{"url": "https://blogtimetogo.com/2019/01/21/barselona-gezi-notlari/", "text": "Bir de uyaralım, Barcelona'ya gitmeden birçok kişi bizi hırsızlık konusunda uyarmıştı. Bizim başımıza bir şey gelmeden Barcelona gezimizi tamamladık ama gözlemlediğimiz kadarıyla şehirde gerçekten çok dilenci ve dolandırıcı var. Bu da bulundukları ekonomik krizin hala süren etkilerini gösteriyor olsa gerek. Dolayısıyla dikkatli gezmekte fayda var. Biz hem Barcelona'nın kendine özgü havasını ve insanlarını hem de canlı hayatını çok sevdik. Özellikle Vicky, Cristina, Barcelona filmini izlediyseniz şehir gözünüze daha farklı gelecektir. 🙂 Barcelona'da 4-5 gün kalmanızı tavsiye ederiz, çünkü küçük bir şehir değil ve gezilecek çok yer var. Aslında Barcelona'ya her mevsim gidilebilir. Biz hem yazın hem kışın bulunduk. Baharda ya da yazın giderseniz, Barcelonata'da denize girilir, eğlenceli aktivitelere katılınabilir. Çünkü şehir çok canlı. Kışın veya sonbaharda ise şehir yine çok soğuk olmadığı için rahatça gezebilirsiniz. Sezon olmadığı için otelleri ve biletleri daha ucuza bulabilirsiniz. Valla ne yalan söyleyelim, pahalı şehir. İspanya'nın para birimi bildiğiniz üzere Euro ancak Barcelona'nın turistik mekanları olsun Gaudi evleri olsun ÇOK pahalı. Yeme-içme konusunda ise; birayı ortalama 3-4 euroya, kahveyi 2 euroya, bir restoranda öğle yemeğini 10-12 Euro'ya yiyebilirsiniz. Barcelona küçük bir şehir olmadığı için merkeze yakın yerlerde kalmanızı öneririz ki yollarda çok vakit kaybetmeyin. Biz ilk gittiğimizde La Sagrada Familia çevresinde airbnb aracılığı ile kalmıştık. Evin linki için buyrunuz. Daha ekonomik olsun hostelde kalayım derseniz, yine Barri Gotic bölgesi çevresinde birçok hostel var. Önerebileceğimiz bir hostel de Casa Battlo'ya ve diğer turistik yerlere çok yakın olan The Hipstel Paseo de Gracia; temiz ve uygun fiyatlı. Barcelona büyük ve her yeri yürüyerek gezemeyeceğiniz bir şehir ama metro hattı çok gelişmiş ve her yere metroyla gidebiliyorsunuz. Metro ve otobüslerde, tek kullanımlık bilet 2,15 Euro, 10 basımlık ve süre sınırı olmayan bilet 10 Euro olduğu için biz 10 basımlık almayı tercih ettik. Bu 10 basımlık bileti birden fazla kişi de kullanabiliyor, kişi sınırlaması yok. Ünlü müzelere girecekseniz Barcelona Card alınabilir ama geçtiği yerlere tek tek bakmakta ve ona göre bir hesap yapmakta fayda var. Barcelona kart 3 günlük 45 Euro. Bunların haricinde bisiklet kiralamak da güzel bir seçenek ama bisikletleri park ettiğinizde kitleseniz bile çalınma ihtimali varmış. Havaalanına giden ve havaalanından merkezi bir yerlere gelmek için A1 ve A2 otobüslerini kullanabilirsiniz. Yine metro ve tren de seçenekler arasında ama otobüs daha basit ve aktarmasız bir seçenek. Nam-ı diğer La Pedrera, Passeig de Gracia caddesinde bulunuyor. 1906 1910 yılları arasında inşa edilmiş ev, aslında Mila ailesi için yapılmış. 1984 yılında UNESCO Kültür Mirasları arasına alınarak turistik ziyaretlere açılmış. Garip şekilli heykelimsi bacalarla dolu çatısı, avluları, ön cephesi ve hiçbir keskin kenara sahip olmayan, dalgalı formuna bakarken hayretler içinde kalıyorsunuz. Bina Art-nouveau tarzında ve her tarafı inanılmaz bir işçilik içeriyor. Gaudi evleri çok pahalı olduğu için sadece birine girecekseniz bizce bu Casa Mila olmalı, çünkü Gaudi burayı ustalık eseri olarak tanımlıyor ve sadece teras kısmı bile gerçekten görülmeye değer. Bir başka Gaudi evi olan Casa Battlo yine Gaudi'nin en ünlü ve görülesi evlerinden. Gaudi reyiz yine sanatını konuşturmuş, her tarafını kıvrımlı, gösterişli ve detaylıca tasarlamış. Balkondaki ince sütunlar kemikleri andırdığından eve Kemikler Evi de deniyormuş. Gaudi her ne kadar buraya çıraklık eserim dese de daha sokağın başından dikkatinizi çekiyor, hayranlıkla bakıyorsunuz. Döneminin estetik anlayışını yıkan ev 2005'te diğer Gaudi evleriyle birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmış. Kendisi modernizmin Avrupa'daki ilk örneklerinden ve Gaudi'nin doğadan esinlenerek tasarladığı yapılardan sadece biri. Cuma günleri tüm biletler 8 Euro. İnternetten biletini 7,5 Euro'ya aldığımız bu park tasarım olarak çok başarılı, sizi en tepeden alıp aşağı doğru yürütürken ne kadar yürümüşsünüz farkına varmıyorsunuz.. Aslında ücretsiz kısmı da var ama en güzel yerlerini ücretli yapmışlar. Hayran hayran gezerken Gaudi'nin taşları bile kıvrımlı koymasına mı şaşıralım, yoksa oturma yerlerinin bile Gaudi örüntüleriyle kaplanmasına mı.. İki küçük bina içine girdiğinizde de içerisinin de yine renkleriyle, kıvrımlarıyla tasarım olduğunu göreceksiniz. Derseniz ki kamusal parka para mı verilir.. İşte bu da Barcelona'nın kötü yanı. İnşaatı halen devam eden yapı olarak da bilinen La Sagrada Familia, Barcelona'nın en ünlü ve ikonik yapısı olsa gerek. Yapı daha ilk anda dikkatinizi çekecektir. Bu bazilikayı görmeden anlamak/keşfetmek mümkün değil. Çünkü devasa ve inanılmaz gözüken bir bazilika. Şehrin ortasında kocaman bir heykel gibi. Her işlemesi ve bu kadar detaylı olması çok çılgınca. Şuanda dünya üzerinde hem inşası hem restorasyonu devam eden tek yapıymış ayrıca. Antoni Gaudi, bazilikanın inşasına 1883 yılında başlamış ve 1926 yılında ne bina yaptım ama diye bazilikaya bakarken bir tramvayın altında kalmış. Halkın yardımlarıyla yapımına başlanan inşaat hala bağışlarla sürüyormuş. Bu açıdan çok hoşumuza gitti. Kilisede günde 600 kişi çalışıyor. Bazilikaya tüm şehirden oldukça kolay bir şekilde ulaşabilir, biletlerinizi internetten 17 Euro'ya alabilir ve sıra beklemeden bazilikayı gezebilirsiniz. Aslında bu bölgeyi daha doğrusu caddeyi çoğu insan La Rambla olarak biliyor, çünkü cadde o kadar büyük ki kendi içerisinde 5'e ayrılıyor ve La Rambla diye bildiğimiz kısım aslında en güzel bölgesi. Passeig de Gracia'da önce Casa Mila'yı, sonra Casa Batllo'yu gezdiniz. Sonra biraz daha aşağıya yürüyüp Plaça de Catalunya'ya geldiniz. Plaça de Catalunya'dan biraz daha aşağıya yürüyünce önünüzde kalan devasa cadde Las Ramblas. Caddede birçok ünlü mağaza, hediyelik eşya dükkanları, çeşmeler, bulunuyor. Kısacası İstiklal Caddesi'nin Arap'sız ve ağaçlı versiyonu diyebiliriz. Las Ramblas'ın aşağısında da meşhur Mercat de la Boqueria karşınıza çıkacak. Biz İspanya'nın mercado/mercat olayını çok sevdik, hemen hemen her markette oturma yerleri var, alışverişinizi yapıp gidebilir ya da oturup bi şeyler yiyip içebilirsiniz. Biz bardaklarda satılan taze tropikal meyvelerden alıp pazarı gezerken elimizde yemeyi tercih ettik. Yalnız, La Rambla'dan pazara girince, hemen girişteki fiyatlarla biraz arkadaki fiyatlar arasında biraz fark var :d ona dikkat edin. İçerdeki rengarenk meyvelerden, kuruyemişlerden ve deniz ürünlerinden yemenizi tavsiye ederiz, her şey çok taze. Bu meydan şehrin kalbidir diyebiliriz. Hemen her yere ulaşım buradan çook kolay. Yukarıda da dediğimiz gibi, Passeig de Gracia ile Las Ramblas arasında kalıyor. Meydanda güvercinler var, dikkat edin, kuşlar çok yabani olduğu için değişik görüntüler ortaya çıkabiliyor.. Genel olarak Avrupa şehirlerinde görmeye alışık olduğumuz geniiiş meydanlardan sadece biri. Buraya Barrio Gotic'de gezerken bilmeden yolumuz düştü, çok beğendik. Akşam saatlerinde meydanın ortasındaki çeşmenin yanında durup, dört yanınıza yayılan restoranların canlılığını izlemek keyif verici olabilir. Ancak buradaki mekanlarda oturmanızı önermeyiz, gereksiz pahalı turist kazıklamaca mekanları bize göre. Burası en sevdiğimiz bölge sanıyoruz. Barri Gotic konusunda objektif olamayacağız, bu bölge kesinlikle favorimiz. Barcelona'nın en eski semti burası ve sokaklarda gezerken daha önce bahsettiğimiz mistik havayı alıyorsunuz. Bu bölgede en çok dikkatimizi çeken şey, orijinal handmade hediyelik eşyalar satan dükkanlar ve eski yapılarda gençlerin doldurduğu cafe ve restoranlar oldu. Hediyelik eşyalarınızı kesinlikle bu bölgedeki dükkanlardan almanızı tavsiye ederiz. Picasso bir dönem burada yaşamış. Dar sokaklar gündüzleri oldukça çekiciyken, akşamları ot ve çiş kokabiliyor.. Asmalı Mescit sokakları gece 12'den sonra ot koksaydı bu bölgeyi oraya benzetebilirdik galiba. Not: Tenha gördüğünüz sokaklara akşamları tek girmemenizi tavsiye ederiz. Barceloneta kelime anlamı olarak \"küçük barcelona\" demekmiş. Barcelona plajını ve arkada kalan mahalleyi kapsayan bölgenin adı aslında La Barceloneta. Barcelona'nın meşhur plajı Platja de La Barceloneta da burada yer alıyor. Plaja ulaşım çok kolay. Sahil kenarında bi sürü restoran ve cafe var. Barcelonalı arkadaşlarımız bize \"Barcelona'da paella yiyip sangria içecekseniz orada yiyin\" demişti burayı sorduğumuzda. Yaz aylarında gündüz saatlerinde plaj çok kalabalık oluyormuş. Biz Ağustos sonunda gittiğimizde hava rüzgarlı ve biraz serin olduğu için- . Sahil kenarındaki uzun yürüyüş yolunda gençler kaykay yapıyor, koşan spor yapan insanlar var. Çok canlı bi ortam yani. Aynısını kış ayları için söyleyemeyeceğiz bu arada, kış aylarında plaj tarafı çok rüzgarlı olduğu için dostlarımız güneşli havalar dışında buraya gelmeyi pek tercih etmiyormuş. Katalonların ve Barcelona'nın tarihine meraklıysanız Barceloneta'da yer alan bu müzeye gitmenizi tavsiye ederiz. Barceloneta'ya gelmişken burayı da ziyaret edebilirsiniz. Montjuic bölgesinde yer alan bu müzeyi kesinlikle ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Bina, mimari olarak çok ilgi çekici bi tasarıma sahip. Resme veya Joan Miro'ya merakınız varsa burayı çok seveceğinize eminiz. İçeride Joan Miro'nun en önemli eserlerini de görebilirsiniz. Ulaşım: Plaça de Espana'dan 150 numaralı otobüslerle 15 dakikada gidebilirsiniz. Bizim tavsiyemiz Plaça de Espana'dan yürüyerek Monjuic'e gidip, Magic Fountain'ı görüp, yürüyerek buraya gelmeniz yönünde. Montjuic aslında birçok atraksiyonun da yer aldığı tepenin adı. Katalanların kısaca MNAC, uzunca Museu Nacional d'Art de Catalunya olarak adlandırdıkları sanat müzesi de burada yer alıyor. Plaça de Espanya'dan, iki yanında 2 kule olan o uzun yoldan yürüyünce buraya varıyorsunuz. Bu yolda yürürken MNAC'i önünüze alıp çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Yolun sonunda, Magic Fountain of Montjuic dedikleri fışkiyeye ulaşıyorsunuz ve MNAC hemen önünüzde kalıyor. Biz zamanımız olmadığı için buraya girmedik, ama meraklısıysanız içeride 11.-18. yüzyıla ait eserler var. Gezmesi uzun zaman alabilir. Akşamları Magic Fountain dedikleri fışkiyede çeşitli ışıklı gösteriler oluyormuş ama biz göremedik maalesef. Fondacion Joan Miro için söylediklerimiz burası için de geçerli. Resme/Picasso'ya merakınız olmasa bile, Picasso'nun zaman içerisinde nasıl değiştiğini görmek için buraya gidilir. Müzenin dışarısı Game of Thrones'tan fırlamış gibi duruyor. İçerdeki eserler kronolojik olarak sıralanmış ve az önce de dediğimiz gibi meşhur Picasso'nun hangi evrelerden geçerek Picasso olduğunu anlamanız için oldukça faydalı olabilir. Ulaşım: Jaume I metro durağında indikten sonra çok az yürüyeceksiniz. Bu arada Jaume I'de inince bölgedeki diğer turistik bölgeleri de spontane olarak görebilirsiniz. Zaten adımınızı attığınızda karşınıza müze, katedral vb. çıkıyor. Ama bu bölgede özellikle Picasso Museum'u gezmenizi tavsiye ediyoruz. Futbol meraklısıysanız ve Barcelona'ya gidiyorsanız zaten buraya gitmeyi kafanıza koymuş, hatta önceden araştırmışsınızdır diye düşünüyoruz. Biz yine de üstümüze düşeni yapalım, özet bilgi paylaşalım. Biz Barcelona seyahatimizi planlarken zaman kısıtımızdan dolayı burayı plana dahil etmemiştik ama aklımızda da kalmadı değil. Ulaşım: Plaça de Catalunya'dan L3 metro hattıyla yaklaşık 30 dakika. Barcelona'ya yukarıdan bakabileceğiniz en yüksek tepe burası. Tepede bulunan Sagrat Cor'u ve eğlence parkını ziyaret edebilir, günbatımını buradan izleyebilir, çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Sagrat Cor tanıdık geldi mi? : ) Arkadaşlarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla; Paris'in meşhur tepesi olan Montmartre bölgesinde yer alan ve tüm şehre tepeden bakan Sacre Coeur'a cevaben yapılmış bu yapı. Montjuic Tepesi'nde yer alan ünlü açık hava müzesi olan Poble Espanyol yani İspanya Köyü, İspanya'nın tüm bölgelerini anlatan ve yaşatan kendi başına bir kent. Binalar neredeyse birebir aynı yapılmış. Eğer diğer İspanya şehirlerine gitmeyeceksiniz kesinlikle buraya gidip her bölgenin kendine özgü aktivitelerini, yemek ve diğer kültürel özelliklerini görmelisiniz. Yalnız en az 1-2 saatinizi burada geçirmeniz gerekecek. Bilet 12 Euro. Ama kesinlikle değer. Burası mimarların vazgeçilmez gezi noktası. Görülmesi gereken yapıların başında geliyor. Montjuic bölgesinde bulunan Barcelona Pavillion'a ilginiz varsa gidin deriz. Walden7 Apartmanı yine mimariye ilgiliyseniz ve fazla vaktiniz varsa görülebilecek farklı apartmanlardan. Şehrin biraz dışında. Ricardo Bofill'in tasarımı olan apartman hafta sonları ziyaretçiye kapalı haftaiçi içine de girebiliyorsunuz. Barcelona'da tabi ki denenmesi gereken başlıca şeyler: tapas, sangria ve paella. Tapas dediğimiz şey bizim meze tarzı atıştırmalık küçük yiyecekler. Deniz ürünlüsünden patatas bravasına birrsürü çeşiti var. Sangria ise bir çeşit meyveli kokteyl, biz çok sevmiştik. Ancak İspanyollar sıcak bir yaz gününde iyi gider ama o kadar demişlerdi. Belki de biz abartıyoruz. Paella ise bildiğimiz bulgurun deniz ürünlüsü. Başka malzemelerle olanları da mevcut ama en bilindiği deniz ürünlü olanlar. Bunların dışında tropikal meyveler, kokteyller ve birçok Latin göçmeni ve restoranı bulundurduğu Latin yemekleri de bizim deneyip çok sevdiklerimiz arasında. La Sagrada Familia'ya yakın olan restoran tapasların aksine porsiyonları epey büyük ve doyurucu. Fiyatları da yemeğe göre uygundu. Kendisi bir Ekvador restoranıymış. Latin yemeklerine ba-yıl-dık. Bu kafe Barcelona'nın en ünlü ve önünde uzuun kuyruklar barındıran brunch mekanı. Beklemeyi göze alırsanız güzel brunch seçenekleri var ve yemek sunumları çok başarılı. La Bomba diye bir tapasları var ki menüde yanında ünlem işareti olması boşa değilmiş. Vila de Gracia bölgesinde bulunan bar-restorana kesin uğrayın deriz. Franchise olan tapas mekanı, biz tapaslarını genel anlamda beğendik ancak biraz küçük bulduk. Yine de hızlı bir şeyler atıştırmak için ideal. Bir şubesi Casa Battlo'ya yakın. Barrio Gotic'te denediğimiz yine hızlıca bir şeyler yemek için ideal patatesçi. Sadece patates ve değişik sosları var."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/03/16/venedik-gezi-notlari/", "text": "Venedik, hepinizin bildiği gibi sular içinde ayakta duran, kanallarıyla ünlü, romantizmin doruklarını yaşatan bir şehir. Şunu da belirtmekte fayda var; bizce Venedik'in her bir köşesi tarihi ve kültürel bir miras. Bunun yanında hiç sıkıcı olmayan bir şehir. Daracık sokaklarında yürürken her an karşınıza sizi şaşırtacak bir şeyler çıkabilir. Konuştuğunuz insanlar oldukça güler yüzlü ve yardımsever. Şehrin insana mutluluk verdiğinden midir bilmiyoruz, göz göze geldiğiniz insanlar sabahları günaydın demeden geçmiyor. Yerlilerin oldukça tarz giyindiklerini de belirtmekte fayda var.. Son zamanlarda daha da artan Acqua Alta diye adlandırılan su baskınları nedeniyle aslında şehrin ömrü günden güne kısalıyor gibi. O yüzden Venedik, Atlantis olmadan bir an önce gidip görmekte fayda var diye düşünüyoruz. Kalabalıklardan hoşlanmayan ve soğuktan da rahatsız olmayanlardansanız, Venedik'e kesinlikle kış aylarında gitmelisiniz. Venedik karnavalını görmeniz de bonus! 🙂 Yalnız kış ve bahar aylarında acqua alta denen, Venedik'i su basması olayına denk gelirseniz yandınız. Yaz aylarında da çok sıcak ve yağmurlu olması haricinde kanalların koktuğu söyleniyor ama göreceğiniz güzelliklerin yanında katlanılabilir. Venedik'teki otellerin ücret skalası oldukça geniş. Bütçenize ve tercihlerinize bağlı olarak kalacağınız yeri seçebilirsiniz fakat Venedik oldukça küçük bir şehir olduğu için her yeri yürüyerek gezebiliyorsunuz bu nedenle de şehrin merkezinden biraz uzakta bir yerde kalarak maliyetlerinizi düşürebilirsiniz. Venedik maalesef pahalı bir şehir. Aslında Euro'yu TL'ye dönüştürmeden birim olarak düşündüğümüzde, biz kalamara Türkiye'de ortalama 50 birim veriyoruz, onlar 10 birim veriyor. Onların 10 birimi bizim 70 birimimize denk geliyor maalesef, bu kısım üzücü. Venedik'te en büyük maliyetiniz konaklamadan olacak. Şehir içi ulaşım açısından Burano ve Murano adalarına giderseniz yaklaşık 20 Euro'yu gözden çıkarmak gerekiyor. Biz Venedik'e iki kez gittik ve ikisinde de şehre trenle ulaştık. Venedik'e hemen her Avrupa şehrinden trenle ulaşmak mümkün. Eğer bir İtalya turu yapacaksanız şehre trenle gelmek en uygun ve hızlı seçenek gibi duruyor. Türkiye'den direkt Venedik'e gelecekseniz, direkt uçuşlar mevcut ama biletler diğer İtalya şehirlerine göre genel olarak daha pahalı. Eğer geniş bir zamanınız varsa önce diğer şehirleri gezip sonrasında trenle Venedik'e geçmek de güzel bir seçenek olabilir. İtalya'da oldukça yaygın olan Trenitalia'ya göz atmakta fayda var. Venedik'e aracınızla gidecekseniz, şehrin hemen girişinde otoparklar mevcut fakat doluluk ve fiyatlar konusunda önceden bir bilgi edinmek gerekebilir, çünkü yaz aylarında Venedik turist akınına uğruyor. Şehir içi ulaşım Venedik'te vaporettolar ve gondollarla sağlanıyor. Gondollar günümüzde daha çok turistik bir seçenek olarak duruyorken vaporettolar ile Venedik kanallarında ulaşım ve Burano, Murano gibi adalara gitmek oldukça ekonomik. 20 Euro'ya alacağınız günlük sınırsız ulaşım biletiyle hem Venedik'i hem adaları dolaşabilirsiniz. Bizim tavsiyemiz, bir gün için bu biletlerden alıp Burano ve Murano adalarını gezmeniz. Venedik'in içinde vaporetto kullanmayın dememize gerek var mı bilmiyoruz ama zaten 1-2 günde tüm şehri yürüyerek gezebilirsiniz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi gondollar eskiden sadece ulaşım amaçlı kullanılırken günümüzde tamamen turistik amaçlı kullanılıyorlar. Yarım saatlik tur için 80 Euro'yu gözden çıkarmak gerekiyor. Yoğun olmayan dönemde pazarlık yaparsanız fiyatı indirebilirsiniz. Yoğun dönemde ise internet üzerinden rezervasyon yaparak serenatlı vb. turlar ayırabilirsiniz. Gondolların tümü aynı renkte -siyah-, belki fotoğraflarda dikkatinizi çekmiştir. Bunun nedeni süsleme ve gösteriş aşırılıklarının önüne geçilmesi ve gondolun ulaşım aracı özelliğine vurgu yapmakmış. San Marco Meydanı, Avrupa'nın en büyük ve deniz seviyesine en yakın meydanı. Meydan o kadar büyük ki, Venedik'te meydan/piazza olarak anılan tek yer. Meydanın kaç metre olduğunu yazmaktansa yaklaşık 1.5 futbol sahası büyüklüğünde olduğunu söylemek daha mantıklı sanıyoruz. Meydanın 4 tarafı tarihi eserlerle/yapılarla dolu. Örneğin Basilica de San Marco 830 yılında inşa edilmiş ve şehrin ilk bazilikasıymış. Bu arada 2017 yılında ve sonrasında İtalya'da bulunduysanız ve cebinizde o tatillerden dönüşte kalan bozuk paralardan 2 Euro'luk bozuk varsa, üzerini bi' kontrol etmenizi tavsiye ederiz. İtalyanlar bu bazilikaya özel 1,5 milyon adet 2 Euro'luk bozuk para basmış. Bu arada Basilica de San Marco'yu ziyaret ederseniz, içerideki atlar dikkatinizi çekecektir. Bu atların bir zamanlar hipodrom olan Sultanahmet meydanında da koştuğu yazılmış. Bazilika'nın dışında da atlar var ama bunlar içeridekilerin kopyasıymış. Bazilika'yı ziyaret etmek isterseniz Meydanın hemen yanında bulunan diğer bir yapı Palazzo Ducale/Doge's Place, yani dükler sarayı. Bloglardaki ve internetteki Venedik fotoğraflarının vazgeçilmezlerinden biri burası. Dışarıdan bakıldığında kolonlarıyla çok dikkat çekici olduğu da bir gerçek. Yapı, farklı tarihlerde oluşan 3 adet bloktan oluşuyor. En eskisi 400'lü yıllarda, en yenisi 1500'lü yıllarda tamamlanmış. 1923 yılından bu yana müze olarak hizmet veriyor. Meşhur çan kulesi, San Marco Meydanı'nda yer alıyor ve çok uzaklardan bile dikkatinizi çekmeyi başarıyor. Kulenin fotoğrafını çekecekseniz nispeten daha uzak bir yerden ve yapabiliyorsanız yüksekten çekmenizi tavsiye ederiz, çünkü çok yüksek. Kule, 1900'lerde yıkıldıktan sonra baştan inşa edilmiş; şu an gördüğümüz yapı o kadar eski değil aslında. Kulenin ilk hali 9. yüzyıla dayanıyormuş. Kuleyle ilgili bizi en çok şaşırtan bilgi ise; Galileo Galilei, Venedik'te bulunduğu sırada gözlemlerini bu kuleden gerçekleştirmiş. Grand Canal özetle; Google Maps'te Venedik'i tepeden incelediğinizde gözünüze çarpan en büyük kanal. Venedik'i ikiye bölüyor diyebiliriz. Kanalın bir ucu Santa Lucia tren istasyonuna, diğer ucu Basilica di Santa Maria yani Santa Maria Merkez Camii'ye çıkıyor :p San Marco Meydanı'nın denize yakın tarafından da kanalın bittiği yeri görebiliyorsunuz. Gereksiz bilgi: Grand Canal üzerinde 4 köprü var ve bunlardan en eskisi ve önemlisi kendi başlığında da değineceğimiz gibi Rialto Köprüsü. Diğerleri; Ponte degli Scalzi, Ponte dell'Accademia, Ponte della Costituzione. Rialto Köprüsü, Grand Canal'ın en dar noktasında inşa edilmiş, Venedik'in en eski köprülerinden biri. Uzun bir süre, Venedik'te yaya trafiğinin sağlandığı tek köprü olarak kalmış. Köprünün şimdiki hali aslında tüm tarihini düşündüğümüzde modern sayılabilir. Çünkü köprünün ilk hali 12. yüzyılda ahşaptan inşa edilmiş. Zaman içerisinde yapılan iyileştirmeler ve restorasyonlarla günümüzdeki taş köprü halini almış. Bize göre Venedik'te yer alan en güzel köprü burası. Özellikle hava karardıktan sonra çok güzel görünüyor. Grand Canal'ın en güney bölgesinde bulunan, 4 köprüden biri. Köprü, zamanında (1932) geçici olarak ahşap formda inşa edilmiş ama sonrasında bu form kalıcı hale gelmiş. Tabi zaman içerisinde modernize edilmiş ama güncel olarak basamaklar vs. ahşaptan yapılmış durumda. Meşhur bazilika Santa Maria della Salute'un Grand Canal ile birlikte görüldüğü o fotoğraflar bu köprüden çekiliyor bu arada. Diğer bir efsane de altından gondolda gün batımında geçip, sevdiğinizle öpüşürseniz aşkınız ölümsüz ölürmüş. San Marco Meydanı'ndan deniz kenarına doğru yürüyüp, Ponte della Paglia'ya varınca hemen karşınızda kalıyor köprü. Çok güzel fotoğraflar çıkarabilirsiniz köprü üzerinden. Venedik fotoğraflarında en çok gördüğünüz yer burasıdır diyebiliriz. Yukarılarda da dediğimiz gibi, Grand Canal üzerindeki köprülerden bol bol fotoğrafı çekilir. Zaten bizce de Grand Canal üzerindeki en güzel yapılardan biri. Bazilika'nın ismindeki \"Salute\" yani sağlık kelimesi, Venedik'te yaşanan veba salgınından geliyor. Venedikliler, bir nevi adak adamışlar, \"salgın durursa en kallavisinden bir bazilika yapalım\" diye. Salgın durmuş; 1630 yılında yapının inşasına başlanmış ve inşa 1687'ye kadar sürmüş. Bazilika'ya Ponte dell'Accademia'dan geçtikten sonra yürüyerek gitmenizi tavsiye ederiz. İlk kez Romalılar tarafından keşfedilen adanın tarihi 6. yüzyıla dayanıyor. Ada dantel işleri ve renkli evleriyle ünlü. Sanayi devrimiyle birlikte dantel işçiliği çok zaman aldığı için adanın gelişimi yavaşlamış ve adanın gençleri çoktan adayı terk etmiş. Şimdi ise ada en çok turistik ve hediyelik eşyalarıyla hizmet veriyor. Evlerin renklerine belediye karar veriyor olması bizi biraz hayal kırıklığına uğratmadı değil. 🙂 Venedik'e kadar gelip bu küçük tatlı adaya gitmemek gerçekten yazık olur. Yazının başlarında Venedik'e kış aylarında giderseniz karnavalı da göreceğinizi belirtmiştik. Venedik Karnavalı her yıl Şubat ayında düzenleniyor ve yaklaşık 40 gün sürüyor. Karnaval'ın ortaya çıkmasının iki sebebi varmış; ilki eskiden vebalı insanların vücutlarını saklamak için maske ve kostümlerle dolaşmaları, ikincisiyse sınıf ayrımını ortadan kaldırmakmış. Karnavalın tarihi ve amaçlarıyla ilgili bir sürü rivayet var. Bize kalırsa bu rivayetlerin hiçbirine takılmadan karnavalın keyfini çıkarın! : ) Karnaval döneminde doğal olarak fiyatlar yükseliyor, buna dikkat etmek gerek. İki yılda bir, tek sayı ile biten yıllarda gerçekleşen uluslararası sanat ve mimarlık bienali. Hemen her ülkenin sergide kendi alanı oluyor ve değişik mekanları deneyimlemek ilginizi çekerse bienal Ağustos-Kasım ayları arasında şehirde ziyaret edilebiliyor. Venedik film festivalinin de Venedik Bienali'nden doğduğunu belirtmekte fayda var. Türkiye'den en son Kerem Piker, ondan önce ise Emre Arolat bienale katıldı. Il Paradiso Perduto: Burada yemek yemek için bile Venediğe gidilir, o derece. Bir sürü yemekten seçip bir tabak yapabiliyorsunuz, deniz ürünleri çok lezzetli, fiyatları Venedik'e göre baya uygun yalnız mekan çok kalabalık, rezervasyon yaparsanız ancak yer bulabiliyorsunuz. Al Mariner: Kahvaltı yaptığımız bir mekan, tostu ve kahvesi güzel ve uygundu. Birreria Zanon: Cicchetti yemenizi önereceğimiz küçük şirin bir kafe. Torrefazione Marchi: Venedik'te kahvenin en iyisi diye bilinen kafe. Caffe al Ponte del Lovo: Tatlıları efsane, çalışanları biraz suratsız olan kafe. Özellikle tiramisusunu çok beğendik. Bir kahve veya çay molası için ideal."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/04/09/sevilla-gezi-notlari/", "text": "Endülüs'ün enn Endülüs şehri ve başkenti Sevilla'ya, Barcelona ve Granada'dan sonra gittik. İlk gittiğimiz İspanya şehri Barcelona olduğu için buradan çok etkilenmiştik. Sonrasında Granada'ya geçtik, Endülüs etkisini burada yeterince gördüğümüzü düşünmüştük, taa ki Sevilla'ya gelene kadar. Sevilla'ya Granada'dan otobüsle geldik ve yol boyunca etrafı izledik. Buraya kadar olan kısım bizi zaten etkilemişti ama otobüsten inip otelimize doğru yürürken Sevilla'nın bize neler göstereceğini az çok tahmin etmeye başlamıştık. Sıcak hava da dahil.. Sevilla; beyaz ve küçük evleri, aşırı lezzetli tapasları, Game of Thrones'dan fırlamış sarayları, içinden geçen nehri, Triana Bölgesi ve en önemlisi Flamenko'suyla -bize göre- Endülüs bölgesinin açık ara ennn güzel şehri. İspanya'da genel olarak İngilizce konuşan insan sayısı çok az, bunlar da Sevilla'da ve Endülüs Bölgesi'nde yaşamıyorlar maalesef : ) İngilizce konuşmasalar da biz yer yön bulmada, restoranlarda vs. hiç zorluk yaşamadık çünkü insanlar çook sıcakkanlı ve yardımsever. Örneğin, nerede olduğunu bilmediğimiz bir durağı otobüs şoförüne sormuştuk, durağa gelince bize seslenmişti, \"aqui, aqui\" diye. Şehir oldukça küçük, bu yüzden Sevilla için 2 gün yeterli; yürüyerek çok rahat gezilebilecek bir şehir. Uzak lokasyonlara da otobüsle çok rahat gidebilirsiniz. İspanya'yı bizim için bu kadar heyecanlandırıcı ve özel kılan şeyi sorsanız şüphesiz Endülüs deriz. Günümüzün en modern şehirlerinin de yer aldığı İspanya'da bir zamanlar Müslümanların yaşamış olması ve bu insanlardan kalan eserlerin aynen korunmuş olması bizim çok ilgimizi çekti. Sevilla'ya ilkbaharda/sonbaharda gidilir, çünkü yazın fazla sıcak. Kışın giderseniz de, şehrin sokaklarında Flamenko yapan dansçılara denk gelmeniz oldukça zor diye düşünüyoruz. Biz Sevilla'ya maalesef Ağustos ayında gittik, ve hava yaklaşık 40 dereceydi. Hava neredeyse hiç nemli değildi, o açıdan iyi gibi ama yine de yazın gitmenizi önermiyoruz. Endülüs Bölgesi'nin ve özellikle Sevilla'nın en büyük problemi korkanlar için- hamam böcekleri olabilir. Bu durumu lokallere sorduğumuzda şehirde zaten ilaçlama yapıldığını ama bu durumu çözemediklerini anlattılar. Sevilla çok pahalı bir şehir değil ama çok ucuz bir şehir de diyemeyiz. Ancak tabi ki Barcelona ve Madrid'e göre baya baya ucuz. Sevilla'da konaklama ücretleri, diğer İspanya şehirlerine göre özellikle Barcelona'ya göre- çok ucuz. Biz merkezde kalmamıza rağmen fiyatlar uygundu. Gitmeden önce booking veya airbnb vs. üzerinden merkezi konumdaki bir yer ayarlarsanız gezilecek yerleri kolayca gezebilirsiniz. Yaz aylarında gidecekseniz klimalı ve ferah bir yer ayarlamanızı kesinlikle tavsiye ederiz. Sevilla'ya biz Granada'dan -20 Euro'ya- otobüsle geçmiştik ve yolculuk yaklaşık 2,5-3 saat sürmüştü. Diğer Avrupa şehirleri kadar olmasa da İspanya'da raylı ulaşım oldukça yaygın ama ücretler biraz daha yüksek kara yoluna göre. Sevilla'ya, Barcelona veya Madrid'ten de geçmek mümkün ancak 7-8 saat otobüs yolculuğu yapmanız gerekiyor. Sevilla'da şehir içi ulaşım turist iseniz çok kolay. Hele de şehir merkezinde kalıyorsanız toplu taşıma kullanmak zorunda bile kalmayabilirsiniz. Yine de kullanmak zorunda kalırsanız tek seferlik otobüs bileti en son 1,23 Euro'ydu. Çeviri olarak İspanya meydanı olan Plaza de Espana aslında bir meydandan çok daha fazlası. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz sütunlu koridorlarında her bir şehrin küçük mozaiklerle tasviri ve ismi yer alıyor. Sarayın önünde uzuun bir kanal da var, meydanı gezerken sıcaklarsanız buraya atlayabiliyorsunuz.. Plaza de Espana'ya giriş ücretsiz. Yaz aylarında gidecekseniz mutlaka bir yerlerden su alıp gidin. Giralda Kulesi, Sevilla Katedrali'nin bir zamanlar ezanlar okunan çan kulesidir. Endülüs'ten çekilen emevilerin inşa ettiği bir caminin parçası iken, İspanyollar tarafından bu minaremsi yapı yıkılarak yerine Giralda Kulesi inşa edilmiş. Kristof Kolomb Amerika'yı keşfe Sevilla'dan yola çıktığı için mezarı burada yer alıyormuş. İspanyollar da Kolomb'a çok önem veriyorlar bu arada hemen her yerde heykelleri var. Bir rivayete göre Kolomb kendisini keşfe gönderen Kraliçe Isabella ile anlaşmazlığa düşünce İspanyol topraklarına gömülmek istemediğini belirmiş, bu yüzden tabut toprağa değmeyecek şekilde heykellerin omuzlarına yerleştirilmiştir. Küçük detaylar: Yapıda kullanılan küçük işlemeler ve madeni taşlar, İspanyollar'ın işgal ettiği İnka Medeniyeti'nden çalınmış. Emeviler tarafından 13. yüzyılda inşa edilen bir izleme kulesi. Guadalquivir nehrinin hemen kıyısında yer alıyor kule. Kelime anlamı olarak altın kule şeklinde çevirebiliriz. Altın denmesinin nedeni kulenin en üstünde yer alan altın rengi malzemeymiş. Güzel haber: Giriş sadece 3 . Daha güzel haber: Pazartesi günleri giriş ücretsiz. Yahudi mahallesi olarak da bilinen Santa Cruz, Sevilla Katedrali ve Giralda Kulesi'nin de bulunduğu bir mahalle. Tapasçıları, renkli-beyaz evleriyle Sevilla'nın en turistik yerlerinden. 2-3 günlük bir Sevilla planınız varsa, bir yarım gününüzü bu sokaklara ayırabilirsiniz. Özetle bölgedeki hayat o kadar canlı, evler o kadar rengarenk ki, çingene mahallesi ünvanını aslında hakediyor gibi.. Granada'daki Alhambra Sarayı'nın Sevilla'daki kardeşidir. Alhambra'dan farklı olarak her yer çok nizami düzenlenmiş parklar ve bahçelerle dolu. Boş buldukları heeer yere ağaç/bitki dikmişler. Dikemedikleri yerlere de havuz/fışkiye yapmışlar. Bu açıdan çok hoşumuza gitti. Güzel haber: Öğrencilere 5 ve kimlik/kart sormuyorlar, bu İspanyol rahatlığına bayılıyoruz. Kötü haber: Yoğun dönemde giderseniz içerisi çok kalabalık olabiliyor. İspanyolların Plaza de Toros de la Real Maestranza dedikleri boğa güreşi arenası. Boğa güreşi hayvan hakları açısından tartışmalı bir konu olsa da biz yine de bahsetmiş olalım. Burası aslında bir nevi müze gibi gezilebiliyor, turla 5-6 Euro ama bizce tura çok da gerek yok gibi. Yapının tarihi 18. yüzyıla dayanıyor ve İspanyolların kültürünü görmek için gitmek gerek diye düşünüyoruz. Hem güzel, hem kötü bir haber: burada halen boğa güreşleri yapılmakta. Aslında Flamenko deyince bazılarının aklına sadece müzik, bazılarının aklına da sadece dans geliyor ama gerçekte Flamenko bunların bütününden oluşuyormuş. Sadece müziğini dinlediğimizde bile bizi etkilerken, hem müziğini dinleyip hem dansını izlediğimizde nasıl etkilendiğimizi anlatamayız. Yazımızın sonlarında bahsedeceğimiz nedenlerden ötürü bizim buraya gitme fırsatımız olmadı maalesef. Eğer zamanınız varsa, Flamenko'ya da meraklıysanız değilseniz de olacağınıza eminiz :p- burayı ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Giriş: Gösteri 22 , müze 10 , gösteri+müze 26 . Öğrenciler için ayrıca fiyat sormanız gerekebilir. Mekanlardaki fiyatlar çok değişken, yemeklisinden yemeksizine fiyatlar doğal olarak artıp azalıyor. Bizim gördüğümüz kadarıyla 15-50 arasında değişiyor fiyatlar. Sevilla'da kesin deneyimleyin dediğimiz kalamar, patatas bravas denilen tapasları ve şarap. Burası için Sevilla'ya tekrar bile gidilebilir o derece beğendik tapaslarını. Çok samimi bir ortamı var. Porsiyonları da epey doyurucu! Instagram'da bizi takip etmek isterseniz şöyle buyrun. Heya i'm for the first time here. I found this board and I find It really useful & it helped me out much. I hope to give something back and help others like you helped me."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/05/10/kapadokya-gezi-rehberi/", "text": "2015 yılından sonra geçtiğimiz hafta 2. kez gezmeye gittiğimiz Kapadokya gezi rehberimize hoşgeldinizz! Kapadokya bölgesi, eğer seyahat planınız 2-3 günlükse kesinlikle gezmekle bitecek gibi bir yer değil, bunu önden söyleyelim. Kapadokya bölgesiyle ilgili bizi en çok heyecanlandıran konu olan balonları ve görmek istediğimiz bazı yerleri 2015'te görememiştik, son gezimizle birlikte bölgeyi iyice pekiştirdiğimizi düşünüyoruz. Kapadokya bölgesi aslında birçok şehri kapsayan oldukça geniş bir alan ama Kapadokya dendiğinde akla gelen yerler daha çok Göreme, Ürgüp, Avanos, Uçhisar, Çavuşin vb. oluyor. Uzun yıllar süren coğrafik olaylar sonucu ortaya çıkan Peri Bacaları'nın da en çok göründüğü yerler buralar aslında. Kapadokya'yla ilgili bu sıralar sosyal medyada en çok balonlu ve peri bacalı fotoğraflar görülse de, bizce bölgeyi en değerli kılan özellikleri kayalara oyulmuş evler, ibadethaneler ve yer altı şehirleri. 2015 yılındaki gezimizde de, son gezimizde de dikkatimizi en çok çeken konulardan biri yabancı turistlerin sayısına kıyasla yerli turistlerin azlığı oldu. Tabi bunda karınca sürüsü gibi gezen Asyalı turistlerin de etkisi vardır elbet ama ülkemiz insanının bölgeye hakettiği ilgiyi göstermediğini düşünüyoruz. Gidiniz, görünüz müze kartsız da gitmeyiniz efendim. Kapadokya bölgesine gitmek için birçok yol mevcut. Turla, kendi aracınızla, otobüsle, havayoluyla vb. gidebilirsiniz. Turla gitmenizi tavsiye etmeyiz çünkü geziniz tur şirketinin verdiği kararlarla sınırlı kalıyor ve fiyatları birazdan bahsedeceğimiz seçeneklere göre gereksiz şekilde yüksek. Kendi aracınızla gitmek isterseniz İstanbul'dan göreme yaklaşık 8 saat sürüyor. Bizim tavsiyemiz İstanbul'dan- havayoluyla Kayseri Havaalanı'na gidip çünkü Nevşehir Havaalanı'na uçak biletleri çok pahalı-, oradan kiraladığınız araçla Kapadokya'ya gitmeniz yönünde. Açıkçası arabanız yoksa gezmek istediğiniz yerlere ulaşmanız imkansıza yakın. Bu nedenle aracınızla gitmeniz veya bölgeye gitmeden önce araç kiralamanızı şiddetle tavsiye ediyoruz. Göreme/Ürgüp içerisinde araç kiralarsanız fiyatlar turistlerden dolayı oldukça yüksek olacaktır. Kapadokya bölgesinde gezilmesi gereken yerlerin birçoğu Göreme'nin etrafında veya içerisinde bulunuyor. Örneğin balonlar Göreme'nin hemen önünden havalanıyor. Bu açıdan Göreme'de kalmanızı tavsiye ederiz. En güzel manzaralar; Mithra Cave Hotel, Sultan Cave Hotel ve Museum Hotel'den görünüyor ancak bu otellerin ücretleri dönemsel olarak çok yüksek olabiliyor. Bizim size önerimiz, Göreme merkezde bulunan Manor Otel ve Saksağan Cave Hotel. Cave Hotel ibaresi bulunan oteller, adı üstünde modern mağara konseptli oteller ve turistler buralara bayılıyor. Uçhisar Kalesi, -adından anlaşılacağı üzere- Göreme'nin 5 km uzağında kalan Uçhisar'da yer alıyor ve bölgenin en yüksek noktalarından biri. Kale, tamamen doğal taşın içine yapılan oyuklardan meydana geliyor. Herhangi bir ekstra yapı malzemesi kullanılmamış. Gün batımını ve gün doğumunu izlemek için mükemmel bir konum. Kaleye giriş Müze Kart ve İş Bankası kartlarıyla ücretsiz. Bunun dışında öğrenci bileti 5, tam bilet 10 TL. Uçhisar bölgesinde yer alan vadi, kayalara oyulmuş güvercin yuvalarıyla ünlü. Vadinin güvercinlere bu denli tesis edilmesiyle ilgili çeşitli rivayetler var ama bunlara hiç girmeden bölgenin güzelliğini bizzat gezerek görmenizi tavsiye ederiz. Nevşehir-Ürgüp yolunda yer alıyor Üç Güzeller ve 2 tane büyük, 1 tane küçük peri bacasından oluşuyorlar. Bu kadar spesifik olmalarının nedeniyse etraflarında kendilerine benzer hiç peri bacası olmamasından kaynaklanıyor gibi. Ziyaret ücretsiz; yolun kenarında yer alan seyir tepesinden rahatça gözlemleyebilirsiniz. Ortahisar, Göreme'yle Ürgüp arasında kalan, birçok tarihi güzelliğe sahip bir köy. Bunlardan ilki Ortahisar Kalesi. Kale, bölgenin en yüksek yapılarından biri ve diğer kardeşi Uçhisar Kalesi gibi tamamen kayanın içine oyulmuş durumda. Gün batımı ve gün doğumu seyri için ideal. Göreme Açık Hava Müzesi, milattan sonra dördüncü yüzyıldan on üçüncü yüzyıla kadar yoğun bir şekilde manastır hayatının yaşandığı bir vadi.. Bu vadi 1985 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi'ne girmiş. Görülecek yerleri o kadar çok ki! Bir yarım gününüzü sadece buraya ayırmanızı tavsiye ederiz. Çünkü içinde onlarca manastır, kilise ve şapel bulunuyor. Göreme Açık Hava Müzesi'nde, Aziz Basil Şapeli, Çarıklı Kilise, Elmalı Kilise, Azize Barbara Şapeli, Azize Katerina Şapeli, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Kızlar ve Erkekler Manastırı, ve Tokalı Kilise ziyarete açık olarak gezilebiliyor. Müze kartla ücretsiz girebiliyorsunuz, müze kartsız 45 lira. Bölgenin en eski yerleşim yeri olan Zelve Vadisi'nde birçok manastır, kilise ve yerleşim yeri bulunuyor. Zelve Açık Hava Müzesi ve Paşabağ da bu bölgede yer alıyor. Göreme Açık Hava Müzesi'nden sonra gelen diğer müze ise bize göre Zelve. İçinde Balıklı Kilise, Değirmen, Direkli Kilise, Kutsal Hac Kilisesi gibi bissürü tarihi yapı mevcut. Giriş ücreti 8TL ancak MüzeKart ile ücretsiz. Rahipler Vadisi olarak bilinen peribacaları ile ünlü vadi de bu bölgede bulunuyor. Yolları diğer vadilere göre daha yürünebilir ve rahat. Devrent Vadisi, Deveye benzeyen peribacaları yüzünden bu ismi almış. Hayal Vadisi olarak da anılan vadinin bu ismi ise peribacalarını herkesin farklı şekillere benzetmesi ve yorumlamasından geliyor. Yani her şey sizin hayal gücünüze kalmış. 🙂 fotoğraf çekmek için çok güzel bir nokta, burada yer alan peribacaları diğerlerine göre biraz daha kızıl ve renkli. Derinkuyu ve Kaymaklı Yer Altı Şehirleri, bölgede yer alan onlarca yer altı şehirlerinden en büyükleri. Özellikle Derinkuyu, girdiğiniz ilk andan itibaren sizi büyülüyor. Yüzyıllar önce insanların çok kısıtlı imkanlarla bu kadar tuhaf bir yapıyı nasıl inşa ettiğini daracık geçitlerden geçerek havalandırmalı odaları gördüğünüzde daha çok düşünüyorsunuz. Karıncaların yer altında inşa ettikleri karmaşık yapılara benzeyen bu yer altı şehirlerinin içerisinde insanların ihtiyaç duyduğu her türlü yapı mevcut. Örneğin ahırlar, kuyular, kiliseler, okullar, soğuk hava depoları, değirmenler, mezarlıklar, uyumak için oyuklar. Bu odaların hepsi de birbirine çok küçük koridorlarla bağlanmış. içeride 1-2 saat geçirdikten sonra kardiyo yapmış kadar yorulacağınızdan emin olabilirsiniz. Aracınız varsa Göreme merkezden yarım saatte ulaşabilirsiniz Derinkuyu'ya. Kaymaklı'ya uğramak isterseniz de yol üzerinde bulunuyor. Biz tercihimizi Derinkuyu'dan yana kullanmıştık ama zamanınız varsa ve ilginizi de çekiyorsa ikisini de gezin deriz. Ürgüp, Kapadokya'nın merkezi yani modern hali gibi; Asmalı Konak, Aziz Yohannes'in Evi, Ürgüp Müzesi, Turasan Şarapları gibi ziyaret edilebilecek yerler var ama bize kalırsa zamanınızı görülmesi gereken yerlerin hemen hemen hepsini içeren Göreme çevresine harcamalısınız. Avanos deyince akla ilk olarak çömlekçiler geliyor çünkü bölgenin toprağı çömlek yapımına çok uygunmuş. Bazı çömlekçiler bu işi dededen toruna sürdürüyor ve gün içerisinde dükkanlarının da içerisinde bulunan çömlek yapım atölyelerini ücretsiz olarak ziyaret edebiliyorsunuz. Eski adı Sinasos olan Mustafapaşa Köyü Ürgüp'e arabayla 20 dk mesafede, mübadele öncesi Rumların yaşadığı şirin bir yer. Tarihi, mimarisi ve yaşanmışlıklarını düşününce gerçekten etkileyici bir köy. Aios Vasilios Kilisesi, Konstantinos-Helena Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri gezilecek yerlerin başında. Çok ünlü Asmalı Konak da bu bölgeye yakın. Ürgüp Merkez'de yer alan meşhur Asmalı Konak evlerini ziyaret etmek isterseniz giriş çok cüzi bir ücretle sağlanabiliyor. Şunu belirtmekte fayda var, bizim ziyaretimiz sırasında odaların birçoğu kapalıydı. Sadece açık olan birkaç bölümü ve avluyu gezebilmiştik. Balonlar uzun yıllardır Kapadokya ile özdeşleşmiş durumda. Bu nedenle balon turu yapmadan/balonları görmeden Kapadokya'dan dönmeyin deriz, çünkü gerçekten fotoğraflardaki görüntüden çok daha güzeliyle karşılaşacaksınız. Balon tecrübesini yaşamak isterseniz yaklaşık 150 Euro'dan -evet Euro- başlayan fiyatları gözden çıkarmak gerekiyor. Fiyatlar bize biraz pahalı geldiği için aşağıdan izlemeyi tercih ettik. Balonlar Göreme'nin merkezinde yer alan Kızıl Vadi 'den sabah saat 5:30'da kalkıyor ve uçuşları yaklaşık 1-1,5 saat sürüyor. Oraya nasıl ulaşacağız derseniz de tur şirketleri sizi servisle götürüp getiriyor. Balonların uçup uçmaması, Kapadokya Üniversitesi tarafından şu linkte yayınlanıyor. Tahmin edeceğiniz üzere, rüzgara ve diğer hava koşullarına bağlı olarak uçuşlar iptal edilebiliyor. Balonların kalktığı ve en yakından görebileceğiniz yer. Balonlar havalandıklarında dört bir yanınız balon oluyor.:) Muhteşem bir görüntü.. Buradan başlayıp aracınız varsa balonları izlemeye Aşk Vadisi'ne gidebilir oradan da balonları panoramik olarak görebilirsiniz. Giriş ücretsiz. Balonların uçmadığı zamanlarda aracınızla tüm vadiyi gezebiliyorsunuz ama balonlar uçarken aracınızı vadinin girişinde bırakmak zorundasınız. Göreme Merkez'de bulunan Büyük Adana Kebap'ın kebapları, mezeleri ve ikramları oldukça lezzetli ve fiyatını sonuna kadar hak ediyor. Menüdeki fiyatlar, yediğiniz etin lezzetine göre oldukça uygun. Hafta sonu rezervasyon yapmadan gitmemenizi öneririz. Ortahisar'da, Kale'nin hemen karşısında bulunan çok güzel manzaralı bir mekan. Çok samimi bir ortamı var. Közde Türk Kahvesi güzel, çömlek fincanlarda ikram ediyorlar. Uçhisar'da, o kadar da center olmayan bir yerde, sanki saklanmış gibi duran bir restoran. Ambians çok güzel, yemekler ortalama ve fiyatlar gerçeği yansıtmıyor : ) Yöresel yemeklerden ziyade Avrupa Mutfağı var ama sanki onu da pek kurtaramamışlar gibi. Bir zamanlar Asmalı Konak dizisine de ev sahipliği yapan Old Greek House, Mustafapaşa Köyü'nde bulunuyor. Yapının içerisi oldukça hoş, sarmaları ve mantılarıyla ünlü. Kayseri'de bulduğumuz samimi ve hem mantısı hem ikramlarıyla kalbimizi çalan bir yer. Baklavasını da çok beğendik. Kapadokya bölgesinin şarapları da ünlü ve Turasan en büyük yerli üreticilerden. Ürgüp'teki binalarında şarap tadımı yapabilir, beğendiklerinizi alabilirsiniz. Tabii ki hangi şarabı sevdiğinize göre de değişecektir fakat biz çok beğendik."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/06/26/kas-gezi-rehberi/", "text": "Kaş'a ilk kez bundan 2 yıl önce, büyük bir heyecanla gitmiş ve her şeyine bayılmıştık. O zamandan bu yana ikimizin de favorisi haline geldi ve geçtiğimiz hafta Kaş'a üçüncü kez gittik. Kaş'ın denizini ayrı, karasını ayrı seviyoruz. Ama özetle çok, çok seviyoruz. Kaş'a bayramda seyranda gidilmez, çok kalabalık olur, merkezde kalacaksanız arabanızı park edecek yer bile bulamazsınız. Hatta konaklayacak yer bile bulamayabilirsiniz. Kaş için bizim favori tarih aralığımız genel olarak bayramlardan öncesi ve sonrası. Bu tarihlerde Kaş hem ucuz, hem sakin. Biz bu sene bayramdan hemen sonraki hafta gittik ve çok memnun kaldık. Plajlar genel olarak çok dolu değildi ve merkezde park sorunu yaşamadık. Bu arada Temmuz ve Ağustos ayları Antalya çok boğucu ve bunaltıcı oluyor bize göre, bu nedenle de Haziran ve Eylül ayları daha cazip duruyor. Kaş'a ilkbahar ve kış aylarında gelirseniz, güzel mekanların birçoğu kapalı olacaktır. Denize de keyifle girebileceğini sanmıyoruz ama güzel manzaralar görmek ve kafa dinlemek için denenebilir. Kaş'a ulaşmak için birçok seçenek mevcut. Biz şu ana kadar hep havaalanından kiraladığımız araçla ulaşım sağladık. Gezi rotanızda Kaş'ın nerede olduğuna da bağlı olarak aracınızı Antalya Havaalanı'ndan veya Dalaman Havaalanı'ndan kiralayabilirsiniz. Biz önceki senelerde Muğla tarafından geze geze Kaş'a geldiğimiz için Dalaman'dan kiraladık, bu sene tam tersi Antalya'dan geze geze Kaş'a geldiğimiz için Antalya'dan kiraladık. Dalaman Havaalanı'ndan Kaş merkez yaklaşık 2 saat sürüyor. Antalya Havaalanı'ndan ise yaklaşık 3 saat sürüyor. Biz arabayı Antalya Havaalanından Goldcar firmasından kiraladık ve memnun kaldık. Bunun dışında yine Avis gibi birçok araba kiralama şirketi mevcut. Gitmeden internet üzerinden bütçenize göre araba seçip, araba kiralayabilirsiniz. Kaş'a ulaşımın en kötü yanı aşşşırı virajlı yolları. Dalaman tarafından gelirseniz yollar daha az virajlı ama diğer tarafın avantajı da yol üzerindeki mükemmel koyları görme/yüzme bonusu. Çünkü koylar tam anlamıyla bakir ve tertemiz. Kaş'a Antalya'dan ve ilçelerinden otobüsle gelebiliyorsunuz. Kendi aracınızla İstanbul'dan direkt gelmek gibi bir çılgınlık yapacaksanız 10 saati göze almanız gerekecek. Kaş merkezde çoook fazla pansiyon ve otel var. Bunun üstüne bir de kalabalık gruplar için villa kiralamaları da uygun olabiliyor, özellikle Kaş'a yarım saat mesafedeki Kalkan'da birçok villa seçeneği mevcut. Airbnb üzerinden de ev/oda bulabilirsiniz. Merkezde yer alan tesislerin birçoğunun otoparkı mevcut ve kahvaltı dahil. Özellikle bazı oteller direkt sahilin dibinde olduğu için, aracınız da yoksa ve biraz tembelseniz bu oteller size göre. Merkezdeki oteller bütçenizi zorluyorsa ve aracınız da varsa, merkezden biraz uzaklaşırsanız çok bir şey kaybetmezsiniz. Bizim tavsiyemiz hemen merkezde yer alan Meltem Pansiyon. Mekanın işletmecisi Adnan Abi çok yardımsever ve güler yüzlü. Ayrıca kahvaltıları Kaş ortalamasına göre oldukça iyi. Kaş ve civarındaki denizlerin suyu bize göre tam olarak ideal. İdealden kastımız ne Bozcaada suyu kadar soğuk, ne de Alanya denizi kadar sıcak. Ege denizine göre daha tuzlu doğal olarak, ama bu bizi rahatsız etmiyor. Kaş'ın ennnn ünlü plajı kendisi. İnstagramda veya diğer sosyal medya platformlarında bir fotoğrafına mutlaka denk gelmişsinizdir. Plaj, Kaş ile Kalkan arasında kalıyor ve bir kanyonun ağzını oluşturuyor aslında. Bu yüzden yukarıdaki otoyol ile plaj arasındaki yükseklik farkı çok fazla ve hem yukarıdan hem aşağıdan mükemmel bir manzarası var. Denizi, kanyonun altından gelen kaynak sularından dolayı, bazen turkuaza dönüyor ve bazı günler çok dalgalı olabiliyor. Plaja ulaşmak için aracınızı yukarıda park edip, aşağıdaki fotoğraflarda da görünen merdivenleri 187 basamak inmeniz gerekiyor. Plajın üzücü de bir hikayesi var bu arada. Kanyon üzerine şimdiki yol ve köprü inşaatı yapılırken hayatını kaybeden 4 işçiyi anmak gerek diye düşünüyoruz. Plajdaki büfe Kaş Belediyesi tarafından işletiliyor ve gözlemeleri fena değil. Arka kısımda ücretsiz wc, duş ve kabinler mevcut. Kaş'taki favori plajımız, çünkü, Kaputaş kadar uzak ve zor ulaşılabilir değil. Koy olduğu için, denizi her daim dalgasız. Plajdaki şezlonglar oldukça kaliteli ve konforlu. Koy'un işletmesi bir şirkete ait ve personel ve hizmet genel anlamda iyi. Otoparkı mevcut. Çukurbağ yarımadasındaki koya Kaş merkezden araçla 5 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Taksiyle en fazla 30 lira civarı tutar. Çınar Beach olarak da geçen İnceboğaz, Hidayet Koyu'na giderken hemen sağda kalıyor. İşletmeyi bu yaz gereksiz pahalı bulduk, personel kaş ortalamasının altında. Deniz güzel, şezlonglar ve şemsiyeler ücrete kıyasla o kadar da iyi değil. Ama yine ulaşılabilirlik, denizin suyu ve durgunluğu nedeniyle tercih edilebilir. Kaş'ta yapılması gerekenler arasında en keyifli aktivite tekne turu olabilir. Hem inanılmaz güzellikte olan koylarda yüzmek, batık şehri görmek ve şirin bir köy olan Kaleköy'e gitmek verilen paraya kesinlikle değiyor. Bizim tur için tercihimiz Savonia Travel. Servis ile ilk olarak sizi Üçağız köyüne getiriyorlar ve tekne buradan kalkıyor. Tur ücretleri bayram olmayan dönemde genel olarak 180-200 TL arası. Tabi buna ikramları ve açık büfe öğle yemekleri dahil. Kaş merkezden kalkan tekne turlarını kesinlikle tavsiye etmiyoruz çünkü hem zaman kaybı oluyor hem de çoğu güzel koya gitmiyorlar. Kekova Turu'nda, batık şehir ve Antik Likya kentini görüyorsunuz ve rehber size sürekli bilgi veriyor, yüzme molaları ve sonrasında Kaleköy'de biraz gezi ile tekne turu sonlanıyor. Kaleköy'de el yapımı dondurma yemenizi şiddetle tavsiye ederiz. Bizim dondurma için favorimiz ise Cafe Ankh. Çünkü dondurmadan gerçek meyve tadı alıyorsunuz ve ayrıca keçi sütü ile yapılıyormuş. Yediğimiz en güzel dondurma olabilir kendisi. Kekova turu bizim için Kaş'ın en zevkli yanlarından biri diyebiliriz. Merkeze çok yakın olan ve Derya Beach olarak da bilinen Küçük Çakıl Plajı'nda şezlong ve şemsiye yok. Daha doğal ve sakin bir yer arayanlara tavsiye edilir. Plajın hemen yanındaki Derya restoranda bir şeyler atıştırılabilir ve restoranın şezlong şemsiyeleri kullanılabilir. Limanağzı'na araçla maalesef ulaşılamıyor. Kaş merkezden deniz yoluyla ulaşım sağlayabilirsiniz. Yürüyerek ulaşmak isterseniz de güzel manzaralar eşliğinde biraz da yorularak koya ulaşabilirsiniz. Çıkışınızı açlığınıza göre ayarlayın çünkü girişte de göreceğiniz gibi kanyondan gelen suların oluşturduğu dere üzerinde birçok restoran vb. mekan var. Ayaklarınızı buz gibi suya uzatıp keyif yapabilirsiniz burada. Mekanların çoğunda alabalık var, biz denedik, fena değil. Yalnız arı korkunuz varsa dikkatli olun, çünkü et görünce hemen geliyorlar. Eğer aracınızla geliyorsanız, milli parkın girişine kadar gelip aracı ücretsiz park edebiliyorsunuz. Milli Park'a giriş tam 10 TL, öğrenci 7 TL. Patara sahili ve Antik Kenti, Kaş'a 43 km (yaklaşık 50 dk) uzaklıkta. Eski Yeşilçam filmlerinde gördüğümüz çöl sahneleri burada çekiliyormuş.. Saklıkent'e gittiğiniz gün, dönüşte ya da gidişte buraya da uğrayabilirsiniz. Ama tavsiyemiz dönüşte, ikindi vakti gibi uğramanız yönünde. Bu arada denizi açık deniz olduğu için genelde dalgalı, yüzerken dikkat etmekte fayda var, sörf yapmak için güzel olabilir. Patara Antik kentine plajdan yürüyerek ulaşabilir ve Müzekart ile ücretsiz girebilirsiniz. Bu arada Müzekart almanızı kesinlikle tavsiye ederiz çünkü sırf İstanbul'da bir hafta sonu yapacağınız gezi bile kartın ücretinden çok daha fazla olacaktır. Müzekart'sız giriş ücreti 20 TL. Kısacası, Kaş bizim için birçok aktivitenin yapılabileceği, zamanın kesinlikle dolu dolu geçtiği, hatta nasıl geçtiğinin farkına bile varılamadığı bir cennet. Umarız ki yazımız, sizin için bir şekilde faydalı olmuştur. Instagram'da bizi takip etmek isterseniz şöyle buyrunuz."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/07/06/kas-yeme-icme-rehberi/", "text": "Tartışmasız Kaş'taki enn sevdiğimiz restoran. Kendisi bir aile işletmesi. Fiyatları yemeklerinin lezzetine göre makul. Ev yemekleri, zeytinyağlı-yoğurtlu mezelerinden kendinize bir tabak yapabiliyor afiyetle yiyorsunuz. Nasıl olduğunu anlayamadık ama nohutları bile çok lezzetliydi. 2 senedir gittiğimiz Ruhibey Meyhanesi'nden çok memnun kaldık. Hem çalışanları çok eğlenceli hem de ortamı güzeldi. Masalara koydukları notlarla da gönlümüzü fethettiler. 45likler gibi müzikler çalan meyhanede müziğin sesi tam olarak arka fonda kalıyor, rahatsız edici olmuyor. Mezelerini genel olarak başarılı bulduk, özellikle levrek marini şiddetle tavsiye ederiz. Rakı içerseniz 2 kişilik ortalama fiyat 250-300 TL diyebiliriz. Kahvaltısıyla meşşhur olan Dudu'ya akşam gidebildik. Şarap ve güzel sohbet için hoş bir ortamı var. Çalışanları da çok kibardı. İki kişilik serpme kahvaltısı -2021 Temmuz ayı itibariyle-140 TL idi, özellikle pişileri epey lezzetli görünüyor. Akşam arkadaşlarla kahve/bira içmek, takılmak için ideal bir kafe/bar. İçinde birçok farklı markanın standları var, farklı farklı yerlerden bir şeyler yiyip içebiliyorsunuz. Arka fonda da dj müzik yapıyor. Kaşım Restoran'ın hemen yanında olan Biiiissst'i çok seviyoruz. Özellikle terasımsı küçük çatısının manzarasını. İster güneşin batışını izleyin isterseniz öğlen gidip soğuk bir şeyler için, çatısında oturmak çok keyifli. Sandviçlerini de çok beğendik ve genel olarak fiyatlarını uygun bulduk. Burayı biz deneyimleme fırsatı bulamadık maalesef. Ancak kendisi Kaş'ın en ünlü restoranıymış. Telefonla rezervasyon yapmak için arayınca, telesekreter çıkıyor. Küçük çapta bir şok geçirdik asdfg. Kısacası illa gidicem derseniz çok öncesinden arayıp rezervasyon yapmanız gerekiyor. Vejeteryan-Vegan bir restoran olan Oburus Momus bizden tam puan aldı. İflah olmaz birer etobur olmamıza rağmen değişik yemeklerini çok beğendik. El yapımı gazozları, gara guzu biraları ve mantarlı makarnaları ennfess."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/07/12/pamplona-gezi-notlari/", "text": "¡Hola! Pamplona Gezi Rehberimize hoşgeldinizz! Bu blogda belki daha önce adını bile duymadığınız bu Kuzey İspanya şehrinin kültüründen, gezilecek yerlerinden ve yemeklerinden bahsedeceğiz. Navarra'da şaraplık üzüm ve tarım ağırlıklı üretim yapılıyor. Şehirde iki büyük üniversite var ve duyduğumuza göre imkanları çok iyiymiş. Zaten Basque Country ve Navarra İspanya'nın en zengin bölgeleri. Genç nüfusun büyük çoğunluğu bu üniversitelerde okuyan öğrenciler ve tabi ki Erasmuslular. Zaten bu gençler de olmasa şehrin yaş ortalaması epey yüksek. Bir diğer önemli konu ise Siesta; yani öğle yemeğinden sonra uyunan kısa zamanlı uyku. Pamplona çok geleneksel kalmış bir İspanya şehri olduğu için siesta burada gerçekten yapılıyor arkadaşlar... 14:00-16:30 arası (hatta bazı dükkanlar için 17:00) siesta yapıyorlar. Dolayısıyla bu aralıkta açık dükkan bulmanız biraz zor. İspanyolca Fiesta de San Fermin yani San Fermin Pamplona'nın hatta Navarra bölgesinin en önemli olayı. Öyle ki oyun oynayan çocuklar bile oyunlarında boğa oyuncağından kaçıyorlardı.. Bu festivali özetleyecek olursak; Pamplona'nın daracık sokaklarında binlerce insanın birkaç tane boğadan kaçması şeklinde bir delilik diyebiliriz. Bölgenin yerlileri için San Fermin, festivalden çok kutsal bir aktivite; öyle ki, bazı dükkanların tabelalarında San Fermin'e kalan gün, saat, dakika sayısını gösteren sayaçlar var. Festivalin amacı ise insanların, özellikle de gençlerin cesaretlerini ispatlamalarıymış. İnsanlar vücutlarındaki yaraları veya yaşadıkları anılarını anlatarak birbirlerine gaz verip hava atıyorlar. Ama San Fermin boğa festivalinden çok daha fazlası aslında. Amaç hem turizm hem de bir hafta boyunca non-stop eğlenmek. Şehir San Fermin'de kocaman bir açık hava partisine dönüşüyor. Dünyanın her yerinden insanlar sırf bu festival için Pamplona'ya geliyorlar. Türkiye'de pek bilinmese de aslında dünya çapında epey ünlüymüş. Tabii ki Pamplona demek San Fermin demek. Bu yüzden kesinlikle San Fermin festivalinde gidilmeli. San Fermin her yıl 6-14 Temmuz arasında yapılıyor. Bütün hafta kutlamalar, eğlenceler ve fiesta! San Fermin festivali dışındaki tarihlerde gitmeyi planlıyorsanız şehir çok sakin olacaktır. Bir günde tüm şehri gezip bitirebilirsiniz. Şehir o kadar küçük ki nerde kalırsanız kalın hiçbir sorun olmayacaktır. Ancak Old Town çok canlı ve güzel olduğu için imkanınız varsa Old Town'da kalmak keyifli olur. Bunun haricinde eğer San Fermin Festivali için şehre yolunuz düşerse her yer dolu ve oteller çok pahalı olacağı için konaklama işini çok önceden ayarlamakta fayda var. Yer bulamazsanız Pamplona'ya çok yakın olan Bilbao veya San Sebastian'da da konaklayabilir, Pamplona'ya günübirlik de gelebilirsiniz. Pamplona çok ucuz bir şehir. Şöyle ki; 5-10 Euro'ya karnınızı güzelce doyurabilirsiniz. Markette hemen her şey 1-2 Euro. Musluk suyu gayet temiz ve içilebilir. Dolayısıyla Endülüs bölgesi kadar ucuz olmasa da yakınındaki San Sebastian'a göre çok çok ucuz diyebiliriz. Pamplona, Barcelona'dan trenle 4 otobüsle 6 saat. Madrid'ten de aynı şekilde. Bilbao'dan 2, San Sebastian'dan ise 1 saat. Şehre ulaşım çok kolay ve ucuz. Madrid ve Barcelona'dan biletler 30 Euro civarında. Bilbao ve San Sebastian'dan 10-15 Euro'yu aşmıyor. Şehir aşırı küçük dolayısıyla yürüyerek her yeri dolaşabilirsiniz. Bisiklet kiralayıp gezmek de çok keyifli. Bunun haricinde tren istasyonu veya hava alanından gelmek için otobüs kullanmak dışında araç kullanmanıza gerek kalmıyor. Old Town'ın en yüksek noktasında bulunan bu Katedral, şehirdeki en eski ve güzel yapılardan biri. Sokaklarda dolaşırken de zaten dikkatinizi çekip sizi kendisine çağırıyor.. İspanya'nın her şehrinde bulunan klasik meydanlarının Pamplona versiyonu. 🙂 Cuma akşamları insanlar meydanda dans ediyor, çoluk çocuk eğleniyorlar. Yalnız bu meydan çevresindeki restoranları önermiyoruz çünkü her zamanki gibi en turistik ve en pahalı meydanı çevreleyenler. Nam-ı diğer Pamplona Belediye Binası. Kendisi Old Town'ın en önemli kısmı diyebiliriz. Çünkü San Fermin festivalinde insanlar bu meydanda toplanıyormuş. Bina San Fermin'de kırmızı-beyaz renklerle süsleniyor, Christmas'da ise yeni yıl konseptine göre ışıl ışıl oluyor. Burası Simge'nin de staj yaptığı Mangado Y Asociados mimarlık ofisinin tasarladığı, şehirdeki en modern yapılardan biri ve oditoryum ve kongre merkezi olarak kullanılıyor. Tasarım olarak çok farklı ve Pamplona'nın yeni sembolü haline gelmiş. Gidip içini görebilirsiniz. Zamanınız kalırsa Old Town'a çok yakın bulunan Navarra Müzesi'ne gidip bölge kültürü hakkında bilgi edinebilirsiniz. Pamplona'nın boğa güreşi alanı Plaza de Toros. San Fermin'de boğalar burada tutulup hazırlanıyormuş ama geri kalan aylarda pek kullanılmıyor. Kuzey İspanya'nın yemek kültürü gerçekten çok güzel ve leziz. Burada en ünlü olan şey ise pintxo denen büyük tapaslar yani atıştırmalıklar. Pintxolar; Barcelona'da yediğimiz tapaslara göre oldukça büyük ve doyurucu. Hem de ucuz! Deniz ürünlüsünden, patatas bravasına pintxo çeşitleri var. Bu iş o kadar önemli ki her perşembe juevespintxo denen perşembe pintxosu yapılıyor. Yani herkes akşam toplanıp barlara gidiyor, ellerinde yemekleri biraları sokaklarda yiyip içiyorlar. Yerlere oturuyor, kafalarına göre takılıyorlar. Barlarda da pintxolar perşembeleri daha ucuz oluyor. Navarra'da diğer denenmesi gereken şey ise şarap. Şehir Fransa sınırında olduğu için; tahmin edersiniz ki şarapları çok başarılı ve Fransa'ya göre daha ucuz. Patatesli tortillası burada denediğimiz en iyi tortilla diyebiliriz. Perşembe günleri bira ile beraber 5 euro. Deniz ürünleri ile ünlü olan bu franchise restoranda kalamar, midye ve patatas bravas yiyin, en güzel sosu deneyimlediğimiz kadarıyla burası yapıyor, midyeleri de çok farklı! Estafeta Sokağı'nda bulunan El Mexicano bize bir kere daha Latin yemeklerini sevdirtti. Fiyatlar pinxtolar kadar ucuz olmasa da yemeklerin kalitesine göre gayet uygundu. Nachos ve fajita çook başarılıydı. Bomba denilen bir pintxoları var ki, göz bebeğimiz oldu. Onun haricinde ton balıklı, küçük atıştırmalıklar da gayet güzel ve ucuz. Özellikle huevepintxo yani pintxo günü olan Perşembe günleri, 2 euroya bira ve bomba yiyebilirsiniz! Yine Estafeta Sokağı'nda bulunan küçük bir bar. Burada ton balıklı veya ıspanaklı tortilla yemenizi öneriyoruz. Fiyatları çok uygun. İç tasarımı güzel, genelde yaşlıların bulunduğu, 12-15 euroya 4 çeşit yemek ve bir şişe şarap içilebilecek bir yer. Ara sıcaklardan başlayarak tatlıya kadar bir çok seçenek mevcut. Bir kişilik bile söyleseniz iki kişiye yetecek kadar doyuyorsunuz. Ernest Heminway'in en çok geldiği ve insanları gözlemlediği yer olarak da biliniyor. Old town'ın biraz dışında yer alan bu mekanda 12 euroya yine ara sıcakla başlayıp tatlıya kadar delice yiyebilirsiniz, yemekleri çok temiz ve lezzetli. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/07/15/bozcaada-gezi-rehberi/", "text": "Bozcaada Gezi Rehberimize Hoşgeldinizz! Yaklaşık 20 yıldır geldiğim ben Simge- Bozcaada çocukluğumun en güzel günlerini içeriyor aslında ve tabi ki nasıl bir değişim geçirdiğini en yakından gözlemleme şansı buluyorum. Eskiden kimsenin adını bile bilmediği adada şuanda yoğunluktan yer bulunamıyor. Eyvah Eyvah filmleri ile Ata Demirer'in ve Bir Küçük Eylül Meselesi filminin de bu popülariteye etkisi büyük. Son 4 senedir de Mehmet ile her yaz mutlaka uğramaya çalıştığımız adanın kendine özgü havasını, kültürünü çok seviyoruz. Adayla ilgili bilgi verecek olursak; Türkiye'nin en büyük 3. adası kendisi. Üzüm bağları, domates reçeli ve zeytin ağaçları ile ünlü. Yunan Mitolojisi'nde ismi Tenedos olarak geçiyor. Aslında yerel halk adaya \"Bozca adası\" diyormuş. Yıllarca Rumlarla Türklerin beraber yaşadıkları ve Rum nüfusunun çoğunlukta olduğu Bozcaada neyse ki Yunan işgalinden kurtarabildiklerimiz arasında. : ) Bu arada ada çok çevreci öyle ki plastik poşet yerine kağıt poşet kullanılıyor yıllardır. Birçok geri dönüşüm projesi de cabası. : ) Bu yüzden adanın bakir koylarını kirletmiyor, adaya gözümüz gibi bakıyoruz. Bozcaada rüzgarı ve soğuk suyu ile ünlü. Dolayısıyla niyetiniz deniz-kum-güneş tatili ise adanın en iyi zamanı Temmuz-Ağustos olacaktır. Haziran'da giderseniz ada henüz ısınmamış olabiliyor. Soğuk ve kapalı bir hava ile karşılabilirsiniz. Eylül'ün ilk iki haftası ise sezon bitmeye yakın, ada sakin, deniz her zamanki gibi soğuk olacaktır. Adada hemen her yer butik otel/pansiyon. Rum Mahallesi'nde birçok otel bulabilirsiniz, ancak çok önceden rezervasyon yapmanızı öneririz. Çünkü ada her yaz dolup taşıyor ve otel fiyatları çok pahalanıyor. Bunun haricinde adanın arka tarafına doğru bir sürü bağ evi var. Eğer kalabalık bir grup iseniz bağ evi kiralamak da uygun bir seçenek olabilir. Yalnız merkeze sürekli gelip gitmek için araç kesinlikle gerekir. Dolayısıyla kendi aracınız yoksa merkezde kalmanızı tavsiye ederiz. Bir diğer seçenek ise gezginlerin çok sevdiği ve en ucuz seçenek olan kamp yapmak. Adanın herhangi bir koyuna/tepesine kendi çadırınızı atıp kamp yapmak yasak yani jandarma kontrol ederse ceza yiyorsunuz. Adada bir tane kamp alanı var; o da Bozcaada Camping. İster kendi çadırınızla ister ordan çadır kiralayabildiğiniz kamp alanı Ayazma Plajı'na çok yakın ve adanın arka kısmında. Kamp alanının seçenekleri şu şekilde; oradan çadır kiralarsanız günlük kişi başı fiyat 45 TL idi geçen sene. Kendi çadırınızla gidip sadece oranın duş, wc ve mangal alanını kullanınca bu fiyat 35 TL oluyor. Ancak bizim önerimiz oranın çadırını kullanmanız yönünde çünkü çadırların hepsinin içinde yastık/yorgan var. Alanın içinde oturma alanları, kafeteryası, park yeri ve wifi da var. Çadır haricinde bungalov ev kiralamak veya kendi karavanınızla gitmeniz de mümkün. Bungalov ev için günlük kişi başı fiyat yamulmuyorsak 65 TL idi ve kendi tuvaleti vardı. Alanın en üst kısmında bulunan mutfağında tüp yok ve ocağı kullanamıyorsunuz, sadece buzdolabı ve mangal alanı var. Bozcaada Camping'e de gitmeden rezervasyon yapmanızı öneririz, özellikle festival zamanları orası da dolu oluyor biz geçen sene kendi çadırımızla bile yer bulamadık. Rezervasyon için numarasını arayıp söyledikleri hesaba kapora atmanız gerekiyor onlar da size çadır veya bungalovunuzu ayırıyor. Ada'ya İstanbul'dan kendi aracınızla gelecekseniz, İstanbul-Geyikli size bağlı olarak 4-5 saat sürüyor. Bunun 30-40 dk'sı ise feribot yolculuğu. Geyikli İskele'den feribot ile adaya 40 dk'da geçiyorsunuz. Ancak hafta sonu feribot sırası inanılmaz yoğun, feribot için rezervasyon yapmanızı şiddetle tavsiye ediyoruz. Otomobil için ada feribotu ücreti -2021 Temmuz ayı itibariyle- 85 TL. Kendi aracıyla gelmeyecekler için; Geyikli'ye gelen otobüsler ile Geyikli İskele'ye gelip yine feribota bineceksiniz. İstanbul-Geyikli otobüs fiyatları 90-100 TL civarı, yolculuk 6 saat sürüyor. Bizim favori otobüs firmamız bu yazımızda da sponsorumuz olmayan Pamukkale. :d Ada feribotu yaya ücreti 14 TL. Feribot saatlerini şu siteden kontrol edebilirsiniz. Ada'nın ön kısmı küçük ve her yer yürüme mesafesinde. Ada'nın arka kısmına gitmek için ise merkezden minibüsleri kullanabilirsiniz. 15 dk'da Ayazma Plajı'na varıyorsunuz. Minibüs 6 TL. Yalnız son minibüs saatini sormakta fayda var. Yine de daha serbest dolaşmak, her koya uğramak ve Polente tepesine gitmek için araç gerekiyor. Yaya olarak gelenler araba kiralamak için merkezde bulunan Akyüz Rent Car'dan araba/motor kiralayabilirler. Diğer bir seçenek de bisikletinizle gelip gezmek, ancak bisikletle adanın arkasına kadar gitmek epey yorucu olabilir baştan söylemesi. Rum Mahallesi'nin tam ortasında bulunan kilise Rum Ortodoks mezhebe aitmiş. Kilisenin tarihi 1869'a dayanıyor. Sadece Pazar sabahları saat 8:00'de yapılan ayine katılırsanız kilisenin içini görebiliyorsunuz. Feribotla adaya yaklaşırken dikkatinizi çeken ilk şey bu kale olacak. Kalenin içinden Bozcaada'ya bakabilir, bol bol fotoğraf çekilebilirsiniz.:) Kale 10.00 20.00 saatleri arasında ziyarete açık. Kaleye giriş ücreti öğrenciler için 5 TL, tam bilet 10 TL. Bu yıl itibariyle kale içinde her gün 21:30'da açık hava sineması oluyor, Bağbozumu Festivali'nde kale içinde konserler veriliyor. Adada yapılmadan dönülmemesi gereken aktivitelerden biri kesinlikle Polente'ye gidip güneşi batırmak. Tamamen bakir ve doğal olan tepe adanın arka tarafında kalıyor. Tabelaları takip edince kolayca bulabilirsiniz veya akşam 7 gibi herhangi bir arabanın peşine takılsanız bile bu tepeye çıkarsınız. : ) Ada için rüzgar gülleri çok önemli. Tepede bir tarafta rüzgar gülleri bir tarafta güneş batışını izlerken piknik yapabilirsiniz. Gitmeden hazırlıklı gitmenizi öneririz çünkü tepede hiçbir tesis yok. Katlanır sandalyenizi, şarabınızı ve atıştırmalıklarınızı almayı unutmayın! Ada akşamları biraz soğuk olabiliyor, yanınıza ona göre kapüşonlu bir şeyler almayı düşünebilirsiniz. Ada üzüm bağları ve dolayısıyla şarabı ile ünlü. Merkezde eskiden şarap tadımı vardı ancak şuan sadece şarap dükkanlarının bağ evlerinde/fabrikalarında oluyor. Şarap sevenler katılabilir. Corvus, Talay, Çamlıbağ, Ataol gibi birçok şarap markası mevcut. Hepsi de birbirinden başarılı. Bağ evleri haricinde merkezde şarap tadımı yapabileceğiniz yerler; Tenedion Winehouse ve Mozart Cafe. 9-10 çeşit şarap deneyimleyebiliyorsunuz. Panayır havasında geçen Bağbozumu Festivali adanın en eski festivallerinden, her sene Eylül ayında gerçekleşiyor. İşçiler ve konuklar traktörlere binerek bağlara gidiyorlar, keyifli vakit geçiriyorlar. Toplam 3 gün süren festivalde aynı zamanda kalenin içinde de konserler veriliyor. Öncelikle plajdan beklentiniz beach club tarzı müzikli kopmalı yerler ise Bozcaada'nın size göre olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü her plajı/koyu sessiz sakin ve pek tesis bulunmuyor. Şimdi ayrıntılı anlatalım! Bozcaada'nın en ünlü ve halk plajı olan Ayazma Plajı adanın arka tarafında kalıyor. Merkezden bineceğiniz minibüslerle 15 dk'da gidebiliyorsunuz. Plajın ismi gerçekten hakkını veriyor, su buzzz gibi. Plajın yukarısında yemek yiyebileceğiniz restoranlar mevcut. Kendi aracınızla ulaşabileceğiniz Akvaryum Koyu Ayazma'ya göre daha minik, kendi halinde bir koy. Şezlong, şemsiye ve çevresinde hiçbir tesis yok dolayısıyla uzun kalacaksınız kendi şemsiyenizi, yemeğinizi götürmeniz tavsiye ederiz. Ayazma Plajı'nın hemen yanında yer alan Sulubahçe, Ayazma kadar kalabalık değil. Plaj girişinde de soyunma kabinleri ve 1 TL ile çalışan duşlar var. Ancak çok yakınında bir tesis yok, en azından yanınızda su götürmeyi unutmayın. Şezlong ve şemsiye ücreti: 15 TL. Bozcaada Yeme-İçme Rehberi için şöyle alalım. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/07/25/bozcaada-yeme-icme-onerileri/", "text": "Bozcaada'nın kendine özgü tatları çok çeşitli ve güzel olduğu için yeme-içme rehberini ayrıca yazmak istedik. Gezi rehberi ve plajlara bakmak için ise şöyle tıklayabilirsiniz. Bozcaada, adadaki üzüm bağları dolayısıyla şarabı, reçelleri özellikle de domates reçeli ve kurabiyeleri ile ünlü. Adanın şüphesiz en meşhur ve adayla özdeşleşmiş mekanı Çiçek. Ada'ya gelince ilk uğranan -en azından bizim uğradığımız- yer. Hevesinizi kırmak istemeyiz ama adanın yerlisi olan arkadaşlarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla; aslında bu kurabiyeler Bozcaada'ya özgü yani buradan çıkma değilmiş. Hatta eskiden adada zaten keçi bile yokmuş ki keçi sütünden kurabiye yapılsın. Bu kurabiyeler Rumların yaptığı kurabiyelermiş daha sonra da adada yapılmaya başlanmış ve çok ünlenmiş. Neyse.. biraz pr çalışması olan bu kurabiyelerin overrated olduğunu söyleyeceğimizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü tatları cidden çok güzel. Kurabiyeleri o kadar beğeniliyor ki 3'ü kafe biri fırın olmak üzere Çiçek Pastanesi'nin adada 4 tane şubesi var. Hepsi de merkezde. Damak çatlatan, damla sakızlı, badem lokumu en ünlü kurabiyeleri. Benim Simge- favorim damak çatlatan Mehmet'inki damla sakızlı oldu. : ) Kilosu sanıyoruz ki 70 TL civarı. Kafelerinde sadece kurabiye değil, kahvaltı, hamur işi ürünler, çay kahve gibi birçok seçenek var. Yalnız bu sene kafenin kapısına kredi kartı geçmiyor yazmışlar, ona göre gidin deriz. Bu kadar meşhur bir kafede kart geçmemesi de ayrı bir ironi tabi. Ayazma Plajı'nın hemen üst tarafında bulunan Koreli, Adanın arka kısmında en sevdiğimiz yer. Hem kahvaltısı çok başarılı hem de öğlen denizden çıkıp atıştırmalık mezeleri çok lezzetli. Özellikle ev yapımı patates kızartması şiddetle tavsiye edilir. Bu arada Koreli'de alkol de mevcut, akşam yemeğine de gidilebilir ama biz hep gündüz gittiğimiz için bu kısımda yazmayı tercih ettik. Aslında bir bağ-evi oteli olan Patiska'ya dışarıdan sadece kahvaltısı için giden çok insan var. Ortamı güzel; ferah ve rahat, çalışanları kibar ve güleryüzlü. Kahvaltısı çok leziz ve fiyatı 50 TL. Sınırsız çay ve kahve bu fiyata dahil. Yalnız kredi kartı geçmiyor, nakit çalışıyorlar. Gitmeden rezervasyon yapmanızı tavsiye ederiz. Gün batımını seyretmek için en güzel yerlerden biri Pavli. Piknik alanı gibi doğayla iç içe bir ortamı ve güleryüzlü çalışanları var. Şarap menüsü epey geniş, peynir tabağı da güzeldi. Yalnız fiyatların ucuz olduğunu söyleyemeyeceğiz ama konumu ve ortamı için gidilebilir. Burayı sadece şarap alıp yanında götürmek isteyenler için yazıyoruz, bir mekan değil dükkan sadece. Bizim yıllardır şarabımızı aldığımız ve çok memnun kaldığımız bir yer. Adanın merkeze yakın ama kayaların içinde saklanmış gibi bulunan restoranı Salhane'nin ambiansı çok hoş. Üstelik her sene burada mini konserler veriliyor, açık hava sahnesi kurdukları alanın çevresinde kayalara oturup konser dinlemek gerçekten çok zevkli. Konumu: Ada merkezde Atm'lerin bulunduğu sokaktan devam edip, sola dönüp dar yolun sonuna kadar yürüyünce karşınıza çıkıyor. Bir akşamınızı geçirmenizi tavsiye ederiz. Meyhaneler arasında en ünlüsü en çok tavsiye edileni. Mezeleri gerçekten başarılı, ortamı ve fiyatı meyhaneler sokağındaki diğer mekanlardan çok da farklı değil. Güzel müzikleri ve kibar çalışanları var. Gidecekseniz mutlaka birkaç gün önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor, yer bulması çok zor. Bizim denediğimiz diğer meyhane de yine meyhaneler sokağında bulunan Sandal. Simyon kadar dolu olmasa da yine de rezervasyon yapmak gerekiyor, mezeleri ve ortamını beğendik. Özellikle deniz ürünlerini tavsiye ederiz. Ayazma Plajı'nın yukarısında bulunan Vahit'in Yeri'nin mezelerini çook başarılı buluyoruz. Fiyatları lezzetine göre ada ortalamasında diyebiliriz. Ayazma'ya giderseniz -ki gitmelisiniz- mezelerini denemeden geçmeyin. Adaya son gittiğimizde deneyimlediğimiz hizmeti güzel, mezeleri lezzetli bir meyhane. Özellikle levrek marini çok lezizdi. Meyhaneler sokağındaki her yer gibi rezervasyonsuz yer bulmak biraz zor. Fiyatları ortalama düzeyde ve kesinlikle değdiğini söyleyebiliriz. Adanın 3. dalga kahvecisi olarak en ünlü kahvecisi merkezde bir sokak arasında Coffee Shelter. Yeni açılan mekanın içi ahşap tasarım ve her gördüğümüzde dolup taşıyor. Kahvenizi take away de alabiliyorsunuz çünkü yer bulmak baya zor. Kahvelerini çok beğendik, acelem var yürüyerek içeyim diyorsanız iyi bir tercih olacaktır. Çiçek Pastanesi'ne bir diğer alternatif de burası. Tatlıları ve kurabiyeleri efsane, kahveleri çook başarılı. Özellikle damla sakızlı Türk kahvesini çok seviyor ve adaya her gidişimizde İstanbul'a götürmek üzere yanımıza alıyoruz. Diğer beğendiğimiz kahveci de LimAda. Kendisi hemen meydanın ve Çınaraltı Çay Bahçesi'nin karşısında diyebiliriz. Daha çok dışarıda oturma yerleri var, mekanın için kırmızı ağırlıklı tasarlanmış. Icelatte ve filtre kahvesini başarılı bulduk. Fiyatları da 12-14 TL civarıydı. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/08/25/kullandigimiz-fotograf-programlari/", "text": "Günümüzde, Instagram paylaşımlarının hemen hepsi bir şekilde düzenlenmiş halde önümüze geliyor. Gönül isterdi ki her zaman en güzel fotoğrafı çekecek şekilde hazırlıklı olalım, renkler hep istediğimiz gibi olsun. Ama özellikle seyahat ederken karşınıza çıkan anlık manzaraları apar topar ölümsüzleştirmeye çalışıyoruz. Durum böyle olunca bazen kadraj, bazen ışık, kompozisyon vb. faktörler istediğimiz gibi olamayabiliyor. Böyle durumlarda, fotoğraf düzenleme programları hayat kurtarıcı oluyor. LR'da bizim hazır bir ayarımız yok, ama genel olarak renklerin önceki fotoğraflarımızla aynı tonlarda kalmasına dikkat etmeye çalışıyoruz. Adobe Lightroom, Adobe Creative Studio paketinin bir parçası ve diğer programlar gibi ücretli. PC versiyonunun 1 haftalık deneme süresi var. Mobil versiyonun ücretsiz kısmı, istediklerinizi yapmak için oldukça yeterli. Bilgisayarda kullanabildiğiniz Lightroom ise çok çok geniş kapsamlı, biz yaklaşık 8 aydır kullanıyoruz ve hala tam olarak keşfedebilmiş değiliz ama günlük Instagram kullanımı için çok kolay öğrenilebilecek bir uygulama. Şuraya ücretsiz bir LR eğitim linki de bırakıyoruz. Adobe Photoshop, bir fotoğraf üzerinde yapmak isteyebileceğiniz her şeyi yapmanıza olanak sağlayan bir uygulama. Kapsamı çok çok çok geniş ve dipsiz bir kuyu gibi bir şey.. Lightroom'da yapmak istediğiniz her şeyi, fazlasıyla bu programda yapabilirsiniz. Bu açıdan bakıldığında Instagram gönderileri için LR gayet yeterli ama işinizi biraz ciddiye alıyorsanız PS'in oldukça yaratıcı özelliklerinden faydalanabilirsiniz. Biz Photoshop'u sadece çok beğendiğimiz fotoğraflardaki gereksiz nesneleri kaldırmak için kullanıyoruz. Aslında bu amaçla aşağıda bahsedeceğimiz Retouch'ın mobil uygulamasını da kullanıyoruz ama onun yetmediği yerde Photoshop'un masaüstü uygulaması imdada yetişiyor. Özetle, öğrenmesi ve kullanması Lightroom kadar kolay bir program değil. Ekstra bir ilginiz ve ihtiyacınız yoksa kullanmanıza çok gerek yok. Biz bu açıdan biraz şanslıyız diyebiliriz; zira Simge mimarlık okuduğu için öğrenmek zorunda kaldı. Ben de hobi amaçlı yaklaşık 9 yıldır kullanıyorum. Aynı şekilde bu programın masaüstü versiyonunu da 7 gün boyunca ücretsiz kullanabilir veya satın alabilirsiniz. Mobil versiyonu, Lightroom varken oldukça gereksiz duruyor diyebiliriz. VSCO'nun olayı filtreleri arkadaşlar. Şu ana kadar kullandığımız programlar arasında efektleri en güzel olan program diyebiliriz. İster ücretli ister ücretsiz versiyonunu kullanın filtreleri gündelik Instagram ihtiyaçlarınız için yeterli olacaktır. Ücretli versiyonunda fotoğrafı algılayıp \"bu fotoğraf için en iyi filtreler bunlar güzel kardeşim\" şeklinde bir uyarı penceresi bile çıkabiliyor... Portre için ayrı doğa fotoğrafı için ayrı dünya kadar filtre var. Diğer tüm uygulamalarda olduğu gibi VSCO'da da temel düzenleme seçenekleri bulunuyor: kesme, kırpma, döndürme yamultma, ışık ayarları vs. Bir de -ücretli versiyonda- HSL özelliği var ama renkleri Lightroom kadar başarılı algılayamıyor. Özetle, biz Lightroom'u keşfettiğimizden bu yana VSCO'yu çok az kullanmaya başladık çünkü her efekt her fotoğrafta aynı sonucu vermiyor. Lightroom başlığında da dediğimiz gibi her fotoğrafın ayrı artıları eksileri olduğu için bunları ayrı ayrı düzenlemek, biraz daha yorucu olsa da aldığımız sonuçlar açısından daha tatmin edici oluyor. Yalnız bizden tavsiye; efektleri en son ayar olan 12'de kullanmayın, çok aşırı shoplu olabiliyor. Biz genelde biraz daha kısıp 7-8'de kullanıyoruz. Şurada özet bir eğitim videosu bulabilirsiniz. Seyahat ederken, özellikle turistik bölgelerde fotoğraf çekmek, kalabalıktan dolayı bazen imkansız hale geliyor. Örneğin çok çok ilgi duyduğunuz ve tanıtmak istediğiniz bir tarihi eser var, ama etraftaki insanlardan dolayı temiz bir görüntü yakalayamıyorsunuz. Böyle durumlarda Retouch gibi uygulamalar imdada koşuyor. Retouch, kapasite anlamında Adobe PS'in yanında çok sönük kalsa da mobil uygulamadan hızlıca fotoğraf düzenlemek açısından bazen daha efektif olabiliyor. Retouch'da hızlıca istemediğiniz detayları yok edebilirsiniz. Buna insanlar, tabelalar, hatta sivilceler bile dahil olabilir. Nadiren kullandığımız, çok basit ve sade bir uygulama; tek bir amacı ve çıktısı var: elinizdeki görüntüye nostaljik efekt uygulamak. İsterseniz direkt uygulama içinden çekim yapıyorsunuz, isterseniz de mevcut fotoğraflarınızı dönüştürebiliyorsunuz. Ama mevcut fotoğrafları dönüştürme versiyonu ücretli. Snapseed, Google'ın fotoğraf düzenleme uygulaması. Diğer mobil uygulamalarla karşılaştırıldığında çok geniş bir kapsamı var fakat bu kadar çok ayar ve özellik olması aslında bazen kafa karıştırıcı olabiliyor. Biz genellikle ışık ve renk ayarlarını düzenlemekle ilgilendiğimiz için Snapseed'i de çok nadiren kullanıyoruz. Hyperlapse de Instagram'ın video uygulaması. Bu uygulama üzerinden çektiğiniz videoları hızlandırıp yavaşlatabiliyorsunuz. Gün batımında güneşin batışını dakikalarca çekiyorsunuz, bu arkadaş kendi yöntemiyle güneşi belli oranlarda daha hızlı batırıyor. Telefonu sabit tutmayı unutmayın. Telefonunuzla, DSLR makineler gibi fotoğraf çekmenize imkan sağlayan bir uygulama. Android cihazları bilmiyoruz ama iPhone'da kamera ayarları çok çok çok kısıtlı. Pozlamayı bile ayarlayamıyorsunuz. Bu uygulamayla, hemen hemen tüm ayarları fotoğrafı çekmeden önce yapabiliyorsunuz. Ne kadar ihtiyaç duyduğunuzla ilgili olarak denenebilir. Bu iki uygulama, daha çok hikaye paylaşımlarına yönelik hizmetler sunuyor. Bazı cafcaflı ya da havalı hikayeler bu ve bunlar gibi programlarla üretiliyor. Geldik bizim kullandığımız fotoğraf uygulamaları yazımızın sonuna. 🙂 Umarız ki instagramınıza bir faydamız dokunmuştur. Bu kadar uygulamadan sonra dokunmadıysa da artık yapacak bir şey yok arkadaşlar.... Herkese güzel fotoğraflar çekmeler, shoplamalar! Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/09/04/seyahat-planlama/", "text": "Not: bu aşamada zorunlulukları yerine getirdiğinizi düşünüyoruz. Bu tarz zorunlulukları en kolay yoldan nasıl halledebileceğinizle ilgili bir yazı da yazacağız. Ulaşım, tatil planının en önemli ve başlangıç kısmı. Hatta bazen \"biletleri alalım gerisini bir şekilde planlarız..\" kadar önemli. Uçak biletlerinin bazen dakikalar içinde nasıl pahalandığını gördükten sonra bu şekilde düşünmeye başladık. Öyle ki, bazen ucuz bilet bulduğumuzda bileti alıp, geri kalan kısmı buna göre ayarlıyoruz. Çünkü ulaşım, özellikle güncel kurlar düşünüldüğünde seyahat planımızın en pahalı kısımlarından biri. Her yere özelliği: Bu özellik sayesinde, belli bir tarih için, belli bir yerden, mümkün olan her yere gerçekleşen uçuşları görebiliyorsunuz. Mesela 29 Ekim resmi tatil ve bir yerlere gitmek istiyorsunuz, ama neresi en ucuz bilmiyorsunuz. Skyscanner bu konuda oldukça efektif. Her yere en ucuz özelliği : Bu özelliğin yukarıdaki ekrandan tek farkı, tarihi de ucu açık bırakmanız. Yani, İstanbul'dan herhangi bir yere, herhangi bir tarihte en ucuz bileti görüyorsunuz. En ucuz ay özelliği: Diyelim ki Barcelona'ya gitmekle bozdunuz kafayı, öyle ya da böyle gideceksiniz. Bu özellik de tam olarak bu amaca hizmet ediyor. Not: Skyscanner'ın Otel ve Araç arama özellikleri de var ama aşağıda belirteceğimiz alternatifleri varken, bu kısımları çok faydalı bulmuyoruz. Bu arkadaş sayesinde, bir yerden bir yere, mümkün olan her türlü ulaşım aracıyla ne zaman, nasıl, ne kadar sürede, ve ne kadara gidebileceğini görebiliyorsunuz. Örneğin; Sivas'tan Amsterdam'a gitmek istiyorsunuz. Size, Sivas'taki havaalanı shuttle'ından, Amsterdam havaalanı shuttleına kadar bilgi veriyor. Google maps'in ulaşım versiyonu diyebiliriz yani. Yalnız bu site üzerinden bilet alınamıyor, bilginiz olsun, sadece planlama amaçlı kullanabilirsiniz. Avrupa gezilerimizde tren ve otobüs bileti bakmak ve satın almak için kullandığımız site olan Omio'da en ucuz ve en hızlı gibi filtrelerle kendinize en uygun bileti bulabilirsiniz. Uçak ve tren bileti seçeneği de var ama biz uçak için pek kullanmıyoruz. Omio Türkiye'de de geçerli bu arada, ama bizim şimdiye kadar kullanma ihtiyacımız olmadı. Diyelim ki tren ve otobüs istediğiniz saatte veya gideceğiniz yere uygun bulamadınız ve aracınız da yok. Bu durumda son çare Bla-bla Car. Bla-bla Car bir kişinin arabasında yer varsa sizi de giderken götüreceği hem de para kazanacağı bir uygulama. Diyeceksiniz ki nasıl güveneceğiz biz bu şoföre? Tabi ki yüzde yüz güven olmasa da daha önce götürdüğü yolcuların yorumlarına, kişinin profiline ve kaç yıldızı olduğuna bakarak bir çıkarım yapmalısınız. Hele ki 2 veya 3 kişiyseniz bu seçenek tren/otobüsten daha uyguna bile gelebilir. Uygulama üzerinden şoföre mesaj atıyorsunuz ve istek gönderiyorsunuz, karşılıklı olarak bir anlaşma sağlandıktan sonra gerisi mesaja ve buluşmaya kalıyor. Bu arada indirim isteyebilir, pazarlık da yapmayı deneyebilirsiniz. Bla-bla Car'ın belki tek kötü yanı tren/otobüs seçeneğine göre çok zaman öncesinden genellikle araba bulamıyor olmak. Biz 2 kere Bla-Bla Car kullandık ve ikisinden de memnun kaldık. Şoförle muhabbet kurmuş, arkadaş olmuştuk. Hem arabayla daha hızlı hem de daha konforlu bir yolculuk yapmıştık. Bu site, planlama yaparken kullanabileceğiniz bir araçtan çok, burada denk geldiğiniz fırsatlar üzerinden plan yapabileceğiniz bir yer. Sitede yer alan uçak bileti fırsatları genellikle kıtalar arası oluyor. Bir de \"Error Fare\" dedikleri bir olayları var ki, henüz denemedik ama kulağa çok cazip gelmiyor değil. Şöyle ki; fiyatların hatalı bir şekilde çok düşük olduğu seçenekleri bulup yayınlıyorlar. Sitenin adına aldanmayın bu arada, aşağıdaki ekran görüntüsünde de olduğu gibi çılgın otel fiyatları bulabiliyorlar ama bu fırsatlar çok çabuk tükeniyor doğal olarak. CheapTickets'ın olayı tek tek ulaşımı, konaklamayı ayarlamak istemeyenler için geziyi paket halinde sunması. Bazen paket halinde uygun fiyatlı geziler sunuyor ama yine de üşenmeyip diğer sitelerden fiyatları tek tek kontrol edip daha ucuza mı geliyor diye kontrol etmekte fayda var. Yurtdışında araba kiralamak için kullandığımız bu ikiz siteler, ihtiyaçlarınıza yanıt verebilecek kadar kullanışlı ve basit. Araç kiraları da aslında bize göre oldukça ucuz ama TL'ye dönünce diğer her şeyde olduğu gibi hayattan soğuyorsunuz bazen. Yurtdışı konaklama için enn çok kullandığımız, her türlü seçeneğin ve filtrenin olduğu Booking'i herkes biliyor olduğu için tek tek anlatmayacağız ama dikkat etmenizi söyleyeceğimiz nokta ücretsiz iptal olan konaklama seçeneklerine öncelikli bakmanız. Ne olur ne olmaz seyahatiniz iptal olur, daha iyi bir yer bulur pişman olursunuz vs. diye yani. Tabi ücretsiz iptalin de bir son tarihi oluyor, ona da dikkat etmek lazım. Yine de ücretsiz iptal olmayan bir yeri mutlaka ayarlayacaksanız sanal kart kullanmanızı veya çok limitinizin olmadığı bir kart girmenizi şiddetle tavsiye ederiz. Bir de Airbnb'nin etkinlik tarafı var ki, uygun fiyatlı bir şeyler denk getirebilirseniz çok güzel şeyler çıkabilir. Etkinlikten kastımız şarap tadımı, trekking, toplanıp fotoğraf çekmeye gitmek vs. aklınıza ne gelirse artık. Bu linki kullanarak Airbnb hesabı açarsanız siz 130 biz 65 kredi kazanıyoruz. 🙂 Aynı olay daha sonra kendi arkadaşlarınıza davet atıp onlar hesap açtıkça sizin kredinize de yansıyarak gidiyor. Eveet geldik zurnanın zırt dediği yere. Couchsurfing, özetle başkalarının yanında ücretsiz olarak kalma yöntemidir. Şimdi burada işler biraz karışıyor; CS'i kullananlar ikiye ayrılıyor: 1) entellektüel amaçlı kullananlar 2) pragmatik amaçla kullananlar.. Entellektüel amaçla kullananlar yeni kültürler tanımak, sohbet muhabbet için kullanıyor, zaten CS'in asıl varoluş amacı da bu zaten bize göre. Kaldığınız yere de para falan ödemiyorsunuz ama nezaketen bir soruyorsunuz eve gelirken yoğurt neyim alayım mı? diye. Ya da gönlünüzden ne koparsa giderken götürürsünüz. Couchsurfing, tamamen karşı tarafın onayına bağlı olarak çalışıyor; ona neler katabilirsiniz, ne paylaşımınız olur ve belki Türkiye'den ona ne götürürsünüz bunları yazarak bir samimiyet kurabilirsiniz. Sonuçta sizi evine alacak kişi sizi tanımak ve güvenmek ister. Tekrar söyleyelim, bu sitede asıl amaç bir yerde bedavaya kalmak ve orayı otel gibi kullanmak değil, sosyalleşmek ve yeni insanlarla tanışmak. Haftada 10 kişiye mesaj ve istek atabiliyorsunuz dolayısıyla mesaj atmaya gezinizden mümkün olduğu kadar erken başlayın. En çok kullandığımız uygulama tabi ki Google Maps. Yurtdışı seyahatlerimiz sırasında en çok karşılaştığımız sorunlardan biri, gezilecek yerlere nasıl gideceğimiz. Google Maps bu konuda kesinlikle çok etkili. En güzel özelliği de gideceğiniz yerin haritalarını çevrimdışı kaydedebilmek. Google Maps, çevrenizde bulunan önemli yerleri göstermek açısından da bazen oldukça yardımcı olabiliyor. Bir şehre giderken turla dolaşmak o yerle ile ilgili tarihi bilgileri öğrenmek istiyor ama tura para vermek istemeyenler! Piri tam sizlik. Telefonunuza uygulama olarak yükleyip, istediğiniz şehri seçip turunu indirip çevrim dışıyken turu dinleyerek gezebilir kendi turunuzu oluşturabilirsiniz. Gittiğiniz yerde bir şeyler alırken 'şimdi bu kaç TL etti ya' diye beyin yanmalarını önlemek adına, Xe Currency'i kullanabilirsiniz. Para birimini seçin, rakamı girin ve miktarı kaç TL ettiğini söylesin. Uygulama olarak da indirilebiliyor. Bir şehrin ortalama maaşlarını, vay efendim kahvesinden market fiyatlarına deterjanından toplu taşımasına heer türlü fiyatı bulabileceğiniz bir site. Şehrin adını girin o size bütün maliyetleri çıkartsın. Siz de ortalama olarak orada ne kadar para harcayacağınızı öğrenmiş oluyorsunuz. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun. Bizde çift olarak karadağa gitmek istiyoruz kurban bayramında ilk yurtdışı gezimiz olucak. Ama ne kadara gelicek, uçak bileti, kalıcak yer vs pekte emin olamıyoruz. Mesela biletinizi ne zaman aldınız? biz geç mi kaldık bilet için ve tüm karadağ tatil planınız ne kadar tuttu? Yardımcı olabilir misiniz bu konuda? Teşekkür ederim.."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/09/20/burgazada-gezi-notlari/", "text": "Yazımıza başlamadan önce belirtelim; Burgazada'ya vizesiz girebiliyorsunuz!!! Neden bu kadar mutluyuz? Açıklamaya gerek var mı bilmiyoruz ama vizesiz gidebildiğimiz 5-10 tane -yazlık amaçla kullanılan- ada olduğu için insan ada görünce sevinmiyor değil. Biz de adaya vizesiz girebilmenin verdiği heyecanla adanın tüm sokaklarını, görülecek yerlerini gezmeye çalıştık ve notlarımızı aşağıda paylaştık, okuyunuz efendim. Adaya ulaşmak için tek yapmanız gereken Eminönü, Kabataş, Beşiktaş, Kadıköy veya Bostancı'dan kalkan ada vapurlarına binmek ve Burgazada'ya gelince inmek. Vapur sefer saatlerine şuradan ulaşabilirsiniz. Biz Burgazada'ya ilk defa ve Beşiktaş'tan kalkan Şehir Hatları ile gittik; yolculuk yaklaşık 1 saat sürdü. Vapur yolculuklarını çok seviyoruz; bunun üstüne vapurun sakinliği ve havanın güzelliği eklenince yolculuk biraz da keyfe dönüşüyor.. Bindiğimiz vapur sadece Kınalıada ve Burgazada'ya gidiyordu, bu iki ada Büyükada ve Heybeliada'ya göre çok çok sessiz ve sakin, dolayısıyla vapurda insanlarla üst üste binmiyorsunuz. Adaya ulaştıktan sonra, kendinize güveniyorsanız görmeniz gereken tüm yerlere yürüyerek gidebilirsiniz. Bisiklet kiralamak isterseniz, iskelenin hemen sağındaki yolda bir bisikletçi var. Adada maalesef faytonlarla da ulaşım sağlanıyor; azalarak bitmesi dileğiyle. Bizim gördüğümüz ve araştırdığımız kadarıyla, adada denize girmek için muhtelif yerler mevcut. Lokasyon bazlı anlatacak olursak; girişte hemen sağda bisikletçi var demiştik, onun biraz ilerisinde Çamakya Plajı var, Gezinti Yolu Caddesi üzerinden yürüyerek 10-15 dakikada gidebilirsiniz. Girişi 20 TL. Oradan biraz daha ileride Burgazada Su Sporları Kulübü var. Buradan da aynı şekilde yürümeye devam ettiğinizde sağ tarafınızda küçük plajlar göreceksiniz. Bunlardan biri de \"Düşler Sahili\" diye bir plaj ki adanın her yerine \"Düşler Sahili'ne gider\" minvalinde izler bırakmışlar. Yol boyunca asfaltta bu arkadaşların spreyle yazılmış reklamlarını görüyorsunuz. Buraya giriş de ucuz değil bu arada, yanılmıyorsak 20 lira üzeriydi. Biraz daha ilerideyse meşhur Madam Martha Koyu var. Uzaktan bakıldığında göze en güzel görünen şüphesiz Madam Martha Koyu ama detaylardan aşağıda bahsedeceğiz. Bu arada plajlarla ilgili şöyle bir durum var; denize biraz yaklaşınca su berrak görünse de kumsaldaki yosunlar da \"biz buradayız ve bir yere gitmeye de niyetimiz yok\" diye bağırıyorlar. Durum böyle olunca Burgazada'da denize girme konusu bizim için kapanmış gibi duruyor ama tercih size kalmış. Gördüğümüz, duyduğumuz kadarıyla hem Madam Martha koyu hem diğer plajlar çok dolu olmasa da özellikle ada yerlileri tarafından tercih ediliyor ve beğeniliyor. Geçtiğimiz dönemlerde hem haberlerde hem de kamp gruplarında oldukça gündem oldu bu konu. Kampçılara 2017 yılında bildiğiniz helikopterli baskın yapıldı, detayları şu linkte bulabilirsiniz. Durum böyle olunca insan düşünmüyor değil ama biz gittiğimizde gündüz vakti bile çadırlar vardı, hem koyda hem koyun üstündeki tepede. Kamp yasağının nedeni ise kampçıların doğayı kirletmesiymiş. Bu konuda, gördüklerimizden sonra bu görüşe maalesef katılıyoruz: uçurum kenarlarında ve ormanlık alanlarda çok fazla plastik ve cam şişe gördük, demek ki helikopter baskını da çözüm olmamış ve duyarsızlık devam ediyor. Özetle keşke herkes medeni bir şekilde kampını yapsa da, hem amacı gerçekten şehirden kaçmak, kafa dinlemek olan insanlar, hem doğa, hem de adanın yerlileri mağdur olmasa. Bu arada evin güzelliği, adadaki diğer konaklar gibi oldukça dikkat çekici. Bizi en çok etkileyen kısmıysa Sait Faik'in mektuplarını yazdığı pencere önüyle ada manzarasını seyrettiği pencere önü oldu. Pazartesi ve Salı günleri ziyarete kapalı. İskeleden çıktıktan sonra sağ tarafa doğru yürüyünce bisikletçiyi göreceksiniz demiştik. Bisikletçinin hemen üst sokağında Burgazada Cami var. Caminin önünden -Google maps mode on- kuzeydoğu yönünde 10-15 metre ilerledikten sonra -Google maps mode off- karşınıza Gönüllü Caddesi çıkacak. Bu cadde aslında çook uzun. Bir ucu adanın hemen merkezindeki Rum Ortodoks Kilisesi Aya Yani'ye, diğer ucu Aya Nikola Çay Bahçesi'ne çıkıyor. Bu caddeyi baştan sonra yürürseniz Ada'ya dair birçok bilgi edinebilirsiniz. Gidişte veya dönüşte Gönüllü Caddesi'nden yürüdüyseniz diğer yönde mutlaka Gezinti Yolu Caddesi'nden yürüyün. Yukarıda da biraz bahsettik ama, burası adanın en popüler mekanlarından biri. Sonuçta ülkede kaç tane koya helikopterli baskın düzenlenmiştir ki? Buraya ulaşmak için iskeleden yaklaşık 20 dakika yürümeniz gerekiyor. Koya iniş de ormanın içinden biraz zahmetli. İsteyen denize giriyor isteyen piknik yapıyor. Adanın merkezinde yer alan ve tarihi 8. yy'a dayanan, şimdiki hali 1899'da inşa edilen bu kilise, vapurla iskeleye yaklaşırken gözünüze çarpmaya başlıyor. Mimari anlamda adada en çok beğendiğimiz yapı da kesinlikle burası oldu yalnız gittiğimizde kapalı olduğu için içeriye giremedik. Tavsiyemiz, buraya uğradıktan sonra kilisenin hemen alt sokağında yer alan, aşağıda bahsedeceğimiz Four Letter Word Coffee'de bir yorgunluk kahvesi içmeniz yönünde. Aya Yorgi manastırı, Gönüllü Caddesi'nin sonlarına doğru yaklaşınca sağınızda kalıyor. Yolun hemen yanındaki bina kilise olarak kullanılıyormuş, onun biraz aşağısında da manastırın yurdu yer alıyor. Kilisenin bugünkü hali 1897'de yapılmış. Bir zamanlar Halide Edip Adıvar'ın kiracı olarak oturduğu köşk/ev. Mehtap Sokak 41 numarada yer alıyor. Adanın en yüksek kısmında yer alan kilisenin tarihi 11 y. y.'a dayanıyor ve ulaşmak için biraz çaba sarf etmek gerekiyor.. Şu an ayakta duran yapı 1908 yılında restore edilmiş. Manzarasının çok güzel olduğu söyleniyor, zaman bulursanız gitmenizi tavsiye ederiz. Küçücük bir sokakta bulduğumuz Four Letter Word Coffee'de çok keyifli vakit geçirdik. Hem kahvelerine hem brownielerine bayıldık. Fiyatlar belki bir tık ortalamanın üzerinde ama bizce adanın en güzel mekanı kendisi. Vapurdan indiğinizde karşınıza çıkacak ilk yer Ergün Pastanesi. Çilekli milföyü ile ünlüymüş. Biz denedik çok çok beğendik. Aslında burada kahvaltı da edilebilir. Yalnız pastane biraz kalabalık olabiliyor, sıra beklemeniz gerekebilir. Bu tarz çok kolay bulunan göz önündeki mekanlara karşı ön yargımızı Ergün Pastanesi sayesinde kırdık diyebiliriz. Burası adanın eğlence ve konser mekanıymış. Gündüzleri de kahvaltı ve yemek için uğranabilir. Gönüllü Caddesi'nin sonunda, Aya Yorgi Manastırı'nın hemen yanında kalıyor. Merkeze biraz uzak ama bizim denk geldiğimiz en ferah mekanlardan biri. Fiyatlar ada ortalamasına göre normal. Burgazada'da gün batımında rakı balık yapmak, gezinizi sonlandırmak için en güzel seçenek diyebiliriz ve Fincan Restaurant da tercih edebileceğiniz en lezzetli mekan olacaktır büyük ihtimalle. Not: Adanın en ünlü mekanı Kalpazankaya Restaurant'a gitmenizi önermiyoruz. Mekanda, -restoran boşken dahi- yemek yemeden çay-kahve içemiyorsunuz, aşağıdaki büfeye yönlendiriyorlar. Adanın hemen girişinden sağa doğru gidince de Teras Cafe var, burada da menüde olan şeyleri getirmeyip, nedenini sorduğunuzda tersleniyorsunuz. Bu iki mekanın da Zomato puanlarına aldanmayın zira yorumların çok büyük bir kısmı FAKE! Bizi Instagram'da bizi takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/10/13/porto-gezi-notlari/", "text": "Portekiz'in ikinci büyük şehrinin gezi rehberine hoşgeldiniz! Öncelikle Porto hiçbir Avrupa şehrine benzemeyen, kendine özgü bir havası olan ve çoook tatlı bir şehir. Şehrin en ünlü şeyi ise şarapları ve azulejoları. Kendine has ve şekerli şaraplarını denemeden dönmek Porto'ya haksızlık olur. Gözlemlediğimiz kadarıyla Porto, Lisbon'a göre daha samimi ve kibar insanlara sahip. Portolular Lizbon'da yaşayanları burunları yukarıda ve sığ buluyorlarmış. Valla biz değil Portolular dedi... Kendisi epey yokuşlu olduğu için gezerken spor ayakkabı giymenizi şiddetle öneririz. Şehir, okyanus kıyısında olmasıyla sıcak bir iklime sahip de olsa geceleri epey esiyor ve üşütüyor. Bu yüzden bize ilkbahar ve yazın çok yakışacağı izlenimi verdi. Ancak kışın giderseniz de rahatlıkla donmadan gezebiliyorsunuz. Yani Porto'ya ucuz bilet bulunca gidilir diyebiliriz. 🙂 2 dolu dolu gün Porto için yeterli. Porto'nun en turistik bölgesi Riberia. Dolayısıyla bu bölgede kalırsanız yolda daha az vakit kaybedersiniz. Bir diğer önereceğimiz Baxia bölgesi. Burası da şehrin modern yüzü, birçok eğlence ve atraksiyon bulabilirsiniz. Bu iki bölge bütçenizi aşıyorsa daha az turistik bölgelerde kalmanız da size çok bir şey kaybettirmez çünkü tramvay ve otobüs ile her yere kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Diğer Avrupa kentlerine göre Porto gerçekten çok ucuz özellikle komşusu İspanya'ya göre. Fiyatlara örnek verecek olursak; ortalama bir restoranda akşam yemeği yaklaşık 15 Euro. Sıradan ve hiç fena olmayan bir restoranda 5-7 Euro'ya rahatlıkla doyabilirsiniz. Lisbon'dan otobüs ile 3 saat olan Porto'ya Thy'nin İstanbul'dan uçuşları var ancak biletler Lisbon'a göre daha pahalı. Bizim tavsiyemiz Lisbon'a gidip Porto'ya otobüs veya trenle geçiş yapmanız yönünde. Diğer bir yol ise Porto'ya İspanya'dan geçmek. Madrid, Sevilla ve Granada'dan otobüs ve/veya bla-bla car bulmak mümkün. Yalnız İspanyollar Porto'ya Oporto diyorlar, bilet alırken Oporto diye aratmakta fayda var.... Azulejo, Portekiz'de her yerde göreceğiniz seramiklere verilen isim. Bu örüntüler Portekiz ile o kadar bütünleşmiş ki evlerin cephelerine, duvarlara ve hatta yolda duran taşa bile işlemişler! Bu desenler bize biraz Granada'da gördüğümüz desenleri hatırlattı. Sonradan sebebini öğrendik ki; Endülüse gelen Araplar, bu işçiliği Perslerden öğrenmiş ve yanlarında getirmişler. Bunu gören İspanyollar ve Portekizliler de devam ettirip bu işi geliştirmişler. İyi ki de geliştirmişler çünkü şehrin en aklınızda kalan kısmı bu güzel örüntüler oluyor. UNESCO Dünya Kültür Mirası'nda yer alan Riberia Meydanı, rengarenk evleriyle Porto'nun en ünlü meydanı. Tam Douro nehri kenarında bulunan meydan, hediyelik eşya almak için mükemmel bir yer. Renkli kafeleri, sevimli mekanlarıyla şehrin en güzel bölgesi diyebiliriz. Porto fotoğraflarında görülen o meşhur köprü bu. Manzarası gerçekten çok güzel. Köprü iki aşamalı; üst tarafı trafiğin geneli alt tarafı da tramvayların işleyişi için kullanılıyor. Geceleri ışıklandırılıyor, hem gündüz hem gece manzarası büyüleyici. Porto ticaret odası tarafından inşa edilmiş yapı şimdilerde Kongre Kültür Merkezi'ymiş. Eskiden yatırımcıların şehre yatırım yapması için inşa edilmiş. Yapı epey büyük olduğu için dikkatinizi kesin çekecektir. Her gün 08:00-18:30 arası ziyarete açık. Şehrin Terreiro da Se Caddesi'nde bulunan Se do Porto yani Porto Katedrali, şehrin en eski yapısıymış. Romaneks mimari anlayışı ve içerideki vitrayları ile epey dikkat çekiyor. Porto'nun İstiklal Caddesi desek yanlış olmaz heralde. Pahalı mağazaların, kafelerin bulunduğu bu cadde şehrin göbeğinde. Hediyelik eşya alabilir, alışveriş yapabilirsiniz. Porto yazınca karşınıza ilk çıkan görsellerden biri burası. Çinileri muhteşem bir yapı daha. Karşı caddeden fotoğrafını çeken çok insan var, biz de dahil. :p Ayrıca bu azulejolar sadece bir desen olarak değil, bir hikaye anlatımı için de yapılıyormuş. Bu fotoğrafta İncil ile alakalı bir şeyler anlatıldığını tahmin ediyoruz. Porto'ya kadar gelmişken buraya girmemek olmaz. Bu kitapçı Porto üniversitesi'ne yakın. İçi ve özellikle değişik merdiveni göz kamaştırıyor. Tek kötü yanı Asyalı turistlerin burayı basmış olması, merdiveni boş bulup fotoğrafını çekebilirseniz gerçekten bravo. Biz gittiğimizde bu market tadilattaydı, market derken İspanya'daki gibi mercado yani bizdeki açık pazar şeklinde keyifli mekanlardan biri kendisi. Siz açık bulabilirseniz, yerel tatları denemek amaçlı gitmenizi öneririz. Porto yazınca karşınıza çıkacak bu aşağıdaki fotoğrafı çekeceğiniz cadde.:) Rua das Flores şehrin kalbi gibi aslında, buradan Luis Köprüsü'ne doğru yürüyebilirsiniz. Bu yürüyüş caddesinde; mağazalar, hediyelik eşya alabileceğiniz yerler, kafeler ne ararsanız var. Atmosferi çok değişik zaten mutlaka yolunuz düşecektir. Rua das Flores Caddesi'nde ilk dikkatinizi çekecek mavi azulejolu bir kilise bu. İçine girmedik ama dışarıdan epey güzel görünüyordu. Portekiz'in en büyük konser salonu. Ünlü mimar Rem Koolhaas tarafından tasarlanmış ilginç bir tasarımı var. Mimariye ilgili olanlar gitsin deriz. Porto, yukarıda da bahsettiğimiz gibi şarabıyla ünlü. Yani en önemli şey şarap tadımı yapmak diyebiliriz. Diğer ünlü ve yenmesi gereken şeyler ise cod-fish ve/veya deniz ürünleri. Okyanus kenarı olduğu için deniz ürünleri çok lezzetli. Bir diğer denenmesi gereken şey ise Portekiz'in kendi birası olan Superboek. İç tasarımı çok güzel, samimi bir mekan, fiyatlar ise baya uygun. Brunch için birçok seçenekleri var. Riberia bölgesinde, Nehir kenarından biraz yukarıda yer alan küçük bir kafe. 5 euro'ya hamburger-patates-kola üçlüsü. Daha ne olsun! Burada Portekizce Bacalhau denen Morina balığı yiyin. Porsiyonlar kocaman, mekan kalabalık baştan söylemesi. Gitmeden rezervasyon yapmakta fayda var. Fado, İspanya için Flamenko ne ise Portekiz için de o gibi anladığımız kadarıyla. Yani Portekiz'in halk türkülerine fado deniyor. Hüzünlü ve gitar eşliğinde söylenen ezgilerden oluşuyor, asıl olarak Lizbon kökenliymiş. Eskiden Portekiz kadınları denize verdikleri kurbanlar için ağıt gibi okuyorlarmış bu müziği. Biz deneyimleme fırsatı bulamadık, deneyeceksek de Lizbon'da dinlemeyi tercih ederiz ama siz Porto'da dinlemek isterseniz de internette birçok yemekli-fado gösterisi mevcut. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/10/29/budapeste-gezi-notlari/", "text": "Aradan geçen Tuna nehri Buda ve Peşt olarak şehri ikiye bölüyor. Macar arkadaşlarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla; Buda kısmı daha tarihi ve sakin iken Peşt için her yol bara çıkar diyorlar. Macarlar kendi hallerinde sakin insanlar. Ayrıca İngilizce konusunda zorluk yaşamıyorsunuz, herkes az çok konuşuyor. Budapeşte bizce gezilecek yerlerinden ziyade, kafeleriyle ve şehir yaşamıyla öne çıkan bir yer. 2 dolu dolu gün gezmek için fazlasıyla yeterli. Kalacağınız yer de bu yukarıdaki duraklara yakın olduktan sonra geri kalan kısımlar sizin tercihlerinize kalmış. Ulaşım çok kolay ve ucuz zaten. Macaristan'ın para birimi Forint ve fiyatlar diğer Avrupa şehirlerine göre daha uygun. Forint'i de Türk Lirası'na göre karşılaştırırsak alım gücü olarak bizden çok farklı değil. Budapeşte'ye İstanbul'dan uçakla gelmek çok kolay ve tabi bilet ücretleri de belli bir süre önceden alındığında, görece daha ucuz olabiliyor. Pegasus ve THY'nin uçuşları var güncel olarak. Budapeşte'de şehir içi ulaşım çok kolay ve ucuz; isterseniz tek kullanımlık bilet alın isterseniz 10'luk bilet. Fiyatları yukarıda paylaştık ama siz 10'luk bilet alın. Bu biletle havaalanından şehir meydanına çok cuzi bi' fiyata gelmiş oluyorsunuz. Havaalanından şehir meydanına gelen iki türlü otobüs var bu arada; biri normal toplu taşıma otobüslerinden, diğeri airport shuttle. Airport shuttle daha hızlı ve konforlu olduğu için fiyatı 900 HUF (yaklaşık 17 Lira). Budapeşte'nin en etkileyici, görenlere bir vay anasını Serhat neler dönmüş dedirten devasa binası. Dünyanın en büyük üçüncü parlamento binası olan bu mimari eser, Budapeşte'nin de en yüksek yapısı aynı zamanda. Neo-gotik tarzdaki Parlamento Binası şehrin Peşte kısmında, Tuna Nehri'nin kıyısında yer alıyor. Budapeşte fotoğraflarında en çok gördüğümüz yerlerden biri burası aslında; dağın yüzeyinde yukarı doğru çıkan fünikülerler bu tepeye çıkıyor. Budapeşte'nin Buda tarafında yer alıyor ve buradan tüm şehri izleyebiliyorsunuz. Şehrin panoromik fotoğrafını çekmek, şehre tepeden bakmak için çok güzel bir bölge. Buda Kalesi'nde bulunan Balıkçı Tabyası, bizim en çok beğendiğimiz yer. Tabyaya gittiğinizde Parlemento Binası bütün görkemiyle hemen karşınızda kalıyor. Tabya aslında bir kale olarak inşa edilmiş ama seyir terası olarak kullanılıyor. İsmini bulunduğu tepenin eteklerinde balıkçılar olduğu için almış diyorlar.. Alt teraslar tamamen ücretsiz, üst katlara giriş ise sadece gece 20:00 sabah 09:00 arası ücretsiz. Macaristan'ın Dünya Mirası bölgelerinden biri. Varosliget Parkı ve Szechenyi Thermal Bath'in ana girişi bu meydandan. Ayrıca Macaristan'daki en iyi sergi mekanıymış. Peşt tarafında, Varosliget parkı içinde yer alıyor. Biz Budapeşte'ye Kasım ayının sonunda gitmiştik ve hava buzzz gibiydi. O soğukta, açık havada sıcak havuzlara girmek çok farklı bir deneyimdi bizim için. Kapalı kısımda da çeşit çeşit havuzlar ve saunalar var bu arada. Tüm gün için kişi başı ücret: 16 . Vaci Macarca Sokak demekmiş. Yani burası Utka Sokağı. Özetlemek gerekirse Budapeşte'nin İstiklal Caddesi diyebiliriz. Tabi şuanki İstiklal Caddesi düşünülürse çok daha güzeli.. Özellikle Christmas zamanında cadde ışıl ışıl, çok kalabalık ve canlıydı. Bu atmosfer çok hoşumuza gitti. Vörösmarty ter durağından başlayarak Vaci Utka'ya ulaşabilirsiniz. Budapeşte'nin en büyük kilisesi. Terasından manzaraya bakmak için güzel bir seçenek. Bazilikaya giriş ücretsiz ama manzara terasına çıkış 500 Forint civarı. En yakın durak Arany Janos Sokağı durağı. Danube Nehri'nin tam ortasında yer alan adaya biz gidecek vakit bulamadık ama ada yarım saatte gezilebilecek kadar küçükmüş. Siz vakit bulursanız şehirden kaçmak için iyi bir alternatif olabilir. 4 ve 6 numaralı tramvaylar gidiyor. Açık büfe, 23 euroya, 2 saat istediğiniz kadar yiyorsunuz. Biz buradan çok memnun kaldık, yemekleri lezzetli restoran içi de güzeldi. Buda kısmında bulunan Hadik'in kendi birası var normal biradan hafif biraz daha sert ve değişik, kafenin içinin tasarımı çok hoş ve modern. Yolunuzu düşürün deriz. Avm'nin dışında genelde kahvaltı için gelinen kafe, kahvaltı dediysek tabii ki bir Türk kahvaltısı beklentisine girmeyin.. Sandviçler, kekler, yoğurtlu müsli gibi yiyecekler var, fiyatları uygun. Çorbaları ile ünlü çok küçük tatlı bir kafe. Özellikle üniversite öğrencileri tercih ediyor. Budapeşte'nin barları genelde eski binalar içinde, avlulu oluyor. Burası da öyle, gençlerin takıldığı samimi bir mekan. Fiyatları uygundu. Biz burda kahvaltı yaptık, kahvesini beğenmedik ama kahvaltısı ortalamaya göre iyiydi. Burda tasarım el yapımı, vintage güzel şeyler var. Çalışanlar ise çok neşeli, biz değişik çoraplar aldık. Küpeleri de çok güzeldi. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/12/19/rothenburg-odt-gezi-notlari/", "text": "Almanya'nın enn romantik şehrinin gezi notlarına hoş geldiniz! Bu yazıda Hansel ve Gretel'e, Pinokya'ya esin kaynağı olmuş Rothenburg ob der Tauber'den bahsedeceğiz. Bu minik şehre adımınızı attığınız an Rothenburg sizi içine çekiyor, müthiş bir Ortaçağ atmosferi ve romantizmini burnunuzun direğine kadar hissettiriyor! Hele bir de karlı bir havada giderseniz kartpostallardaki manzaraları aratmıyor. 🙂 Bu kadar reklam yeter sanıyoruz.. Rothenburg ikinci dünya savaşında saldırıya uğramadığı için eski tarihi dokusunu koruyabilmiş. Çevresindeki hendekleri ve surlarıyla da ünlü olan şehir; Bavyera eyaletindeki Frankonya bölgesinde yer alıyor. Biz haydaa bir de Frakonya mı çıktı başımıza derken Bavyeralı arkadaşımızın anlattığı kadarıyla; Kuzey Bavyera'ya Frankonya deniyormuş. Nürnberg, Rothenburg o. d. T gibi şehirlerle Bavyera'nın güneyi arasındaki mimari ve kültür bile biraz farklılık gösteriyormuş. Nürnbergliler kendilerini Bavyeralı değil Frankonyalı sayıyormuş falan.. Bavyera başkenti Münih olan Almanya'nın güney bölgesi. Diğer önemli şehirleri ise; Augsburg, Nürnberg, Regensburg, Ingolstadt, Bamberg ve Würzburg diyebiliriz. Müthiş doğası, Oktoberfest'i ve Bayern Münih futbol takımı ile ünlü olan bölge ayrıca Almanya'nın en zengin eyaletiymiş. İnsanlarının kendilerini beğenmiş ve burnu havada oldukları söyleniyor... Haksız değiller sanki.. Würzburg'tan Füssen'e kadar uzanan Almanya ile ilgili algılarınızı değiştirecek bir yol bu Romantische straße. Rotada kaleler, masaldan fırlamış şatolar ve Ortaçağ kentleri var. Son durak Disney'in logosundaki Neuschwanstein Şatosu ve Alpler'in başlangıcı. Rothenburg o. d. T ise romantik yolun Ortaçağı manzaraları açısından en ünlüsü. Biz Rothenburg o. d. T'e Aralık'ta yani Christmas zamanı gittik ve gerçekten hayran kaldık, şehir bizi karla karşıladı ve romantik yolun hakkını verdi. 🙂 Bunun yanı sıra kışın çok soğuk olduğu da göz önüne alınmalı. 29 Kasım'dan 23 Aralık'a kadar Noel pazarı açık. Saatleri; hafta içi 11:00-19:00, haftasonu 11:00-20:00. Christmas zamanı gitmeseniz bile baharda da bu şehrin çok güzel olacağını düşünüyoruz. Yazın ise turist akınına uğruyormuş. Biz Rothenburg o. d. T'ye günübirlik geldik 2-3 saat geçirip Nürnberg'e geri döndük. Bu yüzden konaklanacak pek yer bilmiyoruz ancak Rothenburg çok turistik bir yer olduğu için konaklama için pahalı bir seçenek olduğunu söylemiş olalım. Almanya genel olarak pek ucuz değil, Rothenburg hiç değil. Euro cinsinden geliriniz yoksa hemen hemen hiçbi' yer ucuz değil gerçi laksjdalskjd. Meydandaki noel pazarının fiyatları Nürnberg'e göre ucuzdu aslında ama restoranlar, hediyelik eşya dükkanları vesaire Avrupa ortalamasına göre biraz pahalıydı. Geldik zurnanın zırt dediği yere. Rothenburg Nürnberg'ten araba ile 1 saat gözükmesine rağmen toplu taşımayla 1 buçuk saatte ancak varabiliyorsunuz. Çünkü bir sürü yere uğrayarak gidiyor ve Nürnberg'ten en az 2 vesait değiştirmeniz gerekiyor. Münih'ten de aynı şekilde. Ama biz o Rothenburg'a gidilecek dedik ve başardık. Burda en önemli nokta ise Bavyera ticket!!!!! Nedir bu Bavyera bileti derseniz; Almanya'da sadece Bavyera bölgesinde geçen günübirlik (GECE 3'E KADAR 24 SAAT DEĞİL) istediğiniz kadar kullanabileceğiniz ve Bavyera'da her yere gidebileceğiniz bir bilet. Yani bir günde Nürnberg, Rothenburg o. b. T, Münih yapabilirsiniz mesela. Tek kişilik ücreti 26 euro, ancak eklenen her kişi için +6 euro oluyor. Max. 5 kişiye kadar alınabiliyor. Dolayısıyla 2 veya daha fazla kişiyseniz kesinlikle bu biletten alın kafanız rahat gezin. Biz 3 kişi 38 euro'ya aldık, kişi başı 13 euroya geldi ve bir sürü aktarma yaptık. Bavyera biletini şurdan alabilirsiniz. Şehir içi ulaşıma gelecek olursak, Rothenburg o. d. T çok çok küçük bir şehir. Yürüyerek, fotoğraf çekerek, bi' yerlerde bi' şeyler yiyip içerek 2-3 saatte rahatça gezebilirsiniz. Şehrin girişinde bulunan saat kulesi, Röderbogen kemeri ve Markusturm Kulesi. Aynı zamanda Rothenburg'un ikonik manzaralarından biri. Şehrin kalbi. Belediye binasının, Christmas marketin ve St. Georges çeşmesinin de yer aldığı, şehrin en merkezi noktası. Her yere buradan gidebilirsiniz. Bu kadar uzun bir kelime olacak ne vardı? Altı üstü Alman Noel Müzesi... İçeride Noel'in tarihi ve kültürü ile ilgili birçok bilgi edinebilirsiniz. Biz müze gezmeye vakit ayıramadık, ama meraklısı için güzel bir seçenek. Giriş kışın 3, yazın 5 euro. Burası aslında Belediye Binası. Girişi Christmas Market'ten. 220 basamak merdiven çıkıp tepeden bu manzarayı görebiliyorsunuz. Yalnız merdivenler çok dar ve dik, ve çıktığınız yer de yine çok dar, baştan söylemesi. Ona göre kararınızı verin... ama bizce kesinlikle değer. Tepeye çıkış kişi başı 2,5 euro. Christmas markette glühwein yani sıcak şarap içmenizi öneririz. 2,5-3 euro gibi bir şeydi fiyatı. Schneeballen yani kartopu tatlısı denilen hemen her yerde göreceğiniz bir tatlı var top şeklinde. Bir sürü de çeşidi var, biz öyle bayılmadık ama denenebilir. Patates salatası yine Almanya'da ünlü; tam olarak püre haline getirilmemiş, içinde küçük parçalar olan patates salatasını çok seviyorlar. Bir de lahanayı çok seviyorlar anlam veremediğimiz bir şekilde.. Rothenburg o. b. T'de restoranlar pek ucuz değil ancak biz karda kışta gittiğimiz için biraz da ısınmak adına dışarıdan güzel görünen bir restorana oturup, bi' şeyler yedik. Fiyatı kişi başı 10 Euro civarıydı, yemekler fena değildi. Rothenburg'a tekrar gidecek olsak burayı arayıp bulmayız. Tatlı mı tatlı vitriniyle dikkatimizi çeken bir candy shop 🙂 Simge kendini kaybetti içeride.. el yapımı yapılan sıcak şekerlerinden ikram ettiler. Fiyatlar uygun, farklı şekerler vardı içeride. İlginç olan dükkanda Metallica, Guns N' Roses falan çalıyor olmasıydı.. Rothenburg ob der Tauber Gezi Notları yazımızın sonuna geldik, umarız ki gezinize bir faydamız dokunmuştur. Başka bir yazıda buluşmak üzere! Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/12/21/colmar-eguisheim-gezi-notlari/", "text": "Uzun zamandır tuhaf bir şekilde Noel pazarlarının hayranıyız. Aslında karlı kış günlerinde içilen sıcak bir kahve ya da şarap bizim için hep huzur verici olmuştur. Noel pazarlarını bu kadar severken, bu pazarların en güzellerinden bazılarının Alsace bölgesinde, özellikle de Strasbourg ve Colmar'da olduğunu öğrenmiştik. Alsace bölgesine gitmeyi kafaya koyduktan sonra Instagram'da bu bölgelerin hesaplarını takibe almış ve uzun bir süre sadece fotoğraflarda yaşamıştık o güzellikleri. Uygun zaman geldiğinde biletlerimizi aldık ve seyahatimize Alsace bölgesinin de başkenti olan Strasbourg'dan başladık ve bu şehrin Old Town bölgesini gezdikten sonra gördüklerimize hayran kaldık. Sorun şu ki; herkes Colmar ve Eguishem'in daha güzel olduğunu söylüyordu; ama daha ne kadar güzel olabilirdi ki?.. Strasbourg'da 1,5 gün kaldıktan sonra Colmar'a geçtik, Old Town'a uğramadan eşyalarımızı eve bıraktık. Aynı günün akşamı Old Town'a yürüdük ve karşılaştığımız manzara bizi çocukluğumuzda izlediğimiz masalsı çizgi filmlerdeymişiz gibi hissettirdi. Sonraki gün erkenden uyanıp, sokakları ve köyleri gündüz gözüyle keşfetmeye başladık. Colmar ve civar köylerdeki Noel pazarları; 22 Kasım 30 Aralık tarihleri arasında kuruluyor. Yalnız bu bölgedeki pazarlar, Strasbourg gibi şehirlere göre çok daha erken (akşam 7 gibi) kapanıyor, buna dikkat etmek gerek. Alsace'da genel olarak akşam 8'den sonra çoğu yer kapanıyor. Açık olan yerler de genelde rezervasyon sistemiyle çalışan restoranlar oluyor. Bu arada Alsace bölgesinde çok sayıda Michelin rehberinde olan restoran var. Link bıraktık, merak edenler konumlarıyla ve yorumlarıyla birlikte inceleyebilir. Michelin rehberi, dünyanın en prestijli restoran değerlendirme sistemlerinden biri olarak anılıyor. Yerli ve milli gururumuz Vedat Milor'un bu konuda bazı karşıt düşünceleri var ama onlar bu yazının konusu değil.. Alsace bölgesi ve doğal olarak Colmar da genel olarak pahalı diyebiliriz. Yeme-içme konusunu kaldığınız evde veya Noel pazarlarında biraz daha ekonomik olarak halletmek mümkün. Christmas markette gezerken zaten burnunuza gelen kokulara kapılıp, 3-5 Euro'luk atıştırmalıklardan kesin yersiniz. Şehir içi ulaşım pahalı ama zaten çoğu yeri yürüyerek gezdiğiniz için bu konu sizi çok üzmez, kaldı ki Colmar'da şehir içi ulaşım yok denecek kadar AZ. Konaklama da kaldığınız bölgeye göre değişmekle birlikte, genel olarak pahalı. Bu yüzden konaklama işini erken ayarlamakta fayda var. İstanbul'dan direkt Basel'e uçuyorsunuz. Basel-Mulhouse-Freiburg Havaalanı'ndan, 10 dakikada bir kalkan 11 numaralı shuttle ile Saint-Louis'e gidiyorsunuz ve oradan da TER adı verilen trenlerle yarım saatte gidiyorsunuz. Biz, Stuttgart'a Pegasus'un kampanyasıyla çok uygun (gidiş dönüş 320 TL) bilet bulduğumuz için rotamızı buna göre çizdik. Stuttgart'tan Strasbourg'a geçiş ve bir gün konaklama, dolu dolu bir buçuk gün Strasbourg. Strasbourg'dan Colmar'a geçiş ve bir gün konaklama, dolu dolu bir gün Colmar, yarım gün Eguisheim. Bu rotaya göre, Stuttgart Havaalanı'ndan Strasbourg'a Flixbus ile yaklaşık 3 saatte ve 15 Euro'ya gittik. Strasbourg'u gezdikten sonra da trenle Colmar'a geçtik. Yolculuk yaklaşık yarım saat sürüyor ve ücret 10 Euro. Talihli Timetogo. blog Fransa'daki grevi yakalamayı başardı ve normalde yarım saatte bir çalışan Strasbourg-Colmar trenleri, günde sadece 2 sefer yapıyordu. Bu sebeple trende yer kapmak adına, gara biraz erken gidip kendimizi Zincirlikuyu metrobüs simülasyonunda bulduk. Alsace bölgesini gezmek için başka bir seçenek de araç kiralamak. Araç kiralamanın en güzel yanı, istediğiniz zaman istediğiniz yere gidebilmek. Alsace bölgesinde çok sayıda Ortaçağ'dan kalma köy bulunduğu için bunları araçla gezmek, toplu taşımaya göre çok daha kolay olacaktır. Hava alanlarından kiralanan araçların, genel olarak şehir merkezindekilere göre daha ekonomik olduğunu hatırlatalım. Alsace ticket: Günübirlik bir bilet. Kişi başı ücreti 38 Euro ve tüm Alsace bölgesindeki ulaşım seçeneklerinde geçerli. Bu linkten daha detaylı inceleyip satın alabilirsiniz. Noel Shuttle: Colmar Tren Garı'nın hemen karşısından kalkan bu shuttlelar ile köylere rahatça ulaşabilirsiniz. Bu shuttlelar, adı üstünde sadece Noel zamanı çalışıyor ve saatler, duraklarda yer alıyor. 440, 3 ve 208 numaralı otobüslerle Colmar'dan Eguisheim'e gidiş geliş hafta içi 5/hafta sonu 8 Euro karşılığında gidebilirsiniz. Aslında tüm köyler birbirine benzediği ve zamanımız da kısıtlı olduğu için biz, genel olarak en çok beğenilen köye, yani Eguisheim'e gittik ama diğer köylere gitmek isterseniz de duraklardaki çizelgelerden saatleri ve otobüs numaralarını takip edip istediğiniz yere rahatça ulaşabilirsiniz. Colmar'ın kesinlikle en beğendiğimiz ve en tatlı kısmı diyebiliriz. Petite Venice denmesinin nedeni bu bölgedeki kanallar. Evler, mimari açıdan Venedik'e benzemese de kanallar ve minik köprüler Venedik'i andırıyor. Little Venice'in en güzel yeri bizce Quai de la Poissonnerie kısmı. Sanki şehrin Ortaçağ'daki yöneticileri birilerine \"kurabiyeye benzeyen renkli renkli yarı ahşap evler yapın buralara!\" demiş gibi sokaklar. Colmar'ı gezmek için bir gününüz varsa, gezinize sabah erkenden bu bölgede başlamanızı öneririz. Böylece kalabalıktan kurtulmuş, Colmar'ın en güzel kısmını sakince gezmiş olursunuz. Colmar'ın nerdeyse tüm gezilecek yerleri Old Town bölgesinde diyebiliriz. Instagram'da ya da kartpostallarda en çok görülen Colmar manzaralarının büyük kısmını süslemekte bu güzel sokaklar. Colmar'ın en güzel fotoğraf yeri ve kurabiye pembe evi! Gece ayrı gündüz ayrı güzel. Colmarlılar evlerini süslemeye bayılıyorlar bu arada! Dükkanların ve evlerin önünde hep süsler gördük. Grand Rue ile Place de l'Ancienne Douane'in birleştiği köşede yer alıyor. Colmar'ın bir diğer fotojenik binası ve sokağı.. Hadi yine iyisiniz instagramcılar yaşadı :p Bu ve bunun gibi birçok tarihi binalara Old Town genelinde ve Rue des Marchands özelinde ulaşabilirsiniz. Bu sokağı baştan sona yürümenizi öneririz. Old Town sokaklarında gezerken dikkatinizi çekecek eski ve gösterişli binalardan birisi. 1500'lü yıllardan kalma bina, Rue des Marchands Caddesi üzerinde yer alıyor. 15. yüzyıldan kalma, eskiden gümrük binası olarak kullanılan Koifhus, şimdi ise halka açık ve bünyesinde çeşitli aktiviteler yapılıyor. Avlusunda Noel zamanı pazar kuruluyor ve bizce çok keyifli bir mekan olmuş. Colmar'dan daha küçük daha samimi ve daha doğal bulduğumuz masalsı köy Eguisheim. 2013 yılında Fransa'nın en güzel köyü seçilmiş. Biz burası tam bir film platosu derken öğrendik ki Beauty and the Beast filminin çekiminde bu köyden esinlenilmiş. Köyün güncel nüfusu yaklaşık 2000 kişi. Burada yaşayan insanlar geçimlerini yüzyıllardır şaraptan sağlıyormuş ve refah seviyeleri çok yüksekmiş. Yaa öyle işte adamların köyleri bile zengin..... Colmar'dan Eguisheim'e nasıl gelineceğini ulaşım kısmında anlatmıştık. Colmar'a kadar gelmişken buraya da en azından bir yarım gününüzü ayırın deriz. Aslında köy çok çok küçük ve kısa sürede gezebilirsiniz ama fotoğraf molaları ile yarım gününüzü ayırmanızı tavsiye ederiz. Eguisheim'in her tarafı çok çok çok güzel ama bu meydan ve süslü çeşme en ünlülerinden. Arkada da Saint Leon Şapeli'ni görüyorsunuz. Mulledwine : Bölge zaten şarap yolu üzerinde ve şarabıyla ünlü. Kış aylarında özellikle sıcak şarabı müthişti. Noel pazarında 2,5-3 Euro'ya içebilirsiniz. Tarte Flambee / Kiş: Pizza/tart karışımı bu mükemmel yiyeceği mutlaka denemelisiniz. Yalnız Eguisheim'da ve Alsace bölgesinde şöyle bir durum var; bir yemeği iki kişi paylaşamıyorsunuz. Bir servis ücreti daha ödeyip (Eguisheim'de 3 Euro) güzel güzel paylaşabilirsiniz. Bu olayı çok saçma bulduk, ama Alsace bölgesi genelinde böyle bir durum var. Ekler ve fırın ürünleri: Fransızlar genel olarak fırın ürünlerinde başarılılar, özellikle yediğimiz eklerlerin hepsi çok lezzetliydi. Cafe-fırın gibi restoranlar var, yediğiniz her şey çok taze ve lezzetli. Dışarıdan kalabalık gördüğünüz fırınlara dalıp bir şeyler deneyin deriz. 1. Poulaillon: Old Town'ın girişinde yer alan bu patisserie'de güzel bir kahvaltı yapabilirsiniz. Kruvasan doyurucu olmasa da kahveleri ve eklerleri çok güzel. 2. Lorber: Eklerini çok beğendiğimiz fırın, pembe evin hemen karşısında. Büyülü Fransız köyleri Colmar ve Eguisheim yazımızın sonuna gelmiş bulunmaktayız! Umuyoruz ki gezinize bir faydamız dokunur. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2019/12/25/avrupa-noel-pazarlari/", "text": "Noel ile ilgili biraz ön bilgi verecek olursak; Dünyanın birçok ülkesinde Hristiyanlar'ın geleneksel olarak Hz. İsa'nın doğum gününü kutlama bayramı diyebiliriz. 24 Aralık'ı 25'ine bağlayan gece Noel gecesi. 24 Aralık ise Christmas Eve yani Noel arifesi. Tabii Noel sadece iki günde kutlanmıyor, Kasım'da kurulmaya başlanan Noel pazarları genellikle 25-30 Aralık'a kadar açık oluyor. İlk kurulan Noel pazarı ise 1384'de Almanya'nın Bautzen, Saxony şehrinde diye biliniyor. Daha sonraki zamanlarda ise Noel ve yılbaşı kutlamaları evrenselleşiyor ve bir gelenek haline geliyor. 24 Aralık'tan 1 Ocak'a kadar Avrupa'da hemen her dükkan kapalı oluyor.. Avrupa'da gezmeye gidecekseniz aklınızda bulunsun. Noel pazarı gezmek için Hristiyan olmak gerekmediğini belirtmemize gerek var mı.. Öyle ki yüzde 75'i ateist olan Estonya'nın başkenti Tallinn Christmas kutlamada listemizin başında. O zaman geçelim en güzel Noel pazarları listemize! Tabii ki 1 numara Baltık ülkelerinin incisi, erasmus yaptığım ikinci yuvam Tallinn! Bu aralar çok popüler ve Estonların da dediği gibi Avrupa'nın Best Christmas Market'i kendisi. İlk sırayı almasının sebebi Christmas marketinin karlar altında hem çok samimi hem de çok düzenli olması. Zaman zaman meydanda konserlerin verilmesi de cabası! Ayrıca meydandaki Noel ağacının 1441 yılında dikilmiş olduğunu söyleyelim. Noel pazarı Tallinn'de sadece Tallinn Old Town'da kuruluyor ve çok keyifli zaman geçiriyorsunuz. En çok tercih edilen yiyecekler: sıcak şarap, lahana kavurması ve patates. Tabii bunun yanı sıra takılar, bardaklar, şapka-eldivenler en çok alınan hediyelik eşyalardan. Ayrıca Tallinn Noel pazarı diğer pazarlara göre epey erken açılıp, geç kapanıyor. Noel Pazarı 15 Kasım 07 Ocak tarihleri arasında kuruluyor. Noel ile özdeşleşen Fransa'nın minik şehri Colmar'ın hem süslü sokaklarını hem Noel pazarlarını çok çok beğendik. Kurabiye evleri, masalsı sokakları ve ışıklarıyla tam bir Noel şehri! En ünlü yiyecekleri: pretzels, mulled wine ve krep. 22 Kasım 30 Aralık tarihleri arasında kuruluyor. Colmar&Eguisheim Gezi rehberi için şöyle alalım. En ünlü yiyecekleri: sosis, bira, sıcak şarap, lahana kavurması, waffle ve kurabiyeler. Pazar 29 Kasım- 24 Aralık arasında kuruluyor. Nürnberg'in asıl Noel pazarı haricinde bir de çocuklar için süsledikleri bir meydan var. Biz buraya da bayıldık! Masal kahramanlarından, çocuk müziklerine çok tatlı minik bir Noel pazarı olmuş. Öyle ki keşke Almanya'da çocuk olsaymışız dedik. 🙂 Kesinlikle ziyaret edin deriz. 4. sırayı Budapeşte'ye verdik! Budapeşte'nin hem canlı sokakları ve bitmeyen gece hayatı hem de Noel pazarını seviyoruz. Tabii ki Macarların gulaş çorbası ve langos en sevilen ve en çok satılan Noel pazarı yiyecekleri, fiyatlar ise diğer Avrupa şehirlerine göre epey uygun. Budapeşte gezi rehberi için şöyle alalım. Strasbourg Noel konusunda çook iddaalı, öyle ki kendisine Capitale de Noel diyor! Bizce de Strasbourg, Christmas market çeşitliliği ile bu listede olmayı sonuna kadar hak ediyor. Hem bissürü marketi hem de kocaman bir Christmas ağacı var. Burası her sene farklı bir ülkenin yemeklerini ve konseptini yansıtan bir Christmas Market! Biz bu sene Lübnan mutfağına denk geldik; fajita, sarma, baklava gibi pek de yabancısı olmadığımız yemekler gördük.... Strasbourg'un en büyük Noel Pazarı ise burası. Biz diğer pazarları daha çok sevdik ama buraya da zaman ayırabilirsiniz. Strasbourg Noel Pazarları 22 Kasım-24 Aralık arası kuruluyor. Almanya bu işi gerçekten iyi biliyor! Münih'in en büyük ünlü meydanı Marienplatz'daki Noel pazarı Avrupa'nın en iyilerinden. Biz Nürnberg'in pazarını Münih'ten daha çok beğendik ve fiyatları daha uygun bulduk. Ancak Münih'in pazarlarının daha fazla çeşitlilik içerdiği de bir gerçek. Medieval Christmas Market: Ortaçağ temalı bir Noel pazarı. Leonrodplatz: Fairytale bazaar konseptinde bir alternatif Christmas marketi. Konserler ve sanat gösterileri oluyormuş. Englisher Garten: Münih'in en ünlü ve güzel parklarından biri Noel pazarı ile birleşince çok hoş oluyor. 27 Aralık- 24 Aralık arası kuruluyor. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2020/01/02/estonyada-erasmus/", "text": "Tere tere! Estonca'da merhaba anlamına gelen tere; Estonya'da sıkça duyacağınız bir kelime. 🙂 Beykent Üniversitesi Mimarlık bölümü öğrencisi olarak Erasmus programıyla 2017-2018 yılı güz döneminde Estonya'nın başkenti Tallinn'e gittim. Erasmusa gitmek hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biriydi diyebilirim. Estonya; çok yakınındaki İskandinav ülkelerine göre epey ucuz olan küçük bir Baltık ülkesi. Başkent Tallinn ise; büyüleyici minik bir Ortaçağ kenti. Para birimi Euro olan Estonya'da halkın çoğunluğu İngilizce biliyor. Açık söylemek gerekirse Erasmusla Estonya'ya gideceğimde bu denli güzel olacağını beklememiştim. Ancak Tallinn beni çok şaşırttı. Tüm bu güzelliklerin haricinde çok soğuk olduğu bir gerçek. Hayatımda ilk defa Ekim ayının sonunda kar gördüm ve Estonlar bu daha başlangıç diyorlardı.... İnsanları çok sıcakkanlı olmasa da çok kibar ve kendi hallerindeler. Siz iletişime geçmezseniz konuşmaya çekiniyorlar ama siz adım atarsanız yardımcı oluyorlar. Nüfusun %74'ü inançsız ve %30'u Rus. Siyah ekmek yiyorlar ve kara mizah seviyorlar. Bana göre siyah ekmeklerinin tadı ve kokusu çok kötüydü. Dünyada en yüksek download hızına sahip ülke. Öncelikle Erasmus+ programına başvurabilmek için ortalamanızın 2.00'den yüksek olması ve okulunuzun İngilizce sınavını geçmeniz gerekiyor. Kalmış dersinizin olması önemli değil ortalama en az 2.00 olsun yeter. Bu İngilizce sınav puanı benim okulum olan Beykent Üniversitesi'nde 70 puandı. İngilizce sınavının zamanını takip edip Erasmus ofisinden başvurunuzu yapıyorsunuz. Sınav ikinci sömestr başlarında oluyordu ve iki aşamalıydı. Birinci aşama test şeklindeydi. Grammer, bağlaç bilgisi, okuma anlama, biraz da kelime bilginizi ölçüyor. Bu sınavdan 70 almanız gerekiyor. İyi bir İngilizce temeliniz varsa belli başlı şeyleri biraz gözden geçirip sınavdan 70 alabilirsiniz. Ancak İngilizce'niz çok iyi değilse birkaç ay önceden çalışmaya başlayın derim. İkinci aşama ise speaking. Bu sınav Beylikdüzü kampüsünde yapılıyor. Listeden 2 kişi olarak sınava giriyorsunuz, 2 hoca oluyor. Biri not alıyor, diğeri sizle konuşuyor. Genellikle hazırlık hocaları oluyor bu hocalar ve Türkler. Sınav kesinlikle çok kolay ve rahat geçiyor, kasılmaya hiç gerek yok. İlk önce kişisel bir soru sorarak başlıyor; en sevdiğin film türü nedir gibi. Tabi tek bir cevap verip susmayın, birkaç cümle kurup konuşabildiğinizi göstermeniz önemli burada. Sonra bilgisayardan fotoğraflar gösterip onlar hakkında yorumunuzu soruyor. Bu fotoğrafların teknoloji, sağlık, eğitim, kültürler gibi bir teması oluyor. Bana eğitim teması gelmişti ve fotoğraflarda eğitim eşitsizliği olduğunu anlatmıştım. Son soru ise bir kart çekiyorsunuz ve ona cevap veriyorsunuz. Bana yurtdışında eğitim almak önemli midir, neden? yanımdaki kişiye de üniversiteye gitmek gerekli midir? sorusu denk gelmişti. Sınav 15-20 dakika sürüyor. Buraya kadar gelmeyi başaranlara helal olsun diyorum ve sonraki sürece geçiyorum. Bundan sonraki süreç zor gibi görünse de aslında tek zor olan şey Erasmus ofisi ve öğrenci işlerindeki çalışanların tavırları... Neyse sürece dönelim. Okulunuzu ve nereye gideceğinizi seçtikten sonra bunu kendi okulunuzun Erasmus ofisine bildiriyorsunuz ve karşı okulla kendi ofisinizi de Cc'ye alarak mail ile iletişime geçiyorsunuz. Karşı taraftan İngilizce olan ve seçebileceğiniz bir ders listesi alıp bölüm başkanınıza gidiyorsunuz. Bölüm başkanınızın uygun gördüğü şekilde orda alacağınız dersleri buradaki derslerinizle eşleştiriyorsunuz. Tabii ki hepsine karşılık bir ders bulmak zor. Mimarlık bölümünde benim bölüm başkanım bizim için önemli olan proje dersi bu yüzden mutlaka bu dönemin proje dersini alman gerekiyor, gerisini bir şekilde eşleştiririz demişti. Bu şekilde ilerledik. Tabi bu sizin bölümünüze ve bölüm başkanınızın insiyatifine göre değişebilecek bir şey. Değişmeyen şey ise mutlaka toplamda 30 AKTS'lik ders almanız gerektiği. OLS sınavı; siz Erasmus'a giderken ve dönerken mailinize gelecek olan bir İngilizce sınavı. Korkulacak bir şey yok, düşük puan alırsanız da önemli değil. Bu sınav sadece sizin kendinizi test etmeniz ve İngilizceniz oradayken gelişmiş mi diye görmeniz için bir sınav. Ama belirli bir süresi var ve süreyi kaçırmadan yapın gönderin, bu sınava çok takılıyorlar. Benim zaten pasaportum vardı. O yüzden direkt vize için randevu aldım. Üzücü bir haber: Estonya Konsolosluğu Ankara'da. Gerekli belgelerimi topladıktan sonra Ankara'ya gidip başvurumu yaptım. Eğer vize başvurusuna gittiğinizde konaklama işini hala ayarlamamış iseniz, tavsiyem booking'ten fake bir rezervasyon yapmanız. Diğer bir opsiyon ise yurt sırası bekliyorsanız bunu belgelemeniz. Ben birinci sömestrda Estonya'ya gittim, Ağustos'un sonunda gidip Ocak'ta döndüm. Eylül ayı çok güzel geçti çünkü sonbahar Estonya'ya çok yakışıyor. Kışın ise ülke çok çok soğuk ve güneş görmek pek mümkün değil. Öyle ki Ocak ayında -17 dereceye şahit oldum. Ağlayarak eve yürüdüğüm oldu........ Yine de kış sevenlerdenseniz ve tüm bunları göze alırsanız Avrupa'nın en güzel Christmas marketini Tallinn'de bulacaksınız, sıcak ve tarçınlı şaraplarından, çok tükettikleri votkalarından (nüfusun %30'u Rus olması nedeniyle votka çok ucuz) ya da Vana Tallinn isimli yerel içkilerinden içebilir ve ısınabilirsiniz! Ayrıca harika kış manzaraları görebilir, Lapland'a gidebilirsiniz. Her mevsim ayrı güzel geçti ama kış manzaraları gerçekten çok etkileyici. Yani hangi dönem gideceğiniz tamamen sizin kişiliğinize ve akademik takviminize bağlı olarak değişecektir. Ancak Estonya'da her iki sömestr için de güzel bir Erasmus dönemi yaşama şansınız var. Tallinn'deki en ünlü okullar: Tallinn University, Tallinn University of Technology, Estonian Academy of Music and Theatre, Estonian Maritime Academy ve benim okulum olan Tallinn University of Applied Sciences. Beykent Üniversitesi'nin sadece bu okulla anlaşması vardı. Kısaltması Estonca'da TTK olan okul mühendislik, mimarlık ve tekstil bölümlerini içeriyordu. Derslerden bazıları 2-3 aylık bazıları ise 5 aylıktı. Seçebildiğiniz dersler zaten İngilizce işlenen dersler olduğu için dersleri anlamakta hiç zorluk çekmiyorsunuz. Hocalar da gayet anlayışlı ve yardımcıydı. Hiçbir hoca sizi bir şeylere zorlamıyor, yoklama bile doğru dürüst alınmıyor. Dersler gayet rahat geçiyor ve gerçekten öğreniyorsunuz. Çoğu ders uygulamalıydı, özellikle de bilgisayarda işlenen dersler. Mimarlık öğrencileri için maket odası, aklınıza gelebilecek tüm araç gereçler okulda mevcut! Ayrıca kütüphaneden ücretsiz çıktı alınabiliyor. Türkiye'de çocuğumun çoluğumun rızkını ozalitçilere ve maket malzemelerine vermiş bünyeme ilaç gibi gelmişti..... Okul yemekleri fena değildi ve dışarıya göre oldukça ucuzdu. Mimarlık öğrencisiyseniz derslerden birini workshop olarak seçmenizi tavsiye ederim, hem Estonlarla grup çalışması yapıyor hem de keyifli zaman geçiriyorsunuz. Ben yurt başvuruları için çok geç kalmıştım ve yurt sırası beklemeden kalacağım yeri netleştirmek istedim. Evimi şu siteden emlakçılara mesaj atarak buldum, daha sonra Facebook'ta Erasmus in Tallinn/accommodation grubundan 3 yabancı kız ile mesajlaşıp, anlaşarak ev için depozito gönderdik. 3'ü de farklı ülkelerdendi. 🙂 Aşağıda vereceğim linklerdeki Facebook gruplarından ev ilanlarına bakıp mesaj atabilir, ev arkadaşı bulabilirsiniz. Oda fiyatlarının maalesef Estonya'da çok ucuz olduğu söylenemez; aylık 200-250 civarı oluyor ortalama. Yurt fiyatları ise odasına göre değişiyor ama ortalama olarak 60-90 civarı diyebiliriz. Ancak illa oraya gitmeden konaklama işini ayarlamanıza gerek yok. Gittiğinizde bir süre hostellerde kalıp bu sırada da evleri gezip bir yer ayarlamak mümkün. Tallinn şehir içi ulaşım açısından çok rahat ve kolay bir şehir. Her yer yürüyerek gezilebilir ama toplu taşıma kullanayım derseniz de tramvay ve otobüsle ulaşım çok kolay. Estonya vatandaşlarına toplu taşıma ücretsiz... Erasmus öğrencilerine maalesef ücretsiz değil. Büfelerinden kart alıp ona para yükleyip tramvaya veya otobüse binince basıyorsunuz, tek seferlik ücreti 1 euro olması lazım. Ancak bunu yapmazsanız da kimse bi şey demiyor. Yalnız kontrole denk gelirseniz iyi bir para cezası ödüyorsunuz. En iyisi siz her bindiğinizde basın.. Bunun haricinde Taksify adlı uygulamayı indirin rahat edin derim. Estonya'da taksiler şaşırtıcı derecede ucuz şöyle ki; hava alanından merkeze 5 euroya gelmiştim. Eğer 3-4 kişiyseniz 4-5 euroluk yolu otobüsle de gitseniz aynı parayı vereceksiniz. Hem de taksify'a nereye gideceğinizi yazdığınızda ortalama olarak ne kadar tutacağını da gösteriyor, fiyat arabanın markasına tipine göre de değişiyor ancak hiç 10 eurodan fazla ödemediğimi söyleyebilirim. ps: Estonya'ya gitmeden Rusya vizesi de alırsanız Rusya'ya gezmeye gidebilirsiniz. ESN'in Rusya gezileri oluyor. Estonlar'ın her yerde göreceğiniz marketi Rimi uygun fiyatlı bol seçenekli bir market. Ben genelde buradan alışveriş yapıyordum. Telliskivi isimli Karaköyümsü bölgede bisssürü ikinci el pazarı var, çoğu vintage ve güzel şeyler bulmak mümkün. Montlar, şapkalar, takılar, tabak çanak aklınıza ne gelirse çok ucuz fiyatlara bulabilirsiniz. Gezmesi de çok zevkli. Bir diğer ikinci el kıyafetçi ise Humano. Buradan 1 gibi fiyatlara ikinci el elbise, ayakkabı, kaban almak mümkün. Hayat kurtarıcı son önerim ise Nur market. Evet bir Türk marketi. Özlediğiniz tatların en azından bir kısmını bulabileceğiniz bir minik market. Giriş 10 euro. Bazen 12'den önce giderseniz girişin bedava olduğu etkinlikler oluyor. Güzel, eğlenceli ancak içkiler pahalı. Ucuz, küçük ve süper eğlenceli mekan. Çarşamba günleri giriş 5 euro, bütün içkiler 1-2 euro. Üst katında tekno müzik alt katında pop çalan, biraz pahalı ama ferah mekan. En az bir kere gitmenizi tavsiye ederim. Pazartesileri karaoke bar oluyor, Erasmusluların vazgeçilmez mekanlarından biri kendisi. Plastik bardakta bira içilir, bilardo-langırt oynanır. Bu mekanın konsepti laboratuvar olduğu için içkiler deney tüplerinde, değişik kendine has sunumları var. Fiyatlar çok pahalı değil ve ESN bazen burada etkinlikler yapıyor. Sonuç olarak Tallinn Türkiye'de pek bilinen bir Erasmus şehri olmasa da; benim çok keyif alarak yaşadığım, minik, şirin, masalsı bir şehirdi. Erasmus ortamı, insanları ve her şeyiyle çok memnun ve de üzülerek ayrıldım. İkinci yuvam olan bu şehri herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Umuyorum ki benim Erasmus tecrübem size ilham verir ve sizleri de Erasmus yapmaya cesaretlendirir! Çünkü Erasmus harika bir deneyim. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2020/01/05/nurnberg-gezi-notlari/", "text": "Nürnberg, Türkiye'de çok bilinmeyen ve bize göre biraz underrated kalmış bir şehir. Belki bu az bilinirliğininin nedeni, şehrin İkinci Dünya Savaşı sırasında neredeyse tamamen tahrip edilmesidir ama şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki Nürnberg hem tam bir Ortaçağ kenti, hem de Almanya'nın en modern şehirlerinden biri. Şehir, bazı isimlerle ünlü. Bunlardan biri Albrecht Dürer, diğeri Adolf Hitler. Biri insanlık tarihine ne kadar güzel etki ettiyse, diğeri o kadar kötü etkiler bıraktı. Almanlar Albrecht Dürer ile övündükleri gibi, Adolf Hitler'i de halı altına süpürmüyor, geçmiş tarihi tüm detaylarıyla müzelerinde anlatıyorlar. Bu arada yukarıdaki fotoğrafta plazalar, rezidanslar olmaması sizi yanıltmasın; şehirde toplu taşıma ağı çok yaygın ve olanaklara erişim oldukça yüksek. Ayrıca şehirler arası ulaşım da çok kolay ve fiyatlar -onların kazandığı ücretlere göre- oldukça uygun. Uygun demişken yanlış anlaşılmasın, şehirler arası ulaşım uygun olsa da toplu taşıma pek uygun değil, hatta Almanya'nın en pahalı toplu taşıma sistemlerinden biri Nürnberg'de; dolayısıyla hemen herkesin arabası/bisikleti var. Detaylar ulaşım başlığında. Nürnberg, Noel Pazarları'yla ünlü bir şehir, dolayısıyla biz tekrar gidecek olsak, yine Noel zamanı gitmek isterdik. Nürnberg'de Noel Pazarları, 27 Kasım 24 Aralık tarihleri arasında kuruluyor ve gerçekten Avrupa'nın en güzel Christmas Market'lerinden biri diyebiliriz. Yalnız, Noel zamanı gitmenin tek kötü yanı; NÜRNBERG ÇOK ÇOK ÇOK SOĞUK. Şehrin bahar, yaz aylarında da ayrı bir güzelliği olur diye düşünüyoruz çünkü Nürnbergli arkadaşımız, yaz aylarında da çeşitli festival ve eğlencelerin düzenlendiğini, şehrin oldukça hareketli olduğunu söyledi. Ayrıca, toplu taşıma çok pahalı olduğu için de bisiklet kullanımı çok yaygın. Güzel havalarda keyifli olacağını düşünüyoruz. Konaklama işi tamamen bütçe ve tercihlerle alakalı ama biz genelde Airbnb'yi kullanmaya çalışıyoruz, çünkü hem kaldığımız evdeki insanlarla sohbet etmeyi seviyoruz hem de otellere göre çoğu zaman daha ekonomik oluyor. Biz, son gezimizde arkadaşımızın evinde kaldık, dolayısıyla otel veya Airbnb seçenekleri sunamıyoruz ama toplu taşıma pahalı olduğu için Old Town'a yakın bir yerlerde kalmanızı öneririz. Bavyera bölgesi, Almanya'nın en pahalı bölgesi diyebiliriz. Bavyera'nın en pahalı şehri de Münih, ardından Nürnberg. En pahalı şeyler ise şehir içi toplu taşıma, konaklama ve yeme-içme. Tabi ki bir İskandinavya pahalılığı kadar olmasa da, Prag/Budapeşte gibi şehirler kadar da ucuz değil. Tek yön toplu taşıma bileti: İnternetten alırsanız 2,80 Euro / Otomattan alırsanız 3,20 Euro. Nürnberg'e, İstanbul'dan direkt uçuşlar var. Yazıyı yayınladığımız 5 Ocak itibarıyla en ucuz gidiş Nisan ayında 390 lira olarak görünüyor. Ancak, Stuttgart, Berlin, Frankfurt, Münih gibi şehirlere uçak biletleri genel olarak daha ucuz. Dolayısıyla Almanya'nın veya Avrupa'nın başka bir şehrinden Nürnberg'e ulaşmak daha uygun olabilir. Şehir içi ulaşımı biz sadece Nazi Documentation Center'a giderken kullandık; çünkü Old Town'dan oldukça uzak. Onun dışında gezilecek çoğu yer birbirine yakın ve yürüme mesafesinde. Nürnberg'in en fotojenik ve şirin sokağı! Sokaktaki evlerin hepsi birbirinden güzel ve tarihi. Yaklaşık 200 metrelik sokak boyunca restoranlar ve cafeler var. Bizim önerimiz, sokağın girişindeki Bergbrand Rösterei'de bir kahve molası vermeniz. Diğer adlarıyla; Imperial Castle/Kaiserburg'a giriş ücretsiz! Kalenin manzarası çok güzel ve tüm Nürnberg'i görebiliyorsunuz. Günümüzde tüm surlarının ayakta kalmasıyla ünlü olan kalenin tarihi, Ortaçağ'a uzanıyor. Frauenkirche: Diğer adıyla Church of our Lady; Nürnberg'in en önemli kiliselerinden biri ve Hauptmarkt'ın tam önünde heybetli bir şekilde duruyor. Kilisede; Albrecht Dürer, Adam Kraft ve Michael Wolgemut'un eserleri bulunuyor. Schönner Brunnen/Beautiful Fountain: 14. yüzyılda inşa edilen, yaklaşık 20 metrelik, ilk bakışta bir kilisenin parçasıymış gibi duran bu çeşme de Nürnberg'in en önemli yapılarından biri. Christkindlesmarkt: Geldik yazının ve Nürnberg'in en güzel kısmına. Almanlar, Noel Pazarları'na Christkindlesmarkt diyorlar ve bizce Nürnberg'deki Noel Pazarı Avrupa'nın en güzellerinden biri. Bu kadar ünlü olmasının nedeni de pazarda çok fazla çeşit olması ve bu işi gerçekten çok iyi yapmaları diye düşünüyoruz. Christkindlesmarkt'ın bizim için ennn güzel yanıysa; gün boyu buz gibi havada dolaştıktan sonra, akşam saatlerinde buraya uğrayıp; karlı havada arkadaşlarla bir kadeh buharı üstünde Glühwein içerek ısınmak. Avrupa'nın En Güzel Noel Pazarları blog yazımız için şöyle buyrun. Nürnberger Kinderweihnacht: Nürnbergliler Noel Pazarı olayını çok iyi yapıyor demiştik. O kadar ki; çocuklar için ayrı bir Noel Pazarı yapmışlar. Burada gezerken kendinizi çocukluğunuzda izlediğiniz çizgi filmlerde buluyorsunuz ve Nürnbergli çocukların ne kadar şanslı olduklarını düşünüyorsunuz ister istemez. Pazardaki dükkanların çoğu waffle satıyor ve kokular inanılmaz! Nürnberg'in -maalesef- Adolf Hitler ile de ünlü olduğunu söylemiştik. Kendisi, zamanında Almanya'nın kurtarıcısı olarak görülerek çok büyük bir oy çoğunluğuyla başa geliyor ve sonrasında olanları hepimiz az çok biliyoruz. Şehir de Hitler'in en sevdiği Alman kenti oluyor ve neredeyse tüm faaliyetlerini burası üzerinden yürütüyor. Öyle ki, kendisi için devasa bir kompleks inşa ettiriyor. Günümüzde kısaca \"Doku-center\" olarak bilinen bu yapı artık müze olarak kullanılıyor ve Nazizm'in süreçlerini, başından sonuna kadar, fotoğraflarla ve videolarla, çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Nürnberg'de 3 gün kaldık ve en keyifsiz günümüz bu müzeye geldiğimiz gündü.. Bu arada, burası aslında kompleks bir yapı ve içeride Roma'daki Kolezyum'un çakması gibi duran devasa bir yapı da var. Bunun nedeni de Hitler'in Roma Mimarisi'ne takıntılı olmasıymış. Hitler, Kolezyum'unu bitiremeden kendisi bitmiş bu arada; dolayısıyla bitmemiş yapı Hitler'den çirkin bir hatıra gibi duruyor içeride. Arkadaşımızdan öğrendiğimize göre Alman Hükümeti, bu yapıları -güvenlik önlemleri dışında- hiçbir şekilde yenilemiyormuş, yani Nazi döneminde oldukları gibi günümüze gelmişler. Giriş: Öğrenci 1,5; tam 6 Euro. Zeppelinfeld: Hitler'in halka ve askerlere seslendiği meydanmış. Hitler'in konuşma yaptığı balkonumsu yapı ve her şey, Kongre Salonu'nda olduğu gibi tüm soğukluğuyla Nazi dönemindeki haliyle günümüze ulaşmış. Bu meydanı ve yapıyı Hitler'le ilgili çoğu belgeselde görüp, bir de gerçekten buraları ziyaret edince üzülmemek elde değildi.. Burası aslında gezilecek bir yer değil, sadece bir otopark. Ancak otoparkın 6. katından manzara çok güzel olduğu için burayı gezilecek bir yer gibi yazalım ki faydalı olsun dedik. Giriş ücretsiz. Öylece girin, yukarı çıkın, güneşin batışını ve sokakları izleyin! Maxbrücke: Şehirdeki en eski taş köprü. Unschlittplatz ile Maxplatz'ı birbirine bağlıyor. Henkersteg: 1595 yılında inşa edilmiş ahşap köprü, adını cellat anlamına gelen Hangman veya Henker kelimelerinden alıyor. Ortaçağ'da, celladın halk arasında karışmasına izin verilmediğinden köprü kapalı olarak inşa edilmiş. Kettensteg: Kelime anlamı zincir köprü olan Kettensteg, Avrupa'daki en eski demir asma köprü. Old Town'ın girişindeki surların hemen yanında yer alıyor. Buradan geçince karşınıza \" Weisgerbergasse\" ve \"Bergbrand Rösterei\" çıkacak. Museumsbrücke: Lorenzkirsche tarafından gelirken, Noel Pazarı'na gitmek istiyorsanız büyük ihtimalle bu köprüden geçeceksiniz. Köprü üzerinden geçerken Holy Spirit Hospital'i göreceksiniz; fotoğraf çekmek için güzel bir nokta. Albrecht Dürer, 1471-1528 tarihleri arasında yaşamış, Nürnberg'de doğup, Nürnberg'de ölmüş, zamanının çok çok ilerisinde bir ressam. Hayatını ve kendisiyle ilgili detayları uzun uzun anlatmak isterdik ama meraklısını Google'a sevk edelim. AD'nin evi, Nürnberg Kalesi'nin hemen dibinde yer alıyor. Bu bölgeyi de yürüyerek gezmenizi öneririz, evlerin hepsi çok güzel. En ünlü çalışmalarını aşağıda linkledik. Fotoğraf gerçekliğinde çizdiği tavşan ve gerçeğini hiç görmeden, okuduğu tasvirler üzerine çizdiği gergedan resimleri, gerçekten zamanının çok ötesindeymiş. Giriş: öğrenci 1,5; tam 6 Euro. Gostenhof, Nürnberg'in en ilginç mahallesi diyebiliriz çünkü mahalleyi oluşturan kalabalık Türkler ve Hipsterlar. Sokakta yürürken bir anda sanki özerk bir bölgeye girmiş gibi etrafınızda \"simit, baklava, kahvehane, çiğ köfte, döner, mobilyacı\" gibi kelimeler ve tabelalar beliriyor. Bizi Instagram'dan takip edenler, bir kahvehanenin yanından geçerken çalan Müslüm Gürses playlistini Nürnberg storylerinde bulabilir. Bu konu bir yandan sevindirici; çünkü Bavyera yemeklerini sevmediyseniz buralarda hemen bir kebapçı vs. bulabilirsiniz. Diğer yandan üzücü; çünkü sanki beceremiyormuşuz gibi, izole bir şekilde, içinde yaşadığımız toplumun dilini dahi öğrenmeden yaşayabildiğimizi gösteriyor. Old Town'da yer alan en modern mimari yapılardan biri burası olmalı. Biz müzenin içine girdik ama sergileri dolaşmadık. Mimari açıdan göze oldukça güzel görünen müzenin merdivenleri en güzel kısmı. Giriş: Gezeceğiniz alana göre değişmekle birlikte 4-7 Euro arası. Pazartesi günleri kapalı. El yapımı hediyelik eşyalar, antikacılar ve butiklerin olduğu küçük bir bölge burası. Girdiğimiz dükkanların hemen hepsi çok çok pahalıydı ve işletme sahipleri genel olarak fotoğraf ve video çekimine karşılar. Yine de dolaşmak için güzel bir seçenek. Geldik bu yazımızın sonuna. Nürnberg Yeme-İçme Rehberi'nde görüşmek üzere! Nürnberg'ten 1 saat mesafede olan Romantik Ortaçağ kenti Rothenburg ob der Tauber Gezi notları için ise şuraya tık tık. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2020/01/27/bolu-gezi-notlari/", "text": "Uzun zamandır gitmek isteyip, planlar yapıp bir türlü gidemediğimiz Bolu'ya nihayet gidebildik. Bolu deyince hepimizin aklına aşçılar, kar-kış, dağlar ve göller geliyor. Biz de bu çok kısa hafta sonu gezimizde yemeklerin, karın, soğuğun, doğanın ve donmuş göllerin keyfini çıkarmaya çalıştık. Biz Bolu'ya ilk defa Ocak ayında gittik ve kar manzaralarına bayıldık. Ancak Bolu bize göre tek mevsimle sınırlı olmayan bir şehir çünkü her mevsim ayrı güzel bir doğa harikası! Kış aylarında, donmuş Abant ve Gölcük göllerinin etrafında yürümek harika bir deneyimken yaz-bahar aylarında da Yedigöller Milli Parkı'nda kamp ve doğa yürüyüşleri yapmak mükemmel olabilir. Dolayısıyla ne zaman gidileceği size kalmış, ama kış aylarında aracınızla gidecekseniz mutlaka kış lastiğiyle gitmelisiniz. Biz İstanbul'dan araba kiralayıp Bolu'ya yaklaşık 3 saatte vardık. Daha hızlı da gidilebilirdik aslında; yolda gözümüz dönüp Yuvacık'a uğramasaydık. Neyse asıl konuya gelelim: Kış aylarında gidecekler için tekrar söyleyelim; kış lastiği şart! Abant Gölü'ne kış lastiği olmadan girmeniz yasak ve girişte jandarma kontrolü var. Aynı şekilde Bolu merkezden Yedigöller'e giderken de yollar iyi değil ve bazı kısımlarda yol tamamen buz kaplı olabiliyor. Kötü hava koşullarında Yedigöller'e giden yol kapalı maalesef. Mengen yolu üzerinden Yedigöller'e gitmek mümkün ancak bu yol diğerinden yaklaşık 2 saat daha uzun. Bolu'ya ulaşım otobüsle de oldukça kolay ve ekonomik. İstanbul'dan 50, Ankara'dan 28 Lira'ya otobüs bileti bulmak mümkün. Şehir içi ulaşım da araçla gidiyorsanız kolay olabilir, çünkü trafik yoğun saatlerde bile yok denecek kadar az. Toplu taşıma kullanacaksanız Bolu merkezden Abant'a ve Gölcük'e giden 22-23 numaralı otobüsler var. Bizim araştırırken gördüğümüz en ünlü bungalovlar: Abant Masal Yeşil Ev, Gölcük Kır Evleri, Habitat Mesire Evleri, Hindiba Doğa Evi. Bu yerlerde yer bulmak biraz zor; erkenden -3 ay öncesi- rezervasyon yapmak gerekiyor. Fiyatları merkezdeki pansiyonlara göre daha pahalı ancak bu tamamen sizin bütçenize ve tercihinize kalmış. Bolu, İstanbul'a göre epey uygun. Özellikle yeme-içme konusunda fiyatlar bize çok makul geldi. Konaklama için bungalov veya dağ evlerini tercih ederseniz fiyatlar biraz daha pahalı ama merkezdeki pansiyon/oteller de yine uygun fiyatlı. Eğer bizim gibi bir hafta sonu kaçamağı yapacaksanız ve sadece 2 gününüz varsa; Abant ve Gölcük'e 1 gün, Yedigöllere de 1 gün ayırabilirsiniz. Her ikisine de erkenden gitmenizi öneririz. Öğlene doğru özellikle Abant'a çok sıra oluyor. Ekstra zamanınız varsa Gölcük Tabiat Parkı yakınında olan Seben Gölü'ne de uğrayabilirsiniz. Bolu merkezden Abant'a araçla yarım saatte varıyorsunuz. Araç girişi 18 TL. Gölün etrafında yürüyüş yapabilir, kışın giderseniz kar topu oynayabilir veya muşambalarla kayabilirsiniz. Sonbaharda ise gölün kenarındaki ahşap masalarda piknik yapmak çok keyifli olur diye düşünüyoruz. Gölün çevresinde yavaş yavaş bir tam tur atmak 1-2 saatiniz alır. Burası tam olarak o meşhur evin olduğu göl. 🙂 Burası da Abant gibi çok keyifli. Bolu'dan 20-25 dk sürüyor, giriş 18 TL. Aracınızı girişte bırakıp yürüyerek devam ediyorsunuz. Çevresinde birkaç restoran mevcut ama yine de hazırlıklı gelmenizi tavsiye ederiz. Biz bu gezimizde yollar buz tuttuğu için Yedigöller'e gidemedik.. Kötü hava koşullarında Yedigöller yolu kapatılıyormuş. Ancak Mengen üzerinden gitmek mümkünmüş ama bu seçenek de çok zaman kaybettireceği için biz tercih etmedik. Yedigöller'i önümüzdeki sonbahara erteledik.. Sonbaharın renkleriyle çok güzel olacağını düşünüyoruz. edit: 2020 sonbaharında Yedigöller'e tekrar gittik ve bayıldık. İlkbaharda da çok güzel olacağını düşünüyoruz. İstanbul'a dönüş yolunda Maşukiye'ye uğrayıp sahlep ve kahve içtik. Hem doğa içinde olması hem bungalov restoranlar hoşumuza gitti. Günün yorgunluğunu böyle atmaya çalıştık 🙂 Bolu'dan Maşukiye 1,5-2 saat sürüyor. Biz Bolu'ya gitmeden İzmit Yuvacık'ta bir kahvaltı molası verdik. Biraz tepelere çıkıp, Çamlı Tepe Restoran'ı bulduk. Yüksek dağların tepesinden manzarayı izleyerek kahvaltı etmek çok keyifli oldu. Kahvaltı fiyatı 50 TL idi ve başarılıydı. Seben Gölü, Sülüklü Göl, Akkaya Travertenleri de ekstra vaktiniz olursa yol üzerinde uğranabilecek yerler. Yöresel yemeklerin olduğu, fiyatları servisi ve yemeklerine göre çok uygun bir restoran. Değirmen kebabı ve köftesi çok lezzetliydi. Buraya yolunuzu kesin düşürün deriz. Tam anlamıyla müthiş! Hayatımızda içtiğimiz en güzel çorbayı içtik: Özel Osmanlı Sultan çorbası. Pilav ve dana kavurması, manda yoğurdu da çok çok lezzetliydi. Restoran sahibi çok ilgili ve kibar. Bolu'ya tekrar gittiğimizde ilk gideceğimiz yer olacak Hanzade. Yalnız Pazar hariç her gün 5'e kadar açık, Pazarları ise kapalı. Bolu'nun en ünlülerinden Kubbealtı'nda mantı soslu gözleme yemeden dönmeyin! Gözlemelerin bissürü çeşidi var; biz patlıcanlı ve kıymalıyı denedik. Kıymalı biraz ağır gelse de patlıcanlıyı çok beğendik. Gözlemeler 15-20 TL civarıydı. Yine merkezde bulunan tarihi hamamda kahve içtik, ortamı güzel. Fiyatları da uygun. Hamamı da çok güzel bir şekilde koruyarak dönüştürmüşler. İçinde duran çeşme bile vardı, kısacası ambiansını beğendik. Bizim gitmediğimiz ama çok önerilen Cemil Piknik Abant'ta bulunuyor. Kahvaltısı epey ünlü. Bir dahaki Bolu gezimizde gitmeyi düşünüyoruz.. Bolçi çikolata almadan Bolu'dan dönmeyin. 🙂 İçi fındıklı minik ağızda dağılan Bolçi'yi biz çok sevdik. Bolu bize güzel ve dinlendirici bir hafta sonu yaşattı. Şimdiden bir dahaki gidişimizde Yedigöller'de kamp yapmayı kafaya koyduk. 🙂 Bir dahaki yazımızda görüşmek üzere! Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun. Bolu yemyeşil doğası, harika yemekleri yazı ayrı güzel kışı ayrı güzel olan muhteşem bir gezi rotası."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2020/03/01/tallinn-mekan-onerileri/", "text": "Tallinn yeme-içme yazımıza hoşgeldiniz! Tallinn'de 5 ay yaşayıp yemek işini de çok ciddiye alınca böyle bir ayrı blog yazayım dedim... İlk olarak şunu söylemeliyim ki ben Estonların geleneksel yemeklerini çok beğenmedim yani Türk mutfağından sonra çok yavan kalıyor diyebilirim ancak şimdi söyleyeceğim mekanlarla 5 ay ayakta kalabildim... Önerilere geçmeden önce Tallinn gezi notları için şuraya tıklayabilirsiniz. O zaman başlayalım! Old town'da bulunan bu mekanın krepleri gerçekten çok leziz. Turistlerin, erasmus öğrencilerinin en çok geldiği yer kendisi. Krepleriyle ünlü bu Rus restoranı bizim kahvaltıcı mantığında gibi diyebilirim. Kahvaltı etmeyi çok özlediğimden bruncha gidiyordum ben; ancak içki, çorba gibi akşam yemeği ürünleri de var. Bu yüzden öğlen ya da akşam da gidilebilir. Krepleriyle ünlü demişken öyle bizim bildiğimiz krepler gibi değil, ince ve küçük sanıp 1 den fazla sipariş vermeyin derim çünkü krepler devasa büyüklükte ve bir tanesi 4-5 euro civarı ve çok doyurucu, içinde de bir sürü malzeme var. Benim favorim chicken fillet krepti ama balıklısından tutun dondurmalısına kadar her türlü krep mevcut. Yalnız kafe çok kalabalık, özellikle de hafta sonu. Ama sıra beklemeye kesinlikle değer! Benim favori mekanım bu kafeydi, çünkü çok tatlı ve sıcak bir havası var, kahveleri ve tatlıları da güzel. Tam bir hygge kafesi. 🙂 Town Hall meydanında yer alan bu kafede hele bir de Christmas zamanı oturursanız tadından yenmez, Noel pazarını izlemelik cam kenarı masası herkesin oturmaya çalıştığı kafenin en güzel köşesidir kanımca. Yine Old Town'da yer alan Masters' Courtyard; antikalar, el yapımı çeşitli ürünlerle dolu bir avlu. Hemen kenarında da hygge havasında sıcacık bir kafe var. Kafe çikolataları ile ünlü, bir tatlı molası verin deriz. Solaris alışveriş merkezi içinde en üst katta bulunan açık büfe&self-servis bir restoran, istediğinizi tabağınıza kendiniz alıp ona göre ödeme yapıp yiyorsunuz efendim. Patatesini şiddetle öneririm, bir de balkabağı çorbasını! Town Hall'da gözünüze çarpacak bu iki mekan Tallinn turistik aktivitelerinin olmazsa olmazları. İki mekanın da konsepti aynı. Çorbayı ve birayı çömlek kaplarda içtiğiniz içiyorsunuz. İçerisinin mumlu karanlık ambiansı olsun adeta bir handa dinlenmeye gelmiş bir Viking gibi hissediyorsunuz asfgdfdh. Çalışanların giysileri ve hareketleri de çok orijinal... Sonra hesabı pos cihazından ödeyince biraz ambians bozuluyor. 😀 Geyik eti çorbası ve kendilerinin ev yapımı biralarından içmeden gelmeyin. Yine Town Hall'da bulunan bu restoranda Rus pelmenisi yemenizi öneririm, bizim mantıya epey benziyor, benim hoşuma gitmişti. Estonya'da Starbucks olmadığı için Estonların kendi Starbucksları diyebilirim mutlaka gözünüze çarpar ama biz kahvesini pek beğenmedik. Ancak ısınmak için girip oturduğum çok oldu. Old Town'ın girişinde yer alan Hesburger Baltık ülkelerinin Mcdonalds'ı desem yanlış olmaz sanırım, porsiyonları epey büyük, hamburgeri de lezzetli, denemeye değer. Buranın pizzasını İtalyanlar görse ayıplar heralde ama ben beğendim.. Kalın hamurlu börek gibi, sevenlerine duyurulur. Freedom Square'da kendisi. Tasarımcıların, hipsterların ve mimarlık öğrencilerinin favori mekanlarından, kimi zaman mimarlık öğrencileri için etkinlikler yapılıyordu. Arkadaşlarınızla eğlenmek güzel vakit geçirmek için gidilebilir, rahat ve sakin. Yiyecek pek bir şey yok, bira içebilirsiniz. El yapımı kekleri, hesaplı ama büyük porsiyonları olan küçük Rus işletmecili kafe. Günün menüsü mantığında çalışıyorlar. Old Town'un biraz dışında. Yolunuz o taraflara düşerse gidebilirsiniz. Yemekleri lezzetli. Telliskivi'nin en ünlü mekanı, marjinal bir kafe.. Veganlar için birçok seçenekleri var. Telliskivi'ye giderseniz dinlenme yeriniz olsun. Burayı Tallinn'deki Türk erasmus öğrencileri için yazıyorum, yoksa gidin değişik şeyler yiyin canım Estonya'ya kadar gezmeye gittiyseniz. İşletmecileri Azeri olan restoran Freedom Square'da bulunuyor, lahmacunları gerçekten güzel. Benim Tallinn'de önereceğim mekanlar bu kadar. O zaman time to eat... Umarız işinize yarar, keyifli vakit geçirirsiniz!"} {"url": "https://blogtimetogo.com/2020/03/02/tallinn-gezi-rehberi/", "text": "Estonya'nın başkenti Tallinn; Avrupa'nın, çok net bir şekilde söyleyebileceğimiz kadarıyla -turistik açıdan \"en underrated\" şehirlerinden biri. Ortaçağ'dan kalma Old Town'ı, gördüklerimiz içinde en güzellerden biri. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Old Town'ın sokaklarında gezerken kendinizi bir yandan Ortaçağ'da hissediyorsunuz, bir yandan dar sokaklardan gelen kahve, çikolata ve yemek kokularıyla iştahınız açılıyor. Yazıda sadece Estonya spesifik değil, Erasmus süreçleri hakkında da bilgiler mevcut, umarım işinize yarar. Estonların İngilizcesi genel olarak iyi, soru sorduğunuzda bir sıkıntı yaşamıyorsunuz. Gezmek için 1-2 gün yeter ama lokal yerleri keşfedeyim, değişik tatlar deneyeyim derseniz 2-3 gün vermenizi tavsiye ederiz, ki bizce bunu hakediyor! Tallinn'in hem yaz hem sonbahar hem de kışını görmüş bir kişi olarak söyleyebilirim ki bu şehirde her mevsim ayrı güzel. Ülkenin neredeyse yarısı ormanlık ve etrafta bol bol yeşil alan olduğundan sonbahar ve/veya ilkbahar Estonya'ya çok yakışıyor. Bahar aylarında gelirseniz, kış aylarında yüzünüze yüzünüze çarpan soğuk rüzgarlar olmadan rahatça gezebilirsiniz. Ayrıca güneşli gün sayısı daha fazla olduğu için, fotoğraflarınız da daha güzel çıkacaktır. Ancak bizim tavsiyemiz aşırı üşüyecek olsanız da Tallinn'e kışın gelmeniz yönünde. Eğer Noel pazarı sevdalısı ve kış sevenlerdenseniz Tallinn, Avrupa'nın en güzel Noel pazarı ile nam salmış bir şehir. Sıcak şaraplarından, çok tükettikleri votkalarından (nüfusun %36'sı Rus!), ya da Vana Tallinn isimli yerel içkilerinden içebilir ve ısınabilirsiniz! Tallinn Noel pazarını 15 Kasım 07 Ocak tarihleri arasında gezebilirsiniz. Ben Erasmus ile gittiğim için evde kaldım, ama gezmek isteyenlere Old Town'da kalmalarını öneririm, Airbnb'den Old Town'daki evlere bakılabilir. Airbnb'ye henüz kayıt olmadıysanız şu linke tıklayarak kayıt olun ve ilk konaklamanızda indirim kazanın deriz. Bütçenize göre, eğer Old Town size pahalı gelirse şehre biraz uzak bir konumda kalmanız da sorun olmayacaktır. Çünkü Tallinn'de ulaşım çok kolay ve hızlı. Bu soruya tereddüt etmeden pahalı değil diyebilirim ama tabii ki Old Town'daki en turistik restoranlara giderseniz pahalı da olabilir, bu biraz da size bağlı. Estonya'nın para birimi Euro, ancak her şey çok ucuz özellikle de komşusu Helsinki'ye göre. Suya para vermeyip, musluktan içebiliyorsunuz. Yarısı orman olan bu ülkenin suyu da havası gibi gayet temiz. Kahve: restoranlarda ve kafelerde ortalama 2-3 . Ortalama yemek: pahalı ve turistik olmayan bir restoranda kişi başı 6 . İçecekler: restoranlarda genel olarak su 1.5 , yerli ve ithal biralar 4 civarı. Marketlerde 1 litrelik su ortalama 0.60-1 arası. Yerli ve ithal biralar 1-1.5 arası. Tallinn'e İstanbul'dan direkt uçuş var ama sadece THY uçuş yapıyor. O yüzden biraz pahalı gelebilir, uçak biletini önceden ayarlamakta fayda var. 3 saat 20 dk gibi bir uçuşla Tallinn'e direkt varabilirsiniz, bunun haricinde Helsinki'den feribotla 2 saatte Tallinn'e geçebilirsiniz, biletler 20 civarında ama güne ve firmaya göre de değişiyor. Letonya'nın başkenti Riga'dan 4 saat otobüs yolculuğu ile de, (otobüs bileti 10-12 civarı) Tallinn'e ulaşabilirsiniz. Stockholm'den 10 saatlik feribot yolculuğuyla da Tallinn'e geçebilirsiniz. Bunun haricinde Taksify adlı uygulamayı indirin rahat edin derim. Estonya'da taksiler şaşırtıcı derecede ucuz. Şöyle ki; hava alanından merkeze 5 'ya gelmiştim. Eğer 3-4 kişiyseniz 4-5 tutacak yolu otobüsle de gitseniz aynı parayı vereceksiniz. Hem de Taksify'a nereye gideceğinizi yazdığınızda ortalama olarak ne kadar tutacağını da gösteriyor, fiyat arabanın markasına ve tipine göre de değişiyor ancak hiç 10 'dan fazla ödemediğimi söyleyebilirim. Rehberimizin girişinde yeterince Old Town güzellemesi yapamadık.. Aşağıdaki fotoğraflardan -ve umarız bir gün yakından- da görebileceğiniz gibi Old Town bölgesindeki evler çook çok eski ve her şey çok iyi korunmuş. Town Hall Square: Tallinn'in ve Old Town'ın merkezi, Estonca \"Raekoja Plats\" İngilizce \"Town Hall Square\" ve şehir merkezinde gezmeniz gereken hemen her yer bu meydan etrafında yer alıyor. Meydan, adını hemen yanındaki belediye binasından alıyor. Gezinize buradan başlamanızı ve meydanı çevreleyen tüm sokaklarda yürümenizi tavsiye ediyoruz. Town Hall Pharmacy/Raeapteek: Buna bir süre inanamadık ama okuduğumuz tüm kaynakların doğruladığına göre, 1422'den bu yana aktif bir şekilde çalışan, Avrupa'nın bilinen en eski eczanesiymiş burası. Hellemann Tower and Town Wall Walkway: Old Town'ın hemen girişinde yer alan, Ortaçağ'dan kalma surların üzerindeki alanda yürüyerek şehre biraz yukarıdan bakabilirsiniz. Giriş 3 Euro. St. Catherine's Passage: Vene sokağı ile Müürivahe sokağın bağlayan Ortaçağ temasını dolu dolu hissettiren küçük bir geçiş alanı. Hoş bir sokak. Burası eskiden soyluların yaşadığı şehrin en yüksek kısmı ve artık Tallinn'in en güzel manzara izleme alanı. 🙂 Town Hall Square'den 2-3 dakika yürüyüp Long Leg Gate Tower'ın altından geçtikten sonra karşınıza çıkan hafif dik yokuşu çıkarak Alexander Nevsky Katedrali'ni görecek, sonra da şehrin en güzel manzaralarından birine sahip asıl adı Kohtuotsa Viewing Platform olan \"The Times We Had\" duvarına geleceksiniz. Long Leg Gate Tower/Pika Jala Varavatorn: Toompea Tepesi ile Old Town'ı ayıran kapı, geçit, kule. Old Town'ı çevreleyen surlar üzerinde buna benzer birçok kapı/geçit var ve hepsinin tarihi Ortaçağ'a uzanıyor. Danish King's Garden: Toompea tepesinin, şehre bakan yamacında yer alan, ilginç heykelleriyle dikkat çeken, çok sakin ve huzur verici bir manzara izleme noktası. Benim durduğum yere sonradan bir graffiti de yapılmış. Görmeye değer. Geldik zurnanın \"bu kadar da yüksek görünmüyordu\" dediği yere. Şehirde dolaşırken kesin karar vermiştik, bu kilisenin çan kulesine çıkmadan olmayacaktı. Çan kulesi, şehirdeki diğer binalara göre bariz bir şekilde yüksek ve ihtişamlı duruyor, ama kulenin tepesine çıkarken ve çıktığınızda aslında ne kadar yüksek olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Kule, ilk inşa edildiğinde 159 metrelik uzunluğuyla, bir zamanlar dünyanın en yüksek yapısıymış. Şimdilerdeyse, yangınların etkisiyle yeniden inşa edilmesi sonucu 124 metre uzunlukta. Önemli not: Kule restorasyonda olduğu için 31 Mart 2020'ye kadar yukarı çıkılamıyormuş. Aşağıdaki görselde yer alan, minimalist saray. Biz sarayın içine girmedik, sarayın etrafındaki yeşil alan ve parklar saraydan daha çekici duruyor. Fazla zamanınız kalırsa gidin görün deriz. Geldik Tallinn'in yeni şehir merkezine. Old Town'ın biraz dışında, modern Tallinn'in merkezi diyebiliriz burası için. Genelde AVM'ler ve plazalar mevcut. Otobüslerin ve tramvayların birçoğu buradan kalkıyor ve buraya uğruyor. Tallinn'de güneşin batışının en güzel izlendiği yer. Viru'dan otobüs ile 20-25 dakika mesafede. Bir akşamüstü 1-2 saat ayırıp keyif yapabilirsiniz, yalnız epey rüzgarlı oluyor ona göre önleminizi alın deriz. Buraya vaktiniz olursa mutlaka gidin, hatta vaktinizi buraya gitmek için uzatın! Rummu aslında gölün ortasında bulunan Sovyetler döneminden kalma eski bir hapishane. Kalıntıları ise hala duruyor. Ayrıca Alan Walker'ın Faded klibini çektiği yer tam olarak burası. Ben hem Eylül'de hem Ocak'ta gittim. Eylül'de yüzen ve piknik yapan insanlar vardı. Ocak'taysa donmuş gölün üzerinde patenle kayanlar! Tallinn'e 1 saat uzaklıkta ve otobüs ile ulaşım gayet kolay. Sadece otobüs saatlerine iyi bakmakta fayda var. Kalamaja bölgesi, renkli ahşap evlerin bulunduğu mahalle kültürünü koruyan bir minik bölge. Balti Jaam tren istasyonu da bu bölgede yer alıyor. Old Town'dan yürüyerek 20-25 dk da bu bölgeye varabilirsiniz. 1-2 numaralı tramvaylar ile de kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Burası resmen bizim Karaköy ama daha güzeli. Sokak sanatıyla, ikinci el ve vintage dükkanları, pazarları, değişik kafeleriyle resmen Tallinn'in Karaköy'ü. Genelde genç kesim burada takılıyor. İkinci el dükkanları çok uygun ve değişik şeyler bulabilirsiniz. Ayrıca gece hayatı da çok canlı. Benim en sevdiğim bölgelerden birisiydi kendisi. En az yarım gününüzü burada geçirin! Tallinn'in en ünlü ve büyük müzesi. Müzenin hem bahçesi, hem içi, tamamen sanatsal bir yapı gibi. Giriş 8 euro, Kadriorg durağına yakın. Tallinn, Ortaçağ'dan kalma surları, kaleleri, kuleleri ve eski şehir merkezi ile bizi bir yandan geçmişe götürürken bir yandan da modern yüzüyle bizi çok şaşırttı. Beklentilerimizin çok üzerinde kaldı... İskandinavya veya Finlandiya turu yaparsanız Tallinn'i mutlaka rotanıza eklemenizi öneririz! Tallinn yeme-içme rehberi için ise sizi şuraya alalım."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2020/06/28/adrasan-olimpos-gezi-notlari/", "text": "Antalya'da sahillerinde denize giremeyeceğiniz, tatil yapamayacağınız yer neredeyse yok gibi. Ama Adrasan'ın bizdeki yeri çok ayrı. 3 yıldır bir şekilde mutlaka uğradığımız Adrasan'ı bu kadar sevmemizin nedeni, sakin ve sade plajı, tertemiz koyları ve Suluada'sı. Haberlerde denk geldiğimiz \"2 lahmacun 1 kola 500 TL\" şeklinde fiyatların oluşmasını sağlayacak ortamın olmaması bizim için çok büyük bir artı. Plajın hemen arkasında bulunan marketlerden alışverişinizi yapıp, sahilde rahatlıkla kafanızı dinleyebilirsiniz. Aslında Olimpos'un plajı devasa uzunlukta ve Çıralı da bu plajın bir parçası, fakat yerleşim olarak bu iki lokasyon birbirinden dağlarla ayrılmış durumda. Bizim bu bölge için önerdiğimiz plan; 1 gün Suluada tekne turu, 1 gün koylar tekne turu, 1 gün Olimpos antik kenti ve Adrasan Plajı, zaman kalırsa 1 gün de Çıralı. Bu üçlü, Antalya Havaalanı'ndan arabayla yaklaşık 1 saat 40 dakika kadar uzaklıkta. Biz şimdiye kadar hep araç kiralayarak ulaşım sağladık. Tatil bölgelerinde araç olmadan istediğiniz zaman istediğiniz yere gitmek maalesef çok zor. Araç kiralarken kullandığınız operatörlerin kampanyalarına göz atmanızı tavsiye ederiz. Vodafone ve Turkcell'in anlaşmalı firmalarla indirimleri olabiliyor. Toplu taşıma kullanmak isterseniz, önce hava alanından otogara geçmeniz gerekecek. 600 numaralı otobüsle veya raylı sistemle hava alanından otogara ulaşabilirsiniz. Otogara geldikten sonra ilçeler terminalinden Adrasan servislerini sorabilirsiniz, günde 4 sefer bulunuyor ama bu dönemde değişikliğe gidilmiş olabilir. Bu arada Antalya Otogar Adrasan seferini düzenleyen tur, Çiçek Tur. Bu firmayı arayarak da önden bilgi alabilirsiniz. Antalya'da ilçeler arası toplu taşıma yaygın olmadığı için, biz daha iyi bir tatil için her koşulda araç kiralamanızı öneriyoruz. Olimpos'taki bungalov evler kahvaltı dahil uygun fiyat seçenekleri sunuyor. Bunun dışında Çıralı bölgesinde oldukça ferah görünen butik oteller de mevcut, fakat denemediğimiz için yorum yapamıyoruz. Adrasan'da ise, kumsalın hemen arkasında birçok otel mevcut, ama fiyatları ortalamanın oldukça üzerinde. Aynı şekilde Adrasan'da plajın en kuzey noktasında yer alan küçük bir nehirin kenarında konumlanmış oteller & pansiyonlar bulunuyor. Biz buradaki otellerde kalmadık ama River Otel'in restoranında yemek yedik; fiyatlar ve ambians memnun edebilir ama yemekler bu sene önceki yıla göre vasattı, yani deniz sonrası bir şeyler içerek dinlenmek için ideal. Yazımızın girişinde güzellemesini yaptığımız Adrasan Plajı'nın, Timetogo. blog deniz suyu kriterlerine göre biraz sıcak kaldığını söyleyebiliriz. Şezlong + şemsiye 10 TL. Sahilde kano ve deniz bisikleti kiralayıp gezebileceğiniz bir alan da mevcut, onların fiyatı da oldukça makul. Adrasan koylarına ve Suluada'ya giden turlar, bu plajdan kalkıyor. Bu arada Adrasan Plajı oldukça uzun ve biz genellikle girişin sağında kalan bölgeyi tercih ediyoruz. Bu bölge hem marketlere hem de restoranlara yakın. Son zamanlarda sosyal medya sayesinde oldukça popüler hale gelen Suluada, masmavi denizi ve beyaz kumlarıyla görsel olarak bizi çok etkiliyor. Adada hiçbir tesis bulunmuyor. Açık deniz ortasında bulunması ve koyu bulunmaması nedeniyle rüzgarlı havalarda deniz çok dalgalı olabiliyor. Turlar, adaya giderken veya adadan dönerken başka koylara da uğruyor bu arada. Tur fiyatları ortalama 100 TL ve öğle yemeği, çay, meyve gibi ikramlar dahil oluyor genelde. Koylar tekne turları, Adrasan'a girişten sonra sağ tarafta yer alan tekneler ile sağlanıyor. Bu yıl koyları Erdal Kaptan ile gezdik ve çok memnun kaldık. Tur rotası ise şu şekilde: Korsan Koyu, Porto-Ceneviz Koyu, Sazak Koyu, Akseki Koyu, Fosforlu Mağara. Favori koylarımız ise \"Sazak\" ve \"Porto-Ceneviz\". Olimpos, aslında 3 bölgeden oluşuyor diyebiliriz: 1) restoranların, otellerin ve pansiyonların bulunduğu bölge 2) antik kent 3) sahil. Sahile ulaşmak için ilk iki bölgeden geçmeniz gerekiyor. Antik kent girişi ücretli (30 TL) ve Müze Kart geçerli. Müze Kart da yaklaşık 60 TL ve çok daha avantajlı bu arada. İşletmelerin bulunduğu bölgede zaman geçirmeye değer bazı mekanlar olsa da maalesef çoğunluğu bölgenin ruhuna yakışmıyor. Biz Olimpos'a erken saatlerde gelirsek, kahvaltı yaptıktan sonra denize uğrayıp, akşam üstü ferahlığında da antik kenti geziyoruz. Olimpos sahili çok taşlı, dolayısıyla plaj ayakkabısıyla gelmekte fayda var. Biz Adrasan'da yüzmeyi, Olimpos ve Çıralı plajlarına tercih ediyoruz. Sahil, caretta carettalar daha mutlu olsun diye 19:00'da kapanıyor ve dolayısıyla plajdan da bu saatte ayrılmanız gerekiyor. Olimpos'un biraz ilerisinde yer alan ve daha sakin bir ortama sahip Çıralı, Olimpos ile aynı kumsalı paylaşıyor. Adrasan'dan kalkan koylar tekne turunun uğradığı koylara, Çıralı'dan kalkan turlar da uğruyor. Dolayısıyla tur planınızı buradan da gerçekleştirebilirsiniz. Olimpos'tan farklı olarak, işletmeler ile sahil arasında ulaşım oldukça kolay, arada bir antik kent olmadığı için. Aynı şekilde Çıralı Plajı da 19:00'dan sonra kapalı. Yazımızın sonuna doğru gelirken, bu yıl bu bölgede geçirdiğimiz 3 günü özlemle anıyor ve bir sonraki deniz tatilimizi iple çekiyoruz. Planınız uzunsa ve başka yerler de görmek isterseniz, favori tatil mekanımız Kaş'ın gezi notları da şu linke bırakıyoruz. Bir dahaki yazımızda görüşmek üzere! Instagram'da bizi takip etmek isterseniz şöyle buyrunuz."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2020/08/30/dogukaradeniz-gezi-notlari/", "text": "Doğu Karadeniz'i gerçekten çooook uzun zamandır görmek istiyorduk ve nihayet başardık. Daha önce birkaç kez plan yaptık ama maalesef pandemi nedeniyle bozuldu. Bu nedenle buralar bizim için daha da heyecanlı hale geldi. Şu an bize sorsanız, \"seyahatiniz nasıldı?\" diye, size anlatacağımız o kadar çok şey var ki aslında. Bunlardan en akılda kalanları kesinlikle \"muhlama -mıhlama değilmiş-, karalahana sarması, yaylalar, müthiş bir yeşillik ve doğa, The Mist'ten fırlamışçasına sisler ve bulut denizleri, çok çok çay, Karadeniz şivesi, Artvin'de yediğimiz Gürcü yemekleri ve maalesef tulum sesi\". 1. gün: Sabah erken saatte İstanbul'dan Trabzon Havaalanı'na geliş. Trabzon'dan araç kiralayarak Rize'ye varış. Cugal Kafe'de kahvaltı. Zil Kale ve Palovit Şelalesi'ni gezmek. Zua Kafe'de bir kahve molası, ardından Kendini Koruyan Mahalle. Konaklar Mahallesi'ndeki Makrevis Konağı'nda konaklama. 2. gün: Huser yaylasına gitme girişimi ve gidemeyiş.. : ( Daha sonra Şimşir Ormanı. Yeşil Vadi Restoran'da öğle yemeği. Yine Makrevis Pansiyon'da akşam yemeği ve konaklama. 3. gün: Elevit yaylası. Cancik Pansiyon'da öğle yemeği. Pokut yaylasına gidiş ve Pokut Doğa Evi'nde konaklama. 4. gün: Pokut yaylasında yürüyüş ve kahvaltı. Öğleden sonra Gito yaylasına geçiş ve Gito Konak'ta konaklama. 5. gün: Erken saatlerde Gito'da yürüyüş, kahvaltı ve Artvin'e geçiş. Artvin Borçka Karagöl'de yürüyüş, Macahel Köyü ve Macahel İremit Pansiyon'da akşam yemeği&konaklama. 6. gün: Macahel İremit Pansiyon'da kahvaltı, Macahel'den Şavşat yaylalarını gezerek Yavuzköy seyir terasına gidiş. Laşet Restoran'da öğle yemeği. Şavşat Karagöl'e varış ve göl üzerinde kayığa binmek. Borçka'ya geri dönüş ve Adaş Dağ Evi'nde konaklama. 7. gün: Adaş Dağ Evi'nde kahvaltı sonrası Murgul Delikkaya Şelalesi'ne gidiş. Murgul'dan Hopa'ya sadece Hopa Kristal Pide'de hunharca pide yemek için gitmek... Trabzon Havaalanı'na dönüş yolunda Haremtepe Köyü, Çeçeva Villa Çamlık'ta çay tarlalarında fotoğraf molası. Bu konuda birçok fikir var. Biz okuduklarımızı özetleyip Ağustos'ta gitmeye karar vermiştik ama, Rize'de konuştuğumuz herkes, en güzel ayların \"Haziran, Eylül ve Ekim\" olduğunu söyledi. Sonbaharda doğanın daha renkli, yağmur ve sisin daha az olduğunu yerel halktan duyduk. Nisan ve Mayıs aylarında yaylalardaki karlar erimemiş oluyor. Rize'nin kar manzaraları çok güzel görünse de, yaz aylarında bile yaylalara çıkmak çok çok zor iken, karlı havalarda nasıl olur siz düşünün ve tercihinizi ona göre yapın deriz. Artvin ise Rize'ye kıyasla çok sıcaktı. Yaylaları bile Rize'nin yaylaları gibi serin değildi. Ancak Artvin'de yağmura denk geldiğimiz de oldu, yağmurluğunuz yine de yanınızda olsun. Neyse, Doğu Karadeniz'e İstanbul taraflarından ulaşmanın en hızlı yolu, Trabzon'a veya Batum'a uçmaktan geçiyor. Trabzon Havalimanı'na geldikten sonra Rize'ye ulaşmak oldukça kolay; araç kiralayabilir, ya da Havaş kullanabilirsiniz. Havalimanından kalkan servisler, Rize'ye de uğrayarak Hopa'ya kadar gidiyor. Toplu taşımayla merkezi yerlere kadar gitmeniz tabi ki mümkün, hatta Çamlıhemşin yaylalarına bile turlarla katılabilirsiniz. Ama bunun özgürlük, konfor ve zaman yönetimi -plaza dili ve edebiyatı için özür dileriz- açısından sizi kısıtlayacağını unutmayın. Araç kiralamak, Doğu Karadeniz gezinizi olabildiğince verimli şekilde gerçekleştirebilmek için yapabileceğiniz en faydalı şey olabilir. Araç kiralarken, yaptığınız planlamaya göre karar vermeniz çok önemli; yaylalara çıkmayı kafanıza koyduysanız mutlaka 4x4 bir araç kiralayın. Biz, altı biraz yüksek olan ama 4x4 olmayan bir araçla Pokut ve Gito yaylalarına çıkabildik, ama yolun çoğu kısmını saatte 10 km ile gittik. Yayla yollarında sürekli dağa tırmandığınız için, bir yanınız daima uçurum ve yollar genelde ya taş, ya çamur. Dolayısıyla araç konusu burada oldukça önemli! Planınızda bulutların üzerindeki yaylalar yoksa, yüksek bile olmayan sıradan bir araç işinizi fazlasıyla görür. Araçla ilgili önemli not: Çamlıhemşin'de benzin istasyonu yok. En yakın istasyonlar, Ardeşen yolundaki birkaç benzinlik. Dolayısıyla yaylalarda kendi kendinizi mağdur etmek istemiyorsanız deponuzu planınıza göre önceden doldurun. Faydalı kısa bilgi: Elevit yaylası, Şimşir Ormanları, Zilkale, Çinçiva/Şenyuva, Çamlıhemşin merkez ve Konaklar Mahallesi gibi yerlere normal bir araçla rahatlıkla gidebilirsiniz. Elevit dışındaki tüm Çamlıhemşin yaylaları, Palovit Şelalesi, Kendini Koruyan Mahalle gibi yerlere gidecekseniz 4x4 kiralayın. Artvin'in yolları Rize'ye göre gayet güzel, normal bir araç fazlasıyla işinizi görecektir. Yine de yaylalar için iyi bir sürücü ile gitmekte fayda var. Rize ve Artvin'de gözlemlediğimiz şey: buradaki konaklamaları internet üzerinden pek ayarlayamıyor oluşunuz. Çamlıhemşin bölgesindeki otel ve pansiyonların çoğu için, arayarak rezervasyon yapmanız gerekiyor. Hemen her pansiyonun Instagram sayfası var, işletmeleri oradan da inceleyebilirsiniz. 2020 Ağustos ayı itibariyle konaklama ücreti bizim araştırmalarımıza göre ortalama kişi başı 200-300 arası. Evet kişi başı, çünkü sorduğumuz hiçbir yerde oda fiyatı alamadık, Rizeliler kendi aralarında anlaşmış gibi sadece kişi başı fiyat veriyor. Bu arada fiyatlara kahvaltı kesin dahil ve akşam yemeği ise genelde ekstra. Biz Rize'de iki gün Makrevis Pansiyon'da, bir gün Pokut Doğa Konuk Evi'nde ve bir gün de Gito Konak'ta konakladık. En memnun kaldığımız yer Makrevis Konağı oldu: hem Meryem ablanın samimiyeti hem de müthiş yemekleriyle bir pansiyondan çok daha fazlasıydı. Konaklar mahallesindeki en güzel konaklardan biri, Makrevis. Fiyatı, kaldığımız diğer pansiyonlarla aynı olsa da, kahvaltıları ve akşam yemekleri tam bir anne evi sofrasıydı; burada en az 2 kilo almışızdır.. Pokut Doğa Konuk Evi ise o meşhur muhlama peyniri uzarken arka planda Pokut yaylasının göründüğü fotoğrafların çekildiği yer. Genel anlamda memnun kaldık ama internetin hiç çekmediği bir yaylada wifi şifresini vermemelerini tuhaf bulduk. Gito'da Yessi Gito Bungalov'da kalmayı çok istemiştik ancak bu hiçliğin ortasında tek başına duran sevimli bungalov çok öncesinden dolmuştu... O yüzden birkaç seçenekten biri olan Gito Konak'ta kaldık. Fiyatlara kahvaltı dahil, akşam yemeği değil. Pansiyonun kahvaltısı ve akşam yemeği ortalamaydı.. Ama yaylalarda çok fazla seçenek yok gibi zaten. Yine de 1 gece kalınabilir. Bizim kalmadığımız ancak çok önerilen bir diğer yer Laşet Motel ve Bungalov. Yalnız merkeze biraz uzak, Şavşat tarafında kalıyor. O bölgeyi gezeceğiniz gün burada konaklayabilirsiniz. Plan yaparken kolaylık olması adına Rize'yi sizin için 3 bölgeye ayıracağız; Çeçeva Köyü, Çamlıhemşin ve çevresi, yaylalar! Çayeli'nden güneye doğru ilerledikçe, tepelerdeki çay tarlaları gözünüze çarpmaya başlıyor. Eski adıyla Çeçeva, yeni adıyla Haremtepe köyüne yaklaşınca da artık her yerde, gayet nizami bir şekilde oluşturulmuş tarlaları görüyorsunuz. İşte bu \"nizami bir şekilde oluşturulmuş çay tarlaları\" nın en güzeli, Villa Çamlık'ta yer alıyor. Bahçeye girmeden önce, aşağıdaki fotoğrafın arka planında yer alan konakta yaşayan aileden izin almak gerekiyor, çünkü burası bir özel mülk. \"Doğadan\", bu tarlaya sponsor olmuş ve bazı kısımlarında markanın tabelalarını görebiliyorsunuz. Bu arada köy son zamanlarda ciddi anlamda turist akınına uğramaya başlamış. Umuyoruz ki bu durum bölgenin ve bu güzel tarlaların doğasına zarar verecek şekilde ilerlemez. Villa Çamlık'a, Çayeli merkezden yaklaşık yarım saatlik araç yolculuğuyla ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca biz çok sayıda tur da gördük, ulaşım konusunda tercih sizin. Lazca ismi Çinçiva olan Çamlıhemşin merkezden ve Konaklar Mahallesi'nden geçtikten sonra karşınıza çıkan ilginç köy. İlginç çünkü içerisinde müthiş bir yeni nesil kahveci var. Şenyuva Köprüsü'nün hemen dibinde yer alan bu küçük yerleşim yeri aslında şimdilerde tamamen işletmelerden oluşuyor gibi ama bu işletmeler çok samimi olduğu için hiç rahatsız etmiyor. Çamlıhemşin bölgesinde gideceğiniz birçok yere de buradan geçerek ulaşıyorsunuz aslında. Pokut yaylasına ve Kendini Koruyan Mahalle'ye giden teleferiğe giden yol, Çinçiva'nın hemen ilerisinde. Böyle uzaktan yeşillikler arasından görünce bir wow çektiren, filmlerden çıkmış gibi duran bir kale burası. Aslında ismi Zir kaleymiş ve eskiden savunma için inşa edilmiş, şu an Rize'deki en büyük ikinci kale. İçine girmektense uzaktan manzarası daha güzel bizce ama içinden de etrafın manzarası güzel ve görülmeye değer. Giriş 4 . Zilkale'den sonraki durağımız Palovit Şelalesi oldu; ulaşımı -yaylalara göre- oldukça kolay. Dolayısıyla turisti ve tur şirketi bol bir yer burası. Şelale devasa büyüklükte ve yakından görünce fotoğraflardaki halinden çok daha etkileyici ve güzel görünüyor. Rize'de mutlaka gidilmesi gereken yerlerden. Bu mahalleye bayıldık! Karadenizliler, çok ince detayların olduğu bu harika konakları, zamanında Rusya gibi kuzey ülkelerinde çalışıp kazandıkları paralarla yaptırmışlar. Hamur işi yemekleri de yine oralarda öğrenmiş ve yapmayı sürdürmüşler. Konakların hem içi hem de manzaraları çok güzeldi. Günümüzde arabayla bile çıkması zor olan belki yüz yıllık ahşap konakların içindeyken, bunca yıl bozulmadan nasıl dayandıklarını ve zamanında nasıl emeklerle inşa edildiğini düşünüp hayret ediyorsunuz. Bu mahalle sadece teleferikle geçilebilen bir yer. Teleferiğin yerden yüksekliği 400 metre olduğu için biz oraya kadar gidip binmeye cesaret edemedik...:( Teleferikle mahalleye geçiş kişi başı 35 tl. Mahallede birkaç kafe ve konaklayabileceğiniz bungalovlar var. Uzaktan güzel görünüyordu. Sahibine neden teleferik kapalı olanlardan değil diye sorduk, geçen yıllarda modern teleferik yaptıklarını ve kimsenin binmediğini söyledi. 😀 İnsanlar bu halini daha heyecanlı ve güzel buluyorlarmış. Faydalı bilgi: Sabah 10-11 gibi yaylalara sis basmaya başlıyor ve hava kötüyse hiçbir şey göremeyebiliyorsunuz. O yüzden sabah erken gitmenizi ve hatta Pokut, Gito gibi yaylalarda 1 gece konaklamanızı şiddetle öneriyoruz. Bu sayede sabah erkenden kalkıp müthiş manzara eşliğinde, bulutların üzerinde yürüyüş yapabilirsiniz. Yalnız sabah erken saatlerde çimler yağmur yağmış gibi ıslak oluyor, su geçirmez ayakkabı uyarısını tekrar hatırlatalım.. Edit: Rize'ye 2021 Ağustos'ta tekrar gittik ve Eynetap Dağ Evi'nde konakladık, odamızın manzarası aşağıdaki fotoğrafta.. hayran kaldık. Sal: Pokut'tan 10-15 dk yürüme mesafesinde olan bir yayla burası. Pokut'a kadar gitmişken bir uğrayıp Pilunc Çay Evi'nde sütlaç yemenizi öneririz. Gito: Çamlıhemşin yaylalarından Gito, denizden 2000 mt yükseklikte ve Çamlıhemşin'den arabayla yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Yollar yine çok kötü ama o sabah manzarasına kesinlikle değiyor! Amlakit: Biz maalesef Amlakit'e gidemedik. Diğer yaylalara göre daha az turistik ve çok sakin bir yaylaymış. Samistal: Maalesef bizim gidemediğimiz, ulaşımı bir hayli zor olan, Çamlıhemşin'in en yüksek yaylası. Hem zamanımız kalmadığı için hem de yolunun bizim planımıza çok ters kalmasından dolayı buraya gidemedik. Siz giderseniz bizim yerimize de keyifli vakit geçiriniz. Hakkında yazılmış Yaşar Kurt şarkısı için şuraya alalım. Artvin'de 2 karagöl var; biri Borçka, biri Şavşat. Bizim daha çok sevdiğimiz Borçka Karagöl oldu. Şavşat da oldukça güzel ancak yolu çok virajlı ve yorucuydu, görsel olarak da çok farklı değiller açıkçası. Borçka Karagöl'de mangal ve piknik yapılabilen alanlar var. Onun haricinde çevresinde yürüyüş yapmak çok keyifliydi. Manzarası ve doğası ise muhteşem. Gözlere şenlik.. Artvin'deki ilk durağınız burası olsun. Giriş 13 . Macahel Macahela eski adıyla kuyudaki yer demekmiş. Köy bir Gürcü köyü ve geçim kaynağı bal, fındık ve turizm üzerinden sağlanıyormuş. Öyle ki gördüğümüz el sabunları bile ballıydı. 😀 Gürcistan sınırındaki köyde operatörünüz sizi Gürcistan'da sanıp mesajlar yağdırabiliyor. Not: Bal demişken Artvin'de arıcılık çok yaygın. Arı alerjiniz varsa veya çok korkuyorsanız ona göre gidin deriz. Bizim vaktimizin yetmediği için gidemedik ama fotoğraflarda çok güzel görünüyorlardı. Aklımızda kalmadı değil. Siz vakit bulursanız gidin deriz. Şavşat'tan geçerken, hemen yol üstünde yer alan Yavuzköy seyir terası'nda durup manzaraya bakabilir, Laşet'te de yemek molası verebilirsiniz. Restoran, dere kenarına kurulmuş ve alabalığıyla ünlü. Macahel'den Şavşat'a geçerken, dağ yolundan ilerlediğimiz için yolda birçok yayla ve köy gördük, hepsi çok güzeldi. Köylerdeki bozulmamış mimari ve doğa gerçekten çok huzur verici. Bizim Artvin'de sadece 2 buçuk günümüz olduğu için farklı bir şelale görelim istedik. Murgul ilçesinde bulunan şelalenin suyu büyük bir kayayı delmiş ve bu görüntü çıkmış ortaya. Diğer ünlü şelalelerin aksine çok az insan vardı ve çevresinde hiçbir tesis vs. yok. Bu kadar bakir ve doğal olması da hoşumuza gitti. Önemli bilgi: Google Maps bu şelalenin yerini yanlış gösteriyor. Başköy'e vardığınızda yerel halka sormanız daha doğru olacaktır. Ayrıca internet hiç çekmiyordu, buranın çevrimdışı haritasını indirirseniz rahat edersiniz. Not: Maral Şelalesi, Bazgiret Köyü ve Parkhali Manastırı bizim gidemediğimiz, konumları diğer yerlere ve birbirlerine de uzak olan yerlerdi. Bir daha ki Karadeniz gezimize artık.. Doğu Karadeniz'de denenmesi gereken yemekler: etli kuru fasulye, turşu kavurma, hamsili pilav, muhlama, karalahana sarması, laz böreği, sütlaç, mısır ekmeği, Artvin'de bol baharatlı Gürcü yemekleri özellikle Gürcü tavuğu, GDO'suz mısır, Karadeniz pidesi, cağ kebabı, tereyağında alabalık, Artvin balı ve hamur işi.. Zua Cafe'de mürver çiçeğinden yapılan pohpedi gazozu veya lafı hiç dolandırmadan bir americano için. Yaban mersinli muhallebi yemeyi kesinlikle kaçırmayın. Cugal Kafe'de yemek yiyebilir veya kahvaltı edebilirsiniz. Ancak çok arı olabiliyor, baştan söylemesi. Yeşil Vadi Restoran'da yediğimiz sac kavurmayı beğendik ama porsiyonlarını küçük bulduk. Çayeli Lale Restoran'da kuru fasulye pilav-kavurma ve tabii ki sütlaç yedik, her şeyi övüldüğü kadar lezzetli. Liman Lokantası çok önerildi ama vaktimiz yetmediği için biz gidemedik. Hopa Kristal Pide, Hopa'nın en ünlü pidecilerinden. Bizim yediğimiz en lezzetli pide oldu kendisi. Kavurmalı-kaşarlı ve kuşbaşılı-kaşarlı önerilir. Not: Rize'de ve Artvin'de çok fazla zipline ve rafting yeri gördük, Yol üzerinde siz de hemen her yerde göreceksiniz, biz denemedik ama böyle şeylere meraklıysanız eğlenceli olabilir. Doğu Karadeniz gezi yazımızın sonuna geldik, umarız ki gezinize bir faydamız dokunmuştur! Yazının genelinde ebeveyn gibi tavsiyeler verdik ama bu tavsiyelerin hiçbir gezide olmadığı kadar faydalı olduğunu da not düşmek isteriz. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun. - Palovit Şelalesi - Zil Kalesi - Kendini Koruyan Mahalle - ZuA Coffee - Cugal Cafe - Çeçeva - Zilkale Kaledibi Cafe - Pokut Yaylası - Gito Yaylası - Elevit Yaylası - Huser Yaylası - Ayder Yaylası - Sal Yaylası - Badara Yaylası - Macahel İremit Pansiyon - Karagöl - Kristal Pide - Şavşat Şehir Tepesi - Mençuna Şelalesi - Çiftekemer Köprüsü - Laşet Restaurant & Motel - Delikli Kaya Şelalesi - Makrevis Köyü - Taş Köprü - Maral Şelalesi - Bazgireti - Karagöl Sahara Milli Parkı Sahara Yaylası"} {"url": "https://blogtimetogo.com/2021/04/04/mardin-gezi-notlari/", "text": "Aslında tüm Mardin yolculuğunun kendisi bizim için bir tür zamanda yolculuk gibiydi. Mardin'in gezdiğimiz ilk Güneydoğu Anadolu şehri olmasından da kaynaklanabilir bu durum, bilemiyoruz ama iki Havaş arasında geçen zaman bizim için gerçekten çok farklı bir boyutta geçmiş gibi sanki. \"Yahu ne abarttınız!\" dediğinizi duyar gibiyiz ama bazı tecrübeleri yazıyla aktarmak maalesef çok zor. Aynı evde, aynı anda ikiden çok dil konuşulduğunu, başka ülke sınırına bir köy uzaklığında olmanın kültürel etkilerini Doğu Karadeniz'de görmüştük. Tarihi yapıları ve manastırları da daha önce görmüştük ama hiçbiri bizi Mardin kadar etkilememişti. Burada insanı derinden etkileyen ve rahatlıkla anlatamadığımız çok farklı bir ruh mevcut. Üstteki paragrafta iki Havaş arasında dedik çünkü Havaş'a bindiğimiz anda yöre insanının rafine bir örneği, Havaş şoförü olarak karşımıza çıkmıştı. Kendisi yaklaşık 40 dakikalık yolculuk boyunca 3 farklı dil konuşmuş, bizim şehir hakkındaki sorularımıza da çok samimi ve kibar bir şekilde cevaplar vermişti. Eski Mardin'de artık sayıları az da olsa Süryaniler de yaşıyor ve kendi aralarında Süryanice de konuşuyorlar. Eski Mardin'in hafif kaotik 1. Caddesi, aslında kültürel çeşitlilik ve karşıtlıklar açısından Türkiye'nin bir minyatürü gibi. Bu arada bölgedeki bir rehberden öğrendiğimize göre Süryanilik bir mezhep değil bir etnik yapıymış. Süryanice, görünüş olarak bizim Arapça'ya benzettiğimiz sağdan sola doğru yazılan bir dil. İncil'in ilk yazıldığı hali, İsa'nın da konuştuğu dil olan Süryanice'ymiş ve Süryaniler Hristiyanlığı ilk kabul eden halkmış. Hala dinlerine ve dillerine çok bağlılar ve kültürlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Kendilerini en eski medeniyetlerden olan \"Asurlu\", \"Arami\" veya \"Keldani\" olarak da isimlendirebiliyorlarmış. Mardin için en iyi zaman Nisan-Mayıs veya Eylül-Ekim diyebiliriz. Mart'ın sonları veya Kasım'ın ilk haftaları da çok iyi olabilir. Biz Mart'ın sonlarında gittik ve bu karardan çok memnun kaldık. Gittiğimiz günlerde Mardin güneşliydi şansımıza, plan yapmadan hava durumunu kontrol etmekte fayda var. Gündüz ne kadar sıcak olsa da akşam güneş batınca hafiften ayaz başlıyor bu arada, o yüzden ekstra kalın bir şeyler getirmeyi düşünebilirsiniz. Mardin'e en az 3 gün ayırmanızı öneririz. Biz biraz daha az koşturmalı gezmek istediğimiz için 4 gün ayırdık, yine de gezemediğimiz yerler kaldı. Güzel haber: Mardin'de havaalanı var. Pegasus ve THY'nin İstanbul'dan düzenli seferleri oluyor. İzmir ve Ankara'dan da uçuşlar mevcut. Mardin uçak biletlerinin çok ucuz olduğu söylenemez, o yüzden biletleri erken almakta fayda var. Uçuş İstanbul'dan 2 saat sürüyor. Eski Mardin bölgesi için havaalanından Havaş servisi var, kişi başı 10 'ye yaklaşık 40 dk süren bir yolculukla Eski Mardin'in içine kadar gidiyor. Eski Mardin çok dar sokaklardan oluşan bir yer ve çoğu yere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz, bu nedenle sırf eski şehir için araba kiralamanıza gerek yok. Yani Eski Mardin'i yürüyerek gezmeniz gerekiyor. Ancak -tur ile gezmeyecekseniz- manastırlara ve birkaç yere daha gitmek için araç şart. Biz 1 günlük araç kiralayıp uzak yerleri o güne sığdırmaya çalıştık. Siz de 2 gün Eski Mardin ve çevresini gezip, 1 gün de uzak kalan yerlere gidebilirsiniz. Bizim 1 gece konakladığımız Kaya Ninova Otel merkezi ve gezilecek yerlerin çoğuna epey yakındı. Terasındaki manzarasını ve kahvaltısını da beğendik. Oda fiyatı kahvaltı dahil geceliği -2021 Mart ayı itibariyle- 350 idi. 600 yıllık bu medrese Eski Mardin'deki en güzel yer bizce. 1336 yılında Karamanoğullarından Yahşi Bey tarafından yaptırılan medreseye Eski Mardin çarşıdan biraz merdiven çıkarak ulaşabiliyorsunuz. Yapının kendisi zaten etkileyici ama, şehrin en üst noktasına yakınlığından dolayı sunduğu Mezopotamya manzarası ayrı güzel. Medresenin avlusu çok ferah ve çok dinlendirici bir ambiansı var. Yapının terasına çıktığınızda çok yakından görebildiğiniz kubbelerdeki taş işçiliğine ve estetik zevke diyecek söz yok. Aşağıdaki fotoğrafta da gördüğünüz düzlüklerin bittiği yerde Suriye sınırı var. Eski Mardin'deki mimari ve görsel zevki en güzel yansıtan yapılardan biri Olgunlaşma Enstitüsü binası. İsmini, içerisinde kadınların dikiş-nakış, el işi gibi zanaatlar yapmasından alıyormuş. İçerideki mağazadan yapılan işlere bakabiliyor ve satın alabiliyorsunuz. Hemen yanında da Gazi Paşa İlkokulu var. Okul faal olduğu için yapının içine giremiyorsunuz ama bir fotoğrafını çekip ölümsüzleştirmeye değer. Bu konak Eski Şahtana evi veya Artuklu Üniversitesi Ugulama Oteli olarak da biliniyor. Yapının hem mimarisi hem de terasındaki kafeden manzara çok güzel. Ulaşım çok kolay, 1. Cadde üstünde yer alıyor. Üst kattaki tarihi odalar otel olarak kullanılıyor. Mardin'de her yerde gördüğümüz Şahmeran figürünün ortaya çıkış hikayesini çok samimi bir zanaatkardan dinleme fırsatı bulduğumuz, bize hafiften Taksim'deki pasajları anımsatan çarşı. Revaklı çarşı denmesinin nedeni ise çarşının taş yapı kemerlerden oluşması. Mardin ve Mezopotamya'daki kültür hakkında bilgi edinmek için kesinlikle ziyaret edilmesi gereken müze. Müzenin şuanki yapısı, tipik Mardin evi mimarisinin tüm özelliklerini taşıyor ve bulunduğu Cumhuriyet Meydanı'nda çok dikkat çekiyor. İçerisinde Asurlular'dan Bizans'a, Artuklular'dan Osmanlı Dönemi'ne kadar Mezopotamya uygarlıklarının inanç, ticaret, beslenme, süslenme gibi özelliklerini farklı bölümler aracılığıyla gözlemliyorsunuz. Arkeolojik kazılar ve mozaikler gerçekten etkileyici. Mardin'in enn ikonik yapısı Ulu Cami'nin minaresi olsa gerek. Hemen her fotoğrafta yer buluyor kendisine. Minareye yakından bakınca üzerindeki detaylar ve mimari zevk çok değerli. Caminin içi de çok ferah ve huzurlu. Bizim zamanımız yetmedi ama sizin fazla vaktiniz kalırsa Eski Mardin'de Sabancı Müzesi ve Kırklar Kilisesi'ni de listenize ekleyebilirsiniz. Zinciriye Medresesi'ne benzeyen diğer bir medrese olan Kasımiye sanıyoruz ki daha az popüler. Eski Mardin'in biraz dışında kalan medresenin üst katı ziyarete kapalı olduğu için sadece alt katı ve avluyu gezebiliyorsunuz. Zinciriye Medresesi'nin manzarası bir yana ama Kasımiye Medresesi'nin içini biz daha çok beğendik, avlusunda çok ferah ve rahatlatıcı bir ambians var. Mardin ovasına bakan manastırın inşaası 5. yüzyılda başlamış ve ilk başta yer altına güneş tapınağı olarak inşa edilmiş. Daha sonra zaman içinde üzerine eklentiler yapılarak 18. yüzyıla kadar bugünkü halini almış. Manastır'ın etrafında yetişen zafaran bitkisinden dolayı 15. yüzyıldan sonra Deyrulzafaran olarak anılmaya başlanmış. Manastırı tek başınıza gezemiyorsunuz, girişte rehber oluyor ziyaretçileri gruplar halinde gezdiriyor. Rehber için ekstra bir ücret yok, giriş ücreti içinde. Müze kart geçmiyor, giriş 10 . Eski Mardin'den araçla ulaşım yaklaşık 20 dakika. Mor Gabriel Manastırı; Mardin'de gördüğümüz en güzel ve mistik yerdi. Eski Mardin'den 88 km uzaklıktaki manastıra arabayla 1 buçuk saatte ulaştık ama kesinlikle bu yola değdi. Mor Gabriel Manastırı şuanda dünyanın en eski Süryani Ortodoks manastırıymış. Yapımına 397 yılında başlanmış. Yani 1600 yıllık bir yapıdan ve kültürden bahsediyoruz. Manastırda şuan metropolit, rahipler, rahibeler, gönüllüler, öğrenciler ve çalışan personeller yaşıyor. Kilise ve diğer alanlar bu kişiler tarafından aktif olarak kullanılıyor. Manastırda yaşayan din adamları hayatlarını buraya adadıkları için içeride din adamlarının ve Mor Gabriel'in niş mezarlarını da görüyorsunuz. Manastır inanılmaz güzel bir şekilde korunmuş, zarar gören kısımları da çok başarılı bir şekilde restore edilmiş. Girişte bir rehber sizinle geliyor ve manastırı size Süryaniler ve kültürleri hakkında da bilgiler vererek gezdiriyor, rehber ücreti giriş ücretine dahil zaten. Yani kendi başınıza girip gezemiyorsunuz ki biz bu olayı sevdik. Rehberle beraber gezdirilmenin amacının, turistlerin manastırın duvarlarına isimlerini yazmalarının engellenmesi olduğunu da düşünmedik değil ama..... 08:30-11:00, 13:00-17:00 saatleri arasında her gün ziyarete açık. Televizyonda gördüğümüz Mardin, aşiret, Doğu-Güney Doğu temalı dizilerin çekildiği yer işte buralar. Midyat'ın ara sokakları filmlerden fırlamış görüntüler sunuyor gerçekten. Mardin'den 1 buçuk saatte ulaşabiliyorsunuz. Biz Mor Gabriel Manastırı dönüşü uğrayıp ara sokaklarda biraz gezdik, sonra Hivroj Kafe'de bir mola verip konakların oluşturduğu manzarayı izledik. Eski Mardin kadar büyük değil ve gezilecek çok bir yer yok ama Midyat'ta bir mola verip mimarisini ve sokaklarını görmenizi tavsiye ederiz. Doğu Roma İmparatorluğu'nda doğuyu korumak amacıyla kurulan bir antik kentmiş burası. Biz gidemedik ama biraz içimizde kalmadı değil. Özyasemin Lahmacun'da Mardin'in yöresel lahmacunu olan sembusek yani kapalı lahmacun yiyebilirsiniz ama biz Özyasemin'in normal lahmacununu daha çok beğendik. Pideleri de hafif ve lezzetliydi. Kebapçı Rıdo: Eski tarz kebapçı, küçük ve salaş bir dükkan. Merkezde de şubesi varmış. Biz Eski Mardin'deki yerinde yedik, memnun kaldık. Yalnız kebaptan başka bir şey yok, belirtmiş olalım. Fiyatlar İstanbul'a göre epey uygun. Doboo Restoran: Yine Eski Mardin'de bulunan, yeni tarz bir restoran. Teras manzarası çok hoş. Burada kaburga dolması, içli köfte gibi yöresel yemekler yiyebilirsiniz. Biz restorana adını veren dobo et yemeğinden söyledik; 8 saatte pişen kuzu budu Süryani yemeğiymiş bu dobo; biz bayıldık. Yalnız fiyatları İstanbul ortalamasında, Mardin'e göre biraz pahalı diyebiliriz. Sultan Sofrası: Çok turistik olmayan Sultan Sofrası'nın halep tavasını, ayranını, kaburga etini, iç pilavını çok beğendik. Fiyatları da Mardin ortalamasındaydı. İzla Art Cafe: Mardin'de en beğendiğimiz kafe olabilir kendisi. İçeride kendinizi Kadıköy'de sanacağınız bir yer. Aynı zamanda duvarlar çok ilginç objelerle -İsa figürleri, gümüşçü dükkanı tabelaları vs- süslenmiş. Süryani şarabı veya kahvesi içebilirsiniz. Leylan Cafe: Eski Mardin'de alkol içebileceğiniz nadir yerlerden. Alt katın ambiansı hoş, bizim mola noktalarımızdan biri oldu. Seyr-i Merdin: Günü batırmak için güzel manzarası olan bir yer. Köşeden yer bulabilirseniz ne ala! Eski Mardin'de dolaşırken hemen her yerde Süryani çöreği denen çikolatalı ve tahinli çöreklerden görecekseniz, bizim damak zevkimize pek hitap etmedi ama tatmanızı öneririz. Mardin'den gümüş telkari, şahmeran, puşi, bıttım sabunu, mavi badem şekeri, dibek kahvesi, süryani şarabı alınabilir. Telkari, Mardin yöresine özgü el işçiliği ile yapılan gümüş takılar. Çok fazla çeşidi mevcut. Bıttım sabunu da yine çoook fazla çeşidi olan, Prens Charles'ın bile kelliğine deva bulmak için kullandığı, hemen her 2-3 dükkandan birinde satılan, aslen Siirt kökenli bir sabun türü. Fiyatları genelde uygun. Samimi insanları, kültür farklılıkları, mimarisi ve tarihiyle Mardin bizi kendine hayran bıraktı. Böylece, Mardin gezi yazımızın sonuna geldik, umarız ki gezinize bir faydamız dokunmuştur! Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2021/05/20/datca-gezi-notlari/", "text": "Uzun zamandır hayalini kurduğumuz Datça gezisini 2020 yılının son demlerinde, korona günlerinde gerçekleştirme fırsatı bulduk ve burayı gerçekten çok sevdik. Datça'yı bu kadar sevmemizin nedenlerini düşünürken aklımıza ilk gelen özellikleri sadeliği ve duruluğu oluyor. Meşhur virajlı yollarında gezerken, Datça'nın en sade plajları, en duru suları aniden karşınıza çıkıyor ve bu güzel sürprizlere alışana kadar tatiliniz bitiyor... 🙂 Biz Datça'da dolu dolu 4 gün geçirdik ama bu duruma alışamadık. Datça'da seyahatiniz boyunca genel olarak -diğer tatil bölgelerine göre- çok büyük bir kalabalıkla karşılaşmayacaksınız. Karşılaştığınız kalabalık da sizin gibi sakinlik peşinde olan, Datça'dan beklentilerinin farkında olan diğer tembeller olacak. Datça'yı gerçekten öve öve bitiremeyiz ama özetle; bükleri, bakir plajları, tertemiz havası-suyu, samimi insanı, doğası ve sakinliğiyle, daha da özetle insanın ruhuna dokunmasıyla Datça ülkemizdeki favorilerimizden biri oldu. Datça'da sohbet ettiğimiz, yılın tamamını burada geçiren kişilere göre bu bölge her zaman çok güzel. Yerel halktan en çok duyduğumuz öneri ise Şubat ayında gerçekleşen Badem Çiçeği festivali oldu. Bizim Datça için favori dönemimiz, tabi ki o güzelim büklerden dolayı yaz ayları. Biz 2020 yılında Ekim ayının başında 4 gün geçirdik ve hem sıcaklık hem deniz açısından herhangi bir sorunla karşılaşmadık, aksine sezon bitişine denk geldiğimiz için gittiğimiz her yer çok daha sakin ve fiyatlar da genel olarak daha uygundu. Özetle Haziran-Ekim ayları bizim gibi deniz ve sakinlik seven gezginler için en ideal dönemler diyebiliriz. Datça'da ulaşım konusu biraz yorucu ama yeterince istekliyseniz bu durum sizi üzmez gibi. 🙂 Datça'ya en yakın havalimanları Dalaman Havaalanı (araçla 3 saat) ve Milas-Bodrum Havaalanı (feribot ile 2; feribotsuz 3.5 saat). Bu iki havalimanından birinden araç kiralayıp rahatlıkla Datça'ya ulaşabilirsiniz. Araç kiralamak şart mı derseniz, Datça'dan ne kadar keyif almak istediğinize bağlı diyebiliriz, çünkü o fotoğraflarını gördüğünüz güzel koylara araçsız ulaşmak maalesef çok zor. Bunun haricinde Dalaman'dan Datça merkeze havaalanı servisleri var; bunlarla merkeze kadar gelmek mümkün. Bodrum tarafından gelirken, Datça-Bodrum arası araçlı feribot hizmeti mevcut ve yolu yaklaşık 1,5 saat kısaltıyor. Tarifelere ve seferlere şuradan bakabilirsiniz. Feribot ile gitmeyi planlıyorsanız önceden bilet almalısınız çünkü çok kalabalık olabiliyor ve yer bulamayabiliyorsunuz. Bu arada Datça ile ilgili okuduğumuz ve duyduğumuz yorumlarda genel olarak yolların kötülüğünden şikayet edilmişti ama bizim böyle bir yorumumuz yok. Yollar genel olarak çok virajlı ama asfalt düzgün, yani herhangi bir araç işinizi görecektir. Aktur: Marmaris-Datça arasında kalan Aktur'u bir tatil sitesi olarak düşünebilirsiniz. İçinde 2 tane koyu bulunan, çam ağaçlarıyla çevrelenmiş, özellikle kamp severler için güzel bir konaklama seçeneği. Biz burda kalmadık ama birçok kişiden Aktur hakkında güzel yorumlar duyduk. Bizim Ev Datça: Instagram'da bolca gördüğümüz, Kargı Koyu'na bakan manzarasıyla çok güzel tasarlanmış bir taş ev burası. Sadece Instagram dm üzerinden rezervasyon alıyorlar. Yer bulmak gerçekten zor ve çook öncesinden rezervasyon yapmak gerekiyor. Instagram sayfalarını şöyle bırakalım. Bizim, begonvillerle çevrili daracık taş sokaklarını çok sevdiğimiz, yarım saatte gezebileceğiniz minik bir yer. Sokakları gezerken özenle tasarlanmış renkli kapılar dikkatinizi çekecek. Bu kapılardan biri de Can Yücel'in evine açılıyor, ev de sadece 12 Ağustos'ta ziyarete açılıyor, bunun dışında kalan günlerde ziyarete kapalı. Knidos Antik Kenti ile ilgili anlatılacak çok fazla detay var; arkeoloji ve tarihle ilgilenenlere burayı ayrıca araştırmalarını öneriyoruz. Özet geçmek gerekirse Knidos, antik dönemde bu bölgedeki en önemli kentlerden biriymiş ve kültür-sanat alanında oldukça ilerideymiş. Dünyadaki ilk çıplak tanrıça heykeli olan Afrodit heykeli eskiden Knidos'un en önemli simgelerindenmiş. Hatta o kadar ünlüymüş ki Knidos'u efsaneleştirmiş. Şimdi heykel nerde derseniz; heykel kayıp! Birkaç başka heykel de Londra'da British Museum'daymış. Knidos, Datça yarımadasının en batı noktasında yer alıyor, dolayısıyla gün batımını geçirmek için çok güzel bir yer. Biz üşenmeden antik kentin en uç kısmında yer alan deniz fenerine kadar tırmanmış ve aşağıdaki fotoğrafı çekmiştik. Deniz feneri tam olarak Ege ve Akdeniz'in buluşma noktasıymış. Akşam 7'de ören yeri kapansa da daha öncesinde içeri girdiyseniz günü batırmanıza izin veriyorlar. Deniz fenerine çıkarken -yeme-içme açısından- hazırlıklı gitmek ambiyansı daha keyifli hale getirebilir. Araçla ulaşım kolay ama yollar çok dar, gün batımı sonrası dönüşte ekstra dikkatli olmak lazım. Kumluk Plajı Datça Merkez'de yer alıyor ve akşamları plaj üzerine atılan masalarla oldukça hareketli görünüyor. Sahil boyunca birçok işletme mevcut ve ambiyansı genel olarak çok güzel, mutlaka bir tur atın deriz. Yalnız buradaki mekanlar maalesef bizim için sınıfta kaldı: fiyatlar ortalamaya göre çok yüksek ve hizmetin kalitesi bu fiyat ortalamasına göre çok düşük. Bunlara aldırış etmeden, bir şeyler içip ambiyansın tadını çıkaracaksanız gidilebilir. Merkeze yakın olarak konumlanmış Datça Vineyard, bir diğer gün batımı noktası diyebiliriz. Bizim buraya gitmeye vaktimiz olmadı ama sizin vaktiniz olursa şarap tadımı yapabilir, gün batımını izleyebilir ve alışveriş yapabilirsiniz. Datça'nın büklerinden bahsetmeden önce şunu belirtmekte fayda var: Datça sahillerinin nerdeyse hepsi taşlı, deniz ayakkabısı ile gitmeyi tercih edebilirsiniz. 2 km uzunluğunda bir sahili olan Palamutbükü'nde denize girmek için birçok şezlong-şemsiye hizmeti sunan işletme var. Ancak ben havlumu atıp takılacağım diyorsanız şezlong olmayan alanlar da var. Suyu Datça'daki her yer gibi çok berrak ve güzel. İşletmesinin ismi ile de bilinen Kızılbük -Gabaklar Plajı- bizim Datça'da fiyat/performans olarak memnun kaldığımız bir plaj oldu. Yemekleri güzel ve birçok seçenek var. İskelesi olması da hoşumuza gitti. Biraz konfor istiyorsanız beklentinizi karşılayacaktır. Ovabükü Datça'nın en temiz büküymüş. Ancak biz gittiğimizde biraz dalgalıydı bu yüzden Ovabükü'nü pas geçtik. Bir de etrafında birçok işletme olduğu için çocuklu ailelerin daha çok tercih ettiği bir yer diyebiliriz. Merkeze yakın olan Kargı'nın suyu pırıl pırıl, ulaşımı kolay. Çevresinde birçok işletme ve sahilde soyunma kabinleri de var. Merkezi veya Eski Datça'yı gezeceğiniz bir gün Kargı Koyu'nda yüzme molası verebilirsiniz. Bizim buradaki favori işletme ise Kargilos Otel. Bir şeyler yiyip, içtiğiniz zaman şezlong ve şemsiyeye ücret ödemiyorsunuz. Otopark ücreti 10 . Baştan söyleyelim; Datça balı, bademi ve balığı ile ünlü. Bu 3B'yi denemeden Datça'dan gidilmezmiş. Biz Datça'dan ayrılırken bademli süt reçeli, bademli lokum, kavrulmuş badem gibi şeyler almıştık. Bu anlamda Eski Datça'da alışveriş yapabileceğiniz pek çok yer var: Pehlivan, Olive Farm en ünlü yerler. Merkezde bulunan Tekin Usta Dondurma'dan keçi sütüyle yapılan bal-bademli dondurmasını deneyebilirsiniz. Eski Datça'da Orhan'ın yeri'nde bir kahve veya gazoz molası verebilirsiniz. Datça gazozu oldukça ünlü ve Datça'daki her şey gibi bademli.. Kumluk Plajı'ndaki diğer yerler kadar güzel bir ambiansı olmasa da fiyat/performans olarak başarılı olan Cafe Inn'de pizza veya makarna yiyebilirsiniz. Gabaklar Plajı'nın işletmesinde öğlen için atıştırmalık veya yemek yiyebilirsiniz. Biz hem işletmeden hem yemeklerden çok memnun kalmıştık. Hızlıca ev yemeği yemek isterseniz de Zekeriya Sofrası'nı, döner yemek isterseniz Dönerci Maydanoz Ali'yi tercih edebilirsiniz. Merkezde bulunan Tonka'dan çikolata yiyebilir, Meşhur Datça Badem Kurabiyecisi'nden kurabiye alabilirsiniz. Kargı Koyu'nda yüzeceğiniz günü Kargilos Hotel & Beach'te geçirip, pizza yemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Sizi Kaş gezi notları için şöyle, Adrasan&Olimpos&Çıralı için ise şöyle alalım. 🙂 Datça'ya kadar gidip Marmaris'i görmeden olmaz derseniz Marmaris gezi notları için bu yazımızı inceleyebilirsiniz. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2021/05/25/marmaris-gezi-notlari/", "text": "Mavinin her tonunu görmenin çok normal olduğu Marmaris, yanlış planlama yapmanız durumunda sizi üzebilecek, kendinize göre bir plan yaptığınızdaysa Türkiye'deki favori tatil yerlerinizden biri olabilecek bir yer. Marmaris'te bizi üzen şeyler genel olarak Merkez'de turist yoğun bölgelerdeki yozlaşmışlıktan kaynaklanıyor, doğru düzgün bir fırın bulup, gerçek bir kahvaltı yapmak gerçekten bizi uğraştırdı çünkü her yer English breakfast olmuş.. 🙂 Aşağıdaki haritada \"Marmaris\" olarak geçen, Marmaris merkezin sahile yakın kısımları gerçekten küçük bir İngiliz mahallesi gibi. Merkezi çok kötülemiş gibi olduk ama hakkını da yemeyelim, buradan kalkan tekne turlarının uğradığı koylar gerçekten çok güzeldi ve fiyatları da uygundu. Gelgelelim, Marmaris merkezin daha güneyinde kalan çoğu yer tam bir cennet. Özellikle Bozburun, Söğüt ve Selimiye üçlüsü bu bölgedeki favorilerimiz. Bu üçlüyü bu kadar çok sevmemizin nedeniyse yoğun turist akınına henüz uğramamış olmaları, kendilerine has sakin atmosferleri ve tabi ki müthiş koyları. Konusu açılmışken şarkıyı da yazıya ekleyelim 🙂 Okurken iyi gideceğini düşünüyoruz. 1. Gün: Akyaka'da bir mola, kısa bir keşif, sonrasında İncekum Plajı. 2. Gün: Sedir Adası, -sonraki gün sabah tekne turunu yakalamak için- akşam Marmaris'e geçiş ve konaklama. 3. Gün: Marmaris merkez çıkışlı tekne turu. 4. Gün: Delikyol Koyu & Selimiye. 5. Gün: Bozburun çıkışlı Söğüt tekne turu. Bu bölge için tabi ki Haziran-Ekim arasındaki ayları önereceğiz. Birazdan bahsedeceğimiz muhteşem koylarda yüzmek için aksi düşünülemezdi zaten! Biz 2020 Ekim ayında gittiğimizde deniz suyu biraz soğuk gelse de keyifle yüzdük. Sezon kapanmaya yakın olduğu için hem sakin hem de uygun fiyatlı bir tatil yaptık. Yani bu bölge için Ekim ayında da tatil yapmayı düşünebilirsiniz. Marmaris'e en yakın havalimanı Dalaman Havaalanı. Araçla 1 saat gibi bir süre sonunda Marmaris merkeze ulaşıyorsunuz. Ancak bizim Marmaris'te en sevdiğimiz yerler lokasyon olarak daha güneyde. Selimiye & Bozburun & Söğüt üçlüsüne ulaşmak için 1 saat daha gitmeniz gerekiyor. Marmaris bölgesi turistik olarak çok gelişmiş olduğu için toplu taşıma seçenekleri yaygın olsa da, bizim her yazıda söylediğimiz gibi gezinizden en yüksek verimi almak için bu bölgeyi de araçla gezmek şart. Kiralama seçenekleri çok geniş, Dalaman Havaalanı'ndan kiralayacağınız herhangi bir araç işinizi görecektir; yollar gayet düzgün. Marmaris merkezde önerebileceğimiz bir yer yok çünkü çok seçenek var ve bunlar birbirinden çok farklılaşmıyor. Biz Marmaris merkeze genelde akşam saatlerinde gidip, oteli sadece sabahki tura yetişmek için kullanıyoruz, o yüzden otele çok önem vermedik şu ana kadar. Marmaris'e şimdiye kadar 3 kez gittik; 2019 Temmuz, 2020 Temmuz ve 2020 Ekim ayları: bunların tamamında uygun fiyatlı otel bulabildik. Merkezde yer alan ve limana yakın olan otelleri tercih etmenizi öneririz. Biz Marmaris gezilerimizde daha çok Bozburun'da konaklamayı seçiyoruz. Bu şekilde hem bize uygun olan sakin atmosferi yakalamış, hem de Selimiye ve Söğüt'e yakın olmuş oluyoruz. Bozburun'da birkaç kez kaldığımız Şirin Haus uygun fiyatlı, kahvaltısı güzel ve temiz bir oteldi. Airbnb üzerinden veya arayarak kendilerine ulaşabilirsiniz. Marmaris hakkında genel bilgiler tamamsa geçelim gezilecek ve yüzülecek yerlere! Çamlı İskelesi'nden tekneye atlayıp yaklaşık 25 dakikalık inanılmaz kötü müzikli bir yolculuk sonunda Sedir Adası'na ulaşıyorsunuz..... Bu tekne fiyatı gidiş-dönüş 30 . Ada, komple arkeolojik alan olarak tanımlanmış durumda. Dolayısıyla tekneden indikten sonra gişelerden geçerek adaya giriyorsunuz. Adaya geçeceğiniz iskelenin yanında bir otopark mevcut, aracınızı oraya ücretsiz olarak bırakabiliyorsunuz. İskelenin konumu için tıklayın. Müzekart ile giriş ücretsiz. Kleopatra Plajı'na tekrar gelecek olsak ya sabah saatlerinde ya da 15:00'ten sonra gelmeyi tercih ederdik. Çünkü öğle saatlerinde plaj çok kalabalık, şezlong bulmakta zorluk çekiyorsunuz. Ancak plaj ve suyu aşırı güzel, arkada palmiye ağaçları önünüzde masmavi deniz, ulaşımı meşakkatli olsa da gelmeye kesinlikle değer. Antik kent için ise geçici ahşap patikalar kurulmuş, biraz yorucu ama doğaya uyumlu ve keyifli bir yol. Not: Plajda sadece bir büfe var ve fiyatları çok saçma, söylediğiniz yiyeceklerin gelmesi de saatler sürüyor. Siz siz olun buraya yeme-içme anlamında hazırlıklı gidin. Sedir Adası'na çok benzettiğimiz -suyu ve kumu neredeyse aynı olan- İncekum Plajı'na araç giremiyor. Bir yere kadar aracınızla gidip daha sonra traktöre biniyorsunuz. Kişi başı 20 karşılığında 5 dakika süren bir yolculuk sonunda plaja ulaşıyorsunuz. Buraya erken saatlerde gitmenizi şiddetle öneriyoruz, öğleden sonra çook kalabalık oluyor. Biz Doğan Güneş teknesi ile tura katılmıştık, fena değildi, fiyatı ortalamaya göre uygundu. Aşağıdaki fotoğrafta da göreceğiniz gibi -tekne sayısı çok olsa da- koy çok sakindi ve suyu muhteşemdi. Sahilden yukarı bakınca eski Gebe Kilisesi'nin kalıntılarını görmek de mümkün. Çiftlik Koyu: Bu koy da bizim tekne ile gittiğimiz harika bir koydu. Ancak karadan da ulaşım mümkün ve plajda oldukça büyük bir otel de mevcut. Tekne turunun bizi götürdüğü başka bir favori koyumuz da burası. Burası tam olarak izole bir koy olmadığı için hafif dalgalıydı ama suyu muhteşemdi. Delikyol, Selimiye'de bulduğumuz sessiz, sakin ve çok keşfedilmemiş, kendine ait iskelesi de olan bir koy. Şezlong kiralayabilir, koyun tek işletmesi olan Deniz Restaurant'ta bir şeyler yiyebilirsiniz. Biz gittiğimizde hava biraz bulutlu olduğu için koyda biraz yüzüp ayrılmıştık. Güneşli bir günde Delikyol'un çok daha güzel olacağını düşünüyoruz. Ayrıca Selimiye ve Bozburun'da kıyı bandında birçok restoran var. Gündüz şezlong koydukları iskelelere akşam masalar koyarak güzel bir atmosfer oluşturmuşlar. Orhaniye yolu üzerinde bulunan Kız Kumu Plajı, denizin ilerleyen kısımlarında sığlaştığı için insanlar denizin üzerinde yürüyor gibi duruyor. Fotoğraf çekilmek için şöyle bir uğrayabilirsiniz. Bizim Türkiye'de gördüğümüz en güzel deniz kesinlikle Söğütköy koyları özellikle de Üçtaşlar. Böyle bir rengi hiçbir yerde görmedik desek abartmış olmayız. Bu muhteşem koyların çoğuna karadan ulaşım yok.. Bozburun'dan kalkan tekne turları ile Üçtaşlar, Çomçalık, Değirmen adası koylarına gidiyorsunuz. Tekne turları Marmaris merkezdeki gibi çok kalabalık olmuyor ayrıca sessiz bir tur yapıyorsunuz, müzik çalmıyor ve kafanızı dinleyebiliyorsunuz. Bu bizim için çok önemli bir kriter..... Fiyatlar 100-150 civarı, öğle yemeği ve meyve, çay gibi ikramlar yapıyorlar. Bizim buradaki tekne önerimiz Ercan Kaptan'ın teknesi olacak. Tekne 6-7 kişilik küçük bir tekne olduğu için arkadaşlarınızla toplanıp kiralayabilir ve size özel bir tur yapabilirsiniz. İstediğiniz koyda istediğiniz kadar vakit geçirip rotada değişiklikler yapma esnekliği kazanabilirsiniz. Ancak daha büyük teknelere göre dezavantajı ise: tüm tekneyi kapatmak 5 kişi de kiralasanız biraz daha pahalıya geliyor. Öğle yemeği yok, kaptan sizi Söğütköy'e 1 saatliğine bırakıyor oradaki restoranlarda yiyorsunuz veya hazırlıklı gelip teknede yiyebiliyorsunuz. İsteyen olursa Ercan Kaptan'ın numarasını instagram dm üzerinden paylaşabiliriz. Buradaki favori mekanımız Osman's Place, özellikle sıcak atıştırmalıkları ve mezeleri çok başarılı. Fiyatlarını da bu bölgeye göre uygun bulduk. Gitmeden önce, özellikle deniz kenarında bir masa istiyorsanız rezervasyon şart. Üzüm Restoran'ın ambiansı çok hoştu, mezeleri ve ara sıcakları da lezzetliydi. Karadut No 12'de tatlı molası verebilir veya kahvaltı yapabilirsiniz. Hem ambiansını hem lezzetini beğendik. Selimiye'deki Hidayet'in Yeri'nde keyifli bir akşam geçirebilirsiniz. Rezervasyonsuz yer bulmak biraz zor söylemiş olalım. Vedat Milor'un tavsiyesi olan Ahtapotçu Mehmet'in Yeri'nde ahtapot yemeden de Söğüt'ten ayrılmayın. Fiyatları ortalamaya göre biraz yukarıda ama buna değiyor gibi. Marmaris gezi notlarının sonuna geldik! Dediğimiz gibi fırsat bulursanız Marmaris rotanıza Datça'yı ve/veya Göcek'i de ekleyebilirsiniz. Datça gezi notları yazımızın linkini de buraya bırakalım. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun. Geçen sene malum yangınlar yüzünden tatilimizi yarıda bırakıp dönmek zorun kalmıştık. Marmaris gerçekten eşsiz bir yer umuyorum ki kısa zamanda tekrardan gitme şansını buluruz."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2021/09/30/bergama-dikili-gezi-notlari/", "text": "Bergama, bir hafta sonu kaçamağı yaparak hem gezip hem dinlenebileceğiniz bir yer. Dikili koylarında yüzüp, kültür dolu bir antik kenti gezmekle kalmayıp bir yayla bile görebilirsiniz. Lezzetli yeme-içme mekanları da cabası! Attalos Suites Hotel bizim bu gezideki yıldızımız oldu. Güzel dekore edilmiş bahçesi ve avlusu çok hoşumuza gitti. Kahvaltısını da çok beğendik. Kendilerini arayarak veya airbnb üzerinden rezervasyon yapabiliyorsunuz. Şu linke tıklayarak oteli inceleyebilirsiniz. Burada kalmayacaksanız bile bahçesinde bir şeyler yiyip vakit geçirmenizi kesinlikle tavsiye ederiz. UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan Pergamon Antik Kenti için 1.5-2 saat ayırmak lazım çünkü Pergamon epey büyük bir antik kent. Akşam üstü hava biraz serinleyince giderseniz daha çok keyif alırsınız. Antik kent yaz döneminde 18:30'da kapanıyor. Spor ayakkabı ve su ile gitmeniz tavsiye edilir. Pergamon Akropolü, havzadaki en yüksek tepeye inşa edilmiş. Akropol içerisinde kral sarayları, tapınak, tiyatro ve diğer antik kent unsurları varmış. Ülkemizdeki en dik antik tiyatroyu aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz. İsmini yapıda kullanılmış kırmızı tuğlalardan alan Kızıl Avlu bir Roma tapınağı. Tapınak, Antik Yunan'dan hala ayakta kalabilmiş en büyük Roma yapılarından. Giriş Müzekart ile ücretsiz, müzekartsız 10 . Bergama'nın kilim ve halıları çok meşhurmuş. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar çok rağbet gören Bergama halılarını Avrupalı ressamlar tablolarında kullanmışlar. Yol üzerinde göreceğiniz kilim ve halılar görsel olarak da güzel duruyor. MÖ 4. yy'de kurulduğu düşünülen Asklepion, ismini Antik Yunan'da sağlık ve tıp tanrısı olarak bilinen Asklepion'dan alıyor. Burası ayrıca dünyanın ilk psikiyatri hastanesi ve tedavi amaçlı ilk kez afyon maddeli ilaçlar kullanan şifa merkeziymiş. Bergama'da fazla vaktiniz varsa ve doğada olmak isterseniz, Kozak Yaylası en çok önerilen yerlerden. Piknik yapabilir, yaz sıcağında serin serin oturabilirsiniz. Bergama'ya kadar gelmişken Dikili'nin güzel koylarıyla rotanızı tamamlamak bizce çok mantıklı. Biz bu yaz Pissa Koyu'na gitmiş ve çok beğenmiştik. Pissa Koyu; hiçbir işletme olmayan, tertemiz bir koy. Yalnız hafta sonları gitmenizi önermeyiz, aşırı kalabalık oluyor. Pissa haricinde Fame Beach, Killik Koyu da en çok duyduklarımız arasında. Bir de Dikili tekne turu konusu var; Dikili koyları masmavi ve çok güzel, bir gününüzü bu tura ayırırsanız pişman olmazsınız. Bergama tulum peyniri, köfte, ciğer, çığırtma Bergama'da denemeniz gereken yiyecekler. Çiçeksever Köfte'de köfte piyaz veya ciğer yemenizi tavsiye ederiz. Bergama Sofrası çığırtma için en çok önerilen yerlerden. Meşhur Yenigün Kahvaltı'da mütevazi bir kahvaltı edebilirsiniz. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2022/03/20/tiflis-gezi-rehberi/", "text": "Hem blog yazılarımıza, hem de yurtdışı yolculuklarımıza uzun bir ara vermiştik. Pandemiden önce biletini alıp, pandemi sırasında da bir türlü gidemediğimiz Tiflis'e sonunda kavuştuk. Gürcistan'ın başkenti ve ülkenin en kalabalık şehri Tiflis, Sovyet döneminden kalma mimarisi, kendine has mutfağı, asık suratlı insanı ve şarabıyla ünlü. Son zamanlarda da genelde Avrupa şehirlerinde görmeye alışık olduğumuz tarzda bir kültür oluşmaya başlamış gibi, özellikle genç nüfus çevresinde. Bu kültürden kastımız hippi tarzı, fabrikadan bozma mekanlar, yeni nesil barlar ve gece kulüplerini de kapsıyor. Gürcistan'ın bize göre en güzel yanı vizesiz, çipli kimlik ile gezilebilmesi, pasaport bile istememesi. Bu güzel yanlara fiyatları da ekleyebilirdik, TL biraz daha değersizleşmemiş olsaydı. Tiflis yaz aylarında çok sıcak oluyormuş. Şehirde gezilecek çoğu yer birbirine yürüme mesafesinde olduğu için, yazın bu uzun yürüyüşler sırasında erimek istemiyorsanız biraz daha serin havalarda gitmekte fayda var gibi. Araştırdığımız kadarıyla en ideal dönem bahar aylarıymış yalnız biz geçtiğimiz haftalarda, Şubat ayının ortasında gittik Tiflis'e. Şansımıza hava çok güzeldi, güneşli ve hafif serin iki gün geçirdik bu güzel şehirde. Geceleri ve sabah erkenden hafif Ankara ayazına dönen, gündüzleri güneş altında biraz sıcaklatan bir havaydı. Özetle, biz Tiflis'e tekrar gidecek olsak, şehrin biraz da yeşil yüzünü görmek için ilkbahar aylarını tercih ederdik. Her tarihi şehirde olduğu gibi, burada da bir eski şehir bölgesi var, ve gezilecek yerlerin çoğu bu bölgede bulunuyor. Dolayısıyla Eski Tiflis bölgesinde bir tesiste kalmanızı öneririz. Biz sırf iç mimariyi merak ettiğimiz için bir gün bir otelde, kalan iki gün de başka bir Airbnb evinde kaldık. Tiflis'te konaklama için öne çıkan bazı işletmeler şunlar: Fabrika Hostel, Hotel Stamba, Mariam R. Tiflis'teki ilk günümüzde Mariam R'de kaldık, konumu ve fiyatı açısından yeterliydi, bir gece için beklentimizi karşıladı. Fabrika Hostel ve Hotel Stamba konaklamasanız da mutlaka uğrayın dediğimiz yerler, aşağıda detaylarına değineceğiz. Eğer bizim gibi tarihi apartmanların içinde restore edilmiş evleri seviyorsanız Airbnb çok iyi bir seçenek. Bizim Tiflis'te diğer iki gün kaldığımız evi şurada bulabilirsiniz. Fiyatı otel ortalamalarına göre biraz yüksek ama bizce tecrübe etmeye değerdi. Tiflis'te konaklama fiyatları çok değişken ama, Türkiye fiyatlarıyla karşılaştırınca iyi bir fiyata, iyi bir konumda konaklamak mümkün. Direkt bilgiyi verelim, Tiflis için 2-3 gün yeterli olacaktır. Bu 2-3 gün boyunca birçok restorana gidebilir, gezilecek yerlerin çoğunu gezebilirsiniz. Biz Tiflis'te dolu dolu 2 gün geçirdik ve bu dediğimizi büyük oranda yapabildik. Aklımızda kalan birkaç restoran ve şehre uzak kalan gezilecek birkaç yeri de deneyimlemek istesek bir gün daha ekleyebilirdik. Gürcistan aslında çok ucuz bir ülke olsa da TL'nin son zamanlarda aşırı değersizleşmesiyle birlikte artık bize göre o kadar ucuz değil maalesef. Yine de artan kurlara rağmen, sunduğu güzellikler açısından oldukça karşılanabilir bir seçenek. Genel olarak kahve fiyatları: 4-5 Lari. Ortalama bir ana yemek: 15-20 Lari. Para konusu açılmışken not düşmekte fayda var, paranızı Tiflis'te havaalanında bozdurabilirsiniz. Tuhaf bir şekilde kurlar normal seviyelerdeydi. Yalnız bu bozdurma sırasında, avını bekleyen leopar gibi üzerinize gözlerini diken taksicilerin gözlerine temas etmemeye çalışın. Bu kadar ısrarcı olan bir esnaf türü çok az görmüşüzdür. Pegasus'un Tiflis'e olan uçuşları tam hafta sonu gezecek beyaz yakalılar için ayarlanmış. Cuma gece gidip, pazartesi mesai saatinden önce dönebileceğiniz saatlerde uçuşlar var, fiyatları da genel olarak uygun. Uçak ile seyahat ederseniz girişte aşı sertifikası gösterince PCR testinden muaf oluyorsunuz, karayolu ile girişin şartları daha farklıymış. Bir de gitmeden bir form doldurmanız gerekiyor, linkini şöyle bırakalım. Bu formu doldurunca mailinize gelen cevabı da çıktı alıp çantanıza koyun, işte hepsi bu kadar! Şehir içi ulaşımda biz genelde yürüdük, ama bazen de kısıtlı zamanımız olduğu için Bolt uygulamasını kullandık. Bolt, Gürcülerin Uber'i diyebiliriz; çok sorunsuz ve pratik bir uygulama. Gece 4-5 gibi bile çok hızlı bir şekilde araç bulabiliyorsunuz. Bu arada Bolt sürücüleri hiç ama hiç muhabbet etmiyorlar, işimi yapayım gideyim kafasındalar. İngilizce bilmiyor olabilirler ama hiçbir şekilde biraz güler yüzlü davranıp sizinle bağlantı kurmaya çalışmıyorlar. Her şehirde olduğu gibi Tiflis'te de bir Old Town var, yalnız Old Tbilisi olarak anılıyor daha çok. Bizim bu bölgeyle ilgili sevdiğimiz kısım, sokaklarda sakince dolaşıp mimariyi incelemekle geçen anlardı. Avrupa şehirlerinde olduğu gibi süper tarihi güzellikler görmeyi çok beklememek lazım, zira bizde olduğu gibi etraf biraz turist düşürme peşindeki esnafla çevrilmiş durumda. Mimari olarak da meydanın tam orasındaki tarihi hamamları ve hemen aşağıda yer alan fotoğraftaki Orbeliani Baths yapısını görmek gerek diye düşünüyoruz. Hemen hemen tüm Tiflis fotoğraflarında görünen meşhur kale burası, ve doğal olarak Tiflis'teki en eski yapılardan biri. Kale şehrin tam tepesinde yer aldığı için, doğru saatlerde çıkılırsa manzarayı seyretmek için güzel bir nokta olabilir. Kaleye Old Tbilisi bölgesinden yokuş yukarı yürüyerek veya teleferikle ulaşabiliyorsunuz. Biz teleferikle çıkmak istedik ama teleferik şansımıza bakım nedeniyle Mart sonuna kadar kapalıymış. Bu arada teleferik şehrin diğer yakasında yer alan Rike Park'ın içinden kalkıyor, ücreti kişi başı 3 Lari civarı ve kaleye girerken tekrar bir ücret ödemiyorsunuz. Bizim, kaleye teleferikle çıkmak istememizin nedeni, teleferiğin Old Tbilisi'nin neredeyse tam üzerinden geçerek tüm şehri gözlemleme imkanı sunmasıydı, ama olmadı.. 🙂 Kaleye yürüyerek çıkma konusu da yorgunluk / değer oranı açısından bize mantıklı gelmedi. Şehrin sembollerinden biri olan 20 metrelik Kartlis Deda heykeli de Narikala Kalesi gibi kentin tam tepesinde yer alıyor. Üzerinde geleneksel Gürcü giysileri bulunan heykelin bir elinde dostlara sunulmak için şarap, diğer elinde düşmanlar için kılıç var. Kartli, Tiflis'i de kapsayan bir bölge aslında. Gürcistan'ın çok eski çağlarda kurulduğu topraklar gibi düşünebiliriz. Heykel'in ismi buradan geliyor aslında. Heykeli yakından görmek isterseniz, Narikala Kalesi'ne çıkmışken burayı da ziyaret edebilirsiniz. Kale'den farklı olarak heykelin bulunduğu noktadan Tiflis Botanik bahçelerini de görebiliyorsunuz. Aslında turistik olarak çoğu \"gezilecekler listesi\"nde yer almasalar da, -malum taraflardan biri mimar olunca 🙂 Geleneksel Tiflis mimarisini çok yakından tanımak için bu evleri görmek gerek diye düşünüyoruz. Yazının başında da değindiğimiz gibi Tiflis sokaklarında yürürken insanın karşısına sık sık \"burada da kimse yaşamıyordur\" diyebileceği binalar çıkıyor. Bu binalardan bazılarının mimari detayları gerçekten çok güzel ve fotoğrafını çekmeye değer. Rengarenk camlarıyla ünlü bu yapı geleneksel Tiflis mimarisine çok iyi bir örnek. Ahşap balkon, ahşap merdivenler, renkli camlar ve avlu. Bu arada burayı aslında hala birilerinin yaşadığı bir apartman gibi düşünebilirsiniz. İçeride halka açık bir galeri var ama aynı zamanda yaşayan aileler de var. O nedenle özellikle merdivenlerde ve balkonda gezerken oldukça dikkatli ve sessiz olmak gerekiyor. 1908 yılında mimar Sarkisyan tarafından, dönemin tüccarlarından Kalantarov için inşa edilen bu yapı bizim Tiflis'te favori noktalarımızdan biri oldu. Ev şimdilerde bir apartman gibi farklı dairelere bölünmüş durumda ve dolayısıyla içeride yaşayan aileler var, yine de sessiz sedasız gezebilmeniz mümkün. Tiflis'teki en eski otellerden biri olan London Hotel, tarihi ve mimarisi açısından dikkat çekici bir yer. 100 yıllık bir tarihi olan bu yapı şimdilerde yerleşim yeri olarak kullanılsa da bir zamanlar Hotel London'ın aktif olarak hizmet verdiği kısmı gezmek mümkün. Blog'da artık 100 kez bahsettiğimiz bakımsız ama kullanılmakta olan tarihi yapı klişesine başka bir harika örnek. Bir zamanlar bu otelde Knut Hamsun ve Tchaikovsky gibi isimlerin konakladığını bilmek ve şimdiki halini görmek biraz tuhaftı. Şehirdeki çoğu önemli yapı bu bulvar üzerinde bulunuyor. Bulvar üzerinde birçok restoran seçeneği bulunuyor ve deneyimlediğimiz kadarıyla bazılarını yeme-içme önerilerinde anlatacağız. Burası aslında çok işlevli bir ortak alan diyebiliriz. Fabrika'nın içinde -evet bir zamanlar gerçekten fabrikaymış- bir hostel, oldukça büyük bir cafe, avlusunda ise çok sayıda workshop, dükkan ve yine cafe & restoranlar bulunuyor. Dönüşen ve modern bir hale gelen Tiflis'in sembol yapılarından biri. Sameba ya da diğer bilinen adıyla Holy Trinity Cathedral, Gürcistan'daki en büyük kilise. Alışık olmadığımız bir şekilde tarihi oldukça yakın: yapı 1990-2004 yılları arasında inşa edilmiş. Katedral'e giderken uzun bir koridordan geçiyorsunuz, buradan güzel fotoğraflar yakalamanız mümkün. Gitmişken içeriye de girip devasa kubbeli yapının bıraktığı etkiyi deneyimlemek de güzeldi. Ulaşım konusu biraz sıkıntılı; yürüyerek gitmek isterseniz yokuş çıkmanız gerekiyor. Biz buraya Bolt ile gittik, şehir merkezinden yaklaşık 4-5 Lari tutuyor. Tiflis'te geleneksel mimarinin dışında ortaya karışık mimari örnekleri de var, burası da onlardan ve en ilginçlerinden biri. 🙂 İlk bakışta ne düşünürsünüz bilemiyoruz ama burası aslında tarihi bir kule değil ve bilinçli olarak bu şekilde inşa edilmiş. Kule, hemen bitişiğindeki kukla tiyatrosunun sahibi Rezo Gabriadze tarafından, terkedilmiş yapılardan bulduğu parçalar ile 4 yılda inşa edilmiş. Tiflis'teki sembol yapılardan biri de burası. Tiflis'in biraz dışındaki Nadzaladevi'de, bir tepe üstünde bulunuyor. Heykel 1980 yılında tamamen taş sütunlardan yapılmış ve genel olarak dini ve kültürel öğeleri tasvir ediyor. Biz zamanımız yetmediği ve biraz şehir dışında kaldığı için buraya gidemedik ama bir günümüz daha olsa görmek istediğimiz yerler arasındaydı. Tüm Gürcistan'da görebileceğiniz en ilginç mimari örneklerden biri olan Bank of Georgia binası da Tiflis'te görülecek yerler arasında. Georgian Chronicle gibi burası da biraz şehir merkezine uzak kaldığı için biz kısıtlı zamanımızda gezme fırsatı bulamadık. Güzel bir şarap içmek & tadım yapmak için biz meşhur 8000 Vintages isimli restoranı tercih ettik. Fotoğraftan da anlayabileceğiniz gibi içeride çok fazla şarap çeşidi var. Oturduğunuzda size bir menü veriyorlar, bu menüde şarap tercihlerinizi işaretliyorsunuz ve ona göre size şarap öneriyorlar. Fiyatları normal. Peynir tabakları da çok başarılı. Geleneksel Gürcü yemekleri yemek için favorimiz, Salobie Bia. Shota Rustaveli Bulvarı'nda yer alan restoranın ambiansı çok hoş; galeri gibi bir girişten geçip, yine galeri gibi bir restorana giriyorsunuz. İçeride duvarlar da buna göre süslenmiş. Yemekler oldukça lezzetliydi. Salobie Bia'da favorimiz Shkmeruli oldu: özetle sarımsak ve süt sosuyla kızarmış tavuk diyebiliriz. Ünlü Gürcü yemeklerinden Khachapuri'yi biz Cafe Stamba'da yedik ve çok beğendik. Khachapuri aslında peynirli pide, açık veya kapalı tarzda çeşitleri var. Biz açık ve ortasında göz yumurta olan versiyonunu denedik. Salobie Bia'da da kapalı versiyonu denedik ama açık pide gibi olan versiyonu daha çok beğendik. Bu arada Cafe Stamba aslında bir otelin cafesi, ve çok güzel bir tasarımı var. Fabrika'daki gibi eski bir yapının içine modern bir ambians oluşturulmuş. Arkasındaki bahçe kısmı da ayrıca güzeldi. Menüde dünya mutfağından da pek çok seçenek var. Fiyatlar genele göre biraz yukarıda ama kesinlikle hakkını veriyor. Kahvaltı için favorimiz Melograno oldu. Fiyatları ortalamanın biraz üzerinde olsa da hem yerel hem de dünya mutfağından kahvaltı seçenekleri var. Biz uzun uzun kahvaltı yapmaya bayılıyoruz, burası da yurtdışında bu fırsatı bulabildiğimiz nadir yerlerdendi. Buradaki favorimiz, minik, yumuşacık ve bu satırları yazarken bile ağzımızı sulandıran pankekleri oldu. Khinkali: Bizim mantının mutasyona uğramış versiyonu diyebiliriz. Bizim çok ilgimizi çekmedi ama denemek isterseniz Klike's Khinkali'yi öneririz. Kubdari: Salobie Bia'da yedik ve fena değildi. Kişniş tadı çok yoğundu. Tekrar gitsek aramayız gibi. Tkemali Sauce: Bunu çok fazla gördük, Cafe Stamba'da denedik ama çok beğenmedik diyebiliriz. Genel olarak kcachapuri veya etin yanında sunulan bir sos ve ekşi erikten yapılıyormuş. Tiflis gezisini daha ayrıntılı incelemek isterseniz Instagram story ve gönderilerimize de bakabilirsiniz. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2022/05/14/toskana-gezi-rehberi/", "text": "Toskana, İtalya'nın 20 bölgesinden sadece biri aslında. Bölgenin başkenti ve idare merkezi, İtalya'nın en güzel şehirlerinden biri olan Floransa. Hal böyle olunca, mahalle maçında en iyi oyuncuyu kendisine alan takım gibi olmuş Toskana. İtalya denince akla gelen ikinci en önemli konu olan Rönesans da, Toskana ve Floransa ile özdeşleşmiş durumda. Futbol jargonundan çıkıp tekrar entelektüel birikimin zirvesi olan Toskana bölgesine devam ediyoruz. Soldaki haritada bölgenin önemli şehirlerini görebilirsiniz. Toskana bölgesi de Roma'nın kuzeyi ile Bolonya ve Cenova şehirlerinin güneyinde, İtalya'nın batı sahilinde yer alıyor özetle. Bu arada bölgede gezilecek gerçekten çook fazla yer var. Bu gezimizde biraz daha zamanımız olsa Floransa'ya gitmişken bir saat mesafedeki Lucca ve oradan Pisa ile Livorno'ya da gitmek isterdik. Val d'Orcia bölgesi aslında birçok yeri kapsayan bir alt bölge. Detaylarını aşağıda gezilecek yerler kısmında paylaşacağız. Yalnız yaz ortasında da çok güzel ayçiçeği tarlalarını görebilirsiniz, ancak sıcağı da dikkate almak lazım bu durumda. Toskana'nın kırsal bölgelerinde \"Agriturismo\" çok yaygın bir turizm seçeneği. Agriturismo aslında özetle tarım ve turizmin buluşması ve doğanın ortasındaki müthiş çiftlik evlerinde konaklama fırsatı demek. Bu evlerin sahipleri genel olarak ya üzüm bağı sahibi, ya da zeytinlikleri var. Yani bu evlerde konaklarken, konakladığınız yere bağlı olarak kendi ürettikleri şaraplardan, zeytinlerden ve müthiş lezzetli peynirlerden tatma imkanınız var. Campiglia d'Orcia, adından da anlaşılacağı gibi Val d'Orcia bölgesindeki köylerden biri. Val d'Orcia bölgesinde bu tarz çok fazla şirin ve küçük köylerden var. Yani herhangi bir Agriturismo evinde kalmak isterseniz sadece burayla sınırlı kalmanıza gerek yok, tüm Toskana'da bu tarz evlerden bulmak mümkün. Bizim kaldığımız evi şu linkte bulabilirsiniz. Aşağıda da bir fotoğrafını paylaşıyoruz. Bagno Vignoni'de kaldığımız ev de çok güzel ve tarihi bir taş yapıydı. Onun da linkini buraya bırakıyoruz. Hemen altta yer alan pencereden gündoğumu manzarası bu evden çekildi. San Gimignano'da ise hemen Old Town'da yer alan eski bir otelde kaldık. Bu otelin de linkini bırakıyoruz. Bu oteli çok merkezi olması ve kahvaltısı nedeniyle ayarlamıştık ve memnun kaldık. Fiyat konusuyla ilgili düşmek istediğimiz bir not var; Pienza, Montalcino, Montepulciano gibi küçük yerlerde ortalama bir restoranda 6-7 Euro'ya yarım litre çok güzel bir lokal şarap içebiliyorsunuz. Bu olayı çok sevdik. Küçük su, büyük su: 1 2 . Markette bira/şarap, restoranda bira/şarap: 1.5 / 5-10 , 3 / 7-15 . Konuya direkt girelim; bu bölgeyi keyfini çıkararak gezmek istiyorsanız araç kiralamanız şart. Toskana'nın sadece şehirlerini gezeceğiz diyorsanız araç kiralamaya gerek yok, İtalya'da tren ve toplu taşıma ağı çok yaygın, ama bu durumda Toskana'yı Toskana yapan detayları deneyimleme imkanı bulamayabilirsiniz. Toskana çok büyük bir bölge olduğu için, seyahatinize nereden başlayacağınıza karar verdikten sonra bu bölgeye ulaşım konusu aslında kolay. Roma, Pisa, Floransa ve Bologna'ya, İstanbul'dan direkt uçuşlar var, ve biletinizi erken alırsanız iyi fiyatları da yakalayabilirsiniz. Bu şehirlerden herhangi birinden yola çıkarak Toskana bölgesini gezmek isterseniz çok zorlanmazsınız diye düşünüyoruz. Araç kiralama konusuyla ilgili çok kısa bilgi verelim: Biz Roma Fiumicino'dan günlüğü yaklaşık 37 'ya otomatik bir araç kiraladık. Bu tutar aslında İtalya'da otomatik bir araba için oldukça ucuz; biz yüksek olmayan bir sezonda kiraladığımız için böyle denk geldi sanıyoruz, çünkü şu an itibariyle baktığımızda Haziran Temmuz ayları için fiyatlar yükselmiş gibi duruyor. İtalya'da araç kullanırken dikkat etmeniz gereken en önemli konu park kuralları. Zira arabamızı Türkiye'de yaptığımız gibi kafamıza göre park edemiyoruz. Kurallar da aslında çok basit: mavi şeritler ücretli, beyazlar ücretsiz, sarılar engelli parkları demek. Ücretsiz park bulamadığınız yerlerde mutlaka bir park bileti makinesi oluyor, genelde 1-1.5 'ya bir saat civarı park edebiliyorsunuz. Siz yine de park etmeden bir tur atın, hatta haritalarda \"free parking\", \"parcheggi gratuiti\" benzeri aramalar yapın. Biz bu şekilde birkaç yerde ücretsiz park yeri bulabildik. Floransa için İtalya'nın en güzel ve önemli şehirlerinden biri desek kimse bize \"sen Floransa'yı savundun!\" diye çıkışmaz herhalde. Floransa, Toskana bölgesinin başkenti ve idare merkezi, aynı zamanda sanat ve Rönesans denince de akla gelen ilk İtalyan şehri. Şehirde gezilecek gerçekten çok fazla yer var ama bizim için en önemlileri Uffizi ve Accademia galerileri, Santa Maria del Fiore veya diğer adlarıyla Floransa Katedrali / Duomo, Mercato Centrale, Piazza della Signoria, Palazzo Vecchio, Ponte Vecchio, Palazzo Pitti, Piazzale Michelangelo. Floransa'ya dolu dolu 2 gün ayırırsanız görmeniz gereken en önemli noktaların büyük kısmını ziyaret edebilirsiniz. Şehirde görmeniz gereken hemen her yer yürüme mesafesinde olduğu için, şehir merkezine yakın bir yerde kalırsanız ulaşım problemi yaşamazsınız. Floransa için ayrı ve detaylı bir blog yazısı yazacağız. Çünkü hak ediyor.... Tarihi şehir merkezindeki müthiş mimarinin yanında Siena, İtalya'nın en iyi şaraplarından bazılarının üretildiği üzüm bağlarına da sahip. Bunun dışında şehir \"Palio di Siena/Il Palio\" festivali ile de ünlü. Bu festival her yıl 2 Temmuz ve 16 Ağustos tarihlerinde, yılda iki kez düzenlenen bir at yarışı oyunu aslında. Şaraplarıyla ünlü Chianti bölgesinin büyük kısmı Siena sınırları içinde kalıyor ve bu sınırlar içinde üretilen şaraplara Colli Senesi etiketi veriliyor. Siena ve San Gimignano'ya toplamda 2 gün ayırmanızı öneririz. Bir gün eski şehir merkezlerini gezmek için ve bir gün kırsaldaki küçük köyleri gezip şarap tadımı yapmak için. San Gimignano Toskana'da bizi en çok şaşırtan şehir oldu diyebiliriz. Eski şehir bölgesindeki Orta Çağ'dan kalma yapıların bu kadar iyi korunmuş olması ve adım başı karşımıza çıkan yüksek kuleler gerçekten çok etkileyiciydi. San Gimignano'da çok sayıda üst düzey restoran bulunuyor ve şehir Vernaccia da denen beyaz şarabıyla ünlü. Toskana bölgesinde bazı alt bölgeler var; Val d'Orcia da bunlardan biri ve bizim favorimiz. Öyle ki biz aslında başta Toskana'nın sadece Val d'Orcia bölgesinde kalan kırsalını gezmek istemiştik, şehir gezilerini plana sonradan ekledik. Val d'Orcia'daki küçük köy ve kasabalar genelde bölgeyi ifade edecek şekilde adlandırılıyor: Campiglia d'Orcia, San Quirico d'Orcia, Castiglione d'Orcia gibi. Bu konu diğer alt bölgeler için de geçerli bu arada. Chianti alt bölgesindeki köyler isimlerine Chianti etiketini de ekliyor; Greve in Chianti gibi. Pienza, Val d'Orcia bölgesinin en önemli yerleşim yerlerinden biri ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alıyor. Kasaba çok ufak olmasına rağmen eski şehir bölgesinde birçok tarihi yapı mevcut ve bunlar halen aktif olarak kullanılıyor. Osteria Sette di Vino Pienza'da öğle yemeği yedik. Öğle yemeği 12:00-14:00 arasında sunuluyor sadece. Akşam yemeği de 19:30-21:00 arasında. Bu restoran Pienza'daki en beğenilen mekanlar arasındaymış ve biz de çok memnun kaldık. Yazının başından beri 98098 kez Toskana ve şarap dedik. Montalcino da bu bölgenin şarap konusunda en önemli şehri. Meşhur Brunello şarabını Toskana bölgesindeki çoğu restoranda bulabilirsiniz. Pienza'ya oldukça yakın olan Montepulciano da bir Orta Çağ kasabası ve yine bölgeye has şaraplarıyla ünlü. Bu kasaba Pienza'ya göre çok daha büyük, dolayısıyla mimari olarak çok tatmin edici yapılar var. Rönesans döneminden kalma saraylar, kiliseler ve ferah meydanlar bunlardan bazıları. Tepede yer alan kasabanın sunduğu uçsuz bucaksız yeşillik ve doğa manzaraları da mükemmel. Gezinizi planlarken Montepulciano, Pienza, Montalcino ve Bagno Vignoni'yi aynı güne veya bir buçuk güne sığdırmanız mümkün. Çok güzel bir manzaraya karşı bir şeyler yiyip içmek için Caffe Poliziano'yu tercih edebilirsiniz. Cafe'nin balkonu Val d'Orcia ovalarının sonsuz yeşilliklerine bakıyor. Fiyatlar normal. Kasabanın tam merkezindeki termal havuzun önünden aşağı doğru yürüdüğünüzde halka açık ücretsiz termal havuzlar var, bunlara biz girmedik ama meraklısıysanız bilginiz için not düşüyoruz. Campiglia d'Orcia: Orta Çağ'dan kalma detaylarıyla kısa bir ziyareti hakeden, çok küçük ve tatlı bir kasaba. Kasabanın en tepe noktasında tarihi Campigliola kulesinin kalıntılarını görmek mümkün. Campiglia d'Orcia tepe bir konumda bulunuyor aslında dolayısıyla, yakınlarda kalmayacaksanız burayı görmek için dağlara tepelere çıkmanıza gerek yok diye düşünüyoruz. Madonna di Vitaleta Chapel: San Quirico d'Orcia'da bulunan bu minik şapel uzaktan çok güzel görünüyor. Yeşil tarlaların ortasında bir tepede, selvi ağaçlarının arasında tek başına duruyor öyle. Hemen yanında sahibi Türk olan bir restoran var; yemekleri lezzetli fakat fiyatları Toskana'ya göre bile gereksiz pahalı. Burası doğal bir termal havuz. Bildiğiniz Pamukkale Travertenleri gibi yukarıdan kireçli ve sıcak su akıyor ve akıntıyla birlikte küçük termal havuzlar oluşuyor. Tabii ki bir Pamukkale değil burası, bir de üstüne hiç bakım yapılan bir yer değil, aşırı bakir. Üstüne bir de etrafta hoş olmayan kokular vardı. Campiglia d'Orcia'ya yolunuz düşerse buraya da bir uğrayabilirsiniz, bizim gibi. Yoksa uzaklardan burayı ziyaret etmeye gelmeye gerek yok. Toskana'nın büyük şehirlerinden biri olan Grosseto'nun en eski yerleşim yerlerinden biri, Pitigliano'nun eski şehir bölgesi. Pitigliano bizim de tüm Toskana kırsalında gördüğümüz en \"Orta Çağ'dan kalma\" yerlerden biriydi gerçekten. Burayı özel yapan en dikkat çekici konu, eski şehrin konumu. Çünkü şehrin temeli bildiğiniz volkanik taşın üstüne oyularak yapılmış. Bazı çok eski evler de Kapadokya'da gördüğümüz gibi taşın oyulmasıyla oluşturulmuş. Daha sonra inşa edilen 2-3-4 katlı yapılarda da taş işçiliği kullanılmış. Pitigliano'nun tarihi milattan öncesine uzanıyormuş. Ama tarihi açıdan asıl önemini 14. yüzyılda Yahudiler için bir yerleşim yeri olmasıyla kazanıyor. Hatta şehir \"Little Jerusalem\" olarak da biliniyor. Şehirde Yahudi nüfus o kadar artmış ki, 1598'de bir sinagog inşa edilmiş. Bu sinagog hala ayakta ve ziyarete açık. Özetle oldukça rafine bir Orta Çağ kenti görmek, yüzyıllardır devam eden bir gelenekle üretilen şarapları ve yiyecekleri denemek için Pitigliano çok güzel bir seçenek. Pitigliano'da gezilecek başlıca yerler: Öncelikle sokaklarda kaybolarak biraz yürüyün :), sonra Santi Pietro e Paolo, Santa Maria and San Rocco kiliseleri ile sinagogu gezin. Zamanınız kalırsa müzeleri de gezebilirsiniz. Toskana'da gerçekten masal gibi çok fazla yer var, Civita di Bagnoregio da bunlardan biri. Roma'dan başlayan uzun Toskana yolculuğumuzun ilk durağı burası olmuştu. Aracımızı, tarihi kasabanın görünmediği hafif uzak bir yere park edip yürümeye başladık ve kasabanın uzak manzarası karşımıza çıktığında çok şaşırdık. Yokluğun ortasında, olabildiğince geniş ve yeşil bir vadinin tam ortasında yükselen küçük tepedeki kayalıkların üstünde duran taş yapılar uzaktan müthiş görünüyordu. Sokaklarda gezerken her şey o kadar sessiz ve tatlı ki, Ayhan Sicimoğlu'nun da dediği gibi sanki kuşlar, arılar bile tatile gelmiş gibi. Burası tüm Toskana'da gördüğümüz en kalabalık olmayan ve en az nüfuslu yerleşim yeriydi. Biz Civita'da konaklamadık ama siz burada konaklamak isterseniz mutlaka çok öncesinden araştırma yapın, çünkü kasabadaki otel sayısı çok kısıtlı. Restoran olarak da birkaç tane işletme var. Pecorino, bir parmesan olmasa da -İtalyanlara göre- ucuz ve çok lezzetli bir yöresel peynir. Makarna soslarında ve kahvaltıda tüketiyorlar. Biz San Gimignano'da trüflüsünü denedik ve bayıldık. Chianti Toskana'nın şarap konusunda en önemli bölgelerinden biri. Chianti şarabı bölgeye göre değiştiği için çok fazla çeşit var ve bu şarapları restoranlarda sipariş ettiğiniz zaman genelde hasır bir sepetle kaplanmış cam şişelerde servis ediliyor. Kruvasanlar ve pizzaları sıradan bir restoranda bile belli bir ortalamayı yakalamış. Bol karbonhidrat almaya hazır olun..... Pici makarnası kısaca spaghettinin kalını diyebiliriz. Ancak her İtalyan makarnası gibi bunun olayı da hazırladıkları taze ve lezzetli soslarda. Pienza'da Osteria Sette di Vino da yemek yemeyi, Montepulciano'yı gezerseniz de Caffe Poliziano'da bir mola verin deriz. Floransa'da bizim airbnb evimize yakın olduğu için Leon Blanc diye bir pastane/kafede kahvaltı ettik, kruvasan ve tatlıları çok lezzetliydi. Bir de Floransa'da All'Antico Vinaio çook ünlü bir sandviççi, fakat aşırı sıra oluyor genelde. Sakin bir saatine gelirseniz buradan kocaman ve lezzetli sandviç yiyin. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun. Fotoğrafa bakınca anlıyor insan huzuru özlemişiz."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2022/11/13/milos-gezi-rehberi/", "text": "Beyaz kumların ve volkanik kayaların turkuaz sularla adeta dans ettiği, yediğimiz içtiğimiz her şeyin, gezdiğimiz her yerin bizde kalıcı izler bıraktığı Milos. Kikladların en güzeli, ve Yunan adalarının en \"underrated\" olanı bize göre. Türkçe ismi ise Değirmenlik. Biz Milos'a 3 kez; ilki 2021 yılı Eylül ayında, ikincisi 2022 yılı Ağustos ayında ve üçüncüsü 2023 yılı Haziran ayında gittik, ve tatilimizin sonunda kendimizi sürekli \"buraya seneye tekrar gelelim\" derken bulmaya başladık. Şimdi düşününce bunun başlıca sebebi, adanın tüm güzelliklerini çok sakin bir şekilde deneyimleyebilmekti galiba. Gördüğümüz en güzel gün batımlarından birini, bir manzara noktasında saatler önce sıraya girmeden, normal bir olaymış gibi yaşamıştık. Şimdiye kadar yüzdüğümüz en güzel plajlardan bazılarına, saçma bir otopark ücreti, tesis giriş ücreti vesaire saçmalıklara katlanmadan girebilmiştik. Milos kendine has coğrafi özellikleri, mimarisi, restoranları ve ilk anda bizim favorilerimize giren plaj ve koylarıyla çok iyi bir yaz tatili seçeneği. Adanın en güzel olduğu aylar Mayıs-Ekim ayları arasında kalan tarihler. Temmuz ve Ağustos aylarında havanın çok sıcak; Mayıs ve Ekim aylarında da deniz tatili için soğuk kalabileceğini unutmamak gerek. Genel olarak en çok önerilen ay Eylül. Biz geçen yıl Eylül ayında gittiğimizde deniz hala çok güzeldi, hava gündüzleri sıcak, akşam hafif ferah bir hava vardı. 2022'de Ağustos ayında gittik, bize göre adanın daha güzel olan güney plajları rüzgardan dolayı dalgalıydı ve bu sene de kuzey plajları çok güzeldi. 2023 Haziran ayı da Eylül gibi sakin ve sıcaklık olarak gayet idealdi. Yunan adalarında rüzgar problemi genel bir sorun, Milos'ta da Ağustos ve sonrasında havalar rüzgarlı olabiliyor. Yaz aylarında rüzgarlı havalarda adanın kuzey sahillerindeki plaj ve koyları tercih ederseniz hiç problem yaşamazsınız, ilkbahar ve sonbahar aylarında da tam tersi. Yazının devamında en güzel koylara ve plajlara değineceğiz. Milos'a Atina'dan direkt feribot seferi var. Hızlı feribotlar yaklaşık 3, normal feribotlar ise 5 ila 7 saatte adaya ulaşıyor. Diğer Yunan adalarından da sık sık seferler düzenleniyor. Yoğun sezon dışında sefer sayıları normal olarak azaldığı için bu dönemde yapılacak planlamalarda ekstra dikkatli olmak gerekebilir. Feribot ile ulaşım için \"directferries\" ve \"ferryhopper\" websitelerinden seçeneklere bakabilirsiniz. Milos'ta bir havalimanı var ancak buraya çoğu yerden direkt uçuş bulmak zor, aktarmalı uçuşları inceleyebilirsiniz. Eğer bu yukarıda saydığımız araçlardan birini kiralamaya karar verdiyseniz bunu adadaki lokal firmalardan yapın, çünkü fiyat açısından çok fark ediyor. Bunun için biraz risk almak gerekiyor, çünkü yoğun dönemde adada araç kalmayabilir. Bir de normalde ekstra olan sigorta ücretleri fiyata zaten dahil olabiliyor. Biz hep tatil öncesi araç kiralıyoruz, risk almamak adına. Bunun için de şu siteyi öneririz. Milos'ta bir aracınız olacaksa, kaldığınız yer çok önemli olmayacak. Adanın merkezi Plaka'da kalırsanız doğal olarak birçok restoran ve işletmeye yakın olacaksınız, yalnız burada park problemi yaşayabilirsiniz. Plaka dışında kalan mahalleler oldukça sakin. Biz geçen yıl Papafragas Mağaraları'nın hemen yanındaki Papafragas Studios'ta kalmış ve çok memnun ayrılmıştık. Bu yıl da Zefiria köyünde Avra Studios'ta kaldık. Özetle siz de Plaka, Adamas/Adamantas, Pollonia, Pachena, Tripiti, Zefiria gibi yerlerdeki otellerde kalabilirsiniz. Ayrıca Klima ve Firapotamos'ta denize sıfır restore edilip airbnb evi olmuş çok tatlı balıkçı evleri var, fiyatları ortalamadan pahalı ama uygun sezonda airbnb'den incelenebilir. Yunan adalarına göre fiyatlar ortalama düzeylerde denebilir. Santorini ve Mykonos gibi adalara göre tabi ki daha uygun seviyelerde. Bizim 5 günlük marketten aldıklarımız ile evde hazırladığımız kahvaltı masrafımız ise 20 Euro'ydu. Milos'ta ulaşılması en zor plajlardan biri diyebiliriz. Adanın güneyinde yer alan bu plaja ulaşmak için oldukça dar bir geçitten yaklaşık 50 metre dik bir şekilde aşağı doğru indikten sonra tahta bir merdivenle de kumsala iniyorsunuz. Aşağıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz gibi uygun koşullarda buranın suyu müthiş oluyor. Doğal olarak herhangi bir tesis yok, o nedenle gölge işini önden düşünmek gerek. Adamas veya Plaka'dan buraya araçla ulaşmak yaklaşık 20 dakika sürüyor. Rüzgarın güneyden esmediği günlerde burası çok güzel oluyor; deniz çok berrak ve plaj çok uzun olduğu için rahat bir deniz deneyimi açısından geçen yıl burayı çok sevmiştik. Kleftiko, Milos'un en ikonik noktalarından biri ve kara yoluyla ulaşım yok. Dolayısıyla buraya gelmek istiyorsanız bir tekne turu bulmanız şart. Biz geçen yıl Delfinia Boat Tour'u tercih ettik; yarım gün tur 40 Euro'ydu. Adanın etrafında gezen tüm gün turlar da var, fiyatları ortalama 80-100 Euro arasında değişiyor. Bu arada bu tur, denizin güzelliği ve görülen manzaralar açısından bizim katıldığımız en güzel turlardan biriydi. Milos'un tartışmasız en ikonik yeri diyebiliriz Sarakiniko için. Dalgaların aşındırdığı beyaz kireç taşlarının turkuaz sularla buluşması sonrasında ortaya çıkan manzara gerçekten görülmeye değer. Bir de akşama doğru bu taşların oluşturduğu gölgeler, siyah beyaz sanat filmlerinden çıkmış gibi duran görüntüler sunuyor. Sarakiniko'da çok küçük bir kumsal dışında her yer fotoğraflarda gördüğünüz gibi kayalık. Bu kayalardan denize atlayıp, tekrar kayaların altından geçip içerideki bir havuz-mağaradan yukarı çıkabiliyorsunuz. Sarakiniko'ya geldikten hemen sonra, havlularımızı ve eşyalarımızı kayalıklara sorgusuz sualsiz bırakıp kendimizi bu müthiş suya atıyoruz. Burada dikkat etmeniz gereken birkaç konu olduğunu düşünüyoruz. İlki, kızgın güneş altında gölgelik yer bulma sorunu. Biz genelde güneşin açısına göre kayalıkların altına girip gölgelik yer buluyoruz burada. Etrafınızdaki her yer bembeyaz olduğu için, yansıyan ışıklardan dolayı güneşin en tepede olduğu anlarda güneş gözlüğü olmadan gözlerinizi açmak bile zor olabiliyor. İkincisi kayalıklardan dışarı çıkarken deniz kestanesi ihtimali, o nedenle suya atlarken ayağınızda bir şey olsa daha iyi olabilir. Zaten gidince göreceksiniz, New Balance'ıyla suya atlayanlar bile gördü bu gözler.. Dik yokuştan aşağı inip aracımızı park ettikten sonra, geçen yıldan bu yıla ne değişmiş diye bir etrafa bakınıp, kendimizi doğru plaja atıyoruz. Plaj, geçen yıl geldiğimiz Eylül ayına göre oldukça kalabalıktı, yine de oturacak yer bulabildik. Sahilde çok küçük bir tesis var, onun dışında adanın genelinde olduğu gibi havlunuzu istediğiniz yere atıp denize girebiliyorsunuz. Tesiste yeme içme fiyatları çok uygundu, şezlong şemsiye fiyatlarını sormadık maalesef. Firopotamos'un turkuaz sularında, hemen alttaki fotoğrafta görebileceğiniz aşırı tatlı balıkçı evlerine karşı çok keyifli bir şekilde yüzerek ferahladıktan sonra denizden çıkıp biraz köyü geziyoruz. Birkaç tane klasik fotoğraf noktası var köyde; biri eski kalenin yıkıntılarının olduğu kısım, diğeri minik kilisenin bahçesi. Bunlar dışında gezilecek bir yer yok. Yine turistler arasında adanın en popüler yerlerinden biri ama biz buraya bir türlü ısınamadık açıkçası. Sarakiniko'ya benzer şekilde, denizin kayalarla buluştuğu yerlerde güzel görüntüler var, ama buraya ilk gidişimizde o kayalar denize girilen kısmı komple gölgelemişti, o yüzden biraz üşümüştük. Sonra da zaman kısıtından dolayı burayı önceliklendirmedik. Kalabalığın sebebi, bizim de şimdiye kadar en iyi deniz ürünlerini yediğimiz yer olan Medusa Restoran. Rezervasyonsuz müşteri kabul etmiyorlar, restoranın kapısına kadar gidip listeye adınızı ziyaret saatinizle birlikte yazdırıyorsunuz. Genelde 1-2 saat sonrasına rezervasyon verdikleri için biz o arada gidip biraz yüzüyoruz. Milos'un aslında iki merkezi var gibi, biri Plaka diğeri Adamas. Plaka, adanın oldukça tepesinde kaldığı için araçsız ulaşım oldukça zor, ama en güzel restoranların bazıları burada bulunuyor. Ayrıca burası adanın tarihi açıdan da merkezi sayılıyor, zira ünlü Milo Venüsü heykeli burada bulunmuş. Plaka, klasik Yunan adası köyü diyebiliriz. Bembeyaz, tertemiz evlerin arasında çiçek gibi kokan sokaklar, dükkanlar, etrafında restoranların kafelerin çevrelendiği küçük bir meydan, ve tabi ki çok güzel bir -aslında birkaç- manzara noktası. Gün batımı manzarası için bizim favorimiz Utopia Cafe, yalnız önceden rezervasyon yapmak gerekiyor. Burada yer bulamazsanız, Panagia Korfiatissa kilisesin bahçesinde de gün batımını izleyebilirsiniz. Artık burada da yer bulamazsanız, ve üşenmezseniz adanın en yüksek noktalarından biri olan Plaka Kalesi'ne çıkabilir, kalenin yanındaki faal olmayan kilise yapısından da manzarayı izleyebilirsiniz. Plaka'da yeme-içme konusunda çok fazla seçenek var. Ana yemek veya öğle arasında atıştırmalık bir şeyler yemek isterseniz Archontoula'nın mezelerini biz çok beğenmiştik. Kahvaltı için Kokkino, kokteyl içmek için Panagia Korfiatissa'nın hemen yanında yer alan mükemmel manzaralı Verina Cocktail Bar'ı öneririz. Köylerden biri olan Tripiti için ayrı bir başlık açmadık ama Plaka'ya 10 dk yürüme mesafesindeki bu köyde çok güzel bir pizza yedik; Pizzeria i Stasi. Çok eski bir aile işletmesi ve pizzaları ve ambiansı gerçekten müthiş. Plaka'ya araçla ulaşmak isterseniz aracınızı köyün aşağısındaki ücretsiz park alanına bırakıp 10 dakikalık bir yürüyüş -tırmanış desek daha doğru olur- yapmanız gerekiyor. Milos'ta, aşağıdaki fotoğrafta da gördüğünüz tarzda renkli minik evlerin olduğu balıkçı köyü çok fazla. Klima bunların en eski ve büyük olanlarından biri. Plaka'nın bulunduğu tepenin hemen dibinde yer alıyor. Diğer balıkçı köylerinin aksine balıkçı evlerinde aktif kullanım çok yaygın. Özellikle yerel halktan oldukları belli olan, görece yaşlı amca ve teyzelerin akşam saatlerinde denizden dönüş anlarını izlemek özel bir deneyim. Klima'yı bizim için özel kılan bir detay da Astakas adlı müthiş mekan. Sahilde hemen denizin yanında yer alan bu restoranda geçen yıl çok güzel bir gün batımı eşliğinde çok güzel yemekler yemiştik. Bu yıl Ağustos ayının kalabalığından dolayı yer bulamadık maalesef. Adamas, feribottan indiğinizde sizi karşılayan, adanın ikinci merkezi. Deniz kenarında bulunduğu için otel, araç kiralama vb. turistik işletmeler yoğun olarak burada yer alıyor. Adamas'a yakın olan plajlar koy formunda değil ve genel olarak feribotların yanaşmasına rağmen genel olarak pırıl pırıl ve süt liman. Burada ünlü restoranlardan biri Oh Hamos Taverna. Adadaki diğer restoranların aksine et yemekleri ile ünlü. Biz denemiş ve beğenmiştik ama kuyruklara girecek kadar da bir olayı yok gibi. Fiyatlar da ada ortalamasının biraz üzerinde. Adanın kuzey doğu tarafındaki sahil köyü Pollonia'ya gitme sebebimiz: Enalion isimli restoran ve favası. Geçen yıl bu restoranın favasına bayılmıştık, ve bu yıl da sadece bu restoran için Pollonia'ya uğradık. Restoranın diğer seçenekleri de gayet lezzetli ve fiyatlar ada ortalamasında. Burada en çok önerilen restoranlardan biri de Yialos, yalnız biz Enalion konforundan çıkıp burayı deneyimleyemedik. Pollonia'da yüzmek isterseniz güzel bir plaj da var, ama adanın diğer plajlarına göre daha sığ ve suyu biraz soğuk. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2023/04/29/napoli-gezi-rehberi/", "text": "Mavi sulara nazır, güneşin sıcaklığı eşliğinde kendine özgü lezzetleriyle diyetisyenlerin ekmek kapısı olan güzel şehir Napoli'nin gezi rehberine hoş geldiniz! Napoli, İtalya'nın bize göre en ilginç şehirlerinden biri; bir yanda tarihi, kültürel ve gastronomik zenginlikler diğer yanda size Tarlabaşı'nı anımsatan samimi mahalleler, ve tabi ki futbol. Napoli kesinlikle hayatın sokakta yaşandığı, çok canlı ve sıcak bir şehir. Napoli gezi rehberini yazarken, şehrin hemen her yerinde adı geçen, şehrin ve ülkenin tarihi açısından en önemli kişilerden biri olan Giuseppe Garibaldi'den de daha önemli bir kişiden bahsetmek gerekiyor: Maradona. 🙂 Sokaklarda, binaların duvarlarında, hiç beklenmedik yerlerde bu arkadaşın bir posterini görmek mümkün. Hediyelik eşya dükkanlarındaki ürünlerin büyük kısmını da yine Maradona'nın gülen yüzü oluşturuyor. Maradona'nın Napoli halkı için nasıl bir anlam ifade ettiğini daha iyi anlamak için şu filmi izlemenizi öneririz. Napoli ile ilgili en meşhur konulardan biri de güvenlik mevzusu. Bu kısma başlamadan önce, İtalya'nın kuzeyinde yaşayanlar ile güneyinde yaşayanların birbirlerinden çok hoşlanmadığını not etmek gerekebilir. Kuzeyliler, güneylilerin genel olarak tembel ve eğitimsiz olduğunu düşünüyormuş. Napoli de bu düşünceden nasibini en çok alan şehir olabilir. Biz genel olarak Napoli'den çok keyif aldık. Bizi hem tarihi, hem mimari, hem de gastronomik açıdan oldukça memnun etti. Napoli'nin ziyaret edilmesi en uygun tarihleri Mayıs ve Haziran ayları arası olabilir. Bu aylarda hem sıcaklıklar hem de nem oranı daha katlanılabilir olacaktır. Eylül sonu ve Ekim ayları da güzel bir tercih olabilir bu arada. Tabi yazın gitmenin güzel yanı ise; bizim yaptığımız gibi Puglia bölgesi ile Napoli'yi bağlayıp farklı bir rota çizebilirsiniz veya çok turistik olan Amalfi/Positano kıyıları+Capri adasında deniz tatili yapabilirsiniz. Konaklama açısından en iyi semtler aşağıdaki gibi. Bunlardan herhangi birinde bütçenize göre kalacak yer bulursanız kaçırmayın deriz. Biz Quartieri Spagnoli'de kalmıştık ve çoğu yere yürüyerek gitmiştik. - Centro Historico - Chiaia - Quartieri Spagnoli - Vomero Napoli'yi dolu dolu gezmek için 3-4 gün yeterli olur. 2 gün Napoli'nin merkezindeki yerlere, 1 gün Procida adasına ve 1 gün de Pompei Antik Kenti ve Vezüv Yanardağı'na verilebilir. Biz 3 gün kaldık, Pompei ve Vezüz Yanaradağı'nı bu seferlik pas geçtik. Napoli diğer İtalya şehirlerine göre -özellikle kuzey bölgelere göre- çok ucuz. Biz şu ana kadar yediğimiz en güzel pizzaya burada sadece 5 verdik. Kahvaltılarda da bir kahve bir kruvasan genelde 3-4 civarı. Otel fiyatları tabi ki bölge bölge değişiyor ama bize göre bunlar da yine diğer şehirlere göre oldukça uygun. Napoli'ye Türkiye'den en uygun ulaşım şekli uçakla olacaktır. Şu an güncel olarak sadece THY'nin İstanbul'dan direkt uçuşları var, fiyatlar dönemsel değişiyor tabi. Maliyetleri biraz düşürmek isterseniz, İstanbul'dan direkt Roma'ya uçup oradan Napoli'ye trenle geçmek mantıklı olabilir. Ya da Atina veya Sofya'ya bir şekilde ulaşıp oradan uçakla geçmek de maliyeti düşürebilir. Napoli'de şehir içi ulaşım çok kolay ve ucuz. Zaten şehir merkezinde kalıyorsanız çoğu yere yürüyerek ulaşmak mümkün. Procida adası, Pompei Antik kenti ve Vezüv Yanardağı için ayrıca birkaç toplu taşıma aracı kullanmanız gerekiyor. Örneğin biz Procida'ya geçmek için önce metroya bindik, sonra iki kişi gidiş dönüş yaklaşık 30 'luk bir feribot bileti aldık. Otobüs ve tramvaylar da şehirde oldukça yaygın ama dediğimiz gibi bunları çok kullanmanız gerekmeyecek büyük ihtimalle. YALNIZ not etmek istediğimiz bir konu var 🙂 Havaalanından indiğinizde merkeze giden otobüslerin orada çok ısrarcı bir taksici güruh var. İçlerinden biriyle göz göze geldiğiniz anda başınız İtalyan mafyasıyla derde girmiş demektir.. şaka tabi. Biz 2022 yazında gittiğimizde merkeze ulaşım için fiyat sormuştuk, taksici abimiz inanılmaz jest ve mimikleriyle bizi otobüsten daha ucuza götüreceğini söyledikten sonra, \"sadece 50 \" demişti. Arkamıza bakmadan uzaklaştık ve kişi başı 6 'ya 522ST'mize binip otelimize ulaştık. Burayı gezdikten sonra sarayın arka tarafında bulunan parkta 5-10 dakika yürüyüş yaparak keyifli zaman geçirebilirsiniz. Çok bilinen bir yer olmadığı için not etmek istedik. Sonrasında da sarayın ön tarafında bulunan, aşırı ferah ve geniş bir meydan olan Piazza del Plebiscito'da biraz dolaşıp Basilica Reale Pontificia San Francesco da Paola'yı uzaktan fotoğraflayabilirsiniz. Saray haftanın 7 günü ziyarete açık, 2023 yılı itibarıyla giriş ücreti 10 . Milano'daki Galleria Vittorio Emanuele II'yi gördüyseniz burası özetle onun küçük kardeşi gibi diyebiliriz. Burası dünyaca ünlü bir pizzacı. Eat, Pray, Love filminde Julia Roberts'ın bayıla bayıla yediği pizzanın ta kendisi burada. Kapıda öyle bir sıra var ki bankamatikten numara alır gibi numaranızı alıp yaklaşık 1 saat bekliyorsunuz. Numaranız ekranda yanınca içeri girebiliyorsunuz. Biz hemen karşısında küçük bir kafeye oturup bekledik, ara ara numaramız yanıyor mu diye bakıp durduk... vee sonunda içeri girebildik, çok fazla çeşit beklemeyin birkaç çeşit çok az malzemeli pizza var burada. Zaten Margherita pizzası ile ünlü. Bir Margherita nasıl bu kadar lezzetli ve sadece 5 olur şaştık kaldık. Hayatımızda yediğimiz en lezzetli pizzaydı. Burası aslında sadece bir apartman ama girişi çok hoşumuza gittiği için bir fotoğraf çekip çıktık. Apartmanın bulunduğu mahalle Nişantaşı'nın caddelerine benziyor. Şöyle bir tur atabilirsiniz caddelerde. Procida, Napoli'nin hemen açıklarında bulunan, renkli evleri, tarihi kiliseleri, güzel manzaraları ve plajları ile ünlü olan bir balıkçı adası. Oldukça küçük ama bir o kadar da güzel bir yerdi. Pastel rengi evleri ve kendine özgü kültürünü deneyimlemek için Napoli'ye gelmişken buraya da 1 gün ayırın deriz. Ada sokaklarında aylak aylak gezmek çok keyifli, özellikle Marina Corricella'dan Terra Murata'ya çıkmak ve oradan ada manzarasını izlemek müthişti. Procida'ya gitmek çok kolay. Direkt olarak Napoli'den veya merkeze 30-40dk mesafedeki Pozzuoli'den feribotla ile 30-40 dakika içinde ulaşabilirsiniz. Biz bileti internetten alıp, Pozzuoli'deki feribot ofisinden de bastırdık. Biletleri çıktı almadan feribota binemiyorsunuz. Napoli'deki ünlü bir pizzaiolo aileden gelen Gino Sorbillo'nun yeri. Sorbillo restoranı 2004 yılında açmış, ve şu an Napoli'deki en ünlü pizzacılardan biri. Menüde genel olarak Napoli tarzı pizza çeşitleri bulunuyor. Yani bu özetle şu demek; normalde yemek istemediğimiz o pizza hamuru bile çok lezzetli. Bir de pizzalar gerçekten bol malzemos.. Napoli'de üç gün geçirsek de şehri ve sokaklarda zaman geçirmeyi çok sevdik, normalde yapmadığımız, güzel manzara noktalarında uzun uzadıya durma ve restoranlarda çok oturma işini biraz abarttık. Dolayısıyla geriye gezilecek birkaç yerimiz kaldı. Ischia, Capri, Pompei ve Vezüv'e gidemedik örneğin. Napoli'ye tekrar gidecek olursak bu seçenekleri de değerlendiririz büyük ihtimalle. Napoli'ye kadar gelmişken genellikle Amalfi kıyılarına da gidiliyor ama biz direkt Puglia bölgesine geçtik ve öyle bir rota çizdik. Bu kararımızdan da çok memnun kaldık. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://blogtimetogo.com/2023/06/03/karadag-gezi-rehberi/", "text": "Balkanlar'ın incisi Montenegro ya da bizim bildiğimiz adıyla Karadağ, minik ama çok güzel bir balkan ülkesi. Adriyatik kıyısında, İtalyan şehri Bari'nin hemen karşısında konumlanmış bu güzel ülke tarihi şehirleri ve köyleri, muhteşem doğa manzaraları, etkileyici mimarisi ve sıcakkanlı insanlarıyla bizi çok şaşırttı. Şuan bu yazıyı yazarken Karadağ'ı düşününce bizim aklımızda beliren manzara; masmavi bir deniz üstünde önce yeşil ağaçların arasında inşa edilmiş taş yapılar, sonra o yapıların arkasında uzanan devasa kayalık ve ormanlık dağlar oluyor. Karadağ, vizesiz gidilebilecek ülkeler arasında kesinlikle en verimli yerlerden biri. Bunda ülkenin uzun yıllar İtalyan kültürü etkisinde kalmasının etkisi de çok büyük gibi duruyor. Bu yazımızda, 19 Mayıs'taki Karadağ gezimizden bu yana en çok soru aldığımız konular hakkında olabildiğince bilgi vermeye çalışacağız. Bu konulardan en yoğun olanı ulaşımdı, dolayısıyla en fazla zamanı oraya ayırdık. 🙂 Keyifli okumalar.. Karadağ, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından henüz vize istemiyor. Yani pasaportunuzu alıp yollara düşebilirsiniz. Vize istenmemesi, çipli kimlikle gidip pasaportsuz girebileceğiniz anlamına gelmiyor bu arada, dikkat edin. 🙂 Bizden \"henüz\" vize istememelerinden kastımız, Karadağ'ın şu an Avrupa Birliği'ne kabul sürecinde olmasıydı. Yani bir süre sonra buralara da vizesiz gelememe ihtimalimiz var.. Bu arada Karadağ'a komşu olan bazı ülkeler de bizden vize istemiyor. Gelmişken bir balkan turu yapmak isterseniz diye not düşüyoruz. Karadağ; Hırvatistan, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Sırbistan ve Kosova arasında kalan aslında çok küçük bir ülke. Toplam nüfus Şişli'nin yaklaşık iki katı, öyle düşünün.. Karadağ'ın en turistik şehirleri şüphesiz Kotor ve Budva. Bunların dışında Tivat, Herceg Novi ve Perast gibi görece daha az turistik kasaba/şehirler de var. Biz bu yazıda Perast, Kotor ve Budva'dan bahsedeceğiz. Kotor, Budva ve diğer turistik bölgelere ulaşmak için en pratik yol Karadağ'ın Podgorica şehrine havayoluyla ulaşmak. Yalnız bu yol bize göre çok maliyetli. Örneğin şu an 11 Eylül'de bir kişi gidiş dönüş 6 bin TL. Diğer bir seçenek ve en ekonomik yol ise İstanbul'dan Tiran'a direkt uçuş ve oradan Karadağ'a geçiş. Şu an itibariyle İstanbul'dan Tiran'a bir kişi gidiş dönüş 2 bin 800 TL. Podgorica ile aradaki fark oldukça yüksek yani. Tiran'dan Karadağ'a geçmek içinse otobüs kullanabilir veya araç kiralayabilirsiniz. Biz daha rahat gezmek için araç kiraladık. Tiran'dan araç kiralamak ve kiralık araçla ülke değiştirmek çok kolay. Aracın günlük kirası çok değişken olmakla birlikte, ekonomi sınıfı otomatik bir araç için günlük 25-40 arası gibi düşünebilirsiniz. Arnavutluk dışında olacağınız her bir gün içinse ekstra 10 gibi bir ücret talep ediliyor. Bunun dışında sınırdan geçerken klasik Yeşil Sigorta alıyorsunuz. Minimum 15 gün veriliyor ve toplam 15 tutuyor. Bu arada, Kotor'a kadar gitmişken, Game of Thrones manzaraları ile ünlü Hırvatistan şehri Dubrovnik'e de geçmek isteyebilirsiniz. Kotor'dan yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Bizim zamanımız yetmediği için gidemedik, ama aklımızda kalmadı değil. Araç kiralamak için rentalcars. com'u kullanabilirsiniz. Bu arada, aracınız için tam korumalı sigorta da alsanız kartınıza bir miktar depozito kesiyorlar ve sigortanın tam korumalı olmadığını söylüyorlar. Biz depozito iptalinde bir problem yaşamadık, yalnız aracı alırken çizikler vb. konularda çok dikkatli olmakta fayda var. Özetle, hem ekonomik ulaşım, hem daha çok yer görme ve gezme imkanları açısından uçakla Tiran'a gidip oradan araç kiralamak oldukça mantıklı bir seçenek. Araba kiralama firmaları kiralama şartlarına göre depozito çekmek isteyebilir, kartınız müsait olması gerekebilir bu durumda. Budva'da Old Town'dan önce çok büyük park alanları var, saatlik ücretler daha düşük. Burada ücretsiz park yeri aramak için uğraşmadık ama arasak bulurduk diye düşünüyoruz. Bu sorunun cevabı aslında sizin Karadağ'a ne zaman gittiğinize ve tatil tercihlerinize göre değişir. Örneğin bizim gibi yerinde duramayıp sürekli bir yerler görmeye çalışan biriyseniz, Kotor'da kalmak daha mantıklı olabilir. Özellikle Kotor Old Town'da çok güzel tarihi evler var, airbnb veya booking. com üzerinden inceleyebilirsiniz. Biz Kotor'da airbnb üzerinden kiraladığımız şu evde kaldık ve Kotor merkezi tamamen yürüyerek gezebildik. Karadağ'a yaz aylarında gelecekseniz, güzel plajların çoğu Budva tarafında olduğu için Budva'da kalmanız daha mantıklı olacaktır. Kotor estetik olarak çok daha güzel olsa da, otopark sıkıntısı, sıkışık yerleşim alanları vs. nedeniyle, yaz tatilinde kalmak için çok tercih edilmeyebilir. Kotor körfezi aslında çok büyük bir bölge. İçinde Kotor, Perast, Herceg Novi, Tivat gibi yerleri barındırıyor. Bu şehir/kasabaların hepsi konaklamak için tercih edilebilir. Çok uğraşmak istemiyorsanız hem Kotor hem Budva Old Town'larda bir otel tutabilir veya aracınız varsa şehir merkezinden biraz daha uzaklaşıp ekonomik seçenekleri değerlendirmeyi de düşünebilirsiniz. 3-4 gün Kotor, Budva ve Perast'ı gezmek için yeterli olacaktır ama, biraz da plajların tadını çıkarayım, yakınlardaki yerleri de gezeyim derseniz Karadağ'da hiç sıkılmadan bir hafta da geçirilir bizce. 1 gününüz daha varsa ve vizeniz varsa Herceg Novi+Dubrovnik eklenebilir. Vize yoksa Tivat eklenebilir. Daha fazla gününüz varsa Mostar'a gidilebilir. Karadağ'ın para birimi Euro ve çoğu yerde kredi kartı geçiyor. Çoğu Avrupa şehrine göre Karadağ genel olarak bize ucuz geldi. Ancak Kotor Old Town çok turistikleşmiş olduğu için Karadağ'ın diğer yerlerine göre biraz daha pahalıydı. Bu arada çoğu yerde yeme-içme fiyatları aslında ya İstanbul ortalamasına yakın ya da daha düşük. Fiyatlardan örnek verecek olursak: Kotor ve Budva Old Town'da ortalama bir restoranda americano 2 , yerli biralar 2,5-3,5 , kadeh şaraplar 5 , makarna ve pizzalar 8-10 . Şehir merkezinden uzaklaştıkça bu fiyatlar düşüyor tabi. Konaklama: Karadağ'da otel fiyatları bölgeye ve otelin konumuna göre değişiklik gösteriyor. Şehir merkezindeki oteller daha pahalı ancak kıyı bölgelerinde veya daha küçük kasabalarda daha uygun fiyatlı seçenekler bulabilirsiniz. Ortalama bir airbnb odası fiyatı gecelik 35-50 arası. Tek kişi kalacaksanız bu fiyat çok daha düşecektir. Yemek: Restoranlarda yemek yemek genellikle uygun fiyatlı. Birçok yerel restoranda, 10-20 arasında bir öğle veya akşam yemeği için yeterli bir bütçe ayırabilirsiniz. Hızlı yiyecek veya sokak satıcılarından alacağınız atıştırmalıklar ise daha ucuz, büyük bir pizza dilimi 2-3 mesela. Bir kahve veya çay genellikle 2 . Ulaşım: Otobüs biletleri şehirler arası seyahatlerde ortalama 10-20 arasında. Araç kiralama fiyatları günlük 30-50 arasında. Biz kiralık araçla Tiran'dan Budva, Kotor ve Perast'a gidip geri döndük. Arada farklı yerlere de tekrar gidip geldik. 4 gün için toplamda 50 yakıt ücretimiz oldu. Son olarak, Kotor ve Budva kıyı şehirleri olduğu için çok taze deniz ürünleri bulabilirsiniz. Yalnız balık restoranlarına rezervasyon yapmanız gerekebilir, önden incelemekte fayda var. Kotor Old Town, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor ve Orta Çağ'dan kalma dar sokakları, tarihi binaları ve surlarıyla ünlü. 3-4 saatte Kotor'un eski şehir merkezini gezebilirsiniz, çok büyük bir alan değil ancak kesinlikle keyifli zaman geçirilmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyoruz. Old Town'da gezilecek yerleri tek tek yazmıyoruz, çünkü sokaklarda kaybolarak gezerken görmeniz gereken her yeri zaten göreceksiniz. - BBQ Tanjga: Burası çok ilginç bir yer. Dışarıdan bıraktığı izlenimle yemeği yediğinizde oluşan nihai etki arasında çok büyük fark var. Özetle, aslında çok küçük bir kasap dükkanı burası, ve kasap reyonunun arkasında kocaman bir ızgara var, sürekli çalışır ve dolu halde. Farklı et çeşitleri bulunuyor, istediğinizi ekleyip çıkarabiliyorsunuz. Yarım kilo ızgara et 15 . Kesinlikle tavsiye ederiz. - La Cathedral: Çok sade ve yeterli bir restoran. Biz iki gün üst üste sadece kahvaltı için gittik, ama menüsü oldukça geniş, öğle veya akşam yemeği için de gidilir. Fiyatlar uygun. - Restobar Taraca: Arabaya ücretsiz park yeri ararken keşfettiğimiz bir yer. Bir kez öğle yemeği, bir kez de kahvaltı için gittik. Fiyatlar ortalama. - Bokun: Old Town'da bir akşam bir şeyler içip atıştırmak için oturmuştuk. Menüsü çok geniş ve porsiyonlar çok büyük. Fiyatlar uygun. Kotor Körfezi ve şehir manzarası için en güzel noktalardan biri olan Kotor Kalesi'ne Old Town'ın içinden merdivenlerle çıkabiliyorsunuz. Ücret kişi başı 8 . Bir de Old Town'ın dışından alternatif bir yol bulunuyor. Bu yol Old Town'ın içinden çıkan merdivenlere göre çok daha uzun ve yorucu. Yalnız çok ilginç bir olayı var, yolun kaleye yakın kısmında çok küçük bir çiftlik evi var. Bu çiftlik evinde tavuklar, koyunlar keçiler vs. var ve çiftliğin sahibi derme çatma bir alana birkaç masa sandalye koymuş, orada misafirlere kendi yaptıkları et ve peynir ürünlerinden sunuyor. İçecek bir şeyler de var. Burayı ilginç kılan şey, çiftliğin sahibi abimizin 7/24 kafasının güzel olması, çiftliğe karayolu ulaşımının olmaması ve bütün iletişimin el kol hareketleriyle yapılması.. Çok uzattık 🙂 Çiftliğe kadar geldikten sonra kaleye giden küçük bir patika var, orayı takip edip kaleye ücretsiz girebiliyorsunuz. Aşağı inerken de Old Town'ın içinden çıkan yoldan ücretsiz inebilirsiniz. Budva da Kotor gibi tarihi bir yerleşim yeri ve Adriyatik kıyısındaki en eski yerleşimlerden biriymiş. Budva Old Town, iyi korunmuş surlarla çevrili bir ortaçağ kenti hala. Kıyı şeridi, Mogren Plajı, Jaz Plajı ve Slovenska Plajı gibi çeşitli kumsal ve çakıllı plajlar mevcut, deniz çok temiz görünüyordu. Yaz aylarında olsak kesinlikle keyfini çıkarmak isterdik. Biz Budva'da yeme-içme için çok zaman harcamadık, Kotor'da beğendiğimiz ve listemizde olan yerleri denemeye karar vermiştik. Buraya Sveti Stefan Adası desek de aslında karaya çok ince bir yol ile bağlandığı küçük balıkçı köyüyle aynı adı taşıyor. Ada, 1960'ların sonlarında bir otel kompleksi haline dönüştürülmüş ve güncel olarak adaya sadece otel müşterileri ve rehberli turistler girebiliyor. Ada ile karşısındaki köy arasında uzanan sahil şeridinde çok güzel iki plaj var, biri taşlık, diğeri kumsal şeklinde. Plajlarda işletmeler var ama çoğu kısım serbest ve ücretsiz. Burası güzeller güzeli minik bir kasaba, ve bizim en az beklentiyle gittiğimiz ama en çok beğendiğimiz yerlerden biri oldu. Doğal güzelliği bir yana, mimari açıdan da oldukça etkileyici. Kasaba, Venedik Rönesans ve Barok tarzındaki tarihi binalar, saraylar ve kiliselerle dolu. Özellikle gün batımı saatlerinde Perast'ta yürümek çok keyifli oldu bizim için. Buraya giderken Dobrota ve Orohovac köylerine de yol üstünde oldukları için bir göz atabilirsiniz. Buraya araçla giderseniz otopark alanındaki görevliler aynı zamanda köyün karşısındaki iki adaya bot turları da düzenliyor. İki kişi için park ücreti dahil 15 istiyorlar ama pazarlık yaparak 8-10 'ya kadar düşürebilirsiniz. Karşıdaki iki ada ise Our Lady of Rocks ve Saint George. Saint George'a giriş yok, sadece uzaktan görüyorsunuz, Our Lady of Rocks'ta ise Kız Kulesi'ne benzer bir yapı var, onu görüp geliyorsunuz. Kotor Serpentine, Karadağ'ın Kotor Körfezi'nde yer alan ünlü bir yol. Bu çok yokuşlu ve virajlı yol, Kotor şehrinin çevresinde yer alan dağlık bölgeye çıkıyor. Yol çok düzgün olduğu için küçük araçlarla da çıkabilirsiniz. Kotor Serpentine, bizim de aşağıda paylaştığımız fotoğraftaki manzarasıyla ünlü. Bunun yanında sürekli yukarı tırmanırken karşılaştığınız görüntüler gerçekten çok hoş; her virajın sonunda, Boka Kotorska Körfezi'nin panoramik görüntüsü, dağların yeşil ormanları ve tarihi binaların büyüleyici manzaraları sizi karşılıyor. Kotor Kalesi'ne alternatif olarak bu manzarayı görmeyi de deneyebilirsiniz. Biz bu küçük kasabaya gitmedik ama Dubrovnik'e gidecek olsak buradan geçeceğimiz için bir uğrardık. Size fikir olması için yazıyoruz. Bizi Instagram'da takip etmek isterseniz şöyle buyrun."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/1-milyon-dolarla-dunyayi-gezecek-calisan-araniyor", "text": "1 milyon dolarla dünyayı gezecek çalışan aranıyor! Luxury Travel Intelligence, VeryFirsttoKnow. com sitesi aracılığıyla 1 milyon dolar harçlıkla dünyayı gezecek birini aradıklarını duyurdu. Luxury Travel Intelligence, VeryFirsttoKnow. com sitesi aracılığıyla 1 milyon dolar harçlıkla dünyayı gezecek birini aradıklarını duyurdu. İlanda, \"1 milyon dolarla dünyayı bedava gezecek bir aday aranıyor. İşe alınacak kişi bir yılını dünyanın en iyi lokantalarında yemekler yiyerek, beş yıldızlı otellerde kalarak ve dünyanın en elit gece kulüpleri ve tesislerinde eğlenerek geçirecek. İşe başvuracak kişilerin iyi yemek yemeyi sevmesi, kültürel aktivitelerde yer alma isteğinde olması ve yeniliklere açık olması gerekiyor. Yazma yeteneği de varsa bu artı bir özellik olarak dikkate alınacak. Çiftler de başvurabilir\" denildi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/119-bin-dolariniz-varsa-istanbul-dahil-dunya-turu-sizi-bekliyor", "text": "Kara ve denizdeki dünya turlarına hava da eklendi. Four Seasons otel zincirinin başlattığı, uçakla dünya turu rotasında İstanbul da yerini aldı. Tatiilcilerin rotasına yeni bir seçenek daha eklendi. Four Seasons otel zincri, konaklamadaki standartlarını havaya taşıyor. Otel zinciri, Boeing 757 uçağıyla aralarında İstanbul'un da bulunduğu rotalara uçakla dünya turu düzenliyor. Four Seasons logolu uçak, en lüks kruvaziyer konforuna sahip. ABD'den başlayıp Londra'da biten 24 günlük turun kişi başına maliyeti ise 119 bin dolar. milliyet. com. tr'de yer alan habere göre, otelin logosu uçağın gövdesinde yer alıyor. Uçağın içi de özelleştirildi. Deri koltuklar, pelüş halılar ve son derece modern lavabolarla donatıldı. Uçakta kablosuz internet de bulunuyor. Aşçıbaşının da yer aldığı görevliler rota boyunca 52 yolcunun spa işlemlerini, çay saatlerini ayarlıyor. 92 oteli bulunan Four Seasons'ın zengin müşterileri seyahat ve otellerde diğer alanlara göre daha fazla para harcayınca otel de yeni böyle bir turu organize etme kararı almış. Four Seasons ilk dünya turunu 2102 yılında başlattı. O zaman markasız jet kullanan otel, 78 yolcusunu bu tura çıkardı. Otelin Pazarlamdan Sorumlu Başkan Yardımcısı Susan Helstab, yeni jetin Tag Aviation'dan kiralandığını söyledi. Four Seasons, en yüksek konforla dünyayı keşfetmek isteyen zenginlerin bu isteğini karşılamak için markalı jetini ise bu yıl hizmete sundu. Normal kullanımında 233 yolcu taşıyabilen uçak, şubat ayında havalandı. Dokuz destinasyonla başladı. 24 günlük seyahat ABD Los Angeles'tan başlıyor. Bora Bora, Tayland, Hindistan ve Türkiye'de durarak yolunu Londra'ya çiziyor. Her konaklamada misafirler o ülkedeki Four Seasons otellerinde kalıyor. Turun kişi başı fiyatı 119 bin dolar olarak belirlenirken. Tek odada çift kişilik konaklamada bu fiyat 130 bin dolara çıkıyor. Bir yıl önceki turda İstanbul'da Sultanahmet Four Seasons'ta konaklama sağlanırken, yeni turlarda Boğaziçi'ndeki otelin kullanılacağı öğrenildi. Four Seasons'ın lüks turunun ikinci bir ayağı ise 16 günlük kültür ağırlıklı seyahati kapsıyor. İlk olarak nisan ayında yapılan Avrupa seyahati, müzeleri, tiyatroları, film galalarını ziyareti içeriyor. Bu gezinin günü daha az olduğu için fiyatı da biraz daha düşük tutuldu. Kabin ekibi ve uçak görevlilerinin bulunduğu jet tek kişi tarafından da kiralanabiliyor. Four Seasons Jet, şu anda yeni rezervasyonlar için de açık. Şubat 2015'de, ABD Los Angeles'tan başlayıp İngiltere Londra'da bir kutlama yemeğiyle sona erecek 24 günlük seçenek var. 9 destinasyonu içeren seyahat; dinamik şehirler, egzotik Adalar, mimari harikalar ve doğal çevreyi kapsıyor. Kültürle ilgilenen lüks severler için ise 16 günlük bir Avrupa turu daha bulunuyor. Milano, Prag, St. Petersburg gibi şehirler bu turda yer alıyor. Dünya turu ise Ağustos 2015'de yine dokuz destinasyonla gerçekleştirilecek. Üç ve en yeni Four Seasons otelde kalışı kapsayan tur, Pekin'den başlayıp Marakaş'e, Maldiv adalarına kadar devam ediyor. Yine süresi 24 gün olacak. Her yolculuk hava yolculuğu, yer hizmetleri, planlı seyahatler ve yemekleri kapsıyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/172", "text": "Avrupa Birliği üyesi 27 ülkeden herhangi birine gitmek için vize şart. Ancak bu ülkelerin 27'sine birden schengen vizesi ile girmek mümkün. Yurtdışına seyahat edecek yolcuların bu vizeyi alabilmesi başlı başına bir sorun. Üye ülkelerden bazıları bu vizeyi verirken çok zorluk çıkartırken, bazıları ise çok daha kolay veriyor. Uçuş Rotası, schengen alırken gereken evrakları, hangi ülkelerin daha kolay vize verdiğini sizler için araştırdı ve geniş kapsamlı bir schengen dosyası hazırladı. Eğer Avrupa'ya gitmeyi düşünüyorsanız bu yazıyı mutlaka okuyun. Schengen, Fransa, Almanya ve Belçika üçgeninin ortasında bulunan ufak ama zengin bir ülke olarak bilinen Lüksemburg'un güneyinde bulunan ufacık bir şehirdir. Schengen harita üzerinde görülmeyip bizim için önemli olmasa da Avrupa'da bir yere gitmek istediğimiz zaman adını ağzımızdan düşürmediğimiz bir yer. 1985'in Haziran ayında 7 Avrupa Birliği üye ülkesi aralarında bir anlaşma imzalayarak birbirleri arasındaki tüm sınırları kaldırarak vatandaşlarının rahatça dolaşmasını sağlamışlardır. Bu anlaşmanın sonunda da bu ülkeler Schengen Ülkeleri olarak adlandırılmıştır. Schengen anlaşması her ne kadar 1985'te imzalanmış olsa da yürürlüğe 1995 Mart ayında girmiştir. 1985'ten günümüze 7 ülke'ye 8 ülke daha eklenerek bu sayı 15 olmuştur. Günümüzde de bu sayı 27'e ulaşmıştır. Schengen vizesinin çıkmasıyla Avrupa'da dolaşmak daha kolay oldu. Schengen vizesi ile bu anlaşmayı imzalamış olan 27 ülke arasında rahatça dolaşılabiliniyor. Bu demek oluyor ki sınırlardan geçişler hava, kara ve deniz yolu fark etmeksizin yerel seyahat olarak değerlendiriliyor. Seyahat yapılmak istenen şehir bu noktada önemli. Eğer sadece bir schengen ülkesini ziyaret etmek istiyorsanız, ziyaret etmek istediğiniz ülkenin başkonsolosluğuna vize başvurusunda bulunuyorsunuz. Eğer birden fazla schengen ülkesini ziyaret etmeyi amaçlıyorsanız vize için gideceğiniz ilk schengen ülkesinin başkonsolosluğuna başvurmanız gerekiyor. Örneğin; İtalya'dan Fransa'ya geçmeyi düşünüyorsanız müracaat etmeniz gereken konsolosluk İtalya Konsolosluğu'dur. Schengen vizesi isteyen ülkelerin vize başvurularında istedikleri evraklar ve kriterler birbirinin benzeridir. İlk schengen vize başvurusunun bizzat kişinin kendisi tarafından yapılması şart koşulmuştur. 2. ve daha sonraki başvurularınızda seyahat acentaları ve danışmanlık hizmetleri aracılığı ile başvurunuzu gerçekleştirebilirsiniz. Birleşik Krallık : İngiltere Avrupa Birliği'ne girdiğinden beri ne Euro'yu ne de Schengen'i kabul etmektedir. Schengen ülkeleri ortak SIS veya Schengen Information System adı verilen bir veri tabanından yararlanırlar. Bu veri bankasında, Schengen ülkelerine girmesi gereken kişilerle ilgili bilgiler başta olmak üzere çeşitli bilgiler yer alır. Vize başvurusu esnasında sunulan tüm bilgiler, üye ülkelerin yetkili makamlarında kullanıma açıktır. Schengen vizesi kapsamında Avrupa Topluluğu ülkelerinin hepsine vizesiz serbest dolaşım hakkı da kazanıldığından, bazı ülkelere başvuru için prosedürü daha kolay bir ülkeden bu başvuruyu gerçekleştirmek daha mantıklı olabilir. Çünkü her ülke, shengen vizesi uygulamasına geçtiğinde tüm prosedürleri almayabilir ve bazı ülkeler hem daha az yoğun olduklarından, hem de işlemleri değişik uyguladığından doğru shengen ülkesini seçmek stratejisini bir vize danışmanı ile yapmanızı öneriyoruz. Evraklarınızın tam olması, vize dosyanızın eksiksiz ve profesyonel olarak hazırlanması, görüşmeye hazır olarak çıkmanız, vize almanızı etkileyen unsurlardan bazılarıdır. Diğer unsurlar, tecrübe ve prestij ile ilgili olarak değişebilir hatta bazı unsurlar tamamen karakter tahliline bağlıdır ve sizin kontrolünüzde değildir. Vize başvuru formları şahsen yolcular tarafından doldurulmalı ve imzalanmalıdır. Pasaportların \"gümrük ve döviz işlemleri\" sayfalarına vize uygulanamaz. Pasaportunuz yenilenmiş ve eski pasaportunuzda ilgili konsolosluğa ait vize mevcut ise eski pasaportunuzu da belgeler ile birlikte vermeniz vize alımında yararlı olacaktır. Schengen ülkeleri hiç schengen vizesi olmayanlar ile şahsen istemektedir."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/1942-model-ucakla-dunya-turu", "text": "Maceraperest İngiliz kadın pilot Tracey Curtis-Taylor, çift kanatlı tarihi Boeing Stearman tipi uçağı ile İstanbul'a geldi. 1 Ekim'de İngiltere'den yola çıkan İngiliz kadın pilot Tracey Curtis-Taylor, 85 yıl önce başka bir öncü kadın pilot olan Amy Johnson'ın Gipsy Moth tipi tek motorlu uçağı ile İngiltere'denAvustralya'ya gerçekleştirdiği rotayı tekrarlayacak. Amerikalı imalatçı Boeing'in sponsor olduğu uçuşta Curtis-Taylor, İkinci Dünya Savaşı'nda eğitim uçağı olarak kullanılan çift kanatlı olan Stearman ile uçuyor. Toplam 23 ülke üzerinden uçarak ve 21 bin kilometre kat ederek Sydney'e ulaşmayı hedefleyen Curtis-Taylor, bugün İstanbul Hezarfen Havaalanı'ndan kalkarak KKTC'ye gidecek. Bu uçuş, özellikle Singapur, Orta Doğu ve Hindistan'da gerçekleştirilecek programlar aracılığıyla, havacılıkta kadınların rolünün altını çizmek için de bir vesile olacak. Curtis-Taylor, \"Bu noktaya varmam tam 30 yıl sürdü. Bu uçuşu Amy de desteklerdi\" dedi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/2014-yilinda-uygulanacak-yeni-pasaport-harc-ucretleri", "text": "2014 yılı ile birlikte pasaport defter bedeli 72 Lira'dan 75 Lira'ya, 6 aya kadar olan pasaport harcı ise 92.55 Lira'dan 96,18 Lira'ya; 3 yıldan fazla süreli pasaportlar ise 441.40 Lira'dan 458.74 Lira'ya yükseltildi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/2016-pasaport-harclari", "text": "Ekim ayında açıklanan enflasyon rakamları doğrultusunda 2016 yılında ödenecek olan vergi ve harçlara yapılacak zam oranlarının hesaplanması için temel teşkil ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu, Ekim ayı için 12 aylık ortalamalara göre Yİ-ÜFE'yi yüzde 5.58 olarak açıkladı. 6 aylık: 188,3 liradan 199,2 liraya, 1 yıl için: 237,2 liradan 251 liraya, 2 yıl için: 334,9 liradan 354,3 liraya, 3 yıl için: 440,9 liradan 466,5 liraya, 4-10 yıl için: ise 587,5 liradan 621,6 liraya çıkması bekleniyor. Not: Bakanlar Kurulu bu oranı istediklerinde %50 arttırma veya %50 azaltma yetkisine sahip olduğunu unutmayalım."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/2018-national-geographic-yilin-seyahat-fotografcisi-kazananlari", "text": "-"} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/21-saniyede-pasaport-kontrolu", "text": "Atatürk Havalimanı'da ay sonuna kadar başlatılması planlanan, \"biyometrik geçiş\" olarak da adlandırılan e-gate uygulaması için geçiş bankoları yerleştirildi. Yurtdışı çıkışlarda hız ve insan gücünden tasarruf sağlayacak, e-gate uygulaması için ilk aşamada havalimanının dış hatlar terminaline geliş ve gidiş katlarına ikişer biyometrik geçiş kabini konuldu. Pasaport polisinin görev almayacağı kaydedilen uygulamada kabin sayısının 3 ay sonra geliş ve gidişlerde altıya, 2015 sonuna kadar ise yirmi dörde çıkarılması planlanıyor. Şimdilik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik olarak uygulanacak sistemde yolcunun tarattığı parmak izi sistemden otomatik olarak kontrol edilecek, eşleştikten sonra geçiş izni verilecek. Bir süre sonra yüz tanıma kontrolünün de entegre edilmesi planlanan sistemden ilk olarak sık seyahat eden ve tanımlı bir yolcu grubu faydalanacak. Yerli bir firma tarafından kurulan sisteme ait test aşaması sonuçlarına göre, yolcunun en fazla 21 saniyede kabinden geçebilmesi öngörülüyor. Sisteme alışkanlık arttıkça bu sürenin 15 saniyeye kadar düşebilmesi planlanıyor. Biyometrik geçiş kabinlerinin yanı sıra pasaport polislerinin çalıştığı mevcut kabinler de görevlerine devam edecek. Uygulama Dubai, İspanya, Fransa ve Hollanda gibi farklı ülkelerde de kullanılıyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/23-ulkeden-taylanda-seyahat-uyarisi", "text": "Düzenlenen gösteriler sebebiyle 23 ülke, vatandaşına seyahat uyarısı yaptı. Seyahat uyarısı yapan ülkeler arasında Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İtalya, İsveç, Danimarka, Norveç ve Çin de bulunuyor. Dışişleri Bakanlığı binasında toplanan 56 ülke büyükelçisi ve 6 uluslararası kuruluş temsilcisi ülkedeki gösterileri masaya yatırdı. Dışişleri Bakanlığı Sekreteri Sihasak Phuangketkeow, gündemdeki protesto olaylarına değindi. Toplantıda ayrıca Tayland Başbakanı ve Savunma Bakanı Yingluck Shinawatra'nın önceki açıklaması tekrar edildi. Halkın duygu ve düşüncesini ifade etme özgürlüğüne sahip olduğu, bazı noktalarda İç Güvenlik Yasası'nın devreye gireceği belirtildi. Tayland'da daha önce de meclisin onayladığı ve Senato'nun onayına sunulması beklenen tasarının sürgündeki devrik Başbakan Thaksin Shinawatra'yı da kapsayacak olması on binlerce kişiyi sokaklara dökmüş, 8 ülke vatandaşlarına seyahat uyarısında bulunmuştu."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/23-yil-boyunca-durmadan-dunyayi-gezdi", "text": "Kanadalı gezgin Mike Spencer Bown, gerçekten sıradışı bir gezgin. 1990 yılında çıktığı yoldan, tam 23 yıl sonra evine döndü. Neredeyse dünyadaki ülkelerin tamamına yakını olan 190 ülkeyi gezen Bown, kendisini turist değil, gezgin olarak tanımlıyor. Kendisinin kesinlikle bir turist olmadığını belirten Bown, The Sun gazetesine konuyla ilgili verdiği röportajda, \"ülkelere ayak basmanın\" gezgin olmak için yeterli olmadığını söyledi. Gittiği yerlerde halkla içiçe olmaya çabalayan Bown, birçok yerde kısa süreli işlerde de çalıştı ve hiçbir zaman bir turist gibi gezmekle yetinmedi. Dünyanın birçok tehlikeli bölgesini de ziyaret eden Kanadalı gezgin, 2010'da Somali'nin başkenti olan Mogadişu'yu, 20 yıl süren iç savaştan sonra ziyaret eden ilk gezgin oldu. Somali'deyken Türkiye tişörtü giydiği için casus sanıldı ve tam 4 kez ülkeden uzaklaştırılmak istendi, fakat her seferinde bir şekilde ülkede kalmak için bir yöntem buldu. 2- Tanzanya'da hayvan sürülerinin büyük göçüne tanıklık etmek. 3- Peru'da Machu Picchu'daki İnka yolunu yürümek. 4- Alpler'in herhangi bir yerinde şarap ve peynir keyfi yapmak. 5- Ruanda'da gümüş sırtlı gorillerle yüz yüze gelmek. 6- Şam'da nargile içen insanlarla oturmak. 7- Sibirya demir yollarında körkütük sarhoş olmak. 8- Ürdün'ün Petra mağaralarında Indiana Jones'çuluk yapmak. 9- Fas'ta hipopotamlardan kaçmak için küreklere asılmak. 10- Kongo'daki Pigme kabileleriyle birlikte yapraktan bir kulübede yaşamak."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/24-yasinda-gitmedigi-ulke-kalmadi", "text": "İngiliz gezgin James Asquith, dünyadaki her ülkeyi ziyaret eden en genç kişi oldu. 24 yaşındaki gezgin, hayalini gerçekleştirmek için toplamda 150,000£ para harcadı. Arjantin'den Irak'a, San Marino'dan Sırbıstan'a dünyanın her yerini gezen James, şu sıralar Londra'da bankacı olarak çalışıyor. 2008 yılında, arkadaşından aldığı \"seyahat virüsü\" ile çantasını hazırladı ve ilk gittiği ülke Vietnam oldu. Asquith \"Vietnam gittiğim ilk bağımsız ülkeydi ve orada neredeyse üç ay harcadım.\" ve \"Aynı zamanda, ABD ve Kanada'da Hawaii'den Alaska'ya 27 eyaletin tamamını tamamını gezmek için beş ay harcadım.\" dedi. Seyahatini 16 yaşından beri çalıştığı yarı zamanlı işler ile finanse eden gezgin, seyahatleri sırasında da barlarda ve otellerde çalıştı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/3dakikada-2", "text": "Vizeye tabi yabancı uyruklu vatandaşların daha hızlı ve kolay bir şekilde vize alabilmeleri için bir dizi düzenleme hayata geçirildi. Buna göre internet bağlantısı olan her noktadan halihazırda ortalama 3 dakika içinde e-Vize alınması mümkün. 11 Nisan 2013 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uyarınca, 11 Nisan 2014 tarihi itibariyle hudut kapılarında bandrol/ kaşe vize uygulamasının sona ermesi öngörülüyor. Geçiş döneminde 2014 yılı turizm sezonu dahil mevcut uygulamanın bir süre daha devam ettirilmesi yönünde gerekli önlemler alındığı kaydedildi. Dışişleri Bakanlığı'nca yapılan duyurdu '' uristik veya ticari amaçlarla yapılacak vize başvuruları Bakanlığımızın Yurtdışı Temsilciliklerinden veya Elektronik Vize Başvuru Sisteminden gerçekleştirilebilmektedir. 2013 yılında uygulamaya başlatılan Elektronik Vize Başvuru Sistemi üzerinden, internet bağlantısı olan her noktadan halihazırda ortalama 3 dakika içinde kolay bir şekilde e-Vize alınması mümkün olabilmektedir.'' denildi. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerine ek olarak Hollandaca, Norveççe, Lehçe, Almanca, Arapça ve Çince dilleri e-vize sistemine eklenecek. Visa ve Master Card kredi kartlarına ek olarak, yaygın kullanımda olan diğer kredi kartlarıyla ve banka kartlarıyla ödeme imkanı sağlanacak. Türkiye'ye yolcu taşıyan anlaşmalı havayolu şirketlerinin ofislerinden ve havaalanlarındaki bürolarından da e-Vize alınabilmesini teminen gerekli altyapı kullanıma sunulacak. Tur operatörleri grup e-Vize başvurusunda bulunup toplu ödeme yapabilecekler. Vize alamadan Türkiye'ye gelen yabancılar havaalanlarında yerleştirilecek e-Vize Kioskları üzerinden de e-Vize alabilecekler. Havaalanlarındaki beklemeleri de tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan yeni uygulamaya geçişte yaşanabilecek sıkıntıların aşılabilmesine yönelik olarak ilgili tüm kamu kurumları ve özel sektör temsilcileri ile eşgüdüm içinde gerekli çalışmalar sürdürülecek. Yeni uygulama en kısa sürede hizmete sunulacak."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/abd-disislerinden-vize-basvurularinda-sosyal-medya-sarti", "text": "Trump yönetimi, ABD'ye gelmek isteyenlerin sosyal medya geçmişini incelemeye almaya hazırlanıyor. Konu, Dışişleri Bakanlığı'nın teklifinde yerini aldı. Bakanlık, göçmenlik statüsü ve vize için başvuru yapan yaklaşık 15 milyon kişiden, federal başvuru sürecinde 5 yıllık sosyal medya geçmişleriyle ilgili bilgi isteyecek. Dışişleri Bakanlığı teklifi, Federal Kayıtlar'a yollandı. ABD İdari ve Bütçe Ofisi'nin bu talebi yanıtlaması için 60 gün süresi bulunuyor. Eğer onaylanırsa, başvuruda bulunanlardan sosyal medya hesapları dışında son 5 yılda kullandıkları telefon numaraları, e-posta adresleri ve uluslararası seyahat dökümleri de talep edilecek. Dışişleri Bakanlığı, diplomatik ve resmi vize başvurularında ise bu taleplerin rutin olarak uygulama niyeti olmadığını bildirdi. ABD Başkanı Donald Trump'ın seçim vaatleri arasında, yasadışı göçle mücadele amacıyla yabancıların ülkeye girişinde sıkı soruşturma yapılması yer alıyordu."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/abd-new-york-florida-gezi-yazim-2012", "text": "12 Haziran'da Delta havayolları ile İstanbul'dan New York'a uçtuk. Yolculuk yaklaşık 11 saat sürdü.7 saatlik saat farkından dolayı öğlen İstanbul'dan 12:15'de kalkıp 16:30 da New York'a inmiş olduk. İndiğimizde yağmur yağıyordu. Kalacağımız yer bir hostel sayılan YMCA 'nın New York şubesi Vanderbilt YMCA idi. Burası 42 east Manhattan da bulunmakta. yani NY'nin kalbine yakın bir yer. JFK havaalanından air tren ile NY metrosunun başlangıç durağı olan Jamaica istasyonuna ulaştık. Buradan da mavi hat ile Lexington Av. istasyonunda indik ve yürüyerek YMCA'ya ulaştık. Saat (19:00)burası hem bir hostel, hem bir fitness hemde bir anaokulu oldukça güvenli bir yer ve yürüyerek bir çok yere ulaşılabilecek bir konumda. Gitmeden önce internetten NY pass almıştık. Bu kart bir çeşit müze kart. yaklaşık 77 atraksiyonu bu kart sayesinde çok uygun bir fiyata yapabiliyorsunuz. Fiyatları günlük, biz 2 günlük satın aldık. NY'deki 4. günü serbest zaman olarak belirledik. Otele yerleştikten sonra NYC pass kartlarımızı bastırmak için ofisine doğru yola çıktık. Yağmur yağıyordu sokakta bir siyahi satıcıdan şemsiye aldık. Yeri bulduk ve kartlarımızı bastırdık, haritalarımızı aldık. Sabırsızlıktan sağanak yağmur altında Times meydanını bulmaya çalıştık. Acıktığımızı fark edince bir pizzacıya girdik. Bir kişiyi doyuracak büyüklükteki pizzalar 5 dolardan başlıyordu. Hayatımda yediğim en iyi pizzaydı. Sonra Times'ı bulup yağmur altında şöyle bir dolaştıktan sonra YMCA'ya geri döndük. Bavulumuzu açıp sabaha zinde kalkmak ve Antalya-istanbul uçuşunu da ilave edersek 12 saatlik uçuşun verdiği yorgunlukla uyuyuverdik. Çeşit çeşit güzellikte olan cheese cake içinden çilekli olanını şeçtik ve yanında güzel bir kahveyle günün yorgunluğunu alan molaya paha biçilemez. Öğle yemeğinde hot dog ve sıcak sandviç yedik. , Top of the rock, Madame Tussauds müzesi, Hediyelik eşya aradık kendimiz ve sevdiklerimiz için. NY macerası biter Florida başlar. Uçağımız 20:30 da trenle tekrar Jamaica center ve air train ile JFK airport.24:00 civarı Miami'ye indik ve arkadaşlarımızla buluştuk. Birşeyler atıştırıp 6 yıldır görüşemediğimiz arkadaşlarımızla koyu bir muhabbet sonrası gözler ağarlaşır. Herşey çok güzeldi rüya gibiydi. Özellikle Hakan ve İremgül'e çok teşekkür ediyoruz. Hala ya siz nasıl gittiniz diyenlere uçakla diye espriyi patlatıyorum.. İmkansız yokdur isteyin yeter. İyide parayı nerden bulucaz diyenlere şöyle bir cevap vermek istiyoruz. Eşimle ikimiz sigara içsek ve arada barlara gitsek ayda ortalama 300-400TL yapar, yılda 4bin yapar yani biz hem sağlıklı yaşıyor hemde gezmiş oluyoruz.... Tabi turizmci olmanın faydalarıda var mesela nereden ucuz konaklama ve uçuşları bulabileceğimizi biliyoruz. Yani akıllı harcama diyoruz biz buna... Hayat kısa yaşayın akıllıca... başka bir seyahatte buluşmak üzere hoşçakalın.."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/abdden-pasaport-ve-vize-basvurularina-yeni-duzenleme", "text": "ABD Dışişleri Bakanlığı, başvurularda gözlüksüz fotoğraf kullanılması gerektiğini bildirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, 1 Kasım'dan itibaren ABD pasaportuna ve vizesine başvuracakların, başvuru formlarında gözlüksüz fotoğraf kullanması gerektiğini bildirdi. Bakanlık, pasaport ve vize başvuruları için yapılan düzenlemeye ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, \"1 Kasım 2016'dan itibaren ABD pasaportuna ve vizesine başvuranların başvuru fotoğraflarında gözlüksüz olmaları gerekiyor.\" ifadesine yer verildi. Yapılan düzenlemenin, fotoğraflardaki gözlük kullanımı dolayısıyla beliren yansımalardan ve gölgelerden kaynaklanan vize gecikmelerinin önüne geçilmesi noktasında yardımcı olacağı belirtildi. Başvuru yapanların zorunlu sağlık durumları gereği bazı durumlarda gözlük takabilecekleri kaydedildi. Açıklamada ayrıca, ABD'ye 2017 yılında yaklaşık 20 milyon pasaport ve vize başvurusu yapılmasının beklendiği ifade edildi. ABD'ye bu yıl pasaport ve vize için yapılan 200 bin başvuruda fotoğraftan kaynaklanan sorunlardan dolayı sürecin uzadığı bildirildi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/abdden-turkiyeye-yonelik-seyahat-uyarisi", "text": "ABD Dışişleri Bakanlığı, ayrıca, Türkiye'de ikamet eden ya da Türkiye'ye giden Amerikan vatandaşlarına yönelik seyahat uyarısı yayımladı. Uyarıda, \"şiddet potansiyeline karşı uyanık olunması gerektiği\"ne dikkat çekildi. ABD Dışişleri'nin seyahat uyarısında, Türkiye'nin güneydoğusunda Amerikalı hükümet çalışanları üzerindeki seyahat kısıtlamalarının devam ettiği, çalışanların Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Şırnak, Diyarbakır, Van, Siirt, Muş, Mardin, Batman, Bingöl, Tunceli, Hakkari, Bitlis ve Elazığ'a resmi ya da gayriresmi seyahatleri öncesinde ön onay almaları gerektiği\" belirtildi. Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı'nın, İncirlik Hava Üssü ve Adana'daki Amerikan Konsolosluğu'nda görevli Amerikalı personelin ailelerinin, gönüllülük esasına dayalı olarak görev yerlerinden ayrılmasına izin verdiği belirtildi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, yaptığı yazılı açıklamada, kararın İncirlik Hava Üssü'nden askeri operasyonların başlamasının ardından ihtiyatlı olmak adına alındığını kaydetti."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/abdden-vatandaslarina-turkiyeye-seyahat-uyarisi", "text": "ABD Dışişleri Bakanlığı, vatandaşlarının terör saldırıları ve terör gruplarının tehditleri nedeniyle Türkiye'deki seyahatleri sırasında dikkatli olmalarını istedi. ABD Dışişleri Bakanlığı, vatandaşlarının Türkiye'ye seyahatleri konusundaki uyarısını yeniledi. ABD Dışişleri Bakanlığı, şubat ayı başında Amerikan vatandaşlarının Türkiye'ye sehayatleri konusunda yayımladığı uyarıyı yeniledi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, Amerikan vatandaşlarından terör saldırıları ve bazı terör gruplarının tehditleri nedeniyle Türkiye'deki seyahatleri sırasında dikkatli olmaları istendi. Son uyarının, 4 Şubat'ta yapılanın yerine geçeceği belirtilen açıklamada, Türkiye'de son dönemde düzenlenen terör saldırılarının turistik yerleri, ABD'ye ait binaları, polis ve diğer kamu kurumlarını hedef aldığı ifade edildi. Açıklamada, Suriye'nin kuzeyinden Türkiye'ye bazı olaylarda mermiler düştüğü, adam kaçırma olaylarının endişe kaynağı olduğu hatırlatılarak, ABD vatandaşlarına Türkiye'nin özellikle Suriye sınırı yakınlarına gitmemeleri, özellikle turistik yerlerde kalabalıklardan uzak durmaları, bu tür yerlerde tetikte olmaları, toplumsal olaylardan uzak kalmaları, yerel medyayı takip etmeleri ve yerel makamların acil durumlarda vereceği talimatlara uymaları tavsiye edildi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Amerikalı kamu görevlilerinin Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Şırnak, Diyarbakır, Van, Siirt, Muş, Mardin, Batman, Bingöl, Tunceli, Hakkari, Bitlis ve Elazığ'a yapacağı seyahatlerle ilgili kısıtlamaların da devam ettiğini bildirdi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/akdenizde-sakli-bir-tarih-rodos", "text": "Rodos Ege Denizi'ndeki 12 Adalar'ın en büyüğü, 2400 yıllık bir yerleşim yeri. Rodos Adası, M. Ö. 478 yılında Atina Birliği'ne dahil olmuş. 1309 yılında St. Jean Şövalyeleri şehre geliyorlar ve böylece Bizans çağı son buluyor. Kanuni Sultan Süleyman 1509 yılında adayı Osmanlı İmparatorluğu'na dahil ediyor ve ada yaklaşık 400 yıl Osmanlı egemenliği altında kalıyor. Rodos şehrinin Tapınak Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş kalesi ve Orta Çağ'dan kalma mahallesi UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir. Zira burası Avrupa'daki en iyi korunmuş ve en büyük Orta Çağ şehridir. Son birkaç yıldır seyahatlerimizi kışın planlar ve yazın yola koyulurduk. Ancak bu yıl eşimle yaptığımız iş değişikliklerinden dolayı izin hakkımız olmadığından elimiz ayağımız bağlandı diyebilirim. Ağustos ayında seyahat isteğimiz iyice artmıştı. Son zamanlarda seyahat etmek bizim için bir ihtiyaç olmuştu. Bir akşam üstü internetten haritayı açtım ve Antalya çevresinde gidilebilecek yerlere bir göz gezdirirken gözüme Rodos'a takıldı. Kısa bir araştırmadan sonra kapıda vize uygulaması ile çok rahat gidilebildiğini öğrendim. Kalınabilecek yerler, gezilecek yerler gibi ayrıntıları toplayıp bir yol haritası oluşturup eşimle paylaştım ve neden olmasın dedik. İki gün ve bir gece konaklamayı kapsayan bir seyahat planı hazırladım. Antalya'dan gece arabayla yola çıkıp Marmaris'e geçtik. Buradan Rodos'a feribot ile geçeceğiz. Vize işlemleri için Marmaris merkezli çok sayıda aracı şirket var ve beş gün öncesi yapılan başvurular çok kısa zamanda sonuçlandırılıyor. Üstelik istenilen evraklar çok kolay hazırlanıyor. Vize bedeli aracı şirketin işlem ücreti dahil kişi başı 55 Euro. Biletlerimizi internetten yeşil Marmaris şirketinden satın aldık. Gidiş dönüş bir kişilik bilet fiyatı 55 Euro. Sabah 08.00'de açılan gişelerden biniş kartlarımızı bastırıp feribota geçtik. Oldukça rahat ve konforlu idi. Ancak benim gibi denize alışkın olmayanlar için söylüyorum yirmi dakika sonra deniz tutup sararmaya başlıyorsunuz. Tuvalete doğru yol alırken bir görevli beni tutup feribotun dışına yönlendirip kapıyı kapattı. Bir de ne göreyim feribotun neredeyse yarısı benimle beraber sararmış güzel şeyler düşünmeye çalışıyordu. Vardığımız da limanda ki kafede bir soluklanıp kalacağımız oteli bulmak üzere yola koyulduk. Akıllı telefonlar sağ olsun kimseye sormadan otelimizi çok rahat bulduk. Otele doğru yol alırken şehrin tarihi dokusu sizi içine çekiveriyordu. Belki tekrar aynı yerlerden geçemeyeceğimizi düşünerek sık sık fotoğraf çektik. Bir sahne içindeymişiz gibi kendimizi internette gördüğümüz yerlerin içinde buluverdik. Başta İngilizler olmak üzere çok sayıda turist vardı. Kalacağımız otel çok merkezi konumda ve online konaklama sitelerinde oldukça iyi puanlar almıştı. Biz mutfağı içinde bir daireye 100 tl ödedik. Otele vardığımızda bizi resepsiyonda Mike karşıladı. Mike yaklaşık 60 yaşlarında sıcakkanlı bir Yunanlıydı. Türk olduğumuzu öğrendiğinde bizi Türkçe selamladı. Otel ve odamız hakkında bilgiler verdi ve bir de şehir haritası elimize tutuşturdu. Unutmadan otelin ana kapı anahtarını da verdi. Olurda geç gelirseniz kapı kapalı olur dışarıda kalmayın diye yanınızda bulunsun dedi. Oda da kısa bir molanın ardından tekrar eski şehre yola koyulduk. Rodos kalesi gerçekten çok iyi korunmuş. Köşe başından bir şövalye çıkacakmış hissi yaratıyor. Hipokrat Meydanı ve yol üstündeki ki hediyelik eşya satan dükkanlarda uzunca molalar verdik. Çünkü özellikle orta çağ temalı çok sayıda ürün mevcuttu. Eski zamandan kalmış zırhlar, miğferler, oklar, kılıçlar, kıyafetler her şeyi bulmak mümkün ve oldukça makul fiyatlara satılıyorlar. Hipokrat meydanından tırmanışta sizi tarihi saat kulesi karşılıyor. Son dört yüzyılını Osmanlı egemenliğinde geçirmiş bu topraklarda Türk izleri silinmeye başlamış. Mevcut ekonomik şartlar ve baskılardan dolayı azınlık Türk halkı göç etmiş. Kalan Osmanlı eserleri bakımsız ve harap durumda. Yunan halkı bizim gösterdiğimiz hoşgörüyü maalesef göstermiyorlar. Hepsinin kapıları kilitli ve bitap durumdalar. Bu durum bizi çok üzdü. Hipokrat meydanına inen Sokrates sokağının üzerindeki Kanuni Sultan Süleyman Cami pembe dokusu ile kendini belli ediyor. Osmanlı hakimiyetini simgeleyen cami 1523'te yapılmıştır ve Rodos'un en görkemli camisidir. Kalabalıktan bunalıp kendimizi Rodos'un dar sokaklarına bıraktık. Özellikle fotoğraf çekmeyi sevenler için çok güzel objeler mevcut bu sokaklarda. Yöresel ürünler tatmak için kafelerden birinde kısa bir öğle yemeği molası verdik. Musakka ve Greek Salata yedik. Ardından şövalyeler sokağına doğru yola koyulduk. Bu sokak Rodos'un görülmesi gereken noktalarından bir tanesi. Sokak boyunca orta çağ şövalyelerinin evlerini görmek mümkün. Şimdi ise yaşamış şövalyelerin milliyetine göre bu evlerin hepsi konsolosluklara ve müzelere dönüştürülmüşler. Sokak da bir de Cem Sultanın evi mevcut. Bilindiği üzere Cem Sultan taht kavgasından dolayı şövalyeleri Osmanlıya yani abisi ikinci Bayezid'a karşı savaşa sürüklemiş ancak yenilgiye uğramış ve ada Osmanlı egemenliğinde kalmaya devam etmiştir. Sokağın başında oturup o zamanları hayal ettim çok keyfili bir yolcuktu bizim için. Buradan Mandraki limanına doğru yürümeye devam ettik. Bu liman, eski çağlarda adı geçen ünlü Rodos Heykeli'nin de bulunduğu, Rodos'un ana limanıdır. Günümüzde ise bu heykeli simgeleyen \"Elefos\" ile \"Elafina\" isimlerinde iki geyik heykeli bu ünlü limanda bulunmaktadır. Mandraki Limanı, modern marina tesisi olarak Rodos'a gelen yatların uğrak yeridir. Yaz boyunca, her gün Lindos, Simi ve civar adalara turlar düzenleyen gemiler bu limandan hareket eder. Surların denize doğru olan ucunda adını, denizcilerin koruyucu azizinden alan Aziz Nicholas Kalesi bulunur ve deniz feneri olarak faaliyet göstermektedir. Bu arada Mandraki Limanı'nda Aktaion Cafe önünden City Sightseeing Train kalkıyor. Surların etrafında dolaşıp Monte Smith ve Akrapol'e gidiyor. Güneşin batışını izleyip otelimize doğru yola çıktık. Odamızda kısa bir molanın ardından akşam yemeği için yola koyulduk. Hipokrat Meydanı civarında bir yerde deniz ürünlerini içeren lezzetli bir akşam yemeği planladık. Saat kulesinden Hipokrat meydanına inen yolda ara sokakta yokuşun kenarında 10 masalık çok hoş bir restaurant keşfettik. Adı OUZOKAFENES idi. Ahtapot, karides ve kalamar söyledik. Gerçekten hayatım boyunca yediğim en lezzetli yemeklerden biriydi. Üstelik küçük bir mutfakta iki aşçı bu harika yemekleri yapıyordu. Rodos ta yapılacaklar listemizin başındaki bu leziz akşam yemeği gerçekten çok keyifliydi. Kartlarını alıp ara sokaklardan otelimize döndük. Sabah kalkıp arkeoloji müzesine doğru yola koyulduk. Müze şövalyeler sokağının başında idi. Giriş ücreti 6 Euro. Müzede klasik yunan öğelerinin dışında daha önce hiç görmediğimiz küçüklükte objeler de vardı. Bu tarihi binanın eski tozlu kokusu çok büyüleyici idi. Zamanımız olmasına rağmen Grand Masters yani Büyük Ustadlar Sarayına girmedik. Saray kanuni sultan Süleyman caminin arkasında şövalyeler sokağının üstünde. Girişi yine 6 Euro olan sarayın tanıtım broşüründe müzedekilere benzer eserler olduğunu fark ettiğimizden burada zaman kaybetmek yerine çarşıda dolaşmanın daha keyif vereceğini düşündük. Hem müze bizi yeterince memnun etmişti. Sokrates sokağında GIALLO VERDE isimli bir yerde çok güzel bir krep yedik. Ardından sabah kahvaltısı sonrası hazırladığımız posta kartlarını yollamak için postaneyi aradık. Her zaman olduğu gibi bu yazınızı da çok beğendim. Ellerinize, yüreğinize sağlık."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/alanya-tatili-icin-otel-onerileri", "text": "Tatil planınızı hala yapmadıysanız keyifli bir tatil için Alanya'yı tercih edebilirsiniz. Otelz'nin sunduğu birbirinden güzel Alanyaotellerirotanızı Alanya'ya çevirmenizi sağlayacak. Alanya'nın merkezine 2 km mesafede yer alan Hotel Mesut, Alanya Kalesi'ne arabayla 20 dakika uzaklıkta olup Antalya Havalimanı'na 130 km mesafededir. Otelin havaalanına çift yönlü servisi vardır. Şehir merkezine ve alışveriş mağazalarına yakın konumuyla tercih edilenotel, misafirlerine ev konforunu yaşatmaktadır. Türk ve dünya mutfağından leziz örneklerini tadabileceğiniz deniz manzaralı açık büfe restoranın da, doyumsuz bir ziyafet yaşayabilir, Snack barda atıştırmalıklar, havuz barda ise çeşitli içkilerle keyfinize keyif katabilirsiniz. Tatilinizi havuzun keyfini çıkararak veyamasa tenisi, dart, fitness aktivitelerine katılarak geçirebilirsiniz. Otelin hemen önünde yer alan özel plajında denizin, güneşin ve serinlemenin tadını çıkarabilirsiniz. Alanya merkezde, toplam 7000m2 alan üzerine kurulu olan tesis, her şey dahil konseptiyle 4 yıldızlı bir hizmet vermektedir. Akdeniz'in göz bebeği Alanya'da farklılığı ve tarzı ile dikkat çeken Taç Premier Hotel & Spa sizlere keyifli ve huzur dolu bir tatil vaat ediyor. Alanya'nın en güzel plajlarından Kleopatra sahiline sadece 50m uzaklıkta, tarihi Alanya Kalesi'ne, Damlataş Mağarasına ve eğlence mekanlarına yürüme mesafesinde, Antalya Havalimanına 120km, Gazipaşa Havalimanına ise 35km uzaklıkta bulunan Taç Premier Hotel & Spa, şehir merkezinde olup şehrin gürültüsünden uzak rüya gibi birtatil sunuyor. Alanya'nın Mahmutlar beldesinde, denize sıfır konumdaolan otel, Alanya şehir merkezine 7 km, Antalya havaalanına 145 km uzaklıkta yer almaktadır. 12000 m2 alana kurulu, 7 katlı blok binadan oluşan tesis, kendine ait plajı, iskelesi ve yüzme havuzlarıyla misafirlerine keyifli bir tatil sunmaktadır. Standart oda, aile odası ve büyük aile odası olmak üzere toplam 307 odasıyla sizlere konforlu ve rahat bir konaklama imkanı sağlamaktadır. Yurt içi tatil seçenekleri için Otelz web sitesini ziyaret edebilir, aradığınız otele rezervasyon yaptırabilirsiniz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/alman-bisikletcilerin-dunya-turu-turkiyede-devam-ediyor", "text": "Bisikletle dünya turu yapmak için aralıklarla 22 yıldır seyahat eden Alman bisikletçi Christian Pries ile kendisine bu yıl eşlik eden arkadaşı Maren Hagel Türkiye'yi keşfe İstanbul'dan başladı. - Alman bisikletçiler İstanbul'daki 5 günlük turlarının ardından Gürcistan'a ve Ermenistan'a gidecek ve 2 ayın ardından geniş kapsamlı Türkiye turlarına Karadeniz üzerinden tekrar başlayacak. \"Bir gençlik hayali\" olarak başladığı bisikletle dünya turu kapsamında Avrupa, Asya, Afrika ve Güney Amerika'da 50'tan fazla ülkeyi dolaşan Pries bu yolculukta arkadaşı Maren ile beraber 12 ay boyunca Moğolistan, Kırgızistan, Tacikistan, Rusya, İtalya, Fransa, İzlanda, Romanya, Yunanistan ve Bulgaristan'ı gezdi. Rotalarının son durağı olan Türkiye'de uzun süre kalmayı planladıkları için kısa süreliğine Gürcistan ve Ermenistan'a geçecek bisikletçiler 2 ayın ardından birçok şehri tek tek dolaşmak için Türkiye'ye dönecek. Ticaretle uğraşan Pries ile öğretmenliği bırakarak bisikletle dünya turuna başlayan Hagel yolculuk tecrübelerini anlattı. \"Bir gençlik hayali\" olarak tanımladığı bisikletle dünya turuna 16 yaşında başlayan Pries, her yıl aralıklarla farklı ülkelere gittiğini söyledi. Pries, bisiklet yolculuğu sayesinde hem \"kendini\" hem de insanları daha yakından tanıma fırsatı bulduğunu belirterek, \"Bisikletle seyahat etmenin en güzel tarafı yavaş olduğu için hiçbir detayı kaçırmıyorsunuz. Doğayı daha yakından keşfediyorsunuz. İnsanlarla konuşmak, onların hikayelerini dinlemek, onların kültürünü yaşayarak öğrenmek daha kolay oluyor\" diye konuştu. Pries bisikletle yolculuk yapmanın tüm zaman algısını değiştirdiğini dile getirdi. - Pries sözlerini, \"İnsan ne kadar gezerse gezsin bir tarafı yerleşik olmak istiyor. Her yolculuk öncesinde kalbimin bir yanı 'kal' bir yanı 'gez' diyor. Evdeyken yolculukta olmayı, yolculukta ise evde olmayı özlüyorum\" diye tamamladı. Bir sene önce Christian'a eşlik etmek için bisikletiyle yola çıkan Hagel de bisiklet yolculuğunun hayatında büyük izler bıraktığını ifade etti."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/amerikada-yatirimci-olmak-icin-hangi-vizeyi-almak-gerekir", "text": "Amerika'ya yapılan seyahatlerin amacına göre vizeler de değişiklik göstermektedir. Turist ve kısa süreli ABD seyahatleri için, Amerika'da çalışmak ya da staj yapmak için, ABD'de öğrenim görmek için ya da ABD'de yatırım yapmak için birbirinden farklı vize seçenekleri sunulmaktadır. Amerika'da hayat boyu yaşama imkanını yakalamak ve bu imkanı elde ettikten sonra ülke vatandaşlığını da alabilmek içinse greencard başvurusu yapmak gerekmektedir. ABD'de yatırımcı olmak isteyen kişilerin vize başvurusu süreci; Konsolos tarafından daha detaylı incelendiği için diğer vizelere göre daha farklı işlemektedir. E1/E2 vizelerini kapsayan ABD'de yatırımcı vize türü sahiplerinin vize başvurusundan önce ellerinde ABD'den onaylanmış dilekçeleri bulunması gerekmektedir. Bu vizeye sahip yatırımcıların, ailesi de kişiye seyahat sırasında eşlik edebilmektedir. Doğru, hızlı ve sonuç odaklı bir Amerika vizesi danışmanlık hizmeti sunan Amerikauzmani. com; gerek ABD turist vizesi, gerek göçmenlik ya da ABD yatırımcı vizesi, gerekse ABD vatandaşlığı konularında geniş hizmet yelpazesi sunmaktadır. Tecrübesi ve pratikliği ile işinizi kolaylaştıran Amerikauzmani. com, Ankara merkezli bir kuruluştur ve tüm Türkiye'ye ve mevcut ABD vize kanunları çerçevesinde İran'a da hizmet vermektedir. Amerika vizesi almak isteyenler için profesyonel danışmanlık hizmeti sunan Amerikauzmani. com, ABD Büyükelçiliğinde takım liderliği seviyesinde 15 yıllık çalışma tecrübesine sahiptir. Her müşterisi için titiz ve özenli başvuruda bulunan Amerika Uzmanı, başvuru takibini de yapar. Sonuç odaklı bir vize süreci yaşatma hedefiyle, her ne kadar son karar mülakatta konsolos tarafından verilse de Amerikauzmani. com vize işlemlerini doğru ve eksiksiz başvuru ışığında olumlu bir neticeye ulaştırmayı hedefler. Amerikauzmani. com, New York merkezli Amerikalı hukuk bürosu iş ortağı sayesinde özellikle göçmenlik konusunda size sunulabilecek en kapsamlı ve kaliteli hizmeti taahhüt eder. Tüm Türkiye'de telefonla, mesajla veya e-mail ile Amerika Uzmanından bilgi alabilmek mümkündür. Amerikauzmani. com; ABD Büyükelçiliği Konsolosluk Bölümü'nde 15 yıl deneyim kazanan, burada takım lideri konumuna yükselen ve her tür ABD vizesi konusunda geniş bilgi birikimi edinen Gökçe Taşkıran tarafından kurulmuştur. Taşkıran; üniversite öğrenimini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamlamış ve aynı bölümde yüksek lisans derecesini almıştır. İş hayatına Turkish Daily News gazetesinde muhabir olarak başlayan Gökçe Taşkıran, Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nde Dış İlişkiler dairesinde de tecrübe sahibi olmuştur."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/antalya-tatili-icin-otel-onerileri", "text": "Aradığınız otele kolayca ulaşıp internetten rezervasyon yaptırabileceğiniz otelarama motoru Otelz'de birbirinden güzel oteller tatil severleri bekliyor. Ramazan ayına özel kampanyaları ve son dakika indirimli otel seçenekleriyle aradığınız otele Otelz. com'da uygun fiyatlarla rezervasyon yaptırmak mümkün. Tatil için en fazla tercih edilen bölgelerden biri Antalya'dır. Siz de bu yaz Antalya'ya gitmeyi planlıyorsanız Otelz'nin önerdiği Antalya Otelleri size fikir verebilir. Side Royal Paradise Turkiye'nin en seçkin turizm merkezi Side yakınında bulunan Kumköy Mevkiinde yer almaktadır. Beş yıldızlı ve 269 odaya sahip tesis, Side'ye 6 Km, Manavgat'a 8 Km, Antalya Havaalanına 65 Km, Antalya şehir merkezine ise 80 Km uzaklıktadır. Deniz manzaralı, geniş ve konforlu odalara sahip olan tesiste bedensel engelli misafirler için de 2 oda bulunmaktadır. Herşey dahil konseptiyle hizmet veren otelin restoranlarında doyumsuz bir yemek ziyafeti sizi beklemektedir. Denize 350 metre mesafede olan otel, sahile ücretsiz servis ile ulaşım sağlamaktadır. Açık ve kapalı yüzme havuzu, kaydıraklı aktivite havuzu ile misafirlerine doyasıya havuz keyfi yaşatır. Otelde sunulan Plaj Voleybolu, Masa Tenisi, Fitness Köşesi, Dart, Su sporları, Boccia, oyun salonu gibi aktiviteler keyifli vakit geçirmeniz için idealdir. Biraz rahatlamak için otelde bulunan Türk hamamı ve sauna imkanlarından yararlanabilirsiniz. Bilardo, kağıt oyunları, profesyonel animasyon ekibi ile çesitli gece ve gündüz aktiviteleri, Pool Bar amfi tiyatro sahnesinde özel gece şovları ile Side Royal Paradise'da eğlenceli ve keyifli anların tadını çıkaracaksınız. Belek yöresinde yemyeşil doğa içerisinde, 10 dönümlük arazi üzerine kurulu tesis, Antalya Havaalanı'na yaklaşık 30 km mesafededir. 182 odasıyla yarım pansiyon ve herşey dahil olarak konaklama sunan otel, konfor, eğlence ve dinlenme imkanını bir arada bulabileceğiniz sevimli bir mekandır. Herşey dahil ve yarım pansiyon konseptiyle hizmet veren tesiste, leziz yemeklerin tadına varırken, gündüzleri havuzun keyfini çıkarabilirsiniz. Aerobik, masa tenisi, voleybol, dart gibi aktivitelerle vaktinizi keyifli bir şekilde değerlendirebilirsiniz. Kütahya mermer ve çinileriyle bezenmiş kubbeli, geleneksel Türk hamamı ve spa merkezinde yılın tüm stresini üzerinizden atabilir, egzotik masaj salonlarında bedeninizi ve ruhunuzu dinlendirebilirsiniz. Hamamın içerisinde bulunan sauna ve buhar hamamıda hizmetinizde olacaktır. Otelin sunduğu tropik bahçeler, seralar ve havuz manzarası ile Akdeniz'in büyüleyici güzelliğini seyredecek ve Güney'in huzur verici ikliminin tadını çıkaracaksınız. Toros Dağlarının yeşili ile buluştuğu doğal güzellikler içinde, çam ağaçları, golf ve spor sahalarının iç içe geçtiği bu güzel mekanda keyifli bir tatil sizi bekliyor. Side şehir merkezine 9 km'den daha az mesafede bulunan Port Side Resort Hotel, Manavgat Şelaleleri'ne arabayla yarım saat uzaklıkta olup Antalya Havaalanı'na 1 saat uzaklıktadır. Konforlu ve şık 208 odası bulunan tesis, herşey dahil konseptinde hizmet veren beş yıldızlı bir oteldir. Port Side Resort Hotel özel plaj alanı, ücretsiz Wi-Fi erişimi, açık ve kapalı havuzları ile misafirlerinin beklentilerini karşılamaktadır. Sade ve şık tarzda dekore edilmiş otelin klimalı odalarında uydu TV ve özel balkon mevcuttur. Açık büfe ve alakart restoranlarda geleneksel ve uluslararası mutfaklardan en güzel lezzetlerin tadına bakarken, Snack barda atıştırmalıkların tadını çıkarabilirsiniz. Fitness da formunuzu korurken Türk hamamı ve saunada tüm yılın yorgunluğunu atabilirsiniz. Otelin diskosu ve sinema salonunda keyifli vakit geçirebilir, plaj partileri, animasyonlar ve temalı gecelerde eğlencenin doruğuna çıkabilirsiniz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/arac-kiralama-tavsiyeleri", "text": "Eğer daha önce bir rent a car firmasından araç kiralamadıysanız, aracınıza karar vermeden önce dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var. Son dönemlerde gittikçe büyüyen bu sektörde her geçen gün yeni bir oto kiralama firmasına rastlamak mümkün. Hal böyle olunca güvenilir, sağlam ve kaliteli bir araç kiralamak için seçenekleri iyi değerlendirmek gerekiyor. Bunun için alanında tanınmış, uzman bir markayla çalışmanız çok önemli. Ardından istediğiniz araç modelinde uygun ücretli bir seçim yapabilirsiniz. Araç kiralamayı düşünüyorsanız, sektörde uzun süredir var olan markaları inceleyin ve ona göre bir seçim yapın. Firmanın yasal olması ve araç kiralamasına engel teşkil etmeyen sertifikaya sahip olması önemlidir. Bu tarz firmalarla çalıştığınız takdirde olası bir problemde sorun yaşamazsınız. Aracı kiralamadan önce son bir kez inceleyin ve mutlaka kilometresini kontrol edin. Sözleşme şartlarında \"sınırsız kilometre\" hizmeti bulunmuyorsa aracı teslim ederken ek ücret ödemenizi talep edebilirler. Kiralayacağınız aracın bakımının yapılıp yapılmadığına dair bilgi edinin. Belli kilometrenin üstüne çıkmış arabalarda lastikleri yenilenmeli veya herhangi bir çizik, darp gibi bir durum söz konusuysa sözleşmeye eklenmelidir. Seçeceğiniz arabanın en az 3 yaşında olmasına özen gösterin. Eğer yaşı dolmuş bir arabaysa bu noktada markası, modeli ve sağlamlığı devreye girer. Bakımlı, dayanıklı ve teknik özellikleri bakımından güçlü bir arabaysa tercih edilebilir. Yurt içi seyahatlerinizde kullanacaksanız az kullanılmış araçları tercih etmeniz önerilir. Arabanın düzgün çalışıp çalışmadığını anlamanın en iyi yolu deneme sürüşü yapmaktır. Hem deneme sürüşü esnasında o aracı rahat kullanıp kullanmadığınızı fark edebilirsiniz. Bu sırada herhangi bir sorun çıkarsa, önceden tespit ederek erkenden önlem almış olursunuz. Arabanın far ve ışıklarını muhakkak kontrol etmeli, eğer çalışmıyorsa yetkiliyi bilgilendirmelisiniz. Araçların markası ve modeli kadar güvenli olmaları da önemli. Güvenlik donanımlarına sahip bir araba kiralayarak olası kazalarda can sağlığınızı güvence altına alabilirsiniz. Herhangi bir kaza durumunda sizi koruyacak olan bu donanımların yeterli ölçüde olması ve düzgün çalışması gerekir. Kiralayacağınız araçta ABS, hava yastığı, emniyet kemeri gibi ekipmanların bulunmasına dikkat edin. Hem sizi hem de firmayı güvence altına alan araç kiralama sözleşmesi önemli bir husustur. Sözleşme yapmayı tercih etmeyen firmalardan araç kiralamanız önerilmez. Sözleşme yapıyorsanız eğer, sözleşmede yer alan maddeleri tek tek okuyarak uygun görmediğiniz koşulları belirtmelisiniz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/asyada-18-bin-km-yapti-hedefi-tum-dunyayi-gezmek", "text": "Medya sektöründe çalışan Tolga Başol (33), motosiklet ve seyahat tutkusu nedeniyle işinden istifa ederek dünyayı gezmeye karar verdi. İstanbul'dan yola çıktı, Rusya Magadan'a kadar motosikletle 18 bin kilometre yol kat etti. Tecrübelerini sosyal medyadan meraklılarıyla paylaşan Başol, Kanada'dan Arjantin'e uzanacak ikinci turu için gün sayıyor. Sonraki hedefleri ise Afrika ve Avrupa. -13 yıldır motosiklet kullanıyorum. Motosikletle seyahat edenlerin en büyük hayali dünyayı gezmektir. Tabii bizde çalışma saatleri uzun, tatiller kısa olduğu için yıllık izinler böyle büyük seyahatler için ne yazık ki yeterli olmuyor. Ben de işimden ayrıldım. Motosikletle dünyayı gezmeye karar verdim. Projemin adı 'Ride Must Go On'. İsim babası motosikletçi Savaş Balaban. Net bir rota belirlemedim. Sadece ülkeleri belirledim. Başlangıç ve bitişi bildikten sonra nereden istersem oradan gidiyorum. Medeniyetten uzak, off-road yolları tercih ediyorum. Asfalt bana göre değil. Maceraseverler için belli başlı yollar var. Mesela Rusya'daki Road of Bones. Burası Stalin döneminde Gulag kamplarındaki işçilere yaptırılmış ve inşaat sırasında ölenler yola gömülmüş. Binlerce işçinin bedenleri bu yolun altında yatıyor. Tarihi kadar aynı zamanda zorlu şartlarıyla da çok özel bir güzergah. Bu arada bu yolu motosikleti ile geçen ilk Türk benim. Ne zaman biteceğini bilmiyorum. Açıkçası param bitene kadar gezeceğim diyebilirim. Dünya seyahatimin Asya bölümü 2 Haziran'da İstanbul'da başladı. Gürcistan, Kalmukya, Sibirya, Altay, Kuzey Moğolistan'dan sonra Rusya'da 22 Ağustos'ta Magadan'dan motorumu gemiyle Voncouver'a gönderdim. Motosikletin Kanada'ya ulaşması 30 gün sürüyor. Ben de bu arada gerekli hazırlıkları yapmak için İstanbul'a döndüm. Şimdi sırada seyahatimin Amerika bölümü var. Moğolistan'ın kuzeyi çok zorluydu. Toprak yapısı sürekli değişiyor. Bu da sizi haliyle çok yoruyor. Sibirya da zorluydu. Fakat kolay yol diye bir şey yok zaten. Her yerin kendine göre birtakım zorlukları var. Günlük mesafeler çok değişken. Yolun şartlarına, benim fiziksel performansıma bağlı. \"Şu kadar yol alacağım\" diye planlamalar yapmıyorum. Alaska'dan başlamayacağım. Çünkü ekimde havalar soğuyor ve şartlar uygun olmuyor. Voncouver'dan Seattle'a geçeceğim. Amerika'nın dünyaca ünlü milli parklarına uğramayı planlıyorum. Oradan Kaliforniya üzerinden Meksika, Orta Amerika ülkeleri, Güney Amerika ve dünyanın en güney ucu Ushuaia'ya kadar uzanacağım. Güney Amerika'nın doğu yakısından Brezilya'ya gitmek de istiyorum. Şartlar uygun olursa doğudan Alaska'ya çıkabilirim. Ardından Afrika, Avrupa fasılları gelecek. Biraz param vardı. Şirketten ayrılırken bir miktar tazminat aldım. Sponsorlar para vermiyor. Sadece ekipman desteği sağlıyor. KTM Spormoto Türkiye, KTM 1190 Adventure R modeli bir motosiklet sağladı. Amerika'dan Klim ve Giant Loop sürüş ekipmanları ve koruyucu kıyafetler verdi. Onlara daha önceki seyahatlerimle ilgili olarak bir sunum gönderdim. Değerlendirmeye aldılar ve destek verdiler. Ne yazık ki Türkiye'de Şair Sigorta dışında hiçbir firmadan yardım görmedim. Genelde çadırda kalıyorum. Zaman zaman davet edilirsem evlerde de konaklıyorum. Otelde çok nadir kalıyorum. Rusya'da motosiklet kulüpleri var. Onlar sizi misafir edip harika vakit geçirmenizi sağlıyorlar. Rusya'da ayılar haricinde herhangi bir güvenlik sorunuyla karşılaşmadım. Geceleri doğada konaklamamanız için uyarıyor sizi Sibiryalılar. İki kere ayı gördüm. Popülasyonları fazla ve çekinmeden insanlara saldırabiliyorlar. O bölgede yılda 40-50 kişi ayılar tarafından öldürülüyormuş. Bunun dışında bölge sakinlerinden kötü bir muamele görmedim. Aksine son derece misafirperver ve yardımseverlerdi. Teknik sorunlar tabii ki oluyor. Ama bunlar da maceranın parçası ve üstesinden gelmek keyifli. \"Macera problemin romantik ismidir\" derler çünkü. Evet, her gün olmasa da seyahatimin önemli anlarını görüntülüyorum. Seyahatimi sosyal medyada 'facebook. com/ridemust' ve 'ridemustgoon. com' adresinden takip edebilirsiniz. 21 yaşında İsviçreli Luca adında bir motorcuyla tanıştım. Magadan'a giden Road of Bones'u birlikte kat ediyorduk. Luca'nın motoru bozuldu. Bir kamyonu durdurduk. Ancak kamyon motosikleti taşıyabilecek yapıya sahip değildi. Kamyoncu Misha yanımızdan ayrıldı ve hiç beklenmedik bir şekilde uygun bir araçla geri geldi. Çok şaşırdık. Luca'nın motosikletini vinçle hiçbir ücret almadan taşıdı. Biz de o geceyi ayı tehlikesi nedeniyle kamyonun damperinde kamp yaparak geçirdik."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/avrupa-birliginden-vize-karari", "text": "Avrupa Birliği'nin mevzuatlarını denetleyen AB Adalet Divanı, Türk vatandaşlarına yönelik 'vize muafiyeti' konusunda hayati öneme sahip olan 'Demirkan' davası ile ilgili kararını verdi. Lüksemburg'daki mahkeme, Leyla Ecem Demirkan'ı iddiasında haksız buldu. Yani Türk vatandaşlarının AB ülkelerine 3 aya kadar vize almadan turistik amaçlı seyahat hakkı olmadığına karar verdi. Avrupa Birliği Adalet Divanı, Türkiye vatandaşlarının AB ülkelerine 3 aya kadar vizesiz seyahat hakkı elde edebileceği Demirkan davasını karara bağladı. \"Leyla Ecem Demirkan\" davasında ABAD, davayı reddederek Türk vatandaşlarının Avrupa'ya vizesiz girme hakkının bulunmadığına hükmetti. Mahkeme, Türk vatandaşlarından istenen vizenin yasal zemini bulunduğunu belirtti. Annesi Almanya'da yaşayan Leyla Ecem Demirkan, ağır hasta Alman üvey babasını ziyaret etmek istemiş, ancak, Demirkan'ın 2007'de Ankara'da Alman Büyükelçiliği ne yaptığı vize başvurusu, Almanya'da kalacağı kuşkusuyla reddedilmişti. Demirkan bunun üzerine vize almadan Almanya'ya gelmek istedi. Ancak buna da izin verilmeyince Demirkan, avukat Prof. RolfGutmann aracılığıyla Berlin İdari Mahkemesi'nde Almanya'yı dava etti. Berlin İdari Mahkemesi, 22 Ekim 2009 da Türklere vize muafiyeti olmadığına karar vererek, Demirkan'ı haksız buldu. Ancak Leyla Ecem Demirkan karara itiraz etti. İtiraz dilekçesini inceleyen Berlin Brandenburg Yüksek İdari Mahkemesi, Türklere aktif hizmette vize serbestisi tanıyan Avrupa Adalet Divanı nın Soysal kararı ve Almanya nın başka eyaletlerindeki mahkemelerin Türklere vize uygulanmasını hukuka aykırı bulan kararlarını da gözönünde tutarak, davayı Avrupa Adalet Divanı na havale etti. Geçtiğimiz Nisan ayında da Adalet Divanı Başsavcısı Pedro Cruz Villalon, Türk vatandaşı Leyla Ecem Demirkan'ın açtığı davaya temel oluşturan \"pasif hizmet alımının\" vize muafiyeti için bir gerekçe olarak kullanılamayacağı görüşünü dile getirmişti. ABAD bugünkü kararıyla Başsavcı'nın görüşlerini benimsemiş oldu. Bu karar, Türkiye ile AB arasında yürütülmekte olan 'vize müzakereleri'ni de olumsuz etkileyecek. 'Vize diyaloğu' çerçevesinde sürdürülen görüşmeler, Türkiye'nin vatandaşları için 'vize kolaylığı' elde edebilmesi için 'yol haritası' hazırlanması aşamasında bulunuyor. Bunun için Türkiye'nin, toprakları üzerinden AB ülkelerine giden kaçak yabancıları 'geri alması' yönünde bir anlaşma yapılması bekleniyor. Vize kolaylığı sonrasında da AB ile 'vize muafiyeti' müzakerelerine geçilebilecek. Ancak ABAD kararı sonrası, AB'nin bu süreci daha da sürüncemede bırakabileceği yorumları yapılıyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ayvalikta-yunanistan-icin-vize-basvurulari-basladi", "text": "Ayvalık'da, Ticaret Odası ve Yunanistan'ın İzmir Başkonsolosluğu arasında imzalanan protokol ile Yunanistan vizesi başvuruları alınmaya başlandı. Ayvalık Ticaret Odası ve Yunanistan İzmir Başkonsolosluğu arasında 1 yıldır sürdürülen çalışmaların ardından mart ayında, Yunanistan vizesi başvurusu protokolü imzalandı. Ayvalık'ta, Yunanistan'a vize başvuru işlemleri, Avrupa Birliği'ndeki 27 ülkenin vize işlemlerini gerçekleştiren İsviçre kökenli 'VFS Global' şirketi tarafından yürütülecek. Ayvalık Ticaret Odası binasında oluşturulan büroda, hafta içi her gün 08.30 ile 12.00 saatleri arasında vize başvuruları kabul edilecek; 20 eurosu servis bedeli olmak üzere 80 euro karşılığında 5 gün içinde Schengen vizeleri başvuru sahiplerine iletilecek. 'VFS Global' Türkiye Operasyon Sorumlusu Sertan Aslantürk ise \"Türkiye'de 24 ülkeyi temsil ediyoruz. Şirketimiz Türkiye'de Antalya, Bodrum Marmaris, Kuşadası İzmir 'de vize işlemlerini yürütüyor. Bu çalışmaya Ayvalık'ta katıldı. Ayvalık'taki vize başvuru işleminden İzmir, Manisa gibi 12 il yararlanabilecek\" dedi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bakanlik-genclere-osmanli-imparatorlugu-cografyasina-seyahat-ettirecek", "text": "Gençlik ve Spor Bakanlığı, üniversite öğrencileri ile mezunlar için Osmanlı İmparatorluğu coğrafyası içerisinde yer alan 9 ülkeye gezi düzenliyor. Tarih bilinci ve sorumluluğuyla hareket eden genç bir neslin yetiştirilmesi için hazırlanan \"Genç Kaşifler Treni Projesi\"nde seyahatler sırasında yapılan etkinliklerle gençlerin sosyalleşmesi ve düzenlenen yarışmalarla kitap okumaya teşvik edilmesi amaçlanıyor. \"Genç Kaşifler Treni Projesi\"ile öğrenci ve mezunlar Osmanlı İmparatorluğu coğrafyası içerisinde yer alan 9 ülkeye trenle yolculuk yapacak. Genç Kaşifler Treni, Romanya'nın Bükreş, Macaristan'nın Budapeşte, Avusturya'nın Viyana, Hırvatistan'ın Zagreb, Bosna-Hersek'in Saraybosna, Sırbistan'ın Belgrat, Makendonya'nın Üsküp, Kosova'nın Priştine ve Yunanistan'ın Selanik kentlerine gerçekleştirilecek ziyaretleri kapsıyor. Üniversitelerde öğrenimlerini sürdüren ya da mezun olan 19-25 yaşlarındaki gençleri ağırlayacak olan Tren, 22 Ağustos 3 Eylül tarihlerinde erkek, 05 Eylül 17 Eylül tarihlerinde ise bayan misafirlerini taşıyacak. Başvurular, \"http://gsb. gov. tr/Sayfalar/2378/2375/basvuru. aspx\" adresinden yapılacak ve 10 Ağustos tarihinde saat 00.00'da tamamlanacak."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bangkokta-yapilabilecek-en-iyi-10-sey", "text": "Yerel rehber Tripbod Poramin, Bangkok'ta gezme, yeme-içme için alışılmışın dışında bir rota ile özgün önerilerini ve ipuçlarını paylaşıyor. Ulaşım için yollara saplanıp kalmaktansa tekneleri kullanmak, Bangkok'u deneyimlemek için en iyi seçenektir. Chao Phraya boyunca, eski tarz ve modern binaları, yerel evleri, tapınakları ve çok daha fazlasını görebileceğiniz harika manzaralarla dolu bir yolculuğa çıkın. Yolculuğa merkez iskeleden başlayıp kuzeye doğru ilerlerseniz, Wat Pho, Wat Arun ve Grand Palas gibi ünlü yerleri de görebilirsiniz. Bangkok'ta gerçek Tay yemeği için merkez iskeleden çok da uzak olmayan muhteşem bölge Wat Po'da öğle yemekleri için gittiğim bir yer var. Tay mutfağından iyi örnekler ve mevsimsel meyve suları bulabileceğiniz bir restoran olan Rub Arun'un sıcak bir atmosferi var. Yeşil köri içinde batırılmış ananas filizini daha önce denemiş olabilir misiniz? Kulağa biraz garip bir tarif gibi gelse de her gittiğimde sipariş ettiğim en favori lezzetim bu. Ayrıca herkes için çok popüler olan Pad Tay de var ki itiraf etmeliyim, onu da çok seviyorum. Taze meyvesuyu içmeyi ve taze meyve yemeye bayılırım. Tayland'da tropik bir iklimde yaşıyoruz, bu da meyvelerin yetişmesi için kusursuz çevre koşullarını sunuyor. Bangkok pazarları taze meyveler ile dolup taştığı için kaldığınız süre içinde tadabildiğiniz kadar çok ve çeşitli meyveyi deneyin. Tayland'da 3 mevsim yaşanıyor ve bu üç mevsimin her birinde farklı meyveler yetişiyor. Favorim tüm yıl boyunca içilebilecek mango smoothie, en yakın takipçisi olan ikinci tercihim ise ananas suyu. Asya sanatı ve tarihini seviyorsanız, ulusal müzeyi görmenizi tavsiye ederim. Müzede otantik Tay tarihi kronolojik sıra ile sergileniyor, harika heykeller, freskolar ve saltanat arabası bile var. Bangkok'ta katılabileceğiniz önemli Budist seremonileri ve festivalleri düzenlenir. Dolunay zamanı gerçekleştirilen mumlu geçit töreni yaşayabileceğiniz en güzel deneyim olabilir. Ünlü olmayan dolunay partilerini de bir yerlerden duymuş olabilirsiniz. Aslında onlarda da aynı şey kutlanıyor ama tabiki çok farklı bir şekilde. Ziyaretiniz sırasında şehirde düzenlenen diğer festivaller hakkında bilgi edinmek için events calendar'dan yararlanabilirsiniz. Grand Palace and Wat Po'nun gerçekten Tay kültürünün ve mimarisinin kalbi olduğunu söyleyebilirim. Daha da önemlisi Büyük Saray'da ulusumuzun ruhu olan zümrüt Buda heykeli yer alıyor. Burada rahatlayıp, tapınakların huzurlu ortamına bırakıp biraz vakit geçirebilirsiniz. Bangkok zengin ve fakir insanların yanyana yaşadığı iki bölgeyi kapsar. Şehir merkezinin biraz dışına çıkarsanız çok uzağa gitmeye gerek kalmadan, insanların nehir üzerine kurdukları evlerindeki rural hayat tarzını gözlemleyebilirsiniz. Bu bölgede yaşayan köylüler çok geleneksel bir yaşam tarzı sürmekteler. Sathorn İskelesi'nde ve Tha Chang İskelesi'nde tur düzenleyenler bulunur. Bu tekne turlarıyla kanal boyunca uzanan Bangkok varoşlarını görebilirsiniz. Evime birşeyler almak için genellikle Chatuchak market'e giderim. Çok devasa boyutta denilebilecek bu pazar yeri restoranlardan dövmeci dükkanlarına, hayvan satış dükkanlarından aklınıza gelebilecek daha fazlasına çok fazla çeşit ve seçeneği içinde barındırır. Bir çok turist bu pazarı ziyaret eder ama yerel halk da günlük alışverişini yapmak için hergün buraya uğrar. Sonuç olarak yerel hayatı deneyimlemek için çok iyi bir noktadır. Bangkok'u keşfetmek için geçirdiğiniz bir günün sonunda, günün yorgunluğunu kaslarınız ve ruhunuzdan atmak için en iyi yol Tay masajıdır. Tarihi masajını deneyimleyebileceğiniz ve geleneksel masaj sanatını öğrenmek isteyenlere dersler de verilen Wat Po'daki Geleneksel Tay Masaj Merkezi'ni özellikle tavsiye ederim. Tripbod Poramin Tayland'da büyümüş ama şimdilerde Bangkok'ta yaşayıp, hem okuyup hem de çalışan biridir."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/belarusa-vizesiz-seyahat-mujdesi", "text": "Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Belarus'a vizesiz seyahatin müjdesini verdi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Belarus Dışişleri Bakanı Vladimir Makey arasında yapılan görüşme sona erdi. İstanbul Conrad Otel'de basına kapalı olarak gerçekleşen görüşmenin ardından basın mensuplarının sorularını cevaplamak üzere basın toplantısı düzenlendi. Belarus ile vizelerin kaldırılmasında son aşamaya gelindiğini belirten Davutoğlu, 'Mart ayında vize muafiyet anlaşması imzalamış, Türk ve Belarus vatandaşlarının karşılıklı ziyaretlerindeki engelleri kaldırma iradesi göstermiştik. Onay süreci önümüzdeki haftalarda bitecek ve artık vizesiz seyahat edebileceğimiz ülkeler arasına Belarus da katılmış olacak.' diye konuştu. Belarus ile ekonomik ilişkilerde değinen Davutoğlu, 'İlişkilerimizin daha üst düzeyde olması konusunda kararlılıklarımız var.' dedi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bir-bisikletle-iki-kisilik-dunya-turu", "text": "İki kişinin aynı anda kullanabildiği ilginç bir bisikletle dünya turuna çıkan ve 55 bin kilometre yol kat eden iki Fransız bisikletçi, Marmaris'e ulaştı. Fransa'daki bir demir yolu şirketinde makinist olarak çalışan Lionel Brunier ve polis akademisi sınavlarına hazırlanan arkadaşı Angelique Capaldi, çıktıkları dünya turu kapsamında Yunanistan'ın Rodos Adası'ndan Marmaris'e geldi. Marmaris Bisiklet Topluluğu üyeleri ve belediye yetkilileri tarafından karşılanan Fransız bisiklet tutkunları, gazetecilere turları hakkında bilgi verdi. Capaldi, 2011 yılında Paris'ten dünya turuna başladıklarını belirterek, şu ana kadar 55 bin kilometre pedal çevirdiklerini söyledi. Amerika, Avustralya, Avrupa ve Asya kıtalarındaki 38 ülkeden geçtiklerini ifade eden Capaldi, \"Dünya turu için 2 yıl para biriktirdik. Günde ortalama 90 kilometre yol kat ettik. 4 ay sonra Paris'e dönerek turumuzu tamamlamayı hedefliyoruz\" dedi. Marmaris'te turlarına mola verdiklerini anlatan Capaldi, buradan İzmir'e, oradan'da İstanbul'a geçeceklerini bildirdi. Capaldi, Türkiye'de 2 hafta geçirdikten sonra Bulgaristan üzerinden tekrar Fransa'ya doğru pedal çevireceklerini kaydetti. Marmaris'i çok beğendiklerini dile getiren Brunier ise karşılaştıkları misafirperverliğin kendilerine mutluluk verdiğini söyledi. Marmaris Belediyesi ve Marmaris Bisiklet Topluluğu yetkilileri, Fransız bisikletçilere hediye verdi. İlçede bir süre kalacak olan Capaldi ve Brunier, ardından yolculuklarına devam edecek."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bir-hayalin-pesinde-7-yil-7-kita-84-ulke", "text": "Ankara'da bir restoran işleten 35 yaşındaki Gürkan Genç'in hayatı işe gidip gelmek için aldığı bisikletle değişti. 2010'da bisikletle çıktığı Tokya yolculuğunu iki yılda tamamladı. Ancak bu sadece bir başlangıçtı. 2012'de dünya turuna çıktı, hedefi 7 yılda 7 kıta ve 84 ülkeyi pedallamak. Avrupa turunu tamamladı. Şimdi Afrika'da. Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema bölümünü bitiren Gürkan Genç, 2009 Eylülü'nde yaptığı Amasra-İstanbul gezisinde 'tur' virüsünü kaptı. 2010 Nisanı'nda Samsun'dan Tokyo'ya pedal çevirmeye başladı. Kuzey ve Orta Asya ülkelerini, İpek yolunu, Karakum ve Gobi çöllerini aştı. Tacikistan'da en yüksek geçitlerden 4.650 metrelik Pamir ve 37 kilometrelik Walkhan Vadisi'ni tırmandı. 12.500 kilometre pedal çevirip 2011 Martı'nda Tokyo'ya ulaştı. 2012 Eylülü'nde 7 yılda 7 kıta, 84 ülke, 115 bin kilometreyi pedallamak için yola çıkan Gürkan Genç, Bulgaristan, Romanya, Moldovya, Ukrayna, Rusya, Finlandiya, İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya, Avusturya, İsviçre, İtalya, Fransa, Belçika, Hollanda, İngiltere, İskoçya ve İspanya'yı geride bıraktı. 'Gelecek için Pedalla' projesi kapsamında yola çıkan Genç, 5 çölü, dağlardaki en yüksek 5 araç geçiş noktasını aşmayı planlıyor. Everest ana kampına da bisikletiyle tırmanacak. Genç, Avrupa turunu yaklaşık 17 ayda tamamladı. Şu sıralar Afrika Kıtası'nda. Yol serüvenini www. gurkangenc. com adlı siteden paylaşıyor. Gittiği yeni yerlerden yazılar yazıyor. Videolar ve fotoğraflar paylaşıyor. Hatta yerine dinlemeyi tercih edenler için her yazısının ses kaydını da bu sitede yayımlıyor. Genç, son yazısını bir ay önce Fas'tan yazdı. Gürkan Genç'in seyahat bütçesine gelince. Bunu bulmakta yolculuk kadar zorlandı. Çünkü yola çıkmadan 700 firma ile iletişime geçti. 400 firmayla de yüzyüze görüştü. Geri dönüş oranı 'sıfır.' Genç, kendisine destek olanları 'hayat ortaklarım' olarak tanımlıyor. Genç'in yemek su gibi ana giderleri için harcadığı para günlük ortalama 3.5 Euro. Barınmayı ise genelde çadırda ya da internet üzerinden bulduğu insanların evinde konaklayarak hallediyor. 7 yıllık turun finansmanını Atılım Üniversitesi sağlıyor. Sigorta, malzeme ya da acil ihtiyaçlar için de zor da olsa sponsorlar bulunmuş durumda. Gürkan Genç'in yolculuğu elbette kolay değil. Bir çok yerde türlü zorluklarla karşılaşıyor. Japonya turunda Azerbaycan'da soyulmuş. Dayak yemiş. Çölleri aşarken yanında panzehirler taşıyor. Güneşten etkilenmemek için özel kıyafetler giyiyor. Normalde 5, 6 yıl dayanan outdoor kıyafetler kısa sürede kullanılamaz duruma geliyor. Bazen bir şehre girdiğinde ekipmanının dışında bedeni de bitik oluyor. Genç'in basında görünmek gibi bir derdi yok. Genç'in Twitter, Instagram ve Facebook gibi sosyal medyadaki takipçilerinin sayısı 35 binin üzerinde. İnternet sitesindeki yazılarına yüzlerce yorum yapılıyor. Çektiği videolara, fotoğraflar ve yazılar paylaşımlarla yüzbirlerce insana ulaşıyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bir-ilke-imza-atarak-turkiye-plakali-bir-aracla-dunya-turu-tamamlayan-gezgin", "text": "Ali Eriç hayatını çalışma hayatına adamış başarılı bir iş adamı. Kendini iş hayatına adamış Ali Eriç, hayatın akıp gittiğini ve bazı şeylerin bir daha geri gelmeyeceğini düşünerek işinden istifa edip özel olarak tasarlattığı aracıyla çocukluk hayali olan seyahat etme planını hayata geçirmeye karar verdi. Bu macerayı aracıyla tam 132 bin kilometre yol yaparak gerçekleştirdi. İstanbul'dan evinin önünden başladığı yolculuğunda, dünya üzerinde durmadan doğuya giderek 1137 gün sonra yeniden evine vardı. Çoğumuzun içinde olan bir hayali hayatına geçiren Ali Eriç, kendini \"gezgin\" olarak tanımlıyor. Cesaret ve azim gerektiren bir hayali hayata geçiren gezgin, hepimize ilham olacak uzun bir hikayesiyle karşımızda. ODTÜ Makine Mühendisliği mezunu olan 58 yaşındaki Ali Eriç, mezun olup çalışma hayatına başladıktan sonra off-road (4x4) arabaları kullanma şansı buldu. O zamanlardan beri 4x4 arabalara hayranlık duyan Eriç, 1994 yılında kendi telekominikasyon şirketini kurdu. 2004 yılına işlerinin tamamını ortağına devredip çocukluk hayalini hayata geçirmek için kolları sıvadı. Önce rotasını belirledi, sonra ihtiyaç ettiği taleplere uygun bir Land Rover marka cip sipariş etti ve geriye tek bir şey kalıyordu; yola koyulmak. Kariyer sahibi iş adamının gezgine dönüşme hikayesine sahip Ali Eriç, dünyayı Türkiye plakalı bir araçla gezen ilk gezgin. Aracıyla İstanbul'dan başladığı yolculuğuna start veren Ali Eriç, 5 kıta ve 39 ülkeyi kapsayan yolculuğu için toplamda 132 bin kilometre yol gitti. İstanbul'da başladığı yolculuğunu sürekli doğuya giderek sürdürdü ve Asya kıtasını bu şekilde tamamladı. Zorlu ve serüvenli dünya turunda; Asya'nın steplerini, Alaska'nın buzullarını, Patagonya'nın adacıklarını, Afrika'nın çöllerini ve Avrupa'nın kırlarını aştığı yolculuk 1137 gün sonunda tekrar İstanbul'da son buldu. Seyahati boyunca yol anılarını internet sitesinden yayınlayan Ali Eriç, bunları \"İstanbul'dan İstanbul'a Bir Dünya Seyahati\" isimli bir kitap haline getirdi. Kitap yalnızca Ali Eriç'in yol anılarından bahsetmiyor; hepimizin tatmak istediği zorluk ve eğlenceli yanlarıyla yol maceralarını ve dünyayı keşfetme isteğini de içeriyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bisiklet-ustunde-dunya-turu", "text": "İSPANYA'dan bisikletle dünya turuna çıkan mühendis 37 yaşındaki Aquitana Gustito ve ekonomist 40 yaşındaki Hugo Begonia, Antalya'nın Demre İlçesi'ne geldi. 5 yıl boyunca bisikletle gezmeyi planlanan Gustito ve Begonia, şu ana kadar 11 bin kilometrenin üzerinde yol kat etti. İspanya'da yaşayan Aquitana Gustito ve Hugo Begonia, işyerlerinden izin alarak 5 yıl sürecek bisiklet yolculuğuna çıktı. San Sebastian kentinden 3 Haziran 2014'te başlayan yolculuklarında Fransa, İsviçre, Avusturya, Almanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Ukrayna, Sırbistan, Bosna Hersek, Hırvatistan, Karadağ, Arnavutluk, Makedonya ve Bulgaristan'ı geçen Gustito ve Begonia, 21 Aralık 2014'te Edirne'den Türkiye'ye giriş yaptı. Günde 50 kilometrenin üzerinde yol alan 2 İspanyol, İstanbul, Bursa, Balıkesir, İzmir ve Muğla'nın ardından Antalya'nın Demre İlçesi'ne geldi. Turları boyunca kış döneminde pansiyonda konaklayan, yazın ise çadırda kalan, gittikleri kentlerin tarihi ve turistik bölgelerini de gezen ikili, Demre'de Noel Baba Müzesi ve Myra Antik Kenti'ni gezdi. Şu ana kadar 11 bin 450 kilometre yol alan 2 arkadaş, Mersin üzerinden Kıbrıs'a, oradan tekrar Türkiye'ye dönerek turu sürdürecek. Bahar döneminde Ağrı'nın Doğubayazıt İlçesi'nden İran'a geçmeyi planlayan Gustito ve Begonia, oradan Türki Cumhuriyetleri, Moğolistan, Çin ve Japonya'ya gidecek. Dönüş yolunda da Güney Asya ülkelerinden geçerek tekrar Türkiye üzerinden geçecek olan 2 arkadaş, 5 yıl sonra İspanya'ya dönecek. Dünyadaki farklı kültürleri ve insan yaşamını tanımak için yola çıktıklarını söyleyen Hugo Begonia, \"Bizi tek zorlayan kış koşulları. Onun dışında şu ana kadarki yolculuğumuzun en güzel günlerini Türkiye'de geçiriyoruz. Türk insanı çok farklı. Sizinle her şeyini paylaşıyor. Size bir şeyler ikram etmek için yarışıyor. Ayrıca Türkiye gerçekten tarihi, doğası ve insanıyla çok farklı bir ülke\" dedi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bisikletiyle-dunya-turuna-cikan-hollandali-eski-futbolcu-malatyaya-geldi", "text": "Hollanda'dan yola çıkan ve dünyayı bisikletle dolaşmayı planlayan 42 yaşındaki eski futbolcu Mark Koelen, Malatya'ya geldi. Bisikletle dünya turu yapmak için Hollanda'dan yola çıkan 42 yaşındaki eski futbolcu Mark Koelen, gideceği güzergahlar arasında bulunan Malatya'ya geldi. Hollanda'dan Türkiye'ye bisikletle gelen Koelen, amacının insanların güzelliklerini ortaya çıkarıp, insanların iyi olduğunu tüm dünyaya kanıtlamak olduğunu söyledi. Malatya Bisiklet ve Doğa Sporları Derneği Başkanı Mustafa Ekici'nin karşıladığı bisikletçi 3 gün boyunca Malatya'da vakit geçirip tarihi yerleri gezdi. Malatya Bisiklet ve Doğa Sporları Derneği tarafından düzenlenen Perşembe akşamı turuna katılan Hollandalı bisikletçi Malatya'da ağırlanmaktan dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. Hollanda'dan yola çıkarak Belçika, Fransa İtalya ve Yunanistan üzerinden İzmir'e gelen Koelen, Afyonkarahisar, Konya, Kayseri güzergahı üzerinden pedal çevirerek Malatya'ya geldi. Malatya Bisiklet ve Doğa Sporları Derneği Başkanı Mustafa Ekici'nin karşılayıp konuk ettiği Mark, Malatya'nın tarihi yerlerini gezerek tanıma fırsatı bulduğu için mutlu olduğunu söyledi. Bisiklete binmeyi insanları birleştirme, insanları kaynaştırma ve insanlar arasında bir farkın olmadığını göstermek amacıyla yaptığını anlatan Mark Koelen, dünyada birçok yerde bisikletle tur yaptığını ancak Türkiye'deki misafirperverliği ve dostane yaklaşımı hiçbir yerde görmediğini söyledi. Hollanda ve Türkiye'de insanlar arasında fark olmadığını ve burada gördüğü dostluğu ve konukseverliği her yerde anlatmaya devam edeceğini ve bunu bir görev olarak üstlendiğini söyleyen Koelen, siyasette yapılan yanlışlıklar olduğunu ve Hollanda'da yapılan olayın hoş bir olay olmadığını, iç siyasetin bir yansıması olduğunu, kendisinin siyaseti sevmediğini ve insanlar arasındaki dostlukla ilgilendiğini belirtti."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bisikletle-dunya-turuna-cikan-iki-turk-genc-bakude", "text": "Edirne'den dünya turu için bisikletleriyle yola çıkan Melih Akdoğan ile Zahide Öz, iki buçuk ay sonra ve yaklaşık 3 bin kilometre pedal çevirerek Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye geldi. Trakya Üniversitesi Bankacılık Bölümü'nden mezun olduktan sonra 21 Haziran'da üç yıl sürmesi planlanan dünya turuna çıkan Akdoğan ve Öz, Gürcistan'ın ardından geldikleri Azerbaycan'da, ilgiyle karşılandı. Öz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Azerbaycanlıların Türkiye'de yaşayanlardan hiçbir farkının olmadığını, burada sevgiyle karşılandıklarını söyledi. Gezilerinin çok da maliyetli olmadığını ve gittikleri her yerde insanlardan yardım gördüklerini belirten Öz, \"Gürcistan'da da bunu yaşadık. Fakat Azerbaycanlılar daha çok yardımcı oldu. Normalde kendi yemeğimizi kendimiz yapıyor, çadırda geceliyoruz. Azerbaycan'da ise bir kere bile ne çadır kurduk ne de yemek yaptık. İnsanlar bizi misafir etti\" dedi. Günlük 10'ar dolar bütçe belirlediklerini söyleyen Öz, ailelerinden de destek verdiğini ayrıca \"ne zaman zorda kalsanız arayın\" diyen çok sayıda bireysel destekçilerinin bulunduğunu kaydetti. Dünyayı keşfetmek, yeni insanlar tanımak istediğini ifade eden Öz, \"Dünyanın bu başından o başına pedal çevireceğiz ve üç yıl sonra başladığımız yer olan Edirne'de final yapacağız\" dedi. Akdoğan ise daha önce Avrupa'da çeşitli ülkelerde kısa turlar yaptığını ve kendisini dünya turu için hazırladığını söyledi. Azerbaycanlıların misafirperverliklerinden bahseden ve Bakülü bisikletçilerin de kendileriyle yakından ilgilendiğini dile getiren Akdoğan, yeni insanlarla tanıştıkları ve yeni olaylarla karşılaştıkları için iki buçuk yolculuğun nasıl geçtiğini anlayamadıklarını anlattı. Güvenlik endişelerinin olduğunu bildiren Akdoğan, \"Herhangi bir durumda kendimizi savunacak bir malzememiz yok. Göz yaşartıcı spreyimiz vardı, onu da sınırdan geçerken aldılar. Fakat her şeye rağmen yolculuğumuza devam edeceğiz\" diye konuştu. İki Türk bisikletçi Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Çin, Moğolistan, Güney Kore, Japonya, Avustralya, Amerika, Afrika, Fas, Tunus, Cezayir, İtalya, İsviçre, Almanya, Polonya, Ukrayna, Romanya ve Bulgaristan güzergahını takip ederek, 2018'de Edirne'ye ulaşmayı hedefliyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bu-yaz-cesmeye-gideceklere-6-oneri", "text": "Ege'nin göz bebeği Çeşme, masmavi berrak denizi, enfes plajları, nefis lezzetleri ve renkli alışveriş mekanlarıyla tatilcilerin en çok tercih ettiği yerlerden. Bu yaz Çeşme'ye gitmeyi düşünüyorsanız, sizin için seçtiğimiz bu 6 öneriyi aklınızın bir köşesine yazın! Çeşme Kalesi'nin önünde, şehrin göbeğinde modern ve şık tasarımıyla dikkat çeken Çeşme Marina'da alışveriş ve yeme içme anlamında aradığınız her şeye sahip. Çeşme'de akşamları yapılacak en güzel şey Marina'ya gitmektir. Birbirinden güzel kafe, restoran ve barların, ünlü giyim mağazalarının yer aldığı Çeşme Marina'da keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. Burada marina manzarasına karşı yemek yemenin keyfi bir başka olacak. Özellikle akşamları oldukça kalabalık ve canlı bir ortama bürünüyor. Şevki'nin kalabalıklığından kaçıp farklı bir lezzet arayanların tercihi Kumrucu Hikmet oluyor. Fiyat olarak Şevki ile fiyatları aşağı yukarı aynı olan mekanın kumruları bol malzemesi ve taptaze ekmeğiyle öne çıkıyor. Çeşme merkez ve Ilıca'dan çeşitli tekne turları yapılmakta. Eğer deniz havasını seviyorsanız, Grandstar veya Nirvana teknelerinden biriyle keyifli bir yolculuğa katılabilirsiniz. Sabah saat 10:30 da limandan hareket eden tekneler birkaç güzel koya uğrayıp akşam üstü limana dönüyor. Gün boyu yüksek sesli müzik eşliğinde deniz ve güneşe doyacağınız bir tekne turu eğlenceli bir aktivite olabilir. Pırıl pırıl durgun suyuyla Çeşme'nin en güzel koylarından biri olan Aya Yorgi, denizi kadar sahil boyunca dizili Beach Club'larıyla öne çıkıyor. Sosyetik plajların yer aldığı Aya Yorgi'de Paparazzi, Sole Mare, Babylon, Kafe PiBeach Club, Marrakech bölgenin popüler mekanlarından. Geceleri kulüp olarak hizmet veren mekanlarda sabahın ilk şıklarına kadar eğlence hız kesmeden devam ediyor. Ayrıca akşamüstü 4'den sonra gerçekleşen happy hour'larda müziğin sesi yükseliyor ve herkes ayaklanıp dans ediyor. Bu saatlerde içki ve koktey fiyatlarında da indirim oluyor. Özellikle Kafe Pi Beach ve Babylon'un happy hour'larını kaçırmamanızı öneririz. Alaçatı Port'ta bulunan Öküz, marinanın en eğlenceli mekanlarından biri. Geceleri oldukça hareketli olan bu barda, genelde Türkçe ve yabancı popüler müzik çalıyor. Bon Jovi'den Murat Boz'a geniş yelpazede bir müzik ziyafeti sunan mekanda, biranızı yudumlayıp dostlarınızla keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. Alaçatı, dar sokakları, tarihi taş evleri, el işi dükkanları ve Ege yemeklerinin birbirinden güzel örneklerini sunan restoranları kadar pazarıyla da oldukça ünlü. Her Cumartesi günü Alaçatı'da kurulan pazarda giyimden taze meyve ve sebzeye kadar aradığınız pek çok ürünü bulabilirsiniz. Hatta köy domatesi, urla mısırı gibi bölgeye özgü tatların en tazesi ve güzeli burada bulunur. Ayrıca pazar sadece sebze-meyve bölümünden ibaret değil, kıyafet konusunda da zengin seçenekler bulunuyor. Çeşme gezinizde bu 6 duraktan en az birkaçına uğrayarak tatilinizi daha keyifli hale getirebilirsiniz. İzmir'e uçakla gidecekseniz, biletinizi şimdiden almanızı öneririz. Ucakbileti. com'da farklı hava yollarının uçak bileti fiyatlarını karşılaştırarak en hesaplı uçak biletini bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/bundan-sonra-pasaport-ve-ehliyeti-nufus-idaresi-verecek", "text": "İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bundan sonra pasaport ve ehliyeti nüfus idaresinin vereceğini açıkladı. Bakan Soylu, Antalya'nın Manavgat ilçesindeki bir otelde düzenlenen Türkiye Müfettiş Kurulu 2017 Yılı İnceleme-Araştırma Çalışmaları Programı'na katıldı. Soylu burada yaptığı konuşmada şöyle söyledi: \"Vatandaşın bürokrasiyle karşı karşıya kaldığı süreçleri azaltmaya yönelik çalışmalar yaptıklarını kaydeden Bakan Soylu, \"Vatandaşımız için bürokratik işlemlerde zaman ve mekan tasarrufunu iyi yapmalıyız. 11 milyon 100 bin nüfus idaremiz yeni çipli kartlardan verdiler. 1.5-2 ay patinaj yaptık. Yedi günde bunu sağlıyoruz. Bunu bir gün daha aşağı düşüreceğiz. Şehir merkezleri içinde beş güne ineceğiz. Vatandaşımıza kaliteli ve hızlı hizmet vermek için mücadele ediyoruz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/cahil-cesaretiyle-dunya-turu", "text": "Çok fazla deneyimleri olmamasına rağmen 10 metrelik 'Blue Belle' adlı yelkenli tekneleriyle dünya turuna çıkan profesyonel dansçı 33 yaşındaki Maral Ceranoğlu ve yamaç paraşütü eğitmeni 35 yaşındaki Uğur Yavaş'ı, arkadaşları Bodrum'dan şampanya patlatarak uğurladı. Çok fazla deneyimleri olmamasına rağmen 10 metrelik 'Blue Belle' adlı yelkenli tekneleriyle dünya turuna çıkan profesyonel dansçı 33 yaşındaki Maral Ceranoğlu ve yamaç paraşütü eğitmeni 35 yaşındaki Uğur Yavaş'ı, arkadaşları Bodrum'dan şampanya patlatarak uğurladı. Antalya 'nın Kaş İlçesi'nden Maral Ceranoğlu ve arkadaşı Uğur Yavaş'ın hayatı, üç yıl önce, Muğla'nın Marmaris İlçesi'ndeki ortak bir arkadaşlarını ziyarete gitmeleriyle değişti. İki arkadaş, buradaki limanda gördükleri 'Blue Belle' adlı tekneye hayran kaldı. Ceranoğlu ve Yavaş, satılık olduğunu öğrendikleri tekneyi önce tereddüt etseler de, sonradan satın aldı. Önce kısa turlar yapıp teknede yaşamaya başlayan iki arkadaş, çok fazla deneyimleri olmamasına rağmen çılgınca bir karar alıp, geçen 9 Haziran'da dünya turuna çıktı. Ancak, daha yolculuğun başında şanssızlık yakalarını bırakmadı. Kaş'tan Yunanistan 'a giderken Bodrum'a vardıklarında tekneleri motor arızası yaptı. Bunun üzerine yolculuklarına ara vermek zorunda kalan genç ikili, Yalıkavak Marina'ya geldi. Burada Yalıkavak Marina Genel Direktörü Levent Baktır'ın da desteğiyle teknelerinin bakım ve onarımını yaptıran iki arkadaş, donanım konusunda da bilgiler aldı. Hazırlıklarını tamamlayan iki genç, 5- 6 yıl sürecek yolculuklarına tekrar arkadaşları tarafından kaldıkları yerden şampanya patlatılarak uğurlandı. Ceranoğlu'nun yol arkadaşı Uğur Yavaş da, teknelerinin eski sahibinin iki kez Atlantik Okyanusu'nu geçtiğini belirterek, \"Onun bu yolculuklarını anlattığı kitabını da okuduk\" dedi. Yolculukları sırasında yaşadıklarını 'www. cahilcesareti. org' isimli sitede paylaşacaklarını anlatan Yavaş, \"Tur boyunca ihtiyaçlarımızı giderebilmemiz için, isteyen herkes site üzerinden bize aylık 1 lira destek verebilecek. Ayrıca ben enstrüman çalabiliyorum, Maral da dans edebiliyor. Gittiğimiz yerlerde sokak gösterilerinden elde edeceğimiz geliri de bu amaçla kullanmayı planladık\" diye konuştu. Maceraperest çift, üzerlerinde arkadaşlarının yol hediyesi olarak verdiği birinde 'This is my Romeo' diğerinde 'This is my Juliet' yazan tişörtlerle dünya turunun ilk etabı olan Yunanistan'ın Kalimnos Adası'na gitmek üzere denize açıldı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/cilgin-ciftin-24-yilda-yaptiklari-efsanevi-dunya-turu", "text": "Christine ve Gunther Holtorf çifti 1990'da yola çıktıklarında akıllarında yalnızca Afrika'da dolaşmak vardı. Ne olduysa oldu, Afrika'dan sonra da yola devam ettiler. Otto ismini verdikleri Mercedes 300 GD modeli arabalarıyla gitmedikleri yer, yaşamadıkları macera kalmadı. Otto 24 yılda 215 ülkede 900.000 km yol yaptı. Birçok kez sıtma tehlikesiyle, politik karışıklıklarla karşılaştılar. Vahşi yaşamı, kaybolmaya yüz tutmuş kültürleri gördüler. Üstelik yolculukları boyunca bir defa dahi otelde kalmayıp arabanın arkasında uyudular. Christine 2010'da yaşamını yitirdikten sonra Gunther karısının fotoğrafı asılı arabasında birkaç yıl daha yola devam etti. Bu sene Berlin'e dönerek 77 yaşında yolculuğunu sonlandırdı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/cilgin-turk-otostopla-24-ulkeyi-gezdi", "text": "Samsun'da yaşayan makine mühendisi İbrahim Durhat, 5 yıl önce başladığı otostopla dünya turu kapsamında 21 ülkeye gittiDurhat: \"Gittiğim bütün ülkelerde insanların güler yüzüyle karşılaştım. Siz gülerseniz onlar da sizi samimi buluyor ve yüzünüze gülüyor. Oradaki insanlara Türkiye'yi anlattım. Ülkemizin tanıtımını yaptım\".. SAMSUN MEHMET KUMCAĞIZ Samsun'da yaşayan makine mühendisi İbrahim Durhat, 5 yıl önce başladığı otostopla dünya turu kapsamında 21 ülkeyi ziyaret etti. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümünden mezun olan Durhat (25), 5 yıl önce okulu devam ederken arkadaşlarıyla sohbeti sırasında dünya turu yapmaya karar vererek yaz tatilinde otostopla Almanya'ya gitti. Sonraki yıllarda otostopla dünya turunu sürdüren Durhat, her seferinde başka arkadaşıyla seyahatlere çıktı. Gittiği ülkelerde günübirlik işlerde çalışarak bir miktar para da kazanan Durhat, bazen kendisini misafir edenlerin evinde kimi zaman da kurduğu çadırda kaldı. Durhat, Avrupa ülkelerinin tamamına yakını ile Hindistan, Bangladeş, Etiyopya, Kenya, Fas, Pakistan, Suudi Arabistan'ın da arasında bulunduğu 21 ülkeyi gezdi. Durhat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaşam felsefesinin hayallerinin peşinden gitmek olduğunu söyledi. Gezmeyi çok sevdiğini, plan yapmadan o anki ruh haline ve bütçesine göre yola çıktığını belirten Durhat, \"Bir gün arkadaşımla konuşurken otostopla dünya turuna çıkmaya karar verdik ve yola çıktık. Seyahate Avrupa ülkelerinden başladık.\" dedi. -Yeşil pasaport seyahatlerini kolaylaştırdı Babasının mesleği dolayısıyla yeşil pasaportu olduğunu, bunun seyahatlerini kolaylaştırdığını dile getiren Durhat, \"Okulda öğrendiğim kadarıyla İngilizce biliyorum. Gezmeyi, yeni yerler, yeni insanlar tanımayı seviyorum.\" diye konuştu. Durhat, bu yıl yaz Güney Amerika ülkelerine gitmeyi düşündüğünü, evlendiği zaman da eşiyle dünyayı gezmeyi sürdüreceğini sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/cocuklariniza-nasil-pasaport-cikarabilir-siniz", "text": "Size sorularım olacaktı buraya yazmam daha uygun sanırım. Yeşil pasaportun var geçerlilik suresi 18. yaşgünüme kadardı. Simdi 19 yasindayim, pasaportumu nasıl yenileyebilirim ? Sizce yurtdisina gideceğim zamana yakın mi yenilemeliyim ne önerirsiniz bana? Şimdiden cok tesekkur ederim.."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/cocuklarla-nasil-tatil-yapmali", "text": "Çocuk sahibi olmadan önce özgürce tatil yapabildiğim günlerde çocuk sahibi arkadaşlarımı ve onların tatillerini görünce ruhum daralırdı. Tam bir kabus olarak gördüğüm bu hayat sanki okulda özel ders verilmiş gibi herkes için aynıydı. Belki de bu nedenle uzun yıllar çocuk sahibi olmak istemedim. Çocuklarla tatile çıkmak demek her şey dahil tatil köylerine gitmek, orada onları Kids Club'a bırakıp günlerce aynı mekanın içine hapsolmak, açık büfelerden yorucu yemekler yemek, sevimsiz gösteriler izlemek demekti. Sabah kahvaltısında beraber oturmak dışında pek bir şey paylaşmayan ve beraber tatil yaptığını sanan aileler mutlu ve gururlu görünürdü. Ya da biraz daha büyüdüklerinde sanki zorunluluk gibi Disney'e götürülmeliydi bu çocuklar. Saatlerce sıra beklenip, zevksiz yemekler yiyip yorgunluktan ölerek kendini akşam zor bela yatağa atmaktı. Bunların adı çocuklarla tatil oluyordu. Anne babalar bıkkınlıktan, çocuklar da yorgunluktan tatsız, mutsuz ve keyifsiz zaman geçiriyordu. 1-Tatil planı yaparken yaratıcı olun. Gideceğiniz yerde klasik çocuk mekanları dışında onların ilgisini çekebilecek başka neler olduğunu detaylı şekilde araştırın. Ya da işin profesyonellerinden yardım alın. Ve her güne mutlaka onların ilgisini çekecek, birşey öğrenebilecekleri programlar koyun. Paris bu konuda en güzel örneklerden biri. Paris'e sadece Disney için gitmek büyük talihsizlik. Çünkü Paris çocuklarla birlikte yapabileceğiniz bin bir çeşit aktiviteyle dolu bir şehir. Tüm şehir çocukların bayılacağı parklar ve müzelerle dolu. 2-Arkadaş grubu ile bile gitseniz akşam yemeklerinde birlikte oturup sohbet ederek yemek yiyin. Yemek sofrası aile için paylaşım yapılabilecek en özel yerlerden biri. Bunu özellikle tatillerde neşeli ve eğlenceli bir şekilde kullanmak son derece akıllıca. Hem gün boyunca yapılanlar hem de bulunduğunuz yerin özellikleri konusunda sohbetler yapabilirsiniz. 3-Ipad ya hiç götürmeyin ya da sınırlı şekilde kullanmasına izin verin. Yeni bir yere gitmek demek orayı hissetmek, gözlemlemek yaşamak demek. Devamlı ipad oynayan çocukların o dünyadan çıkıp bulundukları yeri gözlemleme ihtimalleri çok düşük. Oysa seyahatin en büyük amacı çocuklara farklı dünyaları deneyimlemelerini ve gözlemlemelerini sağlamak. 4-Seçtiğiniz lokasyonları çocuğunuzun cinsiyetine ve yaşına göre seçin. Doğru seçimler yaparsanız hem çocuğunuz mutlu olur hem de birlikte iyi vakit geçirirsiniz. Mesela küçük yaştaki çocuklar (4-7 yaş ) için New York pek cazip olmazken biraz daha büyük çocukları (7-12 yaş ) bu şehirde oyalamak ve mutlu etmek çok daha kolay. 5-Tatile yanınızda dadı, anneanne ya da babaanne ile gitmeyin. Bu süreyi birlikte yüzde yüz vakit geçirilecek bir zaman olarak düşünün. Çocuğunuzun sizinle birlikte ev ortamının dışında normal rutininden uzakta vakit geçirmesi çok farklı ve öğretici bir deneyimdir. Bundan sonuna kadar faydalanmaya çalışın. 6-Çocukları farklı tatlar denemeleri, farklı yerler görmeleri konusunda teşvik edin. Her zaman aynı tip restoranlara gidip çocuklara özel yemekler ısmarlamayın. Mesele Çin Lokantasına götürüp onlara uygun yemekler ısmarlayın ya da şık bir restorana götürüp farklı soslu bir makarna yemeleri için çaba gösterin. 7-Çocuklarınız arasında yaş farkı çoksa (5 yaş ve üzeri) mümkünse tatilinizi üçe bölün. Bir kısa tatil ailecek, bir kısa tatil biriyle bir kısa tatil de diğer çocuğunuzla yapın. Çocuklardan birini bıraktığınız için de üzüntü ya da suçluluk duymayın. Yaş farkı fazla olan çocukların birbirlerine uydurmaya çalışmak anne babalar için çok daha zor ve yorucu. Ayrıca çocukların her birinin ilgi ihtiyacı da bir arada olunca karşılanamıyor. 8-Onların sadece çocuklara özel mekan ve aktivitelere götürmeyin. Farklı yerlere ilgi duymaları ya da zevk almaları için gayret gösterin. Mesela bir modern sanat müzesine çocuklara özel bir rehberle grup yaparak gidebilir tüm eserlere onlara uygun bir dille anlatılmasını sağlayabilirsiniz. Ya da Roma'nın tarihi yerlerini haritada ile oyun haline getirerek gezebilirsiniz. 9-Seyahat sırasında alışverişte fazla vakit harcamamaya çalışın. Çünkü uzun alışveriş süreleri çocuklar için hem çok sıkıcıdır hem de verdikleri mesaj tüketmek olur. Oysa onların daha üretici ve öğretici mesajlara ihtiyaçları vardır. 10-Seyahat etmenin hem çocuklar hem de büyükler için en büyük deneyim ve eğitimlerden biri olduğunu hiç unutmayın."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/cocuklarla-seyahat-icin-20-faydali-ipucu", "text": "Çocuğunuzun kıyafetlerini valize koyarken katlamak yerine rulo yaparak yerden kazanın. Çok fazla kıyafet almaktan dünyanın en küçük çamaşır makinesiyle kurtulabilirsiniz. Bu yıkama çantasıyla artık çocuğunuzun kirli kıyafetlerini yolda yıkayabilirsiniz. Ayrılmadan önce yol kenarında görülecek yerleri belirleyin, sonra birkaç tanesinde uğrayın. Bu hem uzun yolculuğun monotonluğunu alır hem de çocuklarınıza heyecanla beklemeleri için bir şey verir, örneğin yolda dinozor heykelleri parkına uğramak gibi. Yolculuğu daha eğlenceli hale getirmek için notlar yapıştırın. Notta yazan saat gelince notu çıkarın ve çocuğunuza bir aktivite kiti, ufak bir oyuncak veya bir sakız verin. Eğer çocuğunuz gece lambasına alışıksa yanınızda bir tane getirmeyi unutmayın, aşağıdaki gece lambası telefonunuzu şarj bile ediyor. Çocuklar bilmedikleri bir yerde uyurken korkabilirler ama bu gece lambası işinizi görecek. Mandallar kullanarak çocuklarınızın diş fırçasının seyahatteyken kirli tezgahlara değmesini önleyin. Otelden ayrılmadan önce kontrol etmek için çocuğunuzun değerli eşyalarından oluşan bir liste hazırlayın. Böylece otelden ayrılırken karmaşa sırasında çocuğunuzun peluş hayvanını unuttuğunuz için tekrar 100 kilometre yolu geri gitmek zorunda kalmazsınız. Çocuğunuzu araç koltuğuna dökmez/akıtmaz bardak bağlayın, böylece bardak her düştüğünde arkanızı dönüp kaldırmak zorunda kalmazsınız. Yolda çocuğunuzun eşyalarını el altında tutmak için bir araba içi düzenleyicisi alın. Bu lego kitini yaparak çocukların sadece bir avuç dolusu tuğla ile eğlenmelerini sağlayın. Yanınızda seyahat ecza kiti taşıyarak ve diğer önlemleri alarak gıda alerjisi olan çocukları güvende tutun. Bir daha asla çocuklar nerede uyuyacak diye endişe etmeyin. Rulo olan yataklarla veya çocuklarınızın Ayşe Teyzenizin koltuğunda rahatça uyuyabileceğini ummakla uğraşmayın. Buradan sipariş edebilirsiniz. Çocukların uçuş korkusunu, seyahatten notlar alabilecekleri bir havacı günlüğü ile hafifletin. Bu kitapta aynı zamanda uçmak hakkında ilginç bilgiler de var. Buradan sipariş edebilirsiniz. Bir bebekle mi uçuyorsunuz? Yanınızdaki yolcuya vermek için kulaklık veya şeker içeren küçük notlar getirin. Nota çocuğunuzun uçaktan biraz korkabileceğini, ama hem çocuğunuzun hem de yanınızdaki yolcunun rahat bir yolculuk geçirmesi için için elinizden geleni yapacağınızı belirten kısa bir yazı yazın. Uçuşa hem bebeğiniz HEM DE kendiniz için yedek kıyafetler getirin. Böylece bebeğiniz tişörtünüze kusarsa yolculuk boyunca aynı tişörtü giymek zorunda kalmazsınız. Çocuklarınızın uçakta oyalanması için kendi ellerinizle bir şekil ayırıcı yapın. Bunlar normal şekil ayırıcılardan daha portatiftir ve seyahat sonunda bagajınızda yer kalmazsa geride bırakabilirsiniz. Nasıl yapıldığını buradan öğrenebilirsiniz. Bir uyku çadırı yaparak çocuğunuzun uçuş sırasında biraz kestirmesine yardımcı olun. 1 milyoncu dükkanlarından alabileceğiniz jel yapışkanlarla çocuğunuzun uçak camında oynayarak eğlenmesini sağlayın. Eğer cam kenarında değilseniz hemen önünüzdeki servis masasında da oynayabilirler. Bir boncuk tepsisine koyacağınız çeşitli atıştırmalıklarla çocuğunuzu uçuş sırasında mutlu tutun. Alıştığınızdan çok daha fazla yemek yiyor olacaksınız bu yüzden yanınızda restoran kiti getirmekte fayda var. Uslu çocuklar birkaç gün içinde gittikleri bilmem kaçıncı restorandan sonra sıkılırlar. Nasıl yapıldığını buradan öğrenebilirsiniz. Bebek bezi çantası yerine bebek bezi sırt çantası getirin. Bunlarla yolculuk etmek daha kolaydır ve içine klasik bebek bezi çantasına göre daha fazla şey koyabilirsiniz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/courchevelde-kayak-tatili", "text": "Bu sömestre tatilinde çocuğunuzla güzel bir kayak tatili düşlüyorsanız, Fransa'nın gözde kayak merkezlerinden Courchevel harika bir seçim olabilir. Kayak tutkunlarının yurt dışı turları arasında ilk tercihlerinden olan Courchevel, geniş pistleri, büyüleyici atmosferi ve farklı alternatifleri ile kayakçıları cezbediyor. Kuzey Alpler'in tam ortasında yer alan Courchevel, 600 km'lik dünyanın en uzun pistleri, sıcak aile otelleri, eğlenceli gece hayatı, muazzam restoranlarıyla genelde çocuklu ailelerin tercih ettiği bir yer. 1850 metre yükseklikte bulunan Courchevel, geniş kayılabilir alanı dışında konforlu ve lüks tesisleri ile sosyetenin uğrak noktalarından biri. Her zaman kar bulundurabilme özelliği ve güvenlikli oluşu ise onu diğer kayak merkezlerinden bir adım önde tutuyor. 562 kar makinası ile kar yağmadığı zamanlarda bile kayak imkanı sunan Courchevel, diğer tüm Fransız kayak merkezleri gibi kendine özgü bir havaya sahip. Suni kar makineleriyle devamlı kar bulunan bölge, geceleri nefis dağ manzarası eşliğinde ışıl ışıl bir görüntü sunsa da, burası çeşitli kar sporlarının yapılabildiği yapay bir merkez. Cenevre'den 2.5 saat süren Courchevel, helikopter alanı, kısa sürede gelen ambulansları, suni kar makineleri, teleferikleri, kayak asansörleri ile teknolojik olarak pek çok donanıma sahip. Kayak okulları ve çocuk köyü gibi alanları ise çocuklarınızın keyifli vakit geçirmeleri için ideal. Courchevel'de kaymak o kadar kolay ki, o niyetle gitmeyenlerin bile kayası gelir. Kayak sonrası saat 16.30-17.00 arası gerçekleşen, şömine başında leziz içkilerin tadına bakacağınız happy hour aktivitesi ile eğlenceli anlar geçirebilir, ardından günü gurme restoranlarda güzel bir akşam yemeği ile sonlandırabilirsiniz. Daha çok ev atmosferini yaşatan, aile işletmeleriyle dolu olan Courchevel'de konforlu bir konaklama geçirebilirsiniz. Birbirinden şık otelleri ve leziz restoranlarıyla hem göze hem damağınıza hitap eder. Bölgede 50'ye yakın otel var. Bunların çoğu 4 yıldızlı olup değişik tasarıma sahip konforlu oteller. Bölgede yapılabilecek pek çok aktive var. Patinaj için kapalı buz alanı, bridge, satranç, squash, (otel spor salonları, sağlık merkezleri, bowling, sinema, bilardo, dil kursları gibi iç mekan aktivitelerinin yanı sıra paraşüt, uçak, ski jumping ve kayak kursları, geziler gibi dış mekan aktiviteleri ile adrenaline doyabilirsiniz. 1850 alışveriş severlere de geniş seçenekler sunar. Aradığınız her şeyi bulabileceğiniz Fat Face ve White Stuff marketleri dışında, bölgede şık tasarımların yer aldığı pek çok mağaza sizi bekler. Gece hayatı 1850'de atar. La Grange ve Les Caves'ta Paris'in ünlü kabarelerini seyredebilirsiniz. Ancak fiyatların el yakan cinsten olduğunu söylemek gerek. Daha uygun bir eğlence arıyorsanız, bölgenin popüler mekanlarından El Gringo, La Saulire ve Potiniere'e gidebilirsiniz. Space Bar ise bilardo oynayıp canlı müzik dinlemek için idealdir. Tipik fransız barında sakin ve hoş bir vakit geçirmek için Au Plouc'u tercih edebilirsiniz. Bu kış unutulmaz bir tatil yapmak istiyorsanız sömestre yurt dışı turları arasından Fransa Courchevel'i seçerek konfor, keyif ve lüksü bir arada yaşayacağınız harika bir kayak tatiline çıkın. Ancak bu tatilin biraz el yakacağını söylemekte yarar var."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/demir-atli-yoruk-adem-colak-down-sendromlular-icin-dunyayi-dolasiyor", "text": "Adem Çolak, kardeşi Erdem gibi down sendromluların sesini duyurmak için işini bırakıp 34 ülke gezdi. Yanında götürdüğü kostümle zeybek oynayarak Türk kültürünü de tanıttı. Yaşadıklarını 'demiratlıyoruk' isimli instagram hesabından dünyaya aktardı. - Türkiye'den motosikletiyle yola çıkarak önce Avrupa'nın kuzey noktası North Cape'ye, ardından Ertuğrul Fırkateyni'nin battığı yer olan Japonya'daki Kuşimoto'ya ulaşan Adem Çolak 2 senede 34 ülke ve 44 bin kilometre yol katederek down sendromlu bireylerin sesini duyurmaya çalıştı. Down sendromu konusunda farkındalığını artırmak için 7 yıldır çalıştığı işten ayrılarak motosikletiyle dünya turu yapmaya karar veren Çolak, Down Sendromu Derneği iş birliğiyle başlatılan \"Down To Earth Road\" projesi kapsamında önce Avrupa'nın en kuzey noktası North Cape kıyılarına, sonra Ertuğrul Fırkateyni'nin battığı nokta olan Japonya'daki Kuşimoto'ya gitti. - Çolak, başta down sendromlu kardeşi Erdem ve tüm down sendromlu bireylerin sesini dünyaya duyurmak için motosikletiyle çıktığı yolda 34 ülkeye ulaştı. Asya rotasının son durağı olan Japonya'da tüm parasını bitiren Çolak, Türkiye'ye dönebilmek için 2 buçuk ay çalışarak para biriktirdi. - Çolak, rotası üzerindeki down sendromu derneklerine Türk kahvesi ve nazar boncuğu hediye etti ve down sendromlu bireylerle röportajlar yaptı. Bir yandan da yanında götürdüğü geleneksel zeybek kostümüyle zeybek oynayarak gittiği ülkelerde Türk kültürünün gönüllü temsilcisi oldu, tüm yaşadıklarını Demir atlı yörük\" isimli sosyal medya hesaplarından dünyaya aktardı. - Bilge Tonyukuk Yazıtı, Moğolistan2 yıllık uzun motosiklet yolculuğunun ardından Türkiye'ye dönen ve yeni rotalar için hazırlanan Çolak, Down To Earth Road projesinin hedeflerini ve yaşadıklarını anlattı. - Çolak, Down Sendromu Derneği'yle başlatılan farkındalık projesinin uzun yıllardır hayalinini kurduğunu söyledi. Motosikletiyle dünya turuna çıkma kararında Down sendromlu kardeşi Erdem'in etkili olduğunu belirten Çolak, \"Rotam üzerinde bulunan Avrupa'da 25 ülkede down sendromu derneklerini ziyaret ederek, röportajlar yaparak ve onlar için Türkiye'den hazırladığımız hediyeleri takdim ederek hem Türkiye içinde hem de global anlamda farkındalık oluşturmaya çalıştık\" dedi. - Çolak, 30 Ağustos 2017'de Avrupa'ya doğru yola çıktığını ve Balkan ülkelerini, Hırvatistan, İtalya, İsviçre, Danimarka ve Norveç'i geçerek Avrupa'nın en kuzey noktası olan North Cape'a ulaştığını belirterek, bu rotada 25 ülke ve 19 bin kilometre katettiğini anlattı. - Bu ülkelerde 50'den fazla down sendromlu birey ve 20 dernekle iletişim kurduğunu ifade eden Çolak, \"Onlara 5 soru yönelttim. 'Adın ne? Ne işle meşgulsün? Gelecekten beklentin ne? Seni ne mutlu eder? Seni ne üzer?' sorularıyla röportajlar yaptım ve bunları derleyerek Down Sendromu Derneği'yle birlikte montajlayarak sosyal medyada farkındalık serisi oluşturduk\" diye konuştu. - Ekonomisi iyi olan Avrupa ülkelerinde durumun daha iyi olduğunu belirten Çolak, \"Hem devlet desteği, hem ailelerin bilinçli olmasıyla erken yaşlarda eğitim fırsatı oluyor. Spor ve müzik faaliyetlerinde ve kişisel becerilerde çok daha iyi noktalarda olduklarını gördüm\" değerlendirmesini yaptı. - Çolak, Türkiye'ye döndükten bir süre sonra ikinci rotası olan Asya'ya \"Hedef Kuşimoto\" sloganıyla çıktığını anlattı. \"Ertuğrul Fırkateyni'nin battığı yerdeki anıta giderek şehitlerimizi anma fırsatı oldu. Bunun bir manevi değeri vardı. Asya rotasında 9 ülkeye gittim. Gürcistan, Azerbaycan ve Hazar Denizi'ni geçerek Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Moğolistan ve Rusya'dan devam ettim. - Asya rotası Avrupa'ya göre daha zorluydu çünkü sorun yaşadığınızda çözüm bulma ihtimaliniz az. Sınır geçişlerinde, askeri kontrol noktalarında kısmen problemler oldu. Asya'da da down sendromlu bireylerle aynı şekilde röportajlar gerçekleştirdik ve hediyelerimizi takdim ettik. Her dernek için bir Türk kahvesi, nazar boncuğu gibi hediyelerimiz vardı. - Ak Baytal Geçidi, TacikistanAsya zorlu bir coğrafyaydı. Ama ciddi bir teknik problem yaşamadım. Motosikletin bazı sarf malzemelerini yolda kendim değiştirdim ve bakımını kendim yaptım. Sınır geçişlerinde, askeri kontrol noktalarında bazı sorunlar oldu ama turu etkilemedi. Tabii ki riskler vardı. Geçtiğim coğrafyalarda özellikle daha bizden olan Orta Asya'da tepkiler çok olumluydu. Birçok insanla karşılaştım ve her iletişime geçtiğim insana down sendromunun ne olduğunu anlatmaya çalıştım. - - \"Japonya'ya gittiğimde pahalılıktan dolayı bütçe problemi yaşadım. 2 buçuk ay çalıştım ve bütçe yaparak geri döndüm. 10 ayımı burada geçirmiş oldum. Şu an imkanım olsa aynı projeye farklı rotalarda devam etmek istiyorum. Gidecek rota çok. Nepal, Afrika ve Amerika rotası gibi muhtelif rotalar var. - Japonya gelişmiş ve ekonomisi çok iyi bir durumda ülke. Devlet stratejisi olarak engelli bireylere maddi yardımdan ziyade onların kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir şekilde eğitim veriliyor ve iş hayatına atılabilmeleri sağlanıyor. Eğitim sistemi de onun üzerine kuruluyor ve buna izin veriyor. Dışarıdaki iş kolları ona göre düzenleniyor. O bireylere daha fazla ayrıcalık tanınıyor. 18-20 yaş arasındaki süreçte rehabilitasyon eğitiminin ardından kabiliyetlerine göre o iş kolunda çalışabiliyorlar. - - Çolak, 44 bin kilometrelik motosiklet turunun down sendromu farkındalığının yanı sıra Türkiye'nin tanıtımına da katkı sağladığını vurguladı. - Motosikletiyle farkındalık projesine devam edebilmek için maddi desteğe ihtiyacı olduğunu dile getiren Çolak, \"Avrupa rotasına kendi paramla çıktım. Down Sendromu Derneği'yle beraber bu projeye başladık. Dönüşte orada neler yaptığımızı sunumlarla anlattık. Asya rotası için birtakım firmaların kapısını çaldık\" dedi. - Projeye halk oyunlarını da dahil ettiğini ve zeybek kostümü alarak yola çıktığını belirten Çolak, \"Geçtiğim her ülkede farklı zeybek oyunları icra ettim. Kültürel bir farkındalık oluşturarak ülkemizi tanıtmak için de yola çıktım aslında. 2 sene önce bıraktım ve 7 yıldır edindiğim bütçeyi erittim. Bu projeyi beğenen ve projenin devam etmesini isteyen bireysel ve kurumsal desteklere her zaman açığım\" diye konuştu. - - - - - - - - - - - - - - - -"} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/depresyonu-yenmek-icin-dunya-turu-yapti", "text": "Depresyonu yenmenin bilinen yollarından farklı olarak 26 yaşındaki Michael Loffler dünya turuna çıkmış ve çektiği fotoğraflarla depresyonu yenmenin yeni bir yolunu bulmuş. İşte Michael Loffler depresyonu yendiği o fotoğraflar. Çok gezen mi bilir çok okuyan mı bilmiyoruz ancak çok gezen iyileşir bunu biliyoruz. 26 yaşındaki Michael Loffler pek çok kişinin hayatında görmediği kadar ülkeyi gezmiş. Özellikle son 3 yılda bir amaç uğruna gezen Loffler yanına sadece bir fotoğraf makinası ve birkaç kişisel eşya almış. Çin, Hindistan, Nepal, Peru gibi ülkeleri tercih eden Loffler bu yolculuğa yaşadığı depresyonu yenmek için çıkmış. Bol bol fotoğraf çeken genç adam bu fotoğrafları \"hayatı solumak\" olarak değerlendiriyor. Tüm bu seyahat için sadece biraz tutumlu olmak gerektiğini belirten Loffler günlük harcamasını 30 DOLAR (yaklaşık 74 TL) ile kısıtladığını söylüyor. Uçak biletleri pahalı olduğu için yerel bölgeleri de gezen genç adam Couch surfing, kamp kurma ve arkadaşlarına ziyaretçi olma gibi konaklama şekillerini seçiyor. İngilizce öğreterek ve geçici işlerde çalışarak geçimini sağlayan adam bu seyahati bir tedavi gibi görüyor. Daha çok Asya ve Güney Amerika ülkelerine seyahat ediyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/devlet-memurlugunu-birakti-dunyayi-geziyor", "text": "Uzun yıllar ulusal kanallarda televizyon muhabiri olarak çalıştıktan sonra Mersin Basın İlan Kurumu Müdürlüğü'ne atanan Umut Çor, kamudaki görevinden 8 ay önce istifa edip dünya turuna çıktı. Kimine göre çılgınca gelecek bu hareket, kurumun 60 yıllık tarihinde bir ilk oldu. Kurumdaki müdürlük görevinden kendi isteği ile istifa eden ilk kişi olan Çor; İran, Hindistan, Sri Lanka, Malezya, Singapur, Borneo, Brunei, Filipinler, Tayvan, Vietnam, Kamboçya, Tayland, Laos ve Güney Kore'yi dolaştı. Yaşadıklarını hazırladığı videolar ile 'Bir Dünya Umut' adlı youtube ve instagram kanallarından takipçileri ile paylaşan Çor, gezisinin Asya kısmını Endonezya, Myanmar ve Japonya ile bitirmeyi planlıyor. Toplamda 2 yıl sürecek gezisinin 13 ayını Asya'da, kalanını da Amerika'da geçirecek gezgin, geçen sürede yüzlerce ilginç olaya da yakından tanıklık ediyor. Yola çıkmanın kendisi için çocukluk hayali olduğunu belirten Çor, \"Nasıl böyle bir karar aldığınız sorusunun cevabı, aslında çocukluğundan bu yana hayalimdi dünyayı gezmek. Tüm hayatımı planlarken, ona göre plan yapmıştım. Televizyon muhabirliği, devlet memurluğu derken en sonunda zamanının geldiğini düşündüm ve devlet memurluğundan istifa edip bu seyahatte başladım. Bununla ilgili olarak hiç de pişman değilim\" dedi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/disisleri-bakanligindan-guney-sudan-icin-seyahat-uyarisi", "text": "Dışişleri Bakanlığı, Türk vatandaşlarının zorunlu kalmadıkça Güney Sudan'a seyahat etmekten kaçınmaları uyarısında bulundu. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, 15 Aralık 2013 tarihinde başkent Juba'da başlayan çatışmalar nedeniyle şehirdeki güvenlik ve istikrar durumunun bozulduğu ve bu olayların ülkedeki diğer ülkelerin vatandaşları gibi Türk vatandaşlarının da güvenliğini olumsuz etkileyebilecek bir mecraya girdiğinin görülmekte olduğu ifade edildi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/disisleri-bakanligindan-seyahat-uyarisi", "text": "Dışişleri Bakanlığı Hong Kong'a seyahat edecek vatandaşlarımızı uyardı. Dışişleri Bakanlığı, Hong Kong'a seyahat edecek vatandaşlara yanlarında veya bagajlarında elektroşok cihazı bulundurmamaları konusunda uyarıda bulundu. Dışişleri Bakanlığı'nın internet sitesinde yer alan uyarıda, Hong Kong mevzuatına göre elektroşok aletlerinin silah olarak tanımlandığı hatırlatıldı. Uyarıda, Hong Kong'a seyahat edecek yolcuların giriş-çıkış veya transit geçişlerinde üzerlerinde veya bagajlarında elektroşok cihazı bulunması halinde 14 yıla kadar hapis ve 100 bin Hong Kong dolarına kadar para cezasına çarptırılabilecekleri belirtildi. Seyahat uyarısında, \"Hong Kong'a seyahat edecek vatandaşlarımızın yanlarında veya bagajlarında elektroşok aleti taşımamaları önem arz etmektedir\" ifadesi yer aldı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/disisleri-bakanligindan-yemene-seyahat-uyarisi", "text": "Dışişleri Bakanlığı, Yemen'deki gösteriler nedeniyle Türk vatandaşlarına bu ülkeye seyahat etmekten kaçınmaları, bu ülkede bulunan vatandaşlara ise oradan ayrılmaları için uyarıda bulundu. Dışişleri Bakanlığı'nın seyahat duyurusunda, Yemen'de kamu düzeninin son günlerde önemli ölçüde bozulması nedeniyle, mücbir sebebi olmayan vatandaşların bu ülkeye seyahat etmekten imtina etmeleri, halen bu ülkede bulunan vatandaşların ise ayrılmaları tavsiye edildi. Türk vatandaşlarının her halükarda şahsi güvenlikleri için gerekli tüm tedbirleri almaları ve her koşulda müteyakkız bulunmaları, bu bağlamda olası çatışma mahallerinden ve kalabalıklardan uzak durmalarının önem taşıdığı belirtilen açıklamada, \"Vatandaşlarımızın, bakanlığımız ve Sana Büyükelçiliğimizce yapılabilecek uyarı ve duyuruları takip etmeye devam etmeleri yararlı olacaktır\" denildi. Açıklamada, Yemen'de bulunan Türk vatandaşlarının Sana Büyükelçiliği ile bakanlığın konsolosluk çağrı merkezine başvurmalarının mümkün olduğu kaydedildi. Yemen'de yönetim karşıtı Şii Husi hareketi, hükümetin görevden alınması için bir süredir gösteriler düzenliyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/disislerinden-yemene-seyahat-uyarisi", "text": "Dışişleri Bakanlığı, Yemen'de bulunan Türk vatandaşlarına ülkeden ayrılmalarını kuvvetle tavsiye etti ve zorunlu olmadıkça bu ülkeye seyahat edilmemesi uyarısında bulundu. Dışişleri Bakanlığı'nın seyahat duyurusunda, Yemen'de güvenlik durumundaki olumsuz gelişmeler nedeniyle bakanlığın 27 Ağustos, 30 Eylül 2014 ve 5 Şubat 2015 tarihli önceki duyurularında, Türk vatandaşlarının Yemen'e seyahatlerini iptal etmeleri, Yemen'deki vatandaşların da ülkeden ayrılmalarının tavsiye edildiği hatırlatıldı. Duyuruda, \"Mevcut şartlarda, halen Yemen'de bulunan vatandaşlarımızdan mücbir sebebi olmayanların bu ülkeden ayrılmaları ve vatandaşlarımızın zorunlu olmadıkça bu ülkeye seyahat etmemeleri kuvvetle tavsiye edilmektedir. Yemen'den ayrılmak isteyen vatandaşlarımızın, THY dahil halen devam eden tarifeli uçuşlarla ülkeden çıkışları mümkündür\" denildi. Türkiye'nin Sana Büyükelçiliği'nin Yemen'i terk etmek isteyen vatandaşlara gerekli desteği vermek üzere tertip aldığı belirtilen duyuruda, \"Yemen'i terk etmek isteyen vatandaşlarımızın 15 Şubat günü Yemen yerel saati ile 15:00'e kadar Sana Büyükelçiliğimizin +967 1 432 890 (6 hat) veya + 967 733 21 77 49 numaralı telefonlarına şahsen başvurmaları gerekmektedir\" ifadesi yer aldı. Duyuruda, \"Vatandaşlarımızın Bakanlığımız ve Sana Büyükelçiliğimizce yapılabilecek uyarı ve duyuruları takip etmeyi sürdürmeleri, her halükarda şahsi güvenlikleri için mümkün olan tüm tedbirleri almaları yerinde olacaktır\" denildi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/doktor-cift-istifa-edip-bisikletle-dunya-turuna-cikti", "text": "Bu da bizim bisiklet hikayemiz: İlker İstanbul'da yaşarken bir gün işe bisikletle gitmeyi akıl etmiş birkaç hafta içerisinde neredeyse İstanbul'daki tüm ulaşımını bisikletle yapar hale gelmişti. Sema ise ışıl ışıl bir bahar sabahı kendisi ile Alaçatı Ot Yemekleri Festivali'ne gidecek bir arkadaşını bile bulamayınca, internette yaptığı kısa bir arama sonucunda herzaman canlı fıkır fıkır bisiklet grupları ile tanışmış. Hemen ertesi gün onlarla çıktığı turun ardından bir daha bisikletten ve bisikletçilerden kopamamıştı. Anlayacağınız Kapadokya Bisiklet Festivali'nde tanışmadan önce bisiklet hayatımızda bir şeyleri değiştirmeye başlamıştı. Ancak bisiklet sevdalısı iki gönül bir araya gelince işler hepten değişti. Ve birgün yapmakta olduğumuz doktorluk mesleğimizden istifa edip İngiltere, İskoçya ile Kuzey, Orta ve Güney Amerika'da 2 sene sürecek 22 000 km pedallayacağımız bisiklet turunu yapmak üzere yola çıktık. Bu siteyi de tüm bu yolculuk süresince gezip gördüklerimizi paylaşmak, sizleri de hayyallerimize ortak etmek üzere tasarladık. Öncelikle bizce bisiklet bir yeri tanımanın en iyi yolu; ne yürümek kadar yavaş ne arabayla gitmek kadar hızlı ve izole. Sonra çevre dostu; nereden geldiğini bilmediğimiz bir yağı gürültülü bir motora doldurup etrafımıza dumanlar saçıp, ortalığı birbirine katarak seyahat etmiyoruz. Ayrıca bisiklet ulaşım masraflarımızı oldukça düşürüyor. Üstelik düzenli egzersiz yapmanın ve sağlıklı yaşamın belki en pratik yolu. Ve bisikletin garip bir enerjisi var bisikletle seyahat eden bir çift, insanları gülümsetiyor, size evlerini açıyor yemeklerini paylaşıyorlar. Yolculuğumuzu sizlerle paylaşırken siz de fikirlerinizi bizlerle paylaşırsanız çok mutlu oluruz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/donus-parasi-kalincaya-kadar-gezecekler", "text": "İlker Ender (31) bilgisayar mühendisi, Lale Çizmeci ise (33) finans uzmanı. İki arkadaş neredeyse 2 yıl sürecek dünya seyahatlerini yarıladı. Asya ülkelerini gezdiler. Şu anda Amerika'dalar. Orta ve Güney Amerika'yı keşfetmeye hazırlanıyorlar. Seyahat deneyimlerini 'facebook. com/birdunyaturu'nda paylaşıyorlar. Hayallerinin peşinden koştuklarını ve bu uzun soluklu seyahatin kendilerini tanımaları için çok büyük bir adım olduğunu söylüyorlar. Kendisini ofise adamış 80'liler olarak yılda 2-3 hafta tatilimiz vardı. Görmek istediğimiz yerlerin çokluğunu ve uzaklığını düşününce her sene birine bile gitsek ömrümüzün yetmeyeceğini fark ettik. Uçakla gidip onca masrafa katlanıp, hemen yanı başındaki yerleri görmeden dönmek haksızlık gibi geliyordu. Yıllık bir iki hafta için pahalıya patlayan ve koşturmacayla geçen seyahatler yerine, \"gittiğimiz yerlerin hakkını verelim\" dedik. Bunun tek yolu uzun soluklu bir dünya turuydu. Uzun süredir bunu düşünüyorduk. An geldi ve kendimize kesin bir başlangıç tarihi belirledik, o zaman iş ciddileşti. Dönüş biletini alacak paramız kalana kadar devam etmeyi planlıyoruz. Şaka bir yana kabaca durumumuz böyle. Eylül 2013'te Moğolistan'dan başladık. Neredeyse bir senedir Asya'yı geziyoruz. Şimdiye kadar Çin, Japonya, Kore, Nepal, Hindistan, Tayland, Laos, Vietnam, Kamboçya, Malezya, Brunei Sultanlığı, Filipinler ve Endonezya'da seyahat ettik. En az kaldığımız ülke dört günle Brunei Sultanlığı, en uzunsa 7 haftayla Endonezya oldu. Ortalama her ülkede 3-4 hafta kalıyoruz. Asya seyahatimiz ağustosun sonunda bitti. Bundan sonra 1-2 hafta ABD'de kaldıktan sonra Orta ve Güney Amerika'ya geçmeyi düşünüyoruz. Hesaplarımıza göre toplam seyahat süremiz 18 ay olacak. Everest Ana Kampı trekking yolundan bir manzara. Çoğunlukla pansiyona, hostel gibi düşük bütçeye uygun mekanlarda konaklıyoruz. Ülkesine göre standartlar farklılık gösteriyor. Tayland gibi turizm altyapısının çok iyi olduğu ülkelerde paranızın karşılığını çok iyi alıyorsunuz, Endonezya'da bunun iki, üç katını verip içler acısı yerlerde kaldığımız da oldu. 'Couchsurfing' de yapıyoruz. Bu sayede yerli insanların evlerine de misafir olabiliyoruz. Bir yerden başlayınca gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Her ülkede görmek istediğimiz belli başlı yerleri küçük bir araştırmayla listeliyoruz. Kısa notlar tutuyoruz. Gezi kitaplarından ama ağırlıkla blog'lardan faydalanıyoruz. Yolda tanıştığımız insanlardan fikir de alıyoruz. Maliyet önemli. Her istediğimiz yere gidemiyoruz. Bazen anlık hareket ediyoruz. Çin'i gezerken birkaç gün içinde kendimizi Osaka, Japonya'da suşi yerken bulduğumuz da oluyor. Favorimiz tren. Çin ve Hindistan'da trenle seyahat ettik. Hindistan'da 6 bin 500 kilometrelik yolu sadece trenle kat ettik. Tren yoksa otobüse biniyoruz, bazen şehirlerarası minibüsleri tercih ediyoruz. Japonya'dan Kore'ye feribotla geçtik. Vietnam'dan Kamboçya'yaysa taksi motorsikletlerde yaşlı Vietnamlı amcaların sırtına tutunarak katettik. Uçaksa son tercihimiz. Beş altı ay uçağa binmediğimiz oldu. Neyse ki Asya dünyada hava ulaşımının en ucuz olduğu yer. Air Asia ile oldukça makul fiyata bilet bulunabiliyor. Dünyanın en tehlikeli havaalanlarından kabul edilen Luka'daki tek pist. Ağustos'ta sona eren uzun bir Endonezya seyahatinden sonra Amerika'dayız. Her ada kültürel ve etnik olarak farklı özellikler barındırıyor. Bali'den başladık. Sırasıyla Lombok, Flores ve Sulawesi adalarına gittik. Gezimizin en etkileyici günlerini Batı Papua'da geçirdik. Papua yaylalarında Dani insanlarının köylerinde 10 gün kaldık. Java Adası'ndan başkent Jakarta'ya geçtik. Jakarta'dan San Francisco'ya Asya'da 15 ülke ve 920 şehir bırakarak uçtuk. ABD ucuz bir ülke değil. Burada fazla kalmayacağız. ABD-Meksika sınırından Orta Amerika'ya geçmeyi planlıyoruz. Bize keyif veren birçok yer oldu. Ancak kendimizi en iyi hissettiğimiz yerlere bakınca neredeyse hiçbirinin şehirler olmadığını görüyoruz. Everest Dağı'nda 3800 metre rakımdaki Tengboche köyü her şeyiyle bizi en çok etkileyen yer oldu. Küçük bir uçakla bir saat uçtuk. Sonra dört gün yürüdük. Şerpa köyü, Budist tapınağı ve Himalayalar'ın en etkileyici manzarası sanki bu dünyadan değildi. Everest Ana Kampı rotası Himalayalar'daki en popüler ve zorlu rotalardan. Katmandu'dan pervaneli uçakla dünyanın en tehlikeli havaalanı kabul edilen Lukla'daki dağ havaalanına bir saatlik uçak yolculuğuyla başlıyor. 2100 metreden 5400 metreye kadar yükseldiğiniz 10 günlük bu rotanın ikinci gününde Everest Milli Kampı'na giriş yapıyorsunuz. Yol kenarlarındaki stupalar, dua bezleriyle süslenmiş eski köprüler, dünya işlerinden ellini eteğini çekmiş Budist rahipler ve yıllar önce Tibet'ten göç etmiş şerpa insanlarıyla farklı bir tecrübe sunuyor insana. Dünyanın en ihtişamlı dağları da cabası! Koh Tao, Tayland. Gün batımı manzarası. Seyahatimiz boyunca yaşadığımız zor anları, hastalıkları, kötü yolculukları, küçük çapta dolandırıcılıkları tecrübe olarak görüyoruz. Seçimlerimiz kötü sonuçlanırsa en azından arkadaşlara anlatacak iyi hikayelerimiz oluyor. Zorlukların çoğu fiziksel olsa da etrafa alışma konusunda en büyük zorluğu Hindistan'da çektik. 'Hint fakiri' değişi vardır. Bunun gerçekten ne manaya geldiğin Hindistan'da gördük. 'Slumdog Millionaire'den etkilenip Mumbai'nin varoşlarındaki yürüyüşümüzde şartlar son derece kötüydü. Bu manzara bizi daha da olgunlaştırdı. Yemeklerden hastalandığımız da oldu. Nepal'de 'VIP otobüslerde' keçilerle seyahat ettik. Endonezya'da Ramazan Bayramı'nda 800 kişilik feribotu 1500 kişiyle paylaştık. Yer yoktu. Güverte ve can kurtaran sandalında 20 saat yolculuk yaptık. Rotaya ve ülkeye göre değişiyor. Mesela iki kişi Japonya'da ortalama bir gün 150 dolara mal olurken Hindistan'da 10 dolara kadar inebiliyor. Şu ana kadar seyahatimizde Asya'da son 50 haftada günlük konaklama, ulaşım, eğlence ve vizelerle birlikte kişi başı günlük 30 dolar harcamışız. Tabii bu rakama uçak masrafları dahil değil."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/dunya-turizm-orgutu-acikladi-turizm-geliri-artisinda-ucuncuyuz", "text": "Merkezi Madrid'de olan Dünya Turizm Örgütünün 2013'ün ilk 8 aylık raporuna göre Türkiye, Tayland ve Hong Kong'un ardından dünyada turizm gelirini en fazla artıran üçüncü ülke olarak gösterildi. DTÖ'nün açıkladığı 2013 Ocak-Ağustos dönemindeki barometrede, geçen yılın aynı dönemine oranla turizm gelirini en fazla artıran ülkeler şu şekilde sıralandı: Tayland (yüzde 27), Hong Kong (yüzde 25), Türkiye (yüzde 22), Japonya (yüzde 19), İngiltere (yüzde 18), Yunansitan (yüzde 15), Hindistan (yüzde 14), Malezya (yüzde 12) ve ABD (yüzde 11)."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/dunyanin-en-pahali-pasaportuna-yine-zam", "text": "\"Dünyanın en pahalı pasaportu\" olan Türkiye Cumhuriyeti pasaportu yılbaşında bir kez daha zamlanacak. Yeni yılda pasaporta yapılacak zam, 2013 yılı için vergi artışında kullanılacak \"yeniden değerleme\" oranı olan %3,93 düzeyinde olacak. Böylelikle 10 yıl geçerli biyometrik pasaport ücreti 513 TL'den 534 TL'ye yükselecek."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/dunyanin-uzak-noktalarina-gitmeyi-seven-bir-adam-kerimcan-akduman", "text": "Genç yaşına rağmen şehrin bunaltıcı yaşamından usanıp, kendinden gün geçtikçe uzaklaştığını gören Kerimcan Akduman; radikal bir karar alarak tüm hayatını değiştirmeye karar vermiş bir isim. \"Ferrari'sini Satan Bilge\" tadında işini bırakıp, doğru bildiği yola kendini adayan Kerimcan Akduman, kurduğu icantravel. co adlı blogu ve Instagram hesabı üzerinden pek çok insana umut oluyor. Adımdan ziyade aslında uzun bir hazırlık süreci oldu diyebilirim. Bir kere bu iş için para biriktirirken nereye gidebilirim, önceliklerim ne olur diye planlar yaptım çünkü; dünyada teknik olarak görebileceğiniz 197 ülke var ve hepsini ne yazık ki tek bir seyahat esnasında görebilmek mümkün değil. O yüzden ciddi planlamalar yapmak gerekiyor. Yaklaşık üç senemi aldı ve ben gezerken de çalışmaya devam ettim. Dışarıdan dergilere seyahatlerimle ilgili yazılar hazırladım, çeşitli yerlere içerik ürettim. Sadece biriktirdiğim parayla değil yoldayken de biraz çalışarak hareket ettim. Dürüst olmak gerekirse para olmadan böyle şeyler yapılmıyor, umut tacirliği yapmaya da gerek yok. Reklamcılığa devam etmiyorum. 360 dünya turundan döndükten sonra tam anlamıyla bir kariyer değişikliğine gittim. Şu an tur rehberliği yapmaya başladım. Daha önceden deneyimlediğim ve insanların ilgisini çekebileceğini düşündüğüm yerlere, bir tur şirketiyle beraber seyahatler düzenliyoruz. Tek seyahat insana müthiş bir hareket sağlıyor. Elbette tek seyahat etmenin hem avantajları, hem de dezavantajları var. Sosyalleşmeden ötürü getirdiği bir sürü avantajı bulunuyor. Yanınızda bir veya iki arkadaşınız varken çok da dışarısıyla sosyalleşmeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Onlarla paylaşıyorsunuz tüm mevzuyu ama yalnız olduğunuzda, tamamen özgürsünüz ve her an her şeye açıksınız. Yemek yerken biri laf atar, yolda giderken biriyle tanışırsınız gibi birçok farklı insanla tanışma şansına sahipsiniz. Ben bürokrasiyi sevmiyorum. Gerçi bundan kaçış yok! Yakın coğrafyalarda örneğin; Avrupa'da vize işlemleriyle uğraşmak zorundasın. Hani 'vizeli yerlere seyahat yapmayın' demiyorum ama vize insanın hayatını zorlaştıran bir şey. 360'da bu bürokrasiyle uğraşmak istemedim çünkü; özgür ve rahat olmayı istedim. 360 rotası aslında çok daha genişti ancak, para biriktirmeye başladığımda yani üç sene boyunca, gün be gün bunun pek gerçek olamayacağını fark ettim. Öyle bir imkanın olmayacağını fark edince de eleme yapmaya başladım. En çok nereyi görmek istiyorum, benim hayalimde en çok neresi var diyerek mevcut şartlar içerisinden seçim yaptım diyebilirim. Filipinlere çok beklentisiz gitmiştim. Acayip bir coğrafya ve çok etkileyici bir yer çıkmıştı. İnsanları çok tatlıydı... Sıfır beklentiyle gidip, müthiş keyif aldığım bir yer. Bence dünyanın en güzel şehri! Cape Town'ı görüp de ben orada yaşamayı düşünmem diyeni daha görmedim. Orası inanılmaz bir yer çünkü; her şey bir arada! Dört mevsimi aynı günde yaşayabiliyorsun; doğa, şehir, iki okyanusun birleşmesi, iyi yemek, keyifli insanlar, kültür, iyi müzik yani her şeyin bir arada olduğu tek şehir. Bu yüzden de dünyada eşi olduğunu düşünmüyorum. Bangkok beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Turistlerin ayaklı dolar olarak görüldüğü bir yer gibi geldi. O yüzden de pek hoşlanmadım oradan. Duyguları sıralarsan eğer daha kolay olur. Rio de Janerio ya gidilir, Tokyo'ya gidilir, Cape Town'a gidilir. Nerelere gidilmez; Bali ya da Amazon'a gidilmez. Romantik tatil için... Cape Town diyeyim o zaman. Her türlü listeye giriyor. Hindistan'a gidiyorum iki haftalığına. Biraz turisttik bölgelerine olacak bu sefer ki rotam. Hindistan'a gitmek isteyip senelerdir gidememiş bir adam olarak, bir tanışma seyahati olacak kendisiyle. Cep telefonum, güneş gözlüğüm ve iyi bir spor ayakkabı. Bol yürüyüş için olmazsa olmazım. Şarjları hiç bitmeyen piller, yorgunluk alan ayakkabılar, bir de kısa sürede çok uyumuşsun hissi veren yastıklar. Aslında Patagonya'ya giderken \"Dünyanın Ucundaki Fener\" kitabını almak istiyordum. Onu almayı unutmadım, ağırlık olmaması için bıraktım. Buna çok üzülmüştüm ancak; şöyle komik bir şey oldu, fenere doğru giderken teknede kitabı buldum ve benim için güzel bir tesadüf oldu."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/e-vize-uygulamasi-basladi", "text": "Hudut kapılarında bandrol veya kaşe vize alma hakkına sahip 94 ülke vatandaşının, Türkiye'ye giriş işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla yeni bir uyguluma hayata geçirildi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin Türk Hava Yolları ile ülkeye giriş yapacak yabancı ülke vatandaşlarına elektronik ortamda vize vermeye başladığını belirterek, \"Bu devrim mahiyetinde bir uygulamadır. Şu anda bu uygulamayı bu çapta yapan herhangi bir ülke yok\" dedi. Avrupa Birliği'ne de \"Derhal vizeleri kaldırın\" çağrısını yapan Davutoğlu, \"Türkiye sizden fersah fersah ileride çağdaş uygulamalara imza atıyor. Kendinize güvenemezseniz bir müddet sonra çağın gerisinde kalırsınız\" dedi. Davutoğlu, İçişleri Bakanı Muammer Güler ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile yeni başlatılan \"e-vize uygulaması\" hakkında Dışişleri Bakanlığı'nda tanıtım toplantısı düzenledi. Sınır kapılarında uygulanan bandrol vizenin yerini alan ve geçen hafta uygulamaya konulan elektronik vizenin çağdaş ve insan onuruna yakışır bir uygulama olduğunu belirten Davutoğlu, \"Bu devrim mahiyetinde bir uygulamadır. Şu anda bu uygulamayı bu çapta yapan herhangi bir ülke yok\" dedi. E-vizenin psikolojik boyutu bulunduğunu ifade eden Davutoğlu, bunun devletin kendine güvenini yansıtan bir uygulama ve dışarıdan gelen herkesi tehdit veya potansiyel risk unsuru gibi görmeyen bir yaklaşım olduğunu söyledi. Davutoğlu, \"Bütün dünyaya şu mesajı ileten bir yaklaşımdır: Benim ülkeme gelebilirsiniz. Benim ülkem emin bir ülkedir. Uygulaması itibariyle insan onuruna yakışan bir tavır benimseyen bir ülkedir ve siz benim ülkemin kapısına geldiğinde bekletilmezsiniz. Benim ülkem herkes için açık bir diyardır\" şeklinde konuştu. İçişleri Bakanlığı'nın veri tabanını Dışişleri Bakanlığı'na açtığını belirten Davutoğlu, bilgilerin mahremiyetinin bulunduğunu, bu bilgilere sadece bu iki Bakanlığın erişebileceğini söyledi. Davutoğlu, uygulamanın Türkiye'nin birçok ülkedeki başkonsolosluklarında iş yükünü azaltacağını ve THY'nin iş hacmini artıracağını; Türkiye'ye diğer ülke işadamlarının gelişini kolaylaştıracağı için Türk işadamlarının verimliliğini yükselteceğini ifade etti. \"Afrika'dan veya Asya'dan gelenlerin hepsi risktir\" anlayışı gütmek yerine, belli özelliklere sahip olan, örneğin seçkin bir bilimadamı, işadamı ya da kanaat önderinin kolayca vize alabilmesini mümkün kıldıklarını dile getiren Davutoğlu, \"Herkes kazanacak ama en fazla kazanacak olan bize müracaat eden turist ya da işadamları olacak\" dedi. Davutoğlu, İçişleri Bakanlığı'nın da pratik yaklaşımıyla yeni bir uygulamaya daha başlayacaklarını belirterek, \"Eğer bir işadamı herhangi bir ülkeye vize başvurusunda bulunmuşsa ve o sebeple pasaportunu yanında bulunduramıyorsa ve ikinci bir ülkeye başvuramıyorsa, kendilerine ikinci bir pasaport geçici olarak verilebilecek. İki ülke için de aynı anda vize işlemi yapılabilecek. Bu olağanüstü bir kolaylık işadamlarımız açısından\" dedi. Avrupa Birliği'ne çağrıda bulunan Davutoğlu, \"Türkiye nasıl kendisine güveniyorsa siz de kendinize güvenin. Artık bizim vatandaşlarımıza uyguladığınız vize uygulamasını kaldırın. Türkiye sizden fersah fersah ileride çağdaş uygulamalara imza atıyor. Kendinize güvenemezseniz bir müddet sonra çağın gerisinde kalırsınız. Derhal vizeleri kaldırın\" dedi. Bir devletin, yüzlerce metre vize kuyrukları tutarak gücünü gösteremeyeceğini, gücün başka ülke vatandaşlarını kapılarda bekleterek gösterilen bir şey değil olmadığını dile getiren Davutoğlu, \"Türk vatandaşlarını kapılarda bekleterek güç göstermiş olmuyorsunuz. Aslında güçsüzlüğünüzü ortaya koyuyorsunuz. Kendinize güven duymadığınızı ortaya koyuyorsunuz. Vizeleri kaldırın. O vakte kadar da bu tür uygulamalarla çağdaş bir devlet olduğunuzu bize gösterin\" diye konuştu. Dışişleri Bakanlığı ve THY arasında e-vize konusunda protokol imzalandı. Protokolü Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru ile THY Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu imzaladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Koru, e-vize uygulamasının nasıl işlediğini anlatan bir sunum da yaptı. Koru'nun verdiği bilgiye göre, Dışişleri Bakanlığı ile protokol imzalamış havayolu şirketleri üzerinden Türkiye'ye gelen birçok yabancı ülkenin vatandaşı bundan böyle isterlerse Türkiye'ye varışlarında havaalanından bandrol vize almak yerine, bulundukları ülkeden veya internet bağlantısı olan bir yerden elektronik ortamda vizelerini alarak Türkiye'ye giriş yapabilecek. Vizelerin yüzde 95'inin havaalanlarında verildiğini, bundan dolayı yığılmalar yaşandığını belirten Koru, e-vize uygulamasının bunu ortadan kaldıracağını söyledi. 17 Nisan'da başlatılan uygulamayla yılda 7,5 milyon yabancıya elektronik ortamda vize verilecek. 600 bin kişinin ise yine konsolosluklardan vize almaya devam edeceği öngörülüyor. Uygulamanın başladığı günden bu yana 2 bine yakın e-vize verildi. Elektronik ortamda vize almak yaklaşık 2 dakika 14 saniye sürüyor. Ayrıca, yurtdışındaki THY ofislerine kiosklar kurulacak ve böylece yolcular pasaportlarını okutarak buradan da kolayca vize alabilecek. Önümüzdeki 3-4 ay içinde sınırda vize verme uygulamasının tamamen kaldırılması düşünülüyor. Yeni uygulamayla havaalanlarında oluşan kilometrelerce kuyrukların önüne geçilmesi planlanırken, sistem sayesinde Asya ve Afrika'dan gelecek turist ve işadamı sayısında artış bekleniyor. E-vizeler www. evisa. gov. tr adresi üzerinden istenilen bilgilerin eksiksiz girilmesi ve başvuruların onaylanmasının ardından gerçekleştirilen online ödeme sonrası indirilebilecek. ABD, Antigua and Barbuda, Avustralya, Avusturya, Bahamalar, Bahreyn, Barbados, Belarus, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Dominika, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Ermenistan, Grenada, Güney Afrika, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Haiti, Hırvatistan, Hollanda, Hong Kong, İngiltere, İrlanda, İspanya, Jamaika, Kanada, Katar, Kuveyt, Macaristan, Maldivler, Malta, Mauritius, Norveç, Oman, Polonya, Portekiz, Slovakya, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadines, Suudi Arabistan. Angola, Bangladeş, Benin, Botsvana, Burkina Faso, Burundi, Cezayir, Cibuti, Çad, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ekvator Ginesi, Eritre, Etiyopya, Fildişi Sahili, Gabon, Gambiya, Gana, Gine, Gine Bissau, Hindistan, Irak, Kamerun, Kenya, Cape Verde, Komorlar, Kongo Cumhuriyeti, Lesotho, Liberya, Madagaskar, Malavi, Mali, Meksika, Mısır, Moldova, Moritanya, Mozambik, Namibya, Nijer, Nijerya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Pakistan, Ruanda, Sao Torne ve Principe, Senegal, Sierra Leone, Somali, Sudan, Swaziland, Tanzanya, Togo, Uganda, Yemen, Zambia, Zimbabve."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/edirneden-dunyaya-bisiklet-turu", "text": "Edirne'den bisikletle dünya turuna çıkan Melih Akdoğan ve Zahide Öz, ilk yabancı ülke Gürcistan'a ulaşabilmek için Karadeniz sahillerinde pedal basmaya devam ederken, gittikleri yerlerde ise büyük ilgi görüyor. \"Trakya Üniversitesi'nden bu yıl mezun olan 2 genç, 3 yıl sürecek dünya turu için Edirne'den pedal bastı. Uzun bir yolculuk sonucu Çorum'a gelen gençler, müze ve ören yerlerini gezdi. T. Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Bankacılık Mezunu iki bisiklet tutkunu Melih Akdoğan ve Zahide Öz, 3 yıl sürecek yaklaşık 40 bin kilometrelik Dünya turu için Edirne'den yola çıktılar. Melih Akdoğan'ın aynı okuldan Zahide Öz ile gerçekleştirdikleri tura Çorlu'da bisiklet sporu yapan Burak Yaman da eklendi. Güzergahları boyunca birlikte sofra kurup karınlarını doyuran 3'lü birbirlerine destek veriyor. Gençler, bisiklet turu kapsamında Çorum'a geldiler. Ankara'dan önce Sungurlu'ya, sonra da Boğazkale İlçesine uğrayan gençler, Cengiz Aşıkoğlu'nun sahibi olduğu Aşıkoğlu Tesisleri'nde mola verdi. Aşıkoğlu Tesisleri'nde bir süre ağırlanan gençler, Boğazkale'nin tarihi ve turistik değerlerini inceledikten sonra Alacahöyük'e geçtiler. Alacahöyük'te de müzeyi ve ören yerlerini gezen gençler, Çorum'a doğru yola çıktı. Bu sırada Alaca Lider ve Yayla Haber Gazetesi İmtiyaz Sahibi Hacı Odabaş ile görüşen gençler, hem hatıra fotoğrafı çektirdi, hem de bisiklet turunun amacı hakkında açıklamalarda bulundu. Gençler daha sonra Çorum'a gelerek müzeyi ve tarihi mekanları inceledi. Daha önce Türkiye ve Orta Avrupa'yı bisikletiyle gezen Melih Akdoğan ve İran'ı bisikletiyle turlayan Zahide Öz, 3 yıl sürecek bir dünya turuna çıktıklarını ifade ettiler. Bisikletleriyle 40 bin kilometre yol kat edecek iki genç, 3 yıl sonra Edirne'ye dönecek. Daha önce Türkiye ve Orta Avrupa'yı bisikletiyle gezen Melih Akdoğan, bisiklet tutkusunun öğrenciyken ulaşım zamlarına tepki göstererek taksitle aldığı bisikletle başladığını söyledi. Akdoğan, okula ve işe bisikletle gitmenin yanında çevreyi keşfetmeye de başladığını söyleyerek, \"İlk uzun turumu Edirne İzmir arası yaptım. Bu tur, hayatımın dönüm noktası oldu ve bisikletle güzel maceralar yaşanabileceğinin farkına vardım. Türkiye Amsterdam turu yaparak da sınırlarımı test ettim\" dedi. 2014 yazında Moskova'dan başlayarak Kopenhag'a uzanan bir Avrupa turu daha gerçekleştirdiğini ifade eden Akdoğan, \"Bu turda Rusya, Finlandiya, İsveç ve Danimarka'da bulundum. İçimdeki bisiklet tutkusu, her turdan sonra daha da arttı. Artık uzaklara açılabilmek için yeterince tecrübeliyim. Çok bir şeyimiz yok, fakat çok hayalimiz var\" diye konuştu. Akdoğan, Japonya turu olarak tasarladıkları turu, desteklerin artmasıyla \"dünya turu\" olarak revize ettiklerini belirtti. Genç bisikletçi, üç yıl sürecek 35 bin kilometrelik mesafede Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Çin, Moğolistan, Güney Kore, Japonya, Avustralya, Amerika, Afrika, Fas, Tunus, Cezayir, İtalya, İsviçre, Al-manya, Polonya, Ukrayna, Romanya ve Bulgaristan güzer-gahlarını tamamlayarak, Edirne'ye döneceklerini kaydetti. Öz, çalışmak üzere gittiği yurt dışında hayatını yeniden şekillendirdiğini anlatarak, \"Workand Travel programı ile çalışmak için gitmiştim, ilk yurt dışı deneyimim oldu. Orada İngilizcemi geliştirdim, yeni arkadaşlar edindim ve hayattan ne istediğime karar verdim. Porto Riko benim için bir nevi dönüm noktasıydı. Hayattan istediğim ise hayallerimi gerçekleştirmek, dünyayı keşfetmek, yeni insanlar tanımaktı. İstediğim şey özgürlüktü. Önceleri bunun sadece parayla mümkün olduğunu düşünürdüm. Türkiye'ye döndüğümde ise arkadaşım Melih Akdoğan sayesinde bisikletle tanıştım ve paranın çok da önemli olmadığını öğrendim\" diye konuştu. Türkiye turları ve İran turu dışında dünya turunun kendilerini korkutmadığını ve yolda iyi insanlarla karşılaşacaklarını düşündüklerini dile getiren Öz, yol boyunca masraflarını karşılamak için de anne ve teyzesinin yaptığı bileklikleri satacaklarını kaydetti. Melih Akdoğan, arkadaşı Zahide Öz ile Dünya turu kapsamında 5 kıta ve 40'a yakın ülke dolaşıp bisikletle Dünya'yı gezen ilk Türk olacaklarını söyledi. Melih Akdoğan'ın aynı okuldan Zahide Öz ile gerçekleştirdikleri tura Çorlu'da bisiklet sporu yapan Burak Yaman da eklendi. Güzergahları boyunca birlikte sofra kurup karınlarını doyuran üçlü birbirlerine destek veriyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/erdem-gursesin-kitabi-hazir", "text": "Ünlü gezgin Erdem Gürses sonunda yol hikayalerini ve deneyimlerini paylaştığı kitabını tamamladı. Kitapçılarda bulabilirsiniz. Biz internetten siparişimizi verdik heyecanla bekliyoruz. Şimdi Erdem'in kaleminden kitapla ilgili düşüncelerine yer veriyoruz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/evini-satip-dunya-turuna-cikti", "text": "Aktif gazeteciliği bırakmasının ardından, İstanbul'daki evini satarak önce dil eğitimi için Londra'ya, ardından dünya turu için Afrika ve Güney Asya'ya giden Asım Güneş, Amerika turuna başlamak üzere New York'a geldi. Sırt çantası ve fotoğraf makinesiyle dünyayı gezen Güneş, 11 ay süren ilk gezisinde 6 milyon adım attığını belirterek, gittiği ülkelerde sosyal medya üzerinden iletişime geçtiği kişilerin evlerinde ya da ucuz otel ve misafirhanelerde kaldığını anlattı. Güneş, masrafları en düşük seviyede tutabilmek amacıyla en ucuz ulaşım yollarını seçtiğini, ama dünya üzerinde bu tür tehlike dolu yolculuklara çıkan gezginlerin sponsorlarca desteklendiğini söyledi. Arkadaşlarının verdiği küçük hediyelerin dışında herhangi bir desteğinin bulunmadığını söyleyen Güneş, \"Benim sponsorum arkadaşlarım. Kimi çanta, kimi fotoğraf makinem için yedek batarya hediye etti. İstanbul'da bir evim vardı. Onu sattım ve yaklaşık bir odasının parasıyla bu turu tamamlamayı hedefliyorum. Ama en azından kameramı ve birkaç küçük ihtiyacımı karşılayacak sponsorum olmasını isterdim\" diye konuştu. ABD'de yaklaşık 1 ay kalmayı planladığını, daha sonra Meksika üzerinden Güney Amerika'ya geçeceğini, yolculuğu sırasında yaşadıklarını zaman zaman sosyal medya üzerinden paylaştığını vurgulayan Güneş, \"Gezdiğim ülkelerde turistlerin gittiği mekanların aksine yoksul mahallelerinde gezmeyi daha çok seviyorum. Turistik bölgelerde halkın gerçek yaşamını göremiyorsunuz. Döndüğümde tur boyunca çektiğim fotoğraflardan oluşan bir sergi açmak istiyorum\" dedi. Güneş, Amerika turunun yaklaşık 1 yıl süreceğini de aktardı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/facebookta-bunu-yazinca-abdye-giremedi", "text": "Almanya'nın Hessen eyaletinde yaşayan 19 yaşındaki Alman vatandaşı bir genç kız, kuzenini ziyaret etmek için gittiği ABD'ye giremeden ülkesine geri gönderildi. Frankfurter Rundschau gazetesinin haberine göre Almanya'nın Hessen eyaletinden 19 yaşındaki Alman vatandaşı bir kadın Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kuzenini ziyaret etmek için ülkeye girdiği sırada pasaport kontörlü sonrası polis tarafından sorgulandı ve ülkeye alınmadı. Turist vizesi ile ABD'ye giren kadının cep telefonunu elinde tutan polis, kadına, \"Kuzeninin kendisinden komşu çocuklarına bakmasını isteyip istemediğini ve kendisinin de ehliyeti olup çocukları okula götürebileceğini yazıp yazmadığını\" sordu. Haberde polisin, şüpheli bayanının facebook hesabından yazdıklarını okuduğu ve onun çocuk bakıcısı olarak ABD'ye girmeye çalıştığından şüphelendiği ifade edildi. Polis memuru, ABD için turist vizesi alan genç kadının yetkilileri kandırarak vize aldığı gerekçesiyle vizesini iptal ederek onu ülkesine geri gönderdi. Genç kadın ve akrabasının ise özel bilgilerinin okunduğu gerekçesiyle ABD'li yetkililer hakkında hukuki işlem başlattığı belirtildi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/galatanin-graffitili-oteli", "text": "Galata'da bulunan Duo Hotel'in lobisinde bulunan graffitiler epey ilgi çekiyor. İstanbul'un en eski yerleşimlerinden biri olan Galata'da bulunan Duo Otel'in lobisinde orijinal graffitiler var. Bunların mimarı ise otelin ortaklarından Türker Kökhan ve grafik sanatçısı Erkut Terliksiz. Fransa'da bulunan Au Vieux Panier'in 'Panik Odası' adındaki odasının da yarısı graffiti!"} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/gezdigi-ulkelerde-yerlilerle-konusarak-7-dil-ogrenen-seyyah-dil-ogrenme-tabularini-yikiyor", "text": "Bu gezgin, sadece gezdiği yerlerdeki yerlilerle konuşarak 7 farklı dil konuşmayı öğrendi. 32 yaşındaki Lewis'e göre bunda bir sihir numarası yok. Bunun olağanüstü bir zekayla veya binlerce kelime ve kuralı ezberlemek gibi muazzam bir yetenekle ilgisi yok. Yeni bir dil öğrenmek bir şeyle gerçek oluyor: O dili konuşmakla. Bu kulağa gerçekten de sinir bozucu geliyor, özellikle de geçmişinde yeni bir dil öğrenmeye çalışanlar için; ama doğru. Hangi bahaneye sahipseniz Lewis o bahaneyi çoktan düşündü. Üzücü bir şekilde okulda aldığı Almanca dersinden kalması sonucu dil öğrenmenin genlerinde olmadığına kadar verdi. Ayrıca, yalnızca küçük yaştayken yeni dilleri öğrenebilirsiniz söylentisi Lewis'e öğrenmek için yaşlı hissettirmeye başladı. Her şeye rağmen, Lewis dereceyle elektronik mühendisliğinden mezun olduktan sonra İspanya'ya taşınmaya karar verdi. Bu kararıyla birlikte İspanyolca öğrenmek için bilinçli bir çaba harcadı. Pahalı dersler aldı, eğitici kitaplar okudu, hatta Yüzüklerin Efendisi'ni güvendiği sözlüğüyle birlikte İspanyolca okumaya kalkıştı. Şaşırtıcı bir şekilde bunların hiçbiri işe yaramadı. İşe yarayanın ne olduğunu Lewis dersleri ve kitapları bir kenara koyup, basitçe dili konuşmaya çalıştığında buldu. Bu söylendiği gibi kolay değildi. Başta telaffuzu bozuktu, dil bilgisi çok kötüydü. Her nasılsa bu yolla aylar sonra kendisini İspanyolca'yla birleşmiş, kusursuz konuşurken ve yerlileri anlarken buldu. Lewis yeni diller öğrenmek konusunda çok tutkulu, kendi bilgisini blogunda paylaşıyor ve hatta 100 dolar karşılığında dil dersleri veriyor. Ayrıca yeni bir dile asla sıfırdan başlanmadığını aklında tutman çok önemli. İngilizce farklı dillerin erimesiyle oluşmuş büyük bir kap -büyük kısmını Latin dillerinden almış- yani Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Portekizce düşündüğünden daha çok alışılmış yabancı dilleri kapsıyor olabilir. 10 yıl kadar dünyayı dolaştıktan ve yabancı dillerle iletişime geçmeyi öğrendikten sonra, Lewis yerlilere konuşmayı öğrenmenin seyahat etmenin en iyi yolu olduğunu anladı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/green-card-nedir", "text": "Green Card Diversity Visa programı ile Amerikan hükümetinin her yıl kura ile yasal olarak göçmen kabul ettiği göçmenlik programıdır. Bu program ile her yıl dünyanın her yerinden 55.000 kişi Amerika' da yerleşme ve çalışma hakkına sahip olmaktadır. Green Card çekilişi sonucunda göçmenlik başvurusu yapma şansı kazanan adaylara Green Card çekilişini yapan kurum tarafından ilgili evraklar başvuru esnasında belirtilen adrese posta yoluyla iletilmektedir. Bu şansı yakalayamayan adaylara, olumsuz bir geri bildirim olmamaktadır. Sadece kazanan adaylar bilgilendirilmektedir. Böyle bir durumda bir sonraki yılın çekilişine tekrar katılabilirsiniz. Bir yıla ait çekilişe sadece bir sefer başvuruda bulunulabilir. Birden çok başvuru yapmanız durumunda her iki başvurunuz da iptal edilmektedir. Green Card talihlileri, Amerika Birleşik Devletleri'nde süresiz olarak oturma ve çalışma hakkını kazanırlar. Seçme ve seçilme hakkı dışında Amerikan vatandaşlık haklarından tümüne sahip olursunuz. Green Card alındıktan beş sene sonra, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlığına başvuru yapabilir, seçme seçilme hakkına da sahip olabilirsiniz. Green card kazanmanız durumunda tüm Amerikan Devlet Üniversitelerinden burs alabilirsiniz. Amerikan kamu kurumlarında, bir Amerikan vatandaşının sahip olduğu koşullarda çalışabilirsiniz. Amerika da iş kurabilir, yatırım yapabilir dilediğiniz eyalet ve şehirde ticari faaliyetlerde bulunabilirsiniz. Green Card çekilisi için ABD'nin aradigi sartlar oldukça basittir. Çekilşse katılmak için herhangi bir yaş sınırı bulunmamakla birlikte en az lise mezunu olmak veya son 5 yıl içerisinde mesleki bilgi gerektiren bir işte en az iki yıl profesyonel olarak çalışmış olmak gerekmektedir. Başvurunuz için önem taşıyan tek şey, bilgilerinizin bir kerede, eksiksiz ve hatasız doldurularak Amerikan yetkili mercileri tarafından belirtilen elektronik transfer sayfasından yapılmasıdır. Bütün başvurular eşit şansa sahiptir."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/gulin-kiziyla-yollarda-3-dunya-turuna-trans-sibirya-ile-basladilar", "text": "Zeynep Gülin De Vincentiis... Boğaziçi Üniversitesi, Makine Mühendisliği mezunu bir genç kızken ilk kez 2001'de tek başına dünya turu yaptı. Dünyayı keşfettikçe içindeki ateş iyice alevlendi. 2008'de bu kez denizden çıktığı ikinci dünya turunda İtalyan eşi ile tanıştı. Ve şimdi 99 günde tamamlamayı hedeflerikleri üçüncü dünya turunda bu kez üç kişiler: 3,5 yaşındaki kızları Lara ile! Ben dünyayı bütün olarak görüyorum. Gördüğüm ülke sayısı tutmuyorum. (Tutanları da sevmiyorum Gittiğim yoldan geri dönmeyi de sevmiyorum. Dünya da yuvarlak, malum. Trans-Sibirya treni her gezginin, seyahat severin rüyasıdır veya listesindedir. Başlayıp dünyanın beşte birini gitmişken uçağa binip geri dönmek mantıklı gelmedi. Görmediğim yerlere uğrayarak bir tur daha atayım dedim. Kızıma da dünyayı göstermek istiyordum. Maalesef Rusya'ya dair genel izlenimlerim pek olumlu değil. Belki bizim şanssızlığımız olabilir tabii ama hep aksi insanlara denk geldik. Bir şey söylediklerinde sert ve suratsıza cevap veriyorlar. Tren istasyonunda \"International Tickets\"daki kadınlar iki kelime İngilizce anlasalar da bir kelime İngilizce konuşmuyorlar. Havaalanındaki information'da da İngilizce konuşmuyorlar. On sene önce geldiğimde de aynı olayları hatırlıyorum. Halen bir şey değişmemiş. O kadar sürede insan biraz gelişme bekliyor. Daha önce St. Petersburg dahil bir Rusya gezisi yapmıştım. Bu sefer sadece Moskova'da üç gün kaldık ve sonra Trans-Moğolistan trenine bindik. Kızımla ben Rusya vize istemediği için Türk pasaportumuzla seyahat ediyorduk ama bilette İtalyan diye yazmışlar. Onu düzeltmek için gittiğimizde bizden 150 Euro para istediler. Metroya girişte de biniş kartını geçirdiğinizde kapı açılmak yerine kartsız geçmeye kalkarsanız kapı kapanıyormuş. Çocuklar ücretsiz diye kızım geçerken tam yüzünün önünde şak diye kapandı. Hepimiz çok korktuk. Eşim de ben de bir saniye önce kapanmış olsa ne olacağını düşünmek dahi istemiyoruz. Trende tanıştığımız bir İngiliz'in bloğunda Rusların ne kadar cana yakın ve yardımsever olduklarını okuyunca saşırdım. Bizim deneyimimiz tam tersineydi. Ama onların bahsettikleri barda tanıştıkları insanlardı. Belki Ruslar biraz içince sıcakkanlı oluyorlardır, biz içmediğimiz için denk gelmedik. Öte yandan, tanıdığım bir Rus ve ailesi ayni o tanıma uyuyorlar. Tren restoranındaki Ruslar da İngilizce konuşmasalar da çok sempatik ve güleryüzlülerdi. Belki biraz öyle. Çocuk yetiştirmek sabır testi, ömür törpüsü. Çocukla yolculuk yapmak daha fazlası. Geçen akşam kızımı kollarından tutup pencereden atasım geldi! Dünyanın en kıymetli şeyi olmasa yapacaksın da Sudan bir sebepten huysuzluk yapıp laf dinlemiyor. Mantıklı açıklamalar da işe yaramıyor. Zaten hepimiz yorgunuz, jetlag olmuşuz, gündüzümüz gecemiz ters dönmüş. Tabii huysuzluğunun nedeni de o. Ve yine tabii, onunla gülüp eğlendiğimiz zamanlar ise eşsiz, paha biçilmez ve bir ömre bedel. Öte yandan bir çocuk kapı açıyor. Tek başına gezerken insanlar size daha rahat yanaşabiliyorlar. İki kişi olduğunuzda genelde uzak duruyorlar, kendi dünyanızda kapalı kalıyorsunuz. Yanınızda çocuk olunca ise insanlar çocuğa gülümseyince size de gülümsüyorlar. Bir arkadaş \"E Gülin vallahi pes!\" dedi. \"Biz 8 yaşındaki iki çocukla Japonya gibi düzenli bir ülkede perişan olduk ki, sen 3,5 yaşındaki kızınla Sibirya'dan Panama'ya dünyanın en tehlikeli yerlerine gidiyorsun, pes!\" İnsanlar dört çocukla (2-4-6-8 yaşlarında) dünyayı dolaşıyor, üç çocukla (10 aylık, 3 ve 6 yaş) tekne ile yıllarca geziyorlar. Ben de onlar nasıl yapıyor anlayamıyorum Neymiş, her şey göreceliymiş! www. gulin. world adresinde dünya üstüne genel düşüncelerim var. Kocam Facebook, Twitter ve gulinworld. weebly. com adresinde blog da açtı. Ama ben bunların hiçbirine pek ısınamadım. Dönüşte ikinci dünya turumun ve ardından bu turun da kitaplarını bitiririm diye umuyorum. Bir yayıncı da bulursam ilgilenen okur. Onun dışında ben, hemen herkesin hayal ettiği bir şey yaptığım için \"like\" eden hayran kitlesi istemiyorum, dünya ile ilgili görüşlerime katılan, benimle ayni değerleri paylasan insanlardan bir aile oluşturmak istiyorum."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/gunluk-araba-kiralama-sitesi", "text": "Gezi planı yaparken mutlaka düşünülmesi gerekenlerden birisi de, araba kiralamaktır. Tatil sürenizin tümü boyunca olmasa bile en azından birkaç günlük araç kiralama hizmetinden faydalanmanız, gitmek istediğiniz yerlere kısa sürede ulaşmanıza ve daha özgür şekilde dolaşmanıza neden olacaktır. Gideceğiniz şehirdeki araç kiralama firmalarının hepsini teker teker aramak ve fiyat teklifi almak için zahmete katlanmanıza ise kesinlikle gerek yoktur. Vivi gibi online araç kiralama siteleri, en uygun aracı bulmanıza yardımcı olabilir. Araç kiralama arama motoru olan www. vivi. com. tr den bahsetmek istiyoruz. Online araç kiralama platformu ve tamamen %100 Türk sermayeli bir yatırım. Öncelikle şunu ifade edelim. Hiçbir online araç kiralama sitesi, doğrudan araç kiralama işi yapmaz. Sadece pazaryeri olarak hizmet verir ve rent a car firmalarının araç fiyat tekliflerini ucuzdan pahalıya sıralayarak kullanıcılarına gösterir. Bu işlemi yaparken bazı siteler gelişmemiş filtreleme veya altyapı kullandığından sonuçların ikinci defa ilgili firmadan teyit edilmesi gerekebilir. Ancak Vivi gibi gelişmiş platformlar için bu zahmete katlanma imkanı da söz konusu değildir. Araç müsaitlik durumlarına ve en ekonomik fiyat seçeneğine göre listeleme yapan Vivi, ikinci kez firma üzerinden onay veya teyit işlemleriyle sizleri meşgul etmez. Dolayısıyla günlük araç kiralama konusundaki tarih aralığı ve bölgeyle ilgili en iyi seçeneklere ulaşmak için kaliteli bir online kiralama sitesi üzerinden işlemlerinizi yapmalısınız. Böylelikle planlarınızla ilgili sürpriz yaşamak zorunda da kalmamış olabilirsiniz. Vivi, günlük araç kiralama hizmetlerinde en çok tercih edilen kurumsal bir şirkettir. Kiralama işleminden sonra her türlü iptal veya erteleme gibi işlemleri de Vivi hesabınız üzerinden yapabiliyorsunuz. Vivi araç kiralama sistemi eşsiz özelliklere sahiptir. Araç kiralamadan önce mutlaka fiyatlarına göz atmanızı tavsiye ederiz. Günlük araç kiralama işlemlerini yapmadan önce bilmeniz gerekenler var tabi. Öncelikle en ucuz aracı kiralamak için ekonomik sınıfı araçlarla ilgilenmeniz gerektiğini ifade edelim. Vivi gibi platformlar sizin için en uygun fiyatlı aracı bulabilir. Dikkat etmeniz gereken diğer bir durum ise, en az 3-4 gün kiralayarak günlük kiralama ücretini daha düşük bir fiyata düşürmenizdir. Bununla beraber; araç özellikleri, fiyatları ve sağlayıcı firmalar arasında da karşılaştırma yaparak en uygun hizmete karar verebilirsiniz. Antalya'da 4 kez araç kiraladım sistem üzerinden. Bana Yüce Rent a car araç getirdi teşekkür ederim."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/havada-karada-denizde-yeni-hayat-biz-evde-yokuz", "text": "İki gencecik insan Duygu ve Bilgehan. Kariyerlerine sırtını dönüp maceranın kollarına atıldılar. Bir site kurdular, adı bizevdeyokuz. com. Her şeyi deniyorlar, paraşütle atlıyor, bir simitçiyi Ferrari'ye bindirip mutlu ediyor, fillerin sırtında seyahat ediyorlar. Şimdi bir çobanla sürü güdecekler, akrobasi uçağıyla göklerde bin takla atacaklar. Bu hayat dersi diğerlerinden daha eğlenceli. Duygu 1983 doğumlu bir dislektik. Kendine böyle diyor: \"Hala sağı solu iki kere düşünmeden ayırt edemem, arada d ve b'leri de karıştırırım...\" Bilgehan'a soruyorum, peki sen kimsin, \"1982 doğumluyum, tantuni düşkünüyüm...\" Çok matrak tipler. İkisi de işletme okumuş ve sonra kültür-sanat işlerine bulaşmışlar. İkisi de hayatları boyunca doğa sporlarına heves etmişler, fırsat buldukça yapmışlar. Bilgehan'ın küçüklüğü bisiklet üzerinde geçmiş, büyüyünce de ayrılmamış bisikletinden. Duygu, üniversitede 180 saatlik dağcılık eğitimi almış, dans etmiş. Paralel hayatları, kıpır kıpır ruhları onların yolunu bir yerde birleştirmiş. Bilgehan, yakın zamana kadar kurumsal bir şirkette kültürel pazarlama müdürü olarak çalışıyor. Müzik, film-TV, sanat, tasarım alanlarında markanın yatırımlarını yönetiyor. Duygu da serbest olarak kültür-sanat projelerinde yer alıyor. Ama akılları hep başka yerde. Macerada, adrenalinde... Bir es vermek istiyorlar, ideallerini daha fazla bekletmek istemiyorlar. Buna imkan tanıyacak bir hayat kurgusunun peşine düşüyorlar. Bir yandan da gençler, ev, aile, finansman gibi konularda herhangi bir hazırlıkları yok. Ama yine o gençliğin cesaretiyle \"Hiçbir zaman her şey mükemmel ve hazır olmayacak\" diyorlar. Denize girmeden yüzme öğrenilmez misali kıyıda yalancı kulaçlar atacaklarına, kendilerini denize vuruyor, kervanı yolda düzmeye karar veriyorlar. Dört aydır debeleniyorlar ama işte kilit kelime: Mutlular... bizevdeyokuz. com, işte bu sürecin eseri. Duygu ve Bilgehan, \"Hayatta deneyimlemek, keşfetmek istediğimiz çok fazla şeyler var: Bambaşka hayat tarzları, adrenalinli aktiviteler, binbir çeşit spor, aynı hayat görüşü ve zevklerdeki insanları bir araya getiren etkinlikler, keşifler... Daha neler, neler\" diyorlar heyecanla. Ben \"Cesaret güzel şey\" diye mırıldanırken, gayet net bir ses tonuyla, \"İdeal şartların bir araya gelmesini beklemekten sıkılmıştık. Aslında dürüst olmak gerekirse kendimizden bıkmıştık. Doğru şartları oluşturmak, gözümüz köklü bir hayat değişikliğini yemediği için hepimizin sığındığı klasik bahane. İşin doğrusu şu, her şeyin yolunda ve toz pembe olduğu bir düzen yok zaten. Finansal, ailevi, duygusal sorumlulukların buharlaşıp gittiği, siz onu terk etseniz dahi sadık sadık seni bekleyecek bir kariyer planı var mı? Yok, oldurabilenler de çok ileri ki yaşlarda çözebiliyorlar bu uygun şartlar denklemini. Zamansa ellerimizden akıp gidiyor. Yaşamak istediklerimizin peşinden gitmemiz lazımdı. Yüzümüzün kara çıkması da bir ihtimal. Hiç istemesek de belki tıpış tıpış o özgürleşmeye çalıştığımız düzene geri dönmemiz gerekebilir ama denemeden bilemeyiz. Ya gerekmezse? Ya yeni bir kurgunun dikişini tutturursak? Sadece bir ihtimal olması bile o riski alınmaya değer kılıyor bizim için\" diyerek beni heyecanlandırıyorlar. Ben de yapabilir miyim acaba? Önce ne istediğime karar vermek zorundayım sanırım. Bugüne kadar neler mi yaptılar. Bu gençler çok çılgın. Serbest paraşüt yaparak 4000 metreden de atladılar, yön bulma yarışına da katıldılar. Beş günde 300 kilometre yol yaparak bisiklet turu ile Gökova Körfezi'ni de dolandılar. Şimdi yol haritalarında bir çobanla sürü gütmek, akrobasi uçağıyla göklerde bin takla atmak, Doğu Ekspresi ile Kars'a gitmek, sahnede şarkı söylemek, bungee jumping yapmak, atla Anadolu dağlarında safari yapmak ve bir arkeoloji kazısına katılmak var. Hepinizin aklındaki soruyu biliyorum. Bu çocuklar şu anda çalışmıyor, bunları yapacak parayı nereden buluyorlar? İşte cevabı: \"Açıkçası biz de yeni yeni çözümler bulmaya başlayabildik. Önce yapacağımız aktivitenin sektöründe önde gelen firmaları araştırıyoruz. Bu firmalara gidip kendimizi anlatıyoruz. bizevdeyokuz. com ile ortak çalışmak isteyenlere sitemizde yer veriyoruz. Şu an sadece masraflarımızı minimize edebilir vaziyetteyiz, dört ay gibi bir sürede gelebildiğimiz mesafe bu. Zaman zaman da masraflarımıza ortak olacak destekçi arayışına giriyoruz. Örneğin şu anda gerçekleştirdiğimiz 'Biz Evde Yokuz Yollarda' için bir otomobil firmasından bir aylık araç, bir karavan firmasından bir aylık römork karavan desteği alarak masraflarımızı büyük ölçüde hafifletebildik. Sadece kendi hayallerini değil zaman zaman başkalarının uçuk hayallerini de gerçekleştiriyorlar. sokakroportajlari. com sitesiyle ortak sokaktakilere ölmeden önce en çok ne yapmak isterler diye soruyorlar. Beşiktaş'ta röportaj yaparlarken bir simitçiye mikrofon uzatıyorlar. Simitçi Metin takibinde neler olacağından habersiz heyecanla ne kadar Ferrari'ye binmek istediğini anlatıyor. Kapı kapı dolaştıktan sonra Metin'in hayaline ortak olacak babacan bir galerici buluyorlar ve Metin o Ferrari'ye biniyor. Onlarla tanışın. Siteleri bir Çingene atasözüyle açılıyor: Evde oturan erken ölür! Hadi çıkın dışarı, artık bu cesaretiniz var değil mi? Benim var. Ferrari'ye binen Metin çok mutluydu. Arabada dans edip, keyfini çıkardı, gaza basıp dudağını ısırdı. Duygu ve Bilgehan'ın asıl yola çıkış hedefleri bu olmasa da zaman zaman benzer sürprizler yapacaklarını söylüyorlar. İstanbul'dan Antalya'ya doğru, sahilden sahilden, karavanımızı arabamızın arkasına takıp, ağustos ortasından eylül ortasına kadar yaklaşık bir aylık bir yolculuğa çıkıyoruz. Yol boyunca hem yeni yerler keşfedip hem de macera dolu bir çok aktiviteyi yapıyor ve öğreniyor olacağız. Uçtuğumuz kaçtığımız aktivitelerden, battığımız çıktığımız aktivitelere geniş bir yelpazemiz var. Bu aktivitelerin heyecanı bir yana, bu yolculukta başka yeni heyecanlar da var. Karavanla ilk seyahatimiz olacak. O da başlı başına soru işaretleriyle dolu. Geri geri nasıl gidilir? Nasıl parkedilir? Nasıl yokuş çıkılır? İnilir?... Bir de işin içinde yaramaz köpeğimiz var. Hem kendi başını hem de bizim başımızı belaya sokmuşluğu çoktur. Ülkemiz büyük, yapmak istediğimiz aktivite çok, biz de hepsinin peşindeyiz. Böylece bu yolculuk fikri ortaya çıktı. Aktivite'nin üzerine bir de gezginliği eklemiş olduk. Hem yaptığımız aktivitelerle ilgili, hem de gezip gördüğümüz yerlerle ilgili paylaşımlarımız olacak yol boyunca. Anlık paylaşımları Facebook, Twitter ve Instagram'dan yapıyor olacağız. Aktiviteler ile ilgili videolarımız hazır olunca da websitemizde yol boyunca paylaşacağız. - Alaçatı Rüzgar Sörfü / Windsurf Kursu - Selçuk Serbest Paraşüt / Skydiving Tandem Uçuş - Akyaka Uçurtma Sörfü / Kitesurf Kursu - Bodrum Serbest Dalış / Free Dive Kursu - Köyceğiz Kano / Sea Kayak Gezisi - Fethiye Yamaç Paraşütü / Parasailing Tandem Uçuş - Kaş Tüplü Dalış / Scuba Diving - Antalya Su Kayağı / Wakeboard Ne güzel olur. Programımız aşağı yukarı belli olsa da rüzgar, hava vs durumları nedeniyle programda kaymalar olabilir. En günceli bizi Facebook & Twitter'dan takip ediyor olmak. Olacak. İçinde gene aktiviteler ve etkinlikler de, macera ve keşif de olacak. Artık uçakla mı, bisikletle mi, motorla mı, tekneyle mi, tabanvay mı biz de şu an bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey yol bizi her zaman çekiyor. İsmi Google. 2 yaşında. Kendisi bir sokak köpeği. Çanakkale barınağından. Duvarları, sehpaları, televizyon kumandalarını yemeği yakın zamanda bıraktı. Bizden daha evde yok birisi varsa o da kendisi. Evden kaçmak için yaratılmış. Bu kaçış maceralarının bir çoğu sağını solunu kestiği için veteriner hekimlerde bitmeye başlayınca biz de kapıları açtık. Kendi keyfine göre ister evde, ister dışarda takılmakta. Ondan beri de veteriner hekim vakamız çok az. Freelance çalışıyoruz. Şanslıyız ki yaptığımız işler buna elveriyor. Hayatımızı işin etrafında değil, işi hayatımızın etrafında kurgulamak için uğraşıyoruz. Proje bazlı çalışıyor olmak, bütçesel anlamda sabit bir gelirin rahatlığından çok uzak olsa da, zaman açısından insanı özgürleştiriyor. Yola çıkmadan önce yapmak istediğimiz aktiviteleri önümüze koyduk. Tek tek tüm firmalarla bağlantıya geçtik. Kendimizi anlattık. Sitemizde yer almak isteyenler ile çıkardık aktivitelerimizi ve rotamızı. Sonra da araç, konaklama, vb. konularda kim bize destek olura sıra geldi. Araç ile ilgili destekçimiz bize 500L model aracımızı sağlayan Fiat, konaklama içinse Caretta Caravan ile destekçimiz Başoğlu Karavan oldu. Biz de çok isterdik bizim olsunlar ama yolculuk sonrası teslim ediyoruz aracımızı ve karavanımızı. Aktivite malzemeleri ve kıyafetleri ile ilgili destekçimiz Billabong & Routefield markaları ile SPX-Sport Point Extreme. Hepsine bu yolculuğumuzda bize destek oldukları için çok teşekkür ediyoruz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/havada-seyahat-sureleri-kisalacak-1-milyar-tl-tasarruf-saglanacak", "text": "VATAN'ın gündeme getirdiği sivil uçaklara askeri bölgelerin üzerindeki uçuş yasağı kalkıyor. Yeni rotalarla seyahat süreleri 6 ile 20 dakika arasında azalacak. 1 milyar TL tasarruf edilecek. Havayollarına gökyüzünde 'duble yol' geliyor. Vatan Gazetesi'nin 2011 yılından bu yana sürekli gündeme getirdiği 'Uçuşa yasak askeri bölgeler rotaları uzatıyor, şirketlerin maliyetleri ve uçuş süreleri artıyor' eleştirileri nihayet ses getirdi. Sivil uçaklara askeri bölgelerin üzerinde konan uçuş yasağı kalkıyor. Milyonlarca dolar tasarrufun yanı sıra seyahat süresini 6 ile 20 dakika arasında kısaltacağı için vatandaşların da beklediği müjde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan'dan geldi. Bakan Elvan, bazı askeri hava sahalarının sivil uçuşa açılmasına imkan tanıyacak 'hava sahasının esnek kullanımı' uygulamasıyla uçuş yollarının kısalacağını açıkladı. Elvan, yeni rotalar sayesinde yıllık 1 milyar lira tasarruf sağlanacağını söyledi. Hava sahasının esnek kullanımına ilişkin yönetmeliğin geçen hafta Resmi Gazete'de yayımlandığını belirten Elvan, kurulacak bir komisyonun yeni uçuş rotalarının belirleyeceğini kaydederek, \"Yeni rotalarla, uçuş yolları kısalacak ve ilave uçuş yolları anlık tesis edilebilecek\" dedi. Yeni rotaların zaman tasarrufu sağlayacağını vurgulayan Elvan, \"Seyahat süresi 6 ile 20 dakika arasında azalacak. Süreler İstanbul-Samsun arasında 6, İstanbul-Adana arasında 8, İstanbul-İzmir arasında 6, İstanbul-Bodrum arasında 7 ve İzmir-Adana arasında 8 dakika kısalacak\" dedi. Yeni dönemle birlikte İstanbul-Bodrum uçuşunda süre 48 dakikaya inecek."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/hollandadan-bisikletle-dunya-turu", "text": "Uluslararası alanda çalışmalarını yürüten Avrupa Bisiklet Derneklerinin organize ettiği ve bisiklet ile dünya turuna çıkan 6 üniversiteli öğrenci Çorum Osmancık'ta konakladı. İsimlerinin Martin, Stephanie, Joya, Michiel Simane olduğu belirlenen Hollanda uyruklu 6 bisikletçi 12 Mart'ta İstanbul'dan başladıkları dünya turunda Osmancık Öğretmenevinde konakladılar. İstanbul'dan hareket eden ve İrfan Suyabatmaz'ın rehberlik yaptığı bisikletli ekip Türkiye'yi doğu Beyazıt'tan çıkarak İran, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan gibi bir çok ülkeyi dolaşarak buralardaki üniversiteleri ziyaret edecekler. Üniversiteler arası bilgi alışverişinde bulunmak için konferanslar düzenleyen ekip bisikletle günde yaklaşık 150 kilometre yol kat ediyor. Konakladıkları il ve ilçelerde ilgi odağı olan bisikletli gruba Osmancık'ta da vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Osmancık Öğretmenevinde konaklayan ekip ikinci durakları olan Amasya'ya hareket etmek için ilçeden ayrıldılar."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/hollywoodun-vazgecilmezi-budva", "text": "70 lerde Marilyn Monroe, şimdilerde Brad Pitt, Angelina Jolie gibi isimlerin tercih ettiği, yıldız şarkıcı, aktör ve aktrislerinin vazgeçemediği güzellik Budva, her bütçeye uygun tatil fırsatı sunuyor. 2006 da James Bond filminin de çekildiği 'gece yaşayan şehirde sınırsız eğlence için Karadağ, Türkiye'den vize istemiyor. Yugoslavya'dan son ayrılan Cumhuriyet olan Karadağ, dünyanın sayılı güzellikteki plajlarına ev sahipliği yapıyor. Şüphesiz ki Karadağ ile Balkanlar'ın en şık ve gözde tatil kenti de; Budva... 'Gece yaşayan şehir' olarak bilinen Adriyatik Denizi kıyısındaki Budva'ya Türkiye'den gitmek için, vize almaya gerek yok. İstanbul'dan Karadağ'ın başkenti Podgorica'ya 1 saat 45 dakikalık bir uçak yolculuğu sonrası ulaşmak mümkün. Sonraki hedef ise, kara yoluyla başkentten 1 saat uzaklıkta bulunan Budva'nın eşsiz kumsalları. Yaklaşık 13 bin kişilik bir nüfusa sahip olan Budva'da, yaz tatili için en ideal noktalar kıyıdaki Stari Grad bölgesi ile Sveti Stefan. Hollywood ünlülerinin ev almak için birbiriyle yarıştığı Budva'da sadece eşsiz sahil şeridi ve denizin değil, doğanın tüm güzellikleriyle tarihin de tadını çıkarabilirsiniz. 2 bin 500 yıllık geçmişiyle, Balkanlar'daki en eski yerleşim bölgelerinden biri olan kentte, tarihi doku yaşanan depremlere rağmen dokunulmazlığını koruyor. Yeşili, doğası, plajları ve hiç dinmeyip geceleri zirve yapan hareketliliğiyle Budva, özellikle hafta sonu kaçamakları için doğru tercih. Budva'nın 35 kilometrelik sahil şeridinin tam 12.5 kilometresi denize girmeye elverişli kumsallardan oluşuyor. Adriyatik'in serin sularının tadını çıkarırken, 18 farklı plaj arasındaki gözdelerimizde; Sveti Stefan, Kamenovo, Mogren, Jaz, Slovenska, Beçiçi ve Kraljicina kumsallarını sıralamak mümkün. Stari Grad'dan 10 kilometre uzakta bulunan ve eski bir balıkçı köyü olan Sveti Stefan Yarımadası'nı da mutlaka görmeniz gerekiyor. İki yanında toplam 1 kilometreye yakın plajlar uzanan yarımada, ince bir yolla karaya bağlanıyor. Kral ve kraliçelerin yanı sıra Marilyn Monroe, Sophia Loren ve Liz Taylor'ın konaklayıp denize girdiği yarımada, Yugoslavya'nın dağıldığı dönemde popülerlik açısından ivme kazanamamış. Daha sonra Karadağ hükümeti, yarımadayı Aman oteller zincirine kiralamış. Günümüzde ünlülerin en uğrak yeri de Aman Sveti Stefan Hotel diye geçen yarımada üzerindeki lüks otel. 2006 senesinde Daniel Craig'in baş rolü oynadığı James Bond serisinin 'Casino Royale' adlı filmindeki bazı sahneler de, Budva'daki Splendid Hotel'de çekilmiş. Hollywood genelinde bitmek bilmeyen ününü James Bond filminden sonra elde eden Budva'ya, Angelina Jolie-Brad Pitt, Venus ve Serena Williams kardeşler, Michael Schumacher ile Madonna gibi isimler akın etmiş. Budva, yaz aylarında Rusya ve Balkanların yanı sıra ABD ve Avrupa'nın önde gelen ülkelerinin 'turizm mıknatısı' haline geliyor. Dar ve tarihi ara sokaklarında hem huzur, hem de sınırsız eğlenceyi bulabileceğiniz Budva her bütçeye hitap ediyor. Özellikle genç turist sayısının çokluğuna dikkat çekmemizde fayda var. Lüks hotellerin yanı sıra, yerel halk için de turizm bir vazgeçilmez. Erken rezervasyonla fazlasıyla uygun fiyatlara lüks otellerde konaklayabileceğiniz kentte, Budva sakinlerinin bir kaç günlük veya haftalık kiraya verdiği evlerde kalmanız da sizin tercihinize bağlı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ilham-veren-gezginlerden-basariyla-tamamlanmis-ruya-gibi-15-dunya-turu-projesi", "text": "Günleriniz o kadar monoton, o kadar birbirinin aynısı ki artık hatırlanmaz oldular. Yaşlanınca şu an geçirdiğiniz çoğu günü hatırlamayacaksınız bile çünkü günü özel kılacak hiç bir şey olmuyor. Ofise gidiyor masaya oturuyorsunuz, sonra eve gidip yatağa yatıyorsunuz ve işte günler böylece geçip gidiyor. Arada yangın merdivenlerinde sigara içerken sosyalleşmeye çalışıyorsunuz ama nafile. Bu böyle olmayacak diyorsunuz. Aklınıza Oscar Wilde'ın sözü geliyor. \"Yaşamak için para kazanmak istemiyorum sadece yaşamak istiyorum\" Evet ama nasıl diye soruyorsunuz Oscar'a. Tabi cevabı size o veremez ama biz belki yardımcı olabiliriz. İşte daha önce yapılmış, aralarında Türk gezginlerin de olduğu ilham verici 10 başarılı dünya turu projesi. Matt şu an 37 yaşında. Hayatta yapmak istediği şey bilgisayar oyunları üretmek ve bol bol oynamaktı. Şanslıydı da çünkü genç yaşta Los Angeles'da bir oyun şirketinde çalışmaya başladı. Hikayesiyse 23 yaşında Avustralya'ya gezmeye gittiğinde ilginçleşti. Hayatın başka bir yüzü olduğunu ve her şeyin bilgisayar oyunları üretmek olmadığını anladı. Sonrasında Asya'yı gezmeye karar verdi ve bir arkadaşıyla yola çıktı. Bu dostu Matt'e Vietnam'da öylece otururlarken bir öneride bulundu: \"Hey şu saçma dansını yapsana ben de seni çekiyim.\" Matt dansını yaptı ve videoyu izleyip çok güldüler. Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüp her gittikleri yerde Matt'in bu dansını kaydettiler. Sonrasında Matt bu görüntülerden bir video yaptı. Yaptığı videoyu ise sırf ailesi nerede olduğunu görsün diye açtığı blogunda paylaştı. Tesadüfen bu videoyu gören bir internet gezgini çocuk bu videoyu alıp youtube'a yükledi. Video kısa sürede milyonlarca tık aldı. Daha sonra bir sakız şirketi olan \"Stride\" Matt ile iletişime geçip onlar için böyle bir video yapıp yapamayacaklarını sordu. Matt'in cevabıysa parasının kalmadığı yönündeydi. Stride'dan hemen cevap geldi. Önemi yok. Biz her şeyi karşılayacağız. Sen sadece dansını yap. Matt böylece büyük bir dünya turuna çıkıp dünyanın her yerinde insanlarla dans etti ve bunu filme alması için yanında sevgilisini de götürdü. Sakız şirketininse Matt'in videolarından hiç bir ek reklam ya da tanıtım beklememesi ilginçti. Stride, Matt'in yolculuğunda kendini öne çıkarmayarak paha biçilmez bir tanıtım elde etti ve Matt yaptığı video sayesinde tam bir fenomen oldu. Acaba şu anda nerede merak edenleri için Matt'in sayfası burada. Our Open road ben evlendim bizden geçti ya da çoluk çocukla olmaz bu işler diyenlere bal gibi de olur diyen bir çift güzel insan. Adam bir sanatçı resim çiziyor ve fotoğraf çekiyor. Emily ise bir takı tasarımcısı. Yolda bir de çocukları oldu. Yolculuklarını VW minibüs ile yapıyorlar. İkili yola çıkmadan önce evin önüne yıllardır biriktirdikleri eşyaları çıkarıp bir bir satmış. Aynı zamanda yolda ürettiklerini de gittikleri yerlerde satıyorlar. Banyoları ve tuvaletleri yok. Minibüsün arkası küçük bir mutfak ve yatacak yer sağlıyor. 14 yıllık iş hayatını geride bırakan Kemal bey bir gün Tayland'a gidiyor. Oradan dil eğitimi için Yeni Zelanda ve ardından Fiji'yi ziyaret ediyor. Japon bir arkadaşından ekonomik seyahat etmek konusunda güzel bir eğitimden geçiyor ve hayatı değişiyor. Şeker beyazı kumları olan bir plajda, hindistan cevizi ağaçları arasında gerilmiş hamakta uzanmış, turkuaz denize bakıp tropik içkisini yudumlarken, şık kıyafetler içinde plazalarda koşuşturup, lüks otomobil içerisinde trafikte ömür tüketip, şişkin bir cüzdana sahip olmaktansa; üzerinde sade bir şort ve yırtık bir t-shirtle bu adada olmak ona daha sahici geliyor. Evini kiraya veriyor, sitesine reklam alıyor ve o zamana kadar hayatında yaptığı tüm maddi birikimi de kullanarak hesaplı bir dünya turuna çıkıyor. Uçuşlarından mil biriktiriyor, couch surfing kullanıyor ve sonuçta dilediği hayatı yaşıyor. Pablo Ientile, Berlin'de yaşayan Arjantinli bir İllustratör. Çalışıyor ve para biriktiriyor. Amacı yola çıkıp yolda çizmek ve favori çizerleriyle tanışıp beraber bir şeyler yapmak. Latin kökenli olduğu için ve zaten Avrupa'da yaşadığı için Asya'yı seçiyor ve tam bir dünya turu olmasa da Asya'yı karış karış arşınlayarak bir çok ülkede defterini çizimlerle dolduruyor. Kendine Pablo Bear adını takıyor ve çizimlerinde kendini gezgin bir ayı olarak resmediyor. Yolculuğunu tamamlayıp Almanya'ya dönüyor ve maceralarından oluşan bir çizgiromanı \"crowd funding\" yöntemiyle insanlardan bağışlar alarak çıkarıyor. Pablo Bear'le yakından tanışmak için böyle buyurun. Eskiden Almanya'da bazı zanaatkarlar işlerini ilerletmek için dünyanın farklı noktalarında icra ederek alanlarında uzmanlaşma yoluna giderlermiş. Farklı atölyelerde deneyim kazanınca eve daha usta dönerlermiş. Yaptıkları işin karşılığında da yatacak yer ve yemekten başka talepleri olmazmış. Bu adamlara Journeyman denirmiş ve Fabian'da modern çağda bir Journeyman. Christoph Rehage da Alman bir arkadaşımız. Dünya turu yapmak için bir çok yol var. Sizin de hepsi için bahaneleriniz değil mi? İşte bu arkadaşın yolculuğuna bir bahane bulmanız zor. Çünkü kendisi sadece yürüyor! Evet baya baya yürüyor. Onunki bir dünya turu değil belki ama A noktasından B noktasına büyük bir seyahat. Yola Çin'den çıkıyor ve Almanya'daki evine yürüyerek ulaşmaya çalışıyor. Yola çıkarken kafayı, sakalları ve zihni sıfırlıyor ve yolda hepsini büyütüyor. Öyle ki bunu yürürken çektiği selfilerle stop motion bir film haline getiriyor. Film Youtube'da büyük tık alıyor. Eve dönünce de macerasını ve yaşadıklarını bir kitapta ve sitesinde topluyor. Kepa bir atlet. Profesyonel bir sörfçü. Seyahati de sörf odaklı. Amacı dünyadaki tüm surf noktalarına bir bir gitmek ve hepsinde harika dalgalara binmek. Bu onun aşkı ve sıradışı yolculuğu. Bu işi meslek edinmiş biri olduğu için aralarında Reef ve Nixon'ın da bulunduğu sörfle ilgili 7 marka yolculuğunu finanse ediyor. 2012'de yola çıkan çılgın bisikletçimiz 7 senede 7 kıta 84 ülke, 5 kıtanın en yüksek araç geçiş noktasından geçip, 5 kıtanın en büyük çöllerinde pedallayacak. Dünya turu sırasında geçtiği her alanda bisikletinin üzerinde yer alan yol bilgisayarı ve gps sistemi sayesinde yol izi kayıtlarını tutarak rekorlar kitabına girmeye çalışıyor. Olaya buradan şahit olabilirsiniz. Türk erkeklerinin beklediği motivasyonu sonunda açıklıyoruz. Bu postun yayınlanmasından itibaren nüfus azalmasıyla birlikte trafik çözülecek, evlerin boşalmasıyla kiralar düşecek diye düşünüyoruz. Sadede gelelim. Arkadaşlar sizi Mark Zolo yani Naughty Nomad ile tanıştırayım. Mark'ın amacıysa ilginç, her milletten kadınla yatmak ve bu hikayeleri kitabında yayınlamak. Blog'un da ise hangi ülkede nasıl kadın bulunur, nereye gitmeli, nasıl etmeli gibi tiyolar veren Mark'ın tek bir prensibi var. O da seks için para ödememek. Peki nasıl seyahat ediyor, hayatını nasıl sürdürüyor diyorsanız, inanın biz de bilmiyoruz. Drummer Lizard yani gerçek adıyla Güneş Akdoğan 10 yıl boyunca hayal kurdu, planlar yaptı, herkese anlattı durdu. İstediği tek şey Dünya'yı görmekti. Bize gösterilen yerleri değil, adını duymadığım, komşu şehirde yaşayanların bile bilmediği yerleri gezmek istedi. Hatta kendisini burada da daha önceden konuk etmiştik. Herkes tatil hayallerini New York, Amsterdam, Paris olarak belirlerken o Arnavutluk, Anuta, Barbuda diye hayal kurdu. 2 Ocak 2012 tarihinde hayal kurmayı bıraktı, çantayı sırtına taktı ve yola çıktı. Arada geliyor arada gidiyor ama bir şekilde çokca geziyor. Yol boyunca keşfettiklerini de blogunda paylaşıyor. Tolga Başol'la tanışın. İlk motorunu 12 yaşında alan motor delisi bir adam bu. 13 yıl medya sektöründe çalışmış. Tatillerde olabildiğince motorla yolculuklara çıkmış ama bunlar onu kesmemiş. Bayram sonu kös kös işe dönmek onu mahvetmiş olmalı ki işi gücü bırakıp motorla bir dünya turuna başlamış. Ünlü motor markası KTM ve Super Moto, Tolga'nın ana sponsoru diyebiliriz. http://lstl. st/ridemust, hoş logosu ve kaliteli içerikleriyle \"Ride must go on\" benim de kişisel favorilerimden diyebilirim. İstanbul'dan Nepal'e giden Çağlar Erkenci'nin yolculuğu. Tam bir dünya turu olmasa da 12.000 km'lik zorlu bir rota. Tabi bu sadece gidiş kısmı. Bunun bir de dönüşü var. Motoroman gerektiğinde yabancıların evinde konaklıyor, gerektiğinde çadır kurup içinde uyuyor. Siz de benzer bir yolculuğa çıkmak isteyenlerdenseniz, özellikle de motosiklet ilginizi çekiyorsa Çağlar'ın blogunda yola nasıl hazırlanmanıza dair güzel ipuçları da mevcut. Sıradaki arkadaşımız \"hepiniz oğlan çocuğusunuz peki biz kadınlar napıcaz\" diyenlerimiz için geliyor. Bir zamanlar aynı ajansta çalıştığım iş arkadaşım Vanessa'da benim gibi yeter kardeşim başlarım size de revizyonunuza da diyerek kendini yola atanlardan. Gerçi onunki çok daha planlı bir yolculuk. Bir dünya turu Vanessa'nın çocukluktan beri hayali. Bu yüzden de yolculuk için uzun zamandır para biriktiriyor. Daha sonra yola çıkıyor ama hazıra dağ dayanmaz. O yüzden yolda bulduğu basit işlerde çalışıyor. Lokantalarda garsonluk, kasiyerlik ne olursa hay hay diyen Vanessa bu sayede Asya'yı ve Güney Amerika'yı karış karış gezdi. Kadın başına bu işler nasıl yapılır görmek isteyenler için buraya gelsin. Ali Murat Yılmaz ile Hindistan'da tanıştığımda 85 model 350cc bir Royal Enfield'ın tepesinde oturuyordu ve Benzin tankında \"Wish you were here\" yazan bir sticker vardı. Motoruyla tüm Hindistan'ı baştan başa kat etmek ve 30.000 km kadar yol yapmak niyetindeydi. Ben onunla Goa'da tanıştım ve o zamanki durum 22.000 km gibi bir şeydi. Himalayalardan çöllere uzanan yolculuğu Hindistan'ı daha derin anlamak isteyenler için gelsin. Parasız olmaz bu işler diyenlere altın bileziğiyle cevap veren Türk tasarımcı Çağrı Çankaya kendi dünya turu için bir birikim ayırmadan, kredi kartı ve banka hesapları kullanmadan sadece tasarım yaparak hayatta kalacağı bir yolculuğa çıktı. 3 yıl süren yolculuğu boyunca 23 ülkede 27 reklam ve tasarım ajansında çalıştı. 50 farklı şehirde bulundu. Her gittiği yerde extreme sporları ve gelenekleri tecrübe etti ve kazandığı parayı hep son kuruşuna kadar harcadı. Dergiler, gazeteler, tv kanalları yolculuğunu konu etti. Her ay 2 uluslararası tasarım dergisinde maceralarını okuyucularla paylaştı. 2012'de Çin'li bir yaşam stili dergisi tarafından yılın en iyi yaşayan adamı seçildi. Yolculuğu Ukraynalı bir gezi portalı tarafından yeni nesilin en çarpıcı ve sıradışı yolculuk hikayesi olarak yorumlandı. Afrika'da uçaktan atlayıp dünyanın havada yapılan ilk tasarımını gerçekleştirdi ve serbest düşüş esnasında logo tasarımı yaptı. Adına bir şarkı bestelendi ve bir bilgisayar oyununda karakter oldu. Şimdiyse yolculuğun kitabını yazmak istiyor. Çağrı çok güzel bir liste hazırlamış. Blogunuzda yer verdiğiniz için teşekkürler. Seyahat edenler her daim motivasyon sağlamıştır bana da. Hikayeler, her biri kendine özgü yaşanmışlıklar içimdeki keşfetme isteğini kamçılıyor adeta. Ülkemizde seyahati tutku haline getirmiş insanların sayısı gerçekten çok az. Çevremizden destek göremediğimiz gibi tepki de alıyoruz. Bu yüzden bu tür insanların varlığını bilmek bana büyük keyif veriyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/istanbulda-turistler-otobusleri-neden-kullanamiyor", "text": "Milyonlarca turist ağırlayan İstanbul'da turistler, metro ve tramvaydan başka toplu taşıma aracı kullanamıyor. Özellikle İETT otobüslerini kullanmak bir turist için son derece zor. İstanbul'da toplu taşıma araçlarındaki bilgilendirme eksikliği şehre yabancı olanları zor durumda bırakıyor. Özellikle otobüs duraklarındaki bilgilendirme eksikliği raylı sitemleri kullanamayanları oldukça uğraştırıyor. Otobüs duraklarında hattın kalktığı ve varacağı yer dışında hiçbir bilgilendirme yok. Bu nedenle kalkış ve varış noktaları arasında bir yere gidecek olan yolcular gidecekleri yeri mecburen birilerine soruyor. Bu durumdan en çok şikayetçi olanlar ise yabancı turistler. Yedikule, Eyüp, Rumelihisarı, Çamlıca gibi İstanbul'un en önemli tarihi ve turistik mekanlarına ulaşmakta sıkıntı yaşayan turistler, Türk vatandaşları ile iletişim de kuramayınca istedikleri yere gidebilmek için bin bir zahmet çekiyor. İnternet ortamında dahi yeterli bilgilere ulaşamayan turistler çareyi ya yürümekte ya da taksiye binmekte buluyor. Yabancı turistler ayrıca turist bilgilendirme bürolarının da yetersiz olduğunu düşünüyor. Yılda yaklaşık 10 milyon yabancı turistin ziyaret ettiği İstanbul'da sadece 6 turist bilgilendirme ofisi bulunuyor. Hırvatistan'dan İstanbul'a 5 günlük seyahat için gelen Ivana Polic adlı turist İstanbul'daki turist bilgilendirme ofislerinin oldukça yetersiz olduğunu düşünenlerden. Genç turist, otobüs duraklarında da İngilizce bilgilendirme olmadığı için istediği yerlere gidemediğini söylüyor. Turizm Araştırmaları Derneği Başkanı Bahattin Yücel ''Vatandaşlarımız ve yabancı turistler için herhangi bir ulaşım rehberi olmadığı için insanlar nereye nasıl gideceklerini bilemiyorlar.'' diyor. Yücel ayrıca, turistlerin yoğun olarak kullandıkları bölgelerde sadece İngilizce değil Arapça, Japonca gibi dillerde de bilgilendirme olmasını ve bunun için canlı noktaların kurulması gerektiğini söylüyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/iste-2015-yilinda-uygulanacak-yeni-pasaport-harc-ucretleri", "text": "Yeni yılda çeşitli vergi, harç ve cezalara yüzde 10 civarında zam gelirken 1 Ocak 2015'ten itibaren geçerli olacak yeni pasaport harçları da belli oldu. Türkiye, 2014 yılına zamlarla giriyor. Pasaport harçları da zamlanan kalemler arasında yer aldı. 6 aylık pasaport harcı 96.1 Lira'dan 105 Lira'ya yükseltilirken pasaport defter bedeli olarak 82.50 TL alınacak. 1 yıllık pasaport harcı yeni yılda 140.5 Lira'dan 154 Lira'ya çıkacak. 2 yıllık pasaport harcı 229.32 Lira'dan 252 Lira'ya, 3 yıllık harç 325.56 Lira'dan 358 Lira'ya, 3 yıldan fazla süreli pasaportlarda ise harç 458.74 Lira'dan 505 Lira'ya çıkacak."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/japonyaya-seyahat-etmeyi-dusunenlere-cok-kotu-haber", "text": "Yakın zaman içinde Japonya'ya seyahat etmeyi düşünüyor ve Airbnb üzerinden kalacak yer aramayı planlıyorsanız size kötü bir haberimiz var. Yasal sıkıntılardan dolayı Airbnb'den binlerce ev kaldırılıyor. Halihazırda rezervasyonunuz varsa bile bu hakkınızı kullanamayabilirsiniz. Geçtiğimiz yıl, Airbnb ev sahiplerinin mülklerini hükümete kaydettirmeleri ve platformda aktif kalmak için 15 Haziran'a kadar lisans numaralarını yayınlamaları için gerekli olan yeni bir Japon kanunu yürürlüğe girdi. Airbnb tarafından Cuma sabahı yayınlanan yazılı bir bildiride, şirket binlerce ev sahibinin gerekli kayıt bilgileriyle listelerini zaten güncellediğini doğruladı, ancak \"daha birçokları\" hala kayıtlarını tamamlama sürecindeydi. Haliyle geç kalınan bu süreç nedeniyle Airbnb'de böylesine tuhaf bir sorun yaşanıyor. Airbnb, iptal nedeniyle planları engellenen misafirler için, uçuş masrafları da dahil olmak üzere ek masrafları karşılamak için 10 milyon dolarlık bir fon yarattı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/kadin-akademisyenin-motosikletle-afrika-turu", "text": "İstanbul Gedik Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi akademisyenlerinden Asil ÖZBAY, kadınların yapabileceklerinin sınırlarının ne kadar geniş olduğunu tüm dünyaya göstermek amacıyla gerçekleştirdiği Dünya Turunda 40 gün boyunca motosikleti ile Afrika kıtasını dolaşacak. Türkiye'de tek başına motosikletle en uzun yol yapan ilk kadın ünvanı ile bilinen Asil Özbay, Gedik Üniversitesi'nin desteği ile motosiklet üzerinde gerçekleştireceği 20.000 km'lik turuna İstanbul'dan başlayıp Avrupa üzerinden Afrika kıtasına geçişi ile devam edecek. 1 Kadın 1 Motosiklet, Afrika projesi kapsamında \"Kadınlara Özgürlük Yakışır\" mottosuyla yola çıkan Asil Özbay, dünya turunun bu ikinci kısmında Türkiye ve dünya basınında özgür Türk kadını profilini göstermeyi amaçlamaktadır. İstanbul'dan Avrupa'ya uzanan yolculuğunun ilk yarısında 13 ülkeden geçecek olan Asil Özbay Fransa'da Milli Takım Kampını ziyaret edip Portekiz üzerinden Afrika kıtasına geçerek asıl yolculuğunun startını verecek. Bu yolculuk boyunca gittiği yerlerde pek çok farklı kare fotoğraflayacak olan Asil ÖZBAY, çektiği fotoğrafları an be an #kadınlara özgürlük yakışır hashtag'i ile twitter, facebook ve instagram hesapları üzerinden takipçileri ile paylaşacak."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/kadir-ugurun-dunya-turu-kusadasindan-basladi", "text": "Türkiye'nin en deneyimli turizmcilerinden Kadir Uğur'un Ben Swiss Yatch ile ile dünya turu Kuşadası'ndan start aldı. 1.5 yıla yakın sürmesi beklenen yolculuk sırasında Kadir Uğur ve iki arkadaşı tam 62 ülke gezecek. Deneyimli turizmci Kadir Uğur, çok sayıda kişinin katıldığı kokteylle Kuşdası Pine Bay Hotel'den dünya turu için yola çıktı. Uğur'u uğurlamaya, Kuşadası Kaymakamı, İstanbul Büyükçekmece Belediye Başkanı, eski başbakanlardan Mesut Yılmaz, Uğur'un kimi okul arkadaşları ve çok sayıda davetli katıldı. \"Kadir Uğur benim ortaokul arkadaşım. Ticarete de ortaokulun kantinini işleterek başlamıştı. Sonra işleri büyüttü. İsviçre'de turizm şirketi kurdu. İsviçre'de en başarılı yabancı girişimci ödülüne layık görüldü. Şimdi mesleğinin doruk noktasına gelince dünya turuna çıkmaya karar verdi. Ufak ama güzel bir tekneyle dünyayı dolaşmak biraz cesaret işi. Bu iş hem cesaret hem ustalık ister. Kadir Uğur'da ikisi de var ki buna talip oldu. Rüzgarı bol olsun\" dedi. \"Sevgili dostlar, arkadaşlar, burda olmaktan mutluluk duyuyorum. Nereden nereye geldik? 1967'de başlayan bir turizm hayatım var. Kuşadası, o dönem turizmin patlama yaptığı noktaydı. 4 tane otel vardı ve 3 bin turist getirdiğimizde otelleri dolduruyorduk. Ama bunlar o zamanlar büyük sayılardı. Burada Kuştur, İmbat, Kısmet vardı ve ailelerle iç içeydik. Alanya deseniz orada da muz üreticilerinin yaptığı 4-5 otel vardı. O da bir turizmdi. Bu iki kale turizmi yönlendiriyordu. Bugün geldiğimiz noktada Antalya Avrupa'nın başkenti oldu. Mutlu olduk. Ordaki tesisler hiçbir yerde yok. Ege sahilleri deseniz ben hep eleştirdim. Gürültülü patırtılı. 'Biz Avrupalıyı buraya getiremeyiz' dedim. Dinleyen de oldu, dinlemeyen de. Ama gördüm ki Kuşadası'nı hakikaten tatil yapılabilecek bir yer haline getirmişsiniz. Gürültü olmadan da tatil yapılabileceğini Kuşadası'nda görüyorum. Bunu Bodrum ve Marmaris'e de örnek gösterdim. Turizm benim için bitmedi, bitmez. Hep 'işim eşim' dedim. Bu turu 30 yıldır yapmak istiyordum. İlk firmam ATT'yi satıp bir tekne aldım ama yolculuğa çıkmak kısmet olmadı. Bir turizm işi çıktı karşıma. Tekneyi satıp yeniden turizm işine girdim. 70 yaşına gelince de 'zamanım azaldı, bunu muhakkah yapmam, Türkiye turizmini gidilmeyen yörelerde de tanıtmam lazım' dedim. Yaklaşık 2 sene Türkiye'den uzak olacağım için hüzünlüyüm. Ama bir yanda da sınırsız bir yolculuğa çıktığım içim mutluyum. Bu yolculuğun romanı da yazılacak. İki sene sonra döndüğümde romanı imzalayıp sizlere takdim edeceğim. Törende bir konuşma yapan Göçtur Yönetim Kurulu Başkanı Naile Göçen Çukurova ise, Pine Bay ailesi olarak Kadir Uğur'un bu yolculuğunda küçük de olsa bir pay sahibi olmaktan mutluluk duyduklarını belirtti. Uğur'un çıktığı yolculuğun bilgi ve deneyim kazandıran bir macera olduğunu kaydeden Çukurova, Uğur ve arkadaşlarına başarılar diledi. Yolculuğu ile ilgili turizm basınına konuşan Kadir Uğur, bu yolculuğa çıkıp çıkmama konusunda hiçbir zaman 'acaba?' demediğini belirtti. Uğur, \"hep ileriye bakan bir insandım. Heyecanlı da değilim. Adeta mavi tura çıkıyormuş hissine sahibim.\" dedi. Turizm sektöründeki vazifesinin devam ettiğini kaydeden Uğur, \"Hiç tanımayan yerlerde Türkiye'yi tanıtacağız. Bu amaçla 20 yat kulübünde Türkiye'yi tanıtma programı düzenleyeceğim. Şu ana kadar iletişime geçtiğim kulüplerden 4 tanesinden olumlu yanıt aldım ve randevulaştık. Türkiye'ye özgü 500 kilogram hediyelik eşya aldık yanımıza, bunları dağıtacağız. Bir yandan da destinasyonların durumuna ilişkin raporlar göndereceğim. Bu aynı zamanda bir inceleme gezisi olacak\" değerlendirmesinde bulundu. Yapacağı turun Halit Çelikbudak tarafından romanlaştırılacağını hatırlatan Kadir Uğur, tüm yolculuğun 500 sayfalık bir roman haline gelecğeini ve hem Almanca hem de Türkçe olarak basılacağını kaydetti. Uğur, \"Ben her gün Çlikbudak'a bilgi geçeceğim. Yaşadıklarımı anlatıp, fotoğraflar göndereceğim.\" dedi. \"Yolculuk sizi korkutuyor mu?\" diye sorduğumuz Uğur, \"Hiç korkutmuyor. Günlük yaşamınıza devam ederken de kafanıza tuğla düşüp ölebilirsiniz. Tehlike her tarafta var nihayetinde. Sadun Bora 9 metrelik tekneyle bu turu yaptı. Bu tekne onun iki misli büyüklüğünde. Bu yatta bulunan teknoloji onda yoktu.\" cevabını verdi. Kadir Uğur, arkadaşları Murat Baltutan ve Volker Braun ile birlikte tur boyunca 62 ülke gezecek. Turun 1.5 yıl sürmesi planlanıyor. Kaç limana yanaşılacağı ise henüz belli değil. Uğranılacak liman sayısı hava koşullarına göre değişecek. Yatın, 19 Nisan 2019'da Kuşadası'na, 1 Mayıs'ta da Büyükçekmece'ye varması planlanıyor. Yolculuğun İspanya'ya kadarki bölümüne, Uğur'un eşi Anita da dahil olacak."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/kendi-gucuyle-devrialemi-basarmis-ilk-ve-tek-kisi-erden-eruc", "text": "Yol sohbetlerinde tarihe adını yazdırmayı başarmış, imrenerek takip ettiğim, yolculuğuma başlamadan önce bana büyük ilham ve cesaret veren sevgili Erden ERUÇ konuk. Erden ERUÇ sadece kas gücü kullanarak tam bir Dünya turu atan nadir insanlardan birisi. Okyanusları kürek çekerek geçen, ziyaret ettiği kıtaların yüksek zirvelerine ulaşan, bisiklet ile uzun yollar kateden bir sporcu. Erden ERUÇ'u Kasla Git adını verdiği yolculuğunda televizyonda yayınlanan röportajı sayesinde tanıma fırsatını yakaladım. Yolculuğu boyunca heyecanla takip ettiğim Erden ERUÇ yolculuğu boyunca kız çocukların eğitimi için verdiği desteği, çok sayıda rekoru kırması, yolculuğu boyunca gösterdiği insanüstü çaba ile bende büyük hayranlık uyandırdı. Lafı daha fazla uzatmadan Erden ERUÇ ile yaptığımız sohbet ile sizi baş başa bırakıyorum. - Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Kimdir Erden ERUÇ ekibi? Ne iş yapar, nerede yaşar ? Ben eskiden mühendistim, Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği mezunuyum, oradan yüksek lisans derecem var. 1999 yılında Virginia'daki George Mason Üniversitesi'nden MBA edindikten sonra iş nedeniyle Seattle'a taşındım. O zamandan beridir 2003 yılında evlendiğim eşim Nancy ile beraber Seattle'da oturmaktayız. Şu sıralar ek eğitim alarak denizcilik alanında kendime yer edinmeye, rızkımı denizden kazanmaya çalışıyorum. - Sizi ilk izlemeye başladığımda \"Kasla Git\" adlı yolculuğunuz sürüyordu. Televizyonda hikayenizi duyduğumda büyülenmiştim. Tek başına, kürek çekerek okyanusları aşan bir insanın hikayesi üstümde büyük etki yarattı. Böylesine zorlu ve kesinlikle sıradışı bir yolculuğa çıkmaya nasıl karar verdiniz? 1997 yılında Washington'da bir bilgi işlem şirketinde çalışırken, gider gelir duvarda asılı bir dünya haritasının önünde dinelir, üzerinde parmağımı gezdirirdim. Bu haritada Amerikalar sağda, Pasifik Okyanusu ortada, Eski Dünya soldaydı. Washington'dan başlar, haritada Türkiye'ye kas gücüyle gidilecek yol arar, hayaller kurardım. Aradan zaman geçip bu fikir demlendikçe \"Türkiye'ye varan orada durmaz, devam eder\" demeye başladım ve devrialem konusuna kafa yordum. 2002 Eylül ayında İsveçli dağcı Göran Kropp ile beraber Seattle'a yakın bir yerde kaya tırmanırken aramızdaki ipin diğer ucunda düşüp ölmesi beni derinden etkiledi ve hayallerimi ertelememeye karar verdim. Göran, 1996 yılında Stockholm'den Nepal'e bisikletinin arkasında bir treylerde kendi yükünü çekerek pedal basıp Everest'e tırmanmasıyla bilinirdi. O Kasım ayında Göran'ın Stokholm'deki cenaze töreninden dönerken uçakta bir kağıt üzerinde dünya haritasını çizdim ve Antarktika hariç, altı ayrı kıtadaki en yüksek zirveleri işaretledim. Devrialem sırasında yolumun üstündeki kıtaların en yüksek noktalarına da Göran'ın anısına çıkacaktım. Marka olarak seçtiğim \"KaslaGit\" de sloganım oldu. - Kasla Git projesinin başlangıcını ve bu eşsiz deneyiminizi bizlerle paylaşır mısınız? 2003 yılında Şubat Ağustos ayları arasında Seattle'dan Alaska'ya gidiş-geliş Göran usulü kendi dağcılık yükümü treylerde çekerek pedal basıp, Kuzey Amerika kıtasının en yüksek zirvesi McKinley dağına tırmandım. Bunun için kış şartlarında bisikletimde çivili lastiklerle Kanada'da yol aldım, sonra Alaska'da ekip arkadaşlarımla buluştum. Dağın güneyindeki Petersville civarında yolun bittiği yerde yükümü treylerden bir kızağa aktardım, sırtımda da bir çanta, hedikle kendi kızağımı çekerek Kahiltna Buzulunun tamamını yürüyüp ana kampa vardık. 29 Mayıs 2003 tarihinde zirveye ulaştık. Dağdan indikten sonra Nancy geldi, Alaska'da yerli ayiniyle evlendik. Sonra o uçakla geri döndü, ben tekrar Seattle'a pedal bastım. Pek bir balayımız olamadı! 2004 sonbaharında İngiltere'den elden düşme bir okyanus kayığı edindim. Bununla 2006 bahar aylarında Kanarya Adaları'ndaki Las Palmas limanından Guadeloupe'ye 96 günde giderek kürekle okyanus geçen ilk Türk oldum. Artık devrialem için yeterli tecrübe edindiğimi düşünüyordum. 2007 yılında Bursa'dan Aktaş Holding ana sponsorluğunu edinince devrialem projeme başlayabildim. 10 Temmuz 2007 tarihinde California'daki Bodega Bay limanından denize açıldım. Genelde batıya doğru ilerleyip 5 sene 11 gün sonra 21 Temmuz 2012 tarihinde aynı iskeleye bisikletle geri döndüğümde \"kendi gücüyle devrialemi\" başarmış ilk kişi oldum. Devrialem sırasında Pasifik ve Hint okyanuslarını aşmıştım, böylece tarihte üç okyanusu küreklemiş ilk kişi ben oldum. Pasifik'te kürek başında geçirdiğim 312 gün sonrasında denizde en uzun süre kalan yalnız kürekçiye dair rekor bana geçmişti. Yol üzerinde, Avustralya'da Kosciuszko, Afrika'da Kilimanjaro zirvelerini de halletmiştim. Geriye Güney Amerika'nın Aconcagua, Avrupa'nın Elbruz ve Asya'nın Everest zirveleri kaldı. Onlara ne zaman ulaşırım, bilinmez. Sponsorsuz bu işlere devam etmek çok zor, projelerim kendi paramla yapılacak birer hobi düzeyini çoktan aştı. - Şu anda tam olarak neredesiniz? Bulunduğunuz yeri ve bugünlerde neler yaptığınızı kısaca anlatır mısın? Bir sonraki yolculuğunuz nereye olacak? Şimdi aklımda Atlas okyanusunu doğuya doğru kürekle geçmek var. Seattle'dan bir işadamı benimle birlikte denize açılmaya ikna oldu, epey heyecanlandı, 2016 Nisan ayının ikinci yarısında Virginia'dan denize açılırız diye umuyorum. Bu elbette bütçenin karşılanması için yeterli nakdi desteğin bulunmasına bağlı. Atlas okyanusunu doğuya doğru geçtikten sonra aynı tekneyi ABD'ne kürekle geri götürmek de düşünülebilir. Böylece denizde geçen 876 günlük kariyer gün sayısı ve 29 bin deniz mili kariyer toplam mesafelerle ilgili rekorlarım pekişir, yabancılar için daha da erişilmez hale gelir, okyanus kürekçiliğinde dünyada öncü konumumu koruyabilirim. - Sözlükte veya ansiklopedilerde yazan kavramları gözardı ederek \"YOL\" ve \"YOLCULUK\" kelimeleri için kendi tanımınızı yapar mısınız? Bu kelimeler sizin için ne anlama geliyor? En basite indirgemem gerekirse YOL, benim için harita üzerinde takip edilen nesnel bir çizgiden ibaret. YOLCULUK ise yöntem ve tecrübe içeriyor. YOL nereye gittiğimi belirliyorsa, YOLCULUK nasıl gittiğimi belirliyor. YOL bir sahne ise YOLCULUK orada oynanan bir oyun, ben de sahnedeki oyuncuyum. YOL bıraktığım teker izi ise, YOLCULUK etkilediğim insanlar, edindiğim tecrübeler, derlediğim hatıralardan oluşuyor. YOL beni yoruyorsa YOLCULUK beni besliyor, güçlendiriyor, devam etmeye teşvik ediyor. YOLu katlanır kılan kendimce yücelttiğim o YOLCULUK zaten. - Uzun süreli yolculuklara çıkan bir çok kişi gibi eminim sizin de yakın çevrenizde fikirlerinizi, hayallerinizi baltalamaya çalışanlar, gözünüzü korkutmaya çalışanlar olmuştur. Yolculuğa çıkana kadar bunlarla nasıl başa çıktığınızı anlatır mısın? Önceleri devrialem ve kürekle okyanus geçmek gibi düşüncelerimi paylaştığımda, karşımdakiler \"başkası yapmış mı, daha önce böyle bir şey yaptın mı\" gibi sorular sorardı. Kısa sürede düşüncelerimi herkesle paylaşmamayı öğrendim. Herkesin bilmesi gerekmiyordu, bilenlere danışmam, onları bulmam gerekiyordu. Kitaplara verdim kendimi, benzer projeleri yapmış maceracıların öykülerini okudum. Dağcılık ve doğa sporlarıyla gençlik yıllarımdan beri uğraştığımdan, bildiklerimi geliştirmem zor olmadı. Mühendis olarak eğitilmiş, problem çözmeye yatkın kişiliğim, eksiklerimi kapatıp, bilmediklerimi öğrenmeyi kolaylaştırdı. Yolculuk sırasında bile, başkalarının benim yaptıklarımı kendi tecrübeleriyle tarttıklarını, kendi gözlerindeki gözlükle gördüklerini fark ettim. Ben aslında onlara bir ayna vazifesi görüyordum. Zaman içinde bana sorulan sorularda karşımdakilerin kendi korkularını ifade ettiklerini, benim yaptıklarımı kendilerinin neden yapmayacaklarına dair bahaneler sunduklarını idrak ettim. Ben farklıydım, başaracağımı biliyordum; zaten o nedenle yola koyulabilmiş ve yolda kalabilmiştim. - Biraz özeleştiri yapmanızı isteyeceğim. Yaptığınız yolculuklar sonrasında hayatınızda, davranışlarınızda, huyunuzda olumlu veya olumsuz bir değişiklik olmuştur diye düşünüyorum. Yolculuk öncesi ve sonrası gözlemlediğiniz değişimler nelerdir? Yolculuğuma başladığımda saftım, ümit doluydum, her şey mümkündü. 5 sene 11 günde tamamladığım kendi kas gücümle devrialem projem sırasında, yolculuğuma nefer olduğum, ona hizmet ettiğim ve onu yücelttiğim oranda yardım gördüm. Anladım ki önemli olan ben değildim, yolculuğumdu. Dünya'nın ücra köşelerinde beni daha önce hiç görmemiş, belki bir daha hiç görmeyecek insanlar bana sahip çıktı, karşılıksız yardım etti, başarmamı sağladı. Nereden gelip nereye gittiğim merak konusuydu, sarı kayığımla okyanusun öte yakasından bir kıyıya ya da yüklü bisikletimle bir kasabaya varmak, beni ilginç kılıyordu. Ben o yolculuğun sözcüsü, motoru, finansörü, yaratıcısıydım. Çektim, çekiştirdim, ittim, iteledim, omuz verdim, sırtımda taşıdım, olmadı kucakladım sarmaladım o yolculuğu. Aynı yolculuk bir yandan beni yeniden tanımladı, bütün kaynaklarımı kendine odakladı, bir girdap gibi bana dolandı, bitene kadar bırakmadı. O beş sene boyunca giderek değiştiğimi hissettim. Aynı sürecin sonunda arkadaşlarımın çocukları büyümüş, ben yokken kendi dünyalarında aşina oldukları hayat tarzına devam etmişlerdi. Kariyerleri ilerlemiş, çevreleri sağlamlaşmıştı. Ben ise yaşadıklarımla yalnız başıma yoğrulmuş, beş ömürlük hayat tecrübesini bir başıma yüklenmiş, onun ağırlığını omuzlarımda hisseder hale gelmiştim. Projenin neredeyse 250 bin dolara varan bütçe açığını, birikimlerimin ve benim emeklilik fonlarımın bu yolda tükenmesinin akabinde, Amerikalı eşimin maaşından karşılamıştık. Buna rağmen proje boyunca 100 bin dolar civarında bağış derlemiş ve Türkiye'de özellikle İlköğretim Okullarına Yardım Vakfı'na yönlendirebilmiştik. Eşimin çalışıp kazandığı parayla benim Türk bayrağı gösterip dünyaya kendimi ispata çalışıyor olmam bende büyük bir eziklik yaratmıştı, yalnız kaldığımı düşünmekteydim, hiddetliydim, küskündüm. Türk bayrağı göstermemin bir Türk sporcusu olarak bana büyük bedeli olmuştu. Türk olduğumu vurguladığımdan olsa gerek, yurtdışında nakit sponsorluk bulamamıştım zira herkes kendi bayrağı dalgalansın istiyordu. 2011 Nisan ayında Afrika ana kıtasına küreklerimin palalarında Türk bayrağı ile varmıştım, Ekim ayında Namibya'dan çıkmadan önce bunları boyayla kapattım. O zamana kadar derlenen bütün fotoğraflarımda Türk bayrağı görünüyordu. Yabancı sponsor arayışımda başarılı olabilmek için artık bayraksız ek bir portföy oluşturmam şarttı. Bütçe açığımı kapatmak için konuşmacı olarak şirketlere girmem, yazarsam kitap satmam, tanınır olup sponsorluk edinmem gerekiyordu. Bunlar için ön şart medyanın beni sahiplenmesi ve tanıtım idi. Onca başarıyı Türkiye'dekilere ve ABD'ndekilere anlatmam, \"bakın neler başardım\" diye haykırmam gerekiyordu. Yolculuk sırasında ziyaret ettiğim yerlerde doğal olarak gördüğüm ilgi, şehirde yerini tamamen yapay bir pazarlama çabasına, karakterime aykırı bir tarz böbürlenmeye, tabiri caizse bir tür fahişeliğe bırakmıştı. Yapamıyordum, sanki başarılarımın, tarihte ilklerimin ve bir düzine Guinness rekorumun kıymeti yoktu, para etmiyordu. Bu da bende bir tiksinti yarattı, huzursuz oldum, bunalıma girdim. \"İstenmediğim yerde durmam, tekrar yola koyulmalıyım!\" demeye başladım. Yol boyunca kendi alın terim ve bilek gücümle ve birebir kendi çabalarımla hakkettiğim sonuçları, yolculuğum sırasında sahiplenebilmiştim. Şehirde ise çaba ile mükafat arasındaki ilişkiyi artık çözemez hale gelmiştim. Belki kaçmaktı bulduğum çözüm, problemlerimi sahiplenmek onlarla yüzleşmek istemiyordum. Bu cendereyi hala kırabilmiş değilim. - Yaşadığınız, yetiştiğiniz, sokaklarını, insanlarını bildiğiniz çevreyi ardınızda bırakıp, tek başınıza, aylarca hiç bilmediğiniz yerlerde bulunuyorsunuz. Uzun yolculuklar yapan bir çok kişinin bu durumla başa çıkamayıp evlerine döndüğünü duymuştum. Zaman zaman da olsa ardınızda kalanları özlediğiniz oluyor mu? Bu durumla nasıl başa çıkıyorsunuz? Elbette geride kalanlar özleniyor. Eşim yolculuğum boyunca büyük fedakarlıklar yaptı. Kararlarımızı beraber aldık, bütçemizi beraber kararlaştırdık, maddi geleceğimizi ipotek altına alan harcamalarımı birlikte onayladık. Bütün bunların ötesinde dünyanın neresinde olursam olayım, yuvam eşimin yanıydı, içimdeki pusula evimi gösteriyordu. Döndüğümde huzur bulduğum, ayrıldığımda özlediğim yerdi eşimin yanı. Ama bu beni gitmekten alıkoyamadı. O özlem aslında iki kişinin birlikte yaşadığı bir duygu. Eğer eşim buna razı olabiliyorsa, o aynı özlem, beni bileyen, bana güç veren bir öge oluyor. Onun \"artık yeter, sadece maceracı değil aynı zamanda bir eşsin\" dediği, benimse devam etmek için inatlaştığım, Afrika'da pedal bastığım aylar en zor dönemimizdi. O aralar ben yola odaklanıp bedenen örselendikçe zihnimin durulmasını beklerken, düşüncelerim iyice koyulaşmış, kendimi eşimle yolculuk arasında tercih yapmak zorunda hissetmiştim. Sonuçta akılcı bir büyük pazarlıktı yaptığımız. Onca çaba ve masraftan sonra bırakmak çözüm değildi, o beklemeye karar verdi, ben ise yolculuğu bitirmeye. - Kürek çektiğiniz süre boyunca sizi en çok etkileyen hangi deniz ya da okyanus oldu? Her okyanusun farklı kişiliği olduğunu düşünüyorum. Pasifik Okyanusu kaprisliydi. Ben denize açıldıktan sonra oluşan güçlü La Nina iklim şartları ekvator civarındaki rüzgarları değiştirmiş, güney yarıküreye geçmemi engellemişti. Okyanus beni bir yandan batıya sürerken haftada bir ümit verip hayal kırıklığına uğratmıştı. Hint Okyanusu hırçındı. Güney denizlerindeki fırtınaların sebep olduğu büyük soluganlar güneybatıdan geliyor ve bunlar doğudan ya da güneydoğudan gelen rüzgar dalgalarıyla örtüşünce üst üste biniyor, batıya ilerleyen teknemin iskele tarafında dinelip üstüme yıkılıyordu. Teknemi yan yatırıp devirmeye çalışıyor, üzerime tuzlu su serpiştiriyordu, bir türlü kuruyamıyordum. Atlas Okyanusu ise mert idi, ne söz verdiyse tutmuştu; orada beklediğimi bulmuş, planladığım gibi ilerlememe izin vermişti. Okyanusların kendince karakterleri olsa bile nispeten bilinen, mevsimlere bağlı rüzgar, akıntı ve dalga düzenleri var. Zaten ben bunları çalıştıktan sonra denize açılırım. Halbuki yan denizlerde veya ara sularda iş çok zorlaşıyor. Bismarck Denizi, Mercan Denizi, Mozambik Kanalı ve Venezuela ile Trinidad arasındaki Paria Körfezi gibi sular beni bilhassa uğraştırmıştı. - Yolculuklarınız boyunca en çok zorlandığınız yer neresi oldu? Sebebini ve başınıza gelenleri anlatırsanız çok sevinirim. Yukarıda bahsettiğim, Afrika'dayken kendimi eşimle yolculuk arasında tercih yapmak zorunda hissettiğim ayları, manen en zorlandığım dönem olarak hatırlarım. Bedenen zorlanmaktan hiç gocunmadım. Kendi kurallarımla ilerlediğim yolculuğumu değerli kılan, o zorluklarla karşılaştığımda yılmadan mücadeleyi tercih etmem, kolaya kaçmayıp hile yapmamamdı. Uykusuz kaldığım, yorulduğum, üşüdüğüm veya sıcaktan bunaldığım zamanlarda kendime bu zorlukları severek üstlendiğimi hatırlattım. Zorlandığımı hissettiğimde kendime aylık, günlük ve bazen saatlik ara hedefler koyup bunlara ulaştıkça başarı hissini kendime tekrar tekrar hatırlattım, kendimi başarıya şartlandırdım. Hoşlandığım yiyecek veya müzik gibi ufak şeyleri geciktirip kendime şevk verecek ödül olarak kullandım; genellikle duruma hakim olan bendeki yetişkine, içimdeki çocuğu terbiye ettirdim. Kucak dolusu inat ve bir tutam azim, bir nebze bencillik ile bir araya gelince sihirli bir şerbete dönüşüyor, hele eğitim ve hayır amaçlı ek hedeflerle de örtüşünce kişisel hedeflere odaklanmak kolaylaşıyor; durdurabilene aşkolsun! - Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ediyorum. Son olarak bu söyleşiyi okuyanlara iletmek istediğiniz bir şeyler var mı? Dostlara verebileceğim ana tavsiye hayallerini sahiplenmeleri olacak. Sahipsiz kalan hayaller, uykuda arada bir gelip giden ve sabah uyanıldığında unutulan rüyalar gibi kaybolup gidiyor. Çoğu zaman kendi hayallerimizin en büyük düşmanıyızdır, boş veririz, geçiştiririz. Hayallerin tutunup kök salabilmesi için onları önce fark etmek, ardından sahiplenip onlara yaşam hakkı tanımak gerekiyor. Hep söylemişimdir, \"hayaller geleceğin yeşerdiği bereketli topraklardır.\" O hayaller bizim gerçek kişiliğimizin ve gelecekte ne olacağımızın ipuçlarıdır. Bunlar filiz verdiğinde üzerinde tepinecek kişiler çıkacaktır, o tür kişilerden hayallerimizi sakınmak ve bilenlere danışmak gerekir. Benim için en zor iş başlangıç noktasına gelmek olmuştu. İnanın, yola koyulan ve niyet edip o yola baş koyan bir kişi, başladıktan sonra engellere rağmen vazgeçmiyor, bahane değil çözüm üretmeye devam ediyor. Tecrübeyle sabittir. Gerçekten hiç sıkılmadan okuduğum çok güzel bir röportaj-yazı olmuş, birçok insana ilham vereceğini umarım. Not: Görsellerle ilgili bir sorun olmuş galiba, bilginiz olsun."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/kucuk-motorla-dunya-turu", "text": "Evlenecekleri parayla dünya turuna çıkan aşıklar, az para ve küçük kapasiteli iki motosiklet ile beş kıtada 41 ülkeyi gezdi. Evlenecekleri parayla dünya turuna çıkan Tuğçe Akbayar ile Fatih Altunkaynak, iki yıl içinde 90 bin kilometre yol yaptı. Dünya turuna az para ve küçük kapasiteli iki motosiklet ile çıkarak ezberleri bozan Akbayar ve Altunkaynak, çölleri ve dağları aşarken pek çok insanın hayalini gerçekleştiriyor. Alaska'ya bile motosikletle giden ikili şimdiye kadar beş kıtada 41 ülkeyi gördü. Pilates eğitmeni Tuğçe Akbayar (25) ile sistem mühendisi Fatih Altunkaynak'ın (36) motosikletle yaptıkları dünya turu, iki teker tutkunlarının hayallerini gerçeğe dönüştürüyor. Türkiye'nin pek çok doğal güzelliğini ve tarihi zenginliğini birlikte gezen Akbayar ve Altunkaynak, evlenmek için para biriktirirken farklı ülkeleri gezmek istedi. Bunun üerine hayallerini ertelemek yerine düğün yapacakları parayla seyahate çıkmaya karar verdiler. Dünya turuna karar veren çift, para edecek eşyalarını da satarak evlenmek için biriktirdikleri paraya eklediler. Başka ülkelerde yakalanabilecekleri hastalıklara karşı aşılarını da olan ikili, binlerce kilometre yol yapmak için küçük kapasiteli motosiklet seçerek ezberleri de bozdu. Ağustos 2016'da İstanbul'dan yola çıkan ikili önce Balkan ülkelerini ardından Akdeniz sahillerini dolaştı. Gittikleri her yerde doğanın içinde çadır kuran ikili, Avrupa'da 16 ülke dolaştıktan sonra motosikletlerini gemiyle Güney Amerika'ya gönderdi. Motosikletlerini ABD-New Jersey'den yine gemiyle Singapur'a gönderen Tuğçe Akbayar ile Fatih Altunkaynak, halen Asya'nın gizemlerini keşfediyor. Tayland'daki Chang adasında dolaşan ikili birkaç gün sonra Myanmar'a gidecek. Myanmar'ın ardından Hindistan, Nepal, Pakistan, İran, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan üzerinden Türkiye'ye gelecekler."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/kurban-bayrami-tatili-icin-antalya-otelleri", "text": "Bu yıl Kurban Bayramında güzel bir tatil yapmak istiyorsanız tercihinizi Antalya'dan yana kullanabilirsiniz. Antalya'da nereye kalacağınıza henüz karar vermediyseniz bir birbirinden güzel üç otel size fikir verebilir. Doğunun gizemli dünyasını modern bir tarzla buluşturan Ela Quality Resort, sade dış görüntüsünün ardında göz alıcı güzellikler saklıyor. İhtişamlı mimarisi ve sarayları andıran dekorasyonuyla dikkat çeken tesis, Belek İskele Mevkii'nde yer alıyor. Denize sıfır konumda olan beş yıldızlı otel, 583 oda ve 1200 yatak kapasitesi ile iki bloktan oluşan ana binası, villaları, bağımsız iki katlı bloklarda olan aile odaları ve suitleri ile konforlu bir tatil vaat ediyor. Antalya havalimanına 25 km olan tesis, Antalya şehir merkezine 35km. ve en yakın yerleşim birimi Belek'e 2 km. mesafede bulunuyor. Havuz ve bahçe manzaralı göl evini andıran odaları ziyaretçileri büyüleyen güzellikte. Ultra herşey dahil konseptinde hizmet veren otelin restoranlarında leziz yemeklerin tadına varırken, gün boyu süren ikramlarla damaklarınızı şenlendirebilirsiniz. Kendisine ait 270m. uzunluğunda özel plajı ve 1.100 m2 iskelesi bulunan tesiste, denizin ve güneşin tadını doyasıya çıkaracaksınız. Otelde keyifli vakit geçirebileceğiniz pek çok aktivite bulmanız da mümkün. Masa tenisi, mini golf, bilardo, kano, aerobik, yoga, banana ve bowling gibi her zevke uygun aktiviteler yer alıyor. Dilerseniz Nordic walking, Stepper Bike, Indoor cycling ve Boccia, Katamaran, Trambolin gibi heyecan dolu aktiviteleri deneyebilirsiniz. Çalışma hayatının yorgunluğunu atmak, stresinizden arınmak için kendinizi Spa merkezi'nin uzman ellerine bırakabilirsiniz. Buhar banyosu, Sauna, Türk hamamı ve özel masajlar ile rahatlayabilirsiniz. Akdeniz'in turkuaz mavisi köşelerinden Tekirova'da, çam ağaçları ile çevrili benzersiz bir koyda konumlanan Rixos Premium Tekirova, unutamayacağınız bir tatil vaat ediyor. Kemer, Tekirova mevkiinde yer alan tesis 192.000 m2 alana kurulu olup, Antalya havalimanına 73 km., Antalya'ya 60 km., Kemer'e 17 km. uzaklıktadır. Denize sıfır konumda olan otel, ultra herşey dahil konseptiyle hizmet vermektedir. Otelin Türk ve dünya mutfaklarından zengin seçenekler sunan restoranlarında doyumsuz bir yemek ziyafeti sizi bekler. Ayrıca tesiste eğlenceli dakikalar geçirebilmeniz için çok sayıda aktivite bulunmaktadır. Tesis 400 mt. uzunluğunda özel plajı, su kaydıraklı büyük bir aktivite havuzu, ana havuz, çocuk havuzu ve bir adet ısıtmalı kapalı havuzuyla sizlere geniş seçenekler sunar. Sportif faaliyetleri seviyorsanız plaj voleybolu, tenis ve basketbol gibi aktivitelerle keyifli anlar geçirebilir, ruhunuzu ve bedeninizi dinlendirmek için otelin sauna, türk hamamı, jakuzi buhar banyosu gibi hizmetlerinden faydalanabilirsiniz. Su sporlarına meraklıysanız banana, jet ski, rüzgar sörfü, su altı dalış gibi aktiviteler ile eğlenceli dakikalar yaşayabilirsiniz. Benzersiz konumu, modern dekorasyonu, geniş imkanları ve kusursuz hizmet anlayışıyla dikkat çeken Martı Myra Kemer, size ve ailenize harika bir tatil deneyimi yaşatacak. Tekirova mevkiinde yer alan tesis, Kemer'e 17km., Antalya'ya 60km., havaalanına 70km. uzaklıkta konumlanıyor. Denizde sıfır mesafede olan otel, 285m. uzunluğunda mavi bayraklı plajıyla Akdeniz'in masmavi sularını, muhteşem güneşi ve kumunun keyfini çıkararak dinlenebilirsiniz. En az sizin kadar çocuklarınızın da eğlenceli bir tatil geçirmesini amaçlayan Martı Myra, 13 17 yaş arası gençler için çeşitli spor ve aktivitelerin yapıldığı Martı Junimax ve 4-12 yaş arası çocuklar için aktivite ve oyun programlarına yer veren Martı Mini Kidsonly 'i sizlerle buluşturuyor. Gençler için Surf Rodeo, Tırmanma Duvarı, Mini Futbol, Junimax disco ve voleybol gibi aktiviteler, küçük çocuklarınız için tenis ve bilgisayar kursları, mini disco, jetonlu oyunlar, fun park gibi seçenekler bulunuyor. Gündüz ve gece animasyonları ise yetişkinlere keyifli dakikalar geçirtiyor. GYM, voleybol, dans kursu, dart, boccia, havuzda basketbol, , havuz oyunu, göbek dansı kursu, su topu, latin dans kursu, aerobik gibi gündüz animasyonları ile neşeli anlar yaşarken, Pop şarkı yarışması, en iyi çift, dünya dansları, plaj partisi, karaoke, oldies night, karayip gecesi, dans yarışmaları, gece akrobasi şovları gibi gece aktiviteleri ile eğlencenin doruğuna çıkacaksınız. Bu bayram Akdeniz'in göz bebeği Antalya'da huzur dolu bir tatil için Setur'un Antalya otelleri sizi bekliyor. Bayramı farklı bir şehirde geçirmek istiyorsanız diğer kurban bayramı turları hakkında bilgi almak için Setur'un web sitesini inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/kuveyt-ile-vizeler-kalkiyor", "text": "Resmi ziyaret için Türkiye'de bulunan Kuveyt heyeti ile Türk hükümeti arasında bir dizi anlaşma imzalandı. Yapılan anlaşmaya göre Türkiye ve Kuveyt arasında vize muafiyeti uygulaması hayata geçirilecek. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından resmi tören ile Çankaya Köşkü'nde karşılanan Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah ve heyeti ile Türkiye hükümeti arasında bir dizi anlaşma imzalandı. Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde düzenlenen imza törenine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kuveyt Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah Haled Al Hamad Al Sabah, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Milli Savunma Bakını İsmet Yılmaz, Kuveyt Ticaret ve Sanayi Bakanı Anas Al Salihi, YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Türk ve Kuveyt heyetleri katıldı. Türkiye ile Kuveyt havacılık otoriteleri arısında mutabakat muhtırası ve ikili hava ulaştırma anlaşmasını Sivil Havacılık Genel Müdürü Bilal Ekşi ile Kuveyt Sivil Havacılık Genel Müdürü Favaz Al Farah imzaladı. Yüksek öğretim ve bilimsel araştırma anlaşmasını YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya ile Kuveyt Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Halit Al Jarallah imzaladı. Hayvancılık ve hayvan sağlığı alanında işbirliği anlaşmasını Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ile Kuveyt Ticaret ve Sanayi Bakanı Anas Al Salihi imzaladı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/levent-akdogan-gozuyle-bisikletle-avrupa", "text": "Bir süredir hayalini kurduğum, yapmayı planladığım bir seyahatti bu. İlk başlarda Yunanistan'dan başlayıp, Hollanda'ya doğru giden bir rota çizmiştim kendimce, ama sonradan vize ve özel sebeplerden dolayı rota değişti. Almanya'dan vize alıp, oradan başladım. Dört yıldır işe gidip gelirken bisiklet kullanıyorum ve bisikletle uzun süreli bir seyahatin mümkün olacağını insanlara göstermek istedim. Kaç gün sürdü bu seyahat? İstifa etmiş olmalısın. 57 gün sürdü. Çalıştığım işyerinde birikmiş izinlerim vardı, yıllık ve alacak izinlerimi birleştirip (ayrıca +3 gün bayram tatili), ilave olarak 30 günlük ücretsiz izne çıktım. Seyahat dönüşü tekrar işe başlamak zor oldu, ama hayatın acı gerçekleriyle yeniden yüzleşmek zorundaydım. İlk olarak uçakla Düsseldorf'a indim, birkaç gün sonra bisikleti ve ekipmanları satın alıp oradan Hollanda'ya geçtim. Hollanda'dan sonra tekrar Almanya'ya dönüp bisikletin ilk bakımını yaptırıp Belçika'ya doğru devam ettim. Ardından Lüksemburg, Fransa, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Sırbistan ve Makedonya rotasını izledim. Vize süremin bitmesine az süre kaldığı için Kosova'yı da gördükten sonra Priştina'dan otobüsle İstanbul'a dönmem gerekti. Mümkün olduğunca bisiklet kullandım. Toplam 2400 km. pedal çevirdim. Fakat zamanım çok fazla olmadığından, aldığım schengen vizesi süresinin az olduğundan ve olumsuz hava koşullarından dolayı 2 kez tren, 2 kez otomobil ve bir kez de minibüse binmek zorunda kaldım. Yola çıkmadan önce su geçirmez özelliğe sahip, dayanıklı bir çadır ve uyku tulumu almıştım. Çadırda kalmanın elverişsiz olduğu durumlarda ise youth hostellerde kalmayı tercih ettim. Genelde \"backpacker\"ların tercih ettiği bu ekonomik hostellerde birçok gezginle tanıştım, seyahat rotalarımız hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Bunun dışında couchsurfing. org ve www. warmshowers. org siteleri aracılığıyla tanıştığım insanlar beni evlerinde misafir ettiler. Almanya, Hollanda, Avusturya ve Kosova'da ise akraba ve arkadaşlarımda kaldım. Herhangi bir sporcu diyeti uygulamadım. Ne bulursam onu yedim. Bazen aç kaldım. Kuruyemiş, ekmek ve meyvesuyu ile öğün geçiştirdiğim oldu. Bazen de can boğazdan gelir diyerek, kendime lezzetli ziyafetler çektim. Termoslarımda su kalmadığı zamanlar oldu, bir kaç kez köydeki evlerden su istedim. Tur öncesi kaç kilo isem, şu anda da aynı kilodayım. Belki bir kilo daha eksik olabilirim. Seyahat için herhangi bir sponsorum yoktu. Bulamayacağımı düşünerek de öyle bir arayışa girmemiştim zaten. Sadece çalıştığım işyerinden, vize işlemlerini kolaylaştırabilmek için beni desteklediklerini belirten bir yazı aldım. Hedefim minimum harcama ile daha çok şehir görmekti, başardığıma inanıyorum. Harcamalarımın yaklaşık %85'lik kısmını kredi kartı ile gerçekleştirmişim, az bir kısmını ise nakit harcamışım. Üzerimde fazla nakit bulundurmamaya özen gösterdim. Teknik açıdan da yine hiçbir problemim olmadı; lastiklerim bile patlamadı. Kaldı ki, beni en çok endişelendiren kısım buydu. \"Ya yolda kalırsam\", \"ya tamir etmesi saatler sürerse\" diye düşündüğüm olmuştu yola çıkmadan önce. İşte burada dayanıklı ekipman seçiminin önemi ortaya çıkıyor. Aldığım bisiklet, çadır ve çantalar pahalı gibi görünse de aslında çok dayanıklı, sağlam ürünler ve ödediğim parayı hakedecek performansa sahipler. Yazın ortasında yola çıkmama rağmen, çoğu zaman yağmura yakalandım ve bazı yerlerde 30-40 km. boyunca yağmurda pedal çevirmek zorunda kaldım. İki tane yağmurluğum var. İlk zamanlar yağmurda bisiklet kullanmak canımı sıksa da, sonradan alıştım. Çek Cumhuriyeti'nde bir köy yolunda ilerlerken karşıma yeni doğum yapmış bir Pitbull çıktı. Orada ufak çapta bir korku yaşadım, bisikletten indim ve yavaşça uzaklaşmaya başladım. Biraz arkamdan geldi, sonra vazgeçti. Lüksemburg'da sabah kahvaltı yaptıktan sonra yola çıktım ve güneye doğru yaklaşık 30 km. pedal çevirdikten sonra Fransa'nın Thionville kentine ulaştım ve öğle yemeğimi orada yedim. Ardından kuzeydoğu yönüne doğru devam ettim ve Almanya'nın Perl kentine giriş yaptım. Akşam yemeği için Almanya'ya yetişmiş oldum. Ve bunu bisikletle gerçekleştirmiş olmak benim için keyifli anılardan biriydi. Budapeşte; tarihi yapısı ve insanlarıyla beni çok etkileyen şehirdi. Tekrar gitmeyi çok istiyorum, 3 gün kaldım ama yetmedi. Ayrıca, diğer Avrupa Birliği ülkelerine göre ekonomik olmasıyla da bir kez daha benden artı puan aldı. Bisikletle uzun bir seyahate çıkmak imkansız değil. İnanın çok zor da değil. Bakkaldan ekmek almaya gitmek için bisiklete binebiliyorsanız bunu da yapabilirsiniz. Sadece başaracağınıza inanın yeter. İçinizde yeni yerler keşfetmek ve yeni insanlar tanımak için bir heyecan varsa zaten, gerisi çok kolay. Ben bu tura tek başıma çıktım, ama kendinize güvenemiyorsanız yanınıza çok yakın bir arkadaşınızı almanız seyahati daha keyifli kılacaktır."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/malta-yeni-pasaportlara-vize-vermiyor", "text": "Nüfus müdürlükleri tarafından nisan ayı başından itibaren dağıtımına başlanan pasaportlara vize engeli çıktı. Bazı Avrupa ülkeleri ilk anda vize vermekten kaçınırken, yaklaşık 1 hafta aradan sonra vizeleri vermeye başladı. Ancak Malta halen kendi ülkesinden onay gelmediği için yeni pasaportlara vize vermiyor. Malta'ya yapılan vize başvurusu tüm belgeler olmasına karşın yeni pasaport olması nedeniyle kabul edilmiyor. Habertürk'te yer alan habere göre oğlunun Malta'ya bir okul gezisi olduğunu ve bu nedenle ilgili vize şirketine başvuru yaptıklarını söyleyen bir okuyucu tüm belgeleri tamamladıklarını ve eksiksiz olarak vize şirketine teslim ettiklerini söylüyor. Ancak ertesi gün kendilerine Malta'nın yeni pasaportlara vize vermediği bilgisi iletilmiş. Öte yandan İstanbul'daki Malta Başkonsolosluğu da yaşanan süreci doğruladı. Konu ile ilgili bilgi almak için telefonla ulaştığımız konsolosluk çalışanı, mevcut durumda yeni pasaportlara vize verilmediğini ve halen Malta hükümetinden onay beklendiğini ifade etti. Malta'dan gerekli onayın gelmesinin ardından ise vize süreçlerinin normale döneceğini kaydetti."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/mersin-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler", "text": "Akdeniz Bölgesi'nde bulunan Mersin hem doğal hem de tarihi güzellikleriyle özellikle yerli turizmin popüler noktalarından birisi haline geldi. Şehrin Türkiye'nin en büyük limanına ev sahipliği yapması ve denize girmeye elverişli çok sayıda plajı da bu popülerlikte önemli bir rol oynuyor. Mersin'e giden birinin Mersin ile ilgili bilmesi gerekenler, Mersin'deyken yapması gerekenler ve tatması gereken lezzetleri yani Mersin hakkında önemli bilgileri bu yazıda bulabilirsiniz. Mersin, Akdeniz Bölgesi'nde bulunuyor ve Akdeniz İklimi şehrin havasına hakim. Özellikle yaz aylarındaki sıcaklıklarla ilgili iyi cümleler kuramayacağım. Sıcaklar yaz aylarında öğle saatlerinde 30 dereceyi bulabiliyor. Yıl boyu sıcaklık ortalaması ise 18 derece civarında. Ayrıca Mersin yılın 300 gününe yakın bir süre boyunca güneşlidir. Mersin Limanı'ndan bahsetmiştik, bu liman özellikle İç Anadolu, Akdeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi'nin ticarete açılan en önemli kapılarından birisi. Mersin ekonomisinin turizm kadar önemli bir kaynağı da bölgede bulunan ticaret için kurulmuş Mersin Serbest Bölgesi'dir. Turistik yerlere yakın her bölgede ve şehir merkezinde otel bulabilmeniz mümkündür. En uygun Mersin Otelleri sayfasından otellere göz gezdirebilirsiniz. Mersin'e gidenlerin burayı tercih etmesinin en önemli nedenlerinden biri olarak Mersin'de bulunan çok sayıda plajı sayabiliriz. Ayaş Plajı, Pullu Orman Plajı, Soğuksu Plajı, Akçakıl Plajı, Kapızlı Plajı, Atayurt Plajı, Kızkalesi Plajı, Susanoğlu Plajı, Tömük Plajı, Kargıpınarı Plajı, Kazanlı Plajı ve Kocahasanlı Plajı bu plajlardan önemli olanları. Her plajın kendine özgü belli güzellikleri var. Akdeniz'de deniz suyu biraz tuzlu ve sıcak olabilir. Mersin'de de durum tam olarak böyle ama genel olarak Mersin'de denize girmenin bir keyif olduğunu söyleyebiliriz. Yaz aylarında özellikle bu plajlara yakın olan yerlerde yazlıklarda yer bulmak zorlaşıyor. Şehrin turizm ağırlığı %80 deniz turizmi üzerine kurulu. Taşucu gibi sahil bölgelerinden Kuzey Kıbrıs'a gemiler kalkıyor. Sizler için farklı bir deneyim olabilir. Yapraklı Koyu ise berrak denizi ve yeşil çevresi ile görülmeye değer. Kelenderis Antik Kenti, Soli Antik Kenti, Anemurium Antik Kenti, Nagidos Antik Kenti gibi Mersin'de bulunan çok sayıda medeniyete ait izleri bulabileceğiniz yerler var. Mersin hem ilk yerleşim bölgelerine yakınlığı hem de deniz kenarı bir şehir olması nedeniyle medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Mersin ve tarih denildiğinde akla Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir rol alan Nusret Mayın Gemisi geliyor. Gezintinize bu gemi ile başlayabilirsiniz. Narlıkuyu Mozaik Müzesi, Mersin Müzesi ve Tarsus Müzesi yine Mersin ziyaretinizde gezmeniz gerekenler arasında. Eshab-ı Kehf Camii, Aya Tekla Kilisesi gibi dini yapılar da yine Mersin'in kültürel zenginliğinin göstergesi. Et ile arası olanlar zaten tantuni denildiği zaman akla ilk gelen yerin Mersin olduğunu bilir. Ülkenin hemen hemen her yerinde Mersin tantuni olarak satılan bu lezzeti, Mersin'de mutlaka denemelisiniz. Dürüm veya ekmek arası olarak iki farklı şekilde satılıyor. Mersin mutfağının en güzel yemeklerinin et yemekleri olduğunu söyleyebiliriz. İçli köfte de yine bu yörede de lezzetli yapılan yiyeceklerden birisi. Mersin yemekleri genel olarak baharatlı ve acılı olduğundan yediğiniz tüm yemeklerde baharat konusunda biraz cömert davranılmış olduğunu farkedeceksiniz. Mersin'i anlatırken de belirttiğimiz gibi şehir; portakal, mandalina ve muz gibi meyveleri almak isteyenler için adeta bir cennet konumunda. Uygun fiyata doğal ürünler bulabilirsiniz. Şehirde üretilen avakado, dövülmüş ceviz ile tahin ve bal karışımından yapılan tatlı son zamanlarda popüler olsa da şehirde en çok hamur işi tatlılar tüketiliyor. Hatay'da da ünlü olan künefe de Mersin sofralarında önemli bir yer tutar."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/moldovaya-vizeler-kalkti", "text": "Türkiye ile Moldova arasında vizelerin kaldırılmasına ilişkin anlaşma Bakanlar Kurulu tarafından onaylandı. Ankara'da 1 Kasım 2012'de imzalanan \"Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Vizelerin Karşılıklı Olarak Kaldırılmasına İlişkin Anlaşma\"nın onaylanması hakkındaki karar Resmi Gazete'de yayımlandı. Anlaşmayla her iki ülke vatandaşları 6 ay içerisinde ilk giriş tarihinden itibaren 90 gün boyunca vizeden muaf tutulacak. Anlaşma, tarafların anlaşmanın yürürlüğe girmesi için iç yasal işlemlerin yerine getirildiğine ilişkin birbirlerine yaptıkları sonuncu bildirimin alındığı tarihi takip eden 30. günde yürürlüğe girecek. Resmi Gazete'de ayrıca, 15 Kasım 2012'de Ankara'da imzalanan \"Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kongo Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Diplomatik Pasaport Hamillerinin Karşılıklı Olarak Vizeden Muaf Tutulmasına Dair Mutabakat Muhtırası\"nın onaylanmasına hakkındaki Bakanlar Kurulu kararı da yayımlandı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/muhtemelen-varligindan-haberdar-olmadigimiz-10-cok-havali-seyahat-aksesuari", "text": "Kumsal için biçilmiş kaftan... Hem havlu, hem yastık hem de özel eşyalarınızı koruyabileceğiniz bir çanta görevi görüyor. Yapmak istediğiniz sadece sahilde uzanmaksa ve çabucak denize girip çıkmak istiyorsanız, aklınız plajdaki eşyalarınızda kalmadan bunu yapmanızı sağlıyor. Başınızın altında kumdan sert bir yastık oluşturmanın yanı sıra, en önemli özelliği değerli eşyalarınızı saklamak için bir plaj çantası taşımanıza gerek kalmaması. Ayrıca akıllı telefonlarınızı kumdan ve sıcaktan koruyan özel bir haznesi var. Dünya Sağlık Örgütü'nün, seyahatler sırasında gerçekleşen hastalıkların yüzde 80'nini tüketilen suya bağladığını, biliyor muydunuz? Bir çok ülkedeki içme suyu sistemleri, suyun arıtılması bakımından yeterince güvenli değil. Su boruları; bakteriler, virüsler ve protozoaları içeren ve içilebilir suyu kirleten sızıntılara maruz kalıyor. Yani su kaynakları riskli ülkeleri ziyaret edeceğinizde, yanınızda SteriPen varsa, iki dakika içinde risk altındaki suyu hızlı ve kolayca içilebilir güvenli suya dönüştürmeniz mümkün. SteriPen'deki UV su arıtma sistemi ile Amazonları hasta olma korkusu yaşamadan, yolculuğun keyfini çıkararak gezebilirsiniz mesela. Seyahat ederken, değerli bir şeyinizi unutmuş olmak, yanlış anahtarları ya da paketi almış olmak; isteyeceğiniz en son şeydir. Tile, kaybettiğiniz herhangi bir eşyayı bulmak için çok yardımcı bir aparat. Tüm IOS cihazlara tanımlanabilen bu alet, Bluetooth 4.0 kullanarak 15-45 metre mesafe arasındaki eşyaların yerini gösteriyor. Pilleri bir yıl boyunca dayanan alet, su geçirmiyor ve şarj gerektirmiyor. Kayabiliyorsanız neden yürüyesiniz? Wheely, İsviçre yapımı hem kaykay, hem de 26 kg yük alabilen 5 kg'lık bir valiz... Havaalanlarında daha hızlı ve zahmetsizce hareket etmeniz için tasarlanmış. Çoğu havayolu tarafından el çantası olarak onaylanmış ve bagaj bölmelerine sığacak büyüklükte. Plaj sevenler için başka bir basit çözüm daha... Nakit, kredi kartları ya da anahtarlar gibi sürekli yanınızda taşımanız gereken şeyler için omuzunuzda, kolunuzda, elinizde çanta taşımanıza gerek bırakmıyor. Üstelik çalınmalara karşı bir önlem olarak, kamuflaj görevi de görüyor. Biz taret almaya alışkınız... Dünya çapında seyahat ediyorsanız, her yerde taret musluğuna rastlamanız mümkün değil ve temizliğinizi kuru mendillerle yapmak zorunda kalabilirsiniz ve bu durum da bağzılarımız için oldukça rahatsız edici olabilir... ???? Bu 15 gram ağırlığındaki taşınabilir bide, plastik su şişelerinin ucuna takılıyor. Bu nedenle ihtiyatlı olmak adına; kolayca, cebinizde, çantanızda taşıyabileceğiniz bir aparat. En temel seyahat eşyalarından birinin yeniden ve çağdaş bir versiyonu: Dünyanın en hafif, yırtılmaz, yumuşak haritası. İstediğiniz gibi buruşturabilirsiniz. Dahası ne kadar hırpalanmış olursa, o kadar iyi görünüyorlar. Crumpled City, aynı zamanda dünyanın en ilginç şehirlerinin haritalarını barındıran bir koleksiyon. Sadece 21 gram ağırlığında ve %100 su geçirmez. Bu gözlük jet lag ile başa çıkmak için tasarlanmış. Gözlerinize LED ışığı tutarak enerjinizi artırmaya ve yorgunluğunuzu azaltmaya yardımcı oluyor. Uyku ve uyanıklık zamanınız, sirkadiyen ritminize göre görünmez bir saat tarafından zamanlanıyor. Bu ritm doğal olarak, gözlerinizdeki fotoreseptörler tarafından emilen parlak ışık ile ölçülür. Uluslararası ya da kıtalararası yolculuklarda sirkadiyen ritminiz yorgunluk ve halsizlikle bozulabilir. Re-Timer'ın, UV yeşil ışık kaynağı ile sirkadiyen ritmi, optimum dalga boyutuna ulaştırıyor ve jet lag etkisini azaltıyor. Lamzec ya da Rybone da deniyor. Tam anlamıyla çok havalı bir şezlong ya da yatak... Pratik çantasından çıkartıyor ve ucunu katlamadan önce içini havayla dolduruyorsunuz. Sakın yanlış anlamayın içine hava basmıyorsunuz. Üç dakika içinde hazır hale geliyor. Her yere taşıyabileceğiniz kadar hafif ve yer tutmayan bu konforlu aksesuar, ıslanmıyor ve toz tutmuyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/nepal-depremi-sonrasi-erdem-gursesin-gozuyle", "text": "25 Nisan 2015'te yerel saatle 11:56'da Nepal'de meydana gelen 7,8 ve ardından 8.1 büyüklüğünde depremler oldu. 1934'ten beri ülkede yaşanan en şiddetli deprem olarak kayıtlara geçti. Deprem sonucunda en az 6.000 kişi öldü ve 12.000 kişi yaralandı. 12 Mayıs 2015 Salı günü 10.05'te 7,3 büyüklüğünde bir deprem daha oldu. 2007 yılında ilaç şirketinde çalışırken tatil amaçlı Nepal'e gitmiş ve 1 hafta kalmıştım. O zamanlar artık yavaş yavaş şirketten istifa edip sırtçantam ile yollara düşme fikrimi tamamen kafamda oturttuğum ve plan aşamasına geçtiğim bir dönemdi. Ama bir gezi sitem yoktu o zamanlar. Nepal insanına, sıcakkanlılıklarına, insan sevgilerine şaşırmıştım, hayran olmuştum. 17 Ağustos 1999 yılında ülkemizde gerçekleşen büyük İzmit Depremini yaşamıştım. Kocaeli Üniversitesi mezunuyum. Depremden sonra yaşadığımız ertesi günleri ömrümün sonuna kadar unutamam. Ve o depremden sonra gönüllü olarak deprem kuruluşlarında çalıştım, eğitim aldım. Nepal depremi haberlerini okuduktan sonra orada olmalıyım dedim, yardımcı olmalıyım. Bir gezgin olarak yaşadıklarımı, yolları yazıyorum ama gezginlik paylaşmaktı benim için, yardım etmekti. Yapmış olduğum seyahatlerden birikmiş bonuslarım vardı, bu bonusları güney Amerika seyahatim için kullanmak istiyordum. Ama o an hiç düşünmedim, bunların yeri burası demek ki dedim. Ve gerisini hiç düşünmeden uçak biletimi aldım. 25 litrelik bir sırtçantası aldım yanıma, iki tişört, bir sandalet, bir havlu attım içine ve cebimde sadece 30 dolar ile Nepal yollarına düştüm. Nepal hakkında ülkemizde en çok bilgisi olan ve yıllarca bu ülkeye gezi turları düzenlemiş, düzenleyen Sayın Melih Eriş ile irtibata geçtim. Bana yardımcı olmasını, ülkede kimlerle iletişime geçmem gerektiğini sordum. Kendisi bana çok yardımcı oldu. Gerekli isimleri verdi. Telefonlarını verdi. Ve Nepal'e vardıktan sonra bu isimler ile iletişime geçtim. Padam Lal Sapkota ve Samir Thapa ile Katmandu'da buluştum. Bu iki isim depremden sonra enkaz kaldırma çalışmalarını organize eden yetkililer idi. Ve sonraki günler bana çok büyük destek ve yardım eden can dostlarım oldular. Haklarını asla ödeyemem. Bu arada Katmandu'da korkunç bir acı ve gözyaşı vardı. Kitaplarda, televizyonlarda, seyahat rehberlerinde gördüğümüz onlarca bina yıkılmıştı. Artık Nepal eski Nepal değildi. Ve ben 20 gün boyunca gönüllü olarak çalışacağım gruba dahil oldum. Bu gruplar arasında gönüllü çalışan tek yabancı bendim. Benim dışımda enkaz kaldırma çalışmasında gönüllü çalışan tek yabancı yoktu, hepsi Nepal'li idi. Padam ve Samir benim ilk önce çocuklarla ilgilenmemi istedi. Zaten Melih bey gerekli bilgileri onlara vermiş benim hakkımda. Deprem gönüllü çalışma günlerim Katmandu'ya vardığım ilk gün başlamış oldu böylece. Aşağıda okuyacağın notlar benim 20 gün boyunca gönüllü olarak çalıştığım deprem enkaz kaldırma bölgesinde tuttuğum notlar. Her akşam mum ışığında bazen de elektrikler geldiğinde çadırımda, hostelde yazdığım notlar. Kesik kesik ve bazıları gün atlamalı, çünkü bazı günler aynı işi 3 gün boyunca aynı şekilde yaptık. 20 gün çalıştıktan sonra yıpranmış ama mutlu bir şekilde onlarca kişinin gülümsemesi, teşekkürü ile yolcu edildim. Ağlayanlar oldu, sarılıp bana ufacık gönüllerinden kopan hediyeler verenler oldu. Gözlerim doldu, vedalaştık. Ben sonrasında 10 gün daha kaldım Nepal'de. Pokhara bölgesinde canım ciğerim arkadaşım Sergin'in evine geçtim. Kendisi yamaç paraşütü pilotu ve Pokhara'da yaşamakta. Fethiye'de çok atlama yapmıştım kendisi ile. Oradan da Chitwan yaptım. Katmandu-Pokhara otobüs biletimi Samir ve Padam hediye etti. Pokhara-Chitwan otobüs biletimi Sergin aldı. Chitwan konaklamamı ve yaptığım 2 günlük geziyi ise Samir'in sahibi olduğu Hawa Travel hediye etti. 20 gün boyunca mutlulukla görev aldığım, yorulduğum günlerden sonra bu 10 günlük tempo motivasyon oldu benim için. Sonraki günler Samir ve Padam ile defalarca buluştuk. Yepyeni arkadaşlar ile tanıştım. Radyo programlarına çıktım, gazeteler hakkımda haber yaptı. Ve Nepal benim unutulmazım arasına girdi. Orada olmalıydım demiştim kendime, gittim. Yapmam gerekenin bu olduğunu biliyordum... Ve şimdi... Onlarca kazandığım dostum, arkadaşlarım var Nepal'li... onlardan biri gibi yaşadım, çalıştım. Ama gözlerimi kapadığımda Çadır toplama alanından ayrılacağım gün bana yaşlı gözlerle bakan 5 yaşındaki Manewra'yı hiç unutmuyorum. İlk gün yanıma bile gelmeye çekinen ve korkan ama sonraki günlerde kucağımdan inmeyen, dövmelerim ile oynayan ufaklık... Ben giderken kucağımdan indirdim, çok ağladı. Babası teselli etti. 10 Gün sonra Katmandu'ya döndüğümde alana geri gittim ama bulamadım onu ve babasını. Sordum, başka bir bölgeye gittiklerini ama tam olarak neresi olduğunu bilmediklerini söylediler. Boğazımda bir sızlama oldu. Ve Thamel'e döndüm geri. Ama o oynadığımız günler en güzel hatıralar olarak kaldı bende. Sabah vardım Katmandu'ya. Samir ve Padam ile telefonlaştım. Buluştuk. Samir buranın en popüler seyahat firmasının sahibi. Padam'ın ise elektronik eşya satan bir mağazası var. İkisi de hoş sohbet insanlar. Çok acıkmışım. Gittik, yemek falan yedik. Durumu anlattılar. Beni tanımaya çalışıyorlar. Neden buradayım, neden İstanbul'da sıcak yatağımı bıraktım geldim. Burada olmam gerektiğini hissettim. Gerisini bilmiyorum. Karanlık... Düşünce yok. Katmandu'da turladık biraz. Katmandu artık o kitaplarda yazan büyülü hippi şehri değil. En başta Durbar meydanı yerle bir olmuş ve benim bu satırları yazdığım çadırın bulunduğu alan olan Maymunlar tapınağı yerle bir olmuş vaziyette. Hava çok kirli, elektrik ve su yok. Halk sefil vaziyette. Ama hep güleryüzlü. Samir beni diğer yetkililer ile tanıştırdı. Kısa bir tanışma toplantısı yaptıktan sonra ilk etapta biraz alışabilmem adına buraya getirdiler beni. Katmandu'da yaklaşık 5 gün boyunca Swayambhunath Tapınağı veya seyahat kitaplarında yazdığı adı Maymunlar Tapınağı bölgesinde kurulmuş olan bu çadır alanında gönüllü olarak çalışacağım. Saat 21.42. Çadırda 9 kişiyiz. Birbirimizle hiç konuşmadık. Onlar tek kelime İngilizce bilmiyor, ben sadece namaste-merhaba diyorum. Samir ve Padam sabah uğrayacaklar buraya. Çadırın zemini toprak. Elektrik yok. Depremden dolayı fareler her yerde. Çadır merkezi dışında yaklaşık 10 dakikalık bir mesafede bir binanın su borusundan çok az akan bir su var. Çamurlu akıyor ama kovada biraz bekletince toprak dibe çöküyor. Kovalara su doldurup bezlerle bedenini siliyor buradakiler. Sivrisinek çok fazla. Ama buradakiler bizdekiler gibi sokup çıkarmıyor. 1 litre kan emiyordur kesin. Moralimi bozan tek şey sivrisinek. Nasıl yemek yeniyor, ne dağıtılıyor bilmiyorum. Bildiğim tek şey horlayan bu guruba katılmak ve uyumak. Elimde bir cibinlik tarzı kumaş var. Ayaklarına sar, ellerine sar dedi Padam. Fareler her yerde. Alışkın değilsen işkence olur senin için dedi. İlk günüm ne güzel başladı. Fare ve sivrisinekler... Sevişmelerimiz çok ateşli geçecek gibi gözükmekte. Mum ışığı gözlerimi aldı. Yatıyorum. Bu sabah saat 06.00'da uyandım. Delik deşik olmuş vaziyetteydim. Gece tek gözüm açık vaziyette uyumaya çalıştım. Fareler her yerde. Yanımdan geçip gidiyor. Çadırdakilerin umrunda değil. Uyudular rahat. Sabah meraklı gözler bana baktı. Bu alanda depremde ailesinden bireyleri kaybetmiş ufak çocuklar ve yakınları var. Bir şeyler söylediler hep ama anlaşamadık haliyle. Bol şekerli bir sütlü kahve verdiler. Gülüştük. Samir ve Padamı bekledim. Burada kalanlar bir koşturma işine girdi. Herkes bir şeyler yapıyor. Çadırlar tamir ediliyor, yemek yapılmaya çalışılıyor. Çocuklar... etrafımı sardılar 4 tanesi. Meraklı gözlerle baktılar. Gülüştük. Dövmelerimi merakla incelediler. Dokunup kaçıyorlar. Tamam, yeni oyunumuz bu.. dövmelerime dokunacaklar, kaçacaklar, bende onları kovalayacağım. Oyuncak sıfır. Adalet... ne adaleti be... Aldığın 100 tl'lik oyuncağı beğenmeyen çocuklar vardır, buradaki masumlar ise dövmelerime dokunup kaçıyor, onların oyunu bu... ne oyuncağı.. lanet olsun dedim, lanet olsun... adalet falan demeyin bana... çadır bölgesini dolaştım, durum kötü. Pislik her yerde, tuvalet yok. Çocuklar oraya buraya tuvalet yapıyor, yetişkinler ise kamp dışında ufak bir kulübe var, orada toprak kazılmış, oraya yapıyor. İçeriye kokudan giremedim. Kamyon lastikleri sandalye olmuş, üstünde yatacak bir döşek yok. Hasırlarda yatıyor buradakiler. Kimseyi tanımıyorum. Yetkili var mı onu da bilmiyorum. Çadır alanı dışında maymunlar tapınağı var, hemen yukarda bana bakıyor. 2007 yılında çıkmıştım. Depremde çok zarar gördüğünü dün Padam anlattı bana. Yarın çıkmayı düşünüyorum. Kamp alanının önünde bir bakkal var. Yerel börekler falan yapıyor. Hijyen olayını unuttum çoktan. Padam ve Samir'i orada bekledim. Aradım, az sonra geleceğiz dediler. Yaklaşık 15 dakika sonra geldiler. Yaklaşık 5 gün boyunca burada kalacağım. Serbestsin dediler. İstediğin her çalışmayı yap, çocuklarla oyna, çadırda kalanlara yardım et. Kamp yetkilisi ile tanıştırdılar. 45 yaşlarında bir bayan. Öğretmenmiş. Her sabah 06.00 da kamp alanına gelip 18.00 gibi gidermiş. Bir ihtiyaç anında haber verirsin dediler. Hijyen sıfır olan bakkal zaten börek falan yapmakta. Yeme içme oradan karşılarım. Yetkili benimle kamp alanını dolaştı. Kalanlara ve beni soranlara durumu anlattı. Biraz daha yakınlaştık buradakilerle. Dün akşam kaldığım çadırı gösterdim. Tamam dedi, kal zaten burada. Sivrisinek spreyi istesem mi acaba diye düşündüm, vazgeçtim. Kendimi sınamam lazım. Samir ve Padam ayrıldı. Diğer gruplar ile organize olmaları gerekiyormuş. Herhangi bir sıkıntı durumunda telefonla ara hemen dediler. Kamp alanında belli bir zaman sonra otomatik oluyor her şey. Çadır ipini onarmaya çalışana yardım ediyorum, ilk başta afallıyor kimsin diye ama dakikalar sonra sanki kırk yıllık arkadaşız gibi konuşuyoruz, konuşmadan kastım o anlatıyor ben dinliyorum ama anlamıyorum. Ama anlamış gibi yapıyorum. Aslında o da biliyor anlamadığımı ama onun ihtiyacı konuşmak. Belki de heyecanlı şekilde neler yaşadığını birilerine anlatmak. Öğleden sonra saat 16.00 ya kadar buralarda oldum. Sonra maymunlar tapınağına çıktım. Berbat vaziyette. Tek değişmeyen maymunlar olmuş. Her yerdeler yine. Hatta bugün bizim çadır alanında iki tane gördüm. Maymunlara dokunamıyorsun burada. Tanrı onlar. Zaten onlar tanrı diye adalet yok.. maymun adaletinden ne olur ki.. Bakkaldan 8 tane mum aldım. Tükenmez kalem aldım bide. Çadırda uyuyorlar yine. Çadıra geldiğimde bir konuşma vardı. Bana da sorular sordular, anlamıyorum, toprağa çizdiler, kağıda çizmeye çalıştılar. Dövmeleri sordular. Elimden geldiğince çizdim kağıda. Sonra herkes tek tek yattı uyudu. Horluyorlar. Toprağın üstünde hasırın üstünde yatıyorlar. Ben bir şilte üzerindeyim. Akışına bıraktım. Daha iyi anlıyorum şimdi, elimden gelen her yardımı yapmalıyım. Çalışmalıyım. Ruhumu huzurlandırmalıyım. Hiçbir şey düşünmüyorum sonrası için. Bu arada ter kokuyorum, şimdi fark ettim. Akışına bıraktım, yol beni götüreceği yere bırakır. İki gün oldu. Artık alışma devrem bitti, onlardan biriyim. Anlamıyoruz konuştuğumuz dilleri ama el hareketleri ile anlaşıyoruz. Kampın çocukları etrafımda. Onlar kendi aralarında işi çözdüler. Benim onlarla oynayacağımı, ilgileneceğimi kendi aralarında çözmüşler. Bir oyun alanı yaptım çadır meydanında. 16 ufaklık var burada. Herkes kafasına göre takılıyor, yerlere atıyor kendini, oynuyor. Onlara saklambaç öğrettim, bilmiyorlar oynamayı. Sabahları kalkınca bakkala gidip kahve içiyorum, black coffee diyorum no sugar. İşi çözdüm. Böyle demezsem sütlü geliyor ve bol şekerli. Veya sütü yanında sıcak olarak getiriyor. Bende süt kaymağından nefret ederim. Midem bulanır. Çocukluğumdan beri böyle. Soğuk süt diyorum. Anlaştık bir şekilde. Kamp alanı dışında bulunan 10 dakikalık bir mesafede bir binanın su borusu var, az çok su akıyor borudan. Çamurlu ama. Sabah 06.00 da kalkıp elimizde kovalarla oradan su getiriyoruz. Sular kullanılıyor, tekrar su almaya. Yaklaşık 1 saat veya 2 saat böyle geçmekte. Kovalarda su bekletiliyor, çamur dibe çöküyor. Sonra bezlerle bedeni siliyoruz. Yeni yeni uyanan ufaklıklara kahvaltı veriyoruz. Günde iki defa sandviç geliyor buraya. Yarım ekmek arasında patates ezmesi, bezelye taneli soslu. Ne olduğunu bilmiyorum ama yiyorum. Ufaklıklara ise Çin Kızılhaç örgütü süt dağıtıyor. Her tarafımızda fareler var. Artık isim koydum onlara. Buradaki ufaklıklar fare yakalamaya çalışıyor. Oyunları bu. Artık bana alıştılar. Beraber yerde yuvarlanıyoruz, karate yapıyoruz, ben tiyatro oynuyorum onlara. Tikka boyası-budda törenlerinde kullanılan boyadan vardı, burnuma sürdüm maymun taklidi yaptım, pis koptular gülmekten. Bir ufaklık var ama, adı Manewra. Yaklaşık 5 yaşlarında. Dünden beri aramıza katılmak ister gibi hali var, gelmiyor uzaktan izliyor. Dün sabah yanına gittim, dövmelerime baktı, sonra gitti. Ama nasıl tatlı bir ufaklık. Babası ile yaşıyor. Annesi depremde ölmüş. Bende annemi 4 yaşındayken kaybettim. Biraz daha farklı yaklaşmaya çalışıyorum ona. Çağırdım bugün yine, geldi, saniyeler sonra gitti. Ama saklambaç oynarken bakıyor ve gülüyor. Bakalım ne zaman gelecek yanımıza. Bugün tuvaleti suladık bide. Pis koku var ve sivrisinek çok. Toprak attık. Ama ufaklıklar çok fırlama. Ayaklarımda yapışmış oyun istiyorlar. Saat 14.00 gibi kamptan ayrıldım. Thamel'e gittim yürüyerek. Yaklaşık 35 dakika falan sürmekte. Thamel çok özlemişim. Ama maalesef mağazaların pek çoğu kapalı. Halkın paraya ve turiste çok ihtiyacı var. Dalima garden diye bir cafe var. Samir ile buluştum. Çok pis kokuyorum terden. Banyo yapabilir miyim dedim. Beni evine götürdü. Banyo yaptım. Bildiğin çamur aktı benden. Sonra tekrar bahçeye döndük. İlk defa buz gibi bira içtim. Samir ile tam kafa dengiyiz ve çok takdir ettiğini söyledi. Binlerce kilometre uzaklıkta halkına yardım ettiğim için. O anda aklımda dönen soru mutluluk ne idi, benim mutluluğum ne peki... Ruhumu dizginleyen, bir nebze olsun huzurun verdiği o rahatlık.. ne idi.. gülümsedim, biradan son yudumumu çektim, mutluluk kampta olan ufaklıkların paçalarıma yapışmasıydı. İlginç, sıkıldım bahçeden, gideceğim dedim, Samir bana samosa yaptırmış börek, bu börekler hayatımı kurtardı zaten, Nepal damak tadı bize uygun değil, poşete attım, samir motorsikletle bırakmak istedi, yürümek istedim. Samir sarıldı bana ve çalışma bittiğinde veya sen ne zaman bırakmak istiyorsan söyle, dinlenmen için bir organizasyon yapayım dedi. Yeni başladım daha dedim. Güldü. Çadır alanına döndüm. Saat 01.52. sivrisinek çok. Lanet olsun.. bu hayvanların ekosistemdeki yerleri ne acaba. Unutmadan not alayım bunu, eve gidince araştırmalıyım. Delik deşik oldum yine. İlginç, 6 fare saydım bu akşam çadırda, gerçi bunlar biraz ufak. Mum ışığında gecenin bu saatinde fare sayıyorum, canım nasıl bira istedi, off yok bira değil demli bir çay nasıl istedi, şilte toprak olmuş vaziyette, şimdi fark ettim, silkeledim ama ayak kısmında bayağı kaldı, tam orada ise benimle çadırda kalan diğer 8 kişiden biri var. İlginç, adını bilmiyorum daha ama çok güleryüzlü bir amca. 50 yaşlarında. Yıldızlara bakıyorum, neden yanıma kitap almadım ki... en çok ihtiyacım olan şey bir kitap şu anda, her yer sessiz, tek tük mum ışıkları ve çocuk ağlamaları duyuluyor çadırlarda. 1999 yılı geldi aklıma, ne kötü günlerdi. Yazım da berbat vaziyette. Çocukluğumdan beri hiç yazı yazmayı sevmedim, neyse ki klavyeler çıktı sonra. Neler yazmaya başladım böyle, darmadağın, aklıma gelen her şeyi karalıyorum. Uyumalıyım. Ahaa, bir fare daha geldi çadıra, çakal yemek arıyor, ilk defa dikkatlice baktım, kulakları nasıl sağa sola gidiyor. Sıtma aşımı vurulup gelmiştim, ama olsun fazla yakın temas etmeyelim. Kaçtı hemen dışarı, yeni çadırı nerede acaba, şortum nepal'e geldiğimden beri üzerimde. Cebimde pasaport var. Pasaport ezilmesin diye hep sol tarafa yatıyorum. Yüzüme o cibinlikten kapatıyorum. Uyumalıyım. Sabah 07.00 gibi uyandım. Bacaklarım öyle bir ağrıyor ki. Bugün taşıdığım kalaslardan olmalı. Hamlanmışım. Kampta kamp yetkilisi bayan geldi. Onunla buluştum. Çok teşekkür etti. Padam ve Samir geleceğini söyledi. Onları bekledim. Ufaklıklar uyuyordu. Onlarla vedalaşamadım. Bakkala gittim. Yaklaşık 1 saat oturdum. Kahve içtim. O sırada manewra geldi babasıyla. Çok sevindim. Atladı kucağıma. Dövmelerime dokunuyor, özellikle anka kuşuna bayıldı. Babasına gideceğimi söyledim. Her şey için çok teşekkür etti. Evlenecekmisin diye sordum. Evet dedi. Fazla konuşmadık. Kampa geri döndüm. Çadırda uyuyan 3 kişi uyanmamıştı. Yan çadırda bulunan kadınlar uyanmıştı. Namaste dedik. Kova ile su taşıdım. Belli bir zamandan sonra her şey otomatik oluyor, görevin belli. Hava çok kirliydi, maskemi taktım. Pamir geldi yanıma, samirin işi çıkmış. Kısa bir vedalaşma oldu. Saat 09.30 gibi kamptan ayrıldım. Padam 5 gün çalışacağım durbar meydanına getirmeden önce kalacağım hosteli ayarlamış. Thamel meydanının göbeğinde. Çantayı bıraktım ve meydana geldim. Ana baba günü burası. Neredeyse tüm çalışma grupları burada toplanmış. Gözlerime inanamadım. Kitaplarda gördüğünüz o ünlü meydan yıkılmış, darmadağın olmuş. Nutkum tutuldu. İçim sızladı. Geçen sene nepal'e giden ve bu meydanı gören biri ile bu sene giden biri arasında çok fark olacak çünkü geçen sene burada olan tapınaklar bu sene yok, yıkılmış, yok olmuş. Durbar meydanı çok önemli, katmandu'nun turizm geçim bölgesi. Burada padam bana gönüllü elbisemi verdi, grup üyeleri ile tanıştırdı. Herkes şaşkın gözlerle bana baktı, aynı bakış, hatırlıyorum, kim bu, necidir bu adam bakışları, Pamir benim hakkımda gerekli bilgileri vermiş. Gruptaki herkesle tek tek tanıştım, nasıl teşekkürler ediyorlar, nasıl gülümsüyorlar. Hem burada olmam, hemde kampta çalışmam çok etkilemiş onları. Gönüllü grupları ile kısa bir toplantı yapıldı. Ve sonra benim çalışma bölgem belirlendi. Durbar meydanının tam göbeğindeyim. Meydanda bulunan binlerce tuğla, kalas, depremden kalan enkazları kaldırmaya başladık. Ana meydan içinde bulunan müzenin bahçesine atıyoruz. Meydan kapalı. Etrafımızda silahlı nöbet tutan askerler. Askerlerden de gruplar oluşturulmuş. Onlar da yardım ediyorlar. İlk saatler kimse konuşmadı benimle. Herkes meraklı gözlerle bana bakıyor. Sonra yavaş yavaş yanıma geldiler. Özellikle kalasları taşırken yol açanlar yanıma geldi, müthiş bir memnuniyet ve gülüş eşliğinde. nerelisin adın ne, neden buradasın gibi sorular. Padam hep yanımda, etrafımda. O kadar yardımcı oldu ve tercümanlık yaptı. Padam benim hakkımda konuştukça etrafımdaki kalabalık arttı ve başladık fotoğraf çekilmeye. Buradaki çalışma saatim 07.00-15.00 arası. Ondan sonraki saatler boş zaman serbest zaman. Ter kokuyorum. Banyo yapmaya ihtiyacım var. Sakallarımın içine kadar koku işlemiş. Uzun uzun toplantı yapılırken durbar meydanına baktım. 2007 yılını hatırladım. İçim sızladı. Bu insanlar kadar barış yanlısı, sevecen bir toplum yoktur. Tek geçim kaynakları turizm. Ama şimdiki duruma bakınca neler hissedeceğini anlayamıyor insan. Musluk tıslıyor hala. Su yok. Sular ve elektrikler kesiliyor hep. Keşke kovaya su doldursaydım ilk geldiğim zaman. Hostel odasında sadece ben kalıyorum. Turist zaten yok. Rahatladım biraz çünkü vızır vızır yanımdan geçen fareler yok. Bu fare olayı çok problem, korkma olayında değilim, salgın hastalık olayındayım. Ayaklı salgın hastalık fare. Günlerden sonra 10 dakikada olsa banyo yapabildim. Samir burada değil. Padam ile beraber iş için şehir dışına çıktılar. 2 saat önce hostele geldim. Su kesik kesik akıyor. Depo varmış yukarda ama çamurlu akıyor su. Lanet olsun dedim, aldım havluyu ve deponun olduğu çatı katına çıktım. Açtım depo suyunu, banyo yaptım. Saç diplerimde kuru çamur birikintilerini sallıyorum şimdi bunları yazarken. Rahatladım ama. Depremden dolayı elektrik ve su çok sık kesilmekte. Özellikle su sıkıntı başkent katmandu'da. Bu sabah erkenden meydana gittim. Dolaştım. Müze kapısına geldim. Elbisemden dolayı ve giydiğim baretten dolayı her kapı anında açılıyor sıcacık bir gülümseme ile. Nöbetçi askerler kahve içiyordu, ikram ettiler bana. Yaklaşık 45 dakika sohbet ettik ama yine anlamadık birbirimizi. Sonra sadece anlamlı ve minnet dolu bakışmalar yerini aldı. Bizim grupta olanlardan birkaç kişi geldi. Başladık sohbete, görev dağılımı yaptık. Ruhumun büyüdüğünü daha da büyüdüğünü hissediyorum. Saat 09.00 gibi tüm grup geldi ve başladık çalışmaya. 3. günüm burada. İş aynı. İlk önce ufak enkaz parçalarını kaldırıyoruz, sonra büyük tapınak kısmında yığılmış kalas parçalarını taşıyoruz. Hava çok sıcak ve nemli. Ağızlık takıyorum çünkü toz çok fazla. Öğle arasında tapınak arkasında bulunan Bhairab Şiva heykeline gittim. Sağlam olarak kalan ender heykellerden. Bu heykelin önünde yalan söylersen ölürsün diye bir inanış var. Heykele Nepal halkının yaptığı gibi dokundum, ruhumdan geçenleri mırıldandım. Alnıma bir tika koydular, kırmızı boya. Daha kendim oldum, onlar oldum. Gruba geri döndüm. Ellerim terliyor bunları yazarken, kalem elimden kayıyor. Hava çok sıcak. Pencereyi açamıyorum, sivrisinek var. Alnımda tika kalasları taşırken meydanda bulunanlar ilgi ile izledi beni, yanıma gelip teşekkür edenler, selam verenler. Onlardan biri gibiyim. Muson yağmurları başladı burada. Başlangıç atışları yapılıyor. Yağmur yağıyor şu anda. Severim yağmur altında yürümesini. Uzun zaman önce İstanbul Balat'ta bir rahip ile konuşmuştum, bana gökten yağan yağmur ile yüzünü değil ruhunu da yıka demişti. Ruhum... telefonuma bazı zamanlar aptal aptal sorular geliyor. Nepal'e gittin de kızları nasıl diye sormuş aptalın biri. Cevap vermeye tenezzül bile etmiyorum. Ellerim nasır tuttu. Ruhum çok hafif ama. Sigaram yok. Off sigara olsaydı keşke. Dandik bir tütün de olsa olur. Bugün son günümdü meydanda. Toparlamaya başladık. Herkesle gülümsüyoruz. Herkes benimsedi beni. Samir geldi bugün meydana. Chitwan yapmak istermisin diye sordu. Delimisin tabi isterim dedim. Sana hediyem olsun. Pasaport bilgilerini istedi. Aldığım en güzel hediye bu oldu. Gönüllü çalışmam bittiğinde chitwan yapacağım. Gidememiştim daha önce. Bugün erken bitirdik çalışmayı. Meydanı açmak istiyor Nepal hükümeti. Turistlerden gelenler var çünkü. en azından kalanları gezmek istiyorlar. Bugün tek tük rastladım onlara. Kalas taşırken bir çivi sırtıma girdi. Dikkat etmemişim. Canım yanıyor hala. Ufak bir kan toplanması oldu çivinin battığı yerde. Acıdan zevk alıyorum herhalde. Bende bir hatırası oldu nepal'in belki de böyle düşündüğüm için. Sık sık fotoğrafımı çekmek isteyenler oluyor. Şaşıranlar çok. Neden buradasın diyenler çok. Türkiye konsolosluğundan yetkililer bugün irtibata geçti benimle. Tebrik ettiler. Ruhum okşanıyor ama neden... neden okşanıyor.. ben normal bir şey yapıyorum. Sular akıyor bugün. Banyo yaptım. Tişörtlerimi yıkadım. Toz toprak lekesi geçmedi pek ama olsun. Sabun kokuyor en azından. Bugün hostele gelen şili'de yaşayan iki kız var. Tanıştık lobide. Kısa bir sohbet oldu. Yorgunum. Yarın sabah yeni görev yerimde olacağım. Samir ile görüşemedik gün boyunca. İşleri nedeniyle erken ayrıldı. Öğlen dağıtılan sandviçlerden iki tane yedim. Çok acıkmışım. Hava sıcaklığı ve toz zorluyor bazen. Aklıma bugün Kocaeli depremi geldi. Yaşadıklarım. Neyin borcunu ödüyorum.. düşündüm bunu.. sadece gönüllü çalışan tek yabancı benim. Belki başka biri olsaydı bunun cevabını verebilirdim. Sabahın 08.00 inden öğlen 15.00 e kadar kalas taşıdım. Şikayetim yok. Aylar sonra buraya gelen Türkler belki de bu yazdıklarımı okuduktan sonra bana bir selam yollarlar. Huzurluyum. Terimi döktüm bu meydana. Seyahatlerimi düşünüyorum şimdi, nerede son vereceğim, noktayı ne zaman koyacağım, EIbet hep böyIe geçmeyecek ömrüm, kimbiIir hangi güzeI yerde beni, hangi yaşanılacak bir gelecek bekliyor? ama şunu biliyorum ki yaptığın her güzellik ve paylaşım sana iyilik olarak geri dönmekte... gezginim, aslında gezgin kim.. anlamı açıklaması ne gezginliğin... çok gezmek mi.. çok ülke görmek mi.. hayır, paylaşmak, vermek, tebessüm etmek... yardım etmek... biliyormusun gezginler arasında salak saçma bir rekabet vardır, kim daha çok ülkeye gitti diye.. gülerim hep. Ama kim daha çok yardım etti diye bir konu başlığı yoktur. Ben bu konu başlığı altında olmak isterim hep. Neden bunları yazıyorum şimdi bilmiyorum, belki de anlamsız saçma bir mantık güttüğüm için. Olsun yazmak istiyorum not defterime, şu anda düşündüklerim bunlar. Kahve içmek istiyorum.................................................................................................. Çalışma yerim bu sabah değişti tekrar. Sobhavagbati nehri kıyısında benim ilk geldiğim kamp alanı yakınında ufak bir yerleşim yerine getirdi Padam beni. Burada çok can kaybı olmuş. Benim grubumda olanlar buraya transfer oldu. Burada evler alt üst. Can kaybı çok olmuş. İnsanlar sessiz. Sabah 06.00 da Padam hostele geldi, motorsiklete atladık ve buraya geldik. Çok büyük bir enkaz var burada. İş dağılımı yaptık önce ve benim iş tanımım da değişti. Grupta bu sabah kadın sayısı fazlaydı, ama iş ağır kazma kürek işiydi. Aslında kimse kimseyle konuşmuyor, aramızda sanki kodlanmış bir telepati iletişimi var. Kim yorulursa o onun yerine geçiyor. Bugün çok ciddi anlamda yoruldum. Bu satırları yazarken bile ellerim parmaklarım nasırdan zor kalem tutuyor. 07.00 gibi işe başladık. Öğlene kadar aralıksız tuğla ayıkladık. Ama öyle ayıklama işi kolay falan değil, sağlam tuğlalar ayıklanıyor, hasar görmüş olanlar ayrı bir bölümde kırılıp toz haline getirilip biriktiriliyor. Sonrasında tekrar kullanılacak. Hava kirliliği bugün ilk defa bu kadar çok. Ağızlık takıyorum hep. Enkaz kaldırma çalışmasında iki kadın devamlı ağladı. Kızlarını kaybetmişler bu evde. Cansız bedeni saatler sonra çıkmış bulunmuş. Kız 6 yaşındaymış. 6 yaşında..6 yaşında.. nutkum tutuldu. Gruptaki kadınlar onları uzaklaştırdı. Neden dedim, neden.. Padam yanımdayken sordum, neden dedim, Hindu ya da Budist dinine göre \"İyi insanların başına kötü şeylerin gelmesinin sebebi Karma yasası. Onlar önceki hayatlarında ektiklerini şimdi biçiyorlar.\" Dedi. Konuşamadım. Ölümü hak etmeyen yada erken ölenler bana göre günahlarından beraat ediyorlar dedim. Haklısın dedi. Seninki de bir düşünce. Ağlayan anneye baktım. Toprak kokusu içimde burnumda farklı tat bıraktı birden, elimde kazma kürek toprak atarken kokusunun güzelliği sarstı beni, annemin mezarı da bu kadar güzel kokuyordu. Toparlandım, işime odaklandım. Saatlerce enkaz evlerinde kazma kürek salladım. Düşünce yoktu beynimde. Şimdi bu satırları yazarken aklımda beynimde onlarca fikir yine dönüp dolaşıyor. Anjelika geldi yanıma, günlerdir beraberiz çalışıyoruz. Nepal'li. İlk günden beri akıcı İngilizcesi ile konuştuğum ender insanlardan. Yorgun gözüküyorsun dedi. Yorgun değilim ama isyan ediyorum dedim. Yapacak bir şey yok erdem dedi. Karma felsefesi. Yoruldun sen, tuğla taşıyalım dedi. Saatlerce tuğla taşıdık sonra elden ele. Ara sıra polisler geliyor enkaz çalışma bölgelerine, asayiş berkemal mi diye bakıyorlar. Sular kesik yine. Duş yok banyo yok. Alıştı bünye ama. Ayaklarım toz toprak içinde çarşafta leke bırakıyor. Huzurluyum çok. Her geçen gün daha çok kültürlerine alışıyorum. Bugün ilk defa elimle pilav yedim. İlginç deneyim oldu. Öyle sade pilav değil ama, dar-bat yedim. Gezi notlarımda yazacağım bu konuyu. Cıvık cıvık karışımları elimle top top yaptım yedim. Sakalım problem oldu ama yedim. Yollara her düştüğümde sırtımda çantam onlarca macera yaşadım. Var olduğumu bilmek için var yaşam. Beni bilmek için, sevgiyi yaşamak için! Deneyim bilmektir. Deneyerek öğrenir insan. Ben kimim? Ne yapıyorum? Niçin buradayım? Sorularını sormaya, cevaplar aramaya başlar. Ve bir yolculuğa çıkar. Belki de günlerdir yaşadığım düşündüğüm yolculukta en sarsıcı anlar bugündü. Kızını kaybetmiş o annenin ağlaması. Kimbilir ne hayalleri vardı. Kızını evlendirecekti, torun bakacaktı belki. İşte bende bu enkaz kaldırma çalışmalarında günlerdir yaptığım bu yolculukta bu ağlama sesleri ile tıkandım. Oysa her kişinin yolculuğu içsel değil mi. O kadar çok sorgulamaya başladım ki hayatı, yaşadıklarımı... hayatı... insanları, olayları. Aklım karıştı. Oysa her türlü olumsuz koşula hazırlamıştım kendimi ama bu gözyaşı ağlama inleme... bu satırları yazarken bile aklımda hep. 18. günüm bitti deprem enkaz kaldırma çalışmalarında. Bu sabah görev yerim tekrar değişti. Thamel meydanının yanında yer alan ara sokaklarda ağır hasar görmüş evlerin enkazlarını kaldırmak için çalıştım. Alıştım bu duruma. Sabah Samir geldi. Görev yerin değişti dedi. Alıştım artık bu duruma dedim. Her şey yolunda mı dedi. Mutluyum dedi. Sırtımı sıvazladı. Samir ve Padam. Adam gibi adamlar. Can dostlarım benim. 2 gün sonra anlaştığım gün olan 20. gün olacak. Bitecek çalışmalarım. Ama onlar devam edecekler. Sabah çok erken çalışmalara başladık. Bugün ilk defa bir yabancı gördüm, tanıştırdılar. Japonya'dan gelmiş ve gönüllü çalışmasının ilk günüymüş. Bayağı sohbet ettik. Ağır hasar görmüş 4 evin enkazını kaldırdık, eşyalarını boşalttık. O kadar benimsedim ki bu çalışmayı. Gruptaki herkes sanki yıllardır arkadaşım gibi. Bir de fikrimi soranlar bile var. Nepal dilini bilmiyorum hala ama İngilizce çat pat konuşanlar var, anlaşıyoruz. İki gündür banyo yapmadım, su yok. İstanbul dönüşünde hayvan gibi hamam sefası yapacağım. Hatta kese attıracağım. Neler yazıyorum ben böyle emin değilim. Hamam canlandı gözlerimin önünde. Sokakta evlerin enkazını kaldırırken evde yaşayan ve neyse ki bir şey olmamış o evin hanesi geldi, tanıştık. Evden eşyaları aşağıya atan bizim gruptan arkadaşın her attığını poşete koyup saklamaya çalışıyor, tekrar kullanacağız diye. Acının resmi bu olabilir mi, ya sevdanın resmi... 18 gün geçti burada, sabahın köründen öğleden sonraya kadar toz toprak içinde çalıştığım 18 gün. Bacaklarım ağrıyor, saçlarım toz toprak dolu. Olsun be diyorum, mutluyum. Ruhum anlaşılmaz bir şekilde hafif. Nepal halkı, çalıştığım grup arkadaşlarım hep güler yüzlü, azimli, inançlı... bugün Anjelika'ya istanbul'u anlattım. Yemek molasında. Yemeği sokakta oturan halktan bir kadın yapmış. Bir tencere pirinç pilavı karışık sebze. Ufacık bir pide tarzı ekmek üzerinde bir kepçe veriyor, elinle ezip karıştırıp yiyorsun. Alıştım elimle yemek yemeye. İstanbul'u anlatırken gözlerim daldı. Çok merak etti, çok isterim gelmek dedi. Her zaman gel dedim. Metrobüsü anlattım, vapurları... inanamadı, büyüklüğünü hayal edemedi koca İstanbul'un. Çalışmaya geri döndük. 4. grup yetkilisi beni öğrenmiş, hakkımda konuşulanları duymuş. Padam ile yanıma geldi, benimle fotoğraf çektirdi ve teşekkür etti. Farklısın dedi. Hep öyleydim dedim. Gülümsedi. Herkes aynı dedim. Kısa bir sohbetten sonra görev yerlerimize döndük. Acıyı gördüm, tekrar ayağa kalkma inancını gördüm, samimiyeti ve insanlığı gördüm. Samir geldi öğleden sonra. Chitwan için bana yer ayırtmış. Gez gönlünce, bizim için bu kadar çalıştın, ufak bir hediyemiz olsun sana dedi. Çok sevindim, mutlu oldum. Bunları yazarken karşımda vantilatör var, elemanlar getirdi. Zaten pek kimse yok al abi kullan dedi. Nasıl güzel püfür püfür esiyor. Mutluluk bu olabilir mi aslında, ne öğrendim bu 18 gün boyunca? Beynim karmakarışık, Türkiye'ye dönmek istemiyorum. Neden zengin değilim ki ben, neden çok param yok? Ellerim terlemeye başladı yine, oldum olası kalemle yazı yazmayı sevmiyorum. Bu yazdıklarımı niye yazıyorum ki... siteye koyar mıyım acep.. yaşadıklarım başkalarını ilgilendirmez ki.. ama gelen mailler.. keşke kahve olsaydı, yorgunluğumu alırdı. Sol elimin başparmağının nasırı büyümüş, patlatmak lazım, keşke kitap alsaydım yanıma. Ama Chitwan günlerimde iyi yatacağım, kendime söz verdim."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/neredeyse-parasiz-dunya-turu", "text": "Ben Emre, 22 yaşındayım ve yaklaşık 7 ay önce Dünya Turu'na çıktım. Uzun zamandır yaşadığım hayatı, sahip olduklarımı, tutkularımı ve hayallerimi sorgularken kendimi bu yolda buldum. Şimdiye kadar 26 ülke gezdim ve bu yazıyı hayalim olan Phi Phi Ada'sının manzarasında yazıyorum. Eminim bir çoğunuz \" Parasız Dünya Turu 'mu olur yahu \" deyip bu yazıyı okumaya koyuldunuz. Bunu başardım ve artık nasıl para biriktirmeden de çok az bütçeyle dünya turu yapılır bunları paylaşmak istiyorum. Bu iki kavram benzerlik göstersede tamamen birbirinden farklı olgulardır. Parasız Dünya Turu nasıl yapılırı anlatmadan önce bu kavramları iyi anlamak gerekiyor. Turist olmak turizm dünyasının üzerine kurulmuş bir düzenin parçası olmak demektir. Genellikle yıllık izinde bir kaç yer göreyim diye tatile çıkan insanları buna örnek verebiliriz. Bunlar için herşey planlıdır. Otel rezervasyonları önceden yapılır, uçak bileti alınır, turlar planlanır ve gün gelince herşey olması gerektiği gibi olur ve biter. Bunlar iki şekilde katagoride edilir macera tatili veya dinlenme tatili. Evet turist olmak için çok paraya ihtiyacınız var. Bu kısım bizi ilgilendirmiyor. Bunun tanımını yaparak ahkam kesmek bana düşmez, ama şunu söyleyebilirim ki gezgin olmak hem fiziksel hemde ruhsal olarak yolda olmak demektir. Daha sen yola çıkmadan, Sırt çantası alıp yola çıkma düşüncesiyle beraber ruhsal/iç yolculuk başlar, sonra ise onu fiziksel yolculuk takip eder. Bu yolculukta İnsan gezersin, farklı Kültürler tanırsın, farklı coğrafyalar ayak basarsın, dünyanın en güzel günbatımını/doğumunu izlersin, binlerce hayat hikayesi dinlersin. Tanımadığın insanlar sana yardım eder, sen onlara yardım edersin, Aşık olursun, büyük resmi görürsün, gerçekte sahip olduklarını bilir değer verdiklerini bilirsin, özlersin, kendini tanırsın, ufkun açılır, daha yaratıcı olursun, amaçların ve hayata dair hedeflerin dahada netleşir, iyilik güzellik ve sevgi kavramlarını dibine kadar yaşarsın! Dostlar edinirsin, yalnız seyahat etmenin inanamaz hafifliğini hissedersin. Hayatında hiç eğlenmediğin kadar eğlenir, gülmediğin kadar gülersin, Mutlu olursun! Her yiğidin yoğurt yemesi farklıdır o yüzden Gezginlikte kendi içinde ayrılır. Karakterine, isteklerine, hayat tarzına göre şekillenir. Binlerce dolar harcayarakta gezgin olunabilir. Dünyayı gezmek kolay bir iştir, Zaman'ı ve parası olan herkes bunu yapabilir. Eğer yukarıda anlattığım içtenliğe çoktan sahip olduğunu düşünüyorsan, yani hazırsan o zaman bunu Nasıl Parasız Dünya turu yaparsın onları anlatayım. Ama ondan önce ortalama bir bireyin İstanbul gibi bir şehirde yaşadığını varsayarak nasıl bir hayat şartlarının olduğunu ve temel ihtiyaçlarını göz önüne alalım. - Konaklama - Ulaşım - Yemek Dünya'yı parasız gezmek ile parayı yolda kazanmak farklı kavramlardır. Daha önce Nasil Yolda Para kazanilir anlatmıştım. Özet geçmek gerekirse yetenekli olduğunuzu düşündüğünüz her alandan para kazanabilirsiniz. Sokak showları bunlar için en güzel örnektir. Yahut müzik yaparak bunu sağlayabilirsiniz. Bileklik satarak, fotoğraf çekerek, resim çizerek para kazanabilirsiniz. Ben bunların hepsini yaptım. Eğer hiç bir yeteneğiniz yok ise bir kartona gezgin olduğunuzu yazıp yemek ihtiyacınız olduğunu belirtmeniz epey ilgi çekecektir ve Dünya'nın neresinde olursanız olun bunun işe yaradığını göreceksiniz. Dünyada hala iyi insanlar var. Ülkeler arası geçişte Vize ücreti veya Ada ülkelerine uçmak durumunda kaldığınızda uçak bileti ücretini bu şekilde çıkarmanız mümkündür. Bu anlatacaklarım her zaman olmayacağı gibi benim tavsiyem yemek için para harcamak olacaktır. Bazı zamanlarda Klise, tapınak veya düğünlerde ücretsiz yemek dağıtılır. Mc donals, Burger King, Subway gibi yerler akşam kapatmadan gün içinden arta kalan yemekleri paylaşmadan zevk duyarlar. Bunlar artık değil normal yemeklerdir. Genellikle hatalı sipariş gibi durumlarda kenara konulur. Eğer durumu biraz daha abartırsak, bunun gibi yerlerde insanlar yemedikleri yemekleride yiyebilirsiniz. Ben bundan gocunmam hemde faydalı bir iş yapmış olunur. Herhangi bir restorana kendinizi tanıtıp yemek istediğiniz taktirde, en fazla 3. Denemenizde yemek bulabilirsiniz. Peki gezdik tozduk birde bunun müzeleri var, ünlü turistlik yerler var oralara Nasıl parasiz girilir onu anlatayım. Bu yazımda Dünya'nın en büyük Hindu tapınağına Nasıl kaçak girdiğimi anlattım. Orman ve Benzeri yerler; Bazı ünlü turistlik yerler, Sigirya Kayası gibi ormanın içindedir ve çok büyük bir alana hitap ettiği için heryerini kontrol etmek mümkün değildir. Arka tarafından ormanın içine girerek, 30 dolarlık bilet ücretinden kurtulabilirsiniz. Çıkıştan girmek; Bira müzeleri gibi müzeler girişi çıkışı farklı noktalardadır. Çıkış kapısından girerek müzeyi geçebilirsiniz. Durumu anlatmak; Kapıda duran güvenliğe durumunuzu anlatıp, içeri girmeyi gerçekten çok istediğinizi ama paranız olmadığını söylediğinizde içeri girmeniz mümkündür. Defalarca girmişimdir. Bazı yerlere duvardan atlayarak girmişidir, bu gireceğiniz yerin ciddiyetine bağlı. Yakalanma durumundaki doğabilecek riskin büyüklüğüme bağlı. Şimdiye kadar hiç bir sorun olmadı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/new-york-metrosu-moskova-metrosu", "text": "1904 yılında ilk seferlerine başlamış yaklaşık 1300 km. uzunluğunda,27 hatta sahip, 468 istasyonu ile günde 4.5 milyon insan taşımaktadır. dünyanın en eski ve en uzun metrosudur. Metronun kendisi gibi vagonları da pek yeni değildir. Bu yüzden vagonların her tarafı çizikler yırtıklarla doludur. istasyonlar her daim rutubet kokar, insan kendisini bir kanalizasyon şebekesinin içindeymiş gibi hissedebilir. istasyonlar harf ve rakamlarla gösterilir. New York'a yeni gelmiş birisi için metroya inerken hangi tarafa giden durağa indiğini anlamak oldukça güçtür. Zira gidilen yönle ilgili bir tabela veya uyarı bulunmaz. New York Metrosunda seyahat eden tipler çok geniş bir yelpazeye sahiptir. En zengininden en fakirine kadar çeşit çeşit milletten insanlara rastlayabilirsiniz. Metroda hamburger yemek, starbucks'tan alınmış kahve içmek oldukça yagın davranışlar olup sabah saatlerinde dizüstü bilgisayarında çalışanlara da rastlanabilir. Ayrıca sahip olduğu 6.500 vagonla dünyanın en büyük metro filosuna da sahiptir. şehrin yapısı gereği, metronun büyük bölümü deniz seviyesinin altındadır ve yapımına başlandığı yıllardan beri sürekli olarak su tahliyesi yapılmaktadır. Moskova Metrosu Rusya Federasyonu'nun başkenti Moskova'da bulunan dünyanın en eski ve büyük metrolarından biridir. Metronun yapımı devrin komünist işçileri ve komsomol denilen gençlik kolları tarafından sürdürülmüştür. Tarih dokusu ve sanat içerikli yapısı ile turistlerin ilgisini çeken metronun yeni yerleşim bölgeleri için ilave inşaatları halen devam etmektedir. Josef Stalin tarafından 1931'de inşaası başlatılan Moskova Metrosu, günümüzde büyüklük bakımından New York, Paris veya Londra metroları ile karşılaştırılsa da iç mimari ve dekorasyon bakımından dünyanın en güzel metrosu olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Moskova Metrosu kuşkusuz dünyanın en çok yolcu taşıyan metrosudur. Herbiri sanat harikası olarak kabul edilen 182 istasyonda hergün yaklaşık 9.2 milyon kadar kişi yolculuk etmektedir. Moskova Metrosu devlet tarafından işletilmektedir. Hatlar genellikle Moskova'nın dışından merkezine doğru yönlenmiştir. Sadece çember isimli -ring- hattı (20 km) tüm diğer hatları keserek transfer hattı gibi kullanılmasını sağlamıştır. Ayrıca hattın ismi ve istasyonların isimleri yolculuk sırasında anons edilmektedir. Anonsu yapan kişi erkek ise bindiğiniz trenin yönü Moskova'nın merkezine doğru gidiyor, kadın ise merkezden dışarı doğru gidiyor anlamı taşımaktadır. Ring hattı için erkek anons sesi saat yönünde, kadın anons sesi saatin ters yönünde yol aldığınızı göstermektedir. Ayrıca tüm metro sisteminin neredeyse tamamı yeraltında kurulmuştur. Sadece 1, 2 ve 4 numaralı hatlar Moskova nehrini köprüyle geçmektedir ve yeryüzüne çıkmaktadır. Saat sabah 05.30 ile gece 01.00 arasında toplam 19,5 saat aralıksız çalışan Moskova metrosu, yoğun saatlerde 90 saniye aralıklı seferler yapmaktadır. Moskova Metrosu II. Dünya Savaşı sırasında Sovyet liderleri için önemli bir sığınak ve merkez olarak kullanılmıştır. Özellikle Stalin 1941 Kışında Nazi askerleri başkenti tehdit ederken şehri terketmemiş ve buradaki karargahından ayrılmayarak savaşmakta olan Sovyet toplumuna moral vermiştir."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/new-york-rehberi", "text": "New York, Türkiye'den yedi saat geridedir. Amerika'ya gitmeden önce sigorta şirketinizin seyahatteyken yapacağınız sağlık harcamalarınızı karşılayıp karşılamayacağını kontrol edip eğer karşılamıyorsa seyahat sağlık sigortası yaptırmanızda fayda var. Çünkü Amerika'da sağlık hizmetleri oldukça pahalı. Sağlık durumunuz gerektirdiği için yanınızda öksürük şurubu, kalp ilacı, sakinleştirici, uyku ilacı gibi ilaçlar taşıyorsanız, reçetenizi ya da ilacınızı doktor kontrolünde aldığınızı belirtir doktorunuzun yazacağı bir belgeyi de beraberinizde götürmeniz girişte sorun yaşamanızı önler. New York'a uçan uçaklar John F. Kennedy International, La Guardia International ve Newark International Havaalanlarına iner. Hava trafiği en yoğun olan havaalanı Manhattan'ın 24 km. güneydoğusunda bulunan JFK Havaalanı'dır. Manhattan (60 90 dakika), Brooklyn (15 40 dakika), Queens (30 60 dakika), Bronx'a (30 60 dakika) gider. Servis aracı ücretsiz, metro ücreti $1.50. Manhattan Grand Central İstasyonu'na (süre 1 saat 15 dakika) ve Port Authority Otobüs Terminali'ne (süre 1 saat 25 dakika) gider. Brooklyn'de Bedford-Stuyvesant ve Spring Creek'e gider. Otobüs ve metrolarda unuttuğunuz eşyalarınız için +1-212-712 4500 numaralı telefona; taksilerde unuttuğunuz eşyalarınız için +1-212-692 8294 numaralı telefona başvurabilirsiniz. Hırsızlığın çok yaygın olduğu New York'ta dolaşırken arka cebinizde cüzdan taşımamaya ve paranızı herkesin görebileceği bir şekilde saymamaya özen göstermeniz dikkat çekmemek açısından yararlı olacaktır. New York'taki telefon kulübelerinden 555 1212'yi tuşlayarak numarasını öğrenmek istediğiniz kişinin ya da işyerinin telefonuna ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. Metro, New York'un en hızlı, en etkin ve en ucuz ulaşım aracıdır. Ancak geceleri geç saatlerde pek güvenli bir yer olmadığından metroyu kullanmamanızda yarar vardır. Metronun 468 istasyonu ve 24 hattı ile Manhattan, Bronx, Brooklyn ve Queens bölgelerine hizmet verilmektedir. Ücret tek yön $1.50'dır. New York'ta 3 çeşit metro kartı var. Unlimited Ride Metrocard (limitsiz metro kartı 7 günlük / 30 günlük); Fun Pass ; Pay-Per-Ride Metrocard (10 kez kullanım ücretine karşılık 11 kullanım sağlayan metro kartı). Metro ve otobüs aktarmaları 2 saat içinde gerçekleştirildiği takdirde ücretsizdir. Metro kartları metro istasyonlarından ve gazete bayiilerinde alınabiliyor. Otobüs servisleri çok geniş ve etkin bir hizmet ağına sahip. New York'ta her iki veya üç blokta bir otobüs durağı bulunuyor. Otobüslerin tek yön ücreti $1.50. Metro kartı, jeton ve bozuk para geçerlidir. Meşhur Sarı Taksilere binmeden, New York seyahatiniz tamamlanmış sayılmaz. Şehir içinde gidilen yere göre taksimetrenin gösterdiği ücrete, eğer paralı yol veya köprülerden geçildiyse geçiş ücreti ve bahşiş ekleniyor. Kiralık araba ile seyahat etmek isteyenlerin, yoğun trafiği, yüksek park ücretlerini (günlük $25), ya da pek güvenli olmayan yollara park etmeyi göze alması gerekiyor. Araba kiralayabilmek için en az 25 yaşında olmak ve geçerli bir sürücü ehliyetine sahip olmak gerekiyor. - - This error message is only visible to WordPress admins - - Sağ Tıklama Engeli -"} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/nicin-seyahat-etmeliyiz", "text": "Seyahat yepyeni bir dünyaya gözlerinizi ve zihninizi açar. Seyahat diğer insanların gözlerinden ve bakış açılarından dünya görmenizi sağlar. Seyahat diğer kültürlere ve insanlara farkındalığı artırır. Seyahat çeşitli küresel konular hakkında daha akıllıca konuşma imkanı sağlar. Seyahat şimdiye kadar sadece hayalini kurduğunuz yerleri görmenizi sağlar. Seyahat gerçek güzelliğin ne olduğunu gösterir. Seyahat her şeyi kendi tarzında güzel olduğunu gösterir. Seyahat kitaplarda ve televizyonda gördüğünüz şeyleri gerçek yapar. Seyahat her gün maceralar yaşamanızı sağlar. Seyahat muazzam başarı ve özgüven duygusu verir. Seyahat ne bekliyorsanız size onu verir. Seyahat dünyanın ne kadar küçük olduğunu gösterir. Seyahat insanı daha alçak gönüllü yapar. Seyahat fakirliğin ne olduğunu öğretir ve gösterir. Seyahat dünyada ne kadar adaletsiz yaşam olduğunu fark ettirir. Seyahat ederek insanın dünyada ve doğada neleri başardığına şahit olursunuz. Seyahat onlarca farklı dilde merhaba demeyi öğretir. Seyahat size yeni şeyler denemeyi öğretir, geliştirir. Seyahat alışkanlıkları değiştirir, konfor sınırınızı genişletir. Seyahat bir gezgin ile turist arasındaki farkı öğretir. Seyahat turist olarak kalmayı değil, gezgin olarak keşfetmeyi öğretir."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/nicin-seyahat-sigortasi-yapmalisiniz", "text": "Seyahat sigortası mutlu ve huzurlu bir seyahat için önemli bir güvencedir. İş veya dinlenme amacıyla yapılan her türlü seyahat aslında parasal bir değere dayanır. Seyahat sigortası, seyahat sırasında ortaya çıkabilecek trafik kazaları, yolculuk iptalleri veya uçak seferinin gecikmesi gibi çeşitli risklere karşı güvence sağlar. Böylece, çeşitli seyahat risklerinden mali durumunuzun etkilenmemesini sağlayabilirsiniz. Yurtdışı seyahatlerinizin güvencesi için seyahat sigortasından yararlanabilirsiniz. Seyahatinizi iptal etmek durumunda kalırsanız, bu iptal işleminden dolayı ortaya çıkabilecek zararlarınızı güvence altına alabilirsiniz. Uçak biletiniz hava yolu şirketi tarafından ertelenirse veya uçuşunuz gecikirse, seyahat sigortası ile otel ve buna bağlı diğer giderlerinizin karşılanmasını sağlayabilirsiniz. Yurtdışı seyahatiniz sırasında bir kaza geçirirseniz veya hastalanırsanız, sahip olduğunuz sağlık sigortası yurtdışında ortaya çıkabilecek sağlık giderlerinizi karşılamayabilir. Bu durumda seyahat sigortası ile acil tıbbi yardım ve müdahale giderlerinizi güvence altına alabilirsiniz. Bavullarınızın çalınması veya kaybolması risklerini seyahat sigortası ile güvence altına alabilirsiniz. Yurtdışında meydana gelebilecek sakatlık ve vefat risklerini sigorta kapsamı altına alabilirsiniz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ogrencilerine-4-dakikada-dunya-turu-yaptiriyor", "text": "Öğrencilerine 4 dakikada dünya turu yaptırıyor! Wang Boming, sanat eğitimi almış bir coğrafya öğretmeni. Ortaokul öğrencisiyken çizim yeteneğinin farkına varan Boming, her gün ülkeleri araştırıp haritaları incelemiş. Çizim yeteneğini geliştiren coğrafya öğretmeni, bunu ders anlatırken kullanmaya karar vermiş. Dünyanın en iyi elle harita çizen isimleri arasında yer alan Boming, 60 kişilik bir sınıfta öğretmenlik yapıyor. Öğrencilerin derse ilgisi ise oldukça yüksek. Dersi severek takip edenlerden biri de Li Yedan. \"Öğretmenimiz dersi bu şekilde anlatmaya başlayıncaya kadar coğrafyanın çok sıkıcı bir ders olduğunu düşünüyordum.\" diyor. Başka bir öğrenci Liu Junhao ise öğretmenin sıra dışı ders anlatışı sayesinde hem ülkeler hakkında çok fazla bilgi sahibi olduğunu hem de derste sıkılmadığını anlatıyor. Boming'in tahtaya çizdiği haritada bazı eksikler olsa da öğretmen, çizim yeteneğini geliştirmek için her gün pratik yapmaya devam ediyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ohal-nedeniyle-uygulanan-yurt-disina-cikis-prosedurleri", "text": "·Normal pasaportlu vatandaşlara pasaport kontrolü sırasında yaptıkları iş sorulmakta olup bunu kanıtlayacak bir belge isteniyor. Yanlarında mutlaka işyeri kimliği veya işyerinden alınmış bir yazı olması şart. ·Emekli ya da Bağkur'a bağlı yolcuların yanına mutlak SGK dökümününün olması gerekiyor. ·Eğer kamu çalışanı iseniz yanınızda mutlaka çalıştığınız kuruma ait bir yazı ve yazıda da \"yurtdışına çıkmasına mani bir durumu yoktur\" ibaresinin kesinlikle yer alması gerekiyor. ·Yeşil pasaportlu olup aktif olarak kamuda çalışan kişiler havalimanlarında önce vize ihlal bölümüne gitmeleri gerekiyor. Burada GBT araştırması yapıldıktan sonra seyahat edecek kişilerden bilet, pasaport ve çalıştığı kurumdan alınmış \"yurtdışına çıkmasına mani bir durumu yoktur\" yazısının ıslak imzali hali isteniyor. İşyeri yazısında bu ibare yer almayanların uçuşuna izin verilmeyeceği ısrarla belirtiliyor. Tüm evraklar tam ise, uçmasına izin veriliyor. ·Yeşil pasaportlu emekliler ise; yine önce vize ihlal bölümüne gitmesi gerekmekte olup pasaport ve biletlerini ibraz etmeleri gerekiyor. GBT araştırması sonucunda herhangibir sorun yok ise uçmalarına izin veriliyor. ·Asker emeklilerinin GBT'si için ise ayrı bir bölüm ile iletişime geçilmekte ve yapılan araştırma sonucunda herhangibir sorun çıkmaz ise uçmalarına izin veriliyor. Tüm bu prosedürler vakit alan işlemler olduğundan, yolcuların mutlaka havaalanına uçuştan en az 4 saat önce gitmeleri öneriliyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ohal-sonrasi-yurt-ici-seyahat", "text": "2- Havaalanları, tren garları ve otogarlarda denetimler nedeniyle çok daha uzun kuyruklar olabilir. Bu nedenle yurtiçi uçuşlar için en azından 2-3 saat önce havalimanında hazır bulunun. 3- Gittiğiniz yerlerde herhangi bir gösteri yürüyüşü, protesto vb. ortamlardan kaçının. 4- Daha planlı olun. OHAL kapsamında devlet herhangi bir gün sokağa çıkma yasağı veya bölgesel sınırlama koyabilir. Mümkünse hangi gün nerede kalacağınız belli olsun. Rezervasyonlarınızı önceden yapın, döküman olarak elinizde bulundurun. 5- Özellikle askeri ve emniyet birimleri ve personeli yakınlarında ve resmi dairelerde film fotoğraf çekmeyin. Etrafta çekim yasağı uyarıları olmasa bile bu dönem ekstra hassas davranabilirler. 6- Her türlü trafik denetimi, kimlik kontrolu vb. durumlarında sakin ve extra nazik olmaya çalışın. Karşınızdaki görevlinin uzun saatler çalışmışmış ve hepimiz gibi yoğun stresli bir dönemden geçiyor olduğunu hatırlayın."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/olmeden-once-gormeniz-gereken-yerler-resimlerle-dunyanin-10-harikasi", "text": "Güney Afrika'da Safari'ye ne dersiniz? Seyşeller'de balayı suiti? Ya da biraz daha çılgın bir yer? Bir gün gitmek isteyeceğinizi düşünerek, sizin için bu dünyada var olmadığını düşündürtecek kadar mükemmel 10 yer seçtik. Kimbilir, belki de seneye oradasınız! Prag'a bir seyahat mi planlıyorsunuz? O halde sizi şaşırtacak güzellikteki \"Adrspach-Teplice Kayaları Doğal Parkı\"nı mutlaka ziyaret edin. Çılgın görünümlü kumtaşı oluşumları kaya tırmanıcıları için tam bir oyun alanı tadında... Tabi siz yine de ayaklarınız yere basar şekilde sadece gözlemlemeniz bile yeter! UNESCO'nun Dünya Mirası siteleri var... Meteora Manastırları işte bunlardan biri. Yunanistan'ın Thessaly bölgesinde yer alan bu inanılmaz kartal yuvası yapılar, gerçekten takdire şayanlar. Bunlardan birinden aşağıya süzülmek nasıl olurdu dersiniz? Hayır dediğinizi duyar gibiyiz. Aklıselim ağır bastı yine! Evet işte karşınızda klasik bir dünya harikası: devasa Niagara Şelaleleri. Aslında Niagara'yı oluşturan şelalelerden sadece biri. ABD sınırlarına döküldüğü için ABD Şelalesi ismi daha uygun olabilirdi. Atnalı Şelalesi ve Gelin Duvağı Şelalesi ise Kanada tarafında bulunmakta. Tek eksiği Niagara'dan daha küçük olması ama İzlanda'daki Seljalandsfoss Şelalesi de kendi çapında oldukça etkileyici. Ekran koruyucularda görmeye alışıl olduğunuz bir görsel değil ama Metre yüksekten dökülen güzelliğin tepesine bir tırmanışla mükemmel bir deneyim yaşayabilirsiniz. Aman su geçirmez kıyafetlerinizi giymeyi unutmayın. Halong Körfezi'nde 1600 ada ve adacık inanılmaz şekiller halinde yer alır. Vietnam'ın Tonkin Körfezi'nde yer alan bu yamru yumru kireçtaşı adacıklarında yaşayan kimsecikler yok çünkü çok tehlikeli olurdu. Çünkü sürekli kırılıp dökülüyorlar. Kireçtaşı yapısı gereği sürekli eriyor ve kemerler, kuleler ve mağaralardan oluşan seyretmesi muhteşem bir deniz manzarası sunuyor. Bu görüntüyü biryerlerden tanıyor gibisiniz! Bu muheteşem görünümlü şehir birkaç filme ev sahipliği yaptı: Galdyatör, Mumya, Micheal Douglas'lı Nil'in incisi (1985) ve Sean Connery'li Kral Olacak Adam (1975). Mahallede bütün erkekler ona flamingo derdi/ Çünkü saçları güneş gibi parlardı/ Ve gözleri gökyüzünü aydınlatırdı/ Yürüdüğünde bir flamingo gibi zarif hareket ederdi. Bu şarkının sözlerinin yazarı Manfred Mann büyük ihtimalle bu şarkıyı yazarken hiç flamingo görmemişti. Zarifliği bırakın flamingo'ya güzel bile diyemeyiz. Oldukça çirkin bulanlar bile olabilir. Ama Ngorongoro'da binlerce hatta milyonlarca flamingo görebilirsiniz. Zebraları da unutmayalım. Aman tanrım! Bondi'yle kıyasladığımızda, Whitehaven çoğunlukla Avustralya'nınen iyi plajı seçilir. Queensland kıyılarının yağmur ormanlarıyla kaplı Whitsunday Adaları'nın tukuaz ve bembeyaz kumlu plajlarından sadece bir tanesidir. Burası dünyanın en acayip yerlerinden biri olmalı. Kazakistan'ın Tien-Shan Dağları'nın maruz kaldığı deprem sonrası toprak kayması sonucu oluşan su altı ormanı Kaindy Gölü'nde ağaçlar suyun 30 metre altında kalmış durumda. Kalbiniz yeterince sağlam değilse ya da ürkek bir tipseniz aman burada tüple dalışı denemeyin!"} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/olmeden-once-yapilacaklar-listesini-kendine-misyon-edinen-cift-3-cocukla-dunyayi-dolasiyor-the-bucket-list-family", "text": "Geliştirdiği mobil uygulamayla milyon dolarlar kazanan 28 yaşındaki Amerikalı işadamı Garrett Gee ve eşi Jessica Settie Gee, 3 küçük çocuğuyla yaklaşık 3 buçuk yıldır dünyayı geziyor. - Snapchat mobil uygulamasına Scan aplikasyonunu yapıp 54 milyon dolara satan Garrett Gee, kazandığı parayı ailesiyle birlikte dünyayı dolaşmaya ayırmaya karar verdi. - Hamileyken bile seyahatte olan Jessica Settie Gee doğumun hemen ardından gezilerine devam etti. - Yeni doğmuş bebekleriyle birlikte 3 küçük çocuğunu da yanından ayırmayan çift için seyahat artık bir yaşam şekli. - Gittikleri yerlerde birkaç hafta kalan aile, buralarda dostluklar kuruyor ve çektikleri fotoğrafları \"thebucketlistfamily\" isimli instagram hesaplarından paylaşıyor. - Her an dünyanın farklı bir bölgesinden fotoğraf paylaşımı yapan ailenin Instagram'da 1 milyon 700 bin takipçisi bulunuyor. - Ayrıca her aile bireyinin kendine ait ayrı bir sosyal medya hesabı da var. Gee ailesi seyahat giderleri için buralardan da ciddi bir kazanç elde ediyor. - Hayatın tadını çıkarabilmek için böyle yaşadıklarını belirten Garrett Gee, \"Hayatımı düzene sokmak istedim ve kariyerimi buna göre şekillendirdim\" diyor. - Bu tarz bir yaşamın herkese uygun olmadığını kabul eden Gee, maceraya atılmak isteyenleri de teşvik etmekten çekinmiyor ve \"Bence, hayat yeni şeyler denediğinde daha da güzelleşiyor\" diyor. - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -"} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/online-check-in-nedir-nasil-yapilir", "text": "Uçakla seyahat için bileti alınmış uçuşların check-in işlemlerinin havaalanına gelmeden, internet üzerinden gerçekleştirilmesine \"online check-in\" denir. Havalimanında check-in işlemleri sırasında zaman kaybetmenizi engelleyen ve müsaitlik durumuna göre oturmak istediğiniz koltuğu seçmenize olanak sağlayan online check-in işlemleri, uçuştan 24 saat önce aktif hale gelir. Uçuşunuzdan bir gün önce oturacağınız yerleri tercih edip, online check-in işleminizi tamamlamanız durumunda havalimanında sıra beklemeyeceğiniz gibi uçağınıza yetişmek için stres de yaşamazsınız. Uçuşa üç saat kala kapanan online check-in işleminde, dikkat edilmesi gereken en önemli konu, isimlerin ve bilgilerin sisteme doğru girilmiş olmasıdır. Harf hatası veya başka bir eksiklik, uçuşunuza engel olabilir. Hava yolu sistemine, check-in işlemi yapmak üzere girdiğiniz zaman, sistemdeki isimleri ve bilgileri kontrol ettikten sonra işleminize geçmenizde fayda var. Uçak bileti satın aldıktan sonra, online check-in yapabilmeniz için bilet numarası veya PNR numarası girilmelidir. Online biletleriniz ile ilgili tüm işlemlerinizi PNR numaranız ile gerçekleştirebilirsiniz. Online check-in işlemi için sisteme giriş yaptıktan sonra ve bilgileri kontrol ettikten sonra, oturmak istediğiniz koltuğu müsaitliğe göre seçebilirsiniz. Check-in işleminizi tamamladıktan sonra, havalimanında kısa sürede biniş kartınızı alabilirsiniz. Eğer varsa, bagajınızı teslim ettikten sonra uçuşunuzu sırada beklemek yerine, dilediğiniz şekilde değerlendirerek bekleyebilirsiniz. Uçuş kartınızı alırken kimliğe ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Yurt içi uçuşlar için ehliyet, kimlik görevini görmektedir. Yurt dışı uçuşlarda mutlaka kimliğinizi yanınızda bulundurmanız gerekir. Her hava yolunun online check-in kuralları farklılık gösterebilir, bu nedenle biletinizi aldıktan sonra internetten veya hava yollarının çağrı merkezlerinden ihtiyacınız olan bilgileri alıp planlarınızı bu bilgiler doğrultusunda yapanızda fayda var. Uçakbileti. com'un uçuş rehberi sayesinde online check-in gibi çok sorun yaşanan konularda kendinizi aydınlatabilir, uçuş öncesi bilmeniz gerekenleri öğrenebilirsiniz. Gerçekten faydalı bir rehber olmuş. Maalesef halen online check in yapmadığı için uçağını kaçıran yolculara sıkça rastlıyoruz. Özellikle belli bir yaşın üstündeki yolcular için o kadar da kolay değil. Onlara özel check in servisleri geliştirmekte fayda var."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ortadoguda-vizesiz-seyahatte-onde-olan-ulke-kuveyt", "text": "Ortadoğu ülkeleri arasında dünyada en rahat seyahat eden ülkenin Kuveyt olduğu bildirildi. Bu Körfez ülkesinin vatandaşları pasaportlarıyla dünyada 77 ülkeye vizesiz giriş yapabiliyor. Uluslararası rezidans ve vatandaşlık danışmanlık şirketi Henley & Partners tarafından 2006 yılından bu yana yayınlanan endekse göre 2013'te Kuveyt dünyada 52. sırada gelirken diğer Körfez ülkesi Birleşik Arap Emirlikleri 56. oldu. BAE'nin 27 Schengen ülkesine vizesiz giriş hakkı için Avrupa Birliği kararını beklediği ve benzer şekilde İngiltere'nin de BAE vatandaşlarına vize uygulamasını kaldırmasının beklendiği ifade edildi. İkisinin de gerçekleşmesi durumunda Emirlikler endekste ilk 40 sıraya çıkmış olacak. Yine Körfez bölgesinden Katar, 71 ülkeye vizesiz seyahat ile 57. sırada yer alırken Bahreyn 59., Suudi Arabistan 64'üncü ve Umman 65. geldi. Sıralamada ilk sırada 173 ülkeye vizesiz seyahat hakkı bulunan Finlandiya, İsveç ve Birleşik Krallık yer aldı. 172 ülke hakkı ile ikinci sırada Danimarka, Almanya, Lüksemburg ve Amerika Birleşik Devletleri geldi. 171 ülke ile üçüncü sıraya Belçika, İtalya ve Hollanda yerleşti. Listenin sonunda ise dünyada sadece 28 ülkeye seyahat edebilen Afganistan ve 31 ülkeye vizesiz giriş yapabilen Irak vatandaşları yer aldı. Benzer şekilde en çok vize uygulamasına tabi bırakılan ülkeler Pakistan, Somali, Eritre, Filistin, Nepal, Kosova, Lübnan, Sri Lanka ve Sudan oldu."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/otelzde-erken-rezervasyon-firsatlari-devam-ediyor", "text": "Denizin ve güneşin tadını çıkarabileceğiniz keyifli bir tatil için sizin de bu yaz tatil seçenekleriniz arasında Antalya otelleri yer alabilir. Akdeniz'in göz bebeği Antalya'da bulunan oteller arasında bir seçim yapabilmeniz ve tatil fırsatları araştırabilmeniz için online otel satışı yapan Otelz. com oldukça zengin seçenekler sunuyor. Otelz'de devam eden erken rezervasyon fırsatlarından faydalanarak çok daha uygun fiyata hayalinizdeki tatile kavuşabilirsiniz. Side merkeze 4 km, Manavgat'a 18 km, Antalya Havalimanı'na 55 km mesafede bulunan tesis Çolaklı mevkiinde yer alıyor. Her türlü rahat ve konforu yaşayabileceğiniz odalarında merkezi klima, dizüstü bilgisayarlara uygun kasa, LCD televizyonda uydu yayını ve müzik, mini bar, ücretsiz Wi-Fi ve fön makinesi bulunuyor. Tesisde faydalanabileceğiniz ultra her şey dahil konaklamalar, akşam yemeği ile başlıyor ve çıkış günü öğlen yemeği ile son buluyor. Sabah, öğle ve akşam açık büfe yemeklerin yanı sıra tesisin belirlediği markalar dahilinde bazı yerli alkollü ve alkolsüz içecekler lobi barda 24 saat, bazı yabancı içecekler ise 01.00-10.00 saatleri arası ücretsiz alınabiliyor. A la Carte restoranlardan, 18.00-21.00 saatleri arası rezervasyon yaptırmak kaydıyla konaklama boyunca bir kez ücretsiz olarak faydalanabiliyorsunuz. Tesis denize sıfır konumda bulunuyor. Mavi bayraklı, ince kumlu plajında denizin ve güneşin tadını çıkarabilir, değişik boylarda havuzlarında yüzmeye doyabilirsiniz. Gün boyu yapılan animasyonlarda ve akşam şovlarında eğlenceli anlar yaşayabilir, geceleri belirlenen bazı günlerde canlı müzik dinleyerek ve diskoda dans ederek vakit geçirebilirsiniz. Tam donanımlı Spa sağlık ve güzellik bölümü ile misafirlerine eşsiz bir hizmet sunuyor. Tesisin bu bölümünde hamam, sauna, buhar odası ve masaj hizmetlerinden faydalanabilir, bedeninizi dinlendirebilirsiniz. Akdenizin en güzel koylarından Alanya'da konumlanmış olan ve Akdeniz ile Toros dağlarının birleştiği yerde bulunan tesis, Antalya'ya 98 km, Alanya'ya 22 km, Antalya havaalanına 98 km, Gazipaşa havaalanına 69 km uzaklıkta bulunuyor. Odaların çoğu deniz manzaralı olmakla birlikte, balkona açılan odalarında klima, kasa mini bar ve düz ekran uydu televizyon mevcut. Ultra her şey dahil konseptiyle hizmet veren tesisin ana açık büfe restoranında, beş alakart restoranında ve snack barında çeşitli yemek ve içkilerin tadını çıkarabilir, sekiz barda servis edilen ücretsiz alkollü ve alkolsüz içkilerden faydalanabilirsiniz. Alakart restoranlar arasında bulunan deniz mahsülü, biftek, Osmanlı ve İtalyan restoranlarından biri sizin de zevkinize hitap edebilir. Deniz manzaralı havuzlarında yüzmenin tadına doyabilir, 70 m uzunluğundaki kum plajı ve iskelesinde gün boyu keyifli vakit geçirebilirsiniz. Kapalı havuzun keyfini çıkarabilir, Spa merkezinde bulunan sauna, masaj odaları, hidro masajlı küvet, hamam hizmetlerinden faydalanarak dinlenebilir ve rahatlayabilirsiniz. Tesiste bulunan bilardo, masa tenisi, dart, bisiklet, dalış ve su sporları gibi çeşitli aktivitelerle ilgilenebilir, gece ise dans gösterileri ve şovlar izleyerek keyifli zaman geçirebilirsiniz. Belek merkeze 600 m, Antalya Havalimanı'na 35 km ve Antalya şehir merkezine 45 km mesafede bulanan tesis İskele mevkisinde yer alıyor. 465 odası bulunan tesiste ultra her şey dahil hizmet veriliyor. Sabah, öğle ve akşam açık büfe yemekler ücretsiz. Tesisin belirlemiş olduğu markalar dahilinde yerli alkollü, alkolsüz ve bazı yabancı içecekler 24 saat ücretsiz. Türk ve BBQ a la carte restoranlarda rezervasyon yaptırarak ücretsiz yararlanabiliyorsunuz. Çin ve İtalyan A la Carte restoranlar ise rezervasyonlu olmakla birlikte kuver ücretli. On adet futbol sahası bulunan otel amatör ve profesyonel futbol takımlarını da ağırlıyor. Açık yüzme havuzu, kapalı yüzme havuzu, su kaydırağı havuz sevenlerin tesisteki en uğrak yerlerinden biri olabilir. Sadece havuzla yetinmeyenler ya da deniz tutkunları denize sıfır konumda bulunan tesisin 300 m uzunluğundaki plajında denize doyamayacaklar. Gündüz yapılan çeşitli spor aktiviteleri sayesinde hiç sıkılmayacaksınız. Akşam yapılan çeşitli şovlar ile eğlenebilir, haftanın 6 günü yapılan canlı müzik eşliğinde içeceklerinizi yudumlarken keyifli anlar yaşayabilirsiniz. Tesisin Spa bölümünde bulunan kapalı havuz, sauna ve hamamdan faydalanabilir, yaptıracağınız masaj ile bedeninizi tazeleyebilirsiniz. Tesiste çocuklu misafirleri de düşünmüş. Oyun parkında ve 4-12 yaş çocuklar için bulunan mini club da çocuklarınız da eğlenceli vakit geçirebilir. Ayrıca 13-15 yaş arası çocuklar için de junior club var."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/oyuncak-geminin-dunya-turu", "text": "İskoçya'da yaşayan 5 ve 8 yaşındaki iki kardeşin oyuncak gemisi geçtiğimiz yıl mart ayından beri denizleri ve okyanusları aşarak dünya turu gerçekleştiriyor. 8 yaşındaki Ollie ve 5 yaşındaki Harry, babalarından da yardım alarak dışını kuvvetlendirdikleri ve ağırlık merkezini değiştirdikleri gemiyi açık denizlere dayanıklı hale getirdi. Minik gemiye \"Adventure\" ismini koydular. Kardeşlerin projesini çok beğenen bir uydu takip şirketi de minyatür gemiye GPS cihazı taktı. İçine \"Gemiyi bulanlar, lütfen Macera'yı tekrar denize bıraksın\" mesajının da konulduğu geminin ilk durağı Danimarka, sonra Norveç ve İsveç oldu. Burada gemiyi bulanlar Macera'nın fotoğraflarını çekip sosyal medyadan paylaştı. Macera'yı daha sonra Norveçli denizciler buldu. Ferguson ailesi, gemiyi takip etmek için bir Facebook sayfası açtı. GPS verilerine göre Macera, Christian Radich isimli gemiyle birlikte Venezüella ile Surinam'ın arasında bulunan Güney Amerika ülkesi Guyana'nın açıklarına kadar geldi. Ollie ve Harry'nin babası MacNeill Ferguson, \"Çocuklar bilgisayardan sürekli geminin yerini takip ediyor\" dedi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/pasaport-tanzim-yetkisi-emniyetten-sivil-otoriteye-geciyor", "text": "Pasaport işlemlerinin polisten alınarak sivil otoriteye devredilmesi projesinde somut adım atıldı. Hazırlanan kanun tasarısıyla pasaport tanzim yetkisi Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'ne geçecek. İçişleri Bakanlığı'nın 5682 Sayılı Pasaport Kanunu'nda yaptığı değişiklik ile pasaport işlemlerinden artık Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü sorumlu olacak. Devir süreci bir yılda tamamlanacak. Devre kadar emniyet pasaport vermeyi sürdürecek. En önemli değişiklik kamu görevlilerine verilen hizmet pasaportu sürelerinde yapıldı. Bugüne kadar en fazla 6 aylık verilen hizmet pasaportu süreleri yeşil pasaportlar gibi 5 yıl geçerli olacak. Ancak, görev süresince kullanılabilecek. Buna gerekçe olarak özellikle milli sporcuların yaşadığı sorunlar gösterildi. İçişleri Bakanlığı'nca genel güvenlik açısından \"sakıncalı\" görüldüğü için yurtdışına çıkış yasağı konulan \"tahditli\" kişilere de istisnai hallerde pasaport verilebilecek. Yeni düzenleme ile haklarında mahkemelerce yasak kararı olmayanlar İçişleri Bakanı'nın teklifi ve Başbakan'ın onayı ile pasaport ya da seyahat belgesine kavuşabilecek."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/rusya-turklere-vizesiz-seyahati-askiya-aldi", "text": "Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye ile vizesiz seyahat anlaşmasını 1 Ocak itibarıyla askıya aldıklarını açıkladı. Lavrov, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile Moskova'da gerçekleştirdiği görüşme sırasında son günlerde gerilen Türkiye-Rusya ilişkilerine dair açıklamada bulundu. Rusya Dışişleri Bakanı, iki ülke arasında uygulanan vizesiz seyahat uygulamasının 1 Ocak'tan itibaren durdurulacağını söyledi. DHA'nın haberine göre, Lavrov, Rusya'nın tek taraflı olarak vize uygulamasını askıya almasının sebebini, \"Türkiye'de gerçek bir terör tehlikesinin bulunması\" diye ifade etti. Rusya Dışişleri Bakanı, Türkiye'den gelen tehdidin \"hayali olmadığını\" söyledi ve \"Aksine, bu tehlikeler çok ama çok gerçek. Ve bunu, sorumluluğunu tamamen alarak söylüyoruz\" dedi. Rusya ile Türkiye arasında 2010'da imzalanan anlaşmayla karşılıklı olarak vize uygulaması kaldırılmıştı. İki ülke vatandaşları 90 gün içinde 30 günü geçmeyen seyahatlerinde vize almadan giriş yapabiliyordu. Dönemin Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, Türkiye ile Rusya arasında turistik vizenin kaldırılmasını \"tarihi bir anlaşma\" olarak tanımlamıştı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/rusyali-gezgin-pasifik-okyanusunu-fethediyor", "text": "Meşhur Rusyalı gezgin Fedor Konühov Pasifik Okyanusunda tek başına kürekli sandal ile sürdürdüğü seyahatta geriye saymaya başladı. Konühov bir bağlantı seansı sırasında şunu bildirdi: 140 derece Batı boylamını geçtim. Şimdi güvenle diyebilirim ki sandalla Pasifik seyahatının ekvatorunu geçtim. Avustralya'ya kadar Şili'ye kadarki yoldan daha kısa bir yol kalıyor. Seyahatin son noktası Avustralya'nın Brisben kentine kadar geçilen yoldan daha kısa bir yol kaldı. Pasifik okyanusunun kıyısız kısmı arkada kaldı. Fedor Konühov'un bildirdiğine göre bu yolda ne adalara, ne atollara, ne de resiflere raslamadı. Şimdi sakin yaşam son buluyor. Adalar yakınında sandalın dalga ile süreklenip kıyıya çıkarılmasını önlemek gerek. Kürekli sandal az derecede yönetilebilir. Şiddetli rüzgar sandalı resimlere çıkarabilir. Şimdilik Kuzey'den Güneye doğru hareket eden Kofi siklonu var. Bu siklon gezginin yolunu kesecek ama şimdilik bin mil ötede bulunuyor. Bu da söz konusu bölgede siklonların var olduğunu gösteriyor. Güvenlik için başlıca tehlike de, budur. Çünkü siklonların merkezinde rüzgar saatte 100 kilometre hızı ile esiyor. Bu da, kürekli sandal şöyle dursun her çeşit gemi için bile çok büyük hızdır. Seyahatın organizatörleri hava tahmin raporlarını dikkatle izliyorlar. Kofi siklonu veya başka bir siklon çok kısa mesafeye yaklaşırsa Fedor Konühov hemen bu hususta bilgilendirilecek. Ve \"Turgoyak\" sandalı hareketi durdurarak birkaç gün için demir atmak zorunda kalacak. Ekstremal koşullarda seyahat etmeyi seven Konühov bu seyahat sırasında pekçok güçlükler yaşadı. Söz konusu yalnız havanın kaprisleri, okyanus dalgaları veya denizanası sokması değil. Şubat ayının başlarında gezgin tayınını azaltmak zorunda kaldı. O zaman 200 günlük seyahat için sağlanan gıdaların yeter olup olmıyacağını belirlemek zordu. Balık avına bağlanan umutlar boşa çıktı. Fedor Konühov yalnız bir kez bir kalamar tutabildi. Ve bir kez uçar balık sandalına sıçradı. Konühov, meşhur gezgin Tur Heyerdal'ın vakti ile bu bölgede günde 5-7'şer köpekbalığı avladığına ve salına sıçramış ton balığı ve uçarbalıklar sepetlerle topladığına zor inanıyor. Gezgin yazdığı günlükte şu yazıyı bıraktı: 80 derece Batı boylamından 120 derece Batı boylamına kadar Pasifiğin Güney kısmının canlı varlıklar açısından tamamen ıssız bir bölge olduğu kanısına vardım, Tur Heyerdal'ın 1947-de tanık olduğu durum ile 2014-te gördüğüm gerçek arasında işte böyle farklılık var. Okyanusun değişmesi için bir insan ömrü yeter oldu. Zoraki pehriz semerelerini verdi. Fedor Konühov 5 kilo zayıfladı. Seyahatin organizatörlerine göre seyahat yolunun yarısının geçilmesinden sonra artık gelecek için tahminler yapılabilir. Açıktır ki seyahat planlandığından daha büyük hızla gerçekleşiyor. Bunun için Konühov olası açlıktan düşünmeden gıda tasarruf etmekten vazgeçebilir. Zaten adalar yakınında daha büyük miktarda balıklara raslanacak. Geçenlerde Konühov sandalının çevresinde ilk kez yüzgeçler gördü. Yerli köpekbalıkları kendisine konuk geldi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/rusyaya-vize-serbestisi-once-is-adamlarina", "text": "Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Aleksey Ulyukayev, Türk vatandaşlarının Rusya'ya vizesiz rejimle seyahat edebilmesi için henüz erken olduğunu, fakat iş adamlarına vize serbestisi getirilebileceğini söyledi. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile bir araya gelen Ulyukayev, görüşmenin ardından Türk-Rus ilişkilerine dair açıklamalarda bulundu. Ulyukayev, \"Tamamen vizesiz rejime geçmek çok zor, çünkü, yaşanan son terör saldırıları da dahil olmak üzere Türkiye'de terörle ilgili sorunlar var. Topraklarımıza risk ihracatı yapılmasını istemeyiz. Ciddi olarak müzakere edebileceğimiz tek konu iş adamları için vizesiz rejim. Bu da kolay bir konu değil, fakat bunu değerlendirmeye hazırız.\" şeklinde konuştu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu Eylül ayı sonunda gerçekleştirdiği Moskova ziyaretinde Rusya ile vizesiz rejimin yeniden başlamasını teklif etmiş, Rusya Ekonomi Bakan Yardımcısı Aleksey Lihaçev ise Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanlığı'nın iş adamlarına vize serbestisi getirilmesi için Rusya Dışişleri Bakanlığına müracaatta bulunacağını ifade etmişti."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/sakiz-adasina-vize-cesmeden-alinabilecek", "text": "Güneş ATAGÖZ/ÇEŞME, - İZMİR'in Çeşme ilçesinden Yunanistan'ın Sakız Adası'na gidebilmek için gereken vize işlemlerinin artık ilçede yapılabileceği bildirildi. Sakız Adası'na gidebilmek için gereken vize, artık Çeşme'de alınabilecek. Vize işlemlerini yapan VFS Global Gateway Management, Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası'nda kendileri için ayrılan özel bölümde vize işlemlerini yapmaya başladı. Vize işlemlerinin Çeşme'de yapılmaya başlanması nedeniyle, Yunanistan İzmir Başkonsolusu Argyro Papoulia, Çeşme Belediye Başkanı CHP'li Muhittin Dalgıç, Sakız Belediyesi Turizmden Sorumlu Meclis Üyesi Dimitris Karalis, VFS Global Gateway Management Türkiye Müdürü Sertan Aslantürk, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu, Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Osman Köfüncü, Çeşme Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Hakkı Kocakara, Çeşme Alper Çizgenakat Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Atıl Birol, İzmir'in bazı ilçelerinden gelen oda başkanları ve Çeşme Sakız adası arasında ulaşımı sağlayan şirketlerin temsilcilerinin katılımıyla bir kokteyl verildi. Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Osman Köfüncü'nün oda binasında verdiği kokteylde konuşan Yunanistan İzmir Başkonsolosu Argyro Papoulia, 30 Eylül'e kadar olan 6 aylık dönem için Çeşme, Kuşadası ve Ayvalık'ta 3 yeni vize merkezinin faaliyete geçtiğini açıklayarak, \"Bu 3 bölge, Yunanistan İzmir Başkonsolosluğu yetki alanının içerisindedir. Bu nedenle, turizm ve ticaret alanındaki ilişkiler daha da güçlenecek ve Ege'nin iki komşu tarafı birbirine daha da yakınlaşacaktır. Bugün faaliyete geçen Çeşme'deki vize merkezi, Çeşme ve Alaçatı sakinlerine ve bu bölgelerde, Çeşme Belediyesi'nin daha geniş alanında evleri olanlara vize başvurusu yapmakta kolaylık sağlayacaktır. 2017 yılında, 85 bin Türk vatandaşı Sakız'a seyahat etmiştir. Binlerce Yunan vatandaşı da Sakız'dan Çeşme'ye olan 8 deniz millik istikamette yolculuk yapmıştır. Bu fırsatla, hedefimizin Sakız ve Çeşme'nin ortak bir turistik destinasyon olması gerektiğini özellikle belirtmek isterim. Bu yaz Latin Amerika'dan neredeyse 10 bin kişinin Çeşme ve Sakız'ı ziyaret edeceği öngörülmektedir. Bu da böylesi bir işbirliğinin güzel bir örneğidir. Ancak, ticaret ve turizmin sadece rakamlar olmadığını vurgulamak isterim. Ticaret ve turizm iki halkı birbirine daha da yakınlaştıracaktır. Bu da belki en önemli konudur\" diye konuştu. Çeşme Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç da yaptığı konuşmada, her iki komşunun da aynı düşünce ile çalıştığına inandığını vurgulayarak, \"Çeşme'de vize verme işlemlerinin başlatılmasına katkı koyan herkese teşekkür ediyoruz. Bu vesile ile Yunanistan Başkonsolosu Argyro Papoulia'ya Çeşme'ye 'Hoşgeldiniz' diyorum. Ayrıca kendisini, 5-8 Nisan tarihleri arasında düzenleyeceğimiz 9. Alaçatı Ot Festivali'ne davet ediyor ve kendilerini festivalimizde görmekten gurur duyacağımızı belirtmek istiyorum\" diyerek festival davetiyesini verdi. İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu da kokteylde bir konuşma yaparak, \"Amacımız, daha çok insanın karşılıklı olarak birbirlerine seyahatini gerçekleştirmek, aynı zamanda da ticareti daha da arttırmak\" dedi. Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Osman Köfüncü de vize işlemleri için Esnaf Odası'nda yer ayırmaktan duyduğu mutluluğu belirterek, \"Merdivenleri basamak basamak çıkarken, iki ülke arasındaki ticareti geliştirme açısından daha faydalı olacağını da düşünüyorum. Alaçatı Ot Festivali'ne de değerli misafirlerimizin geleceğini umuyoruz. Bundan sonra da her iki ülkenin insanının el ele yürüyeceğini düşünüyoruz\" dedi. Osman Köfüncü, Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası'nda gerçekleşen kokteylin ardından konuklara bir yemek verdi. Öte yandan Çeşme- Sakız Adası arasında taşımacılık hizmeti veren feribot şirketinin yönetim kurulu başkanı Nezihe Ertürk ve Genel Müdürü Serkan Çolak bir açıklama yaparak, \"Vize işlemlerinin Çeşme'de gerçekleşmesi, Çeşme'de yaşayan ve buradan Sakız Adası'na gitmek isteyenler için büyük kolaylık sağlayacak. Bunun acenteler için de kazanç olacağını düşünüyoruz. Vize evrakını İzmir'e götürmek yerine buraya teslim edeceğiz\" dedi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/seker-bayraminda-new-yorkta-yapacaginiz-10-sey", "text": "Amerika'nın en kalabalık şehri olan New York'ta sanat, tarih ve eğlence dolu bir bayram geçirmek için yurt dışı turları arasından New York'u seçebilirsiniz. New York gezinizde yapacağınız 10 güzel aktiviteyi sizler için bir araya getirdik. Şehrin gürültüsü ve karmaşasından uzaklaşacağınız parkta, banklarda oturup nehir manzarasını seyredebilir, parkta küçük bir gezinti yaparak huzur bulabilirsiniz. 2. Manhattan'da bulunan dünyaca ünlü Times Square 'na çıkın. Her daim kalabalık olan New York'un bu ünlü meydanı kültürel çeşitliliğin görülebileceği en iyi yerdir. Her yılbaşı milyonlarca insanın buluştuğu meydanda havai fişek gösterileri eşliğinde yeni yıl kutlamaları yapılmaktadır. Çok sayıda sokak sanatçısı ve galerilerin bulunduğu bölgede sokak ressamlarının çalışmalarına ve önemli sanat eserlerini görebilirsiniz. Manhattan'da bulunan ve tamamı yapay olarak dizayn edilmiş Central Park, içerisinde bulunan birçok gölet, hayvanat bahçesi, oyun alanları, botanik parkı ile son derece renkli ve etkileyici bir yer. Yürüyüş-bisiklet parkurlarının bulunduğu parkta keyifli bir yürüyüşe çıkabilir, bisikletle turlayabilirsiniz. Açık hava tiyatrosunun da yer aldığı parkta çeşitli konserler ve tiyatro gösterilerini izleyebilirsiniz. Çin Mahallesi, Küçük İtalya ve Harlem gibi bölgelerde o ülkelerin geleneklerini yakından tanıyıp bölgelere özgü lezzetleri tadabilirsiniz. 381 metre yüksekliğinde 101 katlı olan bu binaya çıkıp şehrin mükemmel manzarasını yukardan seyretmenin keyfine varabilirsiniz. Ancak yalnızca 86. katına kadar çıkılabiliyor. New Yorkluların uğrak noktası olan parkta, restore edilmiş tren yolu boyunca yürüyerek şehrin mimarisine ve sokak yaşamına tanıklık edebilirsiniz. Mevsime göre değişik bitkilerin bulunduğu parkta doğayla baş başa huzur dolu dakikalar sizi bekliyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/serdar-kilic-kimdir", "text": "Henüz 12 yaşında iken dedesi ile birlikte kurt izlerini takip etmeye başladı, hikayelerini dinledi, nerede ve nasıl yaşadıklarını öğrenmeye başladı. Kurtlar hakkında bir çok kitap ve makale okudu, belgesel ve filmler izledi. Spor kariyeri devam ederken hep bir ayağı doğadaydı, hayatının neredeyse üçte birini doğada geçirdi. Doğayı ve toprağı tanıdıkça onu daha da sevdi. Üzerine basmaya bile kıyamadığını söyler. 20'li yaşların sonunda \"Wolftrack\" şirketini kurdu, 2008 yılı sonuna kadar 8.000'in üzerinde orta ve üst düzey çalışana; liderlik, grup dinamikleri, iletişim ve motivasyon ağırlıklı eğitimler verdi. 2000 senesinde Türkiye'deki ilk 8-16 yaş çocuklar için 'Serüven ve Doğa Sporları Kampı'nı kurdu. ODTÜ Jeoloji Mühendisliği'nde eğitimine devam ederken Beden Eğitimi ve Spor Bölümüne geçerek 1995 yılında mezun oldu. Spor Organizasyonu ve Yönetimi üzerine yüksek lisans yaptı. Egzersiz Fizyolojisi, Sporcu Beslenmesi ve Sağlığı konularında eğitim ve sertifikalı eğitimlerini tamamladı. 1976-1979 Mukavemet kayağı \"Cross Country\" kayak eğitimi aldı ve hala ilgilenmekte. 1980-1989 Temel Hayatta Kalma Eğitimleri, Kampçılık ve İzcilik Faaliyetlerinde bulundu. 1990-1991 Temel Dağcılık Eğitimleri gördü ve o yıldan beri yurt içinde ve yurt dışında bir çok tırmanış gerçekleştirdi. -Türkiye' de; Kaçkarlar birçok kez yaz-kış tırmanışı, Demirkazık, Kaldı, Alaca, Medetsiz, Ilgaz, Ağrı, Erciyes, Sultandağı, Dedegöl Işık Dağı, Köroğlu, Soğanlı dağları, Spil dağı, Mercan Dağları -Yurt Dışında; Mt. Kinabalu, Mt Cook, Mt Tronador, Mt Tubkal, Elbruz, Alpamayo (Peru, Tien Shan, Fitz Roy, Denali. Dağ Bisikleti, Heli-Kayak, Kaya ve Buz Tırmanışı, Mukavement Binicilik, İz Takibi konularında eğitimli ve deneyimli. Bröveli İlk Yardım ve Cankurtarma Eğitimi. Doğa sporları, Doğada Arama Kurtarma ve Dağcılık eğitimlerini ve katıldığı sertifika programlarını üstün başarı ile tamamladı. Bunlardan en önemlisi, ilk defa bir Türk katılımcıya verilen, \"First Special Response Group\"tan aldığı sertifikadır (EK.1). Eğitimden 1 yıl sonra, üstelik eğitmen olarak bu gruba çağrıldı. Sonrasında 477 saatlik bir arama kurtarma eğitimi daha aldı. Türk Spor tarihinde İlk defa yeni bir spor branşında Türkiye'yi temsil eden kişi olarak Türk spor tarihine geçti. Camel Trophy '98; İsveç Ostersund'da, 20 Ülke sporcuları arasında fiziksel etaplar ve navigasyon şampiyonu oldu. 1994 senesinde Üniversitelerarası Grekoromen Güreş Şampiyonası'nda +90 kiloda üçüncülük elde etti. 400m Sprint Koşu Türkiye 3. lüğü, Basketbol Üniversite şampiyonlukları, salon ergometre birincilikleri, kano ve rafting şampiyonlukları bulunmakta. Kurum içi takım çalışması ve kurum sadakati amaçlı ve 5 yıldır geniş katılımla devam eden kurumsal basketbol ligi Business League'yi kurdu. Gore-Tex Test ve ürün geliştirme maksatlı Güney Kutup dairesinde 21 gün -60 C de yaşadı. Serdar Kılıç 2011 yılında \"Modern Evliya Çelebi\" Ödülünü aldı. Serdar Kılıç 2012 yılında Esquire Dergisi tarafından düzenlenen anket sonucunda \"Yılın En Güvenilir Erkeği\" seçildi. Serdar Kılıç 2012 yılında, Afyonkarahisar Gelişim Platformu Derneği tarafından düzenlenen, \"Uluslararası Afyonkarahisar Buluşmaları\" organizasyonun da Serdar Kılıç, \"En Marka Yüz\" ödülüne layık görüldü. Serdar Kılıç 2013 yılında Yeni Yüzyıl Üniversitesinin düzenlediği \" Yeni Yüzyılın İletişim Ödülleri \" organizasyonunda \"Doğada Tek Başına Dağ Evi\" programıyla en iyi belgesel ödülü aldı. Serdar Kılıç 2013 yılında yeni tv programı \"Doğadaki İnsan\" ile TRT kanallarında yayın hayatına devam ediyor. Gençlerin gelişimi ve sosyal sorumluluk projeleri ile ilgilenmekte. Bunlar; Turkcell ile birlikte gerçekleştirilen, Afyon ili İhsaniye ilçesi Yukarı Tandır köyünden 80 çocuğa (12-15 yaş) kampta özgüven eğitimi. NTV ile birlikte, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in de katılımıyla gerçekleştirilen, Van depreminden etkilenen çocukları doğaya yaklaştırmak ve psikolojik destek sağlamak adına düzenlenen eğitim. Halen Bolu'nun Mudurnu ilçesine bağlı Bekdemirler köyünde, doğada hayatta kalma ve özgüven eğitimi verilen campwolftrack devam etmektedir."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/seturdan-club-hotel-turan-prince-worlde-ozel-firsatlar", "text": "Yaz bitmeden güzel bir tatil düşlüyorsanız Setur'un sunduğu son dakika indirimli otellertam size göre. Setur'un Club Hotel Turan Prince World'e özel fırsatlarıyla Side'de rüya gibi bir tatil yapabilirsiniz. Altın kumlu plajı, geniş ve ferah bahçeleri, etkileyici atmosferi, SPA'sı ve daha pek çok güzelliğiyle kalite ve konforu buluşturan Club Turan Prince World, misafirlerine keyifli bir tatilin kapılarını açıyor. Antalya Manavgat / Kızılağaç Mevkii'nde yer alan tesis 150.000m2 alan üzerine kurulu, eşsiz bir tatil köyüdür. Denize sıfır mesafede olan tesis, şehir merkezine 12 km., Antalya havalimanına 75 km. uzaklıktadır. Herşey dahil konseptinde hizmet veren otelde sabah, öğle, akşam açık büfe lezzetler ile doyumsuz bir yemek ziyafeti çekerken, yerli alkollü ve alkolsüz içkilerin tadına varabilirsiniz. Meksika ve Çin mutfaklarının seçkin lezzetlerinin sunulduğu otelin A la Carte Restauranlarında ise farklı lezzetler tadarak damak zevkinizi genişletebilirsiniz. Tesisin 300m uzunluğundaki kum plajında, denizin ve güneşin keyfini çıkaracaksınız. 3 adet açık havuz,1 adet çocuk havuzu, 1 adet ısıtmalı kapalı havuz, Aquapark'ta 7 adet çocuk kaydırağı olmak üzere toplam 14 kaydıraklı havuza sahip tesiste havuz severler için de pek çok seçenek mevcut. Club Hotel Turan Prince World çeşitli aktiviteleriyle de sizlere keyifli bir tatil vaat ediyor. Aerobik, dart, tenis, langırt, mini golf, plaj voleybolu gibi sportif aktivitelerle hoşça vakit geçirebilir, banana, jet ski, kano, su altı dalış gibi su sporlarıyla eğlenceli ve farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. Gündüzleri gerçekleşen animasyonlar ile neşelenirken, geceleri canlı müzik eşliğinde eğlenceli dakikalar geçirebilirsiniz. 04-11 yaş arası çocuklara özel aktivitelerin yer aldığı otelde, çocuklarınızın mutluluğu için de her detay düşünülmüş. Animatör eşliğinde günü belirli saatlerinde hizmet veren Mini Club'ta çocuğunuz hiç sıkılmadan keyifli anlar geçirebilecek. Otelin sunduğu Lunapark, çocuk kulübü, çocuk büfesi, çocuk Havuz aktivitesi ve oyun bahçesi gibi çeşitli alternatiflerle tatil boyunca çocuğunuzun yüzünden gülümseme eksik olmayacak. Çocuğunuz oyun alanında eğlenirken, siz de kendinize bir güzellik yapıp otelin Spa merkezinde Buhar Banyosu, Sauna veya Türk Hamamı'na girerek rahatlayabilir, dinlendirici bir masaj ile bedeninizi rahatlatabilirsiniz. Setur'un Club Hotel Turan Prince World'e özel inanılmaz indirimiyle hayalinizdeki tatili gerçeğe dönüştürebilirsiniz. Setur'un birbirinden avantajlı diğer tatil fırsatları için Setur Web sitesini ziyaret etmeyi unutmayın."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/seyahat-etmek-bir-luks-degil-ihtiyac", "text": "İspanya'dan yola çıkan ve 5 yıl boyunca Vespa'sıyla 'etrafı gezmeye' karar veren Carlos Riquelme'nin yolu istanbul'a da düştü. Hem Vespa'sının bakımını İstinye'deki Ferco Motor Genel Merkezi'nde yaptırdı hem de Sultanahmet'te çıkıp şehrin en güzel camilerinin fotoğraflarını çekti. Biz de kendisine birkaç soru sorarak yolculuğuna yarenlik ettik. Maalesef İstanbul'da çok fazla otomobil var. Olimpik oyunlar öncesi Barselona'daki kaotik trafiği hatırlıyorum da o günden sonra trafiğe daha akıcı seçenekler bulunmuştu. Bugün şehrimizde motosiklet bolluğu var. Bizim için Olimpiyatlar bir kırılma noktası olmuştu. Her şey otomobil sürücülerinin motor sürücülerine biraz daha saygı göstermesi, gerisi ardından gelir. Tabii insanların otomobillerini motosikletlerle de değiştirmesi gerek. Vespa ile dünya turu atan tek deli ben değilim. Santiago Guillen ve Antonio Veciana adındaki 2 İspanyol, çıktıkları dünya turunu 79 günde tamamlamışlardı. Vespa seçmelerinin nedeni mekanik olarak güvenilir olması ve basitliğiydi. Benim kişisel yükümlülüklerim var. O nedenle bu seyahati parça parça yapmak zorunda kaldım. Geçen yaz Madrid'de başladım. 4 hafta boyunca Madrid'den Nordkapp ve Varşova'ya 8 bin kilometre yol yaptım. Birinci bölümün sonunda Vespa'm Polonya'daki bir Piaggio satıcısında 9 ay durdu. 13 Nisan'da Varşova ve İstanbul arasındaki ikinci bölüme başladım. Sadece 4 günde 2 bin kilometre yol yaptım. 'La Negra' , 2014 yazında olacak İstanbul-Tahran bölümüne kadar, Ferco Motor Genel Merkezinde kalacak. Bu seyahat inanıyorum ki toplamda 5 yıl sürecek. Bu gerçekten de çok düşük maliyetli bir seyahat. Benim Vespa 200'üm 100 kilometrede 3 litre yakıyor. Genellikle de pansiyonlarda, kamp alanlarında ve misafirhanelerde konaklıyorum. Tahminlerime göre bu proje toplamda 7 bin euro tutacak. Başka ülke insanlarının davranış biçimlerini görmek ve onlarla ortak bir noktada anlaşabilmek tam anlamıyla kişisel gelişimi beraberinde getiriyor. Bu yerküreye ait olduğunu bir kez daha anlıyorsun. Ve insanların koşturmalarına bir gün ara verip neler oluyor başka yerlerde diye bakmaları gerek. Bence bu ihtiyaç."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/seyahat-etmek-istediginizde-duyduklariniza-kulak-asmayin", "text": "Bir kez daha seyahat etmek istediğim anda hep aynı laflar. Her zamanki gibi bu sefer de çevremdekilerin bir kısmından \"harika!\" tepkiler almaktayım. Ne zaman sırtıma çantayı alıp Dünya'nın bir ucunda son bulacak seyahate çıkmak istesem hep aynı tepkilerle karşılaşıyorum. Tahmin edeceğiniz üzere bu tepkiler çoğunlukla yapıcı olmaktan çok uzaktalar. Anlayamadığım bir sebeple insanlar uzun süreli veya macera dolu seyahat etmek isteyenleri engellemeyi görev biliyorlar. Yine de seyahate çıkmak başka bir şey, tatil yapmak bambaşka. Bunun çok farklı olduğunu bilenler laflara pek kulak asmayan, çantasını sırtına alıp yeni yerler keşfetmeye çıkanlardır. İnsanlık tarihi boyunca yeni kıtaları keşfedenler, farklı kültürlerle tanışan, hiç bilmediği yerlere giderek bizlere yol gösterenler en büyük ilham kaynağım oldu. Eğer onlar da çevrenin söylediklerine kulak asmış olsalardı halen Dünya'nın düz bir tepsiden ibaret olduğuna inanıyor olacaktık. Seyahat etmek isteyip, çantanızla yeni yerler keşfetmeye, yeni kültürler tanımaya ve hayatınızın macerasını yaşamaya karar verdiğiniz zaman en yakın arkadaşlarınızdan, dostlarınızdan ve hatta ailenizden göreceğiniz tepkilere hazırlıklı olmalısınız. Sizi çılgın, hayalbaz, deli diye nitelendirir, hayatınızın en büyük hatasını yaptığınıza inandırmaya çalışırlar. Karşılaşacağınız tepkilere şimdiden hazırlıklı olun ve önce kendinize sonra da karşınızda duranlara verecek cevaplarınızı belirleyin. Çok fazla kazandırmayan fakat gerçekten de güzel işlerde çalıştım. Bu doğru, kısa süre içinde girdiğim işlerde hedeflerime hep ulaştım. Şimdiye kadar hiç bir işte çuvallamadım. Kariyer denen modern köleliğe boyun eğmiş olsam kesin müdür, yönetici vs... olabilirdim. Problem de burada başlıyor. Zaten harika işler yapabilmiş, güzel işlerde çalışabilmiş birisi olarak uzun seyahatler boyunca kazandığım deneyim, bilgi birikimi ile eminim istediğim her an iyi bir iş daha bulabilirim. Dünya çalışmak isteyen insanlar için yapılacak işlerle dolu zaten. İyi bir işinizin olması hayatınızın tek ve son seçeneği demek değildir. Hey, eğer bir kere güzel bir işiniz olduysa, bir kez daha güzel bir iş bulma şansınız her zaman vardır. Duruma tersinden de bakabilirsiniz. İyi bir işe sahip olmanız, hayatınız boyunca bu işin iyi olacağı garantisini vermez. Hele ki Dünya'nın içinde bulunduğu saçma ekonomik düzen içinde. Çalıştığım işi bırakıp oldukça düşük bütçeli seyahat etmek birinci hedefim oldu. Bütçemi düşük tutabilmek için zaman zaman gönüllü işlerde çalıştım. Bunlar arasında barmenlik, odun kesmek, tarla bahçe işleri, hostel temizliği gibi pek alakasız işler bulunmakta. Kariyer meraklısı arkadaşlarımın en büyük endişelerinden birisi ise öz geçmişime bu işleri yazmamın pek hoş olmayacağı idi. Hep aynı soru: \"Kariyerin ne olacak?\" Buna verilecek bir kaç cevap her zaman hazırdır. Öte yandan yurtdışına seyahat etmek kafanızda öyle ya da böyle şekillenen kariyer planlarınıza yeni bir yön verebilir. Benim için böyle oldu, eğer evde oturmayı seçseydim asla istediğim, tercih ettiğim yolda ilerlemeyecektim. Bloguma düzenli yazılar yazmaya başladığımda bunun beni gerçekten de mutlu ettiğini farkettim. Böylece daha çok yazı yazmaya başladım. Şimdi de tüm deneyimlerim ve bilgi birikimimi bir kitap yazarak aktarmayı tercih ettim. Bu da beni oldukça mutlu ediyor. Evde oturmuş olsaydım bu noktaya asla ulaşamazdım. Cesur olun, seyahat etmek size deneyimler kazandıracak ve herkesden bir adım önde olmanıza yarayacak. Bedavaya seyahat etmek oldukça zor hatta imkansızdır. Bunun için mutlaka bir birikiminiz olması şarttır. Ve bir kere birikim yapmaya başladığınızda bunu sadece seyahat etmek için harcamanın aptalca olduğu söylenir durur. Evet bir çok gezgin belli bir miktar parasını biriktirir ve bunu yollarda harcar. Eve genelde beş parasız dönülür. Bu doğrudur fakat Dünya'nın sonu da değildir. Uzun bir seyahate çıktığınızda evde yaşadığınızdan daha farklı bir hayat sizi bekliyor olacak. Paranızı çok daha iyi kontrol edebilir ve eğer dikkatli olursanız evde harcadığınızdan çok daha düşük miktarlarla çok güzel günler geçirebilirsiniz. Özellikle gönüllü işler hiç para harcamadan bir kaç ay vakit geçirmenize olanak sağlar. Ayrıca belli yetenekleriniz var ise yolda para kazanmanız da olasıdır. Venezuela'nın yağmur ormanlarında bulunan turistik kampta kaldığım süre boyunca web sitelerini yenilemem karşılığında 1 aylık seyahat masrafımı kazanmıştım. Tabii kampta yaşadığım bedava 2 aylık süreyi de buna eklerseniz hiç para harcamadan 3 ay seyahat ettim diyebilirim. Cebinizdeki bütün parayı bitirene kadar seyahat edip, partilere takılıp, hotellerde gün geçirip eve dönün demiyorum. Ekonomik seyahat etmek hem zorla yaptığınız birikiminizi korur hem de çok daha fazla yerler görmenize, deneyimler kazanmanıza sebep olur. Gönüllü işlerde çalışarak seyahat etmek oldukça keyifli ve kazançlı olabilir. Bu konuda dürüst olmam gerekirse gittiğim yerlerin dilini bilmiyor olmak beni asla endişelendirmedi. Türkiye'de yaşayanların yabancılarla ne kadar kolay iletişim kurduklarını emin olun tüm Dünya biliyor. Göçebe bir kültürün getirisi olduğuna inandığım bu durum seyahatim boyunca bana inanılmaz yardımcı oldu. Yabancı dilde iletişim kurmaktan daha önemlisi insanlarla nasıl iletişim kurmayı bilmenizdir. Biraz pandomim, biraz cesaret ve biraz da ilgi ile anlaşamayacağınız insan yoktur. Bu durumun bir diğer getirisi de seyahat ederken farklı diller öğrenmenizdir. Gittiğiniz her yerde en azından günlük temel kelimeleri öğrenmeye başlayın. Kısa bir süre içinde nasıl da duruma uyum sağladığınızı gördüğünüzde eminim çok şaşıracaksınız. Balkan ülkeleri seyahatim sırasında Sırpça ve Arnavutça'yı köylerdeki insanlarla konuşa konuşa öğrendim. O kadar ki 2 hafta gibi kısa bir sürede derdimi, ihtiyaçlarımı anlatacak kadar yabancı dili öğrenmeyi öğrendim. İletişim kuracağınız her yabancıyı birer öğretmen olarak kabul edin ve gittiğiniz ülkenin dilini konuşmak için çabalamaktan, gerekirse aptalca görünmekten asla çekinmeyin. Seyahat etmek yeni bir dil öğrenmenin en güzel yoludur."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/seyahat-etmenin-en-guzel-yolucouchsurfing", "text": "İnternet üzerinde faaliyet gösteren 3,000,000 den fazla üyesi olan uluslararası bir misafirperverlik servisidir. Üyeler couchsurfing. org web adresini kullanarak seyahatleri sırasında birbirlerine konaklama ya da rehberlik konularında destek olmaktadırlar. CouchSurfing, kendisinden daha önce kurulmuş olan Hospitality Club sitesini geçerek dünyanın en çok üyeli misafirperverlik ağı olmuştur. Couchsurfing, kısa adıyla CS, dünya çapında seyahat eden tatilcilerin, gittikleri ülkelerdeki yerel insanlarla tanışabildiği, yerel kişilerin onları gezdirdiği ve hatta ücretsiz olarak kendi evlerinde ağırladığı bir site. Yurtdışı ve hatta Türkiye içerisinde başka bir şehre seyahat ederken kullanılabilecek bir servis. Yapmanız gereken önce CS'e üye olmak, daha sonra profilinizi resim de ekleyerek eksiksiz olarak doldurmak. Bulunduğunuz şehrin ve ilerde ziyaret etmeyi planladığınız şehirlerin gruplarına üye olabilirsiniz. Daha sonra sizi tanıyan kişilerin eğer sitede var size sizin hakkınızda iyi referanslar yazmalarını isteyin ingilizce olarak. Referans çok önemli, çünkü başka bir ülkeye gideceğiniz zaman oradaki herhangi birisine evinde kalmak ya da sizi gezdirmesi için mesaj attığınızda, size güvenebilmesi açısından öncelikle sizin duvarınıza yazılan referanslara bakıyorlar. Daha sonra site aracılığıyla tanıştığınız kişilere siz de iyi referanslar yazın, onlar da size yazacaktır mutlaka. CS'de ayrıca Ankara, İstanbul gibi şehirlerde haftalık olarak düzenli buluşmalar yapılıyor, oralarda yeni arkadaşlar edinmek mümkün. Oradan tanıştığınız kişilerin de size referans yazmalarını isteyebilirsiniz. Couchsurfing'in toplam üye sayısı dünya genelinde 3 milyon civarında. En fazla üye 600 bin kişiyle Amerika'dan. Türkiye'den ise 50 binden biraz fazla üye mevcut sitede ve dünya genelinde en çok üyeye sahip 12. ülke konumunda. En çok üye 25 bin kişiyle İstanbul'dan. Sonra 5 binden biraz fazla kişiyle Ankara ve 3300 civarında kişiyle İzmir geliyor. Bedava! Bu etkileyici kültürel değişim platformu tamamen ücretsiz. Evinde kaldığınız kişilere bir ödeme yapmanız gerekmiyor. Couchsurfing'i bir yerde bedava kalmak olarak düşünmemeli. Bu mantıkla Couchsurfing'e yaklaşmak oldukça hatalı olur. Belki bedava konaklamayı bir bonus olarak düşünebilirsiniz ama Couchsurfing demek bedava konaklamak demek değildir. Seyahatlerinizi ucuza getirmek için ayrıca mutlaka 2-3 ay öncesinden ucuz uçak bileti araştırması yaparak seyahate çıkın. - Kimseye yalan söylemeyin, sonunda siz zararlı çıkarsınız. - Eğer tek başınıza seyahat eden bir kadınsanız, ev sahibi ararken ilk etapta kadınlara başvurmanız daha güvenli bir yol olacaktır. Erkekler öcüdür demiyorum, ama kadınların evinde kendimi daha rahat hissediyorum. - Sizinle aynı şeylerden hoşlanan kişileri tercih etmeniz daha eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayacaktır. - Fotoğrafı olmayan, ya da fotoğraflarda yüzü net şekilde gözükmeyen kişilerden uzak durun. - Profili boş kişilerden uzak durun. - Size ev adresini vermek istemeyen, sizi kendisinin eve götürmesini teklif eden kişilerden uzak durun. - Profilleri mutlaka baştan sona kadar okuyun. - Ev sahibi ararken, oda paylaşımı ve yatak paylaşımı durumlarını göz ardı etmeyin. Profilini okumadığınız birinin evine gittiğinizde, aynı yatağı paylaşmak durumunda kalabilirsiniz. - Yanınızda her zaman konsolosluğun, ve acil durum telefon numaralarını bulundurun. - Eğer ev sahibinizde herhangi bir şeyden hoşlanmazsanız, ne olduğunu bilmeseniz bile birşey size rahatsızlık veriyorsa evi terkedin. - Her zaman bir B planınız olsun. Genelde 2 tane ev sahibi ile anlaşılıp, en çok anlaşabileceğinizi düşündüğünüz kişinin evine gitmeyi tercih ediniz. Ev sahibinizle tanışıp, kalacağınız yeri gördükten sonra herhangi bir sorun yoksa aynı gün içerisinde de diğer kişiye gelemeyeceğinizi mutlaka haber verin. Ya da gitmeden önce otelleri araştırıp herhangi bir sıkıntı olması durumunda kısa sürede ulaşım sağlayabilirsiniz. - Karşı tarafın profilindeki referansları mutlaka tek tek okuyun. Size onun hakkında önemli ipuçları verecektir. Negatifleri özellikle okuyun. Eğer referanslarda, içti içti sarhoş oldu ondan sonra benimle beraber uyumaya kalktı yazan birisinin evinde kalmayı yine de kabul ediyorsanız sonra başınıza gelenlerden ötürü dert yanmayın. - Ev sahibiniz ya da misafirinizle fiziksel birleşme yaşamayın. Profilinizde \"Mükemmel bir akşam geçirmek için mutlaka 'nin evine gidin anlarsınız ya\" tarzı yazılarla karşılaşmak istemezsiniz. - Adresi onaylanmış, pozitif referansı çok, ve kefili olan kişilere öncelik verin. - Arkadaşınıza, ya da ailenize gittiğiniz yerin adresini, kalacağınız kişinin ismini ve birde fotosunu bırakmayı ihmal etmeyin. - Tüm bunları okuduktan sonra CS çok korkunç birşeymiş gibi gelebilir. Ama bunlar başınıza her zaman gelecek şeyler değil. Bunlar zaten her seyahatinizde dikkat etmeniz gereken noktalar."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/seyahat-sigortalari-buyuyor", "text": "Seyahat sigortaları branşında yılın ilk iki ayında büyüme yüzde 24.2'ye çıkarak 12.1 milyon TL'yi aştı. Yaz ayları hızla yaklaşırken tatil planları da yapılmaya başlandı. Tatilin iyi geçmesi ise olabilecek riskleri güvenceye almaktan geçiyor. Özellikle son yıllarda artan yurtdışı seyahatlerinde sağlık sigortası önemli ve zorunlu bir ihtiyaç olarak dikkat çekerken, aynı şekilde yurtiçi tatillerde de sigorta zorunlu olmasa da her geçen gün hızla yaygınlaşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2012'de 6 milyon 273 bin 993 olan yurt dışına çıkan vatandaşlarımızın sayısı 2013'te yüzde 27.7 oranında bir artışla 8 milyon 11 bin 654'e yükseldi. Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre ise seyahat sağlık sigortaları branşında prim büyümesi her yıl büyümeye devam ediyor. 2013 yılında söz konusu branşta yüzde 20'lik bir büyüme ile 52.1 milyon TL prim üretilirken, yılın ilk iki ayında ise büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24.2'ye çıkarak 12.1 milyon TL'yi aştı.2010 yılında söz konusu sigortaya gösterilen ilgi 374 bin 906 iken 2013 yılı sonunda sigortalı sayısı 1 milyon 407 bin 445'e ulaştı. Bu trend göz alındığında DÜNYA Gazetesi olarak söz konusu ürünlerin faydaları ve gelişimini masaya yatırarak sektör temsilcilerinin görüşlerine yer vermek istedik. Sektör temsilcileri son 5 yıl itibariyle seyahat sigortaları satışlarında artan bir grafik sergilendiğinin altını çizerken, yurtdışına çıkan kişilerin bilinçlenmesi ile birlikte konsoloslukların da bu ürünü zorunlu hale getirmesi neticesinde ürün satışlarının her sene bir önceki seneye göre artış gösterdiğini ve gelişimin de bu yönde devam edeceğini öngörüyorlar. Seyahat sigortası, seyahatiniz boyunca karşılaşabileceğiniz sağlık sorunları, bavul kaybı gibi durumlarda sizi güvence altına alan bir sigorta türü. Uçak biletinizi satın alırken yapacağınız sigorta ile seyahat süresince kendinizi 15 ayrı riske karşı güvence altına alabiliyorsunuz. Hastalanmanız durumunda yurtiçinde bin euro, yurtdışında ise 30 bin euroya kadar tedavi masrafl arınız karşılanırken, primler kalış süresine göre değişiyor. Örneğin İstanbul'dan Antalya'ya yapacağınız 3 günlük bir yolculuk için 15 TL, seyahat süresi 15 güne çıkarsa 37 TL'lik bir ücret alınırken, yurtdışında ise yine 3 günlük İstanbul-Paris seyahati için 19 TL, 15 gün içinse 26 TL seyahat sigortası primi ödeniyor. Seyahat sigortaları, başta yaralanma ve hastalık sebebiyle tıbbi tedavi ve hastanın nakli, taburcu olduktan sonra geri dönüş masrafları, ölüm durumunda cenaze masrafl arı, tıbbi danışmanlık ve organizasyon ile acil mesajların iletimi gibi önemli teminat ve hizmetler sağlıyor. Çoğu standart olan bu teminatların yanı sıra tarifeli bagaj kaybı veya gecikmesiyle ilgili kaybın telafisi, bagajın ulaştırılması, kanuni işlemlerle ilgili kefalet gibi asistans hizmetleri, turla yapılan seyahatlerde geçerli olan seyahatin iptali ve kayak gibi ekstrem sporlar için daha kapsamlı teminatlar da ek prim karşılığında alınabiliyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/seyahate-cikmadan-once-asilariniz-yaptirin", "text": "Turizm istatistiklerine göre her yıl 80 milyon kişi gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere seyahat ediyor. Turistlerin yüzde 22-64'ünde seyahatle ilgili hastalıklar oluşuyor. Seyahat edenlerin ortalama yüzde 10'u seyahat sırasında veya sonrasında doktora başvuruyor. Bunların yüzde 1'i de hastaneye yatmak zorunda kalıyor. Sağlık sorunları daha çok gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru yapılan seyahatlerde ortaya çıkıyor. Çok seyahat eden işadamları, işkadınları, öğrenciler, uluslararası yardım kuruluşlarında çalışanlar ve sağlık ekipleri daha çok risk altında bulunuyor. Sahra altı Afrika, Mısır, Çin, Doğu Asya özellikle Tayvan ve Singapur, Pasifik'teki tropikal adalar, Güney Amerika en riskli bölgeler. Seyahatin risk taşıması için seyahatin amacı ve konaklanacak yerler de önemli. İş seyahatlerinde risk daha azken, turistik gezilerde risk artıyor. Bunun yanında beş yıldızlı bir otelle, kamp tatilinin riski de aynı değildir. Riskler açışından gidilecek bölge ve mevsim de önemli. Bazı hastalıklar yazın, bazıları kışın daha sık görülürler. Ayrıca seyahat edecek kişinin yaşının ve kronik hastalığının olup olmaması da önemli bir faktör. Bebekler, çocuklar ve yaşlılar seyahatler enfeksiyonlarına daha açık bir grubu oluşturuyor. Şeker, kalp, kanser gibi kronik hastalığı olan kişiler de yüksek riskli grubun içine giriyor. Seyahat sırasında en sık karşılaşılan hastalıklar, virüs, bakteri ya da parazit enfeksiyonları. Enfeksiyonlar, seyahat edilen bölgeden bölgeye değişiklik göstermesine rağmen en sık turist ishali, sıtma, sarı humma, kolera, hepatit A ve B, tifo, zatürre ve griple karşılaşılıyor. Bunların yanında güneş yanıkları ve güneş çarpması, gidilen bölgenin ekolojik yapısına bağlı olarak gelişen alerjik deri enfeksiyonları, kıtalar arası yapılan yolculukta saat farkından dolayı yaşanan uyku bozuklukları, uzun yolculuklarda hareketsiz kalmaktan dolayı \"economy class sendromu\" adı verilen ve ölümle sonuçlanabilen pıhtılaşma bozuklukları da seyahat hastalıkları arasında sayılıyor. Aşıların seçilmesi seyahat edilecek ülkeye, kişinin bağışıklık durumuna, daha önce yapılmış aşılarına, eğer enfeksiyon edinilirse ciddiyetine, aşının kendisinin yapacağı yan etkilere göre yapılır. Tetanoz/difteri (10 yılda 1), kızamık aşısı ise olmayanlara yapılır. Diğer aşılar ise hepatit A, hepatit B, tifo, grip, sarı hummadır. Hastalığın yerleşik olduğu ülkelere girerken yapılması yasal olarak zorunlu olan sadece iki aşı vardır: Sarı humma ve meningokok aşıları. Hiçbir ülke için kolera aşısı gerekli değildir. Sarı humma ekvator Afrikasında ve Güney Amerika'da yerleşiktir; Hindistan ve Kuzey Afrika için de bir ölçüde risk vardır. Sarı humma aşısı sadece Sağlık Bakanlığı tarafından izin ve onay verilmiş merkezlerde yapılır ve aşının yapıldığını gösteren belge, seyahat belgelerine eklenir. Sarı humma aşısı canlı aşıdır. Gebe kadınlara, bağışıklık kusuru veya direnci kıran hastalığı olanlara yapılmamalıdır. Meningokok aşısı, menenjit etkeni olan mikrobun A, C, Y ve W135 alt gruplarına etkilidir. Sahra altı Afrika ülkelerinde uzun süre kalacak olanlara önerilir. Meningokok hastalığının yerleşik olduğu bu bölge dışında, Nepal, Kenya, Tanzanya gibi daha önce salgınların bildirildiği ülkelere gidecek olanlara da yapılması önerilir. Suudi Arabistan'a hacca gidecek olanlara da meningokok aşısı yapılmalıdır. Gidilen bölgenin yiyeceklerinde ve sularında bulunan ve alışık olunmayan farklı mikroorganizmalar ishale neden olurlar. İshalden korunmak için ellerin mutlaka sık sık yıkanması, kapalı şişelerdeki sular dışında su içilmemesi, temizliğinden kuşku duyulan yerlerde yemek yenilmemesi, paketsiz açıkta satılan yiyecekler ve deniz ürünleri, pişmemiş etler, soyulmamış meyveler, soslar, salatalar gibi riskli olabilecek yiyeceklerden uzak durulmalı. Ayrıca yaz aylarında içeceklere konulan buzlara da dikkat edilmesi gerekir. Ne kadar kapalı şişelerden su içilse bile, genellikle şehir şebeke suyundan elde edilen bu buzlar barsakların bozulmasına neden olabilir. Diş fırçalaması dahi kaynatılmış suyla ya da kapalı suyla yapılmalıdır. Gebeler her ilacı alamadığından özel ilgilenilmesi gereken bir gruptur. En uygun seyahat gebeliğin 3-6. ayı arasıdır. Aşıların da bazıları gebelere uygulanamaz. Gebelerin kayak, dalma, su kayağı gibi sporları yapmaları sakıncalıdır. Sinek kovucu spreylerin sadece %20 si gebelerde kullanılabilir, seçerken dikkatli olmak gereklidir. Emziren kadınların da her ilacı rahatlıkla alması söz konusu değildir. Onlar da gebeler gibi özel grup olarak kabul edilir. Şeker hastalığı, kalp hastalığı gibi sürekli doktor kontrolunu gerektiren bir hastalığı olanlar yola çıkmadan çok önce doktorlarına seyahat planı hakkında bilgi vermeli ve gerekli önlemleri almalıdır. Örneğin insülin kullananların, uzun sürecek yolculuklar sırasında ve sonrasında insülin saatleri yeniden belirlenecektir. On saatten fazla sürecek bir uçak yolculuğunda, örneğin Amerika'ya giderken, ne zaman insülin yapılacak? Amerika'daki saat farkı göz önüne alınınca, oradaki kalış süresince insülin saati değişecek mi? Bu sorular mutlaka seyahattten çok önce hasta ile doktoru arasında tartışılıp yanıtlanmalıdır. Sürekli ilaç kullanmak zorunda olan hastalar, kalış süresince yeterli olacak miktarda ilacı yanlarında götürmelidir. Gittikleri ülkede ilacı temin etmeleri güç olabilir. Türkiye'deki uygulamanın tersine, çoğu ülkede reçetesiz ilaç almak mümkün değildir. Ayrıca, etken madde aynı olmakla beraber, ilacın ismi değişik olabilir. Fazla miktarda ilaç götürülecek ise, gümrüklerde bir sorun çıkmaması için, doktordan alınmış ve gidilecek ülkenin dilinde veya ingilizce yazılmış gerekçeli raporu yanlarında bulundurmaları doğru olur. Seyahat dönüşü en çok karşılaşılan sorunlar ishal, üst solunum yolu enfeksiyonları, deri döküntüleri, ve ateştir. Ateşli hastalık ciddiye alınması gereken bir durumdur. Sıtmaya ve hayatı tehdit edici başka bir neden bağlı olabilir. Ateş durumunda mutlaka bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Seyahat sırasında edinilen bazı hastalıkların kuluçka süreleri uzun olabilir. Tüberküloz, sıtma, hepatitin belirtilerinin oluşması bazen ayları alabilir."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/side-antik-kenti", "text": "Ülkemizdeki en önemli antik kent alanlarından biri olan Side Antik kenti, Antalya'nın 80 km. doğusunda, Manavgat'ın 7 km. güneybatısında yer alan, 350-400 m. genişliğinde bir yarımada üzerinde kurulu bir liman kentidir. Tarih boyunca farklı medeniyetlerden etkilenmiş şehir, bu çeşitliliği yansıtan tarihi ve kültürel yapılarıyla ziyaretçileri kendine çekmektedir. Akdeniz'e uzanan küçük bir yarımada üzerinde bulunan Side Antik Kenti, İ. Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu'da yaşayan Kymelilertarafından kurulduğu bilinir. Şehri kurdukları söylenen Kymeliler zamanla benliklerini kaybederek Side dilini kullanmaya başlamamışlar, kurucu olmaktan çıkıp yerli halka karışmışlardır. Şehirde kullanılan yerel dile göre Side; bereketi simgeleyen \"nar\" anlamına gelmektedir. Şehrin sembolü olan nar, Roma imparatorluğu dönemine kadar basımı süren Side sikkelerinde de kulanılmıştır. İ. Ö. 6. yy'da Lidya krallığının egemenliği altında olan Side antik kenti, daha sonra Perslerin hakimiyetine girmiş, ardından İskender ve Hellenistik krallıklarıyla devam etmiştir. i. S. 1. yy.'da Roma ile ilişkilerin başlamasıyla en parlak dönemini yaşayan kent, i. S. 3. yy'a kadar bu yükselişini sürdürmüştür. Bu dönemde Akdeniz'in en önemli liman kenti ve en hareketli bölgelerinden biri olan Side Antik kenti, kültür ve eğitim anlamında da büyük oluşumlara imza atmıştır. Günümüze dek korunan ihtişamlı yapılar da Roma'ya bağlı olduğu bu dönemde yapılmıştır. İ. S 5. yy sonunda önemini kaybeden ve fakirleşen şehir, İ. S. V. ve VI. yy. larda üçüncü ve son parlak zamanını yaşayarak Doğu Pamfilya metropolünün başkenti olmuştur.10. yy'da terk edilene kadar küçük bir Hristiyan şehri olarak kalmıştır.10. yy'dan sonra yaşanan depremler ve savaşlardan dolayı yanan şehrin bırakılıp halkın Antalya'ya göç ettiği bilinmektedir. Bu dönemde Bizans tarihçileri kent için \"korsanlar yuvası\" olarak söz ederken, Arap coğrafyacı İdrisi ise yangınlardan ötürü terk edilen ve halkının Antalya'ya göç ettiği bu bölgeye \"Yanık Antalya\" adını vermiştir. Ticaret ve liman kenti olarak öne çıkan Side antik kenti, son olarak1895 yılında Girit Adası'ndan yoğun göç almıştır. Giritli göçmenler tarafından kalıntılar üzerine kurulan Selimiye köyü, o dönemlerden kalma bir bir yapıdır. Yarımada üzerine kurulu olan Side, şehrin ana kapısından başlayan bir anıtsal cadde boyunca uzanmaktadır. Günümüzde asfalt kaplı ve yer yer sütünlü galerinin görülebildiği ana cadde agora, tiyatro ve onu takiben tapınakların yakınında bulunan büyük bir meydanla son bulur. Helen, Roma ve Bizans dönemlerini yansıtan şehir surlarının pek çok bölümü yıkılmış olsa da, kentte birtakım kulelerle desteklenmiş kara surları görülmektedir. Kara surlarının üzerinde iki büyük kapı bulunmaktadır. \"Büyük Kapı\" olarak bilinen kentin ana kapısı bunlardan biridir. İkinci büyük ise kapı kentin doğusunda bulunan doğu kapısıdır. Side Antik Kenti hamamlarıyla öne çıkmaktadır. Liman Hamamı, Büyük Hamam ve Agora Hamamı şehirde bulunan üç büyük hamamdır. Agora Hamamı şimdilerde müze olarak kullanılmakta olup burada antik kent kazılarından elde edilen bulgular sergilenmektedir. Anadolu'daki tek örnek olan Side Antik Tiyatrosu, 17 bin kişilik kapasitesi, planı ve tasarımıyla tipik roma dönemini yansıtan ve şehirde görülmesi gereken gerçek bir kültür mirasıdır. Tiyatro ile ana sütunlu cadde arasında bulunan çeşme, özel tasarımıyla dikkat çeken bir diğer yapıdır. Çeşmede bulunan Aedikulalardan birinin üzerinde yer alan yazıttan ötürü Vespasianus Anıtı diye anılmaktadır. Uzunluğu ise 6.40 m. yi bulan bina konglomera ve kumtaşından yapılmıştır. Yarımadanın güneybatı ucunda yer alan Side Limanı şehrin büyük limanıdır. Büyük limanın yanında kuzeybatıya doğru uzanan ikinci bir liman vardır ki bu da küçük liman olarak bilinir. Her iki limandan günümüze iri konglomera blok taşlarından yapılmış dalgakıranlar gelmiştir. Side'ye tatilinizi geçirmek üzere uçakla gittiyseniz, tatil sırasında farklı bölgeleri bir araç kiralama şirketinden kirayalacağınız araçla gezebilirsiniz. Türkiye'de toplam 75 noktada hizmet veren ofisleri, 2 yurt dışı şirketi ve 300 çalışanı ile oto kiralama sektörünün lider kuruluşu Avis, birbirinden çeşitli araç seçenekleriyle sizin ve ailenizin tüm ihtiyaçlarına cevap veriyor. Konforlu, lüks, büyük, ekonomik araçlarıyla tatiliniz sırasında için Avis'den ihtiyacınıza en uygun aracı kiralayabilirsiniz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/sik-seyahat-edenler-daha-acik-goruslu", "text": "Seyahat sitesi momondo'nun \"Seyahatin Değeri\" araştımasına göre, sık seyahat edenler daha açık fikirli ve daha toleranslı hale geliyor, yabancılara daha çok güveniyor. Seyahat sitesi momondo'nun yaptığı \"Seyahatin Değeri\" araştırması, seyahat ile açık görüşlülük ve güven duygusu arasındaki ilişkinin gücünü ortaya koydu. Türkiye dahil 18 ülkeden yaklaşık 7 bin 300 kişinin katıldığı araştırmanın ilk sonuçlarına göre, seyahat etmek ciddi ölçüde daha toleranslı ve açık görüşlü olmamızı, başkalarına daha fazla güvenmemizi sağlıyor. Sık seyahat edenler, cinsiyet, yaş, eğitim ve gelir düzeyi fark etmeksizin, daha az yolculuk yapanlara göre daha açık görüşlü hale geliyor, tanımadıkları kişilere daha fazla güveniyor. Katılımcıların yüzde 76'sı, seyahat etmenin, kendilerini \"farklı olana\" karşı daha toleranslı yaptığını söylüyor. Katılımcıların yüzde 75'i ise, ziyaret ettikleri ülkelerdeki insanlara karşı daha hoş görülü yaklaştıklarını ifade ediyor. Yine katılımcıların yüzde 76'sı, seyahat sayesinde genel olarak tüm kültürlere karşı daha açık fikirli hale geldiklerine inanıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 48'i, bundan beş yıl öncesiyle kıyaslandığında insanların farklı kültürlere göre daha az toleranslı oldukları konusunda hemfikir. Sadece yüzde 16'lık bir bölüm bu fikre katılmıyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/sirt-cantali-gezgin", "text": "Erdem Gürses (37) ise sırt çantalı bir gezgin. Hayatı, otostopla seyahat etmek üzerine kurulmuş. 17 yaşında başladığı seyyahlık uğruna işinden ayrılmış, evini kapatmış. Gittiği yerlerde manavlık, çaycılık yaparak para kazanıyor. Yeni rotası Güney Amerika olan Erdem Gürses'le gezme sanatını konuşmakla kalmadık, otostop yapmanın kurallarını da. Ben turist değilim, sırt çantalı gezginim. Balıkesirliyim. Ayvalık'ta yaşarken sırt çantalı turistler çok ilgimi çekerdi. Üniversiteyi kazandığım yıl, henüz 17 yaşındayken gezmeye başladım. Dört yılda Türkiye'yi gezdim. Ama o sürede hiç okula gitmediğim için atıldım. 2000 yılında af çıktığında üniversiteye geri döndüm. Bir yıl içinde de tüm dersleri vererek mezun oldum. Önce Doğu'ya gittim. Şanlıurfa, Adıyaman, Diyarbakır, Van, Ağrı gibi şehirlerde kaldım. Cebimde çok az para vardı. Ulaşımın büyük kısmını otostop çekerek yapmıştım. Gezdiğim yerlerde hep çalışıyordum. Manavlık, tütüncülük, garsonluk yaptım, tarlalarda çalıştım. Şimdi de aynı sistem sürüyor. Böylece hem oraları tanıyorum hem de istediğim kadar kalıyorum. Otostop genel anlamda güvenli bir yolculuk şekli. Hele iki kişiyseniz çok daha güvenli. Tek kişiyseniz riskleri var. Kadınlar için elbette çok daha riskli. Genel olarak otostop kurallarına uyarsanız pek sorun çıkmaz. Akşamüstü, saat dörtten sonra otostop çekmemek gerekir mesela. Karanlık, insanların aklına kötü şeyleri getirir. Sonunun kötü bitme olasılığı var. Türkiye'de otostop hep risk taşır. Çünkü sırt çantalı turist kültürümüz yok. Avrupa'da, hatta Asya'da insanlar okulu bitirir bitirmez, işe başlamadan önce hayatı, insanları, kültürleri tanımak için geziyorlar. Artık arabanın duruşundan, sinyal verişinden, şoförün araçtaki oturuşundan bile anlıyorum. Kamyon ve TIR şoförleri maalesef biraz riskli grup. Onlarla durmadan konuşmalısınız. Asla yiyecekiçecek kabul etmemelisiniz. Din, ırk, siyaset gibi konularda sohbet etmemelisiniz. Arabaya biner binmez şoförle bir fotoğrafımızı çekiyorum hemen. Hiç kullanmak zorunda kalmadım ama cebimde mutlaka küçük bir biber gazı taşırım. Türkiye'yi tamamen gezdikten sonra 9 yıl boyunca özel bir şirkette çalıştım. 2010'da tamzamanlı gezgin olmak için istifa ettim, evimi kapattım. İlk yurtdışı seyahatimi de o zaman yaptım. Hopa sınırından Gürcistan'a geçtim. Azerbaycan, İran, Ermenistan'ı gezdim. Ara vermeden de Bosna Hersek, Sırbistan, Makedonya'yı dolaştım. Balkan seyahati 150 gün sürdü. Seyahat denilince ilk akla gelen ülkeler değil bunlar. İlk kuralım: Vizesiz seyahat etmek. Gezmek için kendini kanıtlamak zorunda olmak, evraklar toplamaya çalışmak benim için anlamsız. Bu yüzden tercihim, vizesiz seyahat izni veren ülkeler. Turist gibi gezmiyorum. Yeri geliyor, 20 gün banyo yapmıyorum. Dağlarda, orman kenarlarında, kampinglerde kurduğum çadırda kalıyorum. Şehirlerde ise hostelleri tercih ediyorum. Çalışma karşılığında kalabiliyorum oralarda. Mesela hostelin odaları çok bakımsızsa, badanasını yapıyorum. Ayrıca, çok ucuza uçak bileti bulmak mümkün. Günde bir simitle de karnımı doyurabilirim. Bu bir tercih meselesi. İnsanlar bir yıl çalışıp bir hafta tatil yapıyor. Ben bu sistemin bir parçası olmak istemiyorum. Emekli olana kadar çalışmak, sonra da tüm parayı kalp ilacına harcamak bana göre değil. Bu yüzden zorluklardan yüksünmeden çalışarak geziyorum. Çok ucuza gezilebileceğine inanamıyoruz, bazı şeyleri gözümüzde büyütüyoruz. Ben bu şekilde 85 bin kilometre gezdim. Hayatım renklendi. Türk olduğum için kuşkuyla karşılandım bazı yerlerde. Sınır geçişlerinde neden böyle yolculuk ettiğimi anlatmam istendi mesela. Oysa aynı şekilde gezen bir İngiliz ya da Amerikalı'ya öyle davranılmıyor. Fazla değil. 2012'de, Ermenistan'da gezerken beni arabasına alan kişi, Türk olduğumu duyduğunda aniden fren yapıp beni arabadan atmıştı. Bakü, İsfahan, Saraybosna, Mtsheta ve Mostar ilk aklıma gelenler... Tarihi yapılar ihtişamlı, eski sokaklar göz alıcıydı. Mahallelerin korunması, taşın dantel gibi işlenmesi, insanların bu kültürlere sahip çıkması beni çok etkiledi. Evet. Güney Amerika. En az bir yıl orada kalmayı planlıyorum. Gönüllü kamplarında çalışmak için başvurular yaptım. İyi derecede İngilizce biliyorum ama orada yaygın şekilde konuşulmuyor. O nedenle bir sponsorumun yardımıyla İspanyolca ders almaya başladım. Amacım, tüm Güney Amerika'yı gezmek. Gezilerim için arıyorum. Güney Amerika gezisi için \"erdemgurses. com\" isminde bir site hazırlıyorum. Sağolsunlar, bu siteyi de ücretsiz hazırlıyorlar. Sitede yayınlamak için yazılar, fotoğraflar ve video çekimleri hazırlayacağım. Sırt çantası, ayakkabı gibi malzeme, sağlık ve seyahat sigortası, havayolu şirketleri gibi sponsorluklar arıyorum. Neden Güney Amerika peki? Sırt çantalı gezginlerin bir numaralı bölgesi. Hem vizesiz hem harika bir kıta. Yemek, doğa, medeniyet, kültür... Çok çekici bir bölge. Sonraki durağını sormak için erken sanırım. Afrika Kıtası'nı düşünüyorum."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/skyscannerdan-seyahat-bloglari-infografigi", "text": "İnternette belirli konular hakkında düşüncelerini yazan blog'cuların sayısı giderek artıyor. Seyahat ve turizm alanında da blog yazarlığı giderek önem kazanıyor. İskoçya merkezli karşılaştırmalı seyahat arama motoru Skyscanner, Türkiye'deki seyahat blog yazarlarını araştırdı. Skyscanner araştırmasına göre, Türkiye'de seyahat blog yazarlarının yüzde 49'u 30-40 yaş grubunda yer alıyor. Seyahat blogcularının yüzde 46'sının kadın olması da dikkat çekiyor. Yüzde 42'si evli olan Türk blog seyahat yazarlarının yüzde 36'sı 30 yaşından küçük, yüzde 84'ü ise üniversite mezunu. Yüksek lisans yapmış olanların oranı ise yüzde 30. Türkiye'de seyahat blogu yazanlar, uzun seyahati seviyor. Yüzde 32'si seyahate en az 2 hafta ayırıyor. Yüzde 43'ü ise yılda en az 3 kez seyahat ediyor. Yüzde 53'lük bir bölümü ise her yıl 3'den fazla kez seyahate çıkıyor. Türk seyahat blog yazarlarının en fazla ilgi gösterdiği bölge yüzde 32 ile Güney Amerika, en az ilgi gösterdikleri ise yüzde 5 ile Kuzey Amerika. Seyahat blog yazarlının yüzde 41'i uçak biletini karşılaştırmalı siteler üzerinden alırken, yüzde 51'i ise direkt havayolu sitesinden satın alıyor. Seyahat blog yazarlarının çoğunluğunun tam zamanlı çalışıyor olması da araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer ilginç sonuç. Seyahat blogcularının yüzde 60'ı tam zamanlı çalışıyor. Türkiye'deki seyahat blog yazarlarının 66'sının 3 yıldan az bir zamandır blog yazarı oluşu ise seyahat blog yazarlığının Türkiye'de yeni bir alan olduğunu ortaya koyuyor. Seyahat blog yazarlarının ortalama seyahat harcamaları oranlarına bakıldığında çok yüksek harcama yapan kişiler olmadığı göze çarpıyor. Seyahat blog yazarlarının yüzde 44'ü seyahatlerinde 500-1000 avro arasında harcama yapıyor. Yüzde 23'lük kesim 1500 avro ve üzerinde harcama yaparken, yüzde 18'lik kesim 1000 ile 15 bin avro arasında para harcıyor. Yüzde 16'lık bir kesim ise 500 avro ve altında harcama yapıyor. Araştırma sonuçlarını trurizmgazetesi. com'a değerlendiren Skyscanner Türkiye Pazarlama Müdürü Murat Özkök, \"Türk insanın artık giderek daha çok seyahat ediyor. Ancak Türk seyahat severlerin önünde en büyük engel ise vize duvarları\" dedi. Türkiye'de gelişmekte olan bir alan olan seyahat blog yazarlığının daha da gelişeceğini kaydeden Özkök, vize engelinin seyahat blog yazarları üzerinde de etkili olduğunu ifade etti. Özkök, Türk seyahat blog yazarlarının yüzde 46'sının vize uygulamayan ülkeleri tercih ettiklerini söyledi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/tayvan-ile-vize-kolayligi", "text": "Türk vatandaşları, bundan sonra Tayvan'daki Taoyuan havaalanında vizelerini alabilecek. Türk vatandaşlarının, vize için pasaport, ülkeye indikten sonra havaalanında çektirebilecekleri iki adet fotoğraf, 24 dolar vize ücreti ve dönüş biletini göstermeleri yeterli olacak. Öte yandan Türkiye'ye gelmek isteyen Tayvan vatandaşlarının vize başvurusu için Türk Ticaret Ofisi'ne gitmesine gerek kalmadı. Tayvanlılar, \"evisa. gov. tr\" adresinden online olarak başvurularını yapabilecek. 20 dolar vize harcı vermeleriyle beraber 30 günlük tek girişli elektronik vize alabilecek. TRT'ye açıklama yapan Tayvan Batı Asya ve Afrika Sorumlusu David Wang, Türkiye ile Tayvan arasındaki eğitim, ticaret ve turizm alanındaki ortak çalışmaları artıracaklarını söyledi. Wang, \"Şu ana kadar Tayvan, Türkiye de dahil olmak üzere 133 ülkeyle değişik vize anlaşmaları imzaladı. Bir dahaki adımda umuyoruz ki; bir gün Tayvan ve Türkiye arasında vize muafiyeti olacaktır\" dedi. Tayvan-Türkiye İşadamları Derneği Onursal Başkanı Hüseyin Kızmaz iki ülke işadamlarının daha fazla gelip gitmesi gerektiğine vurgu yaptı. Kızmaz, \"Tayvan ve Türkiye bölgelerini temsil eden 2 güçlü ekonomi. Karşılıklı vize almayı kolaylaştıran bu anlaşmadan sonra 2 güçlü ekonomiyi temsil eden iş adamlarının daha fazla gidip-gelmesini bekliyoruz\" şeklinde konuştu. Tayvanlılar da bundan sonra daha çok kişinin Türkiye'ye gideceği görüşünü paylaşıyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/tek-basina-atlantiki-gececek-cilgin-turk-kadini", "text": "Dilek Ergül... Şu çılgın Türklerden... 42 yaşında işini, gücünü, rutin hayatını geride bırakıp \"vira\" demeye karar vermiş. Baba Yadigarı yelkenlisiyle Atlantik Okyanusu'nu tek başına geçecek. Tek başıma geçeceğim. İngilizler \"Singlehanded\" diyorlar, yani tek el... Yolculuk ne zaman? Mayısın ilk iki haftasında çıkıp aralık ortasında Capo Verde adalarından karşıya geçişe başlayacağım. Elbette korkuyorum, denize saygı duyuyorum. Korkum beynimde değil yüreğimde... Beyindeki korku bilgiyi yener daima ama yürekteki önlem aldırır. Tek başıma geçeceğim. İngilizler \"Singlehanded\" diyorlar, yani tek el... Yolculuk ne zaman? Mayısın ilk iki haftasında çıkıp aralık ortasında Capo Verde adalarından karşıya geçişe başlayacağım. Elbette korkuyorum, denize saygı duyuyorum. Korkum beynimde değil yüreğimde... Beyindeki korku bilgiyi yener daima ama yürekteki önlem aldırır. Akdeniz'de sorun yok, her yerde her yiyecek var ve buradan ucuz üstelik. Sonuçta Symina benim evim, şimdi de eşimle orada yaşıyoruz, normal evdeki gibi yemekler de pişireceğim. Uzun geçişlerdeyse konserve, kuru yemişler, kuru et bünyemi sağlam tutmamı sağlayacak. Dünyada pek çok örnekleri var aslında... Atlantik geçişini bilmem ama tek başına dünya turu yapan 20-25 kadın denizci var diye biliyorum kaynaklardan. Arkamdan genç denizci arkadaşlarımın gelmesini ve asıl büyük rotaları başarmalarını umut ediyorum. Denizi seven bir aile demek daha doğru olur. Bizde çocuklar \"aman dikkat\" ile büyütülmez. 8 yaşında her gün, bir yere gideceğim diye tutturuyordum. Bir gün Zanzibar, bir gün Atlantik, bir gün Mars... Atlantik hayali kalıcı oldu. İzmir'de EPT1 Yunan televizyonunu çekerdi antenler. Ben de anlamadığım dilde bir sürü belgesel seyrederdim. Eskiden bizde de çok güzel belgeseller yayınlarlardı. Cesur nesilleri belgeseller, bilgilendirici yayınlarla eğitirsiniz. Evet, Selanik kökenli bir ailem var. Bu tutku babadan geliyor. Hiç unutmam, bir akşam evdeyiz, babama dedim ki \"Hadi Çeşme'ye gidelim\". Atladık o vakitte gittik. Şimdi insanlar benim zengin bir aileden geldiğimi düşünecekler. Oysa bildiğin orta direktik. Canım İzmir'den Çeşme 45 dakika ve gitmek lüks olmadı hiçbir zaman. Alırsın yiyeceğini, gidersin ıssız, ufak bir plaja, işte sana deniz... Yeter ki aza razı ol! 42 yaşındayım. Harika, beni destekleyen ve durumun asıl kahramanı olan bir eşim var. İki de oğlumuz... Deniz 21 yaşında, Tunç 11 yaşında. Benim haberimi yayınlamanıza çok sevindim. Bana özelden de yazarsanız mutlu olurum. Çok teşekkür ediyorum."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/thk-parasut-baslangic-kursu", "text": "Havacılığı Türk gençlerine sevdirmek amacıyla 3 Mayıs 1935 te Atatürk'ün buyruğuyla oluşturulmuş kuruluş. Kuruluşun amaçları arasında havacılığı yurt çapında tanıtmak, sivil ve askeri amaçlar için paraşütçü yetiştirmek de vardır. Türk Hava Kurumu'na bağlı genel müdürlük seviyesinde ve kamu yararına bir teşkilattır. Faaliyet birimleri Tayyare Uçuş Okulu, Paraşüt Okulu, Planör Uçuş Okulu, Tarımsal Mücadele Filosu ile İkmal ve Bakım Amirliği'dir. Ulu Önder Atatürk'ün direktifiyle 3 Mayıs 1935 yılında faaliyete geçirilen Türk kuşu Genel Müdürlüğü bünyesinde önce Planör Uçuş Okulu ve hemen ardından da Paraşüt Okulu açılmıştır. 1963 yılından itibaren paraşüt tekamül kursları planlanmış ve açılan tekamül kurslarında bu güne kadar 680 paraşütçü FAI-D sertifikası almıştır FAI- C ve D sertifikalı paraşütçülerin katıldığı ilk Türkiye Paraşüt Şampiyonası 1969 yılında organize edilmiştir. Paraşüt Okulu paraşütçüleri Türkiye'de ilk defa 5 kişilik bir timle ve TU-7 paraşütleriyle 19 Mayıs 1965 yılında Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramında Ankara'da gösteri atlayışı yapmışlardır. Paraşüt Okulu paraşütçüleri Ahmet Talu ile Atilla Parla 17 Mayıs 1965 yılında Ergazi üzerinde havada ilk defa tutuşan ve ikili olarak 5 saniye düşen paraşütçülerdir. Türk Hava Kurumu Paraşüt Okulunun, ilk katıldığı Dünya Şampiyonası ise 1964 yılında Batı Almanya'da yapılan 7. Dünya Paraşüt Şampiyonasıdır. Türk Hava Kurumu Paraşüt Okulu spor paraşütçülüğünün yanında 1967 yılından beri Türk Silahlı Kuvvetleri personeline de paraşüt eğitimi vermeye başlamış, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Özel Kuvvetler Komutanlığı, Kara Harp Okulu ve Astsubay Sınıf Okullarına da her yıl paraşüt kursları açmakta ve Türk Silahlı Kuvvetlerine paraşütçü yetiştirerek yurt savunmasında onurlu bir görev yapmaktadır. 2003 yılında Fransa'da yapılan dünya şampiyonasında bayanlarda ve erkeklerde iki dünya dördüncülüğü almıştır. 16 yaşından gün almış, istekli ve sağlıklı her Türk vatandaşı, Eğitim merkezlerinde ücretsiz olarak açılan paraşüt başlangıç kurslarına katılabilir. Paraşüt başlangıç kursu eğitimleri Türk kuşu Genel Müdürlüğü Paraşüt Okulunda görev yapan 32 deneyimli, tecrübeli paraşüt öğretmeni tarafından verilmektedir. Paraşüt başlangıç kurslarımız ücretsiz olup kursa katılacak kursiyerlerin kurs süresince yemek ve yatak ihtiyaçları da ücretsiz olarak T. H. K tarafından karşılanır. Kurs bölgesine gidiş-dönüş yol ücretleri kursiyerlere aittir. Paraşüt başlangıç kursları 5 gün sürelidir. Eğitim Merkezine gelen kursiyerler spor kondisyon testine tabii tutulurlar. Testi başarıyla bitiren kursiyerlere 4 gün yer eğitiminde toplam 30 saat ders verilir. Bu eğitimler sonunda yapılan sözlü ve yazılı sınavda başarılı olanlara beşinci gün bir atlayış yaptırılarak, paraşüt başlangıç sertifikası, atlayış kartı ve paraşüt başlangıç brövesi verilir. Kursiyerler, yapılan sertifika töreninden sonra zoru başarmış olmanın verdiği mutlulukla ve tekrar görüşmek ümidiyle kamptan uğurlanırlar. Başlangıç sertifikası alan kursiyerler atlayışlarını geliştirmek için bir sonraki yıl tekamül kursu için başvuruda bulunabilirler. Paraşüt okulu aynı zamanda Kara, Hava, Deniz Harp Okulları, Astsubay Hazırlık Okulları, Jandarma Genel Komutanlığı, Özel Kuvvetler Komutanlığı, GATA ve SAT Grup Komutanlığına da paraşüt başlangıç kursu vermektedir.2003 yılı itibariyle 38084 kişiye paraşüt başlangıç sertifikası verilmiştir."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/tiger-woodsu-sanayi-koftecisine-mi-goturelim", "text": "Tiger Woods Antalya'da yemek yemek isterse nereye götüreceğiz? İşte o zaman hapı yuttuk! 11 Milyon turistin hiçbiri Antalya'da akşam yemek yemediği ve çoğu da Antalya'yı görmeden ülkesine döndüğü için elimiz ayağımıza dolaşır herhalde. Aylar öncesinden hazırlıklar yapıldı, bütün dünyaya duyuruldu, gül döktük yollarına, en modelli arabalarla törenlerle karşılandı, Boğazı bile kapattık bir vuruş yapsın Asya'dan Avrupa'ya diye ve bir Dünya Starını getirdik Türkiye'ye!.. Ardından Uluslararası turnuvanın Türkiye ayağı için Antalya'ya geldi Tiger Woods. Dünya standartlarındaki Maxx Royal otelinde kaldı; dünyanın en prestijli sahalarından Montgomery de ilk vuruşlarını yaptı. Kendisi bile şaşırıp kaldı bu mükemmel tesisleri görünce. Günlerdir yabancı TV'ler Belek'ten yemyeşil çim kokulu yayınlar yapıyorlar. İşte o zaman hapı yuttuk! 11 Milyon turistin hiç biri Antalya'da akşam yemek yemediği, ve çoğu da Antalya'yı görmeden ülkesine döndüğü için elimiz ayağımıza dolaşır herhalde. Zira Tiger'e yemek yedireceğimiz ne doğru dürüst uluslararası üne sahip restaurantımız, ne de yemeğin üstüne gezdirebileceğimiz bir eğlence merkezimiz var. Antalya hatırasını da hep birlikte Yivli Minare'nin önünde çektiririz. Oysa Saracoğlu ne kadar haklı; servetler yatırılarak yapılan otellere uygun bir şehir yaratamadık ne yazık ki. 2020 yılının otellerini yaparken, Antalya'dan bir Bodrum, Alaçatı, Çeşme, Silifke çıkaramadık bir türlü. Hala gözü yeni otel, yeni yatak peşinde olan onlarca yatırımcı var. Onlar sadece yatırımcı. Gezdirimci, eğlendirimci, yaşatayımcı değil yatırımcı. Gelsin yatsın turist! İşte Turizmin yönü hep böyle denize dönük kaldı. O yüzden utancımızdan yüzümüzü Toroslara çeviremiyoruz. Böyle elimiz ayağımıza dolaşıyor, bir Dünya starı gelince... Diyelim Tiger Woods tutturdu Antalya'da yemek yiyecek! Ikındık, sıkındık manzara dedik, deniz dedik, meze dedik, tandır dedik kandırdık, 7 Mehmet'e götürdük. Bu turnuva seneye yine var! Seneye ne yapacağız? Oysa Tiger seneye geldiğinde ilave 30.000 yatak gelmiş olacak Antalya'ya, ama Antalya için yapılmış, Dünya markası olabilecek, ne bir Restoranımız, ne bir eğlence merkezimiz, ne de gezdirebileceğimiz bir meydanımız olacak. O yüzden şimdiden öneriyim de boşuna panik olmayalım: Tiger Woods'u seneye faytona bindirip, sanayi köftecisine götürelim. Hiç olmazsa otantik, motantik der yuttururuz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/trenle-yurt-disina-yolculuk", "text": "Ünlü gezi yazarı Paul Theroux trenle yolculuğu \"raylar üzerinde dünya\" sözleriyle tanımlıyor. Her ne kadar günümüzde uçakla dünyada belli başlı bütün şehirlere ulaşmak mümkün olsa da trenle yolculuk etmek için halen geçerli sebepler var. - Şehir hayatının stresinden, gürültüsünden, hızından uzaklaşabilme - Yavaş akıp giden zamanın tadını çıkarma - Kırsal alanları ve doğayı daha fazla gözlemleyebilme - Daha fazla bagaj taşıyabilme ve konfor - Çevreye duyarlılık / karbon ayakizini azaltma - Güven duygusu Eski zamanlarda, trenlerle ilgili tüm bilgiler sadece tarife kitapçıklarında ve panolarda bulunurdu. Artık bu bilgilerin tamamı üstelik farklı dillerde internet ortamında bulunuyor. Ülkemizdeki Anahat Trenleri'nin geçtiği şehirleri, kalkış-varış saatlerini, bilet fiyatlarını Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları sitesinden öğrenmek mümkün. Ayrıca Trenle Geziyorum sitesi de trenle seyahat üzerine hazırlanmış bir sitedir. Bugün Türkiye'nin en doğusundan en batısına trenle gitmek mümkün. Hatta karasınırımız olan ülkelerden Gürcistan ve Ermenistan dışındakilere de tren seferleri var. Avrupa yönlü iki tren seferi bulunuyor. Bosfor Ekspresi her gün İstanbul ile Bükreş arasında çalışıyor. Tren her gün saat 22.38 de Sirkeci'den hareket ediyor ve yaklaşık 20 saatlik yolculuğun ardından 18.30 da Bükreş'e varıyor. Bosfor Ekspresi Bulgaristan'ın Dimitrovgrad kentinde ikiye ayrılıyor ve vagonların bir bölümü Sofya'ya devam ediyor. Tren Sofya'ya saat 10.52 de ulaşıyor. Bosfor Ekspresi ile Bükreş'ten sonra Budapeşte üzerinden Orta Avrupa'ya, Sofya'dan sonra ise Belgrad üzerinden Balkanlar ve Güney Avrupa'ya devam etmek mümkün. Dostluk/Filia Ekspresi ise İstanbul Selanik arasında çalışıyordu ancak iki yıl kadar önce seferden kaldırıldı. Ortadoğu'ya trenle gitmek isteyenler içinse Transasya ve Van-Tebriz trenleri bulunuyor. TransAsya Treni, Haydarpaşa Garı kullanıma kapalı olduğu için Ankara'dan hareket ediyor ve Tahran'a gidiyor. Her çarşamba saat 10.20 de Ankara Garı'ndan hareket eden tren, cuma günleri 06.35 te Tebriz'e, 20.20 de de Tahran'a ulaşıyor. İran'a seyahat etmek isteyenler için bir diğer seçenek ise Van-Tebriz treni. Tren her salı akşamı saat 20.00 de Van'dan hareket ediyor ve ertesi gün 06.25 te Tebriz'e ulaşıyor.. Suriye'ye giden Tahran-Şam ve Gaziantep-Halep trenleri ise Suriye'deki iç savaş durumu nedeniyle süresiz olarak durduruldu. Akademisyen, editör, gezgin ve yazar. Uluslararası ilişkiler, kültürel miras yönetimi ve tarih okudu. Dağcılık, fotoğrafçılık, gastronomi, çevrebilim ile ilgilendi. Üniversite yıllarında öğrenci etkinlikleri, sonrasında da konferanslar ve kongreler sayesinde Türkiye ve dünyayı köşe bucak gezdi. Son İstasyon Venedik, Pera'dan Beyoğlu'na ve Gezginin Pratik Seyahat Rehberi adlı kitaplarının yanısıra seyahat kültürü üzerine çeşitli gazete ve dergilerde 50 nin üzerinde makalesi yayımlandı. Almanya'nın Hamburg şehrinde yaşıyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/trip-advisor-istanbulu-dunyanin-en-iyi-seyahat-bolgesi-secti", "text": "Turizm sitesi Trip Advisor, İstanbul'u dünyanın en iyi seyahat bölgesi seçti. Kız Kulesi de dünyada en çok fotoğraf çekilen 5. turistik merkez oldu. 21 farklı dilde yayın yapan ve yaklaşık 20 milyon üyesi bulunan turizm sitesi Trip Advisor, milyonlarca üyesinin değerlendirmelerine göre 2014 yılında dünyanın en iyi turizm bölgesinin İstanbul olduğunu açıkladı. Trip Advisor sözcüsü James Kay, \"Bu sıralamalar, seyahat edenlerin önem verdiği milyonlarca yorum ve oylamalar temel alınarak hazırlandı\" dedi. Avrupa sıralamasında da İstanbul ilk sıraya yerleşirken Ürgüp 20, Dalyan ise 23. sırada yer buldu. Trip Advisor. com, dünyanın her yerinden ziyaretçilerin seyahat tercihlerini belirlemelerinde önemli rol oynuyor. Bu arada sitede yer alan açıklamaya göre, Kız Kulesi dünyada en fazla fotoğrafı çekilen beşinci turistik merkez oldu."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/turizm-alaninda-bir-ilk-world-travel-channel", "text": "Türkiye'yi olduğu kadar dünyanın tüm güzelliklerini çok dilli yayınla iyi şekilde tanıtmak, iç ve dış turizm potansiyelini artırmak ve ekonomiyi desteklemek amacında olan, 'World Travel Channel', çok yakında yayın hayatına merhaba diyor. 'World Travel Channel', gerek ülkemiz, gerekse tüm dünya genelinde, \"ilk turizm network''u olma özelliğini taşıyor. Network 'un her aşamasında, televizyon kanalı, elektronik ticaret sitesi, IPTV, WEB TV ve çağrı merkezinde çok dilli olarak faaliyette bulunacaktır. Öncelikle eş zamanlı olarak Türkçe, İngilizce ve Almanca, kısa bir süre içerisinde de Rusça ve Arapça olarak faaliyet gösterecek olan 'World Travel Channel', tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerimizi aktarmanın yanı sıra, ülkemizin son yıllarda göstermiş olduğu büyük gelişimi de uluslararası platforma taşımayı amaç ediniyor. Tüm hedef kitlelerine yönelik 24 saat canlı yayın yapacak olan, 'World Travel Channel', seyahat ve destinasyonlar, eksperlerin analizleri, günlük hava- yol durumu gelişmeleri, turizm sektöründen haberler ve renkli belgesellerle 'seyahat' kapsamına giren her sorunun yanıtını izleyicilerine aktarıyor. 'World Travel Channel', tüm bunların yanı sıra en sevilen televizyon yıldızları ve birbirinden ünlü isimlerin renklendireceği; gezi, magazin, yemek, sağlık, alışveriş, spor ve yarışma programlarıyla da canlı, neşeli, dinamik bir yayın gerçekleştiriyor. Hızlı, tempolu, kolay erişilebilir ve yaşamın içinden bir kanal olan, 'World Travel Channel',4 Mart 2011 tarihinde, Esma Sultan Yalısı'nda vereceği davetle yayın hayatına \"merhaba\" diyor. MediaSa Yönetim Kurulu Başkanı Demet Sabancı Çetindoğan'ın ev sahipliği yapacağı ve A46 Organizasyon firması tarafından hazırlanan geceye, iş, sanat ve cemiyet hayatının önemli isimleri davetli olarak katılacak."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/turk-gezgin-ufuk-akkus-sirt-cantasiyla-10-yilda-63-ulke-gezdi", "text": "Sırt çantasını alarak 10 yıl önce gezilere başlayan ve yolculuğunun büyük kısmını otostop yaparak tamamlayan Karabüklü gezgin Ufuk Akkuş, 63 ülke gezdi, binlerce insan tanıdı. - Sırt çantasını alarak 10 yıl önce gezilere başlayan ve yolculuğunun büyük bölümünü otostop yaparak gerçekleştiren Ufuk Akkuş, şimdiye kadar 63 ülke gezdi. Çocukluk hayali olan dünya turuna 2008 yılında Brezilya ve Arjantin ile başlayan 41 yaşındaki Karabüklü esnaf Akkuş, son olarak 9 Afrika ülkesini otostop yaparak 65 günde dolaştı. - Hiçbir sponsor almadan Güney Amerika'dan Asya'ya, Avrupa'dan Uzak Doğu'ya ve Afrika'ya kadar gezilerini kendi imkanlarıyla tamamlayan Akkuş, anılarını ve elde ettiği fotoğraflarını internet sitesi üzerinden takipçileriyle paylaşıyor. - Ufuk Akkuş, yaptığı açıklamada, içinde sadece kıyafet, çadır, kitaplar ve fotoğraf makinesi olan sırt çantasını alarak 63 ülke gezdiğini söyledi. - \"AMACIM İNSANLARI TANIMAK\"Yüzlerce kente gittiğini ve milyonlarca insan tanıdığını belirten Akkuş, \"Son seyahatim olan Afrika gerçekten çok ilginçti. Hiç uçak kullanmadan kara yoluyla 9 ülkeye gittim. 65 gün sürdü ve hosteller ile kamp alanlarında kaldım. Gezimde genelde yerel hayatın içinde olmaya gayret ettim. Kabilelerle yaşamaya, onlarla yemeye onlarla kalmaya gayret gösterdim. - Amacım insanları tanımak. Benim kelebek, gece ve portre fotoğrafçılığı hobim var. Afrika'da portre öne çıktı. Bol bol portre çalıştım\" diye konuştu. - Benzinliklerde sabahlamak, otobüslerde uyumak, ıssız yerlerde gece yolculukları yapmak zorunda kaldığını anlatan Akkuş, en büyük maceraları sınır geçişlerinde yaşadığını, hepsinin de çok zorlu geçtiğini söyledi. - Akkuş, Afrika'da sınırları kara yoluyla geçerken her zaman sıkıntılar yaşandığını dile getirerek, Afrika'da ulaşım zor olduğu için çoğunluğunu otostop yaparak tamamladığını belirtti. - - Seyahatlerine aniden karar verdiğini ve yola çıktığını anlatan Akkuş, ocak ayında Endonezya'ya martta ise Hindistan'a gideceğini aktardı. - \"ÇOK ANI BİRİKTİRİYORUZ\"Akkuş, gezilerini çok ucuza mal ettiğini, bunun için konforundan, yemesinden ve içmesinden feragat ettiğini anlatarak, \"Bu sayede daha çok anı biriktiriyoruz, riskli ve maceralı oluyor ama anılar birikiyor. - Maddi durumun ne olursa olsun sırt çantalı bir gezinin tadına varmak çok ayrı çünkü anılar burada birikiyor. Yollarda anı oluyor, yollarda karşılaştıklarınızla bir şeyler paylaşabiliyorsunuz\" ifadelerini kullandı. - - Gezgin Ufuk Akkuş'un dünya turu maceralarını @turkishbackpacker isimli instagram hesabından takip edebilirsiniz. - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -"} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/turk-vatandaslarindan-transit-vize-isteyen-ulkeler", "text": "Uçak aramalarında aktarmalı uçuşlar genellikle daha ucuz olduğu için daha çok tercih edilir. Konu aktarma olunca çoğumuzun gözünden kaçan çok önemli bir konuyu işlemek istedim bu hafta: transit vize. Tatilinizin bu minik sorun yüzünden kötü başlamaması için aktarmalı yapacağınız yolculuklarda, aktarma yapacağınız ülkenin transit vize isteyip istememesini muhakkak kontrol etmeniz gerekiyor. Aksi takdirde uçağa alınamama riskiniz oluşuyor. Bu yazıda size en çok aktarma yaptığımız ve transit vize isteyen ülkelerden örnekler verdim. Yazdığım bilgiler şu an için güncel olmakla birlikte, her an değişebileceğini unutmamak gerekir. Transit vize başvurusu yapacaksanız muhakkak konsolosluklara başvurup, ön bilgilendirmeyi oradan almanızı tavsiye ederim. Schengen vizeniz veya bir Schengen ülkesine ait oturma izniniz olması durumunda, olarak oturumunuz varken Türkiye`ye dönüş yapıyorsanız, - Gidiş-Dönüş yolculuğunuz uçak ile olacaksa, - Havaalanına varmanızın ardından 24 saat içerisinde kalkacak bir uçağınız varsa - Seyahatiniz için gerekli tüm dökümanlarınız yanınızdaysa - Avusturalya, Kanada, Yeni Zelanda ya da Amerika'ya seyahat ediyorsanız ve bu ülkelerde geçerli bir vizeniz varsa, - Avusturalya, Kanada, Yeni Zelanda ya da Amerika'dan seyahatinize başlamışsanız ve bu ülkelerden herhangi birine en az 6 ay önce giriş yapmışsanız, - 21 Nisan 1998'den sonra çıkarılmış, geçerli bir US oturma izniniz varsa, - 28 Haziran 2002'den sonra çıkarılmış, geçerli bir Kanada oturma izniniz varsa, - EEA'ya girişinizi sağlayan D kategorisi vizeniz varsa, - EEA'da oturma izni sağlayan belgeniz varsa. Bu şartlara uygunsanız transfer vizesi almanız gerekmeyebilir. Ancak İngiliz Hükümeti yine de bu şartlara dahil olsanız dahi vizeye ihtiyaç duyabileceğiniz uyarısını yapıyor. - Diplomatik, Hususi ve Hizmet pasaportu olanlar için, - AB ülkeleri, Norveç, İzlanda, Andorra, Japonya, Kanada, Liechtenstein, Monako, San Marino, ABD ve İsviçre'de yasal kalışa izin veren belge sahibi ve - Uçak mürettebat belgesi olan vatandaşlarımız Diğer taraftan, 1 Eylül 2006 tarihi itibariyle Çek Cumhuriyeti, AB Parlamentosu ve AB Konseyi'nin 895/2006 ve 896/2006 sayılı kararları uyarınca, İsviçre ve Liechtenstein'da ikamet izni sahibi olan vatandaşlarımızın vizesiz olarak transit geçebilmelerine ve ülkede azami 5 gün konaklamalarına olanak sağlıyor. Bu olanak, yalnızca transit amacıyla kullanılabiliyor, vatandaşlarımızın Çek topraklarına giriş yapmış oldukları ülkeye, başka bir ülke toprağına geçiş yapmaksızın, dönmelerine izin veriliyor. İsviçre 2008 yılından beri Schengen üyesi. Transit geçişlerde vize talep eden ülkenin muafiyet politikası ve talep ettiği belgeler aşağıdaki gibi. Schengen ülkeleri veya İngiltere Kanada ve A. B. D için geçerli oturma/çalışma izni bulunan Türk vatandaşlarından transit geçişler için vize istenmiyor. - Başvuru sahibi tarafından eksiksiz doldurulmuş ve imzalanmış orijinal vize başvuru formu, - Pasaport: Sahibi tarafından imzalanmış, temdit süresi en az 6 ay ve pasaporta kayıtlı seyahat edecek kişi kadar boş vize sayfasının bulunması gerekiyor, - 2 adet Biometrik Fotoğraf - İsviçre Konsolosluğuna hitaben gidiş amacını belirten orijinal vize talep dilekçesi - Uçak bileti veya havayolu şirketi tarafından verilmiş teyit rezervasyon belgesi - Gideceğiniz ülkeye ait oturma izni veya pasaporttaki ilgili sayfanın fotokopisi veya gideceğiniz ülkeye giriş izni veren diğer belgeler - T. C Kimlik fotokopisi - Seyahat sağlık sigortası Yunanistan da Schengen ülkelerinden. Schengen vizeniz varsa geçişler dert değil. Yoksa eğer transit vizeye ihtiyacınız olacak. - Vize İşlemi Takip Belgesi - Asıl gideceği ülkenin vizesi veya oturma izni - Yeni çekilmiş 2 adet resim( objektife direkt bakan, yüz hatlarının açık seçik ayırt edilmesini sağlayacak biçimde beyaz arka planlı, 3,5 cm x 4,5 cm olmalıdır) - Yunanistan Başkonsolosluğuna hitaben Türkçe vize talep dilekçesi - Şirket evraklarınız (İmza sirküleri, T. sicil gazetesi, Vergi levhası, Son3 ay a ait olması gerekmektedir.) - Varsa Tapu, araç ruhsatı fotokopileri - Günce tarihli, bakiyeli hesap cüzdanı fotokopileri - Vukuatlı nüfus kayıt örneği - Seyahat-Sağlık Sigortası - Otobüs bileti, uçakla gidiyorsanız uçak biletiniz ya da kendi aracınızla gidiyorsanız araç ruhsat fotokopisi ve uluslararasıyeşil sigorta. Kanada vizeniz yok ise, bu ülkeden geçişlerde de transit vizeye ihtiyacınız olacak. İşin iyi tarafı Kanada Hükümeti'nin bunu bir gelir kapısı olarak görmemesi. Yapacağınız transit vize başvuruları için herhangi bir ödeme yapmanız gerekmiyor. Vizeye başvurmanız için yapmanız gereken seyahatinizden en geç 3 hafta önce transit vize başvuru formunu doldurup, elektronik posta yolu ile göndermeniz. Şunu da belirtelim: Amerika Birleşik Devletleri Yeşil Kart sahiplerinin, Kanada'daki herhangi bir havaalanından transit geçiş yapmaları için, transit vizeye ihtiyaçları yok. vizeyurdu. com uzman vize danışmanları Vize İşlemleri hususunda sizlere kaliteli hizmet sunmaktadır."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/turkiye-cinli-turiste-vize-kolayligi-getirmeye-hazirlaniyor", "text": "E-vize uygulamasında Çinli turistten istenen Şengen veya OECD ülkeleri vize ikamet koşulu kaldırıldı. Artık kapıda 60 doları ödeyen Türkiye'ye girebilecek. Habertürk gazetesinden Ünsal Ereke'nin haberine göre; dünyanın birçok ülkesine yılda 100 milyon turist gönderen Çin'den sadece 200 bin civarında tatilci alabilen Türkiye, bu rakamı daha da yukarıya çekmek için vize koşullarını genişletti. Bu kapsamda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Seyahat Acenteleri'nin isteklerini göz önünde bulunduran İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 2 Şubat 2015'ten itibaren Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşlarının 30 güne kadar Türkiye girişlerindeki aldığı e-vize uygulamasında aradığı Şengen veya OECD ülkelerinin vize ikamet koşulunu kaldırdı. Turizmciler uygulamanın bu yıl 200 bine ulaşan Çinli turist sayısını ikiye katlayacağı görüşünde. TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, gelirleri hızla artan Çin vatandaşlarının yurtdışını gidip görmek için sabırsızlandığını ancak Türkiye'nin bu alanda yeteri kadar turist çekemediğini söyledi. Bu kapsamda çalışmalar yürütmeye başladıklarını ifade eden Ulusoy, \"Turizm Bakanlığı koordinasyonunda Dışişleri Bakanlığı'nın izniyle havalimanlarına e-vizeye yönelik kiosklar koyduk. E-vize kapsamının genişletilmesiyle birlikte daha fazla turist alacağız. Son yıllarda hızla artan Çin'den gelen turist rakamını bu yolla ikiye katlayacağımızı düşünüyorum\" diye konuştu. Çinliler, Türkiye'de İstanbul, Safranbolu, Kapadokya, Konya, Pamukkale ve İzmir gibi noktalara ilgi gösteriyorlar. Çin Turizm Akademisi'ne göre yurtdışına gidecek Çinli turist sayısının bu yıl 116 milyona, harcamalarının da 155 milyar dolara ulaşması bekleniyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/turkiye-kum-plajlari", "text": "Upuzun geniş bir kumsalın ve yapılaşmanın olmadığı harika bir yer Dalyan Istuzu Plajı. Zaten buraya ancak deniz yoluyla ve Dalyan deresini geçerek gelebiliyorsunuz. 5.400 metrelik plajda duş, lavabo gibi hizmetler mevcut. Burası bir de caretta caretta denilen deniz kaplumbağalarıyla da meşhur bir yer. Şansınız varsa yumurtalarını sahile bırakan kaplumbağaları görebilirsiniz. Türkiye'nin ünlü plajlarından biri de Ayvalık Sarımsaklı'dır. Buranın özellikle kumu meşhurdur. Kumunun radyasyon etkilerini azalttığı söylenir. 5 kilometre uzunluğundaki Sarımsaklı'da 22 tane plaj işletmesi vardır. Yeme, içme, kafe, restoran gibi özellikleri konusunda oldukça fazla seçeneği barındırır. Çeşme, her ne kadar Alaçatı plajlarıyla bilinse de seyahat yazarlarına göre Çeşme'nin uzun ve güzel en iyi plajı Ilıca'dır. Çeşme merkezden başlayarak kilometrelerce uzun ve kum plajı olan Ilıca'da şifalı sular da var. Ilıca aynı zamanda uzun süre derinleşmeyen deniziyle de ünlü. Suyu da ılıktır. Çeşme'de kum plaj isteyenlere Altınkum Plajını da önerebiliriz. Kumuyla ünlü Türkiye'nin bir diğer plajı da Alanya'daki Kleopatra Plajı'dır. Kalenin öbür yanında Alanya limanına kadar olan bölgede plaj tamamen kumdur. Plajın arkasında çok sayıda otel bulunur. Geniş bir parkı da vardır. Kalenin plaja bakan kısmı da yeşilliktir. Marmaris'in meşhur kum plajı da İçmeler'dir. Marmaris'te çok plaj var özellikle de Datça tarafında. Ancak plajı kum olan yerlerin başında İçmeler geliyor. İçmeler de çok sayıda otel var. İçmeler'de sahil boyunca dizili palmiye ağaçları buraya egzotik bir hava katar. Antalya'nın Konyaaltı, Lara gibi şehir içi plajları var ancak yapılaşma olmayan temiz deniziyle dikkat çeken meşhur plajı ise Patara. Kalkan'da Patara antik kentinin yanındaki plajın kumu ve sığ denizi ünlü. Deniz kaplumbağaları caretta carettalar da buraya yumurtalarını bırakıyor. Fethiye'nin dünyaca ünlü plajı Ölüdeniz'i listeye almadan olmaz. Ölüdeniz göl gibidir ancak suyunun kendi kendisini yenileyebilmesi özelliğinin olması burayı ayrıcalıklı kılar. Hem kum plajı hem de yeşillikler içerisinde olması Ölüdeniz'e gitmek isteyenlere cazip gelecektir. Plajda turistik işletmeler de mevcut. Kumuyla ünlü bir başka plajımız da Didim'deki Altınkum. Özellikle sarı renkli kumunun güneş ışıklarının da vurmasıyla altına benzemesi nedeniyle bu ismi almış. Burada belediyenin plaj işletmeleri var. Dileyen şezlong ya da şemsiye kiralayabilir ya da kendi şemsiyesini getirebilir. Buranın tek dezavantajı özellikle yaz aylarında çok kalabalık olmasıdır. Ama burada deniz mevsimi uzun sürdüğü için Eylül ve Ekim aylarında da kolaylıkla denize girebilirsiniz. Hem kum plaj hem de tarihi kalıntılar arasında güneşlenmek isterseniz Side ilginç bir alternatif olacaktır. Sidede hemen hemen çoğu otelin bir kum plaı vardır. Sidedeki kum plajlı oteller sayfasından göz gezdirebilirsiniz. Side Antik kentinin hemen önünde tarihi kalıntıların arasında deniz keyfi sürmek, değişik bir deneyim olabilir. Buranın kumu ve temiz denizi de iyi gelecektir."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/turkiye-schengene-dahil-olursa-25-ulkeye-tekrar-vize-koyacak", "text": "Türkiye'nin, AB'ye ülkelerine vizesiz seyahat edebilmesinin en önemli koşullarından biri olan, 'geri kabul anlaşması'nı imzalamasının ardından, vizesiz Avrupa'ya bir adım daha yaklaşılmış oldu. Ancak Türk vatandaşlarının Avrupa Birliği ülkelerine vizesiz girebilmesi, ülkenin vize politikasının AB esaslarına göre düzenlemesini zorunlu kılıyor. Bu durumda Türkiye, AB'nin vize uyguladığı he ülkeye vize uygulamak durumunda kalacak. Türkiye'nin 'geri kabul anlaşması'nı imzalamasının ardından konunun diğer detayları gündeme gelmeye başladı. Önümüzdeki dönemde Türkiye kendi vize rejimini Avrupa'nınkine uydurmak zorunda kalacak. Uygulamayla birlikte, başta Rusya ve Ukrayna olmak üzere, önemli sayıda turist aldığımız ülkelere vie uygulamaya başlayacağız. Hürriyet Gazetesi'nden Zeynep Gürcanlı'nın haberine göre, Türk vatandaşlarına AB vizeleri kalkarken, Rusya, Ukrayna, Suriye, Kuveyt gibi pek çok ülkeyle daha önce kısa süreli seyahatler için kaldırılmış vizelerin yeniden konulması gündemde. AB vize rejimine uyum çerçevesinde, Türkiye'nin halen umuma mahsus pasaportlara vize uyguladığı bazı ülkelere de vizeyi kaldırması gerekecek. Bu ülkeler şöyle: ABD, Kanada, Avustralya, Hong Kong ve Meksika."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/turkler-94-ulkeye-vizesiz-giriyor", "text": "İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, vizesiz seyahat olanağı açısından 9 AB ülkesi ve ABD ilk sırada yer alıyor. Bu ülkelerin pasaportunu taşıyanlar vize almadan 170'den fazla ülkeye seyahat edebilirken Türk vatandaşlarının vizesiz giriş yapabildikleri ülkelerin sayısı 94. Bazı ülkelerin vatandaşları, dünyanın hemen hemen tüm ülkelerine vizesiz seyahat olanağından yararlanıyor. Aralarında İngiltere, Almanya ve ABD'nin de bulunduğu 10 ülkenin pasaportunu taşıyanlar, vizesiz 173 ülkeye girebilirken bu sayı Türkler için 94 olarak belirlendi. İngiltere'de gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, vatandaşları 170'den fazla ülkeye vizesiz sehayat edebilen 10 ülkenin başında İngiltere, Finlandiya ve İsveç bulunuyor. Bu ülkelerin pasaportunu taşıyanlar, vize almadan 173 ülkeye giriş yapabiliyor. 219 ülkeyi kapsayan yıllık Hentley&Partners Vize Kısıtlama Endeksi, AB üyeliğinin serbest sehayat için kilit bir faktör olduğunu gösteriyor. Nitekim vatandaşları vizesiz seyahat olanağından en çok yararlanan 10 ülkeden 9'u AB üyesidir. Pasaportları 170'den fazla ülkeye vizesiz giriş sağlayan 10 ülkenin arasında AB ülkesi İngiltere, Finlandiya, İsveç, Danimarka, Almanya, Lüksemburg, Belçika, İtalya, Hollanda'nın yanısıra ABD de bulunuyor. İndependent gazetesince yansıtılan endekse göre, Rus vatandaşları 95 ülkeye vizesiz girebilirken bu sayı, Türkiye ve Güney Afrika için 94 olarak belirlendi. Bosna Herzegovina pasaportu, 91 ülkeye vizesiz giriş olanağını sağlarken bu sayı Arnavutluk için 88 olarak belirlendi. Bu arada, dünyanın en kalabalık iki ülkesi olan Çin ve Hindistan'ın pasaportlarını taşıyanların ise yurt dışında serbestçe sehayat olanakları kısıtlı. Çinliler 44, Hintliler ise 52 gibi az sayıda ülkeye vizesiz girebiliyor. Pasaportları en az kapı açan ülkeler ise Afganistan (28), Irak (31), Pakistan (32) ve Somali (32) olarak sıralanıyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ucak-haric-her-vasita-ile-dunya-turu-yaptilar", "text": "3 ve 7 yaşındaki oğulları ile birlikte dünya turuna çıkan Bruce Kirkby ve Christine Pitkanen, modern teknolojiden uzak durarak 21 bin km yol kat etti. Kanada'dan bir gemiyle ayrılan aile Çin'e yaptıkları seyahati ' Big Crazy Family Adventure' adıyla kayıt altına aldı ve 9 bölümlük bir show haline getirdi. Gemi seyahatinin ardından Kanada'dan Asya kıtasına geçen aile buradan tren, otobüs, araba, at arabası ve bisiklet gibi vesaitler ile yolculuklarını sürdüren ailenin yolculuğu adeta bir zaman yolculuğunu andırıyor. Bundan 70 yıl önce seyahat etmek için hangi araçlar kullanıldıysa o şekilde yollarına devam eden Kanadalı aile yaklaşık 21 bin kilometre seyahat etti. Aylardır kendilerine bu ilginç konseptle dünya turu yapan aile Çin'in kuzeybatısı boyunca uzanan Çİn Seddi'ne ulaşarak seyahatlerine son noktayı koydu."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ucak-kullanmadan-dunya-turu-yapan-gezgin", "text": "Dünyadaki her ülkeyi gezmeye karar veren Torbjorn C. Pedersen'in iki kuralı var. Uçağa binmemek ve gezi bitene kadar eve dönmemek. Torbjorn, farklı bir yolculuk yapmak istemiş. Bunun için de iki kural koyarak rotasını biraz değiştiriyor. Gezi bitmeden evine dönmeyip hiçbir hava taşıtı kullanmadan Dünya turunu tamamlamayı hedefliyor. Reddit'te başlattığı soru cevap platformu, AMA ile hem projesini daha çok insanın duymasını sağladı hem de bu konuda soruları olan insanlara tecrübelerini aktarma imkanı buldu. Böyle bir gezinin daha önce yapılmadığını ve ortalama 4 yıl süreceğini öngördüğünü de soruları yanıtlamadan önce belirtiyor. Günlük giderleri, yolculuğunu nasıl finanse ettiği, onu en çok etkileyen ülkeler, en çok korktuğu an, yolculuk sırasında yeni bir ülke bağımsızlığını ilan ederse alacağı karar gibi pek çok farklı konudan soruları yanıtlıyor. Once Upon A Saga ismini verdiği bu proje ile 65 ülkeyi geride bıraktı. Bu akşam Karayiplerde yer alan bir ülke olan Saint Vincent ve Grenadinler'de bulunuyor. Karayiplerdeki turunu tamamladıktan sonra Afrika kıtasına geçmeyi planlıyor. Yol boyunca kullandığı ilkesini ve motivasyon kaynağını; \"Bir yabancı, daha önce karşılaşmadığınız bir arkadaşınızdır.\" sözleriyle dile getiriyor. Sosyal medyayı aktif olarak kullanan Torbjorn; Facebook, Twitter, Instagram, Youtube gibi ağlar üzerinden maceralarını geniş kitlelere ulaşmak istiyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ucakta-koltuklari-geriye-yaslamak-kavga-bile-cikartiyor", "text": "Uçakta koltukları geriye yaslamak kavga bile çıkartıyor.. Skyscanner, uçak koltuklarının geriye yaslanmasının seyahatseverlerin yolculuğunu nasıl etkilediğini araştırdı. Anket sonuçlarına göre yolcuların %91'i kısa süreli uçuşlarda koltukların geriye yaslanmasının tamamen yasaklanmasını ya da kısıtlı zamanlarda yapılması gerektiğini düşünüyor. Skyscanner, 1.000'i aşkın seyahatsevere uçakta koltukların geriye yaslanmasının uçuş konforunu nasıl etkilediğini sordu. Anket sonuçlarına göre katılımcıların %91'inin kısa mesafeli uçuşlarda koltukların geriye yaslanmasının tamamen yasaklanmasını veya buna bir zaman kısıtlaması getirilmesini istiyor. Uzun mesafeli uçuşlarda ise katılımcıların %43'ü koltukların geriye yaslanabileceğini ancak bunun da belirli bir zaman aralığı içinde olması gerektiğini düşünüyor. Bu isteğin ise haklı bir sebebi var; seyahatseverlerin neredeyse %30'u önündeki yolcu koltuğunu geriye yasladığı için rahatsız bir uçuş geçirirken, %3'ü bu yüzden ufak kazalara maruz kalmış. Koltukları geriye yaslamanın yasaklanması fikri ise kabin görevlilerinin yüreğine su serpeceğe benziyor. Yaklaşık 900'ün üzerinde uluslararası kabin görevlisiyle gerçekleştirilen araştırmaya göre, uçuş sırasında bir yolcunun koltuğunu geriye yasladığı için kavga çıktığına şahit olan kabin görevlilerinin oranı %60'ı buluyor. Psikolog Dr. Becky Spelman da koltuğun geriye yaslanması konusunda havayollarının prosedür değişikliğine gitmesinin mantıklı olduğunu düşünüyor. Dr. Spelman'a göre insanların koltuklarını geriye yaslaması arkadaki yolcuda stres, gerginlik, hayal kırıklığı ve öfke gibi çeşitli olumsuz duygularla sebep olabiliyor. Dr. Spelman seyahat esnasında ortaya çıkan kişilik türlerini \"Bencil Ego\" ve \"Fedakar Ruhlar\" olarak ikiye ayırıyor. Bencil egolular kendi rahatları için diğer kişileri göz ardı edebiliyor. Skyscanner'ın anket sonuçları da katılımcıların %70'inin hamile bir kadının önünde oturuyor olmalarına rağmen koltuklarını geriye yaslayabileceğini, %80'inin ise arkalarında oturan kişinin yaşlı ya da hasta olmasını bile umursamadığını ortaya koyuyor. Sonuçlar aynı zamanda 18-24 yaş arası kadınlarda \"Fedakar Ruh\" özelliklerinin, 40-50 yaş arası erkeklerde ise çoğunlukla \"Bencil Ego\" özelliklerinin ön plana çıktığını ortaya koyuyor. Özellikle koltuğunu arkaya yaslayan yolcu düşüncesiz davrandığında arkada oturan kişinin tüm yolculuğunun olumsuz etkilenebileceğini söyleyen Dr. Spelman, bunun çözümünün aslında çok kolay olduğunu, sadece arkadaki kişiden kibarca izin isteyerek durumun çözülebileceğini belirtiyor. Ancak Skyscanner'ın anket sonuçları yolcuların %30'unun izin istedikleri takdirde alacakları tepkiden korktuklarını ortaya koyarken, %64'ünün ise bugüne kadar hiç izin istemeyerek bunu sormaya çekindiklerini açığa çıkarıyor. Bencil egolar ve fedakar ruhlar arsında dengeyi bulabilmek için en uygun yol ise koltukların geriye yaslanmasına zaman kısıtlaması getirilmesi olabileceğini belirten Dr. Spelman, \"Bu tür kurallar kişilerin konforlarını belirlemesine sınırlama getirse de, adil olduğu için insanlar buna uymayı genellikle kabul ederler, böylece sosyal olarak daha iyi bağlantılar kurulabilir. Bu da, çoğunluğun daha iyi bir uçuş geçirmesini sağlar\" diyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/ukraynali-ciftin-dunya-turunda-cocuklari-dunyaya-geldi", "text": "Ukrayna'dan beş ay önce dünya turu kapsamında geldikleri Fethiye'de ikinci çocukları dünyaya gelen Vadym-Anna Grynenko çifti, Antalya'ya ulaştı. Ukraynalı Vadym-Anna Grynenko çifti, oğulları Liubomyr (4) ile birlikte yaklaşık beş ay önce Kiev'den dünya turu için otomobille yola çıktı. Üç kişilik aile; Moldova, Romanya ve Bulgaristan'ın ardından Türkiye'ye geldi. Marmara ve Ege sahillerini takip eden çift ve çocukları, yaklaşık 15 gün önce Fethiye'ye ulaştı. Hamile olan Anna Grynenko, Fethiye'de doğum yaptı. Dünya turu yolculuğuna üç kişi çıkan ve yolda dört bireye ulaşan Ukraynalı aile, önceki gün Antalya'ya geldi. 2012 yılında 80 milyon liralık yatırımla hizmete açılan, 40 tematik akvaryumun ardından 131 metrelik uzunluğu ve üç metrelik genişliğiyle dünyanın en büyük tünel akvaryumuna sahip Antalya Akvaryum'u ziyaret eden çift ve çocukları, 'Tropikal Ev' ve 'Kar Dünyası' gibi bölümleri gezdi. 1970 model otomobillerinin birkaç parçasını yenileyip, mavi- beyaza boyadıktan sonra dünya turu yapmaya karar verdiklerini belirten Vadym- Anna Grynenko çifti, gezgin bir aile olduklarını söyledi. Vadym Grynenko, \"Kendi arabamızın penceresinden dünyayı geze geze dünyayı görmek için yola çıktık. Türkiye'yi çok beğendik, çok sevdik. Aracımızın markası Volga, 1970 model ve sadece birkaç parçasını yeniledik. Her şeyi orijinal, eski Sovyet dönemine ait bir otomobil. Kiev'den yola çıktıktan sonra Moldova, Romanya, Bulgaristan'da birçok şehri gezerek Türkiye'ye geldik. Türkiye'de de İstanbul'dan Marmara ve Ege kıyılarını sahilden dolaşarak Fethiye'ye ulaştık. Yolculuğumuz planladığımızdan biraz daha yavaş sürdü. Eşim hamileydi ve Fethiye'de doğum yaptı. Fethiye'de bir hastanede sekiz gün önce kızımız dünyaya geldi. Adını da Liubava koyduk.\" diye konuştu. Bebekleri dünyaya geldikten sonra Fethiye'de kalmaya devam ettiklerini belirten Anna Grynenko ise \"Antalya'daki gezimizin ardından yeniden Ukrayna'ya döneceğiz. Ukrayna'da nostaljik arabamızın yerine bebeğin de daha rahat edebileceği karavan araçla dünya turumuzu sürdüreceğiz. Gezimizi Antalya sahilleriyle devam ettireceğiz. Türkiye'den İran, Pakistan, Hindistan, Malezya'ya kadar gitmeyi planlıyoruz.\" dedi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/vize-gerektirmeyen-en-ilginc-13-ulke", "text": "Yurtdışı turları düşük fiyatları ile yurtiçi tatillerinden daha cazip hale geldi. Uçak fiyatlarının ucuzlaması ve birçok ülke ile vizelerin kalkmasından sonra yurtdışı turları son dönemde kafa dinlemek isteyenler için tek tercih olmaya başladılar. Bizde sizler için vize gerektirmeyen ülkeler arasında ki en cazip olanlarını seçmek istedik. İşte vizesiz gidebileceğiniz en cazip 13 ülke. Tarihi binaları ve kominizmin izleriyle süslü bu ülke matruşkasından, votkasına, Kremlin Sarayı'ndan, edebiyatına, beyaz gecelerine kadar, güzel bir deneyim için sizi çağırıyor. Uzak doğunun bize en yakın ülkesi olan Tayland düşük bütçeli bir seyahat için oldukça uygun bir ülkedir. Tayland, balayı turizminin tercih edilen yerlerinden biri. Phuket doğa harikası plajları ve adalarıyla, kültürüyle davetkar. Kuzey komuşumuz Ukrayna'da işler bu dönemde biraz karışıkta olsa turizm açısından bir sorun olamdığını yetkilier belirtmekte. Ukrayna tarihi değerleri, doğa harikası tabiatı, edebiyatı, siyaseti, limanları, içkileri, parkları ile görülmeye değer bir ülke. Libya ve Cezayir'le birlikte Akdeniz'e kıyısı olan 5 Afrika ülkesinden Tunus, vizesiz bir seyahat için mükemmel bir yer. Sahra'nın içine kadar uzanan çöllerinde safari yapabilir, kıyılarından dalabilir, meraklısıysanız büyük pistlerde golf oynayabilirsiniz. Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Kazablnaka'nın yer aldığı bu güzel ülkenin doğası, tarihi, ülke plajları, ihtişamlı dağları, kraliyet sarayları, vahaları ve yerel kültürün en güzel yansıması olan köyleriyle baharat kokuları eşliğinde düşük bütçeli, yakın, vizesiz turistik bir cennet olarak göze çarpmaktadır. Bizimde özellikle görülmesi gerektiğini düşündüğümüz bir ülkedir Fas. Gündelik hayatın koşuşturmasından yorulduysanız kendinizi toplamanız ve yenilemeniz için İlkbahar da gidilebilecek doğru bir rota. Yemekleriyle, doğasıyla, tarihiyle görülmesi gereken bir yer olarak dikkat çekmektedir. Bu coğrafyada Türkçe konuşarakta herkesle anlaşabilirsiniz. Bunun da altını çizelim. Ortadoğunun Paris'i denen Beyrut'un başkentliğini yaptığı Lübnan haftalık izninizi dolu dolu dolduracak, gerek yakın kültürümüzün bize eşlik edeceği tanışıklık, gerek bizden uzak yabancı bir toplum yaşamının doyuracağı keşif arzusu ile müthiş bir turizm potansiyeline sahip. Sırbistan'ın başkenti Belgrad son yıllarda Türkler'in en sık tercih ettiği yurt dışı tatil rotalarından biri. Vize zorunluluğunun olmaması ve ucuz uçak biletleri bu tercihteki önemli sebeplerden. Karadeniz'in tüm illerinden otobüsle, hatta Artvin'den dolmuşla gidilen bu güzel ülke için vizelerin kaldırılması her iki ülke için büyük bir fırsat sundu. Gürcistan doğası, casinoları ve hamamları ile ziyaretçileri cezbeden bir ülke haline geldi. Keşfedilmemiş bir cennet olarak adlandırılan Karadağ, turistler tarafından sıklıkla tercih edilen bir yer. Avrupalı koloniciler tarafından kurulmasının mirası ile Avrupalı bir yaşamı Güney Amerika'nın neşesiyle birleştirmiş, eğlenceli, canlı, renkli bir ülke olarak Arjantin, fiziki mesafenin uzaklığı ve pahalı uçak biletlerine rağmen görülmeye değer bir yerdir. Yavru vatan KKTC dünyanın birçok ülkesi tarafından resmi olarak tanınmasa da bizim en yakın komşumuz. Yaz turizmi, deniz, kum, güneş üçgeni, casino kültürü ile de ciddi bir turizm potansiyeline sahip. Uzak doğunun en uzağı Japonya çok ama çok pahalı bir ülke bunu en baştan belirtmekte fayda var. Dünyada en çok iPhone kullanan ülke konumundaki Japonya Özellikle iş seyahatlerinde çalışanların tercihi olmuştur. Gelişmiş teknolojisi, şehirciliği, farklı bir kültürü ve bunu koruyan insanları ile uzak ve dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olsa da havasını solumaya değer."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/vize-istemeyen-ulkeleri-haritada-bulun", "text": "Tatil dönemleri öncesinde tatilin uzunluğuna bağlı olarak yurt dışı alternatifi çoğu kişi tarafından değerlendiriliyor. Yurt dışı tatilinin önündeki en büyük engelse vize. Vize isteyen ve istemeyen ülkelerin listelerini aramak ve vize için onlarca belgeyi bir araya getirmek yurt dışı tatilin en büyük eziyetleri olabiliyor. Bir gün vizesiz seyahat edebileceğimiz gün gelir mi bilmiyorum ama yurt dışından yeni bir girişim sizi vize istemeyen ülkeleri kolayca bulmanızı sağlıyor. Tek sayfadan oluşan basit mantıkla kurulmuş VisaMapper siteye giriş yapılan ülkeyi otomatik tanıyarak hangi ülkelerin vize istediğini, hangi ülkelerin vize istemediğini harita üzerinde renklendirerek gösteriyor. Seyahat etmek isteyenler, vatandaşlığının ait olduğu ülkeyi seçmesiyle birlikte vizesiz seyahat edebileceği ülkeleri yeşil olarak görüyor. Vize konusunda 6 seçeneği olan sitenin en sevdiğim noktası \"data unclear\" yani bilmiyorum seçeneğininde olması. Diğer seçenekler arasında \"online başvuru\", \"ulaşınca vize alma\" bulunuyor. Basit mantığı ve kullanışlılığıyla ön plana çıkan VisaMapper sadece Türkiye'den değil yurt dışından da büyük talep toplayacak gibi görünüyor. Yeni gelen yılda vizesiz seyahat edebileceğimiz, rahatlıkla gezebileceğimiz bir dünya dileğiyle."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/vizesiz-seyahat-saglayan-en-degerli-pasaport-belli-oldu-turk-pasaportu-kac-ulkeye-vizesiz-giriyor", "text": "Dünya genelinde vizesiz seyahat imkanını en fazla Almanya pasaportu sağlıyor. Türk pasaportuyla 102 ülkeye vizesiz seyahat yapılabiliyor. 199 ülke pasaportunun değerlendirildiği listede, 218 ülkenin 177'sine vizesiz seyahat imkanı tanıyan Almanya pasaportu ilk sırada yer aldı. Almanya'yı 176 ülkeye vizesiz seyahat imkanı sağlayan İsveç pasaportu takip ederken, üçüncü sırayı 175 ülkeye vizesiz giriş imkanı sağlayan Finlandiya, Fransa, İtalya, İspanya ve İngiltere pasaportları paylaştı. ABD pasaportu ile vizesiz seyahat edilebilen ülke sayısı ise 174 oldu. Türk pasaportu dünya genelinde vizesiz seyahat sıralamasında geçen yıla göre iki basamak gerileyerek 51'inci sırada yer aldı. Sıralamada Afganistan pasaportu 25 ülke ile listenin son sırasında yer buldu. 2015 sıralamasında Rusya ile birlikte 49'uncu olan Türkiye, bu yıl Kolombiya'nın ardından 51'inci sırada yer aldı. Türk pasaportu 2015 yılında 102 ülkeye vizesiz seyahat yapma imkanı sağladı. Rusya ise 48'inci sırada yer aldı. Sıralamada Türkiye'yi 52'inci ülke ile Bosna Hersek takip ediyor. Türk pasaportu, dünya genelinde vizesiz seyahat sıralamasında geçen yıla göre iki basamak geriledi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/world-nomads-seyahat-fotografcilik-bursu", "text": "World Nomads Seyahat Fotoğrafçılık bursuna profesyonel olmayan 18 yaşından büyük dünya çapında tüm başvurular kabul edilmektedir. Yarışmanın birincisine 10 günlük Nepal gezisi ve Richard l'Anson dan 45 dk'lık ücretsiz portföy yorumu hediye edilecektir. Tüm katılımcıların aşağıdaki şartları sağlaması gerekmektedir. Yarışma bütün ülke vatandaşlarına açıktır ve katılımcıların İngilizce yeterliliği iyi olmalıdır. Yarışmacıların geçerli pasaportları olmalıdır. Yarışma için verilen tarihler değişmez. Katılımcılar sağlıklı ve fit olmalıdır. Yarışma orta seviyeli fiziksel aktiviteleri kapsamaktadır. Son başvuru tarihi 25 Kasım 2015 tir. Katılımcılar çektikleri fotoğrafların hikayesini anlatmalıdırlar. Ayrıca katılımcılardan burs kazanmanın kendileri için ne ifade ettiğini ve neden kendilerini seçmemiz gerektiğini anlatan bir yazı yazmaları istenmektedir. Yarışmacılar başvuru formuyla birlikte kişisel bilgilerini ve fotoğraflarını da göndermelidirler."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/yasitlari-evde-o-dunya-turunda", "text": "58 yaşındaki Blanca Fernandez Todea, geçen yıl Temmuz ayında Londra'dan başladığı bisiklet turunda 3500 km pedal çevirerek Bursa'ya ulaştı. Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Londra'dan başladığı bisiklet turunda Hollanda, Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Sırbistan, Romanya, Yunanistan ve Bulgaristan gibi 9 ülke geçerek Türkiye'ye gelen Fernandez, yaklaşık 3500 km pedal çevirerek Bursa'ya ulaştı. Londra'dan Avustralya'ya gitmek üzere yola çıkan 2 çocuk annesi 58 yaşındaki Fernandez, Türkiye'ye giriş yaptığından beri başka ülkelerde bulmadığı samimiyeti, nezaketi burada gördüğünü belirtirken, Türk mutfağını ve misafirperverliğini çok sevdiğini söyledi. Dünyayı yavaş yavaş görmek istediği ve buna en uygun aracın bisiklet olduğunu ifade eden Fernandez, \"Bisikletle gezerken dünya ile sizin aranızda engel yoktur. Etrafınızı izleyebilir. İnsanlar konuşmak için size yaklaşabilir\" derken bisikletin fiziksel ve zihinsel zindelik sağladığını söyledi. Avustralya'ya gidebilmeyi umduğunu daha sonrada Afrika turu planladığını anlatan Fernandez, daha çok yer görmek için sabırsızlandığını sözlerine ekledi. Bursa'da bir gün kalan Todea, Kapadokya'ya gitmek için yola çıktı."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/yatay-bisikletle-dunya-turu", "text": "YATAY bisikletle 4 yıl dünya turu... Bu tek cümleyle bile insanın aklında birçok soru beliriveriyor. Kim, nasıl, kaç yıl, hangi ülkeler? Yatay bisiklet nedir? Eşim Nicolas ile tanışmamızdan çok önce, seyahat virüsü ikimizin de kanına ayrı ayrı girmiş. Nicolas'la Ankara'da çalışırken, bir internet sitesi sayesinde birçok yabancı gezginle tanışma fırsatımız oldu. Evimizde ağırladığımız insanları, zamanla bisikletçiler arasından seçmeye başladık. Gönlümüz bisiklete kaymaya başlamıştı. Ayrıca bir ülkede daha verimli kalarak, o ülkenin kültürünü özümsemek, uzun soluklu arkadaşlar edinmek ve unutulmaz tecrübeler yaşamak istiyorduk. Bisiklet tüm bunları dilediğimiz gibi yaşayabileceğimiz tek ulaşım aracıydı. 14 Nisan 2014'te Fransa'dan başladık pedallamaya. İsviçre, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Sırbistan, Bosna Hersek, Hırvatistan, Karadağ, Arnavutluk, Yunanistan'ı geçtik. 223 günde 8000 km pedalladık. 35 kilo makarna, 130 küsur ton balığı konservesi, bir o kadar Mısır konservesi tükettik. 130 gece çadırda, 11 gece hostelde, geri kalan gecelerde ise arkadaşlarda ve konuk edildiğimiz evlerde kaldık. Olumsuzluklar da oldu tabii. Çok düştük, 2 defa kene soktu, ıslandık, üşüdük, yüzümüze tükürük yedik, ülke bayraklarımızı görenlerin suçlamalarına maruz kaldık. Tüm bunlara değdi çünkü tabularımızı yıktık, değiştik, sınırlarımızı aştık. Değişik kültürler gördük, yöresel yemekler yedik, korkarak girdiğimiz ülkelerin vatandaşları tarafından evlerinde ağırlandık. Sattığı 1 kilo elmanın parasıyla geçinen adamın hediye ettiği elmaları yedik. 23 Kasım 2014'te Ankara'ya vardık ama yolculuğumuz bitmedi. Avrupa sadece bir ısınma turuydu. Esas macera bundan sonra başlıyor. Mart 2015'te tekrar yollara düşüp Asya, Okyanusya ve Güney Amerika'ya uzanacağız. 3 yıl daha yollardayız. Çadır, uyku tulumları, şişme matlar, tencere seti, ocak, bilgisayar, elektronik Kitap, fotoğraf makinesi, yazlık ve kışlık kıyafetler, ayakkabı, bisiklet tamiri için teknik malzemeler, ilk yardım çantası gibi 4 yıl boyunca her türlü iklim koşulunda lazım olabilecek eşyaları bisiklet çantalarımızda taşıyoruz. Bisikletimiz, ulaşım aracımız, çadırımız, evimiz oldu. Bisikletlerimiz farklı; İngilizce adı 'recumbent'. Türkçe'de 'yatay bisiklet' olarak adlandırılabilir. Türkiye'de üreticisi yok ve pek bilinmiyor. Bu sebeple Çek Cumhuriyeti'nde üretim yapan bir firmadan aldık. Konfor konusundaki üstünlüğü, bu bisikleti tercih etme nedenimiz."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/yaz-aylarinin-huzur-dolu-rotasi-marmaris-selimiye", "text": "Turizm cenneti Akdeniz Bölgesi'nin betonun hakimiyetine girmeyen, nadir güzelliklerinden biridir Marmaris Selimiye. Yemyeşil dağların arasından masmavi suların güzelliği göz kırpar size. Doğanın sesi, huzurun tek kaynağıdır burada. Popüler turizm bölgeleri arasında kalmış, gizli cennettir adeta burası. Henüz tam keşfedilmemiş, öyle pek de el değmemiş. Gerçekten de fotoğraftaki gibi hamağınıza uzanıp deniz ve çam kokuları eşliğinde, ister hayallere dalın isterseniz de elinizdeki kitabın başkahramanı olun, gidin uzak diyarlara. Güneş sizi yakmaya başlayınca atlayın serin ve berrak sulara, yazın keyfini çıkarın. Tekne gezilerinde farklı koyları keşfetmenin güzelliğini yaşayın. Ne trafik var Selimiye'de ne de şehir gürültüsü. Her şeyi unutuyorsunuz burada, stresinizi ve dertlerinizi çam ağaçlarının dallarına asıp bırakıyorsunuz. Akşamları ise balıkların tadına, yakamozlar eşliğinde ve rüzgarın sesiyle bakıyorsunuz. Öyle hareketli ve yüksek müzik seslerinin yükseldiği gece hayatı için Selimiye, doğru adres değil! Konaklayacağınız Selimiye butik otelleri ise doğanın içinde saklanmış, ılık sabah rüzgarının yüzünüzü okşadığı güzel bahçelerin içine konumlanmış. Selimiye'nin doğasına uygun yapılan tesisler, genellikle bölgedeki halk tarafından işletiliyor. Dolayısıyla sizin beklentinizi çok iyi biliyorlar. Hem doğanın hem de sizin konforunuz için her şeyi düşünmüşler. Huzur, Selimiye'de odanızın penceresini açtığınız an başlıyor. Haydi, öyle çok düşünüp plan yapmaya gerek yok! Plansız olsun bu tatiliniz de, tadına ancak öyle varabilirsiniz Selimiye'nin. Marmaris Otellerinin kaliteli adresi www. kucukoteller. com. tr yi ziyaret edebilirsiniz. İyi tatiller!"} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/yeni-akim-solo-seyahat", "text": "Yalnız seyahat'i Türkiye'deki iki uygulayıcısı, 'Tek Başına Dünya Gezisi' kitabının yazarı Benian Çulhaoğlu ve kendi internet sitesiyle Uzman TV'de dünyanın dört bir yanında yaşadığı deneyimleri paylaşan Alper Metin anlatıyor. \"Yaşa, gez, maceraya atıl, şükret ve üzülme.\" Beat kuşağının manifesto eseri 'Yolda'nın uçarı yazarı Jack Kerouac böyle buyuruyor. Rutin hayattan sıkılan insan ruhuna iyi gelecek öneriler kuşkusuz. Çünkü herkesin yeni 'keşifler' yapmaya, bu keşifleri yaparken kendini de keşfetmeye ihtiyacı var. Bunun için yola tek başına çıkan, dünyanın yaşam bilgisinin peşine düşen solo seyahatçilerin sayısı giderek artıyor. Önyargıların aksine onlar yalnız, kimsesiz insanlar değil. Aksine yeni insanlarla kaynaşmaya hazır bireyler. Trend öylesine yükseliyor ki, İngiliz Telegraph gazetesinin artık solo seyahate özel bölümü bulunuyor. 2009'da kurulan Solo Traveler 'cemaat'inin ise Facebook'ta 100 binin üzerinde takipçisi var. Bu, solo seyahate çıkanların buluştuğu, anılarını ve ipuçlarını paylaştığı, birbirlerine önerilerde bulundukları bir platform. 57 yaşındaki kurucusu Janice Waugh çıktığı solo seyahatleri kaleme alıyor. Waugh'un blog 'unun gördüğü ilgi üzerine çıkardığı 'Solo Seyahatçinin El Kitabı' neredeyse kült eserler arasında. Biz de solo seyahatin inceliklerini, ekolün Türkiye 'deki temsilcilerine, 'Tek Başına Dünya Gezisi' kitabının yazarı Benian Çulhaoğlu ve kendi internet sitesiyle Uzman TV'de dünyanın dört bir yanında yaşadığı deneyimleri paylaşan Alper Metin'e sorduk. Çulhaoğlu'nun önerileri özellikle kadınlara, Metin'inkiler ise erkeklere ışık tutacak türden. \"İlk kez yurtdışına gittiğimde 22 yaşındaydım. Dil öğrenmek için Londra'da hasta bakıcılık yapmaya gitmiştim. Oradayken, Paris, Brüksel ve birçok Avrupa şehrini görme şansım oldu. İlk defa bu gezilerde tek başıma gezdim. Sonra Türkiye'ye dönüp iş hayatına başladığımda da istisnalar hariç hep solo seyahat ettim. Geçen mart ayında emekli olduğumdan bu yana tam zamanlı gezgin ve yazarım. Dört kıta, 44 ülke gördüm. Antarktika ve Avustralya kıtalarına hiç gitmedim. Hedeflerim arasında. Alper Metin, Kocaeli Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve www. celebialper. com sitesini hazırlıyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/yildizlara-bakarak-dunya-turu", "text": "Hokule'a adlı kano önceki gün yaklaşık dört yıl sürecek dünya turu için Sand Island limanından demir aldı. ABD'nin Havaii eyaletinde geleneksel yöntemlerle inşa edilen Hokule'a adlı kano dünya turuna çıktı. Eyaletin başkenti Honolulu'ya bağlı Sand Island limanından törenle uğurlanan kanonun mürettebatı geçmişte olduğu gibi rotasını modern yön bulucu aletler kullanmadan büyük ölçüde yıldızlar ve güneşin hareketlerine göre bulacak. Bu uzun yolculukta Hokule'a'ya Hikianalia adlı kano da eşlik edecek. 18.7 metre uzunluğundaki Hokule'a'nın ağırlığı 7 ton. Çift omurgalı teknenin genişliği 4.7 metre. Mürettebat sayısı 12 ila 16 olan yelkenli kano 4 ila 6 deniz mili hız yapabiliyor. Kanoların yolculukta 47 bin deniz mili kat etmeleri bekleniyor. Rota için yıldızlara ilaveten mürettebat okyanus akıntıları, rüzgarlar ve kuş sürülerinden de faydalanacak. Geçtiğimiz cumartesi yola çıkan kanoları uğurlamak üzere limana bin civarında kişi geldi. Honolulu Belediye Başkanı Kirk Caldwell da uğurlama töreninde yaptığı konuşmada, \"Bu inanılmaz bir yolculuk. Tehlikeli olacağı zamanlar olacak. Fakat onlar umudumuzu, gururumuzu, sevincimizi taşıyorlar. Bu inanılmaz bir başarı\" dedi."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/yillik-vize-faturasi-300-milyon-euro", "text": "Her yıl 1 milyon Türk vatandaşı, Avrupa ülkelerinden seyahat vizesi alabilmek için toplam 300 milyon euro harcama yapıyor. Vize başvurusu için talep edilen onlarca belgede çok özel ve kişisel bilgiler deşifre ediliyor. Vizesiz Avrupa Projesi ve Türkiye'yi Tanıtım Platformu'nun Kurucu Başkanı Mehmet Okumuş, Türk vatandaşlarının hukuki olmayan vize şartından dolayı çok büyük ekonomik ve sosyal zararlara uğradığını, vatandaşların uzun vize süreçlerinden geçtiğini, kuyruklarda bekletildiğini, tüm özel ve kişisel verilerinin sorgulanıp deşifre edildiğini, vatandaşın yüksek miktarda vize ücretleri ödediğini kaydetti. AB ülkelerine vize başvuru ücretlerinin ortalama 100 euro olduğuna işaret eden Okumuş, buna fotokopi, danışma, fotoğraf, randevu, ulaşım gibi diğer masrafların eklenmesiyle bir kişinin vize için yaptığı masrafın ortalama 250-300 euro'yu bulduğunu belirtti. Türkiye'den yılda ortalama 1 milyon kişinin AB ülkelerine vize başvurusunda bulunduğunu ifade eden Okumuş, yalnızca vize başvuru ücreti ve diğer masrafların toplamının Türk vatandaşlarına yıllık maliyetinin yaklaşık 300 milyon euro olduğunu bildirdi. Türkiye'ye vize uygulamalarının tamamen kaldırılması halinde serbest dolaşımın vereceği imkanlarla ve karşılıklı ilişkilerle ticaret, tanıtım, pazarlama ve rekabet gücünün artacağını belirten Okumuş, ülkeye gelen turist sayısında da artış olacağını, harcama düzeyi yüksek turist kitlesinin Türkiye'ye çekileceğini, böylece Türkiye'nin turizm gelirlerinde yıllık ortalama 15 20 milyar euro'luk artış olabileceğini kaydetti. Okumuş, vize engelinin, Türkiye ile AB arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilere çok büyük zarar verdiğini, Türk ekonomi çevresinin rekabet gücünü zayıflattığını ifade etti. AB yöneticileri tarafından Türkiye'ye yönelik vize uygulamalarının tamamen kaldırılması veya vize şartlarında kolaylıklar sağlanması için bir adım atılmadığına işaret eden Okumuş, vize sorununun AB ve Türkiye ekonomilerine toplam zararının 5 yılda yaklaşık 300 milyar euro olduğunu savundu. Bir araştırmaya göre, Türkiye'den Avrupa'ya göç etmek isteyen Türk vatandaşlarının oranının yüzde 10'lara düştüğüne işaret eden Okumuş, Türk insanının Avrupa'ya artık göçmen olarak çalışıp yerleşmeye değil, turist olarak gezmeye, alışveriş yapmaya, eğitim görmeye, fuarlara katılmaya, ticaret yapmaya gittiğini belirtti. Okumuş, AB'nin \"vizeler kalkarsa Türkler AB'ye akın eder\" endişesinin gereksiz, komik ve asılsız olduğunun altını çizerek, \"Türkiye'nin ürettiği ürünler AB'de serbestçe dolaşabilirken bu ürünleri üreten ve satan Türk insanının etrafı AB tarafından adeta vize duvarlarıyla çevrilmiş ve seyahat ve ticaret özgürlüğü elinden alınmıştır\" ifadesini kullandı. Yıllık 120 milyar euro'luk dış ticaret hacmi ile Türkiye'nin AB'nin altıncı büyük ticari ortağı olduğuna dikkati çeken Okumuş, vize engelinin tamamen kaldırılması halinde bu rakamın 5 yıllık sürede 250-300 milyar euro'ya kolayca ulaşabileceğini belirtti."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/yunanistanda-gol-uzerindeki-kiliseyi-gordunuz-mu", "text": "Hafta sonunuzu bile ayırsanız rahatça gezebileceğiniz Selanik, İskeçe ve Kavala şehirleri hem ulaşımı kolay hem de ülkemize çok yakın. Yıl içinde Yunanistan turları ile birçok kişi komşu ülkeyi geziyor. İpsala'dan giriş yaptıktan sonra İskeçe yolu üzerinde bulunan minik bir balıkçı köyü olan Porto Lagos, İskeçe ile Gümülcine arasında kalıyor. Bu iki yer arasında ise tabloları kıskandıran güzellikle bir göl bulunuyor. Gölün adı: Vistonida. Uzaktan baktığınızda Vistonida Gölü'nü bir sazlığa benzetebilirsiniz. Çevresinde birçok bitki ve kırsal alan bulunuyor. Ama bizim bahsetmek istediğimiz şey bu göl üzerindeki kilise. Agios Nikolaos Kilisesi olarak adlandırılan bu sevimli kilise, Selanik gezisi yapmayı düşünenlerin mutlaka görmesi gereken bir mimari. Hristiyan dünyası için tarihi ve dini yönden önemli kiliseler arasında olan Agios Nikolaos Kilisesi, bulunduğu köy ve çevresi için de önemli oluyor. Kiliseyi uzaktan fark etmeniz çok olası değil. Sazlığa benzeyen gölün ortasına inşa edilen bu mimari harikası kiliseye uzun bir ahşap köprüden yürüyerek ulaşıyorsunuz. Kilise aynı zamanda, ikinci bir tahta köprüyle başka bir adaya daha bağlanıyor. Porto Lagos ve çevresinde anlatılan hikayelere göre şehir Osmanlı yönetimindeyken, köyde bir hoca olarak görülen Çileci varmış. Bu Çileci birçok kişiye yardım ediyormuş. Şehrin yönetiminin elinde olduğu kişinin kızı hastalanmış ve Çileci kızı iyileştirmiş. Kızın babası da bölgenin tamamını Aynoroz Kutsal Manastırı'na vermiş. Bugün Agios Nikolaos Kilisesi yüz binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyor. Vistonida Gölü'nün benzersiz güzelliği ve Aynoroz mirası kiliseye gelenlerin en önemli nedenlerinden biri. Panoramik bir görüntü keyfi yaşatan bu mimari Selanik'e ise iki saat uzaklıkta bulunuyor. Agios Nikolaos Kilisesi'ne ulaşım en kolay yoldan Dedeağaç'a gidilerek yapılabilir. İstanbul'a uzaklığı 300 km olan Dedeağaç'a turizm şirketlerinin düzenlediği günübirlik ya da kısa turlarla gidebileceğiniz gibi, kendiniz otobüs bileti alarak da gidebilirsiniz. Bunların yanı sıra kendi aracınızla da kolay ve rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz. Kendi otomobilinizle gitmek isterseniz uluslararası ehliyet ve sigorta gibi durumlara da dikkat etmeniz gerekiyor."} {"url": "https://www.ikigezginiz.com/yurt-disi-gezi-onerileri-hayatsenin-comda", "text": "Yurt dışı seyahati üzerine önerilerin yer aldığı hayatsenin. com, keyifli ve bilgilendirici içerikleriyle gezginlere harika ipuçları veriyor. Seyahat etmekten hoşlananlar için kapsamlı bir rehber niteliğinde olangezi sitesihayatsenin. com, bilgi veren ve ufkunuzu açan paylaşımlarıyla göz dolduruyor. Keyifli tatil önerileriyle okuyuculara orada olma hissi uyandıran hayatsenin. com, birbirinden güzel yurt dışı tatil turları, yurt dışı tatil önerileri, gezilecek yerler, yeme-içme alternatifleri gibi gezginlerin merak ettiği pek çok konuyu ele alıyor. Dünyanın pek çok ülkesi hakkında bilgi edinebileceğiniz sitede, farklı kültürleri tanıyıp yeni yerleri keşfetmek ufkunuzu açacak. Gezmeyi sevenlerin yeni adresi hayatsenin. com, ekonomik ve kaliteli konaklama önerileriyle de konforlu bir tatil ayarlamanıza yardımcı oluyor. Dünyanın en güzel gezi rotalarını, birbirinden güzel otellerini ve renkli yurt dışı turları içim hayatsenin. com web sitesini ziyaret etmeyi unutmayın."}