenci olmak (Öğrenci olduğuna dair okullarından alınmış e-imzalı veya ıslak imzalı veya e-devletten alınmış öğrenci belgesi. (60 gün süreli) - Stajyer olarak çalışanlardan Sosyal Güvenlik Kurumundan ıslak imzalı kaşeli mühürlü stajyer olduğunu gösterir belge istenmektedir. 18 yaşını geçmiş, üniversite sınavına girmiş, liseyi bitirmiş henüz üniversiteye girmemiş çocuklar o birkaç aylık süreçte yeşil pasaport başvurusu yapamıyor. Üniversiteyi kazanıp öğrenci belgesi aldıktan sonra yeşil pasaport başvurusu yapılabilir. - İş sahibi olmamak - Bekar olmak - Hak sahibi ebeveyni ile birlikte yaşamak - Sürekli bakıma muhtaç ibareli sağlık kurulu raporu, ''ağır engelli'' ibareli veya engel oranı ''% 50 ve üzeri süresiz geçerliliği olan'' sağlık kurulu raporunun ibraz edilmesi gerekmektedir. Yeşil pasaportlar yani hususi damgalı pasaportlar pasaport harç bedelinden muaftır. Yeşil pasaport alacak kişilerin pasaport başvurusu sırasında sadece cüzdan bedelini ödemeleri yeterlidir. Hak sahipleri 10 yıl süreyle sadece defter bedelini ödeyerek yeşil pasaporttan faydalanabilirler. Hususi pasaportlar 6 aydan 10 yıla kadar farklı geçerlilik sürelerine sahip olabilirler. - Hususi pasaport; hak sahibi memur/emekli/istifa olanlar ve eşleri için 10 yıllık süre ile verilir. - Çocuklar için, diğer şartları taşımaları koşulu ile 18 ve 25 yaş sınırı vardır. Yani pasaport süresi dolmasa da 25 yaşını dolduran çocuklar yeşil pasaportlarını kullanamazlar. - Belediye başkanları görev süreleri boyunca yeşil pasaport kullanabilirler. Yeşil pasaport almanın en büyük avantajı; dünyada 160'tan fazla ülkeye vizesiz olarak seyahat etme imkanı sağlamasıdır. Bu hem vize başvuru sürecinden hem de yüksek vize maliyetlerinden kurtulmak anlamına geliyor. Hususi pasaportun ikinci avantajı sadece defter bedeli ödenerek alınabiliyor olması. Pasaport alırken asıl maliyet kalemi olan pasaport harcı ödenmemesi bu pasaportu çok cazip hale getiriyor. ÇOK GEZEN TÜYOSU: Bir uyarı yapmakta fayda var, Türk Vatandaşları'nın sık seyahat etmediği ülkeler yeşil pasaporta hakim olmadıklarından girişte sorun çıkarabilirler, yanınızda İngilizce olarak yeşil pasaporta dair bilgi içeren evrak çıktısı bulundurmanız faydalı olacaktır. - Gerekli Evraklar: Öncelikle yeşil pasaport başvurusu için gerekenli olan belgeleri hazırlamalısınız. Kısaca hatırlatmak gerekirse; talep formu, nüfus cüzdanı, varsa eski pasaportlarınız, 1 adet biyometrik fotoğraf, reşit olmayan veya engelli vatandaşların kanuni temsilcilerinden muvafakatname, çocuk için başvuru yapılacaksa öğrenci belgesi, defter ödemesi. Yazının ilk bölümünde belgelerin detaylarını bulabilirsiniz. - Defter Bedeli: Yeşil pasaport almak için pasaport harç bedeli ödenmiyor, sadece defter bedeli ödeniyor. Defter ödemesini online olarak yaptığınızda sisteme yansıyor, yanınıza dekont almanıza gerek yok. - Randevu: Belgeleriniz ve ödemenizi tamamladıktan sonra pasaport başvurunuz için epasaport. gov. tr adresinden randevu almanız gerekiyor. - Evrak Teslimi: Randevu aldığınız gün ve saatte nüfus müdürlüğüne giderek belgelerinizi teslim ederek başvurunuzu tamamlamış oluyorsunuz. Pasaport en geç bir hafta içinde başvuru sırasında belirttiğiniz adrese PTT Kargo aracılığıyla teslim ediliyor. Vize uygulamaları sık sık değiştiği için; Yukarıda saydığım ülkelerin Türk Vatandaşları için güncel vize uygulamalarını Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı web sitesinden öğrenebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yildiz-parki", "text": "Yıldız Parkı, İstanbul'un göbeğinde, Beşiktaş ile Ortaköy arasında, bütün kaosun, trafiğin, gürültünün, çoşkunun orta yerinde bir vaha. İstanbul merkezindeki en büyük korulardan biri olan park, İstanbul'da nefes almak isteyenler için küçük bir cennet. Korunun içindeki köşklerde yemek veya çay, kahve molası verebilir, geniş yeşillik arazisinde piknik yapabilir veya yürüyüş parkurunda doğa ile iç içe uzun yürüyüşler veya koşular yapabilirsiniz. Yıldız Parkı hakkında merak ettikleriniz, Yıldız Parkı nerede, nasıl gidilir, giriş ücreti, Yıldız Parkı kahvaltı mekanları, Yıldız Parkı yürüyüş parkuru, otopark bilgileri ve çok daha fazlası bu yazıda sizi bekliyor, keyifli okumalar! İstanbul'un tam kalbinde, Beşiktaş'ın keşmekeşinin ortasında bir kaçış noktası olan Yıldız Parkı aslında saray bahçesi. Mitolojik hikayelerde Pan'ın İstanbul'da flütünü çaldığı yer olarak bilinen Yıldız Korusu; Lale Devri'nde eğlence merkezi, Çırağan Sarayı'nın arka bahçesi, Cumhuriyet Dönemi'nde ise bir dönem gazino olarak kullanılmış. Şu an İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bakımı yapılan halka açık bir koru olarak hizmet veriyor. Beşiktaş'ta nefes alabileceğiniz, şehrin ortasında bir vaha arıyorsanız Yıldız Parkı kesinlikle doğru adres. Yıldız Parkı nerede derseniz; aşağıda deniz tarafında Çırağan Sarayı yukarıda ise Yıldız Sarayı ve Yıldız Teknik Üniversitesine kadar uzanan geniş bir alanı kaplıyor. Bu kapladığı alan ile İstanbul şehir içindeki en büyük koru olma özelliği taşıyor. - Yıldız Parkı Çırağan Caddesi Girişi : Beşiktaş'tan Ortaköy yönüne doğru ilerlerken solda Küçük Mecidiye Camii'ni göreceksiniz. Caminin karşısında da Beşiktaş Emniyet Müdürlüğü var. Çırağan Caddesi üzerinde Emniyet Müdürlüğü ile Mecidiye Camii arasındaki yoldan ilerlediğinizde alt girişine ulaşacaksınız. Cami ile emniyet arasında dar sokaktan yürüdüğünüzde Yıldız Parkı'nın ihtişamlı büyük kapısını göreceksiniz. İşte parka ulaştınız! - Yıldız Parkı Palanga Caddesi Girişi : Parkın üst girişi ise Barbaros Caddesi'nde Gayrettepe'ye doğru ilerlerken sağda kalan Palanga Caddesi'nde yer alıyor. Bu sokak Barbaros Caddesi'nden Ortaköy'e iniş için de kullanılır. Palanga Caddesi üzerinde yüksek duvarların arasında Yıldız Parkı'nın yüksek giriş kapısını göreceksiniz. Bahsettiğim iki girişten de araçla Yıldız Parkı'na giriş mümkün ancak alt girişten çıkış yok. Alttan girip üstten çıkmanız gerekiyor. Koru içinde sadece köşklerin önünde küçük otopark alanları olduğundan tavsiyem Yıldız Parkı'na aracınızla gelmemeniz. \"Yıldız Parkı'na nasıl gidilir?\" diye soracak olursanız; Parka gitmenin en kolay yolu, Beşiktaş iskelesinden kısa bir yürüyüş ile Çırağan girişine ulaşmak. Aynı yolu kullanarak arabanız ile de gelebilirsiniz. Çırağan Sarayı karşısındaki İspark park alanına veya Yıldız Korusu içindeki otopark alanlarına aracınızı bırakabilirsiniz. Üst girişten gelecek olursanız da Beşiktaş'tan Barbaros Caddesi'ni çıkan herhangi bir otobüs veya minibüse binebilirsiniz. Yıldız Teknik Üniversitesi'ni geçtikten sonraki durakta inip Palanga Caddesi'ndeki girişe ulaşabilirsiniz. Aynı yolu aracınız ile katetmeniz de mümkün. Eğer kendi aracınız ile geliyorsanız otopark ücreti ödemeniz gerekiyor. 2022 yılı Yıldız parkı otopark ücreti; tüm gün motosiklet için 15 TL, otomobil için 30 TL, minibüs için 60 TL. Parkta herhangi bir profesyonel fotoğraf çekimi yapmak isterseniz de özel izin almanız gerekiyor. Koru ulaşılması kolay olduğundan ve harika manzaralar sunduğundan düğün fotoğrafçıları tarafından çok tercih ediliyor. - Yıldız Parkı'nın Çırağan Caddesi girişinde dışarıda bir İspark bulunuyor. Tam Çırağan Sarayı'nın karşısında Beşiktaş Emniyeti'nin yanındaki bu İspark'ta genellikle yer oluyor. Parkın içinde, Çırağan girişinde bir otopark yeri mevcut değil. Araçlar yol kenarına park ediyor ve yayaların yürüyüş yolunu kapatıyor maaleseef. - Yıldız Parkı'nın Malta Köşkü'ne yakın bir otopark bulunuyor, ancak burası da oldukça küçük bir otopark. - Çadır Köşkü'nün alt bölümünde çevre düzenlemesi yeni yapılan alanda tüm parkın en büyük otopark alanı bulunuyor. Aracınızı buraya bırakabilirsiniz. Otopark alanı sınırlı olduğu için ne yazık ki yürüyüş yollarının kenarlarına çok sayıda araba park ediyor. Bu da parkın asıl amacı olan doğa ile iç içe olmak, spor yapmak isteyen insanları rahatsız ediyor. Bu konuda hassasiyet göstermenizi öneririm. Tavsiyem; Yıldız Parkı'na kendi aracınız ile değil, toplu taşıma ile gelmeniz. Böylece otopark derdi ile uğraşmanız gerekmez. Yıldız Parkı, farklı ağaçları, mevsime özel dikilen çiçekleri ile her mevsim yemyeşil ve rengarenk. Yıldız parkının engebeli yapısı nedeniyle gezilecek yerler birbirine birkaç yokuş mesafesinde olabilir. Siz hemen pes etmeyin, mutlaka tüm parkı görün. \"Yıldız Parkında ne yapılır?\" diye soracak olursanız; doğa yürüyüşlerini seviyor ama İstanbul'dan uzaklaşamıyorsanız Yıldız Parkı tam size göre. Engebeli arazisi nedeniyle tam anlamıyla doğa yürüyüşü yapabilirsiniz burada. Dolaşırken sokak köpekleri, kediler, sincaplar, çeşit çeşit kuş size eşlik edecek. Park içinde yapılan son çevre düzenlemesi ile, şelaleler, asma köprüler, araç girmeyen yürüyüş yolları yapıldı ve gerçekten dünya standartlarında harika bir park haline geldi. Ben daha çok yürüyüş yapmak için Yıldız Korusu'na gidiyorum ama pek çok İstanbullu buraya kahvaltı etmek için geliyor. Yıldız Parkı'nda kahvaltı detayları için okumaya devam edin. Yıldız Korusu içinde doğa yürüyüşü yapmak dışında gezilecek yerler de var. Malta Köşkü ve Çadır Köşkü bunların başında yer alıyor. Malta ve Çadır Köşklerinin işletmesi Büyükşehir Belediyesi'nde, şu an iki köşk de restoran olarak hizmet veriyorlar. Fiyatlar da genel olarak uygun. Köşklerin tarihi değeri de olduğundan girip gezebilirsiniz. Malta Köşkü, Sultan Abdülaziz tarafından 1871 yılında, o zamanlar Çırağan Sarayı bahçesinde bulunan koru içinde yaptırılmış. Köşkün mimarı ve adının neden Malta olduğuna dair kesin bilgi bulunmuyor. Köşkün mimarisi göz önüne alındığında konaklama amacıyla değil de günlük işler için kullanıldığı tahmin ediliyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra köşk uzun süre boş kalmış, 1941 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne devredilmiş. Yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi köşkün önünde çok küçük bir otopark alanı bulunuyor. Köşkün ilk katında mermer bir havuz ve havuzlu salona açılan odalar bulunuyor. Üst katta ise iki oda bulunuyor. Tavan süslemeleri de çok güzel, gezerken başınızı kaldırmayı unutmayın. Malta Köşkü'nün ikinci katından harika bir boğaz manzarası var. Çadır Köşkü, Sultan Abdülaziz tarafında 1871 yılında Osmanlı'nın meşhur mimarlarından Balyan Ailesi'ne inşa ettirilmiş. Sarayın günlük işleri için kullanılan köşk üç bölümden oluşuyor. Zemin katı şu an mutfak olarak kullanılıyor, ziyarete açık değil. Üst katında bir salon iki oda ve küçük bir balkon bulunuyor. Çadır Köşkü'nün tarihi bir önemi var. Mithat Paşa, Sultan Abdulaziz'i öldürttüğü iddiası ile, Sultan Abdulhamit tarafında 22 Mayıs 1881'de bu köşke getirilmiş ve hapsedilmiş. 22 Temmuz 1881'e kadar bu köşkte hapis tutulmuş ve 22 Temmuz'da İzzettin Vapuru ile sürgün edilmiş ve orada öldürülmüş. Köşkün en güzel kısmı ise önündeki göleti/havuzu. Köşkte gün boyu kahvaltı ve içecek servisi yapılıyor. Ben kahvaltısını çok seviyorum, belediye işletmesi olduğundan fiyatları da uygun. Çadır Köşkü 2020'de restorasyona girdi ve 2022'nin ocak ayında yeniden ziyarete açıldı. Beşiktaş'ın birbinden güzel müze kafeleri yazım da ilginizi çekebilir! Beltur işletmesi olan kafelerin kış sezonu açılış ve kapanış saatlerini aşağıda görebilirsiniz. Yıldız Şale Müzesi'nin işletmesi Milli Saraylar'a ait. Müze girişi Yıldız Parkı içinden olsa da Yıldız Sarayı binaları arasında değerlendiriliyor. Şu an giriş kapalı, yani ziyaret edilemiyor. Yıldız Parkı'nın Palanga Caddesi girişine yakın olan bölümde yer alan Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası, Osmanlı Dönemi'nde çiniciliği geliştirmek amacıyla yapılmış. Halen üretime devam eden fabrika, müze olarak hizmet veriyor ve müze Milli Saraylar'a bağlı. Buranın da girişi ücretli ve Müze Kart geçerli değil. Müze girişinde bir de müze mağazası bulunuyor, fabrikada üretilen çini ve porselenlerin örnekleri burada satılıyor. Müzeye girmek istemezseniz sadece mağazayı ziyaret edebilirsiniz. Yıldız Parkı'na Çırağan tarafından girip yürüyüş yolundan sola döndüğünüzde önce bir çocuk parkı, sonra da bir şelale göreceksiniz. Devam ettiğinizde kocaman bir bahçe sizi karşılayacak. Yürüyüş rotanızı bu tarafa çevirebilir, çeşit çeşit çiçek ve güzel peyzajın tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca şelaleye çok yakın bir de çocuk oyun parkı var, çocuklu aileler için birebir. Yıldız Parkı'na Çırağan girişinden girip yürüyüş patikasından sağa döndüğünüzde ise, yapay bir dere ile karşılaşacaksınız. Dereyi yukarı doğru takip ettiğinizde ise birbirine bağlı birkaç asma köprünün olduğu bir rotaya ulaşacaksınız. Bu asma köprülerin üstünde çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. O kadar güzel olmuş ki burası, kendinizi tropik bir orman içinde hissediyorsunuz. Ayrıca Yıldız Korusu içinde çok sayıda sincap, papağan cinsinde renkli kuşlar yaşıyor. Onları rahatsız etmeden, bu güzel parkın tadını çıkarabilirsiniz. Yıldız Parkı içinde neredeyse tamamı patika olarak düzenlenmiş, piknik veya köşklere gelenlerin kalabalığına hiç girmeden yürüyüş yapabileceğiniz çok güzel bir yürüyüş parkuru var. Bu parkuru koşu yapanlar da kullanıyor. Aşağıdaki harita üzerinde gördüğünüz şekilde Çırağan girişinden girip tam daire çizerek çıkacak şekilde bir rota yaparsanız yaklaşık 2.5 kilometre yapıyor. Biz genelde yürüyüşe gittiğimizde 2 tur atıp patikaları değiştirerek yürüyüşümüzü tamamlıyoruz. Merak edenler için; aşağıda haritasını gördüğünüz uygulama Strava uygulaması, daha çok koşucuların kullandığı hem rota takibi hem de arkadaşlarınızın koşu/yürüyüş rotalarını görebildiğiniz bir mobil uygulama. Yıldız korusu içinde çok sayıda anıt ağaç bulunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yaptığı bir çalışma ile, İstanbul'daki anıtsal nitelikli ve korunmaya değer ağaçların bir arşivini oluşturduğu. Tüm anıt ağaçlar listesini görmek için tıklayın. Yıldız korusu içindeki anıt ağaçların sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Bazı ağaçların altında karekod yerleştirilmiş bir tabela göreceksiniz. Bu karekodları okutarak ağaç ile ilgili detaylı bilgilere sahip olabilirsiniz. Ayrıca, Ihlamur Kasrı ve Yıldız Korusu, Beşiktaş'ın mabet ağaçları olan ve 1800'lü yıllarda Japonya'dan getirilmiş olan ginkgolara da ev sahipliği yapıyor. Ginkgo ağaçları yeryüzünde yaşayan tohumlu bitkilerin en yaşlısı olma özelliği taşıyor. Koru içinde iki adet büyük gölet bulunuyor. Bir tanesi Çırağan girişinden soldaki yürüyüş yolunu takip ederek ulaşabileceğiniz gölet. Bu gölet çevresinde yürüyüş yolları, köprüler ve piknik masaları bulunuyor. Diğeri ise Çadır Köşkü'nün girişinde bulunan havuz görüntüsünde olan gölet. Yıldız Parkı özellikle kahvaltı için çok fazla tercih edilen bir mekan, insanlar haksız de değil, İstanbul'un kalbinde orman için kahvaltı etmeyi kim istemez ki. Koru içinde kahvaltı edebileceğiniz mekanları aşağıda sıralıyorum, istediğinizi seçebilirsiniz. - Malta Köşkü'nde öğleye kadar açık büfe kahvaltı servisi bulunuyor. Hafta için serpme kahvaltı, hafta sonu ise açık büfe kahvaltı servisi var. - Çadır Köşkü'nde daha basit kahvaltı seçenekleri var ama oldukça lezzetli, fiyatları genel olarak uygun. - Yıldız Korusu içinde bir de Kır Kahvesi var, burada da omlet, kahvaltı tabağı gibi daha hafif kahvaltılıklarla öğününüzü geçirebilirsiniz. - Yıldız Korusu içindeki bir diğer kafeterya da yeni açılan Beltaş Kafe, eski adı Haveran idi. Asma köprünün biraz yukarısında yer alan bu kafe sabah 09:00, akşam 19:00 arası açık. Benim Yıldız korusunda kahvaltı veya herhangi bir öğün için önerim ise, kendi piknik sepetinizi getirip Yıldız Parkı içindeki piknik masalarından birinde orman içinde keyifle kahvaltınızı yapmanız. Yıldız Korusu içinde piknik yapmak serbest ancak ateş yakmanız yasak. Bu nedenle yanınızda hazır/pişmiş gıdaları getirmeniz, çay/kahveniz için termos getirmenizde fayda var. Beşiktaş'a yolunuz düşerse, Beşiktaş'ta gezilecek yerler listenize Yıldız Parkı'nı da mutlaka ekleyin! Yıldız Parkı'nı gezip detaylıca anlattığım Yıldız Parkı videomu mutlaka izleyin. Kanalıma abone olmayı da unutmayın! Yıldız Parkı'nı karlar altında görmek isterseniz Instagram'da paylaştığım Yıldız Parkı Reels'ime göz atabilirsiniz. Bu yazıda yer alan Yıldız Parkı fotoğrafları aşağıda bir arada yer alıyor. - Yazılarımdan keyif aldıysanız bir de Youtube Kanalıma göz atın; Çok Okuyan Çok Gezen - Anlık paylaşımlarımı ise instagramdan takip edebilirsiniz; Çok Okuyan Çok Gezen Pandemi öncesi sıkça ziyaret ettiğim bir yerdi yazı için teşekkürler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yolculuga-cikarken-unutulmamasi-gerekenler", "text": "Yolculuğa çıkmadan önce genelde hep bir telaşım, son dakika yapılması gerekenler olduğu için Her yolculuğa çıktığımda ufak tefek de olsa birşeyleri unutmuş oluyorum. Genelde yolculuğa çıkmadan önce unutulmaması gerekenler listem olur ama gözümün önündeki malzemeleri evde bıraktığım da çok olmuştur. Yolculuğa çıkarken unutulmaması gerekenler listemi bloguma da yazıyorum ki kontrol listem burada olsun, yola çıkmadan bir göz atayım. - Gidilecek yerin önceden hava durumuna bakılsa da uzun tatillerde meteoroloji yanlış yapabiliyor o yüzden minik bir şemsiye yada katlanınca kuş kadar kalan yağmurluklardan, - Havadaki sürprizlere hazırlık, mevsime göre polar yada ince t-shirt, - Unutulmaz ya yine de yazalım, fotoğraf makinası, SD kartlar, piller, anıları saklayacak mümkün olduğu kadar çok şey, bir de valize sığacak kadar bir tripod, - Eğer uçakla gidiliyorsa, uçağa tek valizle ve valizi de yanınıza alacaksanız 100 ml. yi geçmeyen bakım-kozmetik malzemeleri ve bu malzemeleri koymak için şeffaf poşet, - Hava değişiminden çarpılma riskine karşı bir parasetemol, bir de ağrı kesici, - Vazgeçilmez Bepanthene, her derde deva, - Uçuk kremi, nedense ne zaman seyahate çıksam uçuk çıkıyor, - Sürekli sokakta soğuk sıcak derken olan bünyeye oluyor, dudak için tedavi edici ve yüz için güneş koruyucu, - Yolda, uçakta, trende okumak için kitap-dergi/tercihen gidilen yeri anlatan birşeyler, - Bant, bildiğiniz bant, ne kadar işe yaradığına şaşırırsınız 🙂 - Kirlileri ayırmak için ekstra poşet, - Günlük dolaşırken kullanmak için küçük sırtçantası, - Tabii ki güneş gözlüğü, unuttuğum oldu 🙁 Okuyunca ne kadar da basit geliyor değil mi? Halbuki öyle değil. 100 ml. lik jöle almadığım için en son tatilimde 4 kez jöle alıp havaalanında çöpe atmak zorunda kaldım. Bunların hiçbiri unutulunca hayatınızı karartmıyor, ama yanınızdaysa hayatınızı kolaylaştırıyor. En azından benim için öyle. Yararlı bir yazı olmuş. Aklıma gelmişken birkaç ekleme de ben yapayım. Bunların haricindekilerin çoğu zaten yazıda listelenmiş. Evet, gerçekten harika bir gezi oldu. Özellikle de Endülüs bölgesini mutlaka herkese tavsiye ederim. Ben 4 gün Madrid, 3 er gün de Sevilla ve Granada'yı gezdim. Zamanım olsa en azından Cordoba'yı da gezmek isterdim. Özellikle de Alhambra, Real Alcazar, Sevilla Katedrali gerçekten harika. Ayrıca Sevilla ve Granada'nın dar ve labirent gibi sokakları, camlarından çiçek sarkan dar balkonlu apartmanları bambaşka bir dünyada gibi hissetmenizi sağlıyor. Fırsat bulursam tekrar gitmek isteyeceğim şehirlerdi... 🙂 Bu arada yukarıdaki listeye bir de SD Kart adaptörünü eklemek istiyorum. Olur da SD kart inat ederse okunmamak için, gerekirse internet kafede bir bilgisayara takıp fotoğraflar alındıktan sonra format atmak gerekebilir 🙂 Bilgilerinize. Fotoğraftaki Canon G16 modeli, şu an Sony A6000 kullanıyorum. Bunlar gezgin makinaları olarak geçiyor, hafif ve kullanımı kolay, fotoğraf kalitesi fena değil."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yolculuk-notlari-anil-kangaldan-gezi-tuyolari", "text": "Anıl Kangal'ı dünya seyahati sırasında bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine takip etmeye başlamıştım. Tek başına bir kadın 500 gün dünyayı geziyordu. Pek çok insanın hayal bile edemeyeceği bir macerayı düz yolda yürür gibi anlatmasıydı onu takip etmeye başlamamdaki sebep sanırım. Yolculuk Notları adlı blogunda seyahatini paylaştı yol boyunca. Sosyal medyanın hayatıma soktuğu çok sayıda güzel insan oldu, Anıl da onlardan biri sanırım. Güney Amerika seyahatim için fikrini istediğimde bana upuzun ve çok detaylı bir mesaj yazmayı ihmal etmeyecek kadar da ince biri o. 🙂 İlham veren bir hikayesi ve etkileyici bir hayat felsefesi var. Sorularıma verdiği samimi cevapları için de teşekkür ediyorum. Gezmek, yeni yerler görmek, daha önce adını bile duymadığım sokaklarda kaybolmak bir ihtiyaç benim için. Ruhumu, bedenimi, gözlerimi, kulaklarımı beslemem için gerekli besin. Bu soruya rahatlıkla Filipinler cevabını verebilirim. 7000'den fazla adadan oluşan ülkede aradığınız her şeyi bulabiliyorsunuz. Harika ormanlardan, pirinç tarlalarına, etkileyici mağaralardan, karmaşık şehirlere, ıssız ve kimsesiz adalardan, kalabalık ve eğlenceli kumsallara... Üstelik bu ülkeyi en değerli kılan yanı insanları. O kadar yoksulluğa rağmen, ülkeye gelen misafirlere son derece yardımsever bir şekilde ilgiyle ve güler yüzle yaklaşıyorlar. Bir sokakta yürürken onlarca çocuk sırf 'Merhaba' diyebilmek için peşinizden koşuyor. İnsanların çoğu İngilizce konuştuğu için de iletişim problemi yaşamıyorsunuz. Harika doğası, içten insanları, etkileyici vahşi yaşamı ile Filipinler şu ana kadar gittiğim yerler arasında en sevdiğim. Cevabım hayır. Birçok ülkede başıma talihsiz serüvenler dizisi tadında maceralar geldi; fakat iyi tatlı yaşanan her deneyim bir şeyler öğretiyor. Bu nedenle nereye giderseniz gidin, ne deneyimlerseniz deneyimleyin sonunda 'keşke' değil, 'iyi ki' demiş oluyorsunuz. Her ülkenin tadı, deneyimi başka. Hani meşhur bir söz var ya 'Seyahatin önündeki tek engel kapının eşiği.' diye. Gitmeye karar verip o ilk adımı attıktan sonra her şey kendiliğinden geliyor zaten. Ne insanlardan duyduklarınız, ne korkularınız, ne belirsizlikler, ne şüpheler kalıyor geriye. Her şey o ilk adıma bakıyor. Bu yüzden korkmayın, o ilk adımı atın, hayallerinizi takip edin."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yunan-adalari-gemi-turlari", "text": "Yazın geldiğini henüz hissedemesek, sürekli yağmur yağsa da biliyorum ki herkes yaz tatili planı peşinde. \"Okulların kapanmasına az kalmış, Ramazan gelmeden hızlıca güzel bir yerlerde iyi vakit geçirip güzel yemekler yesek, hem de çok tuzlu olmasa\" diyenleri duyuyorum sık sık. Bu sorulara en yakın cevap Yunanistan, hatta Yunan adaları. Ege'nin büyüleyici güzelliklerinden Yunan adaları, tarihi dokusu, plajları, eşsiz manzarası ve eğlence dolu yaşamıyla keyifli bir tatil için en doğru seçeneklerden. Yunan adaları turları ile de birçok adayı tek bir gezi planı içinde gezmeniz mümkün. Uzun zamandır gitmek isteyip gidemediğim Yunan adalarından biri Rodos. Yunan adalarının en büyüğü olan Rodos, birbirinden güzel plajları, görkemli binaları ve gizemli sokaklarıyla en beğenilen şehirlerden biri. Bugüne kadar tarihi dokusunu en iyi korumuş Orta çağ kenti olan Rodos, her yıl 2 milyona yakın ziyaretçi ağırlıyor. Diğer Yunan adalarında olduğu gibi Rodos'ta da öne çıkan lezzetler balık ve deniz ürünleri tabii ki. Eğer sağlam bir rakı severseniz, Yunanlıların balık keyfinin vazgeçilmezi olan Yunan rakısı uzo'yu deneyebilirsiniz. Dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Rodos Heykeli, Rodos limanının girişinde yer alıyor. Şehrin altın çağını yaşadığı şövalyeler döneminde yapılan Rodos kalesi, günümüzde pek çok sanat eserinin yer aldığı önemli bir tarihi yapı. Adanın batısındaki uzun ve kumlu plajlar deniz keyfi yapmak isteyenler için ideal olabilir. Plajların çakıllı olduğu doğu kesimde ise sert rüzgarların etkisiyle deniz oldukça dalgalı olabilir. Büyük seyahat gemileriyle ulaşım sağlanabilen adaya Kuşadası'ndan düzenlenen Yunan adaları gemi turları ile de gidebilirsiniz. Ben de Mikanos'a cruise ile gitme şansı yakalamıştım. Renkli bir gece hayatına sahip olan Mykonos, dar sokakları, küp şeklinde evleri ve taş kaldırımlarıyla en çok seyahat edilen yerlerden biri. Plajlarıyla adından söz ettiren adanın güney kıyısı en iyi kumsallara ev sahipliği yapıyor. Mykonos kasabasından 4 kilometre uzaklıkta bulunan Platis Gialos bu kumsallardan biri. Adanın başlıca plajlarından olan kumsalın çevresinde pek çok otel ve restoran bulmak mümkün. Pek çok dalış okulunun da yer aldığı plaj, dalış meraklıların uğrak noktası oluyor. Mikanos, beyaz evleri, koyu mavi kapıları, mor-pembe begonvilleriyle müthiş bir görsel şölen sunuyor. Gezilecek en güzel yerlerden biri ise dar sokakları, şapelleri ve taş kaldırımlarıyla ünlü başkent Hora. Adanın simgesi olan Yel değirmenleri, hilal görünümündeki limanın ilerisinde bulunmaktadır. Değirmenin yer aldığı tepeye çıkarak eşsiz liman manzarasını seyredip Mykonos'un rengarenk begonvilli evlerine hayran kalabilirsiniz. Mikanos'ta her türlü damak zevkine hitap eden restoranlar bulabilirsiniz. Yunan mutfağından lezzetlerden tatmak istiyorsanız koyun en eski mekanlarını tercih edebilirsiniz. Yunanistan şu an oldukça ekonomik seyahat etmek için. Tahminim otel hariç 25-30euro günlük bütçe kişi başı yeterli olur."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yunan-adalari-kapida-vize-uygulamasi", "text": "Yunan Adaları'na Türkiye'den giden turist sayısını artırmak için kapıda vize uygulaması yapılmaya başlanmıştı. 2012 yılından bu yana devam eden ancak 2017'de durdurulmuş olan, kapıda vize uygulamasına 2018 yılı için de devam edilmesine karar verilmişti. Ancak pandemi öncesi 2020 yılında kapı vizesi uygulaması tekrar durduruldu ve yeniden uygulamaya alınmadı! ÖNEMLİ GÜNCELLEME: 2020 yılından bu yana Yunan Adalarına kapı vizesi uygulaması bulunmamaktadır. Uygulamanın tekrar devreye alınacağına dair herhangi bir resmi duyuru yapılmamıştır! - Rodos, Sakız, - Midilli, - İstanköy, - Leros, - Meis, - Sisam, - Sömbeki. Bunun dışındaki Yunan Adaları veya Yunanistan'a gitmek isteyen Türk Vatandaşlarının standart schengen vizesi başvurusu yapması gerekiyor. Kapıda vize 7 güne kadar geçerli, yani kısa süreli yunan adaları gezileri için kapıda vize almak mümkün. Yunan adalarına seyahat etmek isteyen Umuma Mahsus Pasaport sahipleri; Türkiye'de Bodrum, Dikili, Foça, Marmaris, Fethiye, Ayvalık, Çeşme, Kuşadası ve Kaş gibi tatil yörelerinde faaliyet gösteren seyahat acentelerine, seyahatlerinden en az 3-4 gün öncesinden vize için başvuruda bulunmaları gerekiyor. Feribot biletlerine ek olarak aşağıdaki belgelerin de hazır olması ve vize harcının da ödenmesi gerekiyor. Seyahat acenteleri, feribot biletlerinin satın alınmasından sonra, yolcu tarafından ibraz edilen ilgili doküman ve diğer belgeleri, yolcunun varış tarihinden en az 24 saat önce elektronik ortam üzerinden yetkili Yunan makamlarına göndererek, onay almaktadırlar. Seyahat acenteleri belgelerini teslim eden yolculardan Rodos, İstanköy, Meis, Sakız, Sisam, Midilli gibi Yunan Adaları'na seyahatlerinden en az 24 saat önce, seyahatlerine ilişkin onayın verilip verilmediğinin kontrol edilmesini istemektedirler."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yunum-boget-senlikleri-coban-bayrami-hasanpasa-burdur", "text": "Köklü bir geçmiş, yüzlerce yıldır devam eden bir gelenek, kemiklerimize işlemiş olan kültürel miras ve çok daha fazlası... Çobanların koyunları kışa hazırlamalarının, yayladan inen koyunların yıkanıp süslenip sahiplerine teslim edilmelerinin kutlandığı bir tören olan Yünüm Böğet Şenlikleri, her yıl, Burdur'un Tefenni ilçesine bağlı Hasanpaşa Köyü'nde, Eylül ayının ilk haftasında Çoban Bayramı adıyla kutlanıyor. İki gün süren şenliklerin kökeni Orta Asya'ya kadar uzanıyor. Selçuklular Dönemi'nde Anadolu'ya taşınan bu gelenek, maalesef günümüzde sadece Burdur'da ve Denizli'de devam ediyor. Burdur turizme yeni açılan bir il olması nedeniyle az bilinen pek çok turistik noktası bulunuyor. Aşağıdaki yazılarıma göz atarak Burdur'da gezilecek yerler konusunda daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. Butik tur yapan firmalar bu şenlikleri rotalarına eklemeyi düşünmeli bence! Buradan Kibyra, Salda Gölü, Burdur, Sagalassos üff harika rota olur. Öncelikle kutlanan şenlikte adı geçen \"yünüm\" ve \"böğet\" kelimelerinin anlamlarına bakalım, ondan sonra şenlik nasıl kutlanıyor kısmına geçeceğim. - \"yünmek\" yıkanmak anlamına geliyor. Yünüm de onun isim hali, yani yıkanma anlamında kullanılıyor. - \"böğet\" ise, suyun önüne set çekilerek oluştulan küçük gölet, su birikintisi anlamına geliyor. \"Böğemek\" biriktirmek anlamına geliyor. Yünüm böğet ikilisi bir araya geldiğinde ise \"su birikintisinde yıkamak\" anlamına gelmiş oluyor. Koyunların yıkanması, temizlenmesi amacıyla yapılan etkinlik yünüm böğet adını almış oluyor. Hasanpaşa Köyü'nde bulunan böğet nesillerdir kullanılıyor, bu şenliğe özel hazırlanmış olan bir yer değil. Anadolu'da en az 750-800 yıldır devam eden kışa girmeden önce; yaz boyunca yaylada gezmiş olan koyunların hem hastalıktan, hem tüylerinden temizlenerek kışa hazırlanması geleneğinin Orta Asya Türklerinden Anadolu'ya geldiği tahmin ediliyor. Bu geleneğin başladığı dönemde tabii ki ne hayvanlar için kullanılan ilaçlar ne de veterinerler vardı. İnsanlar hayvanların sağlığı için bu çözümü bulmuşlar. Yaz mevsimi bitiminde koyunlar, sağlıkları için yıkanır, yünleri temizlenir, tertemiz olan olan koyunlar törenle sahiplerine teslim edilirmiş. Yünüm Böğet Şenlikleri Burdur'un Tefenni ilçesinin Hasanpaşa Köyü'nde her yıl Eylül ayının ilk haftası Çoban Bayramı olarak kutlanıyor. Kutlamalar Cumartesi günü koyunların hazırlanması ile başlıyor. Koyunların şenlikler için doğal boyalar ile boyanması hazırlık sürecinin ilk aşamalarından biri. Cumartesi günü öğleden sonra, koyunların böğete inmesinin antremanı sayılan Tostos töreni yapılıyor. Çobanın koyunlara ne yapmaları gerektiğini öğrettiği bir çalışma olarak düşünebilirsiniz bu töreni. Sürüyü peşinden sürükleyecek olan öncü koyuna Elcik deniyor. Sürüye liderlik edecek olan elcik koyunu, Beydağları'ndan çıkarılan aşı taşından çıkarılan toz boya ile boyanır. Elcik koyun önde diğerleri arkada suya girme denemesi asıl yünüm böğetten bir gün önce prova edilmiş oluyor böylece. Cumartesi akşamı dışarıdan, çevre köylerden gelen çobanlar ve misafirlerle birlikte köy meydanında müzikli eğlenceler düzenleniyor. Köy halkı evlerde yemekler hazırlıyor ve konaklayacak olan misafirlere evini açıyor. Türk insanının misafirperverliği burada kendini göstermeye başlıyor. Bu eğlenceler sabaha kadar sürüyor. 2023 yılında katıldığımız şenlikte böğeti yukarıdan gören bir noktaya eğlence alanı hazırlanmış, müzik sistemi kurulmuştu. Şenliklerin ikinci günü yani pazar günü sabah 05:30-06:00 gibi asıl tören başlıyor. Törenin bu kadar erken başlamasının sebebi hava aydınlandığında suyu ve sudaki yansımayı gören koyunların suya girmekten korkmaları. Güneş yükselmeden önce tüm sürülerin suya girmiş olması hedefleniyor. Başta çevre köylerden gelen sürüler olmak üzere, çobanlar sürülerini sırayla böğete indiriyor. Çevre köylere öncelik verilmesi Türk toplumunun misafirperverliğinin bir göstergesidir. Misafire öncelik verilir. Önde çoban ve arkadaşları, ellerinde yem olan bir torba tutuyor. Çobanlar koyunlarını \"ünleyerek\" yani yüksek sesle bağırarak çağırıyor. En önde renkli boyası ile ön plana çıkarılmış olan elcik koyununu, peşinden de sürü geliyor. Burada asıl beceri; çoban suya girdiğinde önce elcik koyununun sonra da bütün sürünün çobanı takip etmesi. Kimi zaman elcik suya giriyor, sürü girmiyor, kimi zaman elcik de suya girmiyor, kimi zaman sürüden birkaç koyun giriyor diğerleri girmiyor gibi çok farklı senaryolar yaşanabiliyor. Törenin asıl amacı bütün sürünün suya girip yıkanıp temizlenmesi olduğundan sürü suya girene kadar gerekirse çoban üç beş kez sürüyü tekrar tekrar suya sokmaya çalışıyor. Sürü suya girdikten sonra çoban ve arkadaşları tüm koyunların iyice temizlendiğinden emin olup hepsini tam olarak suya batırıyor. Yıkanan sürünün çobanı hemen sudan çıkmaz, kendinden sonra gelen sürülerin çobanlarına yardım eder. Bu da yardımlaşmanın göstergesidir. Törenin eğlenceli bölümlerinden biri de suya giren çobanların naralar atarak, kimi zaman maniler söyleyerek sürüsünü bu günlere getirmek için neler yaptığını anlattığı kısım. Birilerinin tarlasına girip zarar verdiyse, sürüsü iyi beslensin diye bir fedakarlık yaptıysa bunları bağıra bağıra anlatır. Benim katıldığım şenlikte çobanlar genelde muhtara söyleniyorlardı, neden bilmiyorum. Törenin bu kısmı Türk toplumundaki hoşgörünün göstergesidir. Sudan çıkan çoban sürüsünü toparladıktan sonra ailesi ile birlikte en temiz, en yeni elbiselerinin giyer. Artık çoban için yaz sezonun kapanmıştır, kışa hazırdır. Artık çoban için bu bir bayramdır. Hasanpaşa'da düzenlenen Çoban Bayramı'nda bir jüri böğete inen sürüleri değerlendiriyor. Sürüsünü en iyi yöneten, sürüsünü böğete en hızlı ve tereddütsüz bir şekilde indiren çoban şeçilerek ödüllendiriliyor. Yünüm Böğet Şenlikleri köy meydanında düzenlenen ödül töreni ve sabah çorbası içilmesi ile sona eriyor. Yüzlerce yıldır süren, dededen toruna kuşaklar boyu aktarılarak günümüze ulaşan bu geleneğin sürmesi için köylerde sürülerin devam etmesi gerekiyor, ne yazık ki her geçen yıl sürü sayısı ve sürülerdeki koyun sayısı azalıyor, umarım daha uzun yıllar bu kadim gelenek devam eder. Yünüm Böğet Şenlikleri Türkiye artık sadece iki yerde düzenleniyor. Biri benim de katılarak bu yazıda detaylarını aktarmaya çalıştığım Burdur'un Tefenni ilçesine bağlı Hasanpaşa Kasabası'nda, diğeri ise Denizli'nin Çal ilçesinde. İki şenliğin de kökeni ve düzenlenme sebebi aynı. Bölge Teke Yöresi olarak geçiyor ve yörük kültürünün Orta Asya kültürünün yoğun yaşandığı yerlerden. Burdur'un Tefenni ilçesine bağlı Hasanpaşa Kasabası'ndaki Yünüm Böğet Şenlikleri her yıl Eylül ayının ilk hafta sonunda, Denizli'nin Çal ilçesindeki törenler ise Ağustos ayının son hafta sonunda düzenleniyor. Birini kaçırırsanız diğerini yakalama imkanı bulabilirsiniz. Hasanpaşa'da düzenlenen Çoban Bayramı ünlü yönetmen Derviş Zaim'e de ilham olmuş. Zaim'in 2013 yapımı olan Devir filmi, yünüm böğet şenliklerini anlatıyor. Hasanpaşa'da geçen film, çoban bayramında sekiz yıldır şampiyon olan Takmaz lakaplı çobanın gençlere çobanlığın püf noktalarını anlatmasını konu alıyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yurt-disi-seyahat-sigortasi", "text": "Yurt dışı seyahatlerinize büyük bir heyecanla hazırlanıyorsunuz. Biletler, bavul hazırlıkları derken zaman çabucak geçiyor ve o an; yola çıkma vakti geliyor. Peki, bir şeyi unutmadınız mı? Yurt dışı seyahat sigortası yaptırmayı... Önemsiz ya da gereksiz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Aksine, sigorta en önemli husus... Gelin, şu konuyu bir kez daha gözden geçirelim. Bu arada yurt dışı seyahat sağlık sigortası Schengen ülkelerine gitmeniz için zaten zorunlu oluyor. Çünkü vize işlemlerinde sizden bu sigortayı yaptırdığınıza dair poliçe isteniyor. Dolayısıyla Schengen ülkelerine yapacağınız seyahatlerin öncesinde de bu sigortayı mutlaka yaptırmış olmanız ve tüm seyahat programınızı kapsayacak şekilde poliçenizin düzenlenmiş olması lazım. Hastalık ya da kaza durumunda acil tıbbi yardım hizmeti almanız durumunda masraflar yurt dışı seyahat sağlık sigortası ile karşılanıyor. Evinize nakledilmeniz, şayet gerekirse seyahat sürenizin uzatılması, eviniz ile haberleşmenizin sağlanması, bagaj kaybının telafi edilmesi, kullanmanız gereken ilaçların masraflarının karşılanması da poliçenize dahil ediliyor. Bunun dışında şayet sizin tarafınızdan gelen talep olursa, ek teminatların da poliçenize dahil edilmesi de mümkün oluyor. Hiçbir sigorta herşeyin harika gittiği durumlar için yapılmaz. Yurt dışı seyahatlerinizde grip olmanız önemli değil ama ya başınıza ciddi bir kaza gelirse? Özellikle benim gibi doğa aktivitelerini seviyorsanız başınıza gelebilecek riskleri de artırıyorsunuz demektir. Eğer ekstrem sporlarla uğraşıyorsanız sigorta alırken mutlaka belirtmeniz, gerekirse ilgilendiğiniz sporlar için ekstra teminatlar eklenmesini sağlayabilirsiniz. Kışın kayak, bahar aylarında doğa yürüyüşleri, yaz aylarında dalış gibi aktiviteler yüksek risk içeren sporlar mesela. Ben sık seyahat ettiğim için yurt dışı seyahat sağlık sigortası yaptırırken, seyahat süremi kapsayan bir poliçe yerine yıllık ve tüm dünyada geçerli bir poliçe yaptırmayı tercih ediyorum. Böylece her seyahatimden önce tekrar poliçe yaptırmam gerekmiyor. Ancak tüm dünya standart seyahat sigortaları her ülkeyi kapsamayabiliyor, poliçe alırken mutlaka içeriğine, kapsamına dikkat etmeniz lazım. Seyahat sağlık sigortası için ne kadar ödeme yapmanız gerekiyor? Sigortanın süresi, gideceğiniz ülkeler, kapsamında nelerin olduğuna göre yurt dışı seyahat sağlık sigortası fiyatları değişkenlik gösterir. Seyahat planı yaparken yurtdışı seyahat sigortası teklifi de almanızı tavsiye ederiz. Uluslararası bir sigorta şirketi olan Generali Sigorta seyahat sigortasında en çok tercih edilen şirketlerden biri oluyor ve çok uygun fiyata poliçe sunabiliyor. Bu nedenle öncelikle bu firmadan fiyat teklifi almanız zaman kaybetmenizin önüne geçebilir. Ayrıca Generali internet sitesinde merak ettiğiniz pek çok sorunun detaylı yanıtını öğrenebilirsiniz. Böylece sigortanın yurt dışı seyahatlerde gerçekten gerekli olup olmadığı bilgisine daha sağlıklı bir karar verebilirsiniz."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yurt-disina-cikmak-icin-yabanci-dil-gerekli-mi", "text": "Bana sosyal medya ve blogum üzerinden sık gelen soruların cevaplarını yazı haline getirerek benzer soruları olan herkese detaylı cevap vermeye çalışıyorum. \"Yurt dışına çıkmak için İngilizce/yabancı dil gerekli mi?\" sorusu da bunlardan biri. Yurt dışında yabancı dile hangi durumlarda ihtiyacınız olacak, yabancı dil öğrenmek için nasıl bir yol izlemelisiniz gibi soruların cevaplarını bu yazıda bulacaksınız. Yabancı dil, özellikle İngilizce günümüzde artık uluslararası dil haline gelmiş durumda. Dünyada 54 ülke ve 400 milyon kişi ana dil olarak İngilizce konuşuyor. Ana dil olarak İngilizce konuşanlar dışında ikinci, üçüncü dil olarak İngilizce konuşan milyonlarca insan var. İngilizce öğrenmek günümüz dünyasında kendiniz için yapacağınız en iyi yatırımlardan biri olacak. - İngilizce eğitimin dili, dünyanın en önemli üniversiteleri İngilizce eğitim veriyor, uluslararası geçerliliği olan makaleler İngilizce yayınlanıyor. Günümüzde bilgiye ulaşmak için İngilizce olmazsa olmaz. - Eğitimde olduğu gibi iş dünyasında da sınırlar kalkıyor ve küreselleşen iş dünyasında İngilizce bilen kişiler fark yaratıyor. Konferanslar, fuarlar, mesleki eğitimler gibi kariyerinizi geliştirmenizi sağlayacak pek çok etkinlik İngilizce düzenleniyor. Ayrıca iyi seviyede İngilizce bilmek size iş dünyasında pek çok yeni fırsat yaratabilir. - Dünya sineması, popüler diziler, çok satan kitaplar, en çok dilenen şarkılar... Hepsinin dili İngilizce. Kültürel ve eğlence hayatınızı hareketlendirmek için de İngilizce öğrenmeniz size büyük bir artı kazandıracak. - İnternet üzerindeki içeriğin çok büyük bir kısmı İngilizce. Bahçe düzenlemeden örgü işlerine kadar hangi konuda bilgi ararsanız arayın en güncel ve detaylı içerikleri İngilizce olarak bulabiliyorsunuz. Neden bunlardan mahrum kalasınız ki? - Yeni bir dil öğrenmek hem hafızanızı hem zihninizi geliştirir, beyninizi dinç tutmanızı sağlar. - Ve tabii ki seyahat! Seyahat etmeyi seviyorsanız ve bunu hayatınızın bir parçası haline getirmek istiyorsanız mutlaka İngilizce öğrenin. İngilizce öğrendikten sonra ikinci dil olarak dünyadaki en yaygın konuşulan dillerden biri olan İspanyolca öğrenmeyi de düşünebilirsiniz. \"İngilizce bilmeden seyahat edebilir miyim?\" Teorik olarak İngilizce bilmeden seyahat edebilirsiniz. Ancak şunu unutmamanız gerekir ki gittiğiniz yerde otobüse binmekten otel rezervasyonuna, yemek sipariş etmekten müze girişlerine kadar pek çok noktada soru sormanız, cevap almanız ve bu cevaplara göre hareket etmeniz gerekecek. Gelin birlikte seyahat ederken yabancı dil bilmenin avantajları neler, bir göz atalım. Seyahat ederken yabancı dil bilmenin en önemli avantajı iletişim kurabilmek. Dil bizim en önemli iletişim aracımız, günlük ihtiyaçlarımızı anlatmak, herhangi bir yardıma ihtiyacınız olduğunda, birşey satın almak istediğinizde gittiğiniz ülkede konuşulan dili veya ortak anlaşabileceğiniz bir dili konuşmak her zaman seyahat konforunuzu artıracaktır. En basitinden bize 1-1,5 saat mesafedeki Yunan Adaları'na geçiyorsunuz diyelim. Şengen vizesi olanlar ile kapı vizesi alacak olanların süreci farklı, kapıdan girişte size bunu soruyorlar ve Yunanca değil İngilizce soruyorlar çünkü dünyada herkesin bildiği ortak dil bu. Görevlinin söylediğini anlamıyorsanız yanlış gişeye gidiyor, yanlış sırada beklediğinizi farkediyor ve herşeye yeniden başlıyorsunuz. Yabancı dil bilmek bir rehber veya tura ihtiyaç duymadan gittiğiniz yeri doya doya gezmenizi sağlayacak. Tabelaları okumak, açıklama metinlerini okuyup anlamak size büyük rahatlık sağlayacak. Kendi başınızın çaresine bakabilmeniz özgüveninizi de artıracak. \"Ben dil bilmiyorum, tek başıma nasıl seyahat edeyim?\" sorusunu geride bırakacaksınız. Özellikle tek başınıza seyahat etmeyi seven, tercih edenlerdenseniz mutlaka en az bir dili çok iyi öğrenmeniz, mümkünse yanına bir kaç dil daha eklemeniz gerekli. İstediğiniz yemeği sipariş edebilmek bile bir noktadan sonra çok kıymetli olmaya başlıyor. Dünyanın pek çok yerinde menüler yerel dil+İngilizce sunuluyor. İstediğiniz yemeği seçebilmek için dahi yabancı dil bilmeye ihtiyacınız var. Aksi halde tavuk sipariş etmek için gıdaklamak, et sipariş etmek için mööölemek zorunda kalabilirsiniz, yapmışlığım var. Gittiğiniz ülkedeki yerli halk ile iletişim kurmak, o ülkenin kültürünü öğrenmenizi, gerçekten insanların nasıl yaşadığını anlamanızı sağlayacaktır. Yerli halk ile iletişim kurmak için ise o ülkede konuşulan dile hakim olmanız gerekir. Ben iyi seviyede İngilizce biliyorum, ancak Güney Amerika'ya gittiğimde İngilizce konuşan sayısı çok azdı, herkes İspanyolca konuşuyordu. İhtiyaçlarımı gördüm ama sokaktaki insanlar ile sohbet edebildim mi? Hayır! Katıldığım bir turda rehber de İngilizce bilmiyordu, grupta İspanyolca ve İngilizce bilen Avrupalılar bana çevirmenlik yapmak zorunda kaldı. Yapmak zorunda da değillerdi. Özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde bir mekana girdiğinizde \"yabancı\" olduğunuzu fark edenler sizinle sohbet etmek ister. Neden ülkelerine geldiğinizi, nasıl bulduğunuzu, ne kadar kalacağınızı sorarak sohbete başlarlar, sonra iş politikaya kadar devam eder. Eğer yabancı dil bilmiyorsanız bu harika sohbetleri kaçırırsınız. Gideceğiniz yeri önceden araştırmayı sevenlerden misiniz? Eğer araştırmayı seviyorsanız ve yabancı bir ülkeye gidecekseniz, Türkçe kaynak çok kısıtlı olabilir. Ben Etiyopya'ya gideceğim zaman neredeyse hiç Türkçe kaynak bulamamıştım. İngilizce araştırmaya başladığımda ise çok sayıda blog yazısı, rehber kitap gibi kaynaklar önüme serildi. Mesela Güney Afrika'ya gitmek isterseniz, yerel kaynaklar o kadar zengin ki aklınız durur. Ancak tüm bu yerel kaynaklar İngilizce. Seyahat edeceğiniz yer ile ilgili herhangi bir konuda araştırma yapmak istediğinizde dil bilmek size pek çok kapı açacaktır. Konaklama maliyetlerinizi ortadan kaldırmak için Couchsurfing veya Warmshower gibi, yerel insanların evinde ücretsiz olarak misafir olabileceğiniz uygulamalardan faydalanabilirsiniz. Bu insanlarla arkadaşlık kurabilir, tam bir yerel gibi gittiğiniz yeri keşfedebilirsiniz. Ancak hem bu sitelere üye olmak hem de misafir olmak için yabancı dile ihtiyacınız olacak. Yurtdışına gittiğinizde çalışarak seyahat bütçenizi destekleyebilirsiniz. Gönüllü işler veya geçici işlerde çalışarak seyahatlerinizi ucuza getirebilirsiniz. Ancak çalışabilmek için de elbette en azından mutlaka İngilizce bilmeniz gerekir. \"Benim jest ve mimiklerim çok başarılıdır, teatral gücüm yüksektir, tarzanca da olsa anlaşırım\" diye düşünebilirsiniz. Ufak tefek konular için evet, ancak gittiğiniz yerin kültürünü anlamak için orada yaşayan insanlarla sohbet etmek için tarzanca yetmez. Aksi halde tiyatroda oyunu izleyen seyirci olarak kalır, oyunun içine tam anlamıyla giremezsiniz. Bu nedenle en az bir yabancı dili iyi seviyede öğrenmeniz seyahatlerinizi güzelleştirecektir. Dünyada en yaygın konuşulan dillerden biri olan İngilizceyi öğrenerek yabancı dil öğrenmeye başlayabilirsiniz. İngilizce öğrendikten sonra diğer dilleri öğrenmeniz de kolaylaşacaktır. \"Peki nasıl İngilizce öğreneceğim, İngilizce öğrenme yolları ve yöntemleri neler?\" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. O zaman seçeneklerimize bir bakalım. Eğer İngilizceyi hiç bilmiyor veya mevcut İngilizcenizi geliştirmek istiyorsanız en iyi yol; güvenilir bir dil kursuna gitmek. İngilizce öğrenmek için gideceğiniz kursu seçerken, hem sınıf eğitimleri hem de online eğitim alabileceğiniz, esnek eğitim saatleri sunan, uluslararası geçerliliğe sahip bir eğitim sistemi ile çalışan bir kursu tercih etmenizi öneririm. Bu tarz bir kursa gittiğinizde zaten ihtiyaç duyduğunuz her türlü kitap, eğitim dökümanı, online içerik, pratik fırsatları sizin için sağlanmış olacak. Türkiye'de pek çok İngilizce eğitimi veren kurs seçeneği arasından nasıl seçim yapacağız derseniz, 2001 yılından beri faaliyet gösteren Wall Street English hem eğitim kalitesi hem de uluslararası tecrübesi ile tavsiye edebileceğim eğitim kurumlarından biri. Wall Street English, İngilizce öğrenmek isteyenlere başarısı kanıtlanmış bir sistem sunuyor. Bir çocuğun ana dilini öğrenmesi gibi doğal bir yöntemle İngilizce öğreniyorsunuz. Üstelik tüm İngilizce öğrenme deneyimi kişiye özel olarak tasarlanıyor, hangi saatlerde hangi günlerde eğitimlere katılmak istediğinizi kendiniz belirliyorsunuz, internet üzerinden multimedya formatında derslerinizi alabiliyorsunuz. Bu da İngilizce öğrenmek isteyenlere inanılmaz bir esneklik sağlıyor, özellikle İstanbul'da yaşayan ve sürekli zamanla yarışan insanlar arasındaysanız bu çözüm tam size göre olabilir. Yabancı dil öğrenmenin en önemli yollarından biri bol bol konuşma pratiği yapmak. Wall Street English bu anlamda da öğrencilerine pek çok olanak sunuyor. Öğrencilerin başlangıç seviyesinden itibaren sürekli İngilizce konuşması teşvik ediliyor. Wall Street English ; Standart dersler dışında az sayıda öğrenci ile pratik amaçlı yapılan Tamamlayıcı dersler, konuşma becerilerinizi farklı sosyal ortamlarda kullanabileceğiniz Sosyal Kulüp aktiviteleri, uzman öğretmenlerle pratik yapabileceğiniz sohbet saatleri, dünyanın her yerinden öğrenciler ile iletişim kurabileceğiniz Global Online Topluluk uygulamaları ile bol bol bol pratik yapmanıza imkan sağlıyor. İngilizce öğrenmeye başladıktan sonra dilinizi geliştirmek için İngilizce kitap okumak, İngilizce film/dizi izlemek, İngilizce müzik dinlemek hem okuma ve dinleme becerilerinizin gelişmesini sağlayacak hem de dile yatkınlığınızı geliştirecektir. Wall Street English, bu konuyla ilgili de farklı çözümler sunuyor. TV dizisi tadında online videolar ve çeşitli alıştırmalarla dinleme, anlama ve telaffuzunuzu geliştirmeniz için sizi destekliyor. Dijital Kitap alıştırmaları ile okuma ve yazma becerilerinizi geliştirmenizi, iyileştirmenizi sağlıyor. Seyahate çıkmadan önce telefon üzerinden yabancı dil öğrenmenizi sağlayan uygulamalardan faydalanabilir veya seyahat ederken yanınızda taşıyacağınız sözlükler veya telefon uygulamalarını kullanabilirsiniz. Ben İspanyolca öğrenme hevesi ile bir uygulamadan uzun süre faydalandım ancak Şili'ye indiğimde o uygulama üzerinden öğrendiğim İspanyolca'nın ancak basit kelimeleri söylememi veya anlamamı sağlayacağını anlamam çok kısa sürdü. Merhaba, Su, Ekmek, Kaç lira gibi... Ancak bunların hiç biri İspanyolca konuşan biri ile sohbet etmeme yetmedi 🙂 Yani telefon uygulaması işi bence işe yaramadı. Her konuda olduğu gibi, dil öğrenme konusunda da istekli olmak, düzenli çalışmak, sürekli pratik yapmak olmazsa olmaz. 3-4 ay kursa gittim, bana yeter deyip bıraktığınız anda hızla öğrendiklerinizi de unutmaya başlarsınız. Bol bol pratik yapmak ve sürekli okumak, izlemek, dinlemek maddeleri bu açıdan dil öğrenmenizde çok kritik. \"Yurtdışına çıkmak için yabancı dil gerekli mi?\" sorusuna geri dönecek olursak, yabancı dil, özellikle İngilizce sadece seyahat ederken değil hayatınızın her aşamasında çok gerekli. Eğer İngilizce öğrenme konusunda kendinizi geliştirmek istiyorsanız, vakit kaybetmeden çalışmaya başlayın, hiçbir zaman geç değil!"} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yurt-disinda-araba-kiralama", "text": "Yurt dışında araba kiralama, hem seyahatiniz sırasında size esneklik kazandırır hem de bazı durumlarda çok daha ekonomik seyahat etmenizi sağlar. Yurt dışında araç kiralama ile Türkiye içinde araç kiralama arasında çok büyük farklar yok. İzlanda, Meksika, Yunanistan, Norveç, Hollanda, Fas gibi ülkelerde araba kiralayarak gezdim ve yurt dışında araç kiralama konusunda çok sayıda soru aldım. Gelen tüm soruları cevaplayabilmek için yurt dışında araç kiralama rehberi yazmaya karar verdim, umarım işinize yarar! Seyahatlerimi genelde kısıtlı zamanda olabildiğince çok yer görebilecek şekilde planlıyorum. Araba kiralama bu durumda bana ciddi bir zaman esnekliği kazandırıyor. Sabah istediğim kadar erken kalkıp yola çıkabiliyor, akşam geç saate kadar yolda olabiliyor, yol üstünde gördüğüm bir tabelaya sapabiliyorum. Sanıldığının aksine yurt dışında araba kiralamak pahalıya gelmiyor, aksine bazı durumlarda ucuza dahi geliyor. Mesela son seyahatimizde Hollanda gezimiz için günlüğü 15 euro olan bir araç kiraladık. Halbuki gitmek istediğimiz yerlere iki kişi tren veya otobüs ile gitsek çok daha pahalıya gelecekti. Hem ciddi bir zaman kazancı sağladık hem de maliyet avantajı. İki günlük araç kiralama için 31 euro, benzin için 25 euro ödedik. Tren ile gitmiş olsak kişi başı tek yön için en az 10 euro ödeyecektik. Seçtiğiniz aracın marka ve modeline göre maliyetler farklılık gösteriyor. Biz genelde en alt sınıf araçları tercih ediyoruz. Hollanda hariç bugüne kadarki kiralamalarımızda hep ücretsiz upgrade yani bir üst sınıfa yükselttiler araçlarımızı. Şimdi siz kesin sorarsınız, upgrade için özel birşey yapmadık, ellerinde müsait araç olunca veriyorlar herhalde. - Meksika'da araç kiralama deneyimimiz için; Meksika'da araç kiralama - İzlanda'da araç kiralama deneyiyimiz için; İzlanda'da araç kiralama Araç kiralama için her zaman faydalandığım Rentalcars. com sitesine göz atabilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti ehliyetleri yurt dışında geçerli. Turistik vize ile gittiğiniz ülkelerde, gönül rahatlığı ile araç kiralayabilir ve/veya araç kullanabilirsiniz. Kullanacağınız aracın sınıfına uygun ehliyetiniz olması gerekiyor elbette. Araba ehliyeti ile kamyon kiralayamazsınız. Bizim eski ehliyetlerimizde son kullanım tarihi yok, genellikle o dikkat çekiyor ve soruyorlar. \"Türkiye ehliyetlerinde son kullanım tarihi bulunmuyor\" şeklinde açıklama yapmanız yeterli oluyor. Zaten yeni ehliyetlerde son kullanım tarihi var, yeni ehliyet ile gittiyseniz, sorun yok. Eğer turistik olarak değil de uzun süreli kalmak, çalışmak, yaşamak için yurt dışına gidiyorsanız bu durumda maksimum 6 ay süre ile mevcut ehliyetiniz geçeri oluyor. Daha uzun kalacaksanız gittiğiniz ülkeden ehliyet almanız gerekiyor. Her durumda, yurt dışında araba kullanırken ehliyetinizi yanınızda taşımanız, herhangi bir polis çevirmesinde aracın ruhsatı ile birlikte ehliyetinizi de göstermeniz gerektiğini unutmayın. Araç kiralama için hem yurt içi hem de yurt dışında faydalandığım Rentalcars. com sitesine göz atabilirsiniz. Yurt dışı seyahatlerimiz için araç kiralama işlemlerimizi hep internet üzerinden yaptık bu güne kadar. Hiçbir sorun ile de karşılaşmadık. Siz de gönül rahatlığı ile güvenilir bulduğunuz sitelerden yapabilirsiniz. Ben uzun zamandır Rentalcars. com'u kullanıyorum. Rentalcars. com sitesi, araç kiralama hizmetlerinin Booking. com'u gibi ve dünyanın en büyük araç kiralama sitesi. Avis, Budget gibi uluslararası firmalar veya yerel araç kiralama firmaların fiyatlarını karşılaştırıp, ihtiyacınıza ve bütçenize en uygun aracı buradan kiralayabilirsiniz. Eğer internete güvenemiyorum derseniz çağrı merkezi hizmetleri de var, telefonla arayarak da hizmet alabilirsiniz. İnternet sitesi Türkçe olarak da hizmet verdiği için yabancı dilde detayları kaçırmışım, anlamamışım gibi bir derdiniz de olmuyor. Gideceğiniz ülkenin trafik kuralları ve trafik durumu hakkında bir araştırma yapın. Örneğin trafiğin soldan aktığı ülkelerde araç kullanıp kullanamayacağınızı düşünün. Bazı ülkelerde yol tabelaları veya trafik ışık kullanımları farklı olabiliyor, gitmeden önce biraz bilgi edinmenizde fayda var. Gitmeden araştırmadıysanız bile, aracı teslim alırken kiralama firmasındaki çalışanlara sorabilirsiniz. Araç kiralama yapacağınız ülkenin durumunu araştırın. Araç kiralamayı Avrupa'da yapacaksam, kiralama yapacağım şirketin uluslararası veya yerel olması fark etmiyor, çünkü belli bir kalitede hizmet alacağımı biliyorum. Ama az gelişmiş bir ülkeye gidiyorsam, belli standartta hizmet alabilmek için mutlaka uluslararası araç kiralama firmalarını tercih ediyorum. Fas seyahatimde henüz bu tecrübede olmadığım için yerel bir firmadan araç kiralamıştım ve kliması çalışmayan, camları açılmayan bir araba ile sıcak iklimdeki Fas'ı gezmek zorunda kalmıştım. Ülkenin hava ve yol durumunu araştırın. Mesela İzlanda seyahatimizde standart araçların her yola giremeyeceğini öğrendiğimiz için mecburen 4x4 bir araç kiralama zorunda kaldık. Aksi halde istediğimiz her yere gidemeyecektik. Madem araç kirasına çok para vereceğiz, o zaman konaklamadan tasarruf edelim diyerek üstünde kendi çadırı olan bir araç seçtik. İhtiyacınız olan araç tipini belirleyin. Herkesin araba zevki eşsizdir, kimisi büyük araç sever, kimi küçük. Kiralamak istediğiniz aracın marka, model, benzin seçeneği, vites tipi gibi özelliklerini önceden belirleyin. Özellikle bir tercihiniz yoksa, fiyata göre seçim yapabilirsiniz. Kiralayacağınız aracı kaç kişinin kullanacağını belirleyin. İki kişi veya daha fazla kişiyle seyahat ediyorsanız, aracı kimin kullanacağını netleştirmenizde fayda var. Kullanacak kişinin bilgisine göre otomatik veya düz vites araç tercih edebilirsiniz. Ayrıca aracı bir kişinin kullanması ile birden fazla kişinin kullanması arasında fiyat farkı oluşuyor, ek sürücü için günlük 5 euro ekstra gibi. Sürücü 30-65 yaş aralığında ise daha uygun bir fiyat çıkarken 30 yaş altı genç sürücü riski nedeniyle daha yüksek fiyat çıkabilir. Bütçe planı yaparken bunu da dikkate almanız gerekecek. Seyahat rotanızı kesinleştirin. Araç kiralarken seyahat rotanız tam bir daire şeklinde başladığınız yerde bitecek şekilde olmayabilir. A noktasından başlayıp B noktasında bitirebilirsiniz. Aracı aldığınız noktaya teslim etmediğinizde fiyat farkı oluşacaktır. Ancak bu fiyat farkı eğer sizin rotanızı değiştirmenize değmeyecekse, geri dönmek yerine B noktasına aracı bırakmak daha mantıklı olabilir. Aracı teslim alacağınız ve teslim edeceğiniz saatleri belirleyin. Her araç kiralama firması her saatte hizmet vermez. Sabah çok erken saatte veya gece çok geç saatte aracı teslim almanız veya bırakmanız gerekiyorsa kiralama yapacağınız firmaya bunun bilgisini mutlaka vermeniz lazım. Zaten firma o saatlerde hizmet vermiyorsa, internet sitesinde bu bilgiyi verir, vermemişse özellikle sorun. Fas'ta 1 saatten fazla araç kiralama firmasının ofisini açmasını beklemiştim mesela. Aracı kiralarken sigorta seçeneklerine dikkat edin. Araç kiralama sitelerinde gördüğünüz fiyatlar genellikle en alt seviye (hırsızlık ve 1000 euro üstü hasar olur genelde) sigorta paketi içerir, hatta bazen hiç sigortasız paketler bile olabilir. Bu nedenle fiyat araştırması ve karşılaştırması yaparken sigorta seçeneği önemli bir değişkendir. Bizim Türkiye'de full kasko olarak bildiğimiz Collision Damage Waiver ekstra paket olarak satılır. Ben bugüne kadar hiç ekstra sigorta paketi almadım araç kiralarken, son derece güvenli araç kullandığımız için ihtiyacımız olmaz diye düşündük. Araç kiralama sırasında depozito isteneceğini unutmayın. Her araç kiralama firması az ya da çok araç teslimi sırasında kredi kartınıza bir depozito blokesi koyar. Bu miktar 1000 euro'dan başlayıp yukarıya doğru devam eder genelde. Araç kiralama yaparken bu miktarı seçme şansınız var. Bazı firmalar tam sigorta aldığınızda bu depozitoyu almazken bazıları her durumda depozito ister. Bunun sebebi firmanın kendini korumaya alması. Aracı aldınız geri getirmediniz, aracı aldınız kaza yapıp kaçtınız gibi durumlarda kendini güvenceye almaya çalışıyor. Bundan kaçış pek yok, özellikle uluslararası firmaları tercih ediyorsanız, kesin o bloke konacak. Aracınızı teslim ettikten sonra kartınızdaki bloke kaldırılıyor. Eğer trafik cezası yediyseniz, otoyol, köprü gibi geçişleriniz olduysa bunlar ayrıca kartınıza yansıtılıyor. Bu nedenle araç kiralarken yüksek limitli bir kredi kartına ihtiyacınız olacağını dikkate alın. Aracı kiraladığınızda size kiraladığınız araç ile ilgili tüm detayları içeren bir onay mesajı e-posta olarak gelecektir. Gelen mesajı kontrol edip herşeyin istediğiniz gibi olduğundan emin olun. İtirazınız varsa zaman kaybetmeden kiralama yaptığınız firmaya geri dönüş yapın. Arabayı internetten kiraladınız, araç tipi, kiralama süresi, rotanız hepsini belirleniz ve yeni ülkeye giriş yaptınız. Ülkeye havaalanından girdiyseniz, araç kiralama firmalarının nerede olduğunu öğrenmeniz lazım. Bazı havaalanlarında araç kiralama firmalarının teslim noktası havaalanı içinde iken, bazılarında havaalanın dışında belirlenmiş ayrı noktalarda olabiliyor. Aracı kiraladığınızda size gelen onay mesajında aracı nereden teslim alacağınız ve oraya nasıl ulaşacağınız bilgisi yer alıyor. Mesela Amsterdam Schiphol Havalimanı'nda kiraladığımız aracı teslim almak için Quick Parking shuttle ile 10 dakika mesafede bir park alanına gidip aracımızı oradan teslim aldık. Sözleşmeye dikkat! Araç teslimi sırasında size kısa bir sözleşme verilecektir. Sözleşmeyi okumayı ve şartların size uygunluğunu kontrol etmeyi unutmayın. Sigorta kapsamına dikkat! Sigorta konusu araç teslimi sırasında tekrar gündeme gelecektir, genellikle teslim noktasındaki çalışanlar size ek paket satmaya çalışacaklardır, itibar etmeyin. Yakıt durumuna dikkat! Kiralık araçlarda genelde depo dolu teslim edilir ve geri getirdiğinizde de dolu bırakmanız istenir. Aracı teslim alırken deponun dolu olduğundan emin olun. Eğer eksik depo teslim ederseniz, o farkı kredi kartınıza yansıtırlar. Kredi kartı blokesine dikkat! Aracı kiralarken onayladığınız şekilde kredi kartınıza depozito için bloke konulacak. Depozito tutarının onayladığınız tutar ile aynı olduğunu kontrol edin. Aracın hasar kontrolüne çok dikkat! Aracı teslim ederken aracın mevcut hasarı, çiziği, eksiği varsa teslim tutanağında mutlaka işaretlenmesi gereklidir. Araç kiralama firması yetkilisi ile birlikte aracın her yerini birlikte kontrol edin, telefonunuzla fotoğraflarını çekin veya video kaydı alın. Bu kısım size daha sonra sorun çıkarması en muhtemel kısımdır. Eğer bu aşamada herhangi bir hasarı eksik işaretlediyseniz, aracı teslim alırken kiralama firmasının o hasarı sizin yaptığınızı iddia etme ihtimali olacaktır. O hasarın bedelini depozitonuzdan çat diye keserler, hiç acımazlar. Aracınızın sözleşmesi, yakıt durumu, hasar durumunu eksiksiz kontrol ettiyseniz artık araç sizin. Keyifle seyahatinize başvurabilirsiniz. Araç kiralama için hem yurt içi hem de yurt dışında faydalandığım Rentalcars. com sitesine göz atabilirsiniz. Yurt dışında pek çok yerde yakıt alma işlemi self-servistir. Yani bizdeki gibi bir pompacı yoktur, araca yakıtı kendiniz doldurur, kredi kartınızdan kendiniz ödersiniz. Önce kredi kartınızı işlem yapacağınız pompadaki kart makinasına tanıtırsınız, kartınıza bir bloke konur. Depoyu doldurduktan sonra doldurduğunuz kadar olan kısım kartınıza yansıtılır. Eğer İzlanda'da seyahat ediyorsanız self-servis benzin istasyonları dışında istasyon bulamazsınız ama Yunanistan'da görevli olan istasyonlar bulabilirsiniz. Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte self-servise hazırlıklı olmanızda fayda var. Yurt dışında araç kiraladıysanız o ülkenin trafik kurallarına tabisiniz ve uymak zorundasınız. Hız sınırları, kural ihlalleri gibi durumlarda siz de trafik cezası alırsınız. Polis ile başınızın belaya girmemesi için en güzeli kurallara dikkat etmeniz ve hız sınırlarına uymanız. Biz seyahat ederken offline harita uygulaması olarak Maps. me kullanıyoruz, Maps. me hız sınırları konusunda da sizi uyarıyor. Böylece \"bilmeden sınırı aşmışım\" durumu ile karşılaşmıyorsunuz. İnternette \"yurt dışında trafik cezası yedim ne olacak?\" sorularını çok görüyorum. Bu konuda bir deneyiyim yok, olan varsa bu yazıya yorum olarak eklerse çok sevinirim. Seyahatinizi güvenle tamamladınız ve aracınızı teslim etme zamanı geldi. Aracınızı teslim ederken eğer teslim noktasında görevli varsa, birlikte hasar kontrolü yapıp herhangi bir sorun olmadığından emin olmanızı tavsiye ederim. Ancak biz Norveç ve Hollanda'da aracı geç saatte teslim ettiğimiz için kiralama noktasında görevli yoktu ve anahtarı gösterdikleri yere teslim edip çıktık. O kısım biraz gerilimli oluyor çünkü kredi kartınızdaki bloke kalkana kadar \"acaba bize bir ücret yansıttılar mı?\" endişesi oluyor. Özellikle Avrupa ülkelerinde sistematik çalıştıkları için çok sorun değil ama az gelişmiş ülkelerde araç kiralıyorsanız, sizi para makinası olarak gördükleri için ekstra ücret yansıtmaya çalışabilirler. Bu nedenle araç teslim saatinizi kiralama ofisinin açık olduğu saatler olarak belirleyip size bir \"güzellik\" yapmadıklarından emin olmanızda fayda var. Yurt dışında araç kiralama ile ilgili deneyimlerimi anlattığım videoyu aşağıda görebilirsiniz. Videoyu izleyip kanalıma abone olmayı unutmayın. İster araçla ister trenle seyahat etmenin her şekli farklı güzellikler ve deneyimler yaşatıyor. Umarım yurt dışında araba kiralama konusundaki notlarım işinize yarar. Bu yazıda yer alan tüm önerilerimi yurt içinde araba kiralarken de kullanabilirsiniz. Bu yazıda her alan deneyimlerin benim kişisel deneyimlerim olduğunu, ve herhangi bir bağlayıcılığı olmadığını hatırlatmak isterim. Ekstra sorularınız varsa, aşağıya yorum olarak ekleyebilirsiniz. Araç kiralama için hem yurt içi hem de yurt dışında faydalandığım Rentalcars. com sitesine göz atabilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Iki ay önce Beyruttan araba kiralayıp üç gün boyunca Lübnanı boydan boya gezdik. Nissan Micra araca 50 Usd civarı günlük kira verdik 1 depo kadar benzin harcadık. İstediğimiz yere istediğimiz zaman gidip istediğimiz kadar kalmak güzel bir tecrübe oldu. Bunun yanısıra turistik turlarla asla göremeyeceğiniz yerleri görüp ülkenin iyi/kötü tüm yönlerini tanıma şansımız oldu."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yurt-disinda-arac-kiralama", "text": "Çoğumuz yurt dışı gezisinde araba kullanmayı tercih etmediğimizden veya fazla masrafa girmek istemediğimizden yurt dışında araç kiralama hizmeti almayı düşünmeyiz. Genelde metro, tren, otobüs gibi ulaşım araçlarıyla neredeyse her noktaya ulaşmak mümkündür. Fakat gideceğimiz şehir veya rotamıza göre araba kiralamak akıllı bir tercih olabilir. Yurt dışında araç kiralama faydalı olabileceği gibi kimi zaman doğru bir tercih olmayabilir. Bunda seyahat edeceğiniz şehir ve gezi noktalarınız önemli rol oynar. Örneğin; gezi listenizde uzun mesafeler içeren bölgeler yer alıyorsa veya tek bir şehir ile yetinmeyip civar kasabaları, hatta çevre ülkeleri gezmek istiyorsanız araba kiralamak sizin için en uygun tercih olacaktır. Hem böylece tren saatlerine uyma zorunluluğu olmadan gönlünüzce gezebilme şansınız da var. Ancak İtalya, Fransa gibi ülkelerde sadece önemli şehirlerini göreceğiniz küçük çaplı bir seyahate çıkacaksanız arabaya gerek olmayabilir. Bu ülkelerde şehirlerarası ulaşım trenle kolay ve ucuz olduğundan toplu taşıma araçlarıyla dilediğiniz yere rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Öncelikle araba kiralama deyince ek bir masraf yaratacağı gerçek. Eğer grup olarak seyahat edecekseniz, otobüs ve tren gibi toplu taşıma araçlarına göre daha uygun olacaktır. Ancak 2-3 kişiyseniz belli bir parayı gözden çıkarmışınız demektir. Ayrıca benzin masraflarını da göz ardı etmemek gerekir. Amerika'da oldukça ucuz olan benzin fiyatları Avrupa'da biraz daha pahalıdır. Eğer seyahatinizin ilk gününden sonuna kadar araba ile gezme niyetindeyseniz arabayı havalimanından almanızı öneririz. Şehre ulaşımınız ve dönüşünüz ayrı bir harcama gerektireceğinden önceden almanız doğru bir tercih olacaktır. En fazla 3 kişi olacaksanız, Avrupa seyahatinizde tercihinizi küçük arabalardan yana kullanabilirsiniz. Küçük arabalarda hem rahat eder, hem de fazla benzin masrafından kurtulursunuz. Yalnız seyahat döneminiz havanın aşırı sıcak veya soğuk olduğu zamanlara denk gelecekse, daha konforlu ve iyi bir araba kiralamanızı öneririz. Genellikle bir haftadan uzun süreli kiralamalarda kiralama ücretinde fazla bir fark görülmüyor. Aracı kiralarken teslim alma ve bırakma noktasına da özen göstermelisiniz. Teslim ettiğiniz yer ile teslim aldığınız yer farklı şehirlerde ise tek yön ücretine tabi tutulursunuz. Bunun yanı sıra araç kiralarken çeşitli alternatifler de sunulmaktadır. Oto kiralama seçenekleri arasında yer alan dolu al-boş bırak opsiyonunu seçerek aracı dolu bir depo ile kiralayıp boş şekilde bırakabilirsiniz. Aracınızı internetten kiraladıysanız size gönderilen onay e-postasının çıktısıyla birlikte kiralama firmasının ofisine gitmeniz gerekir. Burada kiralamayı yapan kişi ile bu kişiye ait kredi kartının ibrazı gerekmektedir. Bu noktada aracı kiralayan kişinin kendi adına ait kredi kartı ve bu kredi kartında yeterli bakiyesinin olması önemli. Kiralık aracı teslim alma işleminiz, bulunduğunuz havalimanındaki yoğunluğa göre 10 dakika da sürebilir 1 saatten fazla da. Evet Yunanistan Uluslararası ehliyet istiyor ama kendi aracınla gireceksen, orada kiralama yaparsan sorun olmuyor diye biliyorum. Yine de teyit etmekte fayda var. Kıbrıs'ta araç kiralama hizmeti alınması durumunda tecrübeli değilseniz soldan trafik olduğundan kesinlikle transfer tercih etmelisiniz. Kiralama yaptığınızda imzalanan kontrattaki yazıları dikkatle okumalısınız. Yurtdışını bilemem ama, yurtiçi konusunda Ankarada günlük ya da saatlik araç kiralayabileceğiniz yeni bir marka doğdu. Bu sayede kısa mesafeli ihtiyaçlarınız için tüm gün araç kiralamanıza gerek kalmıyor. Kiralık araçla ülke geçişi yapmadım, bu konuda yardımcı olamayacağım. Sıkıntı yaşamamak için bilinmiş, büyük firmalardan kiralama yapmakta fayda var. Birda kiralamadan full kasko yapın başınız ağrımasın."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yurt-disinda-para-bozdurma-para-tasima-atm-ve-kredi-karti-kullanimi", "text": "Yurt dışına çıkarken seyahat planları içinde en az zaman harcanan kısım para bozdurma, para taşıma, para bittiğinde nereden çekerim, ATM kullanımı gibi konular olsa gerek. Halbuki hem maddi olarak en çok canımızı yakan hem de parasız kalırsak bizi en çok zorlayacak kısım burası. Öncelikle bu yazıdaki herşeyin kendi tecrübelerim olduğunun altını çizmek isterim. Herkesin ayrı bir yoğurt yiyişi olduğunu unutmamakta fayda var. Ben kendi yoğurt yiyişimi sizinle öneri olarak paylaşıyorum. Benim yurt dışına çıkarken kur farkından dolayı zarar görmemek için birkaç önlemim var. Eğer Avrupa yönüne doğru gidiyorsam yanıma gideceğim süreye göre hesaplanmış şekilde Euro, Avrupa dışında bir yere gidiyorsam USD alıyorum. Burada istisnalar olacağını unutmayın, mesela Gürcistan veya İran'a gidiyorsanız USD veya euro bozdurmak yerine TL bozdurmak daha anlamlı olabilir. Dolayısıyla genel verdiğim öneri geçerli olmakla birlikte gitmeden önce gideceğiniz ülkedeki durumu araştırmanızda fayda var. Günlük kişi başı ortalama 50euro, 50usd gibi basit bir hesapla yanıma nakit alıyorum. Burada iki hedefim var; birincisi yanımda çok fazla nakit taşıyıp risk almamak, ikincisi de kendime bir bütçe sınırı koymak. Yurtdışı seyahatlarim 2 haftayı nadiren geçtiği için yeterli parayı yanımda taşıyabiliyorum. Para taşıma konusundaki önerilerim alttaki başlıkta olacak. Benim her zaman euro ve usd ayrı olmak üzere gezi hesaplarım olduğundan son dakika döviz almıyorum, ancak almanız gerekirse döviz kurunu araştırıp ona göre alım yapmakta fayda var. Sık seyahat ediyorsanız bir kenara döviz atmanız bu kadar dalgalı döviz kuru olan bir ülkede hayat kurtarıcı olacaktır. Döviz biriktirmenin dezavantajı Türkiye'de dövizi sadece belli ATM'ler veya şubeden çekme gerekliliği. Havaalanlarındaki ATM'lerden çoğunlukla döviz çekilebiliyor ancak orada da günlük para çekme limitine dikkat etmek gerek. Son ve en önemli kısım ise, yanınızda taşıdığınız para birimi ne olursa olsun gideceğiniz ülkedeki kuru önceden kontrol etmek. Ben bunun için XE Currency adında bir telefon uygulaması kullanıyorum. Offline çalışan bu uygulamaya, gitmeden önce gideceğiniz ülkenin para birimini tanımlamanız yeterli oluyor. Yurt dışına eğer uçakla çıkıyorsanız indiğinizde o ülkenin para birimine ihtiyacınız olacak. Bu durumda havaalanındaki döviz bürolarına gitmeniz gerekiyor. Havaalanındaki döviz kuru genellikle düşük olur, bunu kontrol edebilmeniz için bahsettiğim XE Currency uygulamasındaki kur ile havaalanındaki kuru kontrol etmeniz faydalı olur. Eğer kur farkı çok yüksekse sizi şehir merkezine ulaştırmaya yetecek kadar az miktarda para bozdurmanız yeterli olur. - Endonezya'da eski tarihli USD kabul etmiyorlar, Türkiye'de yeni dolar, eski dolar gibi bir ayrım olmadığı için cebinizde para olmasına rağmen parasız kalabiliyorsunuz, biz kaldık 🙂 - Bazı ülkelerde döviz büroları geç saatlere kadar açık oluyor, hosteller, oteller para bozuyor ama yine Endonezya Malang'da döviz büroları ve bankalar 16:00'dan sonra çalışmadığı için yine parasız kalmıştık. Tur parasını dolar olarak ödeyip yemeği kredi kartı yiyerek ertesi güne kadar kendimizi kurtardık. O yüzden her zaman tedbirli olup ihtiyacınızdan biraz daha fazla para bozdurmanız faydalı olabilir. - Afrika ve Güney Amerika'daki bazı ülkelerde de yeni doları normal kurdan bozarken eski doları düşük kurdan bozulmasıyla karşılaştım. Mümkünse Türkiye'den getirdiğiniz dövizlerin yeni olmasına özen gösterin. - Döviz bürosu veya banka dışında para bozduruyorsanız hem kur hem de aldığınız paralara dikkat edin. Etiyopya'da bir kahvecide döviz bürosu sormuştum, sonradan rehber olduğunu öğrendiğim biri cebinden bir deste para çıkarıp paramı bozmuştu üstelik döviz bürolarından daha iyi bir kurdan, epey endişelenmiştim paralar gerçek mi diye ama neyseki sorun olmadı 🙂 Benim seyahatlerim genellikle uzun olmadığından üzerimde yüksek miktarlarda para taşımam gerekmedi. Tek istisnası Güney Amerika seyahatim idi. - Kıyafetlerinizin içine asabileceğiniz boyuna asılan seyahat çantası veya bele asılan seyahat çantası kullanarak hem paranızı hem de pasaport, kredi kartı gibi önemli evraklarınızı kıyafetlerinizin altında tutabilirsiniz. Bende ikisi de var, daha çok boyuna asılan versiyonunu kullanıyorum. Bu çantalar sadece gezerken değil, eğer hostel gibi kısmen güvenli olmayan yerlerde konaklıyorsanız orada da yatarken boynunuzda kalabilir veya yastık altına girebilir kolayca. - Paranızı mutlaka farklı yerlere bölün. Çantanız ve cebiniz, cebiniz ve çorabınız gibi... Yurt dışında en çok yaşanan hırsızlık olayları ya çantanın çalınması ya da gaspa uğranması oluyor, iki durumda da eğer paranızı böldüyseniz kalan kısım bir süre sizi idare edecektir. Özellikle gasp konusunda kötü ünü olan yerler için bir tane yedek cüzdan taşıyabilir ve sizden paranızı isteyenlere bu cüzdanı vermeniz en güvenlisi olur. - Paralarınızı görünür şekilde saymamanız, para bozdurduktan sonra döviz bürosu veya banka gibi yerlerden çıktıktan sonra sağınıza solunuza ekstra dikkat etmeniz de paranızı güvende tutmak konusunda faydalı olacaktır. - Pantolonun arka cebi, ön cebi gibi \"cepci\"lerin hayatını kolaylaştıracak yerlerde ne paranızı ne de cep telefonunuzu taşımamanızı öneririm. Bir bakmışsınız paranın yerinde yeller esiyor, nasıl olduğunu bile anlamazsınız. Bu arada bunun gibi olaylar sanıldığının aksine az gelişmiş ülkeler kadar Avrupa'da da yaşanıyor, bu nedenle nereye giderseniz gidin paranıza sahip çıkın 🙂 - Sırta asılan küçük çantalar seyahat sırasında veya bir şehri gezerken çok pratik oluyor biliyorum ama o çantaların ön gözleri sizin gözünüzden en uzak olan kısım, bu nedenle para, cüzdan, telefon gibi değerli eşyalarınızı o çantalara emanet etmeyin. Ben mutlaka bir çapraz önümde duracak küçük çantayı değerli eşyalarım gözümün önünde dursun diye her zaman taşırım, fotoğraflarım da çok görürsünüz. - Eğer tek seyahat ediyor ve hostellerde konaklıyorsanız paranızın bir kısmını varsa hosteldeki kilitli emanet dolaplarına bırakabilirsiniz. - Yine eğer tek başınıza seyahat ediyorsanız denize girerken para, cüzdan, pasaport ve telefon yine başımızın belası olabilir. Su geçirmez kılıf çanta gibi yüzerken boynunuzda taşıyabileceğiniz çantalar çok pratik, bunlardan kullanabilirsiniz. - Yurt dışına çıkmadan önce ATM kartınızın ana hesabının hangisi olduğunu kontrol edin, çünkü sadece ana hesaptan para çekebileceksiniz. Eğer Usd, Euro, Sterlin hesabı kullanıyorsanız bu hesapları da ATM kartınıza tanımlatabilirsiniz. Pek çok banka ATM kartından yaptığınız TL cinsinden çektiğiniz parayı önce USD'ye sonra hangi ülkede iseniz o ülkenin para birimine çevirir, iki kez kur farkı yaşamamak için USD hesabından işlem yapmak daha mantıklı olabilir. Eğer gittiğiniz ülkenin para birimi bu 3 para biriminden biri ise ve hesabınız da karta bağlı ise kur farkından etkilenmemiş olursunuz. - Ayrıca kredi kartınızı Türkiye'de ATM kartı gibi kullanabilirsiniz ancak yurt dışında kullanamazsınız, direkt kredi kartından nakit çekmiş olursunuz bu yüzden kullanacağınız kart hesap kartı olmalıdır. - Yurt dışına çıkmadan önce çalıştığınız bankanın yurt dışı para çekme komisyon oranlarını, sabit komisyon tutarını ve alt-üst limitlerini mutlaka öğrenin, sonra bir sürpriz ile karşılaşmayın. - Yurt dışında özellikle az gelişmiş ülkelerde her yerde ATM bulabileceğinize veya ATM bulsanız da çalışacağına güvenmeyin. Ben Bolivya'nın en büyük şehri Lapaz'da bankayı arayıp sorun olmadığını teyit etmeme rağmen \"bağlantı hatası\" nedeniyle bütün gün para çekememiştim. - Her bankanın yurt dışı para çekme uygulamaları farklı, ben Güney Amerika'ya giderken TEB'in banka kartını kullanmıştım ve komisyon ödememiştim, bağlantı hatası sorunları dışında bir sorun yaşamadım ve ekstra para da ödemedim. - Yanınızda bir kartınızın başına birşey gelme riskine karşı ikinci bir ATM kartınız olsun. Bunlar manyetik kartlar, manyetiği bozulur, bankayla bağlantı sorunu olur, çalınır, herşey olabilir. Bu nedenle çift ATM kartı iyidir. Aşağıda Türkiye'deki 10 bankanın yurt dışı para çekme uygulamaları ve komisyon oranlarını paylaşıyorum. Ancak bu uygulamalar bankalar tarafından değiştirilebileceği için siz yola çıkmadan önce güncel bilgi için mutlaka bankanız ile iletişime geçin. Anlaşmalı bankalar dışında parayı çektiğiniz banka da sizden işlem komisyonu alacaktır, yurt dışında banka seçeneği çok fazla olduğu için bu yazıda ona dair bir bilgi yer almıyor. |Para çekme işlemi için 400 TL'ye kadar 5 TL, 400 TL'yi aşan tutarlar için tutar üzerinden %1.25 işlem ücreti alınmaktadır. |BSMV hariçtir. Ücret USD'nin TL karşılığı olarak tahsil edilir. |Anlaşmalı bankalarda 64 ülkede ücretsiz. Anlaşmalı banka ATM'lerinden çekilen tutar için ücret alınmamaktadır. Euro bölgesinde 2 EUR, Pound bölgesinde 1.5 GBP alınmaktadır. BSMV hariçtir. Banka listesi için tıklayın. |Anlaşmalı bankalarda 12 ülkede ücretsiz, Unicredit bünyesindeki ATM' lerden komisyon ücreti ödemeden para çekebilirsiniz. Unicredit grubu bankaları dışındaki banka ATM'lerinden banka kartı ile para çektiğinizde işlem başına 3 USD komisyon alınmaktadır. Banka listesi için tıklayın. Banka ücretleri Mart 2018'de bankaların internet sitelerinde yayınlanan bilgilerdir. - Kredi kartınızı birine verip uzaklaşmayın, hesap ödemek için kartı göndermeyin, en fazla kart kopyalama işlemi yurt dışı seyahatlerinde kullanılan kredi kartlarında oluyor. Kartınız her zaman göz hapsinizde olsun. - Bankaların uygulamaları yurt dışı kredi kartı kullanımı konusunda da farklılık gösteriyor. Ancak genel olarak yaptığınız harcama usd veya euro'ya çevrilip sonra Türk Lirasına çevriliyor, bu nedenle kur farkından dolayı biraz zararınız olacağını unutmayın. - Alışveriş sırasında kasiyer size usd mi, yerel para mı çekeyim diye sorabilir, o durumda usd deyin çünkü önce yerel paradan usd'ye sonra da usd'den TL'ye çevrilirken sürekli kurdan zarar ediyoruz. En azından bir adım azalmış olur. - Banka kartında olduğu gibi kredi kartının da mutlaka yanınızda yedeği olsun ve mümkünse iki kartı farklı yerlerde bulundurun. - Kredi kartı limitiniz yüksekse yurt dışına çıkmadan önce limitini düşürmenizde fayda var. Eğer kartınız çalınırsa kart limitinizdeki tüm parayı harcamaları an meselesi. - Kredi kartı kullandığınızda ve eğer kartınız bir mil programı kartı ise genellikle yurt dışı harcamalar daha fazla mil kazandırdığı için buradan da avantaj sağlamış olursunuz. Oldukça uzun ve detaylı bir yazı olduğunun farkındayım ama bu konularda gelen bütün sorulara cevap olsun istedim. Aklınıza takılan başka konular varsa yorum olarak ekleyebilirsiniz. İşinize yaramasına çok sevindim, epey uğraştırdılar bizi döviz bozma konusunda. Onun dışında Endonezya harika bir ülke, tadını çıkarın. Bilgileri bankaların internet sitelerinden almıştım, rakam değişmiş olabilir. Sevil hanım, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. Hem bu yazınızı hem uçuş puanı veya \"miles\" kazandıran kredi kartları ile alakalı yazınızı ilgiyle okudum. Yurtdışında yaşıyorum ve \"miles\" kazandıran bir kredi kartı ile alışveriş yapıp \"miles\" kazanıp uçak seyahatlerimi daha avantajlı bir hale getirmeyi amaçlıyorum. Sanırım bankaya gidip yurtdışında kredi kartı kullanırken ödenmesi gereken komisyonlar konusunda bilgilenmem gerekiyor. Yurtdışında neredeyse herzaman Euro ile ödeme yapmam gerektiği için galiba Türkiyede bir Euro hesabımın olması mantıklı olacak.. bu konuda tecrübesi olan arkadaşlar yazar ve bizleri bilgilendirirlerse sevinirim. Evet, Türkiye'de bir euro hesabınız olması iyi olacaktır. Kredi kartınızın ekstresini euro/usd olarak istediğinizi mutlaka belirtin. Aksi halde TL'ye çeviriyorlar ve kur nedeniyle zarar ediliyor."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yurt-ici-gezi-rotalari-en-populer-3-yer", "text": "Tatil ve seyahat herkes için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Kimi yurt dışında gezerken, kimisi de yurt içi gezi rotaları arasında daha önce hiç görmediği yerlerde geziyor, Türkiye'nin tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü birçok şehrinde harika bir tatil geçiriyor. Ben her ikisini de keyifli buluyorum. Yurt dışında olduğu kadar yurt içinde de gezilecek birçok yer bulunuyor ve seyahatlerimi planlarken yurt içi gezi rotalarına mutlaka vakit ayırmaya çalışıyorum. Yurt içi gezi rotaları arasında İstanbul'a yakınlığı ile avantajlı olan Marmara Bölgesi'nde Edirne şehri, hem tarihi özellikleri hem turistik yerleri hem de yemekleri açısından sevdiklerinizle birlikte gidebileceğiniz harika bir seçenek. Hafta sonlarında yapabileceğiniz Edirne turları hem Osmanlı tarihinde kısa bir gezinti hem de güzel bir lezzet turu olacaktır. Ayrıca; Tekirdağ, Çanakkale, Bozcaada da Marmara Bölgesi'nde mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Yurt içi gezi rotaları arasında hem Türk hem de yabancı ziyaretçilerin en çok dikkatini geçen destinasyon tabii ki Kapadokya. Dünyada adını duymayan insanın olmadığı Kapadokya, Türkiye'de gezmeniz görmeniz gereken yerlerin başında geliyor. 'Güzel Atlar Ülkesi' anlamına gelen Kapadokya çok eski çağlardan beri kayalıkların rüzgar ve yağmurlar ile aşınması sonucu birbirinden güzel şekillerin oluşturduğu doğal güzellikleri ile tarihi kiliselerin, yapıların ve yer altı mağaralarının olduğu bir yerdir. Kapadokya turları ile Kapadokya bölgesini gezmenin yanı sıra, Konya, Tuz Gölü, Ihlara Vadisi gibi bölgenin çevresinde bulunan bu yerleri de gezebilirsiniz. Konya'yı görmeye karar verirseniz Konya Şeb-i Arus turları ile bölgeyi gezerken aynı zamanda Mevlana'nın şehrinde onu yaşayabileceğiniz bir seyahat deneyimine tanıklık edebilirsiniz. \"Ne olursan ol gel\" anlayışının sahibi ve güzel sözleri ile tüm toplum tarafından beğenilen Mevlana, Konya şehri ile özdeşleşmiştir. Türkçesi \"Düğün Gecesi\" anlamına gelen Şebi Arus, Mevlana'nın Allah katında yükselmesini simgeleyen geceye verilen isim oluyor. Sevgiliye kavuşma ya da aşkın manevi boyutu olarak da adlandırılan bu gün, Aşk'ın Gecesi olarak da biliniyor. Balon fiyatlarını sabitliyorlar her yıl 120 usd idi diye hatırlıyorum en son. Marmara Bölgesi'nde Avşa Adası unutulmuş 🙂 Avşa'yı da mutlaka denemelisiniz bence. The Marmara region is really popular with its places to visit. I definitely recommend going."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yurtdisi-cikis-harci", "text": "Yurtdışı çıkış harcı nedir, nereye ödenir, yurtdışı çıkış harcı ne kadar, kimler yurtdışı çıkış harcından muaftır, Yeni İstanbul Havaalanı'nda yurtdışı çıkış harcı değişecek mi gibi yurtdışı çıkış harcı ile ilgili kafanızdaki tüm soruların cevaplarını bu yazıda bulacaksınız. 8 Temmuz 2019 tarihinde AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş, yeni torba yasanın ayrıntılarını açıkladı. Yeni torba yasaya göre, 15 TL olan yurt dışına çıkış harcı 50 TL'ye çıkacak. Henüz değişiklik onaylanmış değil, teklif aşamasında. Ancak onaylanırsa cumhurbaşkanı yetkisinde 150 TL'ye çıkarılması ihtimali var. Biz de sosyal meydada, YURT DIŞI ÇIKIŞ HARCI ZAMMINA HAYIR diyerek, #çıkışharcınaHAYIR etiketi ile bir kampanya başlattık. Sosyal medyada bu etiketi paylaşarak bize destek olabilir. Change. org üzerindeki imza kampanyasına destek verebilirsiniz. Yurtdışı çıkış harcı, pul olarak verilmesi nedeniyle halk arasında bilinen adıyla yurtdışı çıkış pulu, Marmara depreminden sonra deprem vergilerinden biri olarak 23 Mart 2007 tarih ve 26471 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun İle yürürlüğe girmiş sonra da kalıcı hale gelmiş vergilerden biri. Yurtdışı çıkış harcı ödemeden yurtdışına çıkmanız mümkün değil. Pasaport polisi havaalanlarından veya kara geçişlerinden çıkış yapmak istediğinizde pasaportunuz ile birlikte yurtdışı çıkış harcını ödediğinize dair dekont veya harç pulunu görmek istiyor. Eğer ikisi de yoksa sizi harç ödemeniz için geri gönderiyorlar. Yurtdışı çıkış harcını havaalanı veya sınır geçiş noktalarındaki ödeme noktalarından veya anlaşmalı bankalardan ödeyebilirsiniz. 15 TL olan yurt dışı çıkış harcı, yapılan zam ile 50 TL oldu. 1 Ağustos 2019 tarihinden itibaren yurtdışına çıkmak için 50 TL haraç ödeyeceğiz. Bu tarihten itibaren eski pullar geçersiz olacak ve iade alınmayacakmış. Yeni İstanbul Havaalanı'ndan yurtdışına çıkışlar için alınacağı söylenen 20 euro hizmet bedeli ile yurtdışı çıkış harcı aynı olacakmış gibi bir algı olsa da o hizmet bedeli uçak biletlerine yansıtılacak, çıkış harcı ile farklı olacak. Yurtdışı çıkış harcı havaalanlarında, sınır geçişlerinde bulunan yurtdışı çıkış harcı ödeme noktalarından veya anlaşmalı bankalardan ödenebilir. Bir de yeni kiosklar yapılıyor, insansız pul satın alma makinaları yani. Henüz devreye girmedi, yakın zamanda havalanı ve / veya sınır kapılarında kullanıma açılacaklar. Atatürk Havaalanı'nda dış hatlar terminali gelen ve giden yolcu katında olmak üzere iki tane, Sabiha Gökçen Havaalanı'nda ise giden yolcu katında bir tane yurtdışı çıkış harcı ödeme noktası yer alıyor. Eğer karadan sınır geçiyorsanız, sınır geçişi yaptığınız sınır kapılarında mutlaka bir adet ödeme noktası bulunuyor. Hem yeni İstanbul Havaalanı hem de Sabiha Gökçen Havaalanı'na çıkış harcı ödemek için kiosklar koymuşlar. İsterseniz nakit, isterseniz kredi kartınız ile çıkış harcınızı ödeyebilirsiniz. Yurtdışı çıkış harcı ödeme noktaları bayram, tatil dönemleri gibi yoğun sezonları kalabalık olabiliyor. Harç sırası beklemek istemeyenler, önceden anlaşmalı bankalara ödeme yaparak yanlarına alacakları dekont ile işlem yapabilirler, ben genelde öyle yapıyorum. Son dakika harç ödeme telaşına hiç girmiyorum. Yurtdışı çıkış harcı ücreti Maliye Bakanlığı'nın anlaşmalı olduğu aşağıdaki bankalara ödenebilir. - Akbank - Aktifbank - Albaraka Türk Katılım Bankası - Alternatif Bank - Anadolubank - Arap Türk Bankası - Citibank - Denizbank - BurganBank - FibaBanka - Finansbank - Garanti Bankası - HSBC Bank - ING Bank - Kuveyt Türk Katılım Bankası - Odeabank - Şekerbank - T. C. Ziraat Bankası - ICBC Turkey Bank A. Ş. - TurkishBank - Turkland Bank - Türk Ekonomi Bankası - Türkiye Finans Katılım Bankası - Türkiye Halk Bankası - Türkiye İş Bankası - Türkiye Vakıflar Bankası - Yapı ve Kredi Bankası Pasaport harcını yatırdığınız bankadan alacağınız dekontta aşağıdaki bilgilerin yer alması gerekmektedir. Dekontunuzu alırken bunlardan herhangi birinde eksik olmadığından emin olun. - Adınız ve soyadınız - T. C. kimlik numaranız - Dekontta \"tahsil edilmiştir\" kaşesi - Tahsilatı yapan görevlinin imzası Yukarıdaki listede yer alan bankaların dışında, Maliye Bakanlığına bağlı il ve ilçelerin defterdarlık veya mal müdürlüklerine, veznelerine harç bedeli yatırılabilmektedir. Yurt dışı çıkış harcını internetten veya bankaların mobil uygulamalarından ödeyebiliyorsunuz. İş Bankası ve Cepteteb'in uygulamalarını gördüm, diğer bankalar da yapıyordur sanıyorum. Yurtdışı çıkış harcının bir zaman kısıtlaması yok. Sık sık yurtdışına çıkıyorsanız birden fazla pul alabilir, her çıkışınızda ödeme yapmakla uğraşmayabilirsiniz. Oldu ki yurtdışı çıkış harcı ödediniz ancak yurtdışına çıkmadınız ve paranızı iade almak istiyorsunuz, almanız mümkün. Yurtdışına çıkış harç pulu alarak veya makbuz karşılığı ödenen yurt dışına çıkış harcı iadesi için vergi daireleri veya ilgili gümrük saymanlıklarına başvurabilirsiniz. Yurtdışı çıkış harcı ödediğinize dair pul veya dekontunuz, iptal edilen biletiniz varsa bilet iptaline ilişkin belgelerinizi ibraz ederek iade alabilirsiniz. Aşağıda resmi gazetede yayınlanmış dilekçe örneğini de görebilirsiniz. Aşağıda adı, soyadı belirtilen kişiler için düzenlenen biletler yurt dışına çıkış yapılmadığı için iptal edilmiştir. Bilet üzerine yapıştırılarak iptal olunan yurt dışına çıkış harç pullarının bedellerinin tarafımıza iade edilmesini arz ederim. .../.../..... Yurtdışı çıkış harcı, Türk Vatandaşlarının tüm pasaport tipleri için zorunlu olmakla birlikte aşağıdaki gruplar yurtdışı çıkış harcından muaftır. - Çıkış tarihi itibariyle yurtdışında oturma izni bulunanlar, - 7 yaşını doldurmamış olanlar, - Yurtdışına ticari amaçla sefer yapan kara, deniz, hava ve demiryolu toplu taşıma ve yük taşıma araçlarının mürettebatı, - Yurtdışında oturma izni bulunan Türk Vatandaşları Türkiye'den çıkışlarında oturma izin belgelerini ibraz ettikleri takdirde başkaca bir işleme gerek kalmadan harçtan muaftır, - Çifte vatandaşlar yabancı ülke pasaportu ile seyahat edebildiklerinden harç ödemek zorunda değildirler. Resmi görevle yurtdışına çıkan kamu görevlileri harç muafiyetinden faydalanamazlar. Umarım yurtdışı çıkış harcı ile ilgili merak ettiklerinizin cevaplarını bu yazıda bulabilmişsinizdir. Türk Vatandaşları için Tüm Vize Uygulamaları yazım da ilginizi çekebilir. Benim bildiğim kaşe istendiği yönünde, uygulamada bir değişiklik olduysa bilmiyorum. Banka dekontu üzerinde tutar yazıyor. O yüzden olmaz o iş. Pul alabilirsiniz, pulda rakam yazmıyor ama pul tasarımı değiştirerek buna da kolayca çözüm bulabilirler. Yani çok yatırım yapılabilecek bir alan değil. banka dekontunun geçerlilik süresini hiçbir yerde göremedim. Sizin bir bilginiz var mı ? Başka bir sitede 15 gün demiş bir kullanıcı ama onun haricinde net bir bilgi yok dekonttada geçerlilik süresiyle alakalı birşey yazmıyor. Henüz resmi gazetede yayınlanmadı, ama bugün yarın yayınlanır ve yürürlüğe girer. İnternet Bankacıığı ile ödeme yaptım. Ancak dekontta kaşe yok. geçişte sorun olur mu bilmiyorum. Bazı arkadaşlarım dekontu şubeden kaşeletiyor. ama bana saçma geldi. Kaşesiz dekontlar geçerli sayılmıyor bildiğim kadarıyla, şubeden kaşaletmeniz lazım. Dekonta ıslak imza şart diye biliyorum, banka nasıl imzasız verdi anlamadım. Fark ödemesi vs nasıl olacak hiçbir şey belli değil. 1 Ağustos 2019 tarihinden itibaren 50 oldu. Internet odemesi ile 3kere Yunsnistana gittim. 1. sinde havalimaninda gecerken kaselediler 2 ve 3 te karayoluyla gectim dekont ciktisini gosterdim kase bile vurmadilar gectim."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/yurtdisina-tatile-giderken-otelleri-nasil-secmeli", "text": "Bayram tatilinde yaptığım Avrupa turu göz açıp kapayıncaya kadar bitti. 7 Aralık'ta Basel'e inip 14 Aralık'ta Amsterdam'dan geri döndüm. Dört ayrı şehirde dört ayrı otel... Hepsinden ayrı dersler, ayrı anılar... Otel seçerken dikkat edilmesi gerekenler neler, kendi önceliklerime göre yazdım. Otel seçimi için kullanabileceğiniz yüzlerce site var. Ben ise www. booking. com sitesini tercih ediyorum. Türkçe seçeneği de olan bu sitede bir otel rezerve etmek için ihtiyacınız olan neredeyse herşey var. Tatil yapacağınız tarihleri ve yeri seçtiğinizde o tarihler için uygun tüm otel alternatiflerine ulaşmanız mümkün. Asıl önemli arama bundan sonra başlıyor. Gelen sonuçları yıldız sayısı, otelin tipi, özellikleri ve semtine göre filtreleyebilirsiniz. Benim en sevdiğim Booking. com'u belirgin şekilde diğer sitelerden ayıran özellik ise \"Çevrede ne var?\" bölümü. Kuş uçuşu olarak otellerin şehirdeki önemli yerlere olan uzaklıklarını buradan anlamanız mümkün. Şehir merkezi, tren istasyonları, müzeler... Hangisine yakın olmak istediğinize karar vermeniz yeterli. Ayrıca sıralama seçeneklerini kullanarak mesafe, yıldız sayısı, fiyat gibi özelliklere göre otelleri sıralayabilir, sizin için en uygun oteli kolaylıkla bulabilirsiniz. Otel seçerken merkeze ve ulaşım yerlerine yakınlık, temizlik ve fiyat benim için önemli kriterler. Mesafe ve fiyatları filtrelerden bulabilirsiniz, temizlik için ise kullanıcı yorumlarını mutlaka ama mutlaka okumalısınız. Sadece puanlamaları baz almakla da yetinmeyin. Zira sizin 3 ünüzle benim 3 üm aynı olmayabilir. En iyisi tüm yorumları okumanız. Değerlendirmeler de her zaman size uygun olmayabilir, öyle bile olsa giden birilerinin yorumlarını okumak eleme yapmak için çok yardımcı olacaktır. Hiç bilmediğiniz bir şehre, bir ülkeye gitmeden önce o şehirde gezilecek yerleri, yenilecek yemekleri, alınacak hediyelikleri araştırmak otelleri araştırmaktan, size uygun oteli bulmaktan daha kolay olabilir. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın! - Instagram: Cokokuyancokgezen - Facebook: Cokokuyancokgezen - Youtube: Cokokuyancokgezen Pek çok alternatif seçenek var tabii ki."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/zamanin-durdugu-yer-omo-vadisi", "text": "Öyle bir yer düşünün ki bu devirde hala ilkel kabile hayatı yaşanıyor. Üstelik sadece tek bir köy, küçük bir alanda değil Etiyopya'nın güneybatısında Kenya sınırına kadar, Omo Nehri'nin geçtiği, 4068 metrekare alanı ile çok geniş bir coğrafyadan, Omo Vadisi'nden bahsediyorum. Omo Vadisi, 80'den fazla kabilenin kendilerine özgü kültürlerini yaşatmaya devam ettikleri, dünyanın en ilginç yerlerinden biri, zamanın durduğu yer. Omo Vadisi'ne gitmek, kabileleri yerinde görmek gezginler için cazibesini her geçen gün artırıyor. Pek çok uluslararası veya yerel tur şirketi Omo Vadisi'ne turlar düzenliyor. Bölge koruma alanı ve Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor, pek çok ulusal parkı da bünyesinde bulunduruyor. Omo Vadisi sadece kabileleri görmek için değil, yemyeşil vadiler, içinde hipopotamlar ve pek çok canlı türünün yaşadığı göller, verimli ovalar ve Omo Nehri'ni görmek için de gidilmesi görülmesi gereken bir yer. Omo Vadisi'ne gitmek için ilk durak Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa. Turlar başkentten uçak veya 4x4 araçlar ile Omo Vadisi'ne en yakın büyük şehir olan Arba Minch'e hareket ediyor. 7-8 günden başlayan turlar 16 güne kadar uzayabiliyor. Coğrafya zorlu, mesafeler uzun, bu nedenle bir günü tek bir kabileyi görmek için bir yerden başka bir yere gitmek için yolda geçirebiliyorsunuz. Jinka ve Turmi Köyleri kabileleri görmek için gezginlerin konakladığı köyler. Genelde bu köylerde kalıp kabilelerin yaşadıkları yerlere 4x4 araçlar ile ulaşım sağlanıyor. Omo Vadisi'ne, turlara katılmadan bireysel olarak da gidebilir, köylere giden minibüsler ile ulaşım sağlayabilirsiniz ancak bunu yapmak isterseniz zaman sınırınızın olmaması lazım çünkü minibüslerin ne zaman kalkacağı, yolun ne kadar süreceği belirsiz. Omo Vadisi'nde kabileleri ziyaret edecekseniz bilmeniz gereken birşey daha var: Her bir fotoğraf başına fotoğrafını çektiğiniz kişiye para ödemeniz gerekiyor. Bazı kabileler bu işi kurumsallaştırmış, köye girişte köyün reisine toptan bir ödeme yapıyor ve herkesin fotoğrafını sınırsız çekebiliyorsunuz. Yolda aracınızın önüne atlayan çocuklar para almak için çeşitli şovlar yaparken, vücutlarını rengarenk boyamış kadınlar elinizi kolunuzu çekiştirerek sizi biraz korkutabilir, tüm bunlara hazırlıklı olun. Benim Etiyopya'ya yaptığım seyahatte 8 Günlük Omo Vadisi Gezisi notlarıma da göz atmanızı öneririm. Vücut boyaları, rengarenk takıları, doğal malzemelerden inşa edilmiş yaşam alanları, binlerce yıllık kültürlerinden gelen gelenekleri ile alışık olduğumuz modern yaşamdan çok farklı hayatlar süren Omo Vadisi kabilelerinin en ünlülerini ve en meşhur ritüellerini aktarmaya çalışacağım. Omo Vadisi'nde 80'den fazla kabile yaşıyor ve her kabilenin kendine özgü kıyafet, kültür ve gelenekleri var. Bu kabilenin en ünlüleri; Dorzeler, Konsolar, Hamerlar, Dasaniler, Bannalar, Ariler ve Mursiler. Şimdi sırasıyla bu kabileleri tanıyalım. Arba Minch Kasabası'na gelmeden, sadece 17 kilometre mesafede tepelere tırmanarak ulaşabileceğiniz Dorze Köyü'nde yaşayan Dorze Kabilesi ağaç yapraklarından yaptıkları file benzeyen evleri ile meşhur. Köye gittiğinizde dev bir file benzeyen yüksek kubbeli evlerini ziyaret edebilir, yerel içkilerinin, ekmek ve ballarının tadına bakabilir, kendi elleriyle yaptıkları dokuma kumaşlardan yapılmış hediyelik eşyalardan alabilirsiniz. Dorze bu bölgedeki en eli yüzü düzgün köy diyebilirim, hatta burada konaklayabileceğiniz Lodge tarzı oteller var. Konso Kabilesi, sarp, taşlık ve dik tepelerde yaşayan bir kabile. Bereketli topraklarda yaşamaları nedeniyle Omo Vadisi'nin en zengin kabilesi Konsolar'dır. Konso kabilesi renkli kumaşlar ve pileli etekleriyle bilinirler. Bu kabile bulunduğu coğrafyaya uyum sağlayabilmek için tarım alanlarını ve hatta köyün kendisini teraslayarak dik yamaçları kullanıma uygun hale getirmişler. Bu teraslama sistemi Unesco Kültür Mirasları arasında bulunuyor. Komün evleri, törenler için kullanılan meydan, köy evleri, terasları ve mezar taşı yerine kullandıkları ve Wasa adını verdikleri totemler Konso Köyü'nde görülecekler arasında. Konso Müzesi'nde çeşit çeşit Wasa örnekleri ve köyün diğer kültür varlıklarını da görebilirsiniz. Omo Vadisi'nin en kalabalık kabilesi Mago Ulusal Parkı sınırları içinde yaşayan Hamerler. Alduba Köyü Hamer Kabilesi'nin yaşadığı bölgeye yakın köylerden biri. Omo Vadisi'ni gezerken köy pazarları mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Tek tek ziyaret edemeyeceğiniz köylerden gelen kabileler pazarlarda kendi ürettiklerini satmak ve ihtiyaçlarını almak için bir araya geliyor. Hamer Kabilesi üyelerini kızıl toprak ile saçlarına yaptıkları rastalardan ayırabilirsiniz. Kabilenin erkekleri ise renkli boncuklardan yaptıkları vücut takıları ile hemen dikkat çekiyor. Hamer Kabilesi'ni eşsiz kılan gelenekleri ise \"Boğadan Atlama Töreni\". Tören, evlilik öncesi damadın gücünü kanıtlamak için yapılıyor. Evlenecek olan erkek boğaların üstünden atlamadan önce köyün kadınları şarkılar ve danslarla damadı yüreklendiriyor. Ancak bu törenin bu dans kısmı biraz tüyler ürpertici çünkü kadınlar kendilerini kırbaçlatıyor. Bu törene her zaman denk gelme şansınız maalesef yok, köyde bir düğün olması gerek. Dasani Kabilesi'ne ulaşabilmek için Omo Nehri'ni aşmanız gerekiyor. 760 kilometre uzunluğundaki Omo Nehri'ni ağaç kabuklarından yapılmış geleneksel bir bot ile geçerek Dasaniler'in yaşadığı yere ulaşabilirsiniz. Dasaniler Kenya'dan göç etmiş, zaten Kenya sınırına çok yakın bir bölgede yaşıyorlar, saçlarına bağladıkları kuru bitkiler ve Masailere benzeyen renkli kıyafetleri ile en çok fotoğrafı çekilen kabilelerden biri. Ari Köyü, diğer kabile yaşantılarını gördükten sonra modern köy hayatına çok daha fazla benziyor. Kabile üyeleri modern kıyafetler ve diğer köylerdekilere göre çok daha bizim anladığımız anlamda evlerde yaşıyorlar. Ari Köyü'nde yerel bira yapımını görebilir, köy evlerinden birinde Teff unundan yapılan geleneksel Injera ekmeği yaparken köylü kadınlara yardım edebilirsiniz. Omo Vadisi'nin meşhur kabilelerinden biri de Mursiler. Kabile, Jinka şehrine yakın olan Mago Ulusal Parkı sınırları içinde yaşıyor. Mursiler, Mago Ulusal Parkı'nda aslan, fil, zürafa gibi vahş hayvanlarla birlikte yaşıyor, tarım ve hayvancılık ile geçiniyorlar. Mursi Kabilesi kadınları dudaklarına taktıkları tabaklarla ünlüler. Bu tabakları \"güzel görünmek\" için takıyorlar. Tabağı olmayan kadınla hiçbir erkek evlenmek istemiyormuş, bu nedenle bütün kadınların dudaklarında tabak oturtmak için bir kesik var. Kil veya tahtadan yapılan tabak ne kadar büyükse başlık parası da o kadar yüksek oluyormuş. Tabağı sürekli takmıyorlar tabii, tören zamanları ve özel günlerde takıyorlar. Fotoğraf çekmeyi sevenler için en ilginç kabile tabii ki kadınların dudaklarındaki tabaklar nedeniyle Mursi Kabilesi. Kadınların saçlarına taktıkları çiçekler, tohumlar, hatta turistlerden kalan gazoz kapakları, vücutlarına sürdükleri vücut boyaları ve renkli takıları ile bu dünyadan olduklarına inanmak oldukça zor. Omo Vadisi, her biri birbirinden ilginç geleneklere sahip pek çok kabileye ev sahipliği yapıyor. Kabileler modern hayatı benimsemeden ve kültürleri değişmeden mutlaka görülmesi gereken bir bölge Omo. Bu yazının düzenlenmiş versiyonu Skyroad Dergisi Ocak 2022 sayısında yayınlanmıştır."} {"url": "https://cokokuyancokgezen.com/zanzibar-fotografim-motor-boat-yachting-dergisinde", "text": "Zanzibar, Hint Okyanus'unun Afrikalı adası... Bembeyaz kumsalları ve muhteşem su altı zenginliği ile çok popüler bir seyahat rotası. Adada gel-git çok yoğun şekilde hissediliyor. Sabah çekilen sular öğleden sonra yeniden yükseliyor. Suyun bu sürekli hareketi hem harika fotoğraf kareleri oluşturuyor hem de ada halkı için bir ekonomik döngü yaratıyor, nasıl mı? Sular çekildiğinde köy kadınları yosun toplamak için sığ sulara giriyorlar, toplanan yosunlar kurutulduktan sonra satılıyor. Köyün çocukları ise, kumdan solucan toplayıp balık tutmak için bu solucanları kullanıyorlar."}